KUR’AN’DA İBADETİN DOĞRU ANLAMI

MÜSLÜMANLAR KUR’AN’I BİLİYOR MU?

Bence kesinlikle bilmiyor. Ne Kur’an’ı ne de İslam’ı.

Bırakın müslümanları, onlara öğreten hocaları da bilmiyor.

Hocalara yanlış öğreten mezhep imamları da tam bilmiyor.

Dolayısıyla sonuçta Kur’an’dakinden farklı bir din olmuştur İslam.

Bu başlıkta İslam’da yanlış bilinen konuları ele alacağız.

Yaratılış hikayesinden başlayalım:

Tevrat’taki Yılan Şeytan’dır:

Adem ile Havva cennettedir. Yasak ağacın meyvasından yemeleri yasaklanmıştır.

İblis onları kandırır ve yasağı çiğnerler. Cennetten kovulurlar.

Tevrat’ta yılan, Kur’an’da İblis geçer.

Öyleyse İblis yılan şekline girmiştir. Bunun başka bir açıklaması olamaz.

Çünkü İblis Adem ve Havva ile konuşmadan önce, Adem’e secde etmediği için cennetten kovulmuş idi.

Demek ki cennete yılan şeklinde yeniden girmiş.

Bu mantıklı izah varken, Tevrat’taki yılan kabul edilmez, Tevrat’ın tahrif edildiği iddiasıyla reddedilir.

Cennette Adem ile eşine bir ağaçtan yemeleri yasaklanır. Ama şeytan onları aldatır ve yasağı çiğnerler. Bunun üzerine cennetten yeryüzüne kovulurlar:

Araf /19-24. “Ey Âdem! Sen ve eşin cennette kalın. Dilediğiniz yerden yiyin. Fakat şu ağaca yaklaşmayın. Yoksa zalimlerden olursunuz.”

Derken şeytan, kendilerinden gizlenmiş olan avret yerlerini onlara açmak için kendilerine vesvese verdi ve dedi ki: “Rabbiniz size bu ağacı ancak, melek olmayasınız, ya da (cennette) ebedi kalacaklardan olmayasınız diye yasakladı.” “Şüphesiz ben size öğüt verenlerdenim” diye de onlara yemin etti.

Bu sûretle onları kandırarak yasağa sürükledi. Ağaçtan tattıklarında kendilerine avret yerleri göründü. Derhal üzerlerini cennet yapraklarıyla örtmeye başladılar. Rableri onlara, “Ben size bu ağacı yasaklamadım mı? Şeytan size apaçık bir düşmandır, demedim mi?” diye seslendi.

Dediler ki: “Rabbimiz! Biz kendimize zulüm ettik. Eğer bizi bağışlamaz ve bize acımazsan mutlaka ziyan edenlerden oluruz.”

Allah dedi ki: “Birbirinizin düşmanı olarak inin (oradan). Size yeryüzünde bir zamana kadar yerleşme ve yararlanma vardır.”

Halbuki Allah Adem’i yaratmadan önce meleklere şöyle demiştir:

Bakara-30. Hani, Rabbin meleklere, “Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım” demişti. Onlar, “Orada bozgunculuk yapacak, kan dökecek birini mi yaratacaksın? Oysa biz sana hamdederek daima seni tesbih ve takdis ediyoruz.” demişler, Allah da, “Ben sizin bilmediğinizi bilirim” demişti.

Öyleyse soralım:

Adem ile eşi yasak ağaçtan yemeselerdi, ebediyen cennette mi kalacaklardı?

Yeryüzüne gönderilmelerinin sebebi yasak ağaçtan yemeleri midir?

Adem ile eşi neden cennete yerleştirilmiştir?

Halbuki yeryüzünde yaşamaları için yaratılmışlardı.

Yasak ağaçtan yememiş olsalardı yeryüzüne gönderilmeyecekler miydi?

Bu konuda Kur’an’da bir izah yoktur. Faydalanılacak bir ayet de yoktur. Tevrat’ta da buna değinilmez.

Bu nedenle yasak ağaç ve cennetten kovulma konusu Allah’ın bir senaryosu olarak algılanır.

Eğer “Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım” sözü olmasaydı, onun yerine yasak çiğnendikten sonra “Sizi yeryüzünde yaşamaya mahkum kılıyorum. Orada çoğalın, oranın halifesi olun.” denilseydi böyle algılanmazdı.

Ayrıca İblis’in Allah ile olan diyaloğundan anlaşılmaktadır ki; İblis Adem ile eşinin yeryüzünde yaşayıp çoğalacaklarını ve sınava tabi olacaklarını bilmektedir.

Demek ki; Adem ile eşi cennete geçici bir zaman için konulmuştur. Misafir gibi. Ama yasağı çiğnemeleri nedeniyle cennet yaşamlarına derhal son verilmiştir. Eğer yasağı çiğnemeselerdi, belki uzun bir müddet cennette kalacaklardı. Ama neticede yine yeryüzüne gönderileceklerdi.

Cennete geçici olarak yerleştirilmelerinin sebebini ise, ebedi mekanı tanımaları, tadını almaları, dünya ile mukayese edebilmeleri ve kendilerinden doğacak nesillere bunları aktarabilmeleri şeklinde izah edilebilir.

Fakat bu noktada cehennemi tanıma yönünden bir eksiklik vardır.

Eğer “Yasak ağaçtan yerseniz cennetten kovulur ve cehennem azabını tadarsınız” denseydi ve 1 günlüğüne de olsa cehenneme atılsalardı, mit daha anlamlı olurdu.

Şeytan Melekti:

İslamcıların geneli İblisin cin olduğunu öne sürer. Müslümanlar da şeytanın cinlerden olduğu yutturmacasına inanır. Çünkü o yutturmacayı yapanlar gibi şeytanı melekliğe yakıştırmazlar. Halbuki bırakın melekliği, başmelektir. Ve İsyanından dolayı meleklikten düşürülmüştür.

Tabi ben mitolojiyi konuşuyor ve onu çarpıtılmamış, saptırılmamış haline, doğru temellere oturtmaya çalışıyorum. Neticede bu İslam’ı da ilgilendiriyor ve müslümanların da doğrusunu bilmek hakları.

Kehf-50. Ve iz kulnâ lil melâiketiscudû li âdeme fe secedû illâ iblîs, kâne minel cinni fe feseka an emri rabbih, e fe tettehızûnehu ve zurriyyetehû evliyâe min dûnî ve hum lekum aduvv, bi’se liz zâlimîne bedelâ.

Hani biz meleklere, “Âdem için saygı ile eğilin” demiştik de İblis’ten başka hepsi saygı ile eğilmişlerdi. İblis ise cinlerdendi de Rabbinin emri dışına çıktı. Şimdi siz, beni bırakıp da İblis’i ve neslini, kendinize dostlar mı ediniyorsunuz? Hâlbuki onlar sizin için birer düşmandırlar. Bu, zalimler için ne kötü bir bedeldir!

Edip Yüksel dışındaki bütün mealciler “İblis cinlerdendi” diye yazmış. Şimdi aşağıdaki ayete dikkat edelim:

Bakara-34. Ve iz kulnâ lil melâiketiscudû li âdeme fe secedû illâ iblîs, ebâ vestekbere ve kâne minel kâfirîn.

Hani biz meleklere «Adem’e secde ediniz» dedik de hemen secde ettiler. Yalnız iblis kaçındı, kendini büyük gördü ve kâfirlerden oldu.

Bu ayeti çelişkiye düşmemek için “kafirlerdendi” diye çeviren de var. Ama çoğunluk “kafirlerden oldu” şeklinde çevirmiş.

Kafirlerden olsa meleklerin içinde ne işi var?

İsyan ettikten sonra kafir oluyor, isyan etmeden önce kafir değil.

“Kane minel cinni” olunca “cinlerdendi”, “kane minel kafirin” olunca “kafirlerden oldu” diye çevriliyor. Yanlış, çifte standart. “Kane minel cinni” de “cinlerden oldu” diye çevrilmeli. İsyan edince cine dönüştürüldü.

Ayet zaten meleklere seslenildiğini açık açık söylüyor.

Öyle olsa “meleklere ve cinlere” denirdi. Ya da “meleklere ve İblis’e” denirdi.

“Meleklere” deniyor ve “cinlerden oldu, kafirlerden oldu” deniyor.

Yani İblis isyan edince tüm kariyeri bitiyor, rütbeleri sökülüyor, aşağılanıp mevkiden-meleklikten düşürülüyor.

Bu hikaye İslam mitolojisine Hristiyan mitolojisinden geçmiştir.

Yahudi mitolojisinde şeytan pek öne çıkartılmaz. Tevrat’ta şeytanın aldatmasından pek bahsedilmez. Hristiyanlıkta ise şeytanın yeri önemlidir. Tevrat’taki Adem ile Havva’yı kandıran yılanın kılık değiştirmiş şeytan olduğuna inanılır. Şeytan, daha önce başmelek Lusifer’dır. Işıktan yaratılmıştır. Güzeller güzelidir. meleklerin başıdır ve en güçlüsüdür. İnsanın yaratılmasına bozulur. Tanrının huzuruna çıkarak tepki gösterir. Bu küstahlığından dolayı meleklikten düşürülür, ışığı alınır. Tanrıdan mühlet ister ve insanları aldatmayı üstlenir.

İslam’da biraz değişiklik yapılmış, örneğin meleklerin adem’e secde etmesi ilave edilmiştir.

Secde:

İslam’da Allah’tan başkasına secde etmek küfür ve şirk olarak görülür.

Halbuki Adem bir insandır ve melekler Adem’e secde ettirilmişlerdir.

İslamcıların çoğu bunu bile çarpıtırlar, meleklerin Adem’e secdesini kabul edemezler.

Bu secdenin aslında Allah’a yapıldığını ve Adem’in kıble olduğunu saçmalarlar.

Kimisi ise bu secdenin bir selam olduğunu iddia eder. Hürmetten kaynaklandığını söyler.

Bu iddialar da yine Adem’e secdeyi kabullenememenin ürünüdür.

Kimi İslamcılar ise bu secdenin ibadet anlamında olmadığını söyler.

En doğru yaklaşım budur. Hattızatında secde ibadet değildir zaten.

Öyleyse tek secde edilen Allah değildir.

Bu durumda secdenin tanımlanmasında bir hata vardır.

Ademin tüm nesnelerin isimlerini bilmesi bir üstünlük olarak ifade edilmiştir.

Demek ki üstünlüğün kabul ve takdiridir secde.

Gelelim en önemli konuya:

İnsanın Yaratılış Sebebi: Halifelik

Bakara 30′da geçen “Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım” ifadesindeki halifeliğin Adem’e mahsus olduğu sanılır. Halbuki kastedilen insanlardır ve Adem ilk halife, ilk insandır.

Önce bunu kanıtlayalım sonra anlamına ve kullanım amacına değiniriz.

Fatır-39. Huvellezî cealekum halâife fîl ard, fe men kefere fe aleyhi kufruh, ve lâ yezîdul kâfirîne kufruhum inde rabbihim illâ maktâ, ve lâ yezîdul kâfirîne kufruhum illâ hasârâ.

O, sizi yeryüzünde halifeler kılandır. Artık kim inkâr ederse inkârı kendi aleyhinedir. İnkârcıların inkârı, Rableri katında ancak uğrayacakları gazabı artırır. İnkârcıların inkârı, ancak ziyanlarını arttırır.

Enam-165. Ve huvellezî cealekum halâifelardı ve refea ba’dakum fevka ba’dın derecâtin li yebluvekum fî mâ âtâkum, inne rabbeke serîul ikâbi ve innehu le gafûrun rahîm.

O, sizi yeryüzünün halifeleri yapan ve sizleri verdiği şeylerle denemek için kiminizi kiminize üstün kılandır. Şüphe yok ki, Rabbin çabuk cezalandıran ve yine şüphe yok ki, O tek bağışlayan, tek merhamet edendir.

Sad-26. Yâ dâvûdu innâ cealnâke halîfeten fîl ardı fahkum beynen nâsi bil hakkı ve lâ tettebiil hevâ fe yudılleke an sebîlillâh, innellezîne yadıllûne an sebîlillâhi lehum azâbun şedîdun bi mâ nesû yevmel hisâb.

Ey Davud! Biz seni yeryüzünde halife yaptık. O halde insanlar arasında adaletle hükmet. Hevâ ve hevese uyma, sonra bu seni Allah’ın yolundan saptırır. Doğrusu Allah’ın yolundan sapanlara, hesap gününü unutmalarına karşılık çetin bir azap vardır.

Ayetlerden görüldüğü gibi Kur’an’a göre sadece peygamberler değil, insanlar da halifedir.

Ve yaratılma sebebi de halifeliktir.

Sınavı da halifeliği üzerinden olacaktır. Yani, halifelik Allah’a kulluktur, ibadettir. Asıl ibadet budur. İbadet, kelime anlamıyla köle olmaktır. Allah’a köle olmak, Allah’ın emrinde çalışmak, onun verdiği görevleri yerine getirmeye uğraşmaktır. İşte o görev Kur’an’da halifelik olarak belirtilmiştir.

Haleflik, Allah’ın yaratıp düzenledikten sonra bıraktığının devam ettirilmesidir.

Bu konuda bir açıklama olmadığına göre bu hilafet nasıl olabilir:

Varolanın korunmasıyla kalmayıp daha iyileştirilmesi ve yeni düzenlemelerin ilavesidir.

Örneğin doğanın korunması ve güzelleştirilmesi, insanlığın daha ileri götürülmesidir.

Kötülüklerle mücadele, iyiliklerin ve adaletin hakim kılınmasıdır.

Müslümanların ne kadarı bu görevin farkında ve bilincinde?

Bu görevi hiçbir hocadan, din adamından duymamıştır, bilmez.

Kafir dediği, gavur dediği Newton’lar, Edison’lar, Einstein’lar, bilim ve teknoloji için emek sarfedenler, doğayı , ormanları, hayvanları korumaya çalışanlar, insan hakları için, sömürüsüz, adaletli bir dünya için mücadele verenler bu halifelik ibadetini layıkıyla yerine getirenlerdir. Hem de Allah’ı, cenneti, cehennemi hesaplamadan. Müslümanlar ise ibadeti namaz kılıp, oruç tutmak gibi ritüellerden ibaret sanır. Üstelik de çoğu bunu cehennemde yanmamak, cennete kavuşmak hesabıyla yapar. Halbuki namaz, oruç vb. eylemler tapınma ve yakarma ritüelleridir sadece. İbadet bir görevdir, tapınma ritüeli ise duadır, yalvarma-yakarmadır. İbadet Allah için, insanlık için, doğa için yapılırken tapınma-yakarma kişinin kendisi için yapılır.

Sonuç olarak insan ne kadar namazlarını eksiksiz kılıp, oruçlarını tutsa da bu ibadetini tam ve doğru yaptığı anlamına gelmez. Onları kendisi için yapmıştır. Halbuki insanın dünyaya getiriliş sebebi halifeliktir ve önemli olan halifeliği kendi ortam ve şartlarında ne derece yapabildiğidir. Haksızlıklara, yolsuzluklara karşı çıkmış, onlarla mücadele etmiş midir, zulüm ve sömürülere karşı durmuş mudur, dünyada adalet ve eşitlik için çaba sarfetmiş midir, kötülüklerin yerini iyiliğin, savaşın yerini barışın, zulmün yerini adaletin alması için emek vermiş midir? Ezilenlerin mi yanında olmuştur yoksa ezenlerin mi? Hayvanlara eziyet edenlerden mi olmuştur yoksa onları koruyanlardan mı? Doğayı katledenlerden mi olmuştur yoksa doğa için savaşanlardan yana mı? Kendi çıkarları için mi yaşamıştır, yoksa toplumun çıkarları için mi? Doğruluktan-dürüstlükten yana mı olmuştur yoksa sahtekarlıktan, düzenbazlıktan yana mı?

Bu saydıklarımda eksiği çok olanların, kendileri için yaptıkları yakarış ritüelleri çok olsa ne fayda?! Üstelik tezat bir durumdur. Sen halifelik görevini yapmayacak ya da eksik yapacaksın ama bol bol yalvarıp yakaracak, isteklerde bulunacaksın. Yani, örneğin dersini-ödevlerini yapmayan tembel ve yaramaz çocuğun öğretmeninden sık sık isteklerde bulunmasına benziyor. Öğretmen demez mi: “Sen önce şu tembelliği bırak, derslerini güzel çalış, ödevlerini düzgün yap.” diye. Bu da böyledir ve rab’bin anlamı öğretmen demektir zaten.

Reklamlar
Bu yazı Din içinde yayınlandı ve , , , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.