ERMENİ MESELESİ ve UAD

BM Soykırım Tanımı ve Koşulları

Birleşmiş Milletler Kurulu’nun 1948’de karar aldığı ve 1951’de yürürlüğe koyduğu “soykırım suçunun önlenmesi ve cezalandırılması sözleşmesi”ne göre soykırımın tanımı ve koşulları şöyle belirlenmiştir:

Ulusal, etnik,  ırksal veya dinsel bir grubu, kısmen veya tamamen  ortadan kaldırmak amacıyla işlenen aşağıdaki fiillerden herhangi biri, soykırım suçunu oluşturur.

a- Gruba mensup olanların öldürülmesi;

b- Grubun mensuplarına ciddi surette bedensel veya zihinsel zarar verilmesi;

c- Grubun bütünüyle veya kısmen, fiziksel varlığını ortadan kaldıracağı hesaplanarak, yaşam şartlarını kasten değiştirmek;

d-  Grup içinde doğumları engellemek amacıyla tedbirler almak;

e- Gruba mensup çocukları zorla bir başka gruba nakletmek;

Dikkat edilirse; soykırımın en baş koşulu tanımında yer alan “ortadan kaldırma amacı” nın olmasıdır. Eğer yok etme amacı yoksa, ortadan kaldırmaya yönelik bir plan ve emir mevcut değilse, olay soykırım olarak nitelenemez.

Bosna örneği:

Uluslar arası Adalet Divanı (UAD) soykırım davalarına bakan BM mahkemesidir. 1995 yılında Srebrenitza’da Sırpların 8000 civarında Bosna’lıyı katletmeleri üzerine Bosna Hersek UAD’ye başvurmuştu. Görülen davanın sonucunda Divan, her ne kadar Srebrenitza’da Bosnalı Sırplar tarafından soykırım suçunun işlendiğini kabul etmişse de, bundan dolayı Sırbistan’ın devlet organlarına yüklenebilir bir sorumluluk saptanamaması nedeniyle, Sırbistan’ı suçlu bulmamıştır. Bunun sebebini de soykırıma yönelik olarak Sırp yöneticilerinin bir amaç ve plan yaptıklarına ya da bir emir verdiklerine dair bir kanıt bulunmayışı olarak gerekçelendirmişlerdir.

Bosna kararı, soykırım sözleşmesindeki tanıma bağlı kalarak ve tanımda yer alan “amaç” olgusunun olmamasına dayanarak alınmış olup içtihat niteliğine sahiptir, yani bundan sonra görülecek soykırım davalarında benzer şekilde amacın olup olmadığına bakılacaktır.

Türkiye UAD’ye başvurmalı

Bosna örneğinden yola çıkarak 1915 Ermeni olaylarını ve Osmanlı hükümetinin tehcir kararını değerlendirdiğimizde; soykırım tanımına kesinlikle girmeyeceği açıktır. Çünkü tehcir soykırım demek değildir ve bir devlet gerekli gördüğü takdirde halkının bir kesimini sınırları içinde başka bölgelere yerleştirme hakkına sahiptir. 1. Dünya Savaşı gibi, tarihin o zamana göre gördüğü en büyük savaşta, vatan savunmasında olan Osmanlı hükümetinin işgalci düşmanla işbirliği yapmakta olan bir topluluğu başka bölgelere aktarması hukuksal bir işlemdir ve suç olarak nitelenemez. Gerek tehcir öncesi ve gerekse tehcir sırasında hükümet yetkililerinin Ermenilerin ortadan kaldırılmasına, katledilmesine dair herhangi bir emirleri, planları da olmadığına göre bir soykırım olduğu kararı alınmış olsa bile, bundan Osmanlı hükümeti sorumlu tutulamaz. Kaldı ki Osmanlı Devleti yıkılmıştır ve Türkiye Cumhuriyeti bundan  sorumlu görülmesi mümkün değildir. Ve böyle bir davanın tarafı da olamaz. Türkiye’nin Osmanlı Devletinin devamı ve mirasçısı olduğu, dolayısıyla Osmanlı’nın suçlarından da sorumlu olacağı iddiası mesnetsizdir ve devletler hukukunda böyle bir iddianın yeri yoktur. Çünkü TC sadece isim değiştirmiş bir devlet değildir. Siyasi olarak, hukuki olarak Osmanlı’dan çok farklı yapıda olması bir yana Osmanlı’ya karşı mücadele ederek kurulmuş ve Osmanlı’dan hiçbir yöneticiyi bünyesine almadığı gibi, kimisini cezalandırılmış kimisini de vatandaş olarak kabul etmemiş, yurda sokmamıştır. Dolayısıyla bu nedenlerden dolayı Türkiye’nin soykırımla suçlanmasının tutar yanı yoktur.

Nitekim yıllardır soykırım yaygarası yapan Ermeni Diasporası bugüne kadar Uluslar arası Adalet Divanına gidememiştir. Çünkü sonucun aleyhlerine çıkacağının bilincindedirler. Bunun yerine siyasi davranmakta, propaganda ve lobi faaliyetleriyle, yalan ve sahtekarlıklarla ülkeleri etkileyip tek tek soykırımı kabul ettirmeye çabalamaktadırlar. Böylelikle başta AB ülkeleri olmak üzere çoğunluğun desteğini almış olarak UAD’ye gitme niyetindedirler.

Bu noktada Türkiye karşılaştığı iddia ve suçlamalardan rahatsızlığını belirterek UAD’ye başvurabilir. Ermeni  soykırımı iddiasının soruşturularak karara bağlanmasını talep edebilir. Bu, Ermeni Diasporasının planını bozacağı gibi davada Türkiye’nin elini de güçlendirecektir. Nasıl olsa zamanı geldiğinde Türkiye bu davayla karşı karşıya gelecektir. Tehcirin 100. yılına doğru Ermenilerin  faaliyetlerini arttıracakları ve dünyanın dikkatini bu konu üzerine çekmeye çalışacakları açıktır. 100. yılda ise eylemlerini doruk noktasına çıkaracak ve Türkiye aleyhine ellerinden geleni yapmaya çalışacaklardır. Türkiye’nin bunu beklemeden UAD’ye başvurması ve oyunu bozması şarttır.

Soykırım sözleşmesinin yürürlüğe konduğu tarihten geriye doğru işletilmesi ve 1915 olaylarını muhakeme etmesi de tartışmalı bir konudur. Hukukçular içinde geriye doğru işletilmesinde bir sorun olmadığı düşüncesinde olanlar olduğu gibi, geriye doğru işletilmesinin mümkün olmadığı görüşünde olanlar da çoktur. 1948 tarihinde karar alınan sözleşmenin yürürlüğe giriş tarihinin 1951 olarak belirlenmiş olması ve sözleşmede geriye doğru işletileceğine dair bir hüküm bulunmaması, geriye işletilmesinin mümkün olmadığını ileri sürenlerin haklılığını güçlendirmektedir. Şimdiye kadar böyle bir örnek olmadığı gibi, bir örneğin olması halinde soykırım davaları daha eski tarihlere de taşınabileceğinden buna en başta ABD olmak üzere emperyalist ülkeler karşı çıkacaktır. ABD’nin Kızılderili soykırımı üzerine inşa edilmiş bir devlet olduğu tüm dünyaca bilinen bir konudur. Dolayısıyla ABD böyle bir risk almak istemeyecek ve geriye doğru yargılamayı kabullenmeyecektir.

Görüldüğü gibi tehcir konusunun ayrıntılarına girmeden, karşılıklı katliamları, Ermeni terör ve isyanlarını, savaşta Rus ve Fransız orduları saflarında yer almalarını ele alıp irdelemeden 3 önemli noktada Türkiye’nin soykırımla suçlanamayacağını ortaya koyduk. Tehcir kararında ve diğer talimatlarda soykırım amacının, planının ve emrinin bulunmaması, Türkiye Cumhuriyetinin Osmanlı Devletinin kararlarından siyasi ve hukuki olarak sorumlu tutulamayacağı ve soykırım sözleşmesinin geriye doğru işletilmesinin mümkün olmadığı, o dönemde soykırım yasasına değil savaş suçları yasasına göre hareket edildiği noktalarında eğer tarafgir davranılmazsa; Türkiye UAD’den haklı çıkar ve bir cezaya çarptırılmaz.

Türkiye bir ceza almaz ama Ermeni malları konusunda sorumludur. Bu konuda bir mahkeme kararı beklenmeksizin başvuran varislerin mülkleri ya da mülklerinin bedeli fazlasıyla kendilerine ödenmelidir. Hatta bu konuda bir çağrı yapılmalı ve mülklerinin hakkını almamış olanların başvurmaları ve teyid edilmesi halinde haklarına kavuşacakları bildirilmelidir. Mülkünü kullanmak ve ikamet etmek isteyenler için her türlü kolaylık gösterilmelidir.

Serdar Kaangil

Reklamlar
Bu yazı Politika içinde yayınlandı ve , , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

ERMENİ MESELESİ ve UAD için 5 cevap

  1. Kaçak olarak çalışan ermenistandan gelen hainleri sınır dışı etmelidirler.PKK yi de körükleyen bu beyinsizlerdir.osmanlıyı arkadan hançerliyen,masum müslümanları katleden bu hainlerden kan bedeli alınmalıdır.Osmanlı veya Türkiye asla sorumlu değildir.Rus kazaklarına yol gösteren ve sivil halkı katleden şeytanları ülkemde görmek istemiyorum.

    • onur dedi ki:

      beş parmağın beşide bir değildir. tüm ermenileri aynı keyfe koyarsan hata yaparsın. bugün bile türkiyeyi seven erneniler vardır. ermeniler osmanlıyı arkadan vuran olsa olsa en son millet olur çünkü osmanlı tarafından bile “sadık millet” şeklinde lanse edilmişler. tüm azınlıklar isyan ederken onlar isyanlara katılkmamışlar istersen tarih kaynaklarına bak.

      bu arada sevgili pante, yazın için terbrikler. gerçekten harika bir eleştiri olmuş

  2. çetin arman dedi ki:

    mehmet selim polat nerelisin bilmiyorum ama, tam bir ırkçı ve geriçi faşiştsin bence senin ilk önce
    kan vererek dna testiyle hangi ırka mensup olduğunu, öğrenmelisin, büyük bir ihtimal ile belki ermeni
    bile çıkabilirsin bakalım o zaman bu kadar ırkçı ve faşişt olacakmısın merak ediyorum, ve ayrıca bu ülkede yaşayan bütün halklar, anadolunun halklarıdır, ve bu ülkede kimsenin babasının malı değildir.

  3. Nickel dedi ki:

    çetin arman bu ülke babamın dedemin ve benim malımdır bu kadar… ayrıca dost ermeni yoktur bu ülkeyi seviyor ayağına yatan ermeni vardır.

  4. babeuf dedi ki:

    Ermeni soykırımını kabul et ve yükten kurtul. Sosyalist bir hükümet olsa bunu derhal kabul eder çünkü böyle bir şey olmuştur. Kabul etmemek Ermenilerin milliyetçiliğini azdırmaktan başka hiçbir işe yaramaz esas kabul edersen onların burjuva milliyetçi unsurları kontraya düşer. Size ne devletin düşeceği durumdan siz devlet misiniz?

Bir Yanıt Bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s