KUR’AN’DAKİ BEDDUALAR

ALLAH BEDDUA EDER Mİ?

fethullah-gulen-beddua3

 

Beddua Allah’tan istenen kötü dilek demektir. Peki Allah’tan dilendiğine göre Allah kendisine dua ya da beddua eder mi? Örneğin “Allah onu yerin dibine batırsın” der mi? “Allah, onun iki gözünü kör etsin” der mi? Demez elbette. Bunu istiyorsa yapar zaten. Ama ne var ki ayetlerde beddua vardır ve sadece bu bile Kur’an’ın insan ürünü bir kitap olduğunun, Tanrıdan-Allah’tan gönderilmediğinin yeterli kanıtıdır.

Tebbet Suresi

Tebbet suresi bu konuda en bilinen suredir ve hergün milyonlarca Müslüman her namazda “Ebu Leheb’in elleri kurusun” diye beddua eder.

Ebu Leheb’in iki eli kurusun! Kurudu da.
Malı ve kazandıkları ona fayda vermedi.
O, alevli bir ateşte yanacak.
Odun taşıyıcı olarak karısı da.
Ve boynunda hurma lifinden bükülmüş bir ip olduğu halde.

Ebu Leheb bilindiği üzere Muhammed’in amcasıdır ve iki kızını daha çok küçük yaşlarındayken amcasının oğullarıyla evlendirmiştir. Asıl adı Abduluzza’dır. Leheb adını ona Muhammed takmıştır, ateşin babası anlamına gelir. Amcasıyla aralarının açılmasının sebebi kızlarıyla olan geçimsizlik ya da peygamberliğine inanmamış ve kendisine kötü davranmış olması gösterilir.  İlginçtir ki Kur’an’da peygamber sülalesinin dışında ismi yazılmış iki isim vardır. Birisi evlatlığı olan Zeyd’dir ve boşandığı karısı Zeynep’le evlenmesinin izahında geçmiştir. Diğeri de amcasıdır.  1430 sene önce ölmüş bir adama hala hergün milyonlarca kez beddua edilmesinin ne akılla, ne mantıkla izah edilebilir bir yanı yoktur.

Müdessir Suresi

Tefsirlere göre Müdessir suresinin 11. Ayetinden itibaren bahsi geçen kişinin Velid b. Muğire el-Mahzumi olduğu belirtilmiştir. Ayetler “kahrolasıca” ya da “geberesice-canı çıkasıca”, “bir daha kahrolasıca” ifadeleriyle beddular içerir. Gebermesini isteyen Allah’sa bunu ayet olarak yazmak yerine neden canını almasın ki?! Belli ki bu ifadeler tanrıya değil, Muhammed’e aittir.

 11. Malsız, evlâtsız olarak yaratıp dünyaya getirdiğim kimseyi, bana bırak.
12. Ona ardı arkası gelmeyen servetler vermiştim.
13. Ona ellerinin değdiği işi başaran, itibarlı ve liderlik kabiliyetleri yüksek, şöhretleri kendisine denk, babalarını yalnız bırakmayan oğullar vermiştim.
14. Ona, ne büyük imkanlar sağlamıştım.
15. Üstelik, daha, daha artırmamı arzu ederdi.
16. Yağma yok artık. Çünkü o âyetleri-mizi inatla inkâra, yalanlamaya kalkıştı.
17. Ben onu sarp yokuşa, dikine azâba sardıracağım.
18. O Kur’ân’a ve İslâm’ı tebliğe nasıl karşı çıkacağını düşündü ve plan yaptı.
19.
Kahrolasıca(geberesice), nasıl da içinde yaşadığı toplumun tasvibini alacak bir plan yaptı.
20.
bir daha kahrolasıca(geberesice), nasıl da içinde yaşadığı toplumun tasvibini alacak peşpeşe planlar yaptı.
21. Sonra planının doğuracağı sonuçları düşündü.
22. Üstelik kaşını çatıp, surat astı, Kur-an’ın ve İslâm’ın hedeflerinin planlanan vakitten önce gerçekleşmesini istedi, bekleyemedi.
23. Sonra imandan ve Peygambere tâbi olmaktan, ikbalinden ve istikbalinden yüz çevirdi ve büyüklük taslayıp zorbalık etti.
24. “- Bunlar, öteden beri anlatılan, öğretilen büyüleyerek aklı etki altına alan sözlerden ibaret.” dedi.
25. “- Bu ne ki, olsa olsa beşer sözü.” dedi.

Diğer beddua ayetleri:

Tevbe 30. Yahudiler, “Üzeyr, Allah’ın oğludur” dediler. Hıristiyanlar ise, “İsa Mesih, Allah’ın oğludur” dediler. Bu, onların ağızlarıyla söyledikleri (gerçeği yansıtmayan) sözleridir. Onların bu sözleri daha önce inkâr etmiş kimselerin söylediklerine benziyor. Allah, onları kahretsin. Nasıl da haktan çevriliyorlar!

Münafıkun 4. Onları gördüğün zaman kalıpları hoşuna gider, konuşurlarsa sözlerini dinlersin. Onlar sanki duvara dayanmış kütükler gibidir. Her gürültüyü kendi aleyhlerine sanırlar. Düşman onlardır. Onlardan sakın. Allah onların canlarını alsın. Nasıl bu hale geliyorlar?

Zariyat 10-11. Cehalet içinde gaflete dalmış olan (ve “Muhammed şairdir, delidir” diyen) yalancılar kahrolsun!

Abese 17. Kahrolası (inkârcı) insan! Ne nankördür o!

Maide 64. Bir de Yahudiler, “Allah’ın eli bağlıdır” dediler. Söylediklerinden ötürü kendi elleri bağlansın ve lânete uğrasınlar! Hayır, O’nun iki eli de açıktır, dilediği gibi verir. Andolsun, sana Rabbinden indirilen (Kur’an) onlardan birçoğunun azgınlık ve küfrünü artıracaktır. Biz onların arasına kıyamete kadar düşmanlık ve kin saldık. Her ne zaman savaş için bir ateş yakmışlarsa, Allah onu söndürmüştür. Onlar yeryüzünde bozgunculuk çıkarmaya çalışırlar. Allah, bozguncuları sevmez.

Muhammed beddua etmiş midir?

“Peygamber efendimiz hiç beddua etmezdi” diyen hocaları çok duyarız ama hadisler beddualarla doludur. Bunlardan en ilginç olanı; Risale-i Nur’da anlatılan hadistir:

«Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm namaz kılarken, hırçın bir çocuk, namazını kat’edip geçtiğinde, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm “Ey Allah’ım! Sen de onun yürüyüşünü kes” demiş. Ondan sonra çocuk daha yürümemiş öyle kalmış, hırçınlığının cezasını bulmuş.»

Risalede yeri: Mektubat sh: 142

Me’hazler: Şerh-üs Sünne – Begavî 11/274; Delâil-ün Nübüvve – Beyhakî 5/243; Eş-Şifa – Kadı İyaz 1/328; Şerh-üş Şifa – Hafacî 3/137; yine Şerh-üş Şifa – Aliyy-ül Karî 1/663; Mecma-uz Zevaid 3/137; Cem’-ül Fevaid 1/228; Kenz-ül Ummal 12/440

 Diğerleri:

 (Kadın elbisesi giyen erkeğe, erkek elbisesi giyen kadına lanet olsun!) [Hakim]

(Kadın gibi davranan erkeğe, erkek gibi davranan kadına lanet olsun!) [Buhari]

(Rüşvet alıp verenlere Allah lanet etsin!) [İbni Mace]

(Eshabıma sövenlere Allah lanet etsin!) [Hakim]

(Zekat vermeyenlere Allah lanet etsin!) [Nesai]

(Ana-babasına lanet edene Allah lanet etsin!) [Müslim]

(Lutilere Allah lanet etsin!) [Beyheki]

(Zalim âmirlere, fasıklara, sünnetimi yıkan bid’atçilere Allah lanet etsin!.) [Deylemi]

(Altın ve gümüşün kuluna paraya tapana lanet olsun!) [Tirmizi]

(Halkın işlerini üstlenip de onlara güçlük çıkarana lanet olsun!) [Ebu Avane]

(Hanımını anasından üstün tutana lanet olsun!) [Şir’a]

(Sadaka vermeye engel olana lanet olsun.) [İsfehani]

(Allah’tan ümit kestirip dinden nefret ettirenlere lanet olsun!) [Şir’a]

(Bid’atler çıkınca âlim ilmini açıklasın! İlmini açıklamayana lanet olsun!) [Deylemi]

(Vücuduna dövme yapana, yaptırana, faiz alıp verene lanet olsun.) [Buhari]

(Ana ile evladın, kardeşle kardeşin arasını açana lanet olsun.) [İbni Mace]

(Kızını fasıkla evlendirene lanet olsun.) [Şir’a]

(Ölü için ağlayana lanet olsun.) [Ebu Davud]

 

 

Reklamlar
Bu yazı Din içinde yayınlandı ve , , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

42 Responses to KUR’AN’DAKİ BEDDUALAR

  1. yasir dedi ki:

    42 / ŞURA – 51
    Ve mâ kâne li beşerin en yukellimehullâhu illâ vahyen ev min verâi hıcâbin ev yursile resûlen fe yûhıye bi iznihî mâ yeşâu, innehu aliyyun hakîm(hakîmun).

    Allah’ın hiçbir insanla konuşması olmamıştır, illâ vahyile veya perde arkasından veya dilediğine izniyle vahyetsin diye resûl göndererek. Allah, bilir ve hikmet sahibidir.

    42 / ŞURA – 52
    Ve kezâlike evhaynâ ileyke rûhan min emrinâ, mâ kunte tedrî mel kitâbu ve lel îmânu ve lâkin cealnâhu nûren nehdî bihî men neşâu min ibâdinâ, ve inneke le tehdî ilâ sırâtın mustekîm(mustekîmin).

    Ve işte böylece sana emrimizden bir ruh vahyettik. Ve sen, kitap nedir ve îmân nedir bilmiyordun. Ve lâkin O’nu “nur” kıldık. Kullarımızdan dilediğimizi O’nunla hidayete erdiririz. Ve muhakkak ki sen, mutlaka Sıratı Mustakîm’e hidayet ediyorsun (ulaştırıyorsun).

    16 / NAHL – 102
    Kul nezzelehu rûhul kudusi min rabbike bil hakkı li yusebbitellezîne âmenû ve huden ve buşrâ lil muslimîn(muslimîne).

    De ki: “O’nu (Kur’ân-ı Kerim’i), Rabbinden hak ile âmenû olanları sebat ettirmek için ve müslümanlara (teslim olanlara), hidayet ve müjde olarak Ruh’ûl Kudüs (Cebrail A.S) indirdi.”

    26 / ŞUARA – 193
    Nezele bihir rûhul emîn(emînu).

    O’nu, Ruh’ûl Emin (Cebrail A.S) indirdi.

    81 / TEKVİR – 19
    İnnehu le kavlu resûlin kerîm(kerîmin).

    Muhakkak ki O (Kur’ân), gerçekten Kerim Resûl’ün sözüdür.

    81 / TEKVİR – 20
    Zî kuvvetin ınde zil arşi mekîn(mekînin).

    Yüce arşın sahibinin yanında büyük şeref (makam ve itibar) sahibidir.

    81 / TEKVİR – 21
    Mutâın semme emîn(emînin).

    O, kendisine itaat edilen, orada emin olandır.

    78 / NEBE – 38
    Yevme yekûmur rûhu vel melâiketu saffâ(saffen), lâ yetekellemûne illâ men ezine lehur rahmânu ve kâle sevâbâ(sevâben).

    O gün, ruh ve melekler, saf saf hazır bulunurlar. Rahmân’ın kendisine izin verdiği kişiden başka kimse konuşamaz. Ve (izin verilen) sadece sevap söylemiştir.

    97 / KADİR – 4
    Tenezzelul melâiketu ver rûhu fîhâ bi izni rabbihim min kulli emrin.

    Melekler ve ruh, onda (o gecede) Rab’lerinin izniyle herbir emir için inerler.

    15 / HİCR – 29
    Fe izâ sevveytuhu ve nefahtu fîhi min rûhî fekaû lehu sâcidîn(sâcidîne).

    Artık onu dizayn edip, içine ruhumdan üflediğim zaman, hemen ona secde ederek yere kapanın!

    17 / İSRA – 85
    Ve yes’elûneke anir rûh(rûhı), kulir rûhu min emri rabbî ve mâ ûtîtum minel ilmi illâ kalîlâ(kalîlen).

    Ve sana ruhtan sorarlar. De ki: “Ruh, Rabbimin emrindendir.” Ve size, (ruha ait) ilimden sadece az bir şey verildi.

    Kuranda Ruh diye bir kavram var ve bundan az bilği verildiği ve içeriği gayb olduğu söylenmekte…Ruh’u meleklere dahil ederken aynı zamanda melekler ve Ruh diyede ayırmaktadır…
    Kuranda açık bir şekildede Kuranı Allah katından indirenin Ruh-ul Kudus, Ruh-ul Emin yani Cebrail2in olduğu söylenip Yine Kuranın Allah katında değerli bir resül olan Cebailin sözü olduğu vurğulanmaktadır…

    TEVBE–31 – Onlar, Allah’dan başka bilginlerini ve rahiplerini de kendilerine Rab edindiler, Meryem oğlu Mesih’i de. Oysa onlar bir olan Allah’a ibadet etmekle emrolunmuşlardı. Allah’dan başka hiçbir ilâh yoktur. O, müşriklerin ortak koştuğu şeylerden de münezzehtir.

    TEVBE–32 – Allah’ın nurunu ağızlarıyla söndürmek istiyorlar, Allah da razı olmuyor. Fakat kâfirler istemeseler de Allah nurunu tamamlamayı diliyor.

    Misal tevbe 30’dan sonraki ayetlere baktığımızda yine Allah Ruh’un sözleriyle anlatılmakta, yani tevbe 31’de ‘’Allahtan başka’’ sözünü söyleyenin Allah değil Allahın izniyle ve Allahın katından Ruh-Cebrailin sözü olduğu anlaşılıyor, şayet Allah söylemiş olsaydı ‘’Benden başka’’ demesi gerekmizmiydi? Ayetlerin devamında çok net anlaşılıyor ki ayetleri 2. Bir ağızdan Allah katından Cebrail-Ruh indirmektedir…
    Bu bağlamda Kuranda Peygamberin söylemesi veya söyledikleri için kullanılar, Ruh’un Allah katından indirdikleri ve direk Allah’ın söyledikleriyle 3 söylem bulunmaktadır, bu yüzden karıştırmanız veya bilinçli olarak saptırmanız çok doğaldır…

    Allah’ın hiçbir insanla konuşması olmamıştır, illâ vahyile veya perde arkasından veya dilediğine izniyle vahyetsin diye resûl göndererek. Allah, bilir ve hikmet sahibidir. 42 / ŞURA – 51

    Allah, meleklerden ve insanlardan resûller seçer. Muhakkak ki Allah, en iyi işitendir, en iyi görendir. 22 / HACC – 75

    Hamd; gökleri ve yeri yaratan, ikişer, üçer ve dörder kanatlara sahip melekleri, resûller (elçiler) kılan Allah’a aittir. Yaratmada dilediğini arttırır. Muhakkak ki Allah, herşeye kaadirdir. 35 / FÂTIR – 1

    Şimdi çoz az bir bilği verilen Ruh bir çok yerde karşımıza çıkıyor…İnsan yartılıp içine Ruh ğflendiğinde ona secde adilmesi isteniyor…İnsan yaratıldığında ruh üflenmeden önce canlı mı? Yoksa cansız mı? İdi…Bu ruh insana ne katıda secde edilecek bir konuma getir di? Ruh insana canmı verdi yoksa Hissiyat-bilinç-irade-şuur mu verdi…

    Kuranda Musa peygamberin Bedduasıda bir örnektir…

    YUNUS–88 – Musa dedi: “Ey Rabbimiz! Sen Firavun’a ve adamlarına şu dünya hayatında göz kamaştırıcı zenginlik ve bol bol servet verdin. Ey Rabbimiz! Senin yolundan saptırsınlar diye mi? Ey Rabbimiz! Onların mallarını sil süpür ve kalblerine sıkıntı düşür. Çünkü onlar o acıklı azabı görmedikçe iman etmeyecekler.”
    YUNUS–89 – Allah buyurdu: “Her ikinizin de duası kesinlikle kabul olundu. Siz yine doğru ve dürüst olmaya devam edin. Kendini bilmeyenlerin yoluna sakın uymayın.”.

    Kuranda Musa’nın Fravuna bedduası vardır ALLAH bunu kabul etmiştir ve o tarihten sonra mısır hiçbir zaman iflah olmamıştır…

    Ve sonuçta Allah dualarını kabul etmiştir…Mısırın bütün zenğinliklerini Allah İsriloğlularına ganimet olarak helal kılmıştır ve israiloğluları mısırdan çıkarken mısırın bütün altın ve mücevharatını yüklenmişlerdir…Bu tarihten sonra mısır bir daha iflah olmamıştır…

    “Sana vaadettiğimizden kendi isteğimizle dönmedik. Ve lâkin bize, o kavmin ziynetleri (altın süs eşyaları) yüklenmişti. Bu yüzden onları (eritmek üzere ateşe) attık. Sonra Samiri de attı.” dediler. 20 / TÂHÂ – 87

  2. toro dedi ki:

    Sevgili yasir kardeşim,
    Yazını okurken ilk gözüme çarpan çevirine (ya da çeviri) katkı yapmak istiyorum!

    ”42 / ŞURA – 51 İniş sırası-62
    Ve mâ kâne li beşerin en yukellimehullâhu illâ vahyen ev min verâi hıcâbin ev yursile resûlen fe yûhıye bi iznihî mâ yeşâu, innehu aliyyun hakîm(hakîmun).

    Allah’ın hiçbir insanla ”KONUŞMASI” olmamıştır, illâ vahyile veya perde arkasından veya dilediğine izniyle vahyetsin diye resûl göndererek. Allah, bilir ve hikmet sahibidir.”

    Demişsin!

    Araf 143; İniş sırası-39
    ‘’Mûsâ, belirlediğimiz yere (Tûr’a) gelip Rabbi de ona ”KONUŞUNCA”, “Rabbim! Bana (kendini) göster, sana bakayım” dedi. Allah da, “Beni (dünyada) katiyen göremezsin. Fakat (şu) dağa bak, eğer o yerinde durursa sen de beni görebilirsin.” dedi. Rabbi, dağa tecelli edince onu darmadağın ediverdi. Mûsâ da baygın düştü. Ayılınca, “Seni eksikliklerden uzak tutarım Allah’ım! Sana tövbe ettim. Ben inananların ilkiyim” dedi.’’

    • Gencer dedi ki:

      12 den vurmak diye işte ben buna derim.
      Tabii ki amacımız Dindar arkadaşları rencide etmek değil ama bizler de aptal insanlar değiliz.
      Toro dikkatin için tebrik ediyorum.

      • mehmet dedi ki:

        Ayetlerin gerçeklerini okuyunuz kelimeler çarpıtılmış olmakla birlikte bazı yerlerde ekleme çıkarma yapmışsınız.
        Gerçi sizler aptal değilsiz sadece cehalet yüzünden böyle olmuşsunuz.

      • Fikret DEMIR dedi ki:

        TEBBET Suresi bile bir insanın İSLAM’ı seçmesine yeterlidir.TEBBET Suresi yazıldığında EBU LEHEB ve EŞİ Ölmemişlerdi. Kur’an-ı Kerim de onların Müslüman olmayacakları kesin bilindiği için ALLAH (C:C) Ebedi İlmiyle bu durum değişmemiştir. Müslüman olma ihtimali olabilirdi mesela daha ölmemişlerdi. Yazılmış bir Sure MUCİZE arıyorsanız alın size MUCİZE

    • yasir dedi ki:

      Toro, şura 51’i iyi okumanı tavsiye ediyorum…
      ‘’illâ vahyile veya perde arkasından veya dilediğine izniyle vahyetsin diye resûl göndererek.’’
      Perde arkasından konuşmaktan neyi anlıyorsunuz çok merak ediyorum…

      Ve rusulen kad kasasnâhum aleyke min kablu ve rusulen lem naksushum aleyk(aleyke). Ve kellemallâhu mûsâ teklîmâ(teklîmen). NİSÂ – 164
      Kıssalarını daha önce sana anlattığımız Rasuller gönderdik. Kıssalarını sana anlatmadığımız Rasuller de gönderdik. Allah Mûsâ ile gerçekte konuştu. NİSÂ – 164

      Sevğili toro, sana bu yukarıdaki ayetide vereyim sizin zannınızca Kuranın söylemlerini çürütmenize yardımcı olayım, gençerde zevkten 8 köşe olsun…

      Şura 51’de Allahın 3 türlü ulaşma yöntemi olduğu bildiriliyor…Bazı kullara Vahiy yolu veya ilham yolu, Allah Arıya bile vahyettik-İlham ettik derken acaba nasıl ulaştı.Bazı kullara resul melekler ile ve kuranda bunun örnekleri çoktur.En yakın ulaşması ise perde arkasından konuşmasıdır, Tuva vadisinde Musa’nın dikkatini ateşle oraya çekerek seslenmek veya 40 gece Tur dağında kalması veya Allah’ın sevğili peygamberi Muhammetin tekvir ve necm süresindeki kıssaları bunlara en iyi örnektir…

      Aslında sizler gibi önyarğılı ve Kuran-islam hakkında zihin ve kalplerinde eğrilik bulunanları anlıyor ve bazende hak veriyorum, çünkü Arapçadan çevirilerde illaki bir düşük veya devrik cümle anlam kayması muhakkak oluyor…

      Misal, Aynı ayetin bir başkası tarafından çevirisi.
      Allah, bir insanla ancak vahiy yoluyla, yahut perde arkasından konuşur. Yahut bir elçi gönderip, izniyle ona dilediğini vahyeder. Şüphesiz O yücedir, hüküm ve hikmet sahibidir. 42 / ŞÛRÂ – 51

      Biz Arapçayı bilmediğimizden bunlarla yetinmek zorundayız…
      En iyisini Allah bilir.

      • toro dedi ki:

        Yasir kardeşim,
        Sahip olduğumuz en önemli şey mantığımızdır! Bak konuştu konuşmadı falan bunlar o kadar öneml değil! Daha mantığa ters bir durum var!
        ”Perdenin arkasından konuşmak”
        Bir tasavvur et bakalım! Tanrı neden perde arkasından konuşsun!
        Öncelikle Tanrı eğer perde arkasından konuşacak ise perdenin arkasına gelmeli ve perdenin arkasına bakıldığında algılanabilir olmalı ki kendiyle konuştuğu kişi arasında o perdeyi koymasının bir mantığı olabilsin!
        Yani evrenin kapsayamayacağı tanrı kendini dünyanın kapsayabileceği bir hale sokuyor, sonra bir perde ile kendisini gizliyor ve perdenin diğer tarafındakilerle konuşuyor! Tanrı insanlarla konuşmak istediğinde zaten onlara ulaşamaz, ayan olamaz durumdamıdır ki bir tül parçası ile kendinin algılanmasını engellesin! Ya da örneğin ben bir perdenin gerisinde başka birine korku salıp tanrı taklidi yapmaya karar versem, perdenin öteki tarafındaki insan benim kesinlikle tanrı olduğumu mu düşünecek!
        Bak bu perde olayı çok tanıdık bir simge, nereden mi, şuradan!

        ”Sümerlerin büyük tanrısı ENLİL insanların kontrolsuz çoğalmalarından rahatsızdı ve onların bir tufanla yok edilmesi için tanrıların meclisinden onay almıştı. Ama kardeşi ENKİ inanlara acıyor ve yardım etmek istiyordu. Tufan konusunu insanlara anlatmamak konusunda diğer tanrılarla kendisine yemin ettirilmişti.Bu yüzden onlara açıkça yardım edemezdi. Kendince buna bir orta yol buldu. Bu sırrı insanların yüzüne karşı söylemeyecek, bir PERDE arkasından konuşacaktı.ENKİ, aralarında yakın dostluk olan, Şuruppak’ın hükümdarı olan Nuh’u (Utnapiştim’i) tapınağa çağırarak kendisi ile sazdan yapılmış bir perdenin arkasından konuşarak, tufan hakkındaki gizli bilgiyi bildirir. Bu tufanda insanoğlunun tümünün yok olmaması için suda yüzecek bir gemi yapmasını söyler. Buna cevaben Nuh gemi yapmasını bilmediğini ifade eder. ENKİ, Nuh’a yapılacak geminin tarifini yapar, ölçülerini ve nasıl yapılacağını anlatır. ”

        Kuran, incil ve tevrattan yüzyıllar önce sümerlerin tanrısı ENKİ insanlarla PERDE arkasından konuşuyordu(!).

        Kuranın Tanrısı başka tanrıların ya da hiç olmayan tanrıların iletişim şekilerini kullanıyor ya da taklit ediyorsa ve ben bunu görüyorsam arkasındaki mantığı sorgularım.
        Kuranın tanrısı lanet ettiği firavunun cezalandırma yöntemini (kolları çaprazlama kesme) aynı şekilde kullanıyorsa ben ine sorgularım!

        Perde arkasına gizlenen, tarif edilemez gücüne rağmen bir perdenin gizlemesine ihtiyaç duyan bir tanrı figürü benim mantığıma terstir!

        Bu arada Kuranı, incili, tevratı eleştiririm yasir! Ama senin onlardan herhangi birine inanıyor olmanı eleştiremem! Aradaki farkı lütfen unutma. Dolayısıyla seni zor duruma düşürmek ve bu durumdan zevk almak gibi bir durumum asla olamaz!

        Önce insansın benim nazarımda, etiketinin hiç önemi yok!

    • John dedi ki:

      Allah bir insanla ancak vahiy yoluyla veya perde arkasından konuşur, yahut bir elçi gönderip izniyle ona dilediğini vahyeder. O yücedir, hakîmdir.
      42:51

      Musa tayin ettiğimiz vakitte (Tûr’a) gelip de Rabbi onunla konuşunca Rabbim! Bana (kendini) göster; seni göreyim! dedi. (Rabbi): Sen beni asla göremezsin. Fakat şu dağa bak, eğer o yerinde durabilirse sen de beni göreceksin! buyurdu. Rabbi o dağa tecelli edince onu paramparça etti, Musa da baygın düştü. Ayılınca dedi ki: Seni noksan sıfatlardan tenzih ederim, sana tevbe ettim. Ben inananların ilkiyim.
      7:143

      (Zaten o elemanın paylaştığı 42. surede, illa demiş, yani ancak.)

  3. yasir dedi ki:

    Toro, sen çok fazla Ortadoğu ve balkan mitolojisi okumuş ve kendini çok fazla kaptırmışsın…
    Unutmaki o mitlerin hepside Allahın göndermiş olduğu din ve sahifelerden etkilenip fantastik forttmatlara sokulmuştur…
    Perde arkasından kasıt illaki düzmantık Hasır örme veya tül perde veya hint kumaşı fonluk bir perde düşünüpde sıradan düşünceler içirisine girmeden, Allahın her şeyi kuşatıcı olduğunu zaten her daim her şeyle ve her şeyin ondan olduğunu düşündüğünde musayla konuşurken hidrojen ile ojsijenin ortaya çıkardığı enerji olan ateşi bir perde yapabileceğinide düşünebilir ve mantığına oturtabilirsin…Ama bunu sana kimse zorlayamaz lakin dinlerin eski mitolejilerden etkilendiği mantığını kafanda oturturken eski mitlerin dinlerden etkilenebileceğini neden düşünmüyorsun…

    Allah’ın gücünün sınırsızlığına delalet eden sayısız olaylar vardır. Yeryüzündeki her şeyi insanın emrine verişi de bunlardan biridir. Allah, bunun idrak edilebilmesi için, yüzlerce misâl vererek, rahmetinin genişliğini gözler önüne şöylece sermektedir: “Eğer o dilerse rüzgârı keser de rüzgârla seyreden gemiler suyun üzerinde kalıverir. Şüphesiz ki bunda, her sabreden ve şükreden için nice deliller vardır” (şura–33).

    Misal sen bu ayetten sadece Rüzğar anlarsın ama biz bu rüzğardan bir çok anlamlar arar ve çıkarırız…
    Sen Rüzğar olmadan Kürekçilerlede gemiler gidebilir dersin ama biz Su olmadan kürekçiler ne işe yarar deriz…
    Sen, rüzğar olmadan motor gücü ilede gemiler gider dersin, ama biz Allahın verdiği bir enerji olmadan veya akıl olmadan o motoru kim yapar veya o motor hanği enerji ile çalışır deriz…
    Bunu bir çok örneklerle uzatabiliri, hiç gerek yok…
    Rüzğar-hidrojen-oksijen-elektirik-petrol ve bir çok enerji acaba kim ve nasıl hanği irade ile ortaya çıktı, hanği şuur ve bilinçle meydana çıkmakta…

    • mehmet dedi ki:

      Perde denilen şey insan gözündeki tabakadır arkadaşlar yani nasıl ki biz havadaki toz zerrelerini fark etmiyorsak ALLAH ta kendisini bizlere öyle göstermiyor.

    • MaMaLi dedi ki:

      O halde,herhangi,bir yorum,yapmaya gerek yok))fikir üretmeninde bir manası yok))kişi anladığı şekilde,ister inansın,ister red etsin,))kısaca,herkesin,tanrısı kendine))

  4. toro dedi ki:

    ”Toro, sen çok fazla Ortadoğu ve balkan mitolojisi okumuş ve kendini çok fazla kaptırmışsın…
    Unutmaki o mitlerin hepside Allahın göndermiş olduğu din ve sahifelerden etkilenip fantastik forttmatlara sokulmuştur…”

    ”Unutmaki o mitlerin hepside Allahın göndermiş olduğu din ve sahifelerden etkilenip fantastik forttmatlara sokulmuştur”

    Nasıl unutmamalıyım, neye göre? Sen bunlara neye göre mtoloji deyip geçiyorsunda diğeri mutlak oluyor? Yasir senin mitoloji dediğine bin yıllar önce ortadoğuda din diyorlardı! Sen sonradan gelip, hayır din benim dediğinde bir anda onca kültür ve eser mitoloji sınıfına sokulup görmezden mi gelinecek? Bak lafı uzatmayalım, Kuranda,Tevratta ya da incilde özellikle nuh olayının başkaları tarafından ve yanlış olarak anlatıldığına yani benim verdiğim örneğin yalanlandığına dair bir tane örnek verebilirmisin?
    Uruk kralı utnapiştim Nuh peygamberi taklit ediyordu ya da onun hikayesini kendine defşirdi şeklinde bir tane serzeniş bul bana, kutsal kitaplarda!

    M.Ö.3500 yani kuran dan yaklaşık 4000 sene önce yaşamış bir halkın inancına sen başka bir inanca inandığın için mitoloji yaftası vuruyorsun! Sonrada burada aynı şey size yapıldığında feryat ediyorsun inancımıza sataşma var diye!
    Biz ne yapacağız bu tezatları?

    Sen bu kesinlikte bilgiye, yani o mitolojilerin tanrının (senin) esas hikayesinin değiştirilmiş versiyonları olduğunu hangi bilgiye dayandırdın merak ediyorum!
    ”fantastik forttmatlara sokulmuştur” ya bu nasıl bir eminliktir. Kuranda söylenmeyen hiç bir şekilde sözü geçmeyen, dillendirilmeyen bir hikayenin senin tanrının hikayesinden alındığını nasıl söyleyebilirsin? Lütfen yasir tanrı Enlil ve ve ENKİ ye inanan binlerce insanın inancını yok saymak kimseye düşmez! İnancı tartış ama inananları yok sayma! Yok sayarsan birileri de seni yok saydığında feryat etme!

    • yasir dedi ki:

      Toro, farkındaysan bütün söylemlerin karmaşa ve eminsizlik üzerine kurulmuş, bizlere bu sorğuyu yaparken senin söylediklerinin emin olduğunu nasıl idda edebiliyorsun…
      Senin söyleminden yola çıktığımızda bu işin sonu, belirsiz ve sonuçsuzluktur.

      • toro dedi ki:

        Sayın Bilal,

        ”Toro, farkındaysan bütün söylemlerin karmaşa ve eminsizlik üzerine kurulmuş, bizlere bu sorğuyu yaparken senin söylediklerinin emin olduğunu nasıl idda edebiliyorsun…” sorusuna ben de
        peki ya sen diyerek aynı soruyla yanıt versem ne olur?
        Sevgili bilal,
        Anlamadığınız ya da anlatamadığımız şey şu! Ben diyorum ki
        ikimizde bilmek ya da bilmemek noktasında aynı yerdeyiz! Ama sen dyorsun ki ben DAHA iyi biliyorum!
        Sorun senin, senin bildiklerinin bizim bildiklerimden daha doğru ve güvenilir olduğunu iddia etmenden kaynaklanıyor!

        Ben diyorum ki ben tanrıyla karşılaşmadım sen karşılaştın mı?
        İkimizin cevabı da hayır! Ama sen birisi karşılaştığını söylüyor ben onun karşılaştığına inanıyorum diyorsun ve devam ediyorsun;
        Benim Tanrıyla karşılaştığına KİŞİSEL olarak inandığım kişinin söyledikleri kesinlikle doğrudur ve benim kişisel olarak doğruluğuna inandığım sözler seninde doğrularındır!

        Ben de sana diyorum ki orada dur!
        Tanrıyla karşılaştığına inandığın kişinin sözlerine inanmak senin KİŞİSEL tercihindir, benim kişiel tercihlerimi kendi tercihlerinle bloke edemezsin!
        Ettiğin noktada senin inanma hakkına dokunmam (ama benim inanmama hakkıma dokunulmamaya devam edilir) ama bana da dayattığın ya da benimde mutlak doğrum olduğunu iddia ettiğin şeylerin neden benim mutlak doğrum olmadığını anlatmaya başlarım!
        Bu seni rahatsız edebilir, ama senin beni rahatsız etmeye başlamaya senin beni rahatsız etmeye başlamanla başladım!

        Yani sen sadece kendi yolunave geleceğine ve bekaa na bakman gerekirken (buradaki ve yukarıdaki sen aslında sen yani bilal değil, inancın yani dinin kendisidir) sana inanmayan beni de etkilemey başlarsan doğal olarak savunmayla karşılaşırsın! Komik olan birini savunma yapmak zorunda bırakıp sonrasından bu savunmayı kendisine hakaret olarak görmektir!

        Sevgili bilal,
        Bence söyleyin o dine, bizimle uğraşmaz,ona inanmadığımız halde sanki inanıyormuşuz gibi bizi kendi kurallarına tabi etmeye çalışmaz ve özellikle kendi inandığımız şekilde özgürce yaşamamıza müsaade etmezse bu savunmayla daha çok karşılaşır! Rahatsız olmak istemiyorsa kendi işine baksın!

        ”Senin söyleminden yola çıktığımızda bu işin sonu, belirsiz ve sonuçsuzluktur.”

        Yukarıdakinin aslında bir SORUN olduğuna dair elinde en ufak ve kesinliği tartışılmaz bir kanıt varsa benimle paylaşmanı yürekten dilerim!

      • yasir dedi ki:

         Sayın Gencer,
        sorusuna ben de
        peki ya sen diyerek aynı soruyla yanıt versem ne olur?
        Sevgili Gencer ,
        Anlamadığınız ya da anlatamadığımız şey şu! Ben diyorum ki
        ikimizde bilmek ya da bilmemek noktasında aynı yerdeyiz! Ama sen diyorsun ki ben DAHA iyi biliyorum!
        Sorun senin, senin bildiklerinin bizim bildiklerimden daha doğru ve güvenilir olduğunu iddia etmenden kaynaklanıyor!
        Ben diyorum ki ben teorilerin-desadüflerin-mitlerinle karşılaşmadım sen karşılaştın mı?
        İkimizin cevabı da hayır! Ama sen birisi veya birilerinin karşılaştığını söylüyor ben onun karşılaştığına inanıyorum diyorsun ve devam ediyorsun;
        Benim teorilerim-desadüflerim-mitlerim karşılaştığına KİŞİSEL olarak inandığım kişi ve kişilerin-kaynakların söyledikleri kesinlikle doğrudur ve benim kişisel olarak doğruluğuna inandığım sözler seninde doğrularındır!
        Ben de sana diyorum ki orada dur!
        teorilerin-desadüflerin-mitlerinle karşılaştığına inandığın kişi-kurum-kaynaklarının sözlerine inanmak senin KİŞİSEL tercihindir, benim kişisel tercihlerimi kendi tercihlerinle bloke edemezsin!
        Ettiğin noktada senin inanmama veya farklı şeylere inanma hakkına dokunmam (ama benim inanma hakkıma dokunulmamaya devam edilir) ama bana da dayattığın ya da benimde mutlak doğrum olduğunu iddia ettiğin şeylerin neden benim mutlak doğrum olmadığını anlatmaya başlarım!
        Bu seni rahatsız edebilir, ama senin beni rahatsız etmeye başlamaya senin beni rahatsız etmeye başlamanla başladım!
        Yani sen sadece kendi yoluna ve geleceğine ve bekaa na bakman gerekirken (buradaki ve yukarıdaki sen aslında sen yani gencer değil, teorilerin-desadüflerin-mitlerinle yani belirsizlik-sonuçsuzluk girdabının kendisidir) sana inanmayan beni de etkilemeye başlarsan doğal olarak savunmayla karşılaşırsın! Komik olan birini savunma yapmak zorunda bırakıp sonrasından bu savunmayı kendisine hakaret olarak görmektir!
        Sevgili gencer,
        Bence söyleyin o teorilere-desadüflere-mitlere-belirsizliklere-sonuçsuzluklara , bizimle uğraşmaz,ona inanmadığımız halde sanki inanıyormuşuz gibi bizi kendi kurallarına tabi etmeye çalışmaz ve özellikle kendi inandığımız şekilde özgürce yaşamamıza müsaade etmezse bu savunmayla daha çok karşılaşır! Rahatsız olmak istemiyorsa kendi işine baksın!
        Yukarıdakinin aslında bir SORUN olduğuna dair elinde en ufak ve kesinliği tartışılmaz bir kanıt varsa benimle paylaşmanı yürekten dilerim!
        Amaaa….Seninde dediğin gibi ikimizde aynı yerdeyiz.

      • yasir dedi ki:

        ”doğal olarak savunmayla karşılaşırsın! Komik olan birini savunma yapmak zorunda bırakıp sonrasından bu savunmayı kendisine hakaret olarak görmektir!”

        Daha önce bu söylemden zıt bir söylem içinde olduğunu eski yazılardan hatırlıyorum…Mutlak doğrum olan veya mutlak doğrunuz olduğunu bildiğiniz-sandığınız şeylerin savunması olmaz diyordunuz, benmi yanılıyorum…

      • toro dedi ki:

        Yasir dostum,
        işte budur! Benim aradığım şey işte budur! Tekdüze alışılagelmiş ve sıradan cümlelerle değil, farklı,sıradışı ve yaratıcı şekilde gelişen beyin fırtınası! Bunu yapmaya devam et! 🙂

        Bu arada ne zaman azınlık olduğunu hissetmeye ve bu ne zaman senin kendini mağdur hissetmeni sağlamaya başladı! Beyin fırtınası tamam ama fırtına bile olsa realiteden bu kadar kopuk olamaz! Sen şimdi inancın tarafından her fırsatta sorunlu ve lanetli olarak tasvir edilenlerin yerine kendini koyup empati mi yapmaya başladın ya da lanetli ve sorunlu olarak tasvir edilenler aslında sizdiniz de biz herşeyi yanlış mı anladık?
        Üzgünüm ya, ne büyük zulumler etmişiz böyle! Tarih biranda gözlerimin önünden bütün hatalarımızla geçiverdi! O inandığı için ateşe atılanlar, inanmaktan vazgeçsinler diye evlerinde ateisleri misafir etmelerini zorunlu kıldığımız türkler, inanmaktan vazgeçmediği için kafası kesilen onca insan, sırf inançlı olduğu için her türlü aşağılık ifadeyi adlarının önüne kulp yaptığımız binlerce insan… Meğer biz neler yapmışız böyle!

        Çok ama çok üzgünüm!

      • Gencer dedi ki:

        Sayın Yasir arkadaşım;
        Aşağıda bana verdiğin cevabın hangi yazımla ilgili olduğunu tam anlayamadım ama yinede çıkarımlarımdan dolayı cevap vermek istedim.
        Gönül isterdi ki Bilal,Kadir,Sen,Spiderh,(Hakaretsiz haliyle Spiderh) Toro,Bülent,Rammsteinn,Passenger,Murat bir araya gelebilsek şu bildiklerimizi araştırdıklarımızı masaya koysakta şöyle 4-5 saat birbirimize bilgi aktarımlarımızı yapabilsek.Eminim mükemmel bir 4-5 saat geçirebilirdik.
        Şimdi benim düşüncelerim daha çok araştırmalara dayanmaktadır tabii ki benim araştırmalarım değilde daha çok başkalarının kaynaklarından oluşmaktadır.Şimdi İngilteredeki müzede sergilenen Kureyş toplumunun putlarını temsil eden heykeller var ben bunları gözardı edemem,Sümerlerle ilgili çok değerli bilim adamlarımız hatta Muazzez İlmiye Çığ gibi büyük bir değerimiz var ben bunları da gözardı edemem,İnsanoğlu Milyonlarca yıl önceki yaşamı irdeleyebiliyor bu konuda yıllarca çalışan bilim adamları var bunları da gözardı edemeyiz.Bilmiyorum sen gözardı ediyormusun.?
        Bizler Kuran’ın ilahi olmadığını hatta Tevrat ve İncil’inde ilahi olmadığını Sümerler olur başka topluluklar olur oralardan geçen hikayelerin masalların etkisinde yazıldıklarını iddiaa ediyoruz ve bunları bu araştırmacıların aktarımlarından görüyoruz eğer aksini iddia edersek Tanrı’nın ve ya Allah’ın bu kitapları indirirken Kopya çektiğini ortaya koymuş oluruz.Hiçkimse yaratılışın,nuh tufanının,kurban kesilmesinin Sümerlerle benzerlik içermediğini iddia edemez çünkü çok benzerlik var.Biliyorsunuz ki Sümerler çok tanrılı inanışa sahip bir topluluktu,şimdi çok tanrılı bir inanışla tek tanrılı inanışın uygulamaları hakkında bu kadar benzerlik olması zaten başlı başına bir çelişkidir.
        Kureyşlilerin putlarının içinde al-ilah olması ve Ay tanrısı olması benim için çok önemli bir göstergedir senin için neden önemli olmuyor?Neden bu konuları pas geçiyorsunuz?Kureyşli putperestlerin Kabe tavafı siyah taşı kutsamaları şeytan taşlamaları abdest almaları kurban adamaları namaz kılmaları ve oruç tutmalarının aynen islamiyete geçmesi sence normal mi?Bu kadar önemli işaretler mevcutken ve bunlar bilim insanları tarafından ortaya çıkarılmışken (Bakınız tarih çok eski değil Milattan Önce bile değil; ki Araştırmalarda binlerce yıl geriye gidebilmiştir insanoğlu) bunları neden gözardı ediyorsunuz?

        Şahsen ben Kuran’da yazılanların tamamı kötüdür diyemem tabii ki güzel öğütlerde var ama zaten bizler Kuran’da yazılanlardan daha çok bu yazıların ilahi olmadığını savunuyoruz.Çünkü Cebrail diye bir meleğin devamlı suretle ve yüzlerce yıl arayla kitap aracılığı yaptığına inanamıyoruz bu mümkün olmuyor.Kuran’da yazılanların bir çoğunda çıkar ilişkileri gözümüze çarpıyor,Muhammed’e tanınan ayrıcalıkları görüyoruz,korkutmaları ve teşvikleri görüyoruz,vahşeti ve düşmanlığı görüyoruz ,zorlamayı görüyoruz ve başka seçenek olmadığını görüyoruz.Ya arkamdan gelirsiniz yada yok olursunuz gibi insanoğlunun beyninin devre dışı bırakılmaya çalışıldığını görüyoruz.Araştırma yapmamızın olanaksız olduğu belirtiliyor.

        Sana göre bu yazdıklarım yanlışsa bu tamamen senin bileceğin bir şeydir.Çünkü her birimizde Özgür irade mevcuttur ve bu Özgür İrade hiç bir şeyin boyunduruğu altına girmemelidir.Sadece uymamız gerekenler İyilik ve doğrudur.
        İnsanoğlu Doğrunun ve İyiliğin peşinden gitmelidir.

        Saygı ve Sevgilerimle

  5. Gencer dedi ki:

    Sümerolog Muazzez İlmiye Çığ’dan Dinlerin kaynağını dinleyelim.

    • rammsteinn dedi ki:

      günlerin isimleri de eski inançlarla bağlantılıdır.
      Pazartesi ise Pazardan sonraki gün olarak farçadan gelmiş. İngilizcedeki Monday ise Moon Day yani ay günü olarak belirlenmiş.
      Salı ise ibraniceden üçüncü gün olarak dilimize girmiş. Tuesday ise Tyr’s Day olarak Tyr tanrısına adanmış gündür.
      Çarşamba dilimize farçadan dördüncü gün olarak girmiştir. İngilizcedeki Wednesday ise Wodan tanrısına adanmış bir gündür.
      Perşembe dilimize farsçadan beşinci gün olarak girmiştir. İngilizcedeki Thursday ise tanrı Thor’a adanmış gündür.
      Cuma arapçada toplanma günüdür. İngilizcedeki Friday ise Fredyr tanrısına adanmış gündür.
      Cumartesi dilimizde toplanma gününün ertesi anlamındadır. İngilizcedeki Saturday ise Saturn gezegenine adanmış gündür.
      —–alıntı—-

  6. toro dedi ki:

    Bilal bey çok özür dilerim. Yazıda bilal olarak yazılı isimlerin tamamı aslında yasir olmalıydı!

  7. Passenger dedi ki:

    http://tr.wikipedia.org/wiki/Adapa_(mitoloji)

    Tum muslumanlarin okumasini rica ediyorum. Belki ilgilerini cekebilir.

  8. Beddua aslında kendimizden üstün güçlerin insafına teslim olduğumuz anlamına geliyor. Bu güçleri tam olarak bilmeden ve öğrenme konusunda çaba sarfetmeden böyle bir uğraşın içine girmek nafile. Beddua işinin biraz teselli olduğunu düşünüyorum. Tek bir teselli için bu kadar efor sarfetmek oldukça garip geliyor bana. Üstelik bu tesellinin sonuç vermeyeceği de ortada. Diyanet işleri de yalanlamış galiba öyle bir şeyler gördüm:

    http://www.dipsizkuyu.net/showthread.php?43110-Diyanet%C2%92in-G%C3%BCnah-Fetvas%C4%B1

    Diyanet acaba bu fetva başkaları tarafından beddua edilseydi de doğru der miydi? Yani yayınlayıp arka çıkar mıydı? Kişiye göre fetva vermek dinin politikleşmesine dair en güçlü belirti bence.

  9. whynot dedi ki:

    yazı alıntı galiba kuran mecaz anlamlarla dolu bi kitap burdan direk Allah ın kendisinden sonsuz katta güçsüz olan bir insan a böyle kelimeler etmesi düşündürücü bence başka bir anlam taşıyor yada ateistlerin peygamberiniz çok zeki her şeyi düşünmüş diyorda peygamber bunu dusunmeden mi söylemiş onu ben bilmem eğer kendi uydurduysa ki imkansız bu her şeye dikkat etmeliydi bir ayette bunu söylemesi kendi uydurduğu anlamına gelirdi ve din yayılmazdı buna dikkat ederdi.

  10. Fikret DEMIR dedi ki:

    TEBBET Suresi bile bir insanın İSLAM’ı seçmesine yeterlidir.TEBBET Suresi yazıldığında EBU LEHEB ve EŞİ Ölmemişlerdi. Kur’an-ı Kerim de onların Müslüman olmayacakları kesin bilindiği için ALLAH (C:C) Ebedi İlmiyle bu durum değişmemiştir. Müslüman olma ihtimali olabilirdi mesela daha ölmemişlerdi. Yazılmış bir Sure MUCİZE arıyorsanız alın size MUCİZE

  11. erdem dedi ki:

    her gün birbirine en küçük bir şeyden hakaret edenler bir camianın yok edilmek üzere oluşu karşısında son çare olarak bunlarda aynı kitaba inanıyorlar bu dilden anlarlar zannederek dua etmesine neden karşı çıkıyorlar. beddua tek taraflı olur kıvırmaya gerek yok karşılıklı yapılan dualar iki tarafında amin demesini gerektirir. kurnadaki örnek budur.basit bir şey ama siyaset araya girince böyle oluyor. bu dudan anlamayacaklarını bilseydi herhalde hoca bunu yapmazdı.
    ayrıca hakikati maddede arayanların akıl ve gözlerinin şu dünyada ne kdar aktif olduğuna bir baksın. dün yaptığına pişman olan yarını göremeyen ve çözemeyenlerin işte o akılla ve gözle hakikati anlaması ve allahı kabul etmesi zor. geçmiş kavimlerin dini ortak bir takım olayları yaşaması normal çünkü inancın ortak emir ve yasakları vardır ve devam edecektir.benzerlikler var diye yalan olduğu, yok onlardan almışlar safsatası geçerli olamaz. ama bazı olaylar tarihi seyir içerisinde değişerek nesillere intikal eder. olayların aslında değişerekde olsa benzerlikleri doğruları ortaya çıkarır.bizde işin aslını araştırır doğruyu ortaya çıkarırız. kuran bunu yapmıştır.geçmiş kıssaları düzeltmiş hakikati ortaya çıkarmıştır.

  12. Cavid Mammadov dedi ki:

    Size karsi kibar soz isletmeyim ve siz deye hitab etmeyim Allahimin c.c peygemberimin Muhammed s.a.v. ve onun getirdiyi en ustun dinimdendir bunu kesin bilmeyinizi isteyirem.ne Allah c.c beddua etmisdir ne onun resulu MUHAMMED S.A.V ne muhterem Fetullah Gulen hocaefendi. bunu anlamak ve bunu anlayacak durumda olmak ne size ne de sizin dusuncede olanlara nesib olmayib hele.sadece tovbe edin ve Allah c.c yalvarin ki beyinlerinizdeki hucreleriniz calisir.

    • Gencer dedi ki:

      İslamiyet Arap Putperestliğinin tek PUT üzerinden devamıdır.Kuran çakma ve saçma sapan bir yazıttır.
      Dünya üzerinde kötülük kol gezmektedir.Ancak Putunuz duruma nedense el atamamaktadır.Sizleride KAder ve Alınyazısı diye uyutmuşlar.
      Asıl beyni olanlar dinlerin ağına takılmayan insanlardır.

  13. rashid dedi ki:

    yoksa Cebrail (ruh) meleği Muhammed’e bazı ayetleri iletirken bedduaları kendimi söylendi? Hakikaten bu beddua eden ve bazı konuşmalardaki kişi kimdir?

    • bilal dedi ki:

      Sn.rashıd,

      KUR’AN’DA BEDDUA VAR MI ?

      Kur’an’ı kerimde BEDDUA mahiyetinde tek bir ayet yoktur,beddua gibi algılanan ayetler hatalı meal ve yorumlardan kaynaklanıyor.Yüce Allah her şeye kadirdir,o hüküm verir,ne bedduya ihticı var,ne de beddua yapar !!!

      Daha önce bu konu anlatıldığı için sadece TEBBET suresinden bir örnek verelim,

      1-Burada ” tebbet yeda Ebi Lehebin… ” Ebu Leheb’in her iki eli (yani maddi ve manevi) güç ve iktidarı helak oldu,yok olma hükmüne girdi,zarar gördü vs….” şeklindedir.

      İşte ” تبت ” Tebbet ” geçmiş fiil kipi olup iher iki eli (maddi ve manevi) güç ve iktidarı helak oldu,yok olma hükmüne girdi vs.” anlamındadır. Yani meallerde beddua şeklinde geçen ”Ebu Leheb-in her iki eli ” KURUSUN ” ifadesi yanlıştır.Zira bu kelimenin beddua karşılığı mazi fiil kipi olan” تبت ” tebbet”değil,masdar olan ” tebben” dir.Oysa burada ”tebben” değil,mazi fiil kipi olan ” تبت ” tebbet ”gelmiştir. Yani bunun BEDDUA ile hiç bir alakası olmadığı halde maalesef,meallerde mazi fiil kipi olan ” tebbet” BEDDUA şeklinde hatalı olarak çevirilmiştir.

      2-Kur’an’ın diğer bazı ayetlerinde de geçen bazı ” taaccüp,hayret ve kınama ” ifadeleri, maalesef,meallerde yine hatalı olarak beddua şeklinde yorumlanmıştır. !!!

      İşte bazı ayetleri sorunlu gibi yapan bazı hatalı meal ve yorumlardır,ayetlerin arapça metninde ise hiç bir sorun yoktur. !!!

      Saygılarımla

  14. Sencer dedi ki:

    Konu iyice çarptırıldı anlaşılan, öncelikle şunu söyleyeyim: müslümanlığın ciddi anlamda araştıran, sorulara cevap verebilen, karşısındaki kişi ciddi bir şey ile geldiğinde, hemen yazını okumadım hakaret içeriyordu, ya da cahilce yanacaksın demeyen insanlara ihtiyacı var. Bu konuda yasiri kutlarım. Ne yazık ki bu platformdaki ateist arkadaşlarımız benim de mensubu olduğum dini bizden çok daha iyi biliyorlar. Bu da almamız gereken bir derstir. Konunun başlığına dönmemiz gerekirse kusura bakmayın ama bir yazı yazacağınız zaman bu yazıyı okuyacak olan kişilerle dalga geçmeyin. Bir ayet veriyorsunuz başı yok, sonu yok. Bu surelerde zaten bütün ayetler aracı-ruh tarafından aktarılıyor. Yani haşa velev ki dediğiniz gibi Allah kendi kendine beddua etse ve bunu cahil dediğiniz adam yazsa yahu o zamanlarda da herkes affedersiniz eşek değil ki bir mümin de anlamaz mı? Bir ikincisi, devamlı hakaret boyutunda cahil dediğiniz adam nasıl oluyorsa embriyoyu biliyor, mitoloji biliyor, felsefe biliyor, tüm Kur’an kafiyeli yani çağının şairi. Valla beyler kusura bakmayın ama haşa cahil Muhammed demeyin de, uzaylı deyin, aksaçlılar 🙂 deyin, ne bileyim bir şey deyin de tek başına yazdı demeyin komik oluyorsunuz. Zamanında bir arkadaş erkeğini öldüren dişi örümcek Kuran’da geçerken, Allah haşa o kadar mı cahil de karadul demiyor demişti de, karadul asırlar sonra bulundu, o zaman öyle yazsaydı sen anlayacak mıydın örneği gibi olmasın. Saygılar, sevgiler…

  15. MaMaLi dedi ki:

    Kaza ve Kader,Talih ve Tesadüf,bunlar arapça terimlerdir TÜRK’leri ilgilendirmez.(MUSTAFA KEMAL ATATÜRK)kurban olayım sana büyük devrimci!!!!!

  16. ekrem dedi ki:

    beni mecburi imtihana tabi tutana benimde beddua etme hakım doğuyor değil mi?
    çünkü ben imtihana girmek istemiyoruuuuuum! zorla mı ?

    • bir kul dedi ki:

      ekrem dedi ki:
      09/04/2015, 10:58

      beni mecburi imtihana tabi tutana benimde beddua etme hakım doğuyor değil mi?
      çünkü ben imtihana girmek istemiyoruuuuuum! zorla mı ? DEMİŞSİN

      YAHU ALLAH YÜCELER YÜCESİ OLAN ALLAH O AKLI NİYE VERDİ KULLAN DİYE BİR İNSAN DÜŞÜN YOK YARATILMAMIŞ VE YARATICIMIZ OLAN ALLAH BİRŞEY YARATACAK V O ŞEY YARATICISINA BENİ NİYE YARATTIN DİYECEK ADMA GÜLERLER
      AVANAK SANA SORMASI İÇİN SENİN VAR OLAMAN GEREKİYOR SEN YOKTUN VE SEN SEN DEGİLDİN SEN SEN OLABİLMEN İÇİN AKIL BALİ YAŞINA KADARDA YİNE SEN SEN DEGİLSİN NE ZAMANKİ AKLETMEYE BAŞLADIN O ZAMAN SEN SEN OLDUN ŞİMDİ ADAMA SORMAZLARMI AKLIN ERDİKTEN SORA ALLAH SANA BİZZAT SORSA SEN ZATEN EVET DİYECEKSİN AVANAK AKLI EVVEL İMTİHANIN BİR ANLAMIKALIRMI SENİ UYANIK KENDİNİ UYANIK SANIYORSUN FAKAT İŞ HİÇTE ÖYE DEGİL ŞU CÜMLELERİN BİLE BİR YARATICININ VARLIGINI AKLINLA YAİ AKLIN SANA DİKTA EDEREK DİYORKİ EY EKREM SENİN BİR YARATICINVAR UKALALIK YAPMA KENDİNE GEL İTİRAZININ SANA ZARARDAN VE KENDİNİ ZRA SOKMAKTAN ABŞKA BİR ŞEY OLMAZ NE YAPARSAN YAP YAPTIKLARININ SONUCU YİNE SANA DÖNECEK BEYHUDE BİR ZERZENİŞ BEYHUDE BİR CIRPINMA GEL AKLININ VE MANTIGINI SÖYLEDİKLERİNE İNAN VE GÜVEN EGER ES GERCE VE NEFSİNLE SORGULARSAN HAPI YUTARSIN NE OLUR BU KÖTÜLÜĞÜ BİZLERE YAPMA
      EY EKREM UYAN KENDİ KENDİNİ KANDIRIYORSUN YAZIK EDİYORSUN

      11:7 -O, öyle bir Allah’dır ki, hanginizin daha güzel amel işleyeceğini imtihan etmek için gökleri ve yeri altı günde yarattı. Arşı da su üstündeydi. Onlara “öldükten sonra tekrar dirileceksiniz” dersen, o kâfirler de kesinlikle sana: ” Bu apaçık bir sihirden başka birşey değildir.” diyecekler.

      ENBİYA 23 (Allah,) yaptıklarından sorumlu tutulmaz (O’na kimse hesap soramaz), oysa onlar sorguya çekilirler.

      NAHL 93 Allah dileseydi hepinizi bir tek ümmet yapardı; fakat O, dileyeni saptırır, dileyeni de doğru yola iletir. Yaptıklarınızdan elbette sorgulanacaksınız.

      3:185 -Her canlı ölümü tadacaktır. Kıyamet günü ecirleriniz size eksiksiz olarak verilecektir. Kim cehennemden uzaklaştırılıp cennete konursa o, gerçekten kurtuluşa ermiştir. Dünya hayatı, aldatıcı zevkten başka birşey değildir.

      4:18 -Yoksa günah işleyip de kendisine ölüm gelince: “İşte ben şimdi tevbe ettim.” diyen kimselerin tevbesi kabul edilmez. Kâfir olarak ölenlerin de tevbeleri kabul edilmez. İşte bunlara ahirette can yakıcı bir azap hazırlamışızdır.

      23:99 -Nihayet onlardan (müşriklerden) birine ölüm gelip çattığında, “Rabbim, der, lütfen beni (dünyaya) geri gönder,”

      30:24 – Yine O’nun âyetlerindendir ki, size hem korku ve hem de umut vermek için şimşeği gösteriyor. Ve gökten bir su indiriyor da onunla yeryüzüne ölümünden sonra hayat veriyor. Şüphesiz ki bunda aklını kullanacak bir kavim için nice ibretler vardır.

      30:50 – Şimdi bak Allah’ın rahmetinin eserlerine! yeryüzünü ölümünden sonra nasıl diriltiyor? Şüphe yok ki O, mutlaka ölüleri diriltir. O her şeye kâdirdir.

      45:21 – Yoksa, kötülük işleyenler, hayatlarında ve ölümlerinde kendilerini, iman edip iyi ameller işleyen kimselerle bir tutacağımızı mı zannettiler? Ne kötü hüküm veriyorlar!

      NOT MIZIKCILIK YAPSANDA APTAL ROLÜNÜ YAPSANDA AKLEDEMİYORMUŞ GİBİ YAPSANDA NAFİLE BEYHUDE BOŞUNA ÇIRPINIYORSUN O YÜCELER YÜCESİ YÜCE YARATICIMIZ ALLAH NEREYE KACARSAN KAC BEYHUDE SORGULANACAGIZ
      HESABA CEKİLECEGİZ MAHŞERDE TOPLANACAGIZ İŞTE OZAMAN KİMMİZ CENNETE KİMİMİZ CEHENNEME GİDECEGİZ BU NASIL VARSAK İŞTE ÖYLE GERÇEK BİR ŞEY

      İYİ DÜŞÜNCELER

    • bir kul dedi ki:

      KUR’AN IŞIĞINDA DÜŞÜNMEK

      GİRİŞ: Bizler bu dünya ya gelerek geçici bir süre yaşam sürdükten sonra ister istemez Dünya’yı terk etmekteyiz. Kendi başımıza fert veya topluluk halinde sahip olduğumuz yetenekleri kullanarak nerden geldiğimiz veya nereye gideceğimiz konusunda kesin bir karara varamamaktayız, aslında kimliğimiz konusunda veya nerede bulunduğumuz konusunda da kendi yeteneklerimizle kesin bir karara varabilme yeteneğine sahip değiliz. Öyle ya! Bizler bu dünyaya nereden geldik, ölüp ta bu dünyadan ayrıldığımızda nereye gitmekteyiz veya bizi bekleyen şey nedir. Dünya yaşamımız geçmişi olmayan bir ilk başlangıç noktası mıdır; hayat ölümle son bulan bir finalite midir, yoksa başka bir pozisyonda devam etmekte midir? Yaşam süremiz içerisinde yapmamız gereken görevlerimiz var mı dır, yoksa yaşam idealleri kapsadığı süreyle sınırlı, gerçekleştirilip tüketildiğinde manasını yitiren, böylece elde edilen tüm hasılaların yok olmasıyla boş idealler yığınımıdır. İyi olanla kötü olan; yanlış olanla doğru olan nedir? Bu türden sorulara cevap ararız. Dünya da bizim türümüz dışında bizimle birlikte yaşam sürdüren daha birçok canlı türü bulunmaktadır, kendimize anlam yükleme açısından onlara baktığımızda da kesin bir neticeye varamamaktayız, zira onların yaptığı bir çok davranışlar bizleri dehşete düşüre bilmektedir, örneğin büyük balık küçük balığı yemektedir, bu ise insanlar arasında kimlik olarak düşünüldüğünde insanları dehşete düşürebilecek bir olay olup, insan türünün benimseyebileceği ortak bir değer olamaz ve bunun gibi birçok şey karşımıza çıkmaktadır. Böylece insanlar kimlik arayışlarında çeşitli çabalara girerler ve bu boş verilecek bir arayışta değildir. Zira insan, önem verdiği basit bir maddi değeri kaybettiğinde üzülür onu elde etmek için arayış içerisine girer, örneğin küçük sayılabilecek bir para kaybetse dahi üzülür ve tekrar elde etmek için arayış içine girer, Sonuç itibarıyla bütün insanlar ölümlüdür. Ölüm insanın Dünya da sahip olduğu bütün maddi değerleri elinden alan toptan bir yok edicidir. Kimliği konusunda tatmin edici bir neticeye varamayan insanlar her geçen an onları ölüme yaklaştırdığından sürekli bir iç sıkıntısı yaşarlar. Bütün bu soruların bir cevabı var ise biz bunu tatmin edici kesin bir değer olarak nasıl öğrenebiliriz. Öğrendiklerinde insanı tatmin eden en önemli etkenlerin başında öğrendiğini test edebilmesidir. İnsan öğrendiğini çeşitli yönlerden test edebilir ve doğru olduğu neticesine varırsa öğrendiklerinde böylece tatmin olur ve düşünceleri istikrar bularak şüpheye düşmez. Dünyada yaşam sürdüğü müddet içerisinde İnsana kimliği konusunda ve ne yapması gerektiği konusunda çeşitli kaynaklardan bilgi ve fikir akımları gelir. Bunlar örneğin:

      1- Putperestlerin söz ve fikirleri,
      2- Filozofların söz ve fikirleri,
      3- Ehli Kitabın, kitaplarına bağlı söz ve fikirleri,
      4- Kuran artı Sünnet bağlamında görüş ortaya koyan çok çeşitli ekollerin söz ve fikirleri,
      5- Sadece Kuran’da belirtilen öğreti ve bu öğretiye dayalı olarak söz söyleyen kimselerin söz ve fikirleri,

      Herhangi bir fiziksel veya kimyasal nesneyi gösterdiği özelliklere göre Laboratuarda test etmek kolaydır. Bu hususlar dışında olan sosyal ve sayısal içerikli bilgi kaynaklarının doğruluğunu test etmek ise ayrı araçlar kullanmamızı gerektiren bir olaydır. Bunun için söylenen sözlerin özellikle çelişkisiz ve Dünyada mevcut kesin gerçeklerin hiçbirine ters düşmemesi gerekir. Örneğin: Kaynak bir şeye yeşil diyorsa o mutlaka yeşil olmalıdır, yeşil olduğunu belirttiği şeyin kırmızı olduğu tespit edildiği andan itibaren o bilgi kaynağı güvenirliğini kaybeder. Bilgi kaynağının güvenilir olması İnsan için çok önemli bir olaydır. Zira yukarıda bahsi geçen kimlik açısından ele alındığında, insanı tümüyle etkileyen bir yol rehberidir. Doğru hedefe varılabilmesi için rehberin kesinlikle şüpheden uzak doğru bilgiler içermesi gerekir. Bu bilgilerin istifade edilebilir olması içinde insanların müşterek yetenekleriyle, kolayca anlaşıla bilir olması şarttır, zira insanlara tek tek sorumluluk ve görev yükleyen bu bilgiler, her insan tarafından kolay ve net anlaşılabilir olması gereklidir, aksi taktirde adalet ve insaf ölçülerinden bahsedilemez, meğer ki insan yeteneklerini mahvetmemiş olsun, öyle ya gözünün kör olmasına sebep olan kimsenin görmemekten, işitme duyusunun körelmesin sebep olan kimsenin duymamaktan v.s. Şikayet etmesine hakkı yoktur. Bunun dışında ki, normal şartlarda her insan bilgi kaynağından açık ve net olarak istifade edebilmelidir. Bu hususları dikkate alarak, test etme konusunda şöylece ölçüler tespit edebiliriz ve bana göre Kuran dışında bu ölçülere cevap verebilen; insanla birebir ilişkili başkaca bir kitap yoktur. Şöyle ki:

      1- ÇELİŞKİSİZ OLMA ÖZELLİĞİ:

      — Kûr’an’ı düşünmezler mi? Ve eğer Allah Teâlâ’dan başkası ta-rafından olsa idi elbette birçok ihtilâf bulurlardı. 4/82

      — Hamd Allah Teâlâ’ya olsun ki, kulunun üzerine kitabı indirdi ve ona hiçbir eğrilik koymadı. 18/1

      — Bir eğriliği olmayan Arapça bir Kûr’an ki, belki sakınırlar. 39/28

      Çelişkisiz olma hali Kuran’ın çok önemli bir özelliğidir. Özellikle dini konularda herhangi bir bilgi kaynağının çelişkili olması halinde o bilgi kaynağına güvenmek mümkün değildir. Zira çelişki saçmalıktır, aklını kullanan hiç kimse, geçmişini, Dünya yaşamını ve Ahir et geleceğini çelişkiye ve dolayısıyla saçmalığın rehberliğine teslim etmez.

      2- APAÇIK OLMA ÖZELLİĞİ:

      — Elîf, Lâm, Ra: Bunlar kitabın ve apaçık Kûr’an’ın ayetleridir. 15/1

      — Ve işte onu böyle açık açık âyetler olarak indirdik. Ve şüphe yok ki, Allah dilediğine hidayet eder. 22/16

      — Bunlar apaçık kitabın ayetleridir. 26/2

      — Ta, Sin, Bunlar Kûr’an’nın ve apaçık kitabın ayetleridir. 27/1

      — Bunlar, apaçık kitabın ayetleridir. 28/2

      — Apaçık kitaba yemin olsun ki: 44/2

      Kuran öğretisi her yönüyle “Mübin” yani apaçıktır, Kuran’da “Batın” yani gizli öğreti olduğunu iddia eden kimseler, örnek olmak üzere yukarıda mealleri yazılı ayetleri inkar etmekle açıkça küfre girmiş olan kimselerdirler. Kuran öğretisi ne bir bilmece ne bir şifre nede bir labirenttir. İnsana görev ve sorumluluk yükleyen bir bilginin, aklı başında olan her yetişkin kimseye açık ve net olarak hitap etmesi adalet ölçüsünün en temel gereklerindendir. Kuran’ı indiren Yüce Allah’ta en adil olandır.

      3- YETERLİ OLMA ÖZELLİĞİ:

      — Rabbinin sözü doğruluk ve adâletçe tamamlanmıştır. Onun sözlerini değiştirecek kimse yoktur. O işitendir. bilendir. 6/115

      — And olsun ki, insanlar için bu Kûr’an’da misâlin her türlüsünden zîkrettik, gerek ki onlar iyi düşünsünler. 39/27

      — Muhakkak ki, onların kıssalarında temiz akıl sâhipleri için bir ibret vardır. -Kûr’an uydurulacak bir söz değildir. Fakat o, kendisinden öncekileri tasdiktir. Ve her şeyin ayrıntılı olarak beyânıdır ve imân edecek olan bir kavim için bir hidâyettir ve bir rahmettir. 12/111

      Kuran bu özellikleriyle evrensel bazda akla gelebilecek bütün sorulara ayrıntılı şekilde cevap veren bir kitaptır. İnsanlar bir konu işlediklerinde bir başlık belirlerler ve bu başlığa bağlı olarak konuyu bir metin halinde işlerler. Kuran üslubu ise bam başkadır. Her konuyu bir sayfa olarak farz edersek 604 sayfalık Kuran insanların başlık ve konu üslubuyla inseydi 605. Konulu soruda dururdu, halbuki Kuran’da durum çok farklı ve çok yönlüdür, insanların üslubunu matematiksel diziye benzetirsek, Kuran’ın üslubu geometrik diziye benzer, bundan dolayı işlediği konuların sınırı kestirilemediği gibi, evrensel bazdaki bütün konuları içerir ve sorulacak bütün sorulara cevap verir. Kuran hür bir kitaptır, kendi dışındaki hiçbir kitaba ihtiyacı olmadığı gibi, hiçbir insan ve cin’in var olup olmamasına da bağımlı değildir. Kuran dışında, Kuran’a İnsandan, cinden veya başka kitaplardan anahtar icat edenler, onun ilmine vakıf olmamış ve onun hürriyetini bağlamak isteyen kimselerdirler.

      Kuran’ın daha başka birçok özelliği vardır, yazdığım bu üç özelik dahi Kuran’la diğer kitaplar arasındaki fark için ölçü olarak kullanıla bilir, evrensel bazda ki bütün sorulara tek başına cevap verebilecek başka bir kitap şu anda insanların elinde mevcut değildir, bu olay insan gücünü aşan ve Kuran’ın Allah tarafından geldiğinin göstergesidir.

      Kuran’ın bütün Evrensel sorulara cevap verdiği konusunda bazı kimselerin şüphesi, tereddüdü veya itirazı olabilir, nitekim bazı internet sitelerinde Kuran karşıtı itirazlara ve sorulara rastladım, bu sayfayı açmamın nedeni de bu tür iddialar oldu, bilgim yettiğince cevaplandırmaya gerek duydum. Ayrıca Kuran karşıtı olsun veya olmasın isteyen herkes evrensel bazda soru sorabilir, kısmet olursa yalnız Kuran’a dayalı olarak cevaplandırmaya çalışacağım. Şu var ki Peygamberlik olayı dışında olan bizler hatadan masum değiliz, okuyucunun bu hususu dikkate alması gerektiğini belirtmek isterim, ancak verdiğim cevaplarda şüphe içerisinde olduğum manasının çıkarılması da yanlış olur. Ayrıca, kendim soru soran kimseleri karşıt dahi olsalar hakikatlerin ortaya çıkması açısından ilgiye değer bulmaktayım, kişilerin soru sorması ve inanmadıkları veya inançlarına ters gelen konularda sorgulama yapmaları haklarıdır. Soru sormayan, ilgilenmeleri gereken konularda hiçbir çaba göstermeyen kimseler, gerçeklerin ortaya çıkması ve araştırılması olayında, bu durumda kaldıkları müddetçe, kelimenin tam manası itibariyle bir hiçtirler.
      FEREÇ HÜDÜR

  17. EMRE dedi ki:

    Sorun var yada yok sorunu değil. Sorun kabullendirme ve inancını doğrulama sorunu. Çünkü aklını kullanıp inanmayanlar olduğu sürece inananlar şüphe içindeler ve bu çaresizlikten kurtulmaya çalışıyorlar… genlerinize kadar işlemiş bir yalanı kaldırmak tabiki de kolay değil… sizde genlerinizdeki yalandan kurtulup sadece merak ederek gerçeğe ulaşabilirsiniz. Mesela ben hep merak etmişimdir çin de afrika da yada antartikada neden hiç peygamber olmamıştır gelmemiştir. Allah sadece orta doğuyu mu önemsemiştir.. yada mesela 3 semavi din adem ve havvanın 6000-7000 yıl önce dünyaya geldiğini kabul ediyor. (Peygamberlerin yaşlarını hesaplayarak yapıyorlarmış) ilk insan 6000 bin yıl önce geldiyse 200000 yıllık insan kemikleri nasıl oluyor… anlamamaları için kalplerini mühürledik derken ne demek istiyor? burada düşünme mekanizmasının kalp sanıldığı ortada zatende neden mühürlüyor? bu zaman kavramınıda anlayabilmiş değilim neden bizdeki bin yıl orada bir gün gibi oluyor ve neden vahiy meleği bizim günümüzle 50000 günde inip çıkıyor… neden anlık değil. Neden gecikmeli geliyorlar… neden o günlerde bel ve kemikler arasından gelen sperm bugün testislerden geliyor… hani herkesin anlayacağı şekilde indirilmişti ya peki o zaman neden kadınların adet dönemini anlatırken birden ticari yada savaşla ilgili bir konuya geçiyor… 2 defa okudum.. 3 ncü devam ediyor. Neredeyse birbiriyle hiç bağlantılı olmayan yazılar… tamamı kötü demiyorum. Mesela fakirlere yardım edin yoksulları koruyun bunlar iyi şeyler… birde neden aslında yazılmış olan birşey varken şunu demek istiyor bunu demek istiyor buna işaret ediyor gibi safsatalar var. Neden ima ve hiciv var. Neden direk olarak anlatılmıyor… neden kadın konusunda peygambere ayrıcalık var…

    • bir kul dedi ki:

      EMRE

      SAYGILARIMLA

      Sen Sor Kur’an Cevaplasın – Part 1

      Selam dostum,

      Ben de senin gibi toplumun doğru ve yanlışlarına bakarak bu hayat serüveninde bir yol seçmiştim. Toplumun inancı neyse adımlarımı ona göre atmıştım. Bu inanç uğruna birtakım çalışmalar ve araştırmalar yaparak da inandığım değerin temelini sağlamlaştırmaya çalışıyordum.
      Sonra ne oldu biliyor musun? Zaman içinde inandığım değerler üzerinde çelişkilerden oluşan garip bir rüzgarın estiğini farkettim, ama aldırış etmedim. Belki benim ‘akıl yetmezliği’inden kaynaklanan bir sorunum vardı. Belki doğruları yanlış gören bir mantık anlayışım vardı. Hayır hayır, böyle iyimser davranmak bir sonuç getirmiyordu. Tutarsızlıkların olduğu bir inancı bile bile savundum ve sırf bu çelişkileri örtbas etmek için sağdan soldan edindiğim dini kaynakları inceden inceye irdeledim. Ne yazık ki olmadı, bu tutarsızlıkları bertaraf edemedim. Doğru ile yanlışın harmanlaştığı bir inancı benimsediğimi zamanla kabul ettim ama yine de bırakamadım. Anlayacağın bu inanç duygusal bir bağa dönüşmüştü. Fakat bunun beni gerçeğe ulaştırmayacağının da bilincindeydim.
      Demek ben yıllarca çelişkilerle dolu bilgilerin, bunu rehber edinen akımların, toplulukların, ideolojilerin, tarikatların ve cemaatlerin savunucusu olmuşum. Kur’an’la beraber kendi aklımı ve fikrimi bir kenara bırakarak başkalarının ‘doğru’ dediğine doğru, ‘yanlış’ dediğine yanlış demişim. Demek korkularım ve inandığım değer üzerindeki duygusal saplantılarım gerçeğe ulaşmamda engel teşkil etmiş.
      Aslında Kur’an’ın çelişkiyi barındırmadığını, evren ve insan hakkında muazzam bilgiler içerdiğini az çok biliyordum.Fakat “Kur’an’ı normal bir insan anlayamaz.” “Kur’an’ı herkes anlayamaz.” “Kur’an’ı anlamanın belli aşamaları vardır.” “Kur’an’ı tefsirsiz anlayamazsınız” gibi toplumun insana sunduğu dayatmalar beni Kur’an’dan soğutmuştu. Çünkü herkes gibi ben de yaşamımı topluma göre belirliyordum. Belki de bu yüzden Kur’an’ı çoğu kez anlamadım. Elbette Kur’an’da anlamadığımız bazı ayetler bulunacakancak bu Kur’an’ı anlayamayacağımız anlamına gelmez.
      Kur’an’da anlamadığım ayetler kafamda soru işaretleri bırakıyorsa, bu sorunu da çözecek olan yine Kur’an olacaktır. Farklı doğruların ve yanlışların barındığı ‘sözde dini kitaplar’ın fetvaları tutarsızlıklarla dolu olduğundan onları bir kenara bırakıyoruz. Böyle bir kanaat bizi nasıl bir sonuca götürecek?
      Bakalım vardığım bu kanaat sonucu her soruya Kur’an’dan cevap alabilecek miyim? Aldığım cevaplar toplumun cevaplarına göre nasıl bir gerçek ortaya koyacak?
      En temel sorulardan başlayarak sorularımı soracağım ve Kur’an’ın bu konudaki hükmünü anlamış olacağız.Toplumun doğrularına göre hareket ettiğimde çoğu kez hayal kırıklığına uğradım.Bakalım Kur’an bu konuda bize ne diyecek? Saplantılar içinde yaşamaya devam mı edeceğim yoksa o beni nura mı ulaştıracak? Lafı fazla uzatmadan ilk soruma geçeyim.

      1.Kur’an nedir?

      Bu bir kitaptır ki, Rabbinin izniyle insanları karanlıklardan nura (aydınlığa), O övgüye layık, Aziz olanın yoluna çıkarman için sana indirdik. (İbrahim, 1)
      2.Bu Kur’an kimden gelmiştir?

      (Resulüm!) Şüphesiz ki bu Kur’an, hikmet sahibi ve her şeyi bilen Allah tarafından sana verilmektedir. (Neml, 6)
      (Bu Kur’an) üstün ve çok merhametli Allah tarafından indirilmiştir. (Yasin, 5)

      3.Ey Allah’ım bu Kitabı indirmenin sebebi nedir?

      Biz, Kur’an’dan öyle bir şey indiriyoruz ki o, müminler için şifa ve rahmettir; zalimlerin ise yalnızca ziyanını artırır. (İsra, 82)
      Şüphesiz ki bu Kur’an en doğru yola iletir; iyi davranışlarda bulunan müminlere, kendileri için büyük bir mükâfat olduğunu müjdeler. (İsra, 9)

      4.Bu Kur’an’ın bir uydurma olduğunu veya değiştirildiğini yani korunamadığını söyleyenler var.

      Bu Kur’an Allah’tan başkası tarafından uydurulmuş bir şey değildir. Ancak kendinden öncekini doğrulayan ve o Kitab’ı açıklayandır. Onda şüphe yoktur, o alemlerin Rabbindendir. (Yunus, 37)
      Rabbinin Kitabı’ndan sana vahyedileni oku. Onun kelimelerini değiştirebilecek yoktur. O’ndan başka bir sığınak da bulamazsın. (Kehf, 27)

      Rabbinin sözü hem doğruluk, hem adalet bakımından tamamlanmıştır. O’nun sözlerini değiştirecek hiçbir kuvvet yoktur. (En’am, 115)

      Kur’an’ı kesinlikle biz indirdik; elbette onu yine biz koruyacağız. (Hicr, 9)

      5.Kur’an dediğimiz Kitap’ta çelişki de mi yok?

      Onlar hâlâ Kur’an’ı iyice düşünmüyorlar mı? Eğer o, Allah’tan başkasının katından olsaydı, kuşkusuz içinde birçok aykırılıklar (çelişkiler, ihtilaflar) bulacaklardı. (Nisa, 82)

      6.Yani bu Kitap’ta hiç bir şey eksik değil mi, tamamlanmış mı?

      Kitap’ta hiçbir şeyi eksik bırakmadık. (En’am, 38)

      Rabbinin sözü hem doğruluk, hem adalet bakımından tamamlanmıştır. O’nun sözlerini değiştirecek hiçbir kuvvet yoktur. (En’am, 115)
      7.Peki Allah’ım bu Kitap’ta her şeyi açıkladın mı?

      Biz bu kitabı sana, her şeyin ayrıntılı açıklayıcısı, bir doğruya iletici, bir rahmet, Müslümanlara bir müjde olarak indirdik.(Nahl, 89)

      O yalnızca bir öğüt ve Mübin (apaçık) bir Kuran’dır. (Yasin, 69)

      Andolsun ki size açıklayıcı/açık delil (beyyine) ayetler, sizden önce gelip geçenlerden örnekler ve korunup, sakınanlar için de bir öğüt indirdik. (Nur, 34)
      8.Ey Allah’ım Kur’an’ı senden başkası açıklayamaz mı?

      Şüphesiz onu toplamak ve okutmak bize düşer. O halde Biz onu okuduğumuzda, sen de onun okunuşunu izle. Sonra onu açıklamak da bize düşer. (Kıyamet, 17, 18, 19)

      9.Ey Allah’ım Kur’an’ın yorumunu kim yapacak?

      Onların sana getirdikleri hiçbir örnek yoktur ki, biz sana gerçeği ve en güzel yorumu (ahsena tefsir) getirmiş olmayalım. (Furkan, 33)

      10.Kur’an’ı sen yorumladığına göre, Kur’an benim için yeterli midir?

      Kendilerine okunmakta olan Kitab’ı sana indirmemiz onlara yetmiyor mu? (Ankebut, 51)

      11.Ey Allah’ım hayretler içerisindeyim. Kur’an’da açıklanmayan bir şey varsa -ki yok diyorsun- Başka dini kitaplara veya hocalara soru sormamayım mı?

      Allah size kitabı detaylandırılmış bir halde indirmişken Allah’ın dışında bir hakem mi arayayım? (En’am, 114)

      12.Hani ben Kur’an’da unutulmuş ve Peygamberimiz’in veya alimlerin açıklaması
      gereken bir hüküm var zannediyorum.

      Rabbin asla unutkan değildir. (Meryem, 64)

      13.Peygamberimiz veya alimler Kur’an’da bulamadığı hükümleri kendisi verebilir mi?

      Hüküm yalnız Allah’ındır. O kendisinden başkasına kulluk etmemenizi emretmiştir. Dosdoğru olan din işte budur. Ama insanların çoğu bilmiyorlar. (Yusuf, 40)

      14.Peygamberimiz(s.a.v.) din hakkında hüküm veremez mi?

      (Allah) Kendi hükmünde hiç kimseyi ortak kılmaz. (Kehf, 26)

      15.Peki ya Peygamberimiz(s.a.v.) nasıl hüküm verecek?

      (Ey Peygamber) Sen de aralarında, Allah’ın indirdiğiyle hükmet.(Maide, 49)

      16.Peygamberimiz’in hadisleri Kur’an’da geçmesede Allah’ın ona bildirdiği sözler değil midir?

      Eğer bazı lafları bizim sözlerimiz diye ortaya sürseydi, Yemin olsun, ondan sağ elini koparırdık. Sonra ondan can damarını mutlaka keserdik.Sizin hiçbiriniz ona siper de olamazdınız (Hakka, 44, 45, 46, 47)

      17.Ama Peygamber’imiz gaybdan/gelecekten bize haber vermiştir. Dolayısıyla Peygamber’imiz gaybı biliyor. Bunu hadislerden görüyoruz.

      “De ki: “Ben, size Allah’ın hazîneleri benim yanımdadır” demiyorum. Yok, “Ben gaybı bilirim.” Yok, “Ben meleğim.” de demiyorum. Bana ne vahyediliyorsa, ben ancak ona tabi olurum” De ki: “Kör, görenle bir olur mu? Hiç düşünmüyor musunuz?”” (En’am, 50)

      18.Peki ya bu ahir zamana ve kıyamet alametlerine dair hadisleri Peygamberimiz söylememiş midir? Uydurma hadisler mi bunlar?

      “Sana kıyamet saatinin ne zaman geleceğini sorarlar. De ki: “Onun ne zaman geleceğine dair bilgi yalnız Rabbimin nezdindedir. Vaktini O’ndan başkası açıklayamaz. O öyle bir meseledir ki, ne göklerde ve ne de yerde ona tahammül edecek hiç kimse yoktur!” O size ansızın gelecektir. Sen sanki onu biliyormuşsun gibi onu sana soruyorlar. De ki: “Ona dair gerçek bilgi yalnız Allah’ın nezdindedir; ama insanların çoğu bunu bilmezler.”” (Araf, 187)

      19.Nasıl olur ya, Peygaberimiz kainatın efendisi, iki cihan serveri değil mi?

      “De ki: “Ben sadece sizin gibi bir insanım. Ancak şu farkla ki bana “sizin ilahınız tek İlahtır” diye vahyediliyor. Artık kim Rabbine âhirette kavuşacağını umuyorsa, makbul ve güzel işler işlesin ve sakın Rabbine ibadetinde hiç bir şeyi O’na ortak koşmasın.”” (Kehf, 110)

      20.Peygamber’imiz diğer peygamberlerden üstün değil mi yani?

      Elçi, kendisine Rabbinden indirilene iman etti, mü’minler de. Tümü, Allah’a, meleklerine, Kitaplarına ve elçilerine inandı. ‘O’nun elçileri arasında hiç birini (diğerinden) ayırdetmeyiz. İşittik ve itaat ettik. Rabbimiz bağışlamanı (dileriz). Varış ancak Sana’dır’ dediler. (Bakara, 285)
      21.Peki bu uydurma hadislerle biz kandırılıyor muyuz?

      “Az kalsın, seni bile sana vahyettiğimizden başka bir şeyi uydurup, Bize mal etmen için akılları sıra kandıracak ve ancak o takdirde seni dost edineceklerdi.” (İsra, 73)

      22.Kur’an dışındaki sözler ve hadisler, Kur’an kadar sadık ve doğru değil mi yani?

      Allah’tır O, ilah yoktur O’ndan başka. Hakkında hiçbir kuşku bulunmayan kıyamet gününde, hepinizi muhakkak bir araya toplayacaktır. Hadis/söz bakımından, Allah’tan daha sadık kim olabilir? (Nisa, 87)

      23.Kur’an’dan başka dini kitaplara itibar etmeyelim mi?

      Elleriyle (bir) Kitap yazıp sonra onu az bir bedel karşılığında satmak için “Bu Allah katındandır” diyenlere yazıklar olsun! Elleriyle yazdıklarından ötürü vay haline onların! Ve kazandıklarından ötürü vay haline onların! (Bakara, 79)

      24.Ey Allah’ım Kur’an’ı anlamam için ne yaptın?

      Bak iyice kavramaları için ayetleri nasıl türlü şekillerde açıklıyoruz (nusarriful). (En’am, 65)

      Andolsun bu Kuran’da her örnekten insanlar için türlü türlü açıklamalarda (sarrafna) bulunduk. İnsanların çoğu ise tanımamakta ayak diretmektedirler. (İsra, 89)

      Bunları Kuran’da türlü türlü şekillerde (sarf) açıkladık ki öğüt alıp hatırlasınlar. Fakat bu sadece kaçışlarını artırıyor. (İsra, 41)

      Andolsun Biz Kur’an’ı zikr (öğüt alıp düşünmek) için kolaylaştırdık. Fakat öğüt alıp-düşünen var mı? (Kamer, 17-22-32-40)

      25.Peki ya Kur’an’ı kimler anlar?

      (Bu Kur’an,) Ayetlerini, iyiden iyiye düşünsünler ve temiz akıl sahipleri öğüt alsınlar diye sana indirdiğimiz mübarek bir kitaptır. (Sad, 29)

      26.Ey Allah’ım bu indirdiğin kitabı nasıl okuyayım ve nasıl dinleyeyim?

      Kur’an okuduğun zaman o kovulmuş şeytandan Allah’a sığın! (Nahl, 98)

      Kur’an okunduğu zaman onu dinleyin ve susun ki size merhamet edilsin. (Araf, 204)

      27.Kur’an’ı anlamadığım zaman ne yapabilirim?

      Kur’an’ı (okumada) acele etme ve de ki: ‘Rabbim, ilmimi arttır.’ (Taha, 114)

      —————————————————-
      Sen Sor Kur’an Cevaplasın – Part 2

      Bu yazının ilk kısmında Allah, Kur’an ve Peygamber hakkında yüce Kitabımıza sorular sorarak toplumun din konusunda bize öğrettiği “doğrular”ın ve “yanlışlar”ın yanılgılarla dolu olduğunu öğrendik. Dolayısıyla, akılla tam bir uyum içinde olan Kitabımızın, zihinlerimize nasıl bir zincir vurulduğunu bize göstermesi ve bu sis perdesini kaldırmaya yönelik delilleri kendisine olan güvenimizi gitgide arttırmıştır. Bu delillerle toplumumuzu uyandırmaya çalıştık.
      Gördük ki, her ne kadar Kuran’ın bildirdiği gerçeği anlatsak da toplum tarafından yanlış karşılanmaya, zamanla nefret edilecek kişi haline getirilmeye çalışıldık. Çünkü bu toplum gerçeklerden uzak, çünkü bu toplum menfaatleri üzerine kurulan sistemin yıkılmasından endişe duyuyor.
      Biz burada sorularımızı daha da netleştirerek hem kendimize hem de temiz akıl sahiplerine yardımcı olmaya çalışacağız.
      Kaldığımız yerden devam ediyoruz.

      28. İslam’ın bir taklit dini olduğu görüşü yaygındır. Bu ne kadar doğrudur?

      Yahudiler: “Üzeyir Allah’ın oğludur” dediler; hristiyanlar da: “Mesih Allah’ın oğludur” dediler. Bu, onların ağızlarıyla söylemeleridir; onlar, bundan önceki inkâr edenlerin sözlerini taklid ediyorlar. Allah onları kahretsin; nasıl da çevriliyorlar? (Tövbe,30)

      Ey Resulüm de ki: “İşte benim yolum budur! Ben insanları Allah’ın yoluna, düşünmeksizin, taklit yolu ile değil, delile dayanarak, idrâklerinehitab ederek dâvet ediyorum. (Yusuf,108)

      29.İslam’ın iman esaslı olduğu, bir yerden sonra aklın devre dışı kalması gerektiğini savunanlar var.

      Gerçekten Biz onu, belki aklınızı kullanırsınız diye Arapça bir Kur’an kıldık. (Zuhruf,3)

      Allah’ın izni olmadıkça hiçbir benlik iman edemez. Allah, pisliği, aklını kullanmayanlar üzerine bırakır. (Yunus,100)

      “Sana bu mübarek Kitap’ı, ayetlerini düşünsünler ve aklı olanlar öğüt alsınlar diye indirdik.” (Sad,29)

      30.Gaybı Peygamberimizin bildiğini ve bildirdiğini ısrarla söyleyenler var. Bunun böyle olmadığını Enam,50’den başka ifade eden bir ayet var mı?

      De ki: “Ben elçilerden bir türedi değilim, bana ve size ne yapılacağını da bilemiyorum. Ben, yalnızca bana vahyedilmekte olana uyuyorum ve ben, apaçık bir uyarıcıdan başkası değilim.” (Ahkaf,9)

      31. Kuran’ın din konusunda yeterli olduğunu ayetlerden anlıyoruz. Peki ahirette hadislerden sorumlu tutulmayacak mıyız?

      Resul de şöyle der: “Ey Rabbim, benim toplumum, bu Kur’an’ı terk edilmiş/dışlanmış halde tuttular.” (Furkan,30)

      Ve şüphesiz O (Kuran) sana ve toplumuna bir hatırlatmadır. O’ndan sorumlu tutulacaksınız. (Zuhruf,44)

      32. Peygamberimiz’in yalnızca Kur’an’la hüküm vermesi gerektiğini ayetlerden anlıyoruz. Peygamberimiz Kur’an dışı hüküm vermiş midir?

      “Allah seni affetsin; neden onlara izin verdin de beklemedin ki, doğru söyleyenler sana açık-seçik belli olsun da yalancıları bilesin.” (Tevbe,43)

      33. Şimdi bu ayette yanlış hüküm verdiği için Allah’ın kendisini eleştirdiğini görüyoruz. Bir dakika! Peygamberimiz kendi nefsine göre konuşmaz ki?

      O, hevadan (kendi istek, düşünce ve tutkularına göre) konuşmaz. O (söyledikleri), yalnızca vahyolunmakta olan bir vahiydir. (Neml,3-4)

      34. Kur’an’ı vahyederken kendi arzusuna göre konuşmaz.(Neml,3-4) Ama günlük konuşmalarında kendi arzusuna göre hareket ettiğini öğreniyoruz şimdi.(Tevbe,43) Peygamber’in vahiy ile günlük konuşmalarını ayırt eden insanlar olmuş mu?

      “Onlara bir ayet getirmediğinde, ‘Onu da şuradan buradan derleseydin ya!’ diye konuşurlar.” (Araf, 203)

      35.Buradan günlük konuşmaları ile vahyin ayırt edildiğini görüyoruz. Peygamberimizin günlük konuşmalarının olduğunu ve bu konuşmaların yine Allah tarafından eleştirildiğini gösteren başka ayet var mı?

      “Ey peygamber, eşlerinin hoşnutluğunu isteyerek, Allah’ın sana helal kıldıklarını niçin haram kılıyorsun? Allah çok bağışlayandır, çok esirgeyendir.” (Tahrim,1)

      36.Allah’ım, tatmin olmam açısından soruyorum; Peygamber’in vahiy ile günlük konuşmalarını ayırt eden insanların olduğuna başka bir delil gösterebilir misin?

      “İman edenler derler ki: ‘Bir sure indirilseydi olmaz mıydı?’ Fakat hükmü kesinleşmiş bir sure indirilip de içinde savaş da anılınca, kalplerinde hastalık olanların, ölüm baygınlığına tutulmuş bir bakışla sana baktıklarını görürsün. Onlara uygun olan da odur.” (Muhammed,20)

      37. Demek Peygamber’in her sözü vahiy olsaydı Müminler, Allah katından bir sure indirilmesini istemezlerdi. Peki, Vahiy yalnızca Kuran mı yoksa ek olarak Peygamber’imizin sözleri mi?

      “İşte böyle! Biz sana Arapça bir Kuran vahiy ettik ki, ülke ve medeniyetlerin anasını ve çevresindekileri uyarasın. Ve toplanma günü konusunda da uyarıda bulunasın. Hiç kuşku yok o günde. Bir bölük cennettedir, bir bölük ateşte.” (Şura,7)

      38. Vahyin sadece Kuran olduğunu Peygamberimiz de ifade etmiş midir?

      “Bu Kuran bana vahiy olundu ki, onunla sizi ve ulaştığı herkesi uyarayım.” (Enam,19)

      39. Allah’ım din konusunda canımızı sıkan şeyler var, özellikle ibadet konusunda. Kuran şu an indirilmekte değil, alimlere sorarak onların verdiği hükümlere mi uyalım yoksa Kuran’la mı yetinelim?

      “Ey iman sahipleri! Size açıklandığında canınızı sıkacak şeylerle ilgili soru sormayın. Kuran indirilmekteyken onları sorarsanız size açıklanır. Allah onları affetmiştir. Allah çok bağışlayıcıdır, çok yumuşak davranandır.” (Maide,101)

      40. Bu ayetle görüyorum ki, dinle ilgili soruların cevabını Kuran’da aramakla yetinmeliyim. Peygamber’in her söylediğinin vahiy olmadığını açıklayan başka bir ayet var mı?

      “Yapılacak işler hakkında onlara danış. Kararını verdiğin zaman da artık Allah’a dayanıp güven. Çünkü Allah, kendisine dayanıp güvenenleri sever.” (Ali İmran, 159)

      41. Yine anlıyoruz ki, Peygamber’in her söylediği vahiy olsaydı müminlere danışmazdı. Kuran’ın açıklanmadığı kısımlarını Peygamber’in açıkladığını hadislerle görüyoruz. Bu ne kadar doğru?

      “Biz Kitap’ı sana, her şeyin açıklayıcısı, Müslümanlara bir hidayet, bir rahmet ve bir müjde olarak indirdik.” (Nahl,89)

      42. Madem Kuran’da her şey açıklanmış, bu binlerce hadisler de nedir Allah’ım? Esasen Peygamber’in üstlendiği görev nedir?

      “Ey Elçi! Rabbinden sana indirileni tebliğ et. Eğer bunu yapmazsan O’nun elçiliğini yapmamış olursun. Allah seni insanlardan koruyacaktır. Doğrusu Allah, kâfirler topluluğuna rehberlik etmez.” (Maide,67)

      “Şüphesiz, insanlar arasında Allah’ın sana gösterdiği gibi hükmetmen için biz sana Kitap’ı hak olarak indirdik. Hainlerin savunucusu olma.” (Nisa,105)

      43. Peygamberimize Cebrail tarafından gösterilen uygulamalar ve Kuran’da geçmeyen açıklamaları öğretildiğini görüyoruz. Bu Kuran’da geçmiyor. Böyle bir şey var mı?

      “Biz onların dediklerini çok iyi biliriz. Sen onların üzerinde bir zorba değilsin. Tehdidimden korkanlara Kuran’la öğüt ver.” (Kaf,45)

      44. Allah tarafından Peygamberimize verilen başka bir kitapla biz, Deccal ve Mehdi hakkında uyarıldığımızı öğreniyoruz hadislerden. Peygamberimizin böyle Kuran dışı bir kitaba ve ilme sahip olduğu doğru mudur?

      “Benimle sizin aranızda Allah şahittir. Bu Kuran bana, kendisiyle sizi ve ulaştığı herkesi uyarmam için vahiy olundu.” (Enam,19)

      45. O halde Kuran dışı bir kitabı din konusunda delil olarak göstermem yanlış. Kuran dışı böyle bir kitap indirildiği doğru değil.

      “Veya onlara bir kitap verdik de ondaki bir delile mi dayanıyorlar? Doğrusu, zalimler birbirlerine ancak aldatıcı sözler verirler.” (Fatır,40)

      “Ne oluyor size, nasıl hüküm veriyorsunuz? Hiç düşünmüyor musunuz? Yoksa sizin açık bir deliliniz mi var? Doğru sözlülerden iseniz, kitabınızı getirin!” (Saffat,154-157)

      46. Kuran’la yetinmekle birlikte bizi sadece Allah’a yaklaştırmalarından dolayı cemaatlerin ve tarikatların peşinden gitmemiz doğru değil mi?

      “Kitap’ın indirilmesi, Üstün ve Bilge olan Allah’tandır. Şüphesiz, sana bu Kitap’ı hak ile indirdik; öyleyse dini yalnızca O’na has kılarak Allah’a ibadet et. Gözünüzü açıp kendinize gelin! Arı-duru din yalnız ve yalnız Allah’ındır! O’nun yanında birilerini daha veliler edinerek ‘Biz onlara, bizi Allah’a yaklaştırmaları dışında bir şey için kulluk etmiyoruz.’ diyenlere gelince, hiç kuşkusuz, Allah onlar arasında, tartışıp durdukları konuyla ilgili hükmü verecektir. Şu bir gerçek ki, Allah, yalancı ve nankör kişiyi iyiye ve güzele kılavuzlamaz.” (Zümer,1-3)

      47. Din hakkında bilmediğimiz hükümleri ilim sahiplerine sormamız gerekmiyor mu? Bununla ilgili ayet var sanırım.

      Biz senden önce de elçi olarak kendilerine vahyettiğimiz erkeklerden başkasını göndermedik. Eğer bilmiyorsanız, zikir/Kur’an ehline sorun. (Enbiya,7)

      48. Ayetten anladığım kadarıyla ‘Kuran’ ehline sormamız gerekiyor. ‘Kuran’ dışı açıklama veya hüküm verdiğini nasıl anlayacağım?

      …O halde, iyice araştırın, anlayın dinleyin. Çünkü Allah, yapmakta olduklarınızdan haberdardır. (Nisa,94)

      49. Ayetlerden Peygamberimizi örnek almamız isteniyor. Bunun için rivayetlerle bize ulaşan hadis ve sünnetleri uygulamamız doğru olmaz mı? Peygamber’i örnek almamızın başka yolu mu var?

      “İnkara sapanlar, ‘Sen gönderilmiş bir elçi değilsin.’ diyorlar. De ki: ‘Benimle sizin aranızda tanık olarak Allah, bir de yanında Kitap bilgisi bulunanlar yeter.’” (13:43)

      50.Yani Peygamberi örnek almak için sadece Allah’ın Kitabındaki bilgileri edinmek yeterlidir. Ey Allah’ım, Peygamberimizi örnek alacağımız bir ayet var mı?

      “Ben sadece bana vahiy olunana uyuyorum. Rabbime isyan edersem, büyük bir günün azabından korkuya düşerim.” (10:15)

      51. Rabbim, beni bu konuda daha da ikna edebilir misin?

      “İbrahim ve onunla birlikte olanlarda sizin için güzel bir örnek vardır.” (Mumtehine,4)

      52. Şimdi ben sorumu şu Müslümanlara soruyorum; Peygamberimizin örneğini hadis kitaplarında bulmalıyız diyen kişiler bu ayet için ne diyecekler? Bu yüce Kitap bana yetiyor da onlara niçin yetmiyor?

      Kendilerine okunmakta olan Kitabı sana indirmemiz onlara yetmiyor mu? (Ankebut, 51)

      53.“Allah’ın elçisine Kuran’ın benzeri bir kaynak verildi” diyebilir miyiz?

      “De ki: Andolsun, bu Kuran’ın bir benzerini ortaya koymak üzere insan ve cin toplulukları bir araya gelseler, birbirlerine destek de olsalar, onun benzerini ortaya getiremezler.” (İsra,88)

      54.Son olarak, bu ayeti netleştirebilir miyiz?

      “Yahut ‘Onu kendisi uydurdu!’ mu diyorlar? Hayır, onlar inanmazlar. Eğer doğru iseler onun benzeri bir ‘hadis’ (söz) getirsinler.” (Tur,33-34)

      ————————————————————–

      Sen Sor Kur’an Cevaplasın – Part 3

      Selam azizim,

      Yazı dizimizin 3. bölümüne gelmişken anlaşılması gereken bazı hususları bildirmek zorundayım.

      Müslümanların çoğuna bakıldığında “din için Kur’an yeterlidir” görüşünün bize ait olduğunu sanmakta ve buna karşı bizimle mücadele içine girmektedir. Oysaki bu görüşün doğru olduğunu biz ayetlerle kanıtlamaya çalışmıyoruz. Tam tersine ayetler, bu görüşün doğru olduğunu kanıtlamaktadır. Hem bilinmelidir ki bu görüş Allah’a aittir ve Kuran’dan bir ayettir.

      Taklide dayalı gelenekçi İslam anlayışını savunanların içinden çıkamadığı bir başka konu ise çoğu hadislerin Peygambere ait olduğunu ‘zannetme’ yanılgısıdır. Kuran’ı yeteri kadar okuyamayan bu insanların hadislerin doğru olup olmadığını kestirebilmeleri, bu açıdan da çok zor görünüyor. Çünkü bilinçaltlarına Allah’ın ayetlerinden çok uydurulan hadisler yerleştirilmiştir.

      Bu bölümde ayetler delil gösterilerek “hadis”e uymak gerektiğini söyleyen Müslümanlara cevap vermeye çalışacağız. Örneğin; “Elçi size ne verdiyse onu alın, sizi neden alıkoyduysa ondan da sakının.”(Haşr Suresi,7) ayetine bakacağız. Ayrıca “esbab-ı nüzul”u (ayetin iniş sebebini) gerçeğini anlamaya çalışacağız. Bununla beraber Kuran’da geçen “hikmet” kavramının sünnet/hadis olup olmadığına bakacağız. Ve son olarak Din Adamları hakkında Kuran’ın hükmünü öğreneceğiz.

      Yine kaldığımız yerden devam ediyoruz.

      55. Haşr Suresi’nde şöyle buyurulmaktadır: “Elçi size ne verdiyse onu alın, sizi neden alıkoyduysa ondan da sakının.” O halde geleneklerin ve hadis külliyatının bize öğreti olarak verdiklerini kabul etmeli, bizden yasakladıklarından kaçınmalıyız, öyle değil mi?

      “Allah’ın o ülkelerin halklarından elçisine ganimet bıraktığı şeyler Allah’ın ve elçisinindir. Yani akrabalara, yetimlere, yoksullara ve yolda kalmışlara verilmelidir ki zenginlerinizin arasında tekelleşmesin. Elçinin size verdiğini alın; ancak onun size vermediğinden uzak durun. Allah’ı dinleyin. Allah’ın cezalandırması çetindir. Sözü edilen o mallar, göçmen yoksullar içindir. Onlar ki, yurtlarından çıkarılıp mallarından yoksun bırakılmışlardır; Allah’tan bir lütuf ve bir hoşnutluk peşindedirler; Allah’a ve elçisine yardım ederler. İşte onlardır, özü-sözü doğru olanlar.” (59:7-8)

      56. Yukarıdaki ayet açıkça ortaya koymaktadır ki “Elçi size ne verdiyse onu alın, sizi neden alıkoyduysa ondan da sakının” ifadesi peygamberin insanlar arasında yaydığı öğretileriyle ilgili değil, ganimetlerin ihtiyaç sahiplerine dağıtımıyla ilgilidir. Peki peygamberin insanlar arasında yaydığı öğretilere işaret etseydi, bu ifadeden hadisleri anlamak mümkün olmaz mıydı?

      “Şüphesiz, insanlar arasında Allah’ın sana gösterdiği gibi hükmetmen için biz sana Kitap’ı hak olarak indirdik. Hainlerin savunucusu olma.” (Nisa,105)

      57. Bu ayetten de anlaşıldığı gibi öğreti olarak Kuran’a işaret ediliyor. Ancak Nisa Suresi 65. ayette belirtildiğine göre insanlar Allah’ın elçisini aralarındaki anlaşmazlıklarda hakem kabul etmedikçe ve onun kararlarına içten bir şekilde uymadıkça inanmış sayılmayacaklardır. Bu ayet de geleneksel kitapların ve hadis kitaplarının önemini vurgulamıyor mu? Ayet şu;

      “Hayır, Rabbine yemin olsun ki iş, onların sandığı gibi değil. Onlar, aralarında çıkan karmaşık işlerde seni hakem yapıp verdiğin hükümle ilgili olarak, içlerinde hiçbir burukluk duymadan tam bir teslimiyete ulaşmadıkça iman etmiş olamazlar.” (Nisa,65)

      58. Bu ayette insanların anlaşmazlıklarında elçiyi aralarında hakem yapmaları ve onun kararlarına tam olarak uymaları gerektiği söylenmekte. Peki elçi insanlar arasında nasıl hakemlik yapacaktır? Kendi kişisel fikri doğrultusunda mı karar verecektir?

      “Sen de aralarında, Allah’ın indirdiğiyle hükmet. Onların keyiflerine uyma. Dikkat et de Allah’ın sana indirdiğinin bir kısmından seni uzaklaştırıp fitneye düşürmesinler. Eğer yüz çevirirlerse bil ki, Allah onları bazı günahları yüzünden belaya çarptırmak istiyor. Zaten insanların birçokları doğru yoldan iyice sapmış bulunuyorlar.” (Maide,49)

      59. Elçi insanlar arasında hakemlik görevini yürütüyordu. Ancak, yukarıdaki ayetin de işaret ettiği gibi, bunu yaparken kişisel değer yargılarına ve fikirlerine göre değil Kuran’a göre hüküm veriyordu. Bunu biraz aydınlatabilir miyiz?

      “Bu Kitap’ı sana yalnız şunun için indirdik: Hakkında ayrılığa düştükleri şeyi onlara iyice açıklayasın ve Kitap, iman eden bir topluluk için kılavuz ve rahmet olsun.” (Nahl,64)

      60.Vahyin “vahy-i metluv”(okunan vahiy) ve “vahy-i gayri metluv”(okunmayan vahiy) iki türlü olduğu söyleniliyor. Yani okunmayan olan bu ikinci tip vahyi, gelenek ve hadis kitaplarında bulabiliriz.

      “Böylece seni, kendilerinden önce nice ümmetlerin gelip geçtiği bir ümmete gönderdik ki, sana vahiy ettiğimizi onlara okuyasın. Onlar Rahman’ı inkâr ediyorlar. De ki: O benim Rabbimdir. O’ndan başka tanrı yoktur. O’na güvendim ve dönüş sadece O’nadır.” (Rad,30)

      61. Bu ayette geçen “sana vahiy ettiğimizi onlara okuyasın” ifadesi açıkça ortaya koymaktadır ki vahyin tek türü “vahy-i metluv”dur, yani okunan vahiydir. Yani ‘okunmayan vahiy’ yok mudur?

      “Rabbinin Kitabı’ndan sana vahiy edileni oku. Onun kelimelerini değiştirebilecek yoktur. O’ndan başka bir sığınak da bulamazsın.” (Kehf,27)

      62. Kuran’ı anlamak için “esbab-ı nüzul”u (ayetin iniş sebebini) bilmeliyiz. Çünkü bir ayetin neden ve nasıl bir tarihsel arka plan ile vahiy edildiği konusunda bilgilenmeden Kuran’ı anlayamayız.

      “Yemin olsun ki, onların hikâyelerinde, aklını ve gönlünü çalıştıranlar için bir ibret vardır. Bu Kuran, uydurulacak bir hadis (söz) değildir; aksine o, kendisinden öncekileri tasdikleyici, her şeyi ayrıntılı kılıcıdır. İnanan bir topluluk için de bir kılavuz ve bir rahmettir.” (Yusuf, 111)

      63. Bu ayetten Kuran’da geçmiş nesiller ve elçiler hakkında verilen tüm örnekler, tarihsel hikâye oldukları için değil, insanlara kutsal rehber oldukları ve ahlaki dersler verdikleri için indirildiğini anlıyorum. Öyleyse geçmişte yaşandığı iddia edilen tarihsel rivayetleri araştırmaya çalışıp, Allah’ın Kitap’ını bu rivayetlere tabi kılmak büyük bir hatadır.

      “Şunların hiçbirine itâat etme: yemin edip duran, aşağılık, kötüleyen, söz götürüp getiren. Hayrı engelleyen, saldırgan, günahkâr. Kaba ve kötülükle damgalı. Mal ve oğullar sahibi olmuş diye… Ayetlerimiz ona okunduğunda şöyle der: ‘Daha öncekilerin masalları!’” (Kalem,10-15)

      64. Kuran, bazı ayetlerinde elçinin, Kitap’ın ve “hikmet”in (yani bilgeliğin) bilgisini vermekle görevli olduğunu belirtir. Kitap ile Kuran kastedilirken, hikmet ile hadis’in kastedildiği doğru mudur?

      “İşte bunlar, Rabbinin sana vahiy ettiği hikmetlerdir. Allah ile birlikte başka ilah edinme; sonra kınanmış ve uzaklaştırılmış olarak cehenneme atılırsın.” (İsra,39)

      65. Kuran bir kavram verdiği zaman onu havada bırakmaz, açıklar. Öyleyse bu ayet Kuran’ın kendisinin hikmet olduğunu göstermektedir. Hikmet, yani bilgelik, Allah’ın Kitap’ının niteliklerinden birisidir. Bunu destekleyecek başka ayet var mıdır?

      “Andolsun onlara, kötülüklerini engelleyecek nice önemli haberler gelmiştir. Bu, büyük bir hikmettir. Fakat uyarılar yarar sağlamıyor.” (Kamer,4-5)

      66. “Evlerinizde Allah’ın ayetlerinden ve hikmetten okunanları hatırlayın. Kuşkusuz, Allah Latîf’tir, Haberdar’dır.” (Ahzab,34) Bu ayetteki hikmetin, okunmayan vahye karşılık geldiğini ve hadis olduğunu söylemek doğru değil midir?

      “Yâ. Sîn. Yemin olsun o hikmetlerle (bilgeliklerle) dolu Kuran’a ki, hiç kuşkusuz, sen, gönderilen elçilerdensin.” (Yasin,1-3)

      “Elif. Lâm. Mîm. İşte sana, o hikmetlerle (bilgeliklerle) dolu Kitap’ın ayetleri. İyilik ve güzellik sergileyenlere bir merhamet ve bir kılavuz olarak.” (Lokman,1-3)

      67. Bu ayetlerle kesinkes anlaşılıyor ki, ‘hikmet’ ile yalnızca Kuran’ın bir niteliği ifade edilmektedir. Peki Atalarımızın/din adamlarının bize öğrettiği dini kavramlara ve hadislere uyarsak daha doğruya ulaşamayız mı?

      “Onlara, ‘Allah’ın indirdiğine uyun!’ dendiğinde, ‘Hayır! Biz, atalarımızı üzerinde bulduğumuz şeye uyarız.’ derler. Peki, ataları bir şeye akıl erdiremiyor, doğruya ve güzele ulaşamıyor idiyseler!” (Bakara,170)

      68. Ama Atalarımız ve din adamlarımız bu din için büyük fedakarlıklarda bulundu. Onlara uymamız daha uygun olmaz mı?

      “Onlar bir toplumdu; gelip geçti. Onların kazandıkları kendilerine, sizin kazandıklarınız da size aittir. Siz onların yaptıklarından sorguya çekilmezsiniz.” (Bakara,141)

      69. Din adamları bizi Allah’ın yoluna çağırmaktadır. Onlara her açıdan tabi olmak gerekmez mi yani?

      “Ey iman edenler, gerçek şu ki, Yahudi ve Hristiyan din adamlarının çoğu, insanların mallarını haksızlıkla yerler ve Allah’ın yolundan alıkoyarlar. Altını ve gümüşü biriktirip de Allah yolunda harcamayanlar… Onlara acı bir azabı müjdele.” (Tevbe,34)

      70. Bu ayette Allah, Yahudi ve Hristiyan din adamlarının hatalarından bahsederek Müslümanlar’ı aynı yanlışlara düşmemeleri konusunda uyarıyor. Ama onların din konusunda yazdığı değerli çalışmaları var. Bunlara itibar edilemez mi?

      “Kendi elleriyle bir kitap yazıp sonra onu az bir bedel karşılığında satmak için ‘Bu Allah katındandır’ diyenlere yazıklar olsun! Elleriyle yazdıklarından ötürü vay haline onların! Ve kazandıklarından ötürü vay haline onların!” (Bakara,79)

      71. Ancak din adamları, bizim için şeriat yasalarını sistematik bir şekilde kitaplarına koymuşlardır. Bu bize dini anlamamız için bir kolaylık sağladı. Her ne kadar onların bazı hükümleri Kuran’da geçmese de onların derin anlayışlarından dolayı itiraz etmemiz doğru mu?

      “Yoksa onların, dinden, Allah’ın izin vermediği şeyi kendileri için yasalaştıran ortakları mı var? Kesin ayrıma ilişkin söz olmasaydı, aralarında hüküm mutlaka verilirdi. O zalimler var ya, onlar için acıklı bir azap öngörülmüştür.” (Şura,21)

      72. Bunlar ne kadar ‘dindar’ olurlarsa olsunlar peşlerine düşmemiz yanlış mıdır? Kuran dışı bilgiler verse dahi yararlanmamız daha doğru olmaz mı?

      “Hakkında bilgin olmayan şeyin ardına düşme! Çünkü kulak, göz ve gönlün hepsi bundan sorumlu tutulacaktır.” (İsra,36)

      73. Yani hiçbir bilgiyi Allah’ın bize verdiği akıl ve duyuların süzgecinden geçirmeden kabul
      etmemeliyiz, öyle mi?

      “Ve: ‘Şayet kulak vermiş veya aklımızı kullanmış olsaydık, (şimdi) şu alevli cehennemin mahkûmları arasında olmazdık!’ diye ilave ederler.” (Mülk,10)

      74. Dini liderlerimizin ve kutsal saydığımız kişilerin öğretilerini Kuran’dan onay almadan takip edersek hesap gününde ne diyeceğiz?

      “Ve derler ki: ‘Rabbimiz! Biz, efendilerimize, büyüklerimize itaat ettik de bizi yoldan saptırdılar. Rabbimiz, onlara iki kat azap ver; onları büyük bir lanetle lanetle!’” (Ahzab,67-68)

      75. Efendilerimiz ve büyüklerimiz hesap gününde bize yardımcı olmayacaklar mıdır?

      “Hepsi toplu halde, Allah’ın huzuruna çıkmış olacaklar. Ezilip horlananlar, büyüklük taslayanlara diyecekler ki: ‘Biz sizin izleyicileriniz idik. Şimdi siz Allah’ın azabından bir kısmını bizden uzaklaştırabilir misiniz?’ Cevap verecekler: ‘Allah bize kılavuzluk etseydi elbette biz de size kılavuzluk ederdik. Şimdi inleyip feryat etsek de sabretsek de bir. Sığınacak hiçbir yerimiz yok.’” (İbrahim,21)

      76. Görünen o ki, ataların ve taklit edilen gelenekçi dinin şimdiki Müslümanlara bir faydası
      yoktur. Peki ne yapmalıyım?

      “De ki, ‘Benim yolum şudur: Basiret (akıl) ile kavranabilen açık bir delille Allah’a çağırırım, aynı şekilde beni izleyenler de… Allah Yücedir, ben ortak koşan birisi değilim.’” Yusuf,108)

      77. O zaman bizim atalarımızdan din adına işittiklerimizin akılla kavranması gerekiyor, değil mi?

      “Yoksa sen bunların çoğunun işittiklerini, akıl ettiklerini mi sanıyorsun? Onlar hayvanlar gibidirler, hatta yolca, hayvanlardan da şaşkındırlar.” (Furkan,44)

      78. Aklını işletemeyenlerin Allah katında durumu nedir?

      “Çünkü hareket eden varlıkların (yaratıkların) Allah katında en kötüsü, akıllarını işletmeyen sağır-dilsizlerdir.” (Enfal,22)

      79. Allah’ım bize aklımızı doğru kullanmayı nasip et ve bizi öğütlerinden mahrum etme!

      “Öyle ise emrolunduğun gibi dosdoğru ol. Beraberindeki tövbe edenler de dosdoğru olsunlar. Hak ve adalet ölçülerini aşmayın. Şüphesiz O yaptıklarınızı hakkıyla görür.” (Hud,112)
      ALINTIDIR
      İYİ DÜŞÜNCELER

    • bir kul dedi ki:

      EMRE

      Öğüt alabilenler, “Hiç şüphesiz bunda kalbi olan ya da bir şahit olarak kulak veren kimse için elbette bir öğüt (zikir) vardır. (Kaf Suresi, 37) ayeti gereği yalnızca ‘kalbi olan’ insanlardır.

      Akıl kişinin vicdanî özelliklerine göre artıp-azalabilir. İnsanın vicdanı güçlenir ve aklı arttığında, Rabb’i ona “doğruyu yanlıştan ayıran bir nur ve anlayış” (Enfal Suresi, 29) verir. Kuşkusuz bu, Allah’ın yaratmasındaki bir sırdır.

      Rabb’inden korkmayan kul ise bu “anlayış”tan yoksun olduğu için gerçek akla da sahip değildir. Bu insan üstün zekaya sahip bir bilim adamı da olabilir; ancak üzerinde araştırma yaptığı şeylerin gerçek sahibinin kim olduğunu anlayacak vicdan ve akla sahip olmayabilir. İşte bu insanın keşfettiği her şey gururlanmasına neden olur; kişi, Allah’ı değil kendisini yüceltir.

      Yaptıklarını kendinden bilip, doğruları göremeyenler, “Allah, onların kalplerini ve kulaklarını mühürlemiştir; gözlerinin üzerinde perdeler vardır. Ve büyük azap onlaradır. (Bakara Suresi 7) ayetinde söz edilen kavrayış ve anlayışları yok olanlardır.

      İman etmeyen bu kimseler, çevrelerindeki sayısız ayeti/delili göremezler. “ Göklerde ve yerde nice ayetler vardır ki, üzerinden geçerler de, ona sırtlarını dönüp giderler.” (Yusuf Suresi, 105) ayetindeki gibi Allah’ın varlığının apaçık delillerinden gaflettedirler. Bu duyarsızlıklarının nedeni, kalpleri üzerindeki kavramalarını engelleyen mühürdür.

      Yeryüzünde gezip dolaşmıyorlar mı, böylece onların kendisiyle akledebilecek kalpleri ve işitebilecek kulakları oluversin? Çünkü doğrusu, gözler kör olmaz, ancak sinelerdeki kalpler körelir. (Hac Suresi, 46)

      Ey iman edenler Allah;dan korkup sakınırsanız, size doğruyu yanlıştan ayıran bir nur ile anlayış verir, kötülüklerinizi örter ve sizi bağışlar. Allah büyük fazl sahibidir. ” (Enfal Suresi 29)

      http://kurannediyor.org/genissurelergosterarama.asp?konular=KA%DDNAT%20AYETLER%DD

      http://www.enfal.de/Kuran-Tevsiri/Casiye/Casiye01-5.htm

      Sizden, hayra çağıran, iyiliği emreden ve kötülükten men eden bir topluluk bulunsun. İşte kurtuluşa erenler onlardır. (Âl-i İmrân 3/104)

      http://www.kuransitesi.com/mobile/Kuran/Ahiret-Varliginin-Ispati/

  18. opelune dedi ki:

    selam

  19. agnostik kız dedi ki:

    site kapatıldımı ne oldu?

  20. cesi dedi ki:

    Allah intikam alicidir obur tarafda kendisine sor bunlari insallah cennete girersin de bu yaptiklarindan utanirsin o sacma hadisciler simdi nerde bilsen …….

    • Myz dedi ki:

      Herkes birseyler yazmaya gayret etmiş

      Allaha iman ve itaatte sorgulama yerine uygulama gereklidir
      eğer birgün bir ayet için mantığa uygun yada degil gibi bir düşünce içerisinde iseniz bilinki ters yönde gidiyorsunuz

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s