MUHAMMED EFSANESİ

saudiarabia-camelsAyet ve hadislere göre gerek Muhammed’in kendisini gerekse İslamcıların Muhammed’i tanıtımlarından şu sonuçları elde ediyoruz.

1- Muhammed, Allah’ın yarattığı ilk nurdur. Ondan önce
hiçbir varlığı yaratmamıştır.

2- Allah, Muhammed’i yaratmasaydı kainatı da, diğer
varlıkları da yaratmazdı.

3- Muhammed, Allah’ın en sevgili kuludur.

4- Muhammed, gelmiş ve gelecek insanlar ile tüm
peygamberler içinde en şereflisi ve en yüksek ahlaka
sahip olanıdır.

5- Allah ve melekleri dahi Muhammed’e salat ve salavat
getirirler. (Ahzap-56)

6- Muhammed sünnetli olarak yaratılmıştır.

7- ( Evlatlığı Zeyd’in boşandığı karısıyla) Nikahı Allah
tarafından kıyılan tek insandır.

8- Muhammed 40 erkeğin cinsel gücüne sahiptir.

9- Diğer peygamberlerin tümü kendi kavimlerine
gönderilmiş iken o tüm alemlerin peygamberidir.

10- Muhammed, kainatın efendisidir.

11- Hesap günü en başta şefaatçi kılınandır.
(Şefaat ya Resulallah!)

12- Muhammed’e zarar veremesin diye onun şeytanı dahi
müslüman kılınmıştır. Halbuki Adem’in de diğer
peygamberlerinde şeytanları kafirdir.

13- Kayalar, taşlar, dağlar dahi onu selamlar,
başının üzerinde daima bir bulut gölge ederdi.

14- Cennete adım atacak ilk kişi o olacaktır ve o girerken
cehennem geçici olarak söndürülecektir.

15- Muhammed’e salavat edenler, onu övüp yüceltenler
cennetliktir.

16- Allah’ın esmaül hüsnası gibi Muhammed’in de 99
ismi olup birçoğu Allah’ın ismiyle aynıdır.

17- Kendisine inanmayanların bu dünyada cezaları elleri ve
ayakları çapraz kesilerek öldürülmektir. Bununla kalmaz,
kıyamete kadar kabirlerinde işkenceden geçirilirler.
Bununla da kalmaz ahirette hesaplarına dahi bakılmadan
(isterse iyi insan olup hayırlı ameller yapmış olsunlar)
aşağılanarak cehenneme atılır ve sonsuza kadar yakılırlar.
İşte kafirlerin bu dünyada ve öbür dünyada layık oldukları
son budur.

18- Muhammed, kadınların, kölelerin ve hayvanların da
hakkını gözetmiştir.Yarım akıllı eksik yaratıklar olmasına
karşın kadınlara yarım şahitlik, yarım miras hakkı vermiş,
erkeklerin kadın sayısına sınır getirmediği ve aynı anda 4
kadınla sınırlandırdığı halde, kadını tek eşle koruma
altına almıştır.

19- Muhammed, Ahzap-50’deki hala-teyze-amca-dayı kızlarını,
kendisini mehirsiz ikram eden kadınları, cariyeleri,
evlatlığının karısı Zeynep’i, 6 yaşındaki Ayşe’yi sırf
korumak, şereflendirmek için nikahlamıştır.
Boşadığı kadınlar ise korunmaya layık olmayanlardır.

İlhan Arsel’in “MUHAMMED’E GÖRE MUHAMMED” kitabından bir alıntı yapalım:

Muhammed, Allah’ın nûr’unu yansıtan bir varlıktır. Allah, Muhammed’in nûr’undan cennet’leri, melek’leri ve alemleri yaratmıstır.
Güyâ melekler, Muhammed’in anası Amine’ye, yarı uykuda bulunduğu bir sırada görünüp, dünyâ’nın en büyük “Resûlü”ne” hamile olduğu haberini vermişlerdir.
Güyâ o tarihten itibaren Amine dünyâ’ya peygamberlerin en sonuncusunu doğuracağına dâir gaipten sesler duyar olmustur.
Güyâ onu doğurduğu zaman kendisinden bir nûr’un ayrıldığını ve Busra kösklerinin bu nûr’la aydınlandığını görmüştür.
Güyâ Allah Muhammed’i, yeryüzündeki insanların en “yüce’si”, en “şereflisi” ve “mahşer” halkının “efendisi” olarak yaratmış ve her türlü kötülüklerden uzak kılıp iyilikler içerisinde yoğurmuştur.
Güyâ Allah ona “ulu’luk” ve “yüce’lik” anlamlarına gelen ad’ları uygun bulmuştur, ki bu ad’lar arasında “Muhammed” (yâni çok “hamd ve sena olunmuş” kimse), “Ahmed” (yâni “Herkesten çok övülen kimse”), “Mâhi” (yâni”sınırsız şekilde güçlü” kimse), “Akib” (yâni “en son gelen”) gibi olanları ve daha niceleri vardır.
Güyâ Allah Muhammed’i “fahr-ül-üdeba, fahr-ül-vüzera” (kendisiyle her bakımdan övunülecek kimse) olarak yaratmıştır. Bütün bunlardan gayri bir de güyâ Allah, tüm melekleriyle birlikte Muhammed’e salâvat getirdiğini bildirmiş, kullarına da aynı şekilde salâvat getirmelerini emretmiştir.

Güyâ Muhammed, “peygamberlik” görevine başladıktan sonra ay’ı ikiye bölmek gibi mucîzeler yanında ağaçları yürütmüş, ellerinin parmakları arasından sular fışkırtmış, göklerden yağmurlar yağdırtmış, az miktar yemeği bereketlendirip bin kişiyi besleyecek hâle getirmiştir.
Güyâ Medine mescidinde, halka hitap etmek üzere çıktığı hurma kütüğünden yapılmış minberin hüngür hüngür ağlamaya, çatlayıncaya kadar feryad’a, oküz gibi böğürmeye başlaması üzerine onu kucaklamış ve ona: “Ey kütük, istersen seni eskiden bittiğin yere götürüp dikeyim de cennet ırmaklarından kana kana iç, meyva ver ve meyvanı Allah’ın sevgili kulları yesin” demiş ve bunun üzerine hurma kütüğü, tıpkı susturulan bir çocuk gibi, iniltilerini kesmiştir.

Güyâ Muhammed, kendisini öldürmek için verilen zehir gibi şeylerden etkilenmemiştir. Güyâ kuşlar onu yalanlara karsı korumuş, yeni doğan çocuklar onu görünce konuşmuşlardır. Güyâ vücudunun teri her kese şifa olmuştur. Güyâ ayaklarını yıkadığı ve içine tükürdüğü su “kutsal”, ve ağzından ya da burnundan çıkan sümük ve balgam “temiz” ve “hoş” olduğu için taraftarları bu sudan içip onun tükürüğünü, sümüğünü ve balgamını yüzlerine, göğüslerine, derilerine sürmeyi mutluluk saymışlardır.
Güyâ abdest alıp içine tükürdüğü su ile hastalar iyileşmiştir.
Güyâ bulutlar onu her yerde takip edip gölgelikler yaratmıştır.
Güyâ “sabâ” rüzgarı başkaları için “azap” iken Muhammed için
güçlendirici nitelik taşımıştır. Güyâ karanlıkta her şeyi gören ve
uykuda her şeyi işiten, yeryüzünün bütün dillerini bilip konuşan
o olmuştur.
Güyâ Muhammed’i rü’yâsında görenler, Allah’ı görmüs olacaklardır.

Güya müslümanlardan ayrı olarak ona cennette muhteşem “Şüheda” sarayı tahsis olunmuştur. Güyâ erkek çocuğu olamadığı için Allah ona, en büyük teselli mükâfatı olmak üzere, “Kevser”i vermiştir ve “Kevser” Cennet’te, iki yanında inci’den kaplar bulunan bir ırmaktır.

Ortada efsaneleştirilmiş bir din ve devlet kurucusu vardır. Ama onun İslam dinini ve Arap İslam devletini kuran kişi olduğuna dair tek bir tarih kanıt bile yoktur. Yukarıda bahsedilenlerin tümü 9. yüzyıla aittir ve 7. yüzyıldan kalma elimizde hiçbir belge-kayıt mevcut değildir. Eldeki Kur’an’ların bile en eskisi 10. yüzyıla aittir. Yani, 570-632 yılları arasında yaşadığı anlatılan Muhammed’den 200-300 yıl sonra kaleme alınmışlardır. Örneğin ilk siyerde Muhammed doğduğunda 1 mucizeden söz edilirken, sonraki siyerlerde mucizeler giderek arttırılmış, 20 civarında mucizeye kadar yükseltilmiştir.

Ne doğum tarihi bellidir ne de ölüm tarihi. Mekke dönemi, Medine devri, Hicret, Mekke’nin fethi vb. olayların tarihi gerçekliği kanıtlanamamıştır. Bunlar Kur’an’da bile yoktur. Kur’an’da “Medine” olarak geçen sözcükler şehir anlamındadır. Mekke geçmez, Bekke geçer ve Bekke’nin bugünkü Mekke olduğunun kanıtı yoktur. Yesrib geçer ama Yesrib’in bugünkü Medine’nin eski adı olduğunun kanıtı yoktur. Fetih suresindeki fethin Mekke’nin fethi olduğu doğru değildir. Surede geçen “bi batni mekkete” “gizli bir yıkımla” demektir. Ayrıca Mekke’den Medine’ye hicret’ten de bahsedilmez.

Bütün bunların büyüyen ve yayılan Emevi devletinin Bizans ve Hristiyanlar karşısında güçlü ve haklı görünebilmek amacıyla düzenlenmiş ve geriye doğru projekte edilerek uydurulmuş olaylar olduğu öne sürülür ki bu iddiaları çürüten bir kanıt ortaya konamamıştır. Abdülmelik döneminde Hristiyanlar tarafından Yahudiliğe yakın Mesihi bir mezhep olarak görülen Haceriliğin bu dönemde İslam adı altında dinleştirildiği ve Muhammed’in de bu dinin peygamberi olarak sunulduğu, bu tarihten itibaren de efsaneleştirilerek Musa ve isa seviyesine çıkartılmaya çalışıldığı batılı araştırmacıların üzerinde birleştiği bir teoridir. Bununla da yetinilmeyip abartmalar o denli büyütülmüştür ki; Miraç olayıyla Muhammed’in önce Kudüs’e Mescid-i Aksa’ya uçurulup burada gelmiş geçmiş tüm peygamberlere imamlık yaptığı ve sonra da Burak’a binip Cebrail’le uçarak Allah’ın huzuruna çıktığı uydurulmuştur. İsra-1 ayetinin Kur’an’a sonradan sokulan ayetlerden olduğu ortadadır. Çünkü ayette geçen Mescid-i Aksa, Ömer zamanında yapılmıştır.

Miraçta Allah’la tokalaştığından bahseden hadisler olduğu gibi, Muhammed’i İsa ile yarıştıracak şekilde “yaratmasaydım seni yaratmazdım kainatı” türü uydurmalar da vardır. Adem’in yaratıldığında gökte Muhammed’in adını gördüğü, günahından kurtulmak için Allah’a “Muhammed’in hakkı için” diye yalvardığı, cennetin kapısından ilk onun gireceği gibi hadislerle yüceltildikçe yüceltilmiştir. Hatta öyle ki Muhammed’in Cebrail’e “Bana Allah’tan vahiy alırken içeri bir bak bakalım ne göreceksin” dediği, Cebrail baktığında içerde Muhammmed’i oturur gördüğünü uyduracak derecede ileri gidilmiştir. Ne yazık ki bu zırvalara inanan milyonlarca  cahil insan vardır ve üstelik bunlar basit sebeplerden Muhammed uğruna ölecek-öldürecek, anasını babasını kurban edecek zihniyettedirler. Bu, saf bir tanrı inancından çok farklı, aşırı radikal ve korkunç bir inanç biçimidir.

Serdar Kaangil

Reklamlar
Bu yazı Din içinde yayınlandı ve , , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

MUHAMMED EFSANESİ için 35 cevap

  1. hakan dedi ki:

    sen kimsin bilmeden cahil cahil konusacak kadar beyninden mahrummusun sen akıl yokmu sende hiç

    • murat dedi ki:

      onda beyin var ki bu gerçekleri görmüş. her camii de kainatın efendisi diye bahsedilmiyor mu muhammedden. kainatın efendisi Alemlerin rabbi demektir. hrıstıyanlar Allahın oğlu dediler diye onlara kafir diyoruz. oysa biz muhammede alemlerin rabbi diyoruz. saygımızdanmış. ee peki hrıstıyan niye Allahın oğlu diyor onlarda sayıyoruz seviyoruz ondan Allahın oğlu diyoruz diyorlar. sizin daha dünyanın küreselliğinden haberin yok.

  2. hakan dedi ki:

    milyarlarca müslümanın peygamberine laf atma cüretini gösterip bide istenmeyen yorum die insanların yorumlarını silecek kadar korkak olma ben istesem elbet senin mail ve telini cok rahat bulurum bu yayınları adam gibi yayınla nedemk kütük öküz gibi böğürdü bumu senin inanc ve ahlakın bumu senin edeb terbiyen

    • pante dedi ki:

      İstenmeyen yorumlar sistem tarafından yayınlanmıyor. Ben de göremiyorum ne olduklarını. Engellendiklerine göre demek ki zararlı içeriğe sahipler.
      Benim onay vermediklerim sadece adi küfürler içeren yorumlardır.
      Diğer konularda tartışmak isteyenler forumlarda bana ulaşabilirler. Linkleri sağ sütunda verilmiştir.

    • pante dedi ki:

      Hakaret, küfür içeren iletiler silinir.
      Mehmet Selim Polat’ın her iletisinde küfür olduğundan iletileri siliniyor.
      Ağzını pislikten temizlediğinde yorumlarına izin verilecektir.

      Ayrıca sürekli iftira atan, kişisel suçlamalarda bulunanların mesajları da onaylanmayacaktır.

  3. hakan dedi ki:

    bğilmem kac yasa gelip ne konustugunu ne dediğini bilmeyen anlamayan bi konumda olmak acı verici birşey yaptıkların tamamen senin yorumun ne kaynak nede verin belgen var atıp tutarak kac cahili kandırabildiğini sanıosun adresimi vereyimde gel tartısalım konusalım kim haklı gör sen beni yen seninkini kabul ederim ama ben seni yenersem sende itikadını düzelteceksin varmısın ?

  4. hakan dedi ki:

    peygamerimiz kimseye sümük sürmedi balgamda sürmedi sadece bi kadın uhud savaşında karnından feci şekilde yaralanmıştı ona tükrük sürmüştür. kadınlara verilen miras ve şahitlik konusunda yaptıgın yorumlar yanlış kadınlara şahit isterken ,ki tane istendi sebeb kadınlar duygusal narin titiz varlıklar mesela cinayet şahitliğinde korkabilirler gördüm katili diyemeyebilirler sebeb bu artı miras hukukuna gelince okadar akıl mantık yoruyorsunuz bi adam ölse bir erkek bir kız cocugu olsa ikiside evlide olsa bekarda ikisinede aynı malı vermek haksızlık olur çünkü kadın çalışmak evi gecindirmek zorunda değildir erkek zorundadır kaldıki islama göre kadın ev işi bile yapmak zorunda değildir ( sünnet hükmündedir ister yapar ister yapmaz ama erkek evine bakmakla emrolunmuştur) bu sebebten kadın evli olsa kocasından bekar olsa babasından sağlar ama erkek evine bakmak zorunda bekar olsa anne babasına bakmak zorunda ama sen aynı verilsin diosun bumudur senin adil görüşün?? dierlerini es gectim buna cevap ver yeter ?

    • fingolif dedi ki:

      BUnlar çok güzen çarpıtmalar. Tamam miras olayını bir yere kadar anlayabilirim. Mantık çerçevesinde oturtmuşsunuz bunu. tebrik ederim. Lakin orda yapılan matematik hatasını hiç kimse açıklayamaz. Allah, ilkokul matematiğinden mahrum mudur?

      ayrıca şu şahitlik olayı olmamış. Farklı bir uydurma bulun. Kadının şahitliği narinliğinden ve kırılganlığından mı yarım sayılıyor? yoksa onu adam yerine koymadıklarından mı?

      O zaman bu parlak fikrinizi çıkında dünya kamuoyuna sunun. Modern mahkemelerdede kadının oy’u yarım sayılmalı, çünkü o narin ve kırılgandır diyin. Bakalım ne cevap alıyorsunuz.

      • Mehmet dedi ki:

        sayin fingolif, Hakaret ediyorsunz ve bu sizi hakli yapmiyor hatta sorunun olduguna isaret ediyor. Siz analizlerinizi avrupaya gore ameriakya yada asya ulkelerine gore verecekseniz ozaman Insan iradesi devreye girer. Insan iradesini hasa Allah iradesiyle(kanunlari ile ) kiyaslamak buyuk bir yanildir. Ayrica size ne aciklanirsa zirvalik olarak goruosunuz. Inanmayin, islamin sizlere ihtiyaci asla olmaz ama sizin imana ihityaciniz olacak elbet. Bu sebepten tartisma platformunda iseniz saygi sinirlarini bilmeniz gerekir. Aksi halde solediginiz adalet mantiginiz kabul gormez ve onay almaz.

        Ihtiyacin yok boyle bir bilgiye ama soyleyim ben , Peygameberimiz diyor ki ” Cennet Allahin izni ile annelerin ayaklari altindadir” Bunu soyleyen peygamber, soyletern Allah (c.c) simdi gelmis siz kadinin erkekten daha asagilik gorulduunu iddia ediosunuz. Bu soylemis oldugum hadisi serif en saglam sahih kaynaktan alinmistir ve butun islam alemi bunu kabul etmistir. Islamin hosgorusu ve adaleti konusunda asla supheye dusmedim ve dusmem de allahin izniyle. Hangi insanin kurdugu adalet bugune kadar devam edebildi. Hangisinin surekliligi var? rasyonalist dusunuyorsunuz. Hersey dunya degil. Uzaya inaniosunuz. Big bang teorisine de gormeden inaniosunuz. yildizin nekadar uzakta olduguna da inaniosunuz . gunesin buyuklugunu de biliosunuz. BUnlari bilim adamlari sayesinde ogreniorsunuz ve kabul ediosunuz. ha bende inaniorum Islami kabul eden insan Hak olan bilimi kabul etmek zorundadir. fakat nasil oluyor da okadar hakikatten bahseden kurani kendinize gore ceviriosunuz ve yorumluosunuz?

        Islama dusman olmayi tercih etmissiniz. Biz inananlar sadece aciklariz.
        Tekrar yineliorum Sizin Allaha ihtiyaciniz var , Allahin size ihtiyaci yok.

        Allah hidayet nasip etsin demek en dogru duadir size?

        saygilar.

    • mambracadabra dedi ki:

      Hakan Said.
      Siz yazarı tehdit edecek kadar aşağılık birisisiniz.
      Gözünüzle görmediğiniz olayları siz nasıl biliyorsunuz?
      Size anlatılanlardan di mi?

      O zaman nedne senin alternatifin doğru oluyor da yazarın ki olmuyor?

      Siz ilkönce içinizdeki nefret ve cehaletten arının.

  5. Siz Durun dedi ki:

    Burada sürekli müslümanlık üzerinden örnekler vererek egonuzu tatmin etmeye çalışıp ondan sonra da iyi niyetten bahsediyorsunuz. Sizin adaletinizde sürekli Allah ve resulüne hakaret etme becerisi mi var? Kendinizce bazı çelişkileri belirtirken küçültme sıfatları kullanmanızın amacı nedir? Bir tespit olarak duygunuzu katmadan da pekala bunu ifade edebilirsiniz. Kısaca ben sizin bir takım hesaplar taşıdığı belli olan inancınıza inanmıyorum. Ben orijinaliteye inanıyorum. Bu da sizin savunduğunuz şeylerde ne yazık ki yok. Bakın şu dünyada her şey birbirinden nasıl ayrılmış. Bir de bakıyorsunuz birileri kendilerini bir yerlere ayırıyor ondan sonra diğer insanları bir çuvalın içine hapsetmeye çalışıyor. Ben çuvalın içine hapsolmaya karşıyım.

  6. Mantıklıyım,Türbansızım, Atatürkçüyüm,Müslümanım (çok şükür) dedi ki:

    aslında sizden biraz daha saygılı olmanızı rica edicem.. çünkü sizin burada küçük gördüğünüz kişi Allah’ın elçisi, milyonlarca insanının saygı duyduğu, yolundan gittiği çok yüce bir insandır. size göre öyle olmaya bilir tabii ben buna saygı gösterebilirim.. ama aynısınıda beklerim.. bence bu tür konuları tartışmak nezaket ve incelik gerektirir.. milyonlarca insanın değerlerine bukadar rahat ve saygısızca dil uzatmanız beni çok rahatsız etti..
    Einstein “bingbang” yani evrenin büyük bir patlamayla bir anda var olduğu olayını araştırmaları sonucunda bulmuş fakat açıklamamıştı. tam bu sıralarda sizin gibi ateist olan başka bir bilim adamı büyük patlamayı buldu ve açıkladı.. hatta Einstein daha sonraları bu olayı kariyerinin en büyük hatası olarak değerlendirdi. sadece bu olayın bile bazı şeylerin varlığına kanıt olduğunu düşünüyorum..neyse ben çok uzatmak istemiyorum.. Büyük Allah’ımdan size Muhammet (s.a.v) ‘in yüzü suyu hürmetine doğru yolu göstermesini dilerim….

    • emre dedi ki:

      Musluman kardesim,

      “Bing bang” bir sarki degil miydi?

      Allah’in nuru ve rahmeti sizinle olsun.

    • adnan dedi ki:

      sevgili kardeşim;
      bazı insanların kalpleri mühürlenmiştir… bırakalım onlar öyle kalsınlar… Allah neticede en doğrusunu bilir….

      • Erkan dedi ki:

        Kalp mühürlenmez. Kalp düşünme organı değildir. Sadece kan pompalar. İslama cehaletinizden inanıyorsunuz. Biraz okusanız, araştırsanız allahın, dinin, dinlerin, muhammed ve benzerlerinin de sizin inandığınız şey olmadığını kavrarsınız. Buralara yorum yazıp allah, muhammed savunmanızın tek sebebi bu yazılanlar karşısında şoka girip, sinirlenip kabul etmekte zorlanmanız. Çünkü var olan bilgileriniz bunu gerektiriyor. Ötesini düşünecek durumda değilsiniz. Bu bir kapasite meselesi. Saygı kimseye zararı dokunmamış ve de dokunmayan şeye duyulur. Dinler bilim dışı, mantık dışı ve tarihi kanla dolu, hala da kanla ve cehaletle beslenen bir şey. Böyle bir şeye saygı beklemek absürttür. Böyle bir şeye saygı bekleyen de dediğim gibi daha inandığı şeyin ne olduğunu anlamayan, saf, cahil biridir.

  7. ilgar dedi ki:

    Evet haklısınız o zamanlar Kudüs’te bugünkü gibi bir mescidin olmadığı, Kur’an-ı Kerim’in bazı ayetlerinde kendisinden “mabed” diye söz edilen binanın kalıntılarının bulunduğu doğrudur. Bu mekan Beyti Makdis olarak adlandırılırdı.Resulullah (s.a.v.)’ın ziyaret ettiği mekanın Beyti Makdis olduğu bütün ünlü müfessirler tarafından dile getirilir. Örneğin Kadı Beyzavi tefsirinde “Mescidi Aksa” ibaresi açıklanırken: “Burada kastedilen, Beyti Makdis’tir. Çünkü o zaman orada bir mescid mevcut değildi” denmektedir. Aynı ibarenin Nesefi ve Hazin tefsirinde de aynen geçtiğini görürüz. İbnu Abbas’tan rivayet edilen tefsir de bu şekildedir. Elmalılı Hamdi Yazır’ın tefsirinde de ayette geçen “Mescidi Aksa” ibaresiyle ilgili olarak şu açıklama yapılmaktadır: “Mescidi Aksa: Kudüs’teki Beytu’l-Makdis’tir. Nitekim İsra hadisinde de: “Burak’a bindim. Beytu’l-Makdis’e vardım” diye geçmiştir. Bunun etrafı da Kudüs ve civarı demek olur.” (Burada kastedilen İsra hadisini, Buhari, Bed’u’l-Halk, 6; Müslim, İman, 259, 264; Nesai, Salat, 10; Tirmizi, Tefsir, İsra suresi tefsiri, 2, 17; Ahmed ibnu Hanbel, III/148, IV/208, V/387,392,394’te rivayet etmiştir.)
    Mescidi Aksa’nın bugünkü şeklinin inşası ise hz.ömer zamanında değil Emevi halifelerinden Abdülmelik bin Mervan zamanında başlatılmış, oğlu tarafından bitirilmiştir.Daha bir çok konuda hatalısınız,bunu ya kasıtlı bir şekilde saf zihinleri bulandırmak için yapıyorsunuz (umarım öyle değildir) ya da gerçekten bilgili olduğunu düşünen bilgisizlerdensiniz…

  8. fahriye dedi ki:

    güyalar ancak putlarınıza satılmış ruhlarınıza aittir peygamberi hakir görme cesaretini nerden alırsınız belli bari yaradana karşı cüratkarlıktan korkun kıçı kırık putlarınıza benzemez kutsallar

  9. pozitron dedi ki:

    ey arkadaş…..1,5 milyar müslime kuran neyi telkinler biliyormusun…………………….dünyada ihtimallere mahal bırakmayacak kesin bir olgu……………….ÖLÜM………..sizin ölümden sonraki hayata bi şeyiniz varmı………..şu dünya üstünde hayatımız salise bile değil……siz ana rahmindeki çocuk gibi biz hep burada kalacağız diye düşünüyorsunuz……ana rahmine göre yorum yapıyorsunuz……..

    • ndeist dedi ki:

      garanticilik… dayanak şu… “tamam, doğru dediniz sayalım, ya öte taraf var, cehennem varsa, o zaman ne olacak bizim halimiz” korkusu… 1,5 milyar müslüman da sırf bu yüzden “hayır” kelimesine odaklanmış durumda. ben ruhu sağlam kazığa bağlayayım da, dünyada yaratana şirk koşmuşum, koşanların ardından koşmuşum, kul hakkı yemişim, zina etmişim hiç önemi yok… iki rekat yat kalk bitti… din muazzam uyuşturucu… bu arada kur’anda uyuşturucunun / esrar ot vb. günah olduğu bir ayet bulamadım, bulan olursa yazsın.

  10. stardust dedi ki:

    yorumlarda en dikkatimi çeken şey Ateistlerin fikirlerini beyan ederken yada savunurken olabildiğince rahat olmaları fakat Müslüman yorumcularınsa tam aksine bir hayli agresif sinirli ve saldırgan olmaları bunun tek izahı olabilir oda dinin onlara dayattığı tahammülsüzlük farklı fikirlere inanışlara karşı olan hoşgörüsüzlük peki niye tabiki Allahtan ve onun peygamberinden duyduğu büyük korku “Ben şimdi buna sövmezsem laf sokmazsam bunun hesabını nasıl veririm” diye düşünür.Birey ne zamanki korkularından kurtulur o zaman gerçekten özgür bir insan olduğunu anlar işte o zaman gerçekten sorgular gerçekleri bulmaya çalışır bunu sizden beklemek çok zor yaptığınız yorumlardan bu açıkça belli oluyor hatta bana göre burda yorum yapanların yüzde 90 ının kendi kutsal kitabı olan kuran ı bile okumadığını ordan burdan kulaktan duyma şeylerle yorum yaptığını düşünüyorum buda bana göre sizi güdenlerin tamda istediği şey araştırma okuma yazma görme duyma ama yeri geldiğinde AS KES bu kadar basit 🙂

    • adnan dedi ki:

      biri gelip de sizin en değer verdiklerinize bir anda yalandır, saçmadır, uydurmadır der ise sizde haklı olarak buna tepki verirsiniz…. yalnız , siz müslümanların hakaret ettiğinden dem vurmuşken bu insanlara, bizlere de kelime oyunlarıyla hakaret ediyorsunuz… misal; “sizi güdenlerin tam da istediği şey…..” cümleniz. herkes bilir gütmek kelimesi hayvanlar için kullanılır. siz bu cümleyi ne amaçla kullandınız.. ama mutlaka buna da verecek bir yanıtınız hazırdır şimdiden.. ama sadece bu sözünüz yüzünden bile sizden bir alacağım var… ve benim inandığım hesap günü bunu size hatırlatacağım… işte o gün yaptığınızdan dolayı siz pişman olacaksınız, ömür boyunca yaptıklarımdan dolayı ben değil… kaldı ki Allah ve peygamberleri, sövmeyi hiç bir zaman marifet olarak saymamıştır… dili günahtan arındırmayı emretmiştir….

  11. serkan dedi ki:

    İnsan ve dünya hayatının anlamı üzerine yazılmış en iyi yazılardan birinin linkini aşağıda veriyorum.Deizm ve negatif ateizm’in kıyılarında yürüyen bir insan olarak Elhamdülillah Rabbim bana doğru yolu yani hakikati göstererek karanlıklardan aydınlığa çıkardı.(Bakara 213 bunun en somut örneğidir).Dileyen Rabbine bir yol tutup benliğini arındırarak Hakikate ulaşır..
    Burada amacım ne bir kimsenin reklamını yapmak ne de propaganda yapmaktır.Benim gibi hakikati arayan ve biryerde tıkanıp kalanlar için bir vesile olabilir..Tabiki Rabbimizin izniyle,Elhamdülillah..
    Sevgiyle kalın.. Selam ile..

    http://www.temizfikir.com/?p=807

  12. alfoxil dedi ki:

    Peygamberimiz’in binlerce dille müjdelenmesinin ve merakla beklenmesinin pek çok misali vardır. Meselâ; Hz. Musa (a.s.), Tevratt’ta “Onlar için kardeşleri arasından senin gibi peygamber çıkaracağım; ve sözlerimi onun ağzına koyacağım, O’na emredeceğim her şeyi onlara söyleyecek” der (Kitab–ı Mukaddes, Tesniye, 18:18).

    İsrailoğullarının kardeşi tabiriyle Hz. İsmail’in (a.s.) soyundan gelecek bir peygambere işaret edilmektedir ki; onun soyundan geldiği bilinen tek peygamber Hz. Muhammed’dir (s.a.s.).

    İncil’de Hz. İsa (a.s.); “Artık ben sizinle çok konuşmayacağım; çünkü, bu âlemin reisi geliyor (Yuhanna, 14:30).” diyerek Efendimiz’i müjdelemiş; “Ben size hakkı söylüyorum. Benim gitmem sizin için hayırlıdır. Çünkü, ben gitmezsem Faraklit size gelmez. Ama ben gidersem O’nu gönderirim.” (Yuhanna, 16:7) buyurmuştur.

    İşte, Kutsal Kitaplar’da geçen âyetler ve din adamlarının verdiği haberler sebebiyledir ki, Hz. Peygamber Efendimiz’den yıllar önce insanlar, “O gelecek” deyip beklemeye başlamıştır. Âmir İbn Rebî, senelerce önce Zeyd İbn Amr’ın kendisine Resûlüllah’ın vasıflarını ve yaşayacağı bazı hâdiseleri haber verdiğini, O’nu müjdelediğini ve “Eğer ömrün olur da O’na yetişirsen, benden O’na selâm söyle.” dediğini rivâyet etmektedir (İbn Kesir, 2:298).

    Resûlüllah’ın, amcası Ebû Talip’le yaptığı ilk Şam yolculuğu esnasında rahip Bahîra Son Peygamber’le alâkalı Kitab–ı Mukaddes’ten öğrendiği sıfatları O’nun üzerinde görüp, Hz. Peygamber’i (s.a.s.) tanıyınca, amcasına “Sen bu yolculuktan vazgeç.” demiştir; zira Hâtemu’l–Enbiyâ’nın vasıflarını bilen ve gelmesini bekleyen kıskanç insanlar da vardır ve Nebî onların şerrinden korunmalıdır (İbn Hişam, 1:191).

    Varaka b. Nevfel, Abdullah b. Selâm gibi insanlar daha Allah Resülü’nü görür görmez “Bu O” demişlerdir (Buharî, bed’u’l–vahy 3). Ve hattâ, anneler çocuklarına “Muhammed” ismini koyup, O bereket kaynağının kendi soylarından gelmesi için dualar etmişlerdir (İbn Sa’d, 1:169).

    Evet, kutsal kabul edilen kitaplar incelendiğinde en küçük meselelere dair malûmat bulunabilecektir. Öyleyse, en küçük meselelerin bile anlatılıp insanlık tarihinin en büyük hâdisesinin haber verilmemesi mümkün değildir. Daha önce bu hususta, Kitab–ı Mukaddes üzerine bir hayli çalışma yapılmış; elimizde mevcut Tevrat ve İncil’de Resül–i Ekrem’e işaret eden pek çok âyet tesbit edilmiştir. Her ne kadar ilâhî olabileceği hususunda ihtilâflar bulunsa ve pek çok değişikliğe uğramış olsa da, Hinduların kutsal kabul ettikleri metinlerde de Hz. Peygamber Efendimiz’le ilgili yorum gerektirmeyecek derecede açık diyebileceğimiz haberler vardır. Hakikat aşığı akademisyenlere fikir vermesi açısından bu konuda yazılmış bir makalenin tercümesini arz ediyoruz.

    Hindu Kutsal Metinleri’ne Kısa Bir Giriş

    Vedalar, Upanişadlar, Puranalar ve Kutsal Brahmânalar, Hinduizm’in dört kutsal kitabıdır. Sonuncu kitap (Brahmânalar), Vedalar üzerine yapılmış bir tefsirdir; fakat vahyedilen bir kitap olarak kabul edilir. Bu kitapların dili, Hinduların kutsal lisanı olan Sanskritçe’dir. Vedalar dört kitaba ayrılmıştır: Rig Veda, Yajur Veda, Sam Veda ve Atharva Veda. Bunlardan ilk üçü daha eski addedilir ve onların en eskisi de Rig Veda’dır. Rig Veda, üç uzun ve değişik dönemde derlenmiştir. Bu dört Veda’nın vahiy ve derlenme tarihleri hakkındaki görüşler çok farklıdır. (Hindu Dharma öğretilerini kaldırıp onun yerine tekrar Vedalar’ı ikame etmeyi hedefleyen bir organizasyon olan) Arya Samaj’ın kurucusu Swami Daya Nand, Vedalar’ın 1.3 milyar yıl önce vahyedildiği gibi inanılması mümkün olmayan bir iddiada bulunuyorsa da, diğer Hindu âlimleri ve şarkiyatçılar onların 4000 yıldan daha eski olmadıkları görüşündedir. Vedalar’ın tahlili, bu kitapların vahyedildiği yerler ve kendilerine kitap verilen Rishi’lerle (peygamberler) alâkalı bahisler arasındaki farkları gözler önüne sermektedir. Buna rağmen, Vedalar, Hinduların en güvenilir kitaplarıdır.

    Upanişadlar, üstünlük ve güvenilirlik bakımından Vedalar’dan ikinci derecede kaynak kabul edilir. Bununla birlikte, bazı Panditler (Hindu din âlimleri), Upanişadlar’ı, özellikle vicdan delili (Tanrılar ya da insanlar tarafından değil bizzat doğadan geldiğine inanılan sesler, derin bir meditasyonla hasıl olan sezişler) ihtiva ettiği için Vedalar’dan daha üstün saymışlardır. Doğruluk ve güvenilirlik açısından Upanişadlar’dan sonra Puranalar gelir. Puranalar, bütün Hindu metinleri arasında en çok okunan kitaplardır; zira, bunlara kolaylıkla ulaşılabilir. Vedaları bulmak ise zordur. Puranalar’ın derleyicisi Maha Rishi Vyasa, onları 18 cilt olarak düzenlemiştir. Bu kitaplar, kâinatın yaratılış hikâyesini, ilk Ârî topluluklarının tarihini ve Hindu tanrıları ve din adamlarının hayat hikâyelerini ihtiva etmektedir. Puranalar, ya Vedalar’la aynı anda ya da daha önce vahyedilmiştir. Puranalar’ın kutsallık ve yüceliği, bütün Hindu kitaplarında kabul ve tasdik edilmiştir.

    Hindu nüfusun çoğunluğu Hintçe konuşuyor ve Sanskritçe kelimelerin sadece bazılarını anlıyabiliyordu. Bu sebeple, Hindu metinleri, uzun bir süre Panditlerin ve Sanskritçe öğrenmiş olan bir grup insanın elinde kaldı. 18. yüzyılın son 10 senesinde, bir hâkim olan ve “Asiatic Society of Bengal” adlı organizasyonu kuran Sir William Jones Sanskritçe’yi öğrendi. O, Avrupa’da Sanskritçe ve Hindu metinlerine merak uyanmasına vesile oldu ve onun gayretleri sayesinde de Hindu metinleri İngilizce’ye tercüme edildi.

    1935 senesinde, Dr. Pran Nath, Times of India gazetesinde Rig Veda’nın Babil ve Mısır kralları ve onların savaşlarıyla alâkalı olaylar ihtiva ettiğini belirten bir makale yayınladı. Ayrıca, Rig Veda’nın beşte birinin Babil kitabelerinden alındığını meydana çıkardı. Müslümanca bir perspektiften bakılacak olursa, Hindulara, daha önce başka kavimlere gönderilmiş peygamberleri anlatan ve onların mücadelelerini de ihtiva eden vahiy mahsulü kitap veya kitapların verilmiş olması mümkündür. Bununla birlikte, onlar hakkında yazılan şerh ve tefsirlerin daha sonra vahiy mahsulü kitaplara karışıp, onların bir parçası hâline gelmesi de muhtemeldir.

    Hindu kitaplarında bunun bir–kaç örneği vardır. Meselâ, Atharva Veda, “Kutsal Bilgi” mânâsında “Brahma Veda” olarak da bilinir. Vedalar’la alâkalı bir inceleme göstermiştir ki; “Brahma” aslında “Abraham” (İbrahim)dir; Abraham’daki baş harf (A–elif), sona alınarak, kelime Brahma hâline getirilmiştir. Bu iki kelime, İbrahim Peygamber’in konuştuğu dile yakın bir dil olan Arapça harflerle yazıldığında, bu tahlilin doğru olduğu görülecektir. Benzer bir şekilde, Vedalar’da Hz. İbrahim’in ilk eşi Sara “Saraswati” ve Tufan Peygamberi Nuh (a.s.) da “Manuh” veya “Manu” olarak geçmektedir. İsmail ve İshak nebiler de Vedalar’da sırasıyla “Atharva” ve “Angira” olarak anılmışlardır.

    Hinduların bütün büyük kitapları Hz. Muhammed’i (sallallahu aleyhi ve sellem) önceden haber vermiştir. Verilen haberlerde, Allah Resülü’nün pek çok vasfı, hayatı, Hz. İbrahim, Kâbe, Bekke (Mekke) ve Arap yarımadasına ilâveten, Resûlüllah’ın ismi de Mahamed, Mamah ve Ahmed şeklinde zikredilmiştir. Mahamed ismi Puranalar’da; Mamah, Atharva Veda’nın bir bölümü olan Kuntap Sukt’ta ve Ahmad, Sama Veda’da yer almaktadır.

    Puranalar’daki istikballe ilgili haberler

    Puranalar’ın derleyicisi Maha Rishi Vyasa, büyük bir dinî lider ve bilge olarak Hindular arasında son derece saygın bir insandır. O, dindar ve Tanrı’dan korkan bir adamdı. Aynı zamanda o, (Hinduların en önemli metinlerinden biri olup, Tanrı’nın Şarkısı mânâsına gelen) Gita ve (“Bharatalar’ın büyük hikâyesi” demek olan dünya edebiyatının en uzun destanı) Mahabharata’nın yazarıdır. Puranalar’ın 18 cildinden birisi, kelime mânâsı itibariyle Müstakbel Hâdiseler demek olan ‘Bhavishya Puran’dır. Hindular onu “Tanrı’nın Sözü” sayarlar. Hz. Muhammed’in (sallallahu aleyhi ve sellem) geleceğiyle alâkalı bilgi, Prati Sarg Parv III: 3, 3, Âyet 5’te bulunmaktadır.

    Bu âyetin tercümesini vermeden önce, onun ilk bölümünde ortaya çıkan Malekha kelimesi hakkında bir not düşmek uygun olacaktır. Malekha, “yabancı bir ülkeye ait olan ve yabancı dil konuşan kişi” demektir. Bu kelime, şimdilerde kötü bir mânâda, insanların onurunu kırmak için kullanılmaktadır. Kelimenin kullanımı kimin, kim için kullandığına bağlı olarak farklılık arzetmektedir. Sir William Jones, kendisine Sanskritçe’yi öğretecek bir Pundit (Hindu din âlimi) bulmakta büyük zorluklar yaşamıştı; zira, o Malekha addedilmişti. Ancak Maharaja (Kral) Shiv Chandra’nın bizzat tevessül etmesinden sonra, Pundit Ram Locha ona Sanskritçe öğretmeye razı olmuştu.

    Bu kelimenin, küçük düşürücü anlamıyla kullanılmaya ne zaman başlandığı; Hz. Muhammed’in (sallallahu aleyhi ve sellem) dünyayı teşrifinden önce mi; Hindistan’ın güneybatısında yer alan Malabarlı Hindu Kral Chakrawati Farmas’ın Resûlüllah’ın hayat–ı seniyyeleri sırasında İslâm’ı seçmesinden sonra mı; Müslümanların (mîlâdî 711 senesinde) Hindistan’a ulaşmasının hemen akabinde mi; yoksa daha sonra mı, bilinmemektedir. Puranalar’ın derleyicisi Maha Rishi Vyasa ise, söz konusu kitapta Malekha’yı “salih amel, keskin zekâ ve dinî izzet sahibi, Tanrı’ya hürmet ve saygıyla iki büklüm bir adam” şeklinde tarif etmektedir.

    Brahma, Saraswati ve Manu (İbrahim, Sara ve Nuh) örneklerinde gösterildiği gibi pek çok Sanskritçe kelime, küçük bir değişiklikle Arapça ve İbranice’den alınmıştır. Öyle anlaşılıyor ki, Malekha kelimesi de “senin tâbilerin” mânâsına gelen Ma–Hekha kelimesinden türetilmiştir. Bu kelime, İncil metinlerine ait kaynaklarda Hz. İsmail Peygamber’in neslini ifade etmektedir. Şu da iyi bilinmektedir ki, Hz. Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem), Hz. İsmail’in ikinci oğlu Kayzer’in soyundan torunudur. Arap alfabesini okuyabilenler kolaylıkla göreceklerdir ki, “Ma” hecesini “Hekha”dan ayırarak yapılan bir hata “Malhekha” kelimesini netice verecektir. Bu da Sanskritçe gibi bir lisana uyarlanınca “Malekha” benzeri bir ses hâsıl olacaktır.

    Bhavishya Puran, Prati Sarg Parv III: 3, 3’deki 5’inci âyetin Sanskritçe metni ve tercümesi şöyledir: (Sanskritçe metindeki kutu şeklindeki bölüm Mahamed veya Muhammed kelimesini göstermektedir.)

    Bir malekha, yabancı dil konuşup yabancı bir ülkeye ait olan bir ruhanî rehber, ashabıyla beraber zuhur edecek. Onun adı Mahamed olacak.

    5–27 arası âyetlerin tercümesi, Dr. Vidyarthi’nin çalışmasından yararlanılarak aşağıda arzedilmiştir.

    Bir malekha, (yabancı dil konuşup yabancı bir ülkeye ait olan) bir ruhanî rehber, ashabıyla beraber zuhur edecek. Onun adı “Mahamed” olacak. Raja Bhoja (hükümdar), Panchgavya ve Ganj nehirlerinin suyunda yıkadığı, (yani, bütün günahlarından arındırdığı,) melek fıtratlı bu Mahadev Arab’ına en samimi sadakat nişânesi hediyelerini arzetti ve derin bir saygı göstererek şöyle dedi: “Senin önünde hürmetle eğilirim. Ey Sen, insanlığın övünç kaynağı, Arabistan’da ikâmet eden; Sen, şeytanı mahvedecek muazzam bir kuvvet topladın ve Sen kendin, kötü düşmanlarından (putperestlerden) korunmaktasın. Ey Sen, en büyük Rab olan en yüce Tanrı’nın tecellisi, ben Senin bir kölenim; beni de ayaklarına kapanmış biri olarak kabul et.”

    “Yabancılar, Arapların meşhur ülkesini yağmalayıp berbat etmektedirler. O ülkede Arya dini bulunmamaktadır. Daha evvel de, neticede öldürdüğüm, yoldan sapmış zalim bir adam ortaya çıkmıştı (Mekke’ye saldıran Yemen’in genel valisi Habeşli Ebrehe el–Eşrem’e atıf); fakat şimdi o, güçlü bir düşman tarafından gönderilmekle, yeniden ortaya çıktı. Bu düşmanlara doğru yolu göstermek ve onlara rehberlik etmek için tarafımdan kendisine Brahma’nın sıfatları verilen meşhur Mahamed (Muhammed), Pisakaları (şeytan ruhlu muhalifleri) doğru yola getirmekle meşguldür. Ey Raja, Sen akılsız Pisakaların ülkesine gitmek zorunda değilsin; sen şu anda olduğun yerde benim şefkatim sayesinde günahlarından arındırılacaksın. Geceleyin, bir Pisaka elbisesi içindeki, melek karakterli o zeki insan Raja Bhoj’a dedi: “Ey Raja! Senin Arya dinin diğer bütün dinlere üstün kılınmıştır; fakat ben, Ashwar Parmatma’nın (Tanrı, En Yüce Ruh) emirlerine göre, et yiyenlerin sağlam itikadını ikame edeceğim (Hinduların riyazetleri ve bilhassa inek eti yememeleri nazara alınırsa, burada başka bir milletten bahsedildiği anlaşılır). Benim sahabim sünnetli, başında saç kuyruğu olmayan, sakallı, köklü değişiklikler yapabilen, yüksek sesle ibadete çağıran ve bütün meşru yiyeceklerden istifade eden bir insan olacaktır. O domuz hariç, her çeşit hayvan eti yiyecektir. Ashabım, kutsal (kabul edilen) çalılıklarda arınmaya koşmayacaklar; fakat onlar, cihad sayesinde arınmış olacaklar. Dinsiz toplumlarla savaşmalarından dolayı “Musalmans” (Müslümanlar) olarak tanınacaklar. Ben, bu et yiyen milletin dininin kurucusu olacağım.”

    Kuntap Sukt (Atharva Veda)’daki haberler

    Kuntap Sukt, Atharva Veda’nın 20’nci bölümündeki parçalardır. Bunlar, her sene düzenlenen büyük toplantılardaki ibadetlerde ve kurbanların arz edildiği yerlerde okunur. Önde gelen 17 din âlimi, büyük bir sadakatle bu âyetleri ezberden okumak için her sene bir araya gelirler. Kuntap Sukt, Aitreya Brahmâna, Kaushitki Brahmâna, Gopath Brahmâna, Shankhayana Shraut Sutar, Ashvlayana Shraut Sutar ve Vaitan Sutar gibi birçok en eski Hindu kitaplarında anılmaktadır.

    “Kuntap” kelimesi günah ve sefaleti yakıp kül etmek mânâsına gelir; (günah ve sefalet demek olan) “Kun” ve (tüketmek, bitirmek anlamındaki) “Tap” kelimelerinden türetilmiştir. Kuntap, gizli karın bezleri mânâsına da gelir ki, bu mânâ, onun ancak yeterli bir sezme ve kavrama kabiliyeti geliştirebilenlerce anlaşılabileceğini ima etmektedir. Bir misal olması bakımından ifade edecek olursak, Mekke, “Ümmu’l–Kura (şehirlerin anası)” ya da “yeryüzünün göbeği” şeklinde anılmaktadır. Dr. Vidyarthi, Kuntap tabirinin “Bekke” (Mekke) kelimesinden türetildiğini belirtmektedir. Aynı mânâya gelen Sanskritçe ve Arapça kelimeler tahlil edildiğinde, Arapça’daki “b” harfinin Sanskritçe’de “p” olarak kullanıldığı görülecektir. Arapça’daki bir çeşit “t” harfi, yazıldığı hâlde “t” gibi okunmaz ve kelimedeki durumuna göre “h” olarak telâffuz edilir. Meselâ, Medînetün kelimesindeki “tün” telâffuz edilirken (t ve n harfleri düşürülerek) “Medine(h)” sesine dönüştürülür. Ayrıca, Arapça’dakilere benzeyen pek çok Sanskritçe kelime vardır ki, onlar geriye doğru, tersinden yazılmıştır. Aşağıdaki tabloda bunlardan bazısı görülebilmektedir:

    Buraya kadar verilen malûmatı değerlendiren birisi, (her ikisi de k, n, t ve p harfleri ihtiva eden) Kuntap ve Bekketun arasındaki benzerliği görebilecektir. Dahası, Dr. Vidyarthi vahiylerin siyak–sibakından örnekler vererek açıklamaktadır ki; Kuntap, gerçekten Kâbe ve Mekke’ye işaret etmektedir. İşin ilginç yanı, Bekkeh (Mekke) ve Kâbeh (Kâbe) kelimeleri de aynı temel harflerden oluşmaktadır.

    Kuntap Sakt’ın üçüncü âyeti şöyledir:

    O, Mamah Rishi’ye yüz altın para, on taç, üç yüz savaş atı ve on bin sığır verdi.

    Mamah kelimesinin kökü, “son derece büyük saygı, şeref, hürmet etmek, medh etmek ve göklere çıkarırcasına övmek” mânâlarına gelen “Mah” sözcüğüdür. “Muhammed” kelimesi de Arapça’da “övülen, methedilen” demektir. Çoğu Müslüman isimleri küçük bir değişiklikle Sanskritçe’de de kullanılır. Meselâ, Hindistan bölgesine kısa bir süre hükmeden Gazneli “Mahmud”, “Mamud” Gajnavî olarak anılır. Bundan dolayı, âyetin tam mânâsı göz önünde tutulunca Mamah sözcüğünün Muhammed’le eş anlamlı olduğu görülür. Hinduizm’de, “Rishi” tabiri, bir tasavvuf âlimi veya peygamber anlamına gelir ve kutsal şahsiyetler için kullanılır. Öyle anlaşılıyor ki; bu kelime de, Abraham’ın (İbrahim) Brahma’ya dönüştürülmesi ve Mamah (m, h ve d temel harflerinden meydana gelen Muhammed) isminde “d”nin düşürülmesine benzer bir şekilde, İdris Nebi’nin (a.s.) adından, “I” (Arapça’daki elif) baş harfi kelimenin sonuna nakledilerek türetilmiştir.

    “Yüz altın para”, Hz. Muhammed’in (s.a.s.), 80 tanesi dayanılmaz işkencelerden kurtulmak için Habeşistan’a hicret eden ilk sahabilerini ima eder. Yajur Veda’nın vahiy kaynaklı tefsiri olan Shatpath Brahmâna’da “altın”, mecazî olarak bir insanın yüksek mânevî gücünü ifade etmek için kullanılır.

    “(Çiçekten yapılmış) on taç”, Hz. Peygamber (s.a.s.) tarafından Cennet’le müjdelenen, Resûlüllah’ın on seçkin sahâbisini işaret eder. Onlar, Müslümanlarca “Aşere–i Mübeşşere” olarak bilinir. İsimleri, Ebû Bekir, Ömer, Osman, Ali, Talha, Zübeyr, Abdurrahman İbn Avf, Sa’d İbn Ebî Vakkas, Said İbn Zeyd ve Ebû Ubeyde’dir (Allah onlardan razı olsun). Onlar, Vedalar’ın kendilerinden “Dash ashrijah–Cennet’in on çiçeği” şeklinde bahsettiği güzide şahsiyetlerdir.

    “Üç yüz savaş atı” (sağlam Arap beygiri), Hz. Muhammed aleyhisselâm’ın Bedir’de savaşan sahâbîlerini gösterir. (Onların gerçek sayısı 313 idi; fakat gelecekle alâkalı pek çok vahiy kaynaklı haberde sayılar yuvarlak olarak, aşağı yukarı şeklinde söylenir.) Sanskritçe’deki “Arvah” kelimesi, özellikle Asura’lar (Hindistan’da yaşamayan yabancılar) tarafından kullanılan “hızlı Arap atı” mânâsına gelir.

    “On bin sığır” ifadesi, Mekke’yi fethederken Hz. Peygamber’e refakat eden 10.000 sahâbiyle ilgilidir. Sanskritçe’deki “go” sözcüğü savaşa gitmek anlamındaki “gaw” tabirinden türetilmiştir ve hem öküz, hem de inek için kullanılmaktadır. Vedalar’da ifade edildiği şekliyle, öküz ve inek savaşın olduğu gibi, barış ve dostluğun da simgesidir. Biz bu iki özelliği Hz. Muhammed’in (sallalahu aleyhi ve sellem) ashabında bulabiliriz. Onlar, (mecazî ifade ve Hindu anlayıştaki inek gibi) mübarek, dindar ve merhametli; adalet ve barışı sağlama hususunda da sert ve şiddetli insanlardı (Fetih/48:29). (Bu mevzuda, Allah Resûlü’nün Uhud Savaşı’nda şehit olan sahabileri savaştan önce boğazlanan sığırlar suretinde rüyasında görmesi de mânidardır. (Hâkim, 2:141; Müsned, 1:271)

    Kuntap Sukt’un 1–13 arası âyetlerinin (mantra) tercümesi Pandit Raja Ram ve diğer Hindu din âlimlerinin çalışmalarından yararlanılarak aşağıda verilmiştir. Okuyuculara kolaylık olması için parantez içindeki açıklamalar eklenmiştir.

    1. Ey insanlar, şunu dinleyin! Takdire değer bir zat övülüp takdir edilecek. Ey Kaurama (barışsever muhacir, Hz. Muhammed), Rushama’lardan (düşmanlık yapan putperestlerden) 60.090 kişiyi teslim aldık. (Resûlüllah’ın (s.a.s.) muzaffer olarak şehre girişi sırasında Mekke’nin nüfusu yaklaşık o kadardı.)

    2. Yanındaki eşleriyle beraber O’nun yükünü yirmi deve taşır. Yüklerin ya da arabanın en üstünde O, başı semalara değmesin diye boyun eğip iki büklüm olur. (Hz. Peygamber Efendimiz’in Mekke’nin Feth’i sırasında mütevazi hâline işaret vardır.) (İbn Hişam, 4:47–48)

    3. O, Mamah Rishi’ye (Muhammed’e) yüz altın para, (çiçekten yapılmış) on taç, üç yüz savaş atı ve on bin inek verdi. (Yukarıda da ifade edildiği gibi, 80’i Habeşistan’a hicret eden 100 sahabi; Hz. Peygamber (s.a.s.) tarafından Cennet’le müjdelenen 10 güzîde sahâbî; 313 Bedir Ashâbı; ve Allah Resülü’nün zaferle Mekke’ye girişi ve Kâbe’yi putlardan temizleyişi sırasında yanında bulunan 10.000 sahâbîye işaret edilmektedir.)

    4. Hakikati tebliğ et, ey ibadet eden (Ahmed); aynen meyveye durmuş ağacın başında şakıyan bir kuş gibi, (kökü yerde sabit, dalları göğe açılmış, bol yemişli kelime–i tayyibe ağacının başında duran Sen de) etrafına tatlı nağmeler söyle. Senin dudakların ve dilin bahçe makasının keskin ağzı gibi hızlı hareket eder. (Hz. Peygamber’in (s.a.s.) Hz. Cebrâil aracılığıyla vahiy aldığı zamanki hâline işaret vardır. (Kıyamet/75: 16–18)).

    5. Ey onların ibadetleriyle dua ve ibadet eden Zât, (kutsal) güçlü boğalar gibi çabuk ol. Evde sadece onların çocukları var ve evde onlar (kutsal) ineklerin gelmesini bekliyorlar. (İnekler, Hz. Peygamber’in (s.a.s.) ashâbını simgelemektedir. Ashâb–ı Resül, belli zamanlarda günlük beş vakit kılınan namaza sıkı sıkıya bağlıdır. Bu âyet Bedir, Uhud ve Ahzab (Hendek) savaşlarına da telmihte bulunmaktadır. (Buhari, megazi 17; Müslim, cihad 67, 83)

    6. Ey (Tanrı’yı) senâ eden, sana inekleri ve hayırlı şeyleri kazandıracak hikmet ve bilgeliği çabucak elde et. İyiliğe istidadı olanlar arasında hikmet tohumları saç, tıpkı okunu tam hedefine isabet ettiren bir okçu gibi.

    7. Dünyanın Kralı veya Kâinâtın Nuru için en üstün övgüleri söyle; (O’nu sena et ki) O çok sevilen bir kimsedir ve insanlar arasında en yüce olandır. O bütün insanlara bir rehberdir ve herkesi (bir sığınak gibi) bağrına basar. (Hz. Muhammed’in (s.a.s.) sıfatları anılmaktadır. (A’râf/7:158; Tevbe/9: 128; Enbiyâ/21: 107)

    8. O, herkesi görüp gözeten zât, tahta çıkar çıkmaz dünyaya barış ve güven hediye etti. Kuru ülkesinin halkı, O’nun, Beyt’in inşası sırasındaki arabuluculuğunu anlatıp duruyorlar. (İbranice’de, bir evi koruyana Kuru; o eve de Kore denir. Bu kelime, ilk ibadethane, Kâbe’yi ima etmektedir. Bu mânâda, Kuru ülkesi, Koreish (Kureyş) olmaktadır.) Bu mantra (âyet), Hz. Muhammed’in (s.a.s.) peygamberliğinden beş yıl önce, Kâbe’nin yeniden inşa edilişini, ve Kureyş’in her bir oymağının Hacerü’l–Esved’i uygun yerine koymanın yegâne onurunu istemesi ve bu maksatla birbirlerine savaş tehdidinde bulunup münakaşa etmeleri esnasındaki Resûlüllah’ın arabuluculuğunu kastetmektedir. (Müsned, 3:425)

    9. Herkese barış ve güven dağıtan Kral’ın ülkesinde, bir kadın kocasına, sofrasında lor mu yoksa başka bir içecek mi tercih ettiğini sorar. (Hz. Peygamber’in (s.a.s.) himayesi, tedbir ve emirleri sayesinde kadınlar da hiçbir refakatçiye ihtiyaç duymadan ve korku da hissetmeden rahat bir şekilde uzun yolculuk yapabiliyordu.)

    10. Olgun arpalar, yarıklardan başlarını çıkarıverir ve semalara doğru yükselir (Fetih/49: 29). Herkese emniyet dağıtan Sultan’ın ülkesinde insanlar zenginleşir. (Halk, sefalet çukurundan çıkıp zekât verilecek insanların arandığı Ömer b. Abdülaziz dönemine işaret.)

    11. Indra (Hinduizm’de Tanrılar kralı, fırtına ve gök gürültüsü Tanrısı), kendisine medhiyeler dizen aşığı uyandırdı ve ondan her taraftaki insanlara gitmesini istedi. Ondan, Yüce Indra’yı senâ etmesi istenmişti; bütün dindar insanlar müteşekkirâne onu takdir eder ve Tanrı, ona nimetlerini ihsan ederdi. (Hz. Peygamber (s.a.s.), her taraftaki birtakım kral ve hükümdarlara, onları İslâm’a davet eden mektuplar göndermişti. (Buhari, bed’u’l–vahy 16; Müslim, cihad 74)

    12. Bu ülkede, inekler, atlar ve insanlar çoğalmış ve artmıştı; çünkü burada, sadaka ve kurban olarak binlerce para veren cömert ve olağanüstü eli açık bir Zât idarecilik yapmaktadır. (Bunlar, Son Peygamber’in vasıflarıdır.)

    13. Ey Indra, izin ver de bu (kutsal) sığırlar emniyette olsun; onların sahibinin incinmesine müsaade etme. Ve hiçbir düşmana, ey Indra, ya da hiçbir hayduta onları ezdirme. (Indra, Tanrı demektir; sığırlar tabiriyle de Hz. Peygamber’in (s.a.s.) aziz ruhlu ashâbı kastedilir.)

    Daha önce de kısaca değindiğimiz, Hz. Muhammed’in (s.a.s.) bir hadîsi, sahâbeyle alâkalı olarak verilen bu haberleri daha anlaşılır hâle getirecektir. Hadîs–i Şerif, Buhari ve Müslim’de nakledilmektedir. Bu hadîs, Mekke’deyken, yani Medine’ye hicretten önce Hz. Peygamber’in (s.a.s.) gördüğü bir rüya ile alâkalıdır. Bu rivâyete göre “Ebû Musa (r.a.), Hz. Peygamber’in (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle dediğini rivâyet etmiştir: “Rüyamda, Mekke’den ayrılıp hurma ağaçlarının olduğu bir yere göç ediyordum. İlk anda oranın Yemâme veya Hecer olduğunu zannettim; fakat daha sonra onun Yesrib (Medîne) olduğunu anladım. Orada boğazlanan sığırlar ve bir de Allah indinde hayırlı bir şey gördüm. Neticede ortaya çıktı ki; o sığırlar, Uhud Savaşı’nda şehit olan inananları ve hayırlı olarak gördüğüm şey de, Allah’ın, Bedir Harbi’nden sonra mü’minlerin sadakatine bir mükâfat olarak ihsan ettiği (Müslümanların çoğalması ve Kâbe’nin Fethi gibi) nimetleri temsil ediyormuş.” (Buhari, menakıb 25; Müslim, rüya 20)

    Bu hadîs göstermektedir ki, rüyadaki sığırlar Ashâb–ı Resûl’ü simgelemektedir. Bu durumda, Veda âyetlerindeki on bin sığırın da Hz. Muhammed’in (s.a.s.) 10.000 aziz sahâbîsine işaret etmektedir.

    Atharva Veda’daki mevzuyla ilgili diğer haberler

    Atharva Veda X, 2, 28 (Kâbe hakkındadır.):

    O, yüksek yapılı, duvarları dümdüz ve aynı hizâda (bir bina) olsa da olmasa da, onun her köşesinde Tanrı tecelli eder. Tanrı’nın Evi’ni bilen, içinde Tanrı anıldığı için bilir.

    Kâbe, tamı tamına küp şeklinde olmayıp kenarları da eşit uzunlukta değildir. Ortasında Kâbe bulunan Kutsal Mâbed (Harem–i Şerif), yıl boyunca gece gündüz açık kalır ve daima Allah’a ibadet eden insanlarla dolu olur. Müslümanlar, namaz kılarken Kâbe’ye doğru yönelirler. Mescid–i Haram’ın içindekilerin Kâbe etrafında oluşturduğu halka, diğer yerlerde ibadet eden Müslümanların da ona yönelmesiyle dünya gezegeninin her tarafına yayılır.

    Atharva Veda X, 2, 31 (Mescid–i Haram ve Kâbe hakkındadır.):

    Bu melekler ikâmetgâhının sekiz çemberi (dolaşım mekânı) ve dokuz kapısı vardır. O başkası tarafından ele geçirilemez. Onda ebedî hayat vardır ve o İlâhî Nur’la ışıl ışıl parlamaktadır.

    “Bu melekler ikâmetgâhının sekiz çemberi (dolaşım mekânı) ve dokuz kapısı vardır. O başkası tarafından ele geçirilemez.” ifadesi Mescid–i Haram’a işaret etmektedir. Mescid–i Haram, asırlarca olduğu gibi bugün de gece gündüz Allah’a ibadet eden, O’na el açıp niyazda bulunan insanlarla dolup taşmaya devam etmektedir. O hâlâ istilâ edilmezlik özelliğini sürdürmektedir. Yemen’in genel valisi Habeşli Ebrehe el–Eşrem, mîlâdî 570 yılında güçlü bir ordu ve fil sürüsüyle Kâbe’yi yıkmayı denemiş ama Harem’e (Kutsal Bölge) dahi girememişti. Mekke halkı (Ebrehe ordusunun gücü karşısında) Kâbe’yi savunamayacakları kararına varmış ve şehirden kaçıp civardaki Kâbe’ye nazır tepelere sığınmışlardı. Allah’ın emriyle, “Ebâbil” (kırlangıç benzeri sürü sürü kuşlar) Ebrehe’nin ordusu üzerine taşlar yağdırmış ve onları yenilip çiğnenmiş ekin gibi kırıp geçirmişti. Bu hâdise Kur’ân–ı Kerim’in 105. sûresinde anlatılmaktadır. Araplar arasında mîlâdî 570 yılı “Fil Senesi” olarak bilinir; Hz. Muhammed (s.a.s.), o sene doğmuştur.

    “Onda ebedî hayat vardır ve o İlâhî Nur’la ışıl ışıl parlamaktadır.” ifadesi Mescid–i Haram’a işaret etmektedir. Dr. Mevlâna Vidyarthi, (yukarıda geçen mantra ile alâkalı) şu gerçeklere dikkat çekmektedir. Mescid–i Haram’ın, İbrahim, Veda, Safâ, Ali, Abbas, Nebi, Selâm, Ziyaret ve Harem isimlerinde dokuz kapısı vardır. Ayrıca, “sekiz çember”, kendisini kuşatan tepeler arasındaki bu alanın etrafını çeviren tabiî hatlardır. Alanı çevreleyen tepelerin isimleri, Halic, Kuaykın, Hindî, Leylâ, Küda, Ebû Hadîde, Ebû Kubeys ve Ömer’dir.

    Atharva Veda X, 2, 31 (Hz. İbrahim, Mescid–i Haram ve Kâbe hakkındadır.):

    Brahma (İbrahim), semâvî nurla aydınlatılan ve ilâhî rahmetle kuşatılan bu evde kaldı. O öyle bir yerdir ki, insanlara (mânevî güç) hayat verir ve orası işgal edilemez.

    Kâbe, Hz. İbrahim ve Hz. İsmail tarafından bina edilmiştir. Bir önceki âyet münasebetiyle ifade edildiği gibi, Kâbe çevresi istilâ edilmezliğini hâlâ korumaktadır. Kur’ân–ı Kerim ve Ahd–ı Atik/Tevrat âyetlerinden bazıları, bu Kutsal Mâbed’deki ilâhi rahmet ve bereketi ifade etmektedir (Âl–i İmran/3: 96–97).

    Sama Veda’dan istikbale dair bir haber

    Sama Veda, Hz. Muhammed’in (s.a.s.) gelişiyle alâkalı bir hayli âyet ihtiva etmektedir. Burada onlardan sadece biri arzedilecektir. O, Sama Veda, II:6’daki sekizinci âyettir.

    Ahmed, Rabb’inden dinî bir hukuk sistemi (Şeriat) aldı. Bu hukuk sistemi serâpa hikmettir. Ben, aynen güneşten alıyormuşum gibi O’ndan (Ahmed) ışık alırım.

    Hz. Muhammed’in (s.a.s.) diğer adı Ahmed’di. (İkisi de h, m ve d kök harflerinden oluşan) bu isimler, “övülmüş, methedilmiş” mânâsına gelir; şu kadar var ki, ikinci isim övgüde daha ileri bir seviyeyi ifade eder. Kur’ân–ı Kerim’in bildirdiğine göre, Hz. İsa (a.s.) da, Son Peygamber’in ismini Ahmed olarak zikretmiştir.

    Rig Veda’dan Bir Âyet

    Rig Veda V, 27’deki birinci âyet şöyledir:

    Kervan sahibi, doğru sözlü, hakikat aşığı, son derece bilge (hakîm), nüfuzlu ve cömert olan Mamah (Muhammed) sözleriyle beni memnun etti. Her şeye gücü yeten (Muktedir) Tanrı’nın halifesi, âlemlere rahmet olan Zât, bütün güzel sıfatlarla mücehhez olarak yanındaki on bin ashâbıyla ün saldı.

    Bu âyet, Hz. Peygamber’in (s.a.s.) bazı sıfatlarına telmihte bulunduğu gibi, muzaffer olarak Mekke’ye girişi ve Kâbe’yi putlardan ve diğer şirk unsurlarından temizleyişi sırasında Resûlüllah’a refakat eden 10.000 sahâbîyi de ima etmektedir.

    Hindu Metinleri’ndeki Diğer İstikbal Haberleri

    Aslında, Vedalar Hz. Muhammed’le (sallallahu aleyhi ve sellem) alâkalı pek çok âyet ve haber ihtiva etmektedir. Fakat, bazı Avrupalı ve Hindu Veda tercümanları, Hz. Peygamber’i kasteden isimleri çıkarmışlar; diğer bazıları da, O’nun hayatı, Kâbe, Mekke, Medine, Arabistan ve diğer ilgili hâdiselerle alâkalı mantralara (âyetlere), arınma ayinleri ve Hindistan’daki bölge ve nehir isimleri gibi Hindu terimler kullanmak suretiyle başka mânâlar vererek onları örtbas etmişlerdir.

    Goruldugu uzere 4000 yil once yazildigi tahmin edilen Hindu kutsal kitaplarinda bile peygamberin gelecegi ve onunla ilgili onemli noktalar belirtilmis.

    Bana ilginc geldi ve belki tartisarak bunlarin gercege ne kadar uygun olup olmadigini aydinlatabiliriz.

    Saygilarimla…

    • alparslan_cngz@hotmail.com dedi ki:

      alfoxil kardeş, bir tane bilimsel veri varsa paylaş. ki, eğer yoksa bu mesaja cevap yazma.

  13. turkuaz dedi ki:

    Hımm..

  14. Gencer dedi ki:

    BİLAL,YASİR ve KADİR ARKADAŞLAR CEVAP BEKLEMİYORUM.
    SİZ OKUMASANIZ BİLE OLUR..

    ALLAH’mı,Ay Tanrısı AL-İLAH’mı?
    British müzesinde Babil bölümünde bölüm B de 3-4 heykel ve onların önünde 1 heykel şeklinde heykeller vardır…Arkadaki 3-4 heykel ellerini müslümanların dua ederken açtıkları gibi açmış önlerindeki “ay tanrısı”na dua ediyorlar bunun ismi al-Ilah. Al-ilah ın kızları Al-lat,Al-uzzat-Al-Manat ta bu 3 yıldız olarak simgeleniyordu.(1. The archeology of World religions, Jack Finegan, 1952, p482-485, 492) (Müslümanların dua ediş şeklinde ellerini hafif kapatarak açmış ay Tanrısı Al-ilah’a dua ediyor)
    Al-ilah’ı simgeleyen bir adam ve islamiyetin sembolü hilal:
    İşte eski Mısırlıların “sin” adını verdiği(bkz. Kur’an’daki YA SİN suresi) ve eski putperest Arapların ise “AL-ILAH” adını verdikleri ay tanrısı AL-ILAH ve onun 3 kızı Al-LAt,Al-Uzza,Manat (bkz Kuran 53:19-20)

    İşte müslümanların direk putperestlerden aldığı ve Muhammed’in de onayladığı karataşı öpme taşa saygı gösterme geleneği;Hacer’ul Esved
    Bir de genelde bazı islami parti sembollerinde Al-lah ın kızlarının adı Al-lat Al-uzat ve Al-manat..3 yıldız olarak sembolize edilmiştir(İslam and Arabs, Rom Landau, 1958 p 11-21). Kuran da bu konuya gönderme yapılmıştır..(53:19-20) bulunan kalıntılarda islamiyet öncesi döneme ait Al-ilah ı simgeleyen yaşlı sakallı bir adam üzerinde büyük bir ay sembolü ve önünde 3 kızı Al-lat,Al-uzat,Al-Manat bulunmuştur.(archeology of world religions Jack finegan)
    Putperest Araplar islamiyet önce Kabe de 360 tane puta tapıyordu bunlardan birisinin ismi Al-ilah idi(bugünkü şekliyle Allah)(Who Is This Allah?, G. J. O. Moshay, 1994, p 138, A Restatement of The History of Islam & Muslims, Sayed A. A. Razwy, Muslim, The State of Religion in Pre-Islamic Arabia, p19-20 1997,First encyclopedia of İslam, 1987, Islam, p. 587-591)

    Hatta Muhammed in babasının ismi Abdullah yani Abd-Allah(Al-ilah) idi.Bu Al-ilah a Kabe de kara taşın yanında ibadet ediliyordu(The Archeology of World religions, Jack Finegan, 1952, p482-485, 492)

    Arapça da Tanrı kelimesinin anlamı tam olarak “İlah” tır…(The Encyclopedia of İslam, New Edition, Edited By B. Lewis, V. L. Menage, Ch. Pellat And J. Schacht, 1971, ALLAH, page 406)

    Araplar islamiyet öncesi dönemde Kabe deki 360 tane put arasından en yükseği,en güçlüsü olarak ay tanrısını görüyor ve buna Al-ilah (En güçlü ilah) şeklinde ellerini iki yana açarak dua ediyorlardı…yani Arapça da “İlah” olan Tanrı kelimesi islamiyetle beraber “Allah” a dönüştürüldü.(southern Arabia, Carleton S. Coon, Washington, D.C. Smithsonian, 1944, p.399) (Çeşitli Arap kabileleri aslında bu ay Tanrısına değişik adlar veriyordu bunlardan bazıları “Sin”,”Hubal”,ve Kureyş te Al-ilah. Dilbilimciler “Allah” kelimesinin “Al-ilah” tan türediğini söylerler.(.İslam Muhammed and his religion, Arthur Jeffery, 1958, p 85,Muhammad at Mecca, W. Montgomery Watt, 1953, p 23-29) (bknz:resim4)

    “Allah” kelimesi islamiyetten önceki Arap yazıtlarında bulunmuştur(Encyclopedia Britannica, I:643)
    Muhammed bu 360 tane puttan birisinin,ay Tanrısı olan en güçlüsünün ismini alıp tek olduğunu söylüyordu. “Al-ilah tan başka ilah yoktur”(The hajj, F. E. Peters, p 3-41, 1994) Hz. Muhammed böylece Al-İlah ı tek Tanrı olarak ilan etti ve diğer putlara tapınmayı yasakladı

    İslamiyet öncesi bazı putperestlerin ilginç gelenekleri vardı bunlar Ramazan dedikleri ayda 1 ay oruç tutarlar,Mekke ye Hacca gidip Kabe nin etrafında 7 kez dönerler,”Kara Taş” ı kutsal sayar onu öper ve günde 4 veya 5 vakit namaz(salat) kılarlar şeytan taşlarlardı.Tabi bunlar Kuran da da bulunur (Is Allah the same God as The God of Bible?, M. J. Afshari, p 6, 8-9,İslam, Beliefs And Observances, Caesar E. Farah,)

    Ayrıca namazdan önce bugünkü islamiyet dünyasında olduğu gibi abdest alma gelenekleri vardı..Burunlarına su çekerlerdi,ellerini dirseklerine kadar yıkardı bunlar eski putperest Arapların abdest alma şekliydi

    Bu gelenekler yahudi ya da hristiyan kültürlerinde yoktur.oruç bilindiği gibi hristiyanlıkta da vardır fakat “belli bir ayda oruç tutma” geleneği Arap putperestlerinin eski bir geleneğiydi.

    Ayrıca Kabe eldeki kanıtlara göre İbrahim peygamber tarafından yapılmamıştır,Yaklaşık MÖ800 lü yıllarda yapıldığı bilinmektedir.Ayrıca Kabe hiçbir zaman yahudiler ve hristiyanlar tarafından kutsal sayılmamıştır.Zaten Kabe ile ilgili Kutsal Kitap ta(Kitab-ı mukaddes) tek bir ayet bile yoktur

    Kabe MÖ800 lü yıllardan sonra putperestler tarafından “Al-ilah ın evi” olarak anılmaya başlanmıştır(A Guide to the contents of Quran Faruq Sherif, Reading, 1995, pgs. 21-22., Muslim)

    İslamiyetten önce tapınılan Allah ın birçok sıfatı vardı putperestler özellikle Al-ilah için şunları söylüyordu: “Dünyanın yaratıcısı,Havadan yağmur indirici,yerden dane çıkarıcı,Kabe nin efendisi”(God and Man in the Quran, Toshihiko Izutsu, Chapter 4: Allah, p96-119, 1980)

    Hz.Muhammed zamanında ve ondan önceki 5-6 yıllık dönemde putperest Mekke liler hristiyanlardan tek tanrılı dini öğrenmeye çalışıyorlardı ve Hristiyanlarla temas halindeydiler(1. Muhammads Mecca, W. Montgomery Watt, Chapter 3: Religion In Pre-Islamic Arabia, p26-45)

    Ay tanrısını ifade eden “Al-ilah” kelimesi islamiyet öncesi dönemde Arap şiirlerinde yaygın olarak kullanılıyordu(Encyclopedia of Islam, eds. Lewis, Menage, Pellat, Schacht; Leiden: E.J.Brill, 1971, III:1093)

    Kuran da da aslında Al-ilah tan başka ilah olmadığını söyler ve Al-ilah tan başka,putlara aya güneşe tapınılmasını yasaklar.Arkeologlar ve tarihçiler Hz. Muhammed Kureyş teki bu Ay Tanrısı kültünü hristiyanlardan ve yahudilerden etkilenerek kesin bir tek Tanrılı dine çevirdiğini belirtir.Fakat Kuran da Allah bazı bölümlerde ilginç şekilde kendi kendine yemin etmektedir…Yemin bilindiği gibi eden kişinin kendisinden üzerinde ya da kendisinden güçlü bir varlığa edilir..
    “Hayır, yemin olsun aya,”(müdessir 32) ”

    MUHAMMED PAGAN ARAPLARIN “SİN” “HUBAL” ve “AL-İLAH” ŞEKLİNDE NİTELEDİĞİ BİR TANRIYI , BİR YEREL TANRIYI, ETKİLENDİĞİ “herşeye egemen” YAHUDİ/HRİSTİYAN TANRI FİKRİYLE BİRLEŞTİRMİŞTİR..BUNU YAPARKEN DE ARAP PUTPERESTLERİN İNANÇLARINDAN SON DERECE FAZLA ETKİLENMİŞTİR…ONLARIN (Arap putperestlerin) ÇEŞİTLİ İBADETLERİNİ AYNEN KURDUĞU DİNE AKTARMIŞTIR…..

    ALINTIDIR…

    • adnan dedi ki:

      benim anlayamadığım bir nokta var.. bütün müslümanlar Allah ve peygamberleri konusunda bir fikre, aynı fikre sahip iken eleştirenler ise farklı fikirlere sahipler…. bu konuyu açanlar Hz. Muhammed A.S.’ ın olmadığını ileri sürerlerken, yalnızca bir efsane olduğunu ileri sürerlerken, konu aslında var olduğuna fakat, dini sağdan soldan devşirdiğine kadar gelmiş. ne diyelim ” senin dinin sana, benim dinim bana”

      • 1okuyucu dedi ki:

        Sn. Adnan;

        anlaşılmayacak bir şey yok, konuyu açanlar Muhammedin olmadığını iddia etmiyorlar,
        bazı Kuran ayetleri ve hadisleri örnek göstererek İnanırlarının onu efsaneleştirdiğini ileri sürüyorlar, bunu yaparken kendi kafalarından uydurmuyorlar, tüm İslâm aleminde genel kabul gören ayetleri ve hadisleri örnek gösteriyorlar, eğer söz konusu ayet ve hadislere karşı bir şerh düşmek istiyorsan, bunu inandığın dinin uzmanlarına bildirerek işe başlayabilirsin, aslında Kuran’ı ve başta Buhari olmak üzere İslam alemince genel kabul görmüş 6 hadis bilgininin kitaplarını inceleyerek yukarıda yazılanların doğru olduğunu görebilirsin, o zaman konuyu açanları eleştirmenin ne kadar yersiz olduğunu anlarsın, zaten konuyu açanları eleştirmeye kalkanların İslâmi kaynaklardan bi haber olduklarını anlamak zor değil,

        farklı fikirlere gelince bu inanan veya inanmayan herkes için söz konusu,
        yoksa bu kadar mezhep, bu kadar tarikat neden olsun ki!

        not: ben hadislere itibar etmiyorum ama bu İslâm aleminin hadislere itibar ettiği gerçeğini değiştirmez.

      • Rousseau dedi ki:

        Ya birden aklima geldi soylemeden gecemeyecegim. Efendinize etrafindaki insanlar hep bir mucize gostermelerini istemisler ve kainatin efendisi bunu bir turlu yapamamis. Ancak ortada mucize otesi bir durum var bu insanlar efendinizin bu mucizevi ozelligini nasil farkedememisler inanilir gibi degil. Bu gun gunumuzde bir bayanla bile yasamak artik oyle zorki bir cogu ayrilip yanlisligi caresizce tercih etmek zorunda kaliyorlar. Oysa birde efendinize bakalim adam imkansizi basarmis 13 kadin cariyeler esirler koleler dusunebiliyormusunuz yeryuzunde 13 kadinla yasiyabilecek insan varmidir yani onlari kuzu gibi sesiz dilsiz idare edebilecek bir zeka dusunemiyorum iste insanlar diyorki kuranda mucize yok. Bundan buyuk mucize olabilirmi? Bu ummeti muhammed nedense efendilerinin taktigini ogrenenemis onlarca kadinla ayni evi ancak bir sekilde paylasirsin o da korkutarak zorla beyin yikayarak haasaa herkes bunu yapabilirmi? İmkansiz iste en buyuk mucizesi bu efendinizin cinsel yasami o anlamda taktir edelim hakkini verelim tam katikdiz bir arap mis yani

  15. umut dedi ki:

    ey O BÜTÜN ATEİSTLER.DİNİNİZE DEDEĞİM BİR ŞEY YOK.istediğiniz dine inanabilirsiniz…inançsızlığın getirdiği o büyük boşluğu inananlara küfrederek hakaret ederek tatmin olmaya çalışıyorsunuz…sizde tapıyorsunuz bir şeylere.belki kadına,şehvetine,paraya,BEN,liğine tapıyorsun bazan gizlice,çoğu defa aşikar…inanmış kişiler gibi inanamadığınıza hayıflanıyor olabilirsiniz…vakit geç degil..SİZİN BEYNİNİZİ YARATAN YÜCE VE TEK TANRIMIZ ALLAH her zaman tevbeyi kabul eder..kabul etmeyenler için derki RABBİMİZ. ONLARI BANA BIRAK CEHENNEMDE ONLAR İÇİN YER Mİ YOK..nasıl olsa inanmıyorsunuz ateş ile tehdit edilmektende korkmayın VE BU ZORUNUZA gitmesin.cok süre kalmadı 50-60 yıl sonra ÖLÜM SONRASI HAYATTA GÖRÜŞÜRÜZ…BY BY.

    • Rousseau dedi ki:

      Demek insanlar allahin vekili efendi muhammedin yolundan gidiyorlar oylemi? Madem oyle neden hic kimse muhammed gibi dul bir kadin karsisina cikinca almiyor kiz istiyorlar madem siz bu denli efendinize tapiyorsunuz kizlari bir kenara birakip onun gibi neden yapmiyorsunuz? Gelelim ikinci meseleye sen evlat edindigin bir cocugun karisini alirmisin? Bunu yapabilecek kac tane insan taniyorsun? Madem sana gore efendinizin izinden gidiyorsunuz bunuda yaparak efendinize neden layik olmuyorsunuz? Size bir allah vekili olarak( ki bunu sinirden yaziyorum memonun birakin vekilligi insanligin basina gelmis en buyuk sorun Sorun oldugunu dusunuyorum) kim sefaat edecek? Sizler samimi muminler degilsiniz efendinize sadik yasamiyorsunuz? Akli basinda muhammedin yada sonrasi araplarin uydurdugu bu sacma kitabi okuyan herkes onu alir ve cope atar o zaman bunu yaptigi an muhammed den kurtulup yaradani aramaya baslar hayatinizda sadece bir kez onyargisiz samimi o kitabi okuyun ve sorgulayin. İnsanlarin kurtulusu bir arapa mi kaldi? Bu kadarmi kor bu denlimi beyin ozurlusunuz? Her sey bir tarafa insanliga bu adamdan kalan miras nedir bunuda goremiyorsaniz geberince goreblirsiniz! Bu arada olunce siz muhammedi nerden nasil tanicaksiniz merak ettim bir parolaniz falan varmi? Bakin araplar cok uyanik bir o kadarda hirsizdir dikkat edin biri gelipte ben muhammedim derse(ustelik arapca) alir goturur haberiniz olsun oyle ya goren yok bilen yok dil bile degisik ne yapacaksiniz bakalim

    • Rousseau dedi ki:

      Oncelilkle sunu belirtelim ateist ile deist arasindaki cok buyuk farki bilmediginiz icin dinleri reddedenlere ateist diyorsunuz. Bu cok ciddi bir yanilgi ben bir deist olarak size diyorumki beni yaradana olan inancim senin muhammede olan inancinla kiyaslanamaz dusun sen bir insana tpiyorsun ben se sadece tanri diyorum. Yani dinsiz insan olurmu demeyin dinsiz olur ama allahsiz olmaz bu kesin aslinda hadislere falan gerek yok sizin kitapta osman efendi her seyi cok net ortaya koymus anlayana gore tabi bedelinide caniyla odemis simdi su bereket ve sefkat dinine bir bakalim anneyi evladindan kardesi kardesten hatta esleri birbirinden ayiran bu uydurma dinin neresinden tutarsaniz elinizde kalir burda binlerce ornek verebilirim gunluk yasantidan en basitinden sunu soyleyebilirim neden sizlerin dini bayramlarinda koyun ekmek pide seker yiyecek ve giyecek fiyatlari iki katina cikiyor? Madem bu dini bayram allah adina neden bu fiyatlar dusmeyip tam tersine artiyor? İste bu basit ornek gibi kuran ayetleride ayni bir cogu okumamis okumaya gerek bile gormuyor beynini aklini araplara teslim etmis nasil bir kandirmaca ve yanilgi icinde oldugunu bilmiyor. Kafir musrik dedikleri insanlarin icatlariyla yasiyorlar sonrada onlari nerde bulursaniz oldurun diye yazan bir kitabi allah sozu diye insanlara kasiyorlar 9 hatta arap yazarlara gore 6 yasinda aldigi ayse muhammed oldugunde cenazesine gelmemis neden acaba? Askindan olsa gerek hic dusundunuzmu bunu? Suudiler efendinizin mezarini kaldiracaklar sebebini okudunuzmu? Ben soyleyim; suudi krali aynen soyle diyor muhammedin mezarina gelip insanlar burda ondan yardim bekliyor bu tam bir sapiklik ve putperestliktir. Araplarin bu kadar para kazandigi bir ulkenin krali nasil bunu soyler ilginc degilmi? Ote yandan adam diyorki ondan yardim bekliyorlar eeeee kimden bekleyecekler baska efendileri varken tanriya niye gitsinki adamlar? Tanri mi o ne kainatin efendisi varken tanri ne ifade eder degilmi muslimler ummeti muhammed ler sizlere yaziklar olsun bu nasil bir yaradani terk etmektir bu nasil yaradana nankorluktur siz muslumanlar ateistleri falan birakin bence esas tanritanimaz sizlersiniz allah affeder diyorsun kesinlikle bu dogru neticede o bizim sahibimiz peki bu insanligi bu kaos ortamda birakan kan golunu donun muslimlerin beynini yikayan bu memo yuda sence tanri affedermi? Ben diyorumki evet tanri her seyi affeder ama bu insanligi birbirine dusuren oldurten zulm ettiren ve cikarlari dogrultusunda din uyduyanlari tanri degil ana onlarida sen affedersin degilmi memoya bir sor o en iyisini bİlir. Yeryuzunun en buyuk dusmanlari bu din sahtekarlaridir tanriyi kullanan alcaklardir bunu soylerken butun dinlerden bahsediyorum yanlis anlasilmasin dinlerin yokedildigi insanlarin sadece yaradan dedigi gunler diliyorum

  16. Smithe66 dedi ki:

    Thank you for another informative website. Where else could I get that kind of info written in such a perfect way? I’ve a project that I am just now working on, and I have been on the look out for such information. dedkckcffacefcgc

  17. suffi dedi ki:

    Ortada mukemmel bir din mukemmel bir peygamber var anlatilan.lakin tum dunyada muslumanlarin yasadigi bolgelerde afrika ortodogu icler acisi zulum vahset geri kalmislik bilimden uzak.begenmedigi insanlarin teknolojilerine muhtac muslumanlar.bir anlatilan din var.birde gözümüzün önünde realite.hadi kendimizi kandiralim, AMA ONLAR GERCEK MUSLUMAN DEGİL Kiii

Bir Yanıt Bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s