6-7 EYLÜL PROVOKASYONU

fft16_mf826065

Yıl 1955. RTE’nin sözde demokrasi Kahramanı Menderes hükümeti zamanı. Ekonomi zor durumda. Çareyi halkı milliyetçilikle meşgul etmek, infial-kaos yaratarak baskı oluşturmakta görmüşler. Bunun da malzemesi Kıbrıs. Kıbrıs olaylarının körüklenmesi İngilizlerin de işine geliyor. Kıbrıs’ta Rumları bölmek, Türklerle Rumları düşman yapmak ve adada hakim konumda olmak niyetiyle DP hükümetiyle ve MİT’le ortak çalışmaktalar. Yani, o dönemin Gladioculuğunu İngilizler yürütüyor. Ve provakasyon planı Atatürk üzerinden yapılıyor. Atatürk’ün Selanik’teki evinin Rumlar tarafından bombalanıp hasar gördüğü haberi iktidar çizgisindeki Express gazetesinde manşetten veriliyor. 

6 Eylül akşamı bir anda sanki önceden hazırlanmış gibi İstanbul’un başta Beyoğlu olmak üzere çeşitli semtlerinde gayrimüslimlerin işyerlerine ve evlerine saldırıya geçildi. Ve yaklaşık 9 saat süren olaylar sonucunda kimine göre 3, kimine göre 11, Yunan basınına göre ise 13 -15 Rum ve en az bir Ermeni vatandaşı hayatını kaybetti, 32 Rum da ağır yaralandı.  4348  işyeri, 110 otel, 27 eczane, 23 okul, 21 fabrika ve 73 kilise 2 sinagog ve mezarlıklar ile çoğu Rumlara ait 1000′in üzerinde ev tahrip edildi.  Gayrimüslim kadınlara tecavüz edildi, Hristiyan din adamları zorla sünnet edilmek istendi. Saldıranların “Korkmayın, emir var, sizi öldürmeyeceğiz!” demelerinden saldırıların örgütlendiği ve yönlendirildiği anlaşılıyor. Emre rağmen 10’dan fazla insan ölüyor, emir olmasaydı herhalde büyük bir katliam yaşanmış olacaktı. Saldırganların sloganlarının başında “Kıbrıs Türktür Türk kalacaktır. Rumlar piçtir piç kalacaktır.” geliyordu. Saldırılan daha ziyade otobüslerle İstanbul’a akın eden ve aynı tip sopaları taşıyan gruplarca yapıldığı tespit edildi. Olaylar diğer şehirlere de sıçradı. Sıkıyönetim ilan edilmesine, askere vur emri verilmesine rağmen olayların önü uzun saatler kesilmedi. Yağmaya katılan 5 bine yakın saldırgan gözaltına alındı.

0000286240

Ekonomik zarar, Türk hükümeti’ne göre 69,5 milyon Türk lirası, İngiliz diplomatik kaynaklarına göre 100 milyon İngiliz Sterlini, Dünya Kiliseler Birliği’ne göre 150 milyon ABD doları, Yunan hükümeti’ne göre ise 500 milyon Amerikan doları olarak hesaplanmıştır. Demokrat Parti Hükümeti zarara uğrayıp, zararını tescil ettirenlere toplamda yaklaşık 60 milyon Türk lira bir tazminat ödemiştir. Olaylardan sonra onbinlerce Rum göç etmek zorunda kalmıştır. İlk göç edenlerin kız çocuğu sahibi olanlar olması dikkat çekicidir. 1955 yılında 60 bin civarında olan Rum sayısı 2000 yılında 2500’lere düşmüştür.

Nasıl ki AKP hükümeti geçmişin derin devlet-Gladio pisliklerini Ergenekon tertibiyle kendisine muhalif olanlara yüklemişse, 6-7 Eylül olaylarının faturası da o dönemin DP muhaliflerine kesilmek istenmiştir. Aralarında Aziz Nesin, Kemal Tahir, Hasan İzzettin Dinamo, Asım Bezirci ve Hulusi Dosdoğru gibi ünlü yazarların da bulunduğu onlarca sosyalist tutuklanıp hapse atılmıştır. Ancak İsmet İnönü’nün hükümetin bu yaklaşımını kınayan katı tavrı nedeniyle daha sonra serbest bırakılmışlardır. Sorumluluğu solculara yıkma işi o kadar basit planlanmıştı ki suçlananlar arasında daha önce hayatını kaybetmiş 4 solcu da bulunmaktaydı. Aylarca hapis yatan bu masum insanlar Sıkıyönetim mahkemelerinin sonucunda beraat ettiler.

Olayların bu denli büyük boyutta olmasının ardında servet düşmanlığı da vardı. Genelde halkın zengin olarak bildiği insanların çoğu gayrimüslimdi. Ve bu provokasyon bir servet değişimi hedefine de dönüşmüştü.

Olayın Sanığı Oktay Engin (Emniyetçi-Nevşehir Valisi)

Provokasyonun bombacı sanığı 21 yaşındaki üniversite öğrencisi Oktay Engin’di. Batı Trakya Türklerindendi ve Yunanistan’ın yürüttüğü soruşturma neticesinde konsolosluk görevlisi Hasan Uçar ile birlikte tutuklanmıştı. Yunanistan”ın iddiasına göre, olay Türk hükümetinin bir tertibiydi. Yunan tezine göre, bombayı diplomatik çanta içinde Türkiye”den getiren kişi Selanik Başkonsolos Yardımcısı Mehmet Ali Tekinalp”ti. Bombayı evin bahçesine atan kişi de Türk Başkonsolosluğu”nda kavas olarak çalışan Hasan Uçar”dı. Onu azmettiren kişi ise Selanik Hukuk Fakültesi 2. sınıf öğrencisi ve aynı zamanda Milli İstihbarat Teşkilatı”nın bir elemanı olan Oktay Engin”di. Yunan mahkemesi olaydan sonra Hasan Uçar ve Oktay Engin”i tutukladı. Oktay Engin”e üç yıl altı ay, Hasan Uçar”a ise 2 yıl hapis cezası verildi. Dokuz ay Selanik cezaevindeki hücrede yatan Oktay Engin ve Hasan Uçar kefaletle serbest kalmışlardı. Oktay Engin 3 ay sonra kaçıp Türkiye”ye sığındı. Cezası kesinleşince Yunanistan istedi ama Türkiye vermedi. İstanbul’da Hukuk Fakültesine devam etti. Çankaya kaymakamlığı yaptı. Emniyet Müdürlüğü Siyasi şubede çalıştı. Nevşehir valiliğine kadar getirildi.

Oktay Engin, bombanın patladığı geceyi ise şöyle anlatıyor: “Selanik Enternasyonal Fuarı açılacaktı. Bizim hükümetimiz de katılma kararı aldı. Selanik Başkonsolosu, fuardaki Türk pavyonunun kurulmasına yardımcı olmamı istedi. 4 Eylül günü Selanik Fuarının açılışıydı. Yunan Kralı ve Kraliçesi de bizim pavyonu ziyaret etti. İki gün sonra, 5 Eylül”ü 6 Eylül”e bağlayan gece yarısı, Atatürk”ün doğduğu evin yanında o gece patlama oluyor. Atatürk”ün evinin arka tarafında bir çıkmaz sokak var. Orada bir infilak olmuş. Yunan ekspertiz raporlarına göre, bazı demir parçaları, çivi parçaları gibi yabancı maddelerden oluşan iptidai bir bomba. Atatürk”ün doğduğu ev konsoloslukla aynı bahçenin içindedir. Selanik belediyesi vaktiyle Venizelos”la dostluk vesilesiyle bu evi bahçesiyle beraber Türk hükümetine hediye etmiş. Patlama neticesinde Atatürk”ün evinin arka tarafında 20″ye otuzluk bir cam kırıldı. Konsolosluğa hiçbir şey olmuyor. Tabii, 6 Eylül günü İstanbul”daki olaylar üzerine ertesi gün, muazzam hasmane bir hava oldu ve 7 Eylül sabahı fuardaki bizim pavyon kapandı. Biz de atladık Gümülcine”ye geldik. 12 Eylül günü Konsolosluk hademesi Hasan”ı tevkif etmişler. Gümülcineli bir hukuk öğrencisi var, Konsolosluğa girmem onun tavsiyesi ile oldu demiş. Ayın 18″inde Gümülcine”de beni tevkif ettiler. Bombayı sen attın dediler. O gece kimlerle nerede olduğumu anlattım. O saatlerde çok uzak bir yerde bulunduğum ispatlandı. Bunun üzerine sen atmadın ama Hasan”ı teşvik etmişsindir dediler.”

Valilik de yapmış olmasına rağmen kendisini “Emniyetçi” olarak tanımlayan Oktay Engin, özellikle bir hususun altını çiziyor: “MİT”le ömrümde hiç şeyim olmadı.” MİT ile olan bütün temaslarının Emniyet”teki yılları sırasında görev gereği yapılan karşılıklı görüşmelerden ibaret olduğunu özellikle vurguluyor.

http://www.aksiyon.com.tr/aksiyon/haber-10392-34-bombaci-da-mit-elemani-da-degildim.html

Olayların “Türk Gladio’su” olarak tabir edilen “(Ö.H.D.) Özel Harp Dairesi ”nin “muhteşem bir örgütlenmesi” olduğunu övünerek itiraf eden general Yirmibeşoğlu, gazeteci Fatih Güllapoğlu’na şunları anlatmaktadır;

“Bak ben sana bir örnek daha vereyim. 1974’deki kıbrıs harekâtı. Eğer Ö.H.D. olmasaydı, o harekât, yani iki harekât da o kadar başarılı olabilir miydi?

Harekât başlamadan önce özel harp dairesi devredeydi. Adaya, bankacı, gazeteci, memur görüntüsü altında Özel Harp Dairesi elemanları gönderildi, ve bu arkadaşlarımız, adadaki sivil direnişi örgütlediler, halkı bilinçlendirdiler. Silahları 10 tonluk küçük teknelerle adaya soktular. Sonra 6-7 Eylül olaylarını ele al.

-Pardon paşam anlamadım. 6-7 eylül olayları mı?

-Tabii. 6-7 eylül de, bir Özel Harp işiydi, ve muhteşem bir örgütlenmeydi. Amaca da ulaştı… Sorarım size, bu muhteşem bir örgütlenme değil miydi?

Olaylar Yılmaz Karakoyunlu’nun kitabından Güz Sancısı filmiyle sinemaya aktarıldı.

Adnan Menderes ile Fatin Rüştü Zorlu Yassıada Mahkemesinde bu olaylardan yargılandılar ve 6’şar yıl hapse mahkum edildiler. Bu dava daha sonra Anayasayı ihlal davasıyla birleştirildi. Oktay Engin ise beraat etti.

Olayları Yaşayanların Anlattıklarından:

“Bir Rum arkadaşımın dükkânının önünde elimde bir Türk bayrağı ile nöbet tutuyordum. Ellerinde bir listeyle geldiler. Onlara bu dükkânın bir Türk’e ait olduğunu söyledim. 0 bunun imkânsız olduğunu, çünkü ismin listede olduğunu belirti. Ben de ‘0 zaman listede bir hata olmuştur’ dedim. Ellerindeki listelerde tüm cadde isimleri ve ev numaralan vardı. Kendi aralarında sürekli birbirlerine talimat veriyorlardı. ‘Bu ev bir Rum’un, şu Ermeni’nin, bu dükkânı yağmalayın, şu eve girin’ vs.” (Aktaran Dilek Güven, 6-7 Eylül Olayları, s. 14-15

“Yüksekkaldırım’da bir Yahudi, o kargaşada kendi levhasını bir Türk dükkânının tabelasıyla değiştirdi. Yahudi’nin dükkânına hiçbir şey olmadı ama Türk’ünki yağmalanmıştı. Sonra komşusuna dedi ki ‘Ne yapalım, senin insanların bunu yaptılar.’ Ama garip hatalar da oluyordu. Benim bir profesör arkadaşım vardı. Muayenehanesinin üzerinde Doçent Dr. diye bir levha yazılmıştı. Doçent kelimesini gayrimüslim bir isim zannedip muayenehanesini tahrip etmişler.” (A.g.e., s. 16)

“Tünel’de Cevat Bey’e ait bir kumaş dükkânı vardı. Adam Türktü, ama onun da işyerini yağmalamaya başladılar. Adam hemen pantolonunu aşağı indirdi ve sünnetli olduğunu gösterdi. O da bu şekilde adamların durdurmaya çalıştı. (A.g.e., s. 17)

“Bizim evimiz, Beyoğlu’ndaki Kalyoncu Sokaktaydı. Şiddet olaylar patlak verdiğinde, kapıcı Mehmet, anneme ‘Korkmayın Madam, bizim evde saklanabilirsiniz’ dedi. Eline bir Türk bayrağı aldı, dış kapıyı kilitledi ve binanın önünde durdu. İlk saldırganlar geldiğinde, onlara burada Rum oturmadığını söyledi ve adamlar gerçekten de evimizi yağmalamadan gittiler. 2. kattaki Madam Katina’yı, 3. kattaki Maria’yı ve 4. kattaki Anton’u korumuş olan Mehmet, binadan çıktı, Türk bayrağını bıraktı, eline bir odun parçası aldı ve caddenin karşısındaki gayrimüslimlere ait dükkân ve evlere saldırmaya başladı. Ben onu evimizin penceresinden izleyebiliyordum.” (A.g.e., s. 25)

“Yayamın evindeyken orada gördüklerime inanamadım. Kapılar ve pencereler artık yoktu. Buzdolapları, dolaplar, aynalar parçalanmış ve evinin önüne yığılmıştı. Yataklar, yorganlar kesilmiş, yünler her tarafa dağıtılmıştı. Elbiseler, ayakkabılar, örtüler, halılar lime lime edilmiş, yığınlar halinde tabak çanak binlerce parçaya bölünmüştü. Somya parçalanmış, avizeler, vitrinler, masalar, sandalyeler ve koltuklar baltayla kesilmişti. Yerde odun, kömür ve gaz, tuz ve şeker, yağ ve yumurtalardan bir birikinti oluşmuştu. Soba da tahrip edilmiş, bazı valizlerin içindekiler dahi makasla kesilerek kullanılamaz hale getirilmişti.” (A.g.e., s. 19-20)

6-7 Eylül Belgeseli – Can Dündar

O bombanın fitilinin ateşlenmesi ve ExpreS gazetesinin 2. baskı yaparak olayı manşetten duyurması, Türkiye’nin tarihine bir utanç sayfası olarak geçmesine sebep olacaktı. Tabi bu utancın asıl sorumluları DP iktidarı ve İngiliz-Türk gladiosuydu, onların Kıbrıs hesaplarıydı..

Saldırıların foto galerisi:

http://fotogaleri.ntvmsnbc.com/6-7-eylul-olaylari.html

Reklamlar
Bu yazı Politika içinde yayınlandı ve , , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

One Response to 6-7 EYLÜL PROVOKASYONU

  1. kemal karaca dedi ki:

    Ne garip bir dönemdir arkadaş, bu kadar da düşüncesiz olunmaz. Ülkeden o dönem büyük bir servet çıkmıştı. Milliyet adına milli ekonomiyi harcadılar.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s