ERMENİ MESELESİ-3

TEHCİRE GÖTÜREN OLAYLAR

Meşrutiyetin Doğu Anadolu Etkisi

2. Meşrutiyetin ilanından sonra iç sorunlarda bir durulma ortaya çıkmıştı. Makedonya çeteleri  silah bırakmış ve düzene sadık kalacaklarını bildirmişlerdi. Ermeni örgütleri de silahlı eylemleri bırakacağını, çatışmalara girmeyeceklerini açıkladılar. Meşrutiyete en soğuk bakan kesim Kürt aşiretleri oldu. Çünkü Hamidiye Alayları nedeniyle kendilerine sağlanan imkanların ortadan kalkabileceğinden endişeliydiler. Nitekim İttihatçı hükümete destek veren Taşnaksutyun üyeleri Hamidiye Alaylarının meşruiyetini tartışmaya açtı. Neticede  Hamidiye Alayları kaldırıldı. Ardından feodal yapının değiştirilmesi girişimi başlatıldı. Bu gelişmeler Doğudaki Müslümanlar tarafından kaygıyla izlenirken gayrimüslimler arasında sevinçle karşılandı. Ermeni örgütleri sağlanan hürriyet ortamını lehlerine çevirmek ve Ermeniler üzerindeki nüfuzlarını arttırmak için çeşitli kollardan çalışmalara başladılar. Ermenilerin yoğun yaşadığı illerde örgüt şubelerini açtılar. Yayınladıkları gazete, kitap ve mecmualarla bağımsızlık görüşlerini yaymaya ve örgütlenmeye giriştiler.

İttihat Terakki için Doğu’da en önemli mesele bölgede yaşayan Müslümanlarla gayrımüslim unsurlar arasında bir uzlaşı ortamı oluşturmaktı. Meşruti hükümet ilk yıllardan itibaren buna özen göstermeye çalıştı. Meşrutiyetin ilk iki yıl içinde bunda  başarılı olduğu kabul edilir. 1909’daki Adana olaylarından Dünya Savaşına kadar büyük olaylar ve çatışmalar yaşanmaması da bunun göstergesi sayılabilir. Buna rağmen Ermeni örgütleri Kürt aşiretlerin Ermenilere baskısı, gasp ve cinayet, kız kaçırma, tecavüz, adaletin istismarı, zorla din değiştirme ve Kürtlerle olan arazi itilafları gibi bir çok sorunu gündeme taşıyarak Ermeni milliyetçiliğini yükseltmeye çabaladılar.

Sason İsyanı sonrasında vatandaşlıktan çıkış senedi imzalayan ve mallarını-mülklerini satarak Rusya ve diğer ülkelere göç eden Ermeniler 2. Meşrutiyetle birlikte geri dönmek istediler. Mallarını değerinden çok daha düşük fiyata Kürt aşiretlere kaptırdıklarını öne sürerek geri istediler. Bunun yanında Rumeli muhacirlerinin yerleştirildiği araziler de çoktu. Patriğin devreye girmesiyle konu hükümete ulaştı. İttihat hükümetini en zorlayan konulardan biri bu tapu itilafları olmuştur. Hükümet bu konuyu kısa zamanda çözüme kavuşturdu. Abdülhamit zamanında giden Ermenilerin arazilerine yerleştirilen muhacirlerin kullandığı topraklar, iddiacıların tapu veya kayıt gösterebilmeleri halinde, aradan geçen zaman dikkate alınmaksızın asıl sahiplerine iade diliyor, muhacirlere ise başka yerler gösteriliyordu. Eğer muhacir kendi emeğiyle araziye bir şeyler katabilmişse bunun bedeli ilk sahibinden alınmak şartıyla hükümet tarafından muhacire ödeniyordu. Ayrıca bölgede herhangi bir vatandaş, arazisinin Sason isyanından sonra gasp edildiğini iddia ve ispat ederse mevcut kullanım belgeleri ve tapular geçersiz sayılıyordu.  Bu çözüm Ermenileri pek de memnun etmemiş, alınan kararlar yeterli görülmemişti.

Arazi meselesinde devletin aldığı bu kararlar Kürt ahali ve aşiretler arasında infial uyandırmıştır. Yaklaşık 17-18 yıldır ekip biçtikleri toprakların bir anda ellerinden  çıkmasını kabullenememişlerdir. Mağdur duruma düşenlerin çoğunda İttihat ve Terakki’ye karşı şiddetli bir kin ve öfke duyguları günden güne kabardı. Bunlardan bir kısmı Osmanlı topraklarını terk edip, Rus nüfuzu altındaki İran topraklarına sığınarak Rusya’dan medet ummaya başladı.  Diğerleri ise hükümetin vatanı sattığı, gayrimüslimlerle işbirliği yaptığı suçlamalarıyla kampanya başlattılar.  Bu gelişmeler Bitlis-Hizan Kürt İsyanına yol açtı.

Yeniköy Antlaşması

Ermeni meselesi 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı’ndan sonra, uluslararası bir mesele haline gelmiş, başta İngiltere ve Rusya olmak üzere diğer Avrupalı devletlerinin gündeminde ve takibinde yer aldığı gibi, Osmanlı toprakları üzerinde emperyalist ülkelerin kullandığı bir koz haline gelmiştir. Ermeni ıslahatı Rus savaşı sonrası anlaşmalarda yer bulmuş ve doğu illerine umumi müfettişlik tayini ile bu ıslahatların denetimi istenmiştir. Balkan Savaşından sonra 1913 yılında ıslahatlarla ilgili baskıların yeniden yoğun şekilde oluşması üzerine 8 şubatta Yeniköy Antlaşması imzalanmıştır. Bu antlaşmaya göre; Vilayet-i sitte denilen şehirlerin olduğu bölge ikiye ayrılacak, her iki bölgede de Hristiyanlardan oluşan birer meclis olacak ve bu bölgelerin ıslahat çalışmaları gerek müfettişlerce gerekse yabancı ülkelerce denetlenebilecekti. Bölgenin yüksek memurları padişah onayıyla atanacak ve Müslüman memurla Hristiyan memur sayısı eşit olacaktı.

Bitlis-Hizan Molla Selim İsyanı

Alınan tedbirlere rağmen 1914 baharında Molla Selim başta olmak üzere, Seyyid Ali ve Şeyh Şehabettin önderliğinde patlak veren isyan askeri kuvvetlerin hazırlıklı olmaları ve erken hareket etmesi sayesinde kısa sürede bastırılmıştır. Asiler ilk başlarda Bitlis vilayetinin bir kısmını işgal etmeyi başardılarsa da askeri kuvvetlerin şehre girmesiyle kısa sürede isyan bastırılmıştır.

Ermenilerin Bitlis isyanında askeri kuvvetlerin yanında asilere karşı çatışmaya girdikleri bilinmektedir. İttihatçı-Taşnak ittifakını Adana olaylarında olduğu gibi bu isyanda da görmekteyiz. İsyanın bastırılmasından sonra şehrin dışına gruplar halinde kaçan asiler askeri takibata alınırken bir kısmı da ele geçirilerek Bitlis’te oluşturulan Divân-ı Harp tarafından idam edilmişlerdir. Halk tarafından sevilen ve kendisine son derece hürmet edilen Seyyid Ali’nin idamı halk arasında galeyana sebep olmuş, idamının ardından uzun süre matem tutulmuştur. İsyanın Rusların kışkırtmasıyla çıktığı konusunda şüpheler olup isyanın elebaşısı Molla Selim’in Rus konsolosluğuna sığınması ve tüm girişimlere rağmen teslim alınamaması bu şüpheyi güçlendirmektedir.

Görüldüğü gibi İttihatçı hükümetin  Dünya Savaşına kadar olan tavrı Ermeni karşıtı olmayıp, tersine Ermenilerin lehine kararlardan dolayı İttihatçı-Ermeni  ittifakı olarak görülmüş ve neticede Kürt isyanına sebep olmuştur. Sadece bu konu bile Diasporanın “İttihatçıların asimilasyon ve Ermenileri yok etme planı içinde olduğu” iddialarını çürütmektedir.

İttihat-Taşnakütyun ittifakına rağmen ve Hizan İsyanındaki işbirliğine rağmen isyandan sadece 1-2 ay sonra Haziran 1914’deki Erzurum toplantısında Taşnaksütyun’un aldığı şu kararlar ilginçtir:

“İttihat ve Terakki Hükümeti’nin, Hıristiyan unsurlara ve özellikle Ermenilere karşı eskiden beri takip ettiği iktisadi, sosyal ve idari birbirine zıt politika, baskıyı ve ıslahatı uygulama konusunda gösterdiği aldatıcı hareketleri göz önünde tutan Taşnaksutyun Kongresi, İttihat ve Terakki’ye karşı muhalefet durumunda kalmaya, onun siyasi programını eleştirmeye, kendisine ve teşkilatına karşı şiddetle mücadeleye girişmeye karar vermiştir.”

Savaş yaklaşmaktadır ve Ermeni örgütleri bu savaşa kurtuluşları için bir fırsat olarak bakmaktadırlar.

Savaş başlıyor

28 Temmuz’da Avusturya’nın Belgrad’ı bombalaması ve Sırbistan’a savaş açmasıyla 1. Dünya Savaşı başlar.

Ağustos 1914 tarihinde Osmanlı seferberlik ilan eder etmez, Marsilya’da yaşayan Türk Ermenileri 5 Ağustos 1914’de bir beyanname yayınlamışlardır. Çeşitli gazetelerde yayınlanan söz konusu beyannameden birkaç cümle şöyledir:

“Rus Ermeniler, Moskova orduları saflarında, kardeşlerimizin cesetleri üzerine yapılan tahkirin intikamını almak için, vazifelerini yapacaklardır. Bize Türk tahakkümündeki Ermenilere gelince, hiçbir Ermeni’nin silahı, ikinci vatanımız olan Fransa’ya ve onun müttefik ve dostlarına çevrilmemelidir.

(…)

Ermeniler, kime karşı olduğunu söylemeden Türkiye sizi silah altına çağırıyor; demiryollarının rayları 300.000 kardeşimizin cesetlerinden geçen II. Wilhelm’in ordularını ezmeye yardımcı olmak için Fransa ve onun müttefiklerinin ordularına gönüllü yazılın…”

 Ağustos 1914’deki Taşnaksütyun toplantısına ittihat hükümeti temsilci göndererek savaşta Ermenilerden Osmanlı’ya sadık kalmalarını ve Rus saldırısına karşı birlikte savunma vermelerini ister. Ermenilerin cevabı Osmanlı’ya sadık kalınacağı ama İttihat hükümetine bağlı olmayacakları şeklindedir ve bu cevap temsilcileri tatmin etmez. Örgütün gizli kararının Rusya ile birlikte osmanlı’ya karşı savaşmak olduğu şüphesi hasıl olur.

Nitekim aynı ay Rusların Kafkas ordusunda gönüllü Ermeni tugayları kurulur. Bu gönüllü birlikler zorunlu askerlik görevi olmayan Rusya dışındaki ve özellikle Anadolu’daki Ermenilerden oluşturulmuştu. Osmanlı ordusuna katılmayan Ermenilerin çoğu bu gönüllü tugaylara katılırken, firar edenlerin bir kısmı da dağlara çekilmişti.

Zeytun İsyanı – 17-30 Ağustos 1914

Zeytun Ermenileri tarafından Zeytun Fedai Alayı kurularak çıkarılan isyan seferberlik için asker yazımı yapılan birliğe saldırı ile başlar ve ardından köylere saldırıyla devam eder. İsyancı Ermeniler tarafından yaklaşık 100 kişi öldürülür.

Osmanlı Savaşta 

1 Kasım’da Osmanlı Devleti savaşa dahil olur.

1 Kasımda General Georgy Berhmann sınırı geçti. Rusların resmi savaş ilanı Osmanlı Devleti’ne 2 Kasım da geldi. General Georgy Berhmann amaci Doğubeyazıt ve Köprüköyü ele geçirmekti. Kasım ayının sonunda Ruslar Erzurum-Sarıkamış ekseninde Osmanlı İmparatorluğu’nun içine 25 kilometrede ilerlemiş durumdaydılar. Osmanlı 9.000 şehit, 3.000 esir vermiş, 3.000’e yakın askeri de firar etmişti. Rus harekatının başarısında Ermeni gönüllülerinin etkisi büyük olmuştu.

Sarıkamış Trajedisi

Kars ve Ardahan’ı Rusların işgalinden kurtarmak ve düşmanı arkadan kuşatmak amacıyla Enver Paşa’nın düzenlediği harekatta ordu yazlık kıyafetlerle kışın en çetin zamanında Erzurum dağlarına sürülmüş ve büyük çoğunluğu kırılmıştı.118.000 askerin kimi tahminlere göre 60.000’i kimi tahminlere göre 90.000’i tek kurşun sıkamadan donarak telef oldu.Bir kısmı ise esir düştü, öldürüldü.

Büyük ümitlerle girişilen Sarıkamış kuşatma saldırısı üç hafta kadar sürmüş ve büyük kayıplarla sonuçlanmıştır. Enver Paşa, lakonik bir sözle bu olayı şöyle anlatmıştır: “Gittik, gördük, saldırdık, geri döndük”. Ama ne pahasına! 3. Ordu’nun  neredeyse tamamına yakını  yokolmuştu,  toplarıyla,  silah ve taşıt araçlarının da yarısından fazlasını kaybetmişti.  Kolordu Komutanı ve karargâhı esir düşmüştü. Ordu Komutanı Hafız Hakkı Paşa tifüse yakalanmış, sonra da ölmüştü. Enver Paşa’nın ise büyük bir bunalıma girdiği, Türk ulusundan özür dileyen vasiyetnamesini yazarak intihar etmeye karar verdiği,  Talat Paşa’nın etkisiyle ve zorlukla bu fikrinden vazgeçirildiği söylenir. Ordunun kayıplarının yanında birçok köy savaş kuralları gereği yakılmış veya harap edilmiştir. Halk Rusların ve en çok Ermenilerin zulmünden korkarak varını yoğunu bırakıp göç etmeye koyulmuştur. Bu facia sonunda Doğu Anadolu’nun kapısı ön birlikleri Ermenilerden oluşan Ruslara açılmış oldu.

2. Van İsyanı

Van’da Ermeni komitaları Ekim 1914’den itibaren büyük bir isyan hazırlığı içindeydi. Rus ordusunun zaferi ve Doğu Anadolu’da ilerlemesi isyancıları cesaretlendirdi. Van Valisi Cevdet Bey’in 11 Nisan 1915 tarihli Van’dan çektiği telgraf, durumun vahametini açıkça ortaya koyuyordu. Telgrafta: “ Van’a gizlice 4000 kadar Ermeni çetecinin getirildiği ve bölgedeki Ermenilerin köyleri basmaya, yakıp yıkmaya, kadın, çocuk ve ihtiyarları yersiz yurtsuz bırakmaya başladılar.” şeklinde bilgi vermekteydi.

İsyanı, Rus General Maslofski şöyle anlatmıştır:

“Van mıntıkasında vaziyet karışık bir hal almıştı. 14 Nisan da Ermeniler Van’da kıyama başlamışlardı, önce küçük jandarma kıtasını katl ve tard etmişlerdi. Bunun üzerine Türkler Kâzım Bey’in 5. Mürettep fırkasını göndermişler İçkale ve şehirdeki Ermenileri muhasara eylemişlerdi. Aynı şekilde Van’daki Ermenilere yardım için general Truhin kumandasında bir birliğin Van’a sevk edilmesi Kolorduya bildirilmişti.”

Erzurum’dan Van’a doğru yola çıkan Rafael de Nogales, genel durumu ve Van isyanını yazmış olduğu hatıratında şöyle anlatmıştır:

“Harp ilânı başladıktan hemen sonra Erzurum meb’usu Pastırmaciyan 3. Ordudaki bütün Ermeni zabitan ve neferleriyle Rus tarafına geçmiş ve Müslüman köyler ahalisini bilârahmü şefkat (merhametsizce) yakmak, katletmek  için Ruslarla birlikte Türk arazisine girmişti. Bu vaziyet üzerine Türk Hükûmeti, henüz ordudan kaçmağa muvaffak olamayan Ermeni neferlerini toplayarak yol inşasında yahut, dağlık yerlerde erzak naklinde kullanmağa mecbur oldu. Bundan başka Ermeni ahalisinin düşman hesabına çalışacaklarından korkuluyordu… …Van vilâyetindeki Ermenilerin İran’a doğru yürüyen kuvve-i seferiyelerimizin gerisinde isyan çıkarmaları bunun delilidir.”

20 Nisan 1915’de Van’daki Osmanlı Bankasını, Duyun-u Umumiye binasını ve Postaneyi yakan Ermeniler, bununla da yetinmemiş ve Müslüman mahallelerini ateşe vermişlerdi. Saldırılarda binlerce müslümanın öldürüldüğü bildiriliyordu.

Rusların Van’a 15 Mayıs’ta girecekleri hesaplanmıştı. Bu yüzden Van’daki Hükümet, göçme imkanı olmayanların emniyetini sağlamak ve Ermeni saldırılarından korumak için ilk etapta Ruslarla görüşmeler yapmış ise de bundan bir sonuç alınamamıştır. Zira Rus ordusu Muradiye üzerinden Van’a doğru ilerlerken Müslümanları kılıçtan geçirmeye, Ermenilerden daha zalim ve insafsız katliamlara başlamışlardı. Bu katliamlardan kaçıp kurtulanlar da Van’a sığınmışlardı. 14 Mayıs’ta Van’da göç başlamıştı.

Ermeniler, Van’ın Rus ordusu tarafından işgal edilmesini kendileri için zafer saymışlardır. Dr. Ussher, Rusların gelişiyle birlikte Bitlis istikametine doğru Türk ordusunun çekilişini anlattıktan sonra Van şehrinde Ermenilerin yönetimi tamamen ele geçirdiklerini, Ermenilerin bunu yüzyıllardır beklediklerini ve o bekledikleri günün nihayet geldiğini kitabında büyük bir şevkle anlatmıştır.

Bundan sonra yönetim Van’da Ermenilerin elindedir. Van’da kalan ve kaçamayan Müslümanlara karşı büyük bir katliam başlatılır. 23.000 civarında kadın, erkek, çocuk hunharca öldürülür. Amerikan Misyoner evine sığınan 8.000 kişi de katledilenler arasındadır. Bu dönemde Van çevresinde 250 bin kadar Ermeni toplandığı, Van ilindeki Müslümanların % 62’sinin, Bitlis ilindekilerin % 42’sinin, Erzurum ilindekilerin % 31’inin, Diyarbakır ilindekilerin ise % 26’sının öldürüldüğü tespit edilmiştir.

Çanakkale Savaşı

Batı cephesinde ise İstanbul’u işgal etmek için İngiliz ve Fransız donanmaları Çanakkale Boğazını geçmeye çalışmaktaydılar. İtilaf Devletleri’nin deniz harekatı 19 Şubat 1915’te başladı. 18 Mart’ta büyük saldırı başladı. 25 Nisan’da ise çıkarma harekatı ve kara savaşları başladı. Çanakkale’den artık hergün binlerce şehit haberi alınmaktaydı.

İşte bu şartlar altında 24 Nisan Ermeni komitacılarının tutuklamaları başladı. Ve ardından da 27 Mayıs 1915’de tehcir kanunu çıkarıldı.

Serdar Kaangil

Reklamlar
Bu yazı Tarih içinde yayınlandı ve , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

One Response to ERMENİ MESELESİ-3

  1. Falk dedi ki:

    Yirminci yüzyılın başı, Osmanlı İmparatorluğu’nun etnik haritasının çizildiği, tebaanın etnik kökenlerine göre hesaplandığı, yerleşim alanlarının nasıl yeniden biçimlendirileceğinin sorgulandığı bir dönemeçtir.
    Osmanlı Devleti’nin daha önce dinsel cemaatlere yönelik olarak kullandığı takibat metotlarını geliştirip etnik kimlik temelli araştırmalar haline getiren İttihat ve Terakki; Rum, Bulgar, Ermeni, Kürt, Yahudi, Nasturi ve Süryanilere yönelik yer değiştirme, mübadele, tehcir, “yeniden iskân” etme siyaseti bir bütün olarak Anadolu`yu Türklestirmeyi amaçlamaktadir. İttihat ve Terakki`nin; milliyetçi ve irkci politikaların harita, etnografya ve topografya üzerinde sınandığı “mühendislik” projesi 1913-1918 arasında imparatorluk nüfusunun bileşimini topyekûn değiştirdi.

    İttihatçılar açısından planlarını hayata gecirmek için artık tüm koşular mevcuttur. Harekatın startı Istanbul’dan verilir. Istanbul’un bütün askeri ve diplomatik hareketlerin merkezi durumunda olması ve Istanbul`daki Ermeni komitelerin yönetim merkezinin dünya ve diger bölgeler arasindaki irtibatini kesmek için öncelikli olarak 24 Nisan gecesi 250, birkaç gün içinde 2400’ü aşacak bir Ermeni aydın kütlesini hedef alan bir polisiye operasyon yapılır.Yüzlerce Ermeni ileri gelenleri İstanbul’da tutuklanır.Ve bu operasyon aynı zamanda Ermeni’lere karşı bir imhanın da baslangıç tarihi olarak kabul edilir. Bu olaylar hakkında, özellikle Ermenilerin kitlesel olarak katliamları farklı araştırmacılar tarafından oldukça kapsamlı bir şekilde analiz edilmekle beraber, sürekli yeni bulgu ve belgelerle her geçen gün daha güclü bir biçimde 24 Nisan`in gündemine oturuyor. Özelikle bu olayların yüzüncü yılına dogru, gerek Ermeniler ve gerekse Asuri/Suryani/Keldani topluluğu oldukca kapsamlı bir çalışma yürütmekteler.

    Resmi Türk Devletinin tez ve iddialar karmaşasından kurtulup dünya belge ve bilgileri incelendiginde çok net olarak, 24 Nisan Ermeni olayları çok detayli düşünülmüş Ittihatçıların Anadoluyu Türkleştirme projesinin bir parcası oldugudur. İttihatçıların Anadolu’nun Türkleştirilmesi projesi, Ermeniler üzerindeki pratiğini anlamak için biraz daha gerilere bakmak lazim. Bu tarih 1914 Osmanlı’nın Bulgarlardan arındırılması ile başlar, Edirne ve Trakya tamamen Bulgarsızlaştirilir. Akabinde, Rumların kovulma politikası ile artık Anadolu`da yaşayan gayri-müslimleri kaygılandırmıştır. Ancak söz konusu Anadolu`daki diger gayri-müslim nüfus, Bulgarlardan onlarca kat fazla ve çok daha geniş bir alana yayılmış durumdadır.

    Savaşın arifesine kadar tüm 1914 yılı, operasyonlarını, Teşkilatı Mahsusa’nın yürüttüğü, ağırlığı Makedon çetelerinden oluşmuş grupların yarattığı korku ortamıyla 150 bin üstünde bir nüfus Trakya ve Izmir’den kaçmaya zorlanır. Balkanlar’daki Pan-Hıristiyan politika ve Teşkilatı Mahsusa’nın teşvik politikası ile 300 bine yakın Müslüman Anadolu’ya göç eder. Eylül ayına girildiğinde yeni uluslararası konsept gereği ve özelikle Alman hükümetinin baskisiyla Rumların kovulması politikasına son verilmek zorunda kalınır.

    1915’in başında Balkanlı muhacirlerin büyük bir kısmı, Bulgar ve Rumların yerlerine iskan edilir,geride kalanlar icin, sıradaki hedef Ermeni yerleşim yerleridir. Hem bu muhacirlere bir an önce barınacak bir yer acmak hem de kilit coğrafi yerleri Ermeni`lerden arindirmak. Üstelik savaşın sunduğu fırsat sayesinde kolaylıkla Ermeni bölgelerine iskan yapılabilinecekti.Ve 1915 Şubat’ında Zeytun’da(Maraş’ta bir köy ! ) ilk çatışmalar başladığı dönemde, Antep civarlarına iskan için sevkedilmiş muhacirler hazır olarak bekliyorlardı.

    Muhacirlerin iskan sorununun Ermeni olaylarının çıkmasındaki rolünü Sadrazam Said Halim Paşa hiç kuşkuya yer vermeyecek biçimde şöyle ifade eder: “Ayrıca son yıllarda Türklerin elinden çıkan vilayetlerden Anadolu’ya göç eden Müslümanların yerleştirilmeleri konusunu da düşünmek gerekir”. Mart ayı başında Talat Paşa: “Ermenilerin harekat ve faaliyetleri tezayud eden menatıkda son derecede şiddet ve süratle hareket olunmak ve her vakayı müessir ve katı vesait ile mahallinde esbabı vukuyla birlikte imha etmek icap eder”.diye bir emir verir.Bu imha emri, sadece silahlı Ermenileri değil, tüm Ermenilerin hedef alindiginin mesajini vermektedir.Bu emir, Zeytun’da da tekrarlanır. Çok miktarda asker kaçağı barındıran bu bölgeyi hedef alan Şubat 1915 operasyonu, kanlı çarpışmaları tetikler. Her direnişin ezilmesini ailelerin sürgünü takip ederek, Kısa zamanda Zeytun Ermenisizlestirilir.
    Ancak asil Kırılma noktası, Van’ın Ruslar tarafından işgalidir. Bu andan itibaren, sadece Ermeni örgütleri değil, tüm Ermeni nüfusu hedef alınır. “Bataklığı kurutma” hedefi ötesinde olası Rus işgalinin bölgede kalış süresini azaltmak için de tüm nüfus sevk edilmeliydi. Daha öncesinden başlasa da 23 Mayıs tarihli Talat Paşa’nın gizli telgrafıyla resmileşen Sivas, Diyarbakır, Elazığ ve Trabzon dışındaki, sınır illeri ve Kilikya bölgesi Ermeni nüfustan arındırılmaya başlanır.
    Van’ın düşmesinden sonra, “Kasap taburları” denilecek Cevdet Bey’in emrindeki taburlar, intikam ve korku hislerini, geri çekilme sırasında tüm bölgeye yayarlar. Mayıs’ın ortalarından itibaren Ermeni sivil halka yönelik kitlesel katliamlar duyulmaya başlanır.
    21 Haziran’da da İzmir, Edirne ve İstanbul dşışta tutularak Anadolu’daki “istisnasız tüm Ermeniler” Dêre-Zor (Suriye’nin Güney Doğu’sunda) bölgesine sevk edilir.
    Çok geçmeden “müsait durum ve şartlardan istifade” diyerek Ermeni varlıklarının ve köylerinin Müslümanlaştırılması ve Türkleştirilmesi Talat Paşa tarafından emredilir. Söz konusu olan milyonu aşkın bir nüfusun boşalttığı bir alan söz konu olduğundan, boşaltılan köylere iskan etmek için göçebe Türk aşiretleri getirilir
    Ermenilerin sevkedildikleri bölgede Şükrü Bey, iskan işlerini yürütmek üzere, Halep’e atanır. Başta Dêre- Zor, Suriye, Musul’un batısı ve Halep’in doğusunun iskan bölgesi olarak ayrılır. Ancak zamanla sadece Dêre- Zor ve Suriye bölgesi Ermenilerin yerleşimine müsade edilen bölgeler olurlar.
    Talat Paşa Anadolu’da ihtida ederek kalmış olan Ermenilerin izini sürerken, Şükrü Bey yüzde 10 oranına uygun olarak Ermenilerin yerli Müslüman arasında dağıtılması için uğraşır, söz konusu olan tam bir toplumsal mühendisliktir. Diğer yandan Dêre-Zor mutasarrıfı(vali`ye denk gelen yetkili) da kendi “artık Ermenileri”ni bir başka bölgeye gönderme telaşındadır. Aç, susuz, perişan haldeki konvoylar, iktidarın çizdiği yüzde 10 oranını sağlansın diye bir ordan bir buraya kayıplar vere vere sevkedilirler. Ve 1914-1923 yillari arasinda bölgede faaliyet gösteren,başta Alman ve Amerikan olmak üzere,tüm yabanci diplomatlar ve misyonerlerin kendi hükümetlerine,erkeklerin nasil vahşice öldürüldükleri ve çocuk,kadin,yaşli insanlarin nasil korumasiz bir şekilde ölüme yolandiklari rapor edilmektedir.
    Türkiye her platformda arşivlerin açilmasindan bahsediyor ancak, Ekim-Kasım 1918’de, yani Osmanlı Devleti’nin savaşta yenildiği ve Talat Pasa hükümetinin düştüğü günlerde tüm arşivlerin yakılarak imha edildiği için var olduğu söylenen arşivlerin de kimseyi ikna etmediği bir baska gerçek.
    Ittihat ve terakki`nin bu anlayışı ile Anadolu’nun Türkleştirilmesi ve İslâmlaştırılması, Osmanlı’dan Cumhuriyet’e devrolunan etnografik mirastır. Kocgiri, Ağrı, Şeyh Said, Dersim ve yine Kürtlerin diri unsurlarını etkisiz hale getirmek amacıyla 49’ların sebepsiz yere tutuklanmaları, 12 Eylul faşizmi ve bugün hala devam eden isyan bahane edilerek Kürt coğrafyasında yapılan katliam ve sürgünler, köy boşaltmaları, Ittihat ve Terakinin ırkçı politikalarının devam ettirilmesi sonucudur.
    Adına ister soykırım deyin ister tehcir isterse de sürgün deyin, yada pikniğe gönderdik deyin, sonuçta yüzbinlerce insanın yaşadığı bir trajedi var. Gerekçeleri ne olursa olsun yapılan bir insanlık suçudur. Ve 96 sene önce işlenen bu suçta, bu günkü insanların fiili olarak hiç bir sorumluluğu olmadığı halde sorumluluk altında ezilmeleri tamamen Ittihatçi zihniyet sahibi resmi devletin utanç- kompleksi sonucudur.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s