BAHAİ DİNİ

SON DİN – SON PEYGAMBERLER

Kur’an’da Ahzap 40. ayette şöyle der: “Muhammed, sizin erkeklerinizden hiçbirinin babası değildir. Fakat o, Allah’ın Resûlü ve nebîlerin hatemidir. Allah, her şeyi hakkıyla bilendir.

Ayetteki “hatem” sözcüğü Kur’an’da geçen anlamı mühürdür. Bakara 7’de, Casiye 23’de ve Enam 46’da mühür olarak geçer. Son, sonuncu olarak kullanıldığı ya da mealcilerin bu şekilde anlam verdiği tek ayettir Ahzap 40. Ayetteki ifade mühür anlamıyla çevrildiğinde “Fakat o, Allah’ın elçisi ve peygamberlerin mührüdür” sonucuna ulaşılır ki bu ifade ile Muhammed’in elinde diğer peygamberlerin mührü olduğu, diğer peygamberler adına da konuştuğu anlamı çıkar.

Kaldı ki “hatem” sözcüğü “sonuncusu” olarak düşünülse bile bunun artık başka peygamber gelmeyeceği anlamı taşıdığı söylenemez. Örneğin bu yazdığım yazı, benim sonuncu yazımdır ama ilerleyen tarihlerde yazacağım başka yazılarla sonuncu olmaktan çıkacaktır.

Ahzap 40 tartışmasında bir başka iddia ise Muhammed’in nebilikte son peygamber olduğu ama resullukta son peygamber olmadığıdır. Bu konuda nebi ile resul arasındaki anlam farkına girmeyeceğiz ki bu konuda bile islam’da farklı düşünceler vardır.

Bahai dininin ve peygamberinin Ahzap 40’a rağmen hangi gerekçeyle ortaya çıktığını bilemiyoruz ama tahminler “resullerin son olmadığı” düşüncesine dayanıldığı yönündedir. Bahailiğin din olmadığı bir mezhep sayılacağını ileri sürenler genelde sayılarının azlığı ve İslam’ı-Muhammed’i tanımalarına bağlarlar. Halbuki tüm dinler devamı olduklarını ileri sürdükleri kendilerinden önceki dini tanımışlardır. Her önceki din de sonradan geleni reddetmiş, tanımamıştır. Ayrı bir din mi yoksa mezhep mi olduğu konusunda ise sayısal niteliğin önemi yoktur. Nitekim Muhammed, İslam’ı ilan ettiğinde müslümanların sayısı bin kişiyi dahi bulmuyordu. Öldüğünde de yine birkaç bin kişiydi. Bahailik ise milyonlarca inanıra sahip. Bahai Dinine göre Bab olarak anılan Seyyid Ali Muhammed ve Bahaullah olarak anılan Mirza Hüseyin Ali, dinler tarihinin son çağındaki iki büyük peygamberdir. Bab’ın kitabı El-Beyan, Bahaullah’ın kitabı Akdes’tir. Akdes daha sonra yazıldığı için geçerli olan sayılır.

(Bab)Seyyid Ali Muhammed ve Babîliğin ortaya çıkışı:

Bahailik 19. asrın ortalarında 1850’li yıllarda İran’da ortaya çıktı. O dönem İran’da mehdilik inancı oldukça yaygındı ve yaşanan sorunlardan dolayı mehdi beklentisi had safhadaydı. Ülkede huzursuzluk ve kaos hakimdi. Bu ortamda Seyyid Ali Muhammed mehdi olduğunu ilan etti. Kendisine ilk olarak talebeleri inandı. Lakabı Bab idi ve Arapça’da kapı anlamına geliyordu. İnanırlarına da bu yüzden “Babî” dendi. Bab, mehdilik ilanını hacca giderek Mekke ve Medine’de de yaptı. Kısa zamanda binlerce kişi Babiliğe geçti. Bu durum İran yönetimince hoş karşılanmadı ve Babiler üzerinde büyük bir baskı, şiddet ve işkence dönemi başladı. Babiler de buna tepki olarak 300 kişilik kendi güçlerini oluşturdular. Zaman zaman Müslümanlarla Babiler arasında çok sayıda ölümlerin olduğu çatışmalar yaşandı. Bunun üzerine Babiler bir ormanda 2000 kişilik bir kale yaptılar ve buraya yerleştiler. Aylarca saldırıları savuşturdularsa da uzun muhasaraya dayanamadılar. Canlarının bağışlanacağı sözü verilmesine karşın 230’u hariç tamamı askerler tarafından öldürüldü. Bundan kısa bir süre sonra Zencan kentinde başlattıkları ayaklanmayı büyük bir cesaret ve şaşırtıcı bir savunmayla sürdürdüler ama sonuçta 30.000 kişilik bir ordu gönderilmesiyle ayaklanmaya katılanların tümü öldürüldü. Bab’ın emri olmasa da Babilerin isyan ve çatışmaları sürdürmesi ve Tahran’da da bir isyan yaşanacağı ve yönetime el konacağı şüphesi üzerine büyük bir Babi avı başlatıldı. Azeri ulemanın verdiği fetva neticesinde 1850 yılında Seyyid Ali Muhammed kurşuna dizilerek idam edildi. İdamdan 2 yıl sonra İran şahına 2 Babi tarafından suikast düzenlendi ama başarısız oldu. Bu suikast girişiminden sonra  Babilerin çoğu tutuklandı ve yüzlercesi çeşitli işkencelerle hunharca öldürüldü. Bab’ın cesedi yıllar sonra Bahaullah’ın emriyle Hayfa şehrine taşındı ve burada defnedildi.

Bab, yazdığı El-Beyan adlı kitabında mehdilikle kalmayıp peygamber olduğunu da öne sürmüştür. Kur’an’ın nesh edildiğini, El-Beyan’ın Kur’an’dan daha üstün olduğunu ve artık El-Beyan’ın hükümlerinin geçerli olduğunu iddia etmiştir.

(Bahaullah)Mirza Hüseyin Ali ve Bahai Dininin İlanı:

Sarayın mali işlerinden sorumlu bir vezir çocuğu olarak 1817’de doğan Mirza Hüseyin Ali saraydaki lüx yaşamı terkedip yaşayacağı tüm zorlukları göze alarak Babi olmuştu. 1852’deki Babi avı ve katliamı sırasında hapse atıldı. İran yönetimi daha sonra Bahaullah’la birlikte diğer Bahaileri Osmanlı toprağı olan Bağdat’a sürdü. Bağdat sürgünü sırasında Bab’ın geleceğini vaat ettiği mazhar kişinin kendisi olduğunu ileri sürerek peygamberliğini ve Bahai dinini ilan etti. Onun Bahâullah adını alışının gerekçesi şudur: Şîa‟ya göre İmam Ali er-Rızâ, İmam Muhammed el-Bâkır‟dan, Ramazan ayında seher vakti okunan bir dua rivayet etmiştir. Bu duada, Allah‟ın bahâsı, yani ululuğu, güzelliği, parlaklığı, azameti, nûru, rahmeti, lûtfu ve benzeri güzellikleri anılmaktadır. İşte Mirza Hüseyin Ali, kendine “Bahâullah” adını vererek, “yıllardır dua ederek benim adıma yalvarıyordunuz” demek istemiştir.

Peygamberlik ilanından sonra önce İstanbul’a ve ardından Edirne’ye sürüldü. Edirne’de Bahailer iki kardeş arasında ortaya çıkan bir bölünme yaşadılar. Bahaullah taraftarları ve Suphi Ezel taraftarları olarak ayrıldılar, çatışmalar yaşandı. 16 ezeli Bahailer tarafından öldürüldü. Ardından Bahaullah, İran şahına, Osmanlı padişahına, Rus çarına, Fransa imparatoru Napolyon’a, İngiliz Kraliçesi Victoria’ya “Men yuzhiruhullah” yani “Allah’ın ortaya çıkaracağı kişi” olduğunu bildiren mektuplar yazdı. Ve kendisine inanmalarını ve bağlanmalarını istedi. Bu yaşananlar üzerine 1868’de padişah Abdülaziz tarafından Ezeli yanlıları Kıbrıs’a, Bahaullah ve 70 Bahai ise Akka Kalesine sürüldü. 1876’da 1. meşrutiyetin ilanıyla sürgün ve hapis hayatı sona erdi. Yaşamını Akka’da kendisine tahsis edilen bir evde kitap yazarak sürdürmeye devam etti. İrili ufaklı birçok kitap ve risale yazdı. Bunların ilki Kitab-ı İkan’dır. Kitab-ı Akdes ise Bahai dininin temel kitabı sayılmıştır. Son kitabı olan Kitabul Ahd’da Abdulbaha olarak bilinen oğlu Abbas’ı halefi olarak vasiyet etmiştir.  1892’de ölen Bahaullah, Akka’nın yanındaki Hayfa şehrinde gömüldüğü için ve daha önce Bab’ın mezarını da bu şehre taşıttığı için, bugün İsrail toprağı olan bu kent Bahailerin din merkezi olmuştur.   

Babasından sonra Bahâîlerin halifesi olan Abdulbahâ, 1908’de 2. Meşrûtiyet’in ilânı üzerine tamamen serbest kalan Bahâîliğin kısa sürede Mısır, Avrupa ve Amerika’ya yayılmasına çalışmış ve buralara seyahatlerde bulunmuştur. Birinci Dünya Savaşı sırasında Bahâîliğin ana merkezi olarak seçilen Hayfa şehri ve civarında, İngilizler lehine gösterdiği gayret ve faaliyetlerinden dolayı, İngiliz Hükümeti tarafından “Şövalyelik” ünvanıyla taltiflenmiştir. O da Kendisinden sonra yerine geçen Şevki Bey’i halefi olarak göstermiştir.

Bahai Öğretileri:

Bahailer şöyle der:

“Hz. Bahaullah’ın merkezi öğretisi insan ırkının birlik ve beraberliğidir. Bu, Hz. Bahaullah’ın Vahiyinin damgası ve Öğretilerinin kilit taşıdır. Hz. Bahaullah, tarihte peşpeşe vahiyleriyle insanlığı uygarlaştıran belli başlı güç olmuş tek bir Allah’ın olduğunu öğretmiştir. Bu sürecin temsilcileri, insanların en çok ferdi dini sistemlerin kurucusu olan ancak  ortak amaçları insan ırkını ruhani ve ahlaki olgunluğa getirmek olan İlahi Haberciler olmuşlardır.

İnsanlık şu anda rüştüne varmaktadır.  İşte bu, insanlık aleminin birleşmesini ve barışçıl bir küresel toplumun kurulmasını mümkün kılacaktır. Bu hedefe ulaşmada hayati olan Bahai İnancının ileri sürdüğü prensipler arasında;

•    Her türlü ön yargının terki
•    Erkek ve kadın arasında tam eşitlik
•    Birliğin tanınması ve dini gerçeğin doğal gelişimi
•    Aşırı fakirlik ve zenginliğin ortadan kaldırılması
•    Evrensel eğitimin idraki
•    Her bireyin gerçeği serbestçe araştırma sorumluluğu
•    Ulusların küresel bir milletler birliğinin kurulması
•    Gerçek dinin mantıkla uyumu ve bilimsel bilgiyi takibinin tanınması.”

Kitab-ı Akdes

Bahailiğin kutsal kitabı Akdes’tir. Bahaullah tarafından kaleme alınmış olup 1873 civarında tamamlanmıştır. Kitabın son sayfaları şöyle diyor: “Bu Kitap, Ölümsüz olanın dünyaya Işığı ve dünya insanları arasında O’nun doğru ve sapmayan Yolu’dur. Söyle: Eğer anlayanlardan olsaydınız, bu Kitap İlahi bilginin Kaynağıdır; ve eğer kavrayanlardan olsaydınız, bu Kitap Tanrı emirlerinin Doğduğu yerdir.”

Kitaptan bazı ayetlerden cımbızlamalar:

1. Allah’ın kulları üzerine farz kıldığı  ilk şey, O’nun vahyinin doğuş yeri ile gayb ve yaratılış alemindeki makamını temsil eden emrinin doğuş yerini tanımaktır. Kim ona tutunursa bütün iyilik ve güzellikler de ona tutunur; kim de ondan uzaklaşırsa, ne kadar iyi ve güzel amel işlerse işlesin, o kişi dalalete düşmüş olur.

3. Ey insanlar! Bilin ki benim emirlerim kullarıma olan inayetimin nûru ve onların üzerindeki lûtfumun anahtarlarıdır.

6. Size ayetleri indiren Allah için dokuz rekat namaz kılmak farz kılındı. Sabah, öğle ve akşam.

12. Namaz size bireysel olarak farz kılındı. Cenaze namazı hariç cemaatla namazın hükmü kaldırıldı.

16. Size sayılı günlerde oruc tutmanız farz kılındı ve orucu tamamladıktan sonra Nevruz’u da size bayram kıldık.

19. Size adam oldurme ve zina; sonra dedikodu ve iftira da haram kılınmıştır.

34. Allah bu kitapta el opmeyi size haram kılmıştır.

44. Başlarınızı usturaya vurdurmayın.

45.  Hırsıza, sürgün ve hapis cezası hükmolunmuştur. Üçüncüde alnına öyle bir işaret koyun ki, onun hırsızlığı anlaşılsın ve Allah‟ın hiçbir şehri ve ülkesi onu kabul etmesin.

49.  Allah, her zina eden erkek ile zina eden kadının Adâlet Evi‟ne diyet olarak dokuz miskal altın (yaklaşık 33 gr) ödemelerine hükmetmiştir. Aynı suçu ikinci bir defa daha işlerlerse, cezayı iki katına çıkarın.

51. Şüphesiz şarkı söylemeyi ve müziği size helâl kıldık. Ancak
müzik dinlemek sizi edeb yolundan ve ağırbaşlılıktan uzaklaştırmasın.

62. Kim kasıtlı olarak bir ev yakarsa, siz de
onu yakın. Kim kasıtlı olarak bir kişiyi öldürürse, siz de onu öldürün.

63. Allah evlenmeyi size farz kıldı., ama sakın ola ki ikiyi aşmayın. Bir cariye ile yetinen kimsenin hem kendisi hem de eşi rahat eder.

72. Cariyeleri ve oğlan çocuklarını satmanız haram kılınmıştır.

74. Allah, bütün yaratılmışlara kendi katından bir rahmet olarak,
meninin temiz olduğuna hükmetmiştir.

82. Ey krallar topluluğu! Sizler kölelersiniz.

85. Ey Avusturya İmparatoru!

86. De ki Ey Berlin Kralı!

88. Ey Amerika başkanları ile eyaletlerin valileri!

89. Ey Rum halkı! Aranızdan baykuş sesleri işitiyoruz.

97. Bir kişinin yüz miskal altını varsa, onun on dokuz miskali yeri ve göğü yaratan Allah‟ındır.

101. Ey âlimler topluluğu! İçinizde keşif ve irfan meydanında benimle yarışabilecek biri var mı?

104. Biz, ne okullara gittik; ne de çeşitli konuları inceledik.

124. Şu halka bir bakın, sanki koyun gibiler;

129. “Göklerde ve yerde ve bu ikisi arasında olan her şey Allah‟ındır ve Allah her şeyi bilir.”

147. Dilenmek helâl değildir ve dilenen kimseye bir şey vermek de haramdır.

151. Size, üzerinden on dokuz yıl geçtikten sonra evin eşyalarının yenilenmesi farz kılındı.

152. Ayaklarınızı yazın her gün ve kışın da her üç günde bir defa yıkayın.

154. Minberlere çıkmanız yasaklandı.

159. Zorunlu durumlar dışında savaş aletleri taşımanız size haram kılındı.

177. Sakın Allah ve emri hakkında bir tartışmaya kalkışmayın.

179. El-Beyân’da bildirilenler sakın sizi Rahman olan Rabbinizden uzaklaştırmasın. Allah’a yemin ederim ki, o sadece beni müjdelemek için indirildi, keşke bilseniz.

190. Afyon içmeniz haram kılındı.

Daha fazlası için pfd olarak kitabı şu linkten indirebilirsiniz:  http://www.emakalat.com/index.php/emakalat/article/download/37/39

19 Sayısının Kutsallığı:

Ali’ye ait olduğu ileri sürülen bir Şii hadisinde şöyledir:                                             “Kur’andaki her şey Fatiha’dadır. Fatiha’daki herşey Besmelededir. besmeledeki herşey B’dedir. B’deki herşey B’nin altındaki noktadadır. işte ben o noktayım.” Bismillahirrahmanirrahim’in 19 harften oluşması nedeniyle 19 sayısı ve karesi olan 361 sayısı kutsal görülmüş ve herşeyin sayısı olarak tanımlanmıştır. 19 sayısı Bahailerin dinlerinde, kültürlerinde, yaşamlarında önemli bir yer edinmiş ve ibadetleri, takvimleri ve sayısal bir çok adetler 19’la ilişkilendirilmiştir.
Bahai takviminde 1 yıl 19’un karesi olan 361 gün olarak kabul edilmiştir. Yılda 19 ay vardır ve her ay 19 günden oluşmaktadır.
19 gün oruç tutarlar. Evlerinin eşyasını 19 yılda bir yenilerler. Mallarının 19’da birini zekat olarak verirler.

Bahai Dininin İnanç ve İbadet esasları:

Bahailikte Allah İslam’daki gibi bütünüyle bilinemeyen ve insan idrakinin üstünde bir varlıktır. Ancak Allah gönderdiği peygamberlerle zuhur etmektedir. Peygamberlerin iki yanı vardır. Biri beşeri yanlarıdır ki her insan gibi yer-içer-yaşlanır ve ölürler. Diğer yanları ilahidir ki Allah peygamberlerde zuhur etmiştir ve ne söylerlerse Allah söylemiş gibidir. Onlarla konuşulurken Allah’la konuşuluyor, onlara secde ederken Allah’a ediliyor demektir.

Bütün dinler Baha’nın zuhru için gönderilmiştir ve eksiktir. Bahaullah ile tamamlanmıştır. Ondan önceki peygamberler Bahaullah’ın yolunu açmış ve onu müjdelemişlerdir. Bahaullah’tan sonra da peygamber gelecektir ama 1000 yıl geçmeden peygamber olduğunu ileri süren sahtedir.

Dünya ve evren ebedidir. Kıyamet kopması doğru değildir. Her insanın kıyameti kendi ölümüyledir. Cennet, cehennem sa­dece birer semboldür. Cennet Tann’ya yolculuğu, cehennem de yokluğa gitme­yi ifade eder.

Bahailerde namaz sabah, öğle ve akşam günde 3 vakit olmak üzere 9 rekattır. Cemaatle namaz yoktur. Sadece cenaze namazında toplu namaz kılarlar. Cenaze namazında 6 kez tekbir çekerler.

Oruç ayı, takvimin son ayı olan Ala ayında başlar ve 19 gün tutulur. Bitiminde Nevruz bayramı kutlanır.

Hac, yalnız erkeklere ve malî durumu müsait olan­lara farzdır ve hac ya Bâb Mirza’nın Şîraz’daki evine yahut Bahâullah’ın Bağ­dat’ta ikamet ettiği eve yapılır. Belli za­manı ve merasimi yoktur.

Zekât vergi olarak alınır. Bâb’a göre malların beşte birinden alınan zekât Bahaîlik’te de ay­nı olmakla beraber ayrıca gelirin % 19′-undan ibaret “hakku’llah” denilen bir vergi vardır. Her sabah ve akşam, yor­gunluk vermeyecek miktarda Bahâullah’a ait dua ve sözlerden okumak her Bahâî için vaciptir.

Bahâîliğe göre herkesin kendi geçimi­ni temin etmek maksadıyla ticaretle, sa­natla veya kazanç sağlayacak başka bir işle meşgul olması ibadet sayılır. Bu ara­da yıl içinde çalışılması haram olan do­kuz gün vardır. Bunlar Bahâîliğin mü­barek günleridir.

Cihad etmek, savaşmak Bahailikte yasaklanmıştır.

Bahâîliğin sosyal esasları, Abdülbahâ tarafından şu on iki başlık altında toplanmıştır:

ı. İn­sanlık âleminin birliği 2. Gerçeğin araş­tırılması 3. Bütün dinlerin birliği 4. Bir­liği sağlamak için dinin lüzumu 5. Din ve ilim arasındaki ahenk 6. Kadın-erkek eşitliği 7. Her türlü “dinî, ırkî, millî, vata­nî, siyasî ve benzeri taassupların insan­lar arasında anlaşmazlıklara, düşman­lıklara ve hatta savaşlara sebep olduğu için terkedilmesi 8. Dünya barışına bağ­lılık 9. Genel ve zorunlu öğretim 10. Aşın zenginlik ve fakirliği kaldırarak içtimaî meselelerin dinî esaslarla çözüm­lenmesi 11. Yardımcı bir milletlerarası dilin kullanılması 12. Uluslararası bir mahkemenin kurulması.

Bahâîler bu inanış ve görüşlerini, ha­len dünyanın yedi yerinde bulunan Meşrıku’l-ezkâr adlı dokuz cepheli mâbetlerinin çevresinde kurdukları okullar, hastaneler, yetimler yurdu, çocuk yuva­ları, turizm dernekleri ve benzeri sosyal yardım kurumları aracılığı ile yaymaya çalışmaktadırlar.

 

Reklamlar
Bu yazı Din içinde yayınlandı ve , , , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

21 Responses to BAHAİ DİNİ

  1. Geri bildirim: Oh, god. why? « Abra Kadavra!

  2. A.Kemal Gülyuva dedi ki:

    Bahai dininin bir inanırı olarak internet üzerinde inancımın bu kadar objektif olarak verilmesi şahsımı çok mutlu etti.
    Bu yazıyı hazırlayanlar her kim iseler beyinlerine,yüreklerine ve ellerine sağlık.

    Bu yazı hakkında söyleyebileceğim tek negatif şey ise,
    Yazıda Abdülbaha için geçen şu :
    “Birinci Dünya Savaşı sırasında Bahâîliğin ana merkezi olarak seçilen Hayfa şehri ve civarında, İngilizler lehine gösterdiği gayret ve faaliyetlerinden dolayı, İngiliz Hükümeti tarafından “Şövalyelik” ünvanıyla taltiflenmiştir.”
    cümledeki “İngilizler lehine” ifadesine olacaktır.
    Çünkü o dönemde Hayfa’da yaşayan Müslüman,Hristiyan,Yahudi vb inançlardan kim var ise Abdülbaha’nın çalışmalarının tek hedefinin “Din,milliyet,ideoloji” ayırmadan,
    yalnız ve yalnız “İnsanlık” olduğu konusunda hemfikirlerdir.

  3. kulların kulu dedi ki:

    Mubin diye bir kitabı yokmuş ki, siz nereden buldunuz o kitabı?

  4. said dedi ki:

    Degerli pante her şeyden önce gösterdiğin ilgi için memnun oldun ben de senin gibi dinin kardeşliğe sebep olmasına inaniyorum benim e maıl adresim şudur” sele13822000@yahoo .com “dir istersen bilgilerimizi paylaştırabiliriz ben messengered aynı ID ile uyeyim
    yine senden teşekkür ederim

  5. said dedi ki:

    Bahailik dinmidir?
    Bahailik babilik misiyonun uzantısıdır
    babilik nedir?
    Yaklaşık 200 sene önce İranlı bir genç kendisinin semavi bir elçi olduğunu iddia ederek etrafında mürit toplamaya başladı bunlar daha sonra” Babiler” olarak adlanmış oldular bu gencin adı şirazlı Alimuhammed idi her nekadar ali muhammed kendisini ilk başta musluman göstermiş olsa da gittikçe kendisi için çeşitli rütbeler iddiasında bulundu
    Islam dininde mehdi itikadının asıl bir inanç olduğuna göre şirazlı alimuhammed iddiasının ilk başında kendisini halk ve hz. Mehdi arasında bir vasıta veya başka deyişle mev,ud kurtarıcıya açılan bir kapı olarak tanıttı bu nedenle müritleri tarafından “bab” unvanıyla tanınmış oldu (bab arapça da kapı anlamındadır) ali muhammed kısa bir süre sonra kendisini mevud mehdi ve daha sonra peygamber ve yeni din sahibi olduğunu tanıttı , babın bu iddiaları iranda musluman halkın itirazına yol açtı babın emriyle onun muritlerinin biri şiraz camisinde ezan vererek ezan’da yeni bir ibaret ekledi bu ibarette ali muhammed babın yeni peygamber olduğu anlamındaydı bu olay camideki ve şirazda tüm muslumanların tepkisine sebep oldu şiraz valise ali muhammedi soruşturmaya çağırdı bu soruşturma sonunda bab validen bir tokat alınca camide halk önünde kendi iddialarından tövbe ederek yapmış olduğu eylemden özürdiledi fakat bu olaydan az geçmeden bab eski iddialarını tekrarladı ali muhammed beyan adlı kitabı yazarak bu kitabın ona vahy olduğunu söyledi bu kitapta yazılan babi hükümlerin bazısı şöyledir
    1- Babi kitaplarından başka tüm kitapların yakması
    2- Babi olmayan veya babi şeritaını Kabul etmeyen kimselerin hayat hakkı olmadıkları ve onların öldürmesinin cayız olması
    3- Gayri babi kimselerin türbelerinin tahrib edilmesi gerekliği
    Bu korkunç hükümler muslumanlar ve babiler arasında huzursuzluğu gittikçe arttırıyordu bu durum daha gerginleşti ve nihayet babilerin isyanına ve iranın 3 bölgesinde yanı horasan- zencan ve hazar denizi bölgelerinde kanlı çatışmalara sebep oldu… iran hükümeti babın hapis edilmesine karar Verdi fakat kanlı savaşlar devam edince iran devleti babın idamına karar Verdi ve bab tebrizde idam edildi
    Bab ölümünden sonra babiler mazenederanlı mirza hüseyinali (Bahaullah) ve tahire adında bir kadın önderliğinde iranın şahrud şeherinin yakınlığında olan bedeşt ovasında fırka geleceği için toplandılar bu toplantı sonucunda tahire hanım kendi başortusunu başından alarak islam dininin dönemi bitmiş olduğu ve yeni zuhurun mirza huseyin ali önderliğinde başlamış olduğunu ilan etti bu arada bazi babiler tahirenin bu ahlakdışı eylemini protesto ederek toplantıdan ayrıldılar…
    Bab idamının intikamını almak niyyetiyle bailer iran kralı nasiruddin şaha karşı bir suikast yaptılar fakat şah bu olaydan sağ kurtuldu bu olay peşinde bir çok babi tutklanarak öldürüldü fakat bu suikastın birinci zanlısı olan mirza hüseyin ali, tesar rusya buyukelçiliğine sığınarak kesin ölümden kurtuldu o, rus devletinin yardımıyla irandan bağdata sürgüne gönderildi bağdadt sürgünlüğü ardından istanbul ve daha sonra edirneye gönderildi edirnede, Bahaullah peygamberlik iddiasında bulundu bu iddia babiler arasında bölünmeye sebep oldu zira babilere göre ali muhamed-i bab kendisinden sonra kardeşi mirza yahya Suphi Ezeli, halef tayin etmişdi
    Ezel taraftarı olan babilere “ezeli” ve Bahaullah taraftarlarına” bahai denildi bu iki gurup arasında edirnede kavga çıkınca, osmanlı devleti Bahaullah ve bahai müritleri ekkaya ve ezelileri kıbrısa gönderdi Bahaullah ekkada kalesinde bulunduğu hapishanede kendi yazılarında allahlık iddiasında bulundu
    işte bunu ispat eden kaç bahai senet verilir:
    kendi doğum gecesini şöyle kutluyor:
    “Ne mutludur bu gecenin sahibi! Çünkü doğulmayan ve doğmayan Allah bu gece dünyaya gelmiştir” Ayyami Tesaa (Dokuz Günler) Kitabı Sayfa: 50

    Ve başka bir yazıda şöyle diyor:
    Dünyayı kedndisi için yaratan allah şimdi dünyanın en kötü zindanında esir kalmıştır!
    Ebdulbehanın mekatib kitabında bahaullahdan şöyle nakl ediliyor:
    Bütün tanrılar ancak benim emrimle allah oldular ( Mekatib Kitab Cilt:2 Sayfa: 255)

    babi senetlere göre ali muhammed-i şiraziden 1500 sene sonra yeni semavi elçi gelecekmiş halbuki Babilik şeriati 20 sene sürmeden Bahaullah kendisini yeni peygamber ilan etti
    Bahaullah akdes ve ikan kitaplarını yazarak bu kitapların kendisine vahy olduğunu söyledi
    Bahaullah 2 eşi vardı birinci eşten ebdulbeha ve ikinci eşten muhammed ali ve izziye dünyaya geldi . bu 2 övey kardeş arasında Bahaullah ölümünden sonra haleflik üzerinde kavga çıktı fakat kavagayı ebdulbeha kazandı ve babasından sonra bahailerin önderi oldu
    Ebdulbeha, filistinde osmanlı devletinin son yılında birinci dünya savaşında işgalcı ingilizlerin galibiyyetinden sonra ingiliz ordusu mensublaının görüşüne giderek onlara” hoş geldiniz “ dedi o, işgalcı kuvvetlerin filistine girmesini filistinde “adalet çadırı “ kurulmasına benzetti onun sözlerine dikkat ediniz:
    “ Ey benim tanrım sana şükürler olsun çünkü bugün bu yerde yani filistinde adalet çadırı kuruldu!! Tanrım ingiltere kralı buyuk imparatur beşinci Georg;i kendi rahmani tevfiklerin,le yardım ett!! Ve onun yüce gölgesini filistin,de devamlı tut “
    Ingiltere ordu komutanı general alenbi de bir törende ebdulbehaya şövaliye madalyasını Verdi….

    Ebdulbeha, defalarca avrupa ve amerika ziyaretinde bulundu bu ziyaretlerden sonra Ebdulbeha bahai öğretilerini yazdı her nekadar bahailer bu öğretileri bahaullaha bağlamış olsalarda, gerçek şudur ki Bahaullah bu öğretilerden hiç haberi yoktu zira bahaullahın yazdıkları ve yaptıkları bunun tersini göstermektedir örnek olarak bahailikte erkeklerin tek eşlik hükmü öğretisine rağmen Bahaullah kendisi, 2 eşi vardı ve bu eşlerden olan evlatlar bahaullahın haleflığı üzerinde birbiriyle küfürleştiler ve bahaullahın kızı izziye hanım ebdulbeha aleyhine kitap yazdı
    Ve ya insanlık alemi birliği ve dünya genel barış öğretisine rağmen Bahaullah ve kardeşi Mirza Yahya suphi ezel arasında bab haleflığı üzerinde kavga çıktı ve onlar birbirine ahlakdışı sözlerle küfürlediler

    • Özgür dedi ki:

      Sevgi dolu sonsuz selamlar
      Said kardeşim.Demişsinki Bahailik bir din midir?Evet bir bahai olarak diyorum ki bahailik bir dindir.Hemde evrensel.
      Demişsin ki Bahailik,babiliğin uzantısıdır.Evet dediğin gibi bütün dinler birbirini tasdik eder.
      Demişsin ki Bab(kapı) kendini halk ile Mehdi arasında aracı olduğunu iddia etmiştir.Doğrusu şudur ki O kendini Mesih’i müjdeleyen kimse,Mesih’e varan kapı olduğunu söylemiştir.
      Hz.Bab mehdi ve yeni bir din getirdiğini 1848’de ilan etti.Şirazda Molla Sadık’ın ezana”Muhammed’den önce gelen Ali’nin Bakıyyatullah’ın kölesi olduğuna inanırım” cümlesini eklemesiyle Şiraz’da işkenceler gördü ve şehirden atıldı.İşte ondan sonra Bab tutuklandı.Ve sizin dediğiniz gibi tövbe etmemiştir.Aksine Hucurat 6’yı göstererek haberinin araştırılmasını söylemiştir.
      Beyan kitabındaki hükümlerden dediğiniz “Babi olmayanların hayat hakkı yoktur ve öldürülmelidir”ve “ğayri babilerin türbeleri yok edilmelidir” hükümleri yalandır.
      Demişsiniz ki bab tebrizde idam edildikten sonra bedeşt oldu.Bu yanlıştır.Bab 9 temmuz 1850’de kurşuna dizildi.Bedeşt ise 1848 yılında olmuştur.
      Bahaullah allahlık iddiasında bulunmuştur demişsin.Bahaullah Bahaullah’ın sesi kitabında no 22’de şöyle diyor:”Eğer külli Mazharlardan biri “Ben Allah’ım” derse gerçeği söylemiş olur, bunda en ufak bir şüphe yoktur. Çünkü kaç kere açıklayıp ispat ettiğimiz üzere Allah’ın zuhuru, isimleri ve sıfatları, bu dünyada, onların (Mazharların) zuhurları, isimleri ve sıfatları ile görünür, nasıl ki “Attığın zaman da sen atmadın, Allah attı.” (Enfal Suresi; 17.ayet) ve “O seninle el tutuşup sözleşenler var ya, onlar gerçekte Allah ile bey’atleşiyorlar.” (Fetih Suresi; 10.ayet) buyrulmuştur. Öte yandan eğer Onlardan biri “Ben Tanrı’nın elçisiyim” iddiasında bulunursa gerçeği söylemiş olur, bunda tereddüt ve şüphe yoktur, nasıl ki buyrulmuştur; “Muhammed, sizin erkeklerinizden hiçbirinin babası değildir. O, Allah’ın Resulü…” (Ahzab Suresi; 40.ayet) Bu bakımdan, Onlar hep Hakiki Sultan’ın, o Ezeli Varlığın elçileridir. Eğer herhangi bir peygamber “Ben peygamberlerin sonuyum” derse doğru demiş olur, bunda zerre kadar şüphe yoktur, çünkü hepsi tek bir şahıs, tek bir ruh, tek bir zuhur hükmündedirler. Hepsi de o hakiki Ruhlar Ruhu ve Ezeli Özler Özü olan Tanrı’nın “ilklik”, “sonluk”, “öncelik”, “ahirlik (sonunculuk)”, “zahirlik (görünürlük)” ve “batınlık (gizlilik)” sıfatlarının mazharlarıdırlar. Peygamberler “Biz Tanrı’nın kullarıyız” derseler bu da tartışılmaz açık bir gerçektir, çünkü Onlar görünüşte hiçbir insanın eremeyeceği yüksek bir kulluk ile zahir olurlar. Bunun içindir ki, bu Varlık Cevherleri, Kadim (başlangıcı olmayan) ve ezeli kutsiyet denizlerine daldıkları veya Tanrı sırlarının en üst tepesine çıktıkları sıralarda kendilerinden “Rablik” ve “Allahlık” iddiaları duyulur.
      Doğru düşünülürse, Onların bu halde bulunurken kendilerini mutlak Varlık ve Kalıcılık karşısında bir hiçten başka bir şey saymadıkları görülüp teslim edilir. Onlar, o Mukaddes Alan’da kendilerinden bahsetmeyi Tanrı’ya ortak koşma bilirler; çünkü kendilerinden bahsetmek demek, müstakil bir varlık olma iddiasında bulunmak demektir. Bu ise, erenler katında, büyük bir hatadır. O Mukaddes Huzur’da O’ndan başkasının anılması, aklın, kalbin, dilin Sevgili’den başka biriyle meşgul olması, gözün O’nun cemalinden başka bir şeye bakması, kulağın O’nun nağmesinden başka bir şey işitmesi, ayağın O’nun yolundan başka bir yolda yürümesi ne kadar büyük bir hata!”
      Hz.Muhammed de şöyle buyurmuştur:”Ben O’yum O’da ben.”
      Bu konu çok geniş bir konudur.Gerçek tevhid ile ilgilidir.Etraflıca anlatmak gerekir.Ancak şimdi bu kadarla yetineceğim.
      Babi senetlere göre 1500 sene sonra peygamber gelecek demişsin.Bu da yanlıştır.Çünkü Bab’ın ifadesine göre yeni peygamber 9 veya 19 yıl sonra gelecek.Hakikaten de 19 yıl sonra Bahaullah zuhur etmiştir.
      Bahaullah Ahdimin Kitabı(vasiyetname)’nda halefi olarak Abdülbaha’yı tayin etmiştir.Ancak Abdülbaha’nın üvey kardeşi ve Mirza ağa can gibi kimseler bu makama kendilerini uygun gördüler.Onların taraftarları da ezeliler gibi yok olup gitmiştir.
      Abdülbaha’ya şövalye madalyasının verilmesi Dünya Barışına yapığı hizmetlerden dolayıdır.Yoksa ingilizlere yardım ettiği için değildir.
      Bahailik tek eşliliği tavsiye eder ancak en fazla 2 eşe izin verir(adaletli olmak şartıyla).Hem şunu da belirtmeliyim ki İslam da 4 eşlilik olmasına rağmen Hz.Muhammed’in 4’ten fazla karısı vardı.
      Demişsin ki, Bahaullah ve abdülbaha çelişiyorlar.Bana bir tane çelişki gösterebilir misin?

  6. said dedi ki:

    bazi kelimelerde yazma hatası olduğu için özir dilerim birde mirza yehya suphi ezel bahaullahın kardeşi dir butun yazdığım olaylar senedi mevcuttur bir de şunu bildirmem lazım ki kitaplar için vermiş olduğun site adresi türkiye bahai sitesine ayıttır bu sitenin kutuphanesi yalnız turkçe dilinde olan bahai eserleri yayınlatmıştır bahai eserlerı aramak için hayfadaki adalet evinin resmi sitesinden arama yapmanız lazımdır ve ya bahai .org sitesinden arayın türkçe bahai eserler asla ve asla bahai eserler tümünü kapsamiyor bu konuda ben size yardımcı olabilirim

  7. said dedi ki:

    merheba özgür bey nasılsınız değerli arkadaş ebdulbeha hususunda ve onun övey kardeşleri arasındaki kavgaya bakınız
    Ebdulbeha (abbas effendi) Çocukluk ve gençlik dönemi, babası ile geçti. Babasının ölümünden sonra Abbas ve diğer kardeşleri arasında Bahaîlere kimin yönetici olacağı konusunda kavga çıktı. Yöneticinin belirlenmesi ve tayini konusundaki kavgda, bir tarafında aynı anneden olan Mirza Muhammed Ali, Mirza Ziya, Mirza Bedi ve karşı tarafda olan abbas efendi arasında baş göstermişti. Bu kardeşler yönetim kavgası için her biri kendince taraftar toplamıştı. Abbas Efendi kendi taraftarlarına “Sabitin” adı vererek muhalif olanlara “Nakisin” (kopanlar, ayrılanlar) adını verdi. Kardeşler, daha önce de babaları Mirza Hüseyin Ali (Bahaullah) ile onun kardeşi ve amcaları Ezel arasındaki küfürlü kavgaları kendi aralarında da tekrarladılar.
    Muhammed Ali, Ebdulbaha’ya (Abbas Efendi) İblis-i Lâin (Lanetli Şeytan) ve iki ayaklı eşek adını verdi (Rehigi Mehtum Kitabı S.51) ; Abbas Efendi de (ebdülbeha) karşılık olarak kardeşini Bahaullah’ın bazı hükümlerini çalıp sakladığını ilan etti. İddialarına göre o hükümlerin birisi, iki rekâtlık namazdır. Yani bunlara göre 2 rekât namaz hükmü çalınmıştır. Buna göre Bahaîler, bu namazdan mahrum kalmışlar! (Gencine – i Hudut ve Ahkâm)

    • Özgür dedi ki:

      Sevgi dolu Sonsuz selamlar
      Ben her zaman iyiyim said kardeşim sen de umarım iyisindir.
      Hz.Bahaullah Ahdimin kitabı diye isimlendirdiği vasiyetinde şöyle diyor:”İlahi Vasiyetçinin vasiyeti şudur: Ağsan(Bahaullah’ın soyu),Afnan(Bab’ın akrabaları) ve diğer akrabalarımın
      her biri ve hepsi En Büyük Dal’a yönelsinler. En Kutsal Kitabımızda(Kitab-ı Akdes)
      indirdiğimiz şu ayete bakınız: “Huzurumun okyanusu çekildiği
      ve Vahyimin Kitabı son bulduğu zaman, yüzünüzü Allah’ın
      irade buyurduğu, bu Ezeli Kök’ten filizlenen Kimse’ye çevirin.” Bu
      kutsal ayetten maksat En Büyük Dal’dan (Hz. Abdülbaha) başkası
      değildir. Yüce irademizin bir bağışı olarak işte size böyle açıkladık.
      Ben en büyük fazıl ve kerem sahibiyim. Allah, Büyük Dal’ın
      (Muhammed Ali) makamını En Büyük Dal’ın (Hz. Abdülbaha) makamından
      sonra takdir buyurmuştur. Emredici hikmetli O’dur. Biz
      “Büyük” olanı, her şeyi bilen ve her şeyden haberli Olan’ın emrine
      uyarak “En Büyük”ten sonra seçtik.”
      Bu vasiyete göre Hz.Abdülbaha Allah’ın seçtiğidir,yani bahai dininin lideridir.Muhammed Ali ise kibirlik taslayarak bu makama kendini daha layık görmüştür.Ve vasiyette bahsedilen büyük dal makamını da kaybetmiş ve nakız olmuştur.Aynı ademi inkar eden İblis gibi.
      Böyle bir olay Hz.Muhammed ölünce de yaşanmıştır.Muhammed Gadir Hum’da Ali’yi halife ilan ettiği ve Ebubekir,Ömer Ali’yi tebrik ettikleri halde peygamber ölünce Ali’nin halifeliğini gasp etmişlerdir.Daha doğrusu zahiri halifeliği gasp ettiler,batıni halifelik gasp edilemedi 12.İmam’a kadar devam etti.Bunun içindir ki Ali’ye yaşayan Kur’an denmiştir.
      Muaviye ile Ali yıllar sonra sıffin’de savaştılar.Kerbelada Hüseyin şehit edildi.
      Kısacası kavgayı abdulbaha kazandı ifadesi yanlıştır.Çünkü o makamı Abdulbaha’ya Allah verdi,kavgada galip gelerek almadı.Nasıl ki Ali ve Hüseyin savaşta yenilmiş ancak onları Allah seçtiği için galip gelmişlerdir.

      • Özgür dedi ki:

        Bir de demişsin ki Abdulbaha 2 rekat namaz hükmünün çalındığını iddaa etmiştir.Böyle bir şey yok.Çünkü Hz.Bahaullah bizzat kendisi namaz hükümlerini getirmiştir.Bahailikte 3 çeşit namaz vardır.Küçük,orta,büyük.Kişi bunlardan istediğini seçer ve onu kılar.Bir gün küçük,başka gün orta namaz kılabilir.

  8. said dedi ki:

    Abdulbaha, Birinci Dünya Savaşı sırasında, İngilizlerin, Osmanlı Devleti egemenliğinde olan Filistin’i işgal etmesini sevinçle karşılamıştır. İşgalci İngiliz askerlerini ziyaret ederek, onlara “hoş geldiniz” demiş ve ayrıca İngiliz zaferini ve işgalini de tebrik etmiştir . Abulbeha ayrıca ingiliz ordusua önceden hazır etmiş olduğu gıda deposunu takdim ediyor (chosen hıghway sayfa32) Yine Abdulbaha, işgalci İngiliz askerlerinin Filistin’e girmesini, Filistin’de “adalet çadırı” kurulmasına benzetmiştir. Abdulbaha’nın kendi kitabında konu ile ilgili sözleri, aşağıdadır:
    “Ey benim Tanrım, sana şükürler olsun! Çünkü bugün bu yerde yani Filistin’de adalet çadırı kuruldu! Tanrım İngiltere Kralı büyük İmparator beşinci George’a kendi Rahmani tevfiklerin ile yardım et ve onun yüce gölgesini Filistin’de devamlı tut”.(Abbas efendinin mekatib kitabı cilt 3 sayfa 300)
    İngiltere ordu komutanı general Allenbi’ de İngiliz ordusuna yapmış olduğu hizmetlerden dolayı düzenledikleri bir törende Abdulbaha’ya İngiltere şövalye unvanı ile madalyasını sunmuştur.

    • Özgür dedi ki:

      Nurlular nurlusu Allah sana hidayeti göstersin.
      Chosen highway Sarah Louisia Blomfield isimli İrlanda’lı bir Bahai’nin eseridir.Bu eser bahai library online sitesinde var:
      http://bahai-library.com/blomfield_chosen_highway
      30 ile 39. sayfalar arasında Hz.Bab’ın çocukluğu anlatılıyor.Yani Abdulbaha ve 1.dünya savaşıyla ilgili değil.Ancak kitabın Hz.Abdulbaha ile ilgili bölümüne(Bölüm 4)bakıldığında Abdulbaha in War Time diye bir bölüm var ve bu bölümün içinde de Bahai villages(sayfa 209,210) diye bir bölüm var.İşte burda mısır deposunu ingiliz ordusuna halka dağıtsın diye veriyor.Böylece halk ve ordu mısırdan faydalansın diye.Şimdi bu ingiliz hükümeti lehine iş yapmak mıdır?Ayrıca verdiğiniz sayfa 32,oysa bu bilgi kitabın 210.sayfasında.32 nire 210 nire?
      Abdulbahanın sözleri dediğiniz söze gelince, Mekatib cilt 3 sayfa 300’e bakmak için bahai reference library sitesine girelim:http://reference.bahai.org/fa/
      Burdan sağdan 3.yazıya yani Abdulbaha’nın yazılarına girelim.Burda aşağıda mekatip(Mektuplar) cilt 3 mevcut ancak sayfa 300 de böyle bir yazı yok. مكاتيب حضرت عبدالبهاء جلد ۳
      diye yazan kitabtır.
      http://1844event.net/ sitesinde de böyle bir iddia var.Orada ise kaynak Mekatib(Arapça)cilt.3 S.317- mısır baskısı olarak gösterilmiş.Oysaki arapça mekatibin cilt 1 ve cilt 2’si var cilt 3’ü yok.Hadi farsçadan bakalım desek cilt 3 sayfa 317’de böyle bir ifade yok.Kısacası Abdulbaha böyle bir şey söylememiştir.
      Şövalye madalyası da dediğiniz gibi bir törenle Abdulbaha’ya verilmiştir.

  9. said dedi ki:

    Tekrar merheba özgür bey nasılsın? değerli arkadaş Bahaullah ailesi içinde ve evlatları arasındaki bu kavga ve küfürleşmeyi en meşhur ve önde gelen bahailer nakl etmiştir bahaullahın 4 oğlu bu kavgada iştirak ediyorlar yanı bir tafatan MİRZA BEDİ MİRZA ZİYA VE MİRZA MUHAMMED ALİ VE digger taraftan ABDULBEHA ! Mrza Muhammed Ali, Ebdulbaha’ya (Abbas Efendi) İblis-i Lâin (Lanetli Şeytan) ve ……(geçmiş notuma bak) verdi (Rehigi Mehtum Kitabı S.51) diğer taraftan Abdulbeha Muhammed ali ve kardeşlerine karşılıklı olarak kötü lakablarla cevap vermiştir bu lakablar :_sivrisinek, tarakon(hamam böceği) ,toprak solucanı, huffaş, bayguş, karga, tülkü, kurt,…gibi lakablardır bunun sentlerini sana vriyorum
    1- Abdulbehanın mekatib kitabı cilt 1 sayfa 442 ve 443
    2- mekatib kitabı cilt2 s 224
    3- elvah ve vesaya mısır baskısı sayfa9
    4- tevkiat-i mubarekeh cilt 1 sayfa 132

    bu kavga ve küfürleşme tüm Bahaullah ailesini içinde varmiş hele senin dediğin gibi Bahaullah Abdulbaha dan sonar Muhammed Ali efendiyi halfliğe vasiyyet etmişti soru şudur ki

    1-Neden Abdulbeha onlara karşı aynen kötü lakablarla cevap vermiştir
    2- Peygamberlik iddiası eden kimsenin evinde 4 evlat arasında böyle küfürleşme??!! hele bunlar kaç ufak örnektir namazın çalınmış olmasını ( muhammed ali tarafından)Abdulbeha demiştir hemde GENCİNEYİ HUDUDT VE AHKAM KİTABINDA ..sayfa 21.
    Abdulbeha mekatib kitabında diyorki : “insaflı olmamız lazım o nefis ki kend ve aile ve akrabalar terbiyesinde acız kalmıştir ,, nasıl alem va afaağı terbiye edebilir?? bundan şüpheniz olmasın”
    özgür arkadaş bu senetleri inkar etmek hatadır

    insalık alemi birliği iddiasını eden kimse evinde bu ahlaksızlıklar nedir? (senden özür dilerim)
    bu kavga va aynı küfürleşmeler Mirza yahya süphi ezel ve Bahaullah arasında başvurmuştur eğe istersen ben aynen senetlerini sana veririm

  10. Özgür dedi ki:

    Allah’ın inayeti üzerine olsun.
    Bu kavga konusunu sana anlatamadım herhalde.Şunu sana bir kez daha anlatıyorum.Ben Bahai dininde kavga olmamıştır demiyorum.Fakat şunu diyorum:kavgayı kazanan Bahai dini lideri olur diye bir şey yok.nasıl ki diğer dinlerde de olmadıysa.Çünkü bu dinde lider yazılı vasiyetle belirlenmiştir.Ama buna rağmen dini bölmek isteyenler kavga çıkarmıştır.
    Zamanında hristiyanlık ta da 100 yıl savaşları olmuştu.Buna kavga demek hafif kalır.Artık bu kavgadan da ötesidir.
    Zamanında İslam da da böyle kavgalar oldu.Hz.Muhammed öldükten hemen sonra daha cenaze gömülmeden halifelik tartışması oldu.Oysaki halife belliydi,Ali.Cenaze gömüldükten sonra Ömer Ebubekir’e biat etsinler diye Ali’nin evine geldi ve Fatımanın karnındaki bebeğini düşürdü.Başka bir gün Selman-ı Farisi’den biat almaya çalıştığında Selman ona şöyle demiştir:”İşte bugün anlıyorumki peygamberin bahsettiği cehennem köpekleri sizlersiniz.”
    656’da Ayşe ile Ali arasında Cemel savaşı oldu.657’de Muaviye ile Ali arasında sıffin savaşı olmuştur.Hz.Hüseyin Kerbela’da şehit edildi.İmamlar zehirlendi.İmamlar kavgayı kazandıkları veya kaybettikleri için mi imam olmuşlardır?Elbette hayır.İşte bahai dininde de durum böyledir.
    Tüm bu savaşlar nasıl ki İslam’ın hak olmadığını göstermiyorsa bahsettiğiniz kavgalar da Bahai dininin hak olmadığını göstermez.Üstelik bu dinde savaşa kadar gitmemişken.

  11. said dedi ki:

    merheba özgür bey bizim yazılaşmamız burda pek uzun oldu
    arkadaşım verdiğin adreste mekatib kitabının 3 üncü cildinin sayfa 347 sine bak işte o ibaretin arabcasını görürsün
    هو اللّه
    اللّهمّ انّ سرادق العدل قد ضربت اطنابها علی هذه الارض
    المقدّسة فی مشارقها و مغاربها و نشکرک و نحمدک علی حلول هذه
    السلطة العادلة و الدولة القاهرة الباذلة القوّة فی راحة الرعيّة
    و سلامة البريّة اللّهمّ ايّد الامپراطور الاعظم جورج الخامس
    عاهل انگلترا بتوفيقاتک الرحمانيّة و ادم ظلّها الظليل
    علی هذا الاقليم الجليل بعونک و صونک و حمايتک
    انّک أنت المقتدر المتعالی العزيز الکريم حيفا ١٧ دسمبر ١٩١٨ ع‌ع
    کرمان

  12. antagonist dedi ki:

    bir dini karalamak için çalışan “said” ile bilgisini konuşturan “özgür”den anladığım şudur: kaynağından araştırın!

  13. Eskiya Dogan dedi ki:

    Merhaba

    Birinci Dünya Savaşı sırasında, İngilizlerin, Osmanlı Devleti egemenliğinde olan Filistin’i işgal etmesini sevinçle karşılamıştır. İşgalci İngiliz askerlerini ziyaret ederek, onlara “hoş geldiniz” demiş.
    Arkadaslar Osmanlinin EGEMENLIGI -derken Osmanli’da Ingilizlerden önce irada isgalci degilmiydi?Osmanli olunca Egemenlikmi oluyor? Beni aydinlatirsaniz memmun olurum.

    Saygilar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s