İSLAM’DA KADER SAFSATASI

Amentü’nün sonuncu maddesi kadere, hayır ve şerrin Allah’tan geldiğine inanmaktır.

Ancak Nisa-78’de iyiliğin de kötülüğün de Allah’tan geldiği yazılıyken, Nisa-79’da iyiliğin Allah’tan, kötülüğün ise insanın kendisinden geldiği yazılıdır.  Peşpeşe iki ayette yer alan bu çelişkinin ötesinde, kader-irade inancı  ile Allah’ın her şeyi ezelden bildiği inancı da birbiriyle çelişkilidir.

İslam’a göre Allah, ezelden ebede meydana gelecek bütün olayları en ince ayrıntılarıyla bilir. İnsanların yaşamlarındaki tüm detaylar, işleyeceği günahlar ve sevaplar, iyi ve kötü amelleri, hidayete erip ermeyeceği, cennetlik mi cehennemlik mi olduğu Allah tarafından ezelden bilinir ve tüm bunlar Levh-i Mahfuz denen Allah katındaki ana kitapta yazıldır.

Yine İslam’a göre insan cüz’i de olsa bir iradeye sahiptir. İnsan, bu iradesi sayesinde iyiyle kötüyü ayırt edebilir, doğru yolu bulabilir ve hidayete ererek cenneti hak edebilir. Allah dilediğinin dualarını kabul eder, dilediğine yardımcı olur. Dünyadaki olaylara müdahale eder. Kimi insanları ya da toplumları dünyada cezalandırır, helak eder. Dilediğine hidayet verir, dilediğinin kalbini mühürler. Kalbi mühürlenmiş insan artık istese bile iman edemez.

İslam’da sadece Cebriye ve Mutezile fırkasında farklı kader ve irade görüşü vardır. Cebriye insanın hiçbir özgür iradesini kabul etmeyip “Allah’ın yazdığı olur” derken, Mutezile fırkası kaderi reddederek insanın özgür iradesini savunmuştur. Bu yüzden de  kafirlikle suçlanmışlardır.

Şimdi kader konusunda birkaç ayet ve hadis örneği verelim:

Hadid-22. Yeryüzünde ve kendi nefislerinizde uğradığınız hiçbir musibet yoktur ki, biz onu yaratmadan önce, bir kitapta (Levh-i Mahfuz’da) yazılmış olmasın. Şüphesiz bu, Allah’a göre kolaydır.

Hz. Peygamber (s.a.s.) de bir hadiste şöyle buyurmaktadır: “Her doğan çocuk İslâm fıtratı üzere doğar. Sonra ana-babası onu ya Yahudileştirir, ya Mecusileştirir, yahut Hristiyanlaştırır… ” (Müslim, Kader 25).

Kamer-49. Biz herşeyi bir kaderle yarattık.

Kamer/ 52-53. Onların yaptıkları her şey, kitaplarda kayıtlı, küçük, büyük her şey, satır satır yazılıdır.

Enam-125. Allah kimi doğru yola iletmek isterse onun kalbini İslâm’a açar; kimi de saptırmak isterse göğe çıkıyormuş gibi kalbini iyice daraltır. Allah inanmayanların üstüne işte böyle murdarlık verir.

Kasas-56. Sen sevdiğini hidayete erdiremezsin; bilakis, Allah dilediğine hidayet verir ve hidayete girecek olanları en iyi O bilir.

Sebe-3. (…) Göklerde ve yerde zerre miktarı bir şey bile O’ndan gizli kalmaz. Bundan daha küçük ve daha büyüğü de şüphesiz, apaçık kitaptadır (yazılıdır).

Allahü teâlâ buyurur: “Ben âlemlerin rabbiyim, hayrı da, şerri de ancak ben tayin ederim. Hakkında şer yazdığıma yazıklar olsun, hakkında hayır yazdığıma ise ne mutlu. [İ.Neccar]

Ayet ve hadislerden anlaşılan odur ki; Allah ezelden yani daha hiçbir varlığı yaratmamışken, yaratacaklarının kaderini tayin etmiştir. Yani, kimlerin cennetlik, kimlerin cehennemlik olduğu başından itibaren bellidir. Örneğin, henüz doğmamış bir çocuğun cehennemlik olduğu ve sonsuza kadar hergün yakılarak işkence göreceği bellidir. Ya da Müslüman olup cennette zevk ü sefa içinde yaşayacağı belirlenmiştir.

Bu inanıştaki çarpıklığa karşı çıkılması yani Allah’ın zalim-sadist durumuna düşürüldüğü eleştirileri karşısında İslamcıların açıklaması şöyledir:

Allahü teâlâ, kullarının iyilik mi kötülük işleyeceklerini, Cehennemlik mi, Cennetlik mi olduklarını elbette bilir, bildiğini yazıyor. Yoksa yazdığı için kul öyle yapmak zorunda kalmıyor. Allah’ın bilmesi demek; insanın iradesini kullanamayacağı anlamına gelmez.

Bu ifadelerin hiçbir açıklayıcı tarafı yoktur ve ikna edici değildir. Burada aldatma vardır.
Kader konusundaki çelişkiye kılıftır bu.

Adım adım gidelim:
Allah ezelden herşeyi bilir mi?
Bilir.
Benim şu anda klavyede neler yazacağımı ezelden biliyor muydu?
Biliyordu.
Ben doğmadan önce, yaşamım hakkında her ayrıntıyı biliyor muydu?
Biliyordu.

O halde ben yaşarken, Allah’ın bildiği-yazdığı ayrıntılardan herhangi birini özgür irademle değiştirme şansına sahip miyim?
Hayır. Mümkün mü Allah’ın yazdığını yanlış çıkaracak bir irade ortaya koymam?!

Öyleyse, ben daha hiç ortada yokken, benim yaşamımın tüm ayrıntıları belli iken, her fiilimin ne olacağı Allah tarafından biliniyor ve yazılmış iken; daha hangi özgür iradeden bahsediliyor?
Bu yalandır, aldatmacadır.
Bu yalana mecburdurlar.
Çünkü, insanın özgür iradesi olmadığını kabul ettiklerinde Allah zalim durumuna düşecektir.
Allah’ın ezelden insanların kaderlerini tayin etmediğini, insanların yaşamlarındaki ayrıntıları, fiilleri bilmediğini ve insanın özgür iradesiyle kendi kaderini çizdiğini söylediklerinde ise; Allah’ı geleceği bilmeyen bir varlık durumuna düşürmüş olacaklardır.
Bu handikapı aşmak için bu yalan dinciler için zorunlu olmuştur.

Şimdi soralım:
Allah, dualarını kabul ederek, insanların bir kısmının kaderini değiştirebilir mi?
Örneğin, ezelden yanlış yolda olup da kalbini mühürlemiş olduğu bir günahkar ve cehennemlik insanın duasını kabul edip, mührünü açıp onu hidayete erdirerek cehennemden kurtarabilir mi?

Bu soruya “Evet” derseniz; Allah’ın ezelden herşeyi bilmediğini, gelecekte bir dua nedeniyle yazılmış olan kaderi değiştireceğini bilemediğini söylemiş olursunuz.
Soruya “Hayır” derseniz; bu durumda da Allah’ın ezelde planladığı bir şeyi değiştirmekten aciz olduğunu söylemiş olursunuz.

Bunun başka bir izahı yoktur.

İnsanlar sahip oldukları cüzi irade ile Allah’ın bildiği ve ezelde yazdığı şeylerin dışında hiç birşey yapamıyorsa; Bu durumda Allah, cennetlikleri ve cehennemlikleri ezelden belirlemiş demektir.
Bu da sonsuza kadar yakarak işkence etme ile sonsuza kadar mesut yaşatma oyunu demektir ki sadistçedir. Böyle bir zalim tanrı düşünülemez.

Gün gibi ortadadır ki İslam’daki kader konusu, Allah’ın nitelikleriyle yani ezelden her şeyi bilmesi ile çelişmektedir.

İslam’da kader konusunda Eşari mezhebi ile Mutezile mezhebi arasındaki meşhur 3 kardeş tartışmasını bilir misiniz?

3 kardeşten biri müminken, biri kafirken, diğeri de çocukken ölmüştür. Bunların her birinin ahiretteki durumu sorulur.

Yanıt: mümin cennette, kafir cehennemde, çocuk selamette (ne cennette ne de cehennemdedir).

Çocuk cennete gitmek istese izin verilir mi?

Verilmez. Ona denir ki: “Senin büyük kardeşin o büyük dereceye çokça ibadetleri sayesinde ulaştı. Senin ise böyle ibadetlerin yok.”

Eğer küçük çocuk: “Ya Rabbi, bu işte benim kusurum yok. Sen beni büyüyünceye kadar yaşatsaydın cennete götürecek ameller işlerdim.” derse ne cevap verilir?

Allah ona der ki: “Sen yaşamış olsaydın günahkâr olup cehenneme girecektin. Ben bunu bildiğim için senin hakkında daha iyisini gözeterek böyle yaptım.”

Peki kâfir kardeş de: “Ey Allahım, onun halini bildiğin gibi benim halimi de biliyordun. Niçin onun iyiliğini gözettin de benim iyiliğimi gözetmedin” derse ne cevap verilir?

Bu soruya yanıt verilememiştir. Şimdi biz de soralım:

Bir çocuğu sonu cehennem olmasın diye  küçük yaşta öldüren Allah, aynı şeyi cehennemlik kardeş için neden düşünmemiştir?

Bu soruya verilebilecek yanıt: “Allah’ın keyfinin kahyası mısın? Dilediğini cennetlik yapar, dilediğini cehennemlik.” olabilir ancak ki bu da İslam’ın nitelediği Allah’taki adalet ölçüsünün ne olduğunu ortaya koyar.

Kehf suresinde Musa’nın yaptığı işleri görmek Hızır olduğu düşünülen Allah’ın adamı ile  için birlikte geziye çıktığı anlatılır. Yolda rastladıkları bir çocuğu öldürünce bunun sebebini şöyle açıklar:

Kehf-80. Çocuğa gelince: Anası, babası inanmış kimseler. Bu çocuğun, onları azgınlığa ve kâfirliğe sevketmesinden korktuk da öldürdük.

Sanırım bu ayet, kader zırvasındaki saçmalığı en iyi şekilde açıklıyor. Anlayabilene tabi.

Reklamlar
Bu yazı Din içinde yayınlandı ve , , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

198 Responses to İSLAM’DA KADER SAFSATASI

  1. yaşar dedi ki:

    Dini eleştirmeye yeltenen eleştirmenler önyargılarına hakim olamayarak ve de düşünmeden sürekli aynı iki hataya düşüyorlar: Birincisi sanki Allah’la daha önce tanışmış da tanrı niye şöyle yaptı, bunu bilmiyor muydu gibi… İkinci hataları ise din dilinin mecaz, temsil, sembol gibi unsurları çokça kullanması yönü ile diğer metinlerden farklı olmasını gözardı etmeleri. Neyse şimdi konumuza dönelim. Bu konuda Mustafa İslamoğlunun bir okuruna verdiği cevabı aşağıda alıntılıyorum. Umarım yazara psikoloik açıdan bir yardımı dokunur: ” Kehf Sûresi’nde Musa bir kul kıssasında bir kulun yaptıklar aslında Musa’nın yaptıklarının kendisine bir açıklamasıdır. O bir temsildir. Temsilde bir kulun öldürdüğü çocuk, gerçekte Musa’nın öldürdüğü Mısırlı çocuktur. Ona onun üzerinden ders verilmekte, dahası aslında bu ikisi üzerinden Hz. Peygamber’e ve Mekkelilere ders verilmektedir. Hz. Muhammed Mekke’nin Musa’sıdır… Mekke’liler onu sağlam gemilerini delen biri olarak gördüler. Oysaki Peygamber Mekkelilerin gemisini “şirk zulmünden/zaliminden kurtarıyordu… Tefsirimi elde ederseniz daha fazlasını orada bulursunuz.

    Allah insan için en iyisini yaratır ve diler. Fakat insanın en iyiye kendi iradesiyle ulaşmasını kader kılar. Allah’ın iradesi ile kudreti çatıştırılamaz. Burada şu gözden kaçırılmamalı: En iyiyi kim bilecek? İyi bildiğimiz nice şeyde şer olduğu malum. Zira biz bütünü görmüyoruz, parçayı görüyoruz. Bütünü sadece O görüyor. Parçayı görene düşen bütünü görene teslim olmaktır. Zaten İslam’da budur. Görüyorsunuz, soru basit fakat cevap basit değil…”

    • z. p. aslan dedi ki:

      Yeni mezun olmuş bir psikiyatrist bir hastaneye tayin olur ve orda çalışmaya başlar. Hastanedeki hastalar her gün belirli bir saatte bahçede toplanır , büyük yaşlı bir ağacın önünde kuyruğa girerlermiş. Bu ağacın birde büyük bir kovuğu varmış ve sıraya giren her hasta bu kovuktan içeri belirli bir süre bakdıktan sonra koğuşuna dönüyormuş. Bunu gören psikiyatrist hastaların bu davranışını çok merak etmiş ve kovuğun içinde bulunan şeyi öğrenmek için oda sıraya girmiş. Sıra kendisine gelince ağacın kovuğundan içeri bakmış …. ama bişey görememiş, herhalde ben göremedim diye geçirmiş aklından. Bir sonraki gün doktor , bahçede sıraya giren hastaları görünce bu sefer bişeyler görürüm ümidiyle tekrar hastaların arkasında sıraya girmiş. Sıra kendisine gelmiş … kovukdan içeri bakmış………. bakmış…bakmış…..lakin hiçbirşey görünmüyormuş. Yanındaki yaşlı hastaya :
      —- yahu ben burda bişey göremiyorum. Siz burda ne gördüğünüzü zannediyorsunuz der..?
      Yaşlı Hasta cevap verir..
      —– “Ben kırkyıldan beri bakıyorum bişey göremedim, sen iki günde bişey göreceğini mi zannettin.” der.
      Bilmem anlatabildim mi..?

      • kello dedi ki:

        anlatamadın ve sen de bir şey anlamadın, anlamadığın şeyi neden anlatıyorsun.

    • mervece dedi ki:

      islamda KADER… oynamak zorunda olduğumuz bir senaryo mu?
      http://www.mervece.com/?p=755

      • Syra dedi ki:

        Müslümanlar, neden etik ve ahlaktan işlerine geldiği gibi anlarlar? Mesela başkasının sitesine izin almadan kendi sitesinin linkini koyan kişi bu durumdan utanmaz mı?

      • mervece dedi ki:

        syra; site yöneticisi istese yorumlarımı denetleyebilir… beğenmediklerini yayınlamayabilir…
        burada sadece kendi sitemin linkini değil, bir çok sitenin linkini paylaştım…
        ayrıca kendi sitemde de başkalarının site adlarını paylaşıyorum…
        bir şey satmıyorum, her hangi bir şeyin reklamını yapmıyorum… bunun ahlakla ne ilgisi var… istese bu sitenin sahibi, benim siteme de yorumuyla beraber linkini verebilir, bende yayınlarım…
        sende biraz dürüst ol…
        “yazdıkların kafamı karıştırdı” de olsun bitsin…

      • Burak dedi ki:

        Yazdıkların çok saçma bi kaç konuyu okudum direk kapattım.

    • bilal dedi ki:

      ”KADERLE” İLGİLİ YUKARIDA GÖSTERİLEN AYETLERİN İZAHI : 1- HADİD Suresi 22.
      2- Her doğan çocuğun durmu ile ilgili ”Hadis ” 3- KAMER suresi 49-52 ve 53.Ayetler.
      4- EN’AM Suresi 125. 5- KASAS Suresi 56, 6- Ve İ.Neccar’e isnad idilen rivayet.
      1- HADİD SURESİ 22.AYET: ما اصاب من مصيبة في الارض ولا في انفسكم الا في كتاب من قبل ان نبرئها ان ذلك علي الله يسير ” Yeryüzünde vuku bulan ve sizin başınıza gelen herhangi bir musibet yoktur
      ki,biz onu yaratmadan önce,bir kitapta yazılmış olmasın.Şüphesiz bu, (olayları önceden bi-
      lip yazmak ve kayıt altına almak) Allah’a göre kolaydır. Dikkat edildiğinde ayette”….Başı-
      nıza gelen herhangi bir musibet ” ifadesiyle,musibetin musebbibi Allah olduğunu göstermi-
      yor. Yoksa, ” Başınıza getirdiğim herhangi bir musibet”diye bir ifadenin kullanılması gere-
      kecekti.Burada zikredilen musibetin müsebbibi başka faktörlerdir. Bunlar,başka nedenler-
      lerden kaynaklanabildiği gibi,insanın ihmal veya dikkatsızlığı da söz konusudur. Evet bu
      ayetle, ”size musibet veririm” diye bir ifade olmadığı gibi,ayeti çarpıtarak,haşa ezelden beri
      Allah,dilediğine musibet yazmıştır diye bir anlam çıkarmak da tamamen yalnıştır. Arapça
      bilenler, ” Ma esabe ” fiil kipindeki,fail veya musebbib Allah olmadığını net ve açık bir şekil-
      de bilirler. Söz konusu ayet tamamen çarpıtılmış olarak yukarıda gösterilmiştir. Aşağıda
      yazacağım ayet de,genelde musibetlerin musebbibi isanlar olduğunu gösteriyor.” وما اصابكم من مصيبة فبما كسبت ايديكم ” Size gelen herhangi bir musibet,kendi ellerinizle yaptıklarınızdan do-
      layıdır. Bu ayet , Hadid suresindeki ayetin tefsiri mesabesindedir. Yani musibetinlerin mu-
      sebbibi Yüce Allah değildir. HADİD Suresinde belirtilen musibetlerin yazılışı,tamamen ev-
      reni yaratan Yüce Allah’ın gelecekle ilgili bir rapordur. Gelecekte olup bitenleri bir rapor
      gibi kayda almıştır.Rapor,olayların gerçekleşmesine sebep değildir.Bilakis,olaylaylar rapor-
      ların yazılmasına sebeptir. Bu olay, aynen meteoroloji uzmanlarının önceden tesbit edip yayınladıkları hava durumu raporu gibidir. Aralarındaki fark,evreni yaratan
      Allah’ın bilgisinde yanılma söz konusu değil,kesin kes doğrudur. 2- Her doğan çocuk…
      ” كل مولود يولد علي الفطرة الخ ” Her doğan çocuk fıtrat üzerine doğar,sonra anne ve babala-
      rı onları yahidileştirir……vs…. Bu yahudileştirme vs.kaderle hiç alakası yoktur.Var olan
      bir vakiayı dile getiriyor. Yani doğal olarak bir yahudi aile, çocuğunu yahudi olarak ye-
      tiştiriyor ve diğerleri de böyle… Dünyada her aile,kendi çocuğunu kendi inancı doğrul-
      sunda yetiştirir ve bu şekilde büyümesini sağlar. 3- KAMER SURESİ 49-52 ve 53.
      ayetler. ” انا كل شئ خلقناه بقدر ” Biz her şeyi bir ölçüye göre yarattık. Yani evren ve bütün
      varlık aleminın yaratılışı, Allah’ın evrene ve maddeye koymuş olduğu sistem ve fizik kuralları ile dir.Her şey evrendeki, proğram ve sistem dahilinde cereyan eder. Bu ayet
      tamamen yaratılış biçimi ile ilgilidir. İnsanın,inanç ve eylemleri ile ilgili değildir. İnanç,
      eylem,tutum ve davarnışlar tamamen insanın özgür iradesiyle gerçekleşmektedir.
      Hani ünlü bilim adamı ”Kepler; ” Allah evreni geometrik bir sistemle yarattı” diyor ya !
      bu ayet tamamen yaratılışla ilgilidir. KAMER SURESİ 52. Ayet : وكل شئ فعلوه في الزبر
      (İnsanların) yaptıkları her şey kitaplarda (amel defterlerinde) mevcut olur. Buradaki
      ”Zübür” kelimesi Levhi Mahfuz değildir.Çünkü ”Levhi Mahfuz” bir tanedir. Oysa burada
      çoğul ifadesi kullanılmıştır. Eğer bir kitapta yazılıdır denilseydi,o zaman o kitap Levhi
      Mahfuz olurdu. Burada ”Zübür ” kelimesi çoğul olup,kıyamete insanların eline verilecek
      amel defterleridir. Ayetin meali şöyle olur: Dünyada insanların yaptıkları her şey pozi-
      tif ve negatif olsun amel defterlerine geçirilmektedir.Hiç bir şey saklı kalmayacaktır.Her
      şey ortaya çıkacaktır. KAMER SURSİ 53.AYET: وكل صغير وكبير مستطر ” Küçük büyük,in-
      sanın yaptığı her şey yazılmaktadır. (kayda geçirilmektedir.) Yani bu ayetin de yukarıda
      ”Editör” tarafından çarpıtıldığı gibi kaderle hiç alakası yoktur. 4- EN’AM SURESİ 125.
      AYET: ……فمن يرد الله ان يهديه ”…….ومن يرد ان يضله الخ ” Her iki yerde de ”Allah dilerse ! ” o
      pozitif ve negatif eylemi gerçekleştirir.Dikkat edilirse,”öyle istiyor ve öyle yapıyor”demi-
      yor.Yani dilediğinde bunları yapabilir ve hiç bir şey de ona engel olamaz.Bu Ayetle Allah
      dilediğini yapabilir mesajı verilmektedir. Ama diğer ayetlerede geçtiği gibi,kişi neyi elde
      etmeye çalışırsa onu bulur.ANKEBUT SURESİ 69.Ayet:والذين جاهدوا فينا لنهدينهم سبلنا الخ
      Bizim uğrumuzda çaba gösterenleri elbtte kendi yollarımıza (hidayete) eriştireceğiz.
      İşte kim neyi elde etmeye çalışırşa,Allah’ da onu verir. NAHL SURESİ 93.Ayet:
      ولو شاء الله لجعلكم امة واحدة ولكن يضل من يشاء ويهدي من يشاء الخ ” şüphesiz Allah isteseyd,hepinizi
      bir tek ümmet yapabilirdi. (bir tek ümmet olmaya zorlayabilirdi.Ama zorlama yapmaz.)
      ولكن يضل من يشاء ” Ama sapmak isteyini saptırır, ويهدي من يشاء ” (hidayet) isteyeni de doğ-
      yola iletir. Yani bu ayetlere göre, sapmak isteyenler sapmayı bulurlar. Hidayet olmak
      isteyip,bu yönde çaba gösterenler de,hidayeti bulurlar.Allah dilediğini sebepsiz saptırır
      veya dilediğini sebepsiz hidayete erdirir şeklindeki çeviriler yalnıştır. Bu her iki eylemin
      yaratıcısı Allah’tır. Ama kim ne ister ve hangisi için uğraşırsa,Allah’da ona isteğini verir.
      Hani insan acıktığı zaman yemek yiyince açlığı gider,yemeyince de açlığı devam eder.
      İşte hidayet isteyen de hidayeti,sapmak isteyin de,sapmayı bulur.Bu ayetler bunu ifade
      ediyor.Ayetin sonu,كذلك يجعل الله الرجس علي الذين لا يؤمنون ” Allah, inanmayanların üstüne işte
      böyle murdarlık (azap) verir. Dikkat edilirse,”Allah inanmayanların üzerine….” Burada
      yine inanmak (veya inanmamak) insanın elinde olduğu belirtilmektedir. Yani hidayet de,
      sapmak da insanın elindedir.Hangisi için uğraşırsa onunla karşılaşır. 5- KASAS SURE-
      Sİ 56.Ayet: انك لا تهدي من احببت ولكن الله يهدي من يشاء ” (Resulüm !) Sevdiğini hidayete erdire-
      meszin. ( öyle bir gücün yok) Ama,Allah hidayet isteyeni hidayete erdirir. ( yani hidayet
      isteyine hadayeti nasip eder. ( isterse,zola da hidayete erdirebilir.) 6- ”i.Neccar” dan
      yapılan söz konusu rivayet sahih ve doğru değildir. ÖZET OLARAK: İnsanın kıyamet-
      gününde sorumluluk alanına giren her şey, insanın özgür iradesi ile gerçekleşmektedir.
      İnsanın inanç,tutum ve davranışlarının kaderini, insanın özgür iradesi belirliyor.Yüce
      Allah,bu konuda insanın özgür iradesine müdahale etmez.Bu nedenle,insan sorumlu
      tutuluyor. Maalesef ! Bir çok ayetler olduğu gibi, buradaki ayetler de,”Editör” tarafından çarpıtırılarak siteye yazılmıştır. SORUMLULUK ALANINA GİREN HER ŞEYİN
      KADERİ İNSANIN ELİNDEDİR. YOKSA,İNSAN SORUMLU TUTULMAZDI. İNSANIN
      İRADESİ HANGİ YÖNDE İSE,ALLAH’DA İNSANA ONU VERİR. SAYGILAR.

      • tuğba dedi ki:

        kişinin kaderi yaptıklarında gizlidir… inançsızlar neden Kur’an ayetlerinin bazılarını kendilerince yorumlayıp,bazılarının yerlerini değiştirerek sunarlar ??. madem haklı bir savunmadalar öyleyse neden yanlışı verirler ? ( yazı için teşekkürler bilal bey..)

    • Mehmet Aksoy dedi ki:

      Göz olanı, akıl olacağı görür.
      İnsanlar sadece gözleriyle değil; akıl ve kalp gözleriyle de görür. İnsandan insana farklılık gösterse de hiç gözü olmayanlar, iki gözü olanlar olduğu gibi akıl ve kalp gözü olanlar da vardır. Allah (Şanı Ne Yücedir)’ın sıfatlarını bilmeyenler, kuyuya düşen kurbağanın gökyüzünü gördüğü kadar zannetmesi, gözleri bağlı insanların fili ‘fil’ değil; tuttuğu kısmıyla (BACAĞINI TUTAN: AĞAÇ, KULAĞINI TUTAN HALI v.s.) tanımlaması gibi tartışmalar yapılıyor.

      Yüksek bir tepeden iki trenin birbirine doğru gittiğini gördüğünüzde tahimini bir noktada çarpışacaklarını, çarpışmadan önce, bilmeniz ve söylemeniz mümkündür. Çarpışmanın engellenemeyeceğini; kesin olduğunu söyleyebilirsiniz, çünkü başka ray yok. Siz bildiğiniz için çarpışmayacaklar, kumanda görevlisi, makinist veya makasçı hatasından çarpışacaklar. Burada görevini ihmal edenlerin kusurunu size kimse yükleyemez. Trenler farklı raylardan gidiyor olsalardı. Siz çarpışmanın olmayacağını da önceden bilebilirdiniz. Bu defa da siz bildiğiniz için değil; doğru rayda gittikleri için çarpışmayacaklar.İrade görevlilerde, bilgi sizdedir. Hata fark edilip trenlerin durdurulması sağlanırsa, yavaşladıklarını görerek kazanın olmayacağını da bilirsiniz.

      Değiştirilemeyn durum.
      İki şehir arasındaki mesafe 50 km olsun. Bu mesafa ölçülse de ölçülmese de 50 km. Ölçülürse 50 km. olduğu bilinir. Ama bilinmese de mesafe 50 km. dir. Ölçülmediği için değişmez.

      Metoorologlar yagğacağını bildiği ve söylediği için yağmur yağmaz, metoorologlar yağacağını eldeki verilerle görürler…Yağmurun zararından metoorologlar değil; önlem almayanlar sorumludur. Kuraklıktan da öyle.

  2. gte dedi ki:

    bugün çoğunlukla kaza ve kaderden anladığımız da muaviye’nin düzüp koştuğu bir yadigârdır. tarih tamamen açık bir şekilde gösteriyor ki, “kader”i bir “cebr”* şeklinde anlamak, beni ümeyye’nin(emeviler) ortaya attığı bir inançtır. onlar “cebr” inancını ortaya sürmekle, müslümanları her türlü sorumluluktan, girişimden, eleştiriden alıkoydular. cebr, olanı ve olacağı kabul anlamına geliyordu. oysa peygamber’in ashabı, her lahzada kendilerini toplumsal sorumluluk altında görürlerdi. “emr bi’l-ma’ruf ve nehy ani’l-münker”, bugün zihnimizde ancak harc-ı âlem bir anlamda yer tutmaktadır ve “aydınlar” çevresinde bu terimler ağza alınamazlar. oysa bugün batılı aydın buna “insanın sorumluluğu”, “sanatçının sorumluluğu”, “aydının sorumluluğu” adını vermektedir.”

  3. irfan dedi ki:

    Bu yaziyi aktaran sahisa acizane tek tavsiyem. bir seyleri adam gibi arastirmadan gelip buraya yapistirma.sayet yazdigin ayetlerden hic bisey anlamadigin belli.isinize geldimi hz. gogle dan istediginizi buluyosunuz.islami da adam gibi arastirsaniz onu da bulursunuz.kader konusuna gelince geleneksel islam anlayisinin sahip oldugu yanlis bir kader anlayisi ta emeviler dönemine rastlar.bilinen bu kader anlayisi resmen Allah a iftira atmaktir.

  4. bir dost dedi ki:

    “İSLAM’DA KADER SAFSATASI” başlıklı makaleyi kaleme alan şahsa şu soruyu yöneltmek istiyorum; söz konusu yazıyı Allah istediği için mi, yoksa kendi iradenizle mi kaleme aldınız?

  5. emre can dedi ki:

    Biraz daha okuyun, hepsinden okuyun..Niçe de okuyun nursi de…ilginç olacak

  6. erol dedi ki:

    intihar etmek günah. peki intihar kaderinde varsa yine mi, günah. yada allah kaderine intihar yazmadı da sen mi intihar ettin. (intihar olayı sadece bir örnek, hırsızlık,cinayet,tecavüz vb.)
    kader diye bir B.K yoktur. kader diye bir .OK olsaydı günah ve sevap olmazdı. herkes rolünü oynardı. ben kuranda kaderi göremedim. insanın özgür iradesi ile cezalandırılıp ödüllendirileceğini gördüm. varsa gösterin bakalım. bekliyorum…

    • gayb`a inanan dedi ki:

      erol.. Intihar etmek günahtir evet, ama kader degildir.
      Kader yalnizca Allah`in yarattiklarina bictigi süredir.
      Yani yarattigi herseye bir süre bicmistir.
      Örnek verecek olursam, bir insanin nezaman dogacagi ve nezaman ölecegi bir kaderdir, ama dogum ile ölüm arasindaki yasananlar ve gelismeler tamamen insanin hür iradesindedir.

      • erol dedi ki:

        kayba inanan arkadaş…
        Kader yalnizca Allah`in yarattiklarina bictigi süredir. demektesin… Temelsiz ve şahsi yorumun.
        Eğer bir kişi 18 yaşında intihar edip gümbürtüye giderse o kişinin ömrünü 18 yıl olarak biçmiştir allah cc
        Benim demek istediğim kader diye birşeyi insanların kendi kafalarına göre yorumlamak istemelri. İntihar da ölüm de yazılı. İslam anlayışına göre Kehf suresi 67-85 ayetlerini okursan gerçek kader anlayışı orada yazar. Allah cc. bilir deyip geç. anlayış bu…
        Başka bir fikrin varsa beklerim…….

      • HmS dedi ki:

        sen ne saçmalıyorsun gayb’a inanan arkadaşım? tanrı dediğimiz şey o kadar sorumsuz mudur? sadece senin dediğin gibi olsaydı keşke ama O, her şeyi yarattı ve bir düzen kurdu. bunun için de düzenleyici olarak peygamber yolladı bir sürü. bunların yüzlercesi sadece nebii idi, birkaç tanesi ise muhammed gibi resuldu. ve tanrının müthiş bir ilahii adalet anlayışı da vardı. şüphesiz o çok adildi. böyle olunca da gayb!a inanan arkadaşın dediği gibi kader, sadece doğum-ölüm arasında ki süreyi kapsamayan bir şey olamaz. tanrı her zman her şeye burnunu sokmuştur her dönemde. çünkü insanların ona her zman ihtiyacı olmuştur. akıllı insanların, aptalları bir sırada tutmak, onları kolayca yönetip rahat yaşayabilmek için sistematize edttikleri uyduruk şeylerdir dinler..
        erol, senin için de gayba inanan için de şu ayeti örnek vereyuim, bakın islamın kader anlayışına basit bir örnek: HADİD SURESİ 22.AYET: ما اصاب من مصيبة في الارض ولا في انفسكم الا في كتاب من قبل ان نبرئها ان ذلك علي الله يسير ” Yeryüzünde vuku bulan ve sizin başınıza gelen herhangi bir musibet yoktur
        ki,biz onu yaratmadan önce,bir kitapta yazılmış olmasın.Şüphesiz bu, (olayları önceden bi-
        lip yazmak ve kayıt altına almak) Allah’a göre kolaydır.
        dostum o kadar basit ki bunu anlamak ama din tüccarları bunu o kadar komplike hale getiriyorlar ki eminim onlar da farkında bunun. dostum cevabın şu, evet diyelim intihar ettin bu çok büyük bir günah cehennemliksin. zaten cehenneme gideceğin de kaderinde vardı, ezelde de yazılmıştı bu. zaten yaşaman anlamsızdı. böyle deyince de din tüccarları insana hür irade verdi allah diyorlar. saçlaıklar furyasında yüzüyorlar…
        burdan hiçbir dindara bir ispat yapmak zorunda değilim. iddia edenler onlar hiçbir delilleri olmamasına rağmen. bana sempati duyabilmem için sadce bir delil göstersinler başka bişi istemiyorum. böyle bir ülkede, böyle insanların içinde yaşamaktan da insanlık adına utanıyorum.
        teşekkür ederim..

  7. why? dedi ki:

    gayb’a inanan… aşağıdaki ayetlerde insanların sadece ne zaman doğacağı ve ne zaman öleceğini bildiği mi yazıyor iyi bak bakalım;

    Kamer/ 52-53. Onların yaptıkları her şey, kitaplarda kayıtlı, küçük, büyük her şey, satır satır yazılıdır.

    Sebe-3. (…) Göklerde ve yerde zerre miktarı bir şey bile O’ndan gizli kalmaz. Bundan daha küçük ve daha büyüğü de şüphesiz, apaçık kitaptadır (yazılıdır).

    küçük büyük herşey satır satır yazılıdır lafından onu anlıyorsan bravo!

    Kasas-56. Sen sevdiğini hidayete erdiremezsin; bilakis, Allah dilediğine hidayet verir ve hidayete girecek olanları en iyi O bilir.

    bu ayette de yaşadığı sürenin bile sonunda cennete mi cehenneme mi gideceğini bildiği belirtilmiş, yani senin cennete mi cehenneme mi gideceğini önceden belirlemiş, allahın istediğine de karşı gelip bunu değiştiremeyeceğine göre, örneğin cehenneme gideceğini önceden biliyorsa ne yaparsan yap bunu değiştiremezsin, bu da iraden olmadığını açıkca gösterir.

    • gayb`a inanan dedi ki:

      why.. siralamis oldugun ayetlerden iradesiz oldugunu cikartiyorsan, sana diyecegim yok..

  8. irfan dedi ki:

    Anlasilmasi zor bir konu,ama umarim faydasi olur.
    Insan fiilerini inceledigimizde iki insanin iki daire icerisinde yasadigini görürüz.1.insanin hakim oldugu daire,bu daire insanin tasarrufu altinda olan ve serbestce secimini yaptigi bir alandir.2 . ise insana hakim olan daire,burada insan üzerine uygulanan fiillerde insanin hicbir rolü yoktur.Bu fiilerden ilki varlik düzenin gerektirdigi fiillerdir.Mesela günesin belli bir yerinin bulunmasi, insanin dünyaya gelis zamani,gözünün renginin kendisi tarafindan tayin edilmedigi ve benzeri fiiller.Bir digeri ise,insanin defetme imkani bulamadigi ve kendinden uzaklastirma gücüne sahip olmadigi fiillerdir.Mesela insanin bir yerden düsüp, bir baskasinin ölümüne neden olmasi,trafik kazasi,ucak düsmesi gibi.bunlarin sonucunda insan üzerine sevap veya ceza dogmaz.Cünkü kendi üzerine, kendi dahili bulunmadan gerceklesmis fiillerdir.iste buna KAZA denir.
    Kader ise,Allah in yaratmis oldugu esyada,insanin icgüdülerinde ve uzvi ihtiyaclarinda meydana getirmis oldugu özelliklerdir.Mesela atesin yakma özelligi,bicagin kesmesi,uzvi ihtiyaclarda ise acikma,susama gibi.Allah bu özellikleri uzvî ihtiyaçlardan ve içgüdülerden ayrılmaz bir şekilde yaratmıştır.İşte Allah’ın eşyada, insandaki içgüdü ve uzvî ihtiyaçlarda meydana getirmiş olduğu bu belirli özellikler eşya ve insan açısından KADER dir. Bu özellikler eşya veya insanın kendisinden değildir, Allah’tandır. İnsan bunların Allah’tan olduğunu kabul etmelidir. Bu eşyada ve insandaki özelliklerde insanın Allah’ın emirlerine uygun veya aykırı işler yapabileceği bir takım kabiliyetler vardır. Yapılan fiil Allah’ın emrine uygun ise onda hayır, aykırı ise şerr vardır. Bu işleri yaparken insan eşyadaki özelliklerden, kabiliyetlerden,Hayır veya Şerr işlemekte yararlanmıştır. Yoksa hayır veya şerrin kendisi bu kabiliyetler ve özellikler değildir. Mesela insanda cinsel içgüdünün bulunması, onda karşı cinse meyil kabiliyeti olması bizzat hayır veya şerr olmayıp, bu kabiliyetten insanın Allah’ın razı olmayacağı şekilde yararlanması şerr dir. Yani Cima (cinsel iliski) da hayır var iken, Zina da şerr bulunması gibi. Aynı kabiliyetten yararlanılarak yapılan aynı fiil olmasına rağmen bu ikisi arasındaki sevab-ceza farkı, birisinin Allah’ın emrine uygun olarak gerçekleştirilmesi, diğerinin ise O’nun rızasına rağmen gerçekleştirilmesinden doğmaktadır.
    Sevap ve ceza kavramlari,insanin hakim oldugu yani secimini serbesce yaptigi daire icerisindedir.Bu alanda insan diledigini yapar ve sonuclarindan mesul olur.Men edilinden kacinirsa sevap kazanirken,emredileni yaparken de sevap kazanir.Aksini yaptiginda ise ceza ya mahkum olur.

  9. mervece dedi ki:

    Hepimiz tanık olmuşuzdur …Yürümesi istenilen çocuğa, ebeveynleri karşısına geçerek onun ilgisini çekecek bir oyuncak sallarlar. Ufaklık ayağa kalkmayı dener…önce ayakları titrer … Düşer… Bu sefer karşı tarafta oyuncak daha hızlı sallanmaya başlanır. Oyuncağın cazibesine dayanamaz çocuk… Tekrar dener… Ebeveyninin elindekine kitlenmiştir bir kere… Eller önde… ayaklar paytak paytak…Zoraki bir kaç adım atılır…Hedefine ulaştığı anda ise hemen kendini yere bırakır… Bir süre oyuncağa sahip olmanın tadını çıkarır… Sonra onca emeğinin karşılığı olan oyuncağından “sıkılır”, başka arayışlara girer.

    Ailesinin ona yürüyebilmeyi öğretmesi için , artık “farklı bir oyuncağı” göstermesi gerekecektir.

    Küçükken, küçücük algı yeteneğimizle, gerçeği ebeveynimizin elindeki oyuncak sanırız. Yürümeyi dener ve başaramazsak, bir cıngar kopartır; belki de annemize , babamıza öfkeleniriz… “ o kadar feryad figan ağlıyorum; yürümeye çalışırken sert düştüm, canım da acıdı … yahu zalim misiniz … görmüyor musunuz gözyaşlarım sicim gibi akıyor,insaf … uğraştırmadan verseniz ya şu oyuncağı…Başka eğlenceniz mi yok anlamadım ki…“ diye içimizden söylenebiliriz…

    Şüphe bile duyabiliriz belki ailemizin bizi sevdiğinden…

    Oysa Amaç sandığımız aslında ‘yürümeyi öğrenebilmemiz’ için bir -Araç-tır…hedef, o yaşlarda anlaya-ma-yacağımız kadar büyüktür.

    Ancak büyüdüğümüzde anlayabiliriz , emeklemek ve yürüyebilmek arasındaki farkın, bize gösterilen oyuncaklardan daha “kıymetli” olduğunu…ailemizin bizi sevdiğini…sevdikleri için bize emek verdiklerini… sevmeselerdi kendilerinden bir parçayı dünyaya getirmeyeceklerini…

    Büyüdüğümüzde oyuncaklarımızı “hatırlamayız” bile…Hatta en sevdiğimiz oyuncağı ; hatıra olsun diye ailemiz saklamış olsa ve bize gösterseler “neeee; bu muydu yani o zaman aklımı başımdan alan şey” diye kendimize güleriz…

    İnsanoğlu bu… Karşısında dünya bütün cazibesiyle salınıp durdukça, ona ulaşmak için zorlanarak attığı her adımda, düştüğünde, kalkmak da zorlandığında, canı acıdığında, dünyanın sahibine söylenir…neden imtihan ediyorsun beni? Zalimsin (aileniz kadar)… sevmiyorsun beni (sevmese yaratır mı)…. neden istediklerimi vermiyorsun ( hedef oyuncaklar değil ki)…

    Oysa yaşadığımız her sıkıntı bizi bir adım daha yükseğe çıkartır, yeni bir şey öğretir… dökmeden yemek yemeyi, döke döke öğreniriz…çocuk kalıp çizgi filmle yetinmek istiyorum da diyebilirsiniz , ya da büyüyüp cem yılmaz izlemek istiyorum da diyebilirsiniz…

    Yaşadığımız zamana göre değerlendiriyoruz hayatı.. sonrası yok gibi düşünüyoruz…oysa var, ölüm var, sonrası var… şuan yaşadığımızdan çok daha keyifli bir hayat var… bütün sıkıntılar, tecrübeler orası için…

    Çocukluğunu yaşamamış biri, “gençliğinin” farkını nasıl anlayabilecek?…ya da bu dünyayı yaşamamış biri, “ahiretin” kıymetini nasıl bilecek?

    O hayata hazırlanıyoruz…En önemlisi ise, o hayatın giriş kapısına geldiğimizde , günahlarımız bize tek tek gösterildiğinde “neee; bu muydu yani o zaman aklımı başımdan alan şeyler?” pişmanlığını yaşamamak…

    Bu dünya hayatı sadece bir oyun ve oyalanmadan ibarettir. Ahiret yurduna gelince, işte asıl hayat odur. Keşke bilmiş olsalardı. (Ankebut suresi;64 )

    Ey Muhammed! Sen onlara dünya hayatının misalini ver. Dünya hayatı, gökten indirdiğimiz bir su gibidir ki, bu su sayesinde yeryüzünün bitkileri (her renk ve çiçekten) birbirine karışmış, nihayet bir çöp kırıntısı olmuştur. Rüzgarlar onu savurur gider. Allah her şeye muktedirdir. (Kehf suersi; 45)

    Biz gök ile yeri ve aralarındaki şeyleri, boş bir eğlence için yaratmadık. Eğer bir eğlence edinmek isteseydik, elbette onu katımızdan edinirdik. Yapacak olsaydık öyle yapardık. (Enbiya suresi; 16,17)
    mervece.com
    Bize kavuşmayı ummayanlar, dünya hayatına razı olup onunla tatmin bulanlar ve bizim âyetlerimizden gafil olanlar da vardır muhakkak. (Yunus suresi; 7)

    • Sami dedi ki:

      Evet merhametlilerin en merhametlisinin, yürümeyi başaramayan bebeği sonsuza dek ateşte yakarak, kaynar su içirerek cezalandırması, anlattığınız hikaye ile ne kadar benzediğinin delili. İmtihanı geçemeyenler, sadece sonsuz cennet nimetinden mahrum olsalar anlıyacağız. fakat üstüne birde cayır cayır yanma cezası gerçekten ibretlik. fakat bu masalları uyduran kişinin, sadist bir allah tasavvurunu, merhemetlilerin en merhametlisi gibi sunmaya çalışması, çok daha ibretlik..

      • bilal dedi ki:

        Sami Bey ! ”Bebek yaştaki cocuk cehenneme girecek ve ona kaynar su içirilecek ”diye ifade eden bir ayet, kur’an-ın neresinde var gösterir misin ? İSLAMA GÖRE AHİRETTE
        KİMLER MESUL OLUR ?
        1- İslam inancına göre ergenlik çağına gelmeyen bütün dünya çocukları ( müslüman,
        hıristiyan,yahudi,büdist,hindu,satanist,mecusi,ateist vs.) hiç bir ayırım yapılmaksızın hep-
        si cennetliktir.Ergenlik çağına gelmeden ölen bütün dünya çocukları masum olup,hiç birine
        ceza verilmeyecektir.İslama göre,Çocuk ergenlik çağına gelip akli dengesi olgunlaştıktan
        sonra mükellef duruma düşer.Evet,ergenlik çağı altındaki bütün çocuklar cennetliktir.
        2- Akli ve psikolojik sorunu olan bütün dünya insanları muaf olup,hepsi cennetliktir.Hiç bi-
        ri ceza görmeyecektir.3- Hakkıyla Allah’ın dininin tebliğini almayan herkes ahirtte muaftır.
        İSRA SURESİ 15.AYET: ”……..وما كنا معذبين حتي نبعث رسولا الخ ” …..Biz bir topluma, ( buyruk-
        larımızı duyurup tebliğ eden ) bir elçi göndermedikçe,onlara azap verecek değiliz…
        Burada Yüce Allah,”…Bir elçi göndermedikçe…” ifadesiyle hakkıyla tebliğin yapılmasının
        gereklilği vurgulanmaktadır.Şayet tebliğte bir kusur varsa veya Allah’ın gönderdiği dinin ha-
        kikatleri tam,doğru ve sağlam bir şekilde tebliğ edilmemişse,yine azap verilmez.Bu neden-
        le muhakkıkıyn islam alimleri şöyle diyorlar. ” من المسؤل يوم القيامة ؟ ” KIYAMET GÜNÜNDE
        KİMLER MESUL OLUR ? 1- من لم يبلغه تبليغ الاسلام ” İslam tebliğini almayanlar,(hangi din ve
        inanca mensup olursa olsunlar ) sorumlu değiller. Delilleri ise,söz konusu ayettir.
        2- من بلغه اسم الاسلام والقران ورسالة محمد ولكن ما تمكن له من تعريف حقاق الاسلام ومحاسنه بل شوه له الاسلام
        ” İslam,kur’an ve Hz.Muhammed’in risaletini duyduğu halde,islamın hakikat ve güzellikleri-
        ni öğrenme fırsatını bulmamış bilakis, kaldığı ve yaşadığı ortamda ona islam hep yalnış ve
        (haşa) kötü anlatılmışsa,bu da tebliğ almamış gibidir. İnancı ne olursa olsun kıyamet gü-
        nünde Yüce Allah’ın engin merhameti kapsamına girerer. 3- Allah’ın gönderdiği dinin tüm
        hakikatlarını doğru ve tam bir şekilde aldığı halde, kendi özgür iradesiyle inanmayanlar kı-
        yamet gününde mesul tutulacaktır. Bundan hareket ederek, bugün hakkıyla islam tebliğini almayan hangi din ve inanca mensup ulursa olsun,Yüce Allah’ın engin merhamet ve affına
        mazhar olurlar. Böyle bir inanç hiç bir dinde bulamazsınız. ÖRNEĞİN Hiristiyanlıkta Vaftiz
        edilmeyen çocuk hiristiyan sayılamayacağı gibi,ebedi kurtluşu da yoktur..Diğer dinler de
        öyle…..! Saygılar.

      • Seyyid dedi ki:

        Peki güzel kardeşim, hitler,ladin,bush ve dünya daki diğer kötü işler yapmış, bir başkasına zarar vermiş, çalmış,çırpmış,huzursuzluk çıkarmış insanların sonu nasıl olmalı sence? Bu insanların cezalandırılması kötü bir şey mi sence? Haa ufak tefek günahlar işlemiş, günahından pişman olup çok dürüst ve düzgün bir insan haline gelmiş birine sen hiç merak etme ki Allah mutlaka merhamet eder. Allah varlığında bir olduğu gibi adeletindede birdir.

  10. mervece dedi ki:

    Size samimiyetle birşey sormak istiyorum sami bey;
    Kuran-ı kerimi okuduğun zaman insanları yakmak için uğraşan bir tanrı inancımı gözünde canlanıyor… yoksa yanlışları öğreten ve bunları yaparsanız cezalandırılırsınız diyen bir tanrı inancımı ortaya çıkıyor… Helak edilecek bir kavmi bile, yunus as bırakıp gittiği için balığın karnına hapseden bir Allatır… gnderdiği peygamberin, senelerce tebliğ görevini yapmış olmasına rağmen, artık br noktada dayanamayıp halkını terk etmesini Allah cezalandırmıştır…
    düşünebiliyor musunuz, kendisini reddeden bir toplum için peygamberini cezalandırıyor… Allah aşkına gaddarlık bunun neresinde…
    Ayrıca siz belki erdemli bir insan olabilirsiniz… ama kabul etmek gerekirki dünya erdemli insanlardan oluşmuyor… zıtların birlikte yaratıldığı bir dünya… ve seçim sizin iradenizde…
    insanları diri diri yakan, el kadar bebekleri hunharca katleden insanlar var…
    Allahın bu tip insanları cezalandırmıyacak olsaydı adaletli olabilirmiydi?
    adaletin gerektirdikleri ayrı, merhamet ayrı…
    kaldı ki insan pişman olursa rahmet kapıları sonuna kadar, ölüm anına kadar açıktır…
    hz hamza 70 parçaya ayıran, kalbini çıkartan vahşi bile sonradan müslüman olmuştur… ve affedilmeyeceğine olan inancından dolayı onla ilgili ayet bile inmiştir… çünkü amcasını çok sevdiği için ölene kadar vahşi ra. affetmesine karşılık, görmeye dayanamamıştır…
    uzun lafın kısasıi, Allah cehennemi insanları yakmak niyetiyle yaratmamıştır… ceza gerekenleri cezalandırmak niyetiyle yaratmıştır… yoksa siz, bugün zulmeden insanların kanunlarla cezalandırımaması gerektiğini mi düşünüyorsunuz?
    en sevdiğinize çok çirkin bir saldırı yapılsa, yapan kişiyi kendi ellerinizle ateşlere atmaz mısınız?
    lütfen dürüst olun…
    hala yaratana onca hakeretler edip, Rabbimin yarattığı rızıklardan yemeye devam eden insanlar var… işte bu allahın merhametlilerin en merhametlisi olmasının bir sonucu…

    • Sami dedi ki:

      Ben de size samimiyetle bir tavsiyede bulunmak istiyorum. Sadece 5 dakikalığına hiç bir dine inanmayan biri gibi düşünürseniz sorduğunuz soruların hepsine kolaylıkla cevap bulabilirsiniz. Yinede cevap vereyim. Varsayalım ki ben en kamil ahlaka sahip insanlardan biriyim, hayatımı iyiliklerle güzelliklerle geçirdim. islama göre sadece muhammed in peygamberliğini reddetmem veya allaha inanmamam, benim sonsuza dek cehennnemde yanmam için yeterlidir. yani islamda cehennnem azabı sadece kötülük, zulüm yapan insanlar için yoktur.
      Merve hanım bunun nasıl bir merhamet olduğunu lütfen bana izah edermisiniz? Bir şeyin imtihan olabilmesi için, kaybeden kişilerin ödülden mahrum bırakılması gerekir. Hiç bir imtihanda, kaybedenler cezalandırılmaz. Üstelik sonsuza dek ateşte yakma cezası hiç de sağlıklı bir ruh haline sahip birinin vereceği bir ceza değildir. Bunun insanların gözünü korkutmak, itaat ettirip koyun sürüsü gibi sürmek isteyen birinin uydurduğu masal olduğu aşikar dır.

      • mervece dedi ki:

        keşke herkes bu konuları bu üslupla tartışabilse… ön yargısız, dediklerini karşı tarafa empoze etme düşüncesi olmadan, sadece anlaşılma kagısıyla sohbetler yapılsa… üslubunuz için teşekkür ederim…
        sorunuza karşılık ben de yine bir soru sormak istiyorum… sevdikleriniz; dostlarınız, aileniz, eşiniz belki de sevdiğiniz… siz kendilerine inandığınız bir şey söyleseniz… deseniz ki mesela dostunuza, şu kişiyle görüşmeni istemiyorum, çünkü bu kişinin sana zarar vereceğini düşünüyorum… ya da bu işte çalışmanı isemiyorum, çünkü bu işin sana uygun olmadığını düşünüyorum gibi… ama karşınızdaki çok değer verdiğiniz insan sizin bu öğüdünüzü duymazdan gelse ve hiç önemsemese… siz karşınızdaki kişinin size olan svgisinden, ve size verdiği değerden şüphe edermisiniz? edersiniz… çünkü sevdiğiniz kişi bilmelidir ki siz, onu sevdiğiniz için çabalamaktasanız… eğer sözüne kıymet vermiyorsa, sizin düşüncelerinize de önemsemiyor demektir…
        Kuranı kerimde Allahın kullarından istediği en önemli şey öncelikle “akıl sahibi”, “düşünen” kişiler olmalrı…aklı olmayan zaten sorumlu değil…
        isteseydi 10 emirle de bütün yasklarını anlatabiliridi… ama kullarına verdiği değer gereği kuran kerimi sayfalarla, kıssalarla donattı…
        istediği tek şey insanın gördüklerini akıl süzgecinden geçirip, kuranı da okuyarak “insana” yakışır bir şekilde bir hayat sürmesi…
        yine bir örnek, eşinize süper ultra lüks bir ev alsanız ve evi mükemmel eşyalarla donatsanız… süpriz yapmak isteseniz… ama eşiniz evi gördüğünde bu durumu sıradan karşılasa, sevinmese, hatta size şikayet etse bunu sabırla karşılayabilir misiniz?
        karşılayamazsınız…
        Allah dileseydi dünyayı sadece bir çölden, sadece kutuplardan, sürekli yağmurların yağdığı,sürekli gece, sürekli gündüz olarak yaratabilirdi… okyanusları genişletip, üzerinde dolaşabileceğimiz kara parçasını küçücük yapabiliridi…
        ama bize değer verdi… bizi sevdiği için… binbir çeşit rızıkla, renklerle donattı… tavuskuşuna yakından hiç gördünüz mü? ancak seven, sevdiği için özenirse bu kadar mükemmel bir eser yaratabilir?
        doğal olarak da eserin sahibinin takdir edilmesini istiyor… Allahın burada cehennemle cezalandırma sebebi, günahlarınızdan da öte bir durum… sevgisizlik…
        samimiyetle cevap rica ediyorum sizden… sevdiklerinize sürekli güzel şeyer yapsanız ama onlar bu yaptıklarınızı önemsemese, ilişkinizi aynı samimiyetle devam ettirirmisiniz, yoksa bir nokta da “yeter artık ” mı dersiniz?
        düşünün bir kere, bugün en basit ifadeyle bir futbol oyuncusu olsanız… belki de dünyanın en iyi oyuncusu olsanız… ama takın ruhundan kopuk, antrenörle sürekli ters bir tutum sergilerseniz, hiç bir kulüpte çalışmazsınız…
        bu alemin sahibi kurallar koyduysa, buna uymak zorundasınız… ama Allah bunu bir zorunluluk olarak değil, sevgiyle yapmanızı istediği için peygamberlerini, kuran kerimi indirmiştir…
        dediğim gibi, hiç birini yapmak zorunda değildi…ama sizi seviyor… bu gün bir vesileyle hala karşınıza çıkıp birileri onu size anlatıyorsa, bu hala sizden ümidini kesmediği içindir…
        ölüm anınıza kadar da siz inatla onu inkar etseniz de, o hep bir vesileyle arşınıza çıkacaktır… tıpkı sizin sevdiklerinizi kolayca bırakıp gidemediğiniz gibi…

      • Sami dedi ki:

        Benim bir çocuğum olsa, ben onu çok sevsem fakat o benden nefret etse, hakaret etse, hatta babası olduğumu inkar etse ben yinede ona kötülük yapamam. Yakmayı aklımın ucundan bile geçirmem. hatta ölürüm de kendi guururum için çocuğuma zarar veremem.

      • Seyyid dedi ki:

        İnsanlar ahiret sınavı dışındada bir takım sınavlara tabii olurlar. Örneğin öss sınavı ve diğer bir çoğu gibi. Öss sınavını kazanırsan hakkının tecelli ettiği gibi bir üniversiteye gider ve öğrenimini sürdürürsün. Öss sınavını kazanamayan bir adama buyur sen bu üniversiteyi hak ettin diyen birini gördünmü? Allah a ve Muhammed e inkar edilmesinden dolayı yanılabilmesinden bahsetmişsin. Peki o senin düşünmediğin gibi gerçeten bir yaratıcıysa? O peygamber de seni haberdar etmek için seçtiği bir elçisiyse? Sen o zaman buna inanmamakta nasıl bir hak elde ediyor olabilirsin kendinde?

      • sarp mustafa dedi ki:

        @mervece

        anlamadan cevap verme olayından ne anlıyorsunuz?

        “Varsayalım ki ben en kamil ahlaka sahip insanlardan biriyim, hayatımı iyiliklerle güzelliklerle geçirdim” demiş adam size soru sorarken.

        siz kalkmış hala
        “sevdikleriniz; dostlarınız, aileniz, eşiniz belki de sevdiğiniz… siz kendilerine inandığınız bir şey söyleseniz… deseniz ki mesela dostunuza, şu kişiyle görüşmeni istemiyorum, çünkü bu kişinin sana zarar vereceğini düşünüyorum… ya da bu işte çalışmanı isemiyorum, çünkü bu işin sana uygun olmadığını düşünüyorum gibi”

        yazıyorsunuz. Adam zaten en kamil insanım mükemmel ahlakım var, allahı bilmesemde inanmasamda zaten cenneti hakedecek derecede mükemmel yaşıyorum diyor. sen ne yanlışı ne hatasına sürüklenmesinden bahsediyorsun? okduğunuzu anlayıp cevap verin lütfen. Bişeye tanık oldum burada çoğu kişi anlamadan biribirine cevap veriyor, özellikle müslümanlar. bir de destan gibi döktürüyorlar okuyorum okuyorum sona bir geliyorum adam resmen boş konuşmuş. misal ahlak sorulmuş, efendim hayvanların çıplak gezmesi bizim ahlakımızla değerlendirilemez diye cevap vermiş müslüman kardeşlerim 🙂 yapmayın böyle bişeyleri anlamaya çalışıyoruz eğer köstek olacaksanız, bize zaman israfı yaptıracaksanız uzak durun lütfen.

  11. mervece dedi ki:

    “Diri diri gömülen kız çocuğuna, hangi suçtan ötürü öldürüldüğü sorulduğu zaman.” (Tekvir suresi, 81/8–9)

    • AYŞE SENA ÇAKAL dedi ki:

      Kız çocuklarının gömüldüğü bir toplum düşünün. Diri diri gömülen kızların olduğu bir dönemde peygamberin ilk eşi ticaretle uğraşan bir bayansa bu ve benzeri durumlar karşısında eğer mantığınız varsa nasıl bir yorum yaparsınız?! İslamiyetten önceki birçok topluma baktığınızda kadın sosyal hayatın aktif bir parçasıdır. Erkekle çoğu zaman yanyanadır. Sağlıklı bir beyin sosyal hayatı oluşturan temel unsur olan insanı erkek-kadın ayrımına tabi tutmaz. Tutmamalıydı. Kadını eşyaya, sahip çıkılması ve korunması gereken aciz bir yaratığa, erkeğide onun sahibine dönüştüren bir dine ve allaha bireysel olarak ihtiyaç duymuyorum. Herkese hayırlı kaderler diliyorum.!!

      • bilal dedi ki:

        AYŞE SENA ÇAKIL ! Belli ki,islamiyetten önceki kadının konumunu hiç araştırmamış-
        sınız.İstisnai bir örnekle cahiliye dönemindeki kadınları sosyal hayatın aktif bir parçasını
        görüyorsun.Her halde kadının konumunu araştırmamışsınız.!!! Siz,eski Yunan,Roma,
        Hamuradi,Yahudilik,Hunduizm,Hıristiyanlık,Çin,Rus,İngiliz ve İslamdan önce diğer dünya toplumlarındaki kadının konumunu araştırdınız mı.? 1805 yılına kadar da İngiliz hukuk
        sistemine göre,” erkek isterse,eşini resmen satabilir” diye böyle bir yetki erkeğe verilmişti.! İngilizler de 1805 yılına kadar kadının durumu böyle ise,İslamiyeten önceki (yani 1400
        sene önce ) kadının durumu ne idi ve slam kadını nasıl bir dudruma getirdi ? Araştırdı-
        nız mı ? ŞİMDİLİK,KADIN VE ERKEK EŞİTLİĞİNE HÜKÜM VEREN SADECE BİR AYE-
        Tİ YAZIYORUM: Daha sonra konuyla ilgili göstereceğiniz ayetleri değerlendirebiliriz:
        === TEVBE-71: والمؤمنون والمؤمنات بعضهم اولياء بعض يأمرون بالمعروف وينهون عن المنكر الخ
        ” Mü’min erkekler,mü’min kadınlar,birbirlerinin velisidirler .( veli,yöneteci,idareci vs .)
        Bibirbirlerine ma’rufu (iyiliği ve meşru işleri ) emrederler. Birbirlerini kötülükten (meşru
        ve hukuki olmayan işlereden ) de sakındırırlar.” Bu ayet,1400 seneden beri kadının da
        erkek gibi,veli,yönetici ve idareci olma hakkına sahip olduğunu,ayetin son cümlesinde de, yine erkek gibi yasama,yürütme vb. bütün faaliyetlerde bulunma hakkına ve yetkisine
        sahip olduğuna dair hüküm veriyor.!!! Her konuda erkeğin hukuku ne ise,kadının da aynı-
        dır. Yine HZ.MUHAMMED buyuruyor : انما النساء شقائق الرجال الخ ” Kadınlar her konuda erke-
        ğin dengi ve eşidirler.” İşte 1400 sene önce islam kadına bu gözle bakmıştır. Ama onun
        bu konumu süi istimal edilmişse,kur’an ve islam bundan asla sorumlu değildir.
        Not: Hz.Hatice’nin konumu ayrı idi. Zira o Mekke’nin eşraflarından bir dul idi. Eşinden ka-
        lan servet ne ise ona kalmıştı.Onun bulunduğu konumu,islamiyetten önceki kadanların konumuna örnek göstermek cahiliye dönemini bilmemek anlamına gelmektedir.
        == KUR’AN’ın tek bir ayetinde çelişki ve tutarsızlık da yoktur.Gösterebileceğin ayetleri de
        değerlendirebiliriz.Var gibi görülen çelişki ve tutarsızlık kur’an’ını orjinal metninden değil,
        yalnış meal ve yorumlardan kaynaklanmakatadır.Bu yalnış meal ve yorumlar da,birer in-
        san ürünüdür.Kur’an,bunlardan münezzeh eşsiz ilahi bir kitaptır. Saygıyla.

  12. mervece dedi ki:

    hz vahşinin affedilmesi…
    Hicretin sekizinci yılında, Mekke fethedildiği gün, Vahşî, Mekke’den kaçtı. Bir zaman uzak yerlerde kaldı. Sonra pişman olup, Medine’de mescide gelip, selam verdi. Resulullah efendimiz selamını aldı. Vahşî dedi ki:

    – Ya Resulallah! Bir kimse Allaha ve Resulüne düşmanlık yapsa, en kötü, en çirkin günah işlese, sonra pişman olup temiz iman etse, Resulullahı canından çok seven biri olarak, huzuruna gelse, bunun cezası nedir?

    Resulullah efendimiz buyurdu ki:

    – İman eden, pişman olan affolur. Bizim kardeşimiz olur.

    – Ya Resulallah! Ben iman ettim. Pişman oldum. Allahü teâlâyı ve Onun Resulünü herşeyden çok seviyorum. Ben Vahşî’yim.

    Resulullah efendimiz, Vahşî adını işitince, Hz. Hamza’nın şehit edilmiş hâli gözünün önüne geldi. Gözleri yaşlandı.

    Vahşî, öldürüleceğini anlayarak kapıya yürüdü. Eshab-ı kiram kılıçlarına sarılmış, işaret bekliyordu. Vahşî, “Son nefesimi alıyorum” derken, Cebrail aleyhisselam geldi. Allahü teâlâ buyurdu ki:

    – Ey sevgili Peygamberim! Bütün ömrünü puta tapmakla, kullarımı bana düşman etmeye uğraşmakla geçiren bir kâfir, bir kelime-i tevhid okuyunca, ben onu affediyorum. Sen, amcanı öldürdü diye Vahşî’yi niçin affetmiyorsun? O pişman oldu. Şimdi sana inandı. Ben affettim. Sen de affet!

    Herkes, “Öldürün!” emrini beklerken, Resulullah efendimiz buyurdu ki:

    – Kardeşinizi çağırınız!

    Kardeş sözünü işitince, saygı ile çağırdılar. Peygamber efendimiz Vahşî’ye, “affolunduğunu” müjdeleyerek buyurdu ki:

    – Fakat, seni görünce dayanamıyorum, elimde olmadan üzülüyorum.

    Hz. Vahşî, Resulullahı üzmemek için, bir daha yanına gelmedi. Mahcup, başı önünde yaşadı. Aynı mızrak ve okla Peygamberlik iddiasından yalancı Müseyleme’yi öldürdü ve büyük hizmet etti. Hz. Osman zamanında vefat etti.

    http://www.sorularlaislamiyet.com/qna/1178/hz-vahsi-musluman-olduktan-sonra-peygamberimiz-sav-in-ona-ancak-gozume-gozukme-dedigi-rivayet-ediliyor-bu-rivayet-sahih-midir.html

    ANCAK MERHAMETLİ BİR YARATAN, PEYGAMBERİNDEN BÖYLE BİR DAVRANIŞ BEKLER… YUKARIDAKİ YAZIMDA “eğer ki kuranı haşa peygamber efendimiz yazmış olsaydı, böyle bir ayeti yazmazdı” CÜMLEM BENİ SONRADAN RAHATSIZ ETTİ.. ÇÜNKÜ HAŞA PEYGAMBER EFENDİMİZ ADINA KONUŞMUŞ OLDUM… BENİ AFFETSİN İNŞALLAH… BEN, AMCASININ ŞEHİT EDİLMESİNDEN DUYDUĞU ÜZÜNTÜNÜN AĞIRLIĞINDAN BAHSETMEK İÇİN BU CÜMLEYİ YAZDIM… AMA HADDİMİ AŞTIM…
    BLOG YAZARI BU AÇIKLAMAMLA BERABER O KISMI SİLERSE, MEMNUN OLURUM…

    • HmS dedi ki:

      “CÜMLEM BENİ SONRADAN RAHATSIZ ETTİ.. ÇÜNKÜ HAŞA PEYGAMBER EFENDİMİZ ADINA KONUŞMUŞ OLDUM… BENİ AFFETSİN İNŞALLAH… BEN, AMCASININ ŞEHİT EDİLMESİNDEN DUYDUĞU ÜZÜNTÜNÜN AĞIRLIĞINDAN BAHSETMEK İÇİN BU CÜMLEYİ YAZDIM… AMA HADDİMİ AŞTIM…
      BLOG YAZARI BU AÇIKLAMAMLA BERABER O KISMI SİLERSE, MEMNUN OLURUM…”
      mervece hiç samimi bulmuyorum bu yazdıklarını. tıp kı sen de muhammed gibi politik şeyler yazmışsın. karşındaki insanları etkileyebilmek, inandırabilmek adına her türlü insanii duyguları kullanabiliyorsun. evet hala iddia ediyorum; kuran insan işi bir kitaptır. sözleri yazar/yazarlarını bağlar. vahşiyi affedişi, o an cebrail geldi, ona allah affetti sen de affet dedi, o da affolundn dedi vahşiye. bu çok etkileyici.. senin de peygamberin açısından düşünmen, onun adına konuşman da gerçekten aynı etkiliyici bir politik düzeyde
      teşekkür ederim..

      • AYŞE SENA ÇAKAL dedi ki:

        Sevgili HmS size aynen katılıyorum. Evrensel ve herşeyi bilen bir yaratıcının gönderdiği iddia edilen bu kaynakların içeriğine bakıldığında güzel şeylerden söz edildiği gibi son derece akla-mantığa ters ve insanlığı veya bir türü veya bir ırkı veya sosyal bir tabakayı ve onları ilgilendiren konuları pekte düzgün bir niyetle ele alamadığı, düzgün değerlendirmeler yapamadığı açıkça görülüyor. İçerisinde insani ve bir çok dengesiz açıklamalar barındıran bu kaynağın övücüleri ne yazık ki insanlar bu çarpıklıkları görmesin, değerlendirmesin, içerisinde süslü kelamların edildiği güzelliklere bakarak, aklı ve mantığı devre dışı bırakarak bu kaynağı kusursuz bir eser kabul etsin istiyor. En çirkinide bilim alanında çalışmalar yapıp bir şeyleri ortaya çıkaran insanların emeklerine bir gram saygı duymadan, aaa bak!!! bu kuranda yazıyordu yalanları. Veya iftiradan sakının derken ilk ortaya çıktığı dönemlerde kadınları-kızları asan, kesen, toprağa gömen cahil, cühela bir toplumdan söz edip durması. Cennet anaların ayağı altındadır derken kadınları alınır satılır, sahip çıkılır aciz bir yaratığa dönüştürmesi. Bütün bunların müsebbibi görünmesin, eleştirilmesin istiyorlar. Aslında kaynak düzgün fakat insanlar islama uygun yaşamıyorki yalanlarına sarılıp duruyorlar. Kaynak çok düzgün, üstelik birde evrensel. Hitap şeklini Ey insanlar! diye çevirince oldu sana evrensel. Yersen. Kurandaki coğrafya bilgisinde harita yok, üzerinde yaşanan dünyanın şeklinden, iklimlerinden bihaber fakat big-bangi biliyor. Yersen. Besin kaynakları hurmayla, incirle, kuru üzümle sınırlı. Hayvan bilgisi çöle ait deveden öteye geçememiş evrensel bir coğrafya ve biyoloji ve tarih ve tıp ve matematik ve psikoloji ve sosyoloji, ve astronomi kitabı. Kuran evrensel bir kaynak ve bütün insanlığa gönderilmiş fakat olayları ele alan kaynağın içeriği arap toplumunun ve muhammedin hayatında yaşadığı gelişmelerin hikayesini anlatmanın dışına çıkamamış. İlk emri oku olduğu halde, sözde bilimi ve düşünmeyi sevdiği, teşvik ettiği halde o toplumu aradan 1400 yıl geçmesine rağmen halen dünyevi bir aydınlığa bir türlü ulaştıramamış. Ve daha buna benzer bir sürü sonuç. Gelde akıl ve mantık ve hakkaniyet çerçevesinde böyle bir sisteme, böyle bir kaynağa itibar et!! Son cümle. İnsanlar bir şeylere inanıyor ve onda manevi bir huzur buluyorsa bu sorun değil. Yeterki bu düşüncenin insanlık adına değişmez tek doğru olduğu konusunda ısrar edip durulmasın. Açıktan veya üstü kapalı buna inanmayan insanlara melun, yanacak, kavrulacak yaratıklar gözüyle bakılmasın. Diyeceğim fakat kime diyeceğim.

      • bir kul dedi ki:

        Kader Nedir?

        Bir insanın, bir hayvanın, bir şehir veya bir ulusun yeryüzündeki var oluş sürecinde onun yaşamını yönlendiren etkilerin tümüdür. Ancak bizim inceleme alanımızı insanın kaderi oluşturduğu için biz sadece insana yönelik bilgilere ağırlık vereceğiz. Unutulmaması gereken bir noktada şudur ki; bir sokak kedisiyle, bir ev kedisinin, tarih sahnesinde var olmuş şehirler ve ulusların her birinin kendisine özgü bir kaderi vardır. İnsanın kaderine gelince……İki türlü kaderimiz vardır.

        1.) Mutlak kaderimiz, yani İrade-i külli:

        Evrendeki İlahi bilgisayar olarak kabul edilen Levh-i mahfuzda kayıtlı olan ve Allah’ın iradesini yansıtan kesin ve değişmeyen kaderimizdir. Bu kader dua, büyü veya hiç bir güç, tedbir ve gayretle değiştirilemez. Bizim istek ve bilgimiz dışında oluşan bu kaderin kapsamına, doğduğumuz memleket, dönem, ailemiz, eşimiz, evladımız, işimiz, ecelimiz ve yaşamımızın derinden etkileyecek ve şekillendirecek olaylar girmektedir.

        2.) Muallak kaderimiz, yani İrade-i cüzi:

        Bu ise kişinin kendi iradesini kullanarak kaderini ve yaşamını şekillendirmesi olarak açıklanabilir. Bunlara özel zevklerimiz, meraklarımız, ikili ilişkilerimiz, olaylar karşısında verdiğimiz tepkiler ve bu tepki ve davranışlarımızı kontrol etme becerilerimiz örnek olarak gösterilebilir.

        Mutlak kaderimizi oynanan bir oyunun kurallarına benzetecek olursak, muallak kaderimiz ise oyuncunun bu oyunu oynarken gösterdiği becerilerin tümüdür. Buna en iyi örnek olarak tavla oyununu göstermek mümkündür. Tavla oyununun kendisine özgü kuralları mutlak kader olarak kabul edilmelidir. Gelen zara göre oyuncunun pulunu kaçması, kapı alması, bazen rakip oyuncunun pulunu kırması nasıl bir ustalık gerektiriyorsa, kişide yaşarken aynı ustalığı göstererek yaşamını şekillendirebilir. Oyuncunun oyun süresince zarının iyi gelmesi oyuncu usta değilse maçı kazanmasına yetmeyeceği gibi zarı pek iyi gelmese de usta bir oyuncunun maçı kazanma şansı oldukça yüksektir. Çocukluğu ve gençliği sorunlu olan bir kişi zamanla yaşamını akıllıca şekillendireceği gibi, yaşamı her bakımdan olumlu olan bir kişinin yanlış davranışları onun yaşamında çok kısa bir süre sonra olumsuz olayların görülmesine neden olacaktır. Ama imkanları kısıtlı bir insan akıllı hedeflere yönelerek yaşamını belli bir süre de olumsuzdan olumluya dönüştürebilir. Yani o kişi, gelen zarlar iyi olmasa da oyunu iyi oynayarak maçı kazanmıştır. Hatta kaderi bir kişinin yaşamını şekillendiren olaylar dizisi olarak görmekten ziyade, o insanın evrensel gelişimini ve tekamülünü sağlayan bir eğitim programı olarak kabul etmek daha doğru bir yaklaşım olacaktır.
        AINTIDIR

    • MaMaLi dedi ki:

      Kaza ve kader,talih ve tesadüf,bunlar arapça terimlerdir Türk’leri ilgilendirmez.(MUSTAFA KEMAL ATATÜRK)

      • bir kul dedi ki:

        Kader ve Adalet

        Ateizm’e Cevaplar

        Genelde yapılan tartışmalarda göreceli olarak bir çok açmazın/paradoks dönüp dolaşıp kader konusu üzerinde yoğunlaştığını görüyoruz. İnsanoğlunun kader paradoksunu kendi kapasitesi dahilinde net bir şekilde çözemeyeceğini düşünüyorum. Bu konuyu teist ve ateist mantığı üzerinden kendimce analiz etmeye çalışacağım. Tabi fikirlerim sizin kafanızdaki fikirlerinize veya var ise önkabullerinize göre doğru ya da yanlış olarak değerlendirilebilir. Ancak bana göre hayatta bazı durumlar hem doğru hem yanlıştır. Kesin olarak doğru ya da yanlış diyemeyiz. Bu kabuller bize göredir yani. Kader konusu da bunlardan biridir.

        Öncelikle bir teist açısından her şeyin, tüm mevcudatın Yaratıcısı vardır. Yaratıcı gerçek manada mükemmeldir, kusursuzdur, hiçbir eksiklik atfedilemez, her şeye gücü yetendir, bilgisi haricinde olan Olmayandır, bilginin kaynağı kendisidir çünkü. Dolayısı ile evrenin herhangi bir yerinde en ufak bir değişiklikten haberi olmalıdır zira o değişikliğin faili bizzat kendisidir. Günümüzde insanoğlunca bilinen 4 ana kuvvetin faili teist düşünceye göre onu Yaratan’dır. Evrendeki tüm hareket bu 4 ana kuvvet sayesinde gerçekleşir. Bu kuvvetlerin meydana getireceği her işin sonucu kuvvetleri Yaratanca bilinmelidir ki kuvvetler var olmadan önceki var ediliş amaçlarına ulaşabilsinler. Eğer sonuç Yaratıcı tarafından bilinemez ise kuvvetler üzerindeki değişiklik tüm mevcudatın yokluğuna sebep olabilir. Bu da yaradılış gayesinin gerçekleşmemesi demektir ki bunun bizlerce en genel tanımı eksikliktir, hatadır. Fakat Yaratıcı eksikliklerden uzaktır. Öyle ise Yaratıcı’nın Yaratıcı olabilmesi için, zaten bizzat kendisi olan sebebin sonucunu önceden bilmesi gereklidir. Bu da zaman ve mekana dahil olmadığını gösterir.

        Yaratıcı, zamanı ve zamanın hafızası olan maddeyi yaratmış, maddenin sonunu yine zamanla ölçülendirmiştir. Yukarıda bahsettiğimiz 4 ana kuvvetin zamana ve maddeye koyduğu bir ölçü ile yok olacağını bildirmiştir. Eğer biz şu an var isek, başlangıçtan bu yana var ediliş gayemiz işliyor demektir. Tabi burada önce her şeyin bir başlangıcı olduğunu kabul etmemiz gerekir ki başlangıç ile son arasında bir amaç olabilsin. Yani şöyle sorabiliriz;eğer öleceksek neden doğuyoruz, eğer bir son var ise neden bir başlangıç yapıldı? Yani başlangıcı kabul edersek sonu, sonu kabul edersek de bir amaç olduğunu kabul etmemiz gerekir. Eğer tüm varlığın varlığı amaçsız ise bir başlangıç ve sonun olmaması gerekir. Yaratan başlangıçsız ve sonsuz ise amacın kendisidir.

        Yaratıcı’nın sıfatlarını kelimelerle tanıtmaya kalktığınızda, ister tanıtanın ister kelimelerin yetersizliğinden varsayın, bu sıfatlar tam manası ile anlatılamaz. Yukarıda söylediğim “eksiksizlik” kelimesi üzerinden bunu dile getirmeye çalışayım. Yaratıcı da “eksik” olmaması O’nun “eksiğe” sahip olmadığını gösterir. Oysa biz insanlar Yaradan a göre eksiğiz, hatalıyız.. Fakat Yaratıcı eksiksiz ve hatasızdır. Dolayısı ile bizde bulunan Onda bulunmamaktadır, bu durumdan yola çıkarak Yaratan bize göre eksiktir diyebiliriz. Ama ilk başta anlattıklarıma binaen eğer biz bunu diyebiliyorsak, var isek yani Yaratıcı eksiksiz ki varız. Bazen bu gibi durumlardan hareketle “Tanrı kaldıramayacağı kadar yük yaratabilir mi”, “Tanrı kendini yok edebilir mi” , “Tanrı başka bir Tanrı yaratabilir mi?” cinsinden Yaratıcı ya eksiklik atfedilmeye yönelik sorular sorulabilir. Fakat bunlar hepsi yukarıda olduğu gibi bize göredir. Tıpkı adalet kavramında olduğu gibi..

        Kader konusu direk adalet kavramı ile ilgili olduğundan Yaratan da bulunan adalet ile biz insanlarda bulunan adalet kavramını karşılaştırmak herhalde asıl konunun yani kaderin anlaşılmasına yardımcı olacaktır. Yukarıda anlattığım üzere Yaratacı’nın Yaratıcı olabilmesi için yaptığının sonucunu bilmesi gerekir. Bütün fiillerin çıkış noktası O dur çünkü. O halde konu çemberini biraz daha daraltıp merkeze yaklaşarak, “suçu tarif edip, bana suç işleten ve cezalandıran da O’dur” dolayısı ile adil değildir diyebilir miyiz acaba? Oysa Yaratıcı ben adilim der.

        Şimdi, Yaratıcı’nın bize verdiği adalet olgusuyla Yaratıcı’yı suçladığımızı görmemiz gerekir. Her şeyin kaynağı Yaratıcı ise bizde ki adalet olgusunun kaynağı da O dur. Aslında O nu suçladığımız aklın ve adalet duygumuzun bizde olması Yaratıcı’nın adalet anlayışının bir işaretidir. Aynı mantık ile yaşadığımız dünyada bu ölçü ile bir adalet sorgulaması gerçekleştirelim. Örneğin Hiroşima ya atılan atom bombası ile ölen insanların katilini/katillerini bulalım ve cezalandıralım. Tüm suçlu Einstein midir? Yani bombalama emrini verenin, o bombayı taşıyan uçağın, pilotun, o uçağa yakıt koyanın, o uçağın kalktığı alan personelinin…. hiç suçu yok mudur? Veya başka bir örnek ile devam edelim; bıçak ile işlenen bir cinayetin suçunu, o bıçağı üreten fabrikanın sahibine yüklemek adil midir? Bu noktada ne Einstein ne de fabrika sahibi fiziki ve teori anlamında ürettiğinin sonuçlarını bilmiyorlardı diyebilir miyiz? Elbette iyi ve kötü sonuçların olabileceğini biliyorlardı.

        Aynı örneklerden sorgulama yaptığımız adalet mantığımızı geriye doğru devam ettirelim. Örneğin fabrika sahibini suçluyor isek ister yaratılış ister başka bir inanışa/teoriye göre fabrikatörün suçu ilk canlıya da aittir. Ve daha geriye gidelim, ilk canlının yaratılmasını/oluşmasını sağlayan sebepler ne ise suç onlara da aittir. Bu bağlamda eğer bütün bunlar olmasa idi suçta olmayacaktı demek yanlış değildir. Fakat bütün bunlar olmasa idi bunu sorgulayan bizde olmayacaktık.

        Bu noktaya kadar teist bakış açısı ile kader ve adalet kavramlarını analiz etmeye çalıştım. Ateist bakış açısı ile eğer bu kavramları inceleyecek olursak buraya kadar söylediklerimizin tam tersi olması gerekir ki suç ve cezanın, iyilik ve kötülüğün olmaması hasılı bizim olmamamız lazım gelir. Gerçi ateizm düşüncesi var oluşu açıklamaz, fakat ateizm düşüncesine sahip her bir birey bu düşünceye sahip iseler var oluş ile ilgili düşünceleri mutlaka olmak zorundadır. Yani teist düşünce yaradılışı kabul eder, ateist düşünce yaradılışı kabul etmez, fakat biz var isek yaradılışı reddeden her akıllı bireyin bunun yerine mutlaka bir fikri olmalıdır. Eğer bütün bu varlığın sebebi bir nedensellik içermiyorsa, sebepsiz ise ne kader ne adalet ne de iyilik ve kötülük sorgulanamaz. Çünkü nasıl ki varlığın bir sebebi yok ise bütün bunları sorgulamanın da bir nedeni olamaz. Ama ister teist ister ateist düşüncede olan akıllı bir birey varlığı sorguluyorsa bunun bir sebebi olduğunu kabul ediyor demektir.

        Bu anlamda ateist düşüncenin varlığa dair sabit bir fikri olamaz demek, bu düşünceyi oluşturan bireylerin fikirlerini yok saymaktır. Oysa ateizm fikri aynı bireylerin fikirlerinden oluşur. Burada aslında fikri açıdan bir tutarsızlık söz konusudur; varlığa dair yaratılışın red tarafında bir fikir birliği mantıki olarak var ise, bu reddiyeden sonra red edilenin yerine konulabilecek bir fikrin olmaması aslında şu demektir; Evet yaratılış kesin olarak yoktur, ama biz(teist/ateist) varlığımızın nasıllığını açıklayamıyoruz, öyle ise ateist için Yaratan yoktur.. Bu noktada birey Yaradılış yoktur derken yokluğun ispatını bilinmezlik ile yapar. Aslında her ateist bir anlamda agnostiktir ve bu aşamayı kendi içinde geçemez. Ben bu durumu böyle gördüğümden bundan sonra ateist değil nonteist diye vasıflandırmayı uygun görüyorum. Her teistte bir anlamda agnostiktir ama bir aşama ileri geçerek teist olur.. Zaten gayba inanmak teistliğin bir gereğidir. Bu noktayı fazla uzatmamak gerekir ki tartışılabilir bir konudur. Ancak açık olarak söyleyeceklerimi söylemek için bu açıklamayı yapmak durumdayım..

        Bir nonteist, teistin var olduğunu kabul ettiği adaletli bir Yaratıcı’nın adaletini, kendinde bulunan adalet kavramı ile sorguluyor ise, bu kavramın nereden geldiğini ve ne olduğunu ispatlamak zorundadır. Eğer bu anlamda adalet yok diyor ise yok olduğunu varsaydığı Yaratıcı’nın yok kabul ettiği adaletine, adaletsiz demekle adalet kavramının varlığını kabul etmiş demektir ki kendi tanımladığı adalet anlayışı ile Yaratan ı adaletsizlikle suçladığını kabul eder. Daha açık bir ifade ile biz görüyoruz, teist düşüncesindeki Yaratan da görüyor, öyle ise benzeşiyoruz, teist düşüncenin ifade ettiği gibi Yaratan benzersiz değildir dediği anda kendindeki görme fonksiyonunu, görebildiği her şeyin neden ve nasıllığını ve yok kabul ettiği Yaratan’ın nasıl gördüğünü açıklamak zorundadır. Fakat bu mümkün olmadığından, bana göre hiçbir zamanda mümkün olmayacaktır, genellikle bütün var oluş bir nedensizlik nedeni ile açıklanır. Fakat makul bir açıklama değildir. Zira gözlemlediğiniz her şey sebep-sonuç ilişkisi içinde varlar.

        Bütün söylediklerimizi özetlersek, Yaratıcı’nın bize verdiği adalet duygusu ile kaderi sorgulayabiliyor olmamız, aslında Yaratan’ın nasıl bir adalete sahip olduğunun göstergesidir.. Kaderi sorgulayan bir teist, Yaratıcı’nın alim-i mutlak, kadir-i mutlak olduğunu bilir. Farazi olarak cehenneme atılmak üzere olan teist bir birey olarak Yaratıcı ya beni böyle yapan sensin, şimdi neden beni cehenneme atıyorsun? diye soralım. Yaratıcı size, sizi neden cehenneme attığını gösterecektir, eğer siz haklı iseniz zaten Yaratıcı adil değildir. Ama size ona itiraz edebileceğiniz aklı ve adalet duygusunu vermiştir ki size adaletini gösterebilsin. Mesela eğer Yaratan görmüyor olsa idi bizde görmüyor olacaktık. Bir teist gerçek manada teslim olmalıdır, zira kendisini Yaratan’ın gücü her şeye yeter. Sizin itirazınız sonucu sizi yok etse, kadir-i mutlak sıfatı ile, ne adalet ne de varlığınız söz konusu olmayacak. Son olarak şöyle bir diyalogu hayali olarak kurmak daha faydalı olacaktır;

        Birey: Beni neden cezalandırıyorsun?
        Tanrı: Ben sana iyi ve kötüyü gösterdim, kötüyü seçersen ceza, iyiyi seçersen mükafat var dedim. Sen kötüyü seçtiğin için cezalandırılıyorsun.
        Birey: İyi ama beni dünyada iken cezalandırsaydın bir daha kötülük yapmaz burada cezaya maruz kalmazdım.
        Tanrı: Peki senin için tekrar ol diyor ve dünyayı var edip hafızanı sildikten sonra oraya yolluyorum, seçimini yap.
        [Bu diyalog Yaratan a göre 2. bireye göre 1. diyalogdur]
        Birey: Beni neden cezalandırıyorsun?
        Tanrı: Ben sana iyi ve kötüyü gösterdim, kötüyü seçersen ceza, iyiyi seçersen mükafat var dedim. Sen kötüyü seçtiğin için cezalandırılıyorsun.
        Birey: İyi ama beni dünyada iken cezalandırsaydın bir daha kötülük yapmaz burada cezaya maruz kalmazdım. [Bu noktada birey suçu kabul etmiştir. ]
        Tanrı: Peki sana daha evvel yaptığımız 1. konuşmayı hatırlatacağım, bak ve kendi hatanı kendin gör.
        Birey: Aramızda binlerce diyalog geçse de ben suç işleyeceğim, beni böyle yaratan Sensin çünkü, adaletin yok.
        Tanrı: Seni öyle yarattığımı nereden biliyorsun?
        Birey: Sen söyledin.
        Tanrı: O zaman neden 1. diyalogumuzun birinci sorusunu Bana soruyorsun?
        Birey: O soruyu sormamı isteyen de sensin.
        Tanrı: Her şeyin Benim istediğim gibi olduğunu anlıyor ve biliyorsun değil mi?
        Birey: Evet her şey Senin istediğin gibi olur, bunu biliyor ve anlıyorum.
        Tanrı: Ben, Ben istediğim için adilim veya değilim. Beni, Benden başka hiç bir şey tam olarak bilemez. Ben adil miyim?
        Birey: Evet, Sen adilsin.. Ama bana Senin adaletini sorgulama yetisini neden verdin?
        Tanrı: İsteyerek ya da istemeyerek Bana döndürüleceksiniz.. Bunu anlayıp Teslim olun diye verdim..

        Bu diyalog uzatılabilir tabi. Fakat siz kaderi her sorguladığınızda Yaratıcı’nın size bugünkü tabir ile reset atamayacağını düşünmek aslında O’nun her şeye gücü yettiğine inanmamaktır. Her şeye gücü yettiğini bile bile teslimiyeti değil savaşı seçerseniz bu seçim yapabilme hakkınızın olduğunu gösterir. Fakat bu seçimi O’nun yaptırdığını bile bile teslim olmamak niye?
        ALINTIDIR
        (http://gizliilimler.tr.gg/Kader-ve-Adalet.htm)

  13. mervece dedi ki:

    asıl en önemli örneği unutmuşum… evliliğinizde eşiniz, size karşı bütün görevlerini yerine getirse… ama sizi sevmese… siz eşinizi sevseniz bile böyle bir evliliği ne kadar sürdürebilirsiniz?
    tahammül sınırlarızı zorlamaz mı?
    ben evliyim… ve eşimin beni sevdiğini bilirsem aramızda oluşan yanlış anlaşılmaları çözme gayreti gösteririm… ve yaşanan problmler beni üzmez… ama sevmediğini hissettiğim gün, (Allah korusun) çokkk üzülürüm…
    sözün özü, Rabbim sizin onu önce bilmenizi, tanımanızı, sonra da sevmenizi istiyor…

    • Sami dedi ki:

      Tekrar yazıyorum,
      Benim bir çocuğum olsa, ben onu çok sevsem fakat o benden nefret etse, hakaret etse, hatta babası olduğumu inkar etse ben yinede ona kötülük yapamam. Yakmayı aklımın ucundan bile geçirmem. hatta ölürüm de kendi guururum için çocuğuma zarar veremem.

      Benim bir eşim veya sevgilim olsa, bir gün onun benden hoşlanmadığını veya beni sevmediğini hissetsem, ceketimi alır giderim. Bir daha onun ne sokağından nede mahallesinden geçerim. Beni sevmediği için ona ceza vermek aklımın ucundan bile geçmez.

      • Seyyid dedi ki:

        Kardeş aslında o kadar iyi niyetlisin ki fakat bunu göremeyecek kadar da körsün afedersin. Şeytan olmadık şeyler sokuyor aklına ve seni sapkınların yoluna iletiyor. Bir çocuk babası ne kadar iyi davranışlı olsada ve babasını sevmiyor ve ondan nefret ediyor sa elbette o işte Allah tarafından hoş görülmeyen bir iştir ve yaptıkları ahiret günü ondan sorulur. Ceza kesmek ten bahsetmişsin. Çocuğun anne karnında öylece oluşurken sen o oluşuma nasıl bir katkıda bulundun ki cezasını kesmeyi aklından geçirebilesin. Ceza kesmek yalnızca Allah a mahsustur. Allah ta senin düşündüğün gibi merhametsiz değildir. O gerek merhametinde gerek de cezasındada varlığı bir olduğu gibi birdir. Dünya da o kadar inanmayan insan varken onlara zaman tanıyan ve sürekli fırsatlar sunan odur.

      • Sami dedi ki:

        Sevgili Seyyid,
        Samimi cevapların için teşekkur ederim. Selamlar…

      • sarp mustafa dedi ki:

        @ ya seyyid! 🙂

        Arkadaşım ne demek ceza kesmek allaha mahsustur, sen kimsin diye konuşmak?
        sen okuduğun kitapta yazanı bil ilk önce.

        “kadına kadın, köleye köle, el kol kesme adam öldürme” bir sürü ayet var kitabınızda. O zaman diyosun ki kolu bacağı gelip allah kesecek siz durun kimin haddine suç işleyene ceza kesmek, günah işleyene ceza kesmek. Lütfen bi gidin lan şurdan bi uzaklaşın. Hayır faydanız yok insanın sadece sinirlerini zıplatıp, zorla öfkelendiriyosunuz. Asalak parazitler sizden daha faydalı yaşıyor.

  14. mervece dedi ki:

    sami bey, sizin bir evladınız olsa eminim ki onu ateşe atmazsınız… peki içinize bu merhamet duygusunu veren kim? merhamet nedir? bu duyguyu yaratan kimdir?
    borcu veren zengindir ki, borç verebilmektedir…
    şimdi sizin ki kraldan çok kralcı olmak olmuyor mu?
    siz evladınızı kolay kolay ateşe atmazken, bunu Allahın yapacağına kanaatiniz neden?
    107-MA’UN suresi:

    1 – Dini yalanlayanı gördün mü?

    2 – İşte o, öksüzü iter, kakar.

    3 – Yoksulu doyurmaya önayak olmaz.

    4 – Vay haline o namaz kılanların ki,

    5 – Kıldıkları namazın değerine aldırış etmezler.

    6 – Gösteriş yaparlar onlar,

    7 – Ve yardımlığı sakınırlar (zekatı vermezler).
    bu ayetlerin sahibi mi merhametsiz?

    • Sami dedi ki:

      Sevmek ile sahip olmak farklı kavramlardır.. Ben kedi’min bile beni sahibi olarak görmesini istemem. Sevdiğine sahip olmaya çalışmak veya sahip olmak istediği varlığı sevdiğini iddia etmek, küçük beyinli insanların davranış şeklidir. Sevdiklerinin kendisine itaat eden varlıklar olmasını beklemek, veya istemek hasta ruhlu birinin arzusu olabilir.

      • mervece dedi ki:

        evet aynen dediğiniz gibi… sözlerinize kesinlikle katılıyorum… onun için bakara suresindeki 30 ayeti verdim… Allah yarattığı hiç bir şeye sahip olmaya çalışmadı… meleklerin bile itiraz edebilme hakkı olabilmesiydi, şeytan Allaha karşı gelme cesaretini gösterebilir miydi?
        blog yazarının yazdığı gibi bir kader inancı yoktur… herkes, peygamberler de dahil herkes günah işleyebilme, yanlışa düşebilme “hakkına” sahiptir…
        eğer Allah sizin düşündüğünüz gibi bir yaratıcı olsaydı, o zaman her şeye sahip olarak yaratırdı… sürekli kendisine ibadet eden, hiç bir şekilde itiraz kabul etmeyen, sürekli secde halinde olmak zorunda olduğumuz bir şekilde bizi yaratırdı…
        ama sizin bahsettiğiniz gibi olmadığı için sahip olmaya çalışmıyor… bilinerek, anlaşılarak, sevilmeyi istiyor…
        akılla seçilmeyi istiyor…
        bu bize verdiği değeri göstermez mi?

      • Sami dedi ki:

        Merve hanım,
        Sevilmek istemesi normal fakat sevmeyeni ebedi bir azapla cezalandırması hiç normal görünmüyor. İslamın ahiret inancı, imtihan etme mantığı, ödüllendirme ve cezalandırma şekli okadar sakat ve hatalıdır ki, islamın hangi amaçla uydurulduğunun itirafı gibidir. sadece bu konu bile islama girecek insanın vazgeçmesine sebep olur. bence müslümanların bu konuyu bir an önce tevil ederek düzeltmeleri gerek. Bilal bu işleri iyi yapıyor. Mutlaka bu konuları günümüzün ahlak anlayışına uyduracak bir şeyleri vardır.

  15. mervece dedi ki:

    28- Allah’ı nasıl inkâr edersiniz ki, ölü idiniz sizleri diriltti. Sonra sizleri yine öldürecek, sonra yine diriltecek, sonra da döndürülüp ona götürüleceksiniz.

    29 – O ki, yeryüzünde ne varsa hepsini sizin için yarattı . Sonra göğe yöneldi, onları yedi gök olarak düzenledi. O, her şeyi bilir.

    30 – Bir zamanlar Rabb’in meleklere: “Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım” demişti. (Melekler): “A!.. Orada bozgunculuk yapacak ve kan dökecek birisini mi yaratacaksın? Oysa biz seni överek tesbih ediyor ve seni takdis ediyoruz” dediler. (Rabb’in): “Ben sizin bilmediklerinizi bilirim.” dedi. (bakara suresi)

    ayetten de anlaşıldığı gibi Rabbimin bizim onu övüp , takdis etmemize ihtiyacı yok… gücüne güç katılmıyor biz ibadet edince… ben bu ayetleri çok severim… özellikle 30. ayeti… meleklerin insanın yaratılacağındaki sözleri…
    allah insana o kadar deper verdi ki yaratmakla kalmadı, meleklere de secde ettirdi… am şeytan bunu yapmadı…
    burada bana asıl enteresan gelen şu… Allaha inanmayabilrisiniz… ama gerçekten erdemli, adaletli bir kimliğiniz varsa o zaman şeytanın taraftarı da olmamanız gerekmez mi?
    gene şöyle bir örnekle açıklamaya çalışayım, birisi dostunuza hasızlık yapıyor ve siz onun için onunla kavga ediyorsunuz… ama arkadaşınız bu durum sonrası sizizle görüşmeyi kesip, kavga ettiği kişiyle dostluğu seçiyor?
    tavrınız ne olur?

  16. mervece dedi ki:

    sizce Allah sevilmeye layık değil mi? sadece bu sebeple mi sevmiyor, ona inamıyorsunuz? islam hangi amaçla uydurulmuş olabilir?

    • Sami dedi ki:

      Merve hanım,
      İslamın tanımladığı, tanıttığı Allah adındaki varlık sevilmeye kesinlikle layık değildir. ‘beni sevinve itaat edin yoksa yakarım’ diyen biri nasıl sevilmeye layık olabilir ki? Mümkün mü? Hani avam bir hanzo karakteri vardır ya! Mahallenin kızına aşık olur. Fakat kız onu gördüğünde midesi bulanır da oğlan yinede zorla kıza sahip olmaya çalışır, vazgeçmez. ‘Ya benim olacaksın, yada kara toprağın’ anlayışındadır. İslamın allahı da maalesef aynen böyledir.

  17. mervece dedi ki:

    ben sizinle konuşurken üslubuma özellikle dikkat etmeye, kelimelerimi seçerek kullanmaya çalıştım …bana bu şekilde davranmayı öğreten de Rabbim… ve sizi de şimdiye kadar ki verdiğiniz üslup örnekleriyle takdir ettim… ama son cevabınız yakışıksız olmuş…
    benim içimdeki merhamet duygusu, bana size saygılı olmayı öğretiyor da, siz de Allahtan daha çok olduğunu düşündüğünüz merhametiniz, sizi nasıl böyle bir üslup noktasına ulaştırdı? varolmadığını düşündüğünüz bir yaratıcıya karşı bu kadar öfke duymak, sağlıklı bir ruh halinin yansıması mı?

    • Sami dedi ki:

      Afedersiniz. Ben sadece, herşeyi yarattğı iddia edilen allah isimli varlığın, bana bu şekilde sunulduğunu anlatmaya çalışıyorum. Teşbih de hata olmaz, hakaret olarak kabul edilmez. Var olan her şeyi yaratacak kadar büyük, maharetli, kusursuz, merhametli yüce bir varlığın, ‘beni sevin ve itaat edin yoksa yakarım’ gibi bir anlayışta olması mümkün değil. Bu hal, böyle bir varlığın şanına yakışmaz. Eğer böyle bir varlık varsa ve kendisinin birileri tarafından insanlara böyle tanıtıldığını bilse herhalde buna çok üzülürdü.

      • mehmed dedi ki:

        İslamda mantık yoktur aklı akıde geçerlıdır.sen annenı sevıyorsun babanıda neden senı dogurdugu ıcın .Allahıda sev sana bu bedenı ve bu bedendekı organları o kadar guzel yarattıgı ıcın.gerçek şu ki sız herşeyı mantıkla çözmeye kalkışıorsunuz.hıç dusunmez mısınız bır ıgne ustasız olmaz dıye .senı kım yarattı dıye sormuormusun kendıne bana bu gözu bu elı kım verdı dıye sormazmısın veya ben nasıl alaktan yaratıldım dıye sormazmısın kendıne bence sor .unutma bır kapının ustası mobılyacı veya demırcıdır.senı de alak tan yaratan rabbın dır.

      • Syra dedi ki:

        İlk önce her şeyi mantıkla çözmeye çalışıyorsunuz diye bilmişlik taslıyorsun. Sonrada hiç düşünmezmisin diye devam ediyorsun. Yahu senin ağzından çıkan kulağın duymuyor mu? İlk önce mantık yok diyor, sonra mantığa davet ediyor? 🙂

  18. mervece dedi ki:

    hakareti bana yapmadığınız için “afedersiniz” kelimenizin muhatabı da ben değilim…
    müzemmil suresi;
    16- Firavun o elçiye isyan etmişti. Biz de onu ağır bir yakalayışla yakaladık.

    17 – Peki inkâr ederseniz, çocukları ihtiyarlatacak o günden (kıyamet gününden) kendinizi nasıl kurtaracaksınız?

    takdir sizin sami bey… sizi yargılayacak merci değilim… dostça bildiklerimi paylaşmaya çalıştım…ister söz ile olsun, ister davranış ile olsun “isyan” bu dünyada bile cezalandırılır…
    ben sizin isyan sebebinizi anlayamadım… Allahı hep cehennemi yaratan olarak görüyorsunuz, cennet i yaratan olarak düşünemiyorsunuz…
    kuran kerimde kötülüğü ödüllendiren bir örnek bulamazsınız… samimiyetle inanan bir insanın bir karıcayı bile incitmesi düşünülemez… yani Allahın islamı iyi bir dindir… fakiri, yetimi gözeten, gıybeti, zinayı, kumarı, içkiyi, zulmü yasaklayan, sizinle savaşırlarsa savaşın yoksa dokunmayın, diyen bir dinin sahibinin “merhametsiz” olduğunu düşünmenizi anlayamıyorum…
    lütfen kuran ı kerimde helak edilen kavimleri bir bakın… pompeinin kalıntıları günümüzde sergileniyor… o çirkin işi yaparlarken helak edilmiş olanlar ve o şekilde sergilenenler bile var…
    Allah “isyanı” cezalandıracağını söylüyor… durduk yere yakmıyor… ince, ama önemli bir ayrıntı…
    ha birde sakın ashaptan ya da günümüzde müslümanım diye ortaya çıkan bazı kişilerin yaptıklarına bakarak islam böyledir gibi bir hüküm çıkarmayın… hz aişe validemiz ile hz ali efendimiz peygamberimiz öldükten sonra bir savaşın iki tarafı olmuşlardır… kim hatalı bilemem… ama ortada bir hata olduğu da su götürmez bir gerçek… yanlış, yanlış yapan kişiyi bağlar…. paylaşımlarınız için teşekkür ederim…
    benden bu kadar…
    mervece.com (sitemin adı) belki arada bakarsınız…iyi geceler…

  19. Seyyid dedi ki:

    Rahman ve Rahim olan Allah insanlara iyi işler yapmaları gerektiğini, fakiri gözetlemeyi ve kul hakkı yenilmemesi gerektiğini söyler ve dürüstçe yaşamını sürdürenler içinde cennet hayatını hediye eder. Bunun aksine kötü işler yapanı, adaletsizce davrananı,kibirleneni cezalandıracağını söyler. Bana söylermisin Sami kardeş, Allah tan korkan bir insan kötü bir iş yaparmı? Ateist yorumlarında ana,avrat,baba,sülale ayırt etmeden bir başkasına söven,sayan,inancına saygı göstermeyen insanların akıbeti sence ne olmalı? Cehenneme gitmediler diyelim o zaman söyle bana nereye gitmeli bu insanlar? Yaptıklarına karşılık cezalandırılmaları gerekmezmi? Günün cahiliyeleri ve kendilerini islam alimi sanan insanların söyledikleri ile yüce mevlanın söylediklerini bir tutma. Bir sorun olunca cevabını Kur-an dan ara ve ayetlerin hangi zaman da ve ne sebep ile indiklerini iyice araştır ve ona göre yorumla. Öfkelenme çünkü öfkeyle kalkan hep zararla oturur.

  20. Seyyid dedi ki:

    Kader inancına gelince, Allah zaman dan münezzehtir. Bu demekki bizim yarınımızı görebilmesi için güneşin doğmasını beklemez.

    Andromeda galaksisi bize tam 2.5 milyon ışık yılı uzaklıktadır. Ve bizler şu anda Andromeda ya baktığımızda onun 2.5 milyon ışık yılı önceki halini görüyoruz. Andromedada ki bir hayatı görme imkanımız olsaydı eğer yine biz 2.5 milyon önce yaşayan varlıkları görürdük. Bir de bunun zaman dan münezzeh biri olan Allah tarafından nasıl görünebileceğini tahmin edin. Hem geçmiş bazında hemde gelecek bazında.

    Işık Allah ın çok büyük bir kelamıdır. Işık olmayan yer uzay karanlığı gibi yokluktan ibaret olur. Işık gelince de aslında yokluk olan şeyler cisimleşmeye başlar ve biz onları görür ve onu yaşarız.

    Bir insan çıkıp ta kendini atmak ister ve iyi melekler sürekli ona tembih te bulunup bu yaptığının hoş bir şey olmadığını ve hayattan hemen ümidini kesmemesini söyler. Fakat bu kişi şeytanların söylediklerine inanıp kendini atarsa bu işte Allah ın dilemesi ile oluverir.

    Allah ın nasıl bir varlık olduğunu düşününce insan kafayı yiyor. O nasıl bir varlık olabilirki bizim nokta kadar bile yer kaplayamadığımız evreni yaratıp ona hüküm sürüyor. Bu tür düşüncelere dalınca da insanın yanına hemen bir şeytan yanaşı verir ve güzel düşüncelerin içini bulandırmaya başlar ve onu dinden uzaklaştırmaya başlar ve insan oğluda böyle büyük bir sınava tabii tutulur. Şeytanı yendiği zaman ne mutlu ona. Çünkü şeytan onu inandıracağı şeyde ona bir fayda sağlamaz ve inanan kişi ise elbet bir gün Allah ın onun için biçtiği zamanın sonuna gelir ve ölür. Sonra da mahşerde ne yaptığı sorulunca ne kadar zayıf olduğunu anlar.

    • HmS dedi ki:

      sevgili seyyid, güzel diosun allah zamandan bağımsızdır diye. mervece de diyor ki önce allahı tanımanız bilmeniz ve onu sevmeniz gerekiyor…
      kuranın ortaya çıktığı döneme bakacak olursak, zamandan menezzeh bir allah o zman kabul edilebilir. o zman tebliğ edilen insanlar onu kolayca kabul edebilir. kuran, o dönemde allahı anlatıp insanlara onu sevdirebilir, öğretebilir, korkutabilir de..
      gelelim günümüze..; zamandan bağımsız bir tanrıysa şayet, zamandan bağımsız bir eser gönderecekti o zman. kuran son derece aktüelikten uzaktır, şu an ki zamana hiç de hitap etmemektedir, gerek kıssalarıyla gerekse ceza-ödül metodlarıyla. yaşadığımız şu zamanda kuran gibi bir kitapla aklıbaşında insanları etkilemek, onları buna inandırmak mümkün değildir. bence hala kurana inanılacaksa bence yeniden elden geçirilmeli, düzenlenmelidir.
      teşekkür ederim..

      • Seyyid dedi ki:

        Simdi öncelikle elden gecirilmeli ve düzenlenmeli derken neyi kastettigini tam olarak anlamis degilim. Fakat eger ki düsüncen tahrif edilmesinden yana ise, yani bunu kalkip dönem dönem durumlara göre yenilemekse eger bu cok ama cok yanlis bir düsünce. Bir kere o hükmü koyacak adami nerden bulacaksin? Dikkat edersen hic bir peygambere bile hüküm koymak yarasmaz. Cünkü hüküm yaratici degilde bir insan tarafindan gelirse o insanin kendi ideolojisi ve kendi dünya bakisi dogrultusunda olur. Bildigimiz gibide cok insan farkli fikirlere sahiptir. Adaleti saglayabilmen icin her müslüman adama tek tek sorman gerekiyor bu böyle olacak diye ve oda olmaz. Bugün hadis adi altinda bile bir sürü mezhepler kurmuslar ve insanlari hakikatten batila yönlendirmisler. Yanlis düsünce kardes kisacasi, uzatmanin bile anlami yok.

  21. Kello dedi ki:

    Hangi cizgifilm bu

  22. gayb´a inanan dedi ki:

    Kello..
    Tartismasini bilmiyorsan bari sus, adam sansinlar..
    Terbiyesizlik edip görüntü kirliligi yaratma!.
    Yukaridaki yazismalara göz aticak olursan nasil tartisdiklarini görürsün.
    Becerebiliyorsan sende katil. yok beceremiyorsan bari sus`da akilfukarasi oldugun anlasilmasin.

    • darkness dedi ki:

      bunlar böyle dostum kibirlerinden yaratılmış olmayı kabul etmezler. secde onlara zor gelir. ayrıca rabbini tanımış aşkıyla yanmışları da eşcinsel olarak nitelendirirler. kaderi anlamazlar , egerki yapacaklarımız belli ise neden yaratıldık der mutlak kader ve muallak kaderden bi haberdirler. kuranı kerimi kendi akıllarınca yorumlayıp sonrada saçma derler. ama bilmezler ki allahın kuluna sevgisi onu doguran anasının duydugu sevgiden kat be kat üstündür,
      üzülüyorum böyle hakaretlere.

  23. mehmed dedi ki:

    yunan felyozoflar temelı hazırladı sızın gıbı ateıstler de devamını getırıyor.kaderı ınsanlara yanlış aktarıp bugun onların aklını karıştırıp onları saptırıyorsunuz.kader ölçü mıktar demek tır.kaza ıse hukmetmek demektır .sız kaderı ınsanların hayatına baglayıp sız dogmadan kaderınız yazılmış dedınız.Halbukı kader eşyaya ve ınsandakı uzvı ve iç güdülere yükledıgı levh i mahfuz da yazdıgı degışmeyen katı anlamlardır.yanı odun yanması bıçagın kesmesı veya ınsanın yemesı ıcmesı sevmesı lıder olması gıbı yukledıgı manalardı.ınsan bın yıl öncede yer ıcer sever sımdı de yer ıcer sever .bın yıl öncede bıçak keserdı odun yanardı sımdıde yanıyor.ama bunu bıldıgınız halde ınsanlara söylemeyıp akıllarını karıştırma yollarına gıdıorsunuz.ve ayetlerı tamamıyla almayıp yarım alıyorsunuz.sız önce aldıgınız bılgıyı gerçek söyleyın kendı maslahatınız ıcın söylemeyı bırakın.

  24. HmS dedi ki:

    geç kalmış sayılmaz insanlık; uyanış lazım, uyanış!!!

  25. alpha dedi ki:

    Bismillahirrahmanirrahim.

    Kul yâ eyyühel kâfirûne lâ â’büdü mâ tâ’büdûne ve lâ entüm âbidûne mâ â’büd ve lâ ene âbidün mâ abedtüm ve lâ entüm âbidûne mâ â’büd leküm diniküm veliye diyn.

    Kâfirun Sûresinin Anlamı (Manası)

    « De ki: Ey kafirler, ben sizin tapmakta olduğunuz putlara tapmam. Siz de benim mâ’buduma tapanlardan değilsiniz. Ve ben sizin taptıklarınıza asla tapıcı olmadım. Siz de benim mâ’buduma tapıcılardan değilsiniz. Sizin dininiz size, benim dinim bana. »

    yeterlimi?

    • sarp mustafa dedi ki:

      ne yeterli oldu bir bilsen… dine imana aşka geldim, sıkıldım hadi ben gidiyorum. 3 saniyelik iman verdin bana helal olsun :). Dalga geçmek hoş bişey değil ama insanı zorluyorsunuz. Ulan okuduğun surede bile senin dinin sana benim ki bana diyor. İster inan ister inanma bana dokunmayan yılan bin yaşasın diyor ve bunu muhammed mi diyor allah mı diyor orasıda muamma? Sen anlama sorunu mu yaşıyorsun, at gözlüğü mü takıyorsun, kraldan fazla kralcı mısın çözemedim ama zekadan zerre nasip almadığından eminim. Bir tarafta diğer insanları kendi adaletlerine müslümanlığına doğru yoluna çekmek için kıçınızı yırtın diyen ayetler var diğer tarafta bırakın kim hangi dine inanırsa inansın diyen muhammedin sıkışınca kaçmak için koyduğu ayetler var. Sizin gibi din uyuşturucu müptelalarına ne desen boş. Zira kafalarınız çalışmıyor ki düşünüp anlayasınız. Konuşurken kendi ayağınıza sıksanızda öyle bir cahil cesaretine sahipsiniz ki kendinizi ispat ettiğinizi zannediyorsunuz.

    • MaMaLi dedi ki:

      Madendim,bitki oldum,hayvan oldum,insan oldum ölmekden neden korkayım.(MEVLANA)

  26. birisi dedi ki:

    İnşallah ALLAH’ım kaderde akıbetimi cennet yazmıştır,
    O zaman diyeceğim ki ;”rabbim sen sözlerini eğip büküp çıkarlarına göre dini karalamaya çalışanları,müteşabih ayetlerin peşine düşüp sapıtanları kitabında yazmıştın;Bana onların cehennemdeki durumlarını gösteriver.Deyip, sonrada onları oyun pisti olarak kızgın sacın üzerine davet ettirip,rusya dolaylarından kalin-kakalin türküsünüde çalıver de bir oynayışlarını göreyim.”
    Ya bunlar kutsal kitap gibi sarıldıkları felsefenin çıkış menşeyinin yine kutsal kitaplara itiraz olduğunun bile farkında değil işte ezelde ne yazıldıysa ebedde de o oluyor.
    Yaratmaya kadir olan sanki yarattıklarının ne nane yiyeceklerini bilemeyecek. Haydi kendi aklınızı bu kadar ilahlaştırıyorsanız,birşey yaratın bakalım, Yaratabiliyorsanız. yarattığınız şeyin kaderini tespit etmeye hakkınız olup olmadığına daha sonra karar vermeye çalışın;Bu nasıl bir kendini tanrılaştırma duygusudur, ben anlamadım.
    Allah böylelerinden uzak eylesin!

  27. ademrehimov dedi ki:

    İslamda zaten kader yok http://allahvebilim.wordpress.com/2013/02/02/kader-alin-yazisi-degil
    boyle masallarla beni aldatamazsin

  28. fatih dedi ki:

    sen harbi cahilsin. Bak bilal ne güzel Arapça fiil fail mastar ne varsa hepsini açıklamış sende o kadar biliyorsan ayetlerin tevilini yapsana. Yapamazsın cunki bilgin yok. Birde 3 kardeş meselesi senin dediğin gibi değil yaşanmamış hoca ile öğrencisi arasında geçmiş bir diyalogdan ibaret bir mevzu. Bunuda biraz araştır Fransız kalmışsın dine.

  29. Yavuz Selim dedi ki:

    Kuranda ve arap dilinde Kader ölçü demektir. Allah’ın herşeyi bir ölçü dahilinde yaratması demektir. Alın yazısı v.s ile uzak yakın alakası yoktur. Kader kelimesi toplumda yanlış biliniyor.

  30. erol dedi ki:

    Arkadaşlar…. Aydın bir insan olarak dincileri dinleri ile baş başa bırakın. Anladığım bir şey var… Bu dindar kesim şükürler olsun ki allaha inanıyorlar. inandıkları halde bu kadar kötülük hak yeme zülüm varsa, demekki inanmasalar ortalığı kan götürecek. hayatımız tehlikeye girecek. sakın bu arkadaşları allah diye bir şey yok diye uyandırmayın. anamızı si…ler. yüce bir yaratıcıya inanma ihtiyacı kendine güvenemeyen ahlakı zayıf, allahım ne olur beni zapted diye yalvaran insanların ürünüdür yaratana inanma. tabi ki %100’ü değil. aralarında islam veya dine inanmasalar da yine iyi hareket edecek insanlar var. bunlar benim tezlerim arkadaşlar. bırakın inannanlar inansın. bunları uyandırmayın, allah yok yagılama yok diye öğrendikleri zaman sokakta elimizle popomuzu kollaya kollaya dolaşmak zorunda kalırız.. ŞŞŞŞŞŞŞŞŞŞŞŞŞŞT UYUSUN DA UYUSUNLAR….

    • Yavuz Selim dedi ki:

      Onlar; İnandığını iddaa edip, inanmıyor gibi yaşadıdkları için bu haldeler. Kitap ne demiş falan pekte takmazlar genelde, babadan kalma bilgilerle ancak bu kadar.

      Atesit falan değilim, ben Müslümanım, ama sizin tarif ettiğiniz insanlara Kuran Müşrik yada Münafık der zaten, inanç Ahlak ve samimiyet ister, lafla yüremez .

    • rammsteinn dedi ki:

      erol
      yorumuna %100 katılıyorum

  31. erol dedi ki:

    Yavuz Selim kardeşim…
    Yazılarından anlaşılan iyi bir insana benziyon. Diyelim ki allaha inanmayı bıraktın. Hak yiyip geleni gideni haklarmısın.

    • Yavuz Selim dedi ki:

      Ben inançsız olduğum dönemde dahi birilerine zarar vermedim. İnanmayı tercih ettiğimde ise beni daha iyi ve olduğumdan daha erdemli yaptığını farkettim. Şu bir gerçekki, iyi olmak bir Lutuf değil, İnsan olmanın gereğidir. Müslüman, Putprest yada v.s olsada bir insan iyi olmak zorundadır, insan olan olmalıdır en azından.

      Bir Müslüman olarak Kitabım Bana şunu söyler “O insanın iyi oluşu, temiz bit fıtrata meğilli yaratıldığı içindir, kimki takvayı örter, fucur ağacını sularsa” oda zalimlerden olur. Tabiki bu tek bir ayet değildir, Kuran’ın bu konudaki genel çıkarımıdır. Selametle.

  32. erol dedi ki:

    İslam dininde formatlama olayı olmasa her şey çok daha iyi olacak. Yapan yapacağını yapıyor. Hadi bakalım şu duayı bilmem kaç kere oku format at. Hacca git günahları sıfırla. Şunu yap geçmişi temizle. Gel günaha girelim allah affeder. Çünkü o çok affedicidir. Rahman rahim…..gibi

    • Yavuz Selim dedi ki:

      Aslında benim İslam’ı sonradan kabul etmem dezavantajdan ziyade, avantaj oldu, çünkü Peygamber öldükten sonra Kabe adında bir taşı oraya koyup, Kuran emretmemesine rağmen Beyt diye insanlara yutturan ve önünde secde ettiren, Haccında oraya yapılacağını savunan ve bu bilgileri kelimelerin anlamlarını bozarark Kuran’da varmış gibi yamayan ,Muhammed Resul’un “Kavmim Kuranı Terketi / furkan:30″ dediği, Müşrik araplardan kalan hurafelerden etkilenmedim şükürler olsun.

      Kuranda formatlama yoktur, her müslümanda cennete gitmez. Kuran’a göre Karia Suresiinde hüküm şudur. Tartıları ağır gelen kişi hoşnutluk içindedir, tartıları hafif geleninse anası ateştir.” Tabiki Şirk en büyük zulumdür der Kuran. Cennete iki kanat lazımdır, 2 si birden olmadan girilmiyor malesef : 1. İman, 2. Düzgün hayat. Müslümancıklar biz kurutulurz umuduyla, gündüz inanmıyormuş gibi yaşar, sevişir, zina eder, bara gider, travestiyle bile yatar, çalar, çırpar.. sonrada Müslüman ‘ım dedim diye kurtulacağını sanır ve gelip forumlarda din tebliğ etmeye kalkar.

      Ama müminler bundan beridir, onlar indandıkları Kitaba sağdık kalırlar ve inançlarından olmayan insanlar bile onların karekterini yadırgamazlar vesselam.

    • Yavuz Selim dedi ki:

      Yanlış yazmışım dalgınlıkla. Tarihi bilgide dahil diyecektim, hariç yazmışsım. Yani 1000 – 1500 Yıl öncesinden anlatılan tarih, isimler, yaşadığı bile belli olmayan adamlar, hadis rivayetleri, sünnet, mezhep v.s gibi Kuran dışı olan tüm oluşumları kafamdan sildim.

      Benimkisi felsefe falan değil, direkt olarak Kitaba iman. Onu Allah katından geldiğine ve bozulmadan elime ulaştığına inanıyorum, birgün öleceğimi ve hesap vereceğimi biliyorum ve bundan şüphe etmiyorum.

      Sen, Deistmisin?, Ateist mi ?

  33. erol dedi ki:

    Yavuz beyciğim…
    Daha önce inançsız olduğun dönemler olmuş. (Demiştin) Ben de innçlar arasında bir gittim sonra geri geldim. Son gidişim dönüşsüz olacağa benziyor. Sana tavsiyem kuranın temelin olsun. ama kurandaki detaylara fazla girme. benim gibi uzaklaşırsın. Ben kuranla yatıp onunla kalkıyordum. ilk önceleri kitaba aykırı hareket eden islamcılara cephe aldım. çeşit çeşit mealleri okuyup kıyasladım. anlamak için okudum ve yolda arabada vb. mp3 ile dinledim. arabada devanlı dinledim. ve sonra detaylar detaylar araştırmalar ve bay bay…. şuan iki çocuğum var ama onları da islamın güzel felsefesi ile yetiştirmeye çalışıyorum. her nekadar inanmasam da şuan mevcut en iyi felsefe.
    Bunları sana veya burada neden yazıyorum bilmiyorum ama, bildiğim bir şey var, “boşluk kadar aydınlık ve boşluk kadar karanlık” bu halim insanlara göre değil. Fırtınada gözlerini kıs ki toz kaçmasın. biraz kısık gözle bakmak lazım galiba hayata… yazım ve imla hatalarım için affedin. şuan işteyim malum işyerinin hakkını internette yemeyeyim. öbür tarafta hesabını sormazlar ama yine de yapım bu.

    • Yavuz Selim dedi ki:

      Bende sürekli mesaimi buna harcıyorum son yıllarda, detaylarına sonuna kadar girdim. Benimde sallantılı dönemlerim oldu ama şu an sıkıntım yok, bütün sallantılarım, geleneğin din diye yutturulmasından kaynaklı olduğunu anlayınca. Tarihi bilgi hariç herşeyi bitirdim kafamda.

      Sanırım olay burada kopuyor. İnsanlar akıl etmeye başladımı, sorguluyor ve sorguluyor, bir uçurum kenarına kadar eşitiz, sadece birisi atlamayı ve biride tutunmayı tercih ediyor. Tabiki burada tutunan kim, düşen kim, o iki tarafa göre değişir.

      Hayat kötü değil ama insanlar tuhaf, herşey ölçülü ama insan ölçüsüzlük yapıyor ve bu Evren Sahipsiz olmak için biraz fazla özenli ve bir o kadar güzel. Allah kalbinde kin ve fitne barındırmayanların kalbini Hakikate meğlettirir umarım, çünkü Din güzel fakat Ahlaklı bireylerden oluşan insanlık bir başka güzel.

      Selamlar…

    • hüdayi dedi ki:

      Erol kardeş,gittim geldim deyince dayanamadım.bir zamanlar bende gittim geri geldim daha gidecek değilim. gençlik günleriydi o günler .İnsan oğlu akıllı bir varlık ama sadece aklıyla hareket edemeyecek kadar menfaatçi bir yapısı da var.kimi az kimi çokama her insanı,aklı kadar duyguları ve menfaatleri de yönlendirir. kimse ben hep adaletli olurum diye kendini kandırmasın.sıkışınca menfaatimiz öne geçer.aklımız ve adaletimiz geride kalır.bu bir gerçek.ben şimdi çok iyi bir mümin olmaya çalışıyorum. islam üzerine konuşurken bir sıra takip edilmesi çok önemlidir.üniversite sınavlarında hocalarımız bize derlerdi ki çocuklar önce kolay sorulardan başlayın zamanı güzel kullanın.yine düşünmeye başlamak içinde bu düşünce tarzı önemlidir.biz lerin dini tartışmaya kitaplardan ve emirlerden değil tanrının varlığından başlamalıyız.Yani elimizde bunu ispata yetecek bir sürü done var.işte evren bilimin buluşları da ortada .şimdi sen bu kadar bilgi ile bana bu evren tesadüfen kendi kendine olmuş diyebilir misin.bunu bana ispat edersen tamam senin yoluna geleceğim.bence buradan hareket edersek yanlışları bulup çıkarmamız daha kolay olacaktır.

    • hüdayi dedi ki:

      Erol kardeş,gittim geldim deyince dayanamadım.Yani,yavuz selim beyle konuşmalarınıza ve oradaki açık yürekli paylaşımlarınıza katılmak istedim.bir zamanlar bende gittim geri geldim daha gidecek değilim. gençlik günleriydi o günler .İnsan oğlu akıllı bir varlık ama sadece aklıyla hareket edemeyecek kadar menfaatçi bir yapısı da var.kimi az kimi çok ama her insanı,aklı kadar duyguları ve menfaatleri de yönlendirir. kimse ben hep adaletli olurum diye kendini kandırmasın.sıkışınca menfaatimiz öne geçer.aklımız ve adaletimiz geride kalır.bu bir gerçek.ben şimdi çok iyi bir mümin olmaya çalışıyorum. islam üzerine konuşurken bir sıra takip edilmesi çok önemlidir.üniversite sınavlarında hocalarımız bize derlerdi ki çocuklar önce kolay sorulardan başlayın zamanı güzel kullanın.yine düşünmeye başlamak içinde bu düşünce tarzı önemlidir.bizlerin dini tartışmaya kitapları n ve emirleri sorgulamaktan değil tanrının varlığını sorgulamaktan başlamalıyız.Yani elimizde Allah’ın var olduğunu ispata yetecek bir sürü done var.işte evrenin ve içindekilerin muhteşemliği ortada. bilimin buluşları da ortada .şimdi sen bu kadar bilgi ile bana bu evren tesadüfen kendi kendine olmuş diyebilir misin?veya bunu kim ispat edebilir..bunu bana ispat edersen tamam bende ateist olacağım.Ama hiç bir ateist ispat ederek ateist olmamıştır. bence buradan hareket edersek yanlışları bulup çıkarmamız daha kolay olacaktır.Önce bu konuyu halletmek lazım sonra diğer mevzular konuşulur ve bir şekilde hal yolu bulunur.Ama Allah’ın yokluğunu ispat yani inkar mümkün değildir.bunu kimse ispat edemez.

      • 1okuyucu dedi ki:

        hüdayi;

        —bizlerin dini tartışmaya kitaplardan ve emirlerden değil tanrının varlığından başlamalıyız. (senden alıntı)

        tartışmak ama hangi tanrıyı tartışmak, evrenin tanrısını mı? kitapların tanrısını mı? canlı varlıkların biyolojik yapısındaki muazzam sistemlerin, canlı yaşama ortam hazırlayan doğa yasalarının, bilhassa güneş sistemindeki mükemmelliğin (günlerin, mevsimlerin meydana gelişi) tesadüfen olacağını kabul etmek için ikna olunabilecek herhangi bir done neredeyse yok iken (henüz bulunamadı) evrenin tanrısını tartışmanın anlamsız olacağı zaten açıktır,

        ayrıca bir tanrı, yarattıklarına varlığını kanıtlama ihtiyacı duymaz, çünki var olan bir tanrı yarattıklarını yaratmadan öncede vardı, yani bir tanrı, varlığına şahitlik edecek varlıklara ihtiyaç duymaz, o nedenle insanların tanrının varlığına inanıp inanmaması tanrının varlığının veya yokluğunun ölçüsü olamaz, tüm insanlar tanrının varlığına inanmasalar bile eğer tanrı varsa bu tanrının var olmadığı anlamına gelmez,

        var olan bir tanrı içinde, insanların tanrının varlığını tartışmalarının hiçbir anlamı olmaz,

        o nedenle tartışmaya dinlerden başlamalıyız, çünki kitaplar ve peygamberler gönderdiği iddia edilen dinlerin tanrısı, kitaplar ve peygamberler göndererek varlığını tartışmaya açmıştır,

        varlığını kitaplar ve peygamberler göndererek kanıtlamaya çalışan bir tanrı da, kitap ve peygamber gönderdiğini kanıtlamadıkça varlığını kanıtlayamaz,

        yani kitapların tanrısının varlığını araştırmayı bilimsel donelerde değil, peygamber ve kitap gönderdiğine dair kanıtlarda aramak gerekir? çünki bilimsel doneler kitapların tanrısının peygamber ve kitap gönderdiğinin kanıtı olamaz?

        o nedenle, kitapların tanrısının varlığı, son yıllarda elde edilen (hadi son 500 yıl diyelim) bilimsel verilerle kanıtlanamaz, çünki en son 1400 sene önce insanlarla kontak kuran bir tanrı, şimdiki muhataplarına değilde, o günkü muhataplarına kitap gönderdiğini kanıtlaması gerekir, herhalde bir tanrı ilk muhataplarının kanıtsız, sonraki muhataplarının kanıta dayalı inanmasını bekleme saçmalığını göstermez?

        peki en son 1400 sene önce kitap gönderen Kuranın tanrısı kitap gönderdiği son muhataplarına (1400 sene önceki muhataplarına) kitap gönderdiğini kanıtlayabilmiş mi?

        bilinen tek şey, Muhammedin “sana niye inanalım, ya yalan söylüyorsan” sorusuna, “ya doğru söylüyorsam” cevabından ibarettir, kanıta değilde varsayıma dayalı bu cevap tanrının peygamber ve kitap gönderdiğinin kanıtı olmuyor,

        dolayısıyla, bilimsel veriler tanrının varlığına işaret eden kanıtları içeriyorsa da, bu kanıtlar kitapların tanrısının kanıtı anlamına gelmiyor, çünki kitaplar ve peygamberler gönderdiğini ilk muhataplarına kanıtlayamamış bir tanrının tanrılık iddiasında bulunmaya hakkı yoktur, o nedenle bilimsel verileri kitapların tanrısıyla ilişkilendirmeye çalışmanın hiçbir anlamı yoktur, yani tanrının varlığını kanıtlamaya yönelik bilim treninde kitapların tanrısına yer yoktur,

        o nedenle tanrıyla Allahı aynı trene koymayın, çünki tanrının varlığını kanıtlayacak bir sürü done varsada Allahın varlığını kanıtlayan herhangi bir done yok

        —Yani elimizde Allah’ın var olduğunu ispata yetecek bir sürü done var (senden alıntı)

        böyle söyleyerek daha önce tanrının varlığını kanıtlayacak yeterli done olmadığını söylemiş olursun,

        gümüzdeki gelişmiş teknolojilerle elde edilmiş bilimsel donelerin kitapların tanrısının varlığını kanıtladığını söylerseniz, peygamberlerin ilk muhataplarının varlığı kanıtlanamamış bir tanrıya inandıklarını söylemiş olursunuz,

        daha doğrusu varlığını ilk muhataplarına değilde sonraki muhataplarına kanıtlamaya çalışan bir tanrıdan söz etmiş olursunuz, oysa bir tanrı mantıken varlığını ilk muhataplarına kanıtlaması gerekir, herhalde bir tanrı varlığını kanıtlamayı, tanrının elçisi olduğunu iddia eden bir beşerin “ya doğru söylüyorsam” varsayımına dayandırmaya kalkmaz.

        size gelince, siz zaten kelimeyi şahadet getirerek, tanrının varlığına ve Muhammedin tanrının elçisi olduğuna inanmışsınız, o nedenle artık sizin tanrıyı araştırmanıza gerek yok, kelimeyi şahadet getirmenize rağmen tanrıyı araştırmaya kalkmanız imanınızı sakatlar,

        o nedenle tanrınızın emir ve yasaklarına uymak öncelikli işiniz olmalı, tanrınızın sizden ne istediğini anlamaya çalışmak olmalı, bunun için İslâmın şartlarına, imanın şartlarına uymak yetmez, tanrınızın en temel emrini yerine getirmeniz gerekir, yani tanrınızın gönderdiği dini yeryüzünde egemen kılmanız gerekir? fitneyi yeryüzünden yok etmeniz gerekir?

        ne yapacağınızı söylemek bana düşmez ama sanırım yapacaklarınızı hatırlatmanın bir zararı olmaz.

  34. erol dedi ki:

    Yavuz beyciğim..
    “Tarihi bilgi hariç herşeyi bitirdim kafamda.” bunu anlayamadım. İslam tarihine, yayılışına peygamber öncesi ve sonrası tarihi oyunlar bu konulara girmedim mi demek istedin. O zaman girme. Kuran felsefesi çok güzel… şu an yazdıklarından anlaşılan çok güzel bir noktadasın. ne ileriye ne de geriye gitme. ben o bilinç ve inanç noktasında kalamadım. eğer yazdıkların gibiysen çok güzel.. değilsen sen benden bile değilsin…ha bu arada ben iyi olmaya çalışan bir imansızım.

    • Yavuz Selim dedi ki:

      Yanlış yazmışım dalgınlıkla. Tarihi bilgide dahil diyecektim, hariç yazmışsım. Yani 1000 – 1500 Yıl öncesinden anlatılan tarih, isimler, yaşadığı bile belli olmayan adamlar, hadis rivayetleri, sünnet, mezhep v.s gibi Kuran dışı olan tüm oluşumları kafamdan sildim.

      Benimkisi felsefe falan değil, direkt olarak Kitaba iman. Onu Allah katından geldiğine ve bozulmadan elime ulaştığına inanıyorum, birgün öleceğimi ve hesap vereceğimi biliyorum ve bundan şüphe etmiyorum.

      Sen, Deistmisin?, Ateist mi ?

    • bir kul dedi ki:

      erol dedi ki:
      22/03/2013, 22:00BU YAZINA İSTİNADEN YAZDIM

      BAKARA 44. AYET Ey bilginler, kitabı okuduğunuz halde, insanlara iyiliği emredip, kendinizi unutuyor musunuz? Aklınızı kullanmıyor musunuz?

  35. rammsteinn dedi ki:

    Hakkıyla Allah’ın dininin tebliğini almayan herkes ahirtte muaftır.
    İSRA SURESİ 15.AYET

    ben tebliği aldım artık ölünceye kadar 5 vakit namaz oruç, alkol yok o yok bu günah.
    benim ne suçum günahım vardıda bi tebliğ aldım diye bütün hayatımı ibadetle geçirmek zorundayım. tebliği yerine getirmezsemde sonsuza kadar yanacam.
    keşke balta girmemiş bi ormanda yamyam olarak doğaymışım veya perunun ıssız bi köyünde.

    kader varsa dinle ters düşer. din varsa kadere ters düşer.

    bi insan ömrünün yarısını dört dötlük bir müslüman gibi yaşasa , bir gün ayağı kayıp kafayı bi yere vurup hafızası silinse sonra ateist olsa ne olacak ? bunu bi din alimine sorun allah bilir deyip geçer. çünkü bu kuranda yok. kendimi klonlatsam kendi klonumun beynini yıkatsam bi müslüman gibi yaşatsam ? kuranda böle bi durumda yok. bilmem kimin devesi var ama. ne deveymiş 1500 yıldır deve meşhur oldu. arapca bilmeyen yaşlı amcalarımız bu sureleri dinliyor gözlerinden akan yaşlar akıyor duygusallıktan.
    araplar işi biliyor. kuranı arapça dışında okumayın diye hekesi kandırmışlar.

  36. abdullahabdal dedi ki:

    Yavuz Selim diyor ki:
    22/03/2013, 22:27

    “Benimkisi felsefe falan değil, direkt olarak Kitaba iman. Onu Allah katından geldiğine ve bozulmadan elime ulaştığına inanıyorum, birgün öleceğimi ve hesap vereceğimi biliyorum ve bundan şüphe etmiyorum.”

    Demiş Kafir..
    Neden kafir..
    “birgün öleceğimi ve hesap vereceğimi biliyorum ”
    Kadere iman etmiyor..çünkü..
    Her şey Allahtan diyemiyor..

    Özgür iradesi varmış gibi..Allah Levhi mahfuza yazmadı.. ben işlediğim günahlardan hesap vereceğim diyor..
    yani sınavdaymış…;)

    ne Oldu kader..
    Yani Levi mahfuz…

    HADİD 22. Yeryüzünde vuku bulan ve sizin başınıza gelen herhangi bir musibet yoktur ki, biz onu yaratmadan önce, bir kitapta(levh-i mahfuz) yazılmış olmasın. Şüphesiz bu, Allah’a göre kolaydır.

    Yani sen doğmadan ben ne zaman Tuvalete ne zaman gideceini bile yazdım..
    senin proğramını yükledim diyor..

    Sende bu ayeti yalanladığın için kafir oluyorsun.. ve
    İslamda bunun Tövbeside yok..

  37. abdullahabdal dedi ki:

    Marlin monroe de,
    “Ne kadar çok şey bilirsen bil,
    Bilgin,
    karşındakinin seni anlayabildiği kadardır”.
    demiş.

  38. arsonist dedi ki:

    Yazıyı ve devam eden yorumları okuyunca insanın aklına gelen şu:
    1.si kader konusu aslında çok hassas bir konu. Müslümanım diyen bir çok insan bile aslında kaderin ne demek olduğunu bile bilmiyor. Çoğunluğun düşüncesi de yazıda anlatıldığı gibi kaderimiz yazıldı biz rolümüzü oynuyoruz
    2.si yazıda akıl bulandırmaca var. Dikkatle okursanız ayetlerden başka hadisler hatta eşarilikte geçen hikayelerden bile örnekler verilmiştir. İslamda esas olan Kuran dır. tabi bilmeyen bir insan sahih olmayan bir hadise hatta eşarilik hikayesine bile ayetmiş gibi bakar. Tabi tezlerini ispatlamak için bir kaç yerden ayet kopyalayarak yazıyı tamamlayan şahıs daha çok felsefe kitabı okuduğunu belli etmek istercesine karşılıklı sorular soruyor ve iki cevaptada tezini ispatladığını sanıyor:) aslında ne kadar komik bir mantık yürütme yaptığını bilmiyor.
    3. Tabi dinden uzak olan insanlar için çok güzel bir propaganda bu (onlara göre). Akıl karıştırmaca yapılarak kader konusu üzerinden insanların dine karşı kendileri gibi sorular sormasını istiyorlar. Ancak millet olarak yaptığımız gibi açıp okuyup araştırmak yerine bir iki yazı ile aklımıza fitnenin girmesini sağlıyor böyle yazılar.
    Bu yazıyı okuyan bir şahıs kendince buna benzer sorular sorar ve yok Allah olamaz vs. derse kafir olma yolunda çok büyük bir adım atmış olur. Yok kader ne demek diyerek merak eder konuyu araştırır ve inanca yönelirse bu da hayra giden bir adımdır. Ve bu söylediğim iki ayrı fiil de dua niteliğindedir. Ve Allah dilerse aklına sapkın düşünceler giren insanı sapkınlığa, araştırmaya ve doğru olanı öğrenmeye çalışan insanı ise hidayete eriştirir. Bu da duaya verilen cevaptır. Ve bu yazıyı okuyan kişinin ne yapacağını ve sonrasında ne düşüneceğini ve daha sonra olacaklarıda bilir Allah. Neden mi? Çünki Allah zaman ve mekandan münezzehtir. Onun katında zaman kavramı olmadığı için de olmuş olanı ve olacak olanı ayrıntısıyla bilir. Bunada kader denir. Benim yorumum bu şekilde bildiklerimin azlığı sebebi ile yanlış birşey yazmışsam bilen arkadaşlar düzeltsinler.
    Son olarakta bir çok dini araştırmış ve kendisi ateist olan üniversitedeki hocamın dediklerini burada paylaşmak istiyorum. “Araştırdığım dinler içerisinde en mantığa uygun olanı en güzeli İslam ama müslümanım diyorsunuz ama gerektiği gibi yaşamıyorsunuz” eğer biz dinin gerektirdiğini kitaba uygun olarak yaşar isek bırakın böyleleri milyonlarca soru sorsun akıl bulandırsın bize hiç bir zararı olmaz…

  39. HASAN dedi ki:

    Herşeyi yaratan tanrı fikri oldukça özgür iradeden bahsetmek anlamsız oluyor. Mesela kendime serbest irademle tokat atmak istiyorum. Bu düşüncenin oluşması için yaratılması gerekir, bu düşüncenin kol kaslarına iletilmesi için gereken elektrik sinyallerinin, kolumu kaldırmam için gereken herşeyin allah tarafından yaratılması gerekiyor. Yapılan hiç bir eylem tanrıdan bağımsız değil. Kendi iradem dışında olan olaylar içinde bunlar geçerli.

  40. T. Ata dedi ki:

    Ben Kuran’a yani Allah a iman ettim.
    Neden mi?
    Okudum okudukça sorguladım sorguladıkça doğrusu nedir diye araştırdım. Anlayamadığım ters düşen şeylerin nasılda kendi yanlış düşüncemin ya da aşırıya giden dindarların yanlış tercümeleri olduğunu gördüm. Körü körüne bağlanmadım ki mantık Allah’a zaten ulaşıyor. Tıpkı inanmayan adamların bile yalan yanlış çevirileri söylemleri uydurma hadisleri bir kenara bırakarak aklını kullanıp özü görebilmeleri gibi.

    – Allah her şeyi bilir olmuşu da olacağı da ,sözü neden dokunuyor ki. Allah elbette her şeyi bilir ama bu akıl verdiği irade verdiği insanı programlayıp zaten böyle olacaksın dışına çıkamazsın demek değil.
    Allah senin aptallığını da akıllılığını da zulmunu de iyililiğini de çok önceden bilir zaten.
    Bu O’na zor gelmez. Sonsuz güç ve kudret sahibine neden zor gelsin.
    Çok yalan yanlış bilgiler var evet bu yüzden İslam dini çoğu kişiye ters gelir. Düzeltmeli duru halde bakmalı olaya. Benim Kuran’a ilgili dini daha iyi benimsememin vesilelerinden biri de Mevlana Hazretleridir. Okuyun lütfen O’nun anlattığı hoşgörüyle zaten siz kendinizi Yaradan’a teslim edersiniz. Zalime hesap sorarsınız ki bu hakkınızdır. İslam basma kalıp insan modeli sunmaz. İslam’ı kullanıp cahil insanları yönetenler sunar. Haksızlığa yanlış olana zulme hesap sormak müslümanın görevidir zaten. Yoksa kader deyip boyun bükmek cahil insan işidir.
    Mesele cennet cehennem meselesi de değil İnsan bunun için iman ediyorsa etmesin zaten. Burda inandığın Allah’ın rızasını kazanmak birinci hedeftir. O neyi takdir ederse odur. Keza sayfalarca yazılı Kuran’da kuluna zulmeden değil açık seçik , kullarına zulmetmeyen aksine kabahatlarini örten tövbeleri kabul eden neticesinde de iyi bir ahiret hayatını veren Allah var. bir Cennet ya da cehennem bir sonuçtur asla neden değil.
    Mevlana Hazretlerinin dediği gibi:
    Düşüncen konuşmana , Konuşman hareketine , Hareketin kaderine yansır .
    Güzel düşün, Güzel yaşa…

    Buradaki kaderi nasıl seçtiğimiz gördünüz mü yani kendi ölçümüzü kendimiz koyduk bile. Çok şükür Allah bu kabileyeti vermiş. Robot yaratmamış yani. Cehennem Cennet derdine düşmüşsen korkarım ki şekilden ibaret kalmışsın arkadaş. Varlığını inkar etmem edemem elbette var ama derdimiz bu değil olmamalı. Keza müslüman da yanar herkes kendinden sorumlu gidecek kimse kimse kimseye günahından sevabından veremez.

    Allah insana ‘yaratılmışların en şereflisi’ diye hitap ediyor. İnsana gücünün tecellisi olarak çeşitli beşeri sıfatlar sunmuş . Ve ateist müslüman hristiyan ya da türk alman fransız.. gibi ayırmadan topyekün genine o sıfatları işlemiş. Örneğin azmetmek çalışmak üretmek akıl yürütmek bu bütün insanlarda var, yok mu? Ne ekersen onu biçersin sözü hem beşeri aleme vurgudur hem ahirete götürülecek amele. Yani anlayacağınız irade elinizde. Hem öncemizi hem sonramızı bilmesine neden şaşırsın. Eksik ya da kötü bir Allah a inanmıyorum ki tam donanımlı sonsuz ve sonsuz büyük olan varlığa inanıyorum. Çok normal değil mi? Mesela Allah neden merhametlilerin en merhametlisidir. Çünkü : Allah ceza vermekte acele etmez umar ki kulum tövbe eder. pişman olur ben de affederim. Allah’ın ölçüsü o kadar zarif ki o kadar merhamet dolu ki : sevap işlersen ben onu kat kat artırarak hanene yazarım günah işlersen de müddet koyarım anında ceza vermem olur ki dönersin gerçekten pişman olursun da ben de affederim. ‘ diyor. Şu mükemmelliğe bakar mısın?

    Bazıları da diyor ki ben inanmadım diye beni nasıl cezalandırır.

    Nasıl yani? Allah ey insan seni yarattım bak şu sebepten dolayı her şeyi de verdim seni kısacık dünya hayatında imtihan ediyorum. Diyor. Sen de böyle yüce bir Yaradan’ a inanmıyorsun hem de inanmadığım halde niye cezalandırılacakmışım diyorsun. İronik. Bu bile iradene bırakılmış. Sen kim oluyorsun denir adama. Ama hesap görmekte aceleci olmadığını Yaradan hep vurgular. Yoksa zaten hesaplar çoktan dürülmüştü. Kuran’ın tamamını okuyun beyler hanımlar iyi okuyun .

    Şaşırıp kalmayanın aklına şaşırırım. Şüpheye düşdüğünüz yanlardan bile sıyrılırsınız. Nice hikmet nice ilim var içinde. Yüzyıllar önce yazılanlara bilimin yeni yeni ulaştığı gerçeği tokat gibi çarpar yüzünüze. Keza Allah Kuran ile ne gelecekten ne geçmişten haber verme amacı taşımamış. Düşünüp tutalım diye öğütler vermiş. Şu kadarı bile insan için ne büyük haber. Siz bir düşünün de tutmak size kalmış.

    Kalpleri mühürlenmiştir sözü… E bundan anormal ne var. Kuran ın hangi yerinde doğuştan kalpleri mühürledim sizi öyle yarattım yazıyor. Bilmiyorsam bilen desin. Her insan farklı fıtratla yaradılmış bu gerçek. Ama kalplerin mühürlenmesi yine kendi elinde. Sen dünyadaki zulmedenlerden olmuşsan her türlü kötülüğün pisliğin içine düşmüşsen kalbini yavaş yavaş karartırsın. Zamanla zift gibi olur o kalp mühürleniverir. Yani sen yine bir robot değilsin. Niceleri var nefsini terbiye eder kalbi genişler. Kimileri var edemez kalbi o nefis elinde mühürlenir gider.

    E bu tabi inançlı insanı da imansız hale getirebilir. O kararmış kas katı kalpli adama ne desen kar eder? Hiç bir şey etmez. Allah’ a attığınız her bir zan kendi nefsinizin zannıdır ve o ne kötü bir zandır.

    Allah insanı neden yaratmış Kuran’da zaten yazıyor. (İMTİHAN)

    ‘Biz, insanların hangisinin daha güzel amel edeceğini deneyelim diye yeryüzündeki her şeyi dünyanın kendine mahsus bir zinet yaptık’.18/Kehf-7

    ‘O, hanginizin amelinin daha güzel olacağı hususunda sizi imtihan etmek için, Arş’ı su üzerinde iken, gökleri ve yeri altı günde yaratandır. Yemin ederim ki, (Resûlüm!): «Ölümden sonra muhakkak diriltileceksiniz» desen, kâfir olanlar derhal «Bu, açık bir büyüden başka bir şey değildir» derler’.11/Hud-7

    ‘Hanginizin daha iyi iş işlediğini belirtmek için, ölümü ve dirimi (hayatı) yaratan O’dur. O, güçlüdür, bağışlayandır.’67/Mülk-2

    Daha çok ayetler var elbet. Bir Yaratıcı kendini sonsuz bilginin gücün ilmin kudretin … sahibi gibi sıfatlarla tanımlıyorsa , akıl erdirmek gerekir bu varlık istediğine istediğini anında yapabilir zaten. Eğer inanmayan arkadaşların dediği gibi zülm eden bir varlık olsa daha önce de dedim neden size seçim hakkı tanıyıp da iyiliğinize çokça üstüne koyup da sevaplar versin de kötülüklerinizi kalben ettiğiniz bir tövbeyle ortadan kaldırsın?

    Kuran’ı Okuyun akıl hepimizde mevcut . Kaderim bu napıyım diyen bir müslüman gibi de değil bu nasıl bir Tanrı diyip kendine at gözlük takan gibi de değil.

    Her şeyi tahlil eder de aklınıza yatarsa inanırsınız yok yatmazsa zaten yolunuz aynı yol.

    Son olarak Kader olgusu ile ilgili bir yazı paylaşmak istiyorum:

    O her şeyi yaratmış sonra her şey için tam bir ölçü belirlemiştir.
    (el-Furkan 25/2)

    Allah’ın işi, ölçeği tam olarak belirlenmiş şekildedir. (el-Ahzâb
    33/38)

    Biz, her şeyi bir ölçüye göre yaratmışızdır. (el-Kamer 54/49)

    Allah her şey için bir ölçü oluşturmuştur. (et-Talak 65/3)

    İnsanı nutfeden yaratmış sonra ölçüsünü belirlemiştir.(Abese
    80/19)

    Ölçüyü belirleyen sonra yolu gösteren odur. (el-A’lâ 87/3)

    İşte kader, bu ölçü ve standartlardır. Her şeyin ölçüsünü
    belirleyen Allah Teâlâdır. Cezayı veya ödülü bu ölçülere göre
    verir. İlgili âyetler buna göre anlaşılmalıdır. Şu âyet onlardandır:

    “Ayetlerimizi yalan sayanlar karanlığa gömülmüş sağırlar ve dilsizlerdir.
    Allah sapık saydığını yoldan çıkarır, yola gelmiş saydığını
    da doğru yol üzerinde bulundurur.”

    Allah, kaderi yani standartları belirlemiş, onlara uygun davranılmasını
    istemiş; ama kimseyi buna zorlamamıştır. Doğruları
    yapma konusunda gayret gösterenin önünü açacağını ve işlerini
    kolaylaştıracağını bildirmiştir. Bu onun bir ikramıdır. İlgili
    âyetlerden bir kısmı şöyledir:

    Ortalığı bürüdüğü sırada gece hakkı için, Ağarmaya başladığı sırada
    gündüz hakkı için, erkeği ve dişiyi yaratan hakkı için, Sizin
    gayretleriniz, gerçekten farklı farklıdır. Kim verir ve korunur,Ve
    en güzeli tasdik ederse, Onu en kolaya kolayca ulaştıracağız. (el-
    Leyl 92/1-7)

    KADER = ÖLÇÜ – DOĞRU BİLDİĞİMİZ YANLIŞLAR – Prof.Dr. Abdulaziz Bayındır

  41. T. Ata dedi ki:

    bir kısımda bundan anormal ne var yazmışım düzelteyim: -normal, olacak yanlış yazmışım:

    Kalpleri mühürlenmiştir sözü… E bundan normal ne var.

  42. Rabia dedi ki:

    Günde ellibin kere nefes alıp vermeni sağlayan Allaha ihtiyaç duymuyormuş yukardaki bayan…Sizin ne olursa olsun tatmin olmıyacağanızı biliyordu Allah ne yani sizi inanmadığınız cennetemi koysun bu ne saçmalıktır…Sizin sorgularınız bitmez bir çoğunuz kadında özgürlük adı altında tahrip edip atıyorsunuz kızları kadınları siz çokmu merhametlisiniz siz kendinizi yaratan Allahla uğraşıyorsunuz acıma şu bu bunları geç..Benim tanıdığım bir çok dinsiz var çevremde korku acıma duyarlılık asla yok adam yaratanı tanımıyor ki birinden korkup utansın…İnanmayın milleti niye saptırmaya uğraşıyorsunuzki sizin dininiz size bizimki bize…SİZE HAYIRLI ÖZGÜRLÜK VE TANRISIZ KADERSİZ GÜNLER DİLERİM AYDINLIKTAN GÖRÜNMEZ OLANLAR YANİ HİÇLİK ALEMİNİN SÖZCÜLERİ…

  43. abdullah dedi ki:

    Kader meselesini sadece bir örnekle size anlatacağım.. Siz ve bir arkadasınız bi film izleyeceksiniz.. Siz o filmi izlememişsiniz ve hiçbir fikriniz yok film hakkında… Arkadasınızda filmi izlediği halde size izlemediğini söyledi… Film başladı ve heyecanla o filmi izlemeye basladınız bi sahnede araba ile birkaç genç sakince ilerliyorlar.. Arkadasınız bu araç kaza yapacak yolda önüne çıkan bir köpeğe çarpmamak için direksiyonu kıracak ve araçtakilerden biri ölecek diğerleri hafif yaralanacak dedi…ve birden o sahne gerçekleşti arkadasınızın dediği gerçekleşti… Peki simdi sorarım size bu sahne o genç söyledi diyemi gerçekleşmiş oldu… Yada o genç filme müdahale etti de mi oldu .. Hayır sadece olacakları önceden izledi diye bildi ve bunlar hakkında söyledikleri gerçekleşti… Bu ornekteki gibi Allah c.c da ezeli ve ebedi ilmi ile olanı olmuşu ve olacağı bildiği için bizim dünyadaki yaptıklarımız levhi mahfuzda yazılıdır… Şimdi diyeceksinizki yazılı ise ne diye bizi dünyaya gönderdi… Çunku hesap gununde Allah kulunu yaptıklarından hesaba çekecek…şunu yaptın bunu yaptın diye … Kul Allah a şöyle diyebilir bunları ben yapmadım ki… Allah da kullarının bunu diyeceğini bildiğinden bizi dünyaya gönderdi ve hersey kayıt altına alındıktan sonra artık kulun ben bunları yapmadım deme şansı kalmıyor…aslında kader bahsi basit zor olan ise bazılarının bunu anlamak istememesi ve insanlara yanlış anlatmasıdır…oraya buraya şuna buna bahane aramanıza gerek yok… Ne hesaptan kaçış var nede ölümden… Her canlı ölümü tadacaktır ve sonra siz bize döndürüleceksiniz…

    • AVNİ dedi ki:

      Sn abdullah
      Herşeyi yaratan allah oldukça bence cuzi irade den bahsetmek anlamsız. önce dende yine bu sitede bu konuyu yazmıştım. Ben irade ederken tanrı mudahele etmediği bir alanmı var ki irade ettiğim ve şonucunda yaptığım şeyden dolayı hesaba çekileceğim. İrade etmem bile tanrının irade etmesine bağlı, tanrı istemezse bırak ayağa kalkmayı , onu irade bile edemem. Bu durumda ayağa kalkmamın nedeni irade etmekten, fiili kalkmaya kadar tanrının eseridir zaten.
      Bana cuz i irade şöyle geliyor, tanrı yer çekimi yaratmış, yaprak düşeceği zaman tanrı nasıl olsa yer çekimini yarattım, yaprak zaten kendiliğinden düşecek bir mudahele etmeme gerek yok mu diyor. İnsana için Ben insana cuz i irade verdim, yaptıklarından sorumlu olması için irade etmesine karışmayım sadece iradesini fizik kurallarına uygunsa yaratayım mı diyor.
      Saygılarımla..

  44. Erkan dedi ki:

    Ya arkadaş belki kader meselesine anlamlı bir cavap bulurum dedim ama şurda bir kişi bile kaderin ne olup ne olmadığına dair ikna edici bir cevap yazamamış.

    Yok Allah kalbini mühürlemiş yok bilmem ne. O zaman kalbinin mühürleneceği de yazılıydı.

    Lise yıllarımda bu konuyu din kültürü hocamızla bir arkadaşımız tartışmıştı. Din hocamız aynen şöyle bir örnek vermişti, “Ben doğmadan önce benim burada gelip te size ders anlatacağım yazılıydı”. Bunun üzerine arkadaşım şu soruyu sordu “Peki hocam bu kadar detaylı yazılıysa o zaman işleyeceğimiz günah ve sevaplarda yazılıydı değilmi?.
    -Hocam; Kesinlikle ama biz neler yazılı olduğunu bilemeyiz bu nedenle biz emredileni yapmalıyız.
    -Öğrenci; peki hocam bu durumda biz sevapta günahta işlememiş oluyoruz sadece farkında olmadan yazılanı mı oynuyoruz? Mesela oruç, namaz yerine getirmesek te zaten mecburen yazıldığı için değilmi?
    -Hocam; Öyle değil oruç, namaz ve diğer ibadetler ile bizim sabrımız ölçülür, her olayda imtihana tabi tutuluruz.
    -Neden imtihan ediliyoruz hocam zaten sonuç önceden bilinmiyormu veya sabrımız neden test edilsin zaten sonuç yazılı değilmi.
    -Evet Allah herşeyi önceden bilir ama sonucu biz bilemeyiz o yüzden imtihan ediliriz.
    -Hocam hala anlayamadım imtihan edecek olan zaten sonucu biliyorsa bizi neden imtihan ediyor biz sonucu bilmiyoruz diye mi? yani zaten yazılı sonucu bizde öğrenelim diye mi?

    -Hayır değil elbet biz imtihanların sonucunda cennet yada cehenneme gideriz yaptığımızdan sorumluyuz. Bu imtihan bizim okuldaki gibi değildir. Biz öğretmenler ve siz öğrenciler sonucu bilemezsiniz ama Allah C.C. kulunun ne yapacağını önceden bilir.

    -E o zaman kul ne yaparsa yapsın sonuç değişmez hocam, ben hala hal böyleyken neden imtihan edildiğimizi anlamadım.

    Ve bu kadar konuşmanın sonucunda hiçbir adam akıllı cevap verilemedi. Adamın verdiği cevaplar sanki başka bir sorunun cevabı.

    Bir diğer gerçekte kaderci toplumların kaderinin her nedense hep boktan oluşu. Ortadoğu da düzgün giden hiçbirşey yok. İş güvenliği, huzur, refah, bağımsızlık. Tüm kaderci toplumlar yüzlerce yıldır kaderci olmayanlarca sömürülmekteler. Her başlarına geleni kader saydıklarından yüzlerce yılda böyle gidecekler.

    KARAKTERİNİZ KADERİNİZDİR.

  45. kadir dedi ki:

    sayın erkan…

    “Yok Allah kalbini mühürlemiş yok bilmem ne. O zaman kalbinin mühürleneceği de yazılıydı.”

    yüce allah kainattaki herşeyi bir ölçüye göre yaratmıştır.. allah nezdinde zaman kavramı olmadığından gelecekte ve geçmişte olanları bilir..

    insanlar hayatlarını özgür iradelerine göre şekillendirir.. allah bu özgür iradeye müdahale etmez. ama bu özgür iradenin gelecekte pozitif ve negatif davranışlarını bilir.

    allah insanları bir robot gibi yaratmamıştır. insanda allahın istediği şekilde hayatını sürdürmemektedir.. fakat insan özgür iradesiyle ne yaşarsa yaşasın allah bunu bilir.. işte kıyamet günü insan bu yüzden yaptıklarından sorumludur..

    saygılar..

    • 1okuyucu dedi ki:

      Kadir;

      ben Kuranın tanrısına inanmadığım için sizin tanrınız beni cehenneme gönderecek, ayrıca sizin tanrınız cehenneme gidenlerle konuşmayacağı için benimlede konuşamayacak,

      biliyorsun, ahzab-50 ile Muhammedin kendisiyle mehirsiz olarak evlenmek isteyen kadınlarla evlenebilmesine izin verildi, yani peygamber karısı olabilmek için Muhammedle evlenmeye niyetlenen kadınların hepsini Muhammedin isterse karılığa kabul etmesinin bir sakıncası yoktu, belkide Muhammed bu saatten sonra verilen iznin…. diyerek hayıflandığı da olmuştur, öyle ya Ayşeyle nişanlanmasının üzerinden 3 yıl geçmesine rağmen mehir parası bulamadığı için evlenemediğine dair rivayetler varken, o ayet o sırada gelseydi, Ayşede kendisini mehirsiz sunacaktı, Muhammed boşu boşuna 3 yıl beklemeyecekti,

      ben çok eşliliği ahlâksızlık olarak kabul ediyorum, sizin tanrınız öteki tarafta benle konuşmayacağı için tanrınıza kadını aşağılayan çok eşliliğe niye müsaade ettiğini soramayacağım ve haliyle cehennemde çeşitli fiziksel işkencelere uğrarken bir taraftanda kafama takılan soruları soramamamın çaresizliğiyle tanrınızın beni yaptığı şeylerin ahlâksızlık olmadığını konusunda aydınlatmaktan kaçındığı kanısına varacağım,

      herhalde her şeyi bilen tanrınız, öteki tarafta benim ona bazı sorular sormak isteyeceğimi de biliyordur, herhalde soracağım soruları cevaplandırmaktan çekinecek bir tarafı yoktur,

      şu tanrınıza söyleyinde öteki tarafta bizlede konuşsun, bizle konuşmaya karar verdiğinde de neler soracağımızı bildiğine de şüphe yok, haliyle nerelerden çalışacağını bilecek, bakalım soracağımız sorulara mantıklı cevaplar verip sınavı geçebilecek mi?

    • 1okuyucu dedi ki:

      Kadir;

      eğer tanrınız bizle konuşmaya karar verirse, bakara-178 öncelikle soracağım sorulardan biri olacak,

      • kadir dedi ki:

        okuyucu…

        hakkında hayırlısı olsun..

      • 1okuyucu dedi ki:

        Kadir;

        dur daha bitmedi, eğer tanrınız benle konuşmaktan çekinmezse ona soracağım bir sürü soru var,

        üstelik sizin tanrınızın, sizin kaçamak cevaplarla kem küm ettiğiniz, akılla mantıkla bağdaşmayan durumlarda topu tanrınıza atarak “doğrusunu Allah bilir” veya “Allahın hikmetinden sual edilmez” gibi bahanesi de olamaz, yani tanrınızın sorulardan kaçacak kıvırtacak bir bahanesi de yok?

        şimdilik birkaç soru sorayımda buradaki kayıtlara geçsin, soracağım sorular ben doğmadan önce ta ezelden beri levhi mahfuzda yazılıydı zaten??? yani tanrınız ne soracağımı biliyorsada, olsun ben buradada sorayım, ne soracağımı merak edenler öğrenmiş olur,

        yeryüzü için yarattığını söylediğin Ademi niye özel bölmeye alıp yasak meyveyi yedirmeye uğraştın?

        sen ihtiyaçlı bir varlık mısın ki melek şeytan gibi yardımcılara ihtiyaç duyuyorsun?

        sonsuz boşluğu yok edebilirmisin?

        en hayati soruların cevabını aldıktan sonra sıra Kuranla ilgili soracaklarıma gelecek, tabi tanrınızın benimle konuşacak cesareti varsa?

      • Tafi dedi ki:

        Arkadaş sen bırak inanmadığın varlıkları kendi yoluna bak. Sanane kim neye inanmış. Kimisi Yaratıcıya tapar kimi makam mevkiye kimisine paraya boşver sende kendi taptığınla ilgilen ki Saçma sapan yorumlarına bakıp zeka seviyenle dalga geçmesin kimse:) herkesin inandığı kendine. İçine sindiremeyen varsa inanmasın. Bu kadar basit.

      • 1okuyucu dedi ki:

        Tafi;

        bu forum, gerçek alemde konuşturulmayan, konuşturulmadıkları için sesini duyuramayanların sesini duyurabildikleri bir forum, dolayısıyla sesini duyurmak isteyenlerin öncelik hakkının olduğu bir forum, çünki sizin gerçek alemde toplum içerisinde veya tv’lerde sesinizi duyurabilme şansınız var, ben bu forumda Kuranın benle ilgili yaptığı çirkin yakıştırmalar nedeniyle bana söz hakkı doğurduğu için Kuranla ilgili söz hakkımı kullanıyorum, söz hakkımı kullanmaktanda geri kalacağım yok, çünki inanmadığım kitap bana sataşıyor, o nedenle bana ne deyip geçemem,

        bu arada, tanrına söyle dersine iyi çalışsın, sizden cevabını alamadığım soruları ona da soracağım, soruları cevaplayamazsa sınavı geçemez ona göre!? çünki tanrınızın sizin gibi akla mantığa yatmayan şeylerde bahane olarak sarıldığınız “doğrusunu Allah bilir” yada “Allahın hikmetinden sual edilmez” gibi bir bahanesi olamaz, yani tanrınızın topu taca atacak bir bahanesi yok?

        son olarak sana basit bir soru sorayım, bakara-178 hakkında ne düşünüyorsun?

      • Bakara 178.
        Bu Ayet gerçekten tüyler ürpertici.
        Uygulaması;
        Beni öldürürsen, senin ölmen gerekir, ayet’in başında hür’e karşı hür denmiş.
        Bu adilce bir kıssas.
        Devamında..
        Benim karımı öldürürsen, bende senin karını öldürürüm.
        Benim kız kardeşimi öldürürsen bende senin kız kardeşini, yoksa yiğenini veya teyzeni,halanı öldürürüm.
        Kölemi(hizmetçimi) öldürürsen,bende senin köleni(hizmetçini) öldürürüm.
        Ama kardeşime (Erkek) gönlünü edecek Fidye( rüşvet) verirsen af olursun.
        Zengin erkeğimiz bedel verir, ölenimiz Kadın ve köledendir :)))
        Ayetin tamamında katile bütün yaşam kapıları açılmış, suçu olmayanlar ölüme mahkum edilmiş.
        Yani öldürdüğün kişiye bağlı olarak köleye(hizmetçiye), kadına (eşin, bacın,anan,teyzen,halan’da kurban olarak seçilebilir) yaşam kapıları tamamen kapanmış.
        Suçları neymiş bu insanların ?
        Öldüren kişinin yakını ve kölesi(hizmetçi,emekçi) olmakmı !!!
        Adaletli Kıssas nerde ben göremedim, gören varsa söylesin.

      • 1okuyucu dedi ki:

        Kökler ve Kanatlar;

        —Beni öldürürsen, senin ölmen gerekir, ayet’in başında hür’e karşı hür denmiş.
        Bu adilce bir kıssas.
        Devamında..
        Benim karımı öldürürsen, bende senin karını öldürürüm.
        Benim kız kardeşimi öldürürsen bende senin kız kardeşini, yoksa yiğenini veya teyzeni,halanı öldürürüm. (senden alıntı)

        —BAKARA-178.AYETİN DOĞRU MEALİ !!!
        ’’Maktul hürre karşlık katil hür,maktul köleye karşılık katil köle ve maktul kadına karşılık da katil kadına KISAS uygulanabilir..’’şeklindedir. (Bilâldan alıntı)

        önce şunu belirteyim,

        bakara-178’deki kadına kadın ifadesi, hür ve köle olarak kategorize edilmiş kişilerin kendi aralarında ayrıca cinsiyetlerine göre kategorize edileceğini belirtiyor,

        yani hüre hür ifadesideki hürleri cinsiyetlerine göre kategorize ettiğimizde

        hür erkeğe hür erkek
        hür kadına hür kadın? şeklinde olacağını,

        köleye köle ifadesindeki köleleri cinsiyetlerine göre kategorize ettiğimizde

        köle erkeğe köle erkek
        köle kadına köle kadın? şeklinde olacağını belirtiyor,

        kadına kadın ifadesindeki kadınları statülerine göre kategorize ettiğimizde,

        hür kadına hür kadın,
        köle kadına köle kadın

        şeklinde kategorize etmemiz gerekeceğinden, kadına kadın ifadesinin açılımını yapmamıza gerek yok? çünki hürleri ve köleleri cinsiyetlerine göre kategorize ettiğimizde kadınları da otomatikman statülerine göre kategorize etmiş oluyoruz, (soru işaretli eşleşmeler)

        eğer ayette kadına kadın şartı getirilmeseydi, kişileri sadece statü açısından kategorize etmemiz gerekecekti,

        konuya dönersek, toplu öldürmelerdeki ödeşmeleri (kan davaları) düzenlemek için gelen bakara-178, farz kılındığı için bireysel ödeşmelere de emsal teşkil ettiğinden verdiğin örnekler doğru,

        ama katilin kim olduğunun bilindiğini iddia edenlere göre, verdiğin örneklerdeki öldürmelerde kısas gerekmez, çünki onlar, statü ve cinsiyet açısından sadece ayni kriterlere sahip olanlar arasında kısas uygulanacağını, farklı kriterlere sahip olanlar arasında kısas uygulanamayacağını öne sürüyorlar? daha dorusu öne sürdüklerini anlayamıyorlar?

        o nedenle senin verdiğin örneklerdeki öldürme olayları farkı kriterlere sahip kişiler arasında olduğu için bakara-178’de katilin kim olduğununun bilindiğini iddia edenlere göre kısas gerektirmiyor?

        ayette, katilin kim olduğunun bilindiğini iddia eden arkadaşlar, hüre hür, köleye köle, kadına kadın ifadelerini,

        hür, öldürdüğü hüre karşılık,
        köle, öldürdüğü köleye karşılık,
        kadın, öldürdüğü kadına karşılık kısas edilir
        şeklinde anlamamız gerektiğini öne sürüyorlar,

        yani kısas uygulamasının sadece aynı kriterlere sahip olanlar için söz konusu olacağını farkında olmadan iddia ediyorlar???

        halbuki Kurandan yüzyıllarca önce gönderilmiş olan Tevrattaki cana can hükmü, yukarıdaki formata uygun yazarsak, suçun şahsiliği ilkesi gereği “kişi, öldürdüğü kişiye karşılık kısas edilir” anlamına geliyor,

        bakara-178’de katilin bilindiği iddiasını öne sürenler, kişi kelimesini kaldırarak yerine hür, köle ve kadın kelimelerini yazarak suçun şahsiliği ilkesini ortadan kaldırdıklarını anlayamıyorlar?

        haliyle kısas uygulamasının ayni kriterlere sahip olanlar arasında uygulanacağını söylemiş oluyorlar, yani hür bir erkek hür bir erkeği öldürmedikçe, kimi öldürürse öldürsün kısasa tabi olmayacağını söylüyorlar, ayni durum diğerleri içinde geçerli,

        bu iddiaları için öne sürdükleri gerekçelerde, Kuranın tanrısının ayı böğürmesinden ürktüğünü anlatarak, yani Kuranın tanrısının ayıdan korktuğu için tedbir almak zorunda kaldığını söylüyorlar,

        hani bilirsin, “özürü kabahatinden daha büyük bir suç” derler ya, öne sürdükleri gerekçelerinide al birini vur ötekine?

        sen yinede dikkat et, önüne yarısı avuç içine sıkıştırılmış birkaç kibrit çöpü gösterip bir tanesini çekmeni isterlerse kısa olan çöpü çekmemeye dikkat et,

        her ne kadar rastgele seçilmiş kişilerin kısas edilmesi gayri ahlâki görülüyorsa da, toplu öldürmelerdeki tarafları, çete benzeri suç şebekesi olarak kabul edip, üyelerini cinayet işlemiş olsun veya olmasın cinayete teşebbüsten yargılamaya engel bir durum olmayacağını söylemeliyim,

      • Sn.1Okuyucu.
        Bakara 178’de adil kıssas anlatılmış olsaydı Allah sadece ölene karşı öldüren der noktayı koyar, köleye karşı köle, kadına karşı kadın diye örnekler sunmazdı.
        Burdaki anlatılan öldüren kişinin öldürdükleri ile ilgili kıssasta derecelendirme olduğu ap açık.
        Yani öldüren kişi hür ise ölen köle alt derecede değersiz olduğu için kıssas öldüren ile olmuyor.
        Kuran’ı savunan arkadaşlar neden bu kadar eğip büküyorlar onuda anlamış değilim.
        Oysa onların beğenip begenmemezlik yapmadan kuralları kabul etmeleri gerekir.
        iman ettikleri Allah’ın kurallarını kayıtsız şartsız kabul etmeleri gerekirdi ki içlerine sinmediği için kuralların evrensel insani değerlere uygun olması için farklı anlamlar veriyorlar.(onlari anlıyorum, benimde içime sinmiyor)
        Örneklediğin gibi hür bir kadın, köle bir kadını öldürürse kıssas hür kadının öldürmüş olduğu köle karşılığında kadının sahibi olduğu kölesi oluyor ki bu tamamen haksızlık, ayrımcılık ve derecelendirme oluyor.
        Bilal gibi arkadaşların katil biliyor söylemleri gerçekten çocukca.
        Katil bilinmeden kıssas nasıl oluyor bir anlatsında bizde öğrenelim :)))
        Bakara 178’de açıkça hür biri kendisi gibi bir hürü öldürürse karşılığında kıssas yapılabilir diyor ama hemen arkasından kardeşine rüşveti tavsiye ediyor !!!
        Hele öldürülen köleyse at üç beş kuruş geç, ya da git pazarda al bitane ver.
        Bu kadar adil yani.

        Bu Ayet çete, terörist gibi toplu öldürmelerede hitap etmiyor.
        Diyelimki 10 kişilik terörist bir topluluğun üzerine bomba atıyoruz ve hepsini imha ediyoruz.
        Bu topluluğun içinde belki katil olmayanda vardır ama bu grubun tamamının niyeti öldürme amaçlı olduğu için topluluğun içinde hiç adam öldürmemiş birisinin yaşam hakkı falan olmaz.
        Bu kişi katillere yardım ediyor, masum birilerini öldürmek için bu topluluğa katılmış.
        Fırsat eline geçince öldürecek yani.

        Köle ise hür iradesi ile bir eylem yapamıyor, zorba efendisinin hizmetçisi, kadınsa sex kölesi.
        O sadece efensinin öldürdüğü bir kişiye karşı nakit gibi tutulan, tutulduğu sürecede etinden, sütünden yararlanan kurbanlık.

      • 1okuyucu dedi ki:

        Kökler ve Kanatlar;

        —Kuran’ı savunan arkadaşlar neden bu kadar eğip büküyorlar onuda anlamış değilim. (senden alıntı)

        —MESELA: BAKARA-178.ayetle cahiliye dönemindeki bazı kabilelere ait kölenin,öbür kabilenin kölesi tarafından öldürüldüğün de,maktulün kabilesi katil köleyi değil,söz konusu kabileden hür birine kısası UYGULAMAK İSTİYORDU. Veya kendilerine mensup bir kadın,diğer kabilenin bir kadını tarafından öldürülseydi,bunlar katil olan kadına değil,söz konusu kabilenin erkeğinden birine kısası uygulamk istiyordu,bunun dışında hiç bir hükme razı olmuyordular,eşit ve adil olmayan bu yanlış hüküm müslüman oluncaya kadar da devam ediyordu.kur’an’ın bu ayetiyle bu yanlış hükme son veriliyor. (Bilâldan alıntı)

        eğip bükmekle kalsalar gene iyi, Muhammedi rüşvet alan biri gibi göstermelerinin yanı sıra Kuranın tanrısını suçlu tanımı (cinsiyet ve statü) yapan geri zekâlı bir varlık durumuna düşürdükleri yetmezmiş gibi beyinlerine kazınmış olguları açığa çıkararak, gerçek düşüncelerinin ne olduğu konusunda da kendilerini ele veriyorlar?

        ayeti savunmaya kalkanlar, ayetin indirilme sebebini, hasmına üstünlük sağlamaya çalışanları bahane ederek açıklamaya kalkıyorlar,

        halbuki hiçbir hakim, ne davalının nede davacının yasa dışı isteklerine göre karar vermez, ancak rüşvete tamah eden hakimler, rüşvet verenin istediği şekilde hüküm verebilir,

        üstünlük meselesine gelirsek,

        hiçbir şeyi olmayan biriyle (köleler ve kadınlar) Allahın kendisine (genellikle zenginler) verdiği nimetleri açık ve gizli olarak dağıtan biri hiç eşit olur mu? diyen bir tanrı varken kan bedeli olarakta (kelle bazında) hiç köleyle hürün eşit olduğu düşünülebilirler mi?

        miras ve şahitlik ayetlerinde 1/2 oranı getiren, kadınları sürülecek tarla (cinsel obje) olarak görüp istediğiniz yerden gelin, sanki pazardan karpuz alıyorlarmış gibi kadını satılık mal olarak görerek ikişer üçer dörder alın alın diyen bir tanrı varken, kan bedeli olarakta hiç kadınla erkeğin eşit olabileceğini düşünebilirler mi?

        Kuranın tanrısı tarafından statü ve cinsiyet ayırımcılığı beyinlerine nakış misali ince ince işlenen insanlar, aynı şartlarda yaratılmış (doğum) varlıkların yaşam haklarının eşit olduğu düşüncesini akıllarına bile getirmezler?

        öyle şartlandırıldıkları için, kişiler arasında üstünlük taslamanın kan bedelinde olduğunu sananların uydurdukları abuk sabuk hikâyelere itibar edenlerin de aynı kafa yapısına sahip olduklarını söylemeye gerek yok,

        ondan sonra burada kalkıp tanrı nezdinde üstünlük takvadadır edebiyatı yaparlar ama iş kişilere gelince köleyle hürü, kadınla erkeği üstünlük taslama malzemesi olarak göstermekten kaçınmazlar,

        kısasa gelince;

        cana can, kana kan, dişe diş, göze göz diyen bir tanrı varken, Kuranın tanrısının inanırları rövanşı alma, hangi durumda olursa olsun ödeşme, intikam alma, kan davası gütme düşüncesi içersinde olmayacakları düşünülebir mi?

        ayete gelince,

        Müslümanlığı kabul etmiş kişilerin İslâmi yasaları hiçe sayarak üstünlük sağlamaya kalkışacakları düşünülemez,

        o nedenle ayetin iniş sebebi olarak gösterdikleri üstünlük sağlama palavrasının İslâmi kuralları bağlamayacağı açık?

        ayetin iniş sebebi olarak gösterilen, kan davalı iki kabilenin ise kısas mantığı gereği, hangi şartlarda olursa olsun ödeşme düşüncesi beyinlerine işlendiği için kelle bazında ödeşmek istemeleri üzerine Kuranın tanrısı çözüm bulamadı denmesin diye, günü kurtarmak amacıyla getirilmiş bir yöntem olduğu aşikâr?

        aslında kan davası güden kabileler veya aşiretler hiçbir zaman kan davasına son vermek istemezler,

        belli ki Müslüman olmuş iki kabile, barıştırılmak istenmiş ama iki kabile veya içlerinden biri, kısasa kısas mantığı gereği kelle bazında ödeşmek şartıyla barışmayı şart koşmuşlar, tabi kelle bazında ödeşmek istediklerinde, kendilerinden öldürülenler arasındaki kelle sayılarındaki farkı kapatmak için kölelerin topun ağzında olduğunu söylemeye gerek yok?

        işte kölelere yapılacak haksızlığın önüne geçmek için, cinsiyet ve statü açısından aynı kriterlere sahip olanların kısas edilmesi uygulaması getirilmiş, her iki taraftada öldürülen, hür erkekler, hür kadınlar, köle erkekler, köle kadınlar sayılarak aradaki farklar tahsil edilmiş,

        ama yinede bilinmez, köleleri feda etmek varken cinsiyet ve statü kriterlerine göre ödeşmek her iki kabilenin hoşuna gitmemiş olabilir, belki de kelle başı ödeşmekten vazgeçip tazminat ödemeye razı olmuşlardır,

        tabi ayet farz kılındığı için bireysel ödeşmelere de emsal teşkil etmiş? günü kurtarmak için getirilen yöntem vasıtasıyla, çeşitli ayetlerle statü ve cinsiyet ayırımcılığını beyinlere nakşeden Kuranın tanrısı cinsiyet ve statü ayırımcılığının yapıldığı ataerkil toplum yapısını meşru kılmış,

        eğer katillerin kim oldukları biliniyor olsaydı Kuranın tanrısı,

        kişi öldürdüğü kişiye karşılık kısas edilir derdi, (cana can)
        hür kişi öldürdüğü hür kişiye karşılık
        köle kişi öldürdüğü köle kişiye karşılık kısas edilir demezdi,

        cana can hükmünün açılımı olan “kişi öldürdüğü kişiye karşılık kısas edilir” cümlesine hür ve köle kelimelerini ekleyerek, hür ve köle kelimelerinin kısas ugulamasında getirilmiş kriterler olduğunu göstermeyi amaçladım,

        yukarıda görüldüğü gibi toplu ödeşmeler için getirilen düzenleme bireysel ödeşmelere emsal teşkil etmiş,

        yaptığımdan hoşlanmayanlar cümlelerden hür ve köle kelimelerini kaldırıp cana can diyebilirler, tabi ayetteki hür, köle, kadın kelimelerini ayetten çıkarmaya cesaretleri varsa,

        nakış misali ince ince işlemeye gelince,

        şavaşta onların boyunlarını vurun, onları yakaladığınız yerde öldürün, şavaş size farz kılındı, din Allahın ouncaya kadar onlarla savaşın diyen, inanırlarını savaşa teşvik eden bir tanrı varken o tanrının inanırlarının ruh halini tasavvur edebiliyor musun? tasavvur edemiyorsan ışidle ilgili haberleri dinle, yada terör örgütü olarak kabul edilmiş örgütlerin içerinde en vahşi, en acımasız olanların hangileri olduğuna bak,

        benim niye ısrarla bazı şeyleri defalarca anlatmamı merak ediyor olabilirsin? ne dersin? bazı şeyleri birilerinin beyinlerine ince ince nakşediyor olabilir miyim? yada beyinlere nakşedilenleri açığa çıkarıyor olabilir miyim?

    • rammsteinn dedi ki:

      kader sadece anlamsız bir paradokstur.
      şimdi ben mesela kadirin başına silahı dayıyorum. tetiği çekip çekmeyeceğim benim irademe bağlı. tanrı buna karışmayacak. eğer tetiği çekersem kadir ölecek,ben hapse gireceğim. bundan daha önemlisi kadirin ailesi ve benim ailemin tüm hayatı değişecek.
      tanrı herşeyi biliyorsa bu kadar kişinin hayatının değişip değişmeyeceğini gayet iyi bilir.
      bu kadar kişinin hayatının değişip değişmeyeceğinin kararını benim iradem karar verecek. bu iradeye de tanrı karışmayacak. ama ne olacağını da tanrı bilecek.
      ayrıca herşey levhi mahvuz ismindeki kitapta yazılıymış.
      bu kadar anlamsız bir paradoks.

      ben bu semavi dinlerin tanrısına inanmıyorum. budizme merak sarıyorum. gidiyorum hindistana. orada hayatımı kuruyorum.. orada evleniyorum. orada çoluk çocuğa karışıyorum. tanrı benim ona inanıp inanmama karışmayacak ama benim nerede yaşayacağımı,kiminle evleneceğini gayet iyi bilecek.

      tanrı iradeye karışmayacak ama bu iradenin ne yapıp ne yapmayacağını bilecek.

      kaderin varlığını konuşmak bile akla zarar bir konudur.
      irade özgür ise tanrı sadece tahmin edebilir.
      irade özgür değilse tanrı ne olacağını bilebilir.

      • Gencer dedi ki:

        Kaç sayfa ki bu levhi mahvuz kitabı.? Trilyonlarca yaşamış ve yaşayacak insanların her detayı yazılmış olsun.
        Yok artık.

      • kadir dedi ki:

        RAMSTEİNN..

        “kader sadece anlamsız bir paradokstur.
        şimdi ben mesela kadirin başına silahı dayıyorum. tetiği çekip çekmeyeceğim benim irademe bağlı. tanrı buna karışmayacak. eğer tetiği çekersem kadir ölecek,ben hapse gireceğim. bundan daha önemlisi kadirin ailesi ve benim ailemin tüm hayatı değişecek.
        tanrı herşeyi biliyorsa bu kadar kişinin hayatının değişip değişmeyeceğini gayet iyi bilir.” senden

        şimdi sen benim kafama silah dayayıp kendi iradenle benim kafama sıkarsan. ve ben ölürsem bu dünyadaki sınavım bitmiştir demektir.. çünkü ölümü taktir eden allahtır.. eğer benim o an ölmemi taktir etmemiş olsaydı. sen o silahla kafama sıkamazdın.. o an ya kalp krizi geçirebilirdin. yada beni öldürmeye gelirken yolda başına bişe gelebilirdi.. yada silahın tutukluk yapabilirdi.. eğer ben ölüyosam bu vademin dolduğunu gösterir.

        sana gelince.. benim vadem dolmuş ölecektim. fakat sen şeytani duygularla benim ölmeme sebep oldun. ben başka nedenlerlede ölebilirdim..

        “ben bu semavi dinlerin tanrısına inanmıyorum. budizme merak sarıyorum. gidiyorum hindistana. orada hayatımı kuruyorum.. orada evleniyorum. orada çoluk çocuğa karışıyorum. tanrı benim ona inanıp inanmama karışmayacak ama benim nerede yaşayacağımı,kiminle evleneceğini gayet iyi bilecek.” senden

        aynen öyle her yaptığından sorumlusun.. allah senin iradene karışmaz.. istersen git ineğe tap.. allah gelecekle olacak herşeyi bilir… bu bilgisi insan iradesine müdahale niteliğinde değildir.. ama bu yapılan her eylemden hesap soracak..

        “kaderin varlığını konuşmak bile akla zarar bir konudur.
        irade özgür ise tanrı sadece tahmin edebilir.
        irade özgür değilse tanrı ne olacağını bilebilir.” senden

        ramsteinn idrak edemiyosun.. fazla söze gerek yok…

    • sarp mustafa dedi ki:

      allah özgür iradeye müdahale etmez derken kuranı yalanlıyorsun.
      kalpleri mühürleyen gözlere perde çeken kim? Bu soruma cevap ver yeter. Apaçık bir soru sordum sadece basitçe cevap ver. Rica ediyorum laf salatası ile dolu olmasın.

      • sarp mustafa dedi ki:

        @kadir
        aynı msjı kopyaladım çünkü çok fazla yorum olmuş bunun altına. kime yazdığım belli olsun.
        allah özgür iradeye müdahale etmez derken kuranı yalanlıyorsun.
        kalpleri mühürleyen gözlere perde çeken kim? Bu soruma cevap ver yeter. Apaçık bir soru sordum sadece basitçe cevap ver. Rica ediyorum laf salatası ile dolu olmasın.

  46. pamuk1kale dedi ki:

    Neresinden tutsan elinde kalıyor.
    Yaklaşık 1 aydır yorumlarınızı okuyorum.Gerçekten aklını sınırsızca kullanabilen güzide kişiler var gibi.5-6 yıl önce bu kader konusu o kadar uykularımı çaldı ki,eşim en son dayanamadı ”git iyi bir din alimine sor da kurtul.” demişti.Kime sorsam kime sorsam uzun bir süre düşünmüştüm en son verecekleri,verebilecekleri cevapların beni tatmin edemeyeceğini düşündüğümden olsa gerek kimseye gitmedim ve haliyle sormadım.Yaşım 40 eskidende sorgulayan bir insandım,bir cemaatin toplantısına çağırmışlardı,klasik okumalar başladı en son ”Allah hiç kimseye kaldıramayacağı yükü yüklemez.” ayetine gelmişti ben orda dayanamayıp ”Bu intihar edenler nasıl oluyorda bu eylemi gerçekleştiriyorlar,sebebi bir yükün altında ezilmeleri değil mi.” sorusuyla girip iyi niyetli olarak bu ayette eksik birşeyler olabileceğini,yanlış çeviri yapıldığını vb.Bir tartışma başladı bazı arkadaşlar beni onadı,bir daha da o grup beni toplantılarına çağırmamıştı 🙂
    Neden Müslümanlar bu halde,biz neden bu haldeyiz,her tarafta kan gözyaşı.Bunu herkes görüyor biri çıkıp ”artık yeter” diye bağırmayacak mı? çok bekledim,beklerken,dindaşlarımın bu halde olması,5 vakit namaz kılan alnı secdeye değen birinin nasıl olurda günah işleyebileceği,nasıl haram yiyebileceği,nasıl elinin kul hakkına uzanabileceği…delirtiyordu beni.Ben cumadan cumaya giden ben kul hakkından çok korkarım,haram yemekten çok korkarım,haksızlık yapmam,yaparsam,yaptığımı hissedersem içim içimi yer,uyuyamam telafi etmeye çalışırım.İnanıyorsan o inancın gereğini yapacaksın,hem alnın secdeye değip günde 5 vakit iman et sonrada dön hak ye,haksızlık yap,haksızlığa haksızlık deme…vb bu küçücük beyninle Allahı kandırmaktı.Üniversite yıllarımda Kuranın Türkçe okunmasına karşı çıktım kıt ve sığ öğretilerle.5 yıldır aklımda hep şu sahne ” Mevlide gittiğim bir yerde mevlid bittikten sonra dinleyen 300-500 kişiye
    -Söyleyin bakim ne anladınız? Burada benim ve sizin için en kutsal olanın sözleri söylendi ne anladık ne anladınız?
    Bu yaradana en büyük hakaretti,bu allahla dalga geçmekti benim aklıma göre.Allah ın sözleri onlar ve biz hiç bir şey anlamıyoruz …
    Konu ile uzaktı belki yazdıklarım ama ben bunları yazıcaktım hangi konu olursa olsun buda benden bir giriş olsun,konuşabilecek fikirlerinden faydalanabileceğim kişiler var burda 1 aydır okuyorum sizleri,bundan sonrada okumaya devam gibi siteye giriş yapmış olduk 🙂

    • Gencer dedi ki:

      Hoş geldin arkadaşım Pamuk1kale.Burada özellikle yanda bulunan konulardan çokça yararlanabilirsin.?Sorgulayan ve sorguladıklarını düşünen ve düşündüklerin tartan insanları görmek çok güzel.Ben 44 yaşındayım ve 42 yaşıma kadar Kuran’daki çelişkilerden bi haber yaşayan birisiydim.Müslümanmıydım ? kimliğimde İslam yazıyor du (onuda sildrimenin yollarını arıyorum) biraz da olsun ibadetleri uyguluyordum.Ne zaman ki bu tip bilgileri okumaya Kuranı okumaya ve sorgulamaya başladım işte o zaman huzura kavuştum.Çok tehlikeli bir Din’e mensup olmaktan kurtuldum.(Tabii ki bu benim fikrim) Şu an da hiçbir dine tabii değilim olmayacağım da.Çünkü Görünen o ki bazı kişiler bizlerin kendilerinin müridi olmamızı istiyorlar.Milyarlarca insan mürid olarak benliklerini yitirmiş bir şekilde yaşayıp gidiyorlar.Müslüman coğrafyasının şu anki durumu malum.En medenisi Türkiye’de haberleri seyretmek istemezsin.Her gün eşlerini öldüren Erkekler,Küçük kızlara tecavüz eden sapıkların haberlerini dinlemekten bıktım usandım.İslamiyet insanların iliğini kemiğini bitirmekte.

      Atatürk’ün 1937 Meclis açılış konuşmasındaki değindiği ”Gökten geldiği sanılan Kitapların doğmaları” Cümlesi beni çok tehlikeli bir kabustan uyandırdı.
      Ayrıca yine Atatürk’ün Medeni Bilgiler Kitabında değinmiş olduğu Din’e yönelik yorumları benim kanaatimde çok etkili oldu.

      Örnek ” Tarih bize öğretirki Bütün Dinler Milletlerin cahilliğinden yararlanarak Tanrıdan geldiğini iddia eden UTANMAZLAR tarafından tesis olunmuştur”

      Bu bilgiler çok önemli bilgiler ve ben gerçek Atatürkçü’lerin aynı zamanda bu Dinlerden kurtulacağını ümit ediyorum.

      Tekrar Hoş geldin.
      Umarım Omuzlarındaki bu ağır yükten benim gibi sende kurtulursun.

  47. pamuk1kale dedi ki:

    Devam edeyim,son 2 aydır aklımda yaşanan fırtınaları,gel gitleri anlatmam gerek birilerine.
    1 yıl önce uykusuz gecelerden birinde tv de prof.bayanın biri Nuh Tufanı nın nereden geldiğinden bahsediyordu,ne diyor bu kadın veya ne saçmalıyor? sünnetin,başörtüsünün,namazın vb sümerlerdeki halinden bahsediyordu.Nasıl olur M.Ö 1500-4500 yılları arasında yaşamış bir toplum hemde tek tanrı inancı olmayan,tek tanrının esamesinin okunmadığı bir zamanda islamın içinde olan şeylerin kökeninin ta oralarda olduğu…8 ay bu soru hep bendeydi haliyle kimseye soramadım,kendime sordum durdum.Ailem,çevremdekiler dini inancı yerinde,çoğu 5 vakit namazı kılan kimseler,kimseyede açılamıyorsun haliyle,verecekleri tepkiyi bilemezsin veya sorsan bahsetsen sen rahatlayacakmısın peki onların imanları? onları nasıl bir duruma düşüreceksin,hangi dipsiz kuyuya atacaksın?
    Ben 3 ay önce girdim o dipsiz kuyuya,3 gündede çıktım,onlar çıkabilecek mi?
    Kafamdaki öncelikli soru şu;
    20 yıl önce ateistler veya deistlerin eli bu kadar güçlü müydü? ne bilim 20 yıl önce bana bu sorularla,bu akıl yürütmeleri ile,kurandaki bu çarpıklıklarla,peygamberin bu çarpık aile yaşantısıyla vb gelselerdi? belki kızardım,sen ne diyorsun derdim ama kafama takılan sorular için kesinlikle araştırır cevap arardım.Çevremdekilere bazen soruyorum peygamberimizin kaç tane hanımı vardı,verilen cevap genelde 4.Bize öyle söylenildi,öyle öğretildi bizde hiç sorma sorgulama yapmadık bu konu hakkında,40 yaşında 13 tane olduğunu öğreniyorum,islami sitelere,bilgilere baktığımda sayı aynı.Bunu çoğu Müslümana anlatamazsınız bence,sadece bilmiyorlar benim 3 ay önce ki halim gibi çocuklukta,gençlikte verilen bilgilerle yaşayıp duruyorlar.Sanırım şu sümer tabletleri itici güç oldu,deistlerin,ateistlerin elini güçlendirdi ve islamı ve diğer ibrahimi dinleri yerinden sarsıyor.

    • rammsteinn dedi ki:

      pamukkale
      dediklerinize tamamen katılıyorum. din öyle bir şekilde öğretiliyorki,insanlarımız her türlü ibadetini eksiksiz yapar, ne anlatılırsa ona inanır ama konu kuranı türkçe okuyup anlamaya geldiği zaman kimse buna yanaşmıyor. yanaştırılmaması için şu denmiş “kuran arapça okunmalı. türkçe okunursa sevabı olmaz” kuranı türkçe okuyanların oranı yüzde üçü beşi geçmiyor. din adamlarından kaçı “kuranı türkçe okuyun ki anlayın ” diyor. onlarda biliyor. kurandaki şiddet dolu,hakaret dolu ayetleri. “insanlar bunları okursa dinden soğuyabilir” diye insanları kuranı türkçe okutmaktan uzak tutuyorlar.
      hiçbir basın organında burada konuştuğumuz ayetleri göremeyiz. çünkü toplum baskısı vardır. bir beslenme uzmanı çıkıp uzun süre aç susuz kalmanın zararlarından bahsetse,orucun zararlı olabileceğinden bahsetse inanın bu ülkede barındırmazlar. ama tersini yaparsa; aç kalmanın çok faydalı olduğunu söylese,orucun çok sağlıklı olduğunu söylese el üstünde tutulur.

      ah be turan dursun. büyük adammışsın.

    • hakan adanır dedi ki:

      pamuk1kale sanırım senin yaşadığın bu durumu çoğu kişi yaşamıştır. Bence kuranda cehennem kavramı olmasaydı bu din çoktan biterdi. İnanan korkusundan inanıyor bu dinin insana verdiği çok fazla bir güzellik yada öğreti yok,dünyada islamın hakim olduğu yerde insanlar acıdan başka bir şey görmedi.Bakma tv de yada sanal ortamda din tüccarlarının bu dini ballandıra ballandıra anlattıklarına..

    • trenderol dedi ki:

      Annemin ansızın vefat etmesi ile tanrıyı aramaya başladım. Dört yıl gibi bir zaman zarfında okuduğum kitaplar, gizli ilimlerden tutun fıkıh’a kadar, kuran – incil – zebur- tevrat-İmamı Gaazali, T.Dursun, Örgütler tarikatlar kitapları vs. Bu yaşadıklarınızı ben de yaşadım. Aklın yolu birdir. İlk etapta insanları uyandırmayı düşündüm. Sonra çok büyük tepkiler aldım. En yakın arkadaşlarım bile beni dövmeye kalktı. Babam beni oturma odasından kovdu. Üstelik ayetli mealli hadisli örnekleri versem bile insanlar at gözlüklerini çıkarmadı. Bazı müşterilerimi kaybetme tehlikesi yaşadım.
      Veeeee..
      Dinlerin insanları toplu yönetme araçları olduğunu anladım. Memlekette bu kadar sürek insanı olduğu için harika bir uygulama alanı. Siyasete bakın anlayın.
      Zengin hacılara bakın anlayın. Makam mevki sahibi inanmışlara, tarikatlara vs.
      Şimdi inananları inandıkları silahları ile vurmaya çalışıyorum. Mesela zenginleri zekat vermeyenleri yoksulu yetimi doyurmayanları ayet ayet kırbaçlıyorum. Bu kırbacın ayarını kaçırmadan, aynı sekste atılan şaplaklar gibi hem acı hem tatlı……

    • sarp mustafa dedi ki:

      sana katılmamak elde değil hocam. çok değil daha 4 5 ay öncesine kadar bende “elamdülilah müslümanım” papağanlarındandım. sonra aklımda hep okumak istediğim bir kitap vardı. 12. gezegen zecheria sitchin. Bu din saçmalığının nerden geldiğini görmemin başlaması bu kitapla oldu. Sonra muazzez ilmiye çığ dinlerin sümerdeki kökeniydi galiba kitabın adı (hafızam zayıftır isim tutma konusunda), sonrada s noah kramer, hepsi sümer tabletlerinin çevirilerinden oluşuyordu. öyle şeyler okudum ki şaşkınlığımı hiçbir şekilde gizlemem mümkün değildi. Sonra inandığım kitabı açıp okumaya başladım, meallerini (10 larca farklı kişinin hepsine bakarak) okdum, tefsirlerine baktım, ayetleri hiçbir şeye bakmadan kendine kendine değerlendirdim, okduukça sümerlerden çalınanları ve saçmalıkları görmeye başladım. Buradan da senin vesilenle birşey söylemek istiyorum, “Sümer tabletlerinin çevirilerini mutlaka okuyun herhangi bir dine inanan insanlar!”.

  48. kadir dedi ki:

    OKUYUCU…

    “üstelik sizin tanrınızın, sizin kaçamak cevaplarla kem küm ettiğiniz, akılla mantıkla bağdaşmayan durumlarda topu tanrınıza atarak “doğrusunu Allah bilir” veya “Allahın hikmetinden sual edilmez” gibi bahanesi de olamaz, yani tanrınızın sorulardan kaçacak kıvırtacak bir bahanesi de yok?”

    hiçbir zaman hiç bir cevaba karşı kem küm ettiğim yoktur.. ben kuranı kerimde bana ne bildirildiyse onu bilirim.. kurana göre; sonsuz bilgi sahibi allahtır.. yani alim olan allahtır.. hani çoğu yazımda sürekli söylüyorum ya; “allah insanlara kendi özelliklerinden sadece az bir kısmını vermiştir.” buna bilgide dahildir.. herşeyi o bilir.. bizler herşeyi bilemeyiz.. siz şimdi müteşabih olan şeyleri bana soruyosun. ve bunların peşine düşmüşsün. ve bunu imansızlığına kanıt saymışsın.

    bak bu ayett ne diyor..

    “Sana bu kitabı indiren O’dur. Bunun âyetlerinden bir kısmı muhkem (kolaylıkla anlaşılan, haricî bir yoruma ihtiyaç göstermeyen ve tek anlamı olan, ne anlama geldiği, ne anlatmak istediği ilk bakışta anlaşılan,) dir ki, bu âyetler, kitabın anası (aslı) demektir. Diğer bir kısmı da müteşabih (kolaylıkla anlaşılmayan, bir çok manaya ihtimali olup bunlardan birini tayin edebilmek için haricî bir delile ihtiyaç duyulan, ne anlama geldiği, ne anlatmak istediği ilk bakışta anlaşılmayan, manası açık ve net olmayan, niteliği (seçikliği) belli olsa da içeriği (açıklığı) belli olmayan,) âyetlerdir. Kalblerinde kaypaklık olanlar, sırf fitne çıkarmak için, bir de kendi keyflerine göre te’vil yapmak için onun müteşabih olanlarının peşine düşerler. Halbuki onun te’vilini Allah’dan başka kimse bilmez. İlimde uzman olanlar, “Biz buna inandık, hepsi Rabbimiz katındandır.” derler. Üstün akıllılardan başkası da derin düşünmez.” (al imran-7)

    bak bu ayet senin soruna ve senin durumuna cevap veriyor..

    • 1okuyucu dedi ki:

      Kadir;

      —OKUYUCU… (senden alıntı)

      bağırmana gerek yok, sağır değilim,

      kendilerine ben tanrının elçisiyim diyenlere inanmayanlar, haliyle tanrının gönderdiğini iddia ettikleri kitaplara da inanmayacaktır,

      bu durumda inanmayan biri için o kitaplardaki ayetler anlaşılır (muhkem) olsa ne olur, anlaşılmaz (müteşabih) olsa ne olur???

      madem tanrının kitap gönderdiğini iddia ediyorsunuz, o kitabın inandırma konusunda ikna edici bir kitap olması gerekmez mi?

      peygamber olduğunu iddia eden birinin kendi söyleminden ibaret olan “ben tanrının elçisiyim” ifadesi, onun tanrının elçisi olduğunun kanıtı olur mu? “bu kitap tanrıdandır” ifadesi o kitabın tanrıdan geldiğinin kanıtı olur mu?

      herhalde peygamberlik müessesesine inanmayanların, Kuranda hangi ayetlerin muhkem, hangi ayetlerin müşeşabih olduklarını merak edecek halleri yok???

      —–bak bu ayett ne diyor.. (senden alıntı)

      o ayette Kuranın tanrısı, “her ne kadar Kuranı apaçık bir kitap olarak gönderdiğimi söylüyorsamda, koyduğum saçma sapan yasakların, ne olduklarını tam olarak bilemediğim için ne olduklarını tam olarak açıklayamadığım şeytan, melek, cin gibi metafizik varlıkların, kader, ruh, cennet, cehennem, mitolojik masallar, vs. gibi konularda işkembeden sallamak zorunda kaldığım ayetlerle ilgili soruların önüne geçmek için sorgulayanları kalplerinde eğrilik olanlar olarak göstermem gerekiyordu ki, bana inananlar o ayetleri sorgulamaktan kaçınsınlar, bana kayıtsız şartsız sorgusuz sualsiz biat etsinler , üstelik alimlerinde kayıtsız şartsız iman ettiklerinden de söz etmeliyim ki alimler dahil hiç kimse sorgulama gereğini hiç akıllarına getirmesinler” diyor,

      o nedenle o ayet, Kuranın tanrısının bizim inanmayacağımızı bildiği için bizim üzerimizden sizi kapı kulu yapma kurnazlığından başka bir şey değildir,

      oysa bizim ayetlerin muhkem veya müteşabih olduğuna baktığımız yok, ister muhkem, ister müteşabih olsun saçma bulduğumuz her ayeti masaya yatırıyoruz,

      örneğin; bakara-178’in müteşabih ayet olduğunu söyleyemezsin herhalde?

    • sarp mustafa dedi ki:

      @kadir

      “Diğer bir kısmı da müteşabih (kolaylıkla anlaşılmayan, bir çok manaya ihtimali olup bunlardan birini tayin edebilmek için haricî bir delile ihtiyaç duyulan, ne anlama geldiği, ne anlatmak istediği ilk bakışta anlaşılmayan, manası açık ve net olmayan, niteliği (seçikliği) belli olsa da içeriği (açıklığı) belli olmayan,) âyetlerdir. Kalblerinde kaypaklık olanlar, sırf fitne çıkarmak için, bir de kendi keyflerine göre te’vil yapmak için onun müteşabih olanlarının peşine düşerler. Halbuki onun te’vilini Allah’dan başka kimse bilmez. İlimde uzman olanlar, “Biz buna inandık, hepsi Rabbimiz katındandır.” derler. Üstün akıllılardan başkası da derin düşünmez.” senden alıntı.

      “1okuyucu” ve yanlış hatırlamıyorsam “toro” sana defalarca kez şunu sormuştu;

      apaçık olduğunu iddia eden bir kitap var ve içinde kendiyle çelişen yukarıda senin yazdığını da iddia eden aynı kitap var. Sizin ki nasıl bir akılsızlık ki aynı şeye hem ak hem siyah diyebiliyorsunuz? Yani inandığınız kitapta öyle diyor gerçi ama son kez rica ederek aklını kullanarak bir cevap yazabilirsen sevinirim. Lütfen kısa olsun. Sorum çok kısa cevabı da kısa olmalı.

  49. Cumali Tatlı dedi ki:

    (Yaşam yolculuğunda bulunduğunuz nokta, neye inandığınızın göstergesidir.
    sizi bu noktadan ileriye taşıyacak olan da geriye düşürecek olan da gene inançlarınız
    olacaktır. (yazar bilinmiyor)

    Sahip oldugunuz bilgiyi, inancı sorgulayın, yenileyin, tazeleyin.
    Mümkünse bildiginiz şeyler daha çok olsun, inandıgınız şeyler bilgiye dönmüş olsun.
    Eger bilirseniz inandıgınız şeyi, o sizin olur.
    Eger bilmezseniz sadece inanırsanız, bir güclü rüzgar o inancı alıp götürebilir.
    İnancınızı sorgulayın sorguladıgınız, önceden bildiginiz şeyler gidecek diye korkmayın.
    İnandıgınız şeyler dogru şeylerse onları daha bir sahiplenmiş olacagınız için
    sormaktan ve sorgulamaktan korkmamak lazım.
    sorgulanabilir şeyleri sorgulamak lazım.
    bu hayatın bize kazandıracagı en önemli degerlerden duruşlardan biridir.
    (PROF.DR.MEHMET OKUYAN)

    (senden alıntı) sallamak zorunda kaldığım ayetlerle ilgili soruların önüne geçmek için sorgulayanları kalplerinde eğrilik olanlar olarak göstermem gerekiyordu ki, bana inananlar o ayetleri sorgulamaktan kaçınsınlar, bana kayıtsız şartsız sorgusuz sualsiz biat etsinler)

    Senin söylediginin ise tam aksine, Allah ayetlerde biz kullarının düşünmesini istiyor.

    2. Bakara / Ayet 219: …İşte böylece Allah, size ayetlerini açıklıyor. Umulur ki siz düşünürsünüz.

    2. Bakara / Ayet 231: …Allah’ın üzerinizdeki nimetini, size kendisiyle öğüt vermek üzere indirdiği kitap ve hikmeti hatırlayıp, düşünün…

    2. Bakara / Ayet 242: İşte akıllarınız ersin diye, Allah size ayetlerini böylece açıklıyor.

    2. Bakara / Ayet 266: …İşte Allah, ayetlerini size böylece açıklıyor. Umulur ki, düşünürsünüz.

    2. Bakara / Ayet 269: Dilediğine hikmet verir, hikmet verilene ise pek çok hayır verilmiş demektir. Ve bunu ancak üstün akıllılar anlar.

    3. Ali imran / Ayet 7: …Üstün akıllılardan başkası da derin düşünmez.

    3. Ali imran / Ayet 65: …Siz hiç düşünmüyor musunuz?

    3. Ali imran / Ayet 103: …Allah’ın üzerinizdeki nimetini düşünün…

    3. Ali imran / Ayet 118: …Düşünürseniz, biz size ayetleri açıkladık.

    3. Ali imran / Ayet 191: Onlar ayaktayken, otururken ve yanları üzerine yatarken Allah’ı anarlar; göklerin ve yerin yaratılışı üzerinde düşünürler…

    4. Nisa / Ayet 82: Onlar hala Kuran’ı gereği gibi düşünüp anlamaya çalışmazlar mı?

    6. Enam / Ayet 50: De ki: ‘‘Kör ile gören bir olur mu? Hiç düşünmez misiniz?’’

    6. Enam / Ayet 80: …Hiç düşünmez misiniz?

    6. Enam / Ayet 151: …Düşünesiniz diye Allah size bunları emretti.

    6. Enam / Ayet 152: …Öğüt alıp düşünesiniz diye Allah bunları size emretmiştir.

    7. Araf / Ayet 26: …İşte bunlar, Allah’ın ayetlerindendir, belki düşünüp öğüt alırlar.

    7. Araf / Ayet 57: …Gerekir ki düşünür, ibret alırsınız.

    7. Araf / Ayet 130: …düşünüp ibret alsınlar.

    7. Araf / Ayet 176: …Bu kıssayı iyice anlat, belki biraz düşünürler.

    8. Enfal / Ayet 22: Çünkü yeryüzünde dolaşan canlıların Allah katında en kötüsü anlamayan ve düşünmeyen sağırlarla dilsizlerdir.

    10. Yunus / Ayet 3: …Hala düşünüp ibret almayacak mısınız?

    10. Yunus / Ayet 24: …Düşünen bir kavim için ayetlerimizi işte böyle açıklarız.

    10. Yunus / Ayet 100: Akıllarını kullanmayanlar üzerine Allah bir uğursuzluk yükler.

    11. Hud / Ayet 24: Bu iki ayrı grubun meseli, kör ve sağır ile gören ve işiten gibidir. Bunlar hiç eşit olabilirler mi? Hala düşünmeyecek misiniz?

    11. Hud / Ayet 30: …Siz hiç düşünmez misiniz?

    11. Hud / Ayet 114: …Bu ise, düşünebilenlere bir öğüttür.

    13. Rad / Ayet 3: …Düşünecek olan bir kavim için bunda muhakkak ki, ibretler vardır.

    13. Rad / Ayet 19: Şimdi Rabbinden sana indirilenin gerçekten hak olduğunu bilen bir kimse, kör olan bir kimse gibi olur mu? Fakat bunu ancak üstün akıllı ve temiz vicdanlı kimseler idrak ederler.

    14. İbrahim / Ayet 52: Bu Kuran, kendisiyle uyarılsınlar, Allah’ın ancak bir tek ilah olduğunu bilsinler ve akıl sahipleri öğüt alsınlar diye insanlara gönderilmiş bir tebliğdir.

    15. Hicr / Ayet 75: Gerçekten bunda, düşünen keskin anlayışlılar için ibretler vardır.

    16. Nahl / Ayet 11: …Şüphesiz ki bunda düşünecek bir topluluk için büyük bir ibret vardır.

    16. Nahl / Ayet 17: …Artık siz düşünmez misiniz?

    16. Nahl / Ayet 44: …Sana da Kuran’ı indirdik ki, insanlara vahiy edileni açıklayasın. Belki onlar da düşünürler.

    16. Nahl / Ayet 69: …Şüphesiz ki bunda düşünen bir millet için, büyük bir ibret vardır.

    20. Taha / Ayet 99: …Şüphe yok ki, sana katımızdan bir zikir (düşünüp kendisinden ibret alınacak bir kitap) verdik.

    21. Enbiya / Ayet 10: Hala akıllanmayacak mısınız?

    23. Müminun / Ayet 68: Onlar bu sözü (Kuran’ı) hiç düşünmediler mi?…

    23. Müminun / Ayet 85: …”Öyle ise siz hiç düşünüp taşınmaz mısınız?” de.

    24. Nur / Ayet 1: …Belki düşünüp öğüt alırsınız diye onda açık açık ayetler indirdik.

    24. Nur / Ayet 27: …Herhalde (bunu) düşünüp anlarsınız.

    24. Nur / Ayet 61: …İşte Allah düşünüp anlayasınız diye size ayetlerini böyle açıklar.

    27. Neml / Ayet 33: …Düşünsenize!

    28. Kasas / Ayet 43: Andolsun ki biz, ilk nesilleri yok ettikten sonra Musa’ya olur ki düşünür, öğüt alırlar diye, insanlar için apaçık deliller, hidayet rehberi ve rahmet olarak o Kitap’ı (Tevrat’ı) vermişizdir.

    28. Kasas / Ayet 46: …ola ki onlar düşünüp öğüt alırlar.

    28. Kasas / Ayet 51: …Andolsun ki biz, düşünüp öğüt alsınlar diye, sözü (vahyi) birbiri ardınca ulaştırdık.

    29. Ankebut / Ayet 43: İşte biz bu temsilleri insanlar için getiriyoruz; fakat onları ancak bilenler düşünüp anlayabilir.

    29. Ankebut / Ayet 63: …Fakat çokları akıllarını kullanmazlar.

    30. Rum / Ayet 21: …Şüphesiz ki bunda düşünecek bir kavim için nice ibretler vardır.

    30. Rum / Ayet 28: …İşte biz, düşünecek bir kavim için ayetleri böyle açıklıyoruz.

    32. Secde / Ayet 4: …Artık düşünmeyecek misiniz?

    35. Fatır / Ayet 37: Onlar, orada şöyle feryat ederler: “Ey Rabbimiz! Bizleri çıkar, yapa geldiklerimizden başka Salih bir amel yapalım.” (Onlara): “Size düşünecek olanın düşüneceği kadar bir ömür vermedik mi? Hem size uyarıcı da gelmişti. O halde azabı tadın. Çünkü zalimleri kurtaracak yoktur.” (denir).

    36. Yasin / Ayet 62: …Ya o zaman düşünmüyor muydunuz?

    36. Yasin / Ayet 68: …Hala akıllanmayacaklar mı?

    37. Saffat / Ayet 13: Kendilerine hatırlatıldığında da düşünmüyorlar.

    37. Saffat / Ayet 137-138: …Hala akıl edip düşünmez misiniz?

    37. Saffat / Ayet 155: Hiç düşünmüyor musunuz?

    38. Sad / Ayet 29: Bu, sana indirdiğimiz mübarek bir kitaptır ki, insanlar onun ayetlerini düşünsünler ve temiz akıl sahipleri ibret alsınlar.

    39. Zümer / Ayet 9: De ki: “Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?” Ancak temiz akıl sahibi olanlar anlar.

    39. Zümer / Ayet 21: …Elbette bunda temiz akıllılar için bir ihtar vardır.

    39. Zümer / Ayet 27: Yemin ederim ki, bu Kuran’da insanlar için her türlüsünden temsil getirdik. Gerek ki iyi düşünsünler.

    39. Zümer / Ayet 42: …Şüphesiz ki bunda düşünecek bir kavim için nice ibretler vardır.

    40. Mümin / Ayet 13: Size ayetlerini gösteren, sizin için gökten bir rızık indiren O’dur. Fakat onları ancak gönül verip düşünenler anlar.

    40. Mümin / Ayet 58: Kör ile gören bir olmaz, iman edip Salih ameller işleyen kimseler ile kötülük yapan da bir değildir. Ne kadar da az düşünüyorsunuz!

    44. Duhan / Ayet 13: Onlar için bunu düşünüp öğüt almak nerede? Oysa kendilerine gerçeği açıklayan bir de peygamber gelmişti.

    45. Casiye / Ayet 13: …Şüphesiz bunda düşünen topluluklar için ibret ve deliller vardır.

    45. Casiye / Ayet 23: Hala düşünmez misiniz?

    47. Muhammed / Ayet 24: Onlar Kuran’ı düşünmüyorlar mı? Yoksa kalplerinin üzerinde kilitleri mi var?

    51. Zariyat / Ayet 49: …Umulur ki, iyice düşünürsünüz.

    52. Tur / Ayet 36: …onlar düşünüp hakikati anlamazlar.

    56. Vakıa / Ayet 62: …Düşünüp ibret almanız gerekmez mi?

    59. Haşr / Ayet 2: …Ey akıl sahipleri! İbret alın.

    59. Haşr / Ayet 21: Biz bu Kuran’ı bir dağa indirseydik, Allah’ın korkusundan onu baş eğmiş, parça, parça olmuş görürdün. Bu misalleri düşünsünler diye insanlara veriyoruz.

    67. Mülk / Ayet 10: Ve derler ki: “Eğer biz dinleseydik, yahut düşünüp anlasaydık şu çılgın ateşin halkı arasında bulunmazdık!”

    69. Hakka / Ayet 40-41-42: Kuşkusuz Kuran, şerefli bir peygamberin (Allah’tan) getirdiği sözdür. O bir şair sözü değildir, siz çok az inanıyorsunuz. Bir kahin sözü de değildir, ne de az düşünüyorsunuz!

    74. Müddessir / Ayet 54-55: Hayır, hayır, O kuran kuşkusuz bir öğüttür. Dileyen onu düşünür.

    • sarp mustafa dedi ki:

      @cumali tatlı

      “Halbuki onun te’vilini Allah’dan başka kimse bilmez. İlimde uzman olanlar, “Biz buna inandık, hepsi Rabbimiz katındandır.” derler. Üstün akıllılardan başkası da derin düşünmez.””

      sen hagni sorgulamadan düşünmeden bahsetmiştin sayın cumali tatlı?
      Senin tanrın bence kısa sürede karar vermeli sorgulanmalı mı sorgulanmamalı mı?
      Alıntıladığım mealde apaçık Allahtan başka kimse bilmez demiş. Sen kimsin neyi sorgulayıp düşünüp anlyacaksın? Sizin yaşamınız ve bakış açınız düşme yetini polyanacılık oynamaktan öte birşey değil. Okuduğunuz kitabın sadece normal görünenlerini alıp yapıştırmayın burada, bu yukarıda yapıştırılan da okuduğun kitaptan. Yukarıda yazdığın 10 larca ayeti okumaya gerek bile duymadım. Hepsi aynı çöp nede olsa…

      • bilal dedi ki:

        Sn.sarp mustafa,

        ‘’ Halbuki onun te’vilini Allah’dan başka kimse bilmez. İlimde uzman olanlar, “Biz buna inandık, hepsi Rabbimiz katındandır.” derler. Üstün akıllılardan başkası da derin düşünmez.” ‘’ gösterdiğiniz meal’’

        ‘’ Alıntıladığım mealde apaçık Allahtan başka kimse bilmez demiş….. ‘’ diyorsunuz.’’

        AŞAĞIDA ANLATILDIĞI GİBİ GÖSTERDİĞİNİZ MEALDE HATALAR VARDIR !!!

        Zira bazı tefsirlerde ayetin açıklanması göstrediğiniz şekilde değildir. Bunlarda ayetin doğru anlamı şöyledir.

        ‘’ وَمَا يَعْلَمُ تَأْوِيلَهُ إِلاَّ اللّهُ وَالرَّاسِخُونَ فِي الْعِلْمِ يَقُولُونَ آمَنَّا بِهِ كُلٌّ مِّنْ عِندِ رَبِّنَا وَمَا يَذَّكَّرُ إِلاَّ أُوْلُواْ الألْبَابِ…..’’

        ‘’…Halbuki onun te’vilini ANCAK Allah bilir,bir de ilimde derinleşmiş olanlar.(ilimde uzman olanlar) Onlar,biz ona inandık,hepsi Rabbimiz katındandır ” derler. (Bu inceliği) ancak aklıselim sahipleri düşünüp anlar. ‘’ şeklindedir. Yani ‘’ والراسخون ” (bilgide derinleşenler, uzman olanlar) Allah kelimesine atıftır.Buna göre buradaki ‘’ و ” ibtida harfı değil,atıf edatıdır.

        a)…..Onun te’vilini ANCAK Allah bilir,bir de ilimde derinleşmiş olanlar ’’ İfadesi ‘’ وما يعلم تأويله الا الله ‘’ ayetin bu arapça metnine daha uygundur.

        b) Onun te’vilini Allah’dan başka kimse bilmez..’’ şeklinde olabilmesi için ‘’ ما ‘’ yerine ‘’لا ‘’ harfının gelmiş olması gerekir..

        MESELA: ‘’لااله الا الله ‘’ la ilahe illellah ‘’ dediğimiz zaman anlamı ‘’ Allah’tan başka bir ilah yoktur.’’ şeklinde olur.Yani nefyi hükmi cins harfı olan ‘’ لا ‘’ dan sonra istisna harfı gelirse,o zaman cümleye‘’başka kimse ‘’ ifadesi girmektedir….Ama, ’’ ما ” harfıyla böyle bir anlam cümleye girmez. Burada ise, ‘’ لا” harfı değil, ” ما ‘’ harfı gelmiştir.

        c) وَمَا يَذَّكَّرُ إِلاَّ أُوْلُواْ الألْبَابِ ‘’ (Bu inceliği) ancak aklıselim sahipleri düşünüp anlar.’’ şeklindeki ayetin son cümlesinde nasılki ‘’ وَمَا harfından sonra istisna harfı olan ‘’ إِلاَّ ” ifadesinin karşılığı ” ANCAK… ” ise, وما يعلم تأويله الا الله ‘’ Onun te’vilini ANCAK Allah bilir,bir de ilimde derinleşmiş olanlar ‘’.şeklindeki meal de ayetin arapça metnine daha uygun olur..
        Bu nedenle,bazı tefsirlerde ayetin anlamı bu şekilde geçtiği gibi ben de bunu ayetin arapça metnine daha uygun buluyorum.

        Nitekim birkaç mealde de ayetin anlamı bu şekildedir.!

        Özetle,ayetin arapça metnine uygun olan bu şekildeki doğru meal ile ‘’ Alıntıladığım mealde apaçık Allahtan başka kimse bilmez demiş….’’ şeklindeki yorumunuz mesnetsiz ve anlamsız kılınmaktadır.!

        Saygılarımla.

      • 1okuyucu dedi ki:

        Bilâl;

        Sana Kitab’ı indiren O’dur. Onun (Kur’an’ın) bazı âyetleri muhkemdir ki, bunlar Kitab’ın esasıdır. Diğerleri de müteşâbihtir. Kalplerinde eğrilik olanlar, fitne çıkarmak ve onu tevil etmek için ondaki müteşâbih âyetlerin peşine düşerler. Halbuki Onun tevilini ancak Allah bilir. İlimde yüksek pâyeye erişenler ise: Ona inandık; hepsi Rabbimiz tarafındandır, derler. (Bu inceliği) ancak aklıselim sahipleri düşünüp anlar. (ali İmran-7)

        —‘’ Onun te’vilini ANCAK Allah bilir,bir de ilimde derinleşmiş olanlar ‘’. şeklindeki meal de ayetin arapça metnine daha uygun olur.. (senden alıntı)

        şu yama işinde bazen acemice şeyler yapıyorsun, “onun tevilini ancak Allah bilir” dendiğinde, müteşabih ayetlerin tevilini ancak Allahın bildiği anlamına gelir, bu durumda devamındaki ifadenin (birde limde derinleşmiş olanlar) hiçbir anlamı olmaz,

        o zaman ilimde derinleşmiş olanların müteşabih ayetlerinin tevilini bilmedikleri halde müteşabih ayetleri sorgulamalarının kalplerinde eğrilik anlamına geleceği, dolayısıyla kafir olmaları söz konusu olacağından kayıtsız şartsız inandıkları bir durum ortaya çıkar,

        aliminin sorgulamadığı bir durumda inanırların sorgulama gereği duyacağı hiç düşünülemez, birde sorgulayanların kalbini eğrilmiş olarak gösterirsen, peygambere inanıpta Kuranı sorgulamak kimin haddine, durduk yerde cennetten olmanın alemi var mı? bu durumda Kuranı sorgulayanların cehenneme gitmeleri söz konusu olduğundan alimininde müridininde sorgulama gereği duymadan teslim olacakları açıktır, çünki Kuranın tanrısı sorgulayanları cehenneme atmakla tehdit etmektedir,

        ama ayete
        “onun tevilini ancak ilimde derinleşmiş olanlar ve Allah bilir”
        gibi bir yama yapıldığında,

        alimlerinde müteşabih ayetlerin tevilini bildikleri için bilerek inandıkları, yani gözü kapalı kayıtsız şartsız teslim olmadıkları anlamına gelir, bu durumda müritler müteşabih ayetlerin tevilini bilen alimlere müteşabih ayetlerle ilgili soru sorarak tevilini öğrenebilirler, bilinen bir şey hakkında da soru sormak herhalde sorgulama anlamına gelmez,

        hatta biz bile dinde derinleşmiş alimlere soru sorarak işin doğrusunu öğrenebiliriz, galiba günümüzde dinde derinleşmiş alim yok herhalde ki, akla mantığa sığmayan şeylerle ilgili sorulara tevilini bilmedikleri için akla mantığa yatan cevaplar vermekte zorlanarak saçma sapan bir şeyler eveleyip geveleyip sonrada “doğrusunu Allah bilir” veya “Allahın hikmetinden sual edilmez” gibi bahanelerle topu taca atıyorlar,

        sahi müteşabih ayetlerin tevilini bilen dinde derinleşmiş alimleriniz yok mu sizin?

        özetle;

        ‘’ Onun te’vilini ANCAK Allah bilir,bir de ilimde derinleşmiş olanlar”
        yaması
        “onun tevilini ancak ilimde derinleşmiş olanlar ve Allah bilir”

        şeklinde düzenlenirse alimlerin gözü kapalı inanmadıkları, bilerek inandıkları kandırmacası daha inandırıcı olur.

        bu yama benden bir kıyak olsun size, alın tepe tepe kullanın,

        bu arada, ayetlerin tevilini (anlamını) değiştirmek istediğinde bana haber vermen yeter, maksat kitap ucuza gitmesin?

      • sarp mustafa dedi ki:

        @bilal
        ey gidi sayın bilal…

        “a)…..Onun te’vilini ANCAK Allah bilir,bir de ilimde derinleşmiş olanlar ’’ İfadesi ‘’ وما يعلم تأويله الا الله ‘’ ayetin bu arapça metnine daha uygundur.” senin çevirin bak bu. Başka bir yerden de almadım. Yine kendi ayağınıza sıkıyorsunuz. Burda ister sadece allah bilsin isterse allahtan başka 3 5 tane daha alim bilebilsin beni ilgilendirmez!!!

        Ben sana soruyorum ki; KURAN APAÇIK MI DEĞİL Mİ? Kuranda ki o iki farklı anlatımda bulunan ayetleri göz önüne alarak cevap ver. Bana arapçada şöyle olur böyle olur saçmalıkları zırvalama. Sana sorduğum tek şey var tekrar tekrar soruyorum ki anlayabilesin… Kuran her insanın anlayabileceği şekilde mi gönderilmiştir yoksa bazı alimlerin anlayabileceği kadar derin ve karmaşık dolaylı anlatımlarla mı gelmiştir?

        “şeklindeki yorumunuz mesnetsiz ve anlamsız kılınmaktadır.!” diye kestirip atamazsın kıvırmak için. Sana sorulan soru ney verdiğin cevap ney? Seni forumdan zaten çok net tanıyorum. yüzlerce yorumunu okudum. Hep böyle zırvalarla kaçmaya çalışıyosun. Bana oyunların sökmüyor. Gerçi burda kimseye sökmüyor oyunların.

        Ve senden bir şey daha rica ediyorum;

        ““Halbuki onun te’vilini Allah’dan başka kimse bilmez. İlimde uzman olanlar, “Biz buna inandık, hepsi Rabbimiz katındandır.” derler. Üstün akıllılardan başkası da derin düşünmez.”” şu nun tam çevirisiini sen yap. a) diyip bölme. Tamamını çevirir misin.

      • bilal dedi ki:

        Sn.sarp mustafa,

        Eğer burada yorum yapıyorsak saygı ve edep kurallarına uymamız gerekir.!!!

        Ama bana hitaben ‘’Bana arapçada şöyle olur böyle olur saçmalıkları zırvalama. ‘’ diyorsunuz ‘’

        Yine ‘’ Seni forumdan zaten çok net tanıyorum. yüzlerce yorumunu okudum. Hep böyle zırvalarla kaçmaya çalışıyosun.Bana oyunların sökmüyor.’’ diyorsunuz ‘’ peki sana böyle densiz ifadeleri kullandm mı ? Neyse sorduğunuz sorunun cevabına gelelim,

        1-Ben sana soruyorum ki; KURAN APAÇIK MI DEĞİL Mİ? ‘’sizden ‘’

        ‘’ كتاب فصلت اياته قرانا عربيا لقوم يعلمون ‘’

        Bu öyle bir kitaptır ki kavrayıp bilen bir toplum için,arapça bir Kur’ân olarak ayetleri tafsil edilmiştir.’’ ‘(Fussilet-3)
        Evet,kavrayıp bilenler kur’an’ın açık oluşuyla ilgili ayetin mesajını anlıyor.!!!

        a) Kur’an,kavrama ve anlama yeteneğine sahip olup,anlamaya çalışanlara,bilgi ile donanmış topluma açık olur.! İşte kur’an’ın açık oluşu bu şekildedir.

        b) Kur’an,anlayıp kavramaya çalışanlar için anlaşılamayacak durumda değildir,zira onun hüküm ve mesajları bunlar için açıktır.Fakat farklı zaman ve çağlarda yaşayan bütün insanların zihin,akıl ve mantık melekesi ile bilgi ve kültür düzeyi farklı oluşları nedeniyle son ve evrensel ilahi bir kitap olan kur’an’ın BAZI ayetlerine yapılan yorum ve anlayışların da farklı olması gayet doğaldır.Bu durum her insanın anlama ve kavrama yeteneği ile bilgi düzeyinin farklı olup, kur’an’ın evrensel oluşundan kaynaklanıyor..
        Çünkü kur’an 1400 sene önce yaşamış olan insanların aklına hitap ettiği gibi bugün teknoloji ve uzay çağında yaşayan insanların aklına da hitap ediyor. Özetle,kur’an açıktır,her insanın bilgi düzeyi, akıl ve mantık melekesi farklı olduğundan BAZI ayetlere yapılan farklı yorum ve anlayışlar asla onu açık bir kitap olmaktan çıkarmaz…!!! Eğer her zaman ve her çağda yaşayan bütün insanların akıl ve mantık melekesi ile bilgi ve kültür düzeyi aynı olsaydı,böyle bir durum da söz konusu olmazdı Ayrıca bir ülkenin hukuku kültürlü,bilgili,yüksek eğitim görmüş uzman ve yetkili kişiler tarafından yazıldığı halde söz konusu hukukun bazı maddelerine yine farklı yourmlar yapılabiliyor. Mesela,bir ülkenin alt mahkemesiyle verilen karar,yüksek mahkemenin farklı yorumuyla iptal edebiliyor..’’ işte insanların akıl,mantık melekesi ile kültür ve bilgi düzeyi aynı omadıklarından her çağda yaşayan ve her insanın aklına hitap eden son ve verensel ilahi bir kitab olan kur’an’ın BAZI ayetlerine de farklı yorumların yapalması gayet doğaldır….!!!

        2-Ve senden bir şey daha rica ediyorum;

        ““Halbuki onun te’vilini Allah’dan başka kimse bilmez. İlimde uzman olanlar, “Biz buna inandık, hepsi Rabbimiz katındandır.” derler. Üstün akıllılardan başkası da derin düşünmez.”” şu nun tam çevirisiini sen yap. a) diyip bölme. Tamamını çevirir misin.’’sizden’’
        Sevgili sarp mustafa,ben, a) deyip bölmeden önce ayetin tam mealini de vermiştim,ama yine aynısını buraya yapıştırıyorum:

        ‘’ ’ وَمَا يَعْلَمُ تَأْوِيلَهُ إِلاَّ اللّهُ وَالرَّاسِخُونَ فِي الْعِلْمِ يَقُولُونَ آمَنَّا بِهِ كُلٌّ مِّنْ عِندِ رَبِّنَا وَمَا يَذَّكَّرُ إِلاَّ أُوْلُواْ الألْبَابِ…..’’

        ‘’…Halbuki onun te’vilini ANCAK Allah bilir,bir de ilimde derinleşmiş olanlar.(ilimde uzman olanlar) Onlar,biz ona inandık,hepsi Rabbimiz katındandır ” derler. (Bu inceliği) ancak aklıselim sahipleri düşünüp anlar. ‘’ şeklindedir. Yani ‘’ والراسخون ” (bilgide derinleşenler,uzman olanlar) Allah kelimesine atıftır.Buna göre buradaki ‘’ و ” ibtida harfı değil,atıf edatıdır. ‘’ önceki yazımdan alıntı ‘’

        Saygılarımla.

      • Cumali Tatlı dedi ki:

        (Alıntı)

        (sen hagni sorgulamadan düşünmeden bahsetmiştin sayın cumali tatlı?
        Senin tanrın bence kısa sürede karar vermeli sorgulanmalı mı sorgulanmamalı mı?)

        ######################################################################
        yukarıda ki ayetlere ragmen hala Allahın bizlerin düşünmeden sorgulamadan bana inanın iman edin dedigini söylemeye çalışıyorsan senin aklından şüphe ederim.

        Ben körü körüne inanmamak için zaten yeni yeni sorguluyor araştırıyor ve dogru olduguna inandıgım şeyleri sahiplenmeye çalışıyorum.

        (Alıntı)
        (Allahtan başka kimse bilmez demiş. Sen kimsin neyi sorgulayıp düşünüp anlyacaksın?)

        Kuranı 5 yasında ki cocuga okutup sonrada Kuran ne demek istiyor diye sorsan
        eminim ki kötülügü degil iyiligi istiyor veya günah işlememizi istiyor diyecektir.
        kaldı ki ben kuran ayeti okuyup ta kendime göre yorumlayıp tefsir etmeye çalışmıyorum ki.
        Kuran ayetlerini kuranı rehber edinen sözüne inandıgım insanlardan dinliyorum.

        Bu tür platformlara yeni katılıyor ve Kuranın bir kısmını okuduktan sonra yeni yeni anlamaya çalışan biri olarak
        sana tüm samimiyetimle söylüyorum ki seninle bu konuda tartışmaya varım.
        Eger sen haklı çıkarsan
        ben de düşünmekten sorgulamaktan vaz gecip Allah yokmuş diyip boş verecem.
        Enazından sayende körü körüne inanamamış olacam.
        soracagım sorulara mantıklı cevap verip beni bu anlamda ikna edebilecekmisin?

      • sarp mustafa dedi ki:

        @bilal

        “a) Kur’an,kavrama ve anlama yeteneğine sahip olup,anlamaya çalışanlara,bilgi ile donanmış topluma açık olur.! İşte kur’an’ın açık oluşu bu şekildedir.” senden alıntı

        yani kuran evrensel değildir. Kuran dediğin şey zeka seviyesi üst düzeyde olan insanlara gönderilmiştir. Bi taraftan kurtmaya çalışırken diğer taraftan kendi sözlerini ve kuranı yalanlıyorsun. Sana bu yüzden tahamülüm yok. Düşünme yetisinden tamamen yoksun bir insansın. Seninle IQ testine girmek isterdim, hangimiz daha zeki onu görmen için.

        “Kur’an,anlayıp kavramaya çalışanlar için anlaşılamayacak durumda değildir,zira onun hüküm ve mesajları bunlar için açıktır.Fakat farklı zaman ve çağlarda yaşayan bütün insanların zihin,akıl ve mantık melekesi ile bilgi ve kültür düzeyi farklı oluşları nedeniyle son ve evrensel ilahi bir kitap olan kur’an’ın BAZI ayetlerine yapılan yorum ve anlayışların da farklı olması gayet doğaldır. Bu durum her insanın anlama ve kavrama yeteneği ile bilgi düzeyinin farklı olup, kur’an’ın evrensel oluşundan kaynaklanıyor..”

        Senin ağzından çıkanı ya kulağın duymuyor ya da konuşurken işkembeden sallamak hoşuna gidiyor. Kuran hem evrensel diyorsun hem her kesime hitap eder diyorsun, bir de sonuna zaman, bilgi ve kültür farkı olduğundan dolayı herkesin farklı anlamlar çıkarması normaldir diyorsun. Yani allah zamanla oluşacak bu farkı bilmiyordu diyorsun. o yüzden bu eksikliği göremedi. Aslında en başından kaybediyorsun zaten ama sırf bütün yazdıklarının saçmalık olduğunu göstermek için yazmaya devam ediyorum. Hayatımda senden daha boş desteksiz konuşan birini tanımadım.

        “Çünkü kur’an 1400 sene önce yaşamış olan insanların aklına hitap ettiği gibi bugün teknoloji ve uzay çağında yaşayan insanların aklına da hitap ediyor. Özetle,kur’an açıktır,her insanın bilgi düzeyi, akıl ve mantık melekesi farklı olduğundan BAZI ayetlere yapılan farklı yorum ve anlayışlar asla onu açık bir kitap olmaktan çıkarmaz…!!!” şu kelimelerini bir psikoloğa okutsak varya seni zihin engelliler okuluna kaydettirmek için elinden geleni ardına koymaz.
        NEDEN?
        “Çünkü kur’an 1400 sene önce yaşamış olan insanların aklına hitap ettiği gibi bugün teknoloji ve uzay çağında yaşayan insanların aklına da hitap ediyor.” dedikten hemen sonra

        “Özetle,kur’an açıktır,her insanın bilgi düzeyi, akıl ve mantık melekesi farklı olduğundan BAZI ayetlere yapılan farklı yorum ve anlayışlar asla onu açık bir kitap olmaktan çıkarmaz…!!!” nasıl bir ikilem içindesin sen arkadaşım? hem 1400 sene öncesine hem de bize hitap eden evrensel dediğin kitap hem bize hem 1400 sene evveline hitap ettiği için anlam karmaşasına yol açması normaldir diyorsun… YANİ ÖZETLE KURAN AÇIK DEĞİLDİR!!!

        “Eğer her zaman ve her çağda yaşayan bütün insanların akıl ve mantık melekesi ile bilgi ve kültür düzeyi aynı olsaydı,böyle bir durum da söz konusu olmazdı Ayrıca bir ülkenin hukuku kültürlü,bilgili,yüksek eğitim görmüş uzman ve yetkili kişiler tarafından yazıldığı halde söz konusu hukukun bazı maddelerine yine farklı yourmlar yapılabiliyor. Mesela,bir ülkenin alt mahkemesiyle verilen karar,yüksek mahkemenin farklı yorumuyla iptal edebiliyor..’’ işte insanların akıl,mantık melekesi ile kültür ve bilgi düzeyi aynı omadıklarından her çağda yaşayan ve her insanın aklına hitap eden son ve verensel ilahi bir kitab olan kur’an’ın BAZI ayetlerine de farklı yorumların yapalması gayet doğaldır….!!!”

        Ne içiyosun sen? Bize kuran ahlakı anlatırken masanın bir köşesinde rakı ve mezen mi var? Kafan kıyak mı yazıyorsun sen? İnsanlar tarafından yazılmış hukuk kurallarında bile farklı anlaşılmalar var diyip sen bunu tanrıdan geldiğine inandığın kitapla mı mukayese ediyosun? Diyosun ki tanrı da insanlardan çok zeki değildir. O yüzden biz insanların yazdığı hukuk kuralları ile tanrının yazdığı kitap arasında bir fark yoktur. Senin zekana kurban olsun sümüklü böcekler. “işte insanların akıl,mantık melekesi ile kültür ve bilgi düzeyi aynı omadıklarından her çağda yaşayan ve her insanın aklına hitap eden son ve verensel ilahi bir kitab olan kur’an’ın BAZI ayetlerine de farklı yorumların yapalması gayet doğaldır….!!!” bir de utanmadan sonuna bunu yazıyorsun…

        son olarak
        “‘’…Halbuki onun te’vilini ANCAK Allah bilir,bir de ilimde derinleşmiş olanlar.(ilimde uzman olanlar) Onlar,biz ona inandık,hepsi Rabbimiz katındandır ” derler. (Bu inceliği) ancak aklıselim sahipleri düşünüp anlar. ‘’ şeklindedir. Yani ‘’ والراسخون ” (bilgide derinleşenler,uzman olanlar) Allah kelimesine atıftır.Buna göre buradaki ‘’ و ” ibtida harfı değil,atıf edatıdır. ‘’ önceki yazımdan alıntı ‘’” burda geçen aklı selimlerin artık kimse onlar %90’ından kat kat daha zeki olduğuma eminim. Sanırım senin tanrın ileride zeka ve kavrama yeteneğinin ölçülebileceğini bilmiyordu. Yazık olmuş tanrına…

      • sarp mustafa dedi ki:

        @cumali tatlı

        Evet seninle her türlü tartışmaya varım. İstediğin ayetleri getir istediğin kadar tartışalım. Ama sana sorduğumda aksini ispatlayamayıp bilal gibi boş ve anlamsız konuşup, olmadık yerlerden kendi yorumlarını işine geldiği gibi katarsan tartışmaktan vaz geçerim. Sana garanti veriyorum ki kurandaki ayetlere tek bir yorum dahi katmadan konuşacağım seninle. Her şekilde açığım. Desteksiz olmadığı sürece istediğin gibi düşünüp öyle konuşmakta serbestsin. Merak etme bende senin gibi çok sonralardan ne yazıyor bunu diye merak edip araştırdıktan sonra inanmamaya başladım. Bu konuda için rahat olsun.

  50. Cengiz dedi ki:

    Selamlar. makaleyi okudum, yazar sanki Kadere isyan ve Allah’in C.c. takdirine yazgisina karsi itiraz ifadeleri mesajlari yazip yayinlatmistir, asla Kadere isyan etmeyin! Allah Z.c. ne yazmis ise Kderde o olacaktir, Insan’in Hur Iradesi ile yaptiklari ise belki “kader-i Mualla(k)’ ile baglantildir.,bazi olumcul Hastaliklar, musibetler, savaslar v.s. “Kaza-i mubremdir” dua ile bile defolunamaz….”dua Kaderin bir parcasidir”sozu Allah c.c. tarafindan bir Ayet veya bir Hadis-i Kudsi ile tasdik ediliyor…demek ki biz cok cok dua edecegiz…umit bir lutuftur, Hz. Ibrahim ASM. atese atildiktan sonar dua etti ve Umid etti, neticede umit ettine nail oldu ( umudunun mukafatini gordu ates selamete donustu ve kurtuldu)… bunlar Allah C.C.’in kendileriyle bizzat muhatap olacagi konusacagi zumrelerden A’raftakilerdir…..Gelecekten UMITVAR olmak Kader’in belki o Umudlu kuluna tebessum etmesiyle inkisaf eder…. inanci Islam in temel itikadi sartlarindan birisi olup Hastaliklar da saglikafiyet de (Akilhastaligi-ruhhastaligi v.s. kanser hastaligi v.s.) hepsi Allah C.C.’tandir…Allah C.C. (Hasa ) Zalim degildir! Zalim olan Insanlardir! Cengiz.

    • rammsteinn dedi ki:

      dünyadaki müslümanların sefaletide sizin için yazılmış kaderinizde var.
      ne diye “avrupa bizi sömürüyor,bizi birbirimize düşürüyor” şeklinde şikayet ediyorsunuz.
      kaderinizi kabullenin. inandığınız tanrınız sizi adeta terketmiş.sefalete cehalete mahkum etmiş.

      el müntakim kendisi için ne demiş?
      ENFÂL-30
      Çünkü Allah tuzak kuranların en iyisidir.

      bütün bu sefalet inandığınız için olmasın?

      • bilal dedi ki:

        Sn.rammsteinn,

        el müntakim kendisi için ne demiş?

        1- ’’المنتقيم ‘’ el müntakim ‘’ in anlamı anladığınız gibi değildir.!!!

        Bunun anlamı ise,‘‘ kendilerine zulüm ve kötülük yapılanların intikamlarını alabilendir.‘‘ yani (insanlara zulüm ve kötülük yapanları cezasız bırakmayandır…‘‘ !!!

        ENFÂL-30

        Çünkü Allah tuzak kuranların en iyisidir.
        ‘‘ gösterdiğiniz meal de hatalıdır ‘‘

        2-ENFAL-30.AYETİN DOĞRU MEALİ !

        ‘’ وا ذ يمكر بك الذين كفروا ليثبتوك او يقتلوك او يخرجوك الخ ‘’

        Bir vakit de o inkarciler senin elini kolunu bağlayıp zindana mı atsınlar,yahut öldürsünler mi,yahut seni ülke dışına mı sürsünsünler diye bir plan yapıyordular.Onlar böyle bir planı yapadursunlar,Allah da onların planlarını boşa çıkarıyordu.Allah bu tür pılanları boşa çıkaranların en hayırlısıdır…..’’ şeklindedir… Yani ( tuzak kuranların en hayırlısıdır..’’ şeklindeki meal doğru değildir…. !

        Saygılarımla..

  51. bayram dedi ki:

    Ben bu konuda kendimi yanliz hissediyorudum yazınız ile yanliz olmadığımı anladim bu gelecege umut oldu.

  52. karaca dedi ki:

    olay aynı büyük süpermarketlerden alış veriş yapmaya benziyor.
    raflarda,cinayetler hırsızlıklar aklınıza ne kötülük geliyorsa hepsi var intihar var envai çeşit dilediğin kadar istediğin kadar mal var,
    diğer raflarda iyilik dürüstlük adına ne varsa hepsi dizilmiş istediğin kadar envai çeşit ama parası biraz diğerine göre pahalı,
    sana da bu markete girme izni verilmiş,ne istersen ne dilersen alabilirsin,ama aldıklarının parasını ödeyeceksin denilmiş ve para niteliğinde olabilecek ömür verilmiş ömür para yerine geçmiş,
    market çıkışında aldıklarını hesaplamışlar,sana bir fatura çıkarmışlar,marketten adımını dışarı attığında ömür bitmiş ve bu fatura geçerli olmuş faturayı incelemişler çalıntı mal yok zaten çalamazsın faturadakiler hep marketteki ürünler.yani kader dediğimiz envanter,bunların isimleri
    cinsleri özellikleri son kullanma tarihleri fiyatı herbirisinin tanımlaması yapılmış aldığın maldan bilmediğin bir mal yok hepsini biliyorsun,
    şimdi soru şu markete bu malları,koyan bu malların bütün özelliklerini yazarak buna kader demiş
    sen markette satılan bu kaderleri değiştirebilme özelliklerini değiştirebilme hakkına sahip değilsin
    ama o kader dediğimiz mallar raflarda duruyor. ağırlığı cinsi,özellikleri hep üzerinde yazılı
    defterde kayıtlı olan bu olmalı kitapta kayıtlı olan bu olmalı,yani cinayet gibi bir malın özelliğini sen değiştiremezsin sadece satın alırsın,veya almazsın
    kader değiştirilemez derken eğer sen şerri satın almışsan ve alış veriş sepetine koymuşsan tekrar geri iade etme şansın yok sen bu kaderi satın almışsındır
    kader değiştirilemez derken bu raflardaki malların özelliklerini değiştiremezsin
    tabiki o malları raflara koyan ne koyduğunu bilir yani kader dediğimiz olayların tamamını bilir.ve özelliklerini değiştirmez, hepsini kayıt altına almıştır.imzalı ve mühürlüdür.
    ve raflardaki mallar birbirinden güzeldir.bazıları beş para etmezse bile güzel gürünür almak istersin
    kader böyle bir şey olsa gerek
    tabi faturayı ödedikten sonra
    markete girerken sana boş bir sayfa verirler aldıkların hep oraya yazılır çıkışta o kağıt mühürlenir
    ne bir şey ilave edebilirsin nede eksiltebilirsin ne aldı isen o kağıtta yazılıdır.
    kağıdı okuduğunda ben bu malı almadım deme şansın yoktur çünkü artık mühürlenmiş o kağıt sana
    ait olduğu tescillenmiştir değiştiremezsin bu kağıdı.

    • rammsteinn dedi ki:

      ben markette ne almak istersem onu alıyorum. tanrı irademe karışmıyor. ama ne alacağımı biliyor.
      ha bi de alışveriş listem levhi mahvuz da yazıyor.
      büyüklere masallar.

      “tanrı ne olacağını bilir” safsatası sadece tanrıyı yüceltmek için uydurulmuştur. kaderde onun uzantısıdır.

      • karaca dedi ki:

        rammsteinn
        kim demiş onu tanrı senin ne alacağın nerden bilecek o sadece marketinde sattığı mallarını bilir. malları satın alırken zaten serbest bırakmış isdediğini alabilirsin diye hatta biraz sana kıyak geçmiş şu mallar daha iyi dir diye
        sen yok ben senin bana gösterdiğin malları hiç sevmedim ben istediğim malları alırım demişsin
        sıra geldi fatura ödemeye

      • 1okuyucu dedi ki:

        karaca;

        ben meyve reyonundan bir meyve almak istiyordum ama meyvenin üzerinde sadece bu meyveden yerseniz zalimlerden olursunuz yazısı var, yiyenin neden zalim olacağının açıklaması yok, market sahibine bu meyvenin hangi özelliğinin yiyeni zalim yaptığını sormak istiyordum, acaba kendisini nerede bulabilirim?

      • rammsteinn dedi ki:

        siz demiyormusunuz “tanrı herşeyi bilir”
        kaderden kaçılmaz diye

        tanrı benim hangi tanrıya inanıp inanmayacağıma karışmıyor ama başıma ne gelecek kaderimi yazmış.

        işinize geldimi “tanrı iradeye karışmaz”
        icraate geldimi “tanrı geleceği bilir. herşeyi bilir”
        ben geleceğimi irademle karar veriyorsam,tanrı gelecekte ne yapacağımı nasıl bilebilir?
        saçmalıklara öyle inanmışsınız ki, kendiniz bile işin içinden çıkamıyorsunuz.

        irade varsa kader olmaz, kader varsa irade olmaz.

      • toro dedi ki:

        Sayın Karaca,

        Anladığım kadarıyla soru sormayı seviyorsunuz, bende severim!

        Merak ettim,

        Kaç tane market var,canı isteyen başka bir markete gidebiliyormu özgür iradesiyle?

        Marketlerde raflara yerleştirilmiş olanların ÜRETİCİSİ kim?
        Örneğin kötülüğü imal edip kullanıma sunan kim?

        Kötülük diye bir ürün üretilmemiş olsaydı hiç üretilmediği için raflarda olmayacak bu seçenek birileri tarafından alınabilecekmiydi?

        Peki o markete girenleri raftaki kötülüğe yönlendiren kim ya da kimin adamı? O kötülüğe yönlendiren işten atılmamışmıydı hala markete nasıl girip yönlendirme yapabiliyor?

        Kötülüğe KÖTÜ diyen kim, üreticisi mi?

        Kötülüğe KÖTÜ diyen üreticisi ise neden kötü olan bir malı üretmiş ve üretmeye devam ediyor?

        Kötülüğü üreten belli ise kötülüğün kaynağıda bellimidir?

        İyi bir insanın kötü bir şey yapması ya da üretmesi beklenir mi?

        Peki iyi bir tanrının kötülük üretmesi beklenirmi?

        İyilik var diye tanrı iyi olacaksa kötülük var diye tanrı ne olacak?

      • 1okuyucu dedi ki:

        toro;

        harikasın, sebep sonuç ilişkisi bundan güzel anlatılamazdı.

  53. karaca dedi ki:

    bir soru
    bilindiği gibi suriye ve ırakta meydana gelen şiddet olayları neticesinde
    pek çok ölümler meydana geldi.ve bu ülkede bulunan şahıslar ülkemize
    sığınmak zorunda kaldılar.
    şimdi sormak istediğim sorulara dürüstlükle cevab verilmeli
    1-bu ülkeden kaçıp ülkemize gelen eşini bu katliamda kaybetmiş kadınlar
    pek çok sayıda olduğu biliniyor.
    bunlardan çocuğu olanlar var olmayanlar var evlilik cağında olanlar var olmayanlar
    var, gençleri var ihtiyarları var,ortada olağanüstü bir durum mevcut
    ve ülkelerine dönüp dönmeyecekleri bilinmiyor.
    bu kadınları nasıl koruyacağız,
    bu yabancı erkekler ülkede kalırlarsa bu ülkenin kadınları ile yasal durumu göz ardı
    edersek evlenebilirlermi evlenemezlermi
    2-yine bu insanların sığınacak yerleri başka bir çareleri yok bu ülkede kaldıklarını veya kalacaklarını varsayarsak
    türk ve kürt veya bu ülkede yaşayan her kim ise bu kadınlarla evli oldukları halde evlenebilirlermi
    veya evlenemezlermi,medeni kanunu bir tarafa koyarsak ortada bir mecburiyet varsa durum ne olabilir
    3- bunun hal çaresi ne olabilir
    bu sığınan kadınlardan kendi isteği ile evlenmek isterse evlendiği erkek de başkası ile evliyse
    evlenebilirmi
    yani türkiyede yaşayan türk vatandaşı ister istemez böyle bir mecburiyetle karşı karşıya kalmışsa durum ne olmalı
    bu kadınları başı boş mu bırakmalı yoksa durumu ve maddi gücü müsait olan erkeklerin bunları kendi nikahlarına almaları bir seçenek olabilirmi
    burada bahsedtilen konu bir vakia bir gerçek olarak insanların karşısında duruyor.
    siz din adamı olsanız ne fetva verirdiniz

    • rammsteinn dedi ki:

      siz hangi kadın hangi erkek ile evlenebilir diye kafa yorun,
      cern’dekiler kainatın sırlarını çözmek için kafa yorsun.

      sonrada çıkın “avrupa bizi sömürüyor” diye feryat edin.

      • karaca dedi ki:

        rammsteinn

        ya basit bir soru sordum cevab bile verememişsin

        onun yerine saçma sapan bir şey yazmışsın ben cern dekilerin kainatın sırlarını cözmek için kafa
        yorup yormadıklarını sormadımki vereceğih cevap gayet basitti evet veya hayır bu cevabı vermek bu kadar zormu.
        anladığım kadarı ile böyle bir zorunlulukla karşı karşıya kalsan sen bu işin içinden çıkamayacaksın
        sen kafayı takmışsın başka şeylere
        tabi evet deseydin birden fazla nikahın neye göre ruhsat verildiğini kabul etmiş olacaktın
        buda sana ters düşecekti.
        hayır deseydin kendini sorgulayacaktın verdiğim karar doğrumu diye
        Avrupa bizi sömürüyor diye niye feryat edeyim adamlar çalışıyor kazanıyorlar bunda akla ters düşen ne çalışan kazanıyor
        esas dine ihtiyacı olanlar onlar her türlü fitne ve fesat ile mazlum milletlerin varlıklarını sömürüyorlar her türlü masum insanın kanını dökmüyorlarmı onlarda ahlak olsa dünyaya bu kadar zülüm yapmazlar
        islam dini güya öldürme emrini kuran dan alıyormuş hayret doğrusu senidemi öyle kandırdılar
        esas öldürme işini bu bahsettiğin avrupalılar yapar sen bunu bilmiyormusun
        kimyasal gaz üretirler atom bombası üretirler en öldürücü silahları üretirler insanları öldürürler bu namussuzlar sonrada bu silahları masum insana satarlar dönerler sizin elinizde silah var bundan
        dolayı siz tehlikelisiniz der en ölümcül silahlarını bu masum insanlar üzerinde denerler
        sen bunları görmüyormusun
        hangi islam ülkesi öldürücü silahları satmışda diğer insanların ölümüne sebeb olmuşlar
        bir tane örnek göstersene
        terör örgütlerinin ellerindeki silahlar kimin kim imal etmiş insanları öldürsün diye kim teröristlerin eline vermiş bu namussuzların karşısında tek islam durabilir bu gözü dönmüşlerin önünde
        bunu biliyorlar
        bir araya gelmemeleri için hertürlü fitne ve fesadı çıkarmıyorlarmı
        iman sahibi bir kimse hiçbir şeye feryat etmez
        ancak arada kalanlar feryat ederler korkarlar
        gerceği bazıları gibi kabul etmezler
        neyse esas konuya dönelim
        soru gayet açık net ve anlaşılırdı sen cevap verememişsin
        ben cevab vereyim
        böyle zorunlu durumlarda islam dini buna musade eder o kadınları koruma kollama muhafaza altına almak için buna ruhsat vermiştir ister kullanırsın ister kullanmazsın
        bunu olması gereken zemine tereddütsüz olarak yerleştirmiştir. doğru olan da budur.

      • Cumali Tatlı dedi ki:

        rammsteinn alıntı:

        siz demiyormusunuz “tanrı herşeyi bilir”
        kaderden kaçılmaz diye
        tanrı benim hangi tanrıya inanıp inanmayacağıma karışmıyor ama başıma ne gelecek kaderimi yazmış.
        işinize geldimi “tanrı iradeye karışmaz”
        icraate geldimi “tanrı geleceği bilir. herşeyi bilir”
        ben geleceğimi irademle karar veriyorsam,tanrı gelecekte ne yapacağımı nasıl bilebilir?
        saçmalıklara öyle inanmışsınız ki, kendiniz bile işin içinden çıkamıyorsunuz.
        irade varsa kader olmaz, kader varsa irade olmaz.

        Şems-i Tebrizi:
        Kader, hayatımızın önceden çizilmiş olması demek değildir. Bu sebepten, “ne yapalım kaderimiz böyle” deyip, boyun bükmek, cehalet göstergesidir. Kader yolun tamamını değil, sadece yol ayrımlarını belirler. Güzergah bellidir ama, tüm dönemeç ve sapaklar yolcuya aittir. Öyleyse ne hayatının hakimi’sin, ne de hayat karşısında çaresiz’sin

        Hacer Şahbanaz:
        Bence hayat bir nehir gibidir. Çoğu insan bu nehre, sonunda nereye çıkacağına karar vermeden atlar.
        Böylece çok geçmeden akıntıya kapılırlar.
        Günlük olaylar, günlük korkular, günlük zorluklar, Nehrin çatal oluşturduğu yerlere vardıklarında,
        hangi tarafa gitmek istediklerine bilinçli bir şekilde karar veremezler,
        kendileri için hangi tarafın uygun olduğunu da düşünemezler.
        Ta ki günün birinde kükreyen suların sesi onları uyandırana kadar.
        Aşağı düşeceklerdir. Bazen bu düşüş, duygusal bir düşüştür,
        Bazen fiziksel bir düşüştür. Bazen finansal düşüştür.
        Hayatınız da bugün yüz yüze olduğunuz güçlükler, büyük ihtimalle, nehrin yukarısındayken verilen iyi kararlarla önlenebilirdi.
        Kaderiniz karar anlarınızla biçimlenir.
        ######################################################################

        Canım Allah kaderimizi böyle yazmış kaderden kaçılmaz napalım diyip sorumluluğu Allaha atmak ne kadar kolay değilmi?

        Şimdi biz karar verirken Allah’mı bize şöyle yada böyle karar verin diyor? :))
        Herkes kendi dogru oldugunu düsündügü seyler hakkında kendi kararını verir.
        tıpkı yukarıda ki yazının sonunda olan (Kaderiniz karar anlarınızla biçimlenir.) sözü gibi.
        yani kaderimizi bicimlendirmek bizim elimizde.

        ha buna ragmen
        yok kardesim Allah benim kaderimi zaten yazmış
        yisimi ben buna razı olup inanmama (kararım) dogrultusunda yaşayim gidim diyorsan o senin bilecegin iş.

    • 1okuyucu dedi ki:

      karaca;

      —bu kadınları başı boş mu bırakmalı yoksa durumu ve maddi gücü müsait olan erkeklerin bunları kendi nikahlarına almaları bir seçenek olabilirmi (senden alıntı)

      kimdir bu kadınlar? öksüz mü? yetim mi? bu kadınların hiç akrabası yok mu? bizim geleneklerimizde kocası, anası, babası, kardeşleri ölmüş kadınları bile akrabaları sahiplenir, her türlü geçimini sağlarlar, eğer kadın evlenmek isterse düğün masraflarını bile karşılarlar ama hiçbir zaman kadını başkasının yatağına atmayı düşünmezler, kadını cinsel obje olarak gören, kendine helâl olanı yatağına atan, kendine helâl olmayanı başkasının yatağına atmaya çalışan Arap kültürünün Kuran vasıtasıyla benimsenmiş olması ne acı?

      Kuran ahlâksız zenginlerin şeyinin keyfini sağlamak için çok eşliliğe cevaz vermiştir, öne sürdüğü adalet bahanesin ise hiçbir geçerliliği yoktur, çünki hiçbir erkek, erkeklik gururu gereği adaletsiz davranabileceğini kabul etmez,

      o nedenle sözünü ettiğin kadınlarla evlenilmesinde Kurana göre bir sakınca yoktur,

      ayrıca kadınlar içinde evli bir erkekle evlenmenin hiç bir sakıncası yoktur, çünki İslâm dinini kabul etmiş olan her kadın aynı zamanda üzerine kuma gelmesini veya başka bir eve kuma gitmeyi de kabul etmiş demektir.

  54. rammsteinn dedi ki:

    işid lideri bagdadi bağıra bağıra “biz kuranın hükümlerini uyguluyoruz” diye bağırıyor. ama gel gör ki basınımız bunu görmezden geliyor.

    ENFÂL-39
    Fitne ortadan kalkıncaya ve din tamamen Allah’ın oluncaya kadar onlarla savaşın! (İnkâra) son verirlerse şüphesiz ki Allah onların yaptıklarını çok iyi görür.

    tevbe/9/29. kitap verilenlerden, allah`a, ahiret gunune inanmayan, allah`in ve peygamberinin haram kildigini haram saymayan, hak dinini din edinmeyenlerle, boyunlarini bukup kendi elleriyle cizye verene kadar savasin.

    (daha fazla şiddet içeren ayetleri yazmaya gerek yok bilen biliyor)

    çok eşliliği haklı çıkarmak için kendinizce senaryo yaratmışsınız.
    bir kadını zor durumundan faydalanıp koynuna almak için illa evlenmek mi gerekir? yoksa ona kendini geçindirebilecek bir iş veya eğitim vermek mi uygun olur?
    3-4 kadınla evlenenler acaba kadını zor durumdan kurtarmak içinmi evlenmiştir yoksa cinselliğine renk katmak için mi? diyeceksiniz ki “çok evliliği amacından farklı kullanan daha çok”
    peki sizin tanrınız geleceği bilmiyormuydu? koyacağı hükümlerin başka amaçlar için kullanılacağını bilmiyormuydu?
    çok eşliliğin hiçbir haklı nedeni olamaz. o yüzden sırf kuranı temize çıkarmak için binbir türlü takla atmaya gerek yok.

    islam ülkeleri bırak silahı ne üretebilmiştir? her ülke kendini savunabilecek silahı kendisi üretmek ister. bu da teknoloji ve eğitim gerektirir. bu da islam ülkelerinde yok.

    • bilal dedi ki:

      Sn.rammsteinn,

      işid lideri bagdadi bağıra bağıra “biz kuranın hükümlerini uyguluyoruz” diye bağırıyor. ama gel gör ki basınımız bunu görmezden geliyor.”diyorsunuz”

      1-İşid lideri aynı zamanda hz.Muhammed’e ve bütün müslümanlara ‘’ De ki: Siz ey Allah’tan gelen gerçekleri örtbas eden inkârcılar! ‘’…………..Sizin dininiz (inancınız ve yaşam tarzınız) size, benim dinim de bana…”diye hüküm verip,herkes inandığı gibi yaşamalı,din,inanç ve yaşam tarzı konusunda kimseye baskı ve şiddet uygulanmamalıdır vs. ‘’ şeklindeki Kafirün suresi vb.ayetleri de Kur’an’dan çıkartılması gerektiğine dair talimatinin de olduğundan da acaba haberiniz var mı ??? Kur’an’dan hoşuna gitmeyenleri çıkarmak ve sadece hoşuna gidenleri uygulamak ‘’KUR’AN’I UYGULAMAK MI ? ‘’ bunu söyleyen müslüman olabilir mi ? kur’an’ın tek bir ayetini inkar etmek iman açısından hepsini inkar etmek anlamına gelmiyor mu? Demek ki bundan ya haberiniz yok,ya da siz de bunu görmezden geliyorsunuz !!!

      2-ENFÂL-39.AYETLE İLGİLİ GÖSTERDİĞİNİZ MEALDE HATA VARDIR:

      Fitne ortadan kalkıncaya ve din tamamen Allah’ın oluncaya kadar onlarla savaşın! (İnkâra) son verirlerse şüphesiz ki Allah onların yaptıklarını çok iyi görür‘’
      ” BU SİZİN GÖSTERDİĞİNİZ HATALI MEAL! ”

      ENFAL-39.AYETİN DOĞRU MEALİ !

      ‘’ FİTNE ORTADAN KALKIP DİN ALLAH’IN OLUNCAYA KADAR NEDEMEK?

      ‘’وقاتلوهم حتي لا تكون فتنة الخ ‘’ Fitne (saldırı,şiddet,baskı,işkence ve dinden döndürme vs.) ortadan kalkıp din (hüküm ve itaat ) Allah’ın oluncaya kadar siz de onlarla (saldırganlarla) savaşın, فا ن اتهوا ‘’ fitneden ( müslümanlara uyguladıkları baskı,şiddet, dinden dörme ve saldırmak gibi durumlardan) vaz geçerlerse……..’’ şeklindedir.

      a) Bu hüküm sadece ‘’ fitne’’ yani şiddet,baskı ve işkence ile müslümanları dinden zorla döndürmeye çalışan ve saldırgan kesimlerdir…b) Burada ‘’Din Allah’ın oluncaya kadar.‘’ayetinden de,müslümanların müşriklerin şiddet, baskı ve işkencelerinden kurtulup rahat bir ortamda Allah’ın dinini yaşayabilecekleri duruma gelinceye kadar, anlamındadır..Yani ayetin anlamı ‘’ müslümanlara yapılan saldırı,şiddet,işkence ve dinden dördürme olayı son bulup dinlerini Allah’a has kılıncaya kadar..’’şeklindedir İşte ayetin verdiği hüküm müslümanlara saldırıp öldüren,onlara yaşama hakkı tanımayan ve inançlarından döndürmek için güç kullanan müşriklere yöneliktir.! Ama konu da defalarca anlatıldığı halde bir türlü anlamak istemiyorsunuz.!!!

      c) Ayetin mealinde gösterdiğiniz ( İNKARA ) son verirlerse…’’ ifadesi tamamen yanlıştır..Ayetin konusu fitne ( yani müslümanlara uygulanan baskı,şiddet,dinden dörme ve saldırmak gibi durumlar ) olduğundan ‘’فا ن اتهوا ‘’ fitneden (yani müslümanlara yapılan baskı,şiddet, dinden dörme ve saldırmak gibi durumlardan) vaz geçerlerse……..’’ şeklindedir. Bunun inkarla hiç bir alakası yoktur.. Özetle bazı meallerde geçen ‘’İNKAR’’ ifadesi tamamen yanlış olup bilmeyerek de olsa ayeti amacından saptırmaktır..Zira ayetin başında geç tiği gibi bunlara karşı koymanın sebebi fitnedir. ( müslümanlara yapılan baskı,şiddet, dinden dörme ve saldırmak gibi durumlardır) öyleyse müşrikler bunladana vaz geçerlerse,onlara karşı koym anın hükmü de düşüyor…. Be nedenle yaptığınız yorum mesnetsiz ve anlamsızdır…

      3-CİZYE İLE İLGİLİ HÜKÜM !!! TEVBE-29:

      Cizye ile ilgili ayeteki hüküm,evvela onların müslümanlara ve islam devleti otoritesine karşı silahli güç oluşturup saldırmaları şarttır.Yani bunlar islam devleti vatandaşı olup devlete karşı isyan edip silah kullanan kesimlerdir.Bunlar islam devletinde yaşıyorlarsa,devlete baş kaldırmayıp vatandaşlık görevini yapmaları gerekir.Nasılki gayri müslim bir ülkede yaşayan müslümanlar da söz konusu devlete karşı isyan etmeyip vatandaşlık görevini yerine getirmek zorunda iseler bunlar da öyle.Bunlar güç kullanıp saldırmıyorlarsa onlarla asla savaşılmaz…!!!
      Zira BAKARA-190.ayetle ancak saldırganlarla savaş yapılabilir hükmü konulmuştur.. وقاتلوا في سبيل الله الذين يقاتلونكم ولا تعتدوا ان الله لا يحب المعتدين ‘’Size savaş açanlara karşı (saldıranlara) siz de Allah yolunda savaşın.Fakat haksız yere saldırmayın.Zira haddi aşıp saldıranları Allah sevmez’’ deniliyor.Bu nedenle kitap ehli olanladan da güç oluşturup saldırıyorlarsa bu hükme tabi tutulurlar.Bu çok cüzi olan cizye ile bunlar islam devletinin otoritesini kabul etmiş olurlar, yani vatandaşlık görevini yerine getirmiş olurlar.Bu cizye ise,İslam devletinin, gayri müslim vatandaşlarından aldığı çok cüzi bir vergidir.Bu da müslüman vatandaşların verdiği zekattan çok azdır.İslam devletinin vatandaşlığını kabul etmenin garantisi,onların güç oluşturup saldırıya geçmemesi ve vatandaşlık görevi olan cizyeyi yani ‘’ vergilerini ödemek suretiyle devletin otoritesini kabul etmesi anlamına gelir.’’ Buna karşılık islam devleti de, onların can,mal,din,inançlarını korumak ve aynen müslümanlar gibi islam devleti de onları sosyal güvenlik sistemi kapsamına alarak devletin bütün hizmetlerinden yaralandıracaktır..Bu çok cüzi olan cizyenin de sadece müslümanlara karşı savaşan erkeklerden alınır.Konuyla ilgili ayetin açıklaması aşağıdadır. Cizye kadın,yaşlı,çocuk vs.gibilerden alınmadığı gibi savaşmayan erkeklerden de alınmaz. Konuyla ilgili metin aşağıdadır…

      قال علماؤنا رحمة الله عليهم: والذي دل عليه القرآن أن الجزية تؤخذ من الرجال المقاتلين، لأنه تعالى قال: « قاتلوا الذين » إلى قوله: « حتى يعطوا الجزية » فيقتضي ذلك وجوبها على من يقاتل ‘’ ر
      ”نقلا من تفسير القرطبي ”

      Bunlar bu cüzi vergiyi ödemekle devletin otoritesini kabul etmiş sayıldıkları için bütün vatandaşılık haklarından ve devletin hizmetlerinden yararlanma hakkına sahip olurlar. Bugün hangi ülkede yaşıyorsak vergimizi ödemiyor muyuz? Yaşadığımız devletin hukuki yasalarına uymuyor muyuz? Yoksa devletin otoritesini reddedip karşı mı çıkıyoruz? Hangi ülkde böyle bir durum var ? Bir kişi dünyanın hangi ülkesinde yaşıyorsa yaşasın,eğer ülkenin mevcut yasalarına karşı çıkıp vergisni ödemiyorsa, orada yaşaması da mümkün değildir.Şayet silahlı bir güç oluştururup saldırırsa,bu defa devlet de onu yaşatmaz..İşte Tevbe-29.ayetinde de ‘’silahlı güç oluşturup Müslümanlara ve islam devletine baş kaldıran guruplara yönelik bir hüküm bulunuyor.’’ Hukuki olarak da bu hüküm gayet doğaldır…Ayrıca,söz konusu ayete ’’ ..Onlar iman edinceye kadar değil, cizye verinceye kadar..’’ (yani silahlı güç oluşturmaktan vaz geçip vatandaşlık görevlerini ifa edinceye kadar siz de onlarla çarpışın.) diye bir hüküm bulunuyor….Burada onlar iman etmeye zorlanmıyorlar. Eğer öyle bir durum olsaydı ‘’.. İMAN EDİNCEYE KADAR ONLARLA SAVAŞIN ! ‘’ denilecekti..!!!

      Bu nedenle, ‘’ daha fazla şiddet içeren ayetleri yazmaya gerek yok bilen biliyor) şeklindeki yorumunuzun ne bir anlamı, ne de bir mesnedi vardır.!!!

      4- islam ülkeleri bırak silahı ne üretebilmiştir? ‘’ diyorsunuz.!

      a) Peki ‘’Emevi hanadanları döneminden bu yana halkı müslüman olan hangi ülkede kur’an’ın hükmü uygulanmıştır ki ‘’ bu ülkelere islam ülkeleri ‘’ diyorsunuz.?

      b) Ayrıca bugün kitle imha silahları üretip ticaret yapmakla katliamların yapılmasına zemin hazarlayan ve bu katliamlara vesile olan sizin gibi gayri müslimler olduğunu siz de itiraf etmiş oldunuz.!!!

      c) Bunlar bu tür silahları insanların ölümü için üretmemiş ve insanları birbirlerine düşürerek düşman yapmamış olsaydılar belki bugün bu kadar katliamlar da yaşanmayacaktı.!!!

      Saygılarımla.

      • 1okuyucu dedi ki:

        Bilâl;

        eğer ışid benim dinim bana senin dinin sana ayetini Kurandan çıkarıyorsa doğru yapıyor ve tutarlı davranıyor, çünki söz konusu ayet, benim dinim sana cizye vermeyi emrediyor ayetiyle çelişiyor ve daha bir çok ayetle çelişiyor,

        Medine sözleşmesiyle herkes kendi şeriatını uygulamaya başladığında, her toplum eğer varsa (devlet yapılanmasının olmadığı bir yerde olduğunu sanmıyorum) sosyal ihtiyaçlarını için sağlanan hizmetlerde ait olduğu topluluk yöneticilerine üzerine düşen payı zaten ödüyor olmalı, bu topluluklardan biri kalkıp benim dinim sana cizye vermeni emrediyor derse, alacağı cevap, ben gereken ödemeleri ait olduğum yönetime zaten yapıyorum, ayrıca sana niye ödeme yapayım diye haklı olarak itiraz eder, bu itirazı yapması için eline silah almasına da gerek yok, ama Müslümanlar dinimin emri deyip zorla almaya kalkarlarsa haliyle tepki görürler, o nedenle Müslümanları masum, gayrimüslimleri terörist gibi gösterme kurnazlığından vazgeç, çünki sosyal hizmetler için gerekli olan aidat tek elde toplanıyorsa ister Müslüman, ister gayrimüslim olsun hiç kimse adı ne olursa olsun istenen vergiye itiraz etmez, belli ki Müslümnlar medinede yeterince güçlenince birlikte yaşadıkları diğer toplumları haraca bağlamaya kalkmışlar, yani madem benimle birlikte yaşıyorsun, ya haraç verirsin yada ölürsün?

        gel biraz empati yapalım, diyelimki Müslümanlar Mekkedeyken, Mekkeliler sizin dininiz size bizim dinimiz bize dediler ve size karışmadılar ve Müslümanlar kendi dinlerini yaşamaya başladılar, o sırada cizye ayeti indi ve siz Müslüman olmayanlara benim dinim sizin bize cizye vermenizi emrediyor, bize cizye vereceksiniz deseydiniz acaba ne olurdu?

        o nedenle martaval okumayı bırak.

        tanrının kural koyduğunu söylüyorsanız, tanrının koyduğu kuralların yer yüzünde egemen olması gerektiğini de söylüyorsunuz demektir, çünki kural koyduğu söylenen bir tanrı koyduğu kuralların yeryüzüne egemen olmasını ister, yani koyduğu kuralların yeryüzünde uygulanmasını ister,

        zaten dinin Allahın olması demek, Allahın koyduğu kuralların hayata geçirilmesi demektir, bununda gereği Alahın kurallarını yeryüzünde egemen kılmakla mümkündür, yani Müslümanlar oturdukları yerde Allahın dinini yeryüzünde egemen kılamazlar, bunu sağlamak için mücadele vermeleri gerekir, Alahın dininin önünde engel olarak gördükleri herkesle savaşmaları gerekir, zaten savaş size bu nedenle farz kılındı, çünki Allahın dininin egemen olması için sizin yaşadığınız topluma siyaseten egemen olmanız gerekir ki hem Allahın kuralları geçerli olsun hemde gayrimüslimlerden cizye alabilesiniz, çünki yaşadığınız toplum içerisinde dininizi yaşıyor olsanız bile yaptırımlarla ilgili kuralları uygulayabilmeniz mümkün değil, o nedenle Allahın dinini egemen kılmak, ancak siyaseten egemen olduğunuz bir yönetim şeklinde söz konusu olur. (İslâm şeriatı)

        bizde size dinin Allahın olmasının ne olduğunu defalarca anlattığımız halde, anlamamakta israr ediyorsunuz, hemde tanrınızın amacını görmezden gelerek anlamamakta israr ediyorsunuz, böyle yaparak bize değil tanrınıza muhalefet ediyorsunuz, farkında değilsiniz?

        Ayşeyle Ali dalaşması İslâm aleminin kemikleşmiş iki ayrı kutba ayrılmasına sebep olmuştur, tarikatları, ekolleri bir taraf bıraksak sırf şii Sünni kutuplaşması müslümanların birbirlerini boğazlaması için en önemli sebeptir?

        ayrıca, Müslümanlar iki ayrı düşman guruba ayrılmışsa bunun suçlularını iktidar kavgası yapanlarda ara?

        doğada dengeler arz talep üzerine kurulmuştur, 1400 yıldır süren şii Sünni çatışması beraberinde silahlanmayı da gerektiriyor, işte modern silahları üretecek teknolojiye sahip olamayan Müslümanlar, birbirlerini boğazlamak için gerekli olan silahları, modern silah üreticisi Ülkelerden almaktadır, yani talep edenler olduğu için silah üreticileri devamlı modern silahlar üretme yoluna gitmektedirler, örnek vermek gerekirse Amerikadaki silah sanayinin bir yıllık geliri Ülkemizin toplam borcunu ödemeye rahatlıkla yeter,

        özetle talep edenler olduğu sürece arzedenlerde olacaktır, ayrıca kimse kimseye zorla silah satmıyor,

        bu arada, engin Arapça bilginle? bir Kuranda sen yaz, onları yakaladığınız yerde öldürün, onlarla karşılaştığınız yerde boyunlarını vurun ayetlerini ve ürpertici ifadeler bulunan diğer ayetleri çıkar at gitsin, at gitsinki Müslümanların güçsüz olduğu dönemlerdeki alttan alma ayetleriyle, güçlü oldukları dönemlerdeki dişlerini gösterdikleri ayetlerin bir arada olmasına engel ol, sende bu çelişkiyi bu yönde gider, en azından ışidin yazdığı Kurana alternatif olur, ılımlılar senin yazdığın Kuranı, şiddet yanlıları ışidin yazdığı Kuranı dikkate alır,

        her ikiside kabulüm diyenlerde Emevilerin yazdığı Kuranla yollarına devam ederler.

  55. kadir dedi ki:

    sayın toro..

    “Kötülüğe KÖTÜ diyen üreticisi ise neden kötü olan bir malı üretmiş ve üretmeye devam ediyor?

    Kötülüğü üreten belli ise kötülüğün kaynağıda bellimidir?

    İyi bir insanın kötü bir şey yapması ya da üretmesi beklenir mi?

    Peki iyi bir tanrının kötülük üretmesi beklenirmi?

    İyilik var diye tanrı iyi olacaksa kötülük var diye tanrı ne olacak?” sizden…

    kötülük olmadan iyilik olmaz, zenginlik olmadan fakirlik olmaz, allah kötülük yapma kabiliyetini insanın fıtratına vermiş, ama ona kötülüğü yasaklamıştır.. yapabilme kabiliyetin var ama yasak..

    bizler yardıma muhtaç kişilere yeri gelir merhamet ederiz. bu duyguyu üretebilmemiz için gerekli ortamın var olması gerekir.. işte insanın sınavıda budur… ama siz aynı tas aynı hamam devam…
    anlayışta en küçük bir esneklik yok..

    “İyilik var diye tanrı iyi olacaksa kötülük var diye tanrı ne olacak?” sizden…

    allah yaratıcıdır. kötüğüde, iyiliğide insanın fıratına yerleştirendir.. fakat allah takva sahibidir..
    kullarına zulmetmez, her zaman merhamet eder. allahın yolunda olmanın tek şartı, takva sahibi olmaktır..

    • toro dedi ki:

      Sevgili Kadir,

      Bayramdan önce seninle yaptığımız son münazarada geldiğin noktadan ders alırsında bir daha nereye gideceğini hesap etmediğin söylemlere girişmezsin diye düşünmüştüm.

      Görüyorum ki yanılmışım!

      ”kötülük olmadan iyilik olmaz, zenginlik olmadan fakirlik olmaz, allah kötülük yapma kabiliyetini insanın fıtratına vermiş, ama ona kötülüğü YASAKLAMIŞTIR.. yapabilme kabiliyetin var ama yasak..”

      İşte bende bunu söylüyorum. Madem Kuran’ın tanrısı kendi yarattığı kötüğü YASAKLIYOR! Yani kötülüğü SEVMİYOR! O halde o yasakladığı ve hiç sevmediği şeyi hiç yaratmasın! Madem KÖTÜLÜĞÜN olmadığı kötülüğün şiar edinilmediği bir dünyayı hayal ediyor, şeytanını yani yönlendiricisini çeksin insanların üzerinden!

      Düşünsenize insanların hiç biri kötülük yapmıyor yani sadece iyilik var! Tanrı bu durumun oluşmasını istemiyor mu? Ama amacı herkesin iyi olması diyorsunuz! İyi de amaç herkesin iyi olmasıysa hedef bu ise kötülüğü yaratmazsınız olur biter. Herkes iyi olur!

      Sınava gelince;

      Demek ki tanrı herkesin iyi olmasını, herkesin cennetine geri dönmesini istemiyor! Bazılarını elemek istiyor. Bu yüzden kötülüğü yaratıyor ve onu sözde kendisine isyan edebilen bir adamıyla kullanılmak üzere dünyaya yayıyor! Sizin sınav dediğiniz aslında kapasitesi belli olan cennet için yapılan kontenjan ayarlaması olmasın?

      Hani yarışlarda 20 kişiyi koştururlar ama sadece 1 kişiye ALTIN madalya verebileceklerdir (çünkü 1 tane var)! Dolayısıyla diğer 19 unu elemeleri gerekir!

    • rammsteinn dedi ki:

      TEVBE-29
      Kendilerine Kitap verilenlerden Allah’a ve ahiret gününe inanmayan, Allah ve Resûlünün haram kıldığını haram saymayan ve hak dini kendine din edinmeyen kimselerle, küçülerek elleriyle cizye verinceye kadar savaşın

  56. Havacı dedi ki:

    Sevgili Bilal Kardeşim,
    Enfal 30’a verdiğiniz meal şöyle”……..Onlar böyle bir planı yapadursunlar,.Allah da onların planlarını boşa çıkarıyordu. Allah bu tür pılanları boşa çıkaranların en hayırlısıdır…..’’ şeklindedir… Yani
    (tuzak kuranların en hayırlısıdır..’’ şeklindeki meal doğru değildir…. !” demişsiniz. Aslında yazıp yazmamak konusunda çok düşündüm ama gerçeği göstermek amacıyla yazmanın uygun olacağını düşündüm.

    وَيَمْكُرُونَ وَيَمْكُرُ اللَّهُۖ yemkurune ve yemkuru allah ifadesinden nasıl “Onlar böyle bir planı yapadursunlar,.Allah da onların planlarını boşa çıkarıyordu”. anlamını çıkarabildiniz? Onlar böyle bir plan yaparken kullanılan yemkurune meali doğru iken aynı fiil (mekere-yemkuru) kullanılmasına rağmen planları boşa çıkarmak ifadeniz hatalıdır. Aynı fiili hem plan kurmak hem de planları boşa çıkarmak anlamında kullanamazsınız.Türkçe meallerden bir tanesi istisna olmak üzere bulabildiğim tüm türkçe meallerin yanında ingilizce meallerde de Allah plan yapanların ya da tuzak kuranların en iyisidir anlamını vermişlerdir. Ali İmran 54 ncü ayette de benzer anlatım var.
    Sanırım bazı ayetleri kulağa hoş gelmediği ya da içerikleri açısından bazı anlam kaydırmaları yapıyorsunuz. Burada vebal altında olduğunuzu belirtmek isterim, ayetleri yumuşatmak veya hoş görünür hale getirme çabanız Allah’ın sözüne müdahale etmek demektir.
    Benzer şekilde Tarık 7 nci ayette de yapmıştınız ve ben size yazmıştım. Çıkanın ne olduğu konusunda ne diyorsunuz?
    Umarım sizi kırmamışımdır. Selametle

    • rammsteinn dedi ki:

      sayın havacı
      bilal bey ile arapça konusunda dünyada kimse yarışamaz. bunların içinde araplarda dahil.
      arapların kendi dilini bile yanlış anladıklarını iddia eden birisiyle kimse yarışamaz. bir senedir o kadar çok ayet konuştuk ki,kuranmeali.org daki bütün mealcilerin aynı anlam çıkardığı ayetleri bilal bey kesinlikle kabul etmez. çünkü mantığına uymaz ise “mavi” kelimesine öyle bir girer ki yazısı bittiğinde bir bakmışsınız mavi “kırmızı” olmuş. yeterki o kırmızı demek istesin.
      onun için bilal bey ile arapça konusunda münazara etmek havanda su dövmek gibi birşey.

      birde kadir bey var. o arapça bilmez ama meallerin yanlış olduğunu bilir.

      • kadir dedi ki:

        sayın ramsteinn…

        kuranı kerim arapça harflerle birbirine örülmüş bir kitaptır. her ayeti diğerleriyle bağlantılıdır.. önemli olan ayetin anlam ve içeriğini kavramaktır.. ben arapçayı bilal kardeşim ve havacı kardeşim kadar bilmem, ama az çok bilirim.. her zaman diyoruz. arapça bilmek ayrı kuranı anlamak ayrıdır… önemli olan ayetleri doğru anlamaktır..

        hani allah kuranda diyorya “biz bu kuranda her türlü örneği türlü türlü ifadelerle açıkladık. ama insan varlıkların içinde tartışmaya en açık olanıdır.”

        kuranı iman etmiş olsalardı araplar iman ederdi.. ama peygamber zamanındada günümüzdede her zaman inkar eden araplar olmuştur… şimdi enfal 30. ayete bakalım..

        nahl suresinde yüce allah şöyle buyuruyor;

        “sakın onların kurdukları tuzaklardan dolayı sıkıntıya düşme, allah takva sahipleri ve iyilikte bulunanlarla beraberdir..”

        “bu ayette allah müminlerle beraberdir” ifadesi geçiyor.. inkarda saplananlar allahın azametini idrak edememişler, allah ile mücadele içine girmişlerdir.. peygamberİ yok etmenin aslında islamı yok etmek olduğunu düşünüyorlardı.. onların kurmuş oldukları tuzaklara karşı allahın onların tuzaklarını boşa çıkarmasını gözardı ediyorlardı..

        fatır 10. ayette; “kötülükler planlayanlara gelince onlara şiddetli bir azap vardır. onların tuzakları-planları daima darmadağın olur.. ”

        bu ayetlerden; allah daima müminlerle beraberdir.. müminlere kurulan tuzakları allah boşa çıkarır, ve tuzak kuranları şiddetli azaba çarptırır. hiçbirşey allahtan gizli kalmaz,
        allah bir mahlukata azap vermek isterse o mahlukata tuzak kurmasına gerek yoktur.. allah dilediği şekilde dilediği gibi cezalandırır.. demekki burada “tuzak kurmak” mecazi anlamdadır.. yani allah onların yaptıklarından haberdar, peygambere tuzak kurarak ASLINDA KENDİLERİNE TUZAK KURDUKLARINI, ve o kurdukları tuzak allah tarafından başlarına geçirileceğini, bildiriyor..

        saygılar…

      • sarp mustafa dedi ki:

        @rammsteinn

        sana kesinlikle katılıyorum. Ve ben bilal beyden bir ricada bulunmak istiyorum. Engin ve derin bilgisiyle kuranın mealini kendisinden bekliyorum. Senin aracılığınla buradan bu özlemi mi dile getirmek istedim tam da aklıma gelmişken sayende :). kuranın mealini bilal bey yazsın onun üzerinden tartışalım. Bu böyle olmayacak yoksa. Adam yaşar nuriye de yanlış diyor elmalılı hamdi ye de yanlış diyor, rica ediyoeum kendi yazsın onun üzerinden tartışalım :). bilal beyin kuranı nı da görmüş oluruz bu sayede…

      • 1okuyucu dedi ki:

        Sarp Mustafa;

        Ey iman edenler! Öldürülenler hakkında size kısas farz kılındı. Hüre hür, köleye köle, kadına kadın (öldürülür). Ancak her kimin cezası, kardeşi (öldürülenin velisi) tarafından bir miktar bağışlanırsa artık (taraflar) hakkaniyete uymalı ve (öldüren) ona (gereken diyeti) güzellikle ödemelidir. Bu söylenenler, Rabbinizden bir hafifletme ve rahmettir. Her kim bundan sonra haddi aşarsa muhakkak onun için elem verici bir azap vardır. (bakara,178)

        —bilal beyin kuranı nı da görmüş oluruz bu sayede… (senden alıntı)

        Bilâl, Arapçayı Araplardan daha iyi, Kuranı kuranın tanrısından daha iyi bilen, yani Arap dili ve Kuran konusunda dünyada bir numaralı otoritedir?

        örneğin; yukarıdaki ayeti kendi yazmaya kalksa, hür ve köle olan kişilerin ayni zamanda kadın veya erkek olduklarının tüm insanlarca bilindiğini söyleyip ayrıca kadına kadın ifadesinin boş anlamsız ve gereksiz olduğunu düşünüp kadına kadın ifadesini ayetten çıkarıp atar, her zaman yama yapacak değilya, ara sıra çıkarıp atmakta lâzım dimi ya?

        senin gibi bizde Bilâlin yazacağı Kuranı merakla bekliyoruz.

    • bilal dedi ki:

      Sn.Havacı kardeşim,

      وَيَمْكُرُونَ وَيَمْكُرُ اللَّهُۖ yemkurune ve yemkuru allah ifadesinden nasıl “Onlar böyle bir planı yapadursunlar,.Allah da onların planlarını boşa çıkarıyordu”. anlamını çıkarabildiniz? Onlar böyle bir plan yaparken kullanılan yemkurune meali doğru iken aynı fiil (mekere-yemkuru) kullanılmasına rağmen planları boşa çıkarmak ifadeniz hatalıdır.‘’ diyorsunuz ‘’

      1-ENFAL-30.AYETİN TAMAMINI BİRLİKTE DEĞERLENDİRDİĞİMİZ DE MEAL ANLATTIĞIM ŞEKİLDE OLUYOR.

      وَإِذْ يَمْكُرُ بِكَ الَّذِينَ كَفَرُواْ لِيُثْبِتُوكَ أَوْ يَقْتُلُوكَ أَوْ يُخْرِجُوكَ وَيَمْكُرُونَ وَيَمْكُرُ اللّهُ وَاللّهُ خَيْرُ الْمَاكِرِينَ ‘’

      Bir vakit de o inkarciler senin elini kolunu bağlayıp zindana mı atsınlar,yahut öldürsünler mi,yahut seni ülke dışına mı sürsünsünler diye bir plan yapıyordular.Onlar böyle bir planı yapadursunlar,Allah da onların planlarını boşa çıkarıyordu.Allahbu tür pılanları boşa çıkaranların en hayırlısıdır…..’

      a) Ayetin başında ‘’ وَإِذْ يَمْكُرُ بِك ‘’ Bir vakit de o inkarcılar senin elini kolunu bağlayıp zindana mı atsınlar,yahut öldürsünler mi,yahut seni ülke dışına mı sürsünsünler diye BİR PLAN YAPIYORDULAR…’’ şeklinde net ve açık bir şekilde bunların plan yaptıkları zaten anlatılyor…İkinci defa neden yaptıkları plan anlatılsın.? İşte arapça dilinde cümlenin
      başında geçen bir olayın te’kidi için tekrar aynı kelime kullanıldığın da biraz farklı şekilde bir anlam da ortaya çıkabilmektedir..
      b) Bu nedenle ardında tekrar ‘’ وَيَمْكُرُون ” ifadesi geldiği için ‘’onlar böyle bir planı yaparken veya yapadursun ‘’ şeklinde bir anlam da çıkabilir.Yoksa aynı cümlede anlam tekrarı meydana gelmiş olur.

      c) Tefsirlere göre Allah’a nisbet edilen ‘’مكر ‘’ ifadesi birkaç anlama gelir.

      1- ‘’هذا المكر الذي نسب الي ذات العلية ليس مكرا كما يقولون علماء البلاغة مكر مشكلة الله لايمكر وليس من اسمئه انه ماكر لكن يؤد الله بهذه الكلمة علي مكرهم بتدبير انقذ به نبيه الخ

      1-Belağat alimlerin dedidikleri gibi Allah’ın zatına nisbet edilen ‘’ ’مكر ‘’ ifadesinin anlamı kula nisbet edilen ’مكر ‘’ değildir.Bu durumda olan ayetler de müşakele vardır.Zira Allah ‘’ مكر ” yapmaz ve buna ihtiyacı da yoktur.Allah’ın sıfatlarında ‘’ما كر ‘’ makir’’ diye bir sıfat da yoktur. Fakat Allah onların yaptıkları mekri onların üzerine geri çevirmektedir.Yani (planlarını boşa çıkararak,peygamberini onlardan kurtarmaktadır) .

      2-‘’والله خير الماكرين ) والمكر من الله هو جزاؤهم علي مكرهم من حيث لا يشعرون الخ
      = تفسير القرطبي =

      2-Allah’ın ‘’مكر ‘’ ise,böyle kötü bir planı yaptıklarından dolayı onlar farkına varmadan kendilerine Allah’ın CEZA vermesidir.

      XXXXXXXXXXXX

      3- Benzer şekilde Tarık 7 nci ayette de yapmıştınız ve ben size yazmıştım. Çıkanın ne olduğu konusunda ne diyorsunuz? ” sizden ”

      Ben burada ‘’ÇIKANIN MENİ DEĞİL,İNSAN (bebek) OLDUĞUNA VURGU YAPMIŞTIM. Eğer bununla mana kaydırmasını yapmışsam,1400 sene önce hz.peygamber döneminde yaşayan İBNİ ABBAS ve daha sonra gelen İKRİME,ve el – KUTADE gibi bazı müfessirler de MANA KAYDIRMASINI yapmışlar demek.! Çünkü onlar da Tarık-7.ayeti bu şekilde açıklamışlardır.

      Selam ve dua ile.

      • bilal dedi ki:

        =DÜZELTME = Tarık 7.ayetle ilgili açıklamış olduğum tefsir İbni Abbas,ikreme ve el Kutade’ye ait değil, bu şekildeki tefsir başka müfessirlere aittir.Yanlışlıkla bunları yazdığım için özür dilerim.

      • Havacı dedi ki:

        Sevgili Bilal,
        Belağat alimlerin dedidikleri gibi Allah’ın zatına nisbet edilen ‘’ ’مكر ‘’ ifadesinin anlamı kula nisbet edilen ’مكر ‘’ değildir diyorsunuz. Bu alimler kim acaba? Allah plan yapmaz mı? Yaratılış ve doğa kanunları bir planın eseri değil mi? Plan yapmak, tuzak kurmak Allah’a yakıştırılmadığı için böyle tevillere gidiliyor.
        Tarık 7 nci ayete bebek çıkar mealini veren müfessir kimdir? Cevap verirsen memnun olurum.

      • bilal dedi ki:

        Sn.Havacı kardeşim,

        1-Belağat alimleri arap dilinin fesahat,belağat,istiare,mecaz vs.özelliklerini bilenlere denir.
        Tarık-6-7.ayetlerle ilgili yaptığım açıklama ayetlerin siyak,sibak ve arap dil kurallarına en uygun olanıdır. Çünkü,

        a) Esmaül işaretlerden (isim ve nesnelere işaret eden edatlardan ) biri olan ‘’هذا ‘’ haza ‘’ yani ‘’ BU ‘’ ifadesi gözümüz önünde,yanımızda ve yakınımızda olan isim veya nesneler için kullanabilmekteyiz. Gözümüz önünde olmayan,yanımızda ve yakınımızda bulunmayanlar için ‘’ haza’’ BU ‘’ ifadesini değil, ‘’هو.’’ Yani ‘’ O ‘’ zamirini kullanıyoruz.. Arap dil kurallarına göre de fiil kiplerinde ‘’ haza’’ yani ‘’ BU ’’ ifadesinin fiil kiplerinde müstetir (gizli) gelmesi mümkün olmadığı gibi,böyle bir ifade 7.ayete de yoktur. Ayrıca,bazı meallerde ‘’ BU SU…’’ şeklindeki ifade arap dil kurllarına da uygun değildir.Bu nedenle bazı meallerde ‘’BU SU… ‘’ ifadesi dil kurallarına göre doğru değildir.
        b) Şimdi ‘’هو ‘’ hüve ‘’ yani ‘’ O ‘’ zamirine gelelim; Bu zamir,açıktan gelebildiği gibi fiil kiplerinde müstetir (gizli) olarak da gelir.Bildiğiniz gibi ‘’hüve ‘’ yani ‘’ O ‘’ zamiri gözümüz önünde ve yakınımızda olan isim veya nesneler için değil,uzak veya gaipler için kullanabilmekteyiz. MESELA :‘’hüve’’ O ‘’ ve ‘’ haza ‘’ BU ‘’ifadeleriyle işaret edildikleri nesnelerin hazır,gaip, yakın veya uzak olduğunu anlıyoruz.

        Şimdi 7.ayete bakalım;‘’يخرج من بين الصلب والترائب ‘’O, bel ve göğüs kafesi arasından çıkar..’’ Burada ‘’ يخرج ” yahrucu” fiil kipinde müstetir (gizli) olan ‘’ O ‘’ ifadesiyle yakını olan ve 6.ayete geçen ’’ ْ مَاءٍ دَافِق’’ main dafikın ‘’atılan su’’ ya değil,kendisinden uzak olup 5.ayete geçen ‘’ الْإِنْسَانُ ” İNSAN ‘’ kelimesine işaret etmektedir. Bu nedenle ayetin siyak ve sibakına göre de 7.ayetin en uygun meali şöyle olur:

        يخرج من بين الصلب والترائب ‘’ O (insan) bel ile göğüs kafesi arasından (kadının ana rahminden) çıkar’’ şeklinde en uygun mealdir.’’الله اعلم ‘’

        c) Bazı meallerde geçen ‘’ O SU…’’ ifadesi de dil kurallarına yine uygun görülmüyor. Çünkü,’’ O ‘’ zamiri yakın için değil,uzak nesne için kullanılır,ama bu meallerde tam tersi bir durum söz konusu.Yani uzağı gösteren ‘’ O ‘’zamiri yakın olan ‘’ مَاءٍ دَافِقٍ ‘’ için kullanmışlardır,bu nedenle bu durum da dil kurallarına uygun görülmemektedir.Ayrıca Tarık 5,6,7,8,9 ve 10.ayetlerin teması da tamamen İNSAN dır,meni değil. Bu nedenle de ‘’ BU SU veya O SU…’’ ifadeleri söz konusu ayetlerin bibirleriyle uyumlu olan tema akışını da bozmaktadır.Yani bibirleriyle uyumlu olan ayetler arasında bir cümlei mu’tariza ‘’ konun dışında ayrı bir cümle’’ girmiş bulunmakta olup,bu da dil kurallarına pek uygun görülmemektedir.

        Bazı arap tefsircilerin (kur’an’ı tefsir edenlerin ) Tarık-7.ayetle ilgili aşağıda ki tefsir metinlerinde de söz konusu ayetin anlamı delillerle birlikte verilmştir. Ayrıca ismini vermeden bazı müfessirler dedeğim zaman sadece eski tefsircileri kast etmiyorum.Kur’an eğer çağımızdakı insanlara da mesaj veriyor ve müteaddit ayetlerde ’ افلا تعقلون– افلا تتذكرون– افلا يتدبرون ) gibi benzer ifadelerle muhatap aldığı insanın ve yaşadığı çağı gözetmeksizin mesajlar veriyorsa, kur’an’ı tefsir etmek her zaman ve her çağda yaşayan insanların da hakkıdır.Kur’an sadece önceki insanlara mesaj vermiyor ki,onun tefsirini yapmak onların tekelinde olsun.! Özetle,aşağıdaki arapça metinlerinde de anlatıldığı gibi Tarık-7. ayetle meniye değil,ana rahminden çıkan insana (bebek) vurgu yapılmasının ayetin siyak ve sibakına da en uygun olanıdır. !

        ما معني قوله تعالي ( يخرج من بين الصلب والترائب )
        ايات سورة الطارق

        قوله تعالى ( فَلْيَنْظُرِ الْإِنْسَانُ مِمَّ خُلِقَ (5) خُلِقَ مِنْ مَاءٍ دَافِقٍ (6) يَخْرُجُ مِنْ بَيْنِ الصُّلْبِ وَالتَّرَائِبِ ( 7 إِنَّهُ عَلَى رَجْعِهِ لَقَادِرٌ (8) يَوْمَ تُبْلَى السَّرَائِرُ – 9 فَمَا لَهُ مِنْ قُوَّةٍ وَلَا نَاصِرٍ (10)

        يرجع الضمير في كل واحدة من الايات للانسان ‘’ yerciud damiru fi külli vahidetin minel ayati lil insani ‘’
        Bu ayetlerin her birinde bulunan zamir ( O ) ifadesi ‘’İNSANA’’ racitir…!!!

        في قوله تعالي: “فَلْيَنظُرِ الإِنسَانُ مِمّ خُلِقَ. خُلِقَ مِن مّآءٍ دَافِقٍ. يَخْرُجُ مِن بَيْنِ الصّلْبِ وَالتّرَآئِبِ.
        إِنّهُ عَلَىَ رَجْعِهِ لَقَادِرٌ. يَوْمَ تُبْلَىَ السّرَآئِرُ. فَمَا لَهُ مِن قُوّةٍ وَلاَ نَاصِرٍ” [الطارق 5-10]

        الماء الدافق: تعبير وصفي للمني لأنه سائل تركيبه يماثل قطيرات الماء إلا أنه حي تتدفق تكويناته
        وتتحرك بنشاط ويصدق عليها الوصف بصيغة اسم الفاعل (دافق) لدلالته على الحركة الذاتية,
        وجميع الأوصاف عدا وصف الماء بالدافق تتعلق بالإنسان؛ لأن بدء خلقه هو محور الحديث
        والموضوع الرئيس وهو المستدل به على إمكان الإرجاع حيًّا, وضمير (له) في قوله تعالى
        “فَمَا لَهُ مِن قُوّةٍ وَلاَ نَاصِرٍ” لا يستقيم عوده إلى الماء وإنما إلى الإنسان, وضمير (رجعه) في
        قوله تعالى: “إِنّهُ عَلَىَ رَجْعِهِ لَقَادِرٌ” الأظهر عوده إلى الإنسان والإرجاع هو إعادة الخلق للحساب
        بقرينة وقت الإرجاع “يَوْمَ تُبْلَىَ السّرَآئِرُ”, ولا توجد ضرورة لتشتيت مرجع الضمائر في “فَلْيَنظُرِ
        الإِنسَانُ مِمّ خُلِقَ” و”خُلِقَ مِن مّآءٍ” و (رجعه) في “إِنّهُ عَلَىَ رَجْعِهِ لَقَادِر” و”فَمَا لَهُ مِن قُوّةٍ وَلاَ
        نَاصِرٍ” ولذا الأولى عود ضمير (يخرج) في “يَخْرُجُ مِن بَيْنِ الصّلْبِ وَالتّرَآئِبِ” إلى الإنسان
        كذلك مثلها

        Selam ve saygılarımla.

  57. karaca dedi ki:

    Marketteki malları üreten belli,orada çalışanlarda belli marketten kovulan,hatırlayın ne demişti
    bu marketten beni kovuyorsun ama bu marketten alış veriş yapanlar hep iyi malları alırlar kötü malların reyonununuda ben işleteyim müsterilerin bu reyona girmesine de karışma yalnız onlara özgür irade ver istediklerini alsınlar sende malını sat ben de malımı satayım demiş markette çalışmasına bu talep karşısında haklı görülmüş ve çalışmasına müsade edilmişbunun üzerine,market yeniden düzenlenmiş,iyi mallarla kötü mallar raflarda yerini tekrar almışlar
    bu malların imalatcısı tek kaynak farklı bir fabrika yok,marketi açan bunu irade etmiş marketini açmış işten kovulan market kapanasıya kadar satış yapacakya başlamış müşteri beklemeye
    müşterileri bazan çoğalmış iyi satış yapmış,market sahibi bu alışverişten memnun olmamış
    hey müşteriler bu marketi kuran benim, sahibi benim demiş,siz ne yapıyorsunuz hep gidip kötü malları alıyorsunuz, hemen mallara hucum ediyorsunuz bakın bunların faturası yazılıyor demiş
    bizim kötü malları alanlar sanki bedava dağıtılıyormuş gibi fatura ödemeyecekler gibi saldırmışlarda saldırmışlar kötü mal reyonlarına, hani markete girenlere karışılmıyorya ne mal alırsanız alın
    yalnız kötü mal satanın reyonlarına yaklaşmayın oradan alış verişten uzak durun bu sizi husrana uğratır demesine rağmen karışmamış isteyen istediğini almış zorla alış veriş yok kimse zorla bu malı
    alacaksın dememiş,benim marketime girene ben özgür irade verdim,müşterilerim siz bu alış verişten mutlaka mesulsunuz,hatta markete girerken kapıdakiler müşterileri uyandırmışlar,içerde dilediğinizi alabilirsiniz kimse bu alışverişte sizi zorlamayacak,içerde iyi malları satan reyonlar var kötü malları satan reyonlar var demişler kapıdakiler mümkün mertebe her müşteriyi uyandırmaya çalışmışlar,ama kalabalıktan hepsine söyleme fırsatı olmamış,kapıdakiler demişlerki,bunlarda özgür irade ve akıl var iyi mallara yönelirler demiş olmalı,müşterilerden bazıları yahu bu market ne mükemmel bir market marketi kuran bizleride böyle kurmuş olmalı demiş marketi kurana inanmışlar
    hatta marketi yapan müşterilerine,bakın bu marketi ben yaptım siz müşterilerimi de ben yaptım
    bu marketi ve siz müşteriliremi sakın başkası yaptı demeyin çünkü yapan benim demiş kanıt mı istiyorsunuz benim yaptığıma bakın demiş şu markete nasıl mükemmel olmuş bakın kendinize nasıl bu hale getirdim sakın bunu unutmayın demiş,bunu benden başkası yapamaz bunu görebilmeniz için sizlere akıl verdim aklınız sayesinde bunları görün ve düşünün benden başka bunları yapabilecek yoktur demiş,aksini yaparsanız bundan sizleri mesul tutarım ve cezalandırırım demiş
    bu müsterilerden salakmı yok,akıllarına gelmiş bu market te mutlaka tuğla kullanılmıştır,kimisi demiş cimentosu eksik,kimisi demiş merdivenler olmamış kimisi de,bu marketi ben de yaparım,kimisi de yine aklına uymuş,böyle market mi olur demiş,kimisi de marketi incelemiş pek bir şey bulamamış bulsa bile pek bir şey anlamamış,anladığını sanmış,
    kimisi de marketi olduğu gibi kabul etmiş,marketi yapan beni de yapmış var etmiş demiş,
    kimisi de bu marketten başka herşeye benziyor demiş,
    kimisi de marketi anlıyamamış kendini de anlıyamamış
    veya anladığını sanmış
    tabi inşaattan anlıyanlar ne mükemmel bir market diye düşünmüşler yapana saygı ve sevgi duymuşlar,yapan ne dediyse doğrudur demişler itiraz etmemişler,
    şimdi bu marketten alış veriş halen devam ediyor. müşteriler market kapanasıya kadar bu markete giriyorlar market taki tek müşteri dışarda kalmayacak şekilde açık kalacak
    ama marketi yapan demişki bu marketi öyle sürekli açık bırakmayacağım,bunu ne zaman kapatacağımı ben biliyorum o günde bu marketi kapatacağım ve ne aldığınıza bakacağım demiş
    şimdi bu marketten iyi şeyler alma zamanı
    velhasıl bu mesel de böyle biter gider
    hayırlı alışverişler

    • toro dedi ki:

      Sayın Karaca,

      Söylenileni anlamamışsınız ya da ben yeterince anlatamadım. Hadi yeni sorular ekleyelim;

      ”bu marketten beni kovuyorsun ama bu marketten alış veriş yapanlar hep iyi malları alırlar kötü malların reyonununuda ben işleteyim müsterilerin bu reyona girmesine de karışma yalnız onlara özgür irade ver istediklerini alsınlar sende malını sat ben de malımı satayım demiş” sizden alıntı

      Şeytan kendi kendini yaratan bir varlık mıdır?
      Bu market şeytanın isyanından öncemi açıldı yoksa sonramı açıldı?
      Şeytan kendi kötülüğünü hangi marketten satın aldı?
      Madem şeytan olmayınca ”bu marketten alış veriş yapanlar hep iyi malları alırlar” sa şeytana kötülüğü kim sattı?
      Sizin aktardıklarınız söyleyen(!) şeytan kendi durumuyla kendi sözlerini geçersiz kılmıyormu?
      Yani KENDİSİ DE dahil yönlendiren olmazsa herkesin (sonradan kendisinin yapacağını söylediğiniz gibi) hep iyi malları almış olması dolayısıyla kendisinin kötü bir mal alıp kötülüğün yönlendiricisi olmaması gerekmiyormuydu?

      ”markette çalışmasına bu talep karşısında haklı görülmüş ve çalışmasına müsade edilmiş” sizden alıntı

      Yani size göre tanrı kötülüğü insanlar ”KULLANSINLAR” diye yaratmış!

      Hazır yönlendirmek için reklamını yapmaya gönüllü biri de çıkmışken fırsatı kaçırmayalım mı demiş?

      Tanrı kendisine bütün meleklerinin ve Adem’in önünde nasıl yapabildiyse isyan eden ve tanrısal otoritesini tuzla buz eden varlığın söylediklerini HAKLI GÖRDÜĞÜNDE aynı zamanda şeytanın kendisine isyanınıda HAKLI GÖRMÜŞ olmuyormu?

      Yani tanrı içiden ” bende insanları kötülüğe nasıl yönlendireceğimi düşünüyordum, şeytanın isyanı iyi oldu, onu kullanabilirim” mi dedi?

      O halde tanrısının aklına yatan bir söyleme dayanan ya da tanrısını İKNA EDEBİLECEĞİNDEN EMİN olan herkes gönül rahatlığıyla tanrısına isyan edebilirmi?

      ”müsterilerin bu reyona girmesine de karışma yalnız onlara özgür irade ver istediklerini alsınlar” sizden alıntı

      O halde size göre tanrı kötülük reyonuna girmek isteyenlere, peygamber göndererek, tufan ve benzeri afetlerle yok ederek ya da cehennemle korkutarak KARIŞMIŞ olmuyormu?

      Hani o iyiliğin şeytan da köülüğün satışını yapacaktı?

      Kötülüğün satışını yapanın işlerine karışarak haksız rekabet yaratmıyormu?

      Bunu tanrısal gücünü kendi çıkarlarına kullanmak yani anlaştığı rakibine KÖTÜLÜK yapmak olarak değerlendirebilirmiyiz?

      Bu durumda Şeytan tanrısına bile KÖTÜLÜK satabilen iyi bir satıcı olmuyormu?

      (Şeytan)”sende malını sat ben de malımı satayım demiş” sizden alıntı

      Şeytanın yaratma gücümü (ben de malımı satayım)var yani kötülüğü yaratıcı olduğu içinmi sahipleniyor ?
      Peki herşeyi bir nedene bağlı olarak yaratan Kuranın tanrısı şeytanı, açacağı markette üreteceği kötülüğü, tanrısını koruyarak kendisi üretmiş gibi göstererek satsın diyemi yarattı?
      Bunun inandırıcı görünmesi için Şeytanın kendisine herkesin önünde isyan ediyor gibi yapmasınımı sağladı?
      Bu nedenle mi Şeytan ilk satışını yaratılmış en güvenli yere (cennet) KOLAYCA sızarak yapabildi?

      Bu arada henüz Adem yasak meyveyi yememiş yani marketin toplu girişe açılmasını sağlamamıştı!

      Bu durumda şeytana Adem’in yasak meyvayı mutlaka yiyeceği ve bu sayede şeytanın kendi reyonunda satış yapabileceği bilgisini KİM verdi? Şeytanın içeride adamı mı vardı?
      Yoksa şeytan bizzat tanrısının adamımıydı?

      Şeytan neye güvenerek bu teklifi yapabildi?

      “Onları mutlaka saptıracağım, mutlaka onları kuruntulara sokacağım ve onlara emredeceğim de (putlara adak için) hayvanların kulaklarını yaracaklar. Yine onlara emredeceğim de Allah’ın yarattığını değiştirecekler.” Kim Allah’ı bırakıp da şeytanı dost edinirse şüphesiz o, apaçık bir hüsrana düşmüştür.” Nisa,119-Diyanet

      ”Kim Allah’ı bırakıp da şeytanı dost edinirse şüphesiz o, apaçık bir hüsrana düşmüştür.”

      Peki Şeytanın ”Onları mutlaka saptıracağım, mutlaka onları kuruntulara sokacağım ve onlara emredeceğim de (putlara adak için) hayvanların kulaklarını yaracaklar. Yine onlara emredeceğim de Allah’ın yarattığını değiştirecekler.” diyerek insanların üzerine çöreklenmesine İZİN VEREN neye DÜŞMÜŞTÜR?

      Bu arada unutmayınız markete girenler sadece bir tek ürün için girmiyorlar. İKİSİNİDE alıyorlar! Bu yüzden ikisi ayrı ayrı toplanıp ağır gelen hangisi ise ona göre hüküm kesiliyor!

      Bu durumda marketten iyilik alana kötülüğüde satabilen şeytan her satışta tanrısını yendiği, onun yönlendirmeleri ve haksız rekabet çabalarını bertaraf ettiği söylenebilirmi?

      Unutmayın ki toplandığında İyilikleriniz (sevap) 50Kg, kötülükleriniz (günah) 50,25 Kg geldiğinde aldığınız yani tanrının size SATABİLDİĞİ iyiliklerin bir önemi kalmayacak!

      Bu durumda herşeyin yaratıcısı yani efendisi olan tanrı cehenneme giden her insanın nezdinde (aldığı kötülük aldığı iyilikten fazla olan) kendi yarattığı şeytan karşışında satış yapmasını beceremeyen yani kendi yarattığına yenilen durumuna düşmeyecek mi?

      Öte yandan tersi durumda yani İyilikleriniz (sevap) 50,25Kg, kötülükleriniz (günah) 50,00 Kg olarak kıl payı cennete girenlerin yine de şeytandan satın aldıkları kötülüklerin açıklaması nasıl yapılacak?

      Bu örneklemelerde tabi ki alınacak iki malında birbirine bu kadar yakın ağırlıkta çıkması beklenemez! Ama burada beklenen sadece iyilik alanların cennete ya da sadece kötülük alanların cehenneme gitmediğinin görülmesidir!

      Tabi bu gerçeğin üzerinede ayrıca düşünülmesidir!

      Sayın Karaca, istesem her cümlenize onlarca soru sorabilirdim, yani o kadar büyük cevhersiniz! Ama yazıyı fazla uzatmak istemiyorum!

      • 1okuyucu dedi ki:

        toro;

        —-Bu örneklemelerde tabi ki alınacak iki malında birbirine bu kadar yakın ağırlıkta çıkması beklenemez! Ama burada beklenen sadece iyilik alanların cennete ya da sadece kötülük alanların cehenneme gitmediğinin görülmesidir!
        Tabi bu gerçeğin üzerinede ayrıca düşünülmesidir! (senden alıntı)

        hangi malı aldığının bir önemi yok, satıcıların da bir önemi yok, nereye gideceğin konusunda bir tek kıstas var, ne tür mal almış olursan ol Muhammede inanıyoran cennete, Muhammede inanmıyorsan cehenneme gideceksin.

      • karaca dedi ki:

        Toro

        Alem adamsın vesselam
        yahu ben nerden bileyim bu pazarlık yapılırken ben ordamıydım
        sende sıraladıkca sıralamışsın sanki ordaymışsın gibi
        aklında kırk tilki dolaşıyor hiç birinin de kuyruğu bir birine değmiyor
        her insan senin gibi olamaz,bu mümkün değil
        sorgulamayı seviyorsun aslında senin gibi olmak lazım
        kardeş sorduklarına ben cevab bulamadım
        işin sonu yine market sahibine gidiyor galiba
        iyi çalışmalar

      • toro dedi ki:

        Sayın Karaca,

        ”yahu ben nerden bileyim bu pazarlık yapılırken ben ordamıydım” sizden alıntı

        Tabi ki orada değildiniz!

        ”sende sıraladıkca sıralamışsın sanki ordaymışsın gibi” sizden alıntı

        Bende orada değildim ama sıraladıklarımın dayanaklarının hepsi okuduğunda bulunabilecek şekilde Kuran’da!

        Yani yaptığım ”sanki” li birşey değil!

        Bu arada, eğer sorduklarıma cevap veremiyorsan yani bu cevaplar ne sende ne de sende olmadığına göre kuranda da bulunmuyorsa, nasıl olurda hakkında sorulan sorulara cevap veremediğin bir kitabı savunma ehliyetin olduğunu düşünebilirsin?

        Sence bu durumda kuranın tanrısı onu zora sokmanı mı tercih ederdi yoksa sadece inanmanı mı?

        Bence insanlar en iyi neyi yapabiliyorlarsa onu yapmalılar!

  58. pamuk1kale dedi ki:

    Sayın karaca,
    Bu market mevzuu sizi bayağı sarmış ve bir çok sorunun cevabını bu hikayede buluyor gibisiniz,bir nevi avuntu…
    Klasik cümledir ”Biz iyiyiz nuru pakız ah şu Avrupa,yabancı ülkeler,diğer dinden olanlar vb. olmasa”
    Allah bütün kötülüğü şeytana yıkmış,iyiliği kendine.Örnek en tepeden olunca haliyle sizde bu örnekle herşeyi başkalarına yıkmaya çalışıyorsunuz.
    Mezhepler birbirini yiyor,herkes birbirine düşman lafa gelince ”Mezhepler iyidir,Nihayetinde allah yolunda buluşurlar vb.” icratte birbirini boğazlarlar.Gördük,ve hala görüyoruz kafa kesmeleri,sunnimisin şiimisin diyerek kafa uçurmaları.
    Bu örnekleri görünce ”Bunlar gerçek Müslüman değil,onun bunun piyonu vb.” Kim bu gerçek Müslümanlar nerde?
    Yıl 2014 daha dün başbakan vatandaşla telefonda görüşüyor adam çocuklarını sayarken kız çocuklarını saymıyor!!! yıl 2014 karaca,bu bir kişi değil,bin kişi değil git batıdan doğuya soruyu sor,Dinle doyurulan eğitimsiz bireylerden hep bu cevabı alırsın.
    Topluma,toplumumuza bakıyorsun herkes Müslüman,iki allah kelamı yürü ya kulum her türlü pisliği yemek sana mübah,üstüne bide namaz kıldınmı ye yiyebildiğin kadar.
    Bakıyorum din bezirganlarına,din satıcılarına ağızlarından ”Bu dünya yalan gerçek ise ahiret vb.” Yaşayışlarına bakıyorum maddiyata,paraya tapıyorlar,gözleri doymuyor,bir makam için ufacık bir çıkar için atmadıkları takla yemedikleri nane yok.Dinin neresine sığdırıyorlar bilmiyorum,sen biliyorsan söyle bizde bilelim.

  59. karaca dedi ki:

    pamuk1kale

    Bak kardeş ben bir marketten bahsettim bu bir misal idi.
    anlayan anladı,bu marketten sadece müslüman görünümlü sahtekar insanlar alış veriş yapmıyor,
    bu market herkese acık,
    isteyen istediğini satın alıyor,müslüman veya diğer insanlar diye tekrar ediyorum bir ayrım yok
    marketten ne satın alınması gerektiğini market sahibi defalarca insanlara söylemiş,
    bunun müslümanı gavuru olmaz
    benim söylediğim market sahibinin sözlerine kulak veripte iyi şeyler satın alınması gerektiği idi.
    bunu anlıyamamışsın
    kafa kesenler veya müslüman olduğunu iddia edip bu marketten mal alanlar faturanın kendilerine
    yazılmayacağını zandediyorlar.fatura kendilerine kesilecektir.
    bu fatura sana bana da kesilecektir.
    anlaşılması gereken market sahibinin ne söylediğidir. yoksa insanların bir birlerini boğazlaması
    nı market sahibi böyle söylemiştir bundan dolayı bu işler böyle oluyor iddiasında değilim
    ratsgele mal alanların ne savunulacak nede kabul olacak bir tarafı var
    onun için market açıkken market sahibinin söylediklerine kulak vermek gerek
    ben ödeyemeyeceğim bir faturadan korkarım
    elinden geliyorsa sende öyle yap.
    yapmak istemesende sen bilirsin.
    söylediklerimde yapacaksın yapmayacaksın diye hiç bir zorlama yok
    bunu böyle bil yeter

  60. pamuk1kale dedi ki:

    Market sahibi ”Din allahın oluncaya kadar savaşın.” diyor.Anlamı karaca milyarlarca insanı öldüreceksin!!
    Market sahibi kadın erkek eşit değildir diyor,hatırlatırım yıl 2014 karaca,kız çocuklarını evlatlarından saymayan zihniyet bu fikrini nerden alıyor dersin,market sahibinden olmasın!
    Market sahibi fiyatları,malları sorgulama! diyor karaca sorgulamayacaksın,yoksa dinden çıkarsın,birde mürted olursan ne diyor buhari “Dinini değiştireni öldürün”
    Karaca bu kadar pislik hangi kaynaktan besleniyor sence,herkes kafasına göremi uyduruyor? Sorun kaynakta karaca
    Onun için ışid kafa kesiyor,tecavüz ediyor…kaynak sahabelerin yaşayışı,kaynak beni kureyza olayı gibi
    Kendi kendinizi kandırmayı bırakın,bu coğrafyada kız çocukları satılıyorsa,10 yaşında evlendiriliyorsa,sorgulama yapanlar anında linç ediliyorsa,bknz dünkü olaylar insanların kafaları taşla eziliyorsa,hunharca öldürülüyorsa,bu coğrafya toplum namına,bilim adına hiç bir şey üretmiyorsa ve bu coğrafyada binlerce yıldır hergün insanlar birbirinin boğazlayıp öldürüyorsa beslendikleri ana kaynağa bakacaksın karaca!

    • karaca dedi ki:

      bu kaynak sıkıntılı bir kaynak olur senin dediklerin doğruysa
      yada kaynağın yanlış anlaşılması yanlış yorumlanması olabilir
      düzeltilmesi gerekir
      kimsenin kimseyi öldürme hakkı yoktur varmı böyle bir şey
      hele senin dediğin gibi bu olay kaynaktan kaynaklanıyorsa
      o zaman insanların kuranı korkmadan akıl süzgecinden geçirmeleri
      gerekir.ne uyuyor ne uymuyor buna bakılması gerekir.
      onu bunu bilmem her türlü işe karışan kaynağın her türlü işe karışmamaması
      gerektiği akıl sahipleri tarafından incelenmeli.
      ne nedir pek emin değilim varsa hata düzeltilmeli
      yok bu allahtan dır demenin de bir alemi yok
      allah niye yarattığı insanları başkaları tarafından öldürülmesini
      istesinki. buna bir mana veremedim. yada siz uyduruyorsunuz

      • sarp mustafa dedi ki:

        kurandaki el kesme öc alma (kadına kadın, hüre hür, köleye köle), ve pamuk1kale nin dediği gibi fitne ortadan kalkıncaya kadar kesin biçin ayetlerinden haberin yok herhalde karaca? Sen bu ayetlerden bi haberken nasıl siz uyduruyorsunuz diyebiliyorsun?

  61. Cumali Tatlı dedi ki:

    Pamuk1kale Söylediklerinizin çoğuna bende katılıyorum ve bu olumsuzlukların nedenlerini
    birde 11 yaşından beri Kuranı rehber edinen Kuranla iç içe olan Sayın (Mehmet Okuyan) beyin söylediklerinden dinleyelim.

    Bende mezhepler,
    ayrı ayrı bölünmüş gruplar,
    değişik dinler,
    din Allah adına yapılan katliamlar,
    kadına şiddet, vs.
    madem bizim dinimizde bunlar var
    o zaman ben ne bu dini, nede Allahın varlıgını kabul ederim diyordum.

    Taki Kuranı sayın Mehmet Okuyan’dan dinleyene kadar.
    Bu insanı dinledikten sonra bütün ön yargılarınızın, dine bakış açınızın değişecegini umuyorum.
    Bu insanın sözlerine kulak vermeden Sorumlulugu ne Allaha ne de Kurana yükleyemeyiz.

    Sizden ricam sabırla ve ön yargısız bu adamın sözlerine kulak verin ve her zaman olmasada arada videolarını takip edin.
    Takip edin ki Kuranda yaşanması gereken din ile şuan yaşanan dinin arasında korkunç mesafeler olduguna sizde şahit olun.

    Allah Kuranda Furkan suresinin 30. Ayetinde (Peygamber, “Ey Rabbim! Kavmim şu Kur’an’ı terkedilmiş bir şey haline getirdi” dedi.)

    Bunun neden? sorusunu da Sayın Mehmet Okuyan bize kanıtlarıyla açıklıyor.

    Kuranı rehber edinen bu güzel insanın videolarını izleyin bence.

    • 1okuyucu dedi ki:

      Cumali Tatlı;

      yaşanan din tüm iğrençlikleri içerisinde barındırdığı için bazılarının kafasına yatmıyor, çünki tanrının gönderdiği dinin böyle olmaması gerektiğini düşünüyorlar, nayır nolamaz din bu olamaz diyorlar, din denen bataklığı güzel gösterme çabalarına giriyorlar ama yanıldıkları bir nokta var, adına Kuran denilen malzemeden başka bir şey yapmak mümkün değil, çünki market sahibi iktidar kavgaları bölümündeki mezhepler reyonundan Müslümanlara şii sünni mezhepleri pazarlamış, anlaşılamayan ayetlerin sebep olduğu inanç bölümünden tarikatları veya ekolleri pazarlamış, o nedenle 1400 yıldır Müslümanlar birbirini boğazlıyor ve dünya durdukça boğazlamaya devam edecek, yani Kuranın tanrısı Müslümanların içine öyle bir fitne sokmuş ki, Müslümanlar yeryüzündeki fitnenin, bozgunculuğun baş sebebi olmuşlar, hemde dünya durduğu sürece?

      sizin içinizde herkes kendi inancını hak, diğerini batıl gördüğü için birbirlerini kâfir (inkârcı) ilân etmişler, birbirlerinin canını, malını, mamusunu kendilerine hak görmüşler, o nedenle siz önce Kuranın tanrısının içinize soktuğu fitneyi ortadan kaldırmanın, yani birbirinizi boğazlamaktan vazgeçmenin çaresini arayın, (tabi Kuranın tanrısının içinize soktuğu fitneyi kaldırabilmeniz mümkünse?) binlerce yıllık realite ortadayken dini başka türlü göstermeye çalışmayın,

      Peygamber, “Ey Rabbim! Kavmim şu Kur’an’ı terkedilmiş bir şey haline getirdi (Furkan-30)

      bu ayette peygamber ümmetini Kuranın tanrısına şikâyet ediyor, oysa daha önce Kuranın tanrısı peygamberlerin şikâyetçi oldukları kavimleri top yekün yok ediyordu, bu sefer top yekün yok etmek yerine içlerine fitne sokmuş, öyle bir fitneki yok olması mümkün değil,

      Fitne ortadan kalkıncaya ve din tamamen Allah’ın oluncaya kadar ONLARLA savaşın! (İnkâra) son verirlerse şüphesiz ki Allah onların yaptıklarını çok iyi görür. (enfâl-39)

      o nedenle Kuranın tanrısının Müslümanlara verdiği en temel emri olan yukarıdaki ayet,

      Fitne ortadan kalkıncaya ve din tamamen Allah’ın oluncaya kadar BİRBİRİNİZLE savaşın! (İnkâra) son verirlerse şüphesiz ki Allah onların yaptıklarını çok iyi görür. (enfâl-39)

      şeklinde olursa anlam kazanır,

      çünki yaptığınız tek şey birbirinizi boğazlamak, üstelik kaçarınızda yok, çünki Kuranın tanrısı size savaşı da farz kılmış?

      ayrıca, dinden nemalanan din tacirlerinin Kuranın şakşakçılığını yapmalarına aldanma, onlar neyin ne olduğunu çok iyi biliyorlar, sömürü araçlarını kaybetmemek için savunuyor pozunda gözüküyorlar, bakara-178’de statü ve cinsiyet ayırımcılığın yapıldığı ataerkil toplum yapısını Kuranın tanrısının onayladığını da biliyorlar,

      ışidde bunu bildiği için esir aldığı kadınları cariye yapıyor, kadınların çalışmasını yasaklıyor, hava kararınca sokağa çıkmalarını yasaklıyor, yani Kuranın tanrısının icazet verdiği hür, köle, kadın ayırımcılığının yapıldığı ataerkil toplum yapısını yerleştirmeye çalışıyor.

      bu arada, dinlerin sebep olduğu realiteyi, şeytan kendi hanesine Kuranın tanrısına karşı Kuranın tanrısı sayesinde kazandığı bir zafer olarak yazmış, haksızda sayılmaz hani, şeytan her türlü şeytanlığı yapsaydı böyle bir başarı elde edemezdi?

  62. pamuk1kale dedi ki:

    Cumaali Tatlı;
    Sanırım söylediklerimi anlamadınız,sorunun ana kaynağı kuran diyorum ben,sizde bana 11 yaşından beri kuran okumuş birini dinlememi öneriyorsunuz!!
    Bu bataklıktan bırak bir çiçek üretmeyi,ot bile üretemezsiniz.

  63. Cumali Tatlı dedi ki:

  64. Havacı dedi ki:

    Sevgili Bilal Kardeşim
    Eksik olma huve ve haza hakkında bilgi vemişsin. Bunlar arapçanın elif be sidir. Tarık suresinin 6 nci ayeti 7 ncice bağlarken arada gizli ellizi vardır. Bu durumda çıkanın su olduğu muhakkakdır.
    “O (insan) bel ile göğüs kafesi arasından (kadının ana rahminden) çıkar’’ şeklinde en uygun mealdir.” diyorsunuz. Kadın rahmi bilinmiyor muydu ki böyle bir tarif yapılsın. Olayı bir de Vakıa 58 ve Necm 46 ile değerlendirin.
    yehrucu’da ki gizli huve en yakına (mae) gider, en uzağına gider mi? 5 nci ayette insan neden yaratıldığına baksın derken onun atılan bir sudan ve bu suyun göğüs ve bel arasından çıktığı anlatılıyor.
    Sizin yorumunuza göre 5-7 ayetler “İnsan neden yaratıldığına baksın atılan bir sudan, insan göğüs ve bel arasından çıkar” . Size anlamlı geldi mi?
    Bilal kardeşim izahlarınızı biraz kısa ve dağıtmadan yaparsanız memnun olurum. huve ve haza’yı bu kadar anlatmanıza gerek yoktu.
    Selametle

  65. Cumali Tatlı dedi ki:

    Ayetleri kafanıza göre yorumlayıp Allahlıga soyunacagınıza Kuranı ayetlerini Kuranı rehber edinen insanlardan ögrenin önce.

    Evet belki Allah senaryoyu yazmıştır, ama rolleri dagıtmamıştır
    TANITMIŞTIR.
    İyiyi ve kötüyü göstermiş ve biz kullarını uyarmıştır.
    ya hz. Adem’den bu yana Allahın davetine uyan peygamberleri takip eder vahye uyarız
    Yada Şeytanın davetine uyarız.
    şeytanla dost olanlar bilsinler ki aslında şeytan onları dünyada da terk ediyor.
    ama asıl terkediş ahirette olacak.
    bu baglamda İbrahim suresinin 21 ve 22’inci ayetlerini okuyun bence.
    şeytana topu atıp sorumlulugu Allaha atmanın bi alemi yok.

    (İbrahim 21. Ayet)
    İnsanlar Allahın huzuruna topluca cıkacaklar,
    zayıf düşürülenler onları saptıran istikbal ehli insanlara diyecekler ki;
    Biz sizin peşinize gelmiştik, Hani şimdi Allahın azabından bizi kurtaracak hani neyiniz var?
    hani bize vaadlerde bulunuyordunuz ne oldu?

    saptıranlar diyecekler ki;
    Allah bize hidayet etseydi bizde ederdik bizim ne sucumuz var? Allah istemedi de böyle olmadı.
    Şimdi sızlanmakta sabretmekte bizim için bir.
    Yapacak birşey yok.
    Sıgınacak hic bir tarafımız yok.
    İnsanlar birbirlerini bu anlamda suçlayıp birbirlerinin cevabını verecekler.

    22. ayette devreye şeytan giriyor.
    Şeytanda demiş olacak ki; Hüküm verildi bitti.
    diyecek ki şeytan; Allah size çeşitli şeyler vaad etti.
    Ben de size birşeyler vaad ettim ama, ben sözüm de duramadım.
    Benim sizin üzeriniz de hiç bir etkim otoritem yoktu zaten.
    Sadece sahip oldugum şuydu; SİZİ DAVET ETTİM.
    sizde benim davetime balıklama atladınız 🙂
    zaten bayılıyordunuz. böyle birşey istiyordunuz.. (ben ne yaptım size demek istiyor.)
    Hiç bu gün beni kınamayın, kendinizi kınayın
    Ne bu gün ben sizin feryadınıza yetişebilirim, nede siz benimkine yetişebilirsiniz.
    Daha önceden beni Allaha ortak koşuyor olmanızı da zaten ben kabul etmemiştim.

    Hatırlatma:
    Şeytan; (Benim sizin üzeriniz de hiç bir etkim yoktu zaten. )

    şeytanın bizim üzerimiz de bir otoritesi olmadıgını aşagıda ki ayetlerde Allah bize bildiriyor.

    (Hicr 42 Ayet: Benim has kullarım üzerinde senin bir otoriten olamıcak zaten)

    benzer bi ifade de (İsra suresinin 65. Ayetinde de geciyor. (Benim has kullarım üzerinde senin bir otoriten, baskın, yetkin olamıcak.)

    işte şeytan da buna gönderme yaparak (benim de sizin üzerinizde herhangi bi otoritem yoktu.) diyor.

    gelin şeytana uymaktan vaz gecelim arkadaslar. topu seytana atıp (napalım Allah bize hidayet vermedi gibi yanlış düşüncelere kapılıp sorumlulugu Allaha yükleyerek
    ahirette birbirlerini suclayacak olan bu insanlardan olmayalım.

    Bu sitede ki herkesten kendimi daha cok günahkar hisseden biri olarak
    biz kez olsun Kuranı gercekten Kuranı rehber edinen insanlardan dinleyelim

    gercekten ön yargısız yaklasıp kafanızda ki bütün soru isaretlerini tamamen silmek , tatmin edici mantıklı cevaplar duymak istiyorsanız
    kendini kurana adamış Sayın Mehmet Okuyan isimli bu güzel insandan dinleyip kulak verelim.

    hilaltv sitesinin video arsiv bölümünden (ibret aldın mı) ve (Okudun mu) videolarına
    ve youtube’ki (Vahiy’den hayata) adlı videolardan biz kez olsun Kuranın aslında bize ne demek istedigini bu insandan dinleyelim.

    http://www.youtube.com/channel/UC8gcC1ONy3ptJruHeJPLkWA

  66. Selami bey dedi ki:

    Ben hiç bir ayetle cevap vermeyecem. Mantıken cevap verecem. Sizin bildiğiniz Allah ile benim bildiğim Allah aynı olamaz. Allahu teala biz insanların,cinlerin ne mal olduklarını çok iyi biliyor. Bu sizin hayalinizdeki bilmekten, ilminizden çok farklı ve çook muazzzam bir ilim ve insanların neler yapabileceklerini nelerle karşılacakalarını sizi yaratmadan evvel biliyordu. Bunun ispatı için dir ki levhi mahfuz a yazdı ve ahirette neler yapatıklarınızı aynen çıkaracak dünyada yaptıklarınızla (kiramen katibin melekleri aracılığıyla) levhi mahfuz aynısının tıpkısı olacak kopya falan değil aynı yazdığı gibi olacak. Takıldığınız nokta Allah madem merhametli ve adaletli neden ben günah işleyenlerden oluyorum, kaderim de katil olmak varmış yerim cehennem zaten levhi mahfuzda yazılıydı elimden birşey gelmez yazıklar olsun kaderimi yazana dersiniz değil mi? Lan aptal senin onu yapacağını Allah bilmezse nasıl yaratıcı olacak, nasıl Alim sıfatıyla karşımıza çıkacak. Dedim ya senin ne mal olduğunu zaten biliyor ne yapacağını da bilir bu demek değildir Allah levhi mahfuzda yazdı diye benim başıma geldi, sen zaten onu yapacaktın da onu Allah levhi mahfuza yazdı ve gerçekleşmesi kazaya dönüştü. Yani aynen tahmin (haşa) ettiği gibi çıktı. İradeye gelirsek öncelikle aklın varsa iraden de olmalı değil mi? Yani sorumlu olman için aklınla bir haltlar karıştırınca Allah seni aklınla sorgulayacak sen akılsız olursan Allah zaten seni sorgulamayacak islamın mükellefiyeti için ilk şartı biliyorsunuz zaten.Sen dua edince Allah senin duanı kabul eder mi etmez mi veya Allah irade vermeseydi neden senden bana dua edin diyecekti benden isteyin başkasına tapmayın. Bunu söyleyince sadece biz insanlara değil cinlere de söylemiş çünkü onların da iradesi var. Ne yaparsan yap Allah zaten biliyordu. Bu senin iradene mani değil ki yapacaklarına da mani olsun.herşeyi kendin yapıyorsun zaten. İnanıp inanmaman sana kalmış ister inan ister inanma Allah senin hangi yolda gideceğini biliyordu yinede imtihan edeyim dünyada da ne mal olduğunu oda anlasın:)) Allah senin 50 sene sonra da neler yapacağını biliyor fakat sen onun levhi mahfuzda yazdıklarının tersi aksi hiçbir şey yapamazsın aynı yazdığı gibi çıktı yine:)) dedim ya sizin ilminizle Allahu Tealanın ilmi bir mi?:)) Arkadaşlar bence bu konulara fazla kafanızı takmayın peygamber efendimiz neyi emrettiyse onu yapın aklınızla dalga geçmeyin. ALLAH HERKESE RAHMETİYLE MUAMELE ETSİN VE EDECEKTE İNŞALLAH.O bizi yarattı isterseydi yaratmazdı. Sonsuz şükürler olsun bizi imanla şereflendirdi ve yine ona döneceğiz. O ol der herşey oluverir. Aklınızda bulunsun Allah bizi yarattı başkası yaratmadı veya başkalaşımla insan olmadık o bizi bizden iyi biliyor. Hayatta sığınacağınız ve dua edeceğiniz tek umitvari Allahtır. Senin dua edeceğini de biliyordu namaz kılmayacağınıda biliyordu. Ben şimdi dua ettim kaza oldu. Allah zaten bunu biliyordu ben aynen levhi mahfuz da yazdığı gibi yaptım. Bir hadis geldi aklıma peygamber efendimize bir yahudi geliyor ve onu küçük düşürmek için bir yapıyor. Peygamberime elinde su bulunan bardak (tas ta olabilir) ile içmeden evvel soruyor Allah herkesin kısmetini veriyor şimdi bu elimde ki bardak su benim kısmetim mi? (Yahudinin içinden eğer peygamberimiz derse ki kısmetindir hemen orda dökecek kısmetin değilse derse içecek) tam hatırlamıyorum böyleydi sanırım. Peygamberimiz aynı hızda cevap veriyor. İçersen senindir! Kısmetindir yani. Hangi insanoğlu bu kadar güzel cevap verebilir. Şükürler olsun ki böyle bir kul böyle bir peygamberin ummetinden olacaz inaşallah. Vesselam.

    • 1okuyucu dedi ki:

      Selâmi bey;

      — Lan aptal senin onu yapacağını Allah bilmezse nasıl yaratıcı olacak, nasıl Alim sıfatıyla karşımıza çıkacak. Dedim ya senin ne mal olduğunu zaten biliyor ne yapacağını da bilir bu demek değildir Allah levhi mahfuzda yazdı diye benim başıma geldi, sen zaten onu yapacaktın da onu Allah levhi mahfuza yazdı ve gerçekleşmesi kazaya dönüştü. (senden alıntı)

      her şeyi levhi mahfuzda yazdığını iddia ettiğin tanrın, insanların neler yapacaklarını bilmiş ama kendisinin neler yapması gerektiğini bilememiş? kendi elçisi olduğunu iddia edenlerin kendi elçisi olduğunu kanıtlaması gerektiğini bilememiş?

      tanrının elçisi olduğunu iddia edenlerin, tanının elçisi olduklarının, tanrıdan geldiğini iddia ettikleri kitaplarlarla kanıtlanamayacağını bilememiş?

      insanlarla peygamberler aracılığıyla kontak kurduğu iddia edilen bir tanrı, nasıl olurda seslendiği ilk muhataplarına peygamber gönderdiğini kanıtlaması gerektiğini bilemez? bir tanrı, ben tanrının elçisiyim diyenin, tanrı kanıtlamadıkça tanrının elçisi olamayacağını nasıl bilemez?

      bir tanrı nasıl olurda, peygamber gönderdiğini kanıtlayamamışken, ben tanrının elçisiyim diyenlere inanılmasını isteme hakkını, inanmayanları yok etme hakkını kendinde görebilir?

      Allah dileseydi hepinizi bir tek ümmet kılardı; fakat O, dilediğini saptırır, dilediğini de doğru yola iletir. Yaptıklarınızdan mutlaka sorumlu tutulacaksınız. (nahl-93)

      (Allah’ın emirlerini) onlara iyice açıklasın diye her peygamberi yalnız kendi kavminin diliyle gönderdik. Artık Allah dilediğini saptırır, dilediğini de doğru yola iletir. Çünkü O, güç ve hikmet sahibidir. (İbrahim-4)

      Allah onların kalplerini ve kulaklarını mühürlemiştir. Onların gözlerine de bir çeşit perde gerilmiştir ve onlar için (dünya ve ahirette) büyük bir azap vardır. (bakara-7)

      bak, selefiler kader konusunda hiç kıvırtmadan yukarıdaki ayetleri göz önüne alarak, cüzi iradenin, herkesin kendisine yazılan kaderi kazaya çevirmesi için verilmiş bir irade olduğunu iddia ederler,

      bizim ulema ise yukarıdaki ayetlerin sınav mantığını sakatladığının farkına varmış olacaklar ki, dilediğini kelimesini dileyeni şeklinde değiştirme kurnazlığına kaçarlar, kimileri de dilediğini/dileyeni şeklinde kesme işareti koyarak ayeti kurtardıklarını sanırlarsa de bakara-7’yi nasıl kurtaracaklarını bir türlü bilemezler?

      ama selefiler hiç kıvırtmadan dobra dobra cüzi iradenin ne olduğunu tüm çıplaklığıyla tarif etmişler, yani insanların yapacaklarını tanrının belirlediğini söylemişler,

      o nedenle sen önce İslâm aleminde bir türlü çözümlenemeyen kader konusunu hallet, tabi peygamber gönderdiğini ilk muhataplarına kanıtlayamayan bir tanrıyıda göz önüne alarak?

      bu arada, senin tanrının kaderi bile levhi mahfuzda yazılı,örneğin; günü gelmediği sürece kıyameti koparması mümkün değil,

      ayrıca senin tanrın çok tuhaf bir tanrı? yeryüzüne halife atama kararı alıyor ama bu kararını uygulayabilmesi için halifeyi özel bölmeye (cennete) alarak yasak meyveyi yemesi şartıyla kendini bağlıyor, yani senin tanrının yeryüzüne halife atama kararını uygulayabilmesini Ademin yasak meyveyi yiyip yememesine bağlamış,

      acaba senin tanrın kendisini böyle bir şartla bağlayarak zar mı atmış? yoksa yasak meyveyi yemesini Ademin kaderine mi yazmış? acaba hangisi?

  67. ghost dedi ki:

    Allah c.c. sizi yaratmadan önce senin geleceğini görmez, siz doğduktan sonra yaptığın hareketler sonucunda senin geleceğini bilir.

  68. caner dedi ki:

    kardeşler insan sorusuna kendi içinde cevap bulamayınca kolay olanı seçip ateist olursa ben o insana acırım. Bu insana yakışacak bir davranış değildir.
    Nasıl senin hocan kapasiteni bilir senin o dersi geçip geçmeyeceğini az çok kestirebilirse Allah da senin ne yapacağını önceden bilir ve bunu yazmıştır. Allah’ın yazdığı için bu olanlar olmuyor Allah bildiği için yazmıştır.Bİrisi de Allah ne kadar acımasız çocukları öldürüyor falan demiş. Bak kardeşim bir şey tersiyle anlam kazanır. Sen bugün çocuğuna küçük yaşta şefkat gösteriyorsan onunla yakından ilgileniyorsan bu onun yok olma korkusunda kaynaklıdır. Örnek vermek gerekirse 10 yaşına kadar hiçbir çocuğun ölmediğini varsayalım, o zaman bugün 8 yaşında olan bir çocuğun ailesi onunla bu kadar alakadar olmayacak ve onlar için bu çocuk bu kadar değerli olmayacaktı. Aralarında bu kadar kuvvetli bağ gelişmeyecekti. Çocukken ölüp cennete gitseydim ya diyen insana da acıyorum bu kadar kendiniz basit olduğunuza inanıyorsanız ayıp etmişsiniz kendinize. Şu kazandığınız bilince yazık çocuk yaşta biri için dünya cennet ayrımı olmaz. Siz aslında şanslı kısımdasınız çünkü zevk denilen kavramı algılayabilecek olgunluktasınız bunun hakkını verin

  69. xyz dedi ki:

    Çok sığ yorumlar okuyorum bu durum beni üzdü. Hayatta ne yapacağın senin elindedir fakat Allah yüce olduğu için tüm bunları önceden bilir lakin iyiyi veya kötüyü yapmak senin elindedir olay bu kadar basit neden derinleştiriyorsunuz bu konuyu derinleştirmek hayırlı değildir bunuda bilesiniz.

  70. Baki dedi ki:

    Siz kader konusunu yanlış anlamissiniz. Suyun kaderi 0 derece donmaktir. Donmasini istemiyorsanız, onu o noktaya getirmeyecek unsurları kullanabilirsiniz. Allahi koltuğuna yaslanmis oturan biri olarak düşünmeyin. Yunus 61 bu konuda sizi aydınlatır. Herşeyi bilirmi bilir. Her oluşum için yasa koymusmudur? Koymuştur.Evren yasalarla yonetilmektedir. Siz yasasına muhalif olursunuz yada olmazsınız. Insanın yaratilmadan önce yapabilecekleri bu yasalar çerçevesinde belirlenmiştir.insanın kaderi kuran da da işaret edilen emanet, yasaları öğrenip belli oranlarda müdahale edebilmesidir. Atomun parcalanabilme durumunu allah yaratır. Insan bu yasayı öğrenip tedavide de kullanabilir, kitleler dolusu insanı ve canlıyı yok etmektede. Dilerseniz ıslah edici barışçıl güzel işler yapar yasalar çerçevesinde Allaha hizmet edersiniz. Dilerseniz siyaset zenginlik veya çeşitli kaynaklar için bu yasalarla zulm eder zalim olursunuz. Ikisinin hesabida Allah tarafından adaletle dünyada ve ahirette görülür. Anlaşılmayacak bişey yok. Allah kimseyi hiç birşey için zorlamaz, ama insan düşünür ve yaptığı kötü işi iyiliğe çevirmeye çalışırsa işler terse döner. Çok açık.

  71. Cenk dedi ki:

    Genel olarak, dinler ve ayetler tamamen birbirine karışmış sümer kalıntı bilgileridir ve manasız, gereksiz tarihi bilgiler olduğu defalarca çözülmüştür.

    Bir takım hayal kuran insan tipleri kader yolları, otoyolları, E-5 gibi çocukça uydurmaları; bilgiye aç insanlara anlatarak kendine çıkar sağlama yöntemi ile faydasını görmüş ve bu halk arasında dilden dile yayılarak ya bu benim kaderim demi vardı aceba gibi aptal saptal düşüncelere yol açan bir hastalık haline dönüşmüştür.

    “Kaderi öyleymiş!”, bok öyleymiş! kimmiş bu kaderi yazan daktilocu başı? biri var devamlı yazıyor ama devamlı yaz yaz yaz bir sakin ol ya.

    Kader mantığı dini yok etmektedir ama ısrarla kader derler “kaderimiz hööö!” bu sofular inanılmaz hayalci.

    Neden öyle olmuş dersin kaderden, peki neden şöyle oldu “hee tanrı her şeyi de kadere bırakmamış canım benim”

    Kader dinlerin üzerine artı bir uydurmadır. Dinlerin üzerine binlerce uydurma yapı var; insanları başka nasıl kandıracaksın.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s