KUR’AN’DAKİ MANTIKSAL HATALAR

mant

Dinlerin hiç biri mantıkla bağdaşmıyor. Kutsal olduğuna inanılan kitaplar da öyle.               Bu yazımızda Kur’an’daki mantık hatalarına değineceğiz.
Bu hataların ancak bir insan tarafından yazılan kitapta olabileceğini göstereceğiz. Eğer tanrı bir kitap yazmış ve göndermiş olsaydı; onun içinde en ufak bir çelişki olmazdı. Hiç kimse hiçbir bilim dışı, akıl dışı, mantık dışı bir ifade gösteremezdi. Gereksiz tekrarlar, gramer hataları, bir ayette söylenenin bir başka ayette tersinin söylenmesi, daha önce emrettiğini daha sonra değiştirmesi gibi örneklere kesinlikle rastlanamazdı. Ama Kur’an’da yüzlerce çelişki, yüzlerce mantıksız ayet, yüzlerce yanlış var. Belli ki bu kitap da diğerleri gibi insan ürünü. Hem de kendi döneminde bile bilinen bilgilerden habersiz, kendinden 1000 yıl önce bile bilim adamlarının keşfettiklerinden bilgisiz bir insan yazması.

Kur’an’daki mantıksız konulardan birkaç örnek:

Yahudiler “Allah’ın elçisi Meryemoğlu İsa Mesih” der mi?

Nisa 156-157.
Bir de inkârlarından ve Meryem’e büyük bir iftira atmalarından ve “Biz Allah’ın elçisi Meryem oğlu İsa Mesih’i öldürdük” demelerinden dolayı kalplerini mühürledik. Oysa onu öldürmediler ve asmadılar. Fakat onlara öyle gibi gösterildi. Onun hakkında anlaşmazlığa düşenler, bu konuda kesin bir şüphe içindedirler. O hususta hiçbir bilgileri yoktur. Sadece zanna uyuyorlar. Onu kesin olarak öldürmediler.

Yahudilere göre İsa diye biri tarihi kayıtlarda yoktur, yaşamamıştır. Uydurma olduğunu iddia ettikleri birisi için onu kendilerinin öldürdüğünü söylemezler herhalde. Üstelik Hristiyanlığa göre İsa’yı çarmıha gererek idam eden işgalci  Romalılardır. Orada toplanmış bir grup Yahudi’ye iki idamlıktan birinin affedileceğini söyleyerek hangisini tercih ettiklerini sormaları ve o grubun da İsa’yı affetmemesi, tüm Yahudileri İsa’nın katili yapmaz. Bunu iddia eden radikal Hristiyanlar varolsa bile, Allah’ın da benzer iddiada bulunması düşünülemez.

Belli ki Muhammed, Mekke’deki radikal Hristiyanlardan “İsa Mesih’i Yahudiler öldürdü” diye duymuştur. Ve öyle bildiği için Allah’ın da böyle söylediğini kurgulamıştır.
Ama asıl değineceğimiz nokta bu değil.
Mesele ayette İsa’yı öldürmelerinin Yahudilerin ağzından ifade ediliş şekli.

İsa’yinanmayan, onu bir peygamber ya da Mesih olarak kabul etmeyen Yahudiler hiç kalkıp da “Biz Allah’ın peygamberi Meryem oğlu İsa Mesih’i öldürdük” derler mi?

Bu ayet tanrı sözü olmuş olsa; “Allah’ın elçisi Meryem oğlu İsa Mesih için ‘Onu biz öldürdük’ demeleri yüzünden kalplerini mühürledik” şeklinde ifade edilirdi.
Nasıl ki müslüman olmayanlar “Allah’ın resulü Hz. Muhammed (sav)” demiyorsa, sadece Muhammed diyorsa; Yahudiler de sadece isa derdi. “Allah’ın elçisi” ve “Mesih” demezlerdi.

Ama Kur’anı yazan Muhammed olduğu için bu tür mantık hatalarını bolca yapmış.     Hatasız kul olmazmış!

Haramları sıralayan ayette iyilik emri

En’am-151. De ki: Rabbinizin size neleri haram kıldığını okuyayım: O’na hiçbir şeyi ortak koşmayın, ana babaya iyilik edin, fakirlik korkusuyla çocuklarınızı öldürmeyin, sizin de onların da rızkını biz veriyoruz. Kötülüklerin açığına da, gizlisine de yaklaşmayın. Haksız yere Allah’ın haram kıldığı cana kıymayın. Düşünesiniz diye Allah size bunları emretti.

Ayette Muhammed, Allah’ın haram kıldıklarını sayıyor tek tek.
Haram denince olumsuz cümleler gerekir.
“Yalan söyleme”, “Hak yeme”, “Öldürme”, “Anne babaya karşı gelme” gibi..
Ama daha 2. cümlede “Anne babaya iyilik edin” diyor.
Yani, haramları, yapılmaması gerekenleri sayarken, farz olanı, yapılması gerekeni yazıyor.Kur’an, tanrı kelamı olsa, böyle hata olur muydu?
“Anaya babaya iyilik edin” demez, “Anaya babaya kötülük etmeyin” derdi.

“Ben sizin üzerinizde bekçi değilim” diyen kim?

En’am suresi

103. Gözler onu göremez, O ise bütün gözleri görür; O, lütuf sahibidir, her şeyden haberlidir.

104. Rabbinizden size muhakkak ki deliller gelmiştir.Artık kim gözünü açar görürse kendi lehine, kim de hakkı görmeyip batılı seçerse kendi aleyhinedir. (De ki) “Ben sizin üzerinizde bekçi değilim.” (Ayetin Arapçasında “De ki” yok)

105. İşte biz, ayetleri çeşitli biçimlerde böyle açıklıyoruz. Öyle ki sana: ‘Sen ders almışsın’ desinler ve biz de bilen bir topluluğa onu açıkça göstermiş olalım.

106. Rabbinden sana vahyolunana uy. O’ndan başka tanrı yoktur. Müşriklerden yüz çevir.

107. Allah isteseydi, ortak koşmazlardı. Biz seni onların üzerine bekçi yapmadık, sen onlara vekil de değilsin!

104. ayette “Ben sizin bekçiniz değilim” diye yazarak gaf yapan Muhammed, sadece 3 ayet sonra Allah’ın ağzıyla “Biz seni bekçi yapmadık” diye yazıyor.

Var mı mantıklı bir açıklaması?

Şarap şeytan işi pislik ama uyuşturucu değil!

Maide: 90-91. Ey inananlar, şarap, kumar, dikili taşlar, şans okları şeytân işi birer pisliktir. Bunlardan kaçının ki kurtuluşa eresiniz. Şeytân, şarap ve kumar ile aranıza düşmanlık ve kin sokmak, sizi Allâh’ı anmaktan ve namazdan alakoymak istiyor. Artık vazgeçecek misiniz?

Şarabı yasaklayan ve pislik olarak gören Kur’an, sigara ve uyuşturucuyu neden yasaklamamıştır? Hadi o dönemde sigara yoktu, ama esrar ve afyon çok yaygındı.

Sigara-esrar demezdi de “duman içilmesi, kafasını-vücudunu uyuşturan maddeler kullanılması haramdır” derdi. Ama denmemiş.

İnsanlar arasında yoğun kullanılıyor olmasına rağmen, Allah’ın ve Muhammed’in bundan haberi mi yoktu acaba?
Çinliler 4000 yıl önce uzun çubuklarla esrar içmeye başlamışlar.
M.Ö. 4000 yıllarında da Aşağı Mezopotamya’da yaşayan Sümerliler’in haşhaş ve kenevir yetiştirdikleri çivi yazılarından ortaya çıkarılmış. M.Ö. 2000-1500 yıllarından kaldığı sanılan Mısır’da Thebes kenti yakınlarında bulunan papirüslerde haşhaş ekimi, afyon üretimi ve afyondan yapılan ilaçlara ilişkin ayrıntılı bilgi verilmiş. Halusinojenik maddeler içeren mantarlar Aztek ve Maya uygarlıklarında, psiko-aktif bir madde olan Amanita Muscaria mantarları ise Asya kıtasındaki şaman törenlerinde kullanılmaktaydı. Kokain,Güney Amerika yerlileri tarafından, sert doğa koşullarına karşı, uzun yaya yolculuklarında açlığa ve yorgunluğa karşı bugün bile kullanılmaktadır. 3000 yıllık geçmişe sahip Hindu metinlerinde esrar kutsal bir yere oturtulmaktaydı. Afyon, Eski Roma ve Yunan uygarlıklarında, Mısır, Pers ve Hint uygarlıklarında da yaygın olarak kullanılmış. Mezopotamya bölgesinde yaşamış olan Asur ve Sümerler ile ilgili kayıtlarda, Orta Asya’da bulunan Moğol, Türk ve Sibirya bölgesinde de bu maddelerin dinsel törenlerde kullanıldığına ilişkin bilgiler bulunmaktadır. Dünyada bu kadar yaygınken Muhammed’in esrarla, uyuşturucuyla karşılaşmadığı, duymadığı düşünülemez. Yoksa uyuşturucunun zararları olduğunu mu düşünmüyordu? Şarap gibi kokmuyor ondan mı acaba? Şarabı yasaklamışken, insanlık için içkiden çok daha zararlı olan uyuşturucudan söz edilmemesi önemli bir mantıksızlıktır.

Domuz etini yasaklayacaksın. Ama bugüne kadar hiçbir zararı kanıtlanmış olmayacak. Müslümanlar ve Yahudiler haricinde bütün insanlar yiyecek ve hiçbir olumsuzlukla karşılaşmayacaklar. Buna karşın insanlığın en büyük belalarından biri olan uyuşturucu, esrar, eroin-kokain hakkında bir yasak olmayacak. Böyle bir yasak mantığı olabilir mi?

Bu arada belirtelim, eskiden sara hastalığının tedavisinde de esrar kullanılırmış.
Sara nöbetleri geçirdiği rivayet edilen Muhammed hazretleri de esrar kullanmış olabilir mi acaba?

Allah’a altınlar dolusu fidye verilmesi

 

Ahirette günahlarından affedilmek, inançsızlığından dolayı ceza yememek için Allah’a fidye vermeyi bir insan düşünebilir mi hiç?
Örneğin tonlarca altın vererek kurtulmak..
Böyle birşey öldükten sonra mümkün olabilir mi?
Ama Kur’an’da sanki mümkünmüş gibi örnek verilmiş:

Ali İmran-91. Şüphesiz inkâr edip kâfir olarak ölenler var ya, dünya dolusu altını fidye verseler bile bu, hiçbirisinden asla kabul edilmeyecektir. Onlar için elem dolu bir azap vardır. Onların hiçbir yardımcıları da yoktur.

Bu ayetin teşbih vs. diye savunulabilir bir yanı yoktur.
Neresinden bakılırsa bakılsın akıldışı, mantıkdışı, bilimdışı bir ayettir.
Ancak cahil bir insan düşünebilir ve yazabilir bunu.

Allah rüzgarı keserse gemiler yüzemezmiş!

 

Şura/ 32-33. Denizlerde yüce dağlar gibi gemilerin yürümesi de O’nun kudretinin delillerindendir.
O, dilerse rüzgârı durdurur da onlar denizin üstünde durakalırlar. Elbette bunda çok sabreden, çok şükreden herkes için ibretler vardır.

Lokman-31. Size varlığının delillerini göstermesi için, Allah’ın lütfuyla gemilerin denizde yüzdüğünü görmedin mi? Şüphesiz bunda, çok sabreden, çok şükreden herkes için ibretler vardır.

Muhammed döneminin insanlarına gemilerden bahsedip, rüzgarın gücüyle nasıl engin sularda yol aldıkları ve bunun Allah’ın lutfu olduğunun söylenmesi etkili olabilir ve tasdik görebilir.
Ama günümüz insanına bunlar söylendiğinde gülüp geçecektir.
Çünkü artık yelkenli gemiler değil, motorlu gemiler vardır ve Allah, rüzgarı kesmiş olsa dahi gemiler yüzmeye devam eder.

Bu ayetteki mantıksızlık, gemilerin yüzmesinin Allah’ın delillerinden olduğunun söylenmesidir.
Ayrıca rüzgarı durdurmasıyla gemilerin yüzemeyeceği iddiası da Kur’an’ın evrensel olmadığının kanıtlarındandır.

Göğün yere düşmesinin mantığı nerede?

 

İslamcılar, birtakım ayetlerden yerin yuvarlak olduğu çıkarımında bulunurlar.
Bazı meal tahrifatçıları işi öyle ileri götürmüştür ki “yer” diye geçen ayetleri “yerküre” olarak çevirir.

Halbuki Kur’an’da “yer ve gök” hakkındaki ayetler açıktır.

Birkaç örnek verelim:

* Uçlarından eksiltilen döşenmiş yerin üstünde gökkubbe vardır.
* Gök de, yer de 7 kattır.
* Allah gökleri 2 günde, yeri 4 günde yaratmıştır.
* Güneş, yerin batısında kara balçıklı bir göze içine batar.
* Yıldızlar, şeytanları taşlamak için atış taneleridir.
* En yakın gök yıldızlarla donatılmıştır.
* Ay, bir ışık kaynağıdır, nurdur.
* Güneş aya yetişemez. Gece gündüzü geçemez.
* Cennetin genişliği, göklerle yer kadardır.

Şimdi Kur’an’ın bu hikmet dolu ayetlerine yeni bir ilave yapalım:

Allah, göğü tutmasa yere düşer.

Hac-65. Görmedin mi ki, Allah bütün yerdekileri sizin hizmetinize sundu. Ve emriyle denizde seyredip giden gemileri de.
Göğü de izni olmaksızın yere düşmekten o tutuyor. Gerçekten Allah insanlara çok şefkatli, çok merhametlidir.

“Gökten düşen, yere düşer” düşüncesinde olan birinin bu ayetin dünyanın yuvarlaklığıyla-düzlüğüyle ilgisini anlaması olanaksızdır. örneğin güneşin, merkürün, Venüsün, yıldızların gökte olan herşeyin Allah’ın yasaları olmasa yere düşebileceğini mümkün gören bir insanın ayette çelişki görmesi imkansızdır. Kelimeler evrilip çevrilerek devekuşu yumurtasına döndürülebilir belki ama göğün yere düşmemesi için neyi evirecekleri meçhul.

Bunu yazan Muhammed, dünyayı göğün altında uçsuz bucaksız kara parçası olarak düşünmekteydi. Dünyanın da bir gezegen olduğunu, güneşin etrafında ve kendi etrafında döndüğünü, güneşin de bir yıldız olduğunu bilmiyordu. Ve sanıyordu ki üstte görülen o yıldızları-kandilleri, ayı ve güneşi Allah tutmasa yere düşecek. Halbuki bugün bilmekteyiz ki dünya gökte bir nokta kadar küçük kalıyor. Göğün haritasında dünya yer bulamayacak kadar minicik. Buna karşın milyarlarca galaksi ve her bir galakside dünyadan 50 kat-100 kat büyük yıldızlar ve yine milyarlarca gezegen var. Hiç bunların gökteki bir nokta kadar küçük dünyaya düşmesi düşünülebilir mi? Böyle mantıksızlığı, böyle bilimdışılığı, böyle yanlışı herşeyi bilen tanrı yapmaz. Ancak bilgisiz bir insan yapar.

Türklere fasulye yemek haram olup diğer milletlere helal olabilir mi?

Kehf-57 ve İsra 45-46 ayetleri okunduğunda görülecektir ki;
Allah, herkesin Kur’an’ı okuduğunda anlamasını istememektedir.

Kehf-57. Kim, kendisine Rabbinin âyetleri hatırlatılıp da onlardan yüz çeviren ve elleriyle yaptığını unutandan daha zalimdir? Şüphesiz biz, onu anlamamaları için, kalplerine perdeler gerdik, kulaklarına da ağırlıklar koyduk. Sen onları hidayete çağırsan da artık ebediyen hidayet bulamazlar.

İsra: 45-46. Biz, Kur’an okuduğun zaman, seninle ahirete inanmayanların arasına gizleyici bir örtü çekeriz.

Onu anlayamamaları için kalplerine örtüler, kulaklarına da bir ağırlık koyarız. Kur’an’da Rabbini tek olarak andığın zaman nefretle arkalarını dönüverirler.

Neden?

Allah, kitapları ve peygamberleri kendisine inandırmak ve insanları doğru yola çağırmak için göndermemiş midir?

Bu ve benzeri ayetlerin nedeni, Muhammed’in gururu ve bahanesidir.
Kendisine inanmayanların inanmama sebebinin, kendi inandırıcılığındaki eksiklikten değil, onların inanmasını engelleyenin Allah olduğunu öne sürmekte, topu Allah’a atmaktadır.

Örneğin, müslüman olmayanlar arasında birçok değerli, saygın, iyi insan vardır. Ama Muhammed’in peygamberliğini kabul etmemektedirler.
Yani, saflar karışıktır. Bir tarafta iyiler, diğer tarafta kötüler şeklinde değildir. Ebu Talib gibi tüm toplumdan hürmet gören bir insan karşı taraftadır.
Bir peygamber, nasıl olur da haklılığını kanıtlayamaz, en yakınındaki insanı ikna edemez? Bu nasıl izah edilebilir?

Bunu izah edemeyen Muhammed, Allah’ın kalpleri mühürlediğini, dilediğine hidayet verip dilediğine vermediğini iddia etmiştir. Halbuki gerçekten bir sınav olsaydı; tanrı hiç bu sınava müdahale eder ve birilerinin aleyhine, birilerinin de lehine ayrımcı davranır mıydı?

Örneğin, bir Yahudiyi ikna edememesinin sebeplerinden biri deve etinin yenmesinin haram olup olmadığı idi.
Allah, önceki kitaplarında deve etini haram kılmışken Muhammed’e helal olduğunu bildiriyordu.
Nedenini ise “Yahudilere haram” olarak açıklıyordu.
Yani, Allah bir ürünü bir millete haram, diğerlerine helal kılabiliyordu demek ki.

Enam-146. Yahudilere tırnaklı hayvanların hepsini haram kıldık.

Ali İmran-93. Tevrat indirilmeden önce, İsrail’in (Yakup’un) kendisine haram kıldığı dışında, yiyeceklerin hepsi İsrailoğullarına helal idi. De ki: “Eğer doğru söyleyenler iseniz, haydi Tevrat’ı getirip okuyun.

Mantığa bakar mısınız; “Yakup peygamber deve etini kendisine haram ettiği için tüm Yahudilere haram edildi ama o bizim için geçerli değil” deniliyor.

“Türkler fasulye yiyemez, diğerleri yiyebilir” gibi bir hüküm olabilir mi?
Böyle bir tanrı anlayışı, böyle bir mantık olabilir mi?

Zaman Mantıksızlığı

Önce Allah katındaki zamanla, dünyadaki zaman arasındaki farkı görelim:

Hac-47. (…) Muhakkak ki, Rabbinin nezdinde bir gün sizin saymakta olduklarınızdan bin yıl gibidir.

Yani arşta 1 gün geçtiğinde bizde 1000 yıl geçmiş oluyor.

Şimdi de dünyadaki işlerin Allah’a ulaşma müddetini görelim:

Secde-5. Gökten yere kadar bütün işleri Allah yürütür. Sonra bu işler, süresi sizin hesabınızla bin yıl olan bir günde O’na yükselir.

Yani, dünyada yapılan bir işin, bir düzenlemenin Allah’ın bilgisine sunuluş süresi bizim zamanımızla bin yıl tutuyor.

Örneğin Japonya’daki tsunaminin bilgisi Allah’a 3011 senesinde ulaşacak demektir.
Müslümanlar ise Allah’ın her şeyden anında haberdar olduğunu sanır.

Şimdi asıl mantıksız zamana gelelim: Cebrail’in-meleklerin dünyadan Allah’a varış sürelerine:

Mearic-4. Melekler ve Ruh (Cebrail) ona süresi elli bin yıl olan bir günde yükselir.

Yani, Cebrail Allah katından 2011′de yola çıkıp dünyaya vardığında, dünyadaki yıl: 52011 olacaktır.

Hadi Allah katındaki zamanı anladık diyelim.
Dünyadaki bir iş Allah’a hangi vasıtayla ulaşıyor?
Ve nasıl oluyor da 1000 yıl süre sonra varıyor?

İşlerin Allah’a ulaşmasıyla, meleklerin ulaşması arasında 49.000 yıllık büyük bir fark var.
Bunun mantıklı bir izahı var mı?
Aslında evrenin bir ucunu düşünsek, bu 50.000 yıllık süre çok çok az. Yani, melekler bir hayli hızlıymış.
Ama dünyadaki işler ve müdahaleler için bir hayli uzun zaman. Yaşanan döneme ulaşılması mümkün değil.
Demek ki Cebrail, Muhammed daha doğmadan 50.000 yıl önce yola çıkmış da ancak ulaşabilmiş, görevini bildirmek için.
İyi de Musa ile İsa arasında 1500 yıl, İsa ile muhammed arasında 600 yıl fark var.
Bu durumda herhalde Cebrail, hepsininkini toptan getirmiş ve Muhammed ölene kadar dünyadan ayrılmamış olmalı.

Peki ama Miraç hadisesini nereye koyacağız?
Cebrail eşliğinde Burak’la Allah katına çıkan ve tekrar dönen Muhammed’in, o geçen süre zarfında yatağının soğumadığı söylenir. Rüyasında gitmiş olmalı.

Muhammed’e tanınan ayrıcalık

Kur’an’da mantıksızlık örnekleri o kadar çok ki, yazının daha fazla uzamaması için forumlarda yazdıklarımızın tümüne yer veremeyeceğiz. Son olarak Kur’an’daki en büyük mantıksızlığa değinelim. Hadislerde yer alan Ayşe’nin “Görüyorum ki senin rabbin yalnız senin şeyinin keyfi için koşturuyor” sözünü boşuna söylemediğini ortaya koyan ayet:

Ahzap-50. Ey Peygamber! Biz sana mehirlerini verdiğin eşlerini, Allah’ın sana ganimet olarak verdiklerinden elinin altında bulunan kadınları; seninle beraber hicret eden, amcanın kızlarını, halalarının kızlarını, dayının kızlarını ve teyzelerinin kızlarını sana helâl kıldık. Ayrıca, diğer mü’minlere değil de, sana has olmak üzere, mehirsiz olarak kendini Peygamber’e bağışlayan, Peygamber’in de kendisini nikâhlamak istediği herhangi bir mü’min kadını da (sana helâl kıldık.) Mü’minlere eşleri ve sahip oldukları cariyeleri hakkında farz kıldığımız şeyleri elbette bilmekteyiz. Bütün bunlar, sana herhangi bir zorluk olmaması içindir. Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir.

Ahzap-51. Onlardan dilediğini geriye bırakır, dilediğini de yanına alırsın.Bıraktığın hanımlarından arzu ettiğini tekrar yanına almanda, senin üzerine bir günah yoktur. Böyle yapman onların mutlu olmalarına, üzülmemelerine ve hepsinin, senin verdiklerine razı olmalarına daha uygundur. Allah, kalplerinizde olanı bilir. Allah hakkıyle bilendir, halîmdir.

Muhammed’in Eşleri ve cariyeleri

Muhammed şimdi yaşayıp peygamberlik yapsaydı ve böyle bir ayetle karşınıza çıksaydı bu size mantıklı gelir miydi?
Ya da eşlerini alıp dolaşmaya çıksaydı; peşinde 10-11 tane cilbablı kadın olan birine inanır mıydınız?

Serdar Kaangil

 

 

 

 

 

 

 

Reklamlar
Bu yazı Din içinde yayınlandı ve , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

KUR’AN’DAKİ MANTIKSAL HATALAR için 1.829 cevap

  1. pante dedi ki:

    Yorumlara buradan devam edelim. Asıl başlık aşırı yorum nedeniyle şişti, zor giriliyor.

  2. 1okuyucu dedi ki:

    peygamberlere geldiği iddia edilen kitaplar, tanrıdan vahiy aldıklarını iddia ederek insanları tanrıyla kandırmaya sindirmeye çalışanların tipik bir kurnazlığından başka bir şey değil, yani peygamberlerin yaptığı tanrıyla kandırmaktan (Allahla aldatmak) başka bir şey değildir,

    bunu yaparken getirdikleri iddia edilen kitaplarda, kitapları sorgulayanların kalp gözlerinin kapatılmış birer sapık olarak gösterilmeleri, Kuranı sorgulama eğilimine girecek inanırları tipik bir sindirme kurnazlığından başka bir şey değil, tabi Kuranı eleştirenlerin kalp gözleri mühürlenmiş, görmeyen duymayan sapıklar olarak gösterilmesi gerekiyor ki inanırların onlara itibar etmemesi sağlansın, minareyi çalan kılıfını hazırlar misali…

    oysa okunacak tek kitap var, o da doğa, öyle bir kitap ki oku oku bitmiyor, okumak isteyene akıl gözünün açık olması yeterde artar bile…

    • cansinan dedi ki:

      1okuyucu , merhaba.
      kuranı kerimi hz muhammed yazdı.
      vücudunu kim yazdı ?

      • sarp mustafa dedi ki:

        wooow! İmana geldim!!!!
        Fix menü de olmazsa olmaz cevaplardan. “Vücudumu kim yazdı? Etrafına bak!, Uçak nasıl uçuyor hadi bunu da açıklayın ateyizler :D” kendinizi, dalga geçilmesi için zorluyorsunuz. Vücudunu yazanı bilmek istersen sümerlerden kalma tabletlerin çevirilerini okuyabilirsin, zecheria sitchin, muazzez ilmiye çığ, s. noah kramer.

    • bir kul dedi ki:

      Eger bir çelişki görürsek bu ne ilmin kendinde nede dindedir insanın kendindedir

      Doğrudan doğruya Kur’an’dan alıp ilhamı, Asrın idrakine söyletmeliyiz İslâm’ı. MEHMET AKİF ERSOY

      Muhammed İkbal 1920’lerde şöyle diyordu: “Eğer biz İslam’ın bir üstün değerler sistemi olduğunu Müslüman olmayanlara anlatmak istiyorsak, onlara her şeyden önce bizim İslam’ı temsil etmediğimizi söylemek borcundayız.”

      Muhammed Abduh aynı gerçeği, kendi kelimeleriyle şöyle anlatıyordu: “İslam denince akla problemler, çıkmazlar ve çelişmeler geliyorsa, bunun sebebi İslam değil Müslümanlardır. Müslümanların bu asırda Kuran’dan başka imamları yoktur.

      Ümmeti kaldıracak ruh, ilk dönemde hakim olan Kuran ruhudur. Kuran dışında her şey; Kuran’ı bilmek ve yaşamak arasına konmuş engellerdir.”

      Mehmet Akif Ersoy ise Kuran’a rağmen dini yozlaştıranların oluşturduğu manzarayı bakın nasıl tarif etmiştir: “Eğer İslam’dan maksat Kuran’sa, ortada İslam diye bir şey olmadığını söylemek durumundayız.
      KAİNAT VE İNSANIN KENDİ Sİ İKİSİDE AYRI BİRER KİTAB
      BUNLARDA ALLAH IN AYETLERİ MİLYARLARCA
      MÜLK 67/3–>Yedi kat göğü birbiri üzerine tabaka tabaka yaratan da O’dur. Rahmân’ın yaratmasında bir uyumsuzluk göremezsin. Gözünü çevir de bak, bir bozukluk görüyor musun?

    • bir kul dedi ki:

      1okuyucu dedi ki:
      25/03/2014, 12:57
      oysa okunacak tek kitap var, o da doğa, öyle bir kitap ki oku oku bitmiyor, okumak isteyene akıl gözünün açık olması yeterde artar bile… senden alıntı

      DÜŞÜNMEDEN ÖĞRENMEK FAYDASIZ, ÖĞRENMEDEN DÜŞÜNMEK TEHLİKELİDİR

      SORU OKUYUNCA NE OLACAK YANİ HEDEFİ OLMAYAN AMACSIZ HEDEFSİZ GAYESİZMİ SENİN İÇİN SENCE FİLMİN SONU NASIL BİTECEL KAİNAT FİLMİN SONUNUNU KAST EDİYORUM
      AMAÇ NE BİR FİLİM Mİ BİR TİYATROMU BİR YÖNETMEN BİLE ÇEKTİGİ FİLMİ BOŞ ANLAMSIZ AMAÇSIZ GAYESİZ HEDEFİ OLMAYAN FİLİM CEKMİYORKEN DEVAMINI SEN DOLDUR ….
      KİMSE CEVAPLAMAK ZORUNDA DEGİLDİR FAKAT CEVAPLARSANIZ MEMNUN OLURUM HERKES İÇİN SÖYLÜYORUM SEVİYEYİ LÜTFEN KORUYALIM İNSANA YAKIŞIR BİR ŞEKİLDE
      HANİ DERSİN YA MUZİPLİK BENİMKİSİ SENDEN ALINTI SÖZ
      BUNUN HESABI SORULMAYACAKMI SENCE—–>TEKFİR 81/8-9 Diri diri toprağa gömülen kıza, hangi günah sebebiyle öldürüldüğü sorulduğunda,

      • 1okuyucu dedi ki:

        bir kul;

        —SORU OKUYUNCA NE OLACAK YANİ HEDEFİ OLMAYAN AMACSIZ HEDEFSİZ GAYESİZMİ SENİN İÇİN SENCE FİLMİN SONU NASIL BİTECEL KAİNAT FİLMİN SONUNUNU KAST EDİYORUM (senden alıntı)

        bir futbol takımı düşün, küme düşme hattında oynuyor ve fikstür gereği, o hafta kendisinden kat kat güçlü şampiyon adayıyla maç yapıyor, tabi olduğu kurallar gereği maça çıkıp oynamak zorunda, yenileceğini bile bile sahaya çıkıp oynamak zorunda, çünki kurallara uymak zorunda, kurallara uymak istemiyorsa yapacağı tek şey sahaya çıkmamaktır,

        işte insanoğluda, var olduğu bir bu dünyada yaşamını sürdürebilmek için doğanın koyduğu kurallara uymak zorundadır, günün birinde öleceğini bilsede uymak zorundadır, bu oyunu oynamak istemiyorsa hayatına son vermek zorundadır,

        yani hepimiz günün birinde öleceğimiz bilmemize rağmen doğanın koyduğu kurallara uyarak (yeme içme, barınma, solunum, vs.) yaşam mücadelesi veriyoruz, ister inançlı olsun, ister inançsız olsun, hepimiz tabi olduğumuz toplumların koyduğu otokontrol sistemlerinide dikkate alarak mücadelemizi sürdürüyoruz, maçı kaybedeceğimizi bilsekte sürdürüyoruz, çünki üzerinde bulunduğumuz futbol sahasının kuralları böyle, ya sahada kalıp oyunu belirlenmiş kurallara göre oynayacağız, yada sahadan çekilip (intihar) hükmen mağlup olacağız,

        o nedenle, başka seçeneğimiz yok, yani ya bu deveyi güdeceğiz, yada bu diyardan gideceğiz,

        laptopu devretmek zorundayım, diri diri gömülen kızla ilgili soruyu, eğer tahtalı köye gitmeyecek olursan ilk fırsatta cevaplarım.

      • 1okuyucu dedi ki:

        düzeltme;

        aşağıda bana ait olan alıntıda parantez içerisine aldığım “olursan” kelimesi aceleyle yanlış yazılmıştır, doğrusu “olursam” şeklindedir.

        eğer tahtalı köye gitmeyecek (olursan) ilk fırsatta cevaplarım.

      • 1okuyucu dedi ki:

        bir kul;

        —Diri diri toprağa gömülen kıza, hangi günah sebebiyle öldürüldüğü sorulduğunda,(senden alıntı)

        önce şunu söyleyeyim, normal kukuk kurallarının işlediği her toplumda yapılan kötü fiiller suçtur ve eylemi işleyen cezalandırılır, dolayısıyla çocuk öldüren biri de cezaya çarptırılır,

        ayrıca, hiç kimse her ne sebeple olursa olsun kendi evladını öldüremez, sapıklar hariç, hele ilk gülücüğünü gönderdiği ebeveynlerinin, bırakın o çocuğu öldürmeyi, sarılıp kucaklarına almaktan başka bir düşüncesi olamaz,

        diri diri toprağa gömüldüğü iddia edilen kız çocuklarının hangi çocuklar olabileceğine gelince; (İslâmi kaynakarın ne kadar objektif olabileceği tartışılır)

        kölelik düzeninin olduğu toplumlarda, köle efendisinin malıdır ve efendisi köle üzerinde her türlü tasarrufta bulunma hakkına sahiptir, hatta kölesini her türlü pis işte kullanır, nasıl miadını doldurmuş bir malı çöpe atıyorsak, efendisi işe yaramayan köleyi öldürse bile hiç kimse bir şey diyemez,

        kölelerin evlenmeye bile hakları yoktur, çünki başkalarının geçimini temin edebilecek konuma sahip değillerdir, efendisi yedirirse yer, giydirirse giyer, o nedenle kölelerin evlendirileceği düşünülemez, zaten efendisinin kölenin evlenmesine izin vermesi, malını başkasına kullandırması anlamına gelir, bunları bilebilmek için kâhin olmaya gerek yok,

        köle sahibi ve çok eşli olanların zenginler olduğunu söylemeye gerek yok,

        büyük olasılıkla sahip oldukları kölelere fuhuşta yaptıran ahlâksızlardan hepsi değil bazıları , es kaza doğan çocuklardan kız olanları öldürüp, erkek olanları evlat ediniyor olmalılar,

        zaten köle kadının doğurduğu çocukta o kişin kölesidir, yani kişi kölesinin doğurduğu çocuk üzerinde de her türlü tasarrufta bulunma hakkına sahiptir, ister evlat edinir isterse öldürür, hiç kimse bir şey diyemez?

        ayrıca, kadın köleye fuhuş yaptırmayıp sadece kendisi kullanan biri, doğan çocukları, kız veya erkek olsun öldüreceğini sanmıyorum,

        özetle kölelik düzeninin olduğu toplumlarda fuhuş sektöründe çalıştırılan kadınların kölelelerden seçildiğini anlamak için kâhin olmaya gerek yok,

        herhalde, muta nikâhı denen süreli evlilikte köle kadınlarla yapılan bir evlilikti, çünki hür kadınların evli veya bekâr olsun, muta nikâhına yanaşmaları söz konusu olamaz, ne babası nede kocası, kendi onuru, toplumdaki yeri açısından hür kadına böyle bir evlilik için izin vermez,

        muta nikâhının yasal olduğu ülkelerde ise, bu evliliğe zorlanan kadınlar, beyaz kadın tacirlerinin tuzağına düşen hayat kadınlarıdır,

        dolayısıyla, öldürüldüğü iddia elden kız çokukları köle kadınların doğurdukları çocuklardır, çünki bunun başka türlü mantıklı açıklaması yok, eğer Araplarda böyle bir gelenek olsaydı, Arabistanda kadın nesli tükenirdi,

        diri diri toprağa gömüldüğü iddia edilen kız çocukları muhtemelen doğar doğmaz öldürülmüşlerdir, herhalde bunun için yıllarca beklenmemiştir, yani büyüsünde öyle öldürelim denmemiştir, doğar doğmaz öldürülmüştür,

        diri diri toprağa gömülmelerinden söz edilmesinden kasıt, herhalde kısa süreliğine de olsa yaşam hakkı tanınmadığı için öyle bir tabir kullanılmış olsa gerek, öyle ya, öldürüp gömmek zor bir şey mi ki sadistçe diri diri toprağa gömüp ölmesini beklemiş olsunlar?

        ayete gelirsek,
        esas, kız çocuğunu diri diri gömene, hangi günahtan dolayı o kız çocunu diri diri toprağa gömdüğünü soracaklarına, soruyu gidip neden öldürüldüğünü bilmeyen kız çocuğuna soruyorlar,

        öyle ya zavallı kız çocuğu ne için öldürüldüğünü nereden bilsin ki cevap verebilsin, muhtemelen soruya “agu” demiştir?

        herhalde cennette büyüme gelişme olmayacağı için, yani herkes öldüğü yaştaki haliyle yeniden diriltilip yaşama devam edeceği için o kız çocuğu muhtemelen bebek olarak kalacaktır, ölmeyeceği için yemesine içmesine de gerek olmadığından, yürümesini de bilmediğinden yatırıldığı çalı dibinde sonsuza dek yaşamını o şekilde sürdürecektir,

        genellikle insanlar yaşlanarak öldüğüne göre, herhalde adına cennet denilen yer, yaşlıların gittiği bir huzur evi olmalı?

        her ne kadar Kuranın tanrısı, bakara-178’le kölelik düzeninin olduğu, cinsiyet ayırımcılığının yapıldığı bir toplum yapısına icazet vermiş olsa da, insan oğlu, insanlık onurunu ayaklar altına alan böyle iğrenç bir müesseseyi Kuranın tanrısına rağmen kaldırmayı başarabilmiştir.

  3. aksamgunesi dedi ki:

    alemlere rahmet olarak inen peygamberimize muhammed diye hitap etmek asla olmaz bunu soyleyerek baslıyorum.Yazınızn tamamını okumaya ne aklım ne kalbim izin vermedi sadece sonuna baktım bu yuzden sonu ile ilgili bir açıklık getirelim paylastıklarınızın sahih hadis oldugu veya kesinlikle peygamberin veya eslerinn söyledigi ne malum zamannda araya bazı sahih olmayan hadisler ya da sozler ne yazık ki gelmiştir su zmanda hangisinn sahih oldugunu bilmekteyiz ama tabii siz kulaklarınız tıkalı gözleriniz kor isinize geldigi gibi kullanıyorsunuz .bu gercekten olmaz at gözlügünüzü cıkarmanızı tavsiye ederim.

    • sercan dedi ki:

      akşam güneşi
      yukarda yazanlar hadis değil kuran ayetleri
      anlaşılan oki siz kuranı hiç okumadan inanan
      kurandan bi haber olan larsınız
      malesef

    • Scientology dedi ki:

      aksamgunesi, sanirim tum inananlarin yaptigi hatayi yine sen yapiyorsun ve daha en basinda su sekilde dile getiriyorsun: “Yazınızn tamamını okumaya ne aklım ne kalbim izin vermedi sadece sonuna baktım bu yuzden sonu ile ilgili bir açıklık getirelim “. Sen kimselere aciklik getirmeden once istersen sen kendi aklina aciklik getir, ve biraz okuyun derim. Kuran daki tum bilimsel hatalar ne yazik ki apacik ortada ve yazarin dedigi gibi bu kitap bugun inmis olsa, birkimse kale almaz. Allah tarafindan getirilmis bir kitap degil, orta cagda yasayan cahil bir Arap tarafindan yazildigi apacik ortadadir. Senin kitabin dunya duzdur uzay kubeddir derken, senin kitabini kale almayan Amerikali Voyager 1 uydusunu gunes sistemimizin disina gonderdi bile…. Okuyun, arastirin, sonra buralardan akil verme girisimlerine baslayin, boyle cag disi inanclarla, olum sonrasi oteki dunya isleriyle kafa yormaktansa, insanoglunu aydinlanmak adina neler yapabiliriz ona kafa yorun.

  4. Serter dedi ki:

    Mantık nedir diye bir başlık aç bence ve şu Mantığı var olduğuna inandığın mantığına sok:) Ya ne garip adamlar var Türkçe mealde gramer arayıp dinin sosyal algıdaki değişime göre şekillendiğini bilmek istemiyor hatırlatıyım Kuran arapça ve 23 senede indi lütfen Bir gecede yazılan Anayasaya bi göz at 🙂

    • Göktan dedi ki:

      Yani 23 senede inince hata olabilir bak bir günde yazılan anayasada bile hata var mı demek istediniz biraz açıklasanız 🙂 Ya bence böyle sayfalara hiç takılmayın bence yazıyı okumadığınzı çok belli oluyor hoş Kurandaki bazı süreleri namazda okurken anlasanız kesin gülmekten ölürsünüz ama iyiki anlamıyorsunuz. sana 11 kadın hatta daha fazlası serbes diğerlerine en çok4 diye namaz kılarken türkçe okuduğunu bir düşünsene 🙂 Atatürkün Kuranı Türkçe okunması ve namazın Türkçe okunarak kılınmasını newden çok istediğini yıllar sonra anladım ama çok fazla zaman gitmiş oldu.

      • Nedim dedi ki:

        Az kaldı az kaldı insanın dünyadaki ömrü göz kirpiklerinin çırpmasından daha kısa Allah cc istemediği haketmediği hiç bir kulunu yoluna döndürelemez inanmayanlara gelince ne kadar kötü ki kötülüyorlar yazık sizlere Az kaldı az kaldı inşallah en kısa zamanda doğru yolu bulabilirsiniz başka kurtuluş yok

    • Gencer dedi ki:

      Allahınız 23 senede indirebilmiş Kuranınızı çok düşünmüş taşınmış hata yapmayayım demiş ancak iş 23 seneye uzayınca tam anlamıyla Arap Saçına döndürmüş.Bir yandan Cebrailde araya girip konuşmuş onlarda yazılmış ayetlere diğer yandan Peygamberinizde kendi sözlerini eklemiş,ben sizin başınıza bekçimiyim demiş.Cebrailde o tektir ondan başkasına tapmayınız demiş.Özneler fiiller birbirine karışmış sizlerde yok bu ayette konuşan cebrail demiş kendinizi avutmuşsunuz.
      Unutma ki İslamiyet Cahilleri Gütme ve Yönetme Sanatıdır ve sizlerde bu sanatın güttükleri yönettiklerisiniz.Türkçe meal sizin en büyük şansınız umarım bir gün arapça öğrenirsinizde Cennetinizde Arapça konuşursunuz ve güzelce anlaşırsınız.

      İyi akşamlar.

  5. Nuri Baba dedi ki:

    Yazıyı hazırlayan sevgili dostuma muhalefet edebilme adına ve onun iddialarını çürütme adına yazısını özenle okudum..Neden ?

    Hoşumuza gitse de gitmese de, bir yazı hakkında görüş bildirebilmek için önce yazıyı okumalıyız ki, yazıyı çürütme adına ileri sürdüğümüz fikirlere kargalar arkalarını dönerek gülmesinler…

    Bu yazıda sizler herhangi bir “Hadisçi”nin sözlerini okudunuz mu ? Hayır…

    Ya ne okudunuz ? Kur’andan alıntılar ve ilgili ayetler…

    Peki, yazar bu ayetleri yazarken saptırmış veya anlamını bozmuş mu ? Besbelli hayır..

    Bir arkadaşımız “”…alemlere rahmet olarak inen peygamberimize muhammed diye hitap etmek asla olmaz ..”” diyerek yazarı eleştiriyor…

    Eleştirinize yanıtı yazar verir, ben değil…
    Ancak, Peygamberiniz nereden inmiştir ?
    Alemlere rahmet olduğunun kanıtı nedir ?

    İlk eşi Hatice’nin Yahudi olduğunu ve Tevrata inandığını ve de kuzeninin çok değerli din bilgini olduğunu ve de Muhammed’in çok zeki olması nedeniyle yıllarca Muhammed’e eğitim verdiğini ve de “Mağara” operasyonunu birlikte hazırladıklarını ve iki ay mağarada gözlerden uzak kaldıktan sonra, yeni bir Dinin giriş taksiminin yapılmaya başlanıldığını ve de gerek cebrail, gerekse tanrı iletişimlerinin planlı programlı öyküler olduğunu ve de tüm dinlerin, cahil cuhelanın kandırılması için hazırlanmış masallar manzumesi olduğunu ve Hatice’nin serveti olmasa ve de Muhammed’in yanında çalıştırdığı insanlar olmasa, ve Muhammed eskisi gibi fukara olsa, bu mağara operasyonunun fiyaskoyla sonuçlanacağını….

    BİLİYOR MUYDUNUZ ?

    Başka sözüm yok bağımsız yargıcım…!!!

    • cansinan dedi ki:

      Nuri Baba ,merhaba.
      göğsünün sol tarafındaki kalbinin neden çalıştığını açıklar mısın kardeşim.

    • Şahin Erdem dedi ki:

      Hatice’nin yahudi olduğu hiçbir yerde yazmıyor görmedim okumadım,ilk kez senden okuyorum,ancak kolmplo teorisine olayı bağlamanız da biraz afaki kaçmış,fikriniz çok tuhaf;
      1-Hatice neden Muhammed’i yani kocasını böyle lüzumsuz birşeye hazırlasın? 100 yıl sonrasında dünyaya daha iyi bir gelecek adalet ve ideoloji yaratma fikrini ileri sürecek ve uygulayacak kadar felsefik sosoyolojik,siyasi brikim ve ideallere sahip biri miydi Hatice?

      2-arap yarımadasında felsefe ve sosyoloji ve geleceğin dünyasına dair konsensuslar oluşturulmuş bir tek yer veya topluluk var mıydı? ki Hatice ve kuzeni böyle birşey yapsın.

      3-Bir kişi kaç yıl peygamber çakma rolü yapabilir de yutturabilir?? kendisi katiyetle inanıyor olmasaydı böyle bir davayı sürdürebilrimiydi?
      ,dünyanın en iyi aktörü hatta en iyi tiyatro oyuncusu bile bir oyunu 2-3-5 saatten daha fazla nasıl sürdürebil miş ki?

      • 1okuyucu dedi ki:

        Şahin Erdem;

        —Hatice neden Muhammed’i yani kocasını böyle lüzumsuz birşeye hazırlasın? 100 yıl sonrasında dünyaya daha iyi bir gelecek adalet ve ideoloji yaratma fikrini ileri sürecek ve uygulayacak kadar felsefik sosoyolojik,siyasi brikim ve ideallere sahip biri miydi Hatice? (senden alıntı)

        olayın felsefi siyasi boyutunu Hatice üzerinden yorumlamaya kalkmak yanlış, çünki idealist olan Hatice değil Muhammeddi, Hatice ise Muhammedin amacına ulaşması için arkasında duran biriydi, bu ise psikolojik bir olaydır, sen hiç dolandıcı olan kocasının dolandırıcı olduğunu söyleyen bir kadın gördün mü?

        zaten Muhammedde, eşi kendisine inanmadan peygamberliğini ilân edemezdi, eğer ilân etmeye kalksaydı, içinde yaşadığı toplum,”peygambeliğine kendi eşini bile inandıramamış birine biz niye inanalım” derlerdi, yani hiç kimseyi ikna etmesi mümkün olmazdı,

        o nedenle Haticenin zorunlu olarak Muhammedin arkasında durması gerekiyordu?

        —Bir kişi kaç yıl peygamber çakma rolü yapabilir de yutturabilir?? kendisi katiyetle inanıyor olmasaydı böyle bir davayı sürdürebilrimiydi?
        ,dünyanın en iyi aktörü hatta en iyi tiyatro oyuncusu bile bir oyunu 2-3-5 saatten daha fazla nasıl sürdürebil miş ki? (senden alıntı)

        bir kişi kendini pazarlayanlar olduğu sürece peygamberliğini sürdürebilir?

        bilmem hiç şahit oldun mu? bunu genellikle işportacılar yapar, işportacı tezgâhının önünde devamlı müşteri görünümlü birkaç kişi vardır, tezgâha başka müşteriler yaklaştığında, satılan malların ne kadar kaliteli olduğundan, kendisinin önceden birkaç tane aldığından, aldığı mallardan çok memnun kaldığından, o nedenle tekrar almaya geldiğinden söz eder ve böylece müşterinin söz konusu mallardan almasını sağlarlar,

        bu arada seçtiklerini sardırarak, parasını ödeyip tezgâhtan uzaklaşır, bir süre sonra tezgaha yaklaşarak abi istediğin malları getirdim, parasını satınca verirsin der ve tekrar uzaklaşır, tezgâh açık kaldığı süre içerisinde bu eylem periyodik olarak devam eder, bunu nereden biliyorsun diyecek olursan, çalıştığım resmi kurumun önündeki caddede bu tip olaylara sık sık tanık oluyordum,

        o nedenle peygamber olduğunu iddia eden biri pazarlandığı sürece peygamberliğini sürdürür,

        Muhammedin peygamberliğini sürdürebilmesinde en önemli rol oynayan kişi ise, İslâmiyeti ilk kabul edenler içerisindeki Ebubekirdir, amcalarından ise Hamza Muhammedin peygamberliğine inanmışsa da, Ebu Lehep ve Ebu Talibin inanmamış olması, Muhammede inananların 12 yıl içerisinde yaklaşık 100 kişiyle sınırlı kalmasında en önemli rol oynamıştır, tabi bunda ilk yıllardaki inanma oranının düşük olacağı varsayımı da dahil edebiliriz, yani ilk yıllardaki domino etkisinin sonraki yıllara göre daha düşük olacağı muhakkak,

        eğer Ömerin zorlamasıyla gönderildiği iddia edilen ayetler kitap haline getirilmeseydi? Bu gün ortada Kuran diye bir kitap olmazdı? Kuranın sorgulanmaya muhtaç kitaplaştırılma serüveninden bahsetmeye gerek görmüyorum?

        ayrıca, alıcısı olduğu sürece Muhammed pazarlanmaya devam edecektir,

        sanırım oynanan tiyatro oyununun, senaryosunun tek kişilik olmadığını, yardımcı aktörlere de rol verildiğini anlatabilmişimdir.

  6. Raşit dedi ki:

    Farzedelim ki siz haklısınız Kur’an yok, peygamber yok. Biz yaptığımız ibadetlerle kalırız çok çok. Ya bi de varsa eyvahhh hiç düşündünüz mü sonsuza kadar Cehennem de kalmayı, sonsuza kadar…Allah hidayet versin İnşallah.

    • candost neşeci dedi ki:

      raşit güzel kardeşim bizi düşündüğün için teşekür ederim ama senin o bildiğin yaratıcı okadar güçlü değilki sen çok güçlü sanıyorsun ama öyle değil inanmıyorsan aç kuranı oku bakalım sen mi güçlüsün omu güçlü başka kaynaklardada peygamberlerle güreş tutuyor ama peygamberleri yenemiyor inanmıyorsan araştır

    • Gencer dedi ki:

      Belki yaptığın ibadet ritüelleri başına iş açacak? Olmayan bir şey için yıllarca eğilip bükülmek her yıl açın halinden anlıyorum tiripleriyle 30 gün aç kalıp akşam ayılar gibi yemek.Ancak hala açların fakirlerin var olmasına aldırmamak.Belkide gidip pagan arapların binlerce yıldır yaptığı gibi Kara bir Küpün etrafında dönüp pislikten kapkara olmuş bir taşı öpmek.
      Sen belkide vardır diye Arapların din saçmalığının peşinden gidip hayatınız boyunca binlerce kez eğilip bükülebilirsiniz.Belkide kaybettiğiniz ruhunuz ve benliğinizdir.
      Sence az bir kayıp mı?

    • sarp mustafa dedi ki:

      Farz ettik ki bir yaratıcı var ve o sadece yukarıdan, bize hiçbir şekilde müdahale etmeden bizi izliyor ve ne yaptığımıza, nasıl yaşaşadığımıza bakıp bizi yargılyacaksa? Ve sen ondan gelmeyen bir dine inanıp insan uydurması bir kitaba inanarak onu kızdırıyorsan? Ya biz gerçekten bir yaratıcı olduğuna inanıyorsak ama böyle tutarsızlıklarla dolu bir kitabı gerçek yaratıcıya yakıştıramıyorsak ve o yaratıcı size değilde bizim gibi gerçeği düşünerek, arayarak, çaba sarfederek, arayan insanları istiyorsa? Ozaman da siz körü körüne yaptığınız ibadetle yanıp tutuşurken, biz de sizin olmayı ümit ettiğiniz yerden, size yazık oldu diyerek, bakıyor olursak? Size yazık değil mi be kardeşim?

      • yujah dedi ki:

        tüylerim diken diken oldu ….bravo kardeşim….süper bakış açısı!

    • Mehmet dedi ki:

      Gencer. Ya varsa? Sen vefat edince nasıl hesap vercen? Senin bakış açını beğenmedim diyemem ama peygamberlerin yaptığı mucizeleri kendilerini kazandırdı? Belki uydurmadır ama onu görmedin sende. Oyüzden boşuna günah yazdırıyosunuz kendinize yazık değilmi? Bide kuran-i kerimi Allah kitap yapıp göndermedi,Hz.muhammed’in hayatı boyunca Allah ayet ayet gönderdi ve Hz.ebu Bekir kitap haline getirdi.

  7. cansinan dedi ki:

    Göktan , merhaba.
    vaaden dolduğunda , can çıkma anın geldiğinde ,
    anlayacaksın kardeşim.
    inşallah daha önce anlamak nasip olur.

  8. ali dedi ki:

    Öncelikle sunu belirtmem lazim yazinizi tamamen okumadim , acikcasi benim icin oldukca slklclydl.
    Yanliz sunu söylemek isterim Tevrat , Zebur , Incil ve kuran allah tarafindan gönderilmistir okuyup anlamamiz ve hayatimiza yansitmamiz icin.
    Ben sahsen bu dört kutsal kitabida tamami olmasada okudum ve bütün kitaplarin arasinda bir cok baglanti oldugunu söylleyebilirim zaten kuran kendiside bu kitaplari tasdik edici olarak geldigini söylüyor ve tastik etmedigi yeride zaten tekzip ediyor. Mantik konusuna gelince yine kuran akil etmeyenlerin üzerine pislik atariz diyor.
    Simdi benim söylemek istedigim aslinda cok uzun ama kisaca söyle söylim Herkes bu kutsal kitaplari okuyor sizde okuyorsunuz ben ve diger insanlarda okuyor herkes kendi nev i sahsina münasir ayni kendisi gibi okuyup kendisi gibi anliyor ve bu anladiginin müzelik oldugunu saniyor
    Örnek isid diye bir gurup allah icin kafa kesebiliyor ve bunu kurana mal edebiliyor allah nidalariyla kafa kesebiliyorlar veya en basitinden üc hocayi bir araya getirseniz bit ayet verseniz hayatta aralarinda anlasamazlar onun icin bizler bütün dinlerde girup gurup olmusuz herkes kendi inancinin güzelliginden bahseder yani kendi mantiginin üstünlügünden kendi anlayisinin mükemmeliginden bahseder sizin gibide diyebiliriz diye düsünüyorum.
    Ben söyle deyip sözü sonlandirmak isterim Allah bütün insanlara hayatlari boyunca gözlerinin , kulaklarinin ve anlayislarinin kendilerine yalan söyledigini gösterir sizde defalarca yanildiginizi görmüssünüzdür defalarca hemde buna ragmen sizi bu kadar emin kilan nedir belki yanlis anliyosunuzdur belki gözden kacirdiginiz biseyler vardir ……
    tevrat ibranicedir tevratin ruhu rabbcadir incilde bildigim kadariyla ibranicedir yine ruhu rabbcadir kuran arapca bir kitaptir ama ruhu rabbcadir.
    Rabbcayi ögrenmeniz dilegile selam ediyorum son olarakda yunus emrenin su sözlerini yaziyorum
    Alimler kitap yazar karayi aka yazar gönüllere yazilir bu kitabin sureleri.

    • Barış dedi ki:

      Sevgili kardeşim.Ben her şeyin sevgi ve saygıya dayandığına inanan birisiyim.Kusura bakma ama biraz uydurmuşsun.Hatta epey uydurmuşsun.Neden mi?.Çünkü dünyada yazılı bir Zebur yok.Mısırda bir dağın içinde olduğu rivayeti var.Bu kitabı az veya çok okuma şansın yok.Konu ile ilgili fikirlerim ise şöyle; Tamamen bilime inanmış birisi olarak fazla dindar birisi sayılmam.Ancak Allaha ve peygamberlerini,hatta Nebi peygamberler de dahil hepsine inanırım.Kutsal kitaplaın özüne inanmakla beraber tamamen aslı gibi olmadığını düşünüyorum.İncili örnek verirsek onlarca değişik İncil olduğunu görürüz.Kuran ise peygamberin vefatından yıllar sonra 4.halife Hz.Osman zamanında yazılarak çoğaltılmıştır.Dolayısıyla bire bir Hz.Muhammedin söyledikleri ile aynı olmayabilir.Son olarak şunu belirteyim ki tüm dinlerin özü kötülüklerden uzak durmak,sevgi,saygı ve dayanışmayı hayatımızdan eksik etmemek,bencil olmamak, ırk ayrımı yapmamak,doğayı ve tüm canlıları sevmektir.Ben bunları anlıyorum.Bunun dışında herkes inancında özgürdür ve eşittir.Modern demokrasi de nasıl kanun önünde herşey eşit ise,diini inancı olanların olmayanları kötülemesi veya inanmayanlarında inançlı kişileri yaşam tarzlarından dolayı eleştirme hakları yoktur.

      • bir kul dedi ki:

        Barış dedi ki:
        30/11/2014, 03:25 BU TARİHLİ YAZINA İSTİNADEN YAZDIM

        Tamamen bilime inanmış birisi olarak fazla dindar birisi sayılmam.Ancak Allaha ve peygamberlerini,hatta Nebi peygamberler de dahil hepsine inanırım.Kutsal kitaplaın özüne inanmakla beraber tamamen aslı gibi olmadığını düşünüyorum.İncili örnek verirsek onlarca değişik İncil olduğunu görürüz.Kuran ise peygamberin vefatından yıllar sonra 4.halife Hz.Osman zamanında yazılarak çoğaltılmıştır.Dolayısıyla bire bir Hz.Muhammedin söyledikleri ile aynı olmayabilir DEMİŞSİN

        HADİSİN TENKİDİ: Kuran’ın, Peygamber zamanında kitap halinde mevcut olmadığı, sonradan rast gele bir araştırmayla, hurma dallarından, deri parçalarından, taş levhalardan, kürek kemiklerinden, hafızların ezberlerinden toplanmış bir kitap olduğu hususunda müteaddit rivayetler uydurmuşlardır. Öyle ki, Kur’an bu dedikleri şeylere yazılı bir Kitab olmuş olsaydı, bir ambarı doldurması gerekirdi, bu iddiaları Kur’an’a bir iftira ve saygısızlığın ifadesidir. Allah, Kur’an’da Kitab indirmiş olduğunu ayetlerle bildirmiştir. Kur’an Kitab halinde Peygamber zamanında mevcut değil idiyse insanlar Kitab mevcut olmadığı halde, ayetlerde niçin Kur’an’dan Kitab olarak bahsediliyor diye sorarlardı. Peygamber zamanında Kur’an Kitab olarak mevcut idi, ve iddia ettikleri gibi, taş parçalarına , hurma dallarına v.s. yazılmıyordu. İnce ceylan derileri üzerine yazılan bir Kitab halindeydi. Bu hususta Kur’an’dan mealen:

        – Andolsun Tûr’a (52/1)
        – Satır satır yazılmış Kitab’a (52/2)
        – Yayılmış ince deri üzerine (52/3)

        İfadeleri Kuran’ın nasıl yazılmış bir Kitab olduğunu belirtir. Ayetler peygambere inmişti, eğer Kur’an ince deri üzerine yazılıp tespit edilmemiş olsaydı bu ayetleri duyanlar, siz hangi ince deri üzerine yazılmış kitaptan bahsediyorsunuz diye sormaz mıydılar! Kuran’ın peygamber zamanında özenle yazılmış olduğuna dair diğer bir örnek, Kur’an’dan mealen:

        – Hayır, o ayetler bir mesajdırlar. (80/11)
        – İsteyen onları idrak eder. (80/12)
        – Onlar, değerli sayfalardadır. (80/13)
        – Yüksek ve temiz sayfalarda. (80/14)

        Bu örneklerden anlaşıldığı üzere, Kuran’ın sonradan rast gele, taş parçalarından,ağaç kabuklarından, kürek kemiklerinden toplanmış bir kitab olduğu yolundaki rivayetler Kur’an’a uymamaktadır, ve aslı yoktur.

        HİCR 9 Kur’ân’ı kesinlikle biz indirdik; elbette onu yine biz koruyacağız.

        BAKARA 2/85 Bu sözleşmeyi kabul eden sizler, verdiğiniz sözün aksine birbirinizi öldürüyor ve aranızdan bir grubu yurtlarından çıkarıyorsunuz. Günah ve düşmanlıkta onlara karşı birleşip yardımlaşıyorsunuz. Onları yurtlarından çıkarmak size haram olduğu halde, size esir olarak geldiklerinde, fidyeleşip esir değişimi yapıyorsunuz. Siz kitabın bir kısmına inanıyor, bir kısmını inkâr mı ediyorsunuz? Sizden böyle yapanların cezası, dünya hayatında rüsvaylıktan başka bir şey değildir. Kıyamet gününde de onlar, en şiddetli azaba iletilecekler. Allah, yaptıklarınızdan habersiz değildir.

        Bunun dışında herkes inancında özgürdür ve eşittir.Modern demokrasi de nasıl kanun önünde herşey eşit ise,diini inancı olanların olmayanları kötülemesi veya inanmayan larında inançlı kişileri yaşam tarzlarından dolayı eleştirme hakları yoktur.DEMİŞSİN

        109:6. Sizin dininiz size, benim dinim banadır.

        3:28 – Müminler, müminleri bırakıp da kâfirleri dost edinmesin ve onu her kim yaparsa Allah’dan ilişiği kesilmiş olur, ancak onlardan bir korunma yapmanız başkadır. Bununla beraber Allah sizi kendisinden korunmanız hususunda uyarır. Nihâyet gidiş Allah’adır

        MÜMTEHİNE 7- Belki de Allah sizinle, onlardan düşman olduklarınız arasına ağır sevgi koyar, Allah buna kadirdir. Allah çok bağışlayan çok esirgeyendir.

        MÜMTEHİNE 8- Allah, sizinle din uğrunda savaşmayan ve sizi yurtlarınızdan çıkarmayanlara iyilik yapmanız ve adil davranmanızı yasaklamaz. Çünkü Allah, adaletli olanları sever.

        MÜMTEHİNE 9- Allah, yalnız sizinle din uğrunda savaşanları, sizi yurtlarından çıkaranları ve çıkarılmanız için yardım edenleri dost edinmenizi yasaklar. Kim onları dost edinirse, işte zalim onlardır.

        İYİ DÜŞÜNCELER

  9. ali dedi ki:

    Türklere fasulye yemek haram olup diğer milletlere helal olabilir mi?Kehf-57 ve İsra 45-46 ayetleri okunduğunda görülecektir ki;Allah, herkesin Kur’an’ı okuduğunda anlamasını istememektedir.Kehf-57. Kim, kendisine Rabbinin âyetleri hatırlatılıp da onlardan yüz çeviren ve elleriyle yaptığını unutandan daha zalimdir? Şüphesiz biz, onu anlamamaları için, kalplerine perdeler gerdik, kulaklarına da ağırlıklar koyduk. Sen onları hidayete çağırsan da artık ebediyen hidayet bulamazlar.İsra: 45-46. Biz, Kur’an okuduğun zaman, seninle ahirete inanmayanların arasına gizleyici bir örtü çekeriz.Onu anlayamamaları için kalplerine örtüler, kulaklarına da bir ağırlık koyarız. Kur’an’da Rabbini tek olarak andığın zaman nefretle arkalarını dönüverirler.Neden?Allah, kitapları ve peygamberleri kendisine inandırmak ve insanları doğru yola çağırmak için göndermemiş midir?

    Tekrar selamlar diger sorularinizi ciddi bulmadigimdan dahasi kasten art niyetli oldugundan cevap yazmiyorum yanliz bu sorunuz gercekte sorularinizin tamamini icerdigi icin cevap yazmak istedim
    neden allah kurani anlamamnizi istemis olabilir cok güzel bir soru cevabi ise casiye suresi 23. Ayette verilmistir casiye 23
    Hevasini kendisine ilah edinen kisiyi gördünmü ve allah onu ilim üzre delalette birakmistir( O kisinin kendi faydasiz ilimi uzre) ve onun isitme hassasini ve kalbini mühürledive onun basar (görme) hassasinin üzerine gisavet (perde) cekti. Bu durumda allahdan sonra onu kim hidayete erdirir?
    hala tezekkür etmezmisiniz.
    simdi siz kendinizden bu kadar eminken akliniza fikrinize ve o essiz ilminize bu kadar inanmisken allah size zulum mu etsin zorla sizin hassalariniz acip size zorla kurani veya diger kitaplarimi ögretsin?
    veya siz hidayeti istemezken zorla sizi hidayetemi erdirsin?
    Bakin eger sizler samimiyseniz anlamak istiyorsaniz dünya üzerinde allahin kullari vardir camide herseyden bihaber maasla calisan hocaya degil bu allahin hak kullarindan sorup ögrenebilirsiniz
    ayet olarak nahl 43 te söyledigi gibi eger bilmiyorsaniz zikir ehline sorun.
    Aslinda sizleri anlamiyorda degilim eger siz cevrenizdeki insanlardan etkilenip bu allahin dini olamaz diyorsaniz size hak verebilirim cunki insanlar genelde biz allaha inandik derler ve su dininde mensubuyuz derler yani dinin ve imanin sahibinden izin almadan inanirlar beni anlamanizi umuyorum kisacasi su koca alemi anlamaya sizin bir bardak beyniniz yetmez mantik sacmaligindan kurtulmaniz dilegiyle.

    • bilal dedi ki:

      Sayın ali bey,

      KEHF-57,İSRA-45 ve 46.ayetlerle ilgili açıklamalarınız gerçekten çok güzel olmuştur. Allah razı olsun…!!!
      Ama ben de söz konusu ayetlerin doğru meal ve açıklamasını buraya yazmak istiyorum. yani bazı ayetlerde mealesef meal hatası vardır.Zaten Kur’an’ı kerimde asla bir hata veya sorun söz konusu değil,hatalı ve sorunlu gibi görünen bazı yerler hatalı meal ve yorumlardan kaynaklanıyor,ayetlerin arapça metninde hiç bir sorun yoktur…İşte burada gördüğünüz gibi inanmayalar işlerine geldiği için hep hatalı mealler üzerinden kur’an’a saldırıyorlar..!!!
      Bu nedenle,Serdar Kaangil’in ‘’Kehf-57 ve İsra 45-46 ayetleri okunduğunda görülecektir ki;
      Allah,herkesin Kur’an’ı okuduğunda anlamasını istememektedir‘şeklindeki yanlış yorumun sebebi hatalı meallerdir.Zira ayetin meal ve izahı doğru yapıldığında söz konusu yorumun hiç bir mantıkı anlamı kalmıyor…!

      KEHF-57.AYETİN DOĞRU MEAL VE İZAHI !!!

      Rabbinin âyetleri kendisine hatırlatıldığında onlardan yüz çevirenden ve işlediği kötülükleri unutandan daha zâlim kim vardır? Bu nedenle biz de onu anlamak istemediklerine karşılık kalplerine örtüler,kulaklarına da ağırlıklar koyduk.Sen onları doğru yola çağırsan da asla doğru yola gelmezler…’’ şeklindedir. ‘’الله اعلم ‘’

      a ) Meallerdeki ‘’ onu (o Kur’ân’ı) anlamasınlar diye….‘‘ şeklindeki ifadeler yanlıştır..Zira yüce Allah,insanlar kur’an’ı anlasınlar diye gönderiyor,haşa anlamasınlar diye değil….

      b ) Zaten kalplerine perde,kulaklarına da ağırlık konulmadan önce de onlar Allah’ın ayetlerinden yüz çevirip anlamak istememiş ve inanmamış bir guruptur..Yani kalplerine perdeyi çektiren ve buna sebep olan kendileridir…!!!

      c) Bunlar inanmayanların tümü değil,kendilerine Allah’ın ayetleri defalarca hatırlatıldığı ve hakkıyle tebliğ aldıkları halde inanmayan Ebu Cehil,Ebu Lehep ve Velid Bin Muğire gibi bir kaç müşrik liderleridir.Bu nedenle ayetin sonunda‘’sen bu tip insanları doğru yola çağırsan da onlar doğru yola GELMEZLER…’’ deniliyor.

      İSRA-45,AYETİN DOĞRU MEAL VE İZAHI!

      ‘’Sen Kur’ân’ı okuduğun zaman, biz, seninle ahirete inanmıyanların arasına görünmez bir perde çekeriz….’’

      a ) Bu perde kur’an’ı dinleyip anlamamaları için değil,inanıp inanmayanları birbirinden ayıran manevi bir perdedir.Yani kur’an okunduğu zaman oradakiler menen iki guruba ayrılır,inanan grup, inanmayan gurup..İşte böylece manevi bir perde inananlar ile inanmayanlar arasına girer..inananları iman perdesi örter,inanmayanları da küfür perdesi örter..Zira yüce Allah peygamberine onlara kur’an’ı oku diyecek,ama haşa dinlemesinler diye bir perde de aralarına çekecek,öyle mi ???

      Aşağıdaki tefsir metni de bunun böyle olduğunu gösteriyor.

      ‘’الحجاب هو حجاب الكفر والايمان = انتم يا محمد فريقين فريق الايمان وفريق الكفر يعني يستركم حجاب الايمان ويسترهم حجاب الكفر الخ نقلا من تفسير { في ظلال القران }

      b) Aynı zamanda bu manevi perde kur’an okurken,tebliğ yaparken hz.peygamberi onların kötülüklerinden koruyan manevi bir perde ve engeldir…….Bu asla,dinleyip anlamalarını engelleyen bir perde değildir.Bu hz.peygambere kur’an okuyup tebliğ yaparken kendisine zarar vemek isteyenler hakkında inmiştir..Yani ‘’ ey Resulüm,sen kur’an okuyup tebliğ ederken seninle ahirete iman etmeyenler arasında manevi bir perde (engel) koyuyoruz. (böylece sana zarar veremezler) şeklindedir….Konuyla ilgili tefsir metni aşağıdadır..

      ‘’حجابا مستورا الخ } اي سا ترا لك عنهم نزل فيمن اراد الفتك بالنبي الخ { نقلا من تفسير الجلا لين – ص – 286 )

      İSRA-46.AYETİN DOĞRU MEAL VE İZAHI !

      ‘’ Ayrıca,onu anlamak istemediklerine karşılık kalplerine perdeler ve kulaklarına da bir ağırlık veririz.Sen,Kur’an’da Rabbinin birliğini yâdettiğinde onlar,canları sıkılmış bir vaziyette,gerisin geri dönüp giderler…’’ şeklindedir..

      Ayrıca KEHF-45.ayetin açıklamasındaki bütün maddeler aynen bu ayet için de geçerlidir. Özetle,onları dinleyip anlamaktan engelleyen söz konusu perde değildir.Zira söz konusu perde kalplerine çekilmeden önce de bunlar dinleyip anlamak ve inanmak istemiyordular. Bu perde dinleyip anlamak istememelerinin sonucudur.Sizin de ifade ettiğiniz gibi Yüce Allah kimseyi zorla kur’an’ına inandırmak istemez,iman gönül işidir,gönülden olması lazım.Gönülden değilse buna iman veya inanç denilmez…Özetle kalbini mühürleten veya anlamasını engelleyen biri varsa,o da insanın kendisidir….. Tekrar konuyla ilgili bu değerli açıklamlarınızdan dolayı size çok teşekkür ederim..

      Selam ve saygılarımla..

      • 1okuyucu dedi ki:

        Bilâl;

        Kendisine Rabbinin âyetleri hatırlatılıp da ona sırt çevirenden, kendi elleriyle yaptığını unutandan daha zalim kim vardır! Biz onların kalplerine, bunu anlamalarına engel olan bir ağırlık, kulaklarına da sağırlık verdik. Sen onları hidayete çağırsan da artık ebediyen hidayete eremeyeceklerdir. (kehf-57) (diyanet işleri başkanlığı)

        Biz, Kur’an okuduğun zaman, seninle ahirete inanmayanların arasına gizleyici bir örtü çekeriz. (isra-45) (diyanet işleri başkanlığı)

        Ayrıca, onu anlamamaları için kalplerine bir kapalılık ve kulaklarına bir ağırlık veririz. Sen, Kur’an’da Rabbinin birliğini yâdettiğinde onlar, canları sıkılmış bir vaziyette, gerisin geri dönüp giderler. (isra-46) (diyanet işleri başkanlığı)

        —-b ) Zaten kalplerine perde,kulaklarına da ağırlık konulmadan önce de onlar Allah’ın ayetlerinden yüz çevirip anlamak istememiş ve inanmamış bir guruptur..Yani kalplerine perdeyi çektiren ve buna sebep olan kendileridir…!!! (senden alıntı)

        —-Yüce Allah kimseyi zorla kur’an’ına inandırmak istemez,iman gönül işidir,gönülden olması lazım.Gönülden değilse buna iman veya inanç denilmez…Özetle kalbini mühürleten veya anlamasını engelleyen biri varsa,o da insanın kendisidir….. (senden alıntı)

        hiç kimse, kendisine peygamberim diyene inanmak zorunda değil, çünki kendisine peygamberim diyenin, tanrıyla konuştuğunun ispatı mümkün değil, Kuranın tanrısı olduğunu söyleyen varlıkta, hiç kimseye kendine peygamberim diyene inanmıyorlar diye çirkin yakıştırmalarda bulunamaz,

        çünki, peygamber gönderdiği iddia edilen bir tanrı, peygamber gönderdiğini BİLSE de, insanlar kendine peygamberim diyeni tanrının gönderdiğini BİLEMEZ,

        o nedenle insanlar kendine peygamberim diyene inanır veya inanmaz, bu da tanrı için sorun olmaz, zaten ortada bir sınav varsa, kendini tanrı olarak sunan, inanmayanları kendine sorun etmez, inanmayanların anlama, görme, duyma gibi uzuvlarını pasifize etme gereği duymaz, çünki pasifize etse de etmese de inanmayan inanmayacaktır, varsa görülecek hesabı, onun da yeri bellidir,

        ama işin aslının ne olduğunu anlayanları, kendine inananların gözünde, kalplerine mühür vurulmuş, gözleri kör edilmiş, kulakları sağır edilmiş, kuranla aralarına perde çekilmiş, şeytana uyanlar tayfası olarak gösterecek ki kendi tayfası bunların söylediklerini kaale almasınlar, almasınlar ki peygamber taraftar kaybetmesin, getirdiğini iddia ettiği din çöpe gitmesin,

        o nedenle, Kuranın tanrısı denilen sahte tanrının sözlerine itibar edip, bizi kalbine mühür vurulmuş, gözleri kör edilmiş, kulakları sağır edilmiş, Kuranla aramıza perde çekilmiş şeytanın tayfası olarak görme yanılgısına düşme, çünki pasifize edildiği söylenen uzuvlarımız faltaşı gibi açık!

        hemde esas şeytanın kim olduğunu anlayacak kadar açık!!!

        her şeyin ölümle bittiğine inanmak istemeyenlere, ya bu deveyi güdeceksin yada bu diyardan gideceksin dayatmasıyla önlerinde cennet cehennem gibi 2 alternatif seçenek olduğunu söyleyip, bana uyarsanız cennete, uymazsanız cehenneme gidersiniz tehdidiyle kendi amaçlarını gerçekleştirmek için taraftar toplama gayreti içerisinde olan şeytanları bilecek kadar açık!!!

        iyisimi siz, Kuranın tanrısına hiç sorgulamadan kayıtsız şartsız teslim olan alimleriniz gibi teslim olunki, sahibine en sadık hayvan olan köpek misali, sadık birer kul olasınız, bizim gibi dili sarkık köpeklerden olmayasınız,

        ayrıca tanrınızın bizimle ilgili düşünceleri hakkında bilmukabele diyorum,

      • MaMaLi dedi ki:

        Sevgili bilal!sen 21 yz lın cebraili olmalısın))orjinal bilal)))

  10. deist dedi ki:

    Dini inanç manevidir ve yıllarca işlenmiş bir öğretinin sorgulanması, hele ki sorgulayanların öldükten sonra çok ağır bir şekilde cezalandırılacakları iddia ediliyorsa, elbette ki zordur. İnsan içten içe “acaba mı?” dese de “ya doğruysa?” diye sormaktan alıkoyamaz kendini. İşte asıl mesele burada başlar. Sorgulamak… Sorguladıkça ve gerçeği görmeye başladıkça da tutamaz içindekileri. Paylaşmak ister diğer gerçeği görmediğini düşündüğü kişilerle. Aslında her birey uygarlık tarihini, dinler tarihini anlatan kitapları, semavi kitapları ve mitolojiyi okuyup birbiriyle kıyaslarsa bunların insan ürünü olduğunu ve birbirinden etkilendiklerini görebilir. Bu tür metafizik korkutmalar insanlar toplu halde yaşamaya başladıklarından beri onların belirli grupların istekleri doğrultusunda yönetilmesini sağlaması bakımından etkili olmuş ve topluluğa hakim olmak isteyenler tarafından farklı adlar altında kullanılagelmiştir. Yine insanlık tarihinin başlangıcından beri bu tür metafizik anlatımlara inanmayanlar mecazi olarak körlük, sağırlık, akılsızlıkla, sapkınlıkla suçlanmışlardır. Bu sayede insanları uyandırmaya çalışanlar saf dışı bırakılmışlardır. Bilim, evren, doğa vb birçok şey bir yüce Yaratıcının varlığını kanıtlar niteliktedir. Bu Yaratıcı ise yaratma, başka bir ifadeyle yoktan var etme özelliğine sahip olduğuna göre insana özgü olan dışlama, kayırma, torpil, korkutma, cezalandırma, hükmü altına alma, hırs, kıskançlık gibi davranışları sergilemesi, bazı milletleri diğerlerinden üstün tutması, bu gruba dâhil olmayanları yok sayması tuhaf olmaz mı? İnsandan üstün olduğuna göre insandan farklı olması gerekmez mi? Özetle sorgulamak cesaret ister ve sorgulamak düşünmenin ta kendisidir. Düşünmekse dünyada sadece insana özgü olan bir davranıştır. Bu nedenle Yaratıcının bize verdiği bu güzel özelliği kullanmaktan daha güzel ne olabilir?

    • ali dedi ki:

      Selamlar
      yukarida iki yorumda bulundum henüz cevap yazan olmadi.
      Sorgulamak…… evet ben tekrar söylüyorum sorgulamak islamin ve tabiki kuranin hemde tam temelinde vardir.
      Yoksa kuran Analiarinzin ve Babalarinizin dinini terk edin ya onlar yanlis yapiyorlarsa. dermiydi yani kuran bana diyorki senin annen ve babandan ögrendigin dini sorgula.
      Sizlerde bilirsiniz cocukluk dönemimizde önce aileden daha sonra cevreden aldigimiz bilgiler dogrultusunda kisiligimiz gelisir karakterimiz olusur olaylara bakis acimiz ve olaylari degerlendirmemizde bu ölcüye göredir.
      Kisacasi ailenin ve cevrenin bizim kisiligimizin cevresinde ördügü bir kisiliksizlik ve karaktersizlik duvari bulunuyor ve bu duvar ancak ve ancak sorgularasak yikilabilecek ve kendimize ait bir kisiligi ve karakteri olusturabilecegiz.
      Kisacasi cevre ve aile tarafindan bize gösterilen bütün ilahlari inkar edecegizki
      la ilahe illallah diyebilelim
      Ataist birisi herkesten önce kendisini sorgulayacak , islam mensubu kisi kendini , yahudi kendini , hiristiyan kendini sogulayacak yani benim sizi sorgulama hakkim yok ama kendimi sorgulama hakkini allah bana vermis. Tabi biz tam tersini yapip kendimizi birakip baskalarini sorguluyoruz eee bu daha basit
      Aslinda o kadar cok söyleyecek seyim varki keske karsilikli konusma firsati olsaydi inanin eger cani gönülden allahin dinini yasamak isterseniz bu kapi herkese acik.
      Neyse sorgulamak diyorduk……olayi söyle düsünün cok büyük bir tehdit altindasiniz hadi sorgulayin bakalim sorgulayabiliyormusunuz celikten bir duvar yikin yikabiliyormusunuz inkar etmek bana göre bu celikten duvarin icinde aciz kalmaktir en kolay ikinci yol budur inkar edersiniz yok dersiniz
      en kolayi ise bu celikten duvari kendinize yurt edinirsiniz ve bir din uydurur onunla tatmin olursunuz kuranda aynen böyle söylüyor ayeti buraya yazmiyorum isteyen olursa yazarim.
      Sizlere acizane tavsiyem sizlerde kendinizi sorgulayiniz.
      sorgulayiniz ve süphelerinizle yüzlesiniz. Belkide bir gün allah hepimize furkanlar verirde olaylara o gözle bakamak nasip olur buda kuranda bir ayettir isteyene numarasini verebilirim.
      bitirmeden önce noksani babanin bir siirinden alitiyi buraya yazmak istiyorum ve hepinize selam ediyorum.
      Deme yetmis iki millet hangisi beyhudedir sen seni fehmeyle sen küfrdeki imana bak.

      • 1okuyucu dedi ki:

        Ali;

        yukarida iki yorumda bulundum henüz cevap yazan olmadi.

        sorularını “deist” rumuzlu arkadaş cevaplamış,

        herhalde akıl gözün kapalı olduğu için görememişsin.

      • ali dedi ki:

        Selamlar 1 okuyucu kardes
        Birincisi cevap bana yazilmamis ikincisi o kadar yazimin icinde bula bula cevap yazacak
        “Kimse cevap yazmadi “dedigim yerimi buldun. Bu kadarmi icindeki kin nefret büyük ve bu kadarmi hosgörüden uzaksin farzedelimki cevap bana yazildi bende görmedim neden bu saldiri hemen akil gözün kapaliymis falan .
        varsa bir cevabin yaz yok bel altindan vuracaksan eger allah sanada selamet versin
        sana tafsiyem kinden ve nefretten uzak dur hasettende uzaklas cünki bunlar kalbine , aklina ve gözünün önüne perde olurda o zaman gercektende kör olursun yasiyorum zannedersinde ölüden farkin olmaz.
        Simdi eger benim yazdiklarima bir elestirin varsa samimiyetle okurum sen hakliysan haklisinda derim yok eger 5 yasindaki cocuklar gibi biribirimizin yüzünü cirmalayacaksak bundan sonra yazacagin hic bir seye cevap vermeyecegim.
        selametle.

      • 1okuyucu dedi ki:

        Ali;

        —-Kim, kendisine Rabbinin âyetleri hatırlatılıp da onlardan yüz çeviren ve elleriyle yaptığını unutandan daha zalimdir? Şüphesiz biz, onu anlamamaları için, kalplerine perdeler gerdik, kulaklarına da ağırlıklar koyduk. Sen onları hidayete çağırsan da artık ebediyen hidayet bulamazlar.İsra: 45-46.

        Biz, Kur’an okuduğun zaman, seninle ahirete inanmayanların arasına gizleyici bir örtü çekeriz.Onu anlayamamaları için kalplerine örtüler, kulaklarına da bir ağırlık koyarız. Kur’an’da Rabbini tek olarak andığın zaman nefretle arkalarını dönüverirler.Neden?

        Allah, kitapları ve peygamberleri kendisine inandırmak ve insanları doğru yola çağırmak için göndermemiş midir? (senden alıntı)

        sen sorularına cevap almadığını söyleyince, ben akıl gözümle baktığımda, “deist” rumuzlu arkadaşın, sorularının hepsine birden cevap vermiş olduğunu gördüm? yani inanç konusunun sosyal boyutunu anlatarak cevaplamış, herhalde verilen cevap umduğun bir cevap olmadığı için görmezden gelmişsin diyeceğim ama

        yukarıda sorduğun sorunun cevabının isra 45-46’da verilmiş olduğunu da görememişsin,
        dolayısıyla Kuran ayetlerine de kör gözle baktığını anladığım için senin o cevabı da göremediğin kanısına vardım,

        o nedenle kusura bakma, gördüğün gibi, Kuranın tanrısı bizim kalp gözümüzü mühürlenmiş, gözlerimizi kör etmiş, kulaklarımız tıkamış olduğundan nato mermer nato kafa kalmışız.

        sana bir tavsiyede bulunayım, sizin alimleriniz bile sorgulamadan kayıtsız şartsız teslim olmuşken, sakın Kuran ayetlerine eleştiri getiren sorular sormaya kalkma, (isra 45-46 ) sonra imanını sakatlarsın,

        iyisimi sen hiç soru sorma.

      • ali dedi ki:

        Ya ne ilginc bi insansin sen kardesim ya
        o senden alinti dedigin yer varya o benim yazdigim soru degil yazar arkadastan alinti yapmistim
        altinada cevabi yazmistim .
        Deist arkadasta eger buradaysa benim yazimami elestiri getirmis yoksa kendisimi bir yorumda bulunmus aciklasada sende rahat etsen bende.
        dedigim gibi kin , nefret ve haset akli yolundan cikarir görüyorum dersinde burnunun ucundan haberin olmaz.

      • 1okuyucu dedi ki:

        Ali;

        —-dedigim gibi kin , nefret ve haset akli yolundan cikarir görüyorum dersinde burnunun ucundan haberin olmaz. (senden alıntı)

        aksine, öyle çirkin bir duyguya hiçbir zaman sahip olmadım asla da olmayacağım, kin ve nefret duygusu taşıyan insanlardan ise hiç hoşlanmam, onlardan olabildiğince uzak durmaya çalışırım,

        orta doğuda Müslümanların birbirlerini boğazlamalarına benden daha çok üzülecek birinin olduğunu da sanmıyorum, dinini reddetmiş olsam da içlerinde birlikte yaşadığım bir alemin acılarına duyarsız kalacak biri değilim, öldüreninde öleninde Allahuekber diye bağırmalarına kızsamda yinede duyarsız kalacak biri değilim,

        ama müziplik huyum vardır, bazen kinayeli konuşurum, ama onu bile art niyetle yapmam, şöyle düşünürüm, eğer karşımdaki hoşgörülü biriyse o da beni ti’ye alır birlikte tebessüm etmiş oluruz diye düşünürüm,

        birde kuranın tanrısının bize yaptığı yakıştırmalara çok kızarım, senin o ayetleri oraya bize hakaret etmek için koymadığını, sorduğun sorudan anladığım için takılayım dedim hepsi bu,

      • ali dedi ki:

        1 okuyucu arkadasima
        kardesim niyetim seni kirmak falan degildi aslinda
        bende seni yazdiklarimla rencide ettiysem gercekten cok özür dilerim .
        yazi dilimde mimikler olmadigindan bazen yanlis anlasilabiliyoruz aslinda ben bu cümlelerle seni direkt olarak kastetmemistim bir genellemeydi bu yani herkes icindi
        senden ricam yazdiklarimi tekrar okursan aslinda ikimizin arasinda fazla bir fark yok veya noksani babadan alinti yapmistim onu bi anlamaya calissan aslinda ne demek istedigimi anliyacaksin.
        Benim inanki ataistlere karsi bir nefretim söz konusu degil aksine sizleri severimde
        siz yanacaksiniz ben cennete hoppa da demiyorum ama meseleleri konusarak asabiliriz diye düsünüyorum.
        ben sunu söylüyorum o sizi inkara götüren gördügünüz din allahin dini degil insanlar tarafindan uydurulmus zamanla yozlasmis bir din oldugunu söylüyorum.
        hz.ibrahim putlari kirdiginda ne söylemisti ” SIZ BU PUTLARA ARNIZDAKI ALIS VERISI YÜRÜTMEK ICIN TAPIYORSUNUZ” Ayni buna benzer bir din.
        Herneyse ben tekrar send3n özür diliyorum selametle ins.

      • 1okuyucu dedi ki:

        Ali;

        —-yazi dilimde mimikler olmadigindan bazen yanlis anlasilabiliyoruz (senden alıntı)

        —-Öncelikle sunu belirtmem lazim yazinizi tamamen okumadim , acikcasi benim icin oldukca slklclydl. (buda başka bir mesajından alıntı)

        yanlış anlaşılmalar her zaman olur, önemli olan fazla uzatmamak,

        aslında ben senin mesajlarını okurken yukarıdaki cümlene takılmıştım,
        herhalde kullandığın klavyede Türkçe karakterler yok ki sıkıcı kelimesini nasıl yazacağın konusunda bir hayli sıkılmışındır diye düşündüm,

        yani klavyende “ı” harfi olmadığı için “l” harfi kullanmak zorunda kalman konusunda sıkılmışsındır diye düşündüm, tabi birazda hafifçe gülümseyerek,

        bana göre akıl gözü, kalp gözü diye bir şey olmaz, herkeste düşünen bir beyin vardır,
        samimiyet (ihlâs) denen düşünceyi de bize beyin denen organımız sağlar,

        ama eski insanlar duygularımızı yöneten nesnenin beyindeki akıl değilde kalp olduğunu sandıkları için kalp gözü diye bir şey uydurmuşlar,

        şimdilik bu kadar? selâmetle kal.

    • yujah dedi ki:

      süper…kardeşim!

    • bir kul dedi ki:

      deist dedi ki:
      24/07/2014, 20:48 BU TARİHLİ YAZINA İSTİNADEN YAZDIM

      …..Özetle sorgulamak cesaret ister ve sorgulamak düşünmenin ta kendisidir. Düşünmekse dünyada sadece insana özgü olan bir davranıştır. Bu nedenle Yaratıcının bize verdiği bu güzel özelliği kullanmaktan daha güzel ne olabilir?DEMİŞSİN

      NOT

      İŞTE SANA BU KİTABIN SAHİBİ SAMİMİ BİR ŞEKİLDE OKU VE SORGULA DİYOR
      İŞTE SANA TÜM TEKNOLAJİ HERTÜRLÜ TEKNOLAJİYİDE KULLAN İŞTE SANA VE SENİN GİBİ DÜŞÜNENLERE COK GÜZEL BİR FIRSAT NE KADARDA KOLAY ZATEN YOLUN COGUNU KAT ETMİŞSİN GERİYE İSPAT ETMEM KALIYOR ODA ÇOK ZOR BİRŞEY DEGİLKİ SENİNGİBİ GERCEK SORGULAYAN GERCEGİ KAVRAYAN GERCEKLE SAHTEYİ AYIRT EDEBİLEN KAVRAYAN BİR İ OLARAK

      KUR’AN MEYDAN OKUYOR !

      Kur’an emsalsiz olduğuna ve benzerinin oluşturulamayacağına dair meydan okuyan bir kitaptır. Bu meydan okuma şu dört ayetle yapılmış ve kademe kademe gerçekleştirilmiştir.

      Önce inkarcılardan o zamana kadar inen kısmının benzerinin getirilmesini talep eder:

      ‘’ De ki: Bütün insanlar ve görünmeyen gizli varlıklar ( cinler ) bu Kur’an’ın bir benzerini ortaya koymak için bir araya gelselerdi ve bir birlerine bu konuda destek olmak için ellerinden ne geliyor ise yapsalardı, yine onun benzerini ortya koyamazlardı. ‘’ ( İsra, 17/ 88 )

      Bu meydan okuyuşuna inkarcılardan bir cevap gelmez.

      Sonra meydan okuyuşundaki isteği daraltır ve Kur’an’ın tamamından onun içindeki 10 sureye talebini indirir:

      ‘’ Yoksa onu kendisi mi uydurdu diyorlar. ‘ De ki: Haydi siz yalan üzere uyduruşmuş olarak O’ nun benzeri 10 Sure getirin ve eğer doğru sözlüler iseniz Allah’tan başka güç alabileceğiniz herkesi de yardıma çağırın. ‘’ ( Hud, 11/13 )

      Bu 10 Sure talebine de kimse cesaret edip cevap veremez, yani bir şeyler ortaya koyamaz.

      Son safhada meydan okumada talebini daha da indirir ve tek bir Sure getirmelerini ister.

      ‘’ Eğer kulumuza indirdiğimiz Kur’an’ın Allah katından olduğundan şüpheniz varsa, O’ nu ( Muhammed ) uydurdu diyorsanız, haydi siz de bu Kur’an’ın herhangi bir Suresinin benzerini getirin. ‘’ ( Yunus, 10/38 )

      İşte bu Mekke’de inen üç ayetle meydan okumasından bir sonuç alamayınca Medine’de inen bir ayetle, bu işin hiç bir zaman oluşturulamayacağının altını çizer:

      ‘’ Eğer kulumuza indirdiklerimizden şüpheye düşüyor iseniz Allah’tan başka tüm yardımcılarınızı da çağırın.

      Ama bunu yapamazsınız, hiçbir zaman da yapamayacaksınız, o halde bundan vaz geçin, yakıtı insanlar ve taşlar olan o cehennem ateşinden sakının. Çünkü o ateş inkarcılar için hazırlanmıştır. ‘’ ( Bakara, 2/23-24 )

      Bu ilahi sözler şimdiye kadar hiçbir benzerinin oluşturulamadığının ve kıyamete kadar da oluşturulamayacağını kesin bir dille belirtir.

      Bu demek değildir ki hiç kimse buna teşebbüs edemeyecektir. Bilakis bir çok insan bu güne kadar buna kalkışmıştır. Bu günden sonra da böyle haddini bilmezler olacaktır.

      Ama bunların hiç biri Kur’an’ın benzeri, misli ve dengi olmamıştır, olamaz da…

      NOT BU KİTAP BİR BEŞERE AİT OLSA İDİ CÜRÜTÜLÜRDÜ BU KESİNDİR TEKRAR EDİYORUM EGER BU KİTAP BİR BEŞERE AİT OLSA İDİ AMA MUTLAKA VE MUTLAKA CÜRÜTÜLÜRDÜ BENİM AKLIM VE MANTIGIM BİR BEŞER HER NE YAPMIŞ VE HER NE YAZMIŞ İSE KESİNLİKLE BİR BAŞKA BEŞER OLAN BİRİ ONUN HERNE YAPTI VE HER NE YAZDI İSE HEM AYNISINI HEMDE DAHA İYİSİNİ HEMDE EN KÖTÜSÜNÜ YAPMIŞTIR VE YAPAR İŞTE BU BİR SAGLAMADIR AKILI İNSAN AKIL VE MANTIGINI KULANIR ASLA MEYDAN OKUMAYA KARŞILIK VEREMEYEN BEŞERE GÜVENMEZ AKIL VE MANTIGI İLE DÜŞÜNEN BİR İNSAN

      SORU
      NİYE BU KİTABIN SAHİBİ MEYDAN OKUMUŞ KEN GECMİŞTEKİ İNKAR EDENLER VE ŞİMDİKİ LER KOLAY YOL OLAN MEYDAN OKMAYI BENİMSEMEK VARKEN NİYE ZOR OLAN SAVAŞLARI SECMİŞTİR HALADA MEYDAN OKUMA ORTADA DURUYORKEN HELE HELE TEKNOLOJİDE COK İLERİDE İKEN HERTÜRLÜ YARDIMI ALABİLECEGİNİZ TEKNOLOJİ ELİNİZİN ALTINDA DURUYORKEN NİYE HALA KOLAY YOL VARKEN YİNE COK ZOR OLAN İFTİRA KARALAMA HAKARET YANLAN DOLANI SECİYORSUNUZ BUNU AKKLIM ALMIYOR
      NİYE COK KOLAY BİR YOLU SECMİYORSUNUZ OKADARMI KENDİNİZE GÜVENMİYORSUNUZ HAYRET 1400 SENE ÖNCE TAŞ ÇATLASIN NUFUSU FARAZA YÜZ MİLYONU GECMEYEN OLASI BİR RAKAMA MEYDAN OKUMUŞ OLAN BU KİTABIN SAHİBİ YÜCE ALLAH MEYDAN OKUMAYIDA SONLANDIRMAMIŞKEN HATTA MEYDAN OKUMASINA HİÇ BİR ZAMANDA YAPAMAYAKSINIZ DA DİYEREK KIYAMETE KADARDA MEYDAN OKUMASI ORTADA İKEN ŞU AN DÜNYANIN NUFUSUDA 7 MİLYAR KÜSUR İKEN YANİ İŞİNİZ OKADARDA KOLAYLAŞMIŞ KEN HALADA MÜÇADELENİZİ AKIL VE MANTIK YOLU İLE DEGİLDE KURALSIZ KURAL DIŞI HERYOLU SECEREK DEVAM EDİYOR OLMANIZI ANLAMIŞ DEGİLİM YANİ BU DURUMUN ASLINDA İSPAT OLDUGUNU KABULLENMİŞ OLDUGUNUZUN GÖSTERGESİ DİR BİR İNSAN DÜŞÜN İSPATLAYAMAMIŞMIŞMIŞ NAKARATININ ÖTESİNDEGECEMİYORKEN BAŞKA BİR ŞEY DİYEMİYORSA KENDİSİDİE BU DURUMUN FARKINDA DEMEKTİR

      BUNUN BAŞKA BİR YOLU YOKTUR TEK BİR YOL VAR MEYDAN OKUMAYA CEVAP YA YAZAK CÜRÜTECEKSİNİZ

      YADA KABULLENMESENİZDE İNANMASANIZDA MEYDAN OKUYAMADIK BU YÜZDEN BU KİTABIN SAHİBİNİN DOGRU SÖYLEDİGİNİ KABULLENECEKSİNİZ KABULLENMEK İLLAKİ İNANMAK DEMEK DEGİLDİR KABULLENİRSİNİZ SONRADA DERSİNİZKİ BEN KENDİ HEVA VE HEVESİMLE YAŞAMAK İSTİYORUM YÜCE ALLAH DA ZATEN KİMSEYİ ZORLAMIYOR KENDİSİNDEN KENDİSİ COK EMİN SONUNDA BANA DÖNECEKSİNİZ DİYOR

      RAD 13/31 Eğer, Kur’ân ile dağlar yürütülmüş veya yeryüzü parçalanmış yahut ölüler konuşturulmuş olsaydı, kâfirler yine inanmazlardı. Halbuki bütün işler Allah’a aittir. İnananlar hâlâ anlamadılar mı; Allah dilerse, bütün insanları yola getirebilirdi. Allah’ın sözü yerine gelene kadar, yaptıklarından ötürü, inkâr edenlerin ya başlarına yahut evlerinin yakınına düşecek bir vurucu felâketin gelmesi kaçınılmazdır. Doğrusu, Allah verdiği sözden caymaz.

      PEYGAMBERLER SADECE YÜCE ALLAH IN ELCİ SİDİRLER BUNLAR DA SADCE YÜCE ALLAH IN EMRİNİ YERİNE GETİREN ASLA VE VE ASLA EMRİN DIŞINA CIKMAYAN İNSANLIKTA EN ÜST SIRAYI ALMAYI LAYIKI İLE HAK EDEN ERDEMLİ ONURLU SAYGIN BİRER ÖRNEK İNSALARDIR

      3:184 – Eğer seni yalanladılarsa, senden önce açık deliller, hikmetli sayfalar ve aydınlatıcı kitap getiren peygamberler de yalanlanmıştı.

      Zebur
      4:163 – Muhakkak biz, Nuh’a ve ondan sonra gelen peygamberlere vahyettiğimiz gibi, sana da vahyettik. İbrahim’e, İsmail’e, İshak’a, Yakub’a, torunlarına, İsa’ya, Eyyûb’a, Yunus’a, Harun’a ve Süleyman’a da vahyettik. Davud’a da Zebur’u verdik.

      17:55 – Rabbin göklerde ve yerde olan kimselerin hepsini en iyi bilendir. Andolsun ki biz, peygamberlerin kimini kimine üstün kıldık. Davud’a da Zebur’u verdik.

      21:105 – And olsun ki, Tevrat’tan sonra Zebûr’da da yeryüzüne ancak iyi kullarımın mirasçı olduğunu yazmıştık.

      İYİ DÜŞÜNCELER

      • rammsteinn dedi ki:

        zeburdan bölümler.
        bunları yazan tanrı mı yoksa ülkesini kutsal kitap ile yönetmeye çalışan bir kralmı ?
        —————————————

        Ya RAB, düşmanlarım ne kadar çoğaldı,
        Hele bana karşı ayaklananlar!

        Birçoğu benim için:
        “Tanrı katında ona kurtuluş yok!” diyor

        Ama sen, ya RAB, çevremde kalkansın
        Onurum, başımı yukarı kaldıran sensin.

        RAB’be seslenirim,
        Yanıt verir bana kutsal dağından.

        Yatar uyurum,
        Uyanır kalkarım, RAB destektir bana.

        Korkum yok

        Çevremi saran binlerce düşmandan.

        Ya RAB, kalk, ey Tanrım, kurtar beni!

        Vur bütün düşmanlarımın çenesine,

        Kır kötülerin dişlerini.

        Sana seslenince yanıt ver bana,

        Ey adil Tanrım!

        Ferahlat beni sıkıntıya düştüğümde,

        Lütfet bana, kulak ver duama.

        RAB, öfkeyle azarlama beni,

        Gazapla yola getirme.

        Lütfet bana, ya RAB, bitkinim;

        Şifa ver bana, ya RAB, kemiklerim sızlıyor,

        Çok acı çekiyorum.

        Ah, ya RAB!

        Ne zamana dek sürecek bu?

        Gel, ya RAB, kurtar beni,

        Yardım et sevginden dolayı.

        Çünkü ölüler arasında kimse seni anmaz,

        Kim şükür sunar sana ölüler diyarından?

        İnleye inleye bittim,

        Döşeğim su içinde bütün gece ağlamaktan,

        Yatağım sırılsıklam gözyaşlarımdan.

        Kederden gözlerimin feri sönüyor,
        Zayıflıyor gözlerim düşmanlarım yüzünden.

        ————————————

        bu satırların sahibi tanrı mı davud mu?
        şiir kitabıdır zebur. tanrıya yakaran bir kralın yazdığı şiirlerdir. bunu kuranın tescil etmesi kuranı zaten ele veriyor.
        şıracının şahidi bozacıdır misali.

        müslümanlar kendi kitapları harici diğer kitapların değiştirildiğini söyler. değişen acaba ne? bunu diyenler acaba zeburu okudu mu? zira zebur baştan aşağı bir yakarış kitabıdır.
        bunun neresi değişmiş. kaç satırı değişmiş?
        değişse bile değişmemiş mantıklı yeri var mı ki?
        yahudiler bu değişme lafını inkar ederler. islam da onları inkar eder.
        herkes kendince diğerini inkar ediyor. tanrı 3 din gönderiyor hepsi birbirini inkar ediyor.
        çok da başarılı bir tanrı olmasa gerek.

        kuranı okumayan %95 lik kısım zaten diğer kitapları okumamıştır. zeburun bir şiir kitabı olduğundan bir yakarış dilenme kitabı olduğundan habersizdir. ama içeriği hakkında tek söyleyeceği şey “değişmiş” olduğudur. yoksa bu satırları yazdıranın tanrı olduğu nasıl savunabilinir ki?

        din lafazanlık sanatı gibi.
        eğer ikna edebilirsen keloğlanı bile peygamber ilan edebilirsin.

  11. sercan dedi ki:

    ALI deıst arkadaş senın ısmını vermeden sana cevap vermış …bunu 1 okuyucu arkadaşımda nazıkçe sana soyluyor …akıl gözün kapalı demesı senın bukadar zoruna gıdıyorsa sana bu sıteye …helehele facebook asla gırmenı tavsıye etmem …asıl kavga ısteyen sensın adamın bır kelımesınden onlarca aşağılayıcı şeyler sen ona yazmışsın ….sen buralar da yenısın galıba ,,,,1 okuyucu ve toro arkadaşlar senı burada felsefesığle ve matığıyla çok ezerler benden uyarı ….senın gıbı çok kımse geldı geçtı burada ..şimdi hiç bır haber alınamıyor ….saygılar….

    • ali dedi ki:

      Ya sercan kardes yani zoruma falan gittiginden degil ama inanki cok yoruldum böyle gereksiz tartismalardan.
      simdi sende gereksiz yere yazmissin neden baskalarinin arkasina gizleniyorsunki o beni ezermis bu beni ezermis ya senin yorumlarima söyliyecegin birsey varsa sen beni ez hem mesele ezmek veya ezilmek degilki bir konu acilmis herkes fikrini söylüyor bende söyledim olay bu kadar bakarsin hosuna gider veya gitmez kisileri suclamak bana göre degil bu bana göre cirkeflesmektir.
      1 okuyucu arkadas biseyler yazmisti bende ona yazdim simdi benim merak ettigim ikimizin arasindaki konuya sen niye dahil oldun?
      senin söyleyecegin bisey varsa yorumlarla alakali ama lütfen
      cevap yazicam aksi taktirde bu buraya yazdigim son yazimdir herkese tekrar selamlar

    • bilal dedi ki:

      Sercan bey,

      Aman dikkatli olun,her kesi ezip geçen 1okuyucu ve Toro arkadaşlar kazaen sizi de ezip geçmesinler ! Saygılar…

      • sercan dedi ki:

        bilal bey sızı oncelıkle mucadelınızden dolayı kutlarım …..ama sızın doğruyu konuştuyunuz anlamına gelmez yanlış anlamayın ,,,sizin kankalar isimlerını vermeme gerek yok ..bazıları pes edıp kaçtı bazıları yorumları görmezden gelip ..cevap yazmadı ….ama sizin de inanılmaz bır mucadelecı tarafınız var ….her seferınde 1 okuyucu ve toro arkadaşlardan inanılmaz kroşeler yemenıze ramen yıne ayaktasınız …..ayrıca toro ve 1 okuyucu arkadaşların fıkrıne ben herzaman katılıyorum ….benı ezmelerı için bir ..durum yok ..bence sız .kendızı fazla ezdırıpde sizide bu sıtede kaybetmeyelım ….muhalefet yapacak adam kalmadı ya ……saygılar bılal bey ……

    • 1okuyucu dedi ki:

      Sercan;

      —-1 okuyucu ve toro arkadaşlar senı burada felsefesığle ve matığıyla çok ezerler benden uyarı (senden alıntı)

      ben doğru bildiğim düşüncelerimi demagoji yapmadan tüm samimiyetimle savunuyorum,

      bunu yaparken ezilenler var mı? yok mu? düşüncesinde değilim, eğer ezilenler varsa bu benim değil onların sorunu, gerçi bunu, bazılarının hakarete başlamasıyla anlıyorsam da hiç aldırmıyorum, çünki ağız dalaşına girmek bana göre değil,

      yapabileceğim tek şey, hakaret edene yaptığının yakışıksız olduğu söylemektir,

      eğer okuduysan, toroyla evrenin yaratılışı hakkındaki kendi aramızdaki söyleşimizde, bazı ayrıntılarda hemfikir olsak ta, özünde (yaratılış şeklinde) ayrıldığımız için hemfikir olmuş sayılamayacağımızı biliyor olmalısın,

      yani çok değer verdiğim kişilerle bile fikir alışverişinde bulunurken, karşımdakine yaranmayı düşünmeyip doğru bildiğimden şaşmıyorum, aynı toro gibi…

      özetle söylersem, düşüncelerimi savunurken tribünlere oynamak gibi bir düşünceye asla sahip değilim, çünki ben düşüncelerimi tüm samimiyetimle ve ciddiyetimle savunuyorum,

      yani söylemlerimi beğenenler varsa, o da benim sorunum değil,

      ara sıra dokundurmalar yapsam da müzip biri olduğumu da söylüyorum ama asla art niyetli biri değilim,

    • toro dedi ki:

      Sayın Sercan,

      Amaç olarak ezmek yok! Farklı bir açıdan bakmaya davet var! İşin güzel yanı daveti açıktan değil imalı olarak yapıyorum! Ben ezberini savunmaya çalışanlara ezberinde bir dünyevi inanç olmadan yanıt vermeye çabalıyorum. Benim için insanların kendi tercihleriyle yol ettiği inançları kutsaldır. Ama bunun bir sınırı vardır! Kendi kutsallarını benim kutsalım yapmaya, ya da benim de kutsalım olduğunu dayatmaya başladıklarında bende konuşmaya başlarım! Ama ne kadar konuşursam konuşayım, karşımdakilerin insan olduklarını ve onlarla fikir yarıştırdığımı unutmam! Yenmeye, ezmeye, yok etmeye çalışmıyorum! Benim fikri sınırlarımı İlhak etmeye çalışanlara bir şeyler söylüyorum! Haliyle kendilerinin ezberleri haricinde bir şeyler duymaya alışkın olmayanlar rahatsız olabilir, yapacak birşey yok! Onu benim sınırlarıma girmeye çalışmadan önce düşüneceklerdi!

      Sizden ricam, yaptığım şeyleri tanımlamak için kullanacağınız kelimeler içinde EZMEK olmasın!

  12. sercan dedi ki:

    ALI sen burayı sanırım özel bır yazışma sıtesı sandın senın veya benım yazdıklarıma herkes karışabılır kardeşım ….zaten boyle olmasa bu işin bır lezzetıde olmaz ….tartışmaya gelecek olursak senle tartışırız her zaman …..saygılar ..

  13. sercan dedi ki:

    sayın bır okuyucu sızı art nıyetlı olarak değil ve başkaların kötüluk yapan bırı olarak değil
    tam tersi sorgulayıcı ,,,detaycı ve mantık süzgecinizi kullanarak …kırmadan dökmeden hakaret etmeden …tartıştığınız kışileri bilginizle ezmeniz …..ezmede mecazi anlamda … bu sızın art nıyetlı olduğunuz anlamına gelmez …saygılar ….

  14. BALAMİR dedi ki:

    BİR MÜMİN OLARAK ATEİST ARKADAŞLARI TEBRİK EDİYORUM.. ARAŞTIRMACI, SORGULAYICI, DETAYCI, KENDİ İÇİNDE TUTARLI VS… EN AZINDAN KURU KURUYA İNANIYORUM DEMİYORLAR

    • 1okuyucu dedi ki:

      BALAMİR;

      Sana Kitap’ı indiren O’dur. Onda Kitap’ın temeli olan kesin anlamlı ayetler vardır, diğerleri de çeşitli anlamlıdırlar. Kalblerinde eğrilik olan kimseler, fitne çıkarmak, kendilerine göre yorumlamak için onların çeşitli anlamlı olanlarına uyarlar. Oysa onların yorumunu ancak Allah bilir. İlimde derinleşmiş olanlar: ‘Ona inandık, hepsi Rabbimiz’in katındandır’ derler. Bunu ancak akıl sahipleri düşünür; (ali İmran-7)

      Ey İnananlar! Size açıklanınca hoşunuza gitmeyecek şeyleri sormayın. Kuran indirilirken onları sorarsanız size açıklanır (ama üzülürsünüz). Allah sorduğunuz şeyleri affetmiştir. Allah Bağışlayan’dır, Halim’dir.(maide-101)

      Bilmediğin şeyin ardına düşme; doğrusu kulak, göz ve kalp, bunların hepsi o şeyden sorumlu olur. (isra-36)

      Sana Kitap’ı indiren O’dur. Onda Kitap’ın temeli olan kesin anlamlı ayetler vardır, diğerleri de çeşitli anlamlıdırlar. Kalblerinde eğrilik olan kimseler, fitne çıkarmak, kendilerine göre yorumlamak için onların çeşitli anlamlı olanlarına uyarlar. Oysa onların yorumunu ancak Allah bilir. İlimde derinleşmiş olanlar: ‘Ona inandık, hepsi Rabbimiz’in katındandır’ derler. Bunu ancak akıl sahipleri düşünür; (ali İmran-7)

      şansına küs, sizin tanrınız size sorgulamayı yasaklamış,

      ali İmran-7’de alimleriniz bile kayıtsız şartsız teslim olmuş, o nedenle sizin sorgulama hakkınız hiç yok,

      maide-101’de sanki açıklanınca zorunuza gideceğini önceden biliyormuşsunuz gibi, (yani müneccim bilmem nesi yemişsiniz gibi) açıklananlarla ilgili soru sormayın diyor, sonra …

      isra-36’da bilmediğiniz şeylerin ardına düşmeyin diyor, yani bilmediğiniz şeyleri öğrenmeye çalışmayın diyor, insan bilmediği şeyin ardına düşmezse o şeyi nasıl öğrenebilir sorusunu da sormaya kalkma, sonra….

      ali İmran-7’de, anlaşılamayan (müteşabih) ayetlerin peşine düşmeyin, düşerseniz kalbiniz eğrilir, imanınız sakatlanır da, sonra … diyor,

      o nedenle sizin sorgulamadan kayıtsız şartsız teslim olmanız şartı getirilmiş, sorgularsanız güme gidersiniz, sonra … bulursunuz cenneti diyor!

      bu durumda, uzaktan yalanıp yutkunmaktan başka çareniz yok,

      ne yapayım benimde kokorece alerjim var, uzaktan koklamakla yetiniyorum,

      bu arada, ben ateist değilim. mesajını ateistlere hitaben yazdığın için ateist olmadığımı belirtmek zorunda kaldım.

      • kadir dedi ki:

        okuyucu…

        “ey İnananlar! Size açıklanınca hoşunuza gitmeyecek şeyleri sormayın. Kuran indirilirken onları sorarsanız size açıklanır (ama üzülürsünüz). Allah sorduğunuz şeyleri affetmiştir. Allah Bağışlayan’dır, Halim’dir.(maide-101)

        “Bilmediğin şeyin ardına düşme; doğrusu kulak, göz ve kalp, bunların hepsi o şeyden sorumlu olur. (isra-36)”

        şansına küs, sizin tanrınız size sorgulamayı yasaklamış, senden alıntı…

        maide 101. ayette cahiliye döneminde uygulanan şeylerin kuran tarafından yasaklanması ve yeni uygulama getirilmesi hakkındadır.. kuran ile gelen yeni uygulama bazılarının hoşuna gitmemekte atalarının geleneklerini terk etmek istememektedirler..

        isra 36. ayette bilmediğin şeyler hakkında ön yargılı olma yanılabilirsin deniliiyor.. bir şeyi bilmeden biliyormuş gibi fikir sunmak. bir konuda ustalaşmadan kendine görev edinmek.. gibi …

        okuyucu… ayetleri düşünmeden bir metin gibi okuduğunu nasılda belli ediyosun.. nickini o yüzden mi “okuyucu” yaptın..

        evet bir okuyucu faciasıyla daha karşı karşıyayız..

      • 1okuyucu dedi ki:

        Kadir;

        Ey İnananlar! Size açıklanınca hoşunuza gitmeyecek şeyleri sormayın. Kuran indirilirken onları sorarsanız size açıklanır (ama üzülürsünüz). Allah sorduğunuz şeyleri affetmiştir. Allah Bağışlayan’dır, Halim’dir.(maide-101)

        Sana Kitap’ı indiren O’dur. Onda Kitap’ın temeli olan kesin anlamlı ayetler vardır, diğerleri de çeşitli anlamlıdırlar. Kalblerinde eğrilik olan kimseler, fitne çıkarmak, kendilerine göre yorumlamak için onların çeşitli anlamlı olanlarına uyarlar. Oysa onların yorumunu ancak Allah bilir. İlimde derinleşmiş olanlar: ‘Ona inandık, hepsi Rabbimiz’in katındandır’ derler. Bunu ancak akıl sahipleri düşünür; (ali İmran-7)

        —maide 101. ayette cahiliye döneminde uygulanan şeylerin kuran tarafından yasaklanması ve yeni uygulama getirilmesi hakkındadır.. kuran ile gelen yeni uygulama bazılarının hoşuna gitmemekte atalarının geleneklerini terk etmek istememektedirler.. (senden alıntı)

        Maide 101’de, ayetler size açıkladığımızda hiçbir şey sormadan ayetleri kabul edin deniyor,

        bahane olarakta açıklandığında hoşunuza gitmeyecek şeyleri sormayın deniyor, soru soranlar, açıklandığında, açıklanacak şeyi biliyorlar mı ki hoşlarına gidip gitmeyeceğini bilsinler, zaten bilseler soru sorma gereği duymazlar,

        ayrıca, atalarının geleneklerini terk etmek istemeyenler, atalarının dinine dönerler,
        zaten Müslüman olanlar atalarının dinini terk ederek Müslüman olmadılar mı?

        o halde, Kuranın getirdiği dine tabi olanlar, Kuranla gelen bir uygulamayı, atalarımızın geleneklerine uyuyor mu? uymuyor mu? diye sorgulamaz,

        işte maide 101, hiçbir şey sormadan gelen ayetleri kabul edin diyor,

        —isra 36. ayette bilmediğin şeyler hakkında ön yargılı olma yanılabilirsin deniliiyor.. bir şeyi bilmeden biliyormuş gibi fikir sunmak. bir konuda ustalaşmadan kendine görev edinmek.. gibi … (senden alıntı)

        bilmediğin şeyler hakkında ön yargılı olma demiyor, bilmediğin şeylerin ardına düşme diyor, bir insan bilmediği şeylerin ardına düşmezse, bilmediği şeyleri nasıl öğrenebilir?

        doğal olarak insan bilmediği şeyleri öğrenmek ister, o nedenle insanoğlunda merak etmek gibi bir özellik vardır, bir insan bildiği şeyleri merak etmeyeceğine göre bilmediği şeyleri merak edip öğrenmeye çalışacaktır,

        yani isra-36, açıkça bilmediğin şeyleri öğrenmek için sorma, sana açıklananla yetin diyor,

        ali İmran-7’den söz etmemişsin, o ayettede müteşabih ayetleri sorgulamayın diyor, sorgularsanız güme gidersiniz diyor,

        bir insanın müteşabih ayetleri sorgulamaması için müteşabih ayetlerin hangileri olduğunu kesin kes bilmesi gerekir! eğer bilmezse muteşabih bir ayeti muhkem, muhkem bir ayeti müteşabih ayet sanabilir, bu durumda müteşabih ayetlerin hangileri olduğunu bilmeyen biri yanılgıya düşmek için hiçbir ayeti sorgulamaz, yani eşeği sağlam kazığa bağlamak için ne şeytanı gör, ne salavat getir, tarzı bir tavır sergileme yoluna gider ve hiçbir ayeti sorgulamaz,

        sorgulayıpta doğrusunu Allah bilir demekte bir işe yaramaz, çünki, anlattığı şeyler İslâmda fetva hükmüne girer, anlattıklarını okuyanlar, onların doğru olduğu yanılgısına düşerler, eğer anlatılanlar yanlışsa vebali anlatanın olur,

        özetle söylersek, ali İmran-7, hangi ayetin muhkem, hangi ayetin müteşabih olduğunu bilememe durumunu göz önüne alarak, sakata gitmemek için hiçbir ayeti sorgulamayın diyor,

        ayetleri düşünerek ve defalarca okuyorum, okuduğum ayetleri de ilk defa okumuyorum, uzun yıllardır okuyorum, ön yargılı olarak ta okumuyorum, acaba ikna olabileceğim bir şey var mı diye dikkatlice okuyorum ama çelişkiden, tutarsızlıktan, absürd cümlelerden başka bir şey göremiyorum,

        zaten dikkatlice okumasam, ortaya atacağım tezlerimde tutarsız olma, akla mantığa ters düşme gibi durumlarla karşılaşmam söz konusu olur, yani kendimi kendimi madara duruma düşürmemek için bir şey hakkında bilgi sahibi olmadan ortaya çıkmam,

        gördüğün gibi okuduklarım bir okuma faciası değil, okuduğum resmin bütününe bakarak, akıl ve mantık terazisine vurduğum düşüncelerimi tutarlı bir şekilde açıklamaktan ibaret, resmin bütününü okuyabilmek için ayetlerin iniş sebebini de bilmeme gerek yok, çünki, okuduğum resim her şeyi apaçık anlatıyor,

    • Gencer dedi ki:

      Mümin olduğuna göre Kuru Kuruya inanıyorsun.

      • 1okuyucu dedi ki:

        Gencer,

        hiç mümin olan biri öyle bir itirafta bulunur mu?
        belli ki kinaye yapıyor ama kinaye yapsa da doğru söylüyor.

  15. 1okuyucu dedi ki:

    kadir;

    —-nickini o yüzden mi “okuyucu” yaptın.. (senden alıntı)

    nick deyince aklıma nick’ine aşina olduğumuz kişiler geldi,

    mesela, Yasir uzun zamandan beri foruma gelmiyor, insan elinde olmadan sebebini merak ediyor,
    toro sanırım tatilde, bazıları bir süre ara verip sonra tekrar aramıza dönüyorlar ama bülent nickli arkadaş uzun zamandır buraya uğramıyor,

    hiç bir şeyi kötüye yormak gibi bir adetim yoktur ama insan merek etmekten de kendini alamıyor,

    şahsen görüp tanımadığımız insanları merak etmek nasıl bir duygu sence?

    şimdi bunları söylemek nereden aklına geldi diyebilirsin,

    bilmem hatırlar mısın? bir zamanlar bir banka reklamı vardı, reklamda konuşan kişi “eee havalarda ısındı” dedikten sonra biz hep paradan konuşmayız ara sıra sohbette ederiz gibisinden bir şeyler söylerdi,

    bizde hep inanç konularını konuşacak değiliz ya, ara sıra sohbet etmenin bir sakıncası olmaz herhalde,

    • toro dedi ki:

      1okuyucu,

      Tatile ihtiyacım olduğu kesin fakat verdiğim ara tatile gitmemden değil. Bazen sürgitin dışına çıkıp nefes almak gerekir. Sürekli aynı ama yetersiz savunmaları okumak, insanların inançları hakkındaki felsefi yetersizliklerine tanık olmak bir yerde sıkmaya başlar! İşte böyle anlarda kendi fikri sağlığım için sürgitin parçası olmaktan çıkmam gerektiğini düşünüyorum.

      Düşünsene, adamlara kendi kitaplarının indiği anda mevcut eski ahiti teyit ettiğini yine kurandan alıntılarla açıkça gösteriyorsun ama yine de bahane üretebilecek yüzleri olduğuna şahitlik etmekten kurtulamıyorsun! Belli bir noktadan sonra inandıklarının kendi egoları olduğu gerçeğini görmeye katlanamıyorsun! Arkadaşlar gösterdiğin her ayet için kaynağı sadece kendi beklentileri olan hikayeler ya da bahaneler üretmekten sakınmıyorlar! Acı olan ise, uzun zaman önce kuranı ana kaynak olarak görmekten vazgeçmiş olmaları! Artık ana kaynak kendi öz beklentileri ve o beklentilerin kutsanması uğruna yaratılan savunmalar!

      Neyse ben burdayım,devam edeceğiz.

      • 1okuyucu dedi ki:

        toro;

        senin ara verme nedenini az çok tahmin etmiştim, o mesajda senden bahsetmemin nedeni, cevap verme babında bir şeyler söylemeni sağlamaktı,

        söylediklerine aynen katılıyorum, bu durumun senin canını çok sıktığını da anlıyorum,
        ama buraların tadı sensiz olmuyor,

        bir söylemi, başka sitelerde paylaşırsın veya çıktı alıp çerçeveletirsin veya çıktıyı çöpe atarsın,
        ama senin söylemlerin çerçeveletip duvara asılacak cinsten söylemler,

        bunu anlamış olsalar da, itiraf etmek imanlarını sakatlama anlamına geleceği için akıl ve mantıktan yoksun iddialarına mecburen devam ettirmek zorundalar, sende onları anla?

        hani senin dediğin gibi,
        güzelliğin on para etmez, bu bendeki cennet aşkı olmasa,
        yada
        güzelliğin on para etmez, bu bendeki cennet beklentisi olmasa,

  16. kadir dedi ki:

    “şahsen görüp tanımadığımız insanları merak etmek nasıl bir duygu sence?”

    bahsettiğin arkadaşlar değerli arkadaşlardır.. merak etmekte haklısın.. değerli paylaşımlar yapan arkadaşlar.. bülent bir zamanların efsane isimlerinden.. artık klasına yakışmıyor olabiliriz.. ondan gelmiyor olabilir. belkide bu siteden gidip, imana gelmiştir:)

    • 1okuyucu dedi ki:

      Kadir;

      hani atalarımızın “yiğidi öldür ama hakkını yeme” dedikleri veciz bir sözü vardır,

      hakkını vermek gerekirse, Bülent gerçekten klas biriydi, kurduğu cümleler kısa olmakla birlikte çok şey anlatan öz cümlelerdi, benim uzun uzadıya anlattığım şeyleri o iki satırlık cümleyle anlatıverirdi,

      buraya gelmeyiş sebebini bilmemekle birlikte, imana geldiğini sanmıyorum, çünki oldukça akıllı biriydi.

      • kadir dedi ki:

        okuyucu…

        “buraya gelmeyiş sebebini bilmemekle birlikte, imana geldiğini sanmıyorum, çünki oldukça akıllı biriydi.”

        helal olsun sana yine laf sokmayı başardın..

      • 1okuyucu dedi ki:

        Kadir;

        ne yapayım huyum kurusun, ara sıra müzipliğim tutuyor,

        aslında herkeste akıl var, kimi kullanıyor, kimi kullanmıyor yada kimine kullandırmıyorlar, bak gene müzipliğim tuttu, ne yapayım huyum kurusun. 🙂

  17. candost neşeci dedi ki:

    bide benim anlayamadığım nokta kadir bey den alıntı ey İnananlar! Size açıklanınca hoşunuza gitmeyecek şeyleri sormayın. Kuran indirilirken onları sorarsanız size açıklanır (ama üzülürsünüz). Allah sorduğunuz şeyleri affetmiştir. Allah Bağışlayan’dır, Halim’dir.(maide-101) sorulan bir şey neden affediliyor çok merak ediyorum islamda sorulan bir şey neden günah acaba bu konuda bizi aydınlatan biri olursa sevinirim.

    • kadir dedi ki:

      sayıın candost neşeci..

      insanlar cahiliye döneminden islam dönemine geçiş yapmışlardır.. bu geçişle birlikte tamamen gelenek ve göreneklerini terk edemiyorlardı.. terk etmek istemedikleri gelenekleride vardı..

      kuranı kerim indirilmeye başladığında bazı emir ve yasaklar gelmeye başladı.. o dönemdeki insanlar inen ayetlerle ilgili detaylar istiyorlardı.. çünkü terk etmek istemedikleri gelenekleri vardı.. kesin hüküm allahın olduğu halde peygambere böyle sorular sorabiliyorlardı… işte bu soruları bilgisizliklerinden kaynaklanıyordu… maide 101. ayet inene kadar bunun yanlış bir tutum olduğunu bilmiyorlardı.. maide 101. ayette

      “allah sizi bu tutumunuzdan dolayı affetti, veya allah sizi bu tutumunuzdan dolayı mükellef tutmadı. ” diye sahabelere bildirmiştir.. bu ayet indikten sonra bu tutumlarına devam ederlerse işte o zaman mükellef tutulurlar…

      ayette anlatılmak istenen budur..

      sayın candost neşeci… benim ayetten anladıklarım budur. bu ayetin iniş sebebi başka türlüde olabilir. o dönemde yaşanmışlıkları hiçbirimiz net olarak bilemeyiz. eğer yanlış anladıysam allahın affına sığınırım.. en doğrusunu allah bilir..

      • 1okuyucu dedi ki:

        Kadir;

        ——benim ayetten anladıklarım budur. bu ayetin iniş sebebi başka türlüde OLABİLİR. o dönemde yaşanmışlıkları hiçbirimiz net olarak bilemeyiz. eğer yanlış anladıysam allahın affına sığınırım.. en doğrusunu allah bilir.. (senden alıntı)

        olabilir ifadesi, doğruluğundan kesin olarak emin olunmayan şeyler için tahmin yürütmekten öteye bir anlam ifade etmez.

        ayetlerden ne anladığına bir itirazımız yok, doğrusunu bilemeyeceğine de bir itirazımız yok,

        doğruluğundan emin olmadığın bir şey hakkında “doğrusunu Allah bilir” demene de bir itirazımız yok? en fazla böyle olabilir veya şöyle olabilir gibisinden tahmin yürüttüğünü düşünebiliriz

        ama en doğrusunu Allah bilir dediğinde bu ifade, “doğrusunu ben bilirim” ama “en doğrusunu Allah bilir” anlamına gelir,

        o nedenle doğruluğundan kesin olarak emin olmadığın şeyler hakkında “en doğrusunu Allah bilir” deme, “doğrusunu Allah bilir” de.

        ben sadece “doğrusunu Allah bilir” ifadesiyle “en doğrusunu Allah bilir” ifadesi arasındaki anlam farkını vurgulamaya çalıştım,

        uyarımı dikkate alırsın veya almazsın o senin bileceğin bir şey, ben sadece söyledim,
        hani derlerya dilin kemiği yok ki bükesin?

  18. Gencer dedi ki:

    Saçma sapan ayetlerin ne anlama geldiğinin sorulacağı çok açık olarak yazar tarafından bilindiği için soru soranlar kötü bir şey yapmış oluyorlar ve kafadan affediliyorlar.Soru belli değil ama sakıncalı olacağı belli.

    • bir kul dedi ki:

      Gencer dedi ki:
      01/08/2014, 17:39 BU TARİHLİ YAZINA İSTİNADEN BİR ADRES VERDİM OKU

      bir kul dedi ki:
      16/06/2015, 22:01

  19. kadir dedi ki:

    ojuyucu…

    “olabilir ifadesi, doğruluğundan kesin olarak emin olunmayan şeyler için tahmin yürütmekten öteye bir anlam ifade etmez.”

    yazdıklarımın farkındaysan ayetin anlamında bir sıkıntı yok. sıkıntının ayetle ilişkili olan olayın ne şekilde gerçekleştiğidir.. ne şekilde gerçekleşirse gerçekleşsin ayeti anlamamıza engel teşkil değildir.. benim rivayetçi ve hikayeci olmadığımı bilirsin.. bu kanıya varmamın nedeni kuranın bütününde ifade edilen cahiliye arapların yaşam tarzlarından yola çıkarak yapmamdır.. ben yine diyorum. kuranı anlamak için rivayetlere ihtiyaç. yoktur.. eğer öyle olsaydı o dönemde yaşamayan insanlar kuranı hiçbir zaman anlayamazdı.. bakın bir örnek vereceğim..

    fil suresi ile ilgili hikayeler, rivayetler anlatılır.. ebrehe ordusunun fillerle beraber mekkeye yürüdüğü anlatılır.. fil suresini okuduğumuzda ben şunu anlarım; allahın evine, ve islami değerlere karşı açılan savaşta bozguna uğrayan daima işgalciler olur.. filler gücü temsil eder. kuşlardan daha güçlü ve büyüktür.. fakat kazanan kuşlar olur.. ne kadar güçlü olursan ol, ordun ne kadar kalabalık olursa olsun kazanan ve üstün olan daima allahtır.. kuranda da belirttiği gibi allaha karşı (onun dinine) mücadele içine girmek, allah katında affedilmeyen bir durumdur.. benim ayetten anladığım böyle iken; mekkeye saldıran ordu ister ebrehenin olsun, ister iranın olsun veya isterse çin ordusu olsun benim için fark etmez ve önemlide değildir. umarım anlatabilmişimdir..

    • 1okuyucu dedi ki:

      Kadir;

      —-bu kanıya varmamın nedeni kuranın bütününde ifade edilen cahiliye arapların yaşam tarzlarından yola çıkarak yapmamdır.. (senden alıntı)

      cahiliye Arapları ve Muhammed dönemindeki Müşriklerle ilgili söylemler tamamen islâmi kaynaklara göre anlatıldığı için bana objektif anlatımlar olarak gelmiyor, bu nedenle anlatılanlara haklı olarak kuşkuyla yaklaşıyorum ama Arapların kinci olduğu, Muhammedden sonra yaşanılan olaylarda açıkça görülüyor,

      ayrıca peygamberin ilk eşinin, bir iş kadını, üstelik bir erkeğe evlenme teklif edebilecek kadar özgür bir iş kadını olması, bana cahiliye Araplarıyla ilgili az buçuk bir fikir veriyor,

      günümüzde, şeriatle yönetilen Ülkelerde, kadınlara araba kullanma hakkı bile vermeyen Ülkelerin olduğunu düşündüğümde, (bunların içerisinde, kadınlara oy kullanma hakkı vermeyen ülkeler de var) Hatice örneği, bende cahiliye dönemindeki kadınların daha özgür olduğu izlenimini uyandırıyor,

      Kuranın insan yazımı bir kitap olduğunu düşündüğüm için, Kurandaki cahiliye Araplarıyla veya Müşriklerle ilgili anlatımlara itibar etmeyeceğimi söylemeye gerek yok sanırım,

      —-ne kadar güçlü olursan ol, ordun ne kadar kalabalık olursa olsun kazanan ve üstün olan daima allahtır (senden alıntı)

      öldüreninde öleninde “Allahuekber” diye bağırdığı bir realitede;
      Kazanan Allah olsaydı, bugün İslâm alemi birbirin boğazlayan, kalite standardı dibe vurmuş bir toplum olmazdı,

      ayrıca, Allahın evine saldırıp yerle bir edenler de “Allahuekber” diyerek nara atıyorlardı.

      • kadir dedi ki:

        OKUYUCU…

        günümüzde, şeriatle yönetilen Ülkelerde, kadınlara araba kullanma hakkı bile vermeyen Ülkelerin olduğunu düşündüğümde, (bunların içerisinde, kadınlara oy kullanma hakkı vermeyen ülkeler de var) Hatice örneği, bende cahiliye dönemindeki kadınların daha özgür olduğu izlenimini uyandırıyor,

        yeni doğan kız çocuklarının diri diri toprağa gömüldüğü cahiliye döneminde kadınların özgürlüğü söz konusu bile olamaz. köle ve kullanım malından öte gidemez.. islamdan sonra kadın değerli olmuştur..

        günümüzdeki kadına yönelik yapılan kısıtlamalar ve hiçbir hak vermeden yaşatılmaya ön ayak olan islam ülekelerini en az bende senin kadar tasvip etmiyorum.

        “bir müslümanın velisi ancak bir müslümandır..”
        “ey iman edenler yahudileri ve nasranileri kendinize veli edinmeyin..”

        bu ayetler ışığında amerikayı kendine veli edinen suudi araplar, israili kendine veli edinen mısır, rusyayı veya çini kendine veli edinen iran, amerikayı kendine veli edinen türkiye…. diğer ülkelerinde hangi üllkeyi kendilerine yönetici seçtiğini bilmiyorum..

        işte durum bundan ibaret olursa müslümanlar parça parça bölünür. birde söz ( kuran) devre dışı bırakırsa ortaya çıkan vahim tablo budur.. düşünebilyomusun ışid denen islam adı altındaki terör örgütünün topları tüfekleri helikopterleri var.. sanki terör örgütü değil uzun bir geçmişi olan devlet.. hatta bazı devletlerde bile o silahlar yok.. işte bu örgütü hangi ülke, kendi emelleri doğrultusunda kullanarak islama karşı açılan savaşın boyutunun ne kadar yüksek olduğu görmemizi istiyor..

        “öldüreninde öleninde “Allahuekber” diye bağırdığı bir realitede;
        Kazanan Allah olsaydı, bugün İslâm alemi birbirin boğazlayan, kalite standardı dibe vurmuş bir toplum olmazdı,”

        islam dünyasında bir bütünleşme olmadığı sürece allahın müslümanlara yardım etmez.. tıpkı enfal suresi 65-66. ayetlerde anlatıldığı gibi… ama üstünlük daima allahtadır.. herşey ona varacak.. arzın ve göklerin tek varisi allahtır..

      • 1okuyucu dedi ki:

        Kadir;

        ——yeni doğan kız çocuklarının diri diri toprağa gömüldüğü cahiliye döneminde kadınların özgürlüğü söz konusu bile olamaz. köle ve kullanım malından öte gidemez.. islamdan sonra kadın değerli olmuştur.. (senden alıntı)

        Araplarda kız çocuklarını öldürmek gibi bir gelenek olsaydı, Arap toplumunda kadın nesli tükenirdi, bunu akıl ve mantık terazisine vurarak söylüyorum,

        köleler mal kapsamında sayıldığı için, Araplar köle kadınlarla, (cariye) evlilik dışı ilişkilere girebiliyorlardı, bunu da mal ile ilgili her türlü tasarrufta bulunma ilkesine göre söylüyorum,

        herhalde, zengin Araplar cariyeleriyle girdikleri ilişki sonucu doğan çocuklardan, erkek olanları evlat (evlatlık) ediniyorlar, kız olanları ise toprağa gömüyor olmalılar,

        böyle bir gelenek olamayacağı için ben bunu bu şekilde yorumluyorum,

        yani, bütün bunları sezgilerime dayanak ve mantık terazisine vurarak söylüyorum,
        ve doğrusunu Ömer bilir diyorum?

        —-islam dünyasında bir bütünleşme olmadığı sürece allahın müslümanlara yardım etmez.. tıpkı enfal suresi 65-66. ayetlerde anlatıldığı gibi… ama üstünlük daima allahtadır.. herşey ona varacak.. arzın ve göklerin tek varisi allahtır.. (senden alıntı)

        Müslümanları kimsenin bölmesine gerek yok, zaten Kuranın tanrısı apaçık olduğunu iddia etmesine rağmen anlaşılmaz bir kitap göndererek Müslümanları bölük pörçük etmiş, o nedenle bütünleşmeleri bana göre hiçbir zaman söz konusu olmayacak,

        eğer sade Müslümanlar, sadece ritüellere ve birkaç öğüte kulak vermekle yetinmeyip, dinlerini öğrenmeye yönelselerdi, o zaman mezhep ve tarikatların hepsi ışid benzeri bir yapılanmaya giderdi,

        zaten Ülkemizde de mezhepler veya tarikatlar arası farklılıklar körüklenerek inanırların birbirlerini boğazlaması amaçlanıyor ama halkımız bu konuda son derece gevşek davrandığı, yani radikalleşmediği için 50 yıldır uğraş verenler (siyasal islâmcılar veya radikal İslâmcılar) halâ amacına ulaşamadı, hani insanın iyiki halkımız dinini bilmiyor diyesi geliyor? ama buna rağmen safların yavaş yavaş kemikleşmekte olduğu gerçeği de orta yerde duruyor,

        neden dersen, dün birlikte yola çıkanlar, bugün birbirlerinin kirli çamaşırlarını ortaya dökerken birbirlerine en ağır suçlamaları, en ağır hakaretleri yöneltmekten geri kalmıyorlar, bu saflaşmanın başka gruplara da sirayet edeceğini söylemek için kâhin olmaya gerek yok.

      • toro dedi ki:

        Sevgili Kadir,

        Şu islamda kadının durumu konusunda bende bir kaç kelam etmek isterim!

        ”islamdan sonra kadın değerli olmuştur..” sözü kusura bakmazsan benim için hiç bir anlamı olmayan hayali bir hikayeden alınmış aşırı pozitif bir replikten ibarettir!

        Dünyada yaşayan hiç bir insan elinde yaşadığı döneme ait genel kabul görmüş bir gücü olmadan anlamlı bir eşitlikten ya da değerden bahsedemez! Bu durum kadın ve erkek açısından da aynıdır!

        Günümüzde sistemin zorunlu olarak iş yaşamına yönlendirdiği kadın kendi ekonomik gücünü eşitsiz görüldüğü toplumada eşit olmak için kullanmaya başlamıştır! Para her dönemde güçtür ve size normal zamanlarda bulamayacağınız veya kazanamayacağınız getirileri olur!

        Düşün ki islamın tanrısı bile kainatı var eden gücüne(!) rağmen dünyada kendi yarattıklarıyla mücadele ederken paraya ihtiyaç duymuş bu ihtiyaç dünyevi kaynaklarla sağlandıkça kendisinin inanırlığı artmıştır!

        Şimdi düşün 40 yaşında zengin bir kadın kendi teklifiyle 25 yaşındaki bir genci iç güveysi olarak aldığında onun evlendiği adam karşısında ezilmesi gibi bir durum söz konusu olabilirmiydi! 1400 sene önce veya sonrası farketmez gücün bir kaynağı vardır ve o kaynağın sahibi güçlüdür! Şimdi işlem ters olsaydı (1400 yıl önce) 25 yaşındaki zengin bir genç 40 yaşındaki sıradan br kadınla evlenseydi o kadın yine de güçlü olabilirmiydi? Bak Kuranda kendine peygamberim diyenin eşlerinden Aişe ile ilgili özel ayet vardır! Ama hatice ile ilgili doğrudan bir ayet ya da Haticeyi baskılayıcı bir peygamberi eylem göremezsin! Çünkü bu olanaksızdır! Haticenin gücü kendine peygamberim diyenden üstündür!

        Bu gücün nasıl kullanıldığını bugünden bir örneklemeyle anlatalım! Bilmemen mümkün değil, erkek doğan ama hayatına kadın olarak devam etmeye karar veren bir sanat müziği icracısının yanında onunla nişanlı yada evli olarak görmeye artık alışkın olduğumuz genç erkeklerin durumunu düşün! Artık umursanmıyor bile! Sıradan insanlar yaptığında tefe konulacak eylemler para saibi olanlar tarafından yapıldığında normal karşılanıyor! Bu güçsüzün güçlüye biat etmesini sağlayan ve artık kromozomlarına işlenmiş bir realite haline gelmiştir!

        Şimdi başa tekrar dönelim! Cahiliye döneminde yapılan münferit uygulamaların bir halkın tamamının ortak geleneği olarak gösterilmesi sonradan gelenin yaptığı kara propagandadan öteye birşey değildir! Madem kızlar doğar doğmaz gömülüyordubu araplar nasıl çoğalıyorlardı? İslamdan önce kadın ailesi güçlüyse güçlüydü değilse ezilendi, hor görülendi! İslamın yaptığı ezilmeyi ve horgörülmeyi kurallara bağlamaktır! Kısacası kuranın tanrısı kadınları kafanıza göre değil benim istediğim gibi hor görebilir ve ezebilirsiniz demiştir!

        Bu o kadar öteye götürülmüştür ki sırtını kurana dayayan müslümanlar kadının zevk alma duygusunu köreltmek için (zevk duyacak organları olmaz ise kendilerini de aldatamazlar) onu sünnet edecek gaddarlığı gösterebilmişlerdir!

        Kuran daha öncede cinsel obje olarak görülen kadınların bu algısını kalın çizgilerle sağlamlaştırmış ve bu hali insanların gözüne sokmuştur! Kurana göre kadın erkeği yoldan çıkarmaya hazır bir saatli bombadır! Bir cinsel objedir!

        Kurana göre mantık şöyle işler! Bir erkek bir kadını karşısında bütün hatlarıyla gördüğünde mutlaka etkilenecektir! O halde kadın fazladan bir görevle kendini etkilenilecek bir figür olmaktan çıkarmalıdır! Erkeğin kendisi etkilenmemeli değil kadın erkeği etkilememelidir sorumluluğu kadınların sırtına yüklenir! Ama biz hepimiz bliriz ki Adem den bu yana insanlara ysak olana, saklanana ilgi duyar! Birşey ne kadar saklanırsa o kadar istenir yani saklamak eğilimi azdırmak, çoğaltmaktır! Bunu tanrının bilmeyeceğini düşünmek ise kendini bile tanıyamamış olmak demektir!

        Ya da durumu Adem’le test eden ama sonucu değerlendiremeyen bir tanrı(!) ile karşı karşıyayız! Ya da tanrı Adem’den türeyenleri Adem’den farklı yaratmış ve onun geçemediği testi geçmelerini beklemektedir! Benim derdim geçilmesini istediği testi en değerlisi Adem geçemişken onun çocuklarının geçmesini beklemek ne menem bir tanrısal öngörüdür? Tanrıyı görenin yapamadığını tanrıyı görmeyenlerden beklemek…

  20. kadir dedi ki:

    okuyucu…

    “ama en doğrusunu Allah bilir dediğinde bu ifade, “doğrusunu ben bilirim” ama “en doğrusunu Allah bilir” anlamına gelir,”

    “ben insanım her zaman yanılma ihtimalim vardır.” demek istiyorum.. gördüğümüz şeyler hakkında bile kesin kanıya varmakta zorlanırken, görmediklerimiz ve yaşamadıklarımız hakkına kesin konuşmak kibir olur..

    • 1okuyucu dedi ki:

      Kadir;

      —-ben insanım her zaman yanılma ihtimalim vardır.” demek istiyorum.. gördüğümüz şeyler hakkında bile kesin kanıya varmakta zorlanırken, görmediklerimiz ve yaşamadıklarımız hakkına kesin konuşmak kibir olur.. (senden alıntı)

      elbette, kesin konuşmak gibi bir iddiamız yok ama konuştuklarımızı mantık süzgecinden geçirmemizde de bir sakınca yok, o nedenle önemli olan, tezlerimizi savunurken mantık kurallarını yerle bir etmemek…

  21. kadir dedi ki:

    okuyucu…

    “ben sadece “doğrusunu Allah bilir” ifadesiyle “en doğrusunu Allah bilir” ifadesi arasındaki anlam farkını vurgulamaya çalıştım,

    uyarımı dikkate alırsın veya almazsın o senin bileceğin bir şey, ben sadece söyledim,
    hani derlerya dilin kemiği yok ki bükesin?”

    uyarın için sağol.. benim bir arkadaşım vardı. konuşurken çok farklı bir anlatım tarzı ve ifadeleri vardı.. onu iyi tanımayan biri söyledikleri şeyleri anlamakta güçlük çekiyordu.. bu konuyu ona ilettim fakat üslubumu değiştirmem söz konusu değildir. istesemde yapamam dedi..

    demek istediğim.. her insanın bir anlatım tarzı ve ifade tarzı vardır. hepimiz türkçe konuşsakta anlatım tarzları, kurulan cümlelerin ve ifadelerin farklılıştırdığını gösteriyor. yazdıklarımdan bu çıkarımları yapmandan dolayı seni yadırgamıyorum. benimde bazı arkadaşların yazılarını yanlış anladığım zamanlar oluyor..

    • 1okuyucu dedi ki:

      Kadir;

      —–demek istediğim.. her insanın bir anlatım tarzı ve ifade tarzı vardır (senden alıntı)

      bende anlattıklarımı ifade etmekte zorlandığım için (yada bana öyle geliyor) kendimi detaylı açıklama yapmak zorunda hissediyorum ve ne demek istediğimi belirtmek için örnekler vermek zorunda kalıyorum,

      hatta bu yüzden kendime çok kızıyorum, “be hey kırtikoz, sayılarla uğraşacağına, birazda sözelle uğraşsan” diyorum, hergün bir gazete alıyorum ama gazeteyi hiç okumuyorum, üstelik aldığım gazete son derece gıcık olduğum bir gazete, gazetenin sadece bulmacasına bakıyorum, bulmacada da sözelleri değil, sayısal olanları çözüyorum, sudoku, kakuro, futoshıkı gibi,

      her ne kadar sayılarla haşır neşir olsam da buradaki mesajları pür dikkat okuduğumu belirtmek isterim,

  22. kadir dedi ki:

    sayın toro..

    “islamdan sonra kadın değerli olmuştur..” sözü kusura bakmazsan benim için hiç bir anlamı olmayan hayali bir hikayeden alınmış aşırı pozitif bir replikten ibarettir!” sizden alıntı..

    pratikte haklısınız.. fakat kuranın kadınlar hakkındaki ifadelerinde haksızsınız. zaten kuran hakkıyla uygulanıyor olsaydı. bambaşka bir dünya olurdu.. dünyada hiçbir devlet kuranı rehber alarak kadınlar hakkında düzenleme yapmamıştır.. erkek egemen bir dünyada kadın her zaman ikinci sınıf bir muamele görmüştür.. hani siyasette şu söylenirya;

    iktidarda eceviti gördük, demireli gördük, çilleri gördük, bide ahmeti görelim…

    bu dünyada peygamber efendimiz zamanı hariç hiç bir zaman kuran bir milletin anayasası olmadı…
    eğer olursa herkes çok iyibiliyo ki sömürge yasak, kadını değersizleştirmek yasak, adam öldürmek yasak, hırsızlık yasak, siyaset yasak, menfaat ilişkileri yasak, cimrilik yasak, paylaşmamak yasak..
    en önemlisi insanların birbirini sevmeleri kimsenin işine gelmiyor.. müslümanların bu dünyada tek vücut olması hiçbir emperyalistin işine gelmez.. para babaları müslümanları ne borç altına düşürebilir nede onlardan faiz alabilir.. daha önemlisi doğal kaynaklarını kullanamazlar..

    yeterki bir müslüman başka bir müslümanı veli edinsin…..

    • toro dedi ki:

      Sevgili Kadir,

      Anlattığınız duruma göre müslümanların hali Kuran indiğinde mevcut Hristiyanlar ve Yahudilerin halinden farklı değil! Yani ellerine bir kitap verilmiş ve belli bir süre sonra o kitabın aksine hareket etmeye başlamışlar! Yani kendi kendilerinin tanrısı olmuşlar! Bu durum Kuran’ı ya da onun dinini sizin iddianıza göre değişmiş olan Tevrat ve İncil’in diniyle aynı akibeti paylaşır duruma sokar!

      Siz her zaman gereği gibi uygulansaydı diyorsunuz! Yani birileri gereği gibi uyguluyor ama çoğunluk uygulamıyor!

      Peki o zaman söyleyin Kuran indiğinde mevcut Hristiyan ve Yahudilerin tamamımı yanlış inanıyordu, yanlış inananlara rağmen doğru olanlar yokmuydu? Kuran dan anlıyoruz ki vardı!

      Peki bu azınlık Hristiyanlık ya da Yahudilik dinini kurtarmaya onların hükmünün yeni bir kitapla kaldırılmasını engellemeye yettimi?

      Bu itibarla Kuran gereği gibi uygulanmıyor demek anlamsızdır! Çünkü asli göreviniz gereği gibi uygulamak ve uygulanmasını sağlamaktır!

      Bu arada öldürmek yasak değil! Hatta tanrı emriyle meşru! Tabi o emrin gerçekten tanrıdan geldiğine eminseniz…

      Son olarak 1 erkeğe denk gelebilmek için yanına bir hemcinsini daha almak zorunda kalan bir kadın nasıl değerli olabilirmiş ayrı mesele! Ben hayatımda bir insanı aşağılayarak değerli hale getiren bir insan ya da kendini aşağılatarak değerli hisseden bir insan görmedim! (tam olarak doğru değil) Bu tekniği kullanan bir tanrının varlığına da inanmıyorum!

      Hala hayali bir hikayeden aşırı pozitif beklentiler içeren replikler paylaşıyorsun!

      ”yeterki bir müslüman başka bir müslümanı veli edinsin”

      • rammsteinn dedi ki:

        diyelim ki müslüman müslümanı veli edinsin.
        müslümanlar tek bir ülke gibi olsun.
        hristiyan ülkelerde birlik olsun. acaba ne olur?
        hristiyan ülkeleri ambargo koyduğu gün müslüman ülkeleri açlıktan sefaletten kırılmaya başlar. iki dinin mensubları olan ülkeler arasında uçurum vardır. islam ülkeleri istedikleri kadar bir olsunlar. ellerinde ne teknoloji,ne eğitim,ne bilim ; yani hiçbir şey yok.

        kadir bey döktürmüş gene demişki
        eğer olursa herkes çok iyi biliyor ki sömürge yasak, kadını değersizleştirmek yasak, adam öldürmek yasak, hırsızlık yasak, siyaset yasak, menfaat ilişkileri yasak, cimrilik yasak, paylaşmamak yasak..

        hangi din çalmayı,öldürmeyi,cimriliği serbest bırakmıştır. gidin afrikada ki ilkel dinlere bakın.sizin bu saydıklarınızın nerdeyse fazlasını bulursunuz. sanki bu saydıklarınız bir tek islama has değerler.

        kadını değersizleştirmek yasak ama 4 kadını aynı eve eş olarak koynuna almak serbest.
        kadını değersizleştirmek yasak ama dövmek serbest.
        kadını değersizleştirmek yasak ama mahkeme önünde 1 erkek 2 kadına bedel
        kadını değersizleştirmek yasak ama mirasta yarım pay serbest.

        derler ki
        “kurana sarılsak bu durumda olmazdık”
        yahu diyorum ki “okudunmu kuranı”
        “yok” diyorlar.
        yücelt yücelt yücelt ama okuma. bu ne yaman bir çelişkidir.

      • MaMaLi dedi ki:

        Sayın toro!Ben arapların nasıl çoğaldığını,iyi bilirim))tek hücreli amip dir araplar))tanrıları,gece gündüz ol,ol,ol,diyerek çoalırlar))araplarda kız çocuğu gömme olayı sadece 2 kabileye aitti;yüzlerce, kabilenin,içinde,kız olduğu için değil,hasta,eksik,doğduğuna inandıkları için,gömerlerdi.(kureyş,kaynakları)

  23. kadir dedi ki:

    sayın toro…

    “Kuran daha öncede cinsel obje olarak görülen kadınların bu algısını kalın çizgilerle sağlamlaştırmış ve bu hali insanların gözüne sokmuştur! Kurana göre kadın erkeği yoldan çıkarmaya hazır bir saatli bombadır! Bir cinsel objedir!”

    Kurana göre mantık şöyle işler! Bir erkek bir kadını karşısında bütün hatlarıyla gördüğünde mutlaka etkilenecektir! O halde kadın fazladan bir görevle kendini etkilenilecek bir figür olmaktan çıkarmalıdır! Erkeğin kendisi etkilenmemeli değil kadın erkeği etkilememelidir sorumluluğu kadınların sırtına yüklenir! Ama biz hepimiz bliriz ki Adem den bu yana insanlara ysak olana, saklanana ilgi duyar! Birşey ne kadar saklanırsa o kadar istenir yani saklamak eğilimi azdırmak, çoğaltmaktır! Bunu tanrının bilmeyeceğini düşünmek ise kendini bile tanıyamamış olmak demektir!

    sizden alıntı…

    bu kurana göre değil size göredir. kendi düşüncelerini kuran mış gibi yazmayın.. . kurandan kaıdnın gerektiği gibi giyinmesinin yanı sıra erkeğe de bir çok uyarı yapılmıştır.. kadının kendine dikkat etmesi, erkeğinde harama bakmaması, zina etmemesi, emredilier…

    kadın baştan çıkarıcı, erkeğe göre çekici yaratılmıştır. kadın böyle olsa bile erkeğin görevi kendisine helal olanın dışına çıkmamalıdır.. bu kadın içinde geçerlidir..

    “şüphesiz ki allah; adaleti, iyiliği, akrabaya yardım etmeyi emreder. hertürlü kötülüğü, fenalığı ve (fahşa) fuşiyatı, azgınlığı, tecavüzü yasaklar. o düşünesiniz diye siz öğüt veriyor..” (nahl-90)

    bu görev her iki cinsinde boynuna borçtur..

    • toro dedi ki:

      Sevgili Kadir,

      Lütfen yazılarımın ana temasını atlama!

      Diyorum ki Adem in tanrısını gördüğü halde yapamadığı ”kendine hakim” olma eylemini kendisini görmeyen neslinden beklemek saflık değilmidir? Unutma ki yasak meyvayı ilk yiyerek yolu açan Havva’dır! Yani kadındır. Adem kendini kadının peşinden giderek hata yapmaktan alıkoyamamıştır(!) O halde Kuranın tanrısı kendini görenin yapamadığını kendini görmeyenlerden beklemek suretiyle SÜRPRİZ peşindedir!

      ”kadın baştan çıkarıcı, erkeğe göre çekici yaratılmıştır. kadın böyle olsa bile erkeğin görevi kendisine helal olanın dışına çıkmamalıdır..” senden alıntı

      Bana söylermisin doğadaki canlıların dişi olanları erkekleri çiftleşmeye ikna etmek ya da çiftleşmeye çağırmak için ne YAPARLAR?

      Yaptıklarını YAPMADIKLARINI (bu sayede çiftleşme olmuyor) düşünerek bir dünya hayal ediver bakalım nasıl bir resimle karşılaşacaksın?

      Bu biyolojik gerçeklik bile insanın kendi kendini kutsadığının ispatıdır! Dünya daki bütün canlılar doğanın içindeki görevleri icabı çiftleşmeye programlıdır! Ama bu çiftleşme isteğe bırakılmamış dişi ve erkek için cazip hale getirilmiş yani içgüdüsel hale getirilmiştir! Bu noktada bir numaralı görevi türünü doğa kuralları içerisinde devam ettirmek olan dişi bunu yapmasını sağlayacak tohuma sahip erkeği etkilemeye çalışır! İnsanın yaşadığı süreç ile diğer canlıların yaşadığı süreç tamamen bu şekilde işler! Kadın içgüdüsel olarak kendine yüklenen misyonu yerine getirir ve erkekde gereğini yapar! Şimdi kadına hem kendiliğinden ortaya çıkacak bir güdü yükleyeceksin hemde bu güdünün ortaya çıkmasına kızacaksın! Şaka mı bu? Yani bir insana kol vereceksin sonrada ayaklarıyla yemek yemesini isteyeceksin!

      Azgınlığa gelince, aklı başka bir şeyinde olmayan hangi insan o ayette yazılanın dışında bir eyleme bulaşmak ister ki? Hayvanlar (erkekleri) bile çiftleşme için dişilerini önce İKNA ederken insandan başka türlüsünü beklemenin mantığı varmı? Benim zaten bildiğimi aklı başka yerinde olanları zapturapt altına almak için bana tekrar söylemesinin anlamı var mı? Ben tanrı söylemeseydi de, bir kadına o şekilde davranmaz ve ayette anlatılanlan diğer eylemleri yapmazdım! Yapmıyorum! Bana zaten İNSAN olarak bildiğim şeyleri ÇO niyetine söyleyen bir tanrıdan haz etmem!

  24. kadir dedi ki:

    SAYIN TORO…

    “Ben tanrı söylemeseydi de, bir kadına o şekilde davranmaz ve ayette anlatılanlan diğer eylemleri yapmazdım!” sizden alıntı..

    sayın toro lütfen kendinize şu soruyu sorun.. “ben insanlık değerlerime nasıl ulaştım.” siz firavunun kavminde yaşamış olsaydınız. yine aynı tutumu sergilermiydiniz.. yada hitlerin ırkçı felsefesine dayanan bir nazi olsaydınız… hollanda da eşcinsel evliliğin meşru ve doğru kabul edildiğini, başka ülkelerde ayıp ve inanlık dışı olduğunu biliyosunuz sanırım.. siz zannediyosunuz ki doğruyu ve yanlışı ben kendi kendime öğrendim.. siz ancak kendinizi kandırıyosunuz. kabul etsenizde etmesenizde zikir allahtan insanlığa ulaştığından bu yana yani hz ademden bu yana doğrunun ve yanlışın temeli atılmış, insanlar farkında olarak veya olmayarak doğrunun ve yanlışın bir ayrımını az çok yapabilmektedirler..

    sayın toro… islam insanın vicdanına dokunan ve onun çok önemli bir şey olduğunu bize bildiren bir dindir.. insan vicdanın ne olduğunu allahın zikrinden öğrenmiştir.. hz. ademden önce yaşayan insanlar yeryüzünde bozgunculuk ve kan dökmekten başka birşey yapmıyorlardı.. işte insana bilgi bu yüzden verilmiştir. vicdan bilgisi bir tohumdur. bu tohum allah tarafından yeryüzüne indirilmiştir. bu tohum yeryüzünde olduğu sürece insan ister o tohumu yok eder.. istersede kalbine eker.. ve hayatını filizlendirir..

    yaşadığımız 21. yüzyılda dünyanın dört bir yanında yaşayan insanlar eğer vicdanlıysa bunu allaha borçludur..

    • toro dedi ki:

      SAYIN KADİR,

      Demişsiniz ki;

      ”sayın toro lütfen kendinize şu soruyu sorun.. “ben insanlık değerlerime nasıl ulaştım.” siz firavunun kavminde yaşamış olsaydınız. yine aynı tutumu sergilermiydiniz.. yada hitlerin ırkçı felsefesine dayanan bir nazi olsaydınız… hollanda da eşcinsel evliliğin meşru ve doğru kabul edildiğini, başka ülkelerde ayıp ve inanlık dışı olduğunu biliyosunuz sanırım.. siz zannediyosunuz ki doğruyu ve yanlışı ben kendi kendime öğrendim.. siz ancak kendinizi kandırıyosunuz. kabul etsenizde etmesenizde zikir allahtan insanlığa ulaştığından bu yana yani hz ademden bu yana doğrunun ve yanlışın temeli atılmış, insanlar farkında olarak veya olmayarak doğrunun ve yanlışın bir ayrımını az çok yapabilmektedirler..”

      Şaka mı yapıyorsunuz? Yukarıda saydığınız herşey eğer ben istersem içine gireceğim durumları anlatıyor, EĞER BEN İSTERSEM! Ben nazi olamam,nazi olmaya karar verir ve gereğini yaparım! Ama nazi OLACAKSAM bu doğuşta olmalı ki sizde sanki doğuşta nazi olunurmuş gibi yazmışsınız! Bu durumda tanrınız benim nazi olmamı istemiş demektir! Bu onun kararı! Beni nazi yapıp, (saydığınız diğer bütün örnekleri nazi de topladığımı düşünün) nazi OLMAMAMI istemesi ya da yaratılışıma uygun davrandım diye (nazi olmanın gereğini yaptım diye) bana hiddetlenmesinin mantığı nedir? Bir insanı putperest bir ana-babanın çocuğu olarak yaratıp (putperest anne babadan hinduizmi öğrenecek hali yok) sonra onun putperestliğine kızmak sadece sizin hayalinizdeki tanrının anlamsız hezeyanıdır! Bana yazdığınız her yazıda önce tanrınızın tutarlılığını ararım, eğer o tanrı tasfirinde tutarlılık bulamazsam bilirim ki sizde tutarsızsınız! Çünkü siz kendinizi ondan yansıtıyorsunuz!

      Dahası da var! Ben görmediğim bir figürün tanık olmadığım sohbetinden alıntılar yaparak beni götürmek istediği yere gitmem! Hele de o figür benim anamı aşağılayarak yücellttiğini söylüyorsa! Ben canı çektiğinde putperest yarattığı ve yaratılışlarının gereğini yapan zümreye kendi yarattığı diğer insanları saldırtan, açıkça ölümlerini talep eden bir tanrıya inanmam! Uzuv keserek ceza veren, gönderdiği kitapları koruyamayan, koruyamadığı kitapların korunamamasının suçunu üstlenemeyen, öldürtmek için insanları özellikle motive eden, köleliği kutsayan, zenginleri koruyup fakirleri ebedi muhtaçlar ve ezikler ilan eden, parayı ve para sahiplerini seven bir tanrıya inanmam!

      Yukarıdakileri neye göre yaparım biliyormusun, VİCDANIMA göre! Benim vicdanım anlattığım gibi bir tanrıyı taşıyamaz, ona tahammül edemez! Çünkü ben ne zenginliğe nede fakirliğe nede bunların kader olarak insanlara yapıştırılmasına tahammül edemem! İşte bu nedenle ben senin tanrının aksine insanları dinlerine,dillerine,renklerine ve ırklarına göre ayırmam! Onların benden olmayanlarına nefret kusmam, kanlarını talep etmem! Ben inancımı elimde kılıçla toprağında herşeyden habersiz hayatını idame ettiren insanların ülkesine dalarak cebren yaymaya çalışmam!

      Bir hatayla bir canı almış birinin karşılığında cana-can,göze-göz öldürüşmeye devam etmesini isteyen, sonra bunu kısasa çevirip ortalık yerde kısasın gereği öldürüşmeyi insanlara seyrettiren, savaşa gitmek istemeyenleri cehennemle korkutan tanrının bunları yapmasını istediği insanların bu istekleri yerine getirebilen vicdanlarının canı cehenneme! Eğer tanrı cehennemde zaten cezalandıracaksa bu dünyada o insanı öldürmek yerine toplumdan dışlar, kendi kendiyle kalmasını sağlayarak binlerce yıl yanmaktan daha beter hale sokabilirsiniz! Çünkü bir insanın en büyük cezası yine kendisidir.

      Bak değerli dostum, bu dünyada birbiriyle eşit olmak demek (insan için) herkesin ihtayacını gidereceği şeye eşit mesafede olması demektir! Bir tanrı eşit dedikleri arasından bazılarını ihtiyaca ulaşmakta biraz daha öne konumlandırıyor ve bu konumunu diyet vererek sigortalatıyorsa kusura bakma bunu insana değer vermek olarak algılatamazsın! Yani bir varsılın malının çoğunluğunu korumak ve bu çoğunluğun sahibi olması durumunu sorgulatacak süreci engellemek adına malının kendisi için makul bir kısmını başkalarına veriyor olması tanrısal değer değil tanrısal kandırmacadır! Ağza bir parmak bal çalıp, geri kalan bal kavanozunu kendie saklamak! Sonrada insanlar eşitmiş. İşte tanrının göz yumduğu bu düzenin sonuçlarıyla dizayn edilen dünyada yaşıyoruz! Paran olmasa senin sabaha çıkartmayacak beyin kanaması paran olduğu için tedavinde ısrar edilmesi sonucu seni aylarca hayatta tutabiliyor, hayata döndürebiliyor!

      Bana söylermisin kalkarken düşen aynı uçaktan kurtarılan ve aynı problemle biri devlet hastanesine diğeri en lüks hastaneye kaldırılan iki kişinin tanrı önünde (Kuranın tanrısı) eşit olduğu safsatasını yutmalımıyız?

      Ben vicdanımı etrafımı saran ve insanları kategorilere ayıran tanrıya inananlara rağmen bu şekilde tutabildim! Hata yaptım, yaptıklarımdan ders aldım, alıyorum! Biliyorum ki ben doğruyu bana birirsi söyledi diye yaparsam o doğru olmayacaktır, doğru olması için onun doğru olduğunu bilen ben olmalıyım!

      Değerli dostum senin inanmanı istedikleri seninde ”tamam o zaman” diyerek inanmaya alıştığın tanrı nın zerre kadar vicdanı yoktur! O,

      ”Ey temiz akıl sahipleri! Kısasta sizin için bir hayat vardır. Ümit edilir ki, korunursunuz.”Bakara,179

      yukarıdaki yönlendirmeye rağmen son anda kısastan vazgeçen her insan sayesinde vicdanın ne demek olduğunu görmekte ama maalesefki öğrenememektedir! Öğrenebilseydi harıl harıl cehennem doldurma faaliyeti yürütmezdi!

      Sana bir soru hatasının bedeli olarak malı olan kölelereden birini azad ederek temizlenen bir varsıl ile hatasının bedeli olarak azad edebileceği bir kölesi olmayan diğer KÖLE eşitmidir?

      ”Bir müminin bir mümini öldürmesi olacak şey değildir. Ancak yanlışlıkla olması başka. Kim bir mümini yanlışlıkla öldürürse BİR MÜ’MİN KÖLEYİ azad etmesi ve bağışlamadıkları sürece ailesine diyet ödemesi gerekir. (Öldürülen kimse) mü’min olur ve düşmanınız olan bir topluluktan bulunursa, mü’min bir köle azad etmek gerekir. Eğer sizinle kendileri arasında antlaşma bulunan bir topluluktan ise ailesine verilecek bir diyet ve mü’min bir köle azad etmek gerekir. Bunlara imkan bulamayanın, Allah tarafından tövbesinin kabulü için iki ay ardarda oruç tutması gerekir. Allah hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir. Nisa,92-Diyanet

      Ayette özellikle sözde EŞİT olan müminlerin arasından varsıl olana köle olan diğerine dikkatini çekerim! ”MÜ’MİN KÖLE”

      Sonra sen bana adaleti ,hakkı,vicdanı,insanlığı bu tanrıdan öğrendiğimi söyleyeceksin! Evet ondan birşeyler öğrendim ama adaletsizliği,haksızlığı,vicdansızlığı öğrendim! Elimden geldiğince ondan öğrendiklerimin tersini yapmaya çalışıyorum!

  25. Tuncay dedi ki:

    Hotbird uydusunda türkçe yayın yapan bir hristiyanlık kanalı var, ara sıra bu kanalı izler ve diğer insanların inançlarını incelerim, yazınızda okuduğum her şey orada da anlatılıyor, ama orada amaç tabi ki insanları hristiyanlaştırmak, demek ki sizde başka bir kisve altında bu misyonerlik görevini yerine getiriyorsunuz,.. Tüm hayatını sizin düşüncelerinizi yaşayarak geçiren ama ölümün kıyısına geldiğinde o güne değin yaşadığı ve savunduğu bu fikirlerin ne kadar yanlış olduğunu görüp tövbe edip Allah’tan af dileyen o kadar çok insan varki, siz ne yaparsanız yapın, ne kadar beyin yıkarsanız yıkayın, insanları en zor anlarında Allah’ım yardım et demekten vazgeçiremeyeceksiniz.
    Ama merak etmeyin sizin gibiler için çok güzel sıcacık bir süpriz mekan var, Kuran-ı Kerim de Bakara suresi 24.ayette bildirilen, sizin gibiler için yani ” Allah’tan gelen gerçekleri örtbas eden kâfirler için hazırlanmış , ve Yakıtı insanlar ve taşlar olan o Cehennem de yeriniz hazır, hiiiç merak etmeyin rahat olun yolun sonu nasılsa gelecek o zaman bakalım ne yapacaksınız….!

    • 1okuyucu dedi ki:

      Tuncay;

      —–Cehennem de yeriniz hazır, hiiiç merak etmeyin rahat olun yolun sonu nasılsa gelecek o zaman bakalım ne yapacaksınız….! (senden alıntı)

      bizi akibetimiz hakkında uyardığın için teşekkürler, sana cennette mutluluklar dileriz,

    • MaMaLi dedi ki:

      Tuncay!Allah la ilgili,vardır yokdur kıyası,burda çok olmaz;bir çok arkadaşımızda,deist dir,yazımlar da genelde,allah çemkirmesi,dini kitapların,allahın gücüne,şanına,kudretine,yakışmadığı,tartışmalardır;y)oksa senin,cennetine,bir lafsımız yok)zaten cennet dediğin ne ki!bir kaç köşk bir kaç huri))onu isteyene versin tanrın))bize,dost,gerek dost))saygılarımla.

  26. kadir dedi ki:

    sayın ranmsteinn…

    “Diyelim ki müslüman müslümanı veli edinsin.
    müslümanlar tek bir ülke gibi olsun.
    hristiyan ülkelerde birlik olsun. acaba ne olur?”
    hristiyan ülkeleri ambargo koyduğu gün müslüman ülkeleri açlıktan sefaletten kırılmaya başlar. ”
    sizden alıntı…

    tam tersi olur.. müslümanların bir bütün olması demek dünyaya hükmetmesi demektir.. o yüzden mi aç avrupa amerika sürekli müslüman ülkelerin kaynaklarını kullanıp sömürüyo.. madem bu kadar güçlüler neden dünyanın dört bir tarafından sömürgecilik yarışına giriyorlar..

    müslümanların birleşmesi onların bitmesi demek. bunu çok iyi bildikleri için sürekli müslümanları birbirlerinden ayırmaya çalışıyor.. ortadoğuda ve islam coğrafyasının karışık olmasının en büyük nedeni sömürgecilerdir.. sonrada kalpleri kaymış müslümanlardır.

  27. kadir dedi ki:

    sayın ramstein..

    “hangi din çalmayı,öldürmeyi,cimriliği serbest bırakmıştır.”

    hiçbir dini kuralı kuranı kerimin kuralları ile karşılaştıramazsınız.. sosyal hayatla iligili kuranın emir ve yasakları hangi dinde vardır.. benzer ifadeler bile kuranı kerim ile örtüşmez.. budizm deki sevgi kavramını, islamdaki sevgi kavramı birbiriyle örtüşmez. islamın kadına bakış açısıyla, diğer dinlerin bakış açısını karşılaştırın bakalım..

    “kadını değersizleştirmek yasak ama 4 kadını aynı eve eş olarak koynuna almak serbest.”

    kuranda birden fazla evliliğin adil olmayacağından bir tane alınmasını emreder.. zor durumlarda, savaş, düşkünlük, muhtaçlık gibi durumlarda 4 e kadar evlenme hakkı vardır..
    bu konuyu kafanıza bir türlü sokamadık. sürekli sağırlar ve körler gibi duymamış görmemiş bilmiyosunuz. yada okuduğunuzu anlamıyorsunuz.. eğer cesaretin varsa evlilik konusunda kuranın arapça metnini araştır.. gerçekleri görmek zoruna gidiyor sanırım.

    “kadını değersizleştirmek yasak ama dövmek serbest.”

    kuranda kadını dövmek kesinlikle yasaktır.. yanlızca bi konuda kadın dövülebilir. oda kadının yediği iki tokattan çok daha değerli ve kutsal olan evliliği kurtarmak için… evliliği kurtulan bir kadın ileride yediği tokata “iyi ki bu tokatı yemişim” bile diyebilir. belki diyenler de vardır..

    “erkek ve kadın birbirlerinin velileridirler. birbirlerine iyiliği emreder, kötülüğüde yasaklarlar”
    kuranı kerim kadını erkekten daha fazla korumuştur. fakat ne hikmetse kuran size sivirisinek vızıltısı gibi geliyor.. bunun nedeni inkara saplanıp kalman olabilir mi?

    “kadını değersizleştirmek yasak ama mirasta yarım pay serbest.”

    sen türk medeni kanunu ve borçlar kanununda geçen miras paylaşımının adil olduğunumu düşünüyosun.. eğer bu kanunlarla islam kanununlarını kıyaslıyosan. deve ile cücenin arasındaki 7 farkı bulmaya çalışmanla aynı şeydir..

    islamda kadına bakma görevi erkeğe verilmiştir. kadından istemediği sürece hak ve rızık talep edemez. rızık sağlama ve çalışma gibi zorlu görev erkeğin sırtına yüklemiştir allah.. güçlü olmasının nedenide budur. böyle iken kadın erkeğin malına ortak olmuş oluyor. fakat erkek için aynı durum söz konusu değildir. bu bağlamda erkekle kadının mirastan aynı payı alması erkek için büyük haksızlıktır. bunu ne zaman kabul edeceksin çok merak ediyorum.. gerçekleri görmek seni korkutuyor mu?

    “derler ki
    “kurana sarılsak bu durumda olmazdık”
    yahu diyorum ki “okudunmu kuranı”
    “yok” diyorlar.
    yücelt yücelt yücelt ama okuma. bu ne yaman bir çelişkidir.”

    kuranı okumadan müslümanım diyenler hakkında söylüyosan sana katılıyorum..

    • candost neşeci dedi ki:

      Kadir kardeş sen ne kullanıyorsun söyle bizede bizde o kullandığından kullanalım.Kardeş sen uçmuşsun senin kendinden haberin yok sen bunları yazınca kendi kendime bunlar islamdamı yazıyor diye kendi kendime sormaya başladım.Senin o kadar güzel dinin peygamberin var müslümanlar neden bu durumda bana bırak ülkeyi filan bana müslümanların yaşadığı bir köy söyleki orası güllük gülistanlık olsun.
      senden alıntıdır.
      kuranda birden fazla evliliğin adil olmayacağından bir tane alınmasını emreder.. zor durumlarda, savaş, düşkünlük, muhtaçlık gibi durumlarda 4 e kadar evlenme hakkı vardır..

      Bu kadınlar kimin ile evleniyor kardeş benim gibi garibanla evlenmeyeceği kesin evlendiği kişiler şeyhler krallar vezirler sadrazamlar ve senin gibi bu dinin tüccarları değilmi?Yani bu 4 evliliğide medeni hukuka kadın haklarınada örnek gösteriyorsunuzya helal olsun size kadını rezil etmişsiniz bırakmışsınız. Yanlış anlama sadece örnek veriyorum diyelimki senin anan bacın zor durumda sen istermisin annenin yada bacının başka birine karı olmasını ? istemezsin değilmi bence de istemezsin .Ama başkası karı olmuş sizin umrunuzda değil sizin için önemli olan bu çarkın dönmesi.Bugün sudisi ,yemenlisi ,iranlısı bu dini bilmiyor sizler biliyorsunuz değilmi iranda ömere lanet ede ede namaz kılarlar neden acaba bu sizin ilgi alanına girmez. Müslümanlar birbirlerinin kafalarını kesip top oynarlar bu sizin ilgi alanına girmez . Müslümanlar çoluk çocuk öldürürler bu sizin ilgi alanına girmez.Kardeş birazda kendi öz eleştiriniz yapın müslümanlar neden bu durumda sözde hristiyanlık ve musevilik bozuldu.Bir tek bozulmayan din sizin bozuk olan hiristiyanlar ve museviler ne durumda sizler ne durumdasınız.

      • kadir dedi ki:

        sayın candost neşeci…

        “Kardeş sen uçmuşsun senin kendinden haberin yok sen bunları yazınca kendi kendime bunlar islamdamı yazıyor diye kendi kendime sormaya başladım.”

        kuranı okumuş olsaydınız kuranın ayetleri olduğunu görür, buraya mesnetsiz şeyler yazmazdınız..

        “Bu kadınlar kimin ile evleniyor kardeş benim gibi garibanla evlenmeyeceği kesin evlendiği kişiler şeyhler krallar vezirler sadrazamlar ve senin gibi bu dinin tüccarları değilmi? ”

        ben din tüccarı olmaktan allaha sığınırım. sizin bu yakışıksız iftiranızıda aynen size iade ediyorum..

        sayın candost neşeci.. siz galiba beyin sınırlarınızı zorluyor, mantık ararken mantıksızlığın zirvesine çıkıyorsunuz.. ben ne dediğimi 360 derece ters yönde anlayan ve bu vahim duruma kendini inandırmaya çalışıyosun.. tebrik ediyorum seni.. sana açık açık detaylı bir şekilde türkçe olarak açıklamasını yapıyorum. evir çevir anlayana kadar en az 100 kere oku… anladığında bana selam söyle…

        kuranda evli bir erkekle veya bayanla evlenmek yasaktır.. bir erkeğin başka bir kadın üzerine kuma getirmesi diğer kadının kabul etmeyeceği bir durumdur. kabul etsede ileride muhakkak huzursuzluk çıkar. işte bu durumda erkeğin adil davranması imkansızdır. yüce allah diyor ki; işte bu durumdan dolayı sadece bir tane alın..

        cahiliye döneminde bir erkek istediği kadar kadınla evlenip boşanabiliyordu.. kuranı kerim buna sınırlama ve şart getirmiştir.. bir erkek en fazla 4 tane kadınla evlenebilir.. buda eşinin rızasıyla olur.. örnek; yardıma muhtaç kimsesiz bir kadına yardım etmek, ona ev yurt sahibi yapmak şartıyla evlenilebilir. erkek durumu iyiyse evlenmeden ona bir barınma sağlayabilir. fakat durumu yok ise kendi evini açmışsa onu nikahına alması gerekir. veya savaş zamanında erkek nüfusu azaldığında her kadın evlenecek erkek bulamayacağından birden fazla evlilik yapılabilir… bunlar daima zorlayıcı sebeplerdir.
        bunların dışında tek evilik esastır..

        buraya yorum yazmadan önce kuranı okuyun. mesnetsiz şeyler yazmayın..

    • toro dedi ki:

      Sayın Kadir,
      Yazınızın her taf-rafı bana göre sakıncalı ama ben en önemli gördüğüm kısmına yanıt vermek istedim!

      ”islamda kadına bakma görevi erkeğe verilmiştir. kadından istemediği sürece hak ve rızık talep edemez. rızık sağlama ve çalışma gibi zorlu görev erkeğin sırtına yüklemiştir allah..”

      Yukarıdaki durum 1400 yıl öncesinin sosyo-ekonomik durumu için makul bir düznleme olabilir! Çünkü 1400 yıl öncesinin arabistanında sırtını bir erkeğe dayamadan çalışmak isteyen bir kadının yapabileceği yegene iş f.şeliktir! Bir kadın erkeğe muhtaç olmadan yaşayabiliyordu da yaşatmadılarmı?

      Şimdi geldiğimiz noktada istediğin kadar kadın çalışmasın de yetirebiliyormusun! Hem bugünün dünyasında yapılacaklar 1400 yıl öncesiyle kıyaslanmayacak kadar da çok! Yani kadın seçeneksizliğin muhtaçlığından, seçeneklerin özgürlüğüne terfi etmiş! Ama kuranın tanrısı bu geleceğide görememiş! Herşey 1400 yıl önceki haliyle sabit kalacak diye düşünmüş ama olmamış!

      Bana 1400 yıl öncesinin arabistanından bir kadının sırtını bir erkeğe dayamadan yapabileceği 10 tane meslek saymanı istiyorum, yapamazsan aynı şekilde bugün yapabileceği 50 meslek yaz razıyım!

      • kadir dedi ki:

        sayın toro…

        “Şimdi geldiğimiz noktada istediğin kadar kadın çalışmasın de yetirebiliyormusun! Hem bugünün dünyasında yapılacaklar 1400 yıl öncesiyle kıyaslanmayacak kadar da çok! Yani kadın seçeneksizliğin muhtaçlığından, seçeneklerin özgürlüğüne terfi etmiş! Ama kuranın tanrısı bu geleceğide görememiş! Herşey 1400 yıl önceki haliyle sabit kalacak diye düşünmüş ama olmamış!”

        isterse bugünden 1400 yıl sonra olsun. yada 10.000 yıl sonra.. hüküm asla değişmez.. erkek çalışıp evine ve eşine bakmak zorundadır. kadın isterse çalışabilir.. erkek kadını zorla çalıştıramaz. böyle birşey dinimizce yasaktır..

      • toro dedi ki:

        sayın kadir,

        Dediğim gibi bu dinin günümüzle alakası yok! Kendi zamanından öteye gidemiyor! Gidebilseydi biz şimdi rapların en önemli gerçeği petrolden sağlanan gelirin kimlere nasıl dağıtılacağınıda Kuran dan öğrenebiliyor olurduk! Dandik bir savaştan elde edilen ganimetin taksimatını bile kurala bağlamaktan geri durmayan bir tanrının o savaşların tamamının toplamında elde edilen gelirin milyonlarca katı fazlası gelir getirecek petrol gelirinin taksimatını atlamış olması mümkünmü? Ya da var ama benim haberim yok! O halde siz söyleyin ne kadarı peygamberin,ne kadarı,tanrının, ne kadarı halkın?

        Söz tanrı ileride arapların petrolden bu paraları kazanacağını bilerek bu taksimatı önceden yapmışsa kadınlar ile ilgili ayetinde zamane olmadığına inanacağım!

        Diyorum ya aşırı pozitif beklentilerini bir tanrı hayalini giydirmek için kullanıyorsun ama bir türlü dikiş tutmuyor!

    • bilal dedi ki:

      Sn.rammsteinn,

      ‘’…..kadını değersizleştirmek yasak ama mahkeme önünde 1 erkek 2 kadına bedel. ‘’
      sizden alıntı’’

      Zaten sn.Kadir bey kardeşim de kısa ve öz bir şekilde en güzel açıklamayı yapmıştır.. kadının şahitliğiyle ilgili sorunun cevabı ise gözden kaçmış veya sehven atlatılmıştır,bu nedenle ben de sadece kadının yöneticiliği ve kadına mirastan verilen pay ile kadının şahitliği konusunda önceki bir açıklamayı göstermek istiyorum.Ama konuyla ilgili defalarca
      açıklamalar yapıldığı halde maalesef bir türlü anlamak istemiyorsunuz.!!!

      İSLAMDA KADIN VE ERKEK YÖNETİCİLİĞİ ?

      Müslüman ülkelerde kadına verilen değer islamın kadına verdiği değer değildir.Halkı müslüman olan hangi ülkede islam hukuku vardır ki, İslama göre kadına gereken değer verilsin? Bugün islam ülkelerindeki mevcut hukuk sistemleri ile yürürlükteki yönetimlerin hiç biri islamı değildir.Hepsi gayri islamı yönetimlerdir.Böyle yönetimlerden ne beklenir ?
      Kadına karşı bu gayri islamı sistemlerden kaynaklanan sorun islama mal edilemez.Çünkü mevcut sistemler islamı değildir.Hak,hukuk ve adaleti mevcut hukuk sistemi uygulayacak, bireyler değil.Halkı müslüman ülkelerdeki mevcut hukuk sistemlerinin yakından uzaktan islamla alakası yoktur.İslam kadın ve erkek arasında hiç bir ayırım yapmadan şu hükmü veriyor.Tevbe-71
      ‘’ :والمؤمنون والمؤمنات بعضهم اولياء بعض يامرون بالمعروف وينهون عن المنكر الخ

      İnanan erkekler,inanan kadınlar birbirlerinin velileridir.(yöneticileri ve idarecileridir.) Birbirlerine ma’rufu (iyiliği,meşru ve hukuki olan bütün işleri) emrederler.Münkeri (kötülükleri,meşru ve hukuki olmayan işleri) de menederler..”.Dikkat edilirse,her iki cinsin de birbirlerinin velisi,yönetici ve idarecisi olabilmektedir. Erkek te kadına,kadın da erkeğe emir verip birbirlerini meşru ve hukuki olmayan işlerden menedebilirler.. KUR’AN,her iki cinse de toplumu temsil etme,yasama ve yürütme faaliyetinde bulunma hakkını veriyor. Bunun tersini söylemek kur’an’ın mesajına aykırıdır….Bugün islam ülkelerindeki yönetim ve hukuk sistemlerinin hiç biri de kur’an’a dayalı değildir. Gayri islamı yönetimlerdir…

      2-NİÇİN ERKEĞE İKİ,KADINA BİR HİSSE ???

      1- İslâm’da miras,şahısların ihtiyaç ve mesuliyetine göre taksime tabi tutulmuştur..Anne, eş,kız çocuk veya kız kardeşin geçimi,kendisine ait olmayıp;oğul,koca,baba veya erkek kardeşin sorumluluğundadır.Kadın çoğunlukla kendisi dışında başkalarının geçimini sağlamakla da mükellef değildir. Erkek ise bütün durumlarda eşinin, kızının, annesinin veya kız kardeşinin geçimini sağlamakla mükelleftir.Erkek,resmen bütün maiyetinden sorumludur.Bu sebepledir ki,“Nimet,mesuliyete göredir.” kaidesine uygun olarak, eşinin, kızlarının, annesinin ve gerektiğinde kız kardeşinin nafakasını sağlamakla mesul olan erkeğe, böyle bir sorumluluğu olmayan kadının payının iki misli pay verilmiştir.

      2. Kadın kendi mal varlığında istediği gibi tasarruf hakkına sahiptir. Kadın zengin olsa bile, ailenin harcamalarına katılma mecburiyeti yoktur. Bu açıdan değerlendirdiğimizde de, kadın ile erkeğe eşit pay verildiğinde, hisseleri aynı olduğu hâlde, erkek ailenin geçimini sağladığı,kadının ise böyle bir mesuliyeti olmadığı için denge erkek aleyhinde bozulmuş olacaktır ki, bu erkeğe haksızlık edilmesi demektir.

      Kız,evlendiği zaman kendisinin ve çocuklarının nafakasını temin tamamen kocasının vazifesidir.Eşinin hiçbir nafaka sorumluluğu yoktur.Üstelik kadın bir de kocasından mehir alacak ve örfe göre, altın, ev eşyası, para vs.birçok hediyeye de sahip alacaktır.Kadın sahip olduğu malı,nafaka kocaya ait olduğu için harcamayabilir. İsterse onu işleterek artırabilir. Erkek kardeş ise babadan aldığı mirası,evlilik masraflarına,mehre ve ailesinin nafakasına harcamakla bitirecektir.Kaldı ki bekâr kız kardeş, babasından aldığı mirasla geçinemiyorsa,erkek kardeş ona yardım etme mecburiyetindedir.Dolayısıyla bu açıdan da meseleyi ele alıp değerlendirdiğimizde erkek çocuğa bir,kıza yarım hisse gerçek adalettir.
      İşte saymaya çalıştığımız sebeplerden dolayıdır ki,erkeğe malî mesuliyetlerinin ağırlığına uygun olarak mirastan pay verilmiş,zengin ve fakir olma durumlarında bile,hiçbir malî yükümlülüğü bulunmayan,bununla birlikte kız,eş,ana ve dul kalma durumlarında bile sosyal güvenliği daima güvence altına alınmış kadına da ona göre pay verilmiştir.Eğer hükümlerinde sonsuz hikmet sahibi Allah’ın bu hükmü âdil değilse,yeryüzünde adâlet yok demektir.Özetle,ikiye bir hisse sadece ölenin çocukları arasında gerçekleşir…

      3-Gerek islamda,gerekse mevcut hukuk sisteminde bütün mali yükümlülük ve masraflar tamamen erkeğe yüklenmiştir. Ama böyle bir yükümlülük kadına yüklenmemiştir.Kadın kendisine ait maldan tek bir kuruş haracamak zorunda değildir. Görüldüğü gibi erkeğin parası,maddi varlığı sürekli bölünür.İşte bu nedenlerle sadece erkek ve kız çocuklar arasında mirasta doğal olarak bir farklılık olmuştur.Bu durumda erkeğe daha fazla verilmezse ona haksızlık olur,çünkü ailesinin ve bütün çocukların masrafı ona yüklenmiştir bunu göz önüne almak adaletin gereğidir…!!!

      Şunu da bilmek lazım,kur’an gelmeden önce kıza ve kadına miras hakkı tanınmıyor ve terikeden tek bir kuruş onlara verilmiyordu.İşte 1400 sene önce kur’an bu konuda büyük bir devrim yaparak kız ve kadınları da mirasta ortak yaptı.Ayrıca şunu da bilmekte fayda var. İslamdaki miras hukuku ancak,islam hukukunun yürürlükte olduğu yerlerde uygulanır. Şayet mevcut hukuk sistemi aile masrafını her iki tarafa da yüklüyorsa burada durum değişir.Yani mevcut sisteme göre miras paylaşımı olabilir..!!!

      4- İKİ KADININ ŞAHİTLİĞİ GEREKLİ Mİ ?

      Kur’an’ın indiği dönemden bugünümüze kadar genellikle kadın ev işleriyle,çocukların
      bakım ve terbiyesiyle meşgul olmuş,taicaret,alış veriş hayatıyla pek az ilgilenmiştir.Ticari faaliyetle pek az ilgilenen kadınlarıın şahitlik yapabilmeleri de çok nadir olabiliyordu.İşte hakların korunması için sadece borçlanma hukukunda,bir kadının şahitliği geçerli olmakla birlikte bir yedek şahidin bulunması tavsiye mahiyetinde daha uygun görülmüştür.Bu bir şart değildir…

      BAKARA SURESİ 282.ayetin tümünü birlikte değerlendirdiğimiz de bunun böyle olduğunu görürüz. ” يا أيها الذين امنوا اذا تداينتم الي اجل مسمي فاكتبوه الخ ” Ey iman edenler !
      Belirlenmiş bir süre için birbirinize borçlandığınız vakit onu yazın.Bir katip onu aranızda adaletle yazsın.Hiç bir katip Allah’ın kendisine öğrettiği gibi yazmaktan geri durmasın. (her şey olduğu gibi) yazsın..üzerinde hak olan kimse (borçlu) da yazdırsın Allah’tan korksun ve borcunu asla eksik yazdırmasın.Şayet borçlu sefih,aklı zayıf veya kendisi söyleyip yazdıramayacak durumda ise,velisi adaletle yazdırsın. Erkeklerinizden iki de şahit bulundurun.Eğer iki erkek bulunmazsa doğruluklarından emin olduğunuz bir erkek ile ”ان تضل احديهما فتذكر احديهما الاخري ” biri yanılırsa (veya unutursa) diğerinin ona hatırlatması için iki kadının şahitliğini alın.”

      Bu ayete dikkat edildiği zaman ”ان تضل ”şayet yanılırsa ki,bu durumda şahitlik yapamaz. -”فتذكر احديهم الاخري diğer yedek şahit ona hatırlatır.Neticede doğal olarak şahitlik yapan yine de bir kadındır, iki kadın değil.Yani bir kadının da şhitliği geçerlidir.Bu uzun ayetin tümünü birlikte ele aldığımız da durumun böyle olduğunu görürüz ”.ذلكم اقسط
      عندالله واقوم للشهادة وادني الا اترتابوا ” Böyle yapmanız Allah nezdinde daha adaletli,şehadet için daha sağlam,şüpheye düşmemeniz için daha uygundur.Buraya da dikkat ettiğimizde” daha uygun,daha sağlam”deniliyorsa,iki kadının şahitliği zorunlu değil,tevsiye mahiyetinde olduğu anlaşılır.Çünkü daha sağlamın karşıtı sağlamdır.bir kadın dahi şahitlik yaparsa yine geçerli olur.

      Yani bir kadının şahitliği de yeterlidir.Sadece saydığımız nedenlerden dolayı,yedek
      bir şahidinin de bulundurulması daha uygun görülmüştür…Eğer iki kadınının şahitliği zorunlu olsaydı,NİSA SURESİ 15 ve NUR SURESİ 4 ve 8.ayetlerde de böyle bir durum söz konusu olacaktı.Halbuki bu ayetlerde cinsiyet ayırımı yapılmadan dört şahit istenmektedir.Her dördü kadın da olabilir,erkek te olabilir,bir kısmı kadın öbür kısmı erkek te olabilir Hiç bir ayırım söz konusu olmamıştır.Bu nedenle Kur’an,bire iki oranını şahitlikte nisap olarak belirlemez…!!!!!!!!!!!!!!

      Ayrıca bu konuda iki kadının şahit olmasına sebep birinin unutması halinde ikincisinin ona hatırlatmasına imkan vermek içindir. Aslında şahitlik yapacak olan yine bir kadındır.Öbür kadın ise yedek şahit gibidir,şayet şahitlik edecek kadın unutur veya yanılırsa,diğeri ona hatırlatır,Özetle ‘’الله اعلم ‘’ ikincinin görevi diğeri unuttuğu veya yanıldığı zaman sadece ona hatırlatmaktır.Böyle bir durum olursa ikinci yedek şahit devreye girer.Yani şahitlik edecek yine tek kadındır..’’الله اعلم ‘

      İşte görüldüğü gibi kadınla ilgili iddinızın hiç bir mesnedi ve anlamı yoktur.!!!

      Saygılarımla.

      • toro dedi ki:

        Bilal Bey,

        Bende sizinle tanrınızın demediğini tanrı demiş de ondan öğrenmişsiniz gibi yaparak aktarmanıza istinaden bir ayet paylaşmak istiyorum. Umarım doğru olan meali bizimle paylaşma nezaketini bizden esirgemezsiniz….

        “Allah bir çocuk edindi” dediler. O, bundan uzaktır. O her bakımdan sınırsız zengindir. Göklerdeki her şey, yerdeki her şey onundur. BU KONUDA ELİNİZDE HİÇBİR DELİLDE YOKTUR. Allah’a karşı bilmediğiniz bir şeyi mi söylüyorsunuz? ﴾68﴿ De ki: “Allah hakkında yalan uyduranlar asla kurtuluşa eremezler.” ﴾69

        Ha birde Nisa 15 de seslenilenlerin erkekler olduğunu bile bile saptırma yapıyorsunuz!(dolayısyla istenen 4 erkek şahittir) Nisa 16 ya ”Sizlerden” diyerek başlamasıda 15 ile ilgili size ilham vermeye yetmedimi? Keza Nur suresinin 4.ayetide buraya atıfta bulunur!

      • kadir dedi ki:

        sayın bilal bey..

        vermiş olduğunuz bilgiler o kadar değerli ki… her zaman diyorum. siz bu sitede ki deist, ateist ve müslümanlar için büyük bir nimetsiniz.. diestler ve ateistler istisna, bütün müslümanların sizin islam anlayışınıza sahip olmasını en içtenliğimle allahtan diliyorum. allah mekanınızı cennet etsin.. keşke insanlar yazdıklarınızın ne kadar değerli olduğunun farkına varabilse.. bu hayranlık değil.. allaha karşı derin saygı besleyenler ve zikri gizlemeyenler. benim gözümde en büyük saygıyı hakediyorlar.. yüce allah tahrim 7 de inkarcılara şöyle sesleniyor ya…

        “ya eyyuhellezine kerefu”

        “ey inkarı-küfrü kendilerine yaşam tarzı edinenler..” bu ifadeyi çok derin düşünmek lazım.

        işte bunlara yaşam tarzlarından dolayı ne söylersen boş..

        saygılarımla..

      • toro dedi ki:

        Kadir Dostum,

        Gerçekten sevgili Bilal benim için bir nimet! Bana hep en iyi bilen buysa… dedirtiyor! Benimle yapmaya başlayıp sonra bırakıp gittiği münazaraların sayısını bir yerde tutmayı bıraktım!

        Bu arada sevgili kadir senin sevaplarının ben veya adını andığın diğerlerinden fazla olduğuna eminmisin(küfre sapanlar)? Bunu nasıl biliyorsun Kiramen katibin meleklerinin kullandığı sevap-günah matiklerinin şifresinemi ulaştın? Ya da kimbilir her gece rüyanda ahiret meydanındanki yargılamanın sonucunu görüyorsun?

        Ya da küfür ne demektir hala idrak edemediğin için tanrının yapacağı bir değerlendirmeyi yapmayı kendine hak görüp sınavdaşların hakkında hüküm kesiyorsun! Sanırım Ebu süfyan müslüman olmadan 2 yıl önce onunla karşılaşmış olsaydın onada aynı şeyi söyleyecektin, sonra o müslüman olduğunda senin durumun ne olacaktı?

        Bak dostum, ben senin tanrına inanmıyorum, hatta öyle bir tanrı yok, öyle bir tanrı hiç olmadı diyorum! Ama sen var olduğuna inandığın tanrının söylediklerine inanmıyor hatta söylediklerini takmıyorsun!
        Aksi olsaydı paylaştığın ayetin tanrı (var olduğuna inandığın) kelamı olduğu ve ancak bir tanrının yarattıklarına sarfedebileceği türden bir söz olabileceğinide bilirdin! Sen kendisi sınavda olan birisi olarak yanındaki diğer sınavdaşına sınavı geçemeyeceksin diyemeyeceğini bilirdin!

        Sonra ben size tanrı suflörü dediğimde kızıyorsunuz! Ben sizin tanrınızın varlığına inanmamakla beraber sizin varlığına inandığınız tanrının sözlerini ve o sözlerle vucüt bulan kişiliğini size karşı savunuyorum, farkında bile değilsiniz!

        Bu arada şu petrole gir artık, Sevgili Bilalin girmedi bari sen gir! Sende bizim için bir nimet olmak istemezmisin?

    • sarp mustafa dedi ki:

      kendimi tutamadım artık. Gerçekten ne kullandığını merak ediyorum.

      “sen türk medeni kanunu ve borçlar kanununda geçen miras paylaşımının adil olduğunumu düşünüyosun.. eğer bu kanunlarla islam kanununlarını kıyaslıyosan. deve ile cücenin arasındaki 7 farkı bulmaya çalışmanla aynı şeydir..”

      adamım sen türk medeni kanunu adaletsiz buluyorsun ama kur’an ı daha adaletli buluyorsun. Seni burda konuşturan arkadaşlar kendilerine yazık ediyor. “Toro ve 1okuyucu” adlı arkadaşlar sabırla sana o kadar sağlam cevaplar verdikleri halde hala konuşabiliyosun, ben senin yerinde olsam utancımdan bir daha internete girmezdim. Arkadaşım hem adamların yazdıklarına cevap verdiğin yok, hemde kuran tamam adaletli değil ama türk medeni kanunu da değil diyebilecek (buna ne denir seçemiyorum o kadar çok seçenek var ki) ego, cehalet, kibir vs vs vs’ye sahipsin. Valla toro ve 1okuyucunun bu sabırlarına şaşırıyorum. Ben burda senin 10- 15 yorumunu okudum artık sinirden patlamak üzereyim, bu kadar kör olan, saçma saçma konuşan birine karşı hakaret etmemek bile cennetin kapısını açar 🙂 . toro ve 1 okuyucu sayende inanmasalarda senin tanrının cennetine layık olmuşlar.

      son olarak buldum ne kullandığını, seni çakalll, din en büyük uyuşturucudur. Haklısın kardeşim.

      • yujah dedi ki:

        sabah sabah güldürdün beni kardeş…ehi ehi…Onların Din’i varsa…bizimde magic-mushroom muz var ;)))

      • MaMaLi dedi ki:

        Sayın toro!suflörün açılımı için,sözlüğe bakmadıysa bu arkadaş,bende hindu ineği olayım))

  28. kadir dedi ki:

    okuyucu

    “Araplarda kız çocuklarını öldürmek gibi bir gelenek olsaydı, Arap toplumunda kadın nesli tükenirdi, bunu akıl ve mantık terazisine vurarak söylüyorum,”

    kurduğun düz mantıkla bakacak olursak dediğin doğru… lakin: cahiliye araplarında kız çocuklarını öldürmek kanun değildi.. bir kızın doğması utanç vesilesiydi.. bir aile yeni doğan kızlarını öldürmezken, gurur ve utanç meselesi yapan aile öldürebiliyordu… yeni doğan arap kızlarının tamamı diri diri gömülmüş değildir. hz. ibrahimi ve allahı bilen arapların tamamı bu yapamaz. ben bununun nedenini şuna bağlıyorum; cahiliye araplarında kadınlar çok değersiz, seks obejesi ve mal olarak görülüyordu.. kurandadan anlaşıldığı üzere zengin bir erkek 4 den daha fazla kadınla evlenebiliyor. dilediği zamanda onu boşayabiliyordu.. işte kızların gömülme sebebi toplumun kadınlara bakış açısıdır. yanlız vicdan sahibi olmayan aileler kızlarını gömebilir. arapların hepsinin vicdansız olduğunu düşünmek doğru değildir..

    o dönemde ki araplar şöyle düşünebilir. kızım büyüyüp başkasına seks kölesi veya mal olacağına öldürürüm daha iyi… bu sadece benim kurmuş olduğum empatidir.. başka nedenlerde olabilir..

    • 1okuyucu dedi ki:

      Kadir;

      —-o dönemde ki araplar şöyle düşünebilir. kızım büyüyüp başkasına seks kölesi veya mal olacağına öldürürüm daha iyi… bu sadece benim kurmuş olduğum empatidir.. başka nedenlerde olabilir.. (senden alıntı

      hangi toplum, üstelik evliliğin ne olduğunu da bilen bir toplum, evlendireceği kızının başkasına seks kölesi olacağını nasıl düşünebilir? cinsel açlığını giderememiş kişiler kadını cinsel obje olarak görebilir ama bir aile kendi kızını cinsel obje olarak göremez,

      sanki empati değil gaf yapmış gibisin,

      şunu deseydin anlardım, kan davası güden ilkel topluluklarda cepheye sürecek kelle sayısı önem arz ettiğinden, kan davasının tarafları, kendilerini koruyacak badigardlarının olmasını tercih ettiklerinden dolayı doğacak çocuklarının erkek olmasını isterler, kız çocuklarından utanç duyduklarından değil,

      ben onların erkek çocuklarını da sevmediklerini de söyleyebilirim, sırf amaçlarına uygun olduğu için erkek çocuklarını tercih ettiklerini, aslında çocuk sevgisinden nasibini alamamış hilkat garibeleri olduklarını söyleyebilirim.

      ayrıca her ne kadar çocuk sevgisinden nasibini almamış olsalar da evlilik içi kız çocuklarını öldürecek kadar da gaddar değildirler, zaten böyle bir şey yapmaya kalksalar aile bireyleri ve akrabaları muhakkak engel olur ama malında tasarrufta bulunurken hiç kimsenin karışma hakkı olmaz, yani cariyesinden olma evlilik dışı çocukta mal kapsamında sayılacağından kimse karışamaz, o nedenle öldürdükleri kız çocukları cariyelerinden olma kız çocuklarıdır diye düşünüyorum,

      bana böyle olabilmesi daha mantıklı geliyor,
      hangi nedenle olursa olsun, gelenek olmadığı belli,

      ayrıca, öbür tarafta kız çocuğuna hangi sebepten öldürüldüğü sorulduğunda, muhtemelen “ınga” diyecektir, buradaki ıngayı, “ben nereden bileyim, gidin babama sorun” diye tercüme edebiliriz.

      • kadir dedi ki:

        okuyucu…

        “ayrıca, öbür tarafta kız çocuğuna hangi sebepten öldürüldüğü sorulduğunda, muhtemelen “ınga” diyecektir, buradaki ıngayı, “ben nereden bileyim, gidin babama sorun” diye tercüme edebiliriz.”

        fizik kurallarını bu kainat çerçevesinde düşünüyosun.. bu kainatta olsa bile allahın dilemesi yeterlidir. mahşer gününde yeryüzünün konuşması, gömülen kızların konuşarak aleyhte şahitlik etmesi, vs. bunlar size inanmadığınız için saçma gelebilir. bu inanç meselesidir..

      • 1okuyucu dedi ki:

        Kadir;

        bir defa soru’nun kendisi saçma, yani absürd bir soru

        eğer öldürülen kız çocuklarıyla ilgili bir soru sorulacaksa önce kız çocuğunun babasına sorulur, kız çocuğu nereden bilecek niye öldürüldüğünü? ne diyecek, kız çocuklarının utanç vesilesi sayılması nedeniyle mi öldürüldüm diyecek?

        ölüm sebebini bilmeyen bir çocuğa sorulacak soru değil bu?

        eğer insanlar öldükleri haliyle tekrar dirileceklerse, öbür tarafta cennetle cehennemi açık ara ihtiyarların dolduracağını söyleyebiliriz,

        ayrıca bebekler konuşsa bile, bebeklere birer süt anne, birer bakıcı gerekecek, sonsuza dek biri emzirsin diğeri altını temizlesin piş piş yaparak uyutsun,

        çocuklarında, cennette oyun oynayabileceği lunapark benzeri, futbol sahası gibi ihtiyaçlarının karşılanması gerekecek,

        galiba en şanslılar genç yaşta ölen yetişkinler olacak, çünkü yaşlıların yüzüne pek bakmak isteyen olmayacak gibi,

        bir zatı muhterem, cennetin çok büyük bir yer olduğunu, gezmekle bitirilemeyeceğini, o nedenle bir insanın kimlerle birlikte olmak istiyorsa o kadar suretinin yaratılacağını söylüyor, yani aynı anda Muhammedle veya karılarınla birlikte olabilecekmiş,

        sahi insanlar aynen mi yaratılacak?
        eğer öyleyse, bebeklerle çocukları ayrı bir bölgeye almak gerekecek,

  29. kadir dedi ki:

    okuyucu…

    “hangi toplum, üstelik evliliğin ne olduğunu da bilen bir toplum, evlendireceği kızının başkasına seks kölesi olacağını nasıl düşünebilir? cinsel açlığını giderememiş kişiler kadını cinsel obje olarak görebilir ama bir aile kendi kızını cinsel obje olarak göremez,”

    toplumun yapısını gözardı etmeyin.. toplum bozuksa yapacak bişe yok.. bir anne kızını böyle bir toplumda doğrumak ister mi sence…

    • toro dedi ki:

      Sevgili Kadir,

      O halde ben de sana soruyorum;

      2010 yılı sonunda meclis kürsüsünden yapılan bir konuşmada o gün Türkiyede 15 Bin vesikalı hayat kadını olduğu 30 Bin kadının ise vesika almak için sırada beklediği söyleniyor. ATO nun 2004 tarihli raporunda ise bu sayı 60 Bin. Vesikalı kadın sayısı muhafazakar olduğunu söyleyen bir hükümet döneminde düzenli olarak artmış.Bu durumda Türklerin kız çocuklarını ileride vesika sırasına girmek zorunda kalmasınlar diye öldürmesimi gerekir?

      • kadir dedi ki:

        SAYIN TORO..

        “Sevgili Kadir,

        O halde ben de sana soruyorum;

        2010 yılı sonunda meclis kürsüsünden yapılan bir konuşmada o gün Türkiyede 15 Bin vesikalı hayat kadını olduğu 30 Bin kadının ise vesika almak için sırada beklediği söyleniyor. ATO nun 2004 tarihli raporunda ise bu sayı 60 Bin. Vesikalı kadın sayısı muhafazakar olduğunu söyleyen bir hükümet döneminde düzenli olarak artmış.Bu durumda Türklerin kız çocuklarını ileride vesika sırasına girmek zorunda kalmasınlar diye öldürmesimi gerekir?”

        ah toro vah toro sana daha ne diyeyim ki.. cahiliye araplarıyla 21. yuüzyıl türkiyesini kıyasladın ya sana helal olsun.. daha ne diyeyim.. türkiyedeki hayat kadınları kendi istekleriyle bu yola giriyorlar.. zorla yaptırmak hukuk sisteminde yaptırıma tabidir. pek bu yaptırım cahiliye araplarında varmıydı.. yada şöyle diyeyim.. siz cahiliye araplarının çağdaş, demokratik, aydın olduğunu düşünüyosunuz sanırım. öyle düşünüyosanız sözümü geri alıyorum.. sizsizin…

      • toro dedi ki:

        SAYIN KADİR,

        ”türkiyedeki hayat kadınları kendi istekleriyle bu yola giriyorlar.”

        Yukarıda ki yorum insanlara bakışının nasıl önyargılarla bezenmiş olduğunun göstergesidir! Erkek olunca sadece erkekçe düşünmeye kanalize olup, insanların nasıl düştüğünü görmeye çalışmaktansa onların düştüğü durumu yine kendisine yamamya çalışıyorsun!

        Demek ki sana göre Vesikalı f.şe olmak kadınların hayali! Üniversite sınavında ilk tercih olarak seçiyorlar!

        Neyse ben aslında senin tezatını yazacaktım! Bak ne diyorsun;

        ”cahiliye araplarıyla 21. yuüzyıl türkiyesini kıyasladın ya sana helal olsun..”

        Bu durumda cahiliye dönemindeki şartların ortasına düşen Kuran bugünün türkiyesinde ki şartlar farklı olduğundan bu zamana ait değildir! Aynı olmayan dönemlerin farklı şartları için sabit hükümler içeren bir kitap nasıl ilahi ya da evrensel olurmuş deyiversene bana… Şartlar değişiyor ama kurallar aynı! Arabaların hızları artıyor, yeni yollar yapılıyor ama hız limiti hala 1400 yıl öncesinde yani 15 Km!

        Yazından anlaşılana göre arapların aksine biz ”çağdaş, demokratik, aydın” ız, en azından onlara göre! O halde o ”çağdaş, demokratik, aydın” olmayan arapları terbiye eden hükümler bizi niye bağlasın!
        Keşke akıl olarak da cahiliye araplarından ileride olduğumuzun farkında olabilseydin!

        Umarım yaptığın gafın farkına varırsın ve yanlışını örtmeye çalışmazsın! Normalde bu konuda daha uzun şeyler yazardım ama çok uzatmak istemiyorum!

        Bana ah vah çekmek istiyorsan yazdığın yazıları yayımlamadan önce 3-5 defa oku! Sonra o ah vah sana dönmesin!

        Bu arada şu trilyonlarca dolar petrol gelirlerlerinin kuran’a göre nasıl dağıtılması gerektiğini bana söyleyecekmisin? Bu gelirlerin ne kadarı kime ait? Ben en fazla halka düşen payı merak ediyorum! Bakalım insanlık tarihinin bilinen ve paraya çevrildiğinde en büyük malı haline gelen petrolü kuranın tanrısı görebilmiş ve bu büyüklükteki paranın dağıtımında KAVGA çıkmasın diye HAKÇA taksimatını yapabilmişmi?

      • MaMaLi dedi ki:

        Vesikalı yarim)))vesikasız olan suud lu kadınlar türkiye deki arandan çok fazla arap topraklarında)))

      • MaMaLi dedi ki:

        özür!oran olacakdı)

    • 1okuyucu dedi ki:

      Kadir;

      —-toplumun yapısını gözardı etmeyin.. toplum bozuksa yapacak bişe yok.. bir anne kızını böyle bir toplumda doğrumak ister mi sence… (senden alıntı)

      eğer bir toplumda ahlâk çöküntüsü varsa, bu toplumun kadın erkek ayırmadan tüm bireylerini kapsar, (istisnalar kaideyi bozmaz)

      doğacak olan çocuğun cinsiyetini kişiler değil, kromozonlar belirlediğine göre doğacak olan çocuğun kız veya erkek olması olasılığı birbirine eşittir, yani fifti fifti

      toplumdaki bozulmaları bahane ederek kız çocuk sahibi olmak istemeyenler, kız çocukta doğurabilecekleri ihtimalini göz önüne alarak hiç evlenmesinler, bu durumda hiç çocuk doğurmayacakları için kız çocukta doğurmamış olurlar, kesin çözüm…

      eğer kız çocuk sahibi olmak istemeyen hamile kadınlar, çocuğun, günümüz teknolojisiyle ana rahminde cinsiyeti belirlendiğinde kız olanları kürtaj yoluyla aldırabilirler,

      yukarıdaki öneriyi, hem o şeyden mahrum olmak istemem, hemde kız çocuğu sahibi olmak istemem diyenlere! başka seçenek olmadığı için zorunlu olarak önerdiğim ucube bir öneri olarak kabul edebilirsiniz,

      hiçbir anne, çocuğunun gelecekte ne olacağını düşünerek çocuk yapmaktan imtina etmez, toplumun yapısı ne olursa olsun çocuk sahibi olmak ister, çünki bu ona fıtratı vasıtasıyla kazandırılan bir istektir, kaldı ki günümüzde çocuk sahibi olmak için yıllarca tedavi görenler, tüp bebek yöntemi dahil, her türlü tedavi yöntemini deneyenler var,

      o nedenle öyle bir düşüncede olabilecek bir anne olabileceğini zannetmiyorum ama kız çocuk istemeyenlerin, bilhassa ataerkil toplumlarda erkekler olduğunu söyleyebilirim, istisnalar kaideyi bozmaz,

      aslında olaya toplum açısından değilde dünya topluluğu açısından baktığımızda;

      sırf çocuk sahibi olma isteğimizi (kişisel egomuzu) tatmin etmek için onları böylesine bir rezil dünyaya getirmek bende çocuklarımıza karşı haksızlık yaptığımız kanısını uyandırıyor,

      çünki onlar, ne olduğunu hiç anlamadan dünyaya gözlerini açıveriyorlar, eğer bize dünya nasıl bir yerdir? diye sorabilme şansları olsaydı, herhalde bu iğrenç dünyaya gelmek istemezlerdi,

      eğer onlar, sırf bencil egonuzu tatmin etmek için mi bizi bu iğrenç dünyaya getirdiniz? diye bir soru sorsalardı,

      bizde onlara eğer bizimde size sorma şansımız olsaydı, dünyaya gelmek isteyip istemediğinizi mutlaka sorardık bahanesinin arkasına saklanmaktan başka çaremiz kalmazdı,

      tek tesellimiz ise dünyadaki tüm iğrençliğe rağmen bir aile olmanın (bir arada olmanın) verdiği huzur olurdu.

      ama yinede onların dünyaya gelmesinde en önemli faktörün, bencil egomuz olduğunu göz ardı edemeyiz.

  30. candost neşeci dedi ki:

    kuranda evli bir erkekle veya bayanla evlenmek yasaktır.. bir erkeğin başka bir kadın üzerine kuma getirmesi diğer kadının kabul etmeyeceği bir durumdur. kabul etsede ileride muhakkak huzursuzluk çıkar. işte bu durumda erkeğin adil davranması imkansızdır. yüce allah diyor ki; işte bu durumdan dolayı sadece bir tane alın..kadir bey senden alıntı
    peki senin peygamberin neden 9 tane aldı o 9 tane alınca huzursuzluk çıkmadı mı?

    • bilal dedi ki:

      Sn.candost neşeci,

      HZ.PEYGAMBERİN EVLİLİK NEDENLERİ !!!

      1-Hz.Muhammed’in bu evlililklerinin tamamı da evliliği sınırlandıran ayet gelmeden öce idi.O zaman çok evlilik normal karşılanıyordu.Çok evlilik islam öncesi toplumlarda ve diğer dinlerde yaygın olan ve sayısal sınırı hiç olmayan bir uygulama iken kur’an tek evliliği esas yaparak sınırlama getirmiştir.Ancak bir mazeret,zarurat veya mevcut eşin rızasıyla başka biriyle evlenmeğe sadece ruhsat verebilmiştir… !!!

      2-Ayrıca hz.peygamber vahyin gereği bütün eşlerine boşanma teklifini götürüyor,ama eşleri buna razı olmuyorlar.Razı olmadan onları boşasaydı onlara büyük bir haksızlık oluyordu.Onun için boşanmaları ancak rızalarıyla gerçekleşebiliyordu.AHZAB-28.ayete
      ;يا ايها النبي قل لازواجك ان كنبن الخ ‘’ Ey peygamber,eşlerine de ki; ‘’ dünya hayatı ve süsü istiyorsanız gelin size boşanma bedelinizi (tazminatınızı ) vereyim ve sizi gözelce boşayayım.’’deniliyor..İşte bu ayetle eşler boşanmaya davet ediliyor,ama razı olmuyorlar. Peki bunların rızaları alınmadan zorla boşanmaları bir zulüm ve haksızlık değil midir.? Gerekçe ne olursa olsun boşanma teklifi onlara götürülüyor..!

      4-Bu mevcut eşler dışında başka biriyle evlilik yapmak hz.peygambere de yasaklanıyor.
      AHZAB-52:.لايحل لك النساء من بعد الخ ‘’ Bundan böyle artık başka kadınlarla nikahlanman (evlenmen)…sana helal dehildir’’diye söz konusu ayet hz peygambere bütün evlilik yolunu kapatıyor… 5-O,evlenirken eşlerinin rızasını alarak evleniyordu.6-Bu evlilkleri yapmasının bir çok nedeni vardır,uzun olduğu için tekrar yazmaya gerek yoktur.7-hz.Aişe ve bir veya iki kişi eşi dışında neredeyse tümü çocuk doğuracak yaşta olmayan yaşlı ve himaye muhtaç kimseler idi..Cinsel tatmin için olsaydı bu dul ve yaşlı kadınlarla evlenir midi? Kimin kızını isteseydi ona seve seve vemeyecek midi? Neden yaşlı,kimsesiz ve dul olanlarla evleniyor?
      Bu konular daha önce yazıldığı için tekrar yazmak istemiyorum…Özetle,hz.peygamberin evlilikleri sınırlama ayeti gelmeden bir çok nedenlerden dolayı gerçekleşmiştir. Gelen bir ayetle de mevcut eşlere boşanma fırsatı tanınıyor ve onlara boşanma teklifi götürülüyor,
      ama boşanmaya razı olmuyorlar. Bunların rızası olınmadan onları boşamak onlara büzulüm ve haksızlık olurdu..İnen başka bir ayetele de mevcut eşler dşında bütün evllik yolu hz.peygambere kapanıyor….. Saygılar…

      • candost neşeci dedi ki:

        bilal bey siz diyorsunuz ki peygamber evlenirken eşlerinin rızasınıda alıyordu şimdi sormak istiyorum yani bu boştaki ihtiyaç sahibi bütün dulları yaşları ilerlemiş kadınları kendisine almıştır.Ve başka nedenlerden dolayı evlenmiştir. Bende diyorumki bu kadınları hep kendine alacağına ihtiyaç sahibi sahabelere alsaydı bu din daha güzel olmazmıydı?Bence kendinden yaşlı kişiler ile evlenmesi sadece bir politikadır Yeri geldiğince kendini haklı göstermesi açısından Çünkü sen diyorsun kendisi evlendiği zaman eşlerinin rızasınıda alıyordu demekki evlilikleri allahın emri filan değil kendi isteiğiyle gerçekleşiyordu. saygılar bilal bey

      • AVNİ dedi ki:

        Sn bilal..
        1- Çok evlilik islam öncesi toplumlarda ve diğer dinlerde yaygın olan ve sayısal sınırı hiç olmayan bir uygulama iken kur’an tek evliliği esas yaparak sınırlama getirmiştir. sizden alıntı..
        Bildiğim kadarıyla zerdüştlükte tek evlilik esasdır, ayrıca roma hukuku na göre tek evlilik meşrudur, yukardaki yazınızla sanki tek evlilik islamla geldi gibi algı oluşturuyorsunuz..

        2- Boşanma teklifiyle ilgili verdiğiniz ahzab 28. ayetde geçen “dünya hayatı ve süsü istiyorsanız” ibaresi bu teklifin çok eşlilik kalktı ben sizi gelen ayete göre boşayayım değilde, bak benimle olursanız öbür dünya hayatı garanti deyip boşamama teklifi gibi anlıyorum ben. Yoksa boşanma teklifi yaptığın karına bak dünya malı istiyorsan seni boşayım demessin değilmi sn bilal.. Bu lafı niye soylersin karın sende olmamasına rağmen ev araba isterse bu lafı söyler istersen boşan dersin.. Ayetle verdiğiniz açıklama uymamaktadır.
        3- AHZAB-52:.لايحل لك النساء من بعد الخ ‘’ Bundan böyle artık başka kadınlarla nikahlanman (evlenmen)…sana helal değildir ayeti belki evliliği kısıtlıyor ama cariye almasını kısıtlamıyor. Peygamberin, ibrahimin annesi olan birde cariyesi var, hatta bir tane daha var..
        4-7-“hz.Aişe ve bir veya iki kişi eşi dışında neredeyse tümü çocuk doğuracak yaşta olmayan yaşlı ve himaye muhtaç kimseler idi.”sizden alıntı
        Aişe, cüverriye, safiyye, zeynep ( evlatlığının karısı, orta yaşlarda filan) bunlar pekte yaşlı kadınlar değil yani.. Cariyeleri saymıyorum..

        Saygılarımla..

      • Bilal kardeş gerçekten bilgisizce saçmalamışın.
        Atarken bari okkalı at kardeş.
        Hiristiyanlik ve Yahudilikte çok eşlilik ve istisnai durumlar haricinde boşanma yoktur, hatta aldatan eşler taşlanarak cezalandırılır.
        Hiristiyanlıkta evlenen kadına takılan duvak/başlık, incilde kadının erkegin emrinde ve aşagısında oldugunu göstermek için başının kapanmasının emredildigi ayetten esinlenmiştir .Hiristiyanlıkta bir erkek, kilisede başına takılan duvaklı eşinden baskasıyla birlikte olamaz, yasaklanmıştır. istisnai durumda bir erkek karısını boşarsa erkek evlenebilir ama kadın asla evlenemez, yasaklanmıştır.
        Yani kısaca arapların yaşadıkları bölgelerde yaşayan hiristiyan ve yahudilerde çok eşlilik yoktu.
        Eski Türklerde çok eşlilik hiç bir zaman olmamış, kadınlar erkeklerle aynı seviyede günlük yaşamlarını sürdürmekle kalmamış bazen ordulara bile kumandanlık yapmışlardır.
        Islam geldiginde diger ulusların hepsinde çok eşlilik vardı diye sallamıssın.
        Kim bu uluslar söylermisin ???
        Düsüncelerini savunmak, dogru göstermek ve bedevi arap gelenegini meşrulaştırmak için diger uluslara bari çamur atma.

      • bilal dedi ki:

        Sn.Kökler ve kanatlar,

        ” Yani kısaca arapların yaşadıkları bölgelerde yaşayan hiristiyan ve yahudilerde çok eşlilik yoktu.
        Eski Türklerde çok eşlilik hiç bir zaman olmamış, kadınlar erkeklerle aynı seviyede günlük yaşamlarını sürdürmekle kalmamış bazen ordulara bile kumandanlık yapmışlardır.
        diye Islam geldiginde diger ulusların hepsinde çok eşlilik vardı sallamıssın.”sizden alıntı”

        Bakalım bilgisizce saçmalayan kim miş ?

        Benim söylediklerim aşağıdadır.

        ”Hz.Muhammed’in bu evlililklerinin tamamı da evliliği sınırlandıran ayet gelmeden öce idi.O zaman çok evlilik normal karşılanıyordu.Çok evlilik islam öncesi toplumlarda ve diğer dinlerde yaygın olan ve sayısal sınırı hiç olmayan bir uygulama iken kur’an tek evliliği esas yaparak sınırlama getirmiştir.Ancak bir mazeret,zarurat veya mevcut eşin rızasıyla başka biriyle evlenmeğe sadece ruhsat verebilmiştir… !!! ” benden ”

        1-Burada ”diğer dinlerde yaygın olan ve sayısal sınırı hiç olmayan bir uygulama iken… ” şeklindede bir ifade kullanmışım,
        Ama siz buna ”……HEPSİNDE…” ifadesini katmışsınız,benim kullandığım ifade ise genel bir ifadedir,çünkü ben, ” …istisnasız diğer toplumların HEPSİNDE çok evlilik yaygındı ” şeklinde bir ifade kullanmış değilim,siz ise GENEL anlamda kullanılan ifadeleri ” HEPSİ VEYA BÜTÜN OLARAK ” değerlendiriyorsunuz, işte bundan dolayı siz yanılıyorsunuz.!

        2- Yani kısaca arapların yaşadıkları bölgelerde yaşayan hiristiyan ve yahudilerde çok eşlilik yoktu. ” sizden alıntı ”

        Bunu da gözden geçirelim,bakalım söylediklerin gerçek mi?

        ” Eski Mısır Hukuku: Koca bazı şartlar altında birden fazla kadınla evlenebilirdi
        Babil Hukuku: Hamurabi kanunlarına göre, zevce çocuk doğurmazsa veya ağır bir hastalığa tutulursa, koca odalık alabilirdi.
        Çin Hukuku: Kocanın serveti müsait olursa, ikinci derecede zevceler alabilirdi. Şu kadarki, bu kadından doğacak çocuklar, birinci ve asıl zevcenin çocukları sayılırdı.
        Eski Brehmenler: Vichnou kitabına göre, erkekler bulundukları sınıflara göre bir, iki, üç veya daha fazla kadınla evlenebilirdi. Apastamba kitabında ise, bu konuda tahdit vardı, kadın vazifelerini hakkıyla yerine getirebiliyor ve erkek çocuğuda oluyorsa, koca ikinci bir kadınla evlenemezdi. Manu düsturlarında, bir adam, ilk zevcesini kendi toplumsal seviyesinde seçmesi lazımdı, ikinci zevcesini, daha alt tabakalardan alabilirdi.
        Eski İran : Çok evlilik kabul edilmişti.
        Roma Hukuku : Odalık almak, kanuni nikah olmaksızın yaşamak vardı.
        Kitab-ı Mukaddes: Eski Ahid’de çok evlilikten bahsedilmektedir.Musevilikte de çok evlilik vardı.
        Yeni Ahid’de (İncil), birden fazla kadınla evlenmeyi yasak eden bir madde yoktur. Ancak tek zevce ile yetinbmenin iyi olacağına dair tavsiyeler vardır. BİRDEN FAZLA EVLENME HIRİSTİYANLIK ALEMİNDE XVI. ASRA KADAR NORMALDI. !!!
        İslam’dan Önceki Arabistan: Çok evlilik konusunda hiç bir tahdit ve sınır yoktu. Erkek istediği kadart kadınla evlenebildiği gibi, aralarında zevce değişimi bile olurdu.

        1- Tevrat’a göre evlenilecek eş sayısında sınır yoktur:

        ”Eğer kendisine başka bir kadın alırsa, evvelkinin nafakasını, esvabını* ve karılık haklarını eksiltmeyecektir.” (Eski Ahit, Çıkış, 21/10)

        2-Hz. İsa ise, bir güvey ve on gelin adayı genç kızdan bahseder!
        ”O zaman Göklerin Egemenliği, kandillerini alıp güveyi karşılamaya çıkmış olan on kıza benzeyecek. Bunların beşi akılsız, beşi de akıllıymış. Akılsızlar kandillerini almışlarsa da, yanlarına yağ almamışlar. Akıllılar ise, kandilleriyle birlikte kaplar içinde yağ da almışlar. Güvey gecikince hepsini uyku tutmuş ve dalıp uyumuşlar.
        Gece yarısı bir ses yankılanmış: ’İşte güvey geliyor, onu karşılamaya çıkın!’ Bunun üzerine kızların hepsi kalkıp kandillerini tazelemişler. ’Akılsızlar akıllılara, ’Kandillerimiz sönüyor, bize yağınızdan verin!’ demişler. Akıllılar, ’Olmaz! Hem bize hem size yetmeyebilir. En iyisi satıcılara gidin, kendinize yağ alın’ demişler. Ne var ki, onlar yağ satın almaya giderlerken güvey gelmiş. Hazırlıklı olan kızlar, onunla birlikte düğün şölenine girmişler ve kapı kapanmış. ’Daha sonra gelen öbür kızlar, ’Efendimiz, efendimiz, aç kapıyı bize!’ demişler. Güvey ise, ’Size doğrusunu söyleyeyim, sizi tanımıyorum’ demiş. ’Bu nedenle uyanık durun. Çünkü o günü ve o saati bilemezsiniz.” (Yeni Ahit, Matta İncili, 25/1-13)

        Demek ki,yukarıdaki iddianız mesnetsizdir.

        Saygılarımla.

    • MaMaLi dedi ki:

      Kardeş o Allah’ın vekili)))o alır ya torun hasan kaç hatun,alıp boşamış biliyormusun?400,eee dede den tokmakcı ya)))cennet ehli bunlar))yersen!!!

      • Sn. Bilal.
        O zaman çok evlilik normal karşılanıyordu.Çok evlilik islam öncesi toplumlarda ve diğer dinlerde yaygın olan ve sayısal sınırı hiç olmayan bir uygulama iken. (senden alıntı)
        çok eşlilik konusunda kuran’ın indiği yıllardaki toplumsal yapıdan bahs ediyoruz, Sümer ve Akadlar’ın toplumsal yapılarından değil.
        Madem ondan bahs edilecekse Tevrat ve incilin devamı olan Kuran olgularının bir çoğu bu toplulukların efsanelerinden alıntılandığınıda sana hatırlatırım.
        Örneğin, cennet cehennem olgusu, Adem olgusu ve yaratılışı, Nuh tufanı, Musa’nın denizi yarmasi gibi.
        Hepsi Sümer kaynakli Babil efsanelerinden araklanmıştır.
        Bas örtüsü bile, ilk kanuni yazılı belge olan, senin konusunu ettigin Hammurabi kanunlarında iştar tapınak fahişenelerinin başlarını örtmeleri Asur Kralı Tiglat-Pileser emretmiştir.
        Ben hiç bir zaman çok eşlilik olmadı demiyorum, M.S. 7. yüzyıldaki toplumsal yapıyı, yani Kuran’ın indiği dönemdeki yapıdan bahs ediyorum.
        Tartışacaksan kendi yazdıklarını inkar etmeden, konuyu saptırmadan tartış.
        Eski Ahitte çok eşlilik var ama Kuran’ın indiği yıllarda bu topluluklarda senin dediğin gibi sınırsız kadin edinme genel olarak diğer din ve toplumlarda uygulanmıyordu.
        Kutsal kitaplarında çok eşlilik olgusu olan insanlar bu uygulamayı asırlar önce terk etmişlerdi, onların terkettiği uygulamayı o dönemde
        Arapların uygulamalarını meşrulaştırmak için kullanmaktan vaz geç.
        Gel istersen birde günümüzdeki gerçeklere geçelim.
        Türkiye ve Tunus hariç çok eşliliği kanunen yasaklayan baska islam ülkesi yoktur.
        Gerikalan islam ülkelerinde çok eşlilik hala uygulanmaktadır, din’en ve kanunen bir yasakta yoktur.
        işin garibi senin örnek olarak verdigin din ve topluluklarda çok eşlilik günümüzde yapılmazken, Kuran indirilen toplumlarda çok eşlilik hala uygulanmakta.
        http://kokler-ve-kanatlar.webnode.fr/

  31. toro dedi ki:

    Değerli arkadaşlar,

    Konu gereği sizinle mantıksız olan bir hikayeyi Kuran’dan faydalanmak suretiyle paylaşmak istiyorum!

    MERYEM SURESİ,

    Bu, Rabbinin, Zekeriya kuluna olan merhametinin anılmasıdır. ﴾2﴿

    Hani o Rabbine gizli bir sesle yalvarmıştı. ﴾3﴿

    O şöyle demişti: “Rabbim! Şüphesiz kemiklerim gevşedi. Saçım sakalım ağardı. Sana yaptığım dualarda (cevapsız bırakılarak) hiç mahrum olmadım.” ﴾4﴿

    “Gerçek şu ki ben, benden sonra gelecek akrabalarım(ın isyankâr olmaların)dan korkuyorum. karım ise kısırdır. Bana kendi tarafından; bana ve Yakub hanedanına varis olacak bir çocuk bağışla ve onu hoşnutluğuna ulaşmış bir kimse kıl!” ﴾5-6﴿

    (Allah şöyle dedi:) “Ey Zekeriyya! Haberin olsun ki biz sana Yahya adlı bir oğul müjdeliyoruz. Daha önce onun adını kimseye vermedik.” ﴾7﴿

    Zekeriyya, “Rabbim!” “Hanımım kısır ve ben de ihtiyarlığın son noktasına ulaşmış iken, benim nasıl çocuğum olur?” ﴾8﴿

    Şimdi şöyle bir teklifim var! Sonuç itibariyle hepimiz farklı kişilikleriz ama okuduğumuz metin sabit bir metin. Bakalım her birimiz ayn metni okuduğumuzda ne tepki veriyoruz! Bu ayet dizesindeki anlamsızlığı farkedenlerin bizimle paylaşmasını rica ediyorum!

    • 1okuyucu dedi ki:

      toro;

      zekeriya karısı kısır, kendi de yaşlı iken, (muhtemelen iktidarsız) rabbine yalvararak çocuk istiyor, rabbi ona çocuk vereceğini söyleyince de bu sefer karım kısırken, üstelik ben kocamışken nasıl çocuk sahibi olabilirim? diyor,

      tanrısı da ona, “be aç gözlü adam, şimdiye kadar sana ne istediysen verdim, hem kendin kocamışsın, hemde karın kısırken çocuk sahibi olmayı nasıl istersin” demiyor da?

      zekeriyayı çocukla müjdeliyor, yani saçmalama konusunda al birini vur ötekine gibi bir durum?

      • toro dedi ki:

        1okuyucu,

        Şunuda düşün; Zekeriya bir erkek çocuk istemeseydi ne olacaktı? Yani Yakubun soyunun devamı Zekeriyanın isteği tanrının değil! Zekeriya çocuk istemese sanırım karısı ona o sürpriz bir haberi hiç veremeyecekti! Bu siparişle verilen çocuk işsiz kalmasın diye İsanın vaftizinde de kullanılmış!

      • 1okuyucu dedi ki:

        toro;

        bana hitaben gelen mesajları geliş sırasına göre cevaplandırmaya çalıştığım için senin mesajına anca sıra geldi, günlük işlerden fırsat buldukça cevap vermeye çalıştığım için gecikmeler olabiliyor,

        zekeriya çocuk istemeseydi, soyu devam etmeyeceği gibi, isayı vaftiz edecek birinden de bahsedilemeyecekti, bakire kadınların, kısır kadınların doğum yapmaları gerçekten çok mucizevi bir şey?

        zekeriyanın gençliğinde çocuk istemek aklına gelmemişte, iyice yaşlandıktan sonra tanrısından çocuk istemeye karar vermiş

        üstelik yaşlılığında her bir tarafları gevşemiş! bir haldeyken çocuk isteyen zekeriyanın duaları kabul olmuş ve kısır karısından! bir çocuğu olmuş,

        zekeriyanın yaşadığı dönemde, kimin kısır olduğu bilinemeyeceğine göre,

        herhalde zekeriyanın evlilik dışı ilişkilerden çocukları olmuş olmalı ki, karısının kısır olduğunu bilmiş, yoksa o günkü teknolojiyle kendisinin mi? karısının mı? kısır olduğunu nereden bilecek gariban, neyse günahını almayayım, belkide tanrısı karısının kısır olduğunu ona söylemiştir, yoksa başka türlü bilebilir mi?

        yani, zekeriyanın, kısırlık testi ve babalık testi yaptırma olanağı olmadığı için kısır sandığı! karısının kendisinden çocuk doğurduğuna inanmaktan başka seçeneği yokmuş herhalde,

        ayrıca peygamberliğin babadan oğla geçtiği bir gelenekte, yahyanın işsiz kalmayacağı belliydi ama isanın ortaya çıkması biraz yahyanın işini bozmuş, o da manevi kirliliğin suyla temizleneceğini sananları günahlarından arındırma işine soyunmuş?

        senin anlayacağın minareyi çalan kılıfını hazırlıyor.

    • bilal dedi ki:

      Sn.Toro,

      1.‘’ “Gerçek şu ki ben, benden sonra gelecek akrabalarım(ın isyankâr olmaların)dan korkuyorum. karım ise kısırdır. Bana kendi tarafından; bana ve Yakub hanedanına varis olacak bir çocuk bağışla ve onu hoşnutluğuna ulaşmış bir kimse kıl!” ﴾5-6﴿

      (Allah şöyle dedi:) “Ey Zekeriyya! Haberin olsun ki biz sana Yahya adlı bir oğul müjdeliyoruz. Daha önce onun adını kimseye vermedik.” ﴾7﴿

      Zekeriyya, “Rabbim!” “Hanımım kısır ve ben de ihtiyarlığın son noktasına ulaşmış iken,benim nasıl çocuğum olur?” ﴾8﴿ ‘’sizin gösterdiğiniz mealler ‘’

      5.VE 6.AYETLERİN DOĞRU MEALİ !

      Ve bu halimle ben,benden sonra gelecek olan yakınlarımdan yana endişeliyim.Eşim de çocuk doğurmuyor. Bana kendi katından bir çocuk bağışla.» dedi! Bana ve Yakub’un ailesine de varis olsun,ey Rabbim ! onu hoşnutluğuna ulaşmış bir kimse kıl!” şeklindedir.

      a ) Beşinci ve sekizinci ayete geçen meallerdeki ‘’ KISIR’’ ifadeleri yanlıştır,doğrusu ise ‘’ çocuk doğurmuyor’’ şeklindedir.

      b) Arapçada kısır ifadesinin karşlığı ‘’عقيم ‘’ dir.Söz konusu ayete ise ‘’عاقر’’ diye geçiyor. Bunun anlamı ise‘’çocuk doğurmuyor‘’demektir.Ama şu ana kadar çocuk doğurmaması, hiç doğurmayacağı anlamına da gelmez.!!!

      c) Hanadan ifadesi de ayete yoktur,aile ifadesi vardır.Meallerdeki hanadan ifadesi de yanlıştır..

      d) Bu ayetlerde anlamsız tek bir ifade de yoktur.

      e) Benim nasıl çocuğum olacak ? şeklindeki ifadyle de bir beşer olarak kendisine verilen müjdenin detaylı açıklamasını öğrenmek istemiştir…

      8.AYETİN DOĞRU MEALİ !

      ‘’Ey Zekeriyya, sana bir çocuk müjdeleriz.İsmi Yahya’dır.Onun gibisini daha önce kimseye vermedik.’’ şeklindedir.Yani ondan önce onun gibi halim,uysal,güzel ahlaklı vs.insanı özelliklere sahip bir cocuğu kılmadık‘’ Bu nedenle, ‘’ ondan önce kimseye böyle bir isim vermedik ‘’ şeklindeki mealler maalesef hatalıdır.Konuyla ilgili tefsir metni de aşağıdadır…

      وقال مجاهد وغيره { سميا } معناه مثلا ونظيرا وهو مثل قولة تعالي { هل تعلم له سميا} معناه مثلا ونظيرا كأنه من المساماة والسمو الخ
      KAYNAKLAR ! { نقلا من تفسير الما وردي – الطبري – ابن عطية – وابو حيان }

      Özetle,söz konusu ayetlerin doğru meali verildikten sonra ’’Bu ayet dizesindeki anlamsızlığı ‘’şeklindeki iddianızın de hiç bir anlamı kalmıyor.!!! Artık şunu kesin anlıyoruz ki,kur’an’ı kerimi sorunlu gibi yapan hatalı meal ve yorumlardır……Zira Kur’an’ın arapça metninde en ufak bir sorun yoktur,yeterki meal ve tercümesi ayetin arapça metnine uygun ve doğru yapılsın.!!!

      Saygılarımla…

      • candost neşeci dedi ki:

        Aslında sorun bence ozamanki arapçanın belli bir gramer ve dilbilgisi olmayışından kaynaklanıyor bugünkü araplar bütün gramer yapısını , dilbilgisi kurallarını ve anlam özelliklerini ozamanki kurana göre yapmıştır.Saygılarımla

      • toro dedi ki:

        Sayın Bilal,

        Kuranın tanrısı senin böyle anlamsız bir kurmacayla ve tanrının kelimelerini kendine göre yontarak bu cevabı yazacağını bildiğinden sana kapak (kusura bakma en anlamlı kelime buydu) olsun diye aynı zamanda Meryem,9 u da göndermiş(!).

        ”(Vahiy meleği) dedi ki: “Evet, öyle. (Ancak) Rabbin diyor ki: “Bu bana göre kolaydır. Nitekim daha önce, hiçbir şey değil iken seni de yarattım.”

        ”Nitekim daha önce, hiçbir şey değil iken seni de yarattım.”

        Yukarıdakini yapan KISIR dinlermi? İsayı Babasız doğurtan KISIR dinlermi? Ya da Tanrı zekeriyanın ”çocuk doğurmayan” karısını cocuk doğurmaya ikna etmiş olmalı! Herhalde ”ona göre kolay olan” doğurmamakta direnen bir kadını doğurmaya ikna etmektir.

        İlahi sevgili bilal, yine güldürdün beni!

        Bu arada diyanettekiler seni okuyunca yerlerinde dört dönüyorlardır! Her an sana bir kuran meali yazmanı rica etmek üzere gelebilirler, hazırlıklı ol!

      • toro dedi ki:

        Sayın Bilal,

        Bu arada 8’i çeviriyormuş gibi gösterip 7’yi çevirmişsin! Seni gidi kurnaz 🙂

        Şaka bir yana Kuran’ın tanrısının Yahya kıssasının hemen arkasına erkeğe ihtiyacı olmadan doğum yapan Meryemin kıssasını koyması ve Meryemin erkek olmadan hamile kalmasını da ”benim için kolay” diyerek anlatan sözleri bile kafanda şimşeklerin çakmasını sağlamadıysa senin için yapacak birşey kalmamış demektir!

        Neyse hesabını nasıl olsa ”inanmadığın” tanrına vermeyeceğini biliyorsun! Aksi halde ona şirk koşacak kadar cüretkar olamazdın, bay tanrı suflörü…

        Aksi hal

      • bilal dedi ki:

        Sn.Toro,

        ‘’ Şunuda düşün; Zekeriya bir erkek çocuk istemeseydi ne olacaktı? Yani Yakubun soyunun devamı Zekeriyanın isteği tanrının değil! ‘’ sizden alıntı’’

        Hz.Zekeriya istemeseydi de yüce Allah ona çocuk verebilirdi,ayrıca takdirinde de belki çocuk var idi. Ama o ana kadar çocuk sahibi olmayan ve ümitsizliğe düşen hz.Zekeriya çocuk sahibi olabileceğini hiç bilmiyodu.Bu nedenle yüce Allah’a yalvararak bir çocuk istiyor.. Yani çocuğun doğumu yüce Allah’ın iradesi ve isteğiyle olmuştur.Onun duası üzerine Yüce Allah o an ona müjdeyi veriyor. Ayrıca bu ayete yüce Allah ‘’.. senin duanı kabul ettim ve bu nedenle sana çocuk veriyorum ‘’deye bir imade de bulunmamıştır.Yani sırf hz.Zekeriya’nin isteği üzerine çocuğun doğumu gerşekleşmiş değildir.Bu yüce Allah’ın iradesi ve isteğiyle olmuştur. Özetle,buradaki yorumunuzun da çok anlamsız olduğunu buluyorum.!!! Ayrıca,sn.1okuyucu arkadaşımızın konuyla ilgili yorumu da saçmalıktan öteye geçmez !!!

        Saygılarımla..

      • bilal dedi ki:

        — DÜZELTME —
        Ayetin numarasını 7 yerine sehven 8 yazmışım.8.ayet diye yazdığım 7.Ayetin mealidir.!!!
        Saygılarımla.

      • AVNİ dedi ki:

        Sn bilal

        Ben kuranda peygamberlerin allah la konuşmasında yaşadıkları rahatlığı anlamıyorum. Zekeriyya, tanrı çoçuk vereceğim diyor nasıl olur ben yaşlıyım karımda çoçuk yapmıyor ( karısınıda şikayet ediyor ) diye cevap verebiliyor, ibrahim tanrı ile konuşuyor emin olmak için başka şeyler istiyor. Tanrının musaya seslenişi var.. Şeytanın rahatlığı ayrı bir olay..çok ilginç alemi yarat, en küçük zerrenin yegane mülki amiri ol, tek ol, doğurma, doğurulma ezeli ve ebedi ol. Ama zekeriyaya, ben sana çoçuk vereceğim dediğinde benim nasıl çoçuğum olur diye cevap versin..
        Sn bilal tanrı senle konussa , ey bilal sana son model ferrari vereceğim sen nedersin ama benim param yokki nasıl olurmu dersin…
        Saygılarımla…

      • toro dedi ki:

        Sayın AVNİ,

        O diyalog nasıl o şekilde gelişiyor biliyormusun? Tanrı sesini ve o sesin konuştuğu üzerindeki etkisini kendi icadı bir makina ile minimize ediyor! Yoksa Tanrısını gördüğünde bir dağ paramparça oluyorsa bir peygamber nasıl olurda yüz verince astarını ister gibi davranabilir?

        Ben tanrı olsam;

        Yahu sen benden bir çocuk istemedin mi? Bende vereceğim diyorum, ötesini sorgulamak senin ne haddine! Yoksa senin benden istediğin şeyin benim tarafımdan bile yapılamayacağınamı inanıyorsun? Madem inanmıyorsun neden istiyorsun derdim!

        Böyle şaşkın bir muhataba kim tahammül edebilir hele birde tanrı ise!

        Kısacası büyüklere masallar tadında bir hikaye!

    • T.TAŞPINAR dedi ki:

      toro,
      heb lî : bana bağışla
      min ledun-ke : senin katından
      veliyyen : bir dost, yardımcı
      yukarıdaki Meryem suresi 5.ayet açıklamasında görüleceği üzere “çocuk ya da oğul değil dost-yardımcı anlamına gelen “veliyyen” kelimesi kullanılmıştır..
      Meallerin çok büyük çoğunluğunda da çocuk -oğul olarak değil dost -yardımcı-veli olarak açıklanmıştır..
      Sonuçta Hz.Zekeriyya Allah katından bir dost-veli bir yardımcı istemiştir bir çocuk değil..
      Zaten ilk önce kendisinin yaşlı ,karısının kısır ya da yaşlılık sebebiyle artık doğuramayacak durumda olduğunu söylüyor yani isteğinin gerekçesini gösteriyor..Yani normalde çocuk sahibi olamayacaklarına inanıyor ve bunu kabul etmiş..Allah tan istediği veli-dost-yardımcı kişi başkalarından doğacak bir insan ya da başka yerlerden gelecek daha önce tanımadıkları bir kişi olabilir..
      Ancak beklentisi bu iken Allah ona kendi öz çocuklarının doğacağını müjdeliyor..Bu yüzden ilk başta bir insan olarak şaşırıyor tabii normal olarak..daha sonra bunun Allah için kolay olduğu söyleniyor ve o da hemen şüphe etmeden inanıyor..
      Dolayısıyla bu ayetyerde mantıksız denebilecek hiç bir şey yoktur..
      Her zamanki çarpıtma denemelerinden birinin daha başarısızlıkla sonuçlandığını görmekteyiz..
      Birisi “KAPAK”tan mı bahsetmişti…

      • toro dedi ki:

        Dostum, T.TAŞPINAR,

        Seni tebrik ediyorum, yazdığın yazıyla kendi kendine kapak yapmışsın!
        Benim sana ayrıca birşey yazmama gerek kalmamış! Sonrada size suflör deyince kızıp büyük harf kullanmaya başlıyorsunuz!

        olabilir…,istemiştir…,açıklanmıştır…, umarım bu kelimeler sana ben yazmadan, yazsaydı ne yazardıyı düşünen konusunda yardımcı olur!

        Sevgili T.TAŞPINAR, kusura bakma ama senin olup düşmene daha çok var!

      • T.TAŞPINAR dedi ki:

        Dostum, toro,
        Biliyorum ki,yukarıda yaptığım her açıklamanın gerekçesini ve mantığını da belirttim..
        Ama bu “KAPAK” sana çok ağır gelmiş olacak ki,benim görüşlerimi çürütecek hiçbir şey gösteremeden sadece saçmalamışsın..Neyi neden kabul etmediğini açık açık belirtsene….Tabii yapabiliyorsan..Yazık, yazık..!!Acınacak durumdasınız..

      • toro dedi ki:

        T.TAŞPINAR,

        Öncelikle KAPAK kelimesini kullanarak sevgili Bilale verdiğim cevaba yanıt veren ve ”Birisi “KAPAK”tan mı bahsetmişti” diyerek gururlanan sen olduğuna göre bu KAPAK tan rahatsız olan benmi oluyorum!

        Sen sana yazdığım kelimeler itibariyle ne dediğinden bile emin değilsin! Sadece kendi kanaatini yazdığın için doğru söyleyen senmi oluyorsun? Oysaki bende kendi kanaatimi yazmıştım! Birbirimizin kanaatleri arasından seninkini seçip doğrusu budur diyen mi oldu da (bunu kim yapabilecekse) kendi kendine böbürleniyorsun!

        Sana cevap yazmadım.Çünkü gerek yok! Benim yazdıklarımı okumadan ya da okuyup da anlamadan ya da ilgili sureyi benim gibi başından sonuna okuyup bağlantıları ona göre kurmadan kurguladığın gerçekten çocukça yazıya cevap vermem demek seninle aynı çocuk oyununa ortak olmam demektir! Ama ben çocukça oyunlar oynayacak ya da çocukça hikayeler kurgulayacak ve o hikayeleri gerçekmiş gibi heyecanla anlatacak yaşı çoktan geçtim!

        Bu arada birbirimizi görmesek te, birbirimize sataşsakda seni gördüğümde elini yine de dostça sıkarım! O nedenle yazdıklarımı düşmanının sana yönelik hamleleri olarak değil münazaradaşının yorumları ve takılmaları olarak gör!

        Benimle daha ciddi konularla münazara yapmayı dene! Örneğin çocuk hikayelerinde değilde u ucunda milyarlar dönen petrol konusuna bir giriş yapıver! Bana onun taksimatı tanrıya göre nasıl yapılmalıymış ondan haber ver! Ya da yazacaksan bu bölüşümün nasıl yapılacağını anlatan bir alt yazı yaz da sen tanrını anlatırken alttan o yazıyı okuyalım!

      • T.TAŞPINAR dedi ki:

        toro,
        verdiğin cevaptan sadece şu yazdıklarına katılıyor ve onaylıyorum..ve bu düşüncenden dolayı seni tebrik ediyorum..
        “Bu arada birbirimizi görmesek te, birbirimize sataşsakda seni gördüğümde elini yine de dostça sıkarım! O nedenle yazdıklarımı düşmanının sana yönelik hamleleri olarak değil münazaradaşının yorumları ve takılmaları olarak gör!”
        Diğer yazdıkların benim yazdığım hiçbir iddiayı karşılamıyor..
        Ayrıca petrol gelirlerinin taksimatı konusunda yorumlarını beklerim..görüş alışverişinde bulunabiliriz tabii..(önceki mesajlarında var sanırım..bana hangisi olduğunu belirtir ya da kopyala yapıştır yapabilirsin..)

      • toro dedi ki:

        Sayın T.TAŞPINAR,

        Biliyorsun ki Kuran indiği dönemdeki toplumsal hayatın neredeyse tamamında düzenlemeler yapmıştır! Ceza hukuku, miras hukuku, ganimetlerin nasıl paylaşılacağı vb.

        Ayrıca yine Kuran’dan okuyoruz ki müslümanlar savaşlardan sonra ganimet paylaşımlarında birbirlerine düşmüş ve sırf bu durumu düzene sokmak için özel ayetler indirilmiştir(!). Şimdi bu noktada sormak istiyorum, Bütün müslümanlık tarihi boyunca yapılan savaşlardan elde edilen ganimetlerin toplamının milyonlarca katı değer getirecek (sadece S.Arabistanın petrol geliri yıllık 340 milyar dolar) Petrolün ne şekilde paylaşılacağı konusunda kuranda ki tanrının bir tavsiyesi olmuşmudur? Yani bu petrol geliri insanları birbirine düşürmeden nasıl HAKÇA (tanrının tanımına göre) dağıtılmalıdır konusunda geçmişten, geleceğide bilen bir tanrı olması hasebiyle bir uyarıda bulunmuş mudur? Açıktır ki petrol, ürettiği katma değer itibariyle müslüman dünyanın en önemli metasıdır ve bu denli önemli olan bir metanın savaş ganimetlerinin paylaşımı konusunun da üzerinde bir önemle değerlendirilmesi gerekmektedir!

        Evet sence Kuran’ın geleceği bildiğini söylediği iddia edilen tanrısı petrolü ve yaratacağı katma değeri görerek bir düzenleme yapmışmı?

        Bu çok önemli, çünkü bu bölüşümün nasıl ve kimlere yapıldığı kesinleştiğinde kuranın sosyal hayatı düzenleyen ve sizin zamane değil zamanlar ötesi dediğiniz bütün hükümleri yok hükmünde olabilecektir! Nasılmı? İpucu ,ZEKAT!

      • AVNİ dedi ki:

        Sn T.TAŞPINAR
        “Meryem suresi 5.ayet açıklamasında görüleceği üzere “çocuk ya da oğul değil dost-yardımcı anlamına gelen “veliyyen” kelimesi kullanılmıştır..
        Zaten ilk önce kendisinin yaşlı ,karısının kısır ya da yaşlılık sebebiyle artık doğuramayacak durumda olduğunu söylüyor yani isteğinin gerekçesini gösteriyor..Yani normalde çocuk sahibi olamayacaklarına inanıyor ve bunu kabul etmiş..Allah tan istediği veli-dost-yardımcı kişi başkalarından doğacak bir insan ya da başka yerlerden gelecek daha önce tanımadıkları bir kişi olabilir..” sizden alıntı..
        Ali imran 38. ayet: Orada Zekeriyya, Rabbine dua etti: Rabbim! Bana tarafından hayırlı bir nesil bağışla. Şüphesiz sen duayı hakkıyla işitensin, dedi.”
        zekerriyya kıssasının geçtiği ali imran süresi 38 ayette veli değil basbayağı ayette geçen “zürriyyeten : zürriyyet, nesil” istemektedir. Zekerriya bu ayete göre yaşlı olması ve karısının çoçuk doğurmuyormu yoksa kısırmı siz karar verin bilmesine rağmen bir zürriyet istemiş, allah olur deyincede ben yaşlıyım, eşimde musait değil diye durumunu izah etmiştir. tanrıda ben yaparım bundan kolay ne var , oldu bil demiştir.
        Veli meli diyerek işin içinden çıkamazsınız..
        Saygılarımla….

      • T.TAŞPINAR dedi ki:

        Sayın AVNİ,
        Meryem Suresindeki ilgili ayetler:
        3. O, Rabbine gizli bir seslenişle yalvarmıştı:
        4. Rabbim, demişti, ben, bende kemik gevşedi; baş, ihtiyarlk aleviyle tutuştu. Rabbim, sana du’a ile hiçbir zaman bahtsız olmadım (her du’a ettikçe kabul buyurdun, beni istediğimden mahrum etmedin).
        5. Doğrusu ben arkamdan, yerime geçecek yakınlar(ımın iyi hareket etmeycekler)inden korktum; karım da kısır. (Ne olur) katından bana yerime geçecek bir veli lutfet.
        6. Ki, (o), bana ve Ya’kub oğullarına mirasçı olsun. Rabbim, onu beğendiğin bir insan yap.
        7. (Allah buyurdu): Ey Zekeriyya, biz sana bir oğul müjdeleriz, adı Yahya’dır. Daha önce ona hiç kimseyi adaş yapmadık (ondan önce kimseye bu adı vermedik.)”
        8. (Zekeriyya): “Rabbim, dedi benim nasıl oğlum olur? Karım da kısırdır. Ben ise ihtiyarlığın son sınırına vardım.”
        9. Dedi: “Öyledir, ama Rabbin: ‘O bana kolaydır, daha önce sen de hiçbir şey değilken seni de yaratmıştım’ dedi.”
        Ali İmran Suresi ilgili ayetler:
        37. Bunun üzerine Rabbi onu güzel bir şekilde kabul buyurdu ve onu güzel bir şekilde yetiştirdi. Zekeriya’yı[88] da onun bakımıyla görevlendirdi. Zekeriya, onun bulunduğu bölmeye her girişinde yanında bir yiyecek bulurdu. “Meryem! Bu sana nereden geldi?” derdi. O da “Bu, Allah katından” diye cevap verirdi. Zira Allah, dilediğine hesapsız rızık verir.

        (Zekeriya, Meryem’in teyzesinin kocası idi. Meryem’in Beyt-i Makdis’te bakımını Zekeriya peygamber üstlenmişti.)
        38. Orada Zekeriya Rabbine dua etti: “Rabbim! Bana katından temiz bir nesil bahşet. Şüphesiz sen duayı hakkıyla işitensin” dedi.
        39. Zekeriya mabedde namaz kılarken melekler ona, “Allah sana, kendisinden gelen bir kelimeyi (İsa’yı) doğrulayıcı, efendi, nefsine hâkim ve salihlerden bir peygamber olarak Yahya’yı müjdeler” diye seslendiler.
        40. Zekeriya, “Ey Rabbim! Bana ihtiyarlık gelip çatmış iken ve karım da kısır iken benim nasıl çocuğum olabilir?” dedi. Allah, “Öyledir, ama Allah dilediğini yapar” dedi.
        Yukarıdaki meallerden anlaşılıyor ki,Hz.Zekeriyya’nın Ali İmran 38 de bahsedilen duası ile Meryem Suresi 3-4-5-6 daki duası farklı zamanlarda yapılmış dualardır.Birbirinden çok farklı kelimeler vecümleler vardır.Bir de dikkat ederseniz, Meryem Suresi 3 de:” O, Rabbine gizli bir seslenişle yalvarmıştı:” denmektedir.Ali İmran 37-38 de ise Hz.Meryem ile konuştuktan sonra “orada” yani Hz.Meryem’in yanında dua ettiğinden sözedilmektedir.
        Bunların yanında:
        Ali İmran Suresindeki duası Meryem Suresinde bahsedilen duasından belki de yıllar önce olmalıdır diye düşünüyorum..Ali İmran 38. Orada Zekeriya Rabbine dua etti: “Rabbim! Bana katından temiz bir nesil bahşet. Şüphesiz sen duayı hakkıyla işitensin” dedi.
        bu ilk duasında benim şahsi görüşüme göre ilk olarak rabbinden temiz bir nesil istemiştir..
        Aradan uzun yıllar geçmiş ve çocuğu olmamıştır..Bunun üzerine Meryem Suresindeki şu sözlerle dua etmiştir:4. Rabbim, demişti, ben, bende kemik gevşedi; baş, ihtiyarlk aleviyle tutuştu. Rabbim, sana du’a ile hiçbir zaman bahtsız olmadım (her du’a ettikçe kabul buyurdun, beni istediğimden mahrum etmedin).
        Görülüyor k,i “bugüne her duamı kabul ettin ” diyerek daha önce yaptığı Ali İmran daki bu duasının henüz gerçekleşmediğinden bahsediyor ve artık kendisinin yaşlandığını ,karısının da yaşlılık sebebiyle çocuk doğuramayacak hale geldiği için ve yakınlarına da güvenemediği için bir yardımcı-veli istemektedir…Bunun üzerine kendisine bir oğul müjdelenince şaşırıyor..Çünkü artık beklentisi bir çocuk değildir

    • MaMaLi dedi ki:

      Kesin “viagra”gönderiyor cebraille zekeriya emmiye)))

  32. candost neşeci dedi ki:

    sayın toro bu yazdığın metin de anlamlı bişi varmı? zekeriya hem çocuk olsun diye yalvarıyo çocukla müjdelenince bu sefer hayıflanıyor varmı öyle bir mantık zekeriyayı bırakalım bir kenara bide allahın durumu söz konusu zekeriya allah kulu cahil, peki allah düşünemiyomu yaw benim bu kulumun karısı kısır ben nasıl zekeriyayı zor duruma sokarım ben bunu anladım yazdığın metinden yinede en doğrusunu allah bilir umarım bu metne dindar arkadaşlarımızın vereceği daha güzel cevaplar vardır bu soru tam onlarlık:D

  33. kadir dedi ki:

    sayın toro..

    “Ya da küfür ne demektir hala idrak edemediğin için tanrının yapacağı bir değerlendirmeyi yapmayı kendine hak görüp sınavdaşların hakkında hüküm kesiyorsun! Sanırım Ebu süfyan müslüman olmadan 2 yıl önce onunla karşılaşmış olsaydın onada aynı şeyi söyleyecektin, sonra o müslüman olduğunda senin durumun ne olacaktı?” sizden alıntı..

    sayın toro kafir ve küfür ün ne demek olduğunu değerli bilgilerinize dayanarak açıklasanız müteşekkir olurum.. bizde aydınlanalım

  34. toro dedi ki:

    Sayın Kadir,

    Tabi ki, derhal!

    ”Küfür, imanın zıddı yani imansızlıktır. Başka bir deyişle Allah’ın varlığını ve birliğini, peygamberliği, Hz. Muhammed’in Allah katından getirdiği kesin olarak belli olan şeyleri inkâr etmektir.”

    Şimdi sıra sende! Sende bana benim küfür içinde olduğumu kanıtlamalısın! Tabi önce Kuranın tanrısının var olduğunu ispat edip bu sayade kendine peygamberim diyenin onunla gerçekten konuştuğunu kanıtlamalı ve bu sayede benim var olan bir tanrının gerçekten olmuş bir iletişim sonucu bir insan aracılığıyla bana ilettiklerini reddederek küfre düştüğümü mantıksal boşluk bırakmayacak şekilde ortaya koymalısın! Bu arada her ispat için en az 2 şahit isterim! Zira tanrı sözleri için 2 şahit sizin dine göre esas!

    Şimdi gelelim sana! Hadi ben senin inandığın tanrının var olduğuna inanmadığım için bana birşeyler söylediğine dolayısıyla Kuran’da mevcut sözlerin onun olduğunada inanmıyorum! Peki sen de Kuran daki szölerin senin tanrına ait olduğuna inanmıyorumusun?

    ”Onlardan (Kitap ehlinden) bir grup var ki, Kitab’dan olmadığı halde Kitab’dan sanasınız diye (okudukları) Kitap’tanmış gibi dillerini eğip bükerler ve, “BU, ALLAH KATINDANDIR” derler. Halbuki o, Allah katından değildir. Bile bile Allah’a karşı yalan söylerler.” Ali İmran,78-Diyanet

    ”Yine (erkek ve dişi olarak) deveden iki, sığırdan da iki. De ki: “İki erkeği mi haram kıldı, iki dişiyi mi? Yoksa iki dişinin rahimlerinde bulunan (yavru)ları mı? YOKSA ALLAH SİZE BUNLARI HARAM ETTİĞİNDE ORADA HAZIR MI İDİNİZ!?” İnsanları bilgisizce saptırmak için Allah’a karşı yalan uyduran kimseden daha zalim kimdir? Şüphesiz Allah zalimler topluluğunu doğru yola iletmez.”Enam,144-Diyanet

    Şunu unutmaki senin kelamın ancak senin inandığına inananlar için anlamlıdır! Ben seni inandıran şeye inanmak zorunda değilim! Sen de kendi inandığına inanmayanlara yanlış yapıyorsun deme hakkına sahip değilsin! Elinde bir tek somut delilin bile yok! Elinde ilk yazılan Kuran bile yok! Elinde her birine iki şahitin onay verdiği ayetlerin gerçekten kendisine peygamber diyen tarafından iletildiğine dair delil yok! Sadece doğru olduğunu varsaymaya dayalı bir inançla, sağı solu küfrü yaşam tarzı edinenler diye yaftalayamaz sanki ilahi bir güç sen konuşurken yanında duruyor ve söylediklerini dinleyenlere, söylediklerinin doğru olduğunu kanıtlıyormuş gibi davranamazsın! Bu dünyada izledikleri bir filmden etkilenip Jedi dinine (jediizim)inanmaya başlayan binlerce kişi var! Yani sen yaptığın bu kadar basit birşey! Dünyanın en kolay, en basit şeyidir inanmak! Dünyanın en basit şeyini yapıp durduğun noktadan benim yönümü ya da yerimi tarif edemezsin!

    İşte bu yüzden “ey inkarı-küfrü kendilerine yaşam tarzı edinenler..” şeklinde yaptığın alıntıyla bizi ima ettiğin açık olduğu için ben de sana,

    Neyiniz var? Nasıl hüküm veriyorsunuz! Hiç düşünmüyor musunuz?Yoksa sizin apaçık bir deliliniz mi var? demeyi boynumun borcu olarak görüyorum!

    Sanırım petrol konusuna girmekten daha kolaydı, bana küfrü tarif ettirip ”işte bak,sen busun” demeye çalışmak!

    • kadir dedi ki:

      sayın toro…

      küfür ile ilgili yaptığın açıklamadan dolayı size teşekkür ederim.. fakat yapıtğınız açıklama eksiktir..

      küfür, örtmek demektir; bir perde gibi gerçeği gizler. kafir de, işte böyle hakikati örten kişiye denir. küfür bilerek, kastederek doğruyu reddetmektir. İnanmamaya, doğruyu anlamamaya şartlanmışlıktır. yani allahın insanı yaratılış fıtratının dışına çıkmak bu ifadeyi (küfrü) kendinde başlatmaktır. kendi fıtratının üzerini örten insan şartlanmışlıkla nefsine zulmeden insandır.. küfür imanın zıddı değildir. insan iman etsede küfre batabilir. tabi batıp çıkmak insanın iradesiyle doğru orantılıdır.

      sevgili toro…

      “Neyiniz var? Nasıl hüküm veriyorsunuz! Hiç düşünmüyor musunuz?Yoksa sizin apaçık bir deliliniz mi var? demeyi boynumun borcu olarak görüyorum!”

      ben sizi hiçbir zaman kafir olarak görmedim. siz kendi kendinizi kafir olarak görüyorsunuz.. buna kendinizde şahitsiniz.. şöyleki bozuk saat bile günde birkez doğruyu gösterirken.. kuranın her harfi, her kelimesi sizi rahatsız ediyor. kitap ne söylerse söylesin. saplantılarınızdan dolayı doğruda olsa onaylanamız imkansızdır.. işte ben bu tutuma karşıyım.. siz kendinizi nasıl tarif ederseniz edin.. sizde gördüğüm doğruları her zaman onaylarım.. inanmayanlara karşı biz müslümanların asla bir saplantısı olamaz.. peki sizin neden saplantınız var.. bunu hiç kendi kendinize analiz ettiniz mi? aslında siz kuranı eleştirmiyor. kurana karşı siyaset yapıyosunuz..

      son olarak.. sizin kişiliğinize ve hayat tarzınıza bir saldırıda bulunmadım. burada beyin jimnastiği yapıyoruz. alınmanıza gerek yok..

      • toro dedi ki:

        Sayın Kadir,

        Sayın T.TAŞPINAR a yazdığım şey sizin içinde aynen geçerlidir! Alınmadım, siz benim en yakın arkadaşım olsaydınız da ben bu açıklamayı bu tarzda yapardım, çünkü mantığın beslemediği hiç bir şeye tahammülüm yok! Diğer canlılardan bizi ayıran şey aklımız deyip sonrasında kendisini her gün aynı saatte besleyen sahibini hergün aynı saatte ve aynı yerde beklemeye başlayan akvaryum balığı gibi davranmanın alemi yok!

        Ben o tanımı kendim yazmadım! Bir yerlerden alıntıladım, tıpkı sizin yaptığınız gibi ve sizin alıntıladıklarınızı özellikle yazmadım çünkü mantığı olmayan bir önermeyi kullanmayı kendime yediremem! Bakın diyor ki;

        ”küfür, örtmek demektir; bir perde gibi gerçeği gizler. kafir de, işte böyle hakikati örten kişiye denir. küfür bilerek, kastederek doğruyu reddetmektir. ”

        Nedir bu hakikat, nedir bu doğru, nedir bu gerçek! Sizin gerçeklerinizle benimkiler ortak mı, yada siz bir tanrıya bir kitapla inanan dünyadaki tek toplulukmusunuz? Kimin gerçeği ya da doğrusudur bahsettikleriniz ki onları örtenler kafir olsun küfre sapmış olsun!

        Bana şu doğruyu bir türlü veremediniz! Ben dediklerim doğru böbürlenmesinden vazgeçin artık! Siz basitçe varsayımlara inanmış, varsayımların tanrısına iman etmişsiniz! Gerçeği nereden biliyorsunuz? Siz konuşurken aynı anda sözlerinizin altına ilahi bir güç doğrudur mührümü basıyor? Ya da ben konuşurken siz benim yazılarımın altına yanlıştır mührü basan birinimi görüyorsunuz?

        Saçma sapan bir tanımlama! Çağdaş bir aklın, izanın asla kabul etmemesi gereken hayali bir realite hikayesi!

        Dostum,
        Benim bir hakikati örtmek için onun hakikat olduğuna inanmam ya da ikimizin beraber onun hakikat olduğuna mutabık olmamız gerekir! Aksi durumda benim yaptığımın hakikati örtmek olduğunu söylemek saçmalıktır!

        Burada onlarca defa yazdım! İnanmanın şiddeti, bilmenin şiddetinden düşüktür! Bilmiyorsun, inanıyorsun! İnandığının gerçek olduğunu bilmiyorsun, inanıyorsun! Ben inanmadığım birşeyin gerçekliğini tartışırmıyım! İnanmadığım şey doğal olarak yok hükmündedir! İnanmadığım şeyin doğruluğunu ya da gerçekliğini BİLMEME gerek de yoktur! Yok hükmünün ötesi berisimi olur?

        Sana son olarak şunu söyleyeyim! Senin Kurana inanma şiddetin ne kadarsa onu sonsuzla çarp o sayı sana benim senin inandığına inanmama şiddetimi verecektir!

        Petrola gelecekmisin, gelmeyeceksen söyle sürekli hatırlatma yapmamayım!

    • toro dedi ki:

      Sevgili Kadir,

      Neyiniz var? Nasıl hüküm veriyorsunuz! Hiç düşünmüyor musunuz?Yoksa sizin apaçık bir deliliniz mi var?

      Bu arada yukarıda ki alıntıladığın sözlerimi bir de şu şekilde okumanızı tavsiye ederim,

      Saffat Suresi-Diyanet,

      Neyiniz var? Nasıl hüküm veriyorsunuz! 154

      Hiç düşünmüyor musunuz? 155

      Yoksa sizin apaçık bir deliliniz mi var? 156

      Bu itibarla sanırım, sondan bir önceki yazımı tekrar okumalısınız!

      • MaMaLi dedi ki:

        Sayın toro!Hayvandan,farklı tarafımız akıl demişsiniz!burda size pek katılmıyorum!değişik fıtrat’larda var olmuş,hayvanların da,kendi yaşam prensiplerine göre akılları vardır!bu konuda bir zoolog!la,bilgi alış verişi yapmanızı öneririm.

      • cansinan dedi ki:

        Mamali bey

        Haddini aşıyorsun!!!

    • candost neşeci dedi ki:

      Toro kardeş sen bunlara ne anlatmaya çalışıyorsun kuranın değiştirildiği herkesçe bilinen bir gerçektir.Onlar dediklerini ıspatlamak için kuranın orjinaline ihtiyaç vardır. Orjinali de ortada olmadığına göre normalde konuşacak hiç bir şeyleri olmamamaları lazım buna rağmen utanmadan sıkılmadan kuranı savunabilmektedirler.Bence burada tartışan dindar arkadaşlar art niyetliler bilerek gerçekleri kabul etmiyorlar.İşlerine gelmiyen konuları hemen kestirip atıyorlar.

      • kadir dedi ki:

        sayın candost neşeci.. kuranın değiştirildiğini ispatlarmısın. herkesçe bilinen diyorsun…
        sen ve herkes dahil sizin yanınızda mı değişti kuran bu kadar kendinden emin ve gururla söylüyosun.. herkes dediğinde bu herkesin içine bütün insanlığımı alıyosun.. yoksa sana göre bana göre mi?

        ayrıca bu kurana inanmak, rabbine derin saygı beslemek demektir. bizim kime zararımız var ki utanıp sıkılalım. o zaman bende sana utanmadan sıkılmadan kuranı reddediyosun desem hoşunuza gider mi? inandığınız ve inanmadığınız herşey sizin olsun.

  35. kadir dedi ki:

    SAYIN TORO…

    “Umarım yaptığın gafın farkına varırsın ve yanlışını örtmeye çalışmazsın! Normalde bu konuda daha uzun şeyler yazardım ama çok uzatmak istemiyorum!

    Bana ah vah çekmek istiyorsan yazdığın yazıları yayımlamadan önce 3-5 defa oku! Sonra o ah vah sana dönmesin!

    Bu arada şu trilyonlarca dolar petrol gelirlerlerinin kuran’a göre nasıl dağıtılması gerektiğini bana söyleyecekmisin? Bu gelirlerin ne kadarı kime ait? Ben en fazla halka düşen payı merak ediyorum! Bakalım insanlık tarihinin bilinen ve paraya çevrildiğinde en büyük malı haline gelen petrolü kuranın tanrısı görebilmiş ve bu büyüklükteki paranın dağıtımında KAVGA çıkmasın diye HAKÇA taksimatını yapabilmişmi?”

    gaf yapan gaf arar.. sizin yaptığınız gaflar buradan çine yol olur ama görmezden geliyoruz. alındığın için kalbini kırmak ve seni üzmek istemiyorum. ha burada uzatmadığın içinde sana şükranlarımı sunuyorum..

    sayın toro… yüce allah kuranda ihitiyaç sahiplerini belirtmiş. kişnin ne kadar infak edeceğinide belirtmiş. eğer ki kuranda şu yok bu yok tarzı söylemlere girmeye kalkıyosanız eğer çok yanlış ve zorlu yola girmişsinizdir demektir. çıkan ister petrol olsun isterne elmas, bunun bir önemi varmı..

    allah kuranda bunun gibi değerli şeyleri nimet olarak tarif eder. önemli olan bu nimeti hayırlarda kullanabilmektir. medineye hicret eden arapların mekkede ki evlerini bıraktığı ve yağmalandığını ve son derece ihtiyaç içinde olan müslüman arapların ganimeti kendi kafalarına göre bölüştürmesi ile ilgili inen ayet ile, günümüzdeki yerden allah tarafından çıkarılan petrolün karşılaştırılması sizi gaf değil gafmatik yapar. kaş yapiim derken göz çıkarıyosunuz sayın toro..

    çekirdek bir ailenin nimetleri ve rızıklarıyla, hesaplanması çok zor vebüyük olan petrolün arasında bir fark yoktur. rızkın büyüklüğü değil, nasıl taksim edildiği önemlidir. bu insana bir imtihandır..

    teksür suresini iyi okuyun.. çoklukla övünmenin kabire girene kadar insanı oyaladığını. ve verilen bu her nimetten insanın sorumlu olduğunu bildirir. bundan da anlaşıldığına göre dünya nimeti büyüklüğüne ve küçüklüğüne bakılmaksızın insan için bir sınavdır.. kuranda petrolün taksimi yok, ganimetin taksimi var gibi ifadelerin senin karizmana yakışmıyor sevgili toro..

    saygılar.

    • toro dedi ki:

      Sayın Kadir,

      Sondan başlayalım;

      ”kuranda petrolün taksimi yok, ganimetin taksimi var gibi ifadelerin senin karizmana yakışmıyor sevgili toro.. ” demişsin!

      Örneklemek,misal vermek ya da bir noktadan çıkarak diğer noktayı bulmaya çalışmak ne demektir bilirmisin sayın kadir? Benim ki de laf şimdi değilmi, bilseydin beni aşağıdaki gibi ;

      ”müslüman arapların ganimeti kendi kafalarına göre bölüştürmesi ile ilgili inen ayet ile, günümüzdeki yerden allah tarafından çıkarılan petrolün karşılaştırılması sizi gaf değil gafmatik yapar.”

      KARŞILAŞTIRMA yapmakla itham edebilirmiydin?

      Ne oldu sadece Arabistan’da yıllık 340 milyar dolarlık bir değer yaratan ve son 100 yılın dünyadaki en evrensel ve gerçek ortak paydası olan petrolü ve onun yaratacağı bu katmadeğeri Kuranın tanrısı görememişmi? Neredeyse 100 yıldır ortadoğuda ve dünyanın muhtelif yerlerinde insanlar arasında savaşa konu olan ve binlerce insanın canını alan bu siyah sıvıyı adamdan saymamışmı?

      Bak dünyada en çok silah kullanılan ve silaha en çok para yatırılan bölgeler petrol ve doğalgazın olduğu bölgelerdir! Dünyadaki yıllık ortalama silah alımı 1.200.000.000.000 Dolar dır. Dünyada yaklaşık 900 Milyon kişi açlık sınırının altında yani aç yaşar! Bu 900 Milyon kişinin açlığını gidermenin yıllık maliyeti ise yaklaşık 30.000.000.000 Milyar dolar.

      Şimdi bana söylermisin petrol geliri sayesinde yaklaşık 32.000 dolar milli gelire sahip olan S.Arabistan Tanrı istedi diyemi açlık sınırının altında yaşamamaktadır? Bütün dünyaya hitap ettiğini iddia ettiğiniz bu dinin tanrısı dünya nüfusu yaklaşık 400 milyon ken yoksulları,açları düşünmüşde 8 milyar olduğunda ortaya çıkacak gelir adaletsizliğini öngörüp baştan tedbir almayı akledememişmi?

      340 milyar dolar geliri 30 milyon arap (sadece S.Arabistan) tıkabasa tüketecek ama aç yatmamak için yıllık 30 milyar dolara ihtiyacı olan 900 milyon insan aç yatacak! Sonra da bu petrolün kendisini bırak ortaya çıkaracağı geliri taksim etmeyi öngöremeyen bir kitabın tanrı elinden çıktığını düşüneceğiz!

      Hadi seni yormayayım bari şuna cevap ver,

      Kuranın tanrısına göre insanlar

      HÜRLER,
      KÖLELER,
      KADINLAR, olarak 3 e ayrılıyormuş!

      Bu itibarla S.Arabistanda yıllık ortaya çıkan 340 milyar dolarlık gelir nasıl pay edilmeli?

      Kölelere pay varmı kölelere?

      ”çekirdek bir ailenin nimetleri ve rızıklarıyla, hesaplanması çok zor vebüyük olan petrolün arasında bir fark yoktur. rızkın büyüklüğü değil, nasıl taksim edildiği önemlidir. bu insana bir imtihandır.. ”

      Bak yukarıda ne güzel söylemişsin! Madem bu bir imtahan vesilesi o halde kuranın tanrısı savaş ganimetlerinin paylaşılmasınada karışmasaydı da insanlar kendi kendine imtihan oluverseydi!

      Zamanedir sayın kadir zamane, senin bilmem kaçıncı göbekten deden toprağında hiç bir şeyden habersiz çalışırken üzerine kılıçla gelenlerin dayattığı zamane!

      • bilal dedi ki:

        Sn.Toro,

        1-Her zaman anlamsızca yorumlar yapıyorsunuz.Zira burada da diyorsunuz ki ‘’ Kuranın tanrısına göre insanlar, – HÜRLER,
        KÖLELER,
        KADINLAR, olarak 3 e ayrılıyormuş! ‘’ ” sizden alıntı”

        Demek ki,sizin mantığınıza göre kur’an’da insanlar 3’ e ayrılıyormuş ! Bu nedenle bunların içinde ERKEKLERİ de göstermemişsiniz !!!

        Kur’an indiği dönemde dünyanın her yerinde insanlık dışı büyük bir sorun olan kölelik sorununa değinip onu çeşitli vesilelerle ortadan kaldırmaya ve kökünü kurutmya çalışmışsa insanları sınıflara mı ayırıyor ? Kur’an’ın neresinde yüce Allah‘’ İnsanların bir kısmı köle ve diğer bir kısmı de hür kalsın ‘’ diyor veya teşvik ediyor ki,mesnetsizce anlamsız yorumları yapıyorsunuz.???

        Kur’an indiği dönemde kölelik sistemi varsa,herhalde bu soruna değinmek için doğal olarak hür ve köle ifadesini de kullanacaktır,yoksa söz konusu sorunla ilgili verdiği mesajlar nasıl anlaşılacaktı ???
        Kur’an mevcut kölelik sisteminin kökünü kurutup ortadan kaldırmak için sürekli mevcut kölelerin hürriyetlerine kavuşturulup,bu sistemi oluşturan bütün etmenlerinin ortadan kaldırılmasına çalışmıştır…!!! Ama kur’an’a olan kin ve nefretiniz sebebiyle manen sizin gözünüz körelmiştir.Bu nedenle de kur’an’ın gerçeklerini görmüyor veya görmezden geliyorsunuz.!!!

        2-Ne oldu sadece Arabistan’da yıllık 340 milyar dolarlık bir değer yaratan ve son 100 yılın dünyadaki en evrensel ve gerçek ortak paydası olan petrolü ve onun yaratacağı bu katmadeğeri Kuranın tanrısı görememişmi? ‘’ sizden alıntı’’

        Yüce Allah kulları arasıında hiç ayırım yapmadan genel ifadelerle petrol dahil dünyanın bütün nimet ve servetini bütün insanların istifadesi için yarattığına açıkça vurgu yapmaktadır. Kur’an’a göre bu dünya serveti kralın,bir zümrenin veya bir milletin malı olamaz.!!! Dünyanın nimet ve servetinin tümü ayırım yapılmaksızın bütün insanlar içindir..Konuyla ilgili iki ayeti kerime şöyledir.!!

        BAKARA-29: هو الذي خلق لكم ما في الأرض جميعا الخ

        ‘’ Allah,yerde olanların hepsini sizin için yarattı, sonra iradesini göğe yöneltip onları yedi gök olarak düzenledi.O,her şeyi bilendir. (Bakara-29) .

        CASİYE-13:
        ” وسخر لكم ما في السماوات وما في الأرض جميعا منه الخ

        Allah,göklerdeki varlıkların ve imkânların,yerdeki varlıkların ve imkânların hepsini, kendi katından bir lütuf olmak üzere sizin faydalanmanız için musahhar kılmıştır…‘‘ deniliyor..
        Bu ayetlere göre dünyanın nimet ve serveti bir zümreye veya bir millete ait olmayıp,hiç bir ayırım yapılmadan dünyanın bütün servet ve nimeti tüm insanlara aittir.İnsanların bir kısmı dünyanın bu nimet ve servetinden istifade ederken,öbür kısmı da bundan yoksun bırakılırsa bu durum yüce Allah’ın adaletine ve kur’an’ın konuyla ilgili vermiş olduğu mesajlara aykırı olur…Zira İnanç ve yaşam felsefesi gözetilmeksizin tüm insanlar yüce Allah’ın birer kulları olduklarından,dünyanın bütün nimet ve serveti de hepsine aittir. İşte ” her şey tüm insanlar içindir‘‘ diyen kur’an hukuku gerçek anlamda dünyadamızda uygulanmış olsaydı,herkes adil bir şekilde dünyanın bütün nimet ve servetinden yararlanırdı.! Bugün dünyanın nimet ve serveti sadece patronlar,zenginler kral vs. gibi kimselerin elinde olmayacaktı ! .Bütün evren ve dünya yüce Allah’ın olduğu gibi bütün insanlar da yüce Allah’ın birer kullarıdır,öyleyse yüce Allah’ın yaratmış olduğu bütün nimet ve servetinin de ayırım yapılmadan yüce Allah’ın kulları olan bütün insanlara aittir…!!! Özetle,her iki ayete ki ‘‘ sizin için yarattım,istifadeniz için musahhar kıldım ‘‘ şeklindeki mesajların muhatabı bütün insanlıktır….!!! Her şey bütün insanlar içindir.!!! Bunun tersini düşünmek veya yapmak yüce Allah’ın adaletine ve göndermiş olduğu kur’an’ı kerimin mesajına aykırıdır !!!

        Saygılarımla..

      • 1okuyucu dedi ki:

        Bilâl;

        —–Kur’an’ın neresinde yüce Allah‘’ İnsanların bir kısmı köle ve diğer bir kısmı de hür kalsın ‘’ diyor veya teşvik ediyor ki,mesnetsizce anlamsız yorumları yapıyorsunuz.??? (senden alıntı)

        bakara 178’de diyor,

        kölelik kurumunun geçerli olduğu bir toplumda Kuranın tanrısının çeşitli ayetlerde kölelerden bahsetmesine bir şey dediğimiz yok,

        ama sen Kuranın tanrısının, bakara-178’de hür hür ile, köle köle ile, kadın kadın ile derken toplumu statü ve cinsiyetlerine göre kategorize ettiğini göremiyor musun?

        bakara-178, toplumun, cinsiyet ve statü açısından kategorize edilerek, hür, köle ve kadın olarak ayrıştırıldığının tescilidir, yani bakara-178 statü ve cinsiyet ayırımını meşrulaştırılmıştır,

        o nedenle kuranın tanrısının, köleliliğin kaldırılmasını istediği iddian geçersizdir, çünki Kuranın tanrısı bakara-178 ile kölelik kurumunu meşrulaştırmıştır,

        ayrıca, şarap içmeyi yasaklayan bir tanrı isteseydi köleliliği de kaldırırdı, köleliliği kaldıracağına, diyet ödenmesi gereken durumlarda, yani belirli bir para ödenmesi gereken durumlarda, ha para, ha mal, ikisi de aynı şey mantığıyla belli bir fiyatı olan köle azad etmeyi önerirken, köle azad etmenin şartlarını da düzenleseydi, en azından, vicdan sahibi olmayan fetbazların işine yaramayan kölelerini kapı önüne koymalarının önüne geçebilirdi, en azından bunu yapabilirdi,

        özetle, senin tanrın zenginlere sormadan hiçbir şey yapamaz, yani zenginlere rağmen hiçbir şey yapamaz, o nedenle köleliği kaldıramazdı,

        Özetle,her iki ayete ki ‘‘ sizin için yarattım,istifadeniz için musahhar kıldım ‘‘ şeklindeki mesajların muhatabı bütün insanlıktır….!!! Her şey bütün insanlar içindir.!!! Bunun tersini düşünmek veya yapmak yüce Allah’ın adaletine ve göndermiş olduğu kur’an’ı kerimin mesajına aykırıdır !!!

        lafla peynir gemisi yürümüyor bilâl bey, tanrı ne söylerse söylesin, insanoğlu zorunlu olarak verdiği yaşam mücadelesinde yaratılış fıtratı gereği davranış reflekslerini asla değiştirmez,

        biz senin tanrının söylediklerinden çok daha güzellerini söylüyoruz ama sözlerimiz temenniden öteye bir anlam taşımıyor, üstelik söylerken de Müslümanlarla dost olmayın demediğimiz gibi, hiç kimseyi de savaşa teşvik etmiyoruz,

        hani şu, sanki Muhammedin getirdiği din insanlığı kurtaramamış gibi, mehdi veya isa mesihin gelerek insanlığı kurtaracağını söyleyen dangalaklar var ya, değil mehdi veya isa, Kuranın tanrısı, Kuranda adı geçen peygamberle birlikte çıkıp gelse bile yinede insan oğlunun davranışlarında hiçbir değişiklik olmaz,

        yani, yine petrol için birbirlerini boğazlamaya devam ederlerdi,
        çünki doğanın adaleti, insanları çıkarlarının peşinde koşmaya zorunlu kılıyor,

        o nedenle lafla peynir gemisi yürümüyor,

        sorularımın cevabını halâ bekliyorum.

      • 1okuyucu dedi ki:

        düzeltme;

        aşağıdaki paragraf bana ait değildir, Bilâlden alıntıdır,

        Özetle,her iki ayete ki ‘‘ sizin için yarattım,istifadeniz için musahhar kıldım ‘‘ şeklindeki mesajların muhatabı bütün insanlıktır….!!! Her şey bütün insanlar içindir.!!! Bunun tersini düşünmek veya yapmak yüce Allah’ın adaletine ve göndermiş olduğu kur’an’ı kerimin mesajına aykırıdır !!!

      • toro dedi ki:

        Sayın Bilal,

        Size 1 soru Kuran ve dolayısıyla Bakara,178 zamane midir yoksa zamanlar üstümüdür?

        Zamane deme ihtimaliniz olmadığına göre yine soruyorum! Siz Bakara 178 i ilk defa 628 yılında duysaydınız köleliğin bir gün kaldırılacağını mı düşünürdünüz? Yoksa düşüneceğiniz şey, zamanınızda yaşanan ve ileride de yaşanmaya devam edecek bir problemin çözümüyle ilgili düzenleme yapıldığımı olurdu?

        Kusura bakma ama ben sana daha evrensel bir kısas ayeti yazabilirim!

        ”ÖLDÜREN , öldürülenin yakınları affetmediği taktirde yaptığının bedelini kendi canı ile öder! Eğer öldürülenin yakınları talep ederse affefilen aynı zamanda diyette ödemelidir”

        Yukarıda insanları ya da suçluları statüsüne göre ayırmış ve onları eşit olmayan bireyler olarak kategorize etmişmiyim? Bak ileride köleliğin olmayacağınıda biliyorum(!) dolayısıyla seni toro adından birinin köle de köle demesinden kurtarıyorum!

        ”Kur’an indiği dönemde kölelik sistemi varsa,herhalde bu soruna değinmek için doğal olarak hür ve köle ifadesini de kullanacaktır,” sizden alıntı

        Sayın bilal yukarıda kuran zamane değildir demeyeceğinize göre dedim ama yukarıdaki yorumunuza göre zamane! Sadece indiği dönemin sosyal yapısına uygun çözümler üretiyor! Sosyal yapının değişeceğini hesaba katmıyor!

        ”Kur’an mevcut kölelik sisteminin kökünü kurutup ortadan kaldırmak için sürekli mevcut kölelerin hürriyetlerine kavuşturulup,bu sistemi oluşturan bütün etmenlerinin ortadan kaldırılmasına çalışmıştır”sizden alıntı

        Lütfen,rica ediyorum bana kuranın tanrısının kölelik sistemine karşı olan o büyük öfkesini ve bu öfkenin ona yaptırdığı kökünü kazıma ve ortadan kaldırma eylemlerini bir gösterin! Bu işi ne kadar ciddiye aldığını bir gösterin!

        Petrol diyorum kurana göre;

        ”Yüce Allah kulları arasıında hiç ayırım yapmadan genel ifadelerle petrol dahil dünyanın bütün nimet ve servetini bütün insanların istifadesi için yarattığına açıkça vurgu yapmaktadır. Kur’an’a göre bu dünya serveti kralın,bir zümrenin veya bir milletin malı olamaz.!!! Dünyanın nimet ve servetinin tümü ayırım yapılmaksızın bütün insanlar içindir..Konuyla ilgili iki ayeti kerime şöyledir.!!
        BAKARA-29: هو الذي خلق لكم ما في الأرض جميعا الخ
        ‘’ Allah,yerde olanların hepsini sizin için yarattı, sonra iradesini göğe yöneltip onları yedi gök olarak düzenledi.O,her şeyi bilendir. (Bakara-29) .” der diyorsunuz!

        O halde dostum madem herşey herkesin bu zekat neyin nesi? Herşey herkesin ise nasıl oluyorda birileri varsıl birileri yoksul oluyor ve varsıl herkesin olana daha fazla sahip olduğu için herşeye daha az sahip olana pay (zekat) veriyor!

        Kuran indiğinde hurmalıkları parselleyen, kendine tarım arazisi kapatan, zeytinlikleri ve bağları, köleleri olanlar yani varsıllar bu servetlerini herşey herkesindir ilkesine uygun olsun diye dağıttılarmı?

        Demekki tanrı herşeyi, bütün insanlar için yaratmış ama birileri daha FAZLA insan olduğu için onların payına daha fazlası düşmüş!

        Yine söylemeden edemeyeceğim! Bakara,29 yüzlerinde okunduğunda, o halde biz nasıl köle olabildik ve köle kalabiliyoruz o halde bizim payımızı verin diyen köleler çıksaydı ne yapacaklardı?

        Sevgili bilal, lütfen bana hırsınla yoğurduğun yazılar yazma! Sakince, düşünerek, sindire sindire, rica ediyorum!

  36. kadir dedi ki:

    sayın toro..

    “Bak yukarıda ne güzel söylemişsin! Madem bu bir imtahan vesilesi o halde kuranın tanrısı savaş ganimetlerinin paylaşılmasınada karışmasaydı da insanlar kendi kendine imtihan oluverseydi!”

    kuran tamamen inmeden müslümanlar imtihan olurlar.. zuhruf suresinde “sana indirilene sımsıkı sarıl. ey insanlar siz bu kurandan sorguya çekileceksiniz.. ” diyor yüce allah..

    inen zikir olmadan, müminler nasıl imtihan olur ve sorguya çekilir.. ganimet paylaştırılırken müslümanlar o ganimetleri yağmalasa.. ahirette şunu demeyecekler mi; “ey rabbim bu yaptığımız iş ile ilgili hüküm indirseydin. böyle bir tutum sergilemezdik”

    ganimet düşmanın savaş meydanında bıraktığı her türlü eşyadır. bununla ilgili hüküm olmassa sende, bende hak talep ederiz. oysa allah diyor ki o ganimetler sizin değil. kuranda ilgili ayette geçen kişilere aittir..

    sayın toro… kendi evinizin bahçesinden petrol çıktığını düşünün.. ve bu petrolün kullanımı ve bilumum hakları size ait olsun.. sizin petrolünüzü başkalarının yağmalamasını istermisiniz..

    “yada bu petrol size ait olduğundan kimseyle paylaşmak zorunda değilsiniz. bu sizin nefsi arzunuza kalmış birşeydir.. işte bu sizin imtihanınızdır.. bahçenizde bırakın petrolü bereketli biber dometes yetişse yine durum aynıdır.” işte butür insanın nefsine kalmış şeyler bu dünyanın gerçek ve temel sınavıdır.. “biz insanı canla, malla, sınarız” ayetlerini görmezden gelip böyle şeyler yazmanız. bu sitede bomba etkisi yaratıp etrafa şarapnel parçaları sıçratıyor. sizin yazılarınız sayfa titretiyor.. bence sayfayı değil kendinizi titretin..

    • toro dedi ki:

      Sayın Kadir,

      Kurgunuz ve kurgunuzu şekilllendiren aklınız sürekli ”MALI KORUMA” telaşına düşüyor! Ben eşitlikten bahsettikçe siz BENCİ beklentilerin beslediği ve eşitsizliği savunan görüşleri sıralamaya devam ediyorsunuz! Sevgili dostum, Kuran yoksulu yoksul, varsılı varsıl görür! Derdi yoksulu korumak değil, yoksulun isyanını engellemektir!Bunu varsılın servetinin kendisi için önemsiz bir kısmını sigorta olarak niyetine yoksula vermesini sağlayarak yapar! Bu aynı zamanda varsılın servetinin geri kalanınıda kuranın tanrısının yasalarına göre AKLAR! Öteki dünyadaki ceza hikayedir! Sonuç olarak varsıl hayatına varsıl, yoksul da yoksul olarak devam edecek ve statüleriyle ölüp statüleriyle gömüleceklerdir! Bu dünyada varsılı kurtardı mı kurtarmadımı?

      Kainat söz konusu olduğunuda test edilen en ileri eşitlik noktasının sonsuz kere üzerinde bir noktayı temsil etmesi gereken tanrı yapacağı her imtahanı eşitler arasında yapmak zorundadır! Aksi halde ben adaletin temsilcisiyim demesinin anlamı yoktur!

      Düşünün ki aynı hastanede aynı anda doğan iki çocuğun birinin ailesi varsıl diğeri ise yoksul! Sonra bu ailer doğumdaki karşılaşma sonucu görüşmeye başlarlar! Çocuklar arkadaş olur, aynı okula giderler, aynı mesleği seçer ve yapar, iki kızkardeşle evlenip bacanak olurlar! Bütün hayatlarını yanyana yaşarlar! İbadetlerinide hiç aksatmadan yaparlar!Ve aynı anda ölürler!

      Ama varsıl olan camiye kar yağarken arabasıyla gitmiştir, diğeri karda yürüyerek! Varsıl olanın eşi çalışmak zorunda kalmamış çocuğuyla ilgilenebilmiştir, yoksul olanın ise eşi mecburen çalışmış, çocuğuna yeteri kadar zaman ayıramamıştır! Varsılın evinde her öğün et olur, yoksulun evinde hafta da bir! Varsılın arabası vardır, yoksul otobüsle seyahat eder! Varsılın kendisine ve ailesine özel sağlık sigortası yaptıracak durumu vardır, yoksul ailesini devlet hastanesine götürür! Varsıl çocuğuna her türlü imkanı sağlamış, yoksul ise onu anca devlet okullarında okutabilmiştir! Varsılın çocuğu bu sayede 2 dil bilir, yoksulun ki ise kendi dilinden ibarettir! Varsılın kendi evi vardır, yoksul kiracıdır! Varsıl her yıl düzenli olarak zekat verir, yoksul her yıl düzenli olarak zekat alır!

      Şimdi bu iki çocuk ölüp öteki tarafa gittiğinde ikiside cennete giderse, yoksulun çekipte varsının çekmediği yaşam eziyetin faturasını kime keseceğiz! Birisi tanrısına varsıl olarak yani sınav mekanında rahat olup ibadetlerini o rahatlıkta uygulayarak ulaşıyor ve cennete gidiyor diğeri ise aynı şeyleri yoksul olmasının getirdiği problemlerle yapıyor ama o da cennete gidiyor! Bu durumda yoksulun bu sınavı yoksul,varsılın ise varsıl geçirmesine adalet ve eşitlikmi diyeceğiz!

      Cennete girebilmek için üniversite (sınav) mezunu olmanız gerektiğini düşünün! Yoksulsanız üniversiteye girmek için sınava girip diğerleriyle yarışmak zorunda kalırsınız, varsılsanız parasını verip üniversiteye kayıt yaptırabilirsiniz! Sonunda gerekli şartları yerine getiren ikisi de (üniversite) cennete gider! Şimdi üniversiteye gitmek için (cennete gitmenin koşulu) eziyet ve yokluk çekmeyenle,üniversiteye gitmek için eziyet ve yokluk çeken eşitmi oldu?

      Yukarıdaki hikayeye konu insanların durumunu düzenleyen özellikle zekat mekanizması kimi korumuş,rahatlatmış,önünü açmış oldu? Sınava aç girenle tok gireni nasıl eşit yaptınız?

      O yüzden dostum o petrol benim toprağamda (nereden benim oluyorsa) da çıksa benim değildir! Ama ortada bir tanrı varsa ve bu durumları düzenlediğini iddia ediyorsa toprağanda petrol çıkan başkalarının benim gibi düşünmeyeceğini hesaplayıp ortaya çıkacak problemi düzenlemesi gerekirdi! Gerçek olan öngörüsü olan bir tanrı için unun zor olmayacağını düşünüyorum!

      Bilmem kaç yıl sonra Bizans savaşı kazanacak diye gelecekten haber verebilen(!) bir tanrının,”size gelecekte toprak altından vereceğim rııkları şu şekilde pay edeceksiniz” diyememesi manidardır! Deseydi belki de o toprak altından çıkan rızkın gelirleri birkaç şeyhin cebine ve insafına kalmaz, onlarda o paraları yine o petrolü kendi din kardeşlerinden korumak için silaha yatırmazlardı! Bu sayede yanı başlarında açlıktan ölen müslüman çocuklar ve onların ölümlerine ağıt yakamayacak kadar takatten düşmüş müslüman analar olmazdı!

      İşte ben varsılı ve bu sayede güçlü olanı korumak üzere dizayn edilmiş bu dinin ortaya çıkardığı kapitalist vahşeti ve onun yaratığı terörün gözümün önünde olmasını sağladığı ölümleri gördükçe titriyor ve aklediyorum!

      • kadir dedi ki:

        sayın toro… bu kapitalist düzenle ilgili isyanınızı farkedebiliyorum. en az bende sizin kadar rahatsızım bu durumdan.. kuranı sayfalarını açıp baktığımızda kuranın bu sisteme en büyük düşman olduğunu görürüz.. siz kuranı çok farklı analiz etsenizde kuranın mesajında.. allah katında her insan eşittir.. zenginin görevi kendi ihtiyaçlarından arta kalan servetini ihtiyaç sahiplerine vermek. böylece gelir dağılımında bir denge oluşturmak. insanlar arasında uçurumu kapatmak, kendisi için istediğini muhtaç kardeşi içinde istemek. böylece zengin yapmış olduğu bu hareketle hem toplumdaki yaşam standartlarını dengeleyecek, hemde nefsini temizleyerek allahın en çok emrettiği görevini yerine getirecek.. fakirlerle zengin arasındaki uçurum giderildiğinden insanların yaşam şartları birbirine yakın olacak.. insanların kalpleri birbirine ısınacak. kardeşlik duygusu gelişecek..

        eğer bunlar günümüzde yaşanmıyorsa hatalı olan kuran değil, kurana yeteri kadar önem vermeyen insanlardadır..

        kuranın asıl mesajı bu iken siz kuranın insan ve sınıf ayrımı yaptığını düşünüyosunuz..

      • toro dedi ki:

        Sayın Kadir,

        ”kuranın asıl mesajı bu iken siz kuranın insan ve sınıf ayrımı yaptığını düşünüyosunuz..”

        Siz bana bana kuran ın mesajını söylemiyor kendi algınızı iltiyorsunuz! Ben size kuranın mesajını söyle göstereyim!

        Önce sana İÇKİ ile ilgili ayetleri yazayım;

        ”Sana içkiyi ve kumarı sorarlar. De ki: “Onlarda hem BÜYÜK GÜNAH, hem de insanlar için (bazı zahiri) yararlar vardır. Ama günahları yararlarından büyüktür.” Yine sana Allah yolunda ne harcayacaklarını soruyorlar. De ki: “İhtiyaçtan arta kalanı.” Allah size âyetleri böyle açıklıyor ki düşünesiniz.” Bakara,219-Diyanet

        ”Ey iman edenler! (Aklı örten) içki (ve benzeri şeyler), kumar, dikili taşlar ve fal okları ancak, ŞEYTAN İŞİ BİRER PİSLİKTİR. Onlardan kaçının ki kurtuluşa eresiniz.”Maide,90-Diyanet

        ”Şeytan, İÇKİ VE KUMARLA, ancak ARANIZA DÜŞMANLIK VE KİN sokmak; sizi Allah’ı anmaktan ve namazdan alıkoymak ister. Artık vazgeçiyor musunuz?”Maide,91-Diyanet

        Şimdi de kölelik ile ilgili ayetleri,

        ”İyilik, yüzlerinizi doğu ve batı taraflarına çevirmeniz(den ibaret) değildir. Asıl iyilik, Allah’a, ahiret gününe, meleklere, kitap ve peygamberlere iman edenlerin; mala olan sevgilerine rağmen, onu yakınlara, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışa, (ihtiyacından dolayı) isteyene ve (özgürlükleri için) kölelere verenlerin; namazı dosdoğru kılan, zekâtı veren, antlaşma yaptıklarında sözlerini yerine getirenlerin ve zorda, hastalıkta ve savaşın kızıştığı zamanlarda (direnip) sabredenlerin tutum ve davranışlarıdır. İşte bunlar, doğru olanlardır. İşte bunlar, Allah’a karşı gelmekten sakınanların ta kendileridir.” Bakara,177-Diyanet

        ”Ey iman edenler! Öldürülenler hakkında size kısas farz kılındı. Hüre karşı hür, köleye karşı köle, kadına karşı kadın kısas edilir. Ancak öldüren kimse, kardeşi (öldürülenin vârisi, velisi) tarafından affedilirse, aklın ve dinin gereklerine uygun yol izlemek ve güzellikle diyet ödemek gerekir. Bu, Rabbinizden bir hafifletme ve rahmettir. Bundan sonra tecavüzde bulunana elem dolu bir azap vardır.”Bakara,178-Diyanet

        ”İman etmedikleri sürece Allah’a ortak koşan kadınlarla evlenmeyin. Allah’a ortak koşan kadın hoşunuza gitse de, mü’min bir cariye Allah’a ortak koşan bir kadından daha hayırlıdır. İman etmedikleri sürece Allah’a ortak koşan erkeklerle, kadınlarınızı evlendirmeyin. Allah’a ortak koşan hür erkek hoşunuza gitse de, iman eden bir köle, Allah’a ortak koşan bir erkekten daha hayırlıdır. Onlar ateşe çağırırlar, Allah ise izniyle, cennete ve bağışlanmaya çağırır. O, insanlara âyetlerini açıklar ki, öğüt alıp düşünsünler.Bakara,221-Diyanet

        ”Bir müminin bir mümini öldürmesi olacak şey değildir. Ancak yanlışlıkla olması başka. Kim bir mümini yanlışlıkla öldürürse bir mü’min köleyi azad etmesi ve bağışlamadıkları sürece ailesine diyet ödemesi gerekir. (Öldürülen kimse) mü’min olur ve düşmanınız olan bir topluluktan bulunursa, mü’min bir köle azad etmek gerekir. Eğer sizinle kendileri arasında antlaşma bulunan bir topluluktan ise ailesine verilecek bir diyet ve mü’min bir köle azad etmek gerekir. Bunlara imkan bulamayanın, Allah tarafından tövbesinin kabulü için iki ay ardarda oruç tutması gerekir. Allah hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.”Nisa,92-Diyanet

        ”Allah, boş bulunarak ettiğiniz yeminlerle sizi sorumlu tutmaz. Ama bile bile yaptığınız yeminlerle sizi sorumlu tutar. Bu durumda yeminin keffareti, ailenize yedirdiğinizin orta hallisinden on yoksulu doyurmak, yahut onları giydirmek ya da bir köle azat etmektir. Kim (bu imkanı) bulamazsa onun keffareti üç gün oruç tutmaktır. İşte yemin ettiğiniz vakit yeminlerinizin keffareti budur. Yeminlerinizi tutun. Allah size âyetlerini işte böyle açıklıyor ki şükredesiniz.”Maide,89-Diyanet

        ”Sadakalar (zekatlar), Allah’tan bir farz olarak ancak fakirler, düşkünler, zekât toplayan memurlar, kalpleri İslam’a ısındırılacak olanlarla (özgürlüğüne kavuşturulacak) köleler, borçlular, Allah yolunda cihad edenler ve yolda kalmış yolcular içindir. Allah hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.”Tevbe,60-Diyanet

        ”Sizden bekar olanları, kölelerinizden ve cariyelerinizden durumu uygun olanları evlendirin. Eğer bunlar yoksul iseler, Allah onları lütfuyla zenginleştirir. Allah lütfu geniş olandır, hakkıyla bilendir.” Nur,32-Diyanet

        ”Kadınlarından zıhar yaparak ayrılıp sonra da söylediklerinden dönecek olanlar, eşleriyle birbirlerine dokunmadan önce, bir köle azat etmelidirler. İşte bu hüküm ile size öğüt veriliyor. Allah yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır.” Mücadele,3-Diyanet

        ”Sarp yokuşun ne olduğunu sen ne bileceksin?” Mücadele,12-Diyanet
        ”O tutsak bir boynu çözmek(köle azat etmek) tir.”Mücadele,13-Diyanet

        İki tavrıda inceleyin, sonra bana içki içmenin, kölecilik vaya köle sisteminden beslenen kurallarla oluşturulmuş bir sosyal yapıda yaşamaktan daha kötü bir şey olduğunu vicdanınızı esas alarak söyleyin ve beni kuranın tanrısının sınıf ayrımı yapmadığına ikna edin!

        Bakın ben temennilerimle konuşmuyorum. Bir tanrıya ait olduğu söylenen sözleri dayanak alıyorum ve bu szölerin benim aklımda ve vicdanımda bıraktığı etkileri dile getiriyorum!

        Bu noktada var olan içki eylemini doğrudan yasaklayan üstüne yasaklamaya konu olan içkiye ”şeytan işi pislik” diyebilen tanrı, bence dünyadaki en aşağılık ve vicdansız uygulamaya aynı tepkiyi gösteremiyor ve alenen yasaklayamıyor! Bu noktada en büyük eşitsizliği gidermeyi başaramayan bir tanrı hayalinin insanların eşitliğini istediğine inanmak anlamsızdır!

        Üstelik bu eşitlik uygulamada sadece tanrı katındadır! Yani öldükten sonra test edilebilecek bir durumdur! Yani gerçekte olma ihtimali kesin olmayan bir beklentiye ulaşacağım diye gerçek dünyada sömürülmeye izin vermek üzerine kurgulanmıştır! Yani ezilirken susup nasıl olsa öldükten sonra eşit olacağız avutmasıyla kaderine razı edilmektir!

      • toro dedi ki:

        -DÜZELTME-

        ”Sarp yokuşun ne olduğunu sen ne bileceksin?” Beled,12-Diyanet
        ”O tutsak bir boynu çözmek(köle azat etmek) tir.”Beled,13-Diyanet

        olmalıydı!

  37. AVNİ dedi ki:

    Sn T.TAŞPINAR
    Ali imran süresi 38 .ayetinde zekerriyanın önceden yapılmış bir dua olduğuna gramer ve aklı deliliniz nedir. çünkü 38. ayetle 39. ayet arasında bir kopukluk görmüyorum, bir zaman fasılası da görmüyorum.. Yaşlıların çoçuk doğurmasına örnek ibrahim ve karısı var. Zekerriya tanrısının ibrahime bunu lütfettiğini çok iyi biliyordur o zaman kendisine olunca neden şaşırıyor. Ayrıca
    İhtiyar ibrahim ve ihtiyar karısında çoçuk müjdelenince karısıda vay başıma gelenler nasıl olur demiş. Be kadın meleklerle oturup konuşuyon şaşırmıyonda inandığın allah sana çoçuk vericem diyor niye şaşırıyon. Galiba itikatte bir zayıflık var…
    Saygılarımla…

    • AVNİ dedi ki:

      Sn T.TAŞPINAR
      Tevratta İbrahim kıssasıyla ilgili olarak çoçuk müjdelemeyle ilgili olarak geçen kıssa da kurandan farklı olarak ibrahim sorguluyor. Ayette trajik olan tanrı sana oğul vereceğim dediğinde ibrahim bir de gülüyor, komik gelmiş galiba, içinde olayın mantıksızlığını soru sorarak sorguluyor, tıpkı zekeriyya gibi oda nasıl olur der havalarında..
      İbrahim, karısı ve zekeriyya da itikatte bir zayıflık yokmu ?
      Tevrattan
      Hz. İshak’ın Mucizevî Doğumu
      Hz. İbrahim ileri yaşlarda iken ve karısı Sara kısır olmasına rağmen, Tanrı onlara bir oğlan çocuk lütfetti. Tekvin 17/ 16, 21 : « Tanrı İbrahim’e : Karın Sara’dan bir oğul vereceğim. Onu kutsayacağım ve ulusların anası olacak. Birçokların kralları onun soyundan çıkacak,dedi.İbrahim yüzüstü yere kapandı ve güldü. İçinden: Yüz yaşında bir adam çocuk sahibi olabilir mi? Doksan yaşında ki Sara doğurabilir mi? dedi. Tanrı : Hayır, ama karın Sara sana bir oğul doğuracak, adını İshak koyacaksın, dedi… Ancak antlaşmamı, gelecek yıl bu zaman Sara’nın doğuracağı oğlun İshak’la sürdüreceğim. »
      SAygılarımla…

  38. toro dedi ki:

    Seğerli arkadaşlar,

    Konu itibariyle üzerinde durulması gerekli bir ayet daha! Yine aynı şekilde ayetteki mantık hatası ya da hatalarını söylemenizi bekliyorum! Bunu istememde ki amaç kuran dan ayetler okunurken birbirinden farklı insanların algıları aynı şekilde biçimlenirmi yi cevaplamak! Sonuç itibariyle insana hitap eden tanrı ise, hitabının bize anlam olarak mutlaka ulaşması gereklidir ki ilgili çağrıya biat etmekle etmemek arasında bir karar verebilelim! Öncelik hitabın tanrıdan geldiğini BİLMEK olmalıdır! Bunun yoluda en azından hitapta, mantıksal boşlukların bulunmamasıdır!

    ”Eğer onların yüz çevirmeleri sana ağır geldiyse; bir delik açıp yerin dibine inerek, yahut bir merdiven kurup göğe çıkarak onlara bir mucize getirmeye gücün yetiyorsa durma, yap! Eğer Allah dileseydi elbette onları hidayet üzere toplardı. O halde sakın cahillerden olma.” Enam,35-Diyanet

    Şimdi mantıken geldiği anda anlamı itibariyle geldiği dönem ve geleceğe de hitap etmesi bu sayede zamanlar arası anlam farklılaştırması yaşatmadan her dönem aynı şekilde akledilebilen ve değerlendirebilen bir hitaplar manzumesinden bahsediyorsak, her ayet geçmişten geleceğe zamanın farklı her yerinde aynı şekilde algılanmalıdır.

    Yukarıdaki ayeti kendinizi 1400 yıl önce ve bu gün yaşayan 2 farklı zaman insanı olarak düşünerek algılamaya çalışmanızı rica ediyorum!

    • 1okuyucu dedi ki:

      toro;

      —-”Eğer onların yüz çevirmeleri sana ağır geldiyse; bir delik açıp yerin dibine inerek, yahut bir merdiven kurup göğe çıkarak onlara bir mucize getirmeye gücün yetiyorsa durma, yap! Eğer Allah dileseydi elbette onları hidayet üzere toplardı. O halde sakın cahillerden olma.” Enam,35-Diyanet (senden alıntı)

      ——Yukarıdaki ayeti kendinizi 1400 yıl önce ve bu gün yaşayan 2 farklı zaman insanı olarak düşünerek algılamaya çalışmanızı rica ediyorum! (senden alıntı)

      (bana hitaben yazılan mesajlara cevap vermemden dolayı bu mesaja cevap verme fırsatım olmamıştı,)

      ayette konuşan kişi, eğer onların sana yüz çevirmelerini istemiyorsan, onlara mucize göster diyor, halbuki mucizeyi gösterecek olan tanrıdır?

      Muhammedin o kişiye, “mucize getirmenin Allahın işi olduğunu bilmiyor musun ki? benden mucize göstermemi istiyorsun, ayrıca bu iş mucize göndermekle oluyorsa, daha önce Allahın gönderdiği mucizeler bir işe yarasaydı, şimdi herkes inanır olurdu, kaldıki mucize gönderdiği topluluklarda bile denizin yarıldığını, gökten rızık indiridiğini gördükleri halde yinede inananlar olmamış, ben mucize getirince mi? inanacaklar da bana yüzlerini çevirecekler” demek aklına gelmemiş herhalde?

      1400 sene önce gökyüzü mavi renkli bir sema, yerin dibi ise öküzün boynuzlarında taşıdığı yeryüzünün tabanı olarak biliniyordu,

      1400 sene önce insanların yerin dibine en yakın oldukları yer, bir mezar tabanı veya hendek tabanından ibaretti, yani dünyayı boynuzlarında taşıyan öküzü görebilmek pek mümkün değildi,

      çıkabildikleri en yüksek yer ise Babil kulesinin tepesiydi veya bir dağın tepesiydi, mavi renkli semanın gaz ve buhardan meydana geldiğini bilmiyorlardı bile?

      günümüzde ise bırak mavi renkli semayı, gök cisimlerine (gezegenlere) uydular gönderiliyor, bu mesajı yazmamızı sağlayan uydu bile bizimle aynı hizada kalabilmek için yerden yüksekliğini de koruyarak yaklaşık 20.000 Km. hızla dairesel hareket yapıyor, yani günümüz teknolojisiyle insanların gücü göğe çıkmaya yetiyor,

      yerin merkezine inmek şimdilik pek mümkün görünmüyorsa da, yerin dibine inmek birkaç saatlik (Mekkeden Amerikaya) uçak yolculuğuyla mümkün, zaten Muhammed de yerin dibine inebilseydi, Amerika kıtasını keşfedecekti, öküzü görmek için de etrafına şaşkın şaşkın bakacaktı,

      yani Muhammedden o günün teknolojisiyle imkânsızı başarmasını isteyen kişi, bunu hiç bir zaman mümkün görmediği için Muhammedden asla yapılamayacak bir şey istediğini sanıyordu?

      sonuç olarak ayette konuşan kişi, “Allah dileseydi herkesi hidayete erdirirdi” diyor?
      konuşan tanrı olsaydı,” ben dileseydim herkes hidayete ererdi” derdi,

      demek ki Kuranın tanrısı dileseydi, şimdi bizde inanır olurduk, demek ki Kuranın tanrısı bizim inanır olmamızı dilememiş. (istememiş)

      pardon ya, konumuz kader konusu değildi,

      sonuç olarak, ortaya öngörüsünün çökebileceğini öngöremeyen bir tanrı figürü çıkmış.

    • MaMaLi dedi ki:

      Sayın Toro!suud da petrol gelirleri çok adil paylaşılır iftira atmayın lütfen)mısır,tunus,fas,cezayir,de gece aleminde suud lu,zengin vatandaşlar,dansöz ve diğer hizmet veren hatunlara rulo halinda lastikle sarılmış dolar verirler))sanırım petrol gelirlerinden,kardeş payını böyle yapıyorlar))

  39. beyaz mümtaz dedi ki:

    Teşekkür ederim. Cahilliğiniz sayesinde imanım bir kat daha arttı. Zırvalarınızla yolunuza devam edin. Kafirler için yaşasın cehennem!

    • 1okuyucu dedi ki:

      beyaz mümtaz;

      bizde sana tanrınla birlikte cennette mutluluklar dileriz,
      ayrıca temenni ederim, tüm sevdiklerinde cennete gider, yani cennette tüm sevdiklerinle birlikte olursun.

    • MaMaLi dedi ki:

      beyaz mümtaz!!cennetinde,epilepsi,ensest,pedofil,peygamberine selam söyle))dikkat et,bu arada,cennete gidince mabadına))

  40. Bülent Oktay dedi ki:

    Bu metinde kurandan alıntı olarak “Ay, bir ışık kaynağıdır, nurdur” ifadesi verilmiş. Yalnış! muhtemelen yalan! Diğer pek çok yalan ve zorlama yorum var. Her biri tek tek gösterilebilir. Bu metni okuyan Müslümanlara derim ki. BU METNİ, KURAN VE TEFSİRİYLE BİRLİKTE OKUYUN!

  41. Bülent Oktay dedi ki:

    Yazar neden kuran hatalara takmış anlıyorum. Dinlere karşı ise, neden İncil’deki hatalardan bahsetmez. Onun içinde yüzlercesini bulabilir.Muhammet “Ayla” ilgili bir sürü yorum yapmış. Yaşadığı zaman göz önüne alındığında kendisinden onlarca bilimsel hata beklenir. Aşağıdaki ayetlerde bir tek bilimsel hata bulun. Bu günkü astronomi ve astrofiziğin yanlıştır diyebileceği tek bilimsel hata…

    (Allah), Geceyi gündüze, gündüzü de geceye uzatıp-örter. Güneş’e ve Ay’a boyun eğdirdi. Her biri (yörüngesinde), belirli bir süreye kadar hareket eder. İşte bu şekilde (yapan) Allah, sizin Rabbinizdir ve mülk O’nundur. O’ndan başka (yardıma) çağırdıklarınız, ‘bir çekirdek zarına’ bile malik olamazlar.

    [FATIR(35)/13]

    Biz, ona(Ay’a), menziller(haller) takdir ettik, ta ki, kurumuş bir hurma dalına benzer bir yol izleyinceye kadar.

    Ne Güneş, Ay’a erişip-yetişebilir, ne de gece, gündüzün önüne geçebilir. Her biri, bir yörüngede yüzmektedir.

    [YASİN(36)/39-40]

    (Allah), gökleri ve Arz’ı, hak olarak yarattı. Geceyi, gündüzün üstüne, gündüzü de, gecenin üstüne sarıp-örtüyor. Güneş’e ve Ay’a boyun eğdirdi. Her biri (yörüngesinde), belirli bir süreye kadar hareket eder. Dikkat et! O (Allah), Aziz(üstün-şerefli) ve Ğafur(bağışlayan)’dır.

    [ZÜMER(39)/5]

    Gece, gündüz, Güneş ve Ay, (Allah’ın) ayetlerindendir. Güneş’e ve Ay’a secde etmeyin. Allah’a secde edin, O(Allah) ki, bunları, O yaratmıştır. Şayet O’nun kölesiyseniz, böyle yapın!

    [FUSSİLET(41)/37]

    “Saat(Kıyamet) yaklaştı ve Ay yarıldı.”

    [KAMER(54)/1]

    Güneş ve Ay, (belirli) bir ‘hesap’ iledir.

    [RAHMAN(55)/5]

    Allah’ın, Sema’yı, yedi tabaka halinde, nasıl yarattığını görmüyor musunuz?

    Ve bunlar içinde Ay’ı bir ‘nur’, Güneş’i de (ışık veren) bir ‘kandil’ kıldı.

    [NUH(71)/15-16]

  42. HAYDAR dedi ki:

    YAVŞAK BU SAYFADA SEN İSTESENDE İSTEMESENDE ALLAH VAR KESİN DİN İSLAM DİNDİR İLİM İSPAT ETMİŞ DURUMDA BAŞLANGIÇ OLDUGUNA GÖRE SONUDA VAR DİNDE KUŞBEYİNLİLER MANTIK ARANMAZ YA RETEDERSİN YA TEESLİM OLURSUN BU KONULARI KUŞBEYNİNİZLE ÇÖZEMESSİNİ BURASI İMTİHAN YERİ

    • MaMaLi dedi ki:

      HAYDAR!!yine rüzgar yapmışsın))her müslüman gibi,küfre,yemine,bedduaya,hakarete bürünmüşsün))HAYDAR!sen tek,eşeylimisin?))sözlüğe müracaat ples))))

  43. carlo liberani dedi ki:

    “Şarabı yasaklayan ve pislik olarak gören Kur’an, sigara ve uyuşturucuyu neden yasaklamamıştır?
    Allah’a altınlar dolusu fidye verilmesi
    Allah rüzgarı keserse gemiler yüzemezmiş!
    Göğün yere düşmesinin mantığı nerede?
    Zaman Mantıksızlığı :))

    Bu makaleyi yazan arkadaşa tek tek cevap verirdim. Açıkçası üşendim. Sadece bir kaç önerim olacak.
    -Şarap diye çevirdiğiniz kelime arapçada neye karşılıktır? kim böyle çevirmiş ? araştır.
    -Fidye ve gemi konusunda ise insanların hayal dahi edemeyeceği kavramlar nasıl anlatılır ? mesela sen gemi motorunu 1400 yıl önceki bedeviye nasıl anlatırdın? hadi anlat göster bize ?
    -Zaman mantıksızlığı :))) Einstein oku biraz. veya izafiyet teorisini. zaman izafi olduğunu öğrenirsiniz

    • MaMaLi dedi ki:

      Şarap diye geçmez!”harm”yada eş anlamlısı”Nebiz”diye geçer.muhammed’de,halifelerde,nebiz içmişdir(kureyş kaynakları)

  44. Ali dedi ki:

    Sapık misin sen kardeşim diye hitap edecem de din kardeşi olduğum şüpheli senin gibilerine sapık cenabet denir sen ne zihniyetle benim okurken bile çekindiğim konuyu yazıyon zaten bu dünyada senin gibi imansızlar olduğu sürece.. Neyse Allah seni ıslah etsin Allah’a hz. Muhammed (sav.) a dediklerinin cevabını öteki tarafta alırsın hatta bi geber öbür dünyada o zaman farkını ızzah ederler tamam mi canım hiç dert etme !

  45. Dıss dedi ki:

    Olum senin bu düşünceyi düşünen beyin noronlarını sık**m hadi lan bu yorumu onaylasana niye onaylamıyon senin Allah cezanı vermiş zaten sakin benim küfürumu eleştirmeye kalkışma senin bu dediklerinin yanında benimkiler zaten kırmızı başlıklı kız kalır senin gibi masonun dinsizin kitapsızın amk ne tür bi malsın anlamadım ki ortağım az önce bi arkadaş bana senin sayfanın linki attı hay… Okurken söve söve en az senin kadar günahkâr Oldum sen ki basit bi kulsun seni yaratana ne mantıkla mantıksız diyon O bin yıl olayıymiş cebrail toplu getirmiş muhammed bi sürü eş yapmış falan diyon bi kere peygamberimiz onları yanlız çaresiz kadınlardı… Onların tenine bile dokundu mu ? Sen kafanı bu konulara yorma senin kafam benimkinin başı kadar yok anlaşılan beynin yok fikrin var ne tür bi organsın anlamadım ki… Gece gece adami günaha sokarsın sen.. He bide yorumu onaylayıvir bi zahmet bu benim değil benim gibi birçok kişinin içimden geçen şeyler…

    • 1okuyucu dedi ki:

      Dıss;

      —benim küfürumu eleştirmeye kalkışma (senden alıntı)

      Allah’tan başkasına tapanlara (ve putlarına) sövmeyin; sonra onlar da bilmeyerek Allah’a söverler. Böylece biz her ümmete kendi işlerini câzip gösterdik. Sonunda dönüşleri Rablerinedir. Artık O ne yaptıklarını kendilerine bildirecektir. (enam-108)

      aslında senin küfürlerini eleştirecek olanlar, sana yukarıdaki ayeti göstererek ettiğin küfürlerin ucunun nereye gittiğini hatırlatmaları gereken Müslümanlar olmalıydı?

      oysa bunu yapmak bana düşmezdi, isteseydim hiç bir şey söylemeden sadece bilmukabele demekle yetinirdim, seni ikaz etmemin nedeni, belki inandığın tanrına küfredilmesine vesile olduğunun farkında olamayabilirsin düşüncesiyle hatırlatmaktan ibaret?

      —muhammed bi sürü eş yapmış falan diyon bi kere peygamberimiz onları yanlız çaresiz kadınlardı (senden alıntı)

      alıntı yaptığım cümlende Muhammedin yalnız çaresiz kadınları korumak amacıyla onlarla evlendiğini, (korumak için evlenmek şartmış gibi) söylemek istedin herhalde?

      (Resûlüm!) Hani Allah’ın nimet verdiği, senin de kendisine iyilik ettiğin kimseye: Eşini yanında tut, Allah’tan kork! diyordun. Allah’ın açığa vuracağı şeyi, insanlardan çekinerek içinde gizliyordun. Oysa asıl korkmana lâyık olan Allah’tır. Zeyd, o kadından ilişiğini kesince biz onu sana nikâhladık ki evlâtlıkları, karılarıyla ilişkilerini kestiklerinde (o kadınlarla evlenmek isterlerse) müminlere bir güçlük olmasın. Allah’ın emri yerine getirilmiştir. (ahzab-37)

      Kuranın tanrısı, Muhammedin koruma altına almak istediği akrabası olan kadını evlatlığından boşattıktan sonra evlenebilmesi için daha önce adına cahiliye denilen Arap toplumunda bile hoş gözle bakılmayan akraba evliliğini serbest bırakmış, bırakmakla kalmayıp, evlatlığın üvey babasının evlatlığının karısına “kızım”, evlatlığın karısının evlatlığın üvey babasına “baba” diye hitap ettiği biliniyorken, evlatlıkların boşadığı kadınlarla evlatlığın üvey babasının evlenmesine, yani birbirlerini baba kız olarak gören kişilerin evlenmeleri o adına cahiliye denilen toplumda bile hoş karşılanmazken, Kuranın tanrısı böyle evliliklere bile izin verme ahlâksızlığını göstermekten geri kalmamış,

      Ey Peygamber! Mehirlerini verdiğin hanımlarını, Allah’ın sana ganimet olarak verdiği ve elinin altında bulunan cariyeleri, amcanın, halanın, dayının ve teyzenin seninle beraber göç eden kızlarını sana helâl kıldık. Bir de Peygamber kendisiyle evlenmek istediği takdirde, kendisini peygambere hibe eden mümin kadını, diğer müminlere değil, sırf sana mahsus olmak üzere (helâl kıldık). Kuşkusuz biz, hanımları ve ellerinin altında bulunan cariyeleri hakkında müminlere neyi farz kıldığımızı biliriz. (Bu hususta ne yapmaları lâzım geldiğini onlara açıkladık) ki, sana bir zorluk olmasın. Allah bağışlayandır, merhamet edendir. (ahzab-50)

      Muhammedin korumasına muhtaç olan o kadar çok akraba kızı varmış ki Kuranın tanrısı akraba kızlarını koruma altına alsın diye o zamanki cahiliye toplumunda bile hoş karşılanmayan akraba evliliğini serbest bırakmış,

      Muhammedin korumasına muhtaç olan o kadar çok kadın varmış ki Kuranın tanrısı sırf sana mahsus olmak üzere kendilerini mehirsiz sunan kadınları koruma altına almana izin verdik demiş?

      haliyle, muhammedin korumasına ihtiyaç duyan kadınlardan zengin dullar ve fahişeler hariç, ataerkil toplum yapısı nedeniyle kızlar kendilerini mehirsiz sunma konusunda inisiyatif kullanma hakkına sahip değillerdi, büyük olasılıkla sahabe içerisinden kızları olanlar, kızlarını koruma altına alması için Muhammede teklifte bulunmuşlardır, Muhammedde teklifleri geri çevirmek ayıp olur düşüncesiyle “getirin bir göreyim” demiştir, kendisine sunulanlardan beğenmedikleri için herhalde “kusura bakmayın, elektrik alamadım” gibisinden bahaneler uydurmuştur,

      Onlardan dilediğini geriye bırakır, dilediğini de yanına alırsın. Boşadığın hanımlarından arzu ettiğini tekrar yanına almanda, senin üzerine bir günah yoktur. Böyle yapman onların mutlu olmalarına, üzülmemelerine ve hepsinin, senin verdiklerine razı olmalarına daha uygundur. Allah, kalplerinizde olanı bilir. Allah hakkıyle bilendir, halîmdir. (ahzab-51)

      Kuranın tanrısı Muhammede, koruma altına aldıkları arasında istediği gibi tasarrufta bulunma hakkı tanımış, onlardan dilediğini geriye bırakır, dilediğini yanına alırsın diyerek adaletli davranmana gerek yok demiş, koruma altına aldıklarından istediklerini korumaktan vazgeçebilirsin, istediğinde tekrar koruma altına alabilirsin demiş, yani sana her şey serbest dilediğin gibi davran demiş,

      İslâmi kaynaklarda Muhammedle evlendiğinde 9 yaşında olduğu iddia edilen Ayşeden bahsetmiyorum bile, herhalde o da Muhammedin korumasına muhtaçtı?

    • MaMaLi dedi ki:

      Dıss!haklısın,muhammed,kadınların tenine dokunmadı))maria’yı eşi hafsanın odasında bacaklar omuzda hafsa yakaladı))sanırım bu tensel,bir,ilişki değildi))aslında bir dir bir oynuyorlardı hafsa yanlış anladı))

  46. karaca dedi ki:

    daha da ilginci bu kadar nikah yapılmasına rağmen
    gerçek bir evlilik olarak görülmüyor gibi
    bu evliliklerden meydana gelmesi gereken
    ürünler yok bu çok ilgiç

    • rammsteinn dedi ki:

      bu evliliklerden meydana gelmesi gereken
      ürünler yok bu çok ilgiç
      —–

      sakın sizin bedevinin kısır olmasından dolayı olmasın?
      40 ını devirmiş bir kişinin 10 kadından daha fazlasıyla (cariyeleri sayamıyoruz) yaptığı evliliklere günümüzde ne denir? günümüzde bu kişilere denecek olanı ben sizinkine desem burada hakaret üzerine hakaret edersiniz.
      “bu kadar kadınla evlenmesinin sebebi onları korumakmış”
      illa birisini korumak için koynuna mı almak gerek?

      fazla uzaklara bakmanıza gerek yok. günümüzde sizin bedevinin yaptığını türkiye birçok erkek yapmaya çalışıyor. haberler de ssriyeden gelen kadınları kuma olarak alan 2-3 kadını aynı eve sokan onlarla imam nikahı kıyanlar var. onlarında gerekçesi aynı. “onları kollamak”
      kollamak için illa yatağa atmak gerekiyor.
      din mantığınızı kapatmış,
      uçkurunuzu açmış.

      çokeşliliği, çocuk yaştakilerle evliliği, akraba evliliklerini temize çekmek için akla mantığa insaniyete sığmayacak gerekçelere sığınıyorsunuz. amaç cennet.
      siz tanrının, bu uygulamaları serbest bırakacağınızı mı zannediyorsunuz? tanrı hiç “parkta oyun oynayan kız çocuğuyla evlenebilirsiniz” der mi?
      tanrı hiç “kadınlarınız tarlanız gibidir,istediğiniz zaman girin” der mi?
      (bu benzetme aynı zamanda sümer tabletlerinde de vardır.aşırma)
      tanrı hiç “karılarınızdan şüpheye bile düşseniz dövün” dermi?
      size göre der.
      demez derseniz cennetten olursunuz.

      • karaca dedi ki:

        ne cenneti günümüzde yaşayanların yüzde 99.9 zunun
        gideceği yer belli değilmi.

      • karaca dedi ki:

        rammsteinn

        Bedevi ne demektir rammsteinn
        bir soymu,bir yöreye verilen bir isimmi,millet içerisinde bir kavimmi
        bedevi denilince ne demek isteniyor rammsteinn arap soyundan gelenlere mi bedevi
        deniliyor anadolu topraklarında yaşayan yörükler vardır bunun benzeri bir kelime midir.
        bedevi denilince söylenmek istenen nedir. açıklayabilirsiniz
        bu bedevi kelimesini ne manaya geliyor bir millete bir soya verilen genel bir isimmidir.
        bedevi denilince ne anlamalıyız tarihi bilgin varsa ortaya koyarsanız bilgilenmiş oluruz
        ama yalan yanlış olmasın doğrusu neyse onu açıklayabilirmisiniz

      • karaca dedi ki:

        rammsteinn
        sakın sizin bedevinin kısır olmasından dolayı olmasın?
        sizden alıntı
        iyi de rammsteinn anadolu topraklarında yaşayanlar nasıl soy olarak araplarla
        aynı soydan gelebilir/ sizin bedevi /diye not düşmüşsün bizim herhangi soy bağlantımız yokki.anadolu topraklarında yaşayanlarla arapların kesinlikle bir soy bağlantısı yok
        eğer bir soy bağlantısı varsa buna benim dahil olduğum gibi sizde dahilsiniz ve bütün bu topraklarda yaşayanlar da dahil sizin bedevi derken neyi kast ettiniz
        kastınızdan maksat kuranı kerim ise bunda haklısın
        bizimkini anladıkta sizinkini anlıyamadık

      • rammsteinn dedi ki:

        karaca
        bedevi şu mudur bu mudur diye o kadar yazacağına google a bedevi yazsan wikiden ne olduğunu daha kolay öğrenebilirdin.

        Bedeviler (Arapça: bedevi بدوي) çölde yaşayan, geçmişte göçebe olan ve Sahra Çölü’nün Atlantik kıyısından Batı Çölü, Sina Yarımadası ve Necef Çölü üzerinden Arap Çölü’ne uzanan bölgede bulunan Arap kabileleridir

        “sizin bedevi” derken neyi kastedmiş olabilirim?
        “tüccar bedevi” mi demem gerekiyor? o kadar yazıdan bedevi kelimesine mi takıldınız?
        “sizin intikamcının” gönderdiği “tüccar bedevi” mi demeliydim?
        intikamcı nedir diye sorarsan sizin tanrının isimlerinden biri olan el-müntakim karşılığı olduğunu görürsünüz. yanlış çeviri demeyin zira ayetlerde nasıl intikam aldığı ballandırıla ballandırıla anlatılıyor.
        intikam hırsı olan bir tanrıya inanmak nasıl bir his?

        arkadaşın teki “bakara suresi” yerine türkçe karşılığı olan “sığır suresi” dedi. yerden yere vuruldu.
        nedir bu hazımsızlık?

    • MaMaLi dedi ki:

      Muhammed,mekke’de”Ebbar”diye anılırdı!yani kısır,arap’larda halen bu gelenek sürer,erkek çocuğu olmayanlara bu şekilde yakıştırma yapılır;muhammed’in hiç erkek çocuğu olmamışdır!maria dan olduğu söylenen,ibrahim başka birine aittdir,haticeden oldu denilen,2 erkek,çocuk ise bir hayel ürünüdür.muhammed hatice den sadece fatma isimli,tek kızı olmuşdur diğer kızlar hatice nin ilk 3 evliliğine aittdir.(kureyş kaynakları)

      • bilal dedi ki:

        MaMaLi,

        Muhammed,mekke’de”Ebbar”diye anılırdı!yani kısır,arap’larda halen bu gelenek sürer,erkek çocuğu olmayanlara bu şekilde yakıştırma yapılır;muhammed’in hiç erkek çocuğu olmamışdır!maria dan olduğu söylenen,ibrahim başka birine aittdir,haticeden oldu denilen,2 erkek,çocuk ise bir hayel ürünüdür.muhammed hatice den sadece fatma isimli,tek kızı olmuşdur diğer kızlar hatice nin ilk 3 evliliğine aittdir.(kureyş kaynakları) ‘’senden alıntı’’

        Bence buna (Kureyş & MaMali kaynakları) deseydiniz daha uygun olurdu.!!!
        Arkadaş,hep gerçeği yansıtmayan saçma sapan şeyleri yazıyorsunuz !!!

        Bakınız; Arapçada
        a ) Soyu kesik olana ‘’أبتر ‘’ ebter ‘’ denir,Ebbar değil.
        b) Arapçada KISIR olana da ‘’عقيم = عاقر ‘’ Akır,akim ” denir.

        Saygılar.

  47. carlo liberani dedi ki:

    Bu yazıyı kaleme alan arkadaşa selamlar,

    Yazını anlamaya çalışarak, saygı duyarak okudum. maalesef temel çok zayıf. Kur’anda elbet mantıksızlık iddiasında bulunanlar olmuştur. Bu iddialar ciddi olarak tartışılmıştır. Senin bu yazdığın mantıksızlıklar modern eğitim almış ve kur’anı kendi dilinde okumuş biri tarafından çok rahat açıklanır. Mantıksızlık iddia etmek istemişsin ama yanlış noktalardan hareket etmişsin. Bilgili ateist büyüklerine Allah inancına nasıl saldırabileceğini sor. Lütfen azıcık bilgili ol.

    • MaMaLi dedi ki:

      carlo!!italyan olmaya özenmişsin)isminin son harfi(a)olsa,italyan hatun olacakdın)bilgiden bahsetmişsin)bilgini bizlere,aktarmamışsın)ayrıca,bu yazıyı kaleme alan arkadaşın ateist olduğunu nasıl anladın?)sende,bu,kavrama yeteneği varken benimkide sorumu yani)sevgili laventen carlo arkadaş,bu site sana bol gelir,sen en iyisi,çapın la ilgili sitelere gir,orda,kendini,ıspat etmeyi becer!)yazı halinde,izah,manzumelerinde,çok vasat.saygılar.

  48. yasir dedi ki:

    Her zaman olduğu gibi araştırmanın olmadığı mantıksızlıklaın diz boyu olduğu yazılar…
    Tamen bilinç altına kazınmış nefretin kontrolsüzce sanal ortamda serbestçe dışa vurumu olsa gere…Çokk yazık…

    Maide süresisinde şarap diye çevrilen kelimenin sadece şarapla alakası yoktur, şarabıda içine alan, aklı örten bütün sıvı ve katı maddeleri içine alan bir kelimedir….Maide 90’da ”hamru”, maide 91’de ”hamri” olarak geçen kelimenin tam kaşılığı örtü-örten veya saç manasındadır…Nur suresini 31’inci ayetini bir zahmet açık okuduğunuzda kadınara ”’bi humuri-hinne” yani humr-hımar kelimeleri ”HMR” kökünden olup aynı kelimenin türevleridir, maide süresinde sadece şaraptan bahsetmez ”HAMR” diyerek insana, hal ve hareketlerine, aklına örtü olaçak, aklını-iradesini kaybedecek her türlü şeylerin haram olduğunu söylemektedir, Nur 31’de ise kelime saç manasındada-örtü manasındada kullanılmaktadır lakin her iki durumdada kafayı örten manasına gelmektedir…

    Şarap kelimesi ise kuranda Enam 70, nahl 10, nahl 69, İnsan 21 ayaetlerinde geçmektedir, bir zahmet bu ayetlerede bakarsınız, tabi zor gelmesse…Bu ayetlerde şarap tamamen içecek manasında kullanılır, günümüzde dahi Araplar meyve sularına veya muhtelif her türlü içeceğe Şurup-şarap gibi kelimeler kullanırlar dilimizede bu kelimeler arapçadan gelmişti ”Meşrubat” kelimeside bu kökten türeyen arapçadan dilimize gemiş bir keimedir…Yani aralarda kullanılan şarap kelimesi ile bizde kullanılan şarap kelimelerinin anlam karşılıkları farklıdır…Araplar normal imonatayada şurup-şarap gibi kelimeler kullanır, bizde ise insana şarhoşluk veren içeçeğin adı haline gelmiştir…Ama bizede sonrdan gelen kelimeler olduğundan bir çok kuranı-arapça kelimeler anlam kayması yaşadığından bu kelimede bundan nasibini almışır….En azından bundan sonra bazı şeyleri araştırp yazarsınız…
    Ben her zaman söyledim yine söylüyorum, sizin yaptığınız bu işe avurupa-amerika adamlar yıllarını verip arapçayı ana dilleri gibi öğrenerek yapmaya kalkıyorlar ama sizin bulduğunuz bu saçma şeyeri buamıyorular, her şeyi geçelim Araplar çok karışıp bir toplumdur Hiristiyan başta olmak üzere çok değişik inançlara sahipler ve bunlara nonteistleride dahil ve mısır-ürdün-suriye başta olmaka bereber bunların ana dilleride arapçadır ce sizlerden bekide saha fazla bu açıkarı ve mantıksızlıkları arıyorlar ama bulamıyorlar, bizim kurnaz Türk nonteistlerimiz maşallah bir kelime arapça bilmeden, araştırmadan sadece çevirilerden dökdürüyorarda döktürüyorar…

    • 1okuyucu dedi ki:

      Yasir;

      el hamru : şarap (maide-90)
      el hamri : şarap (maide-91)
      şarâbun : içecek (içilen şey) (enam-70)
      şarâbun : içilen şey (nahl-10)
      şarâbun : içecek (nahl-69)
      şarâben : içecekler, şaraplar (insan-21)
      bi humuri-hinne: (onların) başörtüleri) (nur-31)

      senin kime kızdığını anlayamadım, yukarıya bak? başta kuranmeali sitesi olmak üzere bir çok dinci site hmr’ı şarap olarak, şarâbun veya şarâben kelimesini içecekler olarak çevirmiş, kızacaksan git hmr’ı şarap olarak çevirenlere kız,

      sanki Kuran çevirilerini biz yapıyormuşuz gibi bize sallayıp duruyorsun,

      ben ise Kurandaki tutarsızlıkları örtbas etme konusunda (hepsi yapıyor) daha temkinli davranacağını kabul ettiğim için diyanet işleri başkanlığının tercümelerini dikkate alıyorum, bir ayet kopyalamak istediğimde diyanet tercümesi olmasına dikkat ediyorum,

      Ey iman edenler! Şarap, kumar, dikili taşlar (putlar), fal ve şans okları birer şeytan işi pisliktir; bunlardan uzak durun ki kurtuluşa eresiniz. (maide-90)

      Şeytan içki ve kumar yoluyla ancak aranıza düşmanlık ve kin sokmak; sizi, Allah’ı anmaktan ve namazdan alıkoymak ister. Artık (bunlardan) vazgeçtiniz değil mi? (maide-91)

      diyanet el hamru’yu şarap, el hamri’yi içki olarak çevirmiş,

      ayrıca, bizim bulduğumuz bir şey yok, hmr kelimesi şarap olsa ne olur, başörtüsü olsa ne olur, biz böyle fasafiso şeylere takılmıyoruz, siz Kuranda var olduğu iddia edilen tutarsızlıkları sadece yanlış çeviri bahanesiyle savunma yanılgısına düşüyorsunuz, biz ise Kuranın temel mantalitesini sorguluyoruz, sizin anlayamadığınız işte bu?

      biz, yeryüzüne halife atama kararı veren bir tanrının atama işini gerçekleştirebilmesi için yasak meyve yeme şartını getirerek, halife atamasını bu şarta bağlamasının tanrılık ilkesiyle bağdaşıp bağdaşmayacağını sorguluyoruz,

      her şeyi yok edebileceği iddia edilen bir tanrının sonsuz boşluğu yok edip edemeyeceğini sorguluyoruz,

      ölümsüz bir varlığın, yemesede içmesede ölmeyeceği için yeme içme ve diğer ihtiyaçlarını karşılayacağı bir bedene ihtiyacı olmayacağı biliniyorken, Kuranın tanrısının öteki dünyada sonsuz yaşama sahip olacaklarını söylediği insanın yemesinden içmesinden söz etmesinin tutarsızlığını sorguluyoruz,

      sırf peygamberin şeyinin keyfini yapmak için akraba evliliğine cevaz veren, evlatlıkların üvey babalarının evlatlıklarının boşadığı karısıyla evlenebilmelerine, yani birbirlerini baba kız bilen iki karşı cinsin evlenmelerine cevap veren bir tanrıyı sorguluyoruz, kendisini peygambere mehirsiz sunmak isteyen kadınlara icazet veren bir tanrıyı sorguluyoruz,

      siz istediğiniz kadar ayetlerin manasını değiştirerek eğip bükmeye çalışsanızda bu gerçeklerden kaçabilecek bir tarafınız yok,

      istersen otur, Kuran ayetlerini kafana göre yaz, bizim için zerrece bir anlamı olmaz,
      şimdilik sadece şu soruya cevap ver, Adem yasak meyveyi yemeseydi ne olurdu?

      • yasir dedi ki:

        OKUYUCU DEMİŞ Kİ———–şimdilik sadece şu soruya cevap ver, Adem yasak meyveyi yemeseydi ne olurdu?——————

        Okuyucu ben sana bunun cevabını vermsem yine anlamıyaçaksın, çünkü bilinç altına hep bunları olduğu gibi alıp bir çizği filim kurğusunda düşünüyorsun…
        Böyle bir yasak ağaç senin tasvirindeki gibi varmıdır yokmudur bilemeyiz, en iyisini Allah bilir bunlar bizim iman temelimiz değildir çünkü Müteşabih ayetlerdir, bunları iman temeli yapmak ve fitne yapmakta bizim işimiz ve görevimiz değildir…Bu senin sorduğun sorunun birden fazla cevabı olabilir belki hepsi doğrudur belki bazıları doğrudur belki bir tanesi doğrudur ama bu senin sorduğu konuyu iman temeli ve fitne konusu yapmadıktan sonra senin gibi inanan, yani bu ağaçı gerçek bir ağaç meyveyide gerçek bir meyve sanan kişide ameli salih biri ve müşrik değilse sırf aklı yetmiyor diye böyle inanmasında bir sakınça yoktur…

        Kuranda bahsedilen ağaç, ”eş şecerete” yani yasakların-haramların belirtildiği yer demek yani soy seceresi denilen karmaşa-dolambaç-dallı-budaklı işlere girmeyin dosdoğru olun denilmektedir…Ademin kıssasını bu dünyada yaşan-düşünen her kişi yaşamaktadır, ya kitaptan yada Allahın kişinin fıtratına yazdığı ayetlerle Annesi-babası-büyükleri herkes bu ağaçı yanı yasak-pis-yanlış-karmaşık işleri yasaklarlar ama kişi-nefis bunlara dalasıya ve o meyvelerden yani yasak olanlardan yapasıya kadar bunların farkında değildir ne zamanki bu yasaklardan yapar-tadar ve bulunduğu güzel ortam bozulduktan sonra eskiden cennet gibi bir ortamda yaşadığının farkına varır ve elinden kaybettiği şeyin değerini kaybettikten sonra anlar ve pişmanlıklar başlar…
        Yani senin ahsetiğin gibi bir ağaç yok, senin bahsettiğin ve tasvirlediğin gibi bir meyvede yok…
        Ağaçtan kasıt bütün kötü-pis-karmaşık işler ve eylemlerdir…Adem ve adem gibi bütün insanlar bu tasviri hayatlarında yaşarlar…İnsanlar bu yasak ağaça hala saldırıyorlar ne bir sınırları var ne bir kuralları var, işte yine bir maden faciası bunlar hep bu yaşaklara uyulmaaaadığından insanların haaramları-sınırları-kuralları olmadığından aç gözlülüklerinden-hadsizliklerinden kaynaklanmaktadır sonra kendi cennetlerini veya cennetimizi cehenneme cevirmekteyiz….Gerçi bunların senin için zerre kadar anlamı olmadığını söylemişsin olsun biz yazalım….

        Adem yasak işlere-haramlara vs düz yoldan çıkımayıp girmeseydi cennetinde rahat rahat yaşar ve canını teslim ederdi….

        Ama dur… şimdi sen dersin adem o ağaçtan yemeseydi cennetten atılmazdı ve biz şimdi burda olmazdık vss…sakın böyle deme atarım kendimi aşaağıya::::))))))
        Çünkü sende hurafe ve nakilleri okuyup ve okutulup büyümüşsüm hep onlarla saldırıyorsun, yanılıyorsam düzelt…
        İnsan dünyada yaratılmıştır, adem dünyadaydı ve yaşadığı cennette dünyadaydı yani cennetten atıldı, işte bak cenet başka bir alemdeydi ademi ceza olarak dünyaya attılar böyle bir şey yok….Her şey dünyada Allahın sünnetine uyğun olmuştur….Hurafelerle yazma okuyucu mantıklı-bilimsel yaz….

      • 1okuyucu dedi ki:

        Yasir;

        soruya cevap vereceğine bir sürü masal anlatmışsın,

        ama haklısın, yeryüzüne halife atamayı yasak meyve yeme şartına bağlayan bir tanrının tutarsızlığından söz edipte cennetten mi olasın?

        yasak meyvenin ne olduğu, cennetin yeryüzünde mi? başka bir yerde mi? olduğu İslâm aleminde bile 1400 yıldır tartışılırken esas sorulması gereken sorulara hiç değinilmemesi hiçbir şeyi açıklamıyor,

        akla, mantığa, doğa yasalarına uymayan anlatımları aklınıza yatmasa da “tanrının hikmetinden sual edilmez” bahanesinin arkasına saklanarak kabullenmeye kalkmakta akılla mantıkla bağdaşmıyor,

        ama siz cenneti kaybetmemek uğruna her türlü mantıksızlığa eyvallah demek zorundasınız,
        akla mantığa bilimsel gerçeklere uymasada eyvallah demek zorundasınız, çünki sizin kendi koyduğu doğa yasalarına uymayan, keyfi davranabilen, yaptığı tutarsızlıkları hikmetiyle açıklanan bir tanrınız var, tıpkı sarayında tuvalet olmayan İran şahı gibi?

        —Ama dur… şimdi sen dersin adem o ağaçtan yemeseydi cennetten atılmazdı ve biz şimdi burda olmazdık vss…sakın böyle deme atarım kendimi aşaağıya::::))))))
        Çünkü sende hurafe ve nakilleri okuyup ve okutulup büyümüşsüm hep onlarla saldırıyorsun, yanılıyorsam düzelt… (senden alıntı)

        ben dinler dahil hiçbir hurafeye itibar etmem, benim çıkarımlarım kendi akıl ve mantık terazimin ürünleridir, tanrı bana bu aklı kullanayım diye vermiş, başkalarına rehin verecek akıl yok bende,

        evet, madem Ademin cennetten atılması yasak meyveyi yeme şartına bağlıydı, yasak meyveyi yemeseydi cennetten kovulmayacaktı ve orada ölüp gidecekti, kusura bakma ama Ademin cennetten kovulma şartını ben koymadım, Kuranın tanrısı öyle bir şart koyup kendisini de o şartla bağlamış? eğer Adem yasak meyveyi yemeseydi Kuranın tanrısının yeryüzüne halife atama kararı güme gidecekti? o nedenle ne yapıp edip Ademe yasak meyveyi yedirmesi gerekiyordu???

        —İnsan dünyada yaratılmıştır, adem dünyadaydı ve yaşadığı cennette dünyadaydı yani cennetten atıldı, (senden alıntı)

        Biz: Ey Âdem! Sen ve eşin (Havva) beraberce cennete yerleşin; orada kolaylıkla istediğiniz zaman her yerde cennet nimetlerinden yeyin; sadece şu ağaca yaklaşmayın. Eğer bu ağaçtan yerseniz her ikiniz de kendine kötülük eden zalimlerden olursunuz, dedik. (bakara-35)

        elbette insanoğu yeryüzünde yaratılmıştır, kendisine verilen her türlü olumlu veya olumsuz beceriye sahip bir şekilde yaratılmıştır, yani tam teşekküllü bir varlık olarak yaratılmıştır, aksini düşünmek tanrının yaratmada zaaf gösterdiğini iddia etmektir, yani Adem ancak yeryüzünde yaşayabilecek, yaşamak için yeme içme zorunda olan bedenli bir varlık olarak yaratılmıştır,

        ayrıca, insanoğlunun kötülük yapması veya cinselliğin farkına varması için adına cennet denilen özel bölmeye alınıp yasak meyve yedirilmesine de gerek yoktur, insanoğlu da tıpkı hayvanlar gibi yeryüzünde yaratılmış ve kendine verilen özellikleri kullanmaya başlamıştır,

        o nedenle yeryüzü cenneti bir martavaldan ibarettir, öbür dünya cenneti ise hayal ürününden başka bir şey değil, çünki ölümsüzlüğün vaad edildiği bir yer söz konusu olamaz, bir tanrı kendisine ait olan bir özelliği kendi yarattıklarına vermez, ne yani bir tanrı ölümsüz varlıklar yaratıp onları nüfusuna mı geçirecek? o nedenle ölümsüz olan tek varlık tanrıdır, var olduğu iddia edilen metafizik varlıklarda hayal ürünüdür, (melekler, cinler, şeytanlar)

        hele yaşamak için hiçbir şeye ihtiyaç duymayan varlığın tıpkı ihtiyaçlılar gibi bir bedene sahip olabileceği hiç düşünülemez, bir varlık hem ölümsüz olacak, yaşaması için ihtiyacı olmadığı halde cennet meyvelerinden yiyecek, cennet nimetlerinden yese de yemese de ölmeyecek olan bir varlık niye hem ölümsüz, hemde ihtiyaçlı bir şekilde yaratılsın?

        özetle öbür dünya cenneti de martavaldan ibaret?

        —Hurafelerle yazma okuyucu mantıklı-bilimsel yaz…. (senden alıntı)

        bana bilimsellikten bahsedecek kişinin Kuranda akla mantığa bilime uymayan tutarsız anlatımları akıl ve mantık terazisine oturtarak anlatma becerisi gösterebilmeli, yoksa cenneti kaybetmeyi göze alamadığı için “tanrının hikmetinden sual edilmez” safsatasına sığınarak aklı mantığı bilimi rafa kaldırarak bilimsellikten söz etmek saçmalığın daniskası olur?

      • rashid dedi ki:

        Kuran apaçıktır dersiniz. sonra yüzlerce tefsir yazar apaçık olan şeyi açıklamaya kalkarsınız. Kuran senin risalelerine muhtaç mı şimdi?

    • MaMaLi dedi ki:

      yasir!sen böylemi arapça biliyorsun?)))harm,nebiz(içki demekdir),oraya buraya yarım yamalak,arapça sözlüklerden,alıntı yaparak sallamayın!gidin arap ülkelerine”harm”nebiz”deyin bakın ne diyecekler!adamı güldürmeyin.başını örtmekle ne alakası,var”harm”kelimesinin?hımarla,harm’ı bir birine,sokuşturmak,tek kelime ile,kara cehalet’dir!örtünme,ile,harm nasıl bağlanıyor onu anlamadım,kuran-ı kerim de,başınızı örtün diye tek bir cümle yokdur(!HIMAR ÜR RES)(başınızı örtün),var diyen ıspatlarsa,elini öperim.saygılarımla.

  49. rashid dedi ki:

    Yasir & 1okuyucu;
    Evet kast edilen şey -hmr(örten)- aklı örten şeylere yaklaşmayınız dır.
    Bu halde iken namaza bile yaklaşmayınız der. (şarapta aklı örtüyorsa yaklaşmaz sın)
    Bu kelimenin bir kullanımı da örtünme ayetinde geçer orada da vücudun örtünmesi kast edilir.

    • kadir dedi ki:

      herkes örtünmenin sadece nur suresi 31. ayette geçtiğini düşünüyor.. oysa örtünme ile ilgili asıl mesajlar araf suresinde başlamaktadır..

      “size örtünmeniz için elbise indiren odur.. ancak içlerinde en hayırlı elbise takva elbisesidir.. ” (araf suresi)

      günümüzde takva elbisesi diyince insanlar cübbe, sarık, şalvar vs. tarzı elbiseleri anlıyor.. oysa yüce allah bu ayette “allahın emirlerine karşı gelmeyerek üstünüze takvayı giyinin diyor.. ” yani takvalı olmanın bir şartıda dikkat çekmemektir..

      şimdi yakasını örtmeyen bir kadının eğildiğinde göğüslerinin gözükmesi muhtemeldir.. işte bir müslümanın takvalı davranabilmesi için dış elbiselerinede dikkat etmesi gerekir…

      “kendiliğinden görünen müstesna” vücut hatları belli olacak şekilde giyinmemek, başörtülerini salsınlar, ifadesi ile göğüs bölgesinin örtünmesi, takvaya en uygun davranıştır.. işte üzerine takvayı giyinmek isteyen bir kişi allaha derin saygı duyarak, emirlerine riayet ederek, dış elbiselerini müslümana yakışır bir şekilde giyinerek (dikkat çekmeyerek) hareket etmesi gerekir.. işte takva elbisesi budur..

      cahiliye döneminde erkeklerde dahil, herkes başörtüsü kullanıyordu… günümüzde halada kullanılıyor.. “fakat başörtülerini salsınlar” emri bayanlara gelmiştir.. çünkü gerdan gölgesinin açık olması göğüslerinin gözükmesine davetiye çıkarır.. ve o bölge kadınların dikkat çeken bölgelerindendir.. erkekler için öyle bir emir yoktur.. işte o yüzden sadece saçlara işaret ettiğini düşünmüyorum.. önemli olan takvalı hareket etmektir..

  50. karaca dedi ki:

    izleyip yorum yapabilirmisiniz
    mücize nasıl olur görmek isterseniz

    • MaMaLi dedi ki:

      Sevgili karaca!bunlar bir optik,oyunlarıdır,filim dünyası bunu,şahane kullanır)evrende mucize diye bir şey yokdur.

  51. someone dedi ki:

    Üzgünüm ama gemi ayetleri o dönemde bile saçma kaçmış eski mısırda , rüzgar olmadığında kürekçiler vardı (genelde köleler) ve başlarındaki adam kırbacı şaklattımı daha hızlı kürek çekerlerdi. Bunun Araplar tarafından bilinmemesi koca bir soru işareti

  52. yusuf dedi ki:

    Kuran ve islamı gerçekten anlamak isteyenlere ihsan eliaçık hocanın yazı ve videolarını öneriyorum…

  53. insomnia dedi ki:

    Dün gece rüyamda Allahla konuştum bana son peygamber muhammede itaat edenlerden ol kuranın emirlerine uyanlardan ol diye uyarılarda bulundu şaşkınlıktan gözlerim faltaşı gibi bulutların arkasından gelen bu sesi dinliyordum öyleki onun ben alemlerin rabbi olan Allahım sözüne aldırış etmeden kimsin lan sen diyebilme cesaretini kendimde buldum.Bu cesaretten sonra farkına vardığım acizliğim benim yere kapaklanmama sebep oldu yine beni bu acziyetten kalk ve söylediklerimi insanlara söyle diyen ikinci bir ses alıkoydu.Evet ey insanlar bu olay gerçekleşti kuranın bütün peygamberlerin ve allahın üzerine yemin ederim ki bu olay gerçekleşti.Bana inanacak mısınız inanmayacak mısınız.İnanacaksanız neden inanacaksınız inanmayacaksanız neden inanmayacaksınız ?

    • cansinan dedi ki:

      Sn insomnia,

      Adam gibi adam isen ,sonucunda bir menfaatin yok ise inanırız.

      Üçkağıtçı isen inanmayız.

      Önce o dediğin biçimde kendi yaşantını tanzim ediyor musun diye bakarız.

      İnanmamızı istediğin şey güzel ise , iyi ise tamamdır.

      Kötülük , fenalık içeriyor ise başkadır.

      Selamlar saygılar.

    • 1okuyucu dedi ki:

      İnsomnia;

      —Dün gece rüyamda Allahla konuştum (senden alıntı)

      madem Kuranın tanrısıyla temasa geçebiliyorsun, kafamıza takılan bazı soruları sormanı istememizde bir sakınca olmaz herhalde?

      Musa, kavmine: Allah bir sığır kesmenizi emrediyor, demişti de: Bizimle alay mı ediyorsun? demişlerdi. O da: Cahillerden olmaktan Allah’a sığınırım, demişti. (bakara-67)

      “Bizim adımıza Rabbine dua et, bize onun ne olduğunu açıklasın” dediler. Musa: Allah diyor ki: “O, ne yaşlı ne de körpe; ikisi arasında bir inek.” Size emredileni hemen yapın, dedi. (bakara-68)

      Bu defa: Bizim için Rabbine dua et, bize onun rengini açıklasın, dediler. “O diyor ki: Sarı renkli, parlak tüylü, bakanların içini açan bir inektir” dedi. (bakara-69)

      “(Ey Musa!) Bizim için, Rabbine dua et de onun nasıl bir sığır olduğunu bize açıklasın, nasıl bir inek keseceğimizi anlayamadık. Biz, inşaallah emredileni yapma yolunu buluruz” dediler. (bakara-70)

      71. (Musa) dedi ki: Allah şöyle buyuruyor: O, henüz boyunduruk altına alınmayan, yer sürmeyen, ekin sulamayan, serbest dolaşan (salma), renginde hiç alacası bulunmayan bir inektir. “İşte şimdi gerçeği anlattın” dediler ve bunun üzerine (onu bulup) kestiler, ama az kalsın kesmeyeceklerdi.

      biliyorsun, yukarıdaki inek muhabbetinden de anlaşıldığı gibi Musanın kavmi Musa aracılığıyla Musanın tanrısına sorular sorabiliyordu,

      yine biliyorsun, Arapları bilmem ama bizim toplumumuzda genellikle (bazı yöreler hariç) evlilikte esas olan ölüm ayırmadıkça birlikte yaşlanmaktır, o nedenle evlenecek çiftlerin yaşlarının birbirine yakın olması beklenir, yani evlenmiş çiftlerede “bir yastıkta kocayın” temennisinde bulunulur,

      eğer Kuranın tanrısıyla tekrar görüşecek olursan, kızı yaşındaki kadınlarla evlenen erkeklerin birlikte yaşlanmak gibi bir amacı olabilir mi? daha doğrusu bir erkeğin birlikte yaşlanmayacağını bildiği bir kadınla evlenmesindeki amacı ne olabilir? şimdilik bunu sor, sen Kuranın tanrısıyla rüyanda görüştükçe başka sorular da sorarız,

      bu arada Kuranın tanrısıyla temasa geçtiğine göre, beklenen mehdi sen olmalısın, yani bunca kitap bunca peygamber göndermesine rağmen insanlığı kurtarmayı bir türlü beceremeyen Kuranın tanrısının son ümidi sen olmalısın, gönderdiği kitapların peygamberlerin insanlığı kurtarması şöyle dursun, Muhammed veda hutbesinde kan davalarını kaldırmasına rağmen, gönderdiği müteşabih ayetlerin farklı yorumlanması sonucu sebep olduğu mezhep ve tarikat mensuplarının birbirlerine karşı kan davası gütmelerine sebep olmuş?

      inanıp inanmama faslına gelince, dinlere inanmayan bizler, Kuranın tanrısı seninle konuştuğunu bize de rüyamızda açıklamadığı sürece sana inanmayacağız,

      ama, dini inanç kanıt aramaz düsturu gereği? mehdi bekleyenler içerisinde sana inanacak olanlar mutlaka çıkacaktır, bundan emin olabilirsin.

      • 1okuyucu dedi ki:

        düzeltme;
        aşağıdaki cümlede “yeni” kelimesi, yanlışlıkla “yani” olarak yazılmıştır,

        yani evlenmiş çiftlerede “bir yastıkta kocayın” temennisinde bulunulur, cümlesi,

        yeni evlenmiş çiftlerede “bir yastıkta kocayın” temennisinde bulunulur, şeklindedir,

      • cansinan dedi ki:

        Müteşabih ayetlerden örnek verebilir misin

      • 1okuyucu dedi ki:

        cansinan;

        —Müteşabih ayetlerden örnek verebilir misin (senden alıntı)

        müteşabih ayet diye bir şey yok, Kuranda akılla mantıkla bağdaşmayan saçma sapan ayetler var,

        örneğin; yeryüzüne bir halife atama kararı alan Kuranın tanrısı, halife atayabilmesini, atayacağı halifeyi adına cennet denilen özel bölmeye alarak yasak meyveyi yeme şartına bağlamış, yani Kuranın tanrısı böyle bir şartla kendini bağlamış,

        bu durumda ortada iki türlü olasılık var, ya Adem yasak meyveyi yiyecek ve yeryüzüne halife olarak atanacak, yada Adem yasak meyveyi yemeyecek, dolayısıyla yeryüzüne halife olarak atanamayacak, yani Kuranın tanrısı yeryüzüne halife atayıp atayamamasını Ademin yasak meyveyi yiyip yememesinin sonucuna bağlayarak zar atmış? neyseki Adem yasak meyveyi yemişte Kuranın tanrısının yeryüzüne halife atayabilmesi mümkün olmuş?

        kaldı ki yediği önünde yemediği arkasında yediği önünde her şeye sahip bir varlığın, üstelik ortada günah işleyeceği hiçbir sebep, hiçbir bir ortam yokken, olmadığı için de günah işlemesi söz konusu olmayan birini suçlu gösterebilmek için bir meyvenin yasaklanması, meyveyi yemesi sağlanarak suçlu gibi gösterilmesi, suç uydurma çabasından başka bir şey değildir,

        çünki yenmesi suç olarak gösterilen meyveyi yemenin suç olacağını belirten herhangi bir emare de yoktur, yani yemesi suç olan meyvenin hangi suça sebep olduğu belli bile değildir, oysaki bir şeyin suç olabilmesi için o şeyle ilgili suç tanımının yapılması gerekir, gerekirki o fiili işleyenin suç işlediği kabul edilebilsin,

        yani yemesi suç olan meyveyi yiyenin, meyveyle ilgili suç tanımı yapılmadığı için Ademin nasıl bir suç işlediği de belli değildir,

        özetle, halife atayabilmesini tesadüflere bırakan bir tanrının bu davranışının akılla mantıkla açıklanacak hiçbir tarafı olmadığı gibi suç tanımı yapılmamış bir meyveyi yemenin suç olacağını kabul etmenin akılla mantıkla bağdaşır bir tarafı yoktur,

        İnkâr edenler, göklerle yer bitişik bir halde iken bizim, onları birbirinden kopardığımızı ve her canlı şeyi sudan yarattığımızı görüp düşünmediler mi? Yine de inanmazlar mı? (enbiya-30)

        yukarıdaki ayette Kuranın tanrısı “yine de inanmazlar mı” diyerek, enlerin tanrısı olması sıfatıyla, pot kırma konusunda en beceriksizin kendisi olduğunu göstermiş?

        Muhammed yukarıdaki ayeti Müşrikler grubuna okusaydı, Müşrikler Muhammede “peki sen göklerle yer bitişik halde iken ayrıldığını gördünmü? veya senin inanırların gördüler mi?” diye sorsalardı, Muhammed ne cevap verirdi acaba?

        hadi bingbang teorisinde iddia edilenlerin doğru olduğunu varsayalım ve biz göklerle yerin bitişikken ayrıldığını görmesek bile, böyle bir bilgiye sahip olduğumuzu düşünelim,

        yinede yukarıdaki ayetin müşrikler için hiçbir anlam ifade etmeyeceği açık, yani Kuranın ilk muhataplarının ne görebilmesinin nede bilmesinin söz konusu olmadığı bir söylemin müşrikler tarafından ciddiye alınmayacağı, hatta alay konusu yapılacağı aşikâr?

        oysa göklerle yer (maddeyle boşluk) hiçbir zaman ayrılmadılar, her zaman bitişiktiler, ilimde derinleştiğini iddia eden ulemalardan bazıları, gökler olarak, atmosfer tabakalarını, bazıları manyetik alanları savunarak beyhude yere ayeti kurtarma çabasına giriyorlar, aralarında görüş birliği bile yok, kendi akıllarınca bir şeyler mırıldanıp duruyorlar,

        her şeyin sudan yaratıldığı iddiası da abes, çünki su bir arada olabilmesini toprağa borçlu,
        kendine konuşlanacağı bir yatak bulamayan su boşlukta savrulur gider, zaten Kuranın tanrısı dahil tüm tanrılar ilk insanın topraktan, sonrakilerin meniden yaratıldığını iddia ederler,

        yani toprak sudan önce yaratıldı, su daha sonra yaratılarak toprak üzerinde konuşlandı, diğer bir deyişle her şeyin sudan yaratıldığı iddiasına toprak dahil değildir,

        özetle ilk muhatapları için hiçbir anlam ifade etmeyen, aklılla mantıkla bağdaşmayan ayetleri, “tanrının hikmetinden sual edilmez” safsatasıyla müteşabih ayet olarak gösterme çalışılarak, tanrılık ilkesi gereği apaçık bir kitap göndermesi gereken bir tanrının hikmetiyle açıklamaya kalkmak, ancak meramını anlatmaktan aciz bir tanrı olabileceğini kabul etmektir,

        o nedenle kuranda müteşabih ayet yoktur, akla mantığa uymayan saçma sapan ayetler vardır,

      • cansinan dedi ki:

        1okuyucu,

        Bizim aklımız inanlar olarak biraz kıt.safız biraz çok çabuk inanıyoruz saçmasapan şeylere.

        Sizin aklınız muhakkak fazla.

        Dünyanın güneşin etrafında muntazam bir şekilde dönmesini, ayın hep aynı güzergahta seyretmesini,

        Gecenin,gündüzün oluşmasını, ve bunların tamamından insanların ve tüm canlı cansızın istifade etmesini,daha sayılamayacak kadar çok olan , böyle müthiş bir

        dengenin oluşmasını nasıl açıklayabiliyorsunuz?

        Ben bunları gördüğümde acizliğimi idrak edebiliyorum , tüylerim ürperiyor.

        Siz bunları görüyorsunuz , ne hissediyorsunuz ?

      • 1okuyucu dedi ki:

        cansinan;

        —Siz bunları görüyorsunuz , ne hissediyorsunuz ? (senden alıntı)

        son yıllarda (hadi son 500 yıl diyelim) bilimsel gerçekler vasıtasıyla tanrının gücü daha iyi anlaşıldığından, en son versiyonu 1400 sen önce vizyona girmiş ilkel bir tanrının evrenin tanrısı gibi gösterilmeye çalışılmasını hiç hoş görmüyorum, eğer Muhammed dönemindekiler tanrının gerçek gücünü bilselerdi, bir çoğu Kuranın ilkel tanrısına kesinlikle itibar etmezdi?

        ama elindeki yegane oyuncağı kaybetmek istemeyen Arap, zülkarneyn ve kıble ayeterinin güme gitmesini önlemek için bilimsel gerçeklere rağmen dünyanın düz olduğu konusunda fetva vermekten çekinmiyor?

        inanç işi kanıtsız inanmayı gerektirir, yani dini inançların akılla mantıkla bir alâkası yoktur, o nedenle kimin daha akıllı olduğunun ölçüsü inanıp inanmama değildir,

        ama sizin açınızdan kesin olan bir şey var, biz inkârcıların kalp gözünü Kuranın tanrısı mühürlendiği için bizlerin akıl düzeyimizin anlamazlar, bilmezler, duymazlar görmezler kategorisinde olduğudur? yani biz inkârcılar, anlama, bilme, duyma, görme özürlüyüz? inancınız gereği biz öyleyiz, çünki öyle olduğumuza inandırılmışsınız?

        bu arada, ölümsüz varlığın tarifini yapmamışsın?

      • cansinan dedi ki:

        SORUMA CEVAP VERMEMİŞSİN

        LAF KALABALIĞI YAPIYORSUN

      • 1okuyucu dedi ki:

        cansinan;

        —SORUMA CEVAP VERMEMİŞSİN

        LAF KALABALIĞI YAPIYORSUN (senden alıntı)

        el insaf! sorularına fazlasıyla cevap verdim, oysa sen benim sorduğum tek soruya bile cevap vermedin, (ölümsüzlüğün tarifi)

        duymak istemedikleri gerçekler karşısında verecek cevabı olmayıpta bocalamaya başlayanlar genellikle karşılarındakileri suçlamaya başlarlar, alıştık artık sizin gibi ezik tiplere?

        ayrıca bağırmana gerek yok, her ne kadar öyle olduğumuza inandırılmışsanız da sağır filan değilim,

      • cansinan dedi ki:

        From: Can SINAN [mailto:can.sinan@cpturkiye.com] Sent: Friday, December 12, 2014 3:10 PM To: ‘”BİLİMSEL FELSEFE”‘ Subject: RE: [New comment] KUR’AN’DAKİ MANTIKSAL HATALAR

        1okuyucu,

        Bizim aklımız inanlar olarak biraz kıt.safız biraz çok çabuk inanıyoruz saçmasapan şeylere.

        Sizin aklınız muhakkak fazla.

        Dünyanın güneşin etrafında muntazam bir şekilde dönmesini, ayın hep aynı güzergahta seyretmesini,

        Gecenin,gündüzün oluşmasını, ve bunların tamamından insanların ve tüm canlı cansızın istifade etmesini,daha sayılamayacak kadar çok olan , böyle müthiş bir

        dengenin oluşmasını nasıl açıklayabiliyorsunuz?

        Ben bunları gördüğümde acizliğimi idrak edebiliyorum , tüylerim ürperiyor.

        Siz bunları görüyorsunuz , ne hissediyorsunuz ?

      • cansinan dedi ki:

        “Sana Kitab’ı indiren O’dur. Onun bazı ayetleri muhkemdir ki, bunlar Kitab’ın esasıdır. Diğerleri de müteşâbihtir. İşte kalblerinde eğrilik olanlar, fitne çıkarmak ve onun te’viline yeltenmek için müteşâbih ayetlere yapışıp, onlarla uğraşır dururlar. Halbuki onun te’vilini ancak Allah bilir. İlimde yüksek pâyeye erişenler (derinleşenler-râsih âlimler), ‘O’na inandık, hepsi Rabbimiz tarafındandır’ derler. Bu inceliği ancak akl-ı selim sahipleri düşünüp anlar.”(2)

      • 1okuyucu dedi ki:

        cansinan;

        —“Sana Kitab’ı indiren O’dur. Onun bazı ayetleri muhkemdir ki, bunlar Kitab’ın esasıdır. Diğerleri de müteşâbihtir. İşte kalblerinde eğrilik olanlar, fitne çıkarmak ve onun te’viline yeltenmek için müteşâbih ayetlere yapışıp, onlarla uğraşır dururlar. Halbuki onun te’vilini ancak Allah bilir. İlimde yüksek pâyeye erişenler (derinleşenler-râsih âlimler), ‘O’na inandık, hepsi Rabbimiz tarafındandır’ derler. Bu inceliği ancak akl-ı selim sahipleri düşünüp anlar.”(2) (senden alıntı)

        hiçbir şey yazmayıp sadece ayet göndererek dolaylı yoldan benim kalplerinde eğrilik olan cehennemliklerden olduğumu ima etmişsin,

        o zaman ben sana direkt bir soru sorayım, bana ölümsüz varlığı tarif eder misin?

        halbuki onun tevilini (anlamını) ancak Allah bilir, (ali İmran-7 kısmi alıntı)

        bir tanrı anlamını sadece kendisinin bildiği ayetleri niye göndersin? bir tanrının insanların anlamayacağı ayetler göndermesi, amacı insanlara bir şeyler anlatmaya çalışan tanrının yapacağı bir şey midir? belli ki Arap uydurduğu ayetlerde pot kırma ihtimaline karşı böyle bir önlem alma yoluna gitmiş, çünki tanrıyı tasvir ederken yanlış anlamalara sebep olacağını biliyordu,

        işte ayeti yukarıdaki tercümeye göre savunanlardan biri, yani ilimde derinleşmiş olduğu kabul edilen bir zatı muhterem, Kuranın tanrısının uygulamalara esas teşkil eden ayetleri apaçık bildirdiğini, uygulamalarla ilgisi olmayan ayetlerin anlamını sadece kendisinin bildiğini, müteşabih ayetleri varlığından haberleri olsun diye insanlara bilgi amaçlı gönderdiğini söylüyor, anlamını insanların bilemeyeceği ayetlerin insanlar için bir anlamı olmayacağını söylemeye gerek yok,

        işin aslına gelirsek, Muhammed kendi peygamberliğini tartışmaya açmamak için kendinden önceki peygamberleri ve akla mantığa uymayan saçmalıklarla dolu kitapları kabul etmek zorundaydı,

        eğer reddetmeye kalkışsaydı kendinden önceki peygamberleri yalancılıkla suçlamış, onları insanları tanrıyla aldatan birer sahtekâr olarak göstermiş olacaktı, böyle bir iddiaya İsmailin soyundan geldiğini iddia eden Araplar başta olmak üzere, diğer semavi din mensupları karşı çıkmakla kalmayıp Muhammedi yalancı peygamberlikle suçlayacaklardı, ve ona hiç kimse inanmayacaktı, o nedenle Muhammed, akıl almaz saçmalıkların yapıldığı diğer kitapları reddetme hakkına sahip değildi,

        o nedenle Muhammed, o kitaplardan naklettiği kıssalarda bazı değişiklikler yaparak akla mantığa uymayan saçmalıkları düzeltme yoluna gitmiş ama yinede bir çok saçmalığa akla mantığa uyacak bir düzenleme getiremeyeceğini anladığı için o kıssalardan söz etme gereği duymamış,

        örneğin; Tevratta yaratılış kıssasında tanrının yorulduğundan söz eden ifade için Kuranda “üstelik o yorulmadı” diyerek, geçmiş devirlerdeki tanrı anlayışında tanrının yorulabileceğini sananların tanrıyı yanlış tasvir ettiklerini vurgulamaya çalışmış, İsanın doğum şeklinde herhangi bir değişiklik yapmayıp, İsanın tanrı olduğu inancının yanlışlığını vurgulamış, tanrının cimri olduğundan söz eden ayette, tanrının cimri olabileceği inancını değiştirmek için tanrının cömert olduğunu inancını getirmiş ama

        diğer kitaplardaki tanrıyla güreşen adam ayetinden veya müstehcen ayetlerden söz etme gereği duymamış, herhalde onları düzeltebilecek mantıklı bir açıklama bulamamış olmalı?

        tekrar ayete dönersek, Kuranın tanrısı gönderdiği ayetlerin sorgulanmasını önlemek için müteşabih olduğu iddia edilen ayetleri yorumlamaya kalkanları kalplerinde eğrilik olan cehennemlikler olarak göstermiş, ilimde derinleşmiş olanlarında anlamını bilmeseler bile tüm ayetlerin tanrıdan geldiğini anlayacak ince zekâya sahip olduklarından söz etmiş,

        ama Kuranın tanrısı mütteşabih ayet gönderirken insan psikolojisinde var olan savunma refleksini hesaba katmamış, yada insanlarda savunma refleksi olduğunu bilmiyormuş? ilimde derinleşmiş olanların tanrıdan geldiğini kabul etmekle yetinip kalbinde eğrilik olanlar durumuna düşmemek için peşinden gitmeye gerek görmedikleri müteşabih ayetleri, ayetlerin peşinden gidenlerin ayetlerdeki akla mantığa uymayan saçmalıkları ortaya çıkardıklarını gördükçe, savunmak amacıyla karşı tezlerle yorumlama yoluna gitmişler?

        sonuçta, ilimde derinleştiği kabul edilen din alimlerinden geçmiş zamanlarda yaşayanlar, benzer anlatımların veya farklı anlatımların sebep olduğu mezhep ve tarikatların ortaya çıkmasına sebep olmuşlar,

        yani, müteşabih ayetlerin gerçek anlamını bilememeleri nedeniyle hangi zevatın ilimde derinleştiğini bilmeleri mümkün olmayan, bilmedikleri içinde ilimde derinleştiğine inandıkları zevatın etrafında kümelenen sade vatandaşın çeşitli saflara ayrılması sonucu mezhep ve tarikatların ortaya çıkmasına sebep olmuşlar,

        hadi sizler biz inkârcılara, kalp gözlerimiz Kuranın tanrısı tarafından mühürlendiği için Kuranı anlamayanlar olarak gösterildiğimiz için bizim söylemlerimize itibar etmemeniz gerektiğininin bilincindesiniz???

        peki ilimde derinleşmiş olan aklı selim aklı evveller niye? eşeğin anırmasına aldırmam demeyip müteşabih ayetleri savunma gereği duymuşlar? sakın inkârcıların kalp gözleri mühürlendiği için Kuranı anlamayanlar olarak gösterilmelerinin, ince zekâlarıyla martaval olduğunu anlamış oldukları için olmasın?

        ayrıca sizinde, müteşabih ayetlerin peşinden gidenlerin kalplerinde eğrilik olan cehennemlikler olduğunu bildiğiniz halde, müteşabih ayetleri yorumlamaya kalkan ilimde derinleşmiş din ulemasının kalplerinde eğrilik olanlar kategorisine girdiklerini anlayamamış olmanız neyle açıklanır?

        30 küsür Kuran tercümanının içerisinde 3 tane zevat, ayeti müteşabih ayetleri Kuranın tanrısıyla birlikte ilimde derinleşmiş olanlarında bildiği şeklinde tercüme etmiş? belli ki o 3 zevat ayeti kurtarma çabasına düşmüşler?

        ayeti kurtardıklarını sanıyor olsalar da, müteşabih ayetlerin gerçek anlamını ilimde derinleşmiş olanların da bildiği iddiası, bırak müteşabih ayetlerle ilgili benzer yorumlamalarını, farklı şekillerde yorumlamalarını neyle izah edecekler? öyle ya müteşabih ayetlerin gerçek anlamını ilimde derinleşmiş olanlar biliyorsa, hepsinin benzer yorumlarda bulunması gerekmez mi?

        oysa akla mantığa uymayan ayetleri savunmaya kalkanların tv, video anlatımlarına bakıldığında her kafadan bir ses çıkıyor, demek ki ilimde derinleştiği iddia edilen din uleması müteşabih ayetlerin gerçek anlamını bilmiyor? (çoğu da eski alimlerin görüşünü aynen naklediyor)

        bilmiş olsalar, “doğrusunu Allah bilir” veya “Allahın hikmetinden sual edilmez” gibi bahanelerin arkasına saklanıp topu taca atmazlar,

        istersen sana bir ara, adına bakara-178 denen ucube bir ayetten de söz ederim.

      • cansinan dedi ki:

        J

        Neden bukadar açıklama yapıyorsun

      • 1okuyucu dedi ki:

        cansinan;

        —Neden bukadar açıklama yapıyorsun (senden alıntı)

        imalı konuşmuş olmamak için.

      • cansinan dedi ki:

        OLAMDIĞINI İDDİA ETTİĞİN BİRŞEYİ İSPATLAMAYA ÇALIŞIYORSUN

      • toro dedi ki:

        Sayın cansinan,

        ”Dünyanın güneşin etrafında muntazam bir şekilde dönmesini, ayın hep
        aynı güzergahta seyretmesini,

        Gecenin,gündüzün oluşmasını, ve bunların tamamından insanların ve tüm canlı cansızın istifade etmesini,daha sayılamayacak kadar çok olan , böyle müthiş bir

        dengenin oluşmasını nasıl açıklayabiliyorsunuz?

        Ben bunları gördüğümde acizliğimi idrak edebiliyorum , tüylerim ürperiyor.”

        Yukarıdaki yorumlarınız gerçekten ilginç! Aynı zamanda şaka gibi!

        Farkındamısınız varlığına atıfta bulunduğunuz tanrının söylemediği şeyleri söyleyip sonra bu söylediklerinizi de dayanak olarak gösterip kendinizce bir sonuca ulaşmaya hatta kanıtlamaya çalışıyorsunuz! Yani kendi çıkarımlarınızın delili yine kendi çıkarımlarınız!

        Tabi ki kendi kendinize çalıp söylemek en doğal hakkınız ama benim merak ettiğim birşey var!

        Siz sadece tanrının bilebileceği (sizin tanrı profilinizde anlatıldığı üzere) ve üstelik bildiği halde size hiç söylemediği şeyleri ve bunların sonuçlarını nasıl bilebiliyorsunuz?

        Mesela, Dünyanın güneşin etrafında dönüşünün ve ayın hep aynı güzargahta seyretmesinin muntazam olduğunu size kim söylüyor?

        ”böyle müthiş bir denge” dediğiniz şeyin MÜTHİŞ BİR DENGE olduğunu tanrınız bile söylemiyorken sizin kendinizi onun bile üstüne konumlandırarak neyin müthiş olduğunu yada müthiş dengenin ne olduğunu söylüyor olmanızın o MÜTHİŞ DENGE içinde nasıl değerlendirilmesi gerektiğini de anlatabilirmisiniz, bize?

        Denge dediğiniz şeyin en yalın anlamlandırılması İSTİKRAR’dır!

        Bana dünya üzerinde insanlar tarafından hüküm sürdürülen herhangi bir tanrının istikrarlı herhangi bir faaliyetini gösterin yeter! Onu bırakın kesin ölçümlerle anlaşıldığı üzere hem dünya hemde ay etrafında döndükleri cisimlerden her yıl uzaklaşmaktadırlar! Bunun yanısıra dünya yüzeyi binlerce göktaşının çarpması sonucu ortaya çıkan coğrafyalara sahipken ve bu çarpışmalar her defasında dünyanın yeni bir sürece girmesini sağlamışken siz hangi müthiş ve tüyleri ürperten dengeden bahsedebiliyorsunuz!

        Sadece verilenin peşinden gitmenin, verilenlerin dışında olanları görmezden gelmenin, olmamış saymanın sonucudur bu!

        Sonrasında oturup tüylerinizin ürperdiğini anlatarak inancınızın ne kadar güçlü olduğunun havasını atmaya başlarsınız!

      • cansinan dedi ki:

        İstikrar ile denge aynı şey öyle mi ?

        Cahilliğin bukadarına , bu muhteşemliği görememeye ,

        Pes…

      • toro dedi ki:

        Sayın cansinan,

        Cevabı olmayanların, dikkatleri cevapları olmadığı gerçeğinden uzaklaştırmak için kurguladıkları hezeyanlara aşinayım! Size tavsiyem türkçe ve ingilizce sözlüklerde dengenin anlamları arasında istikrar varmıdır bakıverin! Sonrasında hala ”PES”leyebiliyor olursanız ben buradayım!

        Yani sadece tanrının bilerek tanımlayabileceği bir realiteyi, tanrıymış gibi tanımlayacaksınız sonrada çıkıp burada ”vaayyyy ne mükemmel bir denge, nasıl göremezsiniz” tarzında isyanlara gark olacaksınız!

        Asıl muhteşem olan nedir biliyormusunuz, tanrının ne kadar güçlü, mükemmel, eşsiz ve güçlü olduğundan bahsedenlerin aynı zamanda kendilerini de tanrı sanmaları ve tanrılarının söylemediklerini söyleyebilmeleri! Bu örneği üzerinize alının, lütfen! Belki, o zaman, o muhteşem olan şeyin (sizin tanımladığınız) sizin tanrılarınızın söylemlerinin de ötesine geçen hayalgücünüz olduğunu farkedebilirsiniz!

        Bu arada o gözlemlediğiniz evrenin mükemmel bir denge (istikrar) de olduğuna dair bir delil getiremelisiniz! Kimse sizin hayallerinizi gerçek varsaymak ve bu varsayım üzerinden münazara yapmak zorunda değil! Hayallerinizi tartışmak istiyorsanız yanlış yerdesiniz, burada kişisel beklentilerin şekillendirdiği rüyalar yarıştırılmaz!

  54. insomnia dedi ki:

    Evet sayın okuyucu anladığım kadarıyla Allaha,arada olağan dışı yaş farkının olduğu evliliklerin mantığını sormamı istiyorsun ve muhtemelen bunu da peygamberin küçük yaşta bi kızla yaptığı evliliği göz önüne alarak dile getiriyorsun.Ayrıca farklı yorumlara açık ayetlerin değişik yorumlanmasıyla oluşan mezhep tarikat cemaat ayrılıkları sonucunda ortaya çıkan düşmanlıkların ve savaşların sorumlusunun bizzat ayetleri gönderen allah olduğunu düşündüğünden bunu neden yaptığını öğrenmemi istiyorsun.Pekala bu gece Allaha yalvarıp rüyama gelmesini ve bu sorularıma cevap vermesini isteyeceğim ve sana neden yaptığını açıklayacağım.

    • 1okuyucu dedi ki:

      insomnia;

      —Pekala bu gece Allaha yalvarıp rüyama gelmesini ve bu sorularıma cevap vermesini isteyeceğim ve sana neden yaptığını açıklayacağım. (senden alıntı)

      sormuşken, peygamber ve kitap gönderdiğini kanıtlayamadığı halde, ben tanrısının elçisiyim diyenlere inanmayanları cezalandırma hakkını nereden bulduğunu da sor, gönderdiği ayetlerin evrensel olması yani tüm zamanlara hitap edecek şekilde olması gerekirken, bazı ayetleri içinde bulunulan zamana uymadıkları gerekçesiyle değiştirmesinin sebeplerini de sor,

      • insomnia dedi ki:

        Sordum hatta senden de bahsettim ve yüce yaratıcı dedi ki; ona bi tanrı nasıldır sorusunu yönelt ? Daha sonra sorularına cevap vereceğim dedi.

      • 1okuyucu dedi ki:

        İnsomnia;

        —Sordum hatta senden de bahsettim ve yüce yaratıcı dedi ki; ona bi tanrı nasıldır sorusunu yönelt ? Daha sonra sorularına cevap vereceğim dedi. (senden alıntı)

        ben senin temasa geçtiğin tanrının gerçek tanrı olup olmadığını anlamak için bazı sorular soruyorum, o da bunu anlamış olmalı ki cevap vermek yerine tıpkı birileri gibi kaçak güreşiyor?

        ona, bir tanrı kendine has olan, yani ona tanrılık sıfatı kazandıran özellikleri yarattıklarıyla paylaşır mı? sorusunu sor, alacağım cevap senle konuşanın tanrı olup olmadığını ortaya çıkaracak, konuştuğun varlık gerçek tanrı çıkarsa, o zaman tanrı nasıldır sorusunu cevaplarım.

  55. Gökhan İki dedi ki:

    Ateizm cevap veremez, huzur Pandeizm’de, Mevlana’nın, Yunus Emre’nin dinine gelin…

    • BİR KUL dedi ki:

      fussilet 33 Allah’a çağıran, yararlı iş yapan ve “Ben, kesinlikle Müslümanlardanım” diyenden daha güzel sözlü kim vardır?
      ne olursan ol yine gel ———–> ne demek anlamak için soruyorum

      • 1okuyucu dedi ki:

        BİR KUL;

        —ne olursan ol yine gel ———–> ne demek anlamak için soruyorum (senden alıntı)

        insanların ne olduğuna bakmaksızın insanları kucaklamaktır, yani Mevlâna, “Kuranın tanrısı kalp gözünü mühürlenmiş olsada, Kuranın tanrısı seni defterden silmiş olsada hiç fark etmez, sen benim gözümde önce insansın, bende senin gözünde önce insansam, hangi naneyi yemiş olursak olalım bir araya gelmememiz için hiç bir sebep yok” diyor,

        Mevlâna söz konusu söylemiyle, hoşgörüde sıra dışı biri olarak, Muhammede inanmayanlara karşı son derece hoşgörüsüz olan Kuranın tanrısına dolaylı yoldan hoşgörü konusunda ders vermektir,

        ayrıca, Yunus Emre de,
        “yaratılanı severim yaratandan ötürü” diyerek, canlı cansız yaratılmış olan her şeyi sevdiğini söylemiştir,(şeytan ve kâfirler dahil)

        aşırı hoşgörü diye bir şey olmaz, çünki bir insanın hoşgöremeyeceği durumlarda mutlaka söz konusu olur, Atalarımız bunun tarifini hazımsızlık veya geniş midelilikle ilgili özdeyişlerinde açıkça ifade ederler,

        dolayısıyla sıra dışı hoşgörüye sahip bu kişilerin söylemlerinde, dolaylı yoldan cehennemi insanlarla dolduracağına söz veren (kime söz verdiyse artık?) Kuranın tanrısına isyan vardır, çünki Kuranın tanrısının bu tavrını hoşgörmemektedirler,

        ben bu söylemleri, tanrıyla insan arasındaki tercihte, insandan yana tercih yapmak olarak yorumluyorum.

        ayrıca, insanlık tarihi boyunca hayat kadınlarının ziyaret ettikleri tek kişi belkide sadece Mevlânadır, çünki hayat kadınlarının başkalarını da ziyaret etmiş olabileceklerine ihtimal dahi vermiyorum.

        bu arada ben Mesneviyi, müstehcen bir kitap olması nedeniyle çocuklarıma önermem ama kendileri alıp olurlarsa ona da bir şey demem.

      • 1okuyucu dedi ki:

        düzeltme;

        aşağıda bana ait olan cümlede parantez içerisinde aldığım “olurlarsa” cümlesi

        “okurlarsa” şeklindedir,

        yanlışlıkla “olurlarsa” şeklinde yazılmıştır.

        bu arada ben Mesneviyi, müstehcen bir kitap olması nedeniyle çocuklarıma önermem ama kendileri alıp (olurlarsa) ona da bir şey demem.

  56. ozan dedi ki:

    Sitenin en başına Einstein ın resmini koymuşsunuz. Beyin bedava demişsiniz. Einstein ın kendisinin Allah ‘ a çok bağlı bir şekilde inanan bir bilim adamı olduğunu ve dünyanın en zeki insanı olduğunun iddia edildiğini biliyorsunuz. ve buna rağmen saçma sapan din mantık kesişmiyor diye entry ler giriyorsunuz. Daha kendi sitenizin logosu sizinle kesişmiyor din mantık kesişmiyor diyorsunuz. O zaman dünyanın en mantıklı en müthiş insanı saydığınız, tepeye resmini koyduğunuz Einstein da salakmış öyle mi? Kıçınızdan sallıyorsunuz. Einstein ın atom bombasının yapılmasına niye ön ayak olduğunu biliyorsunuz. Yahudi karşıtı Alman ve Japonların yenilerek bir Yahudi devleti kurulması adamın asıl amacıydı. Beyin bedavaysa kullanın beyninizi tabii iyice Şeytan uyuşturmadan hala kullanabilirseniz.

  57. Turan Sır dedi ki:

    Düşünen herkese…
    VAROLUŞ
    Ezeli ve ebedi (başlangıcı ve sonu olmayan), varlığı kendinden olan Allah, bilinmeyi dilemiş; zamanı, evreni, melek, cin ve insanı yaratmıştır. Allah’ın yaratması; varlığı, yoklukta bırakmamak içindir ve tercihini yaratmaktan yana kullanmasının bir sonucudur. Bu ise Rahman ve Rahim isminin bir tecellisi olsa gerek. Allah; evreni, melek, cin ve insanı kendi ihtiyacı olduğu için, yani yaratmadığı takdirde kendi varlığını devam ettiremeyeceği için yaratmış değildir. Bu ihsanlar, her daim yaratmalar ve lütuflar olmasaydı, Allah’ın bu sıfatları belkide tecelli etmemiş olacaktı. Ama varlığı her daim hiç bir şeye ihtiyaç duymadan devam edecekti. Allah’ın varlığını kavrayabilecek potansiyelle yaratılan bilinçli varlıkların yaratılış sırası; önce melek, sonra cin, sonra insan şeklinde olmuştur. İnsanlar bir tür olarak yeryüzünün çeşitli bölgelerinde eşzamanlı olarak çok sayıda yaratılmışlardır. Bu üç varlığın dışında varolan, evrendeki canlı ve cansız diğer bütün varlıklar, Allah’ın evrende varettiği eşyanın tabiatına (doğadaki yasalarına-kurallarına) uygun olarak hareket ederler, ancak bilinçli ve sorumlu varlıklar değillerdir. Yani bilinçli ve sorumlu olarak üç tür mevcuttur. Melek, cin, insan… Yaratılışta, insan türüne saygı göstermeyi reddeten, cin türünün kafir olanı yani şeytandır. İnsanın yaratılışından sonra şeytanlaşma temayülü insan türünde de oluşmuştur. Şeytan; kafir cin ve insandır. (114:6) Şeytan ayrı bir tür değil, (kafir) gerçeği örten özellikler gösteren cin ve insanın bu durumunu devam ettirdiği süre içindeki halidir. Şeytan diye ayrı ontolojik bir varlık türü yoktur. Şeytanlık bir sıfattır. Kötülüğü temsil eder. Vesvese ve kötü düşüncedir. İnsan ve cin özgür iradesiyle yaşar ve ölür. Yaşam boyu tercihleriyle ilgili cennet ya da cehenneme muhataptır. Evrende bulunan; insan, cin, hayvanlar ve bitkiler dahil bütün canlılar ölümlüdür. Ahirette bütün canlılar tekrar, dünyadaki bedenleri ile diriltilecek ve hesaplaşma olacaktır. Adaletli olan Allah; insan, cin, hayvanlar ve bitkilerden, canlı ve cansız bütün varlıklardan; yaşamları boyunca birbirlerine hakkı geçenlerin haklarını Ahirette teslim edecektir. Melekler ve kafir olarak ölen insan ve cin dışındaki bütün canlılar, bir daha ölmemek üzere cennette, dünyadaki bedenleri ile sonsuz yaşayacaktır. Ancak kafir (gerçeği örten) insanlar ve cinler ise, hayatları boyunca yapmadıkları iyiliklerin ve yaptıkları kötülüklerin bir sonucu olarak Allah’ın takdir ettiği uzun bir süre cehennemde azap gördükten sonra yokolmayı istemedikleri halde Allah onları ikinci bir ölümle/yokoluşla cezalandıracaktır. Kötülük (cehennem) biter, sonludur. Güzellik (cennet) süreklidir, sonsuzdur.

    Hayatı kurgulayan Allah, tabiki Mutlak Tercih hakkına sahiptir. Neden? Niçin? soruları O’nu bulmaya yönelik olmalı, benlikleri, nefisleri tatmin etmeye yönelik değil. Çünkü cin ve insanın, Allah’a ulaşmadan varlığını anlamlandırması mümkün değildir. Varoluşu Yaratıcıya bağlı. Sonuç olarak diyebiliriz ki; Yaratılış, Allah’ın bir ihtiyacından kaynaklanmıyor, belki Allah’ın sıfatlarının tecelli etmesinden kaynaklanıyor. Mutlak hikmeti ve herşeyin en doğrusunu şüphesiz Allah bilir. İlk ve son, iç ve dış Allah’tır ve Allah her şeyi bilir. (Allah alimdir)’’ (Hadid-3). “Allah gökleri ve yeri altı günde (altı zamanda-aşamada-evrede) yarattı. Sonra Allah, arşa istiva etti (arşı istila etti-kapsadı)” (Araf-54). Şu ayetle her şeyi kapladığını teyit etti. “Allah her şeyi muhittir (ihate etmiştir, kaplamıştır)” (Fussilet-54) . “(Sonra her şeyi yok edecek, Zatı baki kalacaktır) “(Kasas-88). Allahın zatı, alemlerden (Her şeyden, evrenden yaratıklardan ganidir, müstağnidir). Allah evren olmadan da vardır ve alidir-aşkındır. Allah sameddir. Varolmada ve varlığını devam ettirmede hiçbir şeye muhtaç değildir. Fakat yarattıkları evren ve içindekiler, var olmada ve varlığını devam ettirmede Allah’ın zatına muhtaçtırlar. Allah, ilk varın kendisi, son varın kendisi, dış varın kendisi ve iç varın kendisi olduğunu buyurmakta. (Zahir-batın Allah’tır) Sonra kendisinin, evreni yaratıp, kapsadığını ve evreni aşkın olup, sonsuz olduğunu vurgulamakta. Evvel- ahir ilk ve son Allah’tır. Her şeyi bilen Rab olduğunu ve her şeyi donattığını, eğittiğini, yönettiğini buyurmaktadır. Allah’ın dışındaki bütün varlıklar evrende zamana bağımlıdır. Zaman ise canlılığı tüketir. Ahirette ise cehennem yine zamana bağımlıdır ve sonludur. Ancak, zamana değil, Allah’ın varlığına bağımlı olan cennet sürekli ve sonsuzdur…

    Allah; kendi kudretinde, gizli iken bilinmeyi dileyip, zamanı, evreni, alemleri ve içindeki her şeyi yarattığını, daha dünyanın ötesinde gökleri olduğunu orada da soyut-gaybi nesneler olduğunu (melek-cin) gayb-gizli alemlerin de bulunduğunu, canlılığı/ruhu gayb aleminden insana, cine, kendi ruhundan vererek, onu bilmekli, düşünen, akleden, anlayışlı kıldığını bu suretle cinle ve insanla diyaloğu, zati ve sıfati ilişkisi bulunduğunu beyan etmektedir. Allah kendi kudretinde gizli iken, kendinden başka hiç kimse yok iken ve kendini kendinden başka bilen de yok iken, zatından zatına tecelli edip, önce arşı, arşın nurundan melek ve cin türünü yarattığını sonra, sırası ile örnekler alemini, güneşi, gezegenleri, yıldızları, sonra cisimler alemi olan yerküreyi güneşin hararetinin yoğunlaşması sonucu yarattığını, sonrada insan türünü yaratıp, Zati Nuru olan ruhunu/nefsini/canını verdiğini açıklamıştır. İnsan ve cinin ruhu/nefsi/canı/kişiliği; kendi bedeninden ayrı bir varlık değildir ve bedeniyle birlikte gelişir, olgunlaşır, tekamül eder. İnsan ve cin bedeniyle birlikte vardır. Uyanıkken ve uyurken hayal aleminde dolaşan ise insan ve cin beyninin ürünü olan düşüncedir. İnsan ve cin kainattaki/evrendeki/dünyadaki bedeniyle ahirette tekrar diriltilecektir. Allah; herşeyi kapladığını, aştığını, melekle-cinle-insanla konuştuğunu, kelam ettiğini, okumayı, yazmayı, dilleri öğrettiğini açıklamıştır… En büyük öğretici Allah’tır. Allah’ın kainatı ve içindekileri yaratma amacı ise kendisini göstermektir.

    “Yaratan rabbinin adıyla oku! O, insanı alaktan yaratmıştır. Oku! Yazmayı öğreten rabbin sonsuz kerem sahibidir. O, insana bilmediklerini öğretendir.” (Alak, 96/1-5)

    İnsan ve cin, doğrudan bir etkileşim içerisinde kalmadan, O’nun yaratmasındaki kemâli, sıfatlarındaki nihayetsizliği ve nihayetsiz güzelliği, Zât’ındaki tarifi mümkün olmayan coşkuları kavrayabilmek için; bu kavrayışındaki anlamları ‘özgürce tasdik’, ‘coşkularıyla ifade’, ‘gıyabında, sözlü olarak ilan’ ve ‘görmedikleri Rablerinin huzuruna, görürcesine bir yakınlık içerisinde sunmak’; nihayet, ‘O’nun kavranmaktan da yüce olduğunu kavramak’ üzere yaratılmıştır. Yani, varoluşunun gayesi, yarattığı varlıkları seven, bu sevgisini ikramlarla ortaya koyan, bu sevgisini ve özenini, bin bir ihsan ve rahmet yansımalarıyla ispat eden Allah’a karşı; ibadetleriyle bu sevgiye layık olduğunu ispat etmesi, ubudiyetiyle bu sevgiyi geliştirmesi ve O’na yakınlaşmaya çalışmasıdır. Bu çabanın son basamağındaki engel, Yaratıcısına ulaşan yolda yıkması gereken son duvar, kendi benliğidir. İnsan ve cin, ilahî bir ikramla bu engeli de aştıktan sonra, meleklerin ulaşmasının mümkün olmadığı noktaya varmış, onların aşmaları mümkün olmayan bir engeli de aşıp, melekleri insanın üstün özelliklerini kabul eder hale getirten o hakikate râm olacaktır ve Allah’a ulaşacaktır… Yani insan ve cin, böylece melek gibi ölümsüz hale gelebilecektir…
    DİN = KURAN = HAYAT

    Allah inanç sahiplerini inananlar olarak isimlendirmiştir. İnananlara birden fazla din değil, tek bir din göndermiştir. Bütün Peygamberler hep aynı dini tebliğ etmiştir. İnsanlar ve cinler, inananlar ve inanmayanlar olarak sadece iki sınıfa ayrılır. Allah’ın gönderdiği dini hükümler hep aynıdır. İnananlar kendilerine gönderilen dine ve kitaplara gönderildikleri dönemlerde çeşitli isimler vermişlerdir. Bu isimlerin bir bağlayıcılığı yoktur. Hepsi aynı şeyi ifade eder. Allah’ın dini ve Allah’ın kitabı tektir. Din Kuran demektir, Kuran din demektir.

    Kutsal kitapların kelime kelime aynı olması değil, aynı emir ve yasakların bulunması esastır. Bugün Kuran’da bulunmayıp Tevrat, İncil vb. kitaplarda yer alan emir ve yasakların bir bağlayıcılığı yoktur. Bu kitaplara bu emir ve yasaklar sonradan inanırları tarafından eklenmiş ya da daha önce bu kitaplarda bulunan hükümler sonradan çıkarılmıştır. Tahrif edilmiştir. Zaten Kuran son olarak bu tahribatı düzeltmek için yeniden gönderilmiştir. İlk gönderilen Tevrat ve İncil gibi kitaplar da ilk hali itibariyle Kuran’dır.

    Peygamberlerin ilk gönderildikleri dönemlerde insanlar Haniflik, Hıristiyanlık, İsevilik, Musevilik, Muhammedilik, İslamiyet, Müslümanlık gibi sıfatlar kullanmışlar ve kullanmaya devam etmektedirler. Allah’ın, insanların ve cinlerin içlerinden kendisine inananları tanımlaması “inananlar” ve emir ve yasakları tanımlaması da “Kuran” (okunan, okunacak ayet) şeklindedir. Zaten bütün dinlerin emir ve yasakları Kuran’da mevcuttur. Kuran, bütün emir ve yasakların bir arada bulunduğu (toplanmış, kitaplaşmış) şeklidir. Kuran’da bulunmayan emir ve yasaklar diğer kutsal kitaplara sonradan tahrif edilerek girmiştir. İslam (müslümanlık) yeni bir din değildir. Allah’ın inananlara gönderdiği tek bir din vardır. Bu dinin adını, inanırlarının çeşitli isimlerle adlandırmış olmalarının bir önemi yoktur. İyi bir Hıristiyan, ya da iyi bir Musevi olmak isteyenler, erdemli olmak, Allaha ulaşmak isteyenler Kuran’a uymak suretiyle inananlardan olurlar. Emirler (ibadetler) vardır. Yasaklar (kötülükler) vardır. Allah koruyan (rahman) ve bağışlayan (rahim) olandır. Emirlerle sevap, yasaklarla günah yüklenir cin ve insan…

    Muhammed Peygamberin vefatından kısa süre sonra cahiliyye devrinin kabileciliğini ve putperestliğini hortlatan münafıklar, birçok Müslümanı öldürmüşler ve Emevilerin başlattığı sapkınca halifelikle birlikte İslam’ın mesajını tahrif etmek ve onu ortaçağ Arap kültürüne dönüştürmek için maaşlı din adamlarını seferber etmişlerdir. İslam dininin tek ve biricik kaynağı olan Kuran’ın anlaşılmaz, detaysız ve yetersiz olduğunu ileri süren müşrik din adamları, yalnız Allah’a özgülenmesi gereken dini; Allah + Peygamber + sahabe + tabiin + mezhep imamları + mezhepte müçtehitler + eski alimler ve şeyhler + daha sonra gelen alimcikler ve şeyhciklerden oluşan bir anonim şirketin ortaya koyduğu bir beşerî din çorbası haline dönüştürdüler. (Lütfen şu sure ve ayetlere bakınız: 7:29; 9:31; 16:52;39:2,11,14; 40:14,65; 42:21; 98:5). Zamanımıza kadar etkileri süren bu felaketli dönemde Kuran’ın yeterli olmadığı inancı yaygınlaşmış ve ciltlerle hadis ve fıkıh kitapları uydurulmuştur. Bu “mişna”ları kabul etmeyenler sapık ve mürted (dinden dönenler) olarak damgalanmışlar ve hatta işkenceler altında katledilmişlerdir. Ebu Hanife, hadis uydurukçularının gazabına uğrayan ve Emevi ve Abbasi zalimlerinin işkencehanelerinde çile çeken mazlumlardan sadece birisidir. Oldukça şiddetli bir devlet terörünün estiği o günlerde Kuran’a rağmen bambaşka dinler oluşturulmuştur. Kuran’daki kavramların anlamını kaydırmak için seferber olunmuştur.

    Peygamberin okuma yazma bilmediği yalanından, onun insanların gözlerini kızgın çivilerle oyup çölde ölüme terkettiği iftirasına kadar… Taşla öldürme iftiralarından, Kuran’da nasih-mensuh ayetler bulunduğu şeklindeki melanete kadar… Aç bir keçinin yiyerek Kuran’dan çıkardığı taşlama ayetinden, halktan korktuğu için onu Kuran’a sokamayan hazrete kadar… Mezhepçiliğin kutsanmasından, şefaat mitolojilerine kadar… Hacerül esved denilen işaret taşının putlaştırılmasından, peygamber mezarının ziyaretinin faziletlerine kadar… Peygamberin sünnetli doğduğu yada sonradan sünnet olduğu yalanlarından, Peygamberin 30 erkeğin cinsel gücüne sahip oluşu hikayesine ve sahabenin savaş dönüşü kadınlarına koşarken orgazm oldukları uydurmalarına kadar… Aişe annemizin 53 yaşındaki Peygamberle evlenirken 19 yaşında bir ergen olduğu halde, 9 yaşında olduğu yalanından, Peygamberin bir gecede 9 kadınla cinsel ilişkide bulunduğu uydurmasına kadar… Peygamberin Medine’de bir Yahudi tarafından büyülendikten sonra haftalarca şaşkın şaşkın dolaşmasından, açlıktan ötürü zırhını bir Yahudi’nin yanına bir kaç kilo arpa karşılığında rehin bırakmış olarak ölmesine kadar… Alimlerin icmasının dini kaynak oluşundan, sevadül azam yani büyük karaltı masallarına kadar… Miracta Allah ile namaz pazarlığı uydurmasından, ayın mucizevi bir biçimde yarılıp bir parçasının Ali’nin bahçesine düşmesine kadar… Dinden dönenin öldürülmesinden, namaz kılmayanın dövülmesi veya öldürülmesi gerektiğine kadar… Erkeklerin kadınlardan üstün olduğu yanlış çıkarsamasından, hayızlı kadınların camiye girmemeleri ve Kuran’a el sürmemelerine kadar… Kadınları eşekler ve köpeklerle aynı kategoride değerlendirmekten, cehennemi kadınlarla doldurmaya kadar… Haremlik ve selamlık yoluyla kadınları hayattan soyutlamaktan, kadınları başörtüsü, peçe ve çarşafla örtüp kimliklerinden soymalarına kadar… Kuran’daki, kadınların göğüslerini örtmelerini emreden ayeti saptırarak, saçlarını örtmeleri emredildiği yalanına kadar. Erkeklere altın yüzük ve ipek elbisenin yasak/haram olduğu uydurmasından, kadınla erkeğin tokalaşmasının kötü görülmesine; erkekler için gümüş yüzük ve sakal bırakmanın dinin bir alameti gibi görülmesinden, müziğin, resmin ve satrancın haram edilişi yalanına kadar… Boşama haklarını gasbederek kadınları köleleştirmekten, erkeğin ağzından kazara çıkan bir kaç sözle aileleri dağıtmaya kadar… Zekatı senede bir kereye indirmekten, Haccı birkaç güne sıkıştırmaya kadar… Namazı üç vakitten beşe çıkarmaktan; sünnet, teravih ve bayram namazları uydurmaya kadar… Bedel, hediye, ikram anlamındaki kurban kelimesini çarpıtarak kurban kesmek yalanından ve hayvanlarla ilgili birçok haramlar uydurmaktan, Kureyş’in yemek tercihlerinin dini ölçü kabul edilmesine kadar… Hilafetin Kureyş’in hakkı oluşundan, La ilahe illallah demedikçe insanları öldürmenin gerekliliğine kadar… Sakal bırakmanın ve sarık sarmanın faziletinden, kabak sevmemenin peygambere hakaret sayılmasına kadar… Peygambere uymanın hadis kitaplarına uymakla eş anlamlı oluşundan, hadislerin ayetleri iptal edebileceği küstahlığına kadar…

    İnsan ve cinin varlık iddiasında bulunması ve hurafelere sapması geçici ve mecazidir. İnsan ve cin ancak, acziyetinin farkına varıp yaratanına yöneldiğinde bilme duygusunu kavrayabilecek ve gerçeğe ulaşacaktır…
    Dini meslek edinen profesyonel din adamları, insanları Kuran’dan uzaklaştırmak için Kuran’ın zor, anlaşılmaz ve mücmel olduğu yalanını yüzyıllarca empoze ettiler. Kuran’ın anlaşılması için yüzlerce ciltlik rivayet kitaplarının didik didik edilmesi gerektiği yalanına kananlar, Kuran‘ı öğrenmeye vakit bulamadılar. Vakit bulanlar ise kafalarını binlerce hurafeyle doldurduklarından ve üstelik Kuran’ı bunlara muhtaç kabul ettiğinden onu anlama şansını baştan kaybettiler. Nitekim, Allah’ın korunmuş Kelamını korunmamış kul sözlerine muhtaç görenler, Kuran’ın anlaşılmasının zor olduğunu iddia edip durdular.

    Muhammed Peygamberin biricik şikayetinin halkının Kuran’dan uzaklaşması hakkında olması çok ilginç (25:30). Buna rağmen, son Peygamberin halkı, daha hicri birinci yüzyılda hadis üretim okulları kurmaya başladı. Bu felaketli davranışın sonucunda Kuran’ı anlamaya verilen mesai alabildiğine azaldı, bunun yerine binlerce çelişkiyi içeren ilkel rivayetler üzerinde ihtisaslaşma baş gösterdi. Rivayet kitaplarını değerlendirmede ortaya çıkan ihtilafları kurumlaştırıcı usul ve mezhep çalışmalarıyla bu sapkınca tuzak güçlendirilerek orijinal evrensel mesaj Arap, Yahudi ve Hıristiyan kültürlerinin karması bir din haline dönüştürüldü.

    Peygambere yakıştırılan yalanların Hadis ve Sünnet adıyla anılacağını önceden bilen Tanrı, Hadis (söz) kelimesini ayetlerden başka bir söz için kullandığında genellikle kötü bir anlamda kullanır (12:111; 31:6; 33:53;45:6; 52:34; 66:3). Sünnet (yasa) kelimesi de sürekli “Allah’ın sünneti (sünnetullah)” olarak tanımlanır (33:38,62; 35:43; 40:85; 48:23). Dahası, Hadis ve Sünnet’in yanında uydurulan üçüncü öğreti olan İcma (toplu karar) kelimesi de Allah hariç kimin için kullanılmışsa olumsuz bir anlamla mahkum edilir (20:60; 70:18; 104:2; 3:173; 3:157;10:58; 43:32; 26:38; 12:15;10:71; 20:64; 17:88; 22:73; 54:45; 28:78; 7:48; 26:39; 26:56; 54:44…).

    Kuran’ı yeterli görmeyen inkarcılar, Tanrı tarafından Kuran’ı anlamaktan engellenmişlerdir (17:45; 18:57). Çok ilginçtir ki, Kuran’ı kaynak olarak yeterli görmeyenler Kuran’ın anlaşılması ile ilgili ayetlerin bizzat kendilerini anlamamışlardır. Nitekim, 7:3; 17:46; 41:44; 56:79 ayetleri, hem-tez-hem-kanıt olan özgün bir dille kanıtı tezin içine gömen birer sanat eseridir. Hemen hemen tüm Kuran ciltlerinin arka kapağında Arapça üç ayet yer alır. Elinizdeki Kuran’a bakarsanız büyük olasılıkla 56:77-79 ayetlerinin yazıldığını göreceksiniz. Bütün Kuran’ın içinden neden bu ayetler icma ile seçiliyor merak ettiniz mi? Neden, ellinin üzerindeki isim-sıfatı arasından sadece bir kez burada geçen Kerim (Şerefli/Yüce) seçiliyor? Neden Kuran için sıkça kullanılan Zikr (Mesaj), Hakim (Hikmetli), Mübin (Apaçık), Nur (Işık) gibi kelimeler değil de bu ayette geçen Kerim? Neden bu ayet? Neden örneğin, Kuran’ın anlaşılır bir kitap olduğunu üst üste dört kez vurgulayan ayet değil (54:17,22,32, 40)? Veya neden 12:111; 15:1; 17:9; 17:88; 17:89; 30:58; 41:3; 55:2… ayetlerinden biri değil? Mesajın “dirileri” uyarmak için gönderildiğini bildiren biricik ayeti içeren Yasin suresini, inadına ölülere hasredenlerin niyetlerinden kuşkulanmaya hakkımız var (36:70). Kuran’ın bilgisine sahip olanlarınız bu sorunun cevabını iyi bilirler: Müşrik din adamları, bu üç ayeti (56:77-79) icma ile anlamamışlar ve anlamadıkları biçimiyle onların halkın büyük çoğunluğunu Kuran’dan uzaklaştırabileceğini düşünmüşlerdir. Nitekim onlar bu ayetlerin anlamını, abdestsiz olanların Kuran’a dokunmamaları olarak çarpıtırlar. Hayızlı kadınları pis olarak değerlendirdiklerini de düşünürsek, anlamı icma ile çarpıtılmış bir ayeti en popüler ayet ve o ayette geçen Kerim kelimesini en popüler sıfat haline getirmelerinin şeytanca bir melanetin ürünü olduğu anlaşılır. Kuran’ın bir cep kitabı, bir başucu kitabı olmasını engellemek, Kuran’ı rafa kaldırmak ve duvara çivilemek amacını güden plan ne yazık ki büyük oranda başarıya ulaşmıştır. Kuran, bir tren gibi, yüksek voltajlı bir trafo veya cin gibi çarpacak tehlikeli bir nesneye çevrilmiştir. Kuran, anlaşılması çok zor, dokunulması tehlikeli, ve ulaşılması imkansız yüce bir kitap olunca, hoşgelsin hadisler, sünnetler, mezhepler ve din ticareti yapan parazitler… Peygamberlerle ilgili gerekli ve yeterli bilgi zaten Kuran’da verilmiştir.

    Kuranın dışındaki din adına ortada duran bütün kaynaklardaki bilgiler Kuranın aydınlığına muhtaç bilgilerdir. Hadis, sünnet adıyla Peygamber sözü ya da uygulaması olduğu iddia edilen sözler ve uygulamalar da olsa bu böyledir. Ki hiç bir sözün veya uygulamanın peygamber sözü veya peygamber uygulaması olduğu ispatlanamaz. Tarihsel olarak bu mümkün değildir. İletişimin ve kayıt sistemlerinin bu kadar yaygınlaştığı günümüzde bile bir kaç yıl önce bir insanın söylediği sözün gerçekten kendisine ait olup olmadığı bile tartışılabilirken, peygamberin ölümünden bir asır sonra yazılan hadis kitaplarından peygamber sözleri veya uygulamaları hakkında gerçeğe uygun bilgi elde edilemez. Şüphesiz, Allah bize bilginin tek kaynağının Kuran olduğunu bildirerek düşünüp öğüt alanlar için bu durumu açıkça vurgular. Bilgiye sınır konulamaz. Evrende varolan bütün bilgilerin kaynağı ise Kuran’dır…

    Allah’ın yol gösterdiği akıl sahipleri, kaynak bilginin en güzeli olan Kuran’a uyarlar. (39:18)

    Din adına uydurulan inanç ve uygulamalardaki çelişkiler; rivayetlerden (hadis, sünnet, içtihat, icma gibi kaynak kabul edilen rivayetlerden) kaynaklanmaktadır. Oysa Allah’ın tek dininin tek kaynağı sadece Kuran’dır. Kuran’ın kendisinde çelişki bulunmaz. Çelişki zannedilen hususlar yanlış anlaşılmalardan ve yanlış Kuran meallerinden, tefsirlerinden kaynaklanmaktadır. Din adına Kuran’a dayanmayan, fakat İslam’ın bir emri ya da tavsiyesi zannedilen konulara örnek olarak, erkek ve kız çocukların sünnet ettirilmesi bidatını (kötü geleneğini) hemde sünnet adı altında dine sonradan sokulmuş, insan fıtratını bozan sağlıksız cahili bir adet olarak görmekteyiz.
    İnsanın, Allah’ın kendisine verdiği mükemmel vücut bütünlüğüne, rızasını almadan, geri dönüşümsüz bir biçimde zarar veriyorsunuz. Bu işlemi de sünnet olacak kişinin çocuk ya da bebek olmasını kullanarak yapıyorsunuz.

    Çocukların sünnet ettirilmesi, onlara yapılan en büyük kötülüktür ve fıtratı (yaratılışı) bozmak, değiştirmektir. Allah’ın böyle bir emri yoktur. Cahili bir adettir. Erken boşalmanın, ereksiyon kaybının ve cinsel bozuklukların en önemli sebebi olduğu bilimsel olarak kanıtlanmıştır. Zaten bu geleneğin ortaya çıkması ve yapılış amacına bakılırsa cinsel isteği azaltmayı ve ruhbanlaşmayı artırmayı amaçlayan Yahudi ırkına mensup insanların geleneğinden kaynaklandığı bilinen bir gerçekliktir. Oysa cinsel isteğin azaltılması değil, meşru bir şekilde tatmin edilmesi fıtratın gereğidir. Bu kötü geleneğin, Yahudilik diye de adlandırılan Musevilik inancıyla da bir ilgisi yoktur.
    Kötü bir gelenek olan bu işlem Musevilik dininin bir gereğiymiş ve Allah’ın bir emriymiş gibi önce uydurma rivayetlerle Tevrata eklenerek Musevilik dinine sokulmuş daha sonra da Müslümanların güçlü olduğu dönemlerde Müslümanmış gibi görünen bazı münafık Yahudiler tarafından deşifre olmamaları için İslam dinine yine uydurma rivayetler yoluyla hem de sünnet adı altında şeytani bir akıl oyunuyla sokulmuştur. Münafık bazı Yahudiler şekil itibariyle Müslümanmış gibi görünebilmekte ancak Musevilik dininin bir emri haline getirdikleri bu gelenekleri gereği sünnetli oldukları için (Müslümanlar da sünnetsiz oldukları için) deşifre oluyorlar ve münafıklıkları kolayca ortaya çıkıyordu. Bu çirkin geleneği Müslümanlar arasında da yaygınlaştırarak böylece münafıklıklarını gizlediler.

    Çocukları sünnet ettirme geleneğinin Musevilik veya Müslümanlıkla bir ilgisi yoktur. Kuran’da çocukların sünnet edilmesi diye bir emir bulunmamaktadır. Allaha ve Kuran’a inananların; bütün hayatlarını olumsuz etkileyen en büyük kötülük olan bu işlemden kendilerini ve çocuklarını korumaları, Allah’ın verdiği aklın kullanılmasının gereğidir. Allah’a inananlar çocuklarını sünnet ettirmezler. Kendilerinin rızası olmadan sünnet ettirilmiş olanların ve bilmeden çocuklarını sünnet ettirmiş olanların durumu ise Allah’a kalmıştır…

    “Hiç kimse Allah’ın verdiği bilgiyi ve aklını kullanmadan inanamaz ve Allah akıllarını kullanmayanları rezilliğe mahkum eder.” (Kuran-ı Kerim 10-Yunus Suresi 100. Ayet)

    Günümüz Müslümanlarının bildiği ve uygulamaya çalıştığı İslam, yüzyıllar boyu, din adamlarının uydurdukları kurallarla öylesine bozulmuştur ki Muhammed Peygamberin bildirdiği İslam diniyle ilgisi kalmamıştır. “Ulema” geçinen din adamları, o kadar çok şeriatlar, haramlar, çarşaflar, peçeler, gıdasal yasaklar, sakallar, sarıklar, istincalar, istibralar, misvaklar, sağ ayaklar, sol ayaklar, hadisler, sünnetler, şefaatler, hazretler, efendiler, kerametler, melanetler, mehdiler, evliyalar, şerifler, seyyitler, hırkai şerifler, sakalı şerifler, takiyyeler, takkeler, tespihler, tekkeler, mezhepler, tarikatlar, şatahatlar, muskalar, istihareler, hülleler, hileler, türbeler, nafileler, mekruhlar, menduplar, sevaplar, müstehaplar, fetvalar ve palavralar uydurmuşlardır ki İslam dinini Allah’ın doğadaki ayetleriyle çelişen, karmaşık ve yaşanmaz bir dine çevirmişlerdir. Müslüman halkların dünyanın bu kadar gerisinde kalmalarının en önemli sorumluları bu müşrik din adamları ve onları kullanan politikacılardır.

    Maalesef, bugün müslümanlık iddiasında olanların büyük çoğunluğu, Muhammed Peygamberin tebliğ ettiği din yerine onun baş düşmanları olan Ebu Cehil’in ve Ebu Leheb’in savunduğu şirk ve cehalet dinini izlemektedirler. Ne var ki Allah’ın verdiği söz gelmiş ve yüzyıllardır anlaşılmaz ve yetersiz diye damgalanarak köşeye atılan Kuran’ın mesajı karanlıkları dağıtmaya başlatmıştır. Ördükleri örümcek ağlarının ve cehalet duvarlarıyla oluşturdukları karanlıklarının dağılacağını hisseden profesyonel din adamları ve onların kör izleyicileri büyük gürültüler koparsalar da Allah nurunu devam ettirmektedir. Kuran, tüm Kuran, başka şey değil sadece Kuran.

    “Bu Kuran senden önce gönderdiğimiz elçilerimizin de yasasıdır. Sen bizim yasamızda bir değişiklik bulamazsın.” (Kuran’ı Kerim 17-İsra Suresi 77. Ayet)

    KURAN SOY BİR KİTAPTIR

    Kuran 24 ayar altına benzer. Sahtekarlar altına teneke yapıştırsalar da, hatta altın rengine boyasalar da, altının özelliklerini bilen bir sarraf altını tenekeden rahatlıkla ayırabilir. Demek ki soy metal olan altın, kimyasal yapısıyla herhangi bir sahtekarlığa karşı korunmuştur. Aynı şekilde soy ve son kitap olan Kuran, asal bir sayı olan 19 sayısı üzerine kurulu matematiksel bir yapıyla herhangi bir sahtekarlığa karşı korunmuştur (74:30). Mesajını böylesine mükemmel ve otomatik bir iç savunma sistemine sahip kılan Tanrı çok yücedir!

    Kuran’daki toplam ayet sayısıyla ilgili olarak; Kuran hakkında önemli bir bilgiye sahip olmayan bir Müslüman’a sorarsanız büyük olasılıkla 6.666 sayısını cevap olarak alacaksınız. Ne var ki, bu sayı Zamehşeri adında bir hikayecinin uydurduğu hoş bir sayıdan ibarettir. Altılardan oluşan bu sayı kolayca akılda kaldığı için popüler olmuştur. Fakat elinizdeki Kuran’dan dikkatle sayarsanız, sonucun farklı olduğunu göreceksiniz. Kuran nüshalarında 6.236 ayet bulunduğuna tanık olacaksınız. Bu sayıya Fatiha Suresinin (İlk Sure) başındaki ve Karınca (Neml) Suresinin (27. Sure) içinde geçen Besmeleler dahildir. Bağımsız birer ayet olarak numaralanmadıkları halde Kuran’ın yapısına dahil olan Sure başlarındaki diğer 112 Besmele’yi de eklediğinizde bu sayı 6.348 olur. Ültimatom (Barae, Tevbe) (9. Sure) suresinin sonuna eklenen, ancak Kuran’ın koruma sistemi tarafından dışlanan 2 “ayeti” bu sayıdan çıkardığımız vakit Kuran’da Besmelelerle birlikte tam 6.346 ayet olduğunu görürüz. Bu sayı, Kuran’ın diğer birçok elementi gibi 19 sayısının tam katıdır. Kısacası, 6.234 adet bağımsız ayet içeren Kuran, tekrarlanan Besmelelerle birlikte toplam 6.346 ayete sahiptir.

    İSLAM MUHAMMED PEYGAMBERLE BAŞLAMADI

    İslam özel bir isim olmayıp Tanrı’ya teslimiyet anlamına gelir. Tüm elçiler ve inananlar islam ve müslüman kelimelerinin kendi dillerindeki karşılıklarını, kendi inançlarını tanımlamak için kullanmışlardır (2:131; 7:126; 10:72; 22:78; 27:31,42; 28:53; 72:14). Nitekim, Tanrı yanında makbul biricik din İslam’dır, yani Allah’a teslimiyettir (3:19). Bir çok sözde müslüman, “(Allah’ın buyurduğu gibi) Kuran, tam ve detaylı ise namazların rekatlerini Kuran’ın neresinde bulabiliriz?” diye Tanrı’ya meydan okumaktadır. İslam’ın tüm pratiklerinin Kuran’ın vahyinden çok önce ortaya konmuş olduğunu yine Kuran’dan öğrenmekteyiz (8:35; 9:54; 16:123; 21:73; 22:27; 28:27). İbrahim Peygamber ve tüm elçiler namazı gözetiyorlar, zekatı veriyorlar, oruç tutuyorlar ve hac ediyorlardı (2:43; 3:43; 11:87; 19:31,59; 20:14; 28:27; 31:17). Mekke müşrikleri ise rivayetlerin ileri sürdüğü gibi heykellere tapmıyorlardı; Allah’ın kutsal kulları olduklarına inandıkları Lat, Uzza, Menat gibi isimlerden şefaat bekledikleri (53:19-23; 39:3) ve Allah adına haramlar ve farzlar uydurdukları için müşrik olarak tanımlanmışlardır (6:145-150).
    Mekke putperestleriyle olan benzerliği ortadan kaldırmak için rivayetler uyduranlar, uydurdukları heykel tasvirlerindeki çelişkileri ile aslında yalanlarını ele vermektedirler. Kuran’ın hiçbir yerinde onların heykellere taptıkları, Muhammed Peygamberin heykelleri kırdığı v.s. bildirilmemektedir. Aksine, Mekke müşriklerinin kendilerini İbrahim Peygamberi izleyen ve Tek Tanrı’ya inanan insanlar olarak gördüklerini öğrenmekteyiz (6:23; 39:3). Nitekim onlar, İbrahim Peygamberin hatırası olan Kabe’ye saygı gösteriyorlar (9:19), namaz, oruç ve haccı bazı tahrifatlarla da olsa uyguluyorlar, (2:183,199; 8:35; 9:54; 107:4-6), zekatı bildikleri halde gereği gibi yerine getirmiyorlardı (53:34). Zekat, gelirin ihtiyaçtan fazla olan bölümünü (2:219) geciktirmeden (6:141) ihtiyaç sahiplerine ve Allah yoluna (9:60) gizli veya açık olarak (2:274) verme yükümlülüğüdür (51:19).
    İslam özel isim değildir; kök olarak teslimiyet/barış anlamına gelir. İbrahim Peygamberle tekrar yenilenen (4:125; 22:78) ve tüm peygamberler ve elçiler tarafından iletilen ilahi sistem Allah tarafından bu kelimeyle tanımlanır (5:111; 10:72; 98:5). Yalnızca Allah’a teslim olmaktır (2:112,131; 4:125; 6:71; 22:34; 40:66). Yaratılışımızdaki sistemdir (30:30). Doğa ile uyumlu evrensel ilkeler sistemidir (3:83; 33:30; 35:43). Yalnızca öznel deneyimler değil nesnel kanıtları da ister (3:86; 2:111; 21:24; 74:30). Bir savın doğruluğunu kabul etmek için kalabalıklara veya duygulara değil aklın ölçüsüne başvurmamızı bekler (17:36; 4:174; 8:42; 10:100; 11:17; 74:30-31). Bilgi, eğitim, ve öğrenime önem verir (35:28; 4:162; 9:122; 22:54; 27:40; 29:44,49). İnsanın yeryüzündeki yaratılışını bilimsel olarak araştırmamızı öğütler (29:20).
    98- BEYYİNE / KANIT SURESİ
    Rahman, Rahim Allah’ın ismiyle. Kitap halkının inkârcıları ve putperestler, kendilerine açık delil/kanıt gelmesine rağmen yollarını terketmezler. Allah’ın bir elçisi kendilerine arındırılmış/temizlenmiş sahifeler okuyor. Onda dosdoğru öğretiler vardır. Gerçek şu ki, kendilerine kitap verilmiş olanlar, ancak onlara açık delil geldikten sonra ayrılığa düştüler. Oysa onlardan, dini sadece Allah’a ait kılan tektanrıcılar (monoteist) olarak O’na hizmet etmeleri, namazı gözetmeleri ve zekatı vermeleri istenmişti. İşte dosdoğru din budur. Kitap halkının inkârcıları ve putperestler, cehennem ateşinin içindedirler ve orada kalıcıdırlar (kafirler/gerçeği örtenler burada ikinci bir ölümle/yokoluşla cezalandırılacaktır). Onlar, yaratıkların en kötüsüdür. Gerçeği onaylayıp erdemli davrananlar ise yaratıkların en iyisidir. Rab’leri katındaki ödülleri, içinden ırmaklar akan bahçelerdir. Orada ebedi olarak kalacaklardır. Allah onlardan hoşnut olmuş, onlar da O’ndan hoşnut olmuşlardır. Rabbine saygı gösterenin ödülü işte böyledir.

    28:88 Her şey fani olacak, ancak Celâl ve İkram sahibi Rabbinin zatı Bâki kalacaktır.

    51:56 Cinleri ve insanları ancak beni bilmeleri, bana ibadet etmeleri ve bana ulaşmaları için yarattım.

    Bilinmeyi dileyerek evreni, melek, cin ve insanı yaratan Allah’a ulaşarak, Allah’ta baki kalmaya andolsun…
    E-mail : bilgedenetim@msn.com

    • Kültigin dedi ki:

      “Ancak kafir (gerçeği örten) insanlar ve cinler ise, hayatları boyunca yapmadıkları iyiliklerin ve yaptıkları kötülüklerin bir sonucu olarak Allah’ın takdir ettiği uzun bir süre cehennemde azap gördükten sonra yokolmayı istemedikleri halde Allah onları ikinci bir ölümle/yokoluşla cezalandıracaktır. ”

      Peki ya kafir,iyilikler yapan,insan olmanın hakkını veren adaletli ve merhamet dolu bir kişiyse ne olacak?!

      “Allah; kendi kudretinde, gizli iken bilinmeyi dileyip, ……..… En büyük öğretici Allah’tır. Allah’ın kainatı ve içindekileri yaratma amacı ise kendisini göstermektir.”

      Hani Allah her türlü ihtiyaçtan münezzehti.Demek ki bilinmeye ve kendisini göstermeye ihtiyacı varmış!..

  58. bir kul dedi ki:

    AKILI BAŞINDA BİR İNSAN EGER KENDİSİ İLE BARIŞIKSA İLK YAPMASI GEREKEN TÜM İDEOLOJİLERİNİ BİR KENARA BIRAKIP SAF VE TEMİZ BİR AKILLA BAŞINDAN SONUNAKADAR OKUMALIDIR ONDAN SONRA İOLUMLU YADA OLUMSUZ NEYSE ONU MANTIGIYLA İZAH ETMELİDİR
    – akıllı insan aklını kullanır, daha akıllı insan başkalarının aklını da kullanır. [bernard shaw]
    . Hiçbir şey ne o an, ne de o kadar basit, sıradan, sebepsiz ve kendiliğinden oluşmamaktadır

    “Bazıları ışığın, bazıları gölgenin peşine düştü.” T.S.ELIOT
    “Öyle büyük boş laflar vardır ki içinde bir millet esirdir.”S.LEC
    “Gören, duyan yalnız ruhtur, geri kalan her şey sessiz ve sağırdır.” Epicharm
    Einstein, “Tabiatı araştıran herkesin içinde bir çeşit dini saygı” olduğunu belirtmiş ve şöyle demiştir. “Bilimle ciddi şekilde uğraşan herkes, tabiat kanunlarında bir ruhun, insanlardan daha üstün bir ruhun olduğuna ikna olur. Bu yüzden bilimle uğraşmak, insanı dine götürür.”
    Ayrıca Einstein; “Din duygusu ne zaman kaybolsa, bilim, ilhamı olmayan bir deneyciliğe dönüyor”tespitiyle, ezberciliğe ve deneyciliğe karşı çıkmıştır
    Pascal“Gerçeklik yalnız akılla değil gönül gözü ile de görülür, gönül gözünün de kavrayıcı, bilici bir gücü vardır.”
    “Olayı gördüler de nedeni görmediler.”
    Evet, Pascal, böylesi inançlı bir bilim adamı ve gerçek bir düşünürdü.“Allah’ı duyan gönüldür, akıl değil; inanç, Allah’ı gönülde duymadır, akılda değil.”
    “İnsan, Allah için yaratılmamışsa mutluluğu Allah’da bulmasının gereği nedir? İnsan Allah için yaratılmışsa Allah’a karşı direnmenin anlamı nedir?”
    Pascal’ın ifade ettiği gibi, “Bilimin azı Allah’tan uzaklaştırır, ama çoğu O’na götürür.”
    Sokrat der ki: “Kâinatta tesadüfe, tesadüf edilmez.”
    Bilim ile din arasındaki uyumu savunan Pasteur; “Doğayı ne kadar çok incelersem, Yaratıcı’nın eserleri karşısında inancım o kadar çok artıyor.”
    “Bilim, insanı Allah’a götürür.”
    “Bildiğimizi zannetmemiz öğrenmemizin en büyük düşmanıdır.”DR.C.BERNARD
    Einstein der ki: “Öyle bir dünyada yaşıyoruz ki peşin hükmü söküp atmak, atomu parçalamaktan daha zordur.”
    Shakespeare’in ifade ettiği gibi, “Namus görünmez bir cevherdir; çok kere ona sahip olmayanlar sahipmiş gibi görünürler.”
    Thomas Fuller;“Namuslu kişiler, ne aydınlıktan ne de karanlıktan korkarlar.”

    Meal Nedir?
    Okumak Nedir?
    İnsan Ne İçin Okur?
    İnsan Neyi Okumalıdır?
    Kur’an-ı Kerim Hakkında
    Kur’an-ı Kerim’i Nasıl Okumalıyız?
    Kur’an-ı Kerim’i Nasıl Anlamalıyız?
    Kur’anda Kur’an
    Kur’anın Elçisinden
    Kur’anı Böyle Anladılar

    MEAL NEDİR?
    Kutsal kitabımız Kur’an-ı Kerim’in, Arapça orijinalinden
    başka bir dil ve anlayışa çevirisine meal denilir.
    Kabul etmeliyiz ki, herhangi bir edebi metnin bile
    çevirisinin tam anlamıyla yapılması mümkün değildir. O
    halde bir kutsal kitabın çevirisinin de mükemmel anlamda
    yapılabildiği düşünülemez. İşte bu hassasiyet nedeniyle,
    Kur’an çevirisi yerine “Kur’an Meali” tabiri daha uygun
    bulunmuştur. Meal bir anlamda, “Bu ilahi cümleden çıkarabildiğimiz
    en uygun anlam şu an için budur. Bu anlam,
    söz konusu cümlenin taşıdığı tek anlam değildir. Ancak
    geldiğimiz noktada, bu ayetten anlaşılan anlamdır” demektir.
    Unutmamalıyız ki, bir mealde yapılmaya çalışılan
    şey anlam çevirisidir ve ortaya konulan, Kitap’ın kendisi
    değil, mesajının dilimizdeki karşılığına çevrilmiş halidir.
    Daha kısa bir ifadeyle, Kur’an’ın sadece kendisi Kur’an’dır,
    mealler ise Kur’an değildir. Meal bir çevirmenin bilimsel
    donanımına ve anlayış seviyesine dayanarak Kur’an’dan
    anladığıdır.
    Meallerde ortaya konulan anlamlar nihai manada kesinlik
    taşımaz, ancak doğru olma özelliğini korur. Hakikatin
    tam olarak kendisi değil, onun yakınında bir anlamdır.
    Hakikate aykırı olması ise hiçbir şekilde düşünülemez.
    Meallerdeki bütün bu nüansların yanı sıra Kur’an’ı
    anlamak için onun çevirilerinden ve tefsirlerden başka
    başvuracağımız bir kaynak da yoktur. Orijinal dili olan
    Arapçayı öğrenmiş olsak bile, başka bir tarihin torunu,
    başka bir kültürün çocuğu, başka bir coğrafyanın insanı
    olmamız nedeniyle Kur’an’ı anlamakta zorlanmamız son
    derece doğaldır.
    Her bir çeviri gerçeğe yaklaşmaya, ona dokunmaya
    çalışan bir arayış ifadesidir. Bütün bu uğraşlar, çeviriler,
    mealler, tefsirler “İlahi Hakikat”in etrafında onu anlamak
    isteyen insan aklının tavafıdır, içtenlik terinin aktığı zihinsel
    döngülerdir. Her bir tavafın sonunda farklı bir anlam
    bulgusuyla İlahi Kitap’ı anlayışımız daha da zenginleşir.
    Hayata birçok farklı açıdan bakma olgunluğu kazanırız.
    Hatta biz de bir ayetin, bir ilahi cümlenin başka hangi anlama
    gelebileceği konusunda kendi gücümüz yettiğince
    akıl yürütürüz. İlahi anlama kendimizden parçaları katarak
    bu döngüyü daha evrensel kılarız.
    Öte yandan asıl dili Arapça olan kutsal kitabımızı herhangi
    bir Arap insanı da anlamayabilir. Ana dili Arapça olsun
    ya da olmasın, her birimiz Allah’ın bizim için gönderdiği
    bu kitabın içindeki anlamlara ulaşmak için elimizden
    gelen gayreti göstermeliyiz.
    Çevirilerin ardında bulunmak için bekleyen asıl şey;
    Allah’ın gerçekte bize neyi söylediğidir. Her cümlede, her
    surede ve bütünüyle Kur’an’da aranacak olan budur. Hepimiz
    onu ararız. Dolayısıyla okurken “Allah gerçekte bu
    cümlesiyle neyi kastediyor?” sorusunu düşünerek okursak
    ve bütüncül bir gözle O’nun hayata ve varlığa bakış
    açısını görmeye, anlamaya çalışırsak daha iyi sonuçlara
    ulaşabiliriz.

    OKUMAK NEDİR?
    Herhangi bir metni, anlamını düşünce süzgecinden
    geçirmeksizin okumak her ne kadar okumak sayılabilirse
    de, okumanın aslı, bir metni derinliğine düşünerek hissetmek
    ve metnin mesajını anlayarak öğrenmektir. Öğrenmek
    ise bir davranış değişikliğini getirir. O halde okumak
    değişmektir. İlahi amaca uygun olarak Kur’an’ı okumak
    anlamını derinliğine düşünmekle ve kendimizi onun sunduğu
    hayat tarzına doğru değiştirmekle mümkün olabilir.
    Sadi der ki; “Ne kadar çok okursan oku, bilgine yaraşır biçimde
    davranmazsan cahilsin!”
    Ve her konuda sözün özünü söyleyen Yunus şöyle der:
    “İlim ilim bilmektir
    İlim kendin bilmektir
    Sen kendini bilmezsen
    Ya nice okumaktır”
    İNSAN NE İÇİN OKUR?
    Varlığını sorgulayan insan, bu konuda kendini ikna
    etmeye çalışır. Kendisiyle tanışmak ve gerçeğiyle yüzleşmek
    ister. Bunun için okur. Böylelikle varlığının bilincine
    erecektir. Başlangıcını ve sonunu, varlığının amacını öğrenmek,
    hayatını bu amaçla taçlandırmak ister. Bu uğraş
    içinde eksiklerini fark ettikçe kendisini tamamlamaya
    çalışır. Hiçbir zaman mükemmel olamayacağını bilse
    bile, yine mükemmel olmak ister ve bu yolda okudukça
    tamamlanmanın tadını alır.
    İnsan merak eder. Kendisini ve içinde yaşadığı evreni,
    evrendeki gücünü tanımak ve gücünün nerelere ulaşabileceğini
    görmek ister.
    Kitaplar insanların zihin emeğidir, insan eli değmiş
    varlıklardır. Mutlak doğru olarak algılanamayacakları
    gibi, her an yanılgıya düşürme payları da vardır. İnsan düşüncesinin
    daima gelişmekte olduğunu da hesaba kattığımızda,
    bu kitaplar mutlak doğruyu arayan insana yeterli

    İNSAN NEYİ OKUMALIDIR?
    Yeryüzünde basılmış kitapların yanı sıra, gökte yazılmış
    kitaplar da vardır. Onlara semavi kitaplar diyoruz.
    İnsan eli değmemiş, ilahi kitaplardır onlar. Bizim gibi birer
    insan olan yazarların kitaplarına gösterilen olağanüstü
    ilgilere baktığımızda, Yaratıcının Kitabı’na bu kadar ilgisiz
    kalınması düşündürücüdür.
    Bildiğimiz gibi bu kitaplara “vahiy” yani “Allah’tan
    peygamberler aracılığı ile gelen ilahi esin” deniliyor. Olur
    olmaz karalamaları bile okuyan insan, Rabbinin aydınlığına
    da bir bakmalıdır. İnsan Yaratan’ı ile konuşmaktan
    kaçmamalıdır. Aklının onaylamadığı, kalbinin hissetmediği
    hiçbir şeye inanmak zorunda da değildir. Yüce Allah
    sadece öğüt verir. Hatırlatır.
    Vahiy akıldan uzak değil, bizzat Tanrı’nın bize sunduğu
    aklıdır. Kur’an’da sık sık sorduğu “Hiç düşünmez
    misiniz?” (10/Yunus 3) sorusu ile bizi sürekli düşünmeye
    ve aklımızı kullanmaya çağırır. Bu nedenle bizler her tür
    okumaya açık olmalıyız. Üstelik okunması gerekenler sadece
    kitaplar değildir. İnsanın bizzat kendisi okunmaya
    değer bir kitaptır. Hayat, okunması gereken belki de en
    kalın, çok defa yaşayarak yazdığımız ve bizden sonrakilerin
    okuduğu bir kitaptır.
    Evren… Renkli, hareketli ve olağanüstülükleri, kuralları,
    sebepli doğumları, sonuçta ölümleriyle, derinliği ve
    büyüklüğüyle okunması bitmeyecek koca bir kitaptır.

    KUR’AN-I KERİM HAKKINDA
    “Elif. Lam. Ra. (Bu Kur’an) Rablerinin izniyle insanları karanlıklardan
    aydınlığa, yani her şeye galip ve övgüye layık olan
    Allah’ın yoluna çıkarman için sana indirdiğimiz bir kitaptır.”
    (14/İbrahim 1)
    Kur’an, insanı bilgisizliğin ve bilinçsizliğin karanlığından,
    hakikat bilgisinin apaçık aydınlığına çıkaran bir
    kitaptır.
    “Elif. Lam. Mim. Ra. Bunlar Kitab’ın ayetleridir. Sana
    Rabbinden indirilen haktır…” (13/ Ra’d 1)
    Kur’an haklı bir gerekçeyle indirilmiştir ve içinde sadece
    gerçeklerden söz eder. Bu Kitap, gökten yere kadar
    haklı ve evrenin her yerinde sağduyunun onaylayacağı
    gerçekleri dile getiren bir kitap olarak indirilmiştir.
    “Mü’minler! Size iki emânet bırakıyorum. Onlara sımsıkı
    sarıldıkça yolunuzu hiç şaşırmazsınız. Bu emânetler, Allah’ın
    kitabı Kur’ân ve O’nun Peygamberinin sünnetidir. (*)” Ebû
    Dâvûd, Tirmizî (*) Peygamberin kitabı anlama ve yaşama biçimidir.
    Dünya dilediği kadar yanlışa düşsün ve gerçeklerden
    uzaklaşsın, ortada hiç değişmeden duran ve gerçeği
    koruyan bir kitap var! Kur’an! İki kapağından Fatiha ile
    açılan giriş kapısına, doğruyu bulmak amacıyla gelen herkese,
    yanlışlarından arınabilecek ve gerçeği sarınabilecek
    bir ruhsal silkinme gücü, değişim kararlılığı vermek için
    içeride bekler. Nas kapısından dışarıya hayata adım attığımız
    zaman, bütün sorunlarımızdan ve yanlışlıklarımızdan
    kurtulabilecek güce ulaşırız.
    “Bu üstün ilahiliği bir insanken nasıl kuşanabilirim?
    Bana bu konuda örnek olabilecek bir insan yok mu?” diyorsanız,
    bırakılan ikinci gerçeklik değerli Elçi’nin elçilik
    adına sergilediği yaşam uygulamalarıdır.
    Bırakılan birinci şey söz, ikinci şey de özün söze nasıl
    uyum sağlayacağını gösteren insan örnekliğidir.(Kitap ve
    Sünnet)
    Hiçbir boşluk ve anlamsızlık
    ona ne açıkça yaklaşabilir, ne de gizlice,
    çünkü o
    Hikmet Sahibi ve Övgüye Layık Olan tarafından
    indirilmiştir.
    Fussilet 42

    KUR’AN-I KERİM’İ NASIL OKUMALIYIZ?
    1. Allah kelamı (İlahi Kitap) olduğu inancı ile
    Kerim, Kelamullah’tır. Allah’ın sözleri, bizi muhatap
    alması, bizimle konuşmasıdır. Kuluna sunduğu bir hayat
    önerisi, kendi aklına davetidir.
    Farklı değer yargılarını düşünen, sorgulayan, araştıran
    ve yüzleşen insan, Yaratıcı’sının değer yargılarını da merak
    etmelidir. Sevdiklerinin düşüncelerine değer veren insan,
    Rabbinin hayat önerilerine de kulak vermelidir. İnsan,
    Yüce Aklın ışığında aydınlanmak için Rabbinin kelamını
    (konuşmalarını) duymalıdır. Bu Kitap, Yaratan tarafından
    gönderilmiştir. Onu okuyan, Allah ile konuşmuş gibi olur.
    Kur’an Yaratanı ile konuşma imkanını bize veren ve içinde
    sadece Allah’a ait cümlelerin yer aldığı bir kitaptır.
    Kuran okuyacağın zaman,
    hemen o kovulmuş şeytana karşı
    Allah’a sığın.
    Nahl 98

    2. Allah’a sığınarak
    İstiaze “euzu” kelimesiyle başlayan ve her zaman besmeleden
    önce söylediğimiz cümledir. (Eûzu billâhi mine’ş
    şeytan i’rracîm – Kovulmuş şeytandan Allah’a sığınırım)
    İstiaze, Allah’ın -insan aklı değmemiş- sözlerinin konacağı
    zihni, şeytani gürültülerden ve yanlış fısıltılardan
    arındırarak sükûnetle okumaya hazırlayan, düşünsel bir
    sığınmadır.
    Oku
    yaratan Rabbin adına…
    Alak1
    Rahman, Rahim Allah adına…
    Fatiha 1
    3. Allah’ın adı ile
    Her işe başlarken “Bismillahirrahmanirrahim – Rahman
    ve Rahim olan Allah’ın adıyla” ile başlamak, İslam
    kültürünün bir parçası olmuştur. Besmele Allah’ın beğenisine
    uygun olarak yaşamanın ilanıdır.
    Yazarının kim olduğu, herhangi bir kitabı okurken ve
    anlamaya çalışırken göz önüne aldığımız bir kriterdir. O
    halde Kur’an-ı Kerim’i okurken Allah’ın adı ile başlamak
    “kimin” kitabını okuduğumuz bilincinin telkinidir.
    Ey Muhammed!
    Sana indirdiğimiz
    bu kutsal İlahi Kelam’da her şeyi açıkladık ki;
    insanlar onun mesajı üzerinde
    iyice düşünsünler ve
    akıl iz’an sahipleri
    ondan ders alsınlar.
    Sad 29
    4. Anlama niyeti ile
    Her kitap anlamak için okunmalıdır. Anlaşılmadan
    okunan bir kitap işlevi olmayan bir metindir. Hayata herhangi
    bir katkısı olamaz. Hiçbir şeyi boş ve anlamsız yere
    yaratmayan Allah’ın bize sunduğu bu Kitap, bir anlam arayışı
    içinde okunmalıdır.
    Onu, insanlara yavaş yavaş okuyasın diye bir Kuran,
    temel bir okuma metni olarak
    bölüm bölüm açıkladık,
    ayet ayet indirdik.
    İsra 106
    Ağır ağır, duyarak Kur’an oku.
    Müzemmil 4
    5. Tertil (akıl-dil-kalp iş birliği) ile
    Tertil; düşüne düşüne, sindirerek, acele etmeden, usulüne
    uygun, anlayarak, akıl ve kalp süzgecinden geçirerek
    içselleştirmek ve zihinsel özümseme ile Kitap’ın özünü
    benliğe katma eylemidir. Tıpkı bir besinin insan vücuduna,
    hücrelere, ardından yaşamın canlılığına katılması
    gibi…
    Allah, var olan her şeyin ötesindeki yüceler yücesidir;
    mutlak ve nihai egemenlik sahibi,
    mutlak ve nihai Gerçek’tir;
    dolayısıyla, Kuran’ın vahyi
    sana bütünüyle ulaştırılmadan önce
    onun hakkında görüş bildirmekte tezlik gösterme;
    fakat daima Ey Rabbim,
    benim ilmimi artır! de.
    Taha 114
    6. Aceleci yaklaşımlardan uzak durarak
    Söz konusu ayetlerde geçen Hz. Peygamber (s.a.v)’e
    hitaben “Kur’an’ı okurken acele etme!” uyarısını, muhatap
    biz olduğumuzda, “Kur’an’ı anlamaya çalışırken
    aceleci yaklaşımlarda bulunma!” şeklinde anlayabiliriz.
    Kur’an’ın tek tek ayetlerinden veya ifadelerinden aceleyle
    sonuçlar çıkarmaya çalışmak kişiyi hatalı yaklaşımlara
    götürebilir.
    Kur’an ayrıntılara takılmaksızın, bütüncül bir bakış ile
    okunması halinde daha doğru anlaşılabilir. Kur’an’ın bütününü
    içine alan kapsamlı bir öz vardır. O özü kavramadan
    ayrıntılara takılmak, ayrıntıların anlamsızca büyümesine
    ve asıl gerçeği göremememize yol açabilir.
    Güneşin doğmasından ve batmasından önce
    Rabbinin sınırsız kudret ve
    yüceliğini övgüyle an;
    ve gecenin bazı saatlerinde ve gündüzün belli vakitlerinde
    yine Rabbinin kudret ve
    yüceliğini an ki
    hoşnutluğa, esenliğe erişesin.”
    Taha 130
    7. Devamlılık içinde
    Hayat ve onun getirdikleri, ihtiyaçlar, hak ve ödevler,
    acılar ve sevinçler ve bütün bunların sürekliliği, hayat kitabı
    olan Kur’an’ın mümkün olduğunca devamlılık gözetilerek
    okunmasını gerekli kılar. İnsan, yaşamın hızından
    veya sıradanlığından dolayı öğütleri unutabilir. Hatta bu
    unutkanlık onu duyarsızlaştırıp doğrulardan uzaklaştırabilir.
    İşte bu noktada bir hatırlatıcıya ihtiyaç vardır.
    Kur’an, başka hatırlatıcının varlığına ihtiyaç duyurmayan
    bir zikir (öğüt) kitabıdır.
    Sen,
    üstün bir hayat tarzına sahipsin;
    Kalem 4
    Siz kendinizi unutarak
    diğer insanlara erdemli olmayı mı öğütlüyorsunuz.
    Hem de İlahi Kelam’ı okuyup durduğunuz halde?
    Siz hiç aklınızı kullanmaz mısınız?
    Bakara 44
    8. Hayata yansıtmaya çalışarak
    Kur’an “yap” ya da “yapma”ları ile hayatı şekillendiren
    bir kitaptır. Gönüllü olarak Allah’ın hayatlarına karışmasını
    isteyenler için bir hayat programıdır. Kitap’ı ilk
    olarak kendine hayat programı kabul eden Hz. Resul’ün
    nasıl yaşadığı sorulduğunda Hz. Ayşe’nin verdiği cevap,
    “Siz Kur’an okumuyor musunuz? O’nun ahlakı Kur’an’dı”
    (Müslim) olmuştur. Hz. Peygamber (s.a.v.)’in arkadaşları
    da öğrendiklerini en kısa sürede hayata dönüştürür ve
    böylece öğrenmeye devam ederlerdi.
    Düşün zamanın akıp gidişini!
    Gerçek şu ki, insan ziyandadır;
    Meğer ki,
    iman edip doğru ve yararlı işler yapanlardan olsun
    ve birbirine hakkı tavsiye edenlerden,
    birbirine sabrı tavsiye edenlerden…
    Asr
    Belki içinizden iyi ve yararlı olana davet eden,
    doğru olanı emreden,
    eğri ve yanlıştan alıkoyan bir topluluk çıkar:
    Nihai kurtuluşa erişecek kimseler,
    işte bunlar olacaktır.
    Ali İmran 104
    9- Paylaşarak
    Hayat tarzı edinmiş olduğu Kitap’ın kendi hayatı üzerindeki
    olumlu etkilerini gören kişinin bu güzelliği yaygınlaştırmak
    istemesi, insanların hayatlarına müdahale etmek
    şeklinde değil, salt bir paylaşma arzusuyla olmalıdır.
    De ki:
    Hiç bilenler ile bilmeyenler bir olur mu?
    Yalnızca akıl iz’an sahipleri
    bunun farkındadır!
    Zümer 9
    10. Bilgilenerek
    Her ilim dalının kendine ait bir terminolojisi, daha iyi
    anlaşılmasını sağlayacak anahtar kelimeleri, şifresi sayılabilecek
    terimleri vardır. Kitap’ın indiği çağın koşulları, surelerin
    iniş nedenleri gibi Kitap’ın daha iyi anlaşılmasını
    sağlayacak konularda bilgilenmek, kişiye anlam kapılarını
    daha fazla aralayacaktır.
    Ey Peygamber! Rabbin, senin ve beraberindekilerin gecenin
    üçte ikisini, yahut yarısını, yahut üçte birini namaz için
    uyanık geçirdiğini bilir.
    Gecenin ve gündüzün ölçüsünü koyan Allah,
    sizin onu küçümsemeyeceğinizi bilir ve bu sebeple
    O rahmetiyle size yaklaşır.
    O halde Kur’an’ın kolayca okuyabileceğiniz kadarını
    okuyun.
    Allah, zaman zaman içinizde hastalar,
    Allah’ın lütfunu aramak için yola koyulanlar ve
    Allah yolunda savaşa çıkanlar olacağını bilir.
    Öyleyse ondan yalnızca kolayca okuyabileceğiniz kadarını
    okuyun, namazınızda devamlı ve dikkatli olun ve karşılıksız
    harcamada bulunun ve
    böylece Allah’a güzel bir borç verin çünkü kendi adınıza
    güzel ne iş yaparsanız
    karşılığını aynen Allah katında görürsünüz;
    evet, daha iyi ve daha zengin bir ödül olarak.
    Ve daima Allah’ın bağışlayıcılığını arayın.
    Kuşkusuz Allah çok bağışlayıcıdır, rahmet kaynağıdır.
    Müzemmil 20
    11- Kendi şartlarına uygun okuma yöntemi geliştirerek
    Her insanın farklı okuma şekilleri, kendine özgü olarak
    geliştirdiği okuma yöntemleri vardır. Önemli olan kişinin
    okuma eylemini ciddiye almasıdır.
    İnsanların hayat şartlarının farklılığı, Kitap’ı okumaya
    ayıracağı zamanları da farklı kılar. İnsan Kur’an’ı kendi
    okuyabildiği kadarıyla ve uygun olan zamanlarında okumayı
    prensip haline getirebilir.
    Bakın, Bize düşen doğru yolu göstermektir;
    ve hem öteki dünya,
    hem de hayatınızın bu ilk bölümü üzerindeki hakimiyet
    Bize aittir
    Leyl 12-13

    KUR’AN-I KERİM’İ NASIL ANLAMALIYIZ?
    Bir hayat önerisidir
    İnsan bir dünya görüşüne sahip olmak istediğinde hayat
    onu birçok seçenekle karşılar. Bilgi kaynağı ilahi olan
    Kitap, doğru bir dünya görüşü ve iyi bir hayat tarzı sunmak
    için insanı ilk sırada beklemektedir.
    İnsan doğruyu eğriden ayırt etmek için bir yol göstericiye
    ihtiyaç duyar. Allah insanın aklının ve yüreğinin
    elinden tutarak ona yol göstermiştir. Bu ilahi metin bütün
    cümleleriyle merhametin, sevgi ve şefkatinin yansımasıdır.
    Nasıl bir yol izlerse onun için iyi olacağı konusunda
    kararsız bir bekleyişe düşen insana, el değmemiş bir gök
    müjdesidir.
    O, her hangi bir kitap değildir. İnsana yaraşan bir dünya
    görüşü sunan ve Elçisinin örnekliğiyle, farklı yerlerde
    ve farklı zamanlarda yaşayan bütün insanlara yol gösteren
    bir kitaptır.
    O, canlı söylemleri olan bir kitaptır. Satırlarında yürüyen
    insanın göğsüne, kendi ilahi soluğundan verir.
    Gökyüzünün henüz alınmamış nefesler dolusu maviyi
    barındırması gibi, bu Kitap da anlaşıldığı her zaman hayatı
    kuşatacak çözüm önerilerini barındırır. Hem hayatın
    bütününü kuşatan kurallarıyla hayatı ibadete dönüştürür,
    hem de özel ibadetler içinde okunarak ibadetleri hayat kılar.
    Hayatı olduğu gibi kabullenen fakat onun sıradanlığını
    ibadet neşesiyle yükselten bir kitaptır Kur’an.
    Gerçek şu ki,
    Biz Ademoğullarını üstün ve onurlu kıldık;
    karada ve denizde onların ulaşımını sağladık;
    temiz besinlerle onları rızıklandırdık ve
    onları yarattıklarımızın pek çoğundan üstün tuttuk.
    İsra 70
    Sizleri yeryüzüne varis kılan O’dur.
    Fatır 39
    Üstün değeri insandır
    Kur’an-ı Kerim odak noktası insan olan ve insanı muhatap
    alan bir Kitap’tır. Kur’an bir sorumluluk bilinci kitabıdır
    ve insan da sorumluluk alabilecek düzeyde yani;
    özgür bir irade ile yaratılmış en değerli tek varlıktır. Allah,
    insana özgür iradesi ile en doğru seçimi yapabilmesi için
    bu Kitap’ı göndererek, kendinden en üste: mayasındaki
    ilahi zirveye çıkabilmesi için yol göstermek istemiştir. Sorumluluk
    duygusunu derinleştiren insan, Rabbinin yardımıyla
    bilincini de yükseltecek ve böylece varlık amacını
    tamamlamış olarak yeniden O’na dönecektir.
    Bütün bunlarda hedeflenen şey; şimdisinde ve sonsuz
    geleceğinde insanı mutlu olarak görmektir. Çünkü Yüce
    Yaratıcının’nın mürüvveti; insanın mutluluğudur.
    Kitap; söz konusu kapsamlı mutluluğun gerçekleşebilmesi
    için, ilk adım olarak insanın can, mal, soy(nesil),
    akıl ve din(yaşam) güvenliği ve sağlığını koruyan kuralları
    düzenler. Yanı sıra insanın kendisiyle, Tanrısı’yla, toplumla
    ve bütünüyle evrenle olan ilişkilerini konu edinir. Hem
    insan doğasına hem de doğasında var olan en yüksek
    olgunluğa uygun, içi şefkat yüklü bir dizi kuralı insanın
    seçimine sunarak, onun Hak’la ve halkla ilişkilerinde tutarlı
    en iyi evren temsilcisi olarak yaşamını sürdürmesini
    sağlar.
    Bu İlahi Kelam,
    bütün alemler için
    ancak bir öğüt ve uyarıdır.
    Sad 87
    Mesajı evrenseldir
    İlahi Hakikat’in ilk yerel tecrübesi her ne kadar
    Arabistan’ın Hicaz bölgesinde yaşandı ise de, getirdiği
    mesaj tüm insanlığı kapsadığından evrenseldir.
    İlahi Hakikat, doğal olarak ilk seslendiği çağ ve bölgenin
    dili, anlayışı ve kültürüne hitap ederek ortaya çıkmıştır.
    Hakikat hepimizindir ve dünyanın neresinde ve hangi
    çağda olursa olsun hiçbir insanın yabancısı değildir. Bizler
    zaman ve mekân farklılıklarını aşmak için kavrama çabası
    gösterdikçe, hakikatin evrenselliğini keşfederiz. Yapılması
    gereken, mesajın bütün evrene, hemen her insana ait olabilecek
    ferahlıktaki özünü, yerel yapısından sıyırıp almaya
    ve kendi evreninde hangi anlama karşılık geldiğini bulmaya
    çalışmaktır.
    Bunun için zihinde gerçekleştirilecek ilk pratik, tarihsel
    bir empatidir. Bu tarihsel empatiyi, ayetlerin indiği
    ortam ve şartlar hakkında bilgiler edinmekle başlatabiliriz.
    Sonra kendi ortam ve şartlarımızda ayetlerin bize ne
    demek istediği üzerinde düşünebiliriz. Bu süreçte Kitap’ımızın
    kendi hayatımıza inişine tanık olabilir ve bu inişte
    doğal olarak kendi olaylarımızın kahramanları oluruz.
    Böylece Kitap bize her okuyuşumuzda farklı şeyler söyleyerek
    defalarca inmeye devam eder.
    Kitap, belli bir dönemin ve o dönemin özel şartlarının
    dışına çıkan, çağlar üstü ilkeleri olan bir kitaptır. Her dönemin
    taşıdığı şartlara göre, özünden etkilenmiş yeni bir
    örf ve yeni gelenekler armağan eder insanlığa. Böylelikle
    geleceği oluşturmada öncülük yapar.
    De ki: Bütün insanlar ve görünmeyen varlıklar
    bu Kuran’ın bir benzerini ortaya koymak için
    bir araya gelselerdi ve birbirlerine bu konuda
    destek olmak için ellerinden gelen her şeyi yapsalardı,
    yine de onun benzerini ortaya koyamazlardı!
    Çünkü, gerçekten de Biz
    bu Kur’an’da her konuyu insanlığın yararı için
    değişik açılardan örneklerle açıklamış bulunuyoruz!
    Hal böyleyken, yine de insanların çoğu
    inkarcı bir tavırdan başkasını benimsemekten
    inatla kaçınmaktadır.
    İsra 88-89
    Bilinen kitapların dışında kendine özgü bir kitaptır
    Kur’an-ı Kerim’in konu dizimine bakıldığında diğer
    eserlerde gözetilen sistemli konu dizimine rastlanmaz.
    Konular sıra dışı ve kendine özgü bir dizilişle aniden insanın
    karşısına çıkarlar. Tıpkı hayat gibi… Hayat bünyesinde
    genel olarak düzenli bir akışı barındırıyor olsa da, ani
    olaylarla insanın karşısına çıkar. İnsan kendisini ona hazır
    hissetmese de, o insanın karşısına çıkmaya hazırdır. Tıpkı
    Kitap’ın birbirinden farklı konularının aniden karşımıza
    çıkması gibi…
    Konular hayatın konularıdır ve kitabın başından sonuna
    kadar dağılmış bir halde ele alınmıştır. Doğumdan
    ölüme uzanan çeşitlilikler gibi, aynı anda birden çok
    konunun işlendiği görülür. Kitap’ta her an her konunun
    işleniyor olması hayatta da her an her şeyin olabileceği
    gerçeğini andırır.
    Bu mesaj bütün insanlık için bir öğüt ve
    hatırlatmadan başka bir şey değildir.
    Doğru yolda yürümek isteyen her biriniz için.
    Tekvir 27-28
    Herkese hitap eden bir kitaptır
    Kur’an-ı Kerim farklı kavrayış seviyelerindeki insanlara
    kapasiteleri oranında hitap eden, her seviyede kavranabilen
    bir kitaptır. Anlamlarıyla her insanı göğe yükselten
    bir miraç gibidir. İnsana bir gök yolculuğu yaşatır ve asla
    ilk basamağa geri teslim etmez. Hep daha üstün kavrayışlara,
    anlamlara çıkarır insanı…
    Belli bir kesime değil, bütün insanlığa seslenen bir kitaptır.
    Sadece din adamlarına veya belli bir cinse ve belli
    bir ırka seslenmez. Aklı olan ve doğruyu bulmak isteyen
    herkesi muhatap alır. Herkese, her kesime hitap eder.
    Geçmişte vahyedilenlerden
    bugüne ulaşan doğru haberleri tasdik eden
    bu İlahi Kelam’ı sana safha safha indiren O’dur.
    Tevrat’ı ve İncil’i de O indirmişti.
    Ali İmran 3
    Nasıl ortaya çıktığı belirsiz bir kitap değildir
    Kur’an, insanlığın yaratılışından bu yana sayfa sayfa
    gönderilen bütün ilahi gerçeklerin son ve mükemmel
    halidir. Tevrat’ı, Zebur’u, İncil’i gönderen Allah katından
    gelme, geçmiş vahiy kitaplarındaki doğruları yeniden dirilten
    ve onları yanlışlarından ayırarak İlahi Hakikat’i bildiren
    bir Kitap’tır.
    İçerik olarak da türedi değildir. Çok önceden beri var
    olan, köklü ve tek değişmez gerçeği, “Tek Allah İnancı”nı
    ilan eder.
    Bugün dininizi sizin için kemale erdirdim,
    nimetlerimin tamamını size bahşettim ve
    Bana teslimiyeti sizin dininiz olarak belirledim.
    Maide 3
    Son kitaptır
    İlk gerçeklerden bu yana bütün gerçekleri içinde saklayarak
    koruyan bir kitaptır. Ondan başka, ondan daha
    tamama ermiş bir kitap daha inmeyecektir.
    Onun son kitap olması, bir başka kitabın inmeyeceği
    anlamına gelir. Fakat bu durum, onun içinden her çağa
    hitap edebilecek yeni hayat önerileri çıkacağı gerçeği ile
    çelişmez.
    KUR’ANDA KUR’AN
    Söz’ün sahibi Allah’tır.
    Bu İlahi Kelam’ın indirilişi
    güç ve hikmet sahibi olan Allah’tandır.
    Zümer 1
    En doğru habere inanmalı.
    Hakikati ortaya koyan Allah’ın
    bu mesajlarını sana aktarıyoruz.
    Eğer Allah’ın bu ibret dolu mesajlarına değilse
    başka hangi habere inanacaklar?
    Casiye 6
    Aydınlık yol aydınlığa çıkarır.
    Bu, Rablerinin izniyle
    bütün insanlığı kopkoyu karanlıklardan aydınlığa,
    O yüceler yücesinin,
    O her övgüye layık olanın yoluna çıkarasın diye
    sana indirdiğimiz bir vahiy, bir ilahi kelamdır.
    İbrahim 1
    İnsan karşı duruşa geçiyorsa kime karşı durduğuna bakmalı.
    İşte böyle; hakikati ortaya koymak için
    İlahi Kelamı indiren Allah olduğuna göre,
    ona karşı kendi görüşlerini dayatanlar
    derin bir açmazdadırlar.
    Bakara 176
    Bir şey en iyi kendi anadilinde anlaşılır.
    Böylece ey Peygamber
    Biz bu İlahi Kelam’ı
    senin kendi dilinde kolay anlaşılır kıldık ki,
    insanlar düşünüp ondan ders alabilsinler.
    Duhan 58
    Doğru yol bilgisi en büyük nimettir.
    Allah’ın bu mesajlarını önemsemezlik yapmayın;
    Allah’ın size lütfettiği nimetleri ve
    size öğüt için indirdiği vahyi ve hikmeti hatırlayın;
    Allah’a karşı sorumluluğunuzun bilincinde olun,
    ve bilin ki Allah her şeyin aslını bilir.
    Bakara 231
    Ancak hayatta olan uyarılabilir.
    Diri olanları uyarabilsin ve
    Allah’ın sözü hakikati inkara şartlanmış olanlara karşı
    tanıklık yapabilsin diye.
    Yasin 70
    Düşün ki bilesin.
    Ey Muhammed!
    Sana indirdiğimiz bu kutsal ilahi kelamda
    her şeyi açıkladık ki insanlar onun mesajı üzerinde
    iyice düşünsünler ve
    akıl iz’an sahipleri ondan ders alsınlar.
    Sad 29
    Dayanağın gerçek bilgi olsun.
    Çünkü Biz, gerçekten de onlara,
    inanacak bir toplum için bir doğru yol,
    içinde bilgiye dayalı ayrıntılı açıklamalarda bulunduğumuz
    bir kitap ulaştırdık.
    Araf 52
    Kabul gönülden olmalı.
    Çünkü o inanmak isteyenler için
    gerçek bir yol gösterici ve bir rahmettir.
    Neml 77
    Sana değer katacak mesajlara kulak ver.
    İşte sana da ey Muhammed,
    kendi buyruğumuz altında hayat veren
    bir mesaj vahyettik.
    Bu mesaj sana gelmeden önce sen
    vahiy nedir,
    iman nedir bilmezdin ama şimdi
    bu mesajı bir ışık yaptık ki
    onunla kullarımızdan
    dilediğimizi doğru yola ulaştıralım;
    şüphesiz sen de insanları
    onunla doğru yola ulaştıracaksın.
    Şura 52
    Yaşanmışlıklardan ders al.
    Gerçek şu ki,
    bu insanların kıssalarında
    kendilerine kavrayış yeteneği verilmiş kimseler için
    mutlaka çıkarılacak bir ders vardır.
    Vahye gelince,
    o hiçbir şekilde insan tarafından
    uydurulmuş bir söz olamaz:
    tersine, o,
    kendisinden önceki vahiylerden
    doğru ve gerçek adına ne kalmışsa
    doğrulayan ve inanmak isteyen insanlara
    her şeyi açık seçik bir biçimde dile getiren,
    hidayet ve rahmet bahşeden ilahi bir metindir.
    Yusuf 111
    Aklına da kalbine de hitap edene kulak ver.
    İşte bu vahiy,
    insanlık için bir kavrayış aracıdır;
    tereddütsüz bir inanca ve emniyete ulaşanlar için de
    bir rahmet ve hidayettir.
    Casiye 20
    Bilgi, çıktığı kaynağa göre değer kazanır.
    Geçmişte vahyedilenlerden bugüne ulaşan
    doğru haberleri tasdik eden bu ilahi kelamı
    sana safha safha indiren O’dur.
    Tevrat’ı ve İncil’i de O indirmişti.
    Al-i imran 3
    Ön yargıyla doğruya varılmaz.
    Eğer bu ilahi kelamın
    Arapça dışında bir dilde
    indirilmiş bir hitabe olmasını dileseydik,
    onlar, şimdi onu reddedenler,
    bu defa,
    Neden onun mesajları anlaşılır bir şekilde
    ifade edilmemiş?
    Hayret!
    Arapça dışında bir dilde indirilmiş bir mesaj
    bu ve tebliğ eden de bir Arap elçi? Diyeceklerdi.
    De ki: Bu ilahi kelam,
    iman edenler için bir rehber ve bir şifa kaynağıdır;
    ona inanmayanlara gelince,
    onların kulaklarında bir sağırlık var ve
    bundan dolayı Kuran onlara kapalı,
    anlaşılmaz gelir.
    Onlar çok uzaklardan seslenilen insanlar gibiler.
    Fussilet 44
    Geçici istekler kalıcı doğrulara götürmez.
    Biz bu ilahi kelamı işte böyle Arap dilinde,
    bir hüküm ve hikmet kaynağı olarak indirdik.
    Ve gerçek şu ki,
    eğer sana vahyi bilgi geldikten sonra
    kalkıp insanların gelgeç isteklerine uyarsan,
    bil ki Allah’a karşı ne bir koruyucu
    ne de bir yardımcı bulabilirsin!
    Rad 37
    Allah’ın doğrusu doğrun olsun.
    Sen onlara de ki: Hakikati apaçık ortaya koyan
    bu İlahi Kelam’ı size indiren O iken,
    neyin doğru neyin yanlış olduğu konusundaki
    hüküm için Ondan başkasını mı arayacağım?
    Ve kendilerine daha önce vahiy bahşettiklerimiz bilirler
    ki bu vahiy de
    Rabbin tarafından safha safha indirilmiştir.
    Öyleyse şüphe edenlerden olmayın.
    Enam 114
    Kendin için bir tercih belirlemelisin.
    Biz, insanlığın kurtuluşu için
    hakikati ortaya koyan bu İlahi Kelam’ı indirdik sana. Kim
    buna sarılarak doğru yola ulaşmayı seçerse
    bu kendi lehinedir ve
    kim de yoldan saparsa yine kendi aleyhine sapmış olur.
    Sen onların seçimlerini belirleme gücüne sahip değilsin.
    Zümer 41
    İlgi bilginin beşte dördüdür.
    Bu nedenle Biz
    bu Kuran’ı akılda kolay tutulur kıldık.
    Öyleyse, yok mudur ondan ders almak isteyen?
    Kamer 22
    Reddetmek için bile okumalı.
    Gerçek şu ki,
    bu Kuran’da Biz gerçeği pek çok yönden
    açık açık ortaya koyduk ki
    onu inkar edenler iyice içlerine sindirebilsinler:
    ne var ki, bu sadece onların nefretini artırdı.
    İsra 41
    Doğru, doğru ölçüyle bulunur.
    Bütün insanlığa bir uyarı olsun diye
    kuluna hakkı batıldan ayırıcı bir ölçü indiren
    Allah ne yüce, ne cömerttir!
    Furkan 1
    Varmak istediğin yere göre klavuz seçmeli .
    Ve sen ey Peygamber,
    bir mucize getirmediğin zaman, bazıları:
    Onu Allahtan elde etmeye çalışsan ya! Derler.
    De ki:
    Ben sadece Rabbim tarafından bana vahyolunan her
    neyse, ona uyarım:
    Bu vahiy, inanmak isteyen bir toplum için
    Rabbinizin katından bahşedilmiş bir kavrama yöntemi,
    bir yol gösterici ve bir rahmettir.
    Araf 203
    İnat körlük yapar.
    İşte bunun gibi,
    Biz bu Kuran’da insanların yararlanması için
    çeşitli açılardan türlü türlü dersler ortaya koyduk.
    Bununla birlikte,
    insan her şeyden çok
    tartışmaya düşkündür.
    Kehf 54
    Davet edilen şey kadar davet üslübu da önemli.
    Biz bu Kuran’ı sana vahyettikçe,
    ey Peygamber,
    bundan önce senin de vahyin ne olduğundan
    habersiz kimselerden olduğunu bilerek
    onu sana mümkün olan en iyi,
    en güzel üslupla açıklıyoruz.
    Yusuf 3
    Şahit varsa iş bitmiştir.
    Ve gün gelecek her toplum içinden
    kendi aleyhlerine bir şahit çıkaracağız.
    Ve seni de ey Peygamber,
    mesajının ulaşabileceği kimseler üzerinde şahit kıldık;
    nitekim sana adım adım her şeyi olduğu gibi açıklayan,
    bir doğru yol bilgisi,
    bir rahmet ve Allah’a yürekten boyun eğenlere
    müjde olarak bu İlahi Kelam’ı indirdik.
    Nahl 89
    İnsan en çokta sorumluluktan kaçar.
    Aslında bu bir öğüttür;
    ve dileyen herkes ondan ders alabilir.
    Ama o öteki dünyaya inanmayanlar,
    Allah dilemedikçe ondan ders almazlar
    çünkü O,
    Allah’a karşı sorumluluk bilincinin ve
    mağfiretin kaynağıdır.
    Müddesir 54-56
    Hakikatin albenisi az görünse de hakikattir.
    Bakın, bu Kuran gerçekten şerefli bir Elçi’nin
    vahyedilmiş sözüdür, ve o,
    inanmaya ne kadar az eğilimli olsanız da
    bir şair sözü değildir;
    ve ders almaya ne kadar az hazır olsanız da
    bir kahin sözü de değildir:
    O bütün alemlerin Rabbinden bir vahiydir.
    Hakka 40-43
    İnkar hakikati geçersiz kılmaz.
    Gerçek şu ki
    bu Kuran, Allah’a karşı sorumluluk bilinci duyan
    herkes için bir öğüt ve uyarıdır.
    Ve bakın, içinizde onu yalanlayacakların
    bulunduğunu iyi biliriz.
    Ama bu red,
    şüphesiz, Allah’ın vahyinin doğruluğunu
    inkar edenler için acı bir pişmanlık kaynağı olacaktır,
    çünkü o, mutlak hakikattir!
    Hakka 48-51
    KUR’ANI BÖYLE ANLADILAR
    Mehmet Akif Ersoy
    İbret olmaz bize her gün okuruz ezber de
    Yoksa hiç mana aranmaz mı bu ayetler de
    Lafzı muhkem yalnız anlaşılan kuranın
    Çünkü kaydında değil hiç birimiz mananın
    Ya açar nazmı celilin bakarız yaprağına
    Yahut üfler geçeriz bir ölünün toprağına
    İnmemiştir hele Kuran şunu hakkıyla bilin
    Ne mezarlıkta okunmak ne fal bakmak için.
    Muhammed İkbal
    Kur’an kalplere girince değişir insan,
    İnsan ki o değişirse değişir cihan.
    Bir insan Kur’an-ı tanısın da,
    neşesiz ve ümitsiz olsun? Hiç mümkün mü?
    Kur’an’ın manası senin kalbine nazil olmuyor ise
    ne Razi’nin Tefsirul Kebir’i
    ne de Zamahşeri’nin Keşşaf ’ı
    senin dertlerine çare bulur.
    Mevdudi/Tefhimul Kuran
    Kuran, göklerin, yerin ve insanın yaratılışını anlatırken
    olsun, evrendeki yaratıklara değinirken veya insanlık tarihinden
    olaylar aktarırken olsun, aynı hedefi gözetir.
    Kuran’ın amacı Tabiat bilimlerini, Tarih’i, Felsefe’yi, başka
    bilimleri veya Sanat’ı öğretmek değil, insanı Doğru Yola
    ulaştırmak olduğundan, Kuran bu bilimlerin konularıyla
    ilgilenmez. O’nun ilgilendiği tek şey Gerçeği anlatmak,
    onunla ilgili yanlış anlamaları ortadan kaldırmak, kafalara
    Hakk’ı işlemek insanlara kötü davranışlarının sonucu ile
    uyarmak ve tüm insanlığı Doğru Yol’a davet etmektir.
    Kuran, Hz. Peygamberin sünneti ile birlikte alındığı ölçüde
    eksiksiz bir hayat düsturudur.
    Eğer bir kimse kuran’ın içeriği hakkında şöyle-böyle bir
    fikre sahip olmak istiyorsa, o zaman bir kez okumak yeterlidir.
    Fakat eğer kişi, O’nu derinlemesine anlamak istiyorsa,
    birçok kez ve her seferinde başka bir bakış açısıyla
    okumalıdır. Kuran’ı iyice incelemek isteyen kimseler, her
    şeyden önce, O’nun ortaya koyduğu hayat tarzını anlayabilmek
    tüm Kuran’ı en az iki kez okumalıdır. Böyle bir
    kimseye Kuran’ı okurken O’nun temel ilkelerini ve bu ilkeler
    üzerine kurmak istediği hayat tarzını da kavramaya
    çalışmalıdır. Bu ön çalışma sırasında zihninde bazı sorular
    belirirse bunları not etmeli ve okumaya devam etmelidir.
    Fakat eğer ilk okuyuşta zihninden beliren sorulara cevap
    bulmazsa, sabırla ikinci kez okumalıdır.
    Bir kimse kuran’ın mesajını pratiğe aktarmaksızın O’nun
    ruhunu tam anlamıyla kavrayamaz. Çünkü, Kur’an ne kolayca
    okunacak bir soyut teori ve fikirler kitabıdır, ne de
    ancak üniversite ve manastırlarda incelenebilecek dini bir
    muamma kitabıdır. O, insanları bir harekete davet etmek
    ve bu harekete uyanların etkinliklerini, bu amacı elde edebilmeleri
    için yönlendirmek üzere gönderilmiş bir kitaptır.
    Bu nedenle O’nun gerçek anlamını kavrayabilmek için
    kişi hayatın bağrına atılmalıdır.
    Muhammed Esed/ Kuran Mesajı
    Bu ilk ve son ayetler arasına sığdırılan bu kitap, dünyada
    dini sosyal ve politik tarihini, bilebildiğimiz başka
    herhangi bir olaydan çok daha köklü bir şekilde etkilemiştir.
    Diğer kutsal metinlerin hiçbiri, mesajı ile ilk
    karşılaşan insanların hayatı ve birbirini izleyen kuşaklar
    yoluyla bütün bir medeniyetin akışı üzerinde bu kadar
    derin bir etki meydana getirmiş değildi. Kuran bütün bir
    arap yarımadasını sarstı ve ömürleri savaşmakla geçen
    arap kabilelerinden bir millet oluşturdu. Yirmi-otuz yıllık
    bir süre zarfında kendi dünya görüşünü Arabistan’ın
    sınırları dışına taşıdı ve insanlığın tanıdığı ilk ideolojik
    toplumu oluşturdu. Bilinç ve bilgiye verdiği önem sonucunda
    mensupları arasında entelektüel (ilmi) bir merak
    dalgasının ve bağımsız bir araştırma ruhunun uyanmasını
    sağladı. Bu da sonuçta, İslam dünyasını kültürel gücünün
    zirvesine çıkaran muhteşem bir bilimsel araştırma ve eğitim
    çağının başlamasına yol açtı. Kurandan beslenen kültür,
    çeşitli yollar ve dolaylı etkilerle Ortaçağ Avrupasının
    düşünce yapasını etkileyerek Batı kültüründe, Rönesans
    olarak adlandırdığımız, bir canlılık döneminin başlanmasına
    önayak oldu. Böylece zamanla “bilim çağı” olarak adlandırılan,
    bugün içinde yaşadığımız çağın doğmasına da
    büyük katkıda bulundu.
    Ali Şeriati/Hacc
    İslam ters dönmüş post elbisesi gibi giyildi.
    Öyle görünüyor ki İslam’da bu ters dönmüşlük, çok bilinçlice
    ve ustalıkla ortaya çıkarılmıştır. Öyle ki İslamın
    en ileri itikadi ve ameli boyutları en geriletici antisosyal
    etkenler haline gelmiştir.
    Bütün bunları bir siyasetle elde ettiler: “Dua kitabı”nı
    kabristandan alıp şehre getirirken Kuran’ı hayat şehrinin
    içinden kabristana götüren ve ölülerin ruhlarına gönderen
    bir siyasetle.
    Bu siyaset, dini ders havzalarında “usul”’ü İslami ilimler
    öğrencilerinin önüne koymuş ve Kuran’ı ellerinden alarak
    öğrencinin odasının rafına koymuştur. Açıktır ki Kuran
    hem Müslüman toplumun hayatını, hem de İslam’ı terk
    etmiştir! Onun yokluğunda her iş yapılabilir; nitekim her
    işi de yapmışlardır.
    Zillete düşmemiz için düşmanın seçtiği yol, izzetimiz için
    seçebileceğimiz en iyi kılavuzdur.
    Tam da düşmanın bizi götürdüğü yoldan tekrar geri dönmek.
    Kuran’ı kabristandan şehre getirmek ve sonra dirilere okumak,
    raflar üzerinden indirmek ve derste açıp okumak.
    Kuran’ı yok edememiş, fakat kapatmışlardır. “Kitab’ı bir
    bereket ve uğur kitabına dönüştürmüşlerdir. O’nu tekrar
    “Kitap” yapalım, okuma kitabı! Nitekim Kur’an “okuma
    kitabı” demektir.
    Seyyid Kutub
    Kur’an’ın Gölgesinde yaşamak bir nimettir; sadece onu tadanın
    farkına varacağı bir nimet; insan hayatını yücelten,
    onurlandıran, arındıran bir nimet… Kendisi de Allah’ın
    bir eseri olan insanoğlu, fıtrat binasının kilitli hücrelerini
    ancak Allah yapısı anahtarlarla açabilir. Varoluşsal hastalık
    ve bunalımlarını sadece Allah Teala’nın takdim ettiği
    ilaçlarla tedavi edebilir.
    Muhammed Kutup/ Kur’anı Nasıl Okuyalım
    Kuran’ı okuyalım. Ama sayısız sayısız sevap kazanıp cennette
    kendimize daha iyi bir köşk edinmeyi amaç sayarak
    değil. Güzel sesli hafızalar tarafından Kuran’ı dinleyelim.
    Ama musiki zevkimizi gidermek için değil. Bahtsız insanlara
    şifa iksiri sunmak için okuyalım. Yanık bağrımıza
    bir anlık nefes olması için okuyalım. Ne buyurduğundan
    habersiz, sadece okumak için okumak yerine; öğrenmek,
    yaşamak ve yaşatmak için, bütün varlığımızla emirlerine
    katılarak, kendimizi ona adayarak okuyalım. Gözyaşı dökerek,
    için için ağlayarak kendimizden geçmek için değil,
    nefsimizi ve içinde yaşadığımız toplumu uyarmak, coşturmak
    ve Davud peygamber gibi dağları çınlatmak için
    okuyalım. Biz Kur’an okuduğumuz zaman yer yerinden
    oynasın, tüm insanlık sesimize kulak versin…
    Kur’an okumalıyız. Evet, hem de sürekli okumalıyız. Ama
    okuduğumuz Kur’an; insanları kendi içlerine gömülmek
    yerine cemiyet meydanına sürüklesin… Bizi, bizimle birlikte
    Kur’an okuyanları: hayata, azme, çalışmaya, gayrete,
    dinamizme, atılganlığa, ibda imkânlarına, âlemlerin keşfine
    götürsün. Uyutmasın, uyandırsın! Oturma sın, koştursun!
    Sömürmeye ve sömürtmeye değil, insanca yaşamaya
    götürsün. Mala kul etmesin, ama malın hâkimi kılsın.
    Mal ve mülkü bir kenara itmeye değil onu Allah yolunda
    kullanmaya sevk etsin. Mücadele azmi versin! Direnmeyi,
    yapılmazları yaptırmayı, aşılmazları aşmayı sağlayacak
    çareleri getirsin!
    Kur’an okumanın, Kur’an dinlemenin, Kur’an’dan etkilenmenin
    ve huşu ile kendini o’na vermenin yegane amacı
    hidayete erişmektir…Allah’ın kitabında indirdiği hayat
    yolunu benimseyip O’na uymaktır… bir başka ifadeyle,
    dinlenen ve okunan kitabın bir hayat görüşü haline dönüşmesidir…
    Aliya İzzetbegoviç
    İnsanlara hayat bahşetmek, ölü ruhları diriltmek maksadıyla
    indirilmiş bulunan Kur’anı Kerim, ne yazık ki bu
    gün insanlar kolay can versinler diye başlarında okunmaktadır.
    Kur’an, edebiyat değil hayattır. Dolayısıyla ona bir düşünce
    tarzı değil, bir hayat tarzı olarak bakmaya başlanır
    başlanmaz güçlük ortadan kalkar. Kur’an’ın yegane hakiki
    tefsiri hayat olabilir ve bildiğimiz gibi Hz.Muhammed
    (a.s)’ in hayatı tam buydu….
    Periyodik ve devamlı olarak Kur’an okunmasının zaruridir.
    Bu, Kur’an ışığının aydınlığını keşfetmemiz için en
    güvenilir yoldur diye düşünüyorum. Çünkü Kur’an’ı her
    bir okuyuşumuz bize O’ndan yeni şeyler anlamamıza yardımcı
    olacaktır. Kur’an’ı Kerim hiçbir değişikliğe uğramadan
    kalmıştır. Ancak değişen bir şey var, biz değiştik. Bizi
    kuşatan durumlar ve üzerinde yaşadığımız dünya değişti.
    İşte bu olağanüstü değişiklikler bizim yeni derinliklere
    dalmamıza neden oldu. Bu da daha önce okuduğumuz
    Kur’an-ı Kerim’den tamamen gafil kalmamıza yol açtı. Ve
    ansızın kalplerimizin derinliklerinde ayetlerin yankılarını
    işittiğimizde Kur’an’ın Önceki öz anlamından tamamen
    gafil olduğumuzu fark ettik.
    Hz. Ali (r.a.)
    Tefekkürsüz Kur’an okumada hayır yoktur.
    Hz. Ömer (r.a.)
    Yüce ALLAH, Kur’ân’a uyan milletleri yükseltir.
    Uymayanları alçaltır.
    İbni Kayyim el-Cevziyye
    Kuran kendisiyle amel edilsin diye indirilmiştir.
    Fakat insanlar, onu okumayı amel edindiler.

    “OKU”DER KUR’AN OKUMALARI VE ARAŞTIRMALARI DERNEĞİ
    Cerrahpaşa Cad. No. 57/8 Fatih – İstanbul Tel: 0212 530 20 70
    okuder@okuder.comhttp://www.okuder.com

    okumak anlamak
    anlamak öğrenme ve değişmektir

    “ Düşüncede geliştirilip hayata uyarlanamayan hiçbir teori ciddiye alınmamalı, mutlak surette karşılığı aranmalıdır.

    • Kültigin dedi ki:

      “Kutsal kitabımız Kur’an-ı Kerim’in, Arapça orijinalinden
      başka bir dil ve anlayışa çevirisine meal denilir.
      Kabul etmeliyiz ki, herhangi bir edebi metnin bile
      çevirisinin tam anlamıyla yapılması mümkün değildir. O
      halde bir kutsal kitabın çevirisinin de mükemmel anlamda
      yapılabildiği düşünülemez. İşte bu hassasiyet nedeniyle,
      Kur’an çevirisi yerine “Kur’an Meali” tabiri daha uygun
      bulunmuştur. Meal bir anlamda, “Bu ilahi cümleden çıkarabildiğimiz
      en uygun anlam şu an için budur. Bu anlam,
      söz konusu cümlenin taşıdığı tek anlam değildir. Ancak
      geldiğimiz noktada, bu ayetten anlaşılan anlamdır” demektir.
      Unutmamalıyız ki, bir mealde yapılmaya çalışılan
      şey anlam çevirisidir ve ortaya konulan, Kitap’ın kendisi
      değil, mesajının dilimizdeki karşılığına çevrilmiş halidir.
      Daha kısa bir ifadeyle, Kur’an’ın sadece kendisi Kur’an’dır,
      mealler ise Kur’an değildir. Meal bir çevirmenin bilimsel
      donanımına ve anlayış seviyesine dayanarak Kur’an’dan
      anladığıdır.
      Meallerde ortaya konulan anlamlar nihai manada kesinlik
      taşımaz, ancak doğru olma özelliğini korur. Hakikatin
      tam olarak kendisi değil, onun yakınında bir anlamdır.
      Hakikate aykırı olması ise hiçbir şekilde düşünülemez.
      Meallerdeki bütün bu nüansların yanı sıra Kur’an’ı
      anlamak için onun çevirilerinden ve tefsirlerden başka
      başvuracağımız bir kaynak da yoktur. Orijinal dili olan
      Arapçayı öğrenmiş olsak bile, başka bir tarihin torunu,
      başka bir kültürün çocuğu, başka bir coğrafyanın insanı
      olmamız nedeniyle Kur’an’ı anlamakta zorlanmamız son
      derece doğaldır.
      Her bir çeviri gerçeğe yaklaşmaya, ona dokunmaya
      çalışan bir arayış ifadesidir. Bütün bu uğraşlar, çeviriler,
      mealler, tefsirler “İlahi Hakikat”in etrafında onu anlamak
      isteyen insan aklının tavafıdır, içtenlik terinin aktığı zihinsel
      döngülerdir. Her bir tavafın sonunda farklı bir anlam
      bulgusuyla İlahi Kitap’ı anlayışımız daha da zenginleşir.
      Hayata birçok farklı açıdan bakma olgunluğu kazanırız.
      Hatta biz de bir ayetin, bir ilahi cümlenin başka hangi anlama
      gelebileceği konusunda kendi gücümüz yettiğince
      akıl yürütürüz. İlahi anlama kendimizden parçaları katarak
      bu döngüyü daha evrensel kılarız.
      Öte yandan asıl dili Arapça olan kutsal kitabımızı herhangi
      bir Arap insanı da anlamayabilir. Ana dili Arapça olsun
      ya da olmasın, her birimiz Allah’ın bizim için gönderdiği
      bu kitabın içindeki anlamlara ulaşmak için elimizden
      gelen gayreti göstermeliyiz.
      Çevirilerin ardında bulunmak için bekleyen asıl şey;
      Allah’ın gerçekte bize neyi söylediğidir. Her cümlede, her
      surede ve bütünüyle Kur’an’da aranacak olan budur. Hepimiz
      onu ararız. Dolayısıyla okurken “Allah gerçekte bu
      cümlesiyle neyi kastediyor?” sorusunu düşünerek okursak
      ve bütüncül bir gözle O’nun hayata ve varlığa bakış
      açısını görmeye, anlamaya çalışırsak daha iyi sonuçlara
      ulaşabiliriz.”

      Eee arkadaş bir Arap bile kendi dilinde olan kitabı anlayamıyorsa biz ve diğer milletler ne yapacak?Allah öyle bir kitap göndermiş(!) ki anadilin arapça olsa bile anlamaya yetmiyor.Sanki kitab anlamayalım diye gönderilmiş..Böyle bir din olabilir mi? Sorgulayın..

  59. Sema dedi ki:

    Kur’an’ daki hatalar?!!!! Neye göre?
    Mantık mı? Mantık sadece insan beyninin ürettiği gerçekliği çoğu zaman sorgulanabilen cevaplar silsilesi değil mi? Görmediğim şey yoktur gibi…
    Sonuçta yüzyıllar önce insanlara sorsanız cisimlerin hatta insanların uçabilmesi mantıksızdı. Oysa şimdi uçak, helikopter, jet… bir sürü uçmayı sağlayan araç var.
    Yine dünya tepsi gibi düzdür diyen de o insan mantığı değil miydi? Ne de olsa görebildiği o kadardı.
    Mantık sadece şahsın olayı anlayabildiği kadarını, görebildiği kadarını ifade eder. Gerisi mantık dışı(?), muamma…
    Kur’ an dan cımbızla seçip ortaya koyduğunuz ayetlere, sözde hatalara gelince;
    Yahudiler Hz. İsa’ ya inanmıyormuş, neden ‘Allah’ın elçisi’ desinlermişşş
    Öncelikle her peygamber kendinden sonra gelecek peygamberden haber vermiştir. Ta ki son peygamber Hz. Muhammed’ e kadar. Buna rağmen toplumlar atalarının dininden ve ellerindeki dini kullanarak elde ettikleri güçten vazgeçmek istemedikleri için gelecek peygamberi yalanlamışlardır. Bu durumu Hz. Muhammed’in hayatında görmek de mümkün. O dönemin rahipleri bir peygamber geleceğini bilmelerine ve zuhur edeceği zamana ve yere dair bilgileri olmasına rağmen Hz. Muhammed ‘i inkar etmekten geri durmamışlardır. Yani bilmek inanmayı garantilemiyor. İnanmak isteyen inanıyor, inanmak istemeyen bunun için bahaneler üretmeye devam ediyor. Tıpkı Şimdi, burada olduğu gibi. Aynen İnanmak için her ince ayrıntıyı bilmeye gerek olmadığı gibi…
    Mekke’ de ki Radikal hristiyanlar??
    Sanki oturup düşünmüşsünüz, “Kur’ an ı Hz. Muhammed bence yazdı , o zaman bu bilgiyi nerden bulmuş olmalı? Buldum, Mekke ‘ deki radikal Hristiyanlardan.” Kendim yazarım kendim oynarım demişsiniz kısaca. Tıpkı Vahyin inişini sözde Sara Hastalığıyla gizleyip, esrar la tedavi etmeye çalışmanız gibi.
    Haramları açıklayan ayette neden anne babaya kötülük etmeyin dememiş de , anne babaya iyilik edin demişşş… Bir de şarap, kumar …. Haram demiş neden esrar haram dememiş.
    Anlatım bozukluğu mu arıyorsunuz Allah aşkına!! Anlaşılan okuduğunuz Türkçe meal. Ne yeterli Arapçanız var çeviriyi kendiniz yapacak ne de açıp tefsir okumuşluğunuz. Gerçekten söylenmek isteneni bırakmış da aslında aynı öğüdü veren cümleyi niye öyle yazmamış da böyle yazmış..
    “Şarap demiş de hayret rakı bira dememiş yoksa onlar haram değil mi??” Bu sorunun gelmemesine de şaşırdım. Orada Sadece şarap yazılmasına rağmen anlatılmak istenenin sarhoş yapacak içeceklerin ve maddelerin yasaklandığını, kumar derken şans oyunlarının tamamını kapsadığını her bir küçük ayrıntıyı vermediği ama genelleme yapıldığı ortada. Bir şeyi yasak olduğunu anlamak için her birini tek tek yazmak mı gerek? Silahla adam öldürmek yasak, bıçakla adam öldürmek yasak , boğarak öldürmek yasak!! Yeterince basit oldu mu? Bu bakış açısıyla her birimizin eline ayrıntılı bir yasaklar listesi verilmeliydi, kafanıza göre mantıksız damgası vurmak için kullandığınız beyninizin ve vicdanınızın yerine. O zaman çizilen sınırlarla yanlışları ve doğruları bulmak yerine sadece listeye bakardınız.
    Domuz eti sağlığa zararlı değilmişmiş.. Neye göre?
    Birkaç yıl öncesine kadar ıspanağı demir deposu diye tanıtan, önceleri sokaktan süt almayın deyip sonradan kutu sütler sağlıksız diyen, kararları kişiye göre jet hızıyla değişen bilim adamlarının mı? Cüzzamı, vebayı ölümcül hastalık sayan bilim mi, ta kiii çareyi bulana kadar.
    Bilimin ve adamlarının kafası karışık ki sürekli kendilerini tekziplemelerinden de bunu anlayabiliyoruz.
    Daha yazdıklarınıza cevaben söylenecek çok şey var ama onlardan önce başka sorular yığılıyor aklıma.
    Neden gerçekten Kur’ an hakkında cevap arayan biri bir sürü ilahiyat mezunu, fıkıh alimi, yazılmış tefsirler bulunmasına rağmen sadece bi blog da yazıp paylaşmayı tercih eder. Gerçekten aradığı cevap değilse neden en başından uğraşıp ilgilenmediği şeylere mantıklı-mantıksız diye etiketler yapıştırır? Sadece inanmak istemiyorum demek çok mu zor?
    Tekrar Kur ‘an-ı Kerim ‘i inceleyip sözde mantıksızlık aramak istersiniz diye küçük bir tavsiyede bulunayım nacizane: Kur’an-ı Kerim giriş, gelişme, sonuç bölümlerinde oluşan bir roman değil. İçinden tek tek ayet seçip anlamlandırmaya çalışamazsınız, yapsanız bile “mantıksız” olur. Çünkü vahiylerin ve ayetlerin iniş sırası karışıktır. Peygamber efendimizin, sahabenin ve ehli beytin başına gelenlere müteakip inen ayetler vardır. (Alak Suresinin ilk beş ayeti, ilk inen ayetler olmalarına rağmen 96. Surede yer alması gibi.). Zamanları ve mekanları dolayısıyla yorumları değişir. Keza bu yorumları yapmak da herkesin harcı değildir. Üstelik Türkçeye çevrilmiş metinden hareketle konuşmak daha fazla saçmalık doğurur. Size tavsiyem tefsir okuyun. Ruh’ul Furkan, Tıbyan tefsiri ilk aklıma gelenler…
    Ve gerçekten cevap aradığınızı varsayarak konuşuyorum. Diyanetin bu gibi sorulara cevap verebilmek için sitesi var.
    https://kurul.diyanet.gov.tr/SoruSor/AnaSayfa.aspx?ReturnUrl=%2f#.VLqRFtKsX6c
    bu bağlantıyı kullanabilirsiniz.
    Dediğim gibi gerçekten cevap arıyorsanız, yazılmış bir çok kaynak, bu konulara hayatını adayıp bilgi edinmiş bir sürü prof. , alim mevcut. Ne de olsa İslam tarihinde Hz.Peygamberi ve Kur an-ı yalanlayan ilk insanlar değilsiniz. Sorularınız zaten sorulmuş. Cevapları yanlış yerde arıyorsunuz.
    Her şeye rağmen arayış içinde olmak da güzel. Ne de olsa “Arayan belasını da bulur Mevla’sını da”. Mevla’ yı bulmanız ümidiyle…
    Allah cümlemize hidayet versin.

    • 1okuyucu dedi ki:

      Sema;

      —“Şarap demiş de hayret rakı bira dememiş yoksa onlar haram değil mi??” Bu sorunun gelmemesine de şaşırdım. Orada Sadece şarap yazılmasına rağmen anlatılmak istenenin sarhoş yapacak içeceklerin ve maddelerin yasaklandığını, kumar derken şans oyunlarının tamamını kapsadığını her bir küçük ayrıntıyı vermediği ama genelleme yapıldığı ortada (senden alıntı)

      — Bir şeyi yasak olduğunu anlamak için her birini tek tek yazmak mı gerek? Silahla adam öldürmek yasak, bıçakla adam öldürmek yasak , boğarak öldürmek yasak!! Yeterince basit oldu mu? Bu bakış açısıyla her birimizin eline ayrıntılı bir yasaklar listesi verilmeliydi, kafanıza göre mantıksız damgası vurmak için kullandığınız beyninizin ve vicdanınızın yerine (senden alıntı)

      yasaklanan şeylerin tek tek sayılması gerekmez, zaten hiçbir geri zekâlı da tek tek sayılması gerektiğini söylemez, eğer yinede tek tük söyleyen geri zekâlılar varsa onları bahane edip Kuranı savunmak işin kolayına kaçma kurnazlığıdır,

      ayrıca tek tek sayılmasını isteyenlerin olduğunu iddia ettiklerinin içerisinde, kölelik düzeninin olduğu toplumlarda kişinin elinin altındakiler listesine kölelerin de dahil olduğunu bildiği halde, Kuranda ayrıca yazmıyor diye, insanları (Müslümanlar dahil) ahmak yerine koyarak, kişinin elinin altındakiler listesinde kölelerin olmadığını iddia etme zevzekliğini gösteren kurnazlar da var mı?

      eğer tek tek sayılması gereken şeyler varsa;
      Kuranın tanrısı, Muhammedin eşlerini neredeyse boşama durumuna getirecek kadar çalkantılara neden olan olayın megâfir mi? bilmem nemi olduğunu açıklasaydı da, İslâm alemini 1400 yıldır, olayın sebebinin ne olduğuna kafa yordurmasaydı, yaşanmış bir olaydan bahsedip, sebebini açıklamamak bir tanrının yapacağı bir şey midir? tanrı muğlâk ifadeler kullanır mı?

      yeryüzüne halife atama kararı alıp, atama kararını halifeyi özel bölmeye alarak yasak meyveyi yemesi şartına bağlamasaydı da, islâm alemini 1400 yıldır tanrının kendini niye? böyle bir şartla bağladığının sebebini aramaya kalkışmasaydı, yasak meyvenin ne olduğuna kafa yormasına sebep olmasaydı,

      bir tanrı aldığı kararı uygulamayı, kendisinin belirlediği bazı şartların gerçekleşip gerçekleşmemesine göre tasarlar mı? demek yer yüzüne atanacak olan halife yasak meyveyi yemeseydi, Kuranın tanrısı yer yüzüne halife atayamayacaktı? bir tanrı zar atar mı?

      kadınlara, isterseniz kendinizi bedelsiz (mehirsiz) olarak Muhammede sunabilirsiniz diyerek, kadınlara niye böyle ahlâksız bir teklif yaptığını tek tek sayabileceğimiz şeylere örnek olarak gösterbilirdin,

      tek eşliliği savunacağı yerde, kadın onurunu ayaklar altına alan çok eşliliğe açık kapı bırakarak, üstelik ipe sapa gelmez bahaneyle, “eğer adaleti sağlayamayacaksanız tek eşle yetinin” gibisinden bir söylemin hiçbir anlamı olmadığından bahsedebilirdin, çünki, hiçbir erkek, erkeklik gururu gereği adaleti sağlamayacağını söylemez,

      bu arada, İslâmiyeti kabul etmiş bir bayan olarak Kurandaki hiç bir ayeti reddetme hakkına sahip olmadığından, insan onurunu ayaklar altına alan kumalık düzenin ide reddetme hakkına sahip değilsin, yani üzerine kuma gelmesini veya başka bir eve kuma olarak girmeyi inancının bir gereği olarak kabul etmek zorundasın,

      zaten bunu benim söylememe gerek yok, İslâmiyeti kabul ettiğinde otomatikman çok eşliliğin gerektirdiği kumalık düzenini de kabul ediyorsun demektir,

      benim unuttuklarımıda sen söyleyiver bir zahmet,

      —Neden gerçekten Kur’ an hakkında cevap arayan biri bir sürü ilahiyat mezunu, fıkıh alimi, yazılmış tefsirler bulunmasına rağmen sadece bi blog da yazıp paylaşmayı tercih eder. (senden alıntı)

      çünki, dinlere inansın veya inanmasın, buradaki herkes, mahalle baskısı (dinci yobazların “katli vaciptir” tehditi ) nedeniyle gerçek alemde açıklayamadığı düşüncelerini burada özgürce açıklar,

      —Gerçekten aradığı cevap değilse neden en başından uğraşıp ilgilenmediği şeylere mantıklı-mantıksız diye etiketler yapıştırır? Sadece inanmak istemiyorum demek çok mu zor? (senden alıntı)

      inanmak istemiyorum diyenin tek bir gerekçesi olabilir, o da ödül vaadini bir aldatma aracı (tanrıyla aldatma) olarak gördüğü içindir,

      eğer kitapların tanrısı, hiç bir ödül vaad etmeseydi, hiç kimse kitapların tanrısına inanmazdı, çünki kitapların tanrısına inananların inanma kriteri vaad edilen ödüldür,

      yani kitaplarının tanrısına inananların inanma nedeni ödüle dayalı bir inanmadır ve böyle bir tanrı inancı ise beraberinde ödül şartını getirir, yani ödül varsa tanrı vardır, ödül yoksa tanrı yoktur?

      örneğin, biri çıkıp “tanrı benimle konuştu, hepimiz öldükten sonra başka bir alemde yaşamaya devam edeceğiz” deseydi ve başkaca bir şey söylemeseydi, herkes “verdiğin bu bilgi için teşekkür ederiz.” der geçerdi,

      ama bu kişi devamında, “gideceğimiz yerde sonsuz nimetler var, “tanrı bizden, bunlara kavuşmak için koyduğu emir ve yasaklarına uymamızı istiyor” uyanları ödüllendirecek, uymayanları cezalandıracak” dediğinde, ahiret inancı olan herkes bu söyleme göre gardını alacak ve ya ödül beklentisiyle inanacak, yada cezalandırılma kokusuyla inanmak zorunda kalacaktır,

      zaten insanların, peygamber gönderdiğini ilk muhataplarına kanıtlayamayan Kitapların tanrısına inanmasının en önemli nedeni, her şeyin ölümle biteceğine inanmak istemeyenlere (ahiret inancı) ödül vaad ederek sunulan yegâne ve tek seçenek olmasıdır, yani ahiret inancı olanların inanmasını sağlayan tek şey, kitapların tanrısının vaad ettiği ödüllerin cazibesidir,

      günün birinde dinlerin çöpe atıldığını varsayalım, bu durumda dinlere inananların hepsi ateist olur, çünki inanma kriterleri olan ödül vaadi ortadan kalkacağı için ortada inanacakları bir tanrı olmayacaktır,

      —Tekrar Kur ‘an-ı Kerim ‘i inceleyip sözde mantıksızlık aramak istersiniz diye küçük bir tavsiyede bulunayım nacizane: Kur’an-ı Kerim giriş, gelişme, sonuç bölümlerinde oluşan bir roman değil. İçinden tek tek ayet seçip anlamlandırmaya çalışamazsınız, yapsanız bile “mantıksız” olur (senden alıntı)

      ne yani, Kuran denilen kitabı buraya kopyalayıp bütününe mi bakacağız, tabiî ki tek tek masaya yatıracağız,

      örneğin aşağıdaki ayet burada aylardır güncelleniyor, belki ilimde derinleşmiş zatı muhteremlerden biri cevap verir diye bekliyor,

      1) Ey iman edenler! Öldürülenler hakkında size kısas farz kılındı. Hüre hür, köleye köle, kadına kadın (öldürülür). Ancak her kimin cezası, kardeşi (öldürülenin velisi) tarafından bir miktar bağışlanırsa artık (taraflar) hakkaniyete uymalı ve (öldüren) ona (gereken diyeti) güzellikle ödemelidir. Bu söylenenler, Rabbinizden bir hafifletme ve rahmettir. Her kim bundan sonra haddi aşarsa muhakkak onun için elem verici bir azap vardır. (bakara-178)

      aşağıdaki metin ise, ayetten hüre hür, köleye köle, kadına kadın ifadelerinin çıkarılmış hali

      2) Ey iman edenler! Öldürülenler hakkında size kısas farz kılındı. Ancak her kimin cezası, kardeşi (öldürülenin velisi) tarafından bir miktar bağışlanırsa artık (taraflar) hakkaniyete uymalı ve (öldüren) ona (gereken diyeti) güzellikle ödemelidir. Bu söylenenler, Rabbinizden bir hafifletme ve rahmettir. Her kim bundan sonra haddi aşarsa muhakkak onun için elem verici bir azap vardır. (bakara-178)

      her iki metni birbirine kıyaslayarak bak bakalım, ne görüyorsun,

      1 mumaralı metinde, Kuranın tanrısı, cinayet suçlarında uygulanacak cezalarda, maktülün hür, köle veya kadın olduğuna bakarak hüküm verilmesini şarta bağlamış???

      yani ayete göre, önce maktülün hür mü? köle mi? (hüre hür, köleye köle) olduğuna bakılacak, hür veya köle olduğu (statüsü) tespit edildikten sonra kadın mı erkek mi? (kadına kadın) olduğuna bakılacak, cinsiyeti belirlendikten sonra, muhataplarından maktülle aynı statü ve cinsiyete sahip olanlardan bir kelle istenecek, (maktülle aynı statü ve cinsiyet kriterlerine sahip olanlardan muhtemelen kurayla belirlenecek biri)

      kısas edilecek kişinin neden maktülün cinsiyet ve statüsüne göre belirlendiğini sorabilirsin,

      şöyle anlatayım, kısas; mağdurun maruz kaldığı fiziksel zararların, (öldürme, yaralama) failden aynen talep edilmesidir, o nedenle kısasta mağdurun mağduriyeti göz önüne alınarak ceza verilir,

      örneğin, biri birinin burnunu kopardığında, mağduriyet sebebi koparılan burundur, o nedenle burnu koparana verilecek ceza burnu koparanın burnunun koparılmasıdır, yani burun koparan biri kulağı koparılarak cezalandırılmaz,

      o nedenle bakara-178’de, mağdurun mağduriyeti belirlenirken ayrıca ilâve olarak mağdurun statü ve cinsiyeti de göz önüne alınır ve kendisiyle ayni kriterleri taşıyan biri kısas uygulamasına konu olur, çünki Kuranın tanrısı normal insanların bile yapmadığı bir şeyi yaparak dünya hukuk literatürüne ??? ayrıca cinsiyet ve statüsüne gere suçlu tarifi? gibi ucube bir terim kazandırmıştır,

      yani bakara-178!e göre, katil maktülle aynı kriterlere sahip olması durumunda kısas katile uygulanır, (4 türlü eşleşme) farklı olması durumunda ise (12 türlü eşleşme) kısas katil tayfasından maktülle aynı kriterleri taşıyan birine uygulanır,

      suçun şahsiliği ilkesi mi? o da ne canım, at çöpe gitsin?

      ayrıca, farz kılınan bir hüküm ayeti, kölelik düzeninin olduğu, cinsiyet ayırımcılığının yapıldığı ataerkil ilkel bir toplum yapısına göre düzenleniyorsa, bunun anlamı Kuranın tanrısının ön gördüğü toplum düzenin, köle ticaretinin serbest olduğu, kadınların aşağılandığı ilkel bir toplum yapısı olduğudur,

      yani Kuranın tanrısının farz kılarak hüküm aldığı ayeti, statü ve cinsiyet ayırımcılığının yapıldığı toplum yapısını esas alarak düzenlemesi, o toplum yapısını meşrulaştırmak anlamına gelir, bu su götürmez bir gerçektir,

      2 numaralı metinde ise, hüre hür, köleye köle, kadına kadın ifadeleri çıkarıldığından, kısas edilecek kişide maktülle aynı kriterlere sahip olma şartı aranmayacağından, kısas doğrudan katile uygulanacaktır,

      suçun şahsiliği ilkesini yerle bir eden bir uygulama söz konusu olmayacağı gibi ayrıca, hür, köle, kadın ifadelerinin yer almadığı bir ayette Kuranın tanrısının statü ve cinsiyet ayırımcılığının yapıldığı bir toplum yapısını ön gördüğü iddiası da havada kalacaktır,

      bu durumda bak bakalım Kuranı ayet ayet incelemekte bir mantıksızlık varmıy mış?

      eğer bu anlattıklarım yeterli gelmediyse sana bunu örneklerle kanıtlayabilirim,

      şimdilik ufak bir ipucu vereyim, hür ve köle olan kişiler aynı zamanda kadın ve erkek olmak üzere 2 farklı cinsiyete sahip olduklarına göre??? Kuranın tanrısı ayrıca niye? kadına kadın deme gereği duymuş?

      değil diyanet, tüm İslâm alemindeki ilimde derinleşmiş zevat bir araya gelseler yinede adına bakara-178 denilen ayetteki ucubeliği yok edemezler, yani ayeti çöpe gitmekten kurtaramazlar.

      istiyorsan kurtarmayı ilk önce sen dene,

  60. bilal dedi ki:

    Sn.1okuyucu,

    ” yani bakara-178!e göre, katil maktülle aynı kriterlere sahip olması durumunda kısas katile uygulanır, (4 türlü eşleşme) farklı olması durumunda ise (12 türlü eşleşme) kısas katil tayfasından maktülle aynı kriterleri taşıyan birine uygulanır, ” sizden alıntı ”

    Bu konu defalarca açıklandığı halde işinize gelmediği için bi türlü anlamak isetmiyorsunuz.
    Bakara-178.ayet genel olmayıp özel bir durum için inmiştir,yani bu ayet cahiliye döneminde bazı kabilelerin cinsiyet ve statülere göre uygulamakta oldukları bir yanlış hüküm üzerine inmiştir,bu nedenle eğer söz konusu ayette cahiliye döneminde uygulanmakta olan bu statü ve cinsiyet ayrımına açıktan değinilmemiş olsaydı,bunun böyle olduğunu nasıl bilecektik? İşte böylece söz konusu kabilelerin cahiliye döneminde uyguladıkları yanlış hükmün cinsiyet ve statülere göre olduğunu da öğrenmiş olduk,yoksa kur’an konuya bu şekilde değinmemiş olsaydı uygulanmakta olan bu yanlış hükmün ne olduğunu da bilemeyecektik !!!

    İşte bundan dolayı söz konusu ayette cahiliye döneminde uygulanmakta olan bu cinsiyet ve statü ayrımına son vererek,” El hürrü bil hürri vs…” ancak maktül hürrün yerine katil hürre, maktül kölenin yerine katil köleye,maktül kadın yerine de katil kadına kısas uygulanabilir ” şeklinde bir hüküm verilmiştir.Eğer ayet bu şekilde olmasaydı,bu yanlış hükmün sebebini ve uygulanma şeklini de bilemzdik.Bu nedenle böyle özel bir durum üzerine inen ayetin de bu şekilde olması gerekirdi.
    Özetle,kur’an söz konusu kriterleri getirmemiştir,bilakis cahiliye döneminde uygulanmakta olan bu yanlış hükümün kriterlerine vurgu yapmak suretiyle böyle yanlış bir hükme hem dikkatimizi çekmiş hem de bu yanlış hükmü ortadan kaldırmaya çalışmıştır ! Ama bu durum işinize gelmediği için bir türlü anlamak da istemiyorsunuz.

    Bu nedenle ” yani bakara-178!e göre, katil maktülle aynı kriterlere sahip olması durumunda kısas katile uygulanır,”şeklindeki iddianız mesnetsiz olup,söz konusu ayeti çarpıtmaktan başka bir şey değildir !

    Evet,Bakara-187.ayet cahiliye döneminde bazı kabileler tarafından cinsiyet ve statü ayrımının yapıldığı yanlış bir hüküm üzerine indiği halde, (yani özel bir durum üzerine,) MAİDE-45.ayette ise, genel kısas hükmü üzerine inmiştir.Bu nedenle burada söz konusu cahiliye dönemindeki bazı kabilelere ait söz konusu kriterlere değil,direk genel kısas hükmünü belirten” CANA CAN ” hükmüne vurgu yapılmıştır.Ama işinize gelmediği için bunun böyle olduğunu anlamak gibi bir niyetiniz de yoktur,bu yüzden sürekli aynı konuyu bulandırıp çarpıtmaya çalışıyorsunuz !

    Ayrıca anlama güçlüğünü çektiğinizden dolayı bu durum size ucube gibi gelebilir,bu nedenle var saydığınız ucube ayetten değil,sizin anlama kapasitenizden kaynaklanıyor !

    Saygılar.

    • 1okuyucu dedi ki:

      Bilâl;

      —Bakara-178.ayet genel olmayıp özel bir durum için inmiştir,yani bu ayet cahiliye döneminde bazı kabilelerin cinsiyet ve statülere göre uygulamakta oldukları bir yanlış hüküm üzerine inmiştir,bu nedenle eğer söz konusu ayette cahiliye döneminde uygulanmakta olan bu statü ve cinsiyet ayrımına açıktan değinilmemiş olsaydı,bunun böyle olduğunu nasıl bilecektik? İşte böylece söz konusu kabilelerin cahiliye döneminde uyguladıkları yanlış hükmün cinsiyet ve statülere göre olduğunu da öğrenmiş olduk,yoksa kur’an konuya bu şekilde değinmemiş olsaydı uygulanmakta olan bu yanlış hükmün ne olduğunu da bilemeyecektik !!! (senden alıntı)

      öldürmelerde kısas, katil yakınları, maktül yakınları ve şahitlerce kim olduğu bilinen katile uygulanır, zaten katilin kim olduğu bilinmiyorsa ortada kısasa konu olacak bir dava söz konusu olmaz?

      ve kısasın uygulama yeri günümüz tabiriyle söylersek, mahkemelerdir ve mahkemelerde, katilin cezalandırılması konusunda hüküm verecek olan hakimlerden oluşur, dolayısıyla hiç kimse bir kısas uygulamasında üstünlük taslama gibi bir iddiada bulunamaz?

      bulunduğu taktirde bunu ne hakim nede maktülün yakınları kabul eder, çünki cinayet işlediği kesinleşmiş olan birinin yerine başkasının cezalandırılması ancak hakimin rüşvet yemesiyle mümkün olsa da, maktülün yakınları hakimin vereceği yanlış karara itiraz edeceklerinden, hakim de böyle br şeye tevessül edemez, bu zuzu kablesinde bile böyledir,

      yani kısasta yanlış uygulama kesinlikle söz konusu olamaz, o nedenle geçmişte bazı Arap veya Yahudi kabileleri kısasta yanlış uygulama yapıyorlardı iddiası safsatadan ibarettir,

      çünki hasmına üstünlük taslamaya çalışan kişi bunu mahkeme kapılarında sağlamaya çalışmaz, almak istediğini kaba kuvvetle zorla alır, onun adınada zaten kısas denmez, anladın mı koçum!?

      defalarca anlatmama rağmen anlayamadığını defalarca belirterek kendini teşhir etmekten geri kalmayan laf arsızı beyefendi? kusura bakma bunu hak ettin,

      Ey iman edenler! Öldürülenler hakkında size kısas farz kılındı. Hüre hür, köleye köle, kadına kadın (öldürülür). Ancak her kimin cezası, kardeşi (öldürülenin velisi) tarafından bir miktar bağışlanırsa artık (taraflar) hakkaniyete uymalı ve (öldüren) ona (gereken diyeti) güzellikle ödemelidir. Bu söylenenler, Rabbinizden bir hafifletme ve rahmettir. Her kim bundan sonra haddi aşarsa muhakkak onun için elem verici bir azap vardır. (bakara-178)

      hüre hür, köleye köle, kadına kadın ifadelerini kısasın genel tarifine göre düzenlersek,

      hür, öldürdüğü hüre karşılık,
      köle, öldürdüğü köleye karşılık,
      kadın, öldürdüğü kadına karşılık
      olarak kısas edilir.

      yada ayetin iniş sebebine göre düzenlersek,

      hür, öldürülen hüre karşılık,
      köle, öldürülen köleye karşılık,
      kadın, öldürülen kadına karşılık
      olarak kısas edilir.

      bak bakalım? yukarıdaki ifadeler, martaval okuyarak ayeti kurtaracaklarını sanan zatı muhteremlerin cahiliye dönemindeki yanlış bir kısas uygulamasına mı işaret ediyor, yanlış uygulamayla hiç alâkası var mı? kısasta yanlış uygulamayı ima eden bir şey var mı?

      ben ayet metnine bakınca, hürlerle hürleri, kölelerle köleleri, kadınlarla kadınları birebir eşleştiren kısas terimleri görüyorum, sen nasıl olurda bundan nasıl geçmişteki yanlış kısas uygulamasından söz edildiği anlamı çıkarabilirsin?

      hoş, senin bir şeylerden bir anlam çıkardığın yok, ayeti kurtarmaya uğraşan zatı muhteremlerin söylemlerini İslâmcı sitelerden buraya kopyala yapıştır yapmaktan başka bir şey yapmıyorsun,

      bir sefer bilinen kalıpların dışına çıkarak farklı bir şey söylemeye kalkıştın, onda da üstünlük taslamanın mantığını yerle bir ettin?

      eğer , ortada bir yanlış uygulama olduğunu varsaysak bile, bundan bahsetmenin yeri farz kılınarak hüküm altına alınan bir kısas ayeti değil, “cahiliye Arapları kısası cinsiyet ve statüye göre uyguluyorlardı” gibisinden bir bilgi ayeti olurdu,

      bunu sana defalarca belirtmeme rağmen Kuranın tanrısını, farz kılınan hüküm ayetleriyle, bilgi ayetlerini birbirine karıştaracak kadar geri zekâlı bir varlık olarak göstermekten çekinmiyorsun,

      üstünlük taslamanın kısasla bir ilgisi olmadığını anladıysan, kısasta yanlış uygulama safsatasından vazgeçersin, vazgeçmezsen böyle mantıksız saçma sapan bahanelerle kendi aklına ihanet etmene bir şey diyemem ama ahmak yerine koydukların da biz değil olsa olsa Müslüman arkadaşların olur,

      —İşte bundan dolayı söz konusu ayette cahiliye döneminde uygulanmakta olan bu cinsiyet ve statü ayrımına son vererek,” El hürrü bil hürri vs…” ancak maktül hürrün yerine katil hürre, maktül kölenin yerine katil köleye,maktül kadın yerine de katil kadına kısas uygulanabilir ” şeklinde bir hüküm verilmiştir. (senden alıntı)

      gerekçeni sevsinler, Kuranın tanrısı katil öldürdüğü maktüle karşılık kısas edilir deseydi, katil cezalandırılamayacak mıydı? Kuranın tanrısının koyduğu hükme kim karşı gelebilecekti? o gün için hüküm verme konumunda olan Muhammed veya yetki verdikleri katil yerine başkasını mı cezalandıracaktı?

      al sana ayetteki farz kılınan hüküm cümlesini yazayım,

      Kuranın tanrısı, “Ey iman edenler! Öldürülenler hakkında size kısas farz kılındı (bakara-178)” deseydi, kısas tarifi gereği, bu cümlenin anlamı,

      “Ey iman edenler! Size katili öldürmeniz farz kılındı” anlamına gelmeyecek miydi? (dikkat edersen içerisinde cana can ifadesi yok)

      elbette gelecekti ama bu ifade, katilin öldürülmesinden başka seçenek içermediği için alternatif seçenekleri de hükme bağlayan cümleyi, ilk cümleye ilâve edelim,

      Ey iman edenler! Öldürülenler hakkında size kısas farz kılındı. Ancak her kimin cezası, kardeşi (öldürülenin velisi) tarafından bir miktar bağışlanırsa artık (taraflar) hakkaniyete uymalı ve (öldüren) ona (gereken diyeti) güzellikle ödemelidir. (bakara-178)

      bu durumda ayet, katilin öldürüleceğini veya tazminat karşılığı bağışlanacağını hükme bağlıyor, ayetten katilin cezalandırılamayacağı anlamını çıkarabilirmisin? elbette çıkaramazsın,

      çünki ayette katil ve maktülün cinsiyetinden, statüsünden, boyundan, kilosundan, ayak kabı numarasından bahsedilmiyor, yani tertemiz bir kısas ayeti?

      ve içerisinde cana can ifadesi yok, çünki ayet, genel kısas tarifi olan ”kişi, kişiye karşılık olarak” veya “katil maktüle karşılık olarak kısas edilir” anlamına geldiğinden dolaylı olarak cana can hükmünün karşılığı oluyor,

      şimdi ayetin tamamını yazalım,

      Ey iman edenler! Öldürülenler hakkında size kısas farz kılındı. Hüre hür, köleye köle, kadına kadın (öldürülür). Ancak her kimin cezası, kardeşi (öldürülenin velisi) tarafından bir miktar bağışlanırsa artık (taraflar) hakkaniyete uymalı ve (öldüren) ona (gereken diyeti) güzellikle ödemelidir. Bu söylenenler, Rabbinizden bir hafifletme ve rahmettir. Her kim bundan sonra haddi aşarsa muhakkak onun için elem verici bir azap vardır. (bakara-178)

      hüre hür, köleye köle ifadelerinde Kuranın tanrısının hürlerle köleleri ayrı ayrı tasnif ettiğini görebiliyormusun?

      ayrıca, hür ve köle olan kişilerin aynı zamanda kadın ve erkek olarak 2 farklı cinsiyete sahip olduklarını bilinmesine rağmen, Kuranın tanrısının “kadına kadın” diyerek, hür ve köle olarak gruplandırdığı kişileri ayrıca kadın ve erkek olarak tasnif ettiğini görebiliyor musun?

      herhalde Kuranın tanrısı da hür ve köle olan kişilerin aynı zamanda erkek ve kadın olduklarını bilememiş olmalı ki, hiç gereği yokken, ayrıca “kadına kadın” demiş olmalı??? öyle mi dersin?

      —Evet,Bakara-187.ayet cahiliye döneminde bazı kabileler tarafından cinsiyet ve statü ayrımının yapıldığı yanlış bir hüküm üzerine indiği halde, (yani özel bir durum üzerine,) MAİDE-45.ayette ise, genel kısas hükmü üzerine inmiştir.Bu nedenle burada söz konusu cahiliye dönemindeki bazı kabilelere ait söz konusu kriterlere değil,direk genel kısas hükmünü belirten” CANA CAN ” hükmüne vurgu yapılmıştır.Ama işinize gelmediği için bunun böyle olduğunu anlamak gibi bir niyetiniz de yoktur,bu yüzden sürekli aynı konuyu bulandırıp çarpıtmaya çalışıyorsunuz ! (senden alıntı)

      Biz, bir âyetin hükmünü yürürlükten kaldırır veya onu unutturursak (ertelersek) mutlaka daha iyisini veya benzerini getiririz. Bilmez misin ki Allah her şeye kadirdir. (bakara-106)

      bir tanrı Tevrattaki cana can hükmü gözünün önünde duruyorken, bakara-106’ da gözünün önünde duruyorken, cana can hükmünü yürürlükten kaldırarak (bakara-178) yerine hüre hür, köleye köle, kadına kadın hükümlerini getirecek, hemde farz kılarak getirecek ve bakara-178’in genel kısas hükmü içermediğini görecek??? afedersiniz yanlış yapmışım diyerek, Tevratta hüküm altına aldığını bildirdiği cana can hükmünü, (maide-45) genel hüküm içersin diye gönderecek öyle mi?

      sen kimi kandıracağını sanıyorsun, maide-45, Kuranın tanrısının sadece öldürmeleri hüküm altına aldığı yarım yamalak bir kısas ayeti gönderdiği için yaralamalara emsal teşkil etsin diye gönderdiğini, gönderdiği hükmün tamamından söz etmesi gerektiği için cana can hükmünün ayette yer aldığını anlayamayacak kadar aklında mı yok?

      eğer Kuranın tanrısı maide-45’ göndermeseydi, bakara-178, yaralamaları pas geçip sadece öldürmeleri hüküm altına akan bir garip kısas ayeti olarak sırıtacaktı,

      zaten fiziksel zararları hüküm altına alması gereken bir kısas ayetinde yaralamaların hüküm altına alınmadığını görenler, “yaralamalarda ne yapacağız?” diye sormuş olmalılar ki

      maide-45, bakara-178’in ayıbını örtmek üzere gönderilmiş, yani kısas mantığına uymayan bir ucube ayetin eksik bıraktığını, maide-45 tamamlamak zorunda kalmıştır,

      oysa, Kuranın tanrısı sadece öldürmelerle ilgili yarım yamalak bir ayet göndereceğine???

      Ey iman edenler! size kısas farz kılındı. Ancak her kimin cezası, kardeşi (velisi) tarafından bir miktar bağışlanırsa artık (taraflar) hakkaniyete uymalı ve ona (gereken diyeti) güzellikle ödemelidir. (bakara-178)

      şeklinde, hem öldürmeleri, hemde yaralamaları hüküm altına alacak şekilde bir ayet gönderseydi, maide-45’i göndermesine gerek kalmazdı,

      çünki herkes kısasın, suçun şahsiliği ilkesi gereği, suçlunun mağdura verdiği zararın suçludan aynen birebir tahsil edileceği bildiği için maide-45’in gönderilmesine gerek kalmazdı,

      o zaman, öldürme ve yaralamalara göre düzenlenmiş bir kısas ayetinde, hiç kimse “yaralamalarda ne yapacağız?” diye sorma gereği duymazdı,

      işte Kuranın tanrısı yarım yamalak gönderdiği kısas ayetinde yaralamalarla ilgi hükümleri unuttuğu için maide-45’ göndererek, Tevrarttaki kısas hükümlerinin yaralamalara emsal etşkil etmesini sağlamıştır, öldürmelere değil,

      yani Kuranın tanrısı, Tevratta tek bir ayetle hüküm altına aldığı kısas hükümlerini, Kuranda 2 ayetle hüküm atına alma saçmalığını göstermiş,

      öldürmelerde (bakara-178)
      yaralamalarda (maide-45)

      Kuranın tanrısı, bir kısas ayetinin, fiziksel zararları (öldürme ve yaralama) içerecek şekilde olacağını bilmiyorduysa, Tevrata bakmayıda mı akıl edememiş?

      eee! günü kurtarmak için apar topar ayet göndermeye kalkarsan, işte ortaya böyle yarım yamalak bir ucube çıkar,

      Ey iman edenler! size kısas farz kılındı. Ancak her kimin cezası, kardeşi (velisi) tarafından bir miktar bağışlanırsa artık (taraflar) hakkaniyete uymalı ve ona (gereken diyeti) güzellikle ödemelidir. (bakara-178)

      yukarıdaki ayet metnini çerçevelip karşına as, bak içerisinde cana can ifadesi de yok, yani can simidi gibi sarıldığın cana can ifadesine bir kısas ayetinde gerek olmadığı kafana dank eder,

      diğer bir garabet ise Kuranın tanrısı, bakara-178’le kölelik düzeninin olduğu, cinsiyet ayırımının yapıldığı ata erkil toplum yapısını meşru kılıyor, üstelik resmen dayatarak statü ve cinsiyet ayırımcılığının yapıldığı bir toplum yapısını farz kılıyor, yani ödürmeleri farz kılayım derken farkında olmayarak ikel bir toplum yapısınıda farz kılıyor,

      kısas uygulaması içinde,

      “Bu söylenenler, Rabbinizden bir hafifletme ve rahmettir. Her kim bundan sonra haddi aşarsa muhakkak onun için elem verici bir azap vardır.” (bakara-178 son cümle)

      hüküm verme konumunda olanlardan, kısası statü ve cinsiyet açısından maktülle aynı kriterlere sahip olanlara uygulamayanları cehenneme göndereceğini söylüyor,

      kısasta üstünlük taslanamayacağını, hiç bir kıyaslama teriminden bahsedilmese bile kısas ayetinde kısasın, suçlunun mağdura verdiği zararın aynen kendisine uygulanması demek olduğunun anlayabildiysen,

      hüre hür, köleye köle, kadına kadın ifadelerinin kısas uygulamasını cinsiyet ve statü şartına bağladığını anlamışsındır diyeceğim ama anlasan bile anlamazlıktan geleceğini çok iyi biliyorum,

      —Ayrıca anlama güçlüğünü çektiğinizden dolayı bu durum size ucube gibi gelebilir,bu nedenle var saydığınız ucube ayetten değil,sizin anlama kapasitenizden kaynaklanıyor ! (senden alıntı)

      bu iddianı kanıtlayabilmen için,

      *kısas uygulamasının söz konusu olduğu bir durumda, hakim ve maktülün yakınlarını göz önüne alarak kısasta üstünlük taslanabileceğine beni ikna et,

      hür, öldürdüğü hüre karşılık,
      köle, öldürdüğü köleye karşılık,
      kadın, öldürdüğü kadına karşılık
      olarak kısas edilir.

      *yukarıdaki ifadelerin, geçmişteki yanlış uygulamalara vurgu yaptığı anlamı çıkacağına beni ikna et,

      *bir tanrının yürürlükten kaldırdığı hükmün, yürürlükten kaldırırken yerine getirdiği hükme açıklık getirmek için tekrar yürürlüğe konulabileceği konusunda bakara-106’yı da göz önüne alarak beni ikna et,

      *hüre hür köleye köle, ifadelerinin, kısasta statü kriteri getirmediği konusunda beni ikna et,

      *hür ve köle olan kişilerin aynı zamanda erkek ve kadın oldukları biliniyorken, “kadına kadın” ifadesinin kısasta cinsiyet kriteri getirmediğine beni ikna et,

      *Kuranın tanrısının, farz kılarak hüküm altına aldığı bir kısas ayetinde, (hüküm içeren ayetler uygulama alanı olan ayetler olduğu için her zaman göz önüne alınacak ayetlerdir) hür, köle, kadın kelimelerini kullanarak, statü ve cinsiyet ayırımcılığının yapıldığı bir toplum yapısını meşrulaştırmadığına beni ikna et,

      haydi bekliyorum, beni ikna etki ki ne kadar büyük bir kapasiten olduğu ortaya çıksın, yalnız kapasite kıyaslaması yaparken, üstünlük sağlamanın ne olduğunu açıkladığın mesajında doğru orantı kurman gerekirken üstünlük taslamayı ters orantı kurarak anlattığını unutma, sonra düştüğün çukurda ne işin olduğunu düşünüp durursun?

  61. bir kul dedi ki:

    birçok insan düşündüğünü sanır, aslında yaptıkları sadece ön yargılarını yeniden düzenlemektir. [william james]
    EGER BİR ÇELİŞKİ GÖRÜRSEK BU NE İLMİN KENDİNDE NEDE DİNDEDİR İNSANIN KENDİNDEDİR
    AKILLI MÜSLÜMAN ALDANMAZ ÇÜNKÜ ELİNDE MİHENK TAŞI FURKAN VAR
    AKIL DOGRU KULLANILDIGINDA BİR NİMET YANLIŞ KULLANILDIGINDA BİR BELA HİÇ KULLANILMA DIGINDA BÜYÜK BİR İSRAFTIR

    Göklerde ve yerde nice deliller vardır ki, onlar bu delillerden yüzlerini çevirip geçerler.12/105. ayet

    VAR OLAN BİLGİYLE Felsefe yapmak
    NASA uzaya bir mekik gönderdiği zaman içine yerleştirdiği maymunun bu gemiyi inşa etmesi ve kullanmasını beklememiştir, sadece zeka ve yaratıcılık sahibi bir tür bunu yapabilir. Birisi insan beyninin varlığını nasıl açıklar? Sadece insan beyninden DAHA BİLGİLİ VE ZEKİ BİR AKIL BUNU YARATABİLİR.

    İnsan beyni . . . eşzamanlı bir şekilde sayısız bilgiyi işler. Beyniniz, etrafınızda gördüğü şekilleri, renkleri, kokuları, ısıları, ayağınızın altındaki basıncı, ağzınızın nemini, elinizdeki ve üzerinizi kaplayan elbiselerin dokusunu aynı anda işler. Beyniniz duygusal yanıtları, anıları ve düşünceleri kaydeder. Aynı zamanda bedeninizin düzenli işlerini sürdürür, nefes almanız, göz kapaklarınızı açıp kapamanız, yürümeniz, iç organlarınızın çalışması bunların bir kaçıdır.
    İnsan beyni bir saniyede bir milyondan daha çok mesajı işleme tabi tutar. Beyniniz bütün bu veriyi tartar, önemine göre süzgeçten geçirir, göreli olarak önemsiz gözükenleri geri plana atar. Dünya üzerinde yaşamanızı ve işlev görmenizi sağlayan işlemci, beyninizdir. Her saniye milyonlarca veriyi işleyen, bedeninizin bilinçli ve bilinçsiz işlevlerini sürdüren ve sayısız etkinliği, yaratıcılığı olan insan beyninin şans eseri oluşmuş bir et parçası olduğunu kim iddia edebilir?
    NASA uzaya bir mekik gönderdiği zaman içine yerleştirdiği maymunun bu gemiyi inşa etmesi ve kullanmasını beklememiştir, sadece zeka ve yaratıcılık sahibi bir tür bunu yapabilir. Birisi insan beyninin varlığını nasıl açıklar? Sadece insan beyninden daha bilgili ve zeki bir akıl bunu yaratabilir.

    İnsanlığın doğal olarak sahip olduğu yanlış ve doğru hisleri biyolojik olarak açıklanamaz (vicdan).
    Hepimizin içinde, bütün kültürlerde, evrensel bir doğru ve yanlış hisleri mevcuttur. Bir hırsız bile kendisinden bir şey çalındığında haksızlık içerisinde olduğunu düşünür. Biz hissi nereden elde ettik? Bütün insanların vicdanlarında yer alan evrensel bir adalet, kötülüklerden tiksinme bilinci nasıl oluşmuştur?
    Cesaret, asil bir neden için ölmek, sevgi, merhamet, saygınlık, vazifeye sadakat, tüm bunlar nereden geldi? Eğer insanlar sadece fiziksel gelişimin ürünleriyse, “en güçlü olanın hayatta kalması” ise, niçin birbirimiz için canımızı feda ediyoruz? Yanlış ve doğru hakkındaki iç hisse nereden sahip olduk?

    Benim tek yaptığım, Allah’ın yarattığını insanların kullanabileceği hale getirmek. Bu, Allah’ın eseri, benim değil.” G. W. Carwer
    “Güneş sisteminin, gezegenlerin ve kuyruklu yıldızların harika sistemleri, yalnızca akıllı ve güçlü bir varlığın kudretiyle sürebilir. Bu varlık yalnızca dünyanın ruhunu değil, her şeyi yöneten Allah’tır.” Newton
    “Uzun yaşamımda öğrendi¤im tek şey var. Gerçeklikle kıyaslandığında, tüm bilimimiz ilkel ve çocukça kalmaktadır.” Einstein
    “Bildiğim tek şey, hiçbir şey bilmediğimdir. Bedende egemen olan aklı, nasıl göremiyor, onun varlığını eserlerinden anlıyorsak, görülmeyen Yüce Allah’ı da eserlerinden keşfedebiliriz.” Sokrat
    “Hangi sahada olursa olsun, bilimle ciddi şekilde ilgilenen herkes, bilim mabedinin kapısındaki şu yazıyı okuyacaktır. “İman et”. İman, bilim adamlarının vazgeçemeyeceği bir vasıftır.” Max Planck

    Allah, bütün canlıları sudan yaratmıştır. Kimi karnı üzerinde sürünür, kimi iki ayakla yürür, kimi de dört ayakla yürür. Allah dilediğini yaratır. Doğrusu Allah’ın gücü her şeye yeter .nur 24/45.AYET

    ilk olarak şunu göz önüne almanız gerekir; eğer bir kişi ALLAH ‘nın varlığını kabul etmiyorsa, bütün delilleri reddetmesi engellenemez.
    Bir kişi, bütün tarih boyunca gelmiş geçmiş bütün insanların, bütün ulusların ve kültürlerin hatalı, kendisinin haklı olduğunu nasıl söyleyebilir?

  62. pamuk1kale dedi ki:

    Sayın kadir,bilal,bir kul ve niceleri…
    Yazıyorsunuz,kendinize göre savunuyorsunuz,arkanızda cevapsız sorular,kaçamak cevaplar bırakarak imanınızı kurtarıyorsunuz!
    İnanın okuyorum ama doyurucu doğru dürüst cevabınızla karşılaşmadım.
    Bir insanın 13 kadınla evliliğini,bunun yanında elinin altındaki cariyeleri ile ilişkisini…helede peygambere asla yakıştıramam!
    Bunun cevabı bana göre 13 evlilik yapmamıştır,yalandır eşi 1 dir,2 dir hadi bilemedin 3 tür! kanıtlarımızda şunlardır.Hem 13 kadınla evli hemde cariyeler ile ilişki…siz bunu bir peygambere nasıl yakıştırıyorsunuz!
    Evlatlığının eşiyle evlenen bir peygamber figürü! Hadi evlatlığı değil yanında bulundurduğu biri,kala kala o kadın mı kaldı? Evlendikten sonra zeyd ile peygamber veya Zeynep yüz yüze gelmiştir…Nasıl bir yüz yüze gelmek,nasıl bakmışlardır birbirlerine,bunu nasıl kafanızda tasavvur edebiliyorsunuz?
    Yanı başınızdaki komşunuz bunlara benzer bir şey yapsa,7 yaşındaki hadi 9 hadi 13 olsun… bir kızla evlenirse ne dersiniz? Normal bir insana yakıştıramadığınız şeyi bir peygambere nasıl yakıştırırsınız?
    Bilal bey veya kadir bey ler.
    İndirilen kuran arapça,indirilen toplum araplar .Arapça kuran doğru, türkçe veya başka dillere çevrilen mealler yanlış!!
    Arapların kurandan anladıkları ve uyguladıkları ortada.Dile kolay 1400 yıl! geldikleri noktayı görüyoruz,görüyorsunuz! Yok islamın hükümlerini uygulamamışlarda falan filan…Bu cevaplar sizi rahatlatabilir ama beni rahatlatmıyor ve sizde biliyorsunuz cevaplar bunlar değil!
    Öyle bir tanrı figürü koyuyorsunuz ki karşımıza inanılmaz!
    Yok o ayette öyle dememişte böyle demiş.Dile kolay 1400 yıl ve geldiğimiz noktaya bak,daha tanrının ne demek istediğini bilmiyoruz,bilmiyorlar!
    Kendi derdini,isteklerini anlatamayan bir tanrı ve 1400 yıldır tanrılarının ne demek istediğini anlamlandıramayan inanırlar!
    Sonuç;Birbirini her gün katleden Müslüman yığını! Her gün yüzlerce Müslüman birbirinin boğazını kesiyor!
    Bu gidişle de SONSUZA kadar da kesecek!
    Yok sonsuza kadar kesmez,katletmezler birbirlerini diyebiliyorsanız elinizi vicdanınıza koyarak şuraya hayali olmayan,iyiye giden somut örnekler verin ve bir oran yazın!
    Müslümanların birbirlerini boğazlamaktan vazgeçme ihtimalleri nedir? Herhangi bir ışık görüyor musunuz?
    Kendi adıma ben hiç bir ışık görmüyorum!
    ”İslam ülkeleri içinde Müslümanlık en güzel benim ülkemde” züğürt tesellisi gibi.Şimdi bakıyorum bir dirhem çıkar için onurunu,doğrularını satan koskoca bir güruh varmış karşımızda.İş öyle bir boyuta geldi ki ”Ne kadar çok namaz o kadar haram!” Yanlışa yanlış diyemeyen koskoca bir YIĞIN!
    En iyisi bizdik ve halimize bak!
    Müslümanlar kendilerini; hergün küfrettikleri,beğenmedikleri! batı ülkelerine canı pahasına atma peşinde!
    Elimizde kendi insanlarına insanca yaşam olanağı sağlayamayan yüzlerce müslüman devlet var! ve maalesef bir tane olumlu örnek yok! Varsa yazın şuraya?
    Kuran hatasız,islam hatasız…Bu sonuç ne peki?
    BUYRUN HAVANDA SU DÖVMEYE…

    • bir kul dedi ki:

      pamuk1kale
      bir insanın herhangi bir konuyu işlemesi için önce olgun aklı başında erdemli dürüst yani anladığı gerçeği aklı ile doğruyu yada yanlışı doğru olan neyse onu kendisi dışındaki kişilerede hiçbir terdüt duymadan söyleye bilmeli hiçbir akıl allah ın verdiği akıl mantık gönül üçlüsünü saf birşekilde işlerse doğruyu bulmaması mümkin değil dir sorun işte burada sonu baştan belli olan bir düşünceyi kimse ikna edemez ŞİMDİ GÖZÜM İNSAN İLK ÖNCE YOLA GELMELİ YANİ KURALLARI KABUL ETMELİSİNİZ
      SÖYLEMİNİZ VAR- GÜCLÜ OLAN KAZANIR- BU YANLIŞTA OLSA BİR KURALDIR KENDİNİZCE İŞTE İLK ÖNCE
      BU KURALI MANTIGINIZA ZORLATMADAN MANTIGIN DEDİGİ Nİ KABUL EDERSENİZ İŞTE OZAM
      Beled 90/108,9,10. Biz ona iki göz, bir dil ve iki dudak vermedik mi? Ona hak ve bâtıl şeklinde iki yolu göstermedik mi?
      NİSA 4/ 135 Ey İnananlar! Kendiniz, ana babanız ve yakınlarınız aleyhlerine de olsa, Allah için şahit olarak adaleti gözetin; ister zengin, ister fakir olsun, Allah onlara daha yakındır. Adaletinizde heveslere uymayın. Eğer eğriltirseniz veya yüz çevirirseniz bilin ki, Allah işlediklerinizden şüphesiz haberdardır.
      İŞTE BİZ İNSANLIGIN SORUNUNU BİZİ YARATAN ALLAH EN GÜZEL BİR ŞEKİLDE İZAH EDİYOR
      İKİ YOLU GÖSTERMESİ BİZİM AKLETTİGİMİZİ FAKAT AKILLA DEGİLDE NEFSİMİZE UYGUN OLANI TERÇİH ETMEMİZDEN KAYNAKLANIYOR BU NE KADAR İTİRAZ ETSENDE YOOOOOK DESENDE İŞTE GERÇEK BUUUUUU
      SİZLERDERKEN İNSAN İSTER İSTEMEZ KARŞITLIGI BELİRTMEK İÇİN KULANMAKTA
      ALLAH HERŞEYİ VERSİN FAKAT( EMİR VERMESİN )BANA KARIŞMASIN SORUN BURADA
      SANA HİÇKİMSE BİR KONUYU YANLIŞTA OLSA BENİMSETEMEZ SEN BIRAK YANLIŞ YOLU YOLUN KENDİSİNİ TANIMIYORSUN KURALSIZIN KURALI NEKADAR MANTIKLI
      Tekvir 81(8-9) Diri olarak (toprağa) gömülen kız, hangi günahla öldürüldü? sorulduğu zaman.
      BAK SAN AHİÇ İTİRAZ EDEMİYECEGİN BİR ÖRNEK VERECEM
      ÇOÇOKTAN AL HABERİ BU LAFI İNSANLAR BOŞUNA MI BENİMSEMİŞLER DERSİN ÇÜN KÜ MENFAAT YOK ÇIKAR YOK İDEOLJİ YOK YOKTA YOK
      SEN İLK ÖNÇE KENDİNE DÜRÜST OL ONDAN SONRA SANA KİMSENİN BİR ŞEYİ İZAH ETMESİNE GEREK KALMAZ DÜRÜTLÜK
      EĞİTİM

      Almanya’da bir Lise Müdürü, her eğitim öğretim yılı başında öğretmenlerine şu mektubu gönderirmiş:
      “Bir toplama kampından sağ kurtulanlardan biriyim.
      Gözlerim hiçbir insanın görmemesi gereken şeyleri gördü.
      İyi eğitilmiş ve yetiştirilmiş mühendislerin inşa ettiği gaz odaları, iyi yetiştirilmiş doktorların zehirlediği çocuklar, işini iyi bilen hemşirelerin vurduğu iğnelerle ölen bebekler, lise ve üniversite mezunlarının vurup yaktığı insanlar.
      Eğitimden bu nedenle kuşku duyuyorum.
      Sizlerden isteğim şudur.
      Öğrencilerinizin insan olması için çaba harcayın.
      Çabalarınız bilgili canavarlar ve becerikli psikopatlar üretmesin.
      Okuma yazma, matematik, çocuklarınızın daha fazla insan olmasına yardımcı olursa ancak o zaman önem taşır.”

      MÜLK 67/2 Hanginizin daha güzel/iyi amel yapacağınızı denemek için yoklukla varlığı yaratan, O’dur. O mutlak galiptir; affedicidir.

      Onlar, o kimselerdir ki dünya hayatını ahirete tercih ederler, (insanları) Allah’ın yolundan çevirirler ve onun eğrilmesini isterler. İşte bunlar, çok büyük bir sapıklık içindedirler. (İbrahim 3)
      Onlar bir kötülük işlediklerinde, “Babalarımızı bu kötülük üzerinde bulduk. Allah da bize bunu emretti” derler. De ki: “Allah kötülüğü emretmez. Allah’a karşı bilmediğiniz şeyleri mi söylüyorsunuz?”
      İSRA 17/15 Kim doğru yola gelirse ancak kendi lehine yola gelmiş ve kim de saparsa ancak kendi aleyhine sapmıştır. Kimse kimsenin günahını çekmez. Biz peygamber göndermedikçe kimseye azabetmeyiz.

      38. BOLUM
      DİNDE OLANLARIN LİSTESİ
      ~Ty undan bir önceki bölümde dine ilavelerin 200 örneğini gördük.
      J3 Onlar dinde olmayanlardı. Peki dinde neler var? Kitabımızın
      bu bölümünde dinde olanlara 200 ömek vereceğiz. Kuran’da ne var-
      sa din odur. Din eşittir Kuran. Biz vereceğimiz 200 örnekle Ku-
      ran’dan nelerin anlaşıldığını göstermeye çalışacağız. Size tavsiyemiz
      iyi bir Kuran çevirisinden dinde neler olduğunu. Kuran okuyarak
      öğrenmeye çalışmanızdır. Bunu yaparken bir iki tane Kuran çeviri-
      sinden karşılaştırmalı olarak okursanız daha da iyi olur. Eğer şüphe-
      lendiğiniz, anlamadığınız bir bölüm olursa Kuran’ın Arapça orjina-
      linden bakunlması gerektiğini ımutmayın. Piyasadaki Kuran çeviri-
      lerinin zamanla daha iyilerinin yapılacağına inanıyoruz. Ayrıca bu
      konuda, Kuran ayederini konularına göre ayıran kitaplardan da ya-
      rarlanabilirsiniz, insan yorumlan, gelenekler, uydurmalar aulınca ve
      Kuran tek kaynak kabul edilince gerçek din ortaya çıkacaktır.

      BUNLAR KURAN’DA = DİN’DE VAR
      1- Allah’ın varlığı ve birliği
      2- Allah’a eşler koşmadan iman etmek
      3- Allah’ın merhameti, cömertliği ve aftediciliği
      4- Allah’ı hem sevmek, hem de Allah’tan korkmak
      5- Allah’ın her şeyin yaratıcısı olduğu
      6- Allah’ın yaratılışı devam ettirmesi ve kontrol etmesi
      7- Allah’ın her şeyi görücü, bilici, işitici olduğu
      8- Allah’ın tüm eksikliklerden arınmış olduğu
      9- Allah’ın ezeli ve ebedi olduğu
      10- Allah’ın doğmadığı ve doğurulmadığı
      11- Allah’ın yüceliği ve ululuğu
      12- Övgülerin Allah için olması
      13- Allah’ın daima üstün ve galip olduğu
      14- Allah’ın rızıkları, şifaları vermesi
      15- Allah’ın vaadinin doğruluğu
      16- Allah’ın yaşatan, öldüren, dirilten olması
      17- Allah’ın şaşırmadığı, unutmadığı
      18- Allah’ın en güzel isimlerin, sıfatların sahibi olması
      19- Allah’ın iman edenleri sevmesi
      20- Allah’ın en güzel şekilde, tüm detayları anlattığı
      21- Allah’ın dini oluşturan tek otorite olması
      22- Allah’ın kitabı Kuran’ın her şevi açıkladığı
      23- Kuran’ın din adına her şeyi kapsadığı
      24- Kuran’ı Allah’ın koruduğu
      25- Kuran’ın çelişkisiz bir kitap oluşu
      26- Kuran’ın eksiksiz oluşu
      27- Kuran’ın hatırlatma, rehber, rahmet oluşu
      28- Kuran’ın doğru yola iletmesi
      29- Kuran’ın detaylı olduğu
      30- Kuran’ı ince ince düşünmenin gerekliliği
      31- Kuran okumak
      32- Allah’ı çok anmak
      33- Sırf Allah nzası için ibadet etmek
      34- Gerçek dostun bir tek Allah olması
      35- Allah’a sığınmak, Allah’a dua etmek
      36- Peygamberler’in tümüne iman etmek
      37- Peygamberimiz’i çok sevmek
      38- Peygamberimiz’in bir tek Kuran ile hüküm verdiği
      39- Peygamberimiz’in son Peygamber oluşu
      40- Peygamberimiz’in, Allah’ın vahyetmediği bir şevi Allah’a isnat etmeyeceği
      41- Namaz kılmak ve namazda süreklilik
      42- Kıyam, rüku, secde etmek
      43- Kıbleye dönmek
      44- Namaz kılmak için abdest almak
      45- Cinsel ilişkiye girilmişse önce yıkanıp, sonra namaz kılmak
      46- Su bulamayanın toprakla teyemmüm etmesi
      47- Namazda huşunun önemi
      48- Namazın vakitleri
      49- Cuma (toplantı) namazı
      50- Namazı gösteriş amacıyla kılmamak
      51- Namazda Allah’ı anmak
      52- Namazdan sonra Allah’ı anmak
      53- Ramazan ayında oruç tutmak
      54- Orucu yeme, içme ve cinsel ilişki yasağının oluşturması
      55- Orucun başlangıç ve bitiş zamanları
      56- Oruç tutmaya güç yetiremeyenin ne yapması gerektiği
      57- Malları Allah rızası için sarf etmek
      58- Bu sarfiyatta malları yetime, yolda kalmışa, fakire, yakınlara vermek
      59- Verilenleri başa kakmamak
      60- Gönülden severek vermek
      61- Hacca gitmek
      62- Hacda Allah’ı anmak
      63- Hacda kirlerden arınmak, adakları yerine getirmek
      64- Haccı ve umreyi Allah için tamamlamak
      65- Hacda cinsel ilişki, kavga, sapkınlık yasağı
      66- İhramlıyken avlanmamak (Hacda)
      67- İhramlıyken avlanma yasağını çiğneyenin ne yapması gerektiği (Hacda)
      68- Uygun olanı emretmek
      69- Uygun olmayandan alıkoymak
      70- Allah rızası için mücadele etmek
      71- Gereğinde mücadeleyi hem malla, hem canla yapmak
      72- Kuran’ın rehberliğinde mücadele etmek
      73- Kınayanın kmamasından korkmamak
      74- Riba yasağı
      75- Tartıda, ölçüde hile yapmamak
      76- Adaletsizlik yapmamak
      77- İsraf etmemek
      78- Cimri olmamak
      79- Adam öldürmemek, adam öldürmenin cezası
      80- Hırsızlık yapmamak, hırsızlık yapanın cezası
      81- Fitne çıkarmamak, fitne çıkarmanın cezası
      82- Zina etmemek, zina edenin cezası
      83- Hanımlara zina iftirası etmemek, bunun cezası
      84- Lezbiyenlik, homoseksüellik yasağı, bunların cezası
      85- Büyünün kınanması
      86- Şeytandan Allah’a sığınmak
      87- Şeytanı dost edinmemek
      88- Şeytanın düşmanımız olduğu
      89- Şeytanın kuruntular, vesveseler vermesi
      90- Şeytandan korkmaya gerek olmadığı
      91- Yalmzca Allah’a yönelmek
      92- Duayı için için yal vararak yapmak
      93- Allah’tan bağışlanma dilemek
      94- Allah’tan ümidi kesmemek
      95- Günahlara hemen tövbe etmek
      96- Sabırlı olmak
      97- Sabırda yarışmak
      98- Bilgimizin olmadığı bir konuda taruşmamak
      99- Körü körüne, bilmediğimiz bir şeyin ardınca gitmemek
      100- Anlaşmalara uymak
      101- Yemini bozmamak
      102- Yemini bozmanın kefareti
      103- Yemini bozgunculuk unsuru olarak kullanmamak
      104- Yakınların aleyhine bile olsa adaletten şaşmamak
      105- Şahsi kin yüzünden adaletten sapmamak
      106- Hoşgörülü ve bağışlayıcı olmak
      107- Yetimlerin mallarını kendilerine vermek
      108- Yetimlere güzellikle davranmak
      109- Yetimleri itip kakmamak
      110- Dünya hayatına aldanmamak
      111- Asıl hedefin Allah’ın rızası olması
      112- Hayatın Allah rızası için yaşanması
      113- Allah’a karşı aczini bilmek
      114- Güç ve imkana değil, sadece Allah’a güvenip dayanmak
      115- Allah’ın ayetlerine gönülden boyun eğmek
      116- Allah istemeden hiçbir şeyin olmayacağını bilmek
      117- Münafiklann (İkiyüzlülerin) detaylı tarifi
      118- İnananlarla edilen alayların anlatımı
      119- İnananlara nefret duyanların anlatımı
      120- Fitnenin kınanması
      121- Kibrin kınanması
      122- Nankörlüğün kınanması
      123- Aklını çalıştırmayanın kınanması
      124- Aklını çalıştırmayanın pisliğe batacağı
      125- Doğruyu çoğunlukta aramanın hata olacağı
      126- Atalarını üzerinde bulduğuna inanmanın, gerçeği bulmadabir metot olamayacağı

      127- Aklı kullanmadan taklitçi olmanın hata olduğu
      128- Hamnn (sarhoşluk verici madde veya şarap) şeytan işi birpislik olması
      129- Tapılmak İçin dikilen taşların şeytan işi bir pislik olması
      130- Fal oklarının şeytan işi birer pislik olması
      131 – Kıyamete inanmak
      132- Kıyametin dehşetli manzarasının anlatımı
      133 – Cennet’in varlığı
      134- Cennet’teki güzel nimetlerin tarifi
      135- Cehennem’in varlığı
      136- Cehennem’deki azabın tarifi
      137- Cennet ve Cehennem’in sonsuzluğu
      138- Cennet ve Cehennem’i göz önünde bulundurarak yaşamak
      139- Allah’ın rızasının Cennet’ten de önemli olması
      140- Bizi ilk defa Yaratan`a, yeniden yaratmanın çok kolay olması
      141- Allah’ın elçi göndermeden azap etmeyeceği
      142- Allah’ın kendisine ortak koşulmasını bağışlamayacağı, bunun dışında dilediği günahı
      Dilediğine bağışlayacağı
      143- Cennetliklerin mutlu, Cehennemliklerin pişman olacağı
      144- Cennet’te yorgunluk, bıkkınlık olmayacağı
      145- Din adamı diye gözükenlerin bir kısmının insanların mallarını haksızlıkla yediğinin anlatımı
      146- Din adamlarının ve Peygamberlerin Rableştirilmesinin örnekleri
      147- Hz. Musa’nın Peygamberliği ve ona Tevrat’ın verilmesi
      148- Hz. İsa’nın Peygamberliği ve ona İncil’in verilmesi
      149- Hz. Davud’un Peygamberliği ve ona Zebur’un verilmesi
      150- Kuran’da kendisinden bahsedilmeyen daha birçok Peygamber` in olduğu
      151- Hz. Adem ve hakkında anlatım
      152- Hz. Nuh ve hakkında anlatım
      153- Hz. İbrahim ve hakkında anlatım
      154- Hz. Süleyman ve hakkında anlatım
      155- Hz. Musa’nın Firavun’la olan mücadelesi
      156- Hz. İsa ve annesi Meryem’in kıssaları
      157- Hz. Yusuf un kıssası ve rüyaları yorumlaması
      158- Hz. Yakup’tan bahsedilmesi
      159- Hz. İsmail ve Hz. İshak’can bahsedilmesi
      160- Zülkameyn’den, Lokman’dan anlatımlar
      161- Peygamberler’in karşılaştığı sıkıntılar
      162- Bu sıkıntılara rağmen Peygamberler’in mücadelesi
      163- Peygamber’in babası veya oğlu olmanın bile kimseyi kurtarmayacağı
      164- Peygamberleri inkar eden kavimlerin dünyada da cezalandırılmaları
      165- Anne ve babaya iyi davranmak
      166- Allah’ın yarattıklarını incelemek, düşünmek
      167- Allah’ın gökteki, yerdeki sanatlannı araştırmak, incelemek
      168- Leş, kan, domuz eti ve Allah’tan başkası adına kesilenleri yememek
      169- Allah’ın helal ettiği rızıklan haram etmemek
      170- Günahın açığından da, gizlisinden de kaçınmak
      171- Allah’a yönelenlerle beraber olmak
      172- Parçalanıp ayrılmamak
      173- Allah’ın yolunda kurşunla kaynatılmış binalar gibi olmak
      174- Saldırgan olmamak
      175- Saldırganlarla Allah yolunda çarpışmak
      176- Saldırana saldırdığı şekil ve ölçülerde saldırmak
      177- Güzel düşünüp, güzel işler yapmak
      178- Emanetleri hak edene, becerikli kişilere vermek
      179- Yönetimde dayanışmayı esas almak
      180- Kendi kendini hesaba çekmek
      181- Selama aynıyla, ya da daha güzeliyle karşılık vermek
      182- Sapkın kişilerden gelen haberi incelemeye tabi tutmak
      183- iman edenlerin arasındaki çekişmeleri gidermek
      184- İman edenlerin kardeşliği
      185- Dinde fırkalara (mezheplere) bölünmemek
      186- Dinde baskı, zorlama olmadığı
      187- Tanıklığı gizlememek
      188- Gevşememek, inananların üstün olduğunu bilmek
      189- Mal ve çocukların Allah’ı anmada engel olmaması
      190- Gerçek hayatın ahiret hayatı olması
      191- Balda şifa olduğu
      192- Matematiğe dikkat çekilmesi
      193- Zamanın izafiliğinin anlatımı
      194- Uzayın genişlediğinin anlatımı
      195- Güneşin, dünyanın, ayın hareket ettiği
      196- İki aynı suyun birleşmesine rağmen sulann karışmaması
      197- Rüzgarlann aşılayıcı özelliğinin anlatımı
      198- Fay hatlarına dikkat çekilmesi
      199- Göğün korunmuş bir tavan gibi olması
      200- Her şeyin bir ölçüsünün olduğu

      BUNLAR KURAN’DA = DİN’DE YOK
      1- Kuran’ın tek başına yetersiz olduğu iddiası
      2- Hadislerin dinin kaynağı olması
      3- Mezhep alimlerinin fetvalarıyla helal haram belirlenmesi
      4- Mezhep çıkarımlarına göre dini uygulamaların yapılması
      5- Mezhepleri dinle eşitlemek
      6- Kuran’ı musiki kitabı gibi anlamadan okumak
      7- Kuran’ı ölüler için okunan bir kitaba çevirmek
      8- Peygamberin hadislerle Kuran dışı hükümler oluşturması
      9- Tüm canlıların Peygamberimiz sayesinde yaratılmış olması
      10- Peygamberler’i yarıştırma, Peygamberi m iz’i en üstün Peygamber ilan etmek
      11 – Peygamberim iz’in, Peygamberlik öncesi hayatını bile taklide kalkmak
      12- Kuran eksiktir, detaylar başka kitaplardadır demek
      13- Bazı kimseleri evliya kabul edip Cennetlik ilan etmek ve mezarlannda anormal saygı gösterileri yapmak
      14- Tarikat şeyhlerini ilahlaştırmak
      15- Tarikatlardaki rabıta gibi uygulamalar
      16- Bir tek Sünniler’in veya bir tek Şiiler’in Cennetlik olduğunu iddia etmek
      17- Yahudi ve Hıristiyanların hepsini Cehennemlik ilan etmek
      18- Dine Arap geleneklerini sokmak
      19- Şahsi görüşlerine uydurmak için dini reformla değiştirmeye kalkışmak
      20- Kuran dışında Peygamberin sünneti başlığıyla ayrı hükümler oluşturmak
      21- Çoğunluğun her zaman doğru olduğunu savunmak
      22- Mezheplerin tarihsel sürecini mezheplerin doğruluğuna delil saymak
      23- Hanefilik diye bir mezhep
      24- Şafilik diye bir mezhep
      25- Hanbelilik diye bir mezhep
      26- Malikilik diye bir mezhep
      27- Caferilik diye bir mezhep
      28- Sünnilik, Şiilik veya herhangi başlıklı bir mezhep
      29- Maturudiye, Eşariye veya itikadi herhangi bir mezhep
      30- Mecelle diye bir kaynak
      31- Aklı inkar etmek, taklitçiliği üstün tutmak
      32- Bilim düşmanlığı
      33- Sanat düşmanlığı
      34- Buhari diye bir hadis kitabına uymak
      35- Müslim diye bir hadis kitabına uymak
      36- Kütübü Sitte veya başka hadis kitaplanna uymak
      37- Peygamberim iz’in dışında dinimizin kutsal kişileri
      38- Sahabelerin (Peygamberimiz’i gören herhangi bir Müslüman) hangisine uyarsak uyalım doğruya
      erişeceğimiz iddiası
      39- Başörtüsü takmak
      40- Peçe takmak
      41- Haremlik-selamlık uygulaması
      42- Kadının tek başına seyahat edememesi
      43- Kadının, erkeğin tüm vücudu irinle kaplı olsa, o vücudu yalayarak temizlese, yine de erkeğin hakkını
      ödeyemeyeceği düşüncesi
      44- Allah’tan başkasına secde edilseydi, kadının kocasına secde etmesinin gerekeceği iddiası
      45- Kadının yönetici, devlet başkanı olamayacağı
      46- Kadının yöneticileri seçme hakkının olmadığı
      47- Kadının sesinin erkek tarafından duyulmaması gerektiği
      48- Kadının Cuma namazını kılmaması
      49- Kadının ay başılıyken namaz kılmaması, oruç tutmaması.Kuran okumaması, camiye girmemesi
      50- Kadınları çarşaf, pardesü gibi üniformalarla örtmek
      51- Kadınla erkeğin el sıkışma yasağı
      52- Kadının kalktığı yere soğumadan oturulamayacağı
      53- Kadının kapalı bir yerde, erkekle baş başa kalmasının haram olması
      54- Kadının, köpek ve domuzla beraber namazı bozan unsurlardan olması
      55- Kadınların çoğunun Cehennemlik olması
      56- Kadınların şerli olması
      57- Kadınların eksik akıllı olması
      58- Kadınlara evde hapisvari hayat yaşatmak
      59- Kadınların kocası dışında erkeklerin duyacağı koku sıkmasının haram olduğu
      60- Kadınların makyaj yapamayacağı
      61- Kadının kocasına her işte itaatinin farzlaştınlması
      62- Kadının kocasının cinsel çağrısına her seferinde cevap vermesinin mecburi olması
      63- Şahitlikte, bir erkek eşittir iki kadın ilkesinin uygulanması
      64- Kadının ailesinden izin almadan evlenmesinin yasaklanması
      65- Zina edenin taşlanarak öldürülmesi
      66- Zina ayetinin bir keçinin yemesiyle yok olduğu
      67- Maymunların bile zina edenleri öldürdüğüne dair izahlar
      68- Erkeklerin altın takmasının haram olması
      69- Erkeklerin ipekli giysiler giymesinin haram olması
      70- Yemekte altın, gümüş takımların kullanılmasının yasak oluşu
      71- Heykel yasağı
      72- Resim yasağı
      73- Satrancın yasak oluşu
      74- Müzik enstrümanları ve müzik ile ilgili yasaklar
      75- Midye, karides gibi deniz ürünlerinin haramlaştınlması
      76- At, eşek, vahşi hayvan etlerinin haramlaştınlması
      77- Böbrek ve koç yumurtasının mekruh sınırına sokulup, yenmesinin çirkin gösterilmesi
      78- Sigaranın mekruh olması veya haramlaştırılması
      79- Mekruh diye haramlardan aynı yasaklar listesi ve üç mekruh eşittir bir haram izahı
      8ü- Cinsel ilişkinin önü altında olmasının gerekliliği
      81- Eşlerin cinsel ilişki esnasında bile birbirlerinin cinsel organlanna bakamayacağı
      82- Mastürbasyonun yasaklanması
      83- Doğum kontrolünün yasaklanması
      84- Yıkanırken bile kişinin cinsel organının açıkta olmaması gerektiği, meleklerden utanması gerektiği,
      peştemalle yıkanmak gerektiği
      85- Erkeklerin sünnet olması
      86- Kadınların sünnet olması
      87- Sakal bırakmanın sevaplığı
      88- Sakal kesmenin haram olması
      89- Saçları ortadan ayırmada sünnet sevabı arama
      90- Saçları yağlamanın sevaplığı
      91- Saçlara, sakala kına yakmanın sevaplığı
      92- Erkeklerin sürme çekmesinin sevaplığı
      93- Yüzü koyun yatmanın şeytan işi olması
      94- Yer yatağında yatmak
      95- Sağ ayakla evden çıkmak, eve girmek, yatağa girmek
      96- Sol ayakla tuvalet gibi pis yerlere girmek
      97- Tuvalet temizliğinin suyla olmasını fârzlaştırmak
      98- Oturarak küçük tuvalet yapmak
      99- Tuvaletin kıbleye karşı yapılmasının haram olması
      100- Sol elle yenenleri şeytanın yemesi
      101- Sarık sarmak
      102- Misvak kullanmak
      103- Cübbe giymek
      104- Entari giymek
      105- Şalvar giymek
      106- Beyaz, yeşil, siyah renkli giysilerde sevap aramak
      107- Sarı, kırmızı renkler giymemek
      108- Hurma, kabak gibi yiyeceklerde sünnet sevabı aramak
      109- Yemeği yer sofrasında yemek
      110- Yemeği aynı kaptan yemek
      111- Elle, üç parmakla yemek
      112- Suyu üç yudumda içmek
      113- Suyu oturarak içmek
      114- Yemeğin bitiminde parmakları yalayarak temizlemede sünnet sevabı aramak
      115- Alkollü koku sürmemek
      116- Kolonya kullanmamak
      117- Kara köpekleri öldürmek
      118- Köpekleri eve sokmayı yasaklamak
      119- Geceleri aynaları kapamak
      120- Kuran’la veya Kuran’sız büyü yapmak
      121- Muska yazmak, taşımak
      122- Kuran’ı üfiirük kitabı gibi kullanmak
      123- Islık çalmanın şeytan işi olması
      124- Tahtaya vurmaktan, nazar boncuğundan hayır beklemek
      125- Falcılan, cincileri dindar hoca sanmak
      126- Ramazan ve Kurban bayramları
      127- Merdiven altından geçmemek, kara kediyi, kara köpeği uğursuz saymak, kurşun dökmek
      128- Çamaşırı belli günlerde yıkamanın, cinsel ilişkiye belli günlerde girmenin gerekliliğini iddia etmek
      129- Mevlit
      130- ölünün 7., 40., 52. günlerinde törenler yapmak
      131- Kabir azabı ile ilgili hikayeler, kabir azabımn kendisi
      132- Sırat köprüsünün kıldan ince olduğu, kesilen kurban üzerinde sıratın geçileceği izahları
      133- Üzerine idrar sıçratanın en çok kabir azabı çekecek kişi olması
      134- ölünün yerine oruç tutmak
      135- ölünün yerine Hacca gitmek, birisini göndermek
      136- ölünün arkasından ağlayınca ölüye azap olması
      137- Kıyametin saati hakkında açıklamalar
      138- Mehdi
      139- Deccal
      140- Dabbenin fil kulaklı, hınzır gözlü, öküz başlı olduğu
      141- Isa’mn yeniden yeryüzüne geleceği
      142- Yecüc ve Mecüc’ün Türkler olması
      143- Irkçılık, Arap ırkını üstün görmek
      144- Yecüc ve Mecüc’ün yerin altında bir karışlık adamlar olması
      145- Kuran’da belirtilmeyen namaz vakiderini farzlaştırmak
      146- Kuran’da geçmeyen rekat sayılarını farzlaştırmak
      147- Namazın yalnız Arapça kılınması gerektiğini iddia etmek
      148- Namazı kadının kıldıramaması
      149- Rüku ve secdede hep aynı şeyleri söylemenin gerekliliği
      l50- Fatiha Suresi’ni her rekatta okumayı târzlaştırmak
      151 – Namazdaki son oturuşu farzlaştırmak
      152- Namazın farzı, sünneti, vacibi gibi ayrımlar listesi
      153- Namazda el bağlama şeklini, ayakların kaç santim aralıklarla duracağını belirlemek
      154- Orucu kasten bozanın iki ay kesintisiz oruç tutması gerektiğini söylemek
      155- Teravih namazı, bayram namazı
      156- Haccı birkaç güne sıkıştınp insanları perişan etmek
      157- Hacda şeytan taşlamak
      158- Kurban bavramında kurban kesmek
      l59- Belli haramların Hacdan sonra başladığı düşüncesi
      160- Zemzem suyunda, okunmuş şeker, tuz gibi maddelerde sevap aramak
      161- Zekata 1/40’lık ölçü getirmek
      162- Deveye, koyuna tarım ürünlerinin her birine ayrı ayrı zekat ölçüsü getirme
      163- Abdesti, tuvaleti yapma dışında başka şeylerin de bozduğu iddiası
      164- Boy abdestini cinsel ilişki dışında başka şeylerin bozduğu iddiası
      165- Abdesti n sırasını farzlaştırma
      166- Abdestte ve boy abdestinde ağız burun çalkalamayı tarzlaştırma
      167- Abdestte ayağın topuklarla beraber yıkanması gerektiği
      168- Boy abdestinde önce sağ, sonra sol tarafa üçer defa su dökmek gibi teferruatlar getirmek
      169- Abdestin, boy abdestinin namaz dışında Kuran okumak için de mecbur tutulması
      l70- Boy abdestsiz atılan her adımda günah olması
      171- Diş dolgusu olanlann abdest ve boy abdestinin geçersiz olması
      172- Dövmesi olanlann abdestinin ve boy abdestinin geçersiz olması
      173- Deprem ve selde ölenlerin şehit olması
      174- Karın ağnsından ölenlerin şehit olması
      175- Dünya’nın öküz ve balık üstünde olduğu
      176- Depremin bu balığın sallanması sonucu olduğu
      177- Ay’a gidilemeyeceği
      178- Güneş’in batışının, Güneş’in secde etmek için kaybolması olarak açıklanması
      179- Güneş ve Ay tulmalarının, Güneş ve Ay’ın kulplu arabalarla çekilmeleri olarak
      tanımlanması
      180- Boğa, aslan, kartal suretinde meleklerin var olduğu iddiası
      181- Cebrail’in 600 kanadına ilişkin açıklamalar
      182- Allah’ın Cennette baldırını açması
      183- Allah’ın Peygamber’in sırtına dokunması
      184- Allah’ın özel günlerde yeryüzüne inip, insanlarla tokalaşması
      185- Allah’ın Peygamber’le sıkı bir pazarlık sonucu namazı elli vakitten, beş vakite indirmeye razı olduğu
      186- Halifelik müessesesi
      187- Saltanat, halkın siyasi otoriteye kullaştınlması
      188- Cami imamı, müezzini gibi sınıflar
      189- Arap dilini Cennet dili, harflerini Cennet harfi diyerek kutsallaştırmak
      190- Darül harp iddiasıyla terör yapmak
      191- Darül harp iddiasıyla kendi dışındakileri soymak,h aklarını çiğnemek
      192- Namaz kılmayanı öldürmek veya dövmek
      193- Orucu zorla tutturma, tutmayanı dövme
      194- Makyajlı açık kadınları dövmek, makyajı yasaklamak
      195- Müslümanlığı bırakanları öldürmek
      196- Mezhebini değiştirenlere, bırakanlara sopa cezası uygulamak
      197- Sırf ganimet için fetihlere kalkışmak
      198- içki içenleri dövmek
      199- Baskıyla dini yaşatmak
      200- Dinimize islam dışında şeriat gibi, mezhep isimleri gibi isimler takmak

      Görüyorum ki gerçekten de herkes hayaller aleminde yaşamakta kararlı.. Gerçek hayat böyle değil; gerçek hayatta
      bazı insanlar yalan söylüyor,
      bazıları söylemiyor,
      bazı insanlar çok bencil,
      bazıları paylaşımcı,
      bazıları açık sözlü
      bazıları sinsi, hesapçı,
      bazıları iyi niyetli
      bazıları şeytanın avukatlığını yapıyor,
      bazıları hain
      bazıları insan…. Çünkü
      bazılarının hayatında Allah var,
      bazılarınınkinde yok.. Hayatında Allah varsa bir insanın her sorun aşılabilir; sizin en başta uzun uzun tartıştığınız her konuda doğruya ulaşabilir, ama
      Allah yoksa dünyanın en sarsılmaz bilgisine dahi ulaşsa o insan sürekli sorun doğurur; sürekli zarar verir, asla güven vermez.. Bunu anlamak bu kadar zor olmamalı, sanki kimse bu dünyada yaşamıyor. Çünkü iman aynı zamanda yaşamaktır. Yaşanmayacak bir kuru imanın bir anlamı ve önemi olmaz.
      SEN İLK ÖNCE YOLA GEL ONDAN SONRA MEDENİ İKİ İNSAN OLARAK KONUŞURUZ
      AKLININ ALMAYACAGI HİÇ BİR KONU KALMAZ (İSTİSNALAR HARİÇ)
      KALIN SAGLICAKLA

      • kadir dedi ki:

        sayın bir kul…

        çok değerli ve önemli paylaşımlar yapıyosunuz.. allah sizden razı olsun…

        allaha emanet…

    • bir kul dedi ki:

      pamuk1kale
      bir insanın herhangi bir konuyu işlemesi için önce olgun aklı başında erdemli dürüst yani anladığı gerçeği aklı ile doğruyu yada yanlışı doğru olan neyse onu kendisi dışındaki kişilerede hiçbir terdüt duymadan söyleye bilmeli hiçbir akıl allah ın verdiği akıl mantık gönül üçlüsünü saf birşekilde işlerse doğruyu bulmaması mümkin değil dir sorun işte burada sonu baştan belli olan bir düşünceyi kimse ikna edemez ŞİMDİ GÖZÜM İNSAN İLK ÖNCE YOLA GELMELİ YANİ KURALLARI KABUL ETMELİSİNİZ
      SÖYLEMİNİZ VAR- GÜCLÜ OLAN KAZANIR- BU YANLIŞTA OLSA BİR KURALDIR KENDİNİZCE İŞTE İLK ÖNCE
      BU KURALI MANTIGINIZA ZORLATMADAN MANTIGIN DEDİGİ Nİ KABUL EDERSENİZ İŞTE OZAM
      Beled 90/108,9,10. Biz ona iki göz, bir dil ve iki dudak vermedik mi? Ona hak ve bâtıl şeklinde iki yolu göstermedik mi?
      NİSA 4/ 135 Ey İnananlar! Kendiniz, ana babanız ve yakınlarınız aleyhlerine de olsa, Allah için şahit olarak adaleti gözetin; ister zengin, ister fakir olsun, Allah onlara daha yakındır. Adaletinizde heveslere uymayın. Eğer eğriltirseniz veya yüz çevirirseniz bilin ki, Allah işlediklerinizden şüphesiz haberdardır.
      İŞTE BİZ İNSANLIGIN SORUNUNU BİZİ YARATAN ALLAH EN GÜZEL BİR ŞEKİLDE İZAH EDİYOR
      İKİ YOLU GÖSTERMESİ BİZİM AKLETTİGİMİZİ FAKAT AKILLA DEGİLDE NEFSİMİZE UYGUN OLANI TERÇİH ETMEMİZDEN KAYNAKLANIYOR BU NE KADAR İTİRAZ ETSENDE YOOOOOK DESENDE İŞTE GERÇEK BUUUUUU
      SİZLERDERKEN İNSAN İSTER İSTEMEZ KARŞITLIGI BELİRTMEK İÇİN KULANMAKTA
      ALLAH HERŞEYİ VERSİN FAKAT( EMİR VERMESİN )BANA KARIŞMASIN SORUN BURADA
      SANA HİÇKİMSE BİR KONUYU YANLIŞTA OLSA BENİMSETEMEZ SEN BIRAK YANLIŞ YOLU YOLUN KENDİSİNİ TANIMIYORSUN KURALSIZIN KURALI NEKADAR MANTIKLI
      Tekvir 81(8-9) Diri olarak (toprağa) gömülen kız, hangi günahla öldürüldü? sorulduğu zaman.
      BAK SAN AHİÇ İTİRAZ EDEMİYECEGİN BİR ÖRNEK VERECEM
      ÇOÇOKTAN AL HABERİ BU LAFI İNSANLAR BOŞUNA MI BENİMSEMİŞLER DERSİN ÇÜN KÜ MENFAAT YOK ÇIKAR YOK İDEOLJİ YOK YOKTA YOK
      SEN İLK ÖNÇE KENDİNE DÜRÜST OL ONDAN SONRA SANA KİMSENİN BİR ŞEYİ İZAH ETMESİNE GEREK KALMAZ DÜRÜTLÜK

      pamuk1kale
      bir insanın herhangi bir konuyu işlemesi için önce olgun aklı başında erdemli dürüst yani anladığı gerçeği aklı ile doğruyu yada yanlışı doğru olan neyse onu kendisi dışındaki kişilerede hiçbir terdüt duymadan söyleye bilmeli hiçbir akıl allah ın verdiği akıl mantık gönül üçlüsünü saf birşekilde işlerse doğruyu bulmaması mümkin değil dir sorun işte burada sonu baştan belli olan bir düşünceyi kimse ikna edemez ŞİMDİ GÖZÜM İNSAN İLK ÖNCE YOLA GELMELİ YANİ KURALLARI KABUL ETMELİSİNİZ
      SÖYLEMİNİZ VAR- GÜCLÜ OLAN KAZANIR- BU YANLIŞTA OLSA BİR KURALDIR KENDİNİZCE İŞTE İLK ÖNCE
      BU KURALI MANTIGINIZA ZORLATMADAN MANTIGIN DEDİGİ Nİ KABUL EDERSENİZ İŞTE OZAM
      Beled 90/108,9,10. Biz ona iki göz, bir dil ve iki dudak vermedik mi? Ona hak ve bâtıl şeklinde iki yolu göstermedik mi?
      NİSA 4/ 135 Ey İnananlar! Kendiniz, ana babanız ve yakınlarınız aleyhlerine de olsa, Allah için şahit olarak adaleti gözetin; ister zengin, ister fakir olsun, Allah onlara daha yakındır. Adaletinizde heveslere uymayın. Eğer eğriltirseniz veya yüz çevirirseniz bilin ki, Allah işlediklerinizden şüphesiz haberdardır.
      İŞTE BİZ İNSANLIGIN SORUNUNU BİZİ YARATAN ALLAH EN GÜZEL BİR ŞEKİLDE İZAH EDİYOR
      İKİ YOLU GÖSTERMESİ BİZİM AKLETTİGİMİZİ FAKAT AKILLA DEGİLDE NEFSİMİZE UYGUN OLANI TERÇİH ETMEMİZDEN KAYNAKLANIYOR BU NE KADAR İTİRAZ ETSENDE YOOOOOK DESENDE İŞTE GERÇEK BUUUUUU
      SİZLERDERKEN İNSAN İSTER İSTEMEZ KARŞITLIGI BELİRTMEK İÇİN KULANMAKTA
      ALLAH HERŞEYİ VERSİN FAKAT( EMİR VERMESİN )BANA KARIŞMASIN SORUN BURADA
      SANA HİÇKİMSE BİR KONUYU YANLIŞTA OLSA BENİMSETEMEZ SEN BIRAK YANLIŞ YOLU YOLUN KENDİSİNİ TANIMIYORSUN KURALSIZIN KURALI NEKADAR MANTIKLI
      Tekvir 81(8-9) Diri olarak (toprağa) gömülen kız, hangi günahla öldürüldü? sorulduğu zaman.
      BAK SAN AHİÇ İTİRAZ EDEMİYECEGİN BİR ÖRNEK VERECEM
      ÇOÇOKTAN AL HABERİ BU LAFI İNSANLAR BOŞUNA MI BENİMSEMİŞLER DERSİN ÇÜN KÜ MENFAAT YOK ÇIKAR YOK İDEOLJİ YOK YOKTA YOK
      SEN İLK ÖNÇE KENDİNE DÜRÜST OL ONDAN SONRA SANA KİMSENİN BİR ŞEYİ İZAH ETMESİNE GEREK KALMAZ DÜRÜTLÜK

      EĞİTİM

      Almanya’da bir Lise Müdürü, her eğitim öğretim yılı başında öğretmenlerine şu mektubu gönderirmiş:
      “Bir toplama kampından sağ kurtulanlardan biriyim.
      Gözlerim hiçbir insanın görmemesi gereken şeyleri gördü.
      İyi eğitilmiş ve yetiştirilmiş mühendislerin inşa ettiği gaz odaları, iyi yetiştirilmiş doktorların zehirlediği çocuklar, işini iyi bilen hemşirelerin vurduğu iğnelerle ölen bebekler, lise ve üniversite mezunlarının vurup yaktığı insanlar.
      Eğitimden bu nedenle kuşku duyuyorum.
      Sizlerden isteğim şudur.
      Öğrencilerinizin insan olması için çaba harcayın.
      Çabalarınız bilgili canavarlar ve becerikli psikopatlar üretmesin.
      Okuma yazma, matematik, çocuklarınızın daha fazla insan olmasına yardımcı olursa ancak o zaman önem taşır.”

      MÜLK 67/2 Hanginizin daha güzel/iyi amel yapacağınızı denemek için yoklukla varlığı yaratan, O’dur. O mutlak galiptir; affedicidir.

      Onlar, o kimselerdir ki dünya hayatını ahirete tercih ederler, (insanları) Allah’ın yolundan çevirirler ve onun eğrilmesini isterler. İşte bunlar, çok büyük bir sapıklık içindedirler. (İbrahim 3)
      Onlar bir kötülük işlediklerinde, “Babalarımızı bu kötülük üzerinde bulduk. Allah da bize bunu emretti” derler. De ki: “Allah kötülüğü emretmez. Allah’a karşı bilmediğiniz şeyleri mi söylüyorsunuz?”
      İSRA 17/15 Kim doğru yola gelirse ancak kendi lehine yola gelmiş ve kim de saparsa ancak kendi aleyhine sapmıştır. Kimse kimsenin günahını çekmez. Biz peygamber göndermedikçe kimseye azabetmeyiz.

      38. BOLUM
      DİNDE OLANLARIN LİSTESİ
      ~Ty undan bir önceki bölümde dine ilavelerin 200 örneğini gördük.
      J3 Onlar dinde olmayanlardı. Peki dinde neler var? Kitabımızın
      bu bölümünde dinde olanlara 200 ömek vereceğiz. Kuran’da ne var-
      sa din odur. Din eşittir Kuran. Biz vereceğimiz 200 örnekle Ku-
      ran’dan nelerin anlaşıldığını göstermeye çalışacağız. Size tavsiyemiz
      iyi bir Kuran çevirisinden dinde neler olduğunu. Kuran okuyarak
      öğrenmeye çalışmanızdır. Bunu yaparken bir iki tane Kuran çeviri-
      sinden karşılaştırmalı olarak okursanız daha da iyi olur. Eğer şüphe-
      lendiğiniz, anlamadığınız bir bölüm olursa Kuran’ın Arapça orjina-
      linden bakunlması gerektiğini ımutmayın. Piyasadaki Kuran çeviri-
      lerinin zamanla daha iyilerinin yapılacağına inanıyoruz. Ayrıca bu
      konuda, Kuran ayederini konularına göre ayıran kitaplardan da ya-
      rarlanabilirsiniz, insan yorumlan, gelenekler, uydurmalar aulınca ve
      Kuran tek kaynak kabul edilince gerçek din ortaya çıkacaktır.

      BUNLAR KURAN’DA = DİN’DE VAR
      1- Allah’ın varlığı ve birliği
      2- Allah’a eşler koşmadan iman etmek
      3- Allah’ın merhameti, cömertliği ve aftediciliği
      4- Allah’ı hem sevmek, hem de Allah’tan korkmak
      5- Allah’ın her şeyin yaratıcısı olduğu
      6- Allah’ın yaratılışı devam ettirmesi ve kontrol etmesi
      7- Allah’ın her şeyi görücü, bilici, işitici olduğu
      8- Allah’ın tüm eksikliklerden arınmış olduğu
      9- Allah’ın ezeli ve ebedi olduğu
      10- Allah’ın doğmadığı ve doğurulmadığı
      11- Allah’ın yüceliği ve ululuğu
      12- Övgülerin Allah için olması
      13- Allah’ın daima üstün ve galip olduğu
      14- Allah’ın rızıkları, şifaları vermesi
      15- Allah’ın vaadinin doğruluğu
      16- Allah’ın yaşatan, öldüren, dirilten olması
      17- Allah’ın şaşırmadığı, unutmadığı
      18- Allah’ın en güzel isimlerin, sıfatların sahibi olması
      19- Allah’ın iman edenleri sevmesi
      20- Allah’ın en güzel şekilde, tüm detayları anlattığı
      21- Allah’ın dini oluşturan tek otorite olması
      22- Allah’ın kitabı Kuran’ın her şevi açıkladığı
      23- Kuran’ın din adına her şeyi kapsadığı
      24- Kuran’ı Allah’ın koruduğu
      25- Kuran’ın çelişkisiz bir kitap oluşu
      26- Kuran’ın eksiksiz oluşu
      27- Kuran’ın hatırlatma, rehber, rahmet oluşu
      28- Kuran’ın doğru yola iletmesi
      29- Kuran’ın detaylı olduğu
      30- Kuran’ı ince ince düşünmenin gerekliliği
      31- Kuran okumak
      32- Allah’ı çok anmak
      33- Sırf Allah nzası için ibadet etmek
      34- Gerçek dostun bir tek Allah olması
      35- Allah’a sığınmak, Allah’a dua etmek
      36- Peygamberler’in tümüne iman etmek
      37- Peygamberimiz’i çok sevmek
      38- Peygamberimiz’in bir tek Kuran ile hüküm verdiği
      39- Peygamberimiz’in son Peygamber oluşu
      40- Peygamberimiz’in, Allah’ın vahyetmediği bir şevi Allah’a isnat etmeyeceği
      41- Namaz kılmak ve namazda süreklilik
      42- Kıyam, rüku, secde etmek
      43- Kıbleye dönmek
      44- Namaz kılmak için abdest almak
      45- Cinsel ilişkiye girilmişse önce yıkanıp, sonra namaz kılmak
      46- Su bulamayanın toprakla teyemmüm etmesi
      47- Namazda huşunun önemi
      48- Namazın vakitleri
      49- Cuma (toplantı) namazı
      50- Namazı gösteriş amacıyla kılmamak
      51- Namazda Allah’ı anmak
      52- Namazdan sonra Allah’ı anmak
      53- Ramazan ayında oruç tutmak
      54- Orucu yeme, içme ve cinsel ilişki yasağının oluşturması
      55- Orucun başlangıç ve bitiş zamanları
      56- Oruç tutmaya güç yetiremeyenin ne yapması gerektiği
      57- Malları Allah rızası için sarf etmek
      58- Bu sarfiyatta malları yetime, yolda kalmışa, fakire, yakınlara vermek
      59- Verilenleri başa kakmamak
      60- Gönülden severek vermek
      61- Hacca gitmek
      62- Hacda Allah’ı anmak
      63- Hacda kirlerden arınmak, adakları yerine getirmek
      64- Haccı ve umreyi Allah için tamamlamak
      65- Hacda cinsel ilişki, kavga, sapkınlık yasağı
      66- İhramlıyken avlanmamak (Hacda)
      67- İhramlıyken avlanma yasağını çiğneyenin ne yapması gerektiği (Hacda)
      68- Uygun olanı emretmek
      69- Uygun olmayandan alıkoymak
      70- Allah rızası için mücadele etmek
      71- Gereğinde mücadeleyi hem malla, hem canla yapmak
      72- Kuran’ın rehberliğinde mücadele etmek
      73- Kınayanın kmamasından korkmamak
      74- Riba yasağı
      75- Tartıda, ölçüde hile yapmamak
      76- Adaletsizlik yapmamak
      77- İsraf etmemek
      78- Cimri olmamak
      79- Adam öldürmemek, adam öldürmenin cezası
      80- Hırsızlık yapmamak, hırsızlık yapanın cezası
      81- Fitne çıkarmamak, fitne çıkarmanın cezası
      82- Zina etmemek, zina edenin cezası
      83- Hanımlara zina iftirası etmemek, bunun cezası
      84- Lezbiyenlik, homoseksüellik yasağı, bunların cezası
      85- Büyünün kınanması
      86- Şeytandan Allah’a sığınmak
      87- Şeytanı dost edinmemek
      88- Şeytanın düşmanımız olduğu
      89- Şeytanın kuruntular, vesveseler vermesi
      90- Şeytandan korkmaya gerek olmadığı
      91- Yalmzca Allah’a yönelmek
      92- Duayı için için yal vararak yapmak
      93- Allah’tan bağışlanma dilemek
      94- Allah’tan ümidi kesmemek
      95- Günahlara hemen tövbe etmek
      96- Sabırlı olmak
      97- Sabırda yarışmak
      98- Bilgimizin olmadığı bir konuda taruşmamak
      99- Körü körüne, bilmediğimiz bir şeyin ardınca gitmemek
      100- Anlaşmalara uymak
      101- Yemini bozmamak
      102- Yemini bozmanın kefareti
      103- Yemini bozgunculuk unsuru olarak kullanmamak
      104- Yakınların aleyhine bile olsa adaletten şaşmamak
      105- Şahsi kin yüzünden adaletten sapmamak
      106- Hoşgörülü ve bağışlayıcı olmak
      107- Yetimlerin mallarını kendilerine vermek
      108- Yetimlere güzellikle davranmak
      109- Yetimleri itip kakmamak
      110- Dünya hayatına aldanmamak
      111- Asıl hedefin Allah’ın rızası olması
      112- Hayatın Allah rızası için yaşanması
      113- Allah’a karşı aczini bilmek
      114- Güç ve imkana değil, sadece Allah’a güvenip dayanmak
      115- Allah’ın ayetlerine gönülden boyun eğmek
      116- Allah istemeden hiçbir şeyin olmayacağını bilmek
      117- Münafiklann (İkiyüzlülerin) detaylı tarifi
      118- İnananlarla edilen alayların anlatımı
      119- İnananlara nefret duyanların anlatımı
      120- Fitnenin kınanması
      121- Kibrin kınanması
      122- Nankörlüğün kınanması
      123- Aklını çalıştırmayanın kınanması
      124- Aklını çalıştırmayanın pisliğe batacağı
      125- Doğruyu çoğunlukta aramanın hata olacağı
      126- Atalarını üzerinde bulduğuna inanmanın, gerçeği bulmadabir metot olamayacağı

      127- Aklı kullanmadan taklitçi olmanın hata olduğu
      128- Hamnn (sarhoşluk verici madde veya şarap) şeytan işi birpislik olması
      129- Tapılmak İçin dikilen taşların şeytan işi bir pislik olması
      130- Fal oklarının şeytan işi birer pislik olması
      131 – Kıyamete inanmak
      132- Kıyametin dehşetli manzarasının anlatımı
      133 – Cennet’in varlığı
      134- Cennet’teki güzel nimetlerin tarifi
      135- Cehennem’in varlığı
      136- Cehennem’deki azabın tarifi
      137- Cennet ve Cehennem’in sonsuzluğu
      138- Cennet ve Cehennem’i göz önünde bulundurarak yaşamak
      139- Allah’ın rızasının Cennet’ten de önemli olması
      140- Bizi ilk defa Yaratan`a, yeniden yaratmanın çok kolay olması
      141- Allah’ın elçi göndermeden azap etmeyeceği
      142- Allah’ın kendisine ortak koşulmasını bağışlamayacağı, bunun dışında dilediği günahı
      Dilediğine bağışlayacağı
      143- Cennetliklerin mutlu, Cehennemliklerin pişman olacağı
      144- Cennet’te yorgunluk, bıkkınlık olmayacağı
      145- Din adamı diye gözükenlerin bir kısmının insanların mallarını haksızlıkla yediğinin anlatımı
      146- Din adamlarının ve Peygamberlerin Rableştirilmesinin örnekleri
      147- Hz. Musa’nın Peygamberliği ve ona Tevrat’ın verilmesi
      148- Hz. İsa’nın Peygamberliği ve ona İncil’in verilmesi
      149- Hz. Davud’un Peygamberliği ve ona Zebur’un verilmesi
      150- Kuran’da kendisinden bahsedilmeyen daha birçok Peygamber` in olduğu
      151- Hz. Adem ve hakkında anlatım
      152- Hz. Nuh ve hakkında anlatım
      153- Hz. İbrahim ve hakkında anlatım
      154- Hz. Süleyman ve hakkında anlatım
      155- Hz. Musa’nın Firavun’la olan mücadelesi
      156- Hz. İsa ve annesi Meryem’in kıssaları
      157- Hz. Yusuf un kıssası ve rüyaları yorumlaması
      158- Hz. Yakup’tan bahsedilmesi
      159- Hz. İsmail ve Hz. İshak’can bahsedilmesi
      160- Zülkameyn’den, Lokman’dan anlatımlar
      161- Peygamberler’in karşılaştığı sıkıntılar
      162- Bu sıkıntılara rağmen Peygamberler’in mücadelesi
      163- Peygamber’in babası veya oğlu olmanın bile kimseyi kurtarmayacağı
      164- Peygamberleri inkar eden kavimlerin dünyada da cezalandırılmaları
      165- Anne ve babaya iyi davranmak
      166- Allah’ın yarattıklarını incelemek, düşünmek
      167- Allah’ın gökteki, yerdeki sanatlannı araştırmak, incelemek
      168- Leş, kan, domuz eti ve Allah’tan başkası adına kesilenleri yememek
      169- Allah’ın helal ettiği rızıklan haram etmemek
      170- Günahın açığından da, gizlisinden de kaçınmak
      171- Allah’a yönelenlerle beraber olmak
      172- Parçalanıp ayrılmamak
      173- Allah’ın yolunda kurşunla kaynatılmış binalar gibi olmak
      174- Saldırgan olmamak
      175- Saldırganlarla Allah yolunda çarpışmak
      176- Saldırana saldırdığı şekil ve ölçülerde saldırmak
      177- Güzel düşünüp, güzel işler yapmak
      178- Emanetleri hak edene, becerikli kişilere vermek
      179- Yönetimde dayanışmayı esas almak
      180- Kendi kendini hesaba çekmek
      181- Selama aynıyla, ya da daha güzeliyle karşılık vermek
      182- Sapkın kişilerden gelen haberi incelemeye tabi tutmak
      183- iman edenlerin arasındaki çekişmeleri gidermek
      184- İman edenlerin kardeşliği
      185- Dinde fırkalara (mezheplere) bölünmemek
      186- Dinde baskı, zorlama olmadığı
      187- Tanıklığı gizlememek
      188- Gevşememek, inananların üstün olduğunu bilmek
      189- Mal ve çocukların Allah’ı anmada engel olmaması
      190- Gerçek hayatın ahiret hayatı olması
      191- Balda şifa olduğu
      192- Matematiğe dikkat çekilmesi
      193- Zamanın izafiliğinin anlatımı
      194- Uzayın genişlediğinin anlatımı
      195- Güneşin, dünyanın, ayın hareket ettiği
      196- İki aynı suyun birleşmesine rağmen sulann karışmaması
      197- Rüzgarlann aşılayıcı özelliğinin anlatımı
      198- Fay hatlarına dikkat çekilmesi
      199- Göğün korunmuş bir tavan gibi olması
      200- Her şeyin bir ölçüsünün olduğu

      BUNLAR KURAN’DA = DİN’DE YOK
      1- Kuran’ın tek başına yetersiz olduğu iddiası
      2- Hadislerin dinin kaynağı olması
      3- Mezhep alimlerinin fetvalarıyla helal haram belirlenmesi
      4- Mezhep çıkarımlarına göre dini uygulamaların yapılması
      5- Mezhepleri dinle eşitlemek
      6- Kuran’ı musiki kitabı gibi anlamadan okumak
      7- Kuran’ı ölüler için okunan bir kitaba çevirmek
      8- Peygamberin hadislerle Kuran dışı hükümler oluşturması
      9- Tüm canlıların Peygamberimiz sayesinde yaratılmış olması
      10- Peygamberler’i yarıştırma, Peygamberi m iz’i en üstün Peygamber ilan etmek
      11 – Peygamberim iz’in, Peygamberlik öncesi hayatını bile taklide kalkmak
      12- Kuran eksiktir, detaylar başka kitaplardadır demek
      13- Bazı kimseleri evliya kabul edip Cennetlik ilan etmek ve mezarlannda anormal saygı gösterileri yapmak
      14- Tarikat şeyhlerini ilahlaştırmak
      15- Tarikatlardaki rabıta gibi uygulamalar
      16- Bir tek Sünniler’in veya bir tek Şiiler’in Cennetlik olduğunu iddia etmek
      17- Yahudi ve Hıristiyanların hepsini Cehennemlik ilan etmek
      18- Dine Arap geleneklerini sokmak
      19- Şahsi görüşlerine uydurmak için dini reformla değiştirmeye kalkışmak
      20- Kuran dışında Peygamberin sünneti başlığıyla ayrı hükümler oluşturmak
      21- Çoğunluğun her zaman doğru olduğunu savunmak
      22- Mezheplerin tarihsel sürecini mezheplerin doğruluğuna delil saymak
      23- Hanefilik diye bir mezhep
      24- Şafilik diye bir mezhep
      25- Hanbelilik diye bir mezhep
      26- Malikilik diye bir mezhep
      27- Caferilik diye bir mezhep
      28- Sünnilik, Şiilik veya herhangi başlıklı bir mezhep
      29- Maturudiye, Eşariye veya itikadi herhangi bir mezhep
      30- Mecelle diye bir kaynak
      31- Aklı inkar etmek, taklitçiliği üstün tutmak
      32- Bilim düşmanlığı
      33- Sanat düşmanlığı
      34- Buhari diye bir hadis kitabına uymak
      35- Müslim diye bir hadis kitabına uymak
      36- Kütübü Sitte veya başka hadis kitaplanna uymak
      37- Peygamberim iz’in dışında dinimizin kutsal kişileri
      38- Sahabelerin (Peygamberimiz’i gören herhangi bir Müslüman) hangisine uyarsak uyalım doğruya
      erişeceğimiz iddiası
      39- Başörtüsü takmak
      40- Peçe takmak
      41- Haremlik-selamlık uygulaması
      42- Kadının tek başına seyahat edememesi
      43- Kadının, erkeğin tüm vücudu irinle kaplı olsa, o vücudu yalayarak temizlese, yine de erkeğin hakkını
      ödeyemeyeceği düşüncesi
      44- Allah’tan başkasına secde edilseydi, kadının kocasına secde etmesinin gerekeceği iddiası
      45- Kadının yönetici, devlet başkanı olamayacağı
      46- Kadının yöneticileri seçme hakkının olmadığı
      47- Kadının sesinin erkek tarafından duyulmaması gerektiği
      48- Kadının Cuma namazını kılmaması
      49- Kadının ay başılıyken namaz kılmaması, oruç tutmaması.Kuran okumaması, camiye girmemesi
      50- Kadınları çarşaf, pardesü gibi üniformalarla örtmek
      51- Kadınla erkeğin el sıkışma yasağı
      52- Kadının kalktığı yere soğumadan oturulamayacağı
      53- Kadının kapalı bir yerde, erkekle baş başa kalmasının haram olması
      54- Kadının, köpek ve domuzla beraber namazı bozan unsurlardan olması
      55- Kadınların çoğunun Cehennemlik olması
      56- Kadınların şerli olması
      57- Kadınların eksik akıllı olması
      58- Kadınlara evde hapisvari hayat yaşatmak
      59- Kadınların kocası dışında erkeklerin duyacağı koku sıkmasının haram olduğu
      60- Kadınların makyaj yapamayacağı
      61- Kadının kocasına her işte itaatinin farzlaştınlması
      62- Kadının kocasının cinsel çağrısına her seferinde cevap vermesinin mecburi olması
      63- Şahitlikte, bir erkek eşittir iki kadın ilkesinin uygulanması
      64- Kadının ailesinden izin almadan evlenmesinin yasaklanması
      65- Zina edenin taşlanarak öldürülmesi
      66- Zina ayetinin bir keçinin yemesiyle yok olduğu
      67- Maymunların bile zina edenleri öldürdüğüne dair izahlar
      68- Erkeklerin altın takmasının haram olması
      69- Erkeklerin ipekli giysiler giymesinin haram olması
      70- Yemekte altın, gümüş takımların kullanılmasının yasak oluşu
      71- Heykel yasağı
      72- Resim yasağı
      73- Satrancın yasak oluşu
      74- Müzik enstrümanları ve müzik ile ilgili yasaklar
      75- Midye, karides gibi deniz ürünlerinin haramlaştınlması
      76- At, eşek, vahşi hayvan etlerinin haramlaştınlması
      77- Böbrek ve koç yumurtasının mekruh sınırına sokulup, yenmesinin çirkin gösterilmesi
      78- Sigaranın mekruh olması veya haramlaştırılması
      79- Mekruh diye haramlardan aynı yasaklar listesi ve üç mekruh eşittir bir haram izahı
      8ü- Cinsel ilişkinin önü altında olmasının gerekliliği
      81- Eşlerin cinsel ilişki esnasında bile birbirlerinin cinsel organlanna bakamayacağı
      82- Mastürbasyonun yasaklanması
      83- Doğum kontrolünün yasaklanması
      84- Yıkanırken bile kişinin cinsel organının açıkta olmaması gerektiği, meleklerden utanması gerektiği,
      peştemalle yıkanmak gerektiği
      85- Erkeklerin sünnet olması
      86- Kadınların sünnet olması
      87- Sakal bırakmanın sevaplığı
      88- Sakal kesmenin haram olması
      89- Saçları ortadan ayırmada sünnet sevabı arama
      90- Saçları yağlamanın sevaplığı
      91- Saçlara, sakala kına yakmanın sevaplığı
      92- Erkeklerin sürme çekmesinin sevaplığı
      93- Yüzü koyun yatmanın şeytan işi olması
      94- Yer yatağında yatmak
      95- Sağ ayakla evden çıkmak, eve girmek, yatağa girmek
      96- Sol ayakla tuvalet gibi pis yerlere girmek
      97- Tuvalet temizliğinin suyla olmasını fârzlaştırmak
      98- Oturarak küçük tuvalet yapmak
      99- Tuvaletin kıbleye karşı yapılmasının haram olması
      100- Sol elle yenenleri şeytanın yemesi
      101- Sarık sarmak
      102- Misvak kullanmak
      103- Cübbe giymek
      104- Entari giymek
      105- Şalvar giymek
      106- Beyaz, yeşil, siyah renkli giysilerde sevap aramak
      107- Sarı, kırmızı renkler giymemek
      108- Hurma, kabak gibi yiyeceklerde sünnet sevabı aramak
      109- Yemeği yer sofrasında yemek
      110- Yemeği aynı kaptan yemek
      111- Elle, üç parmakla yemek
      112- Suyu üç yudumda içmek
      113- Suyu oturarak içmek
      114- Yemeğin bitiminde parmakları yalayarak temizlemede sünnet sevabı aramak
      115- Alkollü koku sürmemek
      116- Kolonya kullanmamak
      117- Kara köpekleri öldürmek
      118- Köpekleri eve sokmayı yasaklamak
      119- Geceleri aynaları kapamak
      120- Kuran’la veya Kuran’sız büyü yapmak
      121- Muska yazmak, taşımak
      122- Kuran’ı üfiirük kitabı gibi kullanmak
      123- Islık çalmanın şeytan işi olması
      124- Tahtaya vurmaktan, nazar boncuğundan hayır beklemek
      125- Falcılan, cincileri dindar hoca sanmak
      126- Ramazan ve Kurban bayramları
      127- Merdiven altından geçmemek, kara kediyi, kara köpeği uğursuz saymak, kurşun dökmek
      128- Çamaşırı belli günlerde yıkamanın, cinsel ilişkiye belli günlerde girmenin gerekliliğini iddia etmek
      129- Mevlit
      130- ölünün 7., 40., 52. günlerinde törenler yapmak
      131- Kabir azabı ile ilgili hikayeler, kabir azabımn kendisi
      132- Sırat köprüsünün kıldan ince olduğu, kesilen kurban üzerinde sıratın geçileceği izahları
      133- Üzerine idrar sıçratanın en çok kabir azabı çekecek kişi olması
      134- ölünün yerine oruç tutmak
      135- ölünün yerine Hacca gitmek, birisini göndermek
      136- ölünün arkasından ağlayınca ölüye azap olması
      137- Kıyametin saati hakkında açıklamalar
      138- Mehdi
      139- Deccal
      140- Dabbenin fil kulaklı, hınzır gözlü, öküz başlı olduğu
      141- Isa’mn yeniden yeryüzüne geleceği
      142- Yecüc ve Mecüc’ün Türkler olması
      143- Irkçılık, Arap ırkını üstün görmek
      144- Yecüc ve Mecüc’ün yerin altında bir karışlık adamlar olması
      145- Kuran’da belirtilmeyen namaz vakiderini farzlaştırmak
      146- Kuran’da geçmeyen rekat sayılarını farzlaştırmak
      147- Namazın yalnız Arapça kılınması gerektiğini iddia etmek
      148- Namazı kadının kıldıramaması
      149- Rüku ve secdede hep aynı şeyleri söylemenin gerekliliği
      l50- Fatiha Suresi’ni her rekatta okumayı târzlaştırmak
      151 – Namazdaki son oturuşu farzlaştırmak
      152- Namazın farzı, sünneti, vacibi gibi ayrımlar listesi
      153- Namazda el bağlama şeklini, ayakların kaç santim aralıklarla duracağını belirlemek
      154- Orucu kasten bozanın iki ay kesintisiz oruç tutması gerektiğini söylemek
      155- Teravih namazı, bayram namazı
      156- Haccı birkaç güne sıkıştınp insanları perişan etmek
      157- Hacda şeytan taşlamak
      158- Kurban bavramında kurban kesmek
      l59- Belli haramların Hacdan sonra başladığı düşüncesi
      160- Zemzem suyunda, okunmuş şeker, tuz gibi maddelerde sevap aramak
      161- Zekata 1/40’lık ölçü getirmek
      162- Deveye, koyuna tarım ürünlerinin her birine ayrı ayrı zekat ölçüsü getirme
      163- Abdesti, tuvaleti yapma dışında başka şeylerin de bozduğu iddiası
      164- Boy abdestini cinsel ilişki dışında başka şeylerin bozduğu iddiası
      165- Abdesti n sırasını farzlaştırma
      166- Abdestte ve boy abdestinde ağız burun çalkalamayı tarzlaştırma
      167- Abdestte ayağın topuklarla beraber yıkanması gerektiği
      168- Boy abdestinde önce sağ, sonra sol tarafa üçer defa su dökmek gibi teferruatlar getirmek
      169- Abdestin, boy abdestinin namaz dışında Kuran okumak için de mecbur tutulması
      l70- Boy abdestsiz atılan her adımda günah olması
      171- Diş dolgusu olanlann abdest ve boy abdestinin geçersiz olması
      172- Dövmesi olanlann abdestinin ve boy abdestinin geçersiz olması
      173- Deprem ve selde ölenlerin şehit olması
      174- Karın ağnsından ölenlerin şehit olması
      175- Dünya’nın öküz ve balık üstünde olduğu
      176- Depremin bu balığın sallanması sonucu olduğu
      177- Ay’a gidilemeyeceği
      178- Güneş’in batışının, Güneş’in secde etmek için kaybolması olarak açıklanması
      179- Güneş ve Ay tulmalarının, Güneş ve Ay’ın kulplu arabalarla çekilmeleri olarak
      tanımlanması
      180- Boğa, aslan, kartal suretinde meleklerin var olduğu iddiası
      181- Cebrail’in 600 kanadına ilişkin açıklamalar
      182- Allah’ın Cennette baldırını açması
      183- Allah’ın Peygamber’in sırtına dokunması
      184- Allah’ın özel günlerde yeryüzüne inip, insanlarla tokalaşması
      185- Allah’ın Peygamber’le sıkı bir pazarlık sonucu namazı elli vakitten, beş vakite indirmeye razı olduğu
      186- Halifelik müessesesi
      187- Saltanat, halkın siyasi otoriteye kullaştınlması
      188- Cami imamı, müezzini gibi sınıflar
      189- Arap dilini Cennet dili, harflerini Cennet harfi diyerek kutsallaştırmak
      190- Darül harp iddiasıyla terör yapmak
      191- Darül harp iddiasıyla kendi dışındakileri soymak,h aklarını çiğnemek
      192- Namaz kılmayanı öldürmek veya dövmek
      193- Orucu zorla tutturma, tutmayanı dövme
      194- Makyajlı açık kadınları dövmek, makyajı yasaklamak
      195- Müslümanlığı bırakanları öldürmek
      196- Mezhebini değiştirenlere, bırakanlara sopa cezası uygulamak
      197- Sırf ganimet için fetihlere kalkışmak
      198- içki içenleri dövmek
      199- Baskıyla dini yaşatmak
      200- Dinimize islam dışında şeriat gibi, mezhep isimleri gibi isimler takmak

  63. kadir dedi ki:

    sayın pamukkale….

    mülümanlık sıfatı ve islam ciddi bir iştir.. sarsılmaz temellere dayanmalıdır.. tam teslimiyet gösterilmelidir.. eğer böyle olmazsa kendine müslüman diyen biri ile islam her zaman zıt kutup olarak karşı karşıya gelir.. yani birbiri ile örtüşemez.. kendine müslümanım diyen insanlar masum insanları katlediyor, bozgunculuk yapıyorsa, islam bundan müstağnidir. bunun islamla alakası olmayıp, kişisel çıkar ve menfaat uğruna yapılan nefsin ürünleridir.. islamın işte insanın nefsini uyarmak için vardır. insan nefsine uyuyorsa yapacak birşey yoktur.. bakın kurana göre müslüman kimlerdir…

    “ehli kitaptan iman edip salih amel işleyenlerin biz elbette günahlarını örteceğiz. ve onları cennete yerleştireceğiz..”

    bakın bu ayette kendine yahudi veya hristiyan diyen insanlar allaha iman edip salih amel yani güzel-hayırlı işler yaparlarsa onlarıda cennete koyacağını söylüyor. yani onlarıda müslüman olarak görüyor.. buna parelel olarak muhammed peygamberin getirdiği tevhid dinine tabi olanlarda iman edip salih amel işlemeleri şartı ile müslümanlardır. “ben müslümanım” demekle müslüman olunmuyor. müslümanlık ispat ister.. iman edip salih ameli allah rızası için yaparsan müslümansın demektir..

    soruyorum size günümüzde islam adı altında insanları katleden kişilerde yukarıdaki saydığım özellikler varmı.. insanları katledenlerle, toplumda bozguncuk yapanlar kendine müslüman dese ne olur? hristiyan dese ne olur?

    kendine ne derse desin onlar şeytanların en azgın olanlarıdır.. şeytanlaşan insanlardır.. zaten amaçta islamı yani tevhid inancını karalamak değil mi? bunuda çok güzel yapıyorlar..

    peygamberin evlilikleri konusuna gelirsek; peygamberimiz 25 yaşında iken 40 yaşındaki hz. taice ile evlenmiştir.. hz. hatice vefat edene kadar ikinci bir kişi ile evlenmemiştir.. hz. hatice vefat ettikten sonra hz. aişe ile evlenmiştir.. hz. aişe peygamberimiz eşlerinden çocuk doğurmaya elverişli tek eşidir.. peygamberin diğer eşleri genel olarak elli ve üzeri yaşlardaki kadınlardır.. bu kadınlardan kimisi ile barışı sağlamak için, kimisi dul-kimsesiz olduğu için evlenmiştir.. biraz düşünün ve kendinizi haşa peygamberin yerine koyun…

    siz haşa bir peygamber olsaydınız. ve herkes sizinle evlenmek için can atıp dururken, siz 50 yaş ve üzeri hanımlar mı alırsınız? yoksa 20 li otuzlu yaşlarda genç bayanlarla mı evlenirsiniz.. eğer amacınız cinsellik ve çocuksa tabiki gençlerle evlenirsiniz.

    işte hz. peygamberinde amacı cinsellik olmuş olsaydı onunla evlenmek isteyen binlerce kadın vardı.. istese onlarla evlenemez miydi? ama onun amacı islamı insanlığa ulaştırmak olduğundan bir peygambere yakışır bir şekilde bu görevini yerine getirmiştir..

    “ey peygamberin hanımlar; eğer peygambere isyan eder, karşı çıkarsanız, allah ona sizin yerinize namazı kılan, zekatı veren eşler nasip eder..”

    sayın pamukkale, siz kendinizi neye inandırmak istiyosanız ona şartlandırmışsınız.. malesef ki anlamanızı bekleyemiyorum.. saygılarımla…

    • Bi yabancı dedi ki:

      Sayın Kadir :

      Dünya da gerçek müslüman diyebileceğimiz hakkıyla müslüman diyebileceğimiz kaç kişi vardır ? Arap coğrafyasında zaten durum ortada ? Türkiyede zaten hatalı mealler ve bu hataları farkedemediklerine göre kurandan bi haber yaşayanlar ? Kısaca Allahın dilediği inanırlar bu dünyada kaç kişiden ibarettir ki ? Ben tüm gözlemlerime dayanarak diyorum bin kişiyi geçmez 🙂

      • bir kul dedi ki:

        7 milyar da 1000 KİŞİ barİ rakam vermeseydin ayetlere uygun olurdu OZAMAN TEBLİG GÖREVİMİZİ İYİBİRŞEKİLDE YAPMAYA CALIŞACAGIZ İLK ÖNCE KENDİMİZ VE AİLEMİZDEN BAŞLAYACAGIZ VE ALLAH IN MUHTEŞEM OLAN BİZ İNSANLIGA VERDİGİ AKLI AKLIN ÜRÜNÜ OLAN TEKNOLOJİYİ İYİ BİR ŞEKİLDE KULLANMALIYIZ ALLAH A EMANET OLUNUZ SADECE KURAN DAN TEBLİG YAPARSAK ENDOGRUSUNU YAPMIŞ OLURUZ KULAKTAN DOLMA BİLGİLERLE DEGİL

        HİLAL TV DE HER PAZAR SAAT 11 DE 15 GÜNDE 1ENVARUK KURAN

        http://www.hilaltv.org/yeni/videos.php?catid=196&catname=ENV%C2RUL%20KURAN
        http://www.hilaltv.org/yeni/videos.php?catid=196&catname=ENV%C2RUL%20KURAN

        bakara 2/88 Yahudiler, “Kalplerimiz perdelidir” dediler. Hayır, küfür ve isyanları sebebiyle Allah onlara lanet etmiştir; bu yüzden çok azı inanır.
        4:46 Yahudilerden bir kısmı kelimeleri yerlerinden değiştirirler, dillerini eğerek, bükerek ve dine saldırarak (Peygambere karşı) “İşittik ve karşı geldik”, “dinle, dinlemez olası”, “râinâ” derler. Eğer onlar “İşittik, itaat ettik, dinle ve bizi gözet” deselerdi şüphesiz kendileri için daha hayırlı ve daha doğru olacaktı; fakat küfürleri (gerçeği kabul etmemeleri) sebebiyle Allah onları lânetlemiştir. Artık pek az inanırlar.
        . ve İNSANLARIN ÇOĞU…
        Onların ÇOĞU, inanmazlar.. [11:17] [13:1]
        Onların ÇOĞU, iman etmezler.. [2:100] [4:155] [12:103] [26:67] [26:103] [26:121] [26:139] [26:158] [26:174] [26:190] [36:7] [40:59]
        Onların ÇOKLARI, iman etmeyi istemezler.. [17:89] [26:8]
        Onların ÇOĞU, Allah’a ortak koşarlar.. [30:42]
        Onların ÇOĞU, Allah’a ortak koşmadan inanmazlar.. [12:106]
        Onların ÇOĞU, haktan hoşlanmazlar.. [23:70] [43:78]
        Onların ÇOĞU, yüz çevirirler.. [2:246] [41:4]
        Onların ÇOĞU, hak olmayana iman ederler.. [34:41]
        Onların ÇOĞUNUN, gelen hak ile azgınlığı ve küfrü artar.. [5:64] [5:68]
        Onların BİRÇOKLARI, haktan saptırmışlardır.. [5:77]
        Onların BİRÇOĞUNU, saptırmışlardır.. [14:36]
        Onların ÇOĞUNLUĞU, sapıtmıştır.. [37:71]
        BİRÇOKLARI, bilgisizce haktan sapmışlardır.. [6:119]
        Onların ÇOKLARI, hakka kör olurlar.. [5:71]
        Onların ÇOĞU, hakkı işitmezler.. [5:71] [25:44]
        Onların ÇOĞU, iman edenleri küfre döndürmek isterler.. [2:109]
        Onların ÇOĞU, şükretmezler.. [2:243] [10:60] [12:38] [27:73] [34:13] [40:61]
        Onların ÇOKLARI, yoldan çıkmışlardır.. [3:110] [5:49] [5:59] [5:81] [7:102] [9:8] [57:16] [57:27]
        Onların ÇOKLARI, bilmezler.. [6:37] [6:111] [7:131] [7:187] [8:34] [10:55] [10:92] [12:21] [12:40] [12:68] [16:38] [16:75] [16:101] [21:24] [27:61] [28:13] [28:57] [30:6] [30:30] [31:25] [34:28] [34:36] [39:29] [39:49] [40:57] [44:39] [45:26]
        Onların ÇOĞU, anlamazlar.. [25:44] [48:15]
        Onların ÇOKLARI, akledemezler.. [5:103] [29:63] [49:4]
        Onların ÇOKLARI, kafirdirler.[16:83]
        Onların ÇOĞU, kötü işler yaparlar.. [5:62] [5:66]
        Onların ÇOĞU, daima hıyanet ederler.. [5:13]
        Onların ÇOĞU, israf ederler.. [5:32]
        Onların ÇOĞU günah, düşmanlık ve haram yemede birbirleriyle yarışırlar.. [5:62]
        Onların ÇOĞU, evlatlarını öldürmeyi süslü görürler.. [6:137]
        Onların ÇOKLARI, sözlerinde durmazlar.. [7:102]
        Onların ÇOĞU, zanna uyarlar.. [10:36].
        Onların ÇOĞU, şeytana uyarlar.. [17:62]
        Onların ÇOKLARI, yalan söylerler.. [26:223]
        Onların ÇOĞU, Rabblerine kavuşmayı inkâr ederler.. [30:8]
        Onlar, ÇOKLUKLARIYLA övünürler.. [102:1]
        Onlar, ÇOKLUKLARIYLA böbürlenirler.. [9:25]
        Onların ÇOĞU, ÇOĞUNLUKTA oldukları için azaba uğratılmayacaklarını sanırlar.. [34:35]

        Hazırlayan: “Gülce” Sayfası.

      • 1okuyucu dedi ki:

        bir kul;

        —7 milyar da 1000 KİŞİ barİ rakam vermeseydin ayetlere uygun olurdu OZAMAN TEBLİG GÖREVİMİZİ İYİBİRŞEKİLDE YAPMAYA CALIŞACAGIZ (senden alıntı)

        Fitne ortadan kalkıncaya ve din tamamen Allah’ın oluncaya kadar onlarla savaşın! (İnkâra) son verirlerse şüphesiz ki Allah onların yaptıklarını çok iyi görür. (enfal-39)

        bir dinin mensupları inandıkları tanrılarının gerçek amacını anlamaktan bu kadar uzak olabilirler mi?

        bir tanrının en temel amacı, gönderdiği dinin yeryüzünde egemen olmasını haklı olarak istemektir,

        bunu da sağlamanın tek yolu, inanırlarının tanrı yolunda savaşmalarıdır, zaten Kuranın tanrısıda enfal-39’da sizden bunu istemektedir, bu zaten bir dinin olmazsa olmaz gerçeğidir ve gerçek Müslümanın yapması gereken öncelikli vazifesi de budur,

        biliyorsun, Muhammede inananlar cennete gitmeden önce işledikleri günahlarının bedelini cehennemde çektikten sonra cennete gideceklermiş, İslâm aleminde genel inanış bu yöndeymiş?

        işte cennete doğrudan gitmek isteyenler, bunun tek şartının Allah yolunda savaşmak olduğunu anlamışlar, çünki Kuranın tanrısı, hangi naneyi yemiş olurlarsa olsunlar, sadece kendi yolunda savaşanları doğudan cennete gönderiyormuş, yani Allah yolunda savaşanların kul hakkı dahil tüm günahlarını siliniyormuş?

        İşte böyle bir ayrıcalıktan yararlanabilmek için Allah yolunda savaşanlar, Allah yolunda savaşırken ölmelerini yüce tanrılarından niyaz ediyorlarmış, hatta kendisiyle röportaj yapılan biri içindeki niyetini açığa vurarak, öldürülmek için Allah yolunda savaştığını söyleme gafletinde bulunmuş?

        ölmek için öldürülmeyi bekleselerde, takdir edilecek tek tarafları, gerçek Müslümanın yapması gereken en önemli görevin Alahın temel isteğini yerine getirmek olduğunu anlamış olmalarıdır?

        işte, gerçek İslâmın ne olduğunu anlayanlar, dünyanın her yerinden akın akın Allah yolunda savaştıklarını iddia edenlerin safına katılmaktadır ve sayıları hızla artmaktadır,

        sanırım yapmanız gereken en doğru işin Allahın dinini yeryüzünde egemen kılmak için Allah yolunda savaşmak olduğunu anlamışsındır,

        tebliğ işine gelince, çok okuyan! bir İslâm aleminde Müslümanların %99’u Kuranın kapağını açmamışken, gelişmiş Ülkelerde otellerdeki her odada bile, tüm dünya vatandaşlarının okuyabilmesi için İngilizceye tercüme edilmiş Kuranlar mevcutken siz tebliği işini hiç kafaya takmayın, onu sizin yerinize gelişmiş Ülkeler fazlasıyla yapıyor,

        onun için siz tebliğ işini bir kenara bırakıp din Allahın oluncaya kadar Allah yolunda savaşmaya bakın, çünki İslâm aleminin tebliğden anladığı tek şey, kâfirin boğazına kılıç dayamaktan ibaret olduğu için siz boşverin insanları Müslüman yapmayı, Alahın dinini yeryüzünde egemen kılmaya bakın?

        haydi gerçek Müslüman olduğunuzu kanıtlamanız için yapmanız gereken şey belli olduğuna daha göre ne duruyorsunuz?

  64. kadir dedi ki:

    sayın bi yabancı kardeşim….

    başkasının hakkına, ırzına, canına, malına tecavüz etmeyen, allaha iman edip, salih işler yapmaya çalışan müslümanların sayısının fazla olduğunu düşünüyorum. ama kurandan bir haber yaşayan insanlar konusunda size katılıyorum. kuranı kerim muhammet peygamberden sonra, her devrin tebliğ edicisidir. nefsini bırakıpta allahın zikrini (kuranı) duyupta kalbi ürperen, onu özümseyen çok az insan vardır. şuan dünya düzeninin bu şekilde olmasının nedenide budur..

    allaha emanet

    saygılar..

    • pamuk1kale dedi ki:

      Kadir bey;
      başkasının hakkına, ırzına, canına, malına tecavüz etmeyen, allaha iman edip, salih işler yapmaya çalışan müslümanların sayısının fazla olduğunu düşünüyorum. sizden alıntı

      İslam aleminden elimizde kalanlar bu! Bu kalanların özellikleri ancak kendi imanlarını kurtarır,ne çevresine ne topluma hiç bir katkısı olmaz,olmuyorda bu insanların! Bu bireylerin içinden sorgulayan,soran,biat etmeyen,kula kul olmayan şartlarını koyun bakayım geriye ne kalır?

      islamın işte insanın nefsini uyarmak için vardır. insan nefsine uyuyorsa yapacak birşey yoktur sizden alıntı.
      İslam eğer dediğiniz gibi nefis için varsa etkiledikleri,amacını gerçekleştirdikleri nerde,nerdeler?
      Kadir Bey; Belki görmüşünüzdür bu sıralar sanal ortamda şöyle bir paylaşım yapılıyor.
      Fransada 12 kişi öldü dünya ayağa kalktı.
      Afganistanda 13 senede 3.6 milyon,ırakta 2 milyon
      Suriyede 200 bin,mısırda 3 bin arakanda 500 bin
      Filistinde yüzbinlerce Müslüman öldü
      Ama hiç kimse şoka girmedi
      BATI İKİ YÜZLÜ.
      Normal bir beyin yukarıdakileri okuyunca ”Batı iki yüzlü” mesajını değil,müslüman aleminin içinde bulunduğu İĞRENÇLİĞİ görür!
      Yukarıdada demiştim islam aleminin bu iğrençlikten çıkma,kurtulma ihtimali oranı sizce kaçtır? Kaç milyon Müslüman veya kaç milyar Müslüman ölünce dönüp aynaya kendi iğrenç halini görme ihtimali nedir?
      Benim cevabım koskoca bir SIFIR! Siz devam edin havanda su dövmeye bakalım yarın kaç bin Müslüman ölecek!

      • kadir dedi ki:

        sayın pamukkale….

        Normal bir beyin yukarıdakileri okuyunca ”Batı iki yüzlü” mesajını değil,müslüman aleminin içinde bulunduğu İĞRENÇLİĞİ görür!”

        yazdıklarınıza büyük oranda katılmamla birlikte batının ikiyüzlülüğünüde görmezden gelemem… fransa sömürgesi afrika ruandada tutsilerle hutuları birbirine kırdırıp soykırım yaptırmadımı, yüzbinlerce insanın ölümüne sebep oldular.. purolarını yakıp avrupadan bu kıyımı izlediler.. cezayire yaptıkları, italyanın libyada yaptıkları. ingilizleri hiç söylemiyorum bile.. vs.vs. bütün bu kıyımların sebebi batı değilmi? sömürülen ülkeler arasında müslümanlarda vardı, müslüman olmayanlarda vardı. kim olduğuna bakmaksızın katliamlara devam etmediler mi? her ne olursa olsun katliama uğrayanlarda insan değilmiydi.

        fransa haksız yere ölen masum vatandaşları için tabiki tepki gösterecek. en doğal hakkıdır da.. fakat kendisine yapılmasını istemediği bir şeyide başkasına yapmayacak…

      • 1okuyucu dedi ki:

        Kadir;

        —fransa haksız yere ölen masum vatandaşları için tabiki tepki gösterecek. en doğal hakkıdır da.. fakat kendisine yapılmasını istemediği bir şeyide başkasına yapmayacak… (senden alıntı)

        saydığın Ülkelerin İslam ve Hristiyan dinine mensup Ülkeler olduklarını göz önüne aldığında, yapılmaya çalışılanın, semavi din mensuplarının birbirleriyle yaptıkları örtülü din savaşları olduğunu anlamış olman gerekir,

        bu it dalaşının bizim Ülkemize sıçramamasını temenni etmek isterdim ama yangına körükle gidenleri göz önüne aldığımızda, ucunun bize de dokunmaması oldukça zayıf bir olasılık, bunu siyasete egemen olanların tutumlarından anlayabilirsin,

        Muhammedin dünyada algılanış şekli tamamen Müslümanların 1400 yıldır, sahip oldukları kafa yapısıdır, yani Müslümanlar yaptıkları çirkinliklerle insanlığa kötü bir örnek olarak, peygamberlerinin kötü biri olarak algılanmasına sebep olmuşlardır,

        Muhammedi kötü biri olarak göstermek için bahane arayan Hristiyanlarda bunu propaganda malzemesi olarak kullanmışlardır,

        eğer Müslümanlar yaptıkları çirkinliklerle dünya kamu oyunun nefretini kazanmak yerine yaptıkları güzel şeylerle dünya kamu oyunun takdirini kazansalardı, Hristiyanlar Muhammedi kötü biri olarak gösteremeyecekti, o nedenle başkalarına kızmanız, çuvaldızı kendinize batırmanız gerçeğini ortadan kaldırmıyor? yani ortada kızılacak bir şey varsa o da kendinize kızmanız gerektiği gerçeğidir,

      • cansinan dedi ki:

        İnsan müslüman olduğu için kendine kızmaz.

        Müslümanlığı alet ederek çirkin işleri yapanlara kızar.

        Müslüm ile müslümanlığı birbirine karıştırmayalım.

        Çirkinliği Müslüm beye emreden müslümanlık değildir.

        Ben de müslümanım ama çirkinliği ne tasvip ederim ne de yaparım.

        Allahtan korkmayanlar kafir de olsa , Müslümanım diyerek çirkinlik te yapsa karşılığını görecekler.

    • 1okuyucu dedi ki:

      Kadir;

      —başkasının hakkına, ırzına, canına, malına tecavüz etmeyen, allaha iman edip, salih işler yapmaya çalışan müslümanların sayısının fazla olduğunu düşünüyorum (senden alıntı)

      bu saydıkların Japonya dahil, gelişmiş Ülkelerde fazlasıyla var, onu geç?

      oysa İslâmda gerçek Müslüman için en önemli kriter, din Allahın oluncaya kadar Allah yolunda savaşmaktır,

      yani İslâmda en önemli şey, Allah yolunda savaşmaktır, çünki Kuranın tanrısı haklı olarak, gönderdiği dinin yeryüzünde egemen olmasını ister, bunun için inanırlarından yapmasını istediği en temel görev, kendi amacına uygun olarak davranmalarını beklemektir,

      o nedenle din Allahın oluncaya kadar Alah yolunda savaşmanız, sizin en önemli görevinizdir, gerçek bir Müslümanada bu şekilde davranmak yakışır?

      ne yapmanız gerektiği bilindiğine göre, yapıp yapmamakta karar verecek olan sizlersiniz ama ben kafama takılan bir soruyu sormak istiyorum,

      İslâm inancında, Allah yolunda savaşırken ölenler şehit olup doğrudan cennete gidiyorlar, peki, kul hakkı dahil, her türlü naneyi yemiş biri Allah yolunda savaşırken ölürse ne olur?

      • kadir dedi ki:

        okuyucu..

        “oysa İslâmda gerçek Müslüman için en önemli kriter, din Allahın oluncaya kadar Allah yolunda savaşmaktır,” senden alıntı..

        okuyucu sen kimi kandırmaya çalışıyosun. çok merak ediyorum.. ama şunu bil ki sen ancak kendini kandırırsın.. içine düştüğün bataklıkta öyle bir boğulmuşsunki sana söylenen hiçbirşeyi ne anlıyosun, nede görüyosun. sen ancak kuran ayetlerini çarpıtmayı bilirsin.. burada defalarca açıkladığımız halde bozuk plak gibi aynı şeyleri söyleyip duruyosun..

        “FİTNE ORTADAN KALKIP, din allahın oluncaya kadar onlarla çarpışın/savaşın…” bakara suresi..

        yani deniliyorki fitne (müslümanlara yapılan baskı ve zulum sonucu dinlerinden zorla döndürmeye çalışma, yurtlarından çıkarılıp sürgün edilme) ortadan kalkıp, allahın emri olan hoşgörü, sevgi, iyilik, makul bir toplum düzeni oluncaya kadar onlarla savaşın…

        allahın hoşnut olduğu inanç ve davranış fitne değildir. fitne şeytan işi zulüm ve baskıdır..
        hiçkimse hiçkimseye zorla bir inanç veya baskıyla-zulümle zorki bir durum dayatamaz. dinde zorlama yoktur..

        “sizinle savaşanlara karşı sizde allah yolunda savaşın. fakat haksız yere (onlar size saldırmadan, siz onlara ) saldırmayın. çünkü allah haksız saldırıları sevmez.” (bakara-190)

        onları (size savaş açanları/saldıranları) nerede bulursanız çarpışın/öldürün.. fitne (insanları zorla dinden döndürme, zorla yurttan çıkarma) öldürmeden daha beterdir. fitne çıkaranlar mescidi haram yanında sizinle savaşmazlarsa sizde onlarla savaşmayın. fakat sizi ölürmeye çalışırlarsa sizde onlarla çarpışıp öldürün.. (bakara-191)

        bundan sonra (fitneden/savaştan/saldırıdan) vazgeçerlerse sizde savaşmayın. şüphe yokki allah çok affedicidir. (yani onlar yaptıklarının yanlış olduğunu anladıklarında onları affedin. onlara zarar verip öldürmeyin. çünkü allah çok affedicidir. ) (bakara -192)

        (ancak/sadece) fitne ortadan kalkıp din (allahın emri/hükmü) allahın oluncaya kadar onlarla (fitne çıkaranlarla) savaşın. (bakara-193)

        deniliyor.. ayetleri dikkatli ve bütünlük içinde okunduğunda doğru mesaj çok rahat bir şekilde alınır.. siz istediğiniz kadar çarpıtın. ayetleri çarpıta çarpıta şeytanın çarptığı kişilere dönmüşsünüz..

      • 1okuyucu dedi ki:

        Kadir;

        —sen kimi kandırmaya çalışıyosun. çok merak ediyorum.. ama şunu bil ki sen ancak kendini kandırırsın.. içine düştüğün bataklıkta öyle bir boğulmuşsunki sana söylenen hiçbirşeyi ne anlıyosun, nede görüyosun. sen ancak kuran ayetlerini çarpıtmayı bilirsin.. burada defalarca açıkladığımız halde bozuk plak gibi aynı şeyleri söyleyip duruyosun.. “FİTNE ORTADAN KALKIP, din allahın oluncaya kadar onlarla çarpışın/savaşın…” bakara suresi..
        yani deniliyorki fitne (müslümanlara yapılan baskı ve zulum sonucu dinlerinden zorla döndürmeye çalışma, yurtlarından çıkarılıp sürgün edilme) ortadan kalkıp, allahın emri olan hoşgörü, sevgi, iyilik, makul bir toplum düzeni oluncaya kadar onlarla savaşın… (senden alıntı)

        asıl sen kimi kandırmaya çalışıyorsun, bir tanrının en temel isteğinin gönderdiği dinin yer yüzünde egemen olmasını istemek değildir de nedir? bir tanrı tüm insanlığa hitaben bir din gönderiyorsa, haklı olarak bu dinin yeryüzünde egemen olmasını ister, herhalde bir tanrı laf olsun torba dolsun kabilinden din göndermez,

        sen fitne derken, Müslümanlara saldıranları mı anlıyorsun? Müslümanlar başkasına saldırınca bunun adı fitne olmayacak, başkaları Müslümanlara saldırınca bunun adı fitne olacak öyle mi?

        mantığını sevsinler senin, halbuki sınava konu olan her şey fitne sebebidir, anne, baba, kardeş, akraba ilişkileri vb. her şey fitne sebebidir,

        tabi siz, mum dibine ışık vermez misali, inandığınız tanrının beyninizi yıkaması sonucu, kâfirleri fitne sebebi olarak gördüğünüz için fitneye sebep olanların sadece kâfirler olduğunu sanıyorsunuz, oysa boynuna kılıç dayadığınız kâfir de sizi fitne sebebi olarak görüyor, hele boynuna kılıç dayananın cebinde parasının olup olmadığına bakmaksızın Müslümanlığı kabul edenlerden zekât, kabul etmeyenlerden cizye istiyorsunuz,

        bir şey kılıç zoruyla isteniyorsa onun adı ne zekât nede cizyedir, düpedüz haraçtır, o nedenle dünyaya kan kusturan sözüm ona Allah yolunda savaştıklarını iddia eden sapıkların yeryüzündeki fitnenin dik alâsı olduklarını ve bunun tek sorumlusunun inanırlarına, birbirlerine dahi kin ve nefret duyacak şekilde kin ve nefret tohumları aşılayan Kuranın tanrısı olduğu sakın aklından çıkarma?

        o nedenle fitneyi, Müslümanlara uygulanan baskı zulüm olarak gösterip mağdur edebiyatı yapmaya kalkma, hele mağdur edebiyatını ayetlerin içerisine yamamaya hiç kalkma,

        Kuranın tanrısının öğütlediği hoşgörü, sevgi, iyilik, Müslümanların kendi aralarındaki sosyal ilişkilerde söz konusu olabilir ama Kurandaki anlaşılmaz ayetlerin sebep olduğu farklı yorumların taraftarlarının bile birbirlerine kin ve nefret besledikleri bir dinde bu öğütlerin hiçbir işe yaramadığını realiteye bakarak görebilirsin,

        o nedenle İslâmın sevgi, iyilik hoşgörü dini olduğu aldatmacasına kanma, çünki Kuranın tanrısı gönderdiği kitap vasıtasıyla Müslümanların birbirlerini boğazlamasına sebep olmuştur, ve o nedenle İslâm, dünya durdukça asla sevgi, iyilik ve hoşgörü dini olmayacaktır, hele kendi içlerinde hoşgörünün zerresi bile olmayan bir topluluğun kendi dışındakilere hoşgörüyle yaklaşacağı hayalden ibarettir, çünki bu Kuranın tanrısının sebep olduğu bir sonuçtur ama sen hayalindeki toplum yapısını istiyorsan bunun İslâm diniyle mümkün olamayacağını kabullenmek zorundasın,

        —dinde zorlama yoktur.. (senden alıntı)

        bu laf, din mensupları için söylenmiş bir laftır, böyle klişe lafların realitede hiçbir anlamı yoktur, örneğin, namazın zorla kıldırıldığı İran, Suudi Arabistan gibi Ülkelerde namaz kılanların Müslüman mı, ateist mi olduğunu bilmek mümkün değildir,

        ama dine girmekte zorlama diye br realite İslâm aleminde vardır, örneğin; kefaret gerektiren durumlarda köle mümin azaad etme şartını getirerek, özgürlüğüne kavuşmayı hedefleyen kölelerin, bu amaçlarını gerçekleştirebilmek için önlerindeki tek seçeneğin İslâmiyeti kabul etmek olduğunu göz önüne aldığımızda bu köleleri dine girmeye zolamaktır,

        savaşta boynuna kılıç dayadığın birini dine davet etmek dine girmeye zorlamaktır, Çünki dine zorlanan kişi o dini kabul etmediği taktirde öldürülme olasılığını göz ardı etmeyecektir, yani korku .okuna Müslüman olacaktır, hatta “senin dinin sana, benim dinim bana” söylemininde bir faydası olmayacaktır, çünki dine davet etmek dostane koşullarda değilde, boğazına kılıç dayandığı bir durumda yapılmıştır, eğer insan psikolojisinden anlıyorsan boğaza kılıç dayamanın dine girmeye zorlamak olduğunu da anlayacaksın

        sanrım “dinde zorlama yoktur” söyleminin aynı din mensupları arasında, “dine girmeye zorlamanın” kâfir kabul edilenlere karşı yapıldığını anlamışsındır,

        —ayetleri dikkatli ve bütünlük içinde okunduğunda doğru mesaj çok rahat bir şekilde alınır.. siz istediğiniz kadar çarpıtın. ayetleri çarpıta çarpıta şeytanın çarptığı kişilere dönmüşsünüz.. (senden alıntı)

        Kuranın tanrısının en temel emrini göz önüne aldığımızda, yukarıda örnek olarak verdiğin ayetlerin (bakara-190,,193) realitede hiçbir anlamı yoktur,

        bu Kuranın tanrısının her konuda farklı farklı söylemlerde bulunarak, arkasına sığınacağınız bahaneler yaratma taktiğinden başka bir şey değildir, çünki bu yöntem, Kuranın tanrısının en temel amacının sert ayetlerde olduğunu gizleme çabasının bir ürünüdür,

        hatta ayetlere yaptığın yamalar bile Kuranın tanrısının gerçek amacını örtmeye yetmez, o nedenle ayetleri çarpıtarak, Kuranın tanrısının gerçek amacını çarpıtmaya kalkma,

        Kuranın tanrısının tek amacı gönderdiği dinin yeryüzünde egemen olmasıdır, bunuda sağlamanın yolu Allah yolunda savaşmaktır, başka bi şey değil,

        sadece gerçek Müslümanlar, Kuranın tanrısının en temel amacını anlayarak o yönde davranış gösterirler,

        sanırım, Kuranın tanrısının en temel emri ortadayken İslâm dinin, sevgi, iyilik, hoşgörü dini olamayacağını anlamışsındır, eğer olsaydı, Müslümanlar 1400 yıldır birbirlerini boğazlamazlardı,

        o nedenle bana laf çarpıtacağına realiteye bak, baktığında size çarpanın kim olduğunu gözlerinle göreceksin, o zaman çuvaldızı kime batıracağına karar verirsin, bana batıramayacağın kesin, çünki İslâm aleminin içine düştüğü rezil durumun sorumlusu ben değilim.

        yada İslâmın sevgi, iyilik, hoşgörü dini olduğunu söylemeye devam ederek kendini kandır.

      • cansinan dedi ki:

        Sn okuyucu merhaba,

        100 sene önce yoktun.

        Şimdi varsın.

        Nasıl varoldun ?

        Ne kudretliymişsin kendi kendine varolmuşsun!!

        Ya da seni yapan anne ve baba ne kudretliymiş , varetmişler seni !!

        Helal olsun seni yapan kuvvete.

        Anne ve Baban senden birtane daha yapsın , kopyan da gelsin , birlikte ispat etmeye çalışın Yaratıcının olmadığını.

        Selamlar saygılar.

      • 1okuyucu dedi ki:

        cansinan;

        –merhaba (senden alıntı)

        sanada merhaba.

        —100 sene önce yoktun. (senden alıntı)

        tanrının varlığının benim varlığımla bir ilgisi olmadığını ne güzel kavramışsın? yada zamanı günde 2 defa doğru gösteren bozuk saat misli atmışsın ama tutturmuşsun,

        ben 100 sene önce yoktum ama 100 sene önce tanrı vardı, ben yok olduğumda tanrı yine var olacak, yani ben yokken de tanrı vardı, ben tekrar yok olduğumda da (tahtalı köye gittiğimde) tanrı yine var olacak, varlığı benim varlığımla veya yokluğumla bir ilgisi olmayan bir tanrı, benim ona inanıp inanmamamı niye kendine sorun yapsın? söyler misin?

        —Anne ve Baban senden birtane daha yapsın , kopyan da gelsin , birlikte ispat etmeye çalışın Yaratıcının olmadığını (senden alıntı)

        benim kitapların uyduruk tanrısına değilde, evrenin tanrısına inandığımı anlayamamış olman, bende senin zekâ düzeyinle ilgili bazı tereddütlere neden oldu?

      • cansinan dedi ki:

        Evrenin Allahının varlığına inanıyorsun yani.

        Elhamdülillah.

      • 1okuyucu dedi ki:

        cansinan;

        —Evrenin Allahının varlığına inanıyorsun yani (senden alıntı)

        hayır, ben evrenin tanrısına inanıyorum, benim inandığım tanrın koleksiyon yapar gibi isimlere ihtiyacı yoktur, zaten sizin isim diye bildiğiniz şeyler tanrınızın sahip olduğunu sandığınız fiilerini açıklayan birer sıfattır?

        biz evrenin tanrısına yaratıcı olması nedeniyle tanrı ismini takmışız, ayrıca onun tanımlanmaya ihtiyacı yok, biz onu tanımlayabilmemiz için mecbren ona tanrı demişiz, yaratıcı desek te olurdu, zaten bizim onu nasıl tanımladığımızda onun hiç umurunda değil,

      • cansinan dedi ki:

        Olsun farketmez.

        İnanıyorsun sonuçta.

      • bir kul dedi ki:

        1okuyucu YA VE AYNI FARMATTA OLANLARA

        SLAMDA SAVAŞ AÇMAK YOKTUR SAVAŞ ACANA KARŞI SAVAŞMAK YANİ SAVUNMA İSLAM SAVAŞTA DAHİ KURALLARL OLAN BİR SİSTEMDİR GAYESİ İNSANLARI KAZANMAKTIR KAYBETMEK DEGİL

        AKLIN TERAZİSİ BOZULMZDAN ELİN TERAZİSİ BOZULMAZ

        60:8 – Allah sizi, din hakkında sizinle savaşmayan ve sizi yurtlarınızdan çıkarmayan kimselere iyilik etmekten, onlara adaletli davranmaktan men etmez. Çünkü Allah adalet yapanları sever.

        İŞTE SAVAŞ ESNASINDA FİTNE KALMAYINCAYAKADAR
        FİTNEDEN VAZGECENE KADAR SAVAŞMAK VAR HİTLERİNKİGİBİ DEGİL
        KURALSIZ DEGİL ÖLÇÜSÜZDEGİL SENİN ANLAMAK İSTEDİGİNGİBİ DEGİL
        SAVAŞ ESNASINDA SEN DİNİ NEZANNETTİN HEVA VE HEVESİNMİ ÇANIN SIKILDI ÖLDÜR MORALİN BAZULDU ÖLDÜR DOGUMGÜNÜN GELDİ ÖLDÜR UYKUN KAÇTI ÖLDÜR AKŞAMOLDU ÖLDÜR MORELİNİ DÜZELTMEK İÇİN ÖLDÜR SENİN AKLIN YERİNDEMİ İNSANIN DÜŞÜNCESİ NE İSE ALGISIDA ODUR SİZİN DÜŞÜNCENİZ AŞŞAGIDA ÖRNEKLER
        ÖRNEK SONSUZDAN BERİ VARDI EEE SONSUZAKADAR DEVAM EDECEK OLUR
        ÖRNEK HERŞEY HERŞEYDEN TÜREMİŞTİR OLUR
        2 +2 = HEVA VE HESİM OLUR
        GÖZLERİMİ KAPARIM İSTEDİGİM GİBİ OLGILARIM OLUR
        GÜÇLÜ OLAN KAZANIR HERTÜRLÜ HİLE VE DALAVERE İLE OLUR
        DEMEK Kİ SEN BENİMSESEN İŞİD İN SAFLARINDA YER ALACAN HAKSIZ VE ZALİMLİK YAPACAN ÖYLEMİ
        60:9 – Allah sizi, ancak sizinle din hakkında savaşan, sizi yurtlarınızdan çıkaran ve çıkarılmanız için yardım eden kimselere dost olmaktan men eder. Kim onlarla dost olursa işte zalimler onlardır.
        SEN SENİN EVİNİN BİR ODASINI GASP ETSELER NE YAPARIN ELİNDEN GELENTÜM GÜCÜNÜ KULLANIRSIN EN DOGOL OLAN NE MÜCADELE ZÜLME SEYİRCİ KALAMAZSIN

        22:39 – Kendilerine savaş açılan kimselere (kâfirlere karşı koymak için) izin verildi. Çünkü onlar zulme uğradılar. Şüphesiz Allah onları zafere ulaştırmaya kadirdir.

        BAK NEYE İZİN VERİLMİŞ KİM ACMIŞ SAVAŞI GÖRMEK İSTEDİGİNİ DEGİL OLANI GÖR

        9:13 – Yeminlerini bozan, Peygamber’i yurdundan çıkarmaya azmeden ve üstelik ilk önce size saldırmaya başlayanlara karşı savaşmaz mısınız? Yoksa onlardan korkuyor musunuz? Eğer mümin iseniz her şeyden önce Allah’dan korkmalısınız.

        GÖRDÜNMÜ KURALSIZ VE TİLKİYİ AGZINDAN CIKAN YEMİNİNE SADIK DEGİL O YETMİYOR KANDIRIYOR
        SAY SAY SAY BİTMEZ TUTASIZ ŞÜPHECİ TAMAHKARSIZZ HAKKA ADALETE İNANMAYAN KAFASINDA BİN BİR TÜRLÜ FESAT GECİREN ZALİM

        2:190 – Size savaş açanlarla Allah yolunda çarpışın. Fakat haksız saldırıda bulunmayın. Çünkü Allah, haksız saldırıda bulunanları sevmez.

        BUNA RAGMEN ALLAH SINIRLANDIRIYOR SAVAŞTA BİLE MÜSLÜMAN İNSAN KAZANMAK İÇİN VAR KAYBETMEK İÇİN DEGİL HANİ NEREDE BULDUGUMUZU KÖŞEDE BUCAK BULDUGUMUZU ÖLDÜRMEK

        Cihad adam öldürmek değil, kalbini öldüren bir insanı diriltmektir

        – Cihad insanın fıtratıyla arasına sokulan bariyer ve barikatları kaldırmaktır

        – Cihad Allah’a giden yolların açılmasını sağlayan çabalardır

        – Cihad dilini Allah’a davete adayabilmektir

        – Cihad nefsin kötülük dürtüleriyle mücadele edebilmektir

        – Cihad fıtratı vahiy ile buluşturmaktır

        – Cihad malını ve canını Allah için seferber edebilmektir

        – Cihad hakikati anlatmak için cehdini ortaya koymaktır

        – Cihad vahyin anlatıldığı bir tebliğ faaliyetidir

        – Cihad herkes karşı çıksa da hakikati haykırabilmektir

        -Cihad hakikati anlatmak için cehdini ortaya koymaktır

        Mücahid de bütün bunları bilen, yapan ve yaşayan yiğit insandır. Böyle yiğitlere selam olsun.

        KURANDAN ÖRNEK VEREMEZSİN İNANMADIGIN BİR ŞEYE SAHİP ÇIKAMAZSIN
        İLK KURAL MUHATAP ALACAKSIN KİTABINDAN KONUŞ Kİ TUTARLI OLASIN

        FİTNE ADAM ÖLDÜRMEKTEN BETERDİR YUKARIDAKİ AYETİ ÇOK İYİ OKU KİMİŞ ŞAVAŞ ACANLAR KİMMİŞ HAKSIZ YERESAVAŞANLAR KİMMİŞ HEP SAVAŞANLAR

        ÖRNEK FİTNE İŞİT VE GİBİLERİ ESED VE GİBİLERİ BU SAVAŞI HEP FİTNEDEN KAYNAKLANDIGINI ANLA ARTIK BE BRADER BİR YERDE İNSANLAR BİRBİRİNİ ÖLDÜRÜYAORSA ORADA ŞEYTAN VE AVANELERİ VARDIR BUNU BİL
        ARAF 7/16 İblîs, “Öyle ise beni azdırmana karşılık, yemin ederim ki ben de onları saptırmak için senin doğru yolunun üstüne oturacağım” dedi.
        DOGRU YOLUN ORTASINA OTURMAK NEDEMEK SEN SÖYLE BİZDE ANLAYALIM
        AKLIN SIRA MÜSLÜMANLIGI BİLMEYENLERİ KORKUTMAK ALGI OLOŞTURMAK
        HERTÜRLÜ ÇİRKEFLİGİ YAYMAK İNSANLARI DEGERSİZLEŞTİRMEK KURALSIZLAŞTIRMAK
        HERTÜRLÜ AHLAKSIZLIGI YAYMAK DÜNYADAKİ OLUMSUZLLUKLARIN ALTINDAKİ SORUNLARIN NEREDEN KAYNAKLANDIGINI ALMADINMI ANLAMAK MI İSTEMİYORSUN

        ENAM 151 153 De ki: “Gelin, Rabbinizin size neleri haram kıldığını okuyayım: O’na hiçbir şeyi ortak koşmayınız; anne babaya iyilik ediniz; fakirlik korkusuyla çocuklarınızı öldürmeyiniz! Sizin de onların da rızkını biz veririz; kötülüklerin açığına da gizlisine de yaklaşmayınız ve Allah’ın yasakladığı cana haksız yere kıymayınız! İşte, aklınızı kullanasınız diye Allah size bunları emretti.”
        BAK GÖRÜYORMUSUN NEYİ EMRETMİŞ
        2:279 – Eğer böyle yapmazsanız, o zaman Allah ve Resulü tarafından size savaş açılmış olduğunu bilin. Eğer tevbe ederseniz, sermayeleriniz sizindir. Haksızlık etmezsiniz, haksızlığa da uğramazsınız

        GÖRDÜNMÜ O CIMBIZI KAFANDAKİ DÜŞÜNCELERLE DEGİL AKIL GÖNÜL MANTIK KURALLARIYLA KULLAN
        BEDE Vİ DİNİ DEGİL İSLAM MEDENİYET DİNİDİR BARIŞ DİNİDİR AKIL DİNİDİR ŞEHİRDE YAŞANAN BİR DİNDİR ORMANDA DEGİL ORMAN KURALLARI DEGİLDİR
        KURALSIZ ZALİMLERLE MİCADELE DİR HUZUR İÇİN GÜVEN İÇİN

        NAZİYAT 79/(16-19) Hani, Rabbi ona Kutsal Vâdide, Tuvâ’da şöyle seslenmişti: “Firavun’a git, çünkü o gerçekten azmıştır. Ona de ki: “Arınmak istemez misin? Sana, Rabbine giden yolu göstereceğim, böylece saygı duyarsın.”

        HANGİ İDEOLOJİNİN İŞDİRKİ DESPOTLARA ZALİMLELERE AKILSIZA GADDARA FESATCIYA GİDİP GÜZEL ZÖZ SÖYLEYECEK
        BAKBAK İYİBAK
        ARAF 7/ 123,124. Firavun: “Ben size izin vermeden mi O’na inandınız? Doğrusu bu, halkı şehirden çıkarmak için düzdüğünüz bir hiledir, fakat siz göreceksiniz. And olsun ki, ellerinizi ayaklarınızı çaprazlama keseceğim, sonra da hepinizi asacağım” dedi.

        GÖRDÜNMÜ TİLKİYİ KURALSIZI ÜCKAGITCIYI YOBAZI O TİLKİ AKLIYLA NASILDA İFTİRALAR ATIYOR NASILDA ŞEYTANLAŞIYOR NASILDA AKLIYLA HAKSIZLIKLARININ ÜSTÜNÜ YALANLARIYLA ÖRTEMEYİNCE SALDIRGANLAŞIYOR KİMMİŞ LASDIRGAN AKLINCA İSLAMI İSLAMDAN Bİ HABER OLANLARI KORKUTUP UZAKLAŞTIRMAK CANAVARLAŞIYOR TEHTİTLER CAHİLLİKLER GIRLA GİDİYOR
        BAKBAK İYİBAK İYİ OKU
        O hak kitabında onlara, “Cana can, göze göz, buruna burun, kulağa kulak, dişe diş ve yaralara karşılık kısas/ödeşme” yazdık. Kim bunu bağışlar, kısâs hakkından vazgeçerse o, kendisi için kefâret olur ve kimler Allah’ın indirdiği ile hükmetmezse zâlimler onlardır!
        YİNEDE AFFEDİN DİYOR CEAPLA NEYMİŞ İNSANI KAZANMAK AMAC KAYBETMEK DEGİL SEN İKL ÖNCE KENDİNLE BARIŞ KENDİNİ TANI NE NEDEN NİÇİN NİYE SORULARINI ÇOK İYİSOR CEVCEVAPLARINI BULMAYACALIŞ EGER BULAMAZSAN BİR BİLENE SOR
        KABUL ETMEDİGİN KİTABABTAN ÖRNEK VEREMEZSİN

        “Eğer Rabb’in dileseydi, yeryüzündekilerin hepsi elbette iman ederlerdi. Öyle iken iman etmeleri için insanları sen mi zorlayacaksın?” (Yunus: 99)

        BAK BAK İYİBAK NEDİYOR YERYÜZÜNDEKİLERİN HEPSİ ELBETTE İMAN EDRDİ HANİ DİN ALLAH IN OLUNCAYA KADARDI KALIN SAGLICAKLA
        KURAN BİR ÖLÇÜ KİTABIDIR SINIRLARI BELLİ OLAN ÖLCÜSÜZLÜK DEGİL
        BİR İNSAN SORU SORUYORSA SORDUGU SORUYU ANLAMAK İÇİN SORAR DALLANDIRIP BUDAKLANDIRMAK İÇİN DEGİL DİKKAT EDİN YAZILARINIZIN İÇERİGİ HAP AYNI FORMATTA
        İTİRAZIN KARŞILIGI BEN DAHA İYİSİNİ BİLİYORUM DEMEKTİR
        O ZAMAN KİTABINDAN KONUŞ VE BİZLEREDE GÖSTER BİZDE ONAYLAYALIM YADA İTİRAZ EDELİM TARTIŞMA BÖYLE OLUR
        YAPICI İNSAN DOGRUYA DOGRU DİYE BİLMELİ EGRİYE EGRİ OZAMAN SAMİMİYETİNİ İSPATLAMIŞ OLURSUN

      • 1okuyucu dedi ki:

        bir kul;

        —İSLAMDA SAVAŞ AÇMAK YOKTUR SAVAŞ ACANA KARŞI SAVAŞMAK YANİ SAVUNMA İSLAM SAVAŞTA DAHİ KURALLARL OLAN BİR SİSTEMDİR GAYESİ İNSANLARI KAZANMAKTIR KAYBETMEK DEGİL (senden alıntı)

        —SEN SENİN EVİNİN BİR ODASINI GASP ETSELER NE YAPARIN ELİNDEN GELENTÜM GÜCÜNÜ KULLANIRSIN EN DOGOL OLAN NE MÜCADELE ZÜLME SEYİRCİ KALAMAZSIN (senden alıntı)

        bak, ikinci alıntıda ne güzel söylemişsin, demek biri bana saldırdığında kendimi savunmam için bir yerlerden izin almama gerek yokmuş demi??? benim haklı olduğumu kabul etmene sevindim,

        demek, Müslümanlara farz kılınan savaş, savunma yapmak için farz kılınmamış demi? ne için farz kılındığını anlamışsındır herhalde?

        yinede anlayamdıysan sana anlatayım,

        İslâmi kaynaklara göre söylüyorum, Muhammedin Mekkedeki peygamberlik döneminde Müslüman olanların sayısı yaklaşık 100 kişi, yani Muhammedin ordusu, ekonomik gücü olamdığı dönemde sadece tatlı dille (propaganda) ikna edebildiği 12 yıl içerisinde yaklaşık 100 kişi?

        Muhammedin veda haccında hitap ettiği kişi sayısı 100.000’in üzerinde?

        Mekkede 12 yıl içerisinde Müslüman olan kişi sayısı yaklaşık 100 kişi?
        Medinede 10 yıl içerisnde bu sayı 100.000’e çıkıyor,

        100 rakamını 100.000 rakamına kıyasladığımızda, 3 yılı gizli, 9 yılı aleni yapılan İslâma davetin tatlı dille yapılmasının bir işe yaramadığını görebilirsin?
        peki Medinedeki 10 yılda bu nasıl olduda bu sayı 100.000’e çıktı? bu nasıl oldu dersin? tatlı dille mi? kılıç zoruyla mı? rüşvetle mi? 100 nire, 100.000 nire, nedir bunun hikmeti?

        bu soruyu cevaplarken bakara-178’in gönderiliş sebebi olarak anlatılan hikâyede, 2 kabilenin topluca islamiyete girdiklerinden söz edildiğini dikkate alarak, inanç işi kişisel bir tercih olduğu halde ne oldu da bu 2 kabilenin topluca İslâmiyeti kabul ettiler? Bunu da aklından çıkarma?

        Muhammedin Mekkedeyken ordusu da yoktu, rüşvet verecek parası da yoktu, bu rüşvet işini de nereden çıkardın deme, Ömerin halifelik döneminde, “tamam sizin gönlünüz İslâma yeterince ısındı” diyerek Kâbenin duvarına asılmış olan listeyi yırttığında, o listede kabile şeflerinin isimleri olup olmadığını da düşün? düşündüğünde o 2 kabilenin topluca İslâmiyete girmelerinin sebebini de bulmuş olacaksın?

        o zaman İslâmiyetin insanları nasıl kazandığını anlayacaksın, bunun tatlı dille olamayacağı anlamak için Mekke dönemine bakman yeterli?

        —60:9 – Allah sizi, ancak sizinle din hakkında savaşan, sizi yurtlarınızdan çıkaran ve çıkarılmanız için yardım eden kimselere dost olmaktan men eder. Kim onlarla dost olursa işte zalimler onlardır. (senden akıntı)

        hiçbir geri zekâlı, kendisini Ülkesinden sürenlerle ve onların işbirlikçileriyle dost olunamayacağını bilir, bunu bir tanrının söylemesine gerek bile yoktur, tabi o tanrı boş boş konuşan bir tanrı değilse?

        22:39 – Kendilerine savaş açılan kimselere (kâfirlere karşı koymak için) izin verildi. Çünkü onlar zulme uğradılar. Şüphesiz Allah onları zafere ulaştırmaya kadirdir.

        kendilerine savaş açılan kimselerin kendilerin savunmaları için bir yerlerden izin almalarına gerek yoktur, yapacakları tek şey kendilerine savaş açanlarla savaşmaktır, tabi bunun yoluda kervan soymak değil er meydanına çıkmaktır,

        yukarıdaki ayet Muhammede, Medineye gittiğinde, kendisiyle birlikte gidenlerle ve kendisinin anlaştığı kabilelerle birlikte oluşturduğu ordu vasıtasıyla Mekkelilerin kervanlarını soymak için verilen bir izindir, oysa o sırada Mekkelilerin Muhammedle bir alıp vereceği kalmamıştır, yani ortada savaşacakları bir düşman yoktur, Muhammed Mekkelilerin ticari kervanlarını soyarak hem öç almayı hemde ganimet elde etmeyi amaçlamıştır,

        bunu anlamak için, savunma savaşı için izin verilmesine gerek olmadığını bilmek yeterlidir?

        9:13 – Yeminlerini bozan, Peygamber’i yurdundan çıkarmaya azmeden ve üstelik ilk önce size saldırmaya başlayanlara karşı savaşmaz mısınız? Yoksa onlardan korkuyor musunuz? Eğer mümin iseniz her şeyden önce Allah’dan korkmalısınız.

        bırak insanı, bir kuş bile yumurtalarını korumak için yumurtalarına musallat olan tilkiye saldırır, düşman gelecek saldırıya geçecek, saldırıya maruz kalanlar düşmana karşı koymayacak öyle mi? kendisine saldıran düşmana karşı koymayan bir toplum var mı acaba?

        belli ki Muhammed Mekkeden kaçmak zorunda kalmasını hazmedememiş, Mekkelilerden öç almak için savaş kışkırtıcılığı yapıyor ama gerekçesinin insan psikolojisiyle taban tabana zıt olduğunu göremiyor, refleksin ne olduğunu bilseydi daha mantıklı bahaneler uydururdu?

        —2:190 – Size savaş açanlarla Allah yolunda çarpışın. Fakat haksız saldırıda bulunmayın. Çünkü Allah, haksız saldırıda bulunanları sevmez. (senden aıntı)

        bir tanrı, “savaştıklarınızdan esir aldıklarınızın boynunu vurun veya esir aldıklarınızın hepsini gaz odalarına gönderin” demez herhalde? sonra Müslümanların boynuna kılıç dayayıp Müslüman yapacağı kimse kalmazdı?

        herhalde hiç kimse durduk yerde, yani haksız yere kimse kimseye saldırmaz, tabi ganimet elde etmek amacıyla olursa o başka? o zaman uyduracak bahane gırla? Eee! yeni kurulmuş bir ordunun ihtiyaçlarını karşılamak için ganimet peşinde koşmak haksız bir gerekçe sayılmaz dimi?

        hele birde ganimetin beşte biri Allah ve Muhammede ait olursa, ortada savaşmak için ganimetten güzel bahane mi olur?

        —NAZİYAT 79/(16-19) Hani, Rabbi ona Kutsal Vâdide, Tuvâ’da şöyle seslenmişti: “Firavun’a git, çünkü o gerçekten azmıştır. Ona de ki: “Arınmak istemez misin? Sana, Rabbine giden yolu göstereceğim, böylece saygı duyarsın.”
        HANGİ İDEOLOJİNİN İŞDİRKİ DESPOTLARA ZALİMLELERE AKILSIZA GADDARA FESATCIYA GİDİP GÜZEL ZÖZ SÖYLEYECEK
        BAKBAK İYİBAK (senden alıntı)

        örnek olarak verdin diğer ayetlere cevap verme gereği görmüyorum, zaten realite en güzel cevabı veriyor, hemde fazlasıyla?

        ordusu bile olmayan bir adamın, üstelik tanrının imana gelmeyeceğini bildiği bir adama gidip “arınmak istemez misin?” diye sormasının abes bir şey olacağını kendisi bilmese bile tanrısı biliyorken, Tevratın tanrısının Musayı firavuna arınmasını isteyip istemediğini sormak için göndermesi saçmalık değilde nedir, hani kalp gözleri kapalı olanlara ne söylesen beyhude yere söylenmiş sözler oluyordu?

        tamam, biz belki birinin ikna olup olmayacağını bilemeyeceğimiz için onu ikna etmek için bir şeyler söyleme gereği duyabiliriz ama, bir tanrı ikna olmayacağını bildiği birini ikna etmek için bir beşeri göndermesinin mantığı nerede?

        esasa gelirsek,
        Muhammed Mekkeden kaçmak zorunda kalmasının öcünü alabilmek için bir an önce mekkelilerle baş edebileceği bir ordu kurmak peşindeydi, bu da normal yollardan (propaganda) mümkün değildi, çünki normal yollardan insanları ikna etmenin pek kolay olmayacağını biliyordu, çünki insanları normal yollardan ikna etmenin güçlüğünü 12 yıllık Mekke deneyiminden biliyordu, Muhammedin ise o kadar bekleyecek zamanı yoktu,

        bunu sağlamak için yapması gereken tek şey, ya insanların boğazına kılıç dayayarak zorla Müslüman yapmak, yada kabile şeflerine rüşvet vererek kabilelerin topluca İslâmiyete girmelerini sağlamak veya kabile şeflerinin kızlarıyla evlenerek (siyasi evlilikler) kabileleri kendine bağlamaktı,

        sonuçta Mekkelilerle baş edebilecek bir orduya sahip olduğuna kanaat getirdikten sonra Mekke üzerine yürüdü, herhalde barış anlaşması yapmak niyetiyle Mekke üzerine yürümedi??? Muhammedin Mekke önlerine gemesi üzerine, Ebu Süfyan, kimseye dokunulmayacağı garantisini aldıktan sonra Mekkenin anahtarlarını Muhammede teslim etmiştir,

        eğer kendisine Mekkenin anahtarları teslim edilmeseydi, Mekkelilerin kılıçtan geçirildiği bir kardeş kavgasının yaşanacağını bilmek için kâhin olmaya gerek yok, eğer Muhammed Mekkeye saldırsaydı ne olacağını sen hayal et?

        bak bak deyip durmuşsun, sıra bende şimdide sen bak?

        Ey iman edenler! Öldürülenler hakkında size kısas farz kılındı. Hüre hür, köleye köle, kadına kadın (öldürülür). Ancak her kimin cezası, kardeşi (öldürülenin velisi) tarafından bir miktar bağışlanırsa artık (taraflar) hakkaniyete uymalı ve (öldüren) ona (gereken diyeti) güzellikle ödemelidir. Bu söylenenler, Rabbinizden bir hafifletme ve rahmettir. Her kim bundan sonra haddi aşarsa muhakkak onun için elem verici bir azap vardır. (bakara-178)

        Ey iman edenler! Öldürülenler hakkında size kısas farz kılındı. Ancak her kimin cezası, kardeşi (öldürülenin velisi) tarafından bir miktar bağışlanırsa artık (taraflar) hakkaniyete uymalı ve (öldüren) ona (gereken diyeti) güzellikle ödemelidir. Bu söylenenler, Rabbinizden bir hafifletme ve rahmettir. Her kim bundan sonra haddi aşarsa muhakkak onun için elem verici bir azap vardır. (bakara-178)

        bak bakalım 2 ayet arasında ne fark görüyorsun?

        eğer tartışmaya cesaretin varsa, buyur beklerim.

  65. pamuk1kale dedi ki:

    Sayın bir kul;
    Kafanızdaki ütopyaları buraya yazarak Müslümanların bilerek ya da bilmeyerek içinde bulunduğu ve bu gidişle sonsuza kadarda bulunacağı iğrençliği asla kapatamazsınız!
    Bu kadar Müslüman ölüyor her gün,dönüp aynaya FİTNENİN kaynağı acaba biz olabilirmiyiz? korkmayın sorun kendinize!
    Kafanızda oluşturmuşunuz veya oluşturmuşlar bir hayal!! Gerçeğe bakın,eseriniz olan Müslüman coğrafyasına bakın her gün!

  66. hüsss dedi ki:

    Güzel kardeşlerim boşuna kendinizi yoruyorsunuz , inançlı insanların tümünün ortak özelliği az veya çok teslimiyetçi olmalarıdır , inançsız olanların ise sorgulayıcı olmalarıdır .. Böyleyken kimse kimseyi ikna edemez, Kuran’ da böyle yazıyor dersin ” o meal hatası ” Hz. Muhammed böyle söylemiş dersin ” o sahih hadis değil ” derler . Bunun sonu yok… Hz. Muhammed kendisini ahir zamanda en iyi tanıyan insanı – amcası Ebu Talip’i – bile ikna etmeyi başaramamıştır.. Emin olun bugün inanıyorum diyen insanların büyük çoğunluğu tasavvufla ilgilenen Kuran ayetlerine, kendi zihinsel dünyasında kurguladığı anlamlar yükleyen insanlardır.. Bu işe ömrünü adamış olanları sorun, eğer İslam’ı anlamak istiyorsan meal ile başlama , önce tasavvuf yönü ağır basan kitaplar oku imanını kuvvetlendir sonra Kuran-ı Kerim e başla derler.. Niye çünkü bodoslama Kuran okursan hiç bi şey anlayamazsın, kölelerden bahseder, çok eşlilikten , cariyelerden , cihad anlayışından vs. bahseder kafan karışır temelli ateist olursun … Peki böyle mi olmalı, bana kalırsa Kuran okumaktansa roman/hikaye okumak size daha fazla haz veriyorsa orda bir sorun vardır..
    Ben Kuran-ı defalarca okumuş ( ve bunu tefsir kitaplarıyla desteklemiş ) biri olarak şunu söyleyebilirim ; Eğer İslamiyet’in temeli Kuran ise ve ben bu kitaba ve peygamberine inanmadığım için cehennemlik olacaksam razıyım. Benim inandığım Tanrı bu değil.. İnanan insanlara da saygım sonsuz ama benim mantığıma en yakın olan inanç Deist’lik … Herkese selamlar…

  67. hüsss dedi ki:

    Ömer Hayyam ne güzel söylemiş:
    ‘Irmaklarından şaraplar akacak’ diyorsun, Cennet-i alâ meyhane midir?
    ‘Her mümin’e iki huri’ diyorsun, Cennet-i alâ kerhane midir?
    Tanrı bize cennette vaat ettiği şarabı, Niçin haram etsin bu dünyada, akla sığar mı?
    Bir sarhoş arap, devesini vurmuş Hamza’nın, Peygamber de yasak etmiş arap’a şarabı.

    Kim senin “yasa”nı çignemedi ki söyle? Günahsız bir ömrün ne tadı kalır söyle.
    Yaptığım kötülüğü kötülükle ödetirsen eğer, Seninle benim aramda ne fark kalır ki söyle.

    İçin temiz olmadıktan sonra, Hacı hoca olmuşsun kaç para.
    Hırka, tespih, post, seccade güzel, Ama TANRI KANAR MI BUNLARA?
    Sen sofusun hep dinden dem vurursun, Bana da sapık dinsiz der durursun.
    Peki, ben ne görünüyorsam O’yum, YA SEN NE GÖRÜNÜYORSAN O’MUSUN?

    • bilal dedi ki:

      Sn.hüsss,

      Ömer Hayyam ne güzel söylemiş:

      ‘Irmaklarından şaraplar akacak’ diyorsun, Cennet-i alâ meyhane midir?
      ‘Her mümin’e iki huri’ diyorsun, Cennet-i alâ kerhane midir?
      Tanrı bize cennette vaat ettiği şarabı, Niçin haram etsin bu dünyada, akla sığar mı?
      Bir sarhoş arap, devesini vurmuş Hamza’nın, Peygamber de yasak etmiş arap’a şarabı.
      Kim senin “yasa”nı çignemedi ki söyle? Günahsız bir ömrün ne tadı kalır söyle.
      Yaptığım kötülüğü kötülükle ödetirsen eğer, Seninle benim aramda ne fark kalır ki söyle.
      ‘’ sizden alıntı’’

      a) Arapçada ‘’şerap ‘’ içecek demektir,illaki Türkçedeki gibi sarhoş edici anlamına gelmez.Cennetteki ‘’ŞERAP’’ da serhoşluk vermeyen içeceklerdir.Yani serhoş edici bir özelliği olmayan içeceğin adıdır.Arapça da ‘’şeribe ‘’ içti,‘’şurup’’ içmek, ‘’şerap ‘’ içecek demektir.Yani cennetteki şerap sarhoş edici bir özelliği olmayan içecek demektir.
      b) Her mü’mine iki hüri verileceğine dair bir ayet kur’an’da var mı ?

      c)Cnnetteki şarap (içecek) sarhoş edici değildir,ama dünyada şerap dediğimiz içecek ise,sarhoş edici bir özelliğe sahip olup sağlığa zararlı olandır,bu nedenle dünyadaki (serhoş edici ve sağlığa zararı olan) söz konuş şerap haram kılınmıştır.Ayrıca Ömer Hayyam gibi müslüman bir bilim adamının bunun böyle olduğunu bilmemesi düşünülemez,işte işte başkasına ait bu tür rubailerle Ömer Hayyam’ı böyle göstremeye çalışan bir zihniyyet vardır.

      d) ‘ Bir sarhoş arap,devesini vurmuş Hamza’nın, Peygamber de yasak etmiş arap’a şarabı.’’ şeklindeki saçma sapan iddianın da aslı ve astarı yoktur.

      Ayrıca pek çok rubai ünü sebebiyle Hayyam’ınkilerine karıştırılmıştır,bilinen kadarıyla Rûbailerinin sayısı 158’dir.Fakat kendisine mal edilenler binin üzerindedir.Bu nedenle bazı konularda islam inancına ters gibi görülen bazı rubailerinin de kendisine ait olmadığı da bir gerçektir.

      Aşağıdaki rubailerde de onun inanç ve düşüncesi hakkında bize yeteri kadar malumat verilmektedir.Şerap ve serhoşluktan da maksadının ne olduğunu da yine bu rubaiden açıkça anlaşılmaktadır.!!!

      Ey özünün sırlarına akıl ermeyen;
      Suçumuza, duamıza önem vermeyen;
      Günahtan sarhoştum, ama dilekten ayık;
      Umudumu rahmetine bağlamışım ben.

      Büyükse de isyanım, kötülüklerim,
      Yüce Tanrı’dan umut kesmiş değilim;
      Bugün sarhoş ve harap ölsem de yarın
      Rahmete kavuşur elbet kemiklerim.

      Tanrım bir geçim kapısı açıver bana;
      Kimseye minnetsiz yaşamak yeter bana;
      Şarap içir, öyle kendimden geçir ki beni
      Haberim olmasın gelen dertten başıma.

      Rahmetin var, günah işlemekten korkmam;
      Azığım senden, yolda çaresiz kalmam;
      Mahşerde lutfunla ak pak olursa yüzüm
      Defterim kara yazılmış olsun, aldırmam.

      Ömer Hayyam’dan )

      Böylece Ömer Hayyam söz konusu rubailerinde insanın ne kadar günahları olsa da yüce Allah’ın bol rahmetinden ümit kesmemesi gerektiiğine vurgu yapmaktadır.Yani yüce Allah’ın engin merhametini dile getirmektedir.

      Saygılarımla.

      • 1okuyucu dedi ki:

        Bilâl;

        —Cnnetteki şarap (içecek) sarhoş edici değildir (senden alıntı)

        —‘Irmaklarından şaraplar akacak’ diyorsun, Cennet-i alâ meyhane midir?
        ‘Her mümin’e iki huri’ diyorsun, Cennet-i alâ kerhane midir? (hüsss’ten alıntı)

        cennetteki içeceklerin özellikleri hakkında bilgi verirken, Ömer Hayyamın şiirlerinin mecazi anlam taşıdığını söylerken,

        birde, yemese de içmese de ölmeyecek olan ölümsüz bir varlığa, yani yaşamak için yeme içme ihtiyacı duymayan ölümsüz bir varlığa, cennette vaad edilen yiyeceklerin içeceklerin hangi mecazi anlama geldiğini de söyleseydin? daha iyi olmaz mıydı?

  68. bir kul dedi ki:

    YÖNETİMDE TEMEL İLKELER
    Uydurulan dinin kullanıldığı ve çok büyük istismarların yapıldığı alanlardan diğer bir tanesi yönetimdir. Kendi şahsi görüşlerini hakim kılmak isteyenler, Allah’ı ve dini kullanarak insanlığı yönetmeye kalkışmışlardır.
    YÖNETİMDE TEMEL İLKELER
    Kuran’da açıklanmayan hususların insanların inisiyatifine bırakıldığını daha evvel gördük. Bunlar, insanların, akıllarını çalıştırmalarıyla ve Kuran’ın koyduğu temel prensipleri gözetmeleriyle doldurulmalıdır. Fakat şurası unutulmamalıdır ki insanların bu tercihleri Kuran’ın hükümleri gibi değerlendirilemez. Örneğin belli bir devlet yönetimi veya halifelik gibi uygulamalar, Kuran’ın bir hükmü olarak gösterilemez. Kuran’ın koyduğu hükümler evrenseldir; mekanın ve zamanın değişmesi ile Müslümanlar bu hükümlerden vazgeçemez. Örneğin Kuran’ın bir hükmü olmayan halifelikten vazgeçilebilir, ama Kuran’ın hükmü olan “şura” ve “adalet” gibi yönetimde önemli ilkelerden zamanın ve mekanın değişmesiyle vazgeçilemez. Kuran’da geçen ve yönetimde dikkat etmemiz gereken evrensel bazı ilkeler şunlardır
    ŞURA: “Şura” ile, yönetim konusunda ilgili tarafların fikirlerinin alınması ve yürürlükteki yönetimin danışma mekanizmasını kullanması kastedilir.

    Onların iş ve yönetimleri aralarında şura iledir.
    42-Şura Suresi 38

    Allah’tan bir rahmet sayesindedir ki sen onlara yumuşak davrandın. Eğer kaba saba, katı yürekli olsaydın, senin çevrenden kesinlikle dağılır giderlerdi. O halde bağışla onları, af dile onlar için, iş ve yönetim konusunda da onlarla şuraya git.
    3-Ali İmran Suresi 159

    Ali İmran Suresi’ndeki ayetten göreceğimiz gibi “şura” Peygamberimizin bile uygulaması gereken bir kurumdur. O zaman hiç kimse kendisini şura üstü görüp, insanlara danışmaya ihtiyacı olmadığını, keyfince insanları yönetebileceğini söyleyemez. Ayrıca aynı ayetten “şura”nın yumuşaklıkla, merhametle beraber olduğunu; kaba sabalıkla, katı yüreklilikle beraber olmadığını anlıyoruz.
    Şunu da unutmamak gerekir ki Kuran’da “şura”nın şekli ve yöntemi gösterilmemiştir. Bu demektir ki şekil ve yöntem zaman ve şartlara göre belirlenecektir. Kaçınılmaz olan şudur; yönetimin ve birlikte yaşamanın her seviyesinde “şura” esastır.
    ADALET: Kuran’ın birçok ayetinden “adalet” ilkesinin önemi anlaşılır. Bu, ikili ilişkilerden yönetime kadar gözetilmesi gereken çok temel Kurani bir ilkedir.

    Ey inananlar! Adalet ve dürüstlüğün tanıkları olarak Allah için kollayıp gözetenler olun. Bir topluluğa kininiz, sizi adaletsiz davranmaya asla itmesin. Adaletli olun. Bu korunup sakınanlar için daha uygundur.
    5-Maide Suresi 8

    Allah sizi din hakkında sizinle savaşmayan ve sizi yurtlarınızdan çıkartmayan kimselere iyilik etmekten, onlara adaletli davranmaktan men etmez. Allah adaleti ayakta tutanları sever.
    60-Mümtehine Suresi 8

    EMANETİN EHLİNE VERİLMESİ:
    Kuran emanetlerin ehline verilmesini emreder. En önemli emanetlerden biri ise toplumun yönetim kademelerinde yer almaktır. Demek ki bu kademelere becerikli, dürüst, işini iyi bilen kimselerin getirilmesi, Kuran’ın koyduğu temel ilkeler açısından da gözetilmesi gereken bir sorumluluktur.

    Şu bir gerçek ki Allah size emanetleri ehil olanlara vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğinizde adaletle hükmetmenizi emrediyor.
    4-Nisa Suresi 58

    YÖNETİCİLERİN YÖNETİLENLERDEN OLMASI:
    Müslümanların itaat etmesi gereken yöneticilerin kendi aralarından olması gerektiği de belirtilmiştir. Bunlara “ulul-emr” denilmiştir ki bunlar toplumun yönetiminde emir yetkisini elinde bulunduran kişilerdir. Bunlar Allah’a inanan, Allah sevgi ve korkusunu içinde taşıyan kişiler olursa; tüm toplum bunun hayrını görür. Toplumsal yaşamanın kaçınılmaz olarak bir hiyerarşiyi gerektirdiğini tüm sosyal bilimciler bilir, toplumsal yaşamın kaostan çıkması, toplumsal yönetimin getirdiği bu hiyerarşinin danışma, adalet gibi ilkeleri uygulamasına ve hiyerarşide yönetme pozisyonunda olanların bu vazifeye uygun kişilerden seçilmelerine bağlıdır.

    Ey inananlar! Allah’a itaat edin, Allah’ın elçisine ve sizden olan ulul-emre (yöneticilere) itaat edin.
    4-Nisa Suresi 59

    DİNDE ZORLAMA YOKTUR
    Mezhepçi İslam’ı benimseyenlerin, Kuran’la çeliştikleri noktalardan önemli bir tanesi; dini hükümlerin, baskı ve şiddet kullanılarak uygulatılmasını savunmalarıdır. Oysa bu, Kuran’ın birçok ayetine aykırıdır. Bu tutumu yasaklayan ayetlerden biri şöyledir:
    Dinde zorlama yoktur. Gerçek şu ki doğruluk ve sapıklık birbirinden ayrılmıştır.
    2-Bakara Suresi 256

    Kuran, mezarlıklarda okunan, evin duvarında asılı olup rehber edinilmeyen, sözde saygı gösterilen, fakat mezhep kitaplarının açıklamasıyla anlaşılabileceği iddia edilen bir kalıba sokulmuştur.

    MAİDE5/45 Doğrusu Biz yol gösterici olarak Tevrat’ı indirdik. Kendisini Allah’a teslim etmiş peygamberler, yahudi olanlara onunla ve Rabbe kul olanlar, bilginler de Allah’ın Kitap’ından elde mahfuz kalanla hükmederlerdi. Tevrat’a şahiddiler. O halde insanlardan korkmayın, benden korkun, ayetlerimi hiçbir değerle değiştirmeyin; Allah’ın indirdiği ile hükmetmeyenler, işte onlar kafirlerdir.

    ÜSTEKİ YAZIYA UYGUN BİR DEVLET VARMI ORTA DOGUDA Kİ MÜSLÜMANLARI SORUMLU TUTUYORSUN BU ADALETLİMİ

    ALLAH DEMEK ANLAM DEMEK ALLAH`I OLMAYANIN ANLAMI OLMAZ DEGERLER MUTLAKA REFERANS İSTERLER REFERANSSIZ DEGER OLMAZ DEGERİN REFERANSI KENDİNE OLMAZ MUTLAKA AŞKIN REFERANSI OLMALI AŞKIN BİR REFENSI İSE ALLAH`DIR.
    YALANCILARIN VE İFTİRACILARIN PRENSİBİ ŞUDUR İFTİRA ET KARALA PİSLİK AT ÇAMUR DÖK MUTLAKA BİR İZİ KALIR.

  69. kadir dedi ki:

    okuyucu….

    “bırak insanı, bir kuş bile yumurtalarını korumak için yumurtalarına musallat olan tilkiye saldırır, düşman gelecek saldırıya geçecek, saldırıya maruz kalanlar düşmana karşı koymayacak öyle mi? kendisine saldıran düşmana karşı koymayan bir toplum var mı acaba?”

    SENDEN ALINTI…

    demekki senin zihniyetinde bir kuş ile insan aynı kefede olmak zorunda. insanda güdüleriyle hareket etsin.. insanda ahlak denilen birşey kalmasın… sende nazi-stalin zihniyetinin olduğunun farkındamısın.. müslümanlara yapılan bu saldırılara bile allahtan emir gelmediği sürece müslümanlar karşılık vermemiştir..

    diyosun ki muhammet güçlenince karşılık vermiştir.. işte sizin gibi fesat düşündüğünüz için herkesi kendiniz gibi zannediyosunuz sanırım.. ama müslümanları kendiniz gibi zannetmeyin yanılırsınız..

    kafandaki çelişki 1; hz. muhammet mekkede madem güçsüzdü karşı koymadı, peki o zaman medinede neden kendisinden kat kat kalabalık orduya karşı savaştı.. geri çekilip sayıca üstün olana kadar taraftar toplayamaz mıydı..

    kafandaki çelişki 2: hz. muhammet ve ona inanan bir avuç insan canları pahasınada olsa mekkede inançlarını neden savundu.. sizin gibi fesat düşünceye göre imanlarını gizlemeleri, sonra güçlenince açığa çıkarmaları gerekmez miydi?

    kafandaki çelişki 3; kuranın hiçbir ayetinde esir alınanların boynunu vurun demez. ya bir karşılıkla, yada karşılıksız serbest bırakın der.. tabi senin gibi islama iftira atan zihinyetlerin bu basit ayeti bile vicdansızca çarpıtması çok doğaldır..

    evrenin tanrısına; yaratıp bir kenara çekilen tanrıya inanan senin gibi zihniyetler. insanlarıda bir hayvan gibi görür.. kafasına göre herşeyi yapması mübahtır.. işinize gelmeyince insan ahlaklı olmak zorundadır.. işinize gelincede insan hayvandır..

    • 1okuyucu dedi ki:

      Kadir;

      —demekki senin zihniyetinde bir kuş ile insan aynı kefede olmak zorunda. insanda güdüleriyle hareket etsin.. insanda ahlak denilen birşey kalmasın… sende nazi-stalin zihniyetinin olduğunun farkındamısın.. müslümanlara yapılan bu saldırılara bile allahtan emir gelmediği sürece müslümanlar karşılık vermemiştir.. (senden alıntı)

      yazdığım yazı biraz uzun olmuş, istersen okumayabilisin,

      hani derlerya, “dam üstünde saksağan vur beline kazmayı” yada “laf ola beri gele”?

      beni suçlamak için kurduğun mantığa hayran kaldım doğrusu,

      oysa ben canlı varlıkların (insan ve hayvanlar) savunma refleksine sahip olduklarını anlatmak için kuş örneğini verdim,

      bir kuş bile kendini savunuyorken, bir insanın kendini savunmayacağı düşünülebilir mi? insanın kuş kadar aklı yok mu ki? kendisini savunması için birinin dürtüklemesini beklesin?

      insanın en doğal hakkı olan savunma hakkını, faşist diktatörlerle aynı kefeye koydun ya, bravo sana, eğer çocuğun varsa bana yazdığın mesajını sakın okutma sonra göreceğin anlamlı tepkiyi (mimik) hazmedemeyebilirsin?

      demek Müslümanlar Allahtan emir gelmedikçe kendilerine yapılan saldırılara karşılık vermemişlerdir, yani Müslümanlar silahlı gücü olan bir topluluk oluşturmuşlar (haliyle silahlı gücü olan bir topluluğa silahlı gücü olan başka bir topluluk saldırır) ama Allahtan emir gelmediği için, boyunlarını düşmanın kılıcına uzatmışlar, analarını, bacılarını, karılarını, kızlarını düşmanın insafına terk etmişler öylemi? yada analarını, bacılarını, karılarını, kızlarını düşmanın şevkatli kollarına emanet edip tabanları yağlayıp kaçmışlar öyle mi?

      sakın bu Allahtan emir gelmediği sürece karşılık vermedikleri martavalı, topluluk oluşturamadıkları ve sayısal üstünlükleri olmadığı için alttan almak zorunda kalmalarından dolayı, karşılık vermedikleri değilde, karşılık veremedikleri Mekke dönemi olmasın?

      Medineye gider gitmez, birlikte hareket ettikleri kabilelerle birlikte Mekkelilere ait ticari kervanlara saldırmalarıda herhalde Allah emir vermediği için olmalı? öyle değil mi?

      yoksa sen Müslümanlar dahil herkesi aptal mı sanıyorsun?

      –diyosun ki muhammet güçlenince karşılık vermiştir.. işte sizin gibi fesat düşündüğünüz için herkesi kendiniz gibi zannediyosunuz sanırım.. ama müslümanları kendiniz gibi zannetmeyin yanılırsınız.. (senden alıntı)

      tabi bir insan gücü yetmediğinde karşılık veremez, gayet normal değil mi?

      bir insan gücü yetmediğinde fincancı katırlarını ürkütmemek için alttan alır, yani kinini nefretini gizliyerek takiyye yapar, Müslümanların her zaman kullandıkları bir taktiktir bu? hatta üste çıkacakları günü beklerken, Müslümanların hırsının körelmemesi için “kininizi nefretinizi asla eksik etmeyin” diye nutuk çekenler bile olur?

      —1; hz. muhammet mekkede madem güçsüzdü karşı koymadı, peki o zaman medinede neden kendisinden kat kat kalabalık orduya karşı savaştı.. geri çekilip sayıca üstün olana kadar taraftar toplayamaz mıydı.. (senden alıntı)

      Muhammedin geri çekileceği bir yer varsa o da yaşadığı topraklar olan Medineydi, düşmanda Medineye saldırdığına göre Muhammedin geri çekileceği bir yerden söz etmek abesle iştigal, o nedenle lütfen biraz mantıklı olmayı dene, dene ki saçmaladığını bize ilân etmek zorunda kalmayasın?

      Medine onun yaşadığı yerdi, yani bir nevi Medine onun namusu idi, kendi yaşadığı toprakları savunmak zorunda kalan bir topluluk düşmanın gücüne göre kendini savunacağına veya savunmayacağına karar vermez, gücünün yettiği kadar saldırıya karşılık vermeye çalışır, çünki yapacağı başka seçenek yoktur, (başka seçenek yoktur derken inandığı değerlere uygun davranan insanları kastettim)

      o nedenle bir insan, düşmanın gücüne aldırmadan, yaşadığı toprakları, canını, ırzını, namusunu, kısaca her insanın sahip olduğu değerlerini canı pahasına savunmaktan sakınmaz.

      fazladan yapacağı tek şey, gücü yetmiyorsa, bir yandan kendini savunurken diğer yandan komşu topluluklardan yardım istemek olur, başkaca bir şey değil

      —kafandaki çelişki 2: hz. muhammet ve ona inanan bir avuç insan canları pahasınada olsa mekkede inançlarını neden savundu.. sizin gibi fesat düşünceye göre imanlarını gizlemeleri, sonra güçlenince açığa çıkarmaları gerekmez miydi? (senden alıntı

      Muhammed peygamberliğini Mekkede ilân ettiği için inancını Mekkede savunmak zorundaydı, savunmayıp geri çekilseydi, kendisini yalancı peygamber olarak ilân etmiş olurdu,

      amcası Ebu Talibe ve bağlı olduğu kabileye güvenerek,3 yılı gizli, 9 yılı aleni olmak üzere toplam 12 yılın 9 yılı imanlarını gizleme gereği duymadılar, Muhammed yüzünden Kureyş kabilesine diğer kabileler tarafından ambargo uygulandığını İslâmi kaynaklardan bilirsin herhalde?

      başka birinin 12 yıl süreyle, üstelik içinde yaşadığı toplumun dini kötüleyerek din pazarlayabileceği bir şansı olabilir mi acaba? bir düşün bakalım?

      kendisine inananlar içerisinde, köle olanlar köle sahiplerinin, hür olanlar kendi ailelerinin tepkisine neden olmuşlardır, yani ortada bir işkence gördükleri martavalı varsa, o da köle sahiplerinin Müslüman olan kölelere şiddet uygulaması şeklinde olmuştur,

      zaten kölelerin her ne sebeple olursa olsun sahiplerinin sözünü dinlemedikleri durumlarda sahibi köleyi cezalandırma hakkına sahiptir, tıpkı Ömerin kadın kölesine eşek sudan gelinceye kadar dayak atması gibi?

      —kafandaki çelişki 3; kuranın hiçbir ayetinde esir alınanların boynunu vurun demez. ya bir karşılıkla, yada karşılıksız serbest bırakın der.. tabi senin gibi islama iftira atan zihinyetlerin bu basit ayeti bile vicdansızca çarpıtması çok doğaldır.. (senden alıntı)

      ben böyle bir laf söylediğimi hatırlamıyorum?

      elbette bir tanrı esirlerin boynunu vurun demez, zaten dediğini kim söylüyor? yoksa ben öyle bir şey mi dedim ki bana böyle bir suçlamada bulunuyorsun?

      kaldı ki ben Kuranın tanrısının esirleri karşılıksız bırakmanın yanı sıra, 2. seçenek olarak esirleri fidye karşılığı serbest bırakmaya neden izin verdiğini gayet insani gerekçelerle açıklamıştım

      hani bir laf vardır, “utanmıyorsan dilediği yap” şeklinde? buna iftira atmakta girer?

      çok merak ediyorum, acaba sen şu meşhur kumpasçı gruptan olabilir misin diye? onlarda hayali suçlamalarla insanlara iftira edip içeri atıyorlarda? sende tıpkı onlar gibi hiç durmadan sürekli bana iftira atıyorsun?

      (Savaşta) inkâr edenlerle karşılaştığınız zaman boyunlarını vurun. Nihayet onlara iyice vurup sindirince bağı sıkıca bağlayın (esir alın). Savaş sona erince de artık ya karşılıksız veya fidye karşılığı salıverin. Durum şu ki, Allah dileseydi, onlardan intikam alırdı. Fakat sizi birbirinizle denemek ister. Allah yolunda öldürülenlere gelince, Allah onların yaptıklarını boşa çıkarmaz. (Muhammed-4)

      Kuranın tanrısı savaş esnasında kâfirlerin boynunu vurun der, bu laf bile yoruma açık, Müslümanlar savaş sırasında okla veya mızrakla (uzak döğüş) öldürdükleri kâfirlerin, Kuranın tanrısının emri gereği savaş bittiğinde kılıçla kafalarını mı kesiyorlardı acaba? diye insanın sorası geliyor?

      Kuranın tanrısı, savaş bitiminde, esirlerin karşılıksız bırakılmalarını veya fidye karşılığı bırakılması konusunda Müslümanlara 2 türlü inisiyatif vererek, birinden birini tercih hakkı tanımıştır,

      bu hakkı niye tanıdığını daha önce açıklamıştım, eğer kuranın tanrısı fidye karşılığı salıverme konusunda Müslümanlara ruhsat vermeseydi, hasmını öldürmek amacıyla hareket eden kişilerin hasmına yaşama hakkı tanımayacağını anlamak için insan psikolojisini bilmek yeter,

      çünki savaş meydanında savaşanlarını bir tek amacı vardır, o da öldürülmemek için hasmını öldürmektir,

      esas amacı hasmını öldürmek olan biri, elbette hasmına yaşama şansı veren esir alma olayına sıcak bakmayacak, hasmının gardını düşürdüğünde, hasmı aman dilemek için ağzını açmaya çalıştığında ağzını açmasına fırsat vermeden boynunu vuracaktı,

      kölelik düzeninin olduğu bir devirde savaş esirlerinin köle yapılarak satılacağını söylemek için kâhin olmaya gerek yok, serbest bırakılanların ise ya akrabalık bağı nedeniyle yada işe yaramayacak şekilde yaralanmış veya yaşlı olmaları gibi sebeplerle köle pazarında alıcı bulmaları mümkün olamayacak kişiler olacağını da bilmek için kâhin olmaya gerek yok,

      işte Kuranın tanrısı esirlerin öldürülmelerini engellemek için (Kuranın tanrısının verdiği öğütlerin ne kadar işe yaradığı 1400 yıllık İslâm tarihi incelendiğinde anlaşılıyor) fidye karşılığı serbest bırakmayı, yani köle ticaretini mecburen serbest bırakmış,

      çünki kölelik düzeninin olduğu bir devirde insanlarda ganimetten sayılıyordu, insanların ganimetten sayıldığı bir devirde, tarafların esir takasına yanaşmayacaklarını bilmek için kâhin olmaya gerek yok, işte o nedenle Kuranın tanrısı, esirlerin fidye karşılığı serbest bırakılmasına da izin vermiştir,

      sen ipe sapa gelmez mesnetsiz gerekçelerle beni islâma saldırmakla suçluyacağına,

      Kuranın tanrısının Muhammede gelene kadar niye kölelik düzenini kaldıramadığını sorgula desemde bir faydası olmaz,

      farz kılınarak, hüküm altına alınmış bir kısas ayetinde (bakara-178) içerisinde hür, köl, kadın ifadelerinin ne işi var desemde bir faydası olmaz,

      çünki islâmı sorgusuz sualsiz kabul edenlerin Kuranı sorgulamaları beklenemez?

      eğer soru sormak, İslâma saldırmak oluyorsa, aman siz siz olun sakın ayetlerle ilgili kendinize bile soru sormayın,

      şu inandığın kitap tarafından esir alınıp dar kalıplara sokulmış vicdanını kısa süreliğine de olsa serbest bırakmayı dene, yoksa vicdansız biri olarak bu dünyadan göçüp gideceksin.

      ayrıca şunu unutma, siz Kuranın tanrısı tarafından öyle inadırıldığınız için kendinizi tanrınınızın yüce kulu, bizi aşağılık, pislik, çamur olarak görme yanılgısına düşüp bize hakaret etme hakkını kendinizde görebilisiniz ama biz sizin öyle inandırıldığınızı bildiğimiz için sizi hoş görmeye çalışırız,

      sizin öyle inandırılmanıza sebep olanlara ise hak ettikleri cevabı vermekten geri durmayız, buda bizim en doğal hakkımız, o nedenle sizde bizi hoş görmeye çalışın, sonuçta hepimiz insanız, Müslüman da olsak, kâfir de olsak, etki tepki prensibi gereği olaylara vereceğimiz tepki insan psikolojisi (yaratılış fıtratı) gereği hepimizde aynı?

      —evrenin tanrısına; yaratıp bir kenara çekilen tanrıya inanan senin gibi zihniyetler. insanlarıda bir hayvan gibi görür.. kafasına göre herşeyi yapması mübahtır.. işinize gelmeyince insan ahlaklı olmak zorundadır.. işinize gelincede insan hayvandır.. (senden alıntı)

      canlı veya cansız yaratılmış her şey, sıfatı becerisi ne olursa olsun sadece bir varlıktır ve var olmasına kendi karar vermemiştir, yani var edildiği için vardır, varolması hiçbir varlığa kendisini ayrıcalıklı görme hakkını vermez, çünki var olmasaydı varlık bile olamayacaktı, yani varsan varsın, yoksan hiçsin?

      o nedenle varlığa varlık gözüyle baktığımızda bi zararlı mikropla bir insanın birbirinden hiçbir farkı yoktur, ikisininde yaşam savaşında verdiği mücadele hayatta kalma çabasından ibarettir, yani hayatta kalma çabalarında aralarında herhangi bir fark yoktur,

      insanın ahlâklı olması gerektiğini savunduğumuz doğrudur ama insanı hayvan gibi görmeye gelince, bunu kimin yaptığını sana hatırlatayım?

      Kuranın tanrısı, insanları kategorize etmeye meraklı olduğu için kâfirlerin davranışlarını aşağılık maymunlara, yabani katırlara, sık soluyan köpeklere, vb. benzetmekten geri durmamaktadır,

      Atalarımızın, “mum dibine ışık vermez” özdeyişini gelde taktir etme,

    • 1okuyucu dedi ki:

      Kadir;

      —evrenin tanrısına; yaratıp bir kenara çekilen tanrıya inanan senin gibi zihniyetler. insanlarıda bir hayvan gibi görür.. kafasına göre herşeyi yapması mübahtır.. işinize gelmeyince insan ahlaklı olmak zorundadır.. işinize gelincede insan hayvandır.. (senden alıntı)

      yazdığım önceki mesaj biraz uzun olduğu için yukarıdaki alıntıya sadece kinaye yapmıştım, daha doğrusu Kuranın tanrısının kâfirleri hayvanların bazı özelliklerinden bahsederek tarif etmesine gönderme yapmıştım,

      evrenin tanrısına gelirsek, evet evrenin tanrısı yarattığı varlıkların ihtiyaç duyacakları her şeyi yaratıp bir kenara çekilmiştir, çünki evrenin tanrısının yaratıklarıyla bir sorunu yoktur, yarattıklarının yarattığı şekilde davranacağını bilmektedir ve yaratığı varlıklara verdiği özelliklerin kullanılmasındanda hiç rahatsız olmaz, rahatsız olsaydı yarattığı varlıkları rahatsız olmayacağı şekilde yaratırdı, yani evrenin tanrısının yaratmasında herhangi bir zaafiyet yoktur,

      kitapların tanrısının varlığına inanmak için ise öncelikle tanrının elçisi olduğunu iddia edenlerin doğru söylediğine inanmak gerekir, yani önce o kişinin peygamber olduğuna inanmak gerekirki tanrıdan geldiğini iddia ettiği kitaba inanılabilsin,

      dolayısıyla kitapların tanrısına ve gönderdiği kitaplara inanmak için peygamber olduğunu iddia edenlere inanmak olmazsa olmaz şarttır,

      ama erdemli olmak için kitapların tanrısına inanmak gibi bir şart yoktur,

      3 kişi düşünelim, biri Müslüman, biri deist diğeride ateist olsun, ve deistle ateist tebliği almış olsun,

      Müslüman olan inancı gereği tanrısının koyduğu emir ve yasaklara elinden geldiğince uymaya çalışacaktır, deist ve ateist ise vicdanının sesini dinleyerek hareket edecekir,

      diyelimki öbür tarafta amel defterleri açıldı ve Kuranın tanrısının koyduğu emir ve yasaklara göre her üçüde sınavdan 100 üzerinden 80 aldılar,

      bu durumda Müslüman olan günahlarının karşılığını ödedikten sonra cennete, deistle ateist ise Muhammede inanmadıkları için doğrudan cehenneme gidecekler, hatta Müslüman olan kişi, eğer kul hakkı yemediyse doğrudan cennete gitme şansı bile var?

      bir beşerin, yani bir öğretmenin bile yaptığı sınavda öğrencilerin başarısı aldıkları nota göre değerlendiriliyorken, 50 ve üzeri başarılı sayılıyorken,

      Kuranın tanrısının kişileri aldıkları nota göre değilde, Muhammede inanıp inanmamalarına göre değerlendirmesinin adına sınav denebilir mi?

      yani Kuranın tanrısının nezdinde kişi ne yaparsa yapsın, aldığı nota göre değil, Muhammede inanıp inanmamasına göre değerlendiriliyor, Muhammede inanıyorsa cennete, Muhammede inanmıyorsa cehenneme gidiyor, bunun adına sınav denilebilir mi?

      tabi, Müslüman arkadaşlar her zamanki gibi “Allahın hikmetinden sual edilmez” diyerek istiflerini bozmayacaklar?

      Kuranın tanrısının sınav için koyduğu kriter belli, her ne yapmış olursan ol, yani kaç puan almış olursan ol hiçbir önemi yok, Muhammede inanıyorsan cennete, muhammede inanmıyorsan cehenneme gidiyorsun,

      ondan sonrada bunu sınav diye yutturmaya kalkıyorlar???

      eğer siz buna sınav diyorsanız, bu sınav Muhammede inananların alacakları notlara göre, cennete gitmeden önce cehennemde kalacakları sürelerini belirleyen bir sınav, Muhammede inanmayanlaın ise aldıkları notlara bakılmaksızın cehenmeme gönderildikleri bir sınav???

      eğer siz böyle adaletsiz bir sınava (adına sınav denirse) inanıyorsanız, alın tepe tepe kullanın, bu sınav size hayırlı uğurlu olsun.

      biz böyle bir sınavı almayalım, biz yine her zaman olduğu gibi tanrıya inanmaya devam edelim, sizde Muhammede inanmaya devam edin,

      temeni ederim, tüm sevdiklerinizle cennette bir arada mutlu bir şekilde yaşayın ama dikkat edin sevdikleinizin arasında kâfirlerde olmasın, sonra cennette buruk bir sevinç yaşarsınız, iyisimi siz kâfirlerden nefret edin,

      sınava bak, aldığın nota bakılmaksızın, Muhamede inanıyorsan cennete, Muhammede inanmıyorsan cehenneme gidiyorsun, de get işine, böyle sınava kargalar bile güler? aynı zamanda bir beşer olan aklı başında öğretmenler ise bilmem neresiyle güler?

      • kadir dedi ki:

        okuyucu…

        deist, ateist ve müslüman örneği vermişsin.. kuranda cennete gitmenin 2 şartı vardır… biri allaha iman etmek. diğeride allaha islam olmaktır.. bunu yapmayanlar kendine ne derse desin cennete giremezler.. cennet iman edenler ve islam olanlar için bir mükafattır..

        diyosunki tanrı yaratıp bir kenara çekilmiştir.. hergün binlerce insan doğuyor, hergün gece gündüz oluyor, toprak ölüyor, diriliyor.. peki bunlar nasıl oluyor.. tanrı kenara çekilmiş olsaydı bunlar gerçekleşebilirmiydi… allah her an her saniye yaratmaktadır.. bir kenara çekildiği yoktur.. anne karnında bir spermin ve yumurtalığın döllenmesi ile alak haline dönüşen sonra aralıksız bir şekilde hücre bölünmesiyle bir bebeğin meydana gelmesinin hiçbir bilimsel açıklaması yoktur.. buna doğa olayı dersen sen deist değil bir ateistsin…

        insanın yaşaması için gerekli olan ortamın her an yenileniyor olması tanrının bir kenara çekildiğini nasıl düşündürebiliyor seni… eğer insanlarla sorunu yoksa neden bunları yapıyor.. neden bu iyilikleri insana yapıyor.. bu dünyayı bir cehenneme çeviremez miydi.. insanlara sürekli azap edemezmiydi.. eğer öyle olmuş olsaydı o zaman şunu diyebilirdin; rabbim bana işkence çektirmek için mi beni yarattın? hiç düşünmüyosun..

        diyelim ki bir ateist topluma çok faydalı şeyler yaptı… kendisini yaratan bir yaratıcıya inanmadığı için yaptığı şeylerin kendi bilgi birikiminden olduğunu düşünür doğal olarak. bu bağlamda yaptığı icatları ve iyi şeyleri kişiselleştirir. oysa kendisini yaratan ve bu beceri kabiliyetini veren allahı tanımadığı için yaptığı amellerin allah katında bir değeri olmaz.. yani bütün amelleri boşa gitmiş demektir.. bir anne çocuğu sözünü dinlemediğinde nasıl onu azarlayabiliyor, ondan hoşnut olmuyor ise, allahta kendi yarattığı bir varlığın tüm uyarılara rağmen kendinisi tanımayanlardan hoşnut olması beklenebilir mi? bu basit mantığı kuramıyomusun.. işte aslında kibirlilik (herşeyi kendine isnat etme) bir nevi ateizimle eş anlamlıdır.. yapılan her güzel iş, her amel allaha isnat edilmelidir. işte kurtuluş yolu budur.. yaratıcı, icatçı her daim allahtır.. allah değil, benim dersen eğer kendi kendine zulmedersin.. işte allah kuranda; “allah insanlara zerre kadar zulmetmez, fakat insanlar kendi kendilerine zulmediyorlar” ayetinin anlamı budur.. bu nefse yapılan zulumdur.. ha şu olabilir.. bu dünyada iyi işler yapan ateistler ve deistlerin allah mükafatını bu dünyada verebilir. ancak ahirette onların nasibi yoktur.. dünyadaki mükafat ise allahın taktirine kalmıştır..

        madem tanrı hiçbirşeye karışmıyor ise… insan neden ahlaklı olmak zorundadır.. bir aslanın ceylanı vahşice parçalaması normal karşılanıyorda, insanın karnını doyurmak için bir insanı öldürmesi veya bir yeri yağma etmesi neden normal karşılanmıyor.. madem allah her canlıyı yaratıp, iyiyi kötüyü göstermemiş (kuran göndermemiş) bu kuralları insana kim dayatıyor.. neden kendini insan ahlaklı olmak zorunda hissederki, adam öldürmekten hırsızlık yapmaktan zevk alan insanlar var.. bunların yanlış olduğunu kim söylediki o insanlara, hırsızlık yapınca hiç çalışma gibi bir zahmete girmeden bir anda refaha ulaşıp rahat rahat yaşabilirsin.. insan için çok olumlu bir durum olsa gerek..yani insanın faydasınadır bu.. insan için faydalı olan bu hırsızlık olayını kim ahlak dışı demiş ki..
        kenara çekilmiş bir tanrı insana yön vermemişse eğer hırsızlık yapmak kadar güzel birşey yoktur… veya bir adam öldürmek kadar..

        diyosun ki insan doğruyu yanlışı kendi aklı ile bulabilir.. tanrının karışmasına gerek yoktur.. o zaman neden her insana göre doğru yanlış kavramı farklıdır.. mesela bana göre pirinci kaşıkla yemek doğru, çinliye göre çubukla doğru, araplara görede elle yemek doğru… peki doğru hangisi? bir insana göre söz dinleyen eşi tekme tokat dövmek doğru, başka bir insana göre yanlış? hangisi doğru… yada bir toplumda entest ilişki çok normaki, veya eşcinsel ilişki, başka bir topluma göre yanlış, hangisin doğru veya yanlış olduğunun kararını sen mi vereceksin… madem tanrı karışmıyor hadi bana doğrunun ve yanlışın ne olduğunu söylede toplum refah bulsun.. .

        burada sana zorla kurana iman et demiyor.. yaratıp insana yol gösteren allaha da iman et demiyor. eğer inanmıyosan, inananların kitapları sana göre saçmada olsa o kitaba dil uzatıp saygısızlık etmeye hakkın yoktur.. kurana inanan milyonlarca insanı cahil görmek resmen soğuk soykırımdır. biz burada elimizden geldiğince kurandan konuşuyoruz.. sen ise kendinden konuşuyosun.. eğer kendi tanrını savunacaksan ortaya kendi tanrından bir söz atmalısın. eğer bizim allahımızın sözünü beğenmiyosan, iftira atmaya hakkın yoktur..

      • 1okuyucu dedi ki:

        Kadir;

        —deist, ateist ve müslüman örneği vermişsin.. kuranda cennete gitmenin 2 şartı vardır… biri allaha iman etmek. diğeride allaha islam olmaktır.. bunu yapmayanlar kendine ne derse desin cennete giremezler.. cennet iman edenler ve islam olanlar için bir mükafattır.. (senden alıntı)

        saçmalamışsın, eğer insanlar yapıp ettiklerinden dolayı, yani eylemlerinden dolayı sınava çekiliyorlarsa nasıl düşündüklerinin bir önemi olur mu? eğer sınavda aslolan kişinin yapıp ettikleriyse, o kişi ister tanrıya inansın ister inanmasın, ister ahirete inansın ister inanmasın ne fark eder,

        bana adına Kuran denilen kitabın koyduğu şartlarla (İslâmın şartları) gelirsen böyle saçmalarsın,

        biri ne nane yerse yesin, eğer Muhammede inanıyorsa cennete gidecek, diğeri Muhammede inanmıyorsa ağzıyla kuş tutsa bile cehenneme gidecek öylemi?

        Kuran ahlâkıyla yoğrulduğunuz nasıl da belli oluyor?

        —madem tanrı hiçbirşeye karışmıyor ise… insan neden ahlaklı olmak zorundadır (senden alıntı)

        tabi sen vicdan denen şeyin ne olduğunu bilmediğin için böyle abuk sabuk sorular sorarsın,

        ayrıca evrenin tanrısı bir kenara çekilmiş hiçbir şeye karışmıyor derken insanların işine burnunu sokmuyor demek istediğimi bile anlayamamışsın?

        evrenin tanrısı, canlı yaşamın gereksininim duyduğu her şeyi yartmış, kurduğu düzeni otomatiğe bağlamış burnunu sokmaya gerek bile duymuyor, zaten burnunu soksaydı, o tanrının kendi kusuru olurdu, ancak yaratmayı beceremeyen uyduruk tanrılar, hatalarını düzeltmek için yarattıklarını iddia ettikleri varlığa müdahale etme gereği duyarlar?

        sen yıkanmış beyninle sıkştırılmış olduğun dar kalıbın içerisinden çıkamadığın sürece ne tanrıyı kavrayabilirsin, nede aldatıldığını,

        iyisimi sen inandığın tanrının ayrıcalıklı bir kulu olarak kibrinle yaşamaya devam et.

        —eğer bizim allahımızın sözünü beğenmiyosan, iftira atmaya hakkın yoktur.. (senden alıntı)

        ben tanrınıza iftira atmıyorum, tanrınızın ne mal olduğunu belki sizde görürsünüz diye gözünüzün içerisine sokuyorum.

  70. Bi yabancı dedi ki:

    Sayın Bilal Sayın Kadir öncelikle selamlar :
    Sizlere bir sorum olacak.

    Nihat Hatipoğlu denen zat Hz Hamzanın ölümünden sonra durum karşısında metanetini kaybeden peygamberin böyle bir ölüme misliyle karşılık vereceğini söyleyip yetmiş müşriği Tıpkı Hz Hamza gibi öldürüceğini beyan etmiş. Fakat bunun üzerine ayet inmiş ve kendi kendine verdiği sözü , ettiği yemini kefaretle bozması sağlanmış. Böyle bir ayet var mı ? Ve bu olayın doğruluk payı nedir ?
    Saygılar

  71. kadir dedi ki:

    sayın bi yabancı kardeşim…

    hz. peygamberin hamzanın intikamı için 70 müşriği öldüreceği tamamen iftiradan ibarettir. allahın elçisi olan bir nebi intikam için insan öldürmez. bu nihat hatipoğlunun reiting uğruna kuran ve islam dışı uydurmalarıdır.. hz. hamzada allah yolunda vefat etti, hamza gibi nice müminlerde allah yolunda savaş meydanında vefat etti.. peygamberin hamzanın intikamını almak için 70 müşriği öldürme isteği diğer şehitlere yapılan bir hakarettir. ve allaha şirk koşmaktır.. oysa peygamber bundan münezzehtir. allah yolunda şehit olan her müminin derecesi ve önemliliğini sadece allah tayin eder..

    nihat hatipoğlu hz. hamzanın öldürülmesinden sonra peygamberi frenlemek için indiğini iddia ettiği ayet nahl suresi 126. ayettir.. fakat bu ayet hamza olayından dolayı inmemiştir. ayetin hükmü genel olup, davranış olarak insanların nasıl hareket etmesi gerektiğine vurgu yapıyor. şimdi allahın izni ile kurandan bununla ilgili örnekler vereceğim..

    rabbinin yolunda hikmetle (davranış olarak allahın emri doğrultusunda en güzeli ile) ve en güzel sözle onlara yaklaş… (nahl-125)

    • 1okuyucu dedi ki:

      Kadir;

      —nihat hatipoğlu hz. hamzanın öldürülmesinden sonra peygamberi frenlemek için indiğini iddia ettiği ayet nahl suresi 126. ayettir.. (senden alıntı)

      (Resûlüm!) Sen, Rabbinin yoluna hikmet ve güzel öğütle çağır ve onlarla en güzel şekilde mücadele et! Rabbin, kendi yolundan sapanları en iyi bilendir ve O, hidayete erenleri de çok iyi bilir. (nahl-125)

      Eğer ceza verecekseniz, size yapılan işkencenin misliyle ceza verin. Ama sabrederseniz, elbette o, sabredenler için daha hayırlıdır. (nahl-126)

      inandığın dini savunmaktan bile acizsin?

      nahl-125, islama davet ayeti, nahl-126 cezalandırma ayetidir,

      yani, 2 ayetin birbiriyle hiçbir alâkası yoktur,

      Kuranın tanrısı nahl-126’da eğer cezalandıracaksanız, aynıyla değil misliyle karşılık verin diyor, tabi misliyle cezalandırılacak olanların kâfirler olduğunu söylemeye gerek yok, çünki cezalandırma Müslümanlar arasında olsaydı, kısasa girerdi ve Kuranın tanrısı misliyle değilde aynıyla cezalandırın derdi,

      kusura bakma ama Kuran bu ve benzeri ayetlerle din tüccarlarının eline koz verirse, onlarda kullanmaktan çekinmez.

  72. kadir dedi ki:

    bi yabancı kardeşim

    devamı…

    “eğer bir ceza verecek olursanız. size yapılanın aynı ile ceza verin… eğer sabrederseniz elbett bu sizin için daha hayırlıdır… ” (nahl-126.)

    “(yusuf kardeşlerine) bugün size bir ayıplama yoktur. umulurki allah sizi affeder..”

    hz. yusufa kötülük eden kardeşlerini yusuf hükümdar olduktan sonra bile onlardan intikam almamış, onları affetmiştir..

    eğer bir kötülüğe karşılık verileceksede “sana taş atana sende taş at” deniliyor.. “sana taş atana sen kaya atarsan haddi aşarsın” yani haklıyken allah katında haksız olursun diyor. yüce allah.. işte misli ile ceza budur.. bir hamzaya karşı 70 müşriğin öldürülmesi tamamen iftiradan ibarettir..

    “sana yapılan bir kötülüğü en güzel şekilde sav..”

    ve bunun gibi nice ayetler vardır…

    kısaca bu ayetler genel hüküm ifade ediyor olup. müslümanların daima affedici olması gerektiğine vurgu yapmaktadır.. çocukları katleden halkına zulüm yapan firavuna bile musa güzel söz söylemiş. onu hakka davet etmiştir..

    saygılarımla..

    • Bi yabancı dedi ki:

      Sayın kadir:

      Değerli açıklamalarınız için teşekkür ediyorum. Nihat Hatip oğlunun milyonların karşısında; Hz Hamza’nın ölmüş bedenine şahit olan Hz Peygamberin bi an öfkeyle andolsun bende buna karşılık aynı şekilde 70 müşriği öldüreceğim şeklinde bi söz söylediğini açıklaması bunun üzerine ayet indi demesi beni çok şaşırttı. Söz konusu zatın facebook hesabında dört milyon takipçisi hayranı var.Bir diğer zat Cüppeli Ahmet Hoca kertenkele öldürmenin sevap olduğunu bir vuruşta öldürmenin yüz sevap iki vuruşta öldürmenin elli sevap olduğunu bununda hadis olduğunu söylemek suretiyle açıklamalar yapmıştı.Cüppeli Ahmet Hocanında milyonları bulan takipçisi ve hayranı var. Durum gerçekten çok vahim bilinçsiz milyonlar neye inandıklarını bilmeden inanıyorlar. Allahın dini bu kadar basit olmamalı bu koca evren bir duygunun ürünü değil sonsuz bir zekanın ürünü Yüce Allahın insanlardan beklentisi bu şekilde bilinçsiz ve cahilce bir inanış değildir en azından ben öyle düşünüyorum.
      Saygılar

      • kadir dedi ki:

        sayın bi yabancı kardeşim..

        evet size katılıyorum.. ayrıca cübbelli ahmedin peygamberimiz hakkında söylediği bir sözüde burada paylaşmak istiyorum.. cübbeliden;

        “bir gün cebrail peygamber efendimize vahiy getirdiğinde peygamberimiz cebraile soruyor;

        hz. muhammet; “bu vahiyleri allahtan nasıl alıyorsun?”
        cebrail ; “onun katına çıktığımda bir perde arkasından vahiyleri alıyorum” der.
        hz. muhammet; “vahiy almak için yine allahın katına çıktığında perdeyi arala ve bak bakalım ne göreceksin” der..

        bunun üzerine cebrail hz. muhammedin dediğini yapar ve perdeyi aralayıp bakar.. birde ne görsün? perdenin arkasında hz. muhammed var…

        yani cübbeliye göre ve onun gibi inanırlara göre allah meğer haşa hz. muhammed miş…

        ve dediğiniz gibi bu tüccarların peşinden giden binlerce insan var.. burada suçlu kuran ve islam mı? yoksa bu gibi cahil toplum mu? kuran bu gibi iftiralardan münezzehtir..

        hz. isayı tanrı edindiler diye hristiyanları eleştirenler. hz. muhammedi tanrı edinmekten geri durmuyorlar.. oysa tek ilah ve hükümran rahman olan allahtır..

        hayırlı cumalar… allaha emanet olun… değerli açıklamalarınızdan dolayıda ayrıca size teşekkür ederim..

      • 1okuyucu dedi ki:

        Kadir;

        —ve dediğiniz gibi bu tüccarların peşinden giden binlerce insan var.. burada suçlu kuran ve islam mı? yoksa bu gibi cahil toplum mu? kuran bu gibi iftiralardan münezzehtir.. (senden alıntı)

        İslâm alemi, ortalıkta cirit atan uyduruk hadislere, belki peygamber sözüdür diyerek dokunamıyorsa veya her ne sebeple olursa olsun din tacirlerinin salla gitsin söylemlerine sessiz kalıyorsa, hele bu söyemler gizli olarak değilde, tv’lerde aleni olarak yapılıyorsa,

        kusura bakma ama suçu din tacirlerinde değil, İslâmda ruhban sınıfı yaratan ali İmran-7’de ara???

        bu durumda, kendini din alimi diye yutturan zerzevatın, ister Kurandan olsun ister hadislerden olsun, söylemlerinin rağbet görmemesi mümkün mü?

        herkes dinini Kurandan değilde din alimlerinden öğrenmeleri gerektiği düşüncesinde olduğu sürece hiç kimse adına Kuran denilen kitabın yüzüne bile bakmayacaktır.

        bence mahzuru yok, hatta hiç bakmaslar daha iyi, ya birde bakıp enfal-39’u görürlerse, o zaman yandı gülüm keten helva,

    • 1okuyucu dedi ki:

      Kadir;

      —kısaca bu ayetler genel hüküm ifade ediyor olup. müslümanların daima affedici olması gerektiğine vurgu yapmaktadır.. çocukları katleden halkına zulüm yapan firavuna bile musa güzel söz söylemiş. onu hakka davet etmiştir.. (senden alıntı)

      Musa firavunun kalp gözünün kapalı olduğunu bilseydi, hiç onu hakka davet etmeye kalkar mıydı?

      hadi Musa firavunun kalp gözünün mühürlendiğini bilemeyebilir ama tanrısı da mı? bilmiyorduda, Musayı hakka davet etmek üzere firavuna gönderdi?

      sence bu işte bir tuhaflık yok mu?

  73. Bi yabancı dedi ki:

    Sevgili arkadaşlar

    Bu tartışma platformunda ki herkesi islamı yeni baştan araştırıp samimice inceleyip doğruları görmeye davet ediyorum. İslam Yüce Allahın son dinidir. Lütfen herkes İslamı ön yargısız samimice okuyup öğrensin eminim ki Allah cc bu şekilde dine yaklaşan insanlara hidayet kapısını açacaktır. Ben bi müslüman olarak görevim hissettiğim bu çağrıyı yaptım.

    Herkese saygılar sevgiler…

    • 1okuyucu dedi ki:

      Bi yabancı;

      —Bu tartışma platformunda ki herkesi islamı yeni baştan araştırıp samimice inceleyip doğruları görmeye davet ediyorum (senden alıntı)

      eğer bu düşüncende samimiysen, dikkat çekmesi açısından bunu dinci sitelerde başlatman daha uygun olur,

      ayrıca, buradaki Müslüman arkadaşlar bize koz vermemek için asla gerçek düşüncelerini açıklamazlar, yani kesinlikle sıkıştırıldıkları dar kalıbın dışına çıkamazlar, o nedenle verecekeri cevaplar da Kurana ters düşmeyecek şekilde olur, yani verecekleri cevaplar subjektif cevaplar olacağı için Müslüman arkadaşlardan samimi cevap vermelerini bekleyemezsin,

      o nedenle burada istediğin sonucu alamazsın,

      ama madem ayırım gözetmeksizin herkesi davet ettin, benim başlamamda bir sakınca olmaz herhalde,

      1) Ey iman edenler! Öldürülenler hakkında size kısas farz kılındı. Hüre hür, köleye köle, kadına kadın (öldürülür). Ancak her kimin cezası, kardeşi (öldürülenin velisi) tarafından bir miktar bağışlanırsa artık (taraflar) hakkaniyete uymalı ve (öldüren) ona (gereken diyeti) güzellikle ödemelidir. Bu söylenenler, Rabbinizden bir hafifletme ve rahmettir. Her kim bundan sonra haddi aşarsa muhakkak onun için elem verici bir azap vardır. (bakara-178)

      2) Ey iman edenler! Öldürülenler hakkında size kısas farz kılındı. Ancak her kimin cezası, kardeşi (öldürülenin velisi) tarafından bir miktar bağışlanırsa artık (taraflar) hakkaniyete uymalı ve (öldüren) ona (gereken diyeti) güzellikle ödemelidir. Bu söylenenler, Rabbinizden bir hafifletme ve rahmettir. Her kim bundan sonra haddi aşarsa muhakkak onun için elem verici bir azap vardır. (bakara-178)

      ikinci sıradaki metin, bakara-178’in (hüre hür, köleye köle, kadına kadın) ifadelerinin çıkarılmış halidir,

      eğer istenirse, her 2 metin karşılıklı olarak kıyaslanmak suretiyle, hüre hür, köleye köle, kadına kadın ifadelerinin ne anlama geldiği samimi olarak doğru bir şekilde tartışılabilir,

      • bir kul dedi ki:

        1okuyucu dedi ki:
        23/01/2015, 18:35
        Bi yabancı;
        —Bu tartışma platformunda ki herkesi islamı yeni baştan araştırıp samimice inceleyip doğruları görmeye davet ediyorum (senden alıntı)
        eğer bu düşüncende samimiysen, dikkat çekmesi açısından bunu dinci sitelerde başlatman daha uygun olur,
        ayrıca, buradaki Müslüman arkadaşlar bize koz vermemek için asla gerçek düşüncelerini açıklamazlar, yani kesinlikle sıkıştırıldıkları dar kalıbın dışına çıkamazlar, o nedenle verecekeri cevaplar da Kurana ters düşmeyecek şekilde olur, yani verecekleri cevaplar subjektif cevaplar olacağı için Müslüman arkadaşlardan samimi cevap vermelerini bekleyemezsin,
        o nedenle burada istediğin sonucu alamazsın,
        ama madem ayırım gözetmeksizin herkesi davet ettin, benim başlamamda bir sakınca olmaz herhalde,
        İŞTE DÜŞÜNCE KALIBINI ORTAYA KOYMAYA BAŞLADIN- ayrıca, buradaki Müslüman arkadaşlar bize koz vermemek için asla gerçek düşüncelerini açıklamazlar,DEVAM EDEN YAZININ SENİN NEKADARVESVESECİ OLDUGUNU ALANINI NEKADAR DARALTTIGINI GÖSTERMEYE YETTİ İŞTE BU ZİHNİYET HERYERDE AYNI ASLA KENDİSİNDEN BAŞKASI DOGRU DEGİLDİR VE DOGRU SÖYLEMEZ… İFLASININ EŞİK NOKTASI YAHU EVRESTEPESİNİ BİLE GECTİN HEREHALDE YENİ BİR İCAT MAKİNESİ ÜRETTİN ADIDA NİYET OKUYUCU VESVESE ZAN VESAİRE İÇİNDEKİ FİLMİ BUKADAR COK SEYRETME BUSEFER KENDİNDENDE ŞÜPHELENMEYE BAŞLARSIN SEN HİÇ TOPTANCILIKYAPTINMI HERHALDE EMEKLİLİGİN BU MESLEK ÜZERİNE İDİ VESVESE VE ZAN ASLA GERÇEK DEGİLDİR HELEHELE TOPTANCILIK TAM BİR SUCLULUK PİSİKOLOJİSİNİ GÖSTERİYOR BİR KEREDE KENDİNE KAB VE KENDİ DEGERLERİNİN NE OLDUGUNU YADA NE OLMADIGINI PAYLAŞTA SENİ YANLIŞ ANLAMAYALIM BİZDE SENİN GİBİ SONA ZAN VE VESVESEİLE SENİ BİZİ SUÇLADIGIN GİBİ BİZDE SENİ YANLIŞLIKLA SUCLAMAYALIM NEDERSİN İÇİNDEKİ DÜŞÜNCELİERİN NİYE PAYLAŞMIYORSUN YOKSA SEN CİMRİMİSİN YADA PAYLAŞMAYI SEVMEYEN KISKANÇ PAYLAŞTA İZDE SENİN SEVİYENE GELELİM SENİ ORADAN DAHA İYİ GÖRÜR TANIR VE YANLIŞ DÜŞÜNMEKTEN KURTULURUZ NEDERSİN YANLIŞMI DÜŞÜNÜYORUM SEN SEN HERKESİ SORGULA SEN SECKİN ELİT TABAKADANMISIN KATOCUYA YARDIM ETTİGİNİ SÖYŞÜYORSUN FAAKT YAZINDAN ÖYLEBİR DURUŞ GÖZÜKMÜYOR AKLIMA GELDİ SONANDA YADA HOKABAZMI HERKEZ BİLR HOKABAZLARIN NEMAHARETLE İLİZYONLARLA NASIL HEM EGLENİR HEMEDE EGLENDİRİR EL CABUKLUGU MAHARETİ İLE

      • 1okuyucu dedi ki:

        Bi yabancı;

        Bu tartışma platformunda ki herkesi islamı yeni baştan araştırıp samimice inceleyip doğruları görmeye davet ediyorum (senden alıntı)

        eğer bu düşüncende samimiysen, dikkat çekmesi açısından bunu dinci sitelerde başlatman daha uygun olur,
        ayrıca, buradaki Müslüman arkadaşlar bize koz vermemek için asla gerçek düşüncelerini açıklamazlar, yani kesinlikle sıkıştırıldıkları dar kalıbın dışına çıkamazlar, o nedenle verecekeri cevaplar da Kurana ters düşmeyecek şekilde olur, yani verecekleri cevaplar subjektif cevaplar olacağı için Müslüman arkadaşlardan samimi cevap vermelerini bekleyemezsin,
        o nedenle burada istediğin sonucu alamazsın,
        ama madem ayırım gözetmeksizin herkesi davet ettin, benim başlamamda bir sakınca olmaz herhalde, (sana hitaben yazdığım mesajdan yaptığın kısmi alıntı)

        önce bir tespitte bulunduktan sonra açılışı yapmak üzere nasıl başladığımı anlatan kısmı alıntılamamışsın, ama ben geri kalanını aşağıya kopyaladım, maksat gümbürtüye gitmesin,

        ben realiteye vurgu yaptım, bunda gocunacak bir şey yok, çünki Müslüman arkadaşlar Kurana bağlı kalarak konuşmaya mecburlar, o nedenle verecekleri cevapların subjektif cevaplar olacağını söyledim,

        çünki bu benim deneyimlerime dayanarek elde ettiğim bir sonuçtu, hatta sana denemesi bedava gibisinden birde örnek kurguladım, gördüğüm gibi sen dahil yanaşan hiç kimse olmadı,

        —1) Ey iman edenler! Öldürülenler hakkında size kısas farz kılındı. Hüre hür, köleye köle, kadına kadın (öldürülür). Ancak her kimin cezası, kardeşi (öldürülenin velisi) tarafından bir miktar bağışlanırsa artık (taraflar) hakkaniyete uymalı ve (öldüren) ona (gereken diyeti) güzellikle ödemelidir. Bu söylenenler, Rabbinizden bir hafifletme ve rahmettir. Her kim bundan sonra haddi aşarsa muhakkak onun için elem verici bir azap vardır. (bakara-178)

        2) Ey iman edenler! Öldürülenler hakkında size kısas farz kılındı. Ancak her kimin cezası, kardeşi (öldürülenin velisi) tarafından bir miktar bağışlanırsa artık (taraflar) hakkaniyete uymalı ve (öldüren) ona (gereken diyeti) güzellikle ödemelidir. Bu söylenenler, Rabbinizden bir hafifletme ve rahmettir. Her kim bundan sonra haddi aşarsa muhakkak onun için elem verici bir azap vardır. (bakara-178)

        ikinci sıradaki metin, bakara-178’in (hüre hür, köleye köle, kadına kadın) ifadelerinin çıkarılmış halidir,

        eğer istenirse, her 2 metin karşılıklı olarak kıyaslanmak suretiyle, hüre hür, köleye köle, kadına kadın ifadelerinin ne anlama geldiği samimi olarak doğru bir şekilde tartışılabilir, (benden alıntı)

        yaptığın tekşey ise cevap vermek yerine büyük harflerle yazdığın ipe sapa gelmez yakıştırmalardan ibaret bir davranış sergilemek oldu,

        oysa biz bu refleksin hiç te yabancısı değiliz, alıştık artık sizin aciz kaldığınız durumlarda yaptığınız çirkin saldırılara? ama sen bu yolda devam et, böyle yaparak neyin cevabını vermiş olduğunu biz gayet kolay bir şekilde anlayabiliyoruz, ah! bir de siz anlayabilseniz,

      • 1okuyucu dedi ki:

        düzeltme;

        cevap verdiğim mesajdaki alıntıların bana ve “Bi yabancı”ya ait olması nedeniyle, mesajı Bi yabancının yazdığını sanarak hitap cümlesini “Bi yabancı” olacak şekilde yazmışım,

        hitap ettiğim kişi aslında” bir kul” muş, eğer bunu fark etseydim cevap bile vermezdim,

  74. kadir dedi ki:

    okuyucu..

    “sen yıkanmış beyninle sıkştırılmış olduğun dar kalıbın içerisinden çıkamadığın sürece ne tanrıyı kavrayabilirsin, nede aldatıldığını,” senden

    her zaman ki gibi işine gelmeyince ve verecek cevabın olmayınca başakalarını küçümseme ve aşağılama silahına başvuruyosun.. ne kadar aciz bir insan olduğunun farkına var.. titre birazda kendine gel…

    • 1okuyucu dedi ki:

      Kadir;

      —her zaman ki gibi işine gelmeyince ve verecek cevabın olmayınca başakalarını küçümseme ve aşağılama silahına başvuruyosun.. ne kadar aciz bir insan olduğunun farkına var.. titre birazda kendine gel… (senden alıntı)

      ne olduğunu söylemene gerek yoktu, ne olduğunu biliyoruz zaten?

      ayrıca o kadar silkelememe rağmen titreyip kendine gelemiyorsan ben ne yapayım?

      • Bi yabancı dedi ki:

        Okuyucu ;

        Sen var ya hiç birşey bilmiyorsun çok cahilsin kurguladığın Tanrı modeli tam bir fiyasko cehennemde cayır cayır yanacaksın yanan yerlerine iyot basılacak bağırdıkça iyotun ve ateşin dozu artırılacak bacaklarından seni iki zebani tutacak taştan taşa vuracak beynin erimiş tereyağı gibi akıp gidecek sonra o beyni sana içirecekler.Rahatlaman için soğuk su göleti hazırlayacaklar sana git biraz serinlen denilecek koşa koşa göle atlayacaksın ama bi bakacaksın ki göl soğuk değil resmen kaynar suymuş fokurtular iniltilerinle karışacak. Kızgın közlerde yürütüleceksin beynin fokurdamaya başlayacak. Gözlerini çıkartıp sana yedirecekler bu şekilde türlü işkenceler uzayıp gidecek sonrasında ise Allah cc seni yok edecek Hazin bir yok oluş… Şimdiden geçmiş olsun

      • 1okuyucu dedi ki:

        Bi yabancı;

        —Sen var ya hiç birşey bilmiyorsun çok cahilsin kurguladığın Tanrı modeli tam bir fiyasko cehennemde cayır cayır yanacaksın yanan yerlerine iyot basılacak bağırdıkça iyotun ve ateşin dozu artırılacak bacaklarından seni iki zebani tutacak taştan taşa vuracak beynin erimiş tereyağı gibi akıp gidecek sonra o beyni sana içirecekler.Rahatlaman için soğuk su göleti hazırlayacaklar sana git biraz serinlen denilecek koşa koşa göle atlayacaksın ama bi bakacaksın ki göl soğuk değil resmen kaynar suymuş fokurtular iniltilerinle karışacak. Kızgın közlerde yürütüleceksin beynin fokurdamaya başlayacak. Gözlerini çıkartıp sana yedirecekler bu şekilde türlü işkenceler uzayıp gidecek sonrasında ise Allah cc seni yok edecek Hazin bir yok oluş… Şimdiden geçmiş olsun (senden alıntı)

        Allah ve Resûlü bir işe hüküm verdiği zaman, inanmış bir erkek ve kadına o işi kendi isteklerine göre seçme hakkı yoktur. Her kim Allah ve Resûlüne karşı gelirse, apaçık bir sapıklığa düşmüş olur. (ahzab-36)

        bana biçtiğin akibet, senin kafa yapın mı? yoksa inandığın tanrının kafa yapısı mı?

        ama merak etme, senin sadist egonu tatmin edebilmeni sağlamak amacıyla, bana yapılacak işkenceleri izleyebilmen için senin tanrına bol bol dua edeceğim? dua edeceğim ki seni bana yapılacak işkence sahnelerini zevkle izlemekten mahrum bırakmasın.

        kusura bakma ama bu iğrenç kafa yapınla tiksinti duyulacak biri olduğunu kanıtladın, ama sende tiksinme duygusundan mahrum kalmayasın diye sana aşağıdaki hikâyeyi hediye ediyorum, artık kimden tiksineceğine sen karar verirsin, kısaca söylersem zorla kaşındın,

        günümüzde beğenmediğin yöneticileri reddetme hakkına sahipsin, hatta hiç kaale almama hakkına da sahisin ama???

        eğer Muhammed döneminde yaşayan bir Arap olsaydın ve Müslüman olsaydın, Muhammede kayıtsız şartsız biat etmek zorunda kalacaktın, yani???

        eğer Muhammed, senin karına gönül koysaydı (göz koysaydı) karını boşayıp Muhammede sunmak zorunda kalacaktın,

        eğer senin kızın hiçbir mehir istemeden kendini Muhammede sunsaydı hiçbir şekilde itiraz edemeyecektin, çünki Kuranın tanrısı Muhammede “sırf sana mahsus olmak üzere” demek suretiyle, senin kızına kendisini Muhammede mehirsiz sunması konusunda yetki vermiş,

        eğer sen Muhammedin karısı olsaydın, “eğer adaleti sağlayamayacaksanız tek eşle yetinin” diyen Kuranın tanrısı, Muhammede eşlerinden istediğini öne alırsın, istediğini arkaya alırsın, istemediğini yanına bile almazsın, istediğini boşar, boşadığını tekrar geri alırsın, dediği için Muhammed senle kedinin fareyle oynadığı gibi oynayacaktı,

        Muhammed senin kızına talip olsaydı, senin kızın “ben babam yaşımda bir adamla evlenmek istemiyorum” dese bile sen kızını Muhammedle evlendirmek zorunda olacaktın,

        işte Muhammed döneminde yaşasaydın bunlara ve daha bir çok şeye (neler olduğunu merak ediyorsan İslâm alemince genel kabul görmüş hadis kitaplarında fazlasıyla var) katlanmak zorunda kalacaktın, bunları da nereden uyduruyorsun deme, anlattıklarımı Kurandaki ilgili ayetlerde görebilirsin, yani itiraz edebilecek bir bahanen yok,

        sanırım kimden tiksineceğinizi, pardon kime iman ettiğinizi yeterince anlatabilmişimdir,

        esas cehalet doğruluğu kanıtlananamış söylemlerin peşinden gitmektir, doğruluğu kanıtlanamamış söylemlere itibar etmeyenlere ön yargıyla yaklaşmaktır,

        sen yönlendirildiğin kitabın teslim aldığı bir kuklasın, senin suçun sadece beklentilerin veya korkuların nedeniyle o kitaba inanmış olmandır, senin durumun, insan psikolojisi göz önüne alındığında bir nebze olsun mazur görülmene sebep olabilir ama,

        bu esas suçlunun seni o şekilde kurgulayan, o şekilde şartlandıran, sana kin ve nefret tohumları aşılayan kitap olduğu gerçeğini değiştirmez, işte mazur görülemeyecek olan inandırıldığın kitaptır.

        sana cennette mutluluklar dilerim, temenni ederim cennette tüm sevdiklerinle bir arada olursun.

  75. Gencer dedi ki:

    Hindistanda İnek Kutsal Müslümanlıkta Keçi olsa gerek.
    Buyrun Arap Saçmalıklarına…Bu dine inanmak mümkün mü?

    Tanrı’nın Tahtı, Sarayı 8 Dağ Keçisinin Sırtında

    “Tanrı’nın tahtıyla sarayı”na, Kur’an dilinde “ARŞ” denir. “Arş”, sözlük anlamıyla, “tavanlı bir yapı” demek. (Bkz. Râğıbu el Müfredat.) “Taht”, “saray” anlamında kullanır. (Bkz. Arapça sözlükler.) Şerif Cürcanî’ye göre, “ARŞ”, “tüm cisimleri (varlıkları) içine alıp kuşatan bir cisim “dir. (Bkz. Cürcânî, Ta’rifât.) Eski gökbilimde, “gök” demek olan “felek”ler “9”dur. “9. Felek” için: “Feleklerin Feleği”, “En Büyük Felek” ve “Atlas Feleği” diye adlar verilir. (Bkz. Şerhu’l- Çağ-minî, Arapça, 15-16, 23-24). işte din dilindeki “Tanrı’nın Arşı”da budur. (Bkz. Muhammed Ali Tehânevi, Keşfu Istılahati’l-Fünûn, İstanbul, 1984, tıpkıbasım, Arapça, 2/981.)

    Kur’an’da Tanrı için “Kral” anlamında “Melik” denir. (Bkz. Tâ-hâ: 114; Mü’minûn: 116; Haşr: 23; Cum’a: 1; Nâs: 2.) “Kral” olunca da “SARAY”ı ve “TAHT’ı olur. “Tanrı’nın ARŞ’ı da bu anlamda.

    “Arş” Kur’an’da, türevlerinin dışında 26 kez geçer. 4’ü, “Sebe’ (Saba) Kraliçesi”nin “tahü-sarayı” anlamında. (Bkz. Nemi: 23, 38,41, 42.) Biri, “Peygamber” Yusuf un “taht”ı. Mısır’da hükümdarken. (Bkz. Yusuf: 100.) Öbürleriyse Tanrı’nın. (Bkz. A’raf: 54; Tevbe: 129; Yunus: 3; Hûd: 7; RA’D: 2. ve öteki surelerdekiler.

    Ayetlerde Tanrı’nın “ARŞ “a “dayandığı” (istiva) yani “tahtına, sarayına geçip kurulduğu” anlatılır. (Gösterilen ayetlere bkz.) Ne var ki “kelamcı” Müslüman yorumculardan birçoğu, bunu Tanrılık için uygun görmez ve akılla bağdaştırmaz. (Bkz. F. Râzî, Tefsirul -Kebîr, 14 / 101 ve öt.; Tefsiru’n-Nesefî, 2 / 56 ve öteki tefsirler, aynca bkz. kelâm, akâid kitapları, örneğin: imam Ebu Mansur el M/Matüridî, Ki-tabu’t-Tevhid S. 67-77.)

    Bu nedenle de durumu kurtarmak için sözleri, kendi gerçek anlamlarının dışına çıkarıp yorumlarlar. (Yorumlar için bkz. F. Râzî, 14 /114 ve öt.; Elmalılı Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili, 3 / 2176 ve öt.) Ne var ki, bu “te’vil” yolunu, “SELEF” adı verilen “eski islam uluları” benimsemezler. Bu yüzden kelamcılarla “Selefiyye”den hadisçiler arasında, bu ve benzer konularda uzun tartışmalar süregelmiştir. (Bkz. Talat Koçyiğit, Hadisçilerle Kelamcılar Arasındaki Münakaşalar, Ankara, 1969, S. 115,135-136.)

    Hadisçilerden imam Mâlik ve imam Ahmed Ibn Hanbel’in görüşü şöyle:

    “Tanrı’nın istivası (yani sarayında tahtına geçip kurulması) MALUMDUR (bilinir), nasıl olduğuysa MEÇHULDÜR (bilinemez). (Bkz. Muhammed Ali Sabunî, Safvctu’t Tefâ- sîr, 1 / 450.)

    Kurtubî de şöyle der:

    “Salih seleften hiç kimse şunu inkâr etmez: Tanrı, ARŞ’ın üstüne kurulmuştur, (istiva) Bu, gerçektir. Selef yalnızca, bu kurulmanın NASIL olduğunu bilmez. Çünkü bunun nasıl olduğu, gerçek anlamda bilinemez.” (Bkz. Kurtubî, tefsir, 7 / 219)

    Ibn Teymiyye’yse bilinemezliği kabul etmez bu bunun eskilere dayandırılamayacağını savunur. (Bkz. Ibn Teymiyye, Der’u Tearuzi’l-Alki ve’ ne7Nakl Arapça, 1/14-15.) Ibn Teymiyy’ye göre ne zorlamalı yorumlara sapılmalı, ne de”yalnızca Tanrı bilir” denmeli; sözlerden ne anlaşılıyorsa o öylece alınıp kabul edilmeli.

    Kısacası: “Tanrı’nın Arşı” denince anlatılmak istenen “Tanrı’nın tahtıyla sarayı”dır ve ayetlerde Tanrı’nın buraya geçip kuruluduğu bildirilir.

    Muhammed’in bir açıklamasına göre, “GÜNEŞİN KARAR YERİ” de “ARŞIN ALIT’dır. Muhammed, “GÜNEŞ”in her gün bu “karar yeri” ne vardığını, batışının böyle olduğunu, burada secde ettiğini, sonra Tanrı’nın buyruğuyla dönüp yeniden doğduğunu anlatır. (Bkz. Buhâri, e’s-Sahih, Bed’u’1-Halk / 4; Tecrid, hadis no: 1321; Müslim, e’s-Sahih, iman / 250, hadis no: 159.)

    Ne var ki Muhammed’in bu açıklaması, “ARŞ “ın nerede olduğuna ilişkin açıklamalanyla çelişir durumdadır. Çünkü yine kendisinin açıklamasına göre, “ARŞ”, yedi kat göğün de, hepsini kuşatan (bkz. Bakara: 255.) Kursi’nin de ötesinde ve üstündedir. Sağlam hadislere göre bunlann hepsi olağanüstü büyüklükte birer “maddi cisim “dir. (Bkz. F. Râzî, 7/ 12.) Öyleyse ” GÜNEŞ”in “karar yeri (vanş yeri)” nasıl olur da “ARŞIN ALTI” diye gösterilebilir?

    Muhammed’in bir açıklamasında da, “ARŞ”ın, “CENNET’in üstünde olduğu anlatılır. (Bkz. Buhârî, e’s-Sahih, Tevhid/ 22; Tirmizi, Sünen, hadis no: 2530-2531.)

    Peki “yer, gök, cennet yokken” nerede ve neyin üzerinde bulunuyordu bu “Tanrı’nın sarayıyla tahtı”? “ARŞ” neyin üzerindeydi o zaman?

    Sorunun karşılığı, Hûd Suresinin 7. ayetinde: “SU üzerindeydi.”

    Kur’an’ın bu açıklamasının kaynağı: Tevrat “Başlangıçta Tanrı gökleri ve yeri yarattı. (…) Ve Tanrı’nın ruhu, suların üzerinde hareket ediyordu…” deniyor. (Tevrat, Tekvin, 1:1-2)

    Kur’an’a göre “ARŞ “in “melekler”den “taşıyıcılar”ı da var. (Bkz. Mü’min: 7.) Kimi Müslüman yorumcuya göre, bu “taşıyıcılar”ın şimdilik sayısı: 4. “Kıyamef’teyse ayete göre “8” olacak sayı. (Bkz. El Hakke. 17.)

    Muhammed, açıklamasında bunlar “8 DAĞ KEÇİSΔ diyor. Ve bu açıklamaya göre, bu “8 dağ keçisi”, bugünde “ARŞI SIRTLARINDA TAŞIYORLAR”. Hadisin özeti:

    “Dünya ile birinci gök katı arasındaki uzaklık: 71-73 yıllık. Her iki gök katı arasında da bu kadar bir uzaklık var. Hepsinin üstünde de bir DENİZ. Derinliği iki gök katı arası kadar. Bunların üstünde de 8 DAĞ KEÇİSİ var. Her birinin çatal tırnaklanyla omuzları arasındaki uzaklık, iki gök katı arasındaki uzaklık kadar. (Bir hadise göreyse uzaklık: 700 yıllık. Bkz. Ebu Davud. hadis no: 4727.) ARŞ, bunların sırtlarındadır. Tanrı’ysa işte bunun (ARŞ’ın) üstündedir. (Bkz. Ebu Davud, Sünen, Sünneti 19, hadis no 4723; ibn Mace, Sünen, Mukaddimel 193; Tirmizi, Sünen, hadis no: 3320.)

    Turan Dursun, Din Bu I, Sayfa: 143-145

    • bilal dedi ki:

      Sn.Gencer,

      Bizi bu tür saçma sapan uydurma rivayetler ile insanların görüşleri değil,kur’an’ın mesajı bağlar.Daha önce bu tür rivayetler (hadisler) hz.peygamber zamanında ve gözetiminde yazılıp kayıt altına laınmadığından bunlar korunmuş değiller diye defalarca anlatıldığı halde hala itibar etmediğimiz bu tür uydurma yalan ve dolan rivayetlerle karşımıza çıkıyorsunuz.

      ”Peki “yer, gök, cennet yokken” nerede ve neyin üzerinde bulunuyordu bu “Tanrı’nın sarayıyla tahtı”? “ARŞ” neyin üzerindeydi o zaman?
      Sorunun karşılığı, Hûd Suresinin 7. ayetinde: “SU üzerindeydi.” ! ”sizden alıntı ”

      ALLAH’IN ARŞI NEDEMEK ?

      Konuya girmeden evvel arş kavramının hangi manaları muhtevi olduğuna temas edelim.

      Arş: ‘Malikiyet, hüküm, hakimiyet / egemenlik, iktidar, saltanat, her şeye güç yetirme, taht, gözetleme, yönetme ve her şeyi idare etme’ anlamlarına gelir.

      Klasik ve modern bütün müslüman müfessirler ittifakla, ‘arş’ sözcüğünün Kur’an’da geçen bu mecazi kullanımının, Allah’ın bütün yaratıkları üzerindeki mutlak hüküm ve iktidarını ifade ettiği görüşündedirler. Dikkate değer bir husus da şudur ki, Kur’an’da (arş’a istiva ettiğinden) söz eden ayetlerin hepsinde bu ifade Allah’ın alemleri yaratmasına ilişkin bir açıklamayla bağlantılı olarak geçmektedir (1).

      ALLAH’IN ARŞ’A İSTİVA ETMESİ

      İstiva ale’l-arş (arşa istiva etmek) ifadesi şu anlamlara gelir: İşleri çekip çevirmek,kainatın denetimini elinde bulundurmak, ona hakim olmak. Kısaca şu denebilir; Allah c.c. kainatı, sonra insanları yaratmış ve onları kendi hallerinde başıboş bırakmamıştır. Kainatı yönetmekte ve insanları da gözlemektedir. Çünkü O her şeye şahittir.

      MELEKLER ARŞI YÜKLENİRLER NEDEMEK ?

      Yani melekler dünyada olduğu gibi, kıyamette ve ahirette de işbaşındadırlar. Allah’ın emirlerini kusursuz yerine getirmektedirler.
      Meleklerin arşı yüklenmeleri; Allah c.c. meleklere kıyamet gününde sorumluluk verip işler yaptırmaktadır.Melekler dünyada olduğu gibi,kıyamette ve ahirette de Allah’n emirlerini yerine getirmekle sorumludurlar.Yüce Allah’ın emirlerini kusursuz yerine getirmek için işbaşındadırlar… İşte ahirette 8 MELEK de ”arşı,”yani ilahi kudret ve iradedenin emirlerini oradaki aleme infaz etme SORUMLULUĞUNU YÜKLENİRLER.

      Özetle,ayette ki Arşın fiziksel anlamdaki tahtla hiç bir alakası yoktur,bu yüce Allah’ın hakimiyetinin,güç,kudret ve iradesinin bir ifadesidir !!!

      و في الاية ( الذين يحملون العرش و من حوله يسبحون بحمد ربهم) المقصود من العرش هو نفس حكومة الله تعالي و تدبيره لعالم الوجود و حملة العرش يقومون بتنفيذ ارادة الله الحاكمة في الخلق.
      و يمكن ان يكون المعني هو مجموع عالم الوجود او عالم ما وراء الطبيعة ، اما حملة العرش الالهي فهم الملائكة التي تقع عليهم مسؤولية تدبير امر هذا العالم بامر الله تعالي

      Yukarıdaki metnin özetine göre de”Arş’tan maksad,Allah’ın iktidar ve hakimiyetinin,varlık aleminin idare ve yönetmesinin bir ifadesidir, Hameletül arş” حملة العرش ” ise,varlık aleminde,ilahi iradesinin emirlerini infaz etme mesuliyetini taşıyan melekler demektir !!!

      ”ARŞI (HÜKÜMRANLIĞI) MA-İ(su gibi sıvı) ÜZERİNDE İDİ ’’ Hud-7) NEDEMEK ?

      ‘’Arş’ı (hükümranlığı ) ma-i (su ) üzerinde idi….’’Arşının su üzerinde olması ve evrenin saydamlaşması: Bilimsel bulgulardan olan ‘’ Evrenin saydamlaşması ‘’ olayı ile ayete bahsi geçen ma-i (su) arasında sıkı bir ilişki vardır. Zira (11:7.) ayetinin anlamına paralel yeni bilimsel bilgiler keşfedilmiştir.

      SÜRPRİZ; EVREN’İN İLK HALİ SIVI:19 NİSAN – 2005

      ABD.li bilim adamları atomları parçalayarak maddenin bilinmeyen yeni halini elde etti.
      ‘’ Kuark-gluon plazması ‘’ denilen yeni forum Brookkhaven Ulausal Laboratuvarı’nda Relativistik Ağır İyon Çarpıştırıcısı’nda,altın iyonları ışık hızıına yakın süratle çarpıştırılarak bulundu.Çarpışmanın yarattığı yüksek enerjiyle açığa çıkan‘’kuark-gluon plazmasının beklenenin aksine gaz değil, ‘’mükemmel bir kuark sıvsı ‘’ (ma-i) olduğu açıklandı.Bu buluş,evrenin büyük patlamadan bir an sonra neye benzediğini,yani (ma-i) sıvı bir halde olduğunu gösterdi.
      Kuark-gluon plazması ” denilen yeni forum,Brookhaven Ulusal Laboratuvarı’nda Relati-
      vistik Ağır İyon Çarpıştırıcısı’nda,altın iyonları ışık hızına yakın süratle çarpıştırılarak bu-
      lundu.Çarpışmanın yarattığı yüksek enerjiyle açığa çıkan ”Kuark-gluon plazması’nın,
      beklenenin aksine gaz değil,”mükemmel bir kuark sıvısı olduğu açıklandı.Bu buluş,Evren’in
      büyük patlamadan bir an sonra neye benzediğini,yani sıvı bir halde olduğunu gösterdi…’’
      KAYNAK: http:// hurarsiv.hürriyet.com.tr./göster/haber.aspx ? viewid=565485
      http:// physicworld.com/cws/article /news/22043
      Bilim adamları,Evren’in meydana geldiği büyük patlama’dan sadece bir an sonra tüm maddelerin”Kuark-gluon plazması” denilen sıvı bir halde olduğunu belirtiyor.
      http:// http://www.maksimum.com/teknoloji/haber/28/29647.php

      İşte ‘’’ Allahu a’lem ‘’ Kur’an bununla,bugünkü anlamda yaratılmadan önce evrenin saydam ve (ma-i) su gibi sıvı haline işaret ediyor.Yani ayet normal içtiğimiz suya değil,maddenin saydam ve su gibi sıvı halindeki duruma vurgu yapıyor.!!!
      Zaten big-bank’tan hemen sonra bugünkü anlamda evren yaratılmamıştır,Big-bank’tan altı uzun evre sonra bugünkü anlamda evren yaratılıyor.Fakat Big-Bang’tan hemen söz konusu madde bir an sonra saydam ve sıvı haline dönüşüyor,ondan sonra altı uzun evrede evren bugünkü anlamda yaratılıyor.Yani söz konusu ayet Big-Bang’tan sonra
      maddenin saydam ve ma-i (su gibi sıvı olan) haline işaret etmiştir.Bu durum ise bilimle paraleldir

      Ayrıca yukarıda gosterdiğiniz rivayetler uydurma olup kur’an’a aykkırıdırlar,çünkü kur’an’ göre bir beşer olan hz.peygamber de gaybi bilemez,ama bakıyoruzki bütün bu olaylar vahiyle hz. peygambere bildirilmeyen gaybi ilimlerdir.Bu nedenle vahye dayalı olmayan bu tür olaylardan hz.peygamberin soz etmesi hem mümkün değil,hem de kur’an’nın verdiği mesaja da aykırıdır.Yani hz.peygaberin bunları soylemesi mümkün değildir. .Bunlar uydurma,saçma sapan ve kur’an’a aykırı olan rivayetlerdir.

      Saygılarımla.

      • 1okuyucu dedi ki:

        Bilâl;

        —SÜRPRİZ; EVREN’İN İLK HALİ SIVI:19 NİSAN – 2005 (senden alıntı)

        bence bu anlattıkların en çok Muhammed döneminde yaşayanlara sürpriz olacak, çünki onlar Kuranın tanrısının arşının altındaki sıvının ne olduğunu bilmiyorlardı, herkes kendince bir tahminde bulunuyordu, o sırada içlerinden ishal olmuş biri tanrının arşının altındaki sıvının dışkının sıvı hali olabileceğini bile söylüyordu?

        tabi bugünkü bilgilere (bilgilerin doğruluğu tartışılır) sahip olmadıkları için söz konusu sıvının ne olduğunu haliyle bilemiyorlardı, tahmini bir şeyler söyleyip duruyorlardı,

        ilk hitap ettiklerine peygamber ve kitap gönderdiğini kanıtlama gereği duymayan bir tanrı, sonraki nesillere niye bir şeyler kanıtlama gereği duysun? eğer bir şeyler kanıtlama niyetinde olsaydı, bunu ilk muhataplarına kanıtlardı ve bugün hiç kimse kalkıpta kitapların tanrısının peygamber ve kitap gönderdiğini kanıtlamadığından söz edemezdi,

        ayetleri bilime uydurmaya çalışarak, tanrınızın kitap ve peygamber gönderdiğini kanıtlama çabalarınız, kitapların tanrısının ilk muhataplarına kitap ve peygamber gönderdiğini kanıtlayamadığını kabul etmiş olduğunuz anlamına gelir,

        o nedenle kitap ve peygamber gönderdiğini kanıtlayamamış tanrınızı bir kenara bırakında, sanki kendi işini kendi göremezmiş gibi kıyamet günü görevlendireceği (yetki vereceği) 8 meleğin güvenilir melekler olması için dua edin, ya onlardan biri tanrınıza ihanet etmeye kalkarsa, birde bakmışsınız kendinizi cehennemde buluvermişsiniz,

        aklıma nedense birdenbire banker Bilo filmindeki banker Maho geldi?

  76. pamuk1kale dedi ki:

    Sayın Bi yabancı;
    Sayın okuyucuya sizin anlattığınız eziyetler yapılırken,tanrınızın salih bir kulu olarak hemen onun yanında durun.hatta kadir beyi bilal beyide çağırın.Okuyucudan çıkacak iniltiler,bağırtılar eşliğinde kahkaha atarsınız!
    Müslümanlar neden bu halde? Neden iğrenç bir halde? sorusuna boşuna muhattap olmuyorsunuz! Bu kafa yapısı ile daha çok muhattap olup,insanlardan çıkacak olan et kokusu! hayalleriniz süsleyecek anlaşılan!

    • Bi yabancı dedi ki:

      Sayın Pamukkale , Sayın Kadir , Sayın Bilal ve bilimum müslümanlar ;

      Söylediklerim yalan mı ? Kuranda ayetleri inkar edenlere nasıl bir ceza uygulanacağı ortada değil mi ? Burda inanmayanların yaptığı ayetleri yalanlamak değil mi ? Bu ayetlerin Tanrı sözü olamayacağını iddia etmiyorlar mı ? Hatta Allahın ayetleriyle alay etmiyorlar mı ? Allahın ayetlerini mantıksız bulmuyorlar mı ? Kuran ayetlerimizi yalanlayanların sonu kuranda nasıl tasvir ediliyor ? Cehennem insanların azarlanıp kulaklarının çekileceği bir yer mi ? Evet buyrun konuşun sevgili inanan arkadaşlarım. Kuranın Allahına gönderdiği elçiye ve Kitabına inanmayanların sonu nedir ? Hatta youtube’tan gördüğü kadar haberlerden izlediği kadar islama vakıf olup ortadoğunun rezaletini görerek İslam hakkında tamamen olumsuz tavır takınan ve asla inanmayan milyarlarca insanın gideceği yer neresidir ? 16 yaşında ergenlik çağına girip bir ay sonra ölen bi ateist çocuğun gideceği yer neresidir ? Biz tebliğci göndermedikçe insanlara zulüm edecek değiliz ayetini duyar gibiyim ! Hiç o ayeti yazmak için uğraşmayın inanan kardeşlerim Hz Muhammed son tebliğcidir ve bütün insanlığa gönderilmiştir nokta. Bu durumda iddialarımı yalanlayacak birşey gösterebilir misiniz ? Evet inanan kardeşlerim ve inanmayan kardeşlerim İslam budur eğip bükmenin mantığı yoktur. İslam Allahı kitabını ve peygamberini reddedenlere sonsuz alev azabını hazırlamıştır. Ben bir müslüman olarak gerçeği sadece gerçeği söylemek zorundayım…

      Saygılar

      • Bi yabancı dedi ki:

        Okuyucu tiksinti duyulacak kişi sensin ;

        Ben inancım gereği inanmayanlara ne olacağını yazdım sanane dostum benim inançlarıma göre inanmayanların sonu budur hemen yukarda anlattım senin gibi evrensel değerlerden yoksun sağdan soldan devşirme ahlak yapısına sahip insanların iğrenç olduğunu söylememe gerek yok galiba bak ben burda reformistlik yapmıyorum islamı ılımlı hale getirmiyorum işte yeniden yazıyorum iyi oku kafan basmıyor heralde.

        Söylediklerim yalan mı ? Kuranda ayetleri inkar edenlere nasıl bir ceza uygulanacağı ortada değil mi ? Burda inanmayanların yaptığı ayetleri yalanlamak değil mi ? Bu ayetlerin Tanrı sözü olamayacağını iddia etmiyorlar mı ? Hatta Allahın ayetleriyle alay etmiyorlar mı ? Allahın ayetlerini mantıksız bulmuyorlar mı ? Kuran ayetlerimizi yalanlayanların sonu kuranda nasıl tasvir ediliyor ? Cehennem insanların azarlanıp kulaklarının çekileceği bir yer mi ? Evet buyrun konuşun sevgili inanan arkadaşlarım. Kuranın Allahına gönderdiği elçiye ve Kitabına inanmayanların sonu nedir ? Hatta youtube’tan gördüğü kadar haberlerden izlediği kadar islama vakıf olup ortadoğunun rezaletini görerek İslam hakkında tamamen olumsuz tavır takınan ve asla inanmayan milyarlarca insanın gideceği yer neresidir ? 16 yaşında ergenlik çağına girip bir ay sonra ölen bi ateist çocuğun gideceği yer neresidir ? Biz tebliğci göndermedikçe insanlara zulüm edecek değiliz ayetini duyar gibiyim ! Hiç o ayeti yazmak için uğraşmayın inanan kardeşlerim Hz Muhammed son tebliğcidir ve bütün insanlığa gönderilmiştir nokta. Bu durumda iddialarımı yalanlayacak birşey gösterebilir misiniz ? Evet inanan kardeşlerim ve inanmayan kardeşlerim İslam budur eğip bükmenin mantığı yoktur. İslam Allahı kitabını ve peygamberini reddedenlere sonsuz alev azabını hazırlamıştır. Ben bir müslüman olarak gerçeği sadece gerçeği söylemek zorundayım…

      • 1okuyucu dedi ki:

        Bi yabancı;

        —tiksinti duyulacak kişi sensin (senden alıntı

        kimden tiksinti duyman gerektiğini kurguladığım hikâyede anlamış olman gerekir,

        —Ben inancım gereği inanmayanlara ne olacağını yazdım sanane dostum benim inançlarıma göre inanmayanların sonu budur hemen yukarda anlattım senin gibi evrensel değerlerden yoksun sağdan soldan devşirme ahlak yapısına sahip insanların iğrenç olduğunu söylememe gerek yok galiba bak ben burda reformistlik yapmıyorum islamı ılımlı hale getirmiyorum işte yeniden yazıyorum iyi oku kafan basmıyor heralde. (senden alıntı)

        sen inanamayanların sonunun ne olacağını yazma hakkına sahipsen, ben de bir inanmayan biri olarak inananların sonunun ne olduğunu yazma hakkına sahibim,

        ayrıca İslâm islâmdır, ılımlı İslâm diye bir şey yoktur, İslâm değişebilen bir şey midir ki ılımlısı ılımsızı olsun, Kuranın tanrısı Muhammede inananlara karşı karşı son derece hoşgörülü, Muhammede inanmayanları karşı son derece acımasız ve sertir, hatta sınavdan 40 puan alan bir Müslüman eğer kul hakkı yemediyse doğrudan cennete gitmesi bile mümkündür,

        zaten Arap baharı diye yutturulmaya çalışılan Ilımlı islâmın ne olduğu sonradan anlaşılınca, proje çöpe atıldı,

        —Söylediklerim yalan mı ? Kuranda ayetleri inkar edenlere nasıl bir ceza uygulanacağı ortada değil mi ? Burda inanmayanların yaptığı ayetleri yalanlamak değil mi ? Bu ayetlerin Tanrı sözü olamayacağını iddia etmiyorlar mı ? Hatta Allahın ayetleriyle alay etmiyorlar mı ? Allahın ayetlerini mantıksız bulmuyorlar mı ? Kuran ayetlerimizi yalanlayanların sonu kuranda nasıl tasvir ediliyor ? Cehennem insanların azarlanıp kulaklarının çekileceği bir yer mi ? Evet buyrun konuşun sevgili inanan arkadaşlarım (senden alıntı)

        evet bunların tanrı sözü olmadığını biz iddia ediyoruz ama en azından hakkımızı yeme, sizin Kuranın evrensel bir kitap olduğunu, yani tüm toplumlara, tüm zamanlara hitap ettiği iddianıza itiraz ediyor muyuz?

        —16 yaşında ergenlik çağına girip bir ay sonra ölen bi ateist çocuğun gideceği yer neresidir (senden alıntı)

        sen kimlerin nereye gideceğine kafa yoracağına, Müslümanların içerisine düştüğü rezil durumdan nasıl kurtulacağına kafa yor, örneğin; 1400 yıllık kemikleşmiş kan davasının (Sünni şii çatışması) nasıl sona erdireleceğine kafa yor,

        –Hz Muhammed son tebliğcidir ve bütün insanlığa gönderilmiştir nokta. Bu durumda iddialarımı yalanlayacak birşey gösterebilir misiniz ? (senden alıntı)

        Muhammedin peygamber olduğunun kanıtı var mı?
        Kuranda Muhammedi tanrının gönderdiğini söyleniyor,
        Kuranı tanrının gönderdiğinin kanıtı var mı?
        Muhammed Kuranı tanrının gönderdiğini söylüyor,

        haklısın yalanlayacak bir durumumuz yok?

        —Ben bir müslüman olarak gerçeği sadece gerçeği söylemek zorundayım… (senden alıntı)

        bir Müslüman olarak gerçeği söyleyebilmen için gerçeğin ne olduğunu bilmen gerekir, gerçeğin ne olduğunu bilmen içinde tanrının ne istediğini bilmen gerekir,

        eğer bir tanrı din gönderiyorsa, haklı olarak gönderdiği dinin yer yüzünde egemen olmasını ister, haksız mıyım?

      • Bi yabancı dedi ki:

        Ekleme :

        Okuyucu bizim kadınlarımızı sizin kadınlarınızla karıştırma
        Halı üzerinde akşamdan kalma alkol kusmuğunun içinde ebeveynlerine yalan söyleyen kızlar genelde sizin inanç sistemlerinize dahil olanların arasından çıkar. Haddi aşarsan gereken cevabı alırsın….

      • 1okuyucu dedi ki:

        Bi yabancı;

        —bizim kadınlarımızı sizin kadınlarınızla karıştırma
        Halı üzerinde akşamdan kalma alkol kusmuğunun içinde ebeveynlerine yalan söyleyen kızlar genelde sizin inanç sistemlerinize dahil olanların arasından çıkar. Haddi aşarsan gereken cevabı alırsın…. (Senden alıntı)

        —günümüzde beğenmediğin yöneticileri reddetme hakkına sahipsin, hatta hiç kaale almama hakkına da sahipsin ama (benden alıntı)

        bak gene kaşındın,

        yukarıda benden yaptığım alıntıda, günümüzde böyle bir zorunluluğunun olmadığını belirtmiştim, yani seni öyle göstermek gibi bir niyetim olmadığını anlatmak istemiştim,

        sadece Muhammed döneminde yaşasaydın neleri kabullenmek zorunda kalacağını Kuran ayetlerine göre anlatmaya çalışmıştım,

        oysa sen yaşantısını bilmediğin insanlara, beynini öyle yıkadıkları için iftira atmaktan çekinmiyorsun, tabi bunda yoğrulduğun Kuran ahlâkınında rolü de var,

        sizin kadınlarınız inançları gereği, insan onurunu ayaklar altına alan kumalık müessesesini reddetme hakkına sahip değillerdir, yani İslâmiyeti seçmiş olan her kadın, zenginlere tanınan çok eşlilik! ruhsatı gereği, (nisa-3) üzerine kuma gelmesini, veya başka bir eve kuma gitmeyi itiraz edemeyecek şekilde zorunlu olarak kabul etmiş demektir,

        Müslüman olmayan kadınlar ise, böylesine onur kırıcı bir şeye asla tevessül etmezler, teklif edilmesini dahi en büyük hakaret sayarlar, teklif edene ağzının payını bir güzel verirler,

        Ülkemizde ise çok eşliliğin yasak olması nedeniyle nedeniyle, Müslüman kadınlarda kumalık düzenine karşı çıkarlar (genelikle şehirliler) ama mahalle baskısının olduğu geri kalmış yörelerde kadınlar isteselerde kumalık düzenine karşı çıkamazlar,

        şeriatla yönetilen Ülkelerde ise kadınların kumalık düzenine karşı çıkması asla söz konusu olamaz, isteselerde karşı çıkamazlar,

        alkol konusuna gelince, en muhafazakar bilinen bir ilde görevim gereği bulunduğum sırada, bizi ağırlayanlar arasında içki masasından kalkıp namaza gidenleri bilirim, ki ben alkol kullanmayan biri olduğum halde meyhaneye gitmekten çekinmiyorlardı.

      • bir kul dedi ki:

        YOL VE YÖNTEMİNE DİKKAT ET VE …

      • kadir dedi ki:

        sayın bi yabancı kardeşim….

        kuranın en temel geliş amacı, nefse ortak koşmamaktır.. tek bir ilah olduğuna yapılan bildiridir.. bu dünyayı ve kainatı yaratana inananlar için ve sürekli yaratmakta olan allahı arayanlar için bir rehberdir.. ilahın tek bir ilah olduğuna iman eden. aklını kullanarak allahı bulan insan kuranı kerimin ondan bir hak olduğuna iman eder.. allaha inanmayanlar ın kurana iman etmesi mümkün değildir.. çünkü kuranı kerimin ana teması allahın tek bir ilah olduğudur.. bide deistlik kurumu var.. onların tanrı tasavvuru farklı olduğundan onlarda kurana inanmazlar… kuran diyoki; ey insan seni yaratana karşı seni aldatan nedir.. sen neden ona karşı sorumlu değilsin.. her an, her saniye yaratmakta olan yaratıcına karşı gelmek neden? bu kainatın boşuboşunamı yaratıldığını sanıyosun?

        ben insanları ve cinler ancak bana kulluk etsinler diye yarattım…
        o müminler ki göklerin ve yerin yaratılışı hakkında düşünürler ve derler ki; “ey rabbimiz sen bunları boşu boşuna yaratmadın?”

        işte aklını kullananlar ve allaha iman edenlerin bu kainatı boşu boşuna yaratmadığını ve amaçsız olmadığını bilir.

        16 yaşında olan bir ateist ölürse allahın izni ile cennete gider… çünkü muhakeme ve ayırt etme gücüne sahip olmayan bu insan yeterli olgunlukta olmadığından ve allahı bulmak için yeterli süresi olmadığından allahın izni ile cennete gireceğini düşünüyorum.. önemli olan muhakeme kabiliyetine sahip aklı başında olan insanların tebliğ almasıdır.. bu tür insanlar tebliğ aldıktan sonra allahı inkara direnirlerse cehenneme gireceğini kuran bildirir..

        birde dikkkat çekici bir durum daha vardır.. kuranda helak olan kavimler allaha inanmadıkları için helak edilmemişlerdir.. yeryüzünde bozgunculuk yaptıkları için helak edilmişlerdir.. o kavimlere gelen peygamberlerin görevleri bu tür çirkin davranışları “allah adına terk etmeleri gerektiğini tebliğ etmektir..” allaha inanmadan yaptıkları bozgunculuğu terk etselerdi, bu dünyada cezalandırılmazlardı.. eğer ki allah inanmayan, iman etmeyenleri bu dünyada cezalandıracak olsaydı şuan yeryüzünde bir tane bile ateist kalmazdı…
        işte iman etmeyenlerin akıbeti öbür dünyada allahın taktirindedir..

        vaktim olmadığından yazımı yarın tamamlayacağım.. allaha emanet olun…

        saygılarımla…

      • bilal dedi ki:

        Sn.Bi yabancı kardeşim,

        ‘’16 yaşında ergenlik çağına girip bir ay sonra ölen bi ateist çocuğun gideceği yer neresidir ? Biz tebliğci göndermedikçe insanlara zulüm edecek değiliz ayetini duyar gibiyim ! Hiç o ayeti yazmak için uğraşmayın inanan kardeşlerim Hz Muhammed son tebliğcidir ve bütün insanlığa gönderilmiştir. ‘’sizden alıntı’’

        TEBLİĞ ALMAMIŞ OLANLARIN AHİRETTEKİ DURUMU !

        16.yaşında ergenlik çağına girip bir ay sonra ölen bi ateist çocuğunun gireceği yer cehennem değil,Allah’ın izniyle cenettir.
        Çünkü,

        a) Bu çocuğun doğup büyüdüğü ortamda (ailede)kendisine islam tebliğinin yapılmadığı kesindir.

        b) Ayrıca ergenlik çağından önce (yani çocukluk döneminde) alınan tebliğ,yine tebliğ sayılmaz,zira tebliğin geçerli sayılabilmesi için kişinin mükellef olma çağına (yani ergenlik çağına) girmiş olması lazım.Yoksa çocukluk döneminde kendisine yapılmış olan tebliğ yine tebliğ sayılmaz.Bu nedenle bu çocuk velev ki,küçüklüğünden beri 16 yaşına kadar birilerinden tebliğ almış olsa bile kendisine bu tebliğiin mükllef olmadığı çocukluk döneminde yapıldığı için yine tebliğ sayılmaz.Yani her halükarde söz konusu ateistin16 yaşaındaki bu çocuğu cennetliktir.

        d) Evet,hz.peygamber son tebliğci ve bütün insanlığa gönderilmiştir.Ama yüce Allah’ın istediği şekilde onun tebliği bütün insanlara ulaştığını da kimse iddia edemez.Zira islam,kur’an ve hz.peygamberin adını duymak tebliğ değildir.Tebliğ,islam dininin bütün hakikat ve özellikleriyle en güzel bir şekilde anlatılmış olması lazım.

        c) İslamın aleyhinde propagandanın yaygın ve etkili olduğu toplumlarda (özellikle müslüman olmayan tüm toplumlarda) islam tebliğinin yapıldığından söz etmek islamın tebliğ anlayışıyla asla bağdaşmaz.Bu nedenle özellikle müslüman olmayan toplumlarda yaşayanların büyük çoğunluğu islam tebliğini almış sayılamz.Bu yüzden yüce Allah’ın engin merhameti sayesinde hakkıyla tebliğ almamış olan tüm gayri müslimler de yine cennetliktir,yani bunlar sadece kul hakları konusunda sorguya çekilirler,ama bunlar hakkıyla tebliğ almadıkları için din,inanç ve ibadet konusunda af kapsamına girerler.

        d) Ahiretteki azap sadece ergenlik çağından sonra tüm özellikleriyle islamın tebliğini hakkıyla almış olduğu halde hakka inanmayıp kötüklerine devam edenleredir.

        İSRA-15: وما كنا معذبين حتي نبث رسولا الخ ‘’ …Biz,mesajımızın tebliğ ve duyurusunu (hakkıyla) yapan bir elçi (bir mübelliğ) göndermedikçe hiç bir halka azap verecek değiliz…’’deniliyor.

        İşte bu ayetten hareketle ahiret günü sorumluluktan kurtulup cennetlik olacak kimselerin şunlar olduğu denilmiştir.

        a) من لم يبلغه تبليغ الاسلام ‘ İslam tebliğini almayan herkes.(hakkıyla tebliğ almayan tüm gayri müslimler)

        b) من بلغه اسم الاسلام وا لقران ورسالة محمد ولكن ما تمكن من تغليم اوصاف الاسلام وحقائقه بل شوه له الاسلام فهذان غير مسؤلان يوم القيامة بل هما في رحمة الله ‘’

        İslam,kur’an ve hz.Muhammed’in risaletini duyduğu halde,islamın özellik ve hakikatlarını öğrenme imkanı bulamamış veya ona tebliğ edilmemiş,bilakis islam ona yanlış veya kötü olarak anlatılmışsa,

        İşte bu iki gurupta olan gayri müslimler ahiret günü mesul olmayacakları gibi,yüce Allah’ın merhametine de nail olacaklardır.(yani islam,kur’an ve hz.Muhammed’in risaletini duymakla tebliğ alınmış sayılmazl.) Bir düşünelim,insanların yüzde kaçı gerçekten tebliğ alabilmektedir..Kur’an ve islamın isimlerini duymak tebliğ değildir.Kişinin bütün hakkaniyet ve özellikleriyle islam tebliğini almış olmsı gerekir,yoksa ahirette sorumlu olmayacaktır ve yüce Allah’ın engin merhametiyle karşılacaktır.İnançları ne olursa olsun hiç fark etmez, bütün bunlar kurtulacaklardır…

        c) Mesul olacak olanlar kimlerdir.? ومن بلغه الاسلام مع حقائقه ولم يسلم فهذ هوالمسؤل عند الله .İslamın tebliğini bütün özellik ve hakikatleriyle hakkıyla aldığı halde inanmayanlar mesul tutulacaklardır. ”الله اعلم ”

        Kaynak :فيصل التفريقة بين الاسلام والزندقة = امام الغزالي ‘’

        ÖZETLE,AHİRETTE KURTULACAK OLANLAR,

        1-İslam tebliğini hakkıyla almamış olan bütün gayri müslimler,2- Kendisine islam yanlış tanıtılmış,öğretilmiş veya gösterilmiş olan bütün gayri müslimler,,, 3- Annesinin,babasının dini,inancı ne olursa olsun ergenlik çağından önce ölmüş olanlar, 4-Akli dengesi yerinde olmayan veya bu konuda sorunlu olan tüm insanlar kıyamet gününde yüce Allah katında mesul tutulmayacak ve onun engin merhametine nail olacaklardır..Bu nedenle,tebliğ almayan gayri müslimler dahil insanların büyük çoğunluğu yüce Allah’ın merhametiyle kurtulacaklardır…”’الله اعلم ”

        Selam ve saygılarımla.

  77. pamuk1kale dedi ki:

    Sağlıklı bir toplum için sağlıklı bireyler gerekir.
    Birey; sorgulayan,her türlü fikre açık,üreten,akıl yürüten,gelecek nesilleri düşünen.
    Dünyada 63 tane islam ülkesi varmış isimleri şurada;
    http://tr.wikipedia.org/wiki/%C4%B0slam_%C3%BClkeleri
    Bakın bakayım sağlıklı bir toplum gösterebileceğiniz bir tane ülke var mı?
    Anlatılan islam 63 te 1 bile çıkaramıyorsa! neden bu haldeyiz? Suç onda bunda şunda…asla islamda değil!
    Eveeeettttt yarın kaç Müslüman ölecek bekleyelim görelim!

    • kadir dedi ki:

      sayın pamukkale…

      siz islamı suçlama adına kendinizi şartlandırmışsınız.. size şöyle bir örnek vereyim..

      farzedelim ki siz bir öğretmensiniz.. öğrencilerinize kitabın belli bir kısmını gösterip ; “sizi bu bölümden sınav yapacağım” diyosunuz. ve öğrencilerinizin bir kısmı kitaba çalşıp başarılı oluyor. bir kısmı çalışmıyor.. şimdi ortada bir yanlış varsa suçlu gösterdiğiniz kitap mıdır? yoksa çalışmayan öğrenciler mi?

      islamın temel kaynağını kendine rehber edinmeyen toplumlar, kendi nefisleri doğrultusunda yaşayıp bozgunculuk yapıyorlarsa suçlu kitab mıdır? yoksa kitaba çalışmayan veya çarpıtanlar mıdır?

      kuranın hangi ayetinde; kafa kesin, ırza geçin, zina yapın, haksız yere adam öldürün, bozgunculuk yapın vs vs. yazıyor. bunları yapanların kuran ile ne alakaları var..

      kuran = islam olduğuna göre islam bu gibi kişilerden berii dir..

      • 1okuyucu dedi ki:

        Kadir;

        —farzedelim ki siz bir öğretmensiniz.. öğrencilerinize kitabın belli bir kısmını gösterip ; “sizi bu bölümden sınav yapacağım” diyosunuz. ve öğrencilerinizin bir kısmı kitaba çalşıp başarılı oluyor. bir kısmı çalışmıyor.. şimdi ortada bir yanlış varsa suçlu gösterdiğiniz kitap mıdır? yoksa çalışmayan öğrenciler mi? (senden alıntı)

        verdiğin örnek, inandığın tanrının yaptığını iddia ettiği sınavın bile ne şekilde yapılması gerektiğini bilmediğini ortaya koyuyor,

        beşer olan öğretmenler, öğrencilerin derslerine çalışıp çalışmadıklarına bakmazlar, yaptıkları sınavda öğrencileri aldıkları notlara göre değerlendirirler, genelde 50’nin altında kalan öğrencileri başarısız, 50 ve yukarısını not alan öğrencileri başarılı kabul ederler,

        sizin öğretmen ise, öğrencilerin sınavda aldıkları puanlara bakmıyor, Muhammede inananları aldığı not ne olursa olsun sınıf geçiriyor, Muhammede inanmayanları aldığı not ne olursa olsun sınıfta bırakıyor, yani sınavdan 40 alan bir öğrenci Muhammede inanıyorsa ve kul hakkı yemediyde sınıfı geçmekle kalmayıp bir üst sınıfları pas geçip doğrudan diplama alıyor (cennete doğrudan gidiyor), sınavdan 90 alan bir öğrenci muhammede inanmıyorsa sınıfta kalıyor,

        yani sizin tanrınızıza göre başarın kriteri, puana göre değilde, Muhammede inanıp inanmamaya göre belirleniyor, buna kitap gönderdiği diğer semavi din mensuplarıda dahil,

        ne diyelim, Kuranın tanrısı sana, Muhammede olan inancını en üst seviyeye çıkaracak hidayeti nasip etsin.

  78. bir kul dedi ki:

    pamuk1kale
    Dünyada 63 tane islam ülkesi varmış isimleri şurada;—>demekki neymiş var dı şimdi mış mış kısmı iki guruba ait biri din istismarcısı 1 de dininiz bu diyen din müş manları nın fitneleri sonucu olan durum görmek istemeyenler için yeterince karanlık varmış
    mehmet akifin bir şiiri vardı tam hatırlamıyorum fakat yanılmıyorsam aklımda şu kısmı kaldı hey avanak başlıyordu herhalde sen emar diye birşey bilmiyormusun veya tomografi taaa derinleri görmeni saglıyor öyle okursan gerçekleri görmeni saglar yinedegöremezsen yapacak birşeyyok bildigini okumaya devam

    Eveeeettttt yarın kaç Müslüman ölecek bekleyelim görelim! —>dışarıdan nasıl da görünüyor agzının kulaklarına vardıgı

    ertesi günü kına yakan herhalde sevinçinden işte oyazı seni eleveriyor sitende yobazla ilgili yazı var okdunmu okursan anlarsın iliklerine kadar gösteriyor halini
    İNANDIGIN DEGERLER ADINA İNSANLIK İÇİN YEYAPTIN YAZDA OKUYALIM

  79. Bi yabancı dedi ki:

    Okuyucu ;

    Sen okuduklarını anlama noktasında ciddi problemler yaşıyorsun…Hala bana gerçeği bil ondan sonra gerçeğin en olduğunu insanlara söyle gibi ipe sapa gelmez laflar ediyorsun , insanların nereye gideceğine kafa yormak yerine islamın içinde bulunduğu bataklıktan nasıl çıkacağını düşün diyorsun dostum sen okuyucu takma ismini ironi olsun diye mi aldın ? Arkadaş bak ne diyorum : Benim mensubu olduğum inanç sistemine göre inanmayanlar sonu bellidir ben bunu anlatıyorum sen hala önce inancının doğrulu vs vs saçmalıyorsun ulan adamlar kuranı eğip büker islamı daha ılımlı bi çerçeveye sığdırır ayetleri yumuşatmak yolunu seçer dürüst olun diye eleştirirsiniz ben çıkar islam budur ayetlerin inanmayanlara karşı sert tavrı ortadadır derim onada burun kıvırıp eleştiri getirirsiniz nesiniz siz derdiniz ne ????

    • 1okuyucu dedi ki:

      Bi yabancı;

      —Okuyucu tiksinti duyulacak kişi sensin ; (senden alıntı)

      —sen okuyucu takma ismini ironi olsun diye mi aldın ? (senden alıntı)

      ben foruma üye olurken takma ad olarak önce “okuyucu” nickini seçmiştim, forum yazılımı “okuyucu” nickimi kabul etmediği için takma adımı “1okuyucu” olarak değiştirmek zorunda kalmıştım,

      yaklasık 1 yıl önce, bir mesaja cevap yazarken tesadüfen “okuyucu” takma adlı bir üyenin mesajına rastladım, “okuyucu” takma adlı arkadaş mesajında İslâmiyeti savunuyordu, yani “okuyucu” takma adlı arkadaş bir Müslümandı,

      herhalde buradaki Müslüman arkadaşlar, kolaylarına geldiği için bana hitaben mesaj yazdıklarında genellikle takma adımı “1okuyucu” olarak yazmak yerine “okuyucu” olarak yazıyorlar?

      sende bilirsin, bir mesajın kime hitaben yazıldığı, hitap edilen kişinin kullandığı nickten anlaşılır,

      örneğin ben “BİR KUL” takma adlı arkadaşa hitaben bir mesaj yazdığımda, nickini dalgınlıkla “bir kul” olarak yazarsam, ben yanlış kişiye hitap ettiğimi fark edemeyip düzeltme mesajı yazmazsam, herkes o mesajı “bir kul” isimli kişiye hitaben yazdığıma hükmeder,

      kimbilir, isim benzerliği nedeniyle farkedemeyipte yanlış kişiye yazdığım mesaj kaç tanedir, onu bile bilmiyorum ama kabahat bende değil, çünki hiç biri çıkıpta yaptığın alıntı bana aittir demedi,

      bende “okuyucu” hitabet cümlesiyle başlayıp devamında gelen hakaretlere sadece cevap yazmakla! yetinip, sesimi çıkarmıyordum, bekliyordum ki “okuyucu” nickli arkadaş, durumu fark edip sizi uyarsın!

      böyle bir şey olmadığına göre, herhelde “okuyucu” nickli arkadaş, artık bu foruma uğramıyor olmalı ki herhangi bir müdahalede bulunmadı,

      dedim bari ben sizi uyarayımda, “okuyucu” takma adlı kişiye boş yere sövmeyesiniz, öyle ya benim nickim “okuyucu” olmadığına göre” sizin hakaretlerinizi üzerime almama gerek yok,

      arif olan anlar demeninde bir anlamı olmaz, çünki sanal alemde hitap edilen kişi nicki seçilen kişidir,

      o nedenle Müslüman arkadaşınıza hakaret etmeyi bırakın artık, zavallı kulakları çınladıkça, kulaklarının neden çınladığına bir anlam veremiyordur muhahkak,

      ama ben “1okuyucu” olarak pisliklerime devam edeyim,

      bir tanrı, insanlara uymaları için bir takım emir ve yasaklar gönderiyorsa, bu emir ve yasaklar, zamana ve mekâna (yaşanılan bölgeye) göre değişmemesi gerekir,

      çünki bir tanrının koyduğu kurallar, değiştirilmeyecek şekilde, herhangi bir açıklama gerektirmeyecek şekilde kesin ve net olarak anlaşılır olmak zorundadır, yani tanrının gönderdiği kurallar dört dötlük olmalıdır,

      çünki kural değiştirmek, günün değişen şartalarına göre yasa çıkaran beşerin işidir, tanrının değil?

      dolayısıyla bir tanrı kural koyarken tutarlı olmak zorundadır, çünki tanrı kural koyarken yanılmaz,

      yani???

      bir tanrı, zina yapanlar taşlanarak öldürülür demişse, zina yapanlara 80 kırbaç veya sopa vurun diyemez,

      bir tanrı, cana can demişse, hüre hür, köleye köle, kadına kadın diyemez,

      bir tanrı, katilin canını kefarete sayarak bağışlayın demişse, katilin canını tazminat karşılığı bağışlayın diyemez,

      bir tanrı sabırlı 1 mümin 10 kâfire bedeldir dediyse, sabırlı 1 mümin 2 kâfire bedeldir diyemez, (bunu tanrının merhametiyle açıklamaya kalkanlar, tanrının daha önce merhametsiz olduğunu ve yarattığı kulunun kaldıracağı yükün ne olduğunu bilemeyen bir tanrı olduğunu itiraf etmiş olurlar)

      bir tanrı oruçta cinsel ilişkiyi yasaklamışsa, oruç gecesi kadınlarınıza yaklaşmanız size helâl kılındı diyemez, çünki helâl ve haramlar ilk bildirdiği şekilde olmak zorundadır, çünki tanrı yanılmaz,( ilk bildirdiği kişi Adem midir? Nuh mudur? vs., her kimse ona bildirdiği şekilde olmak zorundadır)

      bir tanrı akraba evliliğini yasaklamışsa, akraba evliliğini serbest bırakamaz,

      bir tanrı kişilerin evlatlıkların boşadığı kadınlarla evlenmesini yasaklamışsa, serbest bıraktım diyemez, daha önceden yasaklamadıysa bile serbest bıraktım diyemez, çünki her halükarda yeni bir hüküm ihdas etmiş olur, oysa bir tanrı tüm emir ve yasaklarını önceden bildirmiş olması gerekir, sonradan hüküm ihdas edemez,

      eğer bir tanrı bunları ve benzerlerini diyebiliyorsa, o bir tanrı değildir,

      gelelim tanrının koyduğu hükümlerin yorumlanmasına?

      bir tanrı hırsızın elini kesin diyorsa, hırsının elini kesmek bazı kriterlere bağlanamaz, çünki hırsız 1 kuruş ta çalsa, 1 trilyon lira da çalsa yaptığı eylemin adı hırsızlıktır,

      bir tanrı, oruca başlama kriteri olarak beyaz ipliğin siyah iplikten ayrılacağı gün doğumunu belirlemişse, oruca başlama şartı beyaz ipliğin siyah iplikten ayrıldığı gün doğumu kesin bir kuraldır,

      bir tanrı oruç bozma zamanı olarak gün batımı belirlemişse, oruç bozma zamanı olarak gün batımı kesin bir kuraldır,

      o nedenle hiç kimse hiç kimse kutup bölgelerine yakın yerlerde yaşıyanların kendilerine en yakın bölgedeki yerel saate göre oruç tutacaklarını iddia edemez

      bir tanrı namaz vakitleri olarak, gün doğumu, gün ortası, gün batımı vs. gibi kriterler getirmişse, hiç kimse kutup bölgelerine yakın yerlerde yaşıyanların kendilerine en yakın bölgedeki yerel saate göre namaz kılacaklarını iddia edemez,

      çünki herkes tanrının koyduğu kurallarla ilgili kriterlere uymak zorundadır ve hiç kimse tanrının koyduğu kriterleri zaman ve mekâna göre yorumlamak hakkına sahip değildir, yani bir beşer, tanrının koyduğu kurallar ortadayken kendi kafasına göre kural koyamaz, koyarsa tanrılığa soyunmuş olur,

      bak elin Arabı, hemde fetva verme konusunda tek yetkili olan tek otorite, Zülkarneyn ayetlerindeki “güneşin doğduğu yere varınca”, “güneşin battığı yere varınca” ifadelerini ve kıble ayetindeki “namaz kılarken yönünüzü kıbleye dönün” ifadelerini değişmez evrensel ifadeler olarak kabul etmiş ve bu ifadelere ters düşmemek için bilimsel gerçeklere rağmen “dünya düzdür” demiş, “dünyanın yuvarlak olduğunu söyleyenler içinde “katli vaciptir” demiş?

      o nedenle sizde tanrınızın koyduğu kuralları, zaman ve mekâna uyduracak kurallar koymaya kalkmayın???

      çünki bir tanrının koyduğu kurallar zaman ve mekan üstü olmak zorundadır, sizin yaptığınız tanrınızın koyduğu kuralların evrensel olmadığını iddia etmenizden öteye bir anlam taşımaz???

      yani tanrınızın koyduğu kuralları zamana ve mekana uydurmaya kalkıştığınızda, tanrınızın gönderdiği hükümlerin herkesi ve heryeri kapsıyacak şekilde olmadığını, getirdiği hükümlerin yerel bir bölgeye (Ortadoğu) göre düzenlendiğini söylemiş olursunuz,

      bu mesajımı çerçeveltip duvara as, benden tiksinmek istediğin zaman bakar bakar tiksinirsin, yalnız dikkat et tiksinirken benden bahsetmek istediğinde hitabet cümlenin “1okuyucu” olmasına dikkat et, çünki benim nickim “okuyucu” değil?

      bitmedi, devam edecek.

    • 1okuyucu dedi ki:

      Bi yabancı;

      —Benim mensubu olduğum inanç sistemine göre inanmayanlar sonu bellidir ben bunu anlatıyorum sen hala önce inancının doğrulu vs vs saçmalıyorsun (senden alıntı)

      senin inancın beni cehenneme yolluyorsa, senin inandığın kitap bana olmadık hakaretler ediyorsa, kusura bakma ama ben senin inandığın kitabı sorgularım, çünki evrensel olduğunu iddia ettiğiniz kitabın kendisi bizzat bana söz hakkı tanıyor,

      zaten o kitabın doğru olduğunu kabul etsem bende size katılırım, doğru olduğunu kabul etmediğim için sizin inancınızın yanlış olduğunu mecburen söylemek zorundayım, sende benim inancımın yanlış olduğunu söylemek zorundasın, çünki zıt kavramlar gereği doğru kelimesinin zıddı yanlış kelimesidir ve bunun ortası yoktur, bunun için birbirimizin boğazına sarılmaya da gerek yok, çünki sen tanrıdan geldiği iddia edilen kitaba inanıyorsun, ben ise inanmıyorum, hepsi bu,

      yani tavrımız açısından aramızda hiçbir fark yok, sen doğru olduğuna inandığın için doğru olduğunu savunacaksın, ben yanlış olduğuna inandığım için yanlış olduğunu savunacağım, ikimizde konumlarımıza uygun davranış sergiliyoruz, o nedenle bu tavrımızda art niyet aramak eşyanın tabiatına aykırı,

      o nedenle tek yapmamız gereken kendi mantık süzgecimize göre belirlediğimiz düşüncelerimizi açıklamaktır, eğer birbirimizin tezlerine muhalefet ediyorsak, karşı tezlerimizle birbirimizin tezlerini çürütmeye çalışırız ama karşı tez yerine birbirimize hakaret etme yoluna gidiyorsak, o zaman karşımızdakinin tezine verecek bir cevabımız olmadığını itiraf etmiş oluruz,

      benim sonumun ne olduğuna gelince, sen benim sonumun ne olacağını boşverde, Yahudilerle Hristiyanlaın sonu ne olacak onu düşün, hani sayelerinde sahip olduğumuz her türlü teknolojik nimeti bize sunanların sonu ne olacak ona kafa yor,

      Ey iman edenler! Allah’a, Peygamberine, Peygamberine indirdiği Kitab’a ve daha önce indirdiği kitaba iman (da sebat) ediniz. Kim Allah’ı, meleklerini, kitaplarını, peygamberlerini ve kıyamet gününü inkâr ederse tam manasıyle sapıtmıştır. (nisa-136)

      İyilik, yüzlerinizi doğu ve batı tarafına çevirmeniz değildir. Asıl iyilik, o kimsenin yaptığıdır ki, Allah’a, ahiret gününe, meleklere, kitaplara, peygamberlere inanır. (Allah’ın rızasını gözeterek) yakınlara, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışlara, dilenenlere ve kölelere sevdiği maldan harcar, namaz kılar, zekât verir. Antlaşma yaptığı zaman sözlerini yerine getirir. Sıkıntı, hastalık ve savaş zamanlarında sabreder. İşte doğru olanlar, bu vasıfları taşıyanlardır. Müttakîler ancak onlardır! (bakara-178)

      senin inandığın kitap, tüm peygamberlere, tüm kitaplara inanmayı şart koşmuş, siz Tevratla İncilin tahrif edildiğini iddia ederek, tanrının Kurandan önce gönderdiği kitaplara inanmıyorsunuz, sadece tanrının kitap gönderdiğine inanıyorsunuz, yani Tevratla İncilin içeriğine değil kapağına inanıyorsunuz?

      Yahudiler İncile ve Kurana inanmıyorlar, Histiyanlar Kurana inanmıyorlar, yani tanrının gönderdiği kitapların hepsine inananlar sadece Müslümanlar,

      İlgili ayetlere göre, bu durumda İsevi veya Musevi olarak ölen birinin cennete gitmesi kesinlikle mümkün değil,

      ateist birinin bile islâmiyeti kabul ettiği taktirde cennete gitmesi mümkünken, Yahudiler ve Hristiyanlar ellerinde tanrının gönderdiği kitaplar olmasına rağmen cehenneme gidecekler?

      tabi Muhammedden önceki peygamberler hariç, çünki her gelen peygamber kendisinden önce gelenleri ve kendisinden sonra gelecek olan peygamberleri tasdik ediyormuş?

      ama hiç biri de, “yüce tanrım gönderdiğin kurallar beli değil mi? ki durmadan peygamber gönderiyorsun diye sormayı akıl edememiş nedense?

      ayrıca, Kuranın tanrısının verdiği söz gereği, (herhalde şeytana söz vermiş) cehennemi insanlarla doldurmaya kararlı olduğu göz önüne alındığında, tebliğ alanlar içerisinde de Kuranı anlayamasınlar diye kalp gözlerini mühürleyeceği bir çok kişi olmalı,

      zaten herhangi bir kişi, İslâm aleminin içerisine düştüğü rezil durumu göz ardı ederek kuranı objektif olarak okumaya kalktığında, bakara suresini okurken, Kuranın tanrısının ikircikli yüzünü anladığında kitabı elinden bırakıyor?

      —siz derdiniz ne ? (senden alıntı)

      benim derdim, beni cehenneme göndermeye kalkan, bana hakaret eden kitabın insan uydurması olduğunu söylemekten ibaret,

      ayrıca, içinde yaşadığım toplumun, 1400 sene önceki iktidar kavgalarının sebep olduğu kan davasını gütmelerini, saçma ve gereksiz bulduğum için, toplumu huzursuz eden böyle bir saçmalığa son vermelerini istememdir,

      dinle alakası olmayan fi tarih