TÜRKLERİN İSLAM’A GEÇİŞİ

NASIL MÜSLÜMAN OLDUK

947269_457762420987578_121647285_nTürklerin Müslümanlığı Kabulü Hakkında Ne Biliyoruz?
Bu konuda pek fazla birşey bildiğimiz söylenemez. Çünkü Türklerin müslüman oluşuyla ilgili olarak ne okullarda, ne tarih kitaplarında ayrıntılı bilgi verilmez. Verilen bilgilerden ise sanki İslam’ı duyan-dinleyen Türklerin akın akın müslüman oldukları ima edilir. Bu gerçek değildir, gerçeğin bilinmesi istenmez.

Bakın Diyanet bu konuda ne diyor:

Türklerin İslâm dinine girmesi, Türk milletinin tarihinde bir dönüm noktası olmuş, müslümanlık için hayırlı sonuçlar doğurmuştur.
Türkler, İslâm dinini hiç bir zorlama olmadan kendi istekleri ile kabul etmiştir. Bunun başlıca sebepleri şunlardır:
1) İslâm dini ve İslâm medeniyetinin üstünlüğü.
2) İslâma girmeden önce Türklerin eski dini inançlarının İslâm inancına yakın olması ve İslâmın getirdiği üstün prensiplerin Türk milletinin ruhuna ve manevi yapısına uygun düşmesi.

” Hiç bir zorlama olmadan ” ifadesi büyük bir yalandır. Bunu aşağıdaki dökümanı sabırla sonuna kadar okuyabildiğinizde göreceksiniz.
Türkçü Turancı çizgide siyaset yapanların ise bu konuda gerçeği gizlemeleri çok ilginçtir. Hem Türkçü geçinip hem de Türklerin tarihinde uğradıkları en büyük vahşet ve katliamdan bahsetmemelerine anlam vermek mümkün değildir.

Aşağıdaki bilgilerin tamamı İslami kaynaklardan, Taberi ve Zekeriya Kitapçı gibi İslami tarihçi ve yazarlardan alınarak düzenlenmiştir.

Türklerin kılıç zoruyla Müslümanlaştırılmaları ile ilgili 670’li tarihlere dayanan bilgiler maalesef okullarda bizlere hiçbir zaman verilmemiş, verilen bilgiler ise, Türklerin Müslümanlığa geçişleri kendi istekleri ile olmuş gibi gösterilerek, 740’lara kadar ki tarih atlanarak verilmiştir.

İslam”ın Türklere zorla kabul ettirilmeleri ile ilgili 670’lerden başlayarak 740’lara kadar uzanan tarihin bize okullarda anlatılmamasının nedenlerini, bu kısa tarihi öğrenince biraz daha anlamak mümkün olabilecektir. Şimdi bu atlanan 70 senelik tarihe bir göz atalım..

Arapların Türklere İlk Saldırıları
 
Seyhun ve Ceyhun nehirleri arasında bulunan bölge tarihi ipek yolu üzerindedir. Türk beylikleri, bu bölgedeki, Buhara, Semerkant, Talkan, Baykent gibi şehirlerde yerleşmiş yaşıyorlar, deri imal ediyor ve pamukdan kağıt üreterek bunları satıyor ve iyi de para kazanıyorlardı. Bu üretimlerinin yanı sıra altın madenleri çalıştırıyorlardı. Özellikle adı zengin şehir manasına gelen, Semerkant’ın zenginliğinin o devirde dillere destan olduğu söylenir. Bu zenginlik öteden beri talancı Arapların iştahını kabartıyorduysa da, Türklerden çekiniyorlar ve araya sınır olarak koydukları Ceyhun nehrini geçmeye pek cesaret edemiyorlardı. Çünkü daha önce Halife Osman zamanında, Muhammed bin Cerir komutasındaki Araplar İslam’ı yayma bahanesiyle oraları talan etmek için 2700 kişilik bir ordu ile Fergane’ye kadar girdiyse de Türkler tarafından yok edilmişlerdi. Ancak daha sonraları Muaviye tarafından, Ceyhun nehrinin altında kalan Horasan’ın tamamıyla işgal edilmesi ile o bölgede ilk Araplaştırma ve İslamlaştırma girişimleri başlamış oldu.

Buhara”nın Talan Edilmesi

Horasan’ın kendileri tarafından tamamen işgal edilmesinden cesaret alan Araplar, Muaviye’nin ilk Horasan valisi olan, Ubeydullah bin Ziyad 673 yılında bu sefer ilkinden çok daha kalabalık 24.000 kişilik bir ordu ile Ceyhun nehrini geçerek Kibac Hatun yönetimindeki Buhara’yı kuşatır. Kibac Hatun diğer Türk beyliklerinden yardım isterse de bu yardım kendisine gelmez ve Araplar verdikleri kayıplardan dolayı Buhara’yı işgal edemezlerse de tam anlamıyla talan ederler. Daha sonra, Muaviye’nin ikinci Horasan Valisi, Halife Osman’ın oğlu Said’de Buhara’ya saldırmaya hazırlanır. Kendisine diğer Türk Beyliklerinden yardım gelmeyeceğini anlayan Kibac Hatun, Said’le anlaşma yapmak zorunda kalır. Bu anlaşmaya göre, Kibac Hatun, Said’e diğer Türk Beyliklerine yapacağı saldırılarda önüne çıkmayacağına dair güvence ve bu güvencenin teminatı olarak da Buhara’daki Türk asilzadelerinden rehinler verir. ( Bu sayı kimi tarihçilere göre 50 kimine göre de 80’ dir. ) Bu anlaşmanın verdiği rahatlıkla Said, zenginliğini öteden beri duyduğu Semerkant’a saldırır. Semerkant’ı baştan aşağı talan eder ve topladığı binlerce Türk gencini, köle pazarlarında satmak için Horasan’a getirir. Said daha sonra Kibac Hatun’dan aldığı 80 kadar rehine tarafından bir punduna getirilmiş ve hançerlenerek öldürülmüştü. ( Said’i öldürdükten sonra dağa kaçmayı başaran rehinlerin orada açlıktan öldüğü söylenir ) Said’den sonra, Horasan Valisi Salim bin Ziyad olur. Horasan’da Muaviye’nin oğlu Yezid’e bağlıdır. Ziyad’da ayni şekilde 680 yılında Türkleri İslamlaştırmak ve şehirlerini talan etmek için saldırır fakat püskürtülerek geri çekilirler. Bu sefer, kendi orduları Türkler tarafından talan edilerek silahları alınır. Daha sonra Araplar daha güçlü bir orduyla tekrar saldırır ve Türkleri gene talan ederler. Bu talandan her Arap2400 dirhem alır. ( Bir kölenin satış fiyatı 300 ile 500 dirhem arasında olduğu düşünülürse, bu durumda aldıkları ganimet adam başına 7 veya 8 köleye eş değerdedir.)

Haccac ve Rutbil

İslam’da ilk asimilasyon 685 yılında Abdülmelik ile başlar. Abdülmelik, etrafını İslamlaştırmaya adı İslam tarihine kan dökücü zalim olan Haccac’ı kendisine yardımcı seçerek başlar. Abdülmelik önce civar halkların dillerini Arapçalaştırdı. Haraç karşılığı önceden bazı hakları kabul edilmiş olan gayri müslimlerin bütün haklarını geri aldı. Bu arada Haccac’ı Irak genel valiliğine atadı. Haccac’ın Irak’a genel vali atanmasından sonra Türklerin kaderinde ilk köklü değişikler başlamış oldu. Haccac ilk olarak Ubeydullah ibni Ebi Bekri’yi Sicistan’a, Muhalleb ibni Ebi Sufra’yi da Horasan’a vali yapar. O tarihte, Sicistan’ın Türk Hükümdarı Rutbil’dir ve Araplara vergi vermektedir. Haccac, bununla yetinmez ve Ubeydullah’ı Rutbil’in üzerine göndererek ondan tam olarak teslim olmasını ister.

Rutbil önce bu teklifi kabul etmek istemez. Bunun üzerine Ubeydullah Rutbil’in üzerine yürür. Rutbil 18 fersah geriye çekilerek Ubeydullah ve ordusunu kuşatma altına alır. Ubeydullah, Rutbil’den kurtulmak için 700.000 dirhem teklif ederse de Rutbil kabul etmeyerek Arap ordusunu büyük bir bozguna uğratır. Buna çok kızan Haccac 40.000 kişilik büyük bir ordu toparlayarak, Abdurrahman ibn Esas komutasında Rutbil’in üzerine gönderir. Rutbil’i yenemiyeceğini anlayan Esas, bu sefer onunla anlaşır. Bu olay karşısında çılgına dönen Haccac, Esas’ı yakalatmak üzere bir birlik gönderirse de, Esas’ın ordusu bu birliği yenilgiye uğratır ve geri kalanları da Basra’ya kadar sürer. Ancak burada yenilen Esas’ın ordusu dağılır ve Esas Rutbil’e sığınır.

Bunun üzerine Haccac, Esas’ı kendisine vermesi için Rutbil’i tehdit eder. Vermediği taktirde çok büyük bir ordu ile üzerine yürüyeceğini ve bütün Türk şehirlerini harap edeceğini, verirse de kendisinden 7 sene hiç vergi almayacağını söyler. Türk şehirlerinin tekrar bir savaşa girmesini istemeyen Rutbil, 7 sene haraçtan muaf tutulacağını da düşünerek Haccac’ın bu teklifini kabul eder ve Esas ve yakınlarını Haccac’a teslim eder. Ancak, Rutbil Haccac’a güvenmekle hata yaptığını daha sonra anlayacaktır. Haccac Rutbil’den Esas’ı teslim aldıktan sonra derhal yeni bir ordu düzenleyerek 699 yılında Muhelleb bin Ebi Sufyan komutasında Türk şehirlerinin üzerine gönderir. Hocente, Kes, Sogd ve Nesef’i ele geçirirsede Türkler direnirler. Horasan valiliğine Muhelleb’in oğlu Yezid gelir. Yezid ibni Muhelleb’de Türk şehirlerini talan eder.Yezid’in savaşçıları, Harzem’den ele geçirdiği Türkleri boyunlarına damga vurarak köle pazarlarında satarlar. Bu tarihlerde, Araplar Türklerin yurtlarını devamlı olarak istila edip şehirlerini talan ettilersede kalıcı bir üstünlük sağlayamamışlar, elde ettikleri yerleri sonunda tekrar Türlere geri vermek zorunda kalmışlardı.

Kuteybe ibni Müslim705 yılında Abdülmelik öldüğünde yerine oğlu Velid geçer. Ve Türk tarihini önemli şekilde etkileyecek olay, Kuteybe ibni Müslim’in Horasan’a vali atanması olur. Bu zamana kadar kalıcı bir başarı elde edemeyen Araplar onun zamanında Türk yurtlarında kalıcı başarılar elde etmişlerdir.
Türklerin gerçek anlamda kılıç zoru ile Müslümanlaştırılmaya başlamaları Kuteybe zamanında olmuştur. Vali olduğu andan itibaren, Türk Beyliklerinin toptan işgal edilerek İslamlaştırılması için çok güçlü bir ordu kurmaya başlar. Merv’de askerleri toplayarak,
” Allah kendi dininin aziz olmasi için size bu toprakları helal kıldı ” der. Kuteybe ilk olarak Baykent’i kuşatır. Diğer Beyliklerden Türk Savaşçılar Baykent’in savunmasına yardıma gelirler. İki ay süren bir savaş olur. Kuteybe tam bir zafer kazanamazsa da, Türkleri haraca bağlayan bir anlaşma yapmaya zorlar. Şehir yıkımdan kurtulur ama, şehre giren Araplar anlaşmaya rağmen şehrin bir kısmını yağmalarlar ve şehirden ayrılırlarken arkalarında bir de askeri garnizon bırakırlar. Başlarına gelecekleri anlayan Türkler ayaklanmaya başlarlar ve kendi aralarında silahlanarak karşı bir mücahit birliği kurarlar, Baykent’de karışıklıklar başlar. Bunun üzerine Kuteybe Baykent’e tekrar gelerek ne kadar silahlanan Türk varsa hepsini öldürtür. Kadınları ve çocukları esir alır ve şehri tekrar baştan aşağı yağmalar.Taberi’nin anlatımlarına göre, Kuteybe’nin aldığı ganimetlerin haddi hesabı yoktur. Taberi, bütün Horasan’ı işgal ettiklerinde dahi bu kadar ganimet toplayamadıklarını söyler.Şehrin yağmasından sonra, daha önce Horasan’da Merv’e getirilmiş olan Arap aileleri, Merv’den getirilerek Baykent’e yerleştirilir. Muhafız birlikleri oluşturulur. Valilik den vergi tahsildarlığına kadar bütün denetim organları Araplar’dan oluşturulur. Türklerin Budist ve Zerdüşt inançlarını simgeleyen bütün heykeller toplatılır, taş olanlar kırılır, altın olanlar eritilerek ganimet olarak Araplar tarafından alınır. Bunlar, Enfal suresinde yazdığı gibi, sanki Araplara Allah’ın verdiği ganimetlerdir. Daha sonra esir edilen kadın ve çocuklar kocalarına ve babalarına geri satılır. Müslümanlar, Baykentli Türklerin neleri var neleri yoksa almışlar, şehrin onarımı da gene Türklere kalmıştır. Bundan sonra sıra gelir Buhara’nın tamamen işgal edilip Müslümanlaştırılmasına.
Buhara’nın Tekrar Kuşatılması ve İlk Türk Katliamı
 
Kuteybe Merv’de büyük bir hazırlık yapar. Bu arada Vardana ve Buhara beylikleri arasında çatışmalar vardır. Müslümanlara karşı mücadele etmek için bu çatışmalar derhal durdurulur ve Vardan Hudat, Kuteybe’ye karşı Türklerin başına geçer. Kuteybe önce, Numiskent ve Ramitan’a saldırır ve buraları kolayca istila eder. Demirkapı önlerinde Vardan’la çarpışırlar. Vardan savaşı kaybeder ve Buhara’ya doğru çekilir. Ancak Kuteybe’de, savaştan yorgun düştüğü için Buhara’yı alamadan Merv’e geri döner. Haccac bunu başarısızlık olarak kabul eder ve, Buhara’yı mutlaka almasi için Kuteybe’ye emir verir. Kuteybe büyük bir hazırlık yaparak bir sene sonra tekrar Buhara’yı kuşatır. Türkler direnir ve Kuteybe başarılı olamaz, ordusu dağılmaya başlar. Bunun üzerine Kuteybe her bir Türk başı için askerlerine 100 dirhem vaad eder. Para hırsı ile gayrete gelen Araplar, şehri istila ederler. Bütün direnen Türkler kılıçtan geçirilerek tam bir katliam yapılır, Araplar Türk kadınlarına tecavüz ederler, beğendikleri kadınları ya cariye olarak kullanmak yada köle pazarında satmak üzere alıkoyarlar. Erkeklerden de binlerce kişiyi köle olarak satmak üzere beraberlerinde götürürler.

Araplardan oluşan yeni bir idari kurumlaşma yapılır. Diğer beyliklerden tepkiler gelmeye başlayınca da, Buhara Melikesi Hatun’un oğlu Tuğ Sad kukla hükümdar yapılır. Tuğ Sad tarihe hain bir işbirlikçi olarak geçer. Daha sonrada Müslüman olarak oğluna da, efendisi Kuteybe’nin ismini vererek bağlılığını kanıtlar. Etkili bir kolonizasyon yapmak isteyen Kuteybe bunun için öncelikle yerli halkı İslamlaştırmaya başlar. Buhara halkı önceleri Müslüman olmuş gibi görünseler de bu dini kabul etmek istemezler. Kuteybe Türklerin aslında Müslüman olmadıklarını, evlerinde İslami kuralları tatbik etmediklerini anlar ve yeni bir yöntem geliştirir. Bu yönteme göre Türkler evlerini Araplarla paylaşmak zorunda bırakılırlar ve bu şekilde bire bir kontrol altına alınırlar. İslami kurallara uymayanlar ise ağır cezalara uğratılırlar.
(Bugün, bazı İslami yazarlar bu getirilen tedbirlerin İslam”ın Türkler tarafından kabul edilmesinde çok yarar sağladığını açıkca ifade ederler. Bu yaklaşım da üzerinde düşünülmesi gereken bir konudur.)

Kuteybe’nin bu zorlamaları karşısında, halkdan bazı direnişçiler çıkar. Gizlice silahlanırlar. Bu durum karşısında Araplar camiye dahi silahsız gidemez olurlar. Kuteybe baskıları arttırır, kendi aralarında örgütleşen Türkleri yakalattırıp öldürtür. Bu arada yeni vergi yasaları getirir. Yerli halk, halifeye senede 200000 dirhem, Horasan valisi Haccac’a da 10000 dirhem vergi ödemeye mecbur bırakılır. Bunun dışında Arap askerlerinin atlarına yem temin etmeye, oraya getirilip yerleştirilen Arap ailelerine odun temin etmeye ve onlara tahsis edilen arazilerde çalışmaya mecbur bırakılırlar. Kadınlar, kızlar Araplara cariye yapılırlar. Buhara Türkleri bu yıllarda dünyadaki çok az milletin yaşadığı vahşeti ve ızdırabı yaşar. Kuteybe’nin getirip Türk evlerine yerleştirdiği Arap’lar, Türklerin o zamana kadar yaptıkları bütün birikimlerinin üzerine konarlar, Türklerin tarlalarını alır ve Türkleri o tarlalarda çalıştırırlar. İste Tek din İslam oluncaya kadar savaşın diyen ayet, Arapları Türklerin sırtından geçimlerini sağlayacak ortamı yaratmıştır. Allah dini dedikleri İslam, Ahzab-50 de olduğu gibi, savaşta gasp edilen Türk kızlarını da ganimet olarak görür, ve Araplara cariye olmalarını helal kılar. Cuma namazı zorunlu hale getirilir. Genede Türkerden rağbet görmez. Bunun üzerine Kuteybe, namaza gelenlere 2 dirhem vaad ederek önce fakirler üzerinde İslamın etkili olmasını temine çalışır. Bu uygulama nispeten başarılı olur. Fakir halktan para için camiye gidenler olur.

1. Büyük Katliam – TALKAN KATLİAMI
 
Buhara’da olanlar diğer Türk Beyliklerinde de etkilerini gösterir. Aynı şeylerin kendi başlarına geleceğinden korkmaktadırlar. Sogd meliki Neyzek Tarhan şehrinin yıkıma uğramaması için Kuteybe ile anlaşmakzorunda kalır. Bu anlaşmaya göre Tarhan haraç verecek ve tarafsız kalacaktır. Ancak bu tarafsız kalmalar ve Türklerin birleşememeleri Arapların işlerini kolaylaştırmış ve Türk beyliklerini istedikleri gibi istila edip talan etmişlerdir. İlk olarak saldırıya uğrayan Kibac Hatun’a diğer beyliklerden yardım gelmeyince, o yardımı esirgeyenler aynı akibete uğramışlardır. Bu olaylarda Türklerin belli bir şekilde organize olamamaları da onların Araplar tarafından istila edilmelerini kolaylaştırmıştır. Neyzek Tarhan daha sonra Kuteybe ile yaptiğı anlaşmada hatalı olduğunu ve bu anlaşmanın kendisine hiçbir güvence getirmeyeceği gibi diğer Türk Beylerine de ihanet etmiş olacağını anlar. Tohoristan’a dönerek bütün Türk Beyliklerine birer mektup yazar ve onları ortak bir direnişe girmeleri için uyarmaya çalışır. İlk olumlu yanıt Talkan meliki Sehrek’den gelir.

Tarhan’ın planlarını öğrenen Kuteybe, buna karşılık Belh şehrinde hazırlık yaparak, baharda büyük bir ordu ile Talkan şehrine doğru yürür. O ana kadar bir direniş hazırlığı yapamayan Talkan şehri meliki Sehrek, Kuteybe’nin gelişinden önce şehri terkeder. Şehre hiç savaşmadan giren Kuteybe’nin adamları şehirde eli kılıç tutabilen nekadar erkek varsa hepsini kılıçtan geçirirler. Bu katliam o zamana kadar yapılanların en büyüğüdür. Kuteybe bu katliamı diğer beyliklere ibret olması için yapar. Kuteybe’nin askerleri öldürebildikleri kadar öldürürler, geri kalanları da, Talkan yolu üzerindeki ağaçlara asarlar. Bu yolun 4 fersah ( 24 Km.) mesafelik bölümü Türklerin ağaçlara asılan cesetleri ile doludur. Talkan katliamı tarihe, Arapların o güne kadar yaptıkları katliamların en büyüğü olarak geçmiştir. Halk, Müslüman Araplarla savaşmadığı halde, Kuteybe ve askerleri sırf diğerlerine örnek olsun diye 40.000 kadar kişiyi kılıçtan geçirmiş, ağaçlara asmıştır. Bütün bunlar hep İslam adına yapılmıştır.
Kuteybe, Talkan katliamından sonra Suman’a girer. erkeklerin pek çoğunu öldürterek, kadınlarını ve kızlarını cariye olarak alıkoyar. Daha sonra Kes ve Nesef’de aynı şeyleri yapar. Erkekler öldürülür, Türk kadın ve kızları utanç verici bir şekilde Araplara cariye olurlar.. Daha sonra Faryab’a yönelir ve Faryab’ın teslim olmasını ister. Faryab halkı başlarına gelecekleri bildiklerinden teslim olmaya yanaşmazlar. Erkekleri dövüşerek ölürler. Bütün şehir yakılır. Araplar bu şehre yakılmış şehir anlamında Muhtereka derler.

Kuteybe, Faryab’dan sonra, Tarhan’ın çekildiği kale Bazgis’i kuşatır. 2 ay süreyle devamlı olarak buraya saldırır fakat bir sonuç elde edemez. Bu arada kış yaklaşır. Kuteybe’nin kışın savaşacak gücü yoktur ancak, kale içindeki Türklerin de yiyecekleri bitmiştir. Her iki tarafta savaşın kendileri için kaybedildiğini düşünür. Kuteybe son olarak bir hileye baş vurur. Tarhan’ın yanına Muhammed bin Selim adındaki adamını gönderir. Muhammed ibni Selim Tarhan’ın teslim olması durumunda kendisine hiç bir şekilde zarar gelmeyeceği güvencesini verir. Kalenin açlık içinde olmasından dolayı Tarhan’ın Kuteybe’nin teklifini kabul etmesinden başka yapılacak bir şeyi yoktur. Komutanları ile görüşüp teklifi kabul ederler. Silahlarını teslim ederek kaleden çıkarlar. Tarhan kaleden çıkar çıkmaz yakalanır, etrafı hendek açılmış bir çadırda zincire vurulur..Kuteybe bu arada Tarhan’ı hemen öldürmez. Haccac’a haber göndererek ne yapacağını sorar. Haccac Tarhan için, “ O bir Müslüman düşmanıdır hiç aman vermeden öldür” der. Kuteybe önce Tarhan’ın iki oğlunu, Tarhan’ın ve toplanan halkın gözü önünde öldürtür. Arkasından 700 kadar Türk savaşçısının başlarını gene Tarhan’ın ve halkın gözü önünde kestirir. Tarhan’ı da bizzat kendisi öldürür. Bütün kesilen başlar Haccac’a gönderilir.

Tarhan’ın öldürülmesinden sonra, Kuteybe, Aral Gölü’nün altında bulunan Harzem bölgesine yürür. Harzem’de Caygan ile Havarizat arasında taht kavgası vardır. Kuteybe Caygan’la işbirliği yapar. Önce Havarizat ile etrafındakileri öldürtür. Arkasından Camhud melikini yenerek 4000 civarında esir alırlar. Ancak, daha sonra bunlar Kuteybe’nin emri üzerine öldürülürler.

Bu olay, Ziya Kitapçı”nın, İslam Tarihi ve Türkler adlı kitabında aynen şöyle anlatılır ;
Bu harblerden birinde, et-Taberi”nin bütün tafsilatı ile anlattığına göre, bir defasında Abdurrahman b. Müslim, Kuteybe”ye, 4000 esirle gelmişti. Kuteybe, Abdurrahman”ın böyle kalabalık Türk esirleri ile geldiğini görünce hemen tahtının çıkarılmasını ve bir meydana kurulmasını istedi. Tahtının üzerine mağruru bir eda ile oturan Kuteybe, bu Türk esirlerinden bin tanesini sağına, bin tanesini soluna, bin tanesini arkasına ve bin tanesinide önüne dizilmelerini söylemiş ve sonrada Arap askerlerine dönerek yalın kılıç bu Türklerin kafalarının koparılmasını emretmiştir. Cebbar, zorba, insafsız Arap komutanının etrafının bir anda bu Türklerin kafa kol ve gövdeleri ile bir kan gölü haline geldiğinden hiç kimsenin şüphesi olmamalıdır. Bu harblerde öldürülen Türklerin haddi hesabı yoktu. Nitekim bu vahşetten adeta gururlanan bir Arap şairi Kaah el-Aşkari şöyle haykırmıştır:

”Kazah ve Facfac önlerinde korkudan birbirlerine sarılmış zavallı Türkleri öldürdüğünüz geceleri hele bir hatırlayınız. Herkesi kılıçtan geçirdiniz. Sadece ata dahi binmeyecek yaşta küçük çocuklar kaldı. Binenlerde o hırçın atların sırtında sanki bir yük gibiydiler.”

Harzem’de ayaklanan halk, Kuteybe ile işbirliği yaptığı için Caygan’ı öldürür. Bunun üzerine, Kuteybe bütün Harzem’i yakıp yıkar, halkı kılıçtan geçirir. Harzemli ünlü Türk bilgini, Biruni Harzem’deki uygarlığın yok edilişini şu şekilde anlatır. “Kuteybe, her çareye baş vurarak Harzemlilerin yazılı dilini bilenleri, geleneklerini koruyanlarını, bütün bilginleri öldürttü, böylece herşey karanlıklara gömüldü. İslam Harzemlilerin içinde girerken, onların tarihi hakkında bilinenleri artık öğrenme olanağı bırakmadı. Harzem’i yıktıktan sonra Kuteybe, Semerkant üzerine yürür. Semerkant meliki Gurek üzerine gelen Müslümanlara karşı diğer Türk Beyliklerinden yardım ister. Taşkent ve Fergane’den yardım gönderir, fakat gelen birlikler yolda Kuteybe’nin askerleri tarafından pusuya düşürülerek yok edilirler. Semerkant, kuşatılır. Araplar mancınık ateşi ile saldırırlar. Daha fazla dayanamayacağını anlayan Gurek, Kuteybe ileanlaşmak zorunda kalır. Bu anlaşmaya göre,

1.Semerkant Araplara her sene 2.200.000 altın ödeyecektir.
2.Bir defaya mahsus olmak üzere 30.000 Türk gencini esir olarak verecektir.
3.Şehirde Cami yapılacaktır.
4.Şehirde eli silah tutan kimse dolaşmayacaktır.
5.Tapınak ve putlardaki tüm mücevherler Kuteybe’ye teslim edilecektir.Daha sonra Kuteybe, altından yapılan putları erittirerek alır ve Merv’e geri döner. Dönerken kardeşi Abdurrahman bin Muslim’i Semerkant’ın başına vali olarak bırakır.
Kuteybe’nin Merv’e dönüşünden sonra, Türkler kendi aralarında işgalci Müslümanlara karşı bir direniş birliği kurarlar. Zaman zaman Ceyhun ırmağını geçerek Araplara pusu kurar ve ciddi zararlar verirler. Haccac Kuteybe’ye Taşkent ve Fergana’yi işgal etmesi talimatını verir. Kuteybe Taşkent’e gider fakat başarılı olamaz. Bu arada Haccac ölür. Halife Velid, Kuteybe’ye Türklere karşı savaşları devam ettirmesini söyler. Kuteybe bu sefer Kasgar’a doğru yola çıkar. Tam Kasgar’ı kuşatacakken Halife Velid ölür, yerine Süleyman ibni Abdülmelik halife olur. Bu yeni Halife ile arası hiç iyi olmayan Kuteybe Kasgar seferini yarıda bırakarak ona karşı ayaklanır, ancak kendi komutanları tarafından 11 yakını ile birlikte 716 senesinde kafası kesilerek öldürülür.. Çünkü Kuteybe’nin komutanları Halifeye karşı gelmek istememişlerdir.

2. Büyük Katliam – CURCAN KATLİAMI



Kuteybe ve Haccac’ın ölümü, Arapların Türkleri Müslümanlaştırmak ve Türk şehirlerini talan etmek politikalarında bir değişiklik yapmamıştır. Öncelikle, Araplardaki Türklere karşı olan korku ortadan kalktığı için, Araplar, Kuteybe’den sonra da aynı şekilde Türk yurtlarına saldırılarını sürdürmeye devam etmişlerdir. Kuteybe’nin öldüğü aynı yıl olan 716 da, Yezid ibni Muhelleb Horasan’a vali atanır. İlk iş olarak Dağıstan’ı işgal eder. Dağıstan meliki Saltekin, Yezit’e karşı uzun süre dayanır. Sonunda Dağıstan düşer. Şehir yağmalanır ve 14000 kişi öldürülür. Dağıstan’dan sonra Curcan’a yönelir. Curcan 300.000 dirhem karşısında savaşmadan teslim olur. Yezid, Curcan’a bir bölük asker yerleştirerek, Taberistan’ a doğru yola koyulur. Taberistan Meliki, İsfehbed, Deylem melikinden 10000 kişilik bir yardım alarak savaşa başlar. İsfehbed savaşırken, Curcan halkı da ayaklanarak Esed ibni Abdullah komutasındaki askerleri imha ederler. Yezid öfkeye kapılır, Curcan’lı Türkleri yendiğinde kanlarından değirmen döndürüp ekmek yiyeceğine dair Allah’a yemin eder. Askerlerini toplayarak Curcan üzerine yürür. Curcan beyi, şehirden çıkarak Curcan kalesine çekilir. 7 ay süren savaştan sonra, kale düşer. Curcan beyi öldürülür. Kaledeki askerler esir alınır. Araplar, daha sonra Curcan şehrine girerler. Burada da aynı şekilde Kuteybe’nin yaptığı katliama benzer bir katliam yapılır. Türkleri öldürerek, 4 fersah boyunca sağlı sollu ağaçlara astırır. Allah’a verdiği sözü yerine getirmek için, esir aldığı binlerce Türk’ü, Enderiz vadisindeki nehrin kenarına sürükler, orada askerlerine korumasız Türkleri öldürtür. Öldürülen Türklerin kanlarını nehire akıtır. Nehrin suyuyla akan kanlardan, ilerideki değirmenden un ve ekmek yaptırarak yer ve Allah’a verdiği sözü yerine getirir. Katliamdan geriye kalan kız ve kadınlardan beş de biri cariye olarak halifeye ayrıldıktan sonra, geriye kalanlar askerler arasında ganimet olarak paylaştırılır.
Kaynaklar Curcan katliamında Talkan katliamında olduğu gibi yaklaşık 40.000 Türk’ün öldürüldüğünü söylerler.

717 yılından sonraki zaman, Arapların kendi aralarındaki çatışmalarla geçer. Buraya kadar dikkat ederseniz, ilk Arap saldırıları başladığında Kibac hatun diğer Türk Beyliklerinden yardım istediği halde istediği yardım kendisine verilmemişti. Sonra o yardımı göndermeyenler, yardıma muhtaç duruma düştüler. Bu olaylardan Türklerin daha o zaman da aralarında tam bir birlik ve beraberlik sağlayamamış olduklarını görüyoruz. 717 yılında Ömer ibni Abdulaziz halife olur. İki yıl sonra hastalanır yerine, 719’da, Yezid ibni Abdülmelik geçer. Yezid ibni Abdülmelik ile Yezid ibn Mehleb’in arası iyi değildir. Yezid ibn Mehleb hapse attırılır ancak, Yezid ibni Mehleb hapisten kaçarak, Basra’da örgütlenir ve Yezid ibni Abdülmelik’e karşı ayaklanır. 721’de Abbas ve Mesleme adında iki komutan önderliğinde kurulan hilafet ordusu Yezid ibni Mehleb ile savaşır. Bu savaşta Abbas ve Yezit ibni Mehleb olur. Yezit’in kafası kesilerek halife Yezit ibn Abdülmelik’e yollanır. Mesleme, Mehleb’in yakını olan yaklaşık 300 kişinin daha kafasını kestirerek öldürtür. Yezid ibni Mehleb’in oğlu olan, Muaviye ibni Yezid’de elinde bulundurduğu 32 kadar Mesmele taraftarının kafasını kestirtir. Aralarındaki savaş, Mehleb taraftarlarının tamamen yok edilmesi ile biter. Mesmele, Mehleb’den ele geçirdiği aralarında Türklerin de bulunduğu cariyeleri Cerrah ibni Hakem’e satar. Bu arada, Yezid ibni Mehleb’in yerine getirilen yeni Horasan Valisi, Cerrah ibni Abdullah, Türkmenistan’ın iç kısımlarına bazı saldırılar yaparsada başarılı olamaz.

Kuteybe’nin ölümüyle birlikte Türk topraklarına yapılan akınlar eskisi kadar başarılı olamamışlardır. Bu dönemde İslam yayılmacılığı bir duraksama içine girer. Halife II. Ömer ibn Abdülaziz, işgal altında bulunan yörelerdeki Arap egemenliğinin her geçen gün biraz daha zorlaşır bir hale gelmesinden dolayı bu bölgelerde yaşanan gerginliğin azaltılarak İslam’ın kuvvetlendirilmesine çalışır. Kendisine bağlı yöneticilere, “ Bundan böyle Türk Beyliklerine saldırmayın, hakimiyetiniz altında bulunan bölgelerde gücünüzü arttırarak İslamı yaymaya çalışın” demiştir. Ayrıca, II. Ömer, Müslüman olan halklardan cizye alınmamasını isterse de, Arapların gelirlerinde önemli ölçüde düşme olmasından dolayı bu karardan daha sonra, Türklerin Müslümanlıklarında samimi olmadıkları bahane edilerek vazgeçilmiştir. Bu arada Horasan’da Cerrah ibni Abdullah, yerine Abdurrahman ibni Nuaym atanmıştır.

Hakan Sulu”nun Göktürk Boylarının Başına GeçmesiTürkler, Arapların istilasına karşı direnişlerini Çin’den yardım isteyerek sürdürürler. Daha önce Araplarla işbirliği içinde olan Tugsad da, 718 yılında Çin imparatorundan yardım ister. Çin, Türklere yardım göndermez. Turgis Kaani Sulu, Bati Göktürk Boylarının başına geçerek, 720 yılında Sogd’daki Türklerin Araplara karşı isyanını desteklemek için bir birlik gönderir. Sulu’nun, Kur-Sul adındaki komutanı, Seyhun nehrini geçerek, Sogd’a gelir ve oradaki diğer Türklerle birleşerek, Semerkant’a doğru yürür. Arap Valisi, Said ibni Haris, Türkleri durduramaz ve Semerkant’a çekilir. Ancak Türkler Semerkant’ı kuşatamazlar. Bu arada Said ibni Haris yerine 721 yılında Horasan’a Said ibni Harasi atanır. 722’de Hisam Halife olur, Said ibni Harasi’yi görevden alarak yerine Müslim ibni Said’i atar. Müslim ilk olarak Afşin’i haraca bağlar. Seyhun’u geçerek bütün ekinleri ve ağaçları yakarak ilerler. Bunun üzerine Turgis Hakanı Sulu, Müslim’in üzerine yürür. Sulu’nun üzerine geldiğini ögrenen Müslim geri çekilmeye başlar. Seyhun nehri yakınlarında, bir başka Türk birliği tarafından durdurulur. Bir yandan yukardan Sulu’nun birlikleri ilerlediği için acele eden Müslim, zayiat vermesine rağmen, Seyhun nehrini geçerek Semerkant’a çekilir. Bu yenilgi üzerine, Müslim görevden alınır, yerine Esed ibni Abdullah atanır. Esed ilk olarak Hoten şehrini ele geçirerek yağmalar. Ancak, Turgis Hakanının Müslim’i kovalamasından cesaret alan halk Araplara karşı ayaklanır. 726 yılında Turgis Hakanı Sulu kararlı bir şekilde Esed’in üzerine yürür. Huttal’da çarpışırlar. Esed, Sulu karşısında ağır bir mağlubiyet alır.. Bunun üzerine 727’de Esed’de görevden alınarak yerine Esres ibni Abdullah atanır.
Esres halk üzerinde baskı uygulayarak denetim kurabileceğini düşünürsede başarılı olamaz. Bir kısım halk Müslüman olduklarını söyleyerek vergi vermek istemezler ve Turgis’lerden yardım isterler. Turgis Hakanı Sulu 728 yılında Buhara’yı zapteder. Bu arada Esres’in yerine Cüneyt ibn Abdurrahman geçer. Araplar Semerkant’a çekilir. Hakan Sulu ve Kur-Sul idaresindeki Turgis kuvvetleri 729 yılında 58 gün süreyle Arapları Kemerce kalesinde kuşatma altında tutarlar. Açlıktan ölme noktasına gelen Araplar Kemerce’den çıkarak teslim olurlar, yapılan anlaşma gereğince teslim olanlar Debusia’ya gönderilirler. Daha sonra Hakan Sulu, Semerkant’ı kuşatır. Semerkant’ın işgal komutanı Savra ibni Hurr, Cüneyd ibni Abdurrahman’dan yardım ister. Cüneyd yardıma gelmeden Savra ve Hakan Sulu Semerkant yakınlarında savaşırlar. Araplar savaşı kaybeder, Semerkant’ın Arap Karargah komutanı Savra bu savaşta ölür. Halife Hisam, Kufe ve Basra’dan 20000 kişilik ek bir kuvveti Cüneyd ibni Abdurrahman’a gönderir. Hakan Sulu 732’de Buhara’yı terk ederek çekilir. 734’de Cüneyd ibni Abdurrahman ölür, yerine Asım ibni Abdullah geçer, bir yıl sonra onun da yerine Halid ibni Abdullah geçer..
Hakan Sulu”nun Ölümü ve Cuzcan Beyinin ihaneti


Hakan Sulu, 737 yılında Halid’in üzerine yürür. Araplar zayiat vererek Ceyhun’un güneyine çekilir. Türkler Ceyhun nehrini geçerek Arapları Belh’e kadar çekilmeye zorlar, ancak Cuzcan önderi, Arap’larla birleşerek Hakan Sulu’nun ülkesine çekilmesine sebep olur. Göründüğü kadarı ile eğer Cuzcan önderi Araplarla işbirliği yapmamış olsaydı Hakan Sulu’nun ordusu muhtemelen Arapları Türk topraklarından temizleyecekti. Hakan Sulu ülkesine döndükten sonra bir zamanlar Araplara karşı beraber savaştığı Kur-Sul tarafından şahsi nedenlerden dolayı öldürülür.
Bu gelişmenin birazda Çin tarafından tezgahlandığı, ve tarihte Çin’in Türk Beyliklerini birbirine düşürme siyaseti olarak görülür. Hakan Sulu’nun ölmesi Araplar arasında sevinçle karşılanır. Öyle ki Horasan Valisi Araplara Hakan’ın öldürülmesinden dolayı şükür orucu tutulmasını ister. Haberi Halife Hisam’a ulaştırırsa da, Halife bu haberin doğruluğunu anlamak için güvendiği adamlarını yollayarak haberin doğruluğunu öğrenmelerini ister. Hakan Sulu’nun öldürülmesinden sonra Türkler bir daha toparlanamazlar. Arapların Türk yurtlarından temizlenmeleri ile ilgili umutları bir anda söner.. Öncelikle Dikhanlar denen yerel egemenlikler Araplara büyük tavizler verirler. Müslümanlığı kabul eden kişilere büyük ekonomik çıkarlar sağlanır. Cizye olarak alınan vergilerin miktarları düşürülerek önceki zorlamalara göre çok daha yumuşak bir sömürü politikası uygulanır. Buraya kadar ki tarihte Türklerin zorla Müslümanlaştırılmalarına hizmet etmiş olan en önemli 2 isim, Arap Komutanı Kuteybe ve Hakan Sulu’nun tam önemli bir darbe indirmek üzereyken kendini Araplara satarak onlarla işbirliği içine giren hain Cuzcan Beyi’dir. Kur-Sul’da, Turgis Hakanı Sulu’yu şahsi çıkarları uğruna öldürerek ister istemez Arapların korkulu rüyasını ortadan kaldırmış, Müslümanlığın Türk topraklarında daha rahat bir şekilde yayılmasına neden olmuştur.
Kur-Sul”un Ölümü ve Türk Ordularının Dağılması
 
Emevilerin son valisi, Nasır ibni Seyyar’ın valiliğe gelmesi ile birlikte Güney Türkistan’da Arap güçlerinde bir toparlanma başlar. Nasır, Arap hakimiyetinin yumuşak bir politika ile daha kolay bir şekilde yayılabileceği bilinci ile güçlü bir ordu kurarak Türk topraklarına yayılır. 739 yılında Araplar Semerkant’a tamamen yerleşirler.. Ancak, Seyhun nehrini geçmeye çalışırlarsada, Kur-Sul komutasındaki Türk ordusu tarafından durdurulurlar. Sayı olarak Kur-Sul’un ordusundan daha kalabalık olmalarına rağmen, nehrin öte tarafına geçmeye cesaret edemezler. Ancak bu arada Araplar için hiç beklemedikleri bir gelişme olur. Araplara karşı saldırı düzenlemeyi planlayan ve bu nedenle nehrin etrafında keşif yapan Kur-Sul, Arap askerlerine yakalanır. Nasır, Kur-Sul’u hemen öldürerek cesedini Türklerin görebileceği şekilde Seyhun nehrinin kenarına astırır. Bu manzara çok geçmeden Türkler üzerinde beklenen etkiyi yapar ve Türk ordusu zaten sayıca üstün olan Araplar karşısında dağılır. Taşkent ve Fergana da teslim olur. Nasır,bundan sonra Arap hakimiyetini daha yumuşak politikalar uygulayarak sürdürür. Yurtlarını terk ederek giden Türklerin geri dönmeleri halinde vergi borçları affedilir. Halk içinden Müslüman olanlara bazı ekonomik ve sosyal çıkarlar sağlanarak, onların kendiliğinden Müslümanlığı seçmeleri teşvik edilir. İslam’ın taraftar bulabilmesi için, gerek korkutarak, gerek teşvik ederek gereken her türlü tedbiri alınır. Bu alınan tedbirler yavaş da olsa sonuç verir.. Türk topraklarındaki son Emevi Arap valisi Nasır ibni Seyyar Türklere İslam’ı kabul ettirtmeyi başarmıştır.

Bizi ilgilendiren tarih buraya kadardır. Bundan bir süre sonra Arap topraklarında, Emevi Hanedanının egemenliği son bulur ve Abbasilerin devri kendini gösterir.
749’da Abbasiler Emevi Hanedanını zorlamaya başlar. Arap topraklarında başlayan iç savaş, Emevilerin dışarı yayılmaları için gerekli olan kuvvetin bölünmesine yol açar. Abbasilerle birlikte, Müslümanlaştırılan halklar üzerinde daha uyumlu, onların örf ve ananelerine uyan bir İslam uygulanır. Emevilerden sonra İslamiyetin evrensel bir din olduğu şeklinde uygulamalar yapılarak İslam”ın daha geniş kitlelere yayılmasına özen gösterilir. Bu şekilde önceleri Arap dini olarak kurulan din, giderek daha bir evrensel görünüm kazanır.
Bu arada Araplar arası çatışmalar da giderek şiddetlenir. Araplar arası kavgada azat edimiş köleler de belli bir önem kazanırlar.
Bu çatışmaların içinde olan Arap şefleri köleleri kendi taraflarına çekmek isterler. Ancak, bütün Müslümanları eşit gören İslam karşısında kölelerin durumu belirsizdir. Köleler eşitliği öngören İslam adına, Arap üstünlüğüne karşı çıkar. Ali tarafı ve Peygamberin amcası Abbas’ın soyu, Emeviler tarafından kendilerinden hile ve zorbalıkla alınan iktidarlarının asıl sahipleri olarak görünmeleri, beraberinde bir takım siyasal sorunları da başlatır. Bu arada, sınıfsal farklılıklar ve beraberinde yaşanan olumsuzlukların nedeni olarak, ezilen sınıf tarafından İslamın kendisi değil, Emevi hanedanın iktidarı sorumlu tutulur.

Müslüman Araplar Türklere Neden Saldırmıştır?
 
Genelde, bu tarihi bilen İslami çevreler, Müslüman Arapların Türklere saldırmasını, onları İslam dinine davet etmek, gerekirse bu uğurda zor kullanarak, onları İslam”a boyun eğdirmeye zorlamak şeklinde yorumlarlar. Ancak tek neden bu değildir.
Bu konu da ayrıca Zekeriya Kitapçı”nın Yeni İslam Tarihi ve Türkler adlı Kitabında anlatılmıştır. Aşağıdaki pasaj, aynı kitaptan alınma bir bölümdür.

Değişen Arap Toplumunun Yeni Hayat Anlayışı

a-) Harbeden Askerlerin Servete Kavuşma İsteği

Arapları, Orta Asya’yı fethe zorlayan bir diğer faktörde harbeden askerlerin kısa zamanda büyük servet ve zenginliklere sahip olmaları idi. Değil daha sonraki devirler, ilk devirlerdeki fetih hareketlerinde bile sosyo-ekonomik nedenlerin çok önemli bir faktör olduğu ortaya çıkmaktadır. Genellikle Bedevi, çölde yaşayan, fakr-u zaruret içinde çok insafsız bir hayat mücadelesi içinde yoğrulan Araplar, daha İslam’ın ilk devirlerinde harbeden askerlerin verilen yüksek maaş ve ganimetler dolayısıyla kısa zamanda büyük bir servet ve zenginliğe kavuştuklarını görmüşlerdir. Mücahit gazilerin bundan sonraki yaşantıları ve hayat seviyeleri bir anda değişmiş ve harbe iştirak etmeyenlere nazaran çok daha iyi ve müreffeh bir hayat sürmeye başlamışlardır. Bu kabil Arap bedevilerinin o zamanki durumu, bugün Anadolu”nun iç kısımlarından kalkarak aynı sosyo-ekonomik nedenlerle çalışmak için Almanya”ya giden Türk köylüsünü ve onun sosyal hayatında da meydana gelen baş döndürücü değişiklikleri hatırlatmaktadır. Bunun içindir ki Arap kabileleri çeşitli cephelerde savaşmak için hata Hz. Ömer devrinde Medine”ye çok büyük kafileler halinde akın akın gelmeye başlamışlardır. Daha sonraları bunları Bedevi aileler takip etmiş ve dolayısıyla Arap yarımadasının dışına daha o devirlerden itibaren çok büyük bir Müslüman Arap göçü L. Caetani”nin ifadesiyle tarihte ilk defa Sami ırkının göçü başlamış oluyordu.
Tarihte belki ilk defa vaki olan bu Sami Arap göçü, Emeviler devrinde de bütün canlılığı ile devam etmiş, sadece İran”a değil, Türkistan”ın Buhara, Baykent, Semerkant gibi daha birçok büyük şehirlerine önemli ölçüda Arap aileleri yerleştirilmiştir. Özellikle Buhara”ya yerleştirilen bu kabil muhacir Arap aileleri o kadar çoktu ki, Kuteybe b. Müslim be yerleşik Arap nüfusu ve kesafetine dayanarak bu büyük Türk şehrini nerede ise kolonize etmeye kalkışmış ve bunda önemli ölçüde de muvaffak da olmuştur. Genellikle 25-50 bin arasında değişen ve aile efradıyla birlikte yapılan bu göçler, bir taraftan İran ve Türkistan”ın büyük şehirlerinin Arap nüfusuyla iskan edilmesine, diğer taraftan da siyasi Arap hakimiyetinin bölgede daha kolay bir şekilde yerleşmesine ve hatta İslam dininin gelişme ve yayılmasına da yardım etmiştir.

b-) Yaygın Geçim Sıkıntısı

Müslüman Arapları komşu ülkeleri ve bu arada Türkistan’ı fethetmeye zorlayan önemli sebeplerden bir diğeri de çok yaygın hale gelen geçim sıkıntısıdır..Nitekim, el-Mesudi”nin en güzel kitap olarak tavsif ettiği ve fetih hareketlerini çok daha objektif kriterler içinde ele alan ilk tarihçilerimizden Belazuri”nin Fütuhu”l Büldan adındaki kıymetli eserinde, Arapların geçim sıkıntısı yokluk ve mahrumiyetler içinde sürdürdükleri hayat mücadelesi nedeniyle komşu ülkeleri fethetmeye zorlandıkları ve bu ülkelerde çok büyük sayıda yerleştikleri hakkında sarih ifadeler vardır.

Taberi Anlatımları
 
Aşağıdaki pasajlar doğrudan Taberinin anlatımından alınmıştır.

Tarih-i Taberi / Cilt 3/(Syf-343)

Her kim Türk’lerden baş getirirse yüz dirhem vereceğim. İmdi müslümanlar bir bir Türk’lerin başını kesip getirip 100 dirhemi aldılar.Ve Türk’leri dağıtıp hesapsız kırdılar ve mübaleğa ile mal ve ganimet alıp yine dönüp Merv’e geldiler.

Yaz gelince Kuteybe Horasan şehirlerine nameler gönderip asker topladı. Sonra göçüp Talkan’a vardı. Şehrek ki Talkan meliki idi. Neyzekle müttefik idi. Kuteybe’nin geldiğini işitince kaçtı. Kuteybe Talkan’a girdiği vakit hükmetti ki ahalisini kılıçtan geçireler. Ne kadar kırabilirlerse kıralar. Bunun üzerine Kuteybe’nin askeri orada hesapsız adam öldürdü.

Rivayet ederler ki 4 fersenk yol iki taraftan muttasıl ceviz ağacı dallarına adamlar asılmış idi. Oradan göçtü. Mervalarüd’e kondu. Oradaki melik kaçtı. Kuteybe onun da iki oğlunu tuttukta kalan şehrin beyleri itaat edip istikbale geldiler.(Syf-344)

Kuteybe dedi: – Vallahi eğer benim ömrümden üç söz söyleyecek kadar zaman kalmış olsa bunu derim ki (Uktülühü uktülühü uktülühü). ( Hepsini öldürün, hepsini öldürün, hepsini öldürün )
Bunun üzerine Neyzek’i ve iki kardeşi oğulları ki biri Sol ve biri Osman’dır. Ve yine o kendisi ile mahsur olanların hepsini öldürdüler.hepsi 700 adam idi. Buyurdu başlarını kesip Haccac’a gönderdiler.(Syf-347)
Kuteybe deve palanı demek olur.(Syf-351)

Ganimet malının beşte birini Haccac’a gönderip Semerkant’ın fethini de ilan etti. Haccac da bu haberi işitip sevindi. Kuteybe tekrar Merv’e döndü. Kardeşi Abdullah’ı Semerkant’a emir yaptı. Askerlerinin bir miktarını onun yanında bıraktı ve lüzumu kadar harp aleti verip, Abdullah’a dedi: Kafirlerden hiç kimseyi Semerkant’a girmeye bırakma, ancak eline bir parça balçık ver ve o balçığın üzerine mühür vur.(Syf-353)

Kuteybe’nin Havarizem Şehrine Gitmesi Haberi

Havarizem melikinin adı Çaygan idi. Ondan küçük Havarizad adlı bir kardeşi vardı. Çaygan’ın üzerine galebe etmiş idi ve onun bütün işini tutmuş idi. İşitse ki Çaygan’ın eline güzel bir cariye girmiş, yahut bir nefis bir kumaş almış derhal adam gönderip aldırırdı. Yine işitse ki bir kişinin güzel kızı var yahut güzel bir avreti var derhal mecal vermez,çekip alırdı. Hiç kimse men edemezdi. Ve Çaygan’a ondan şikayet etseler ben ona bir şey diyemem, derdi. Çaygan da onun elinden bunalmış idi. Bu işi bu şekilde uzatınca Çaygan’ın tahammül etmeye takatı kalmadı. El altından Kuteybe’ye adam gönderdi. Havarizem şehirlerinden üç şehrin kilitlerini bile gönderdi.

Ve Kuteybe’ye dedi: Havarizem’e gelip kardeşimi öldürürsen her ne dilersen vereyim,dedi. Lakin bu haberi hiç kimseye bildirmedi. Bu haber Kuteybe’ye ulaşınca gaza vaktı idi. Kuteybe kavmine Segat gazasına varırız diye bildirdi. Çaygan’ın adamını geri gönderdi. Havarizad’e haber verdiler ki Kuteybe Segad’a gazaya gider. O da gayet sevindi. Ve kavmine bildirdi ki bu yıl cenkten eminsiniz,zira Kuteybe segad’a gidermiş. Ve bizde iş’e meşkul olalım dedi. Bilmedi ki Kuteybe kendi üzerine gelir. Bu esnada Kuteybe ansızın bin atlı ile Medinet-ül Fil ki Havarizem’in ulu ve muazzam şehridir. Zira Havarizem ülkesi üç şehirdir. Ondan ulusu yoktur. Kuteybe çıkıp geldi. Havarizem halkı Kuteybe’yi görüp korktular. Kuteybe doğru Çaygan’ın yanına geldi. Ve Havarizad’a haber verdiler ki ne gafil durursun işte Kuteybe erişip alemi fesada verdi. Havarizad anladı ki bu iş Çaygan’ın başı altındadır. Diledi ki Çaygan’ı öldüre.Lakin fırsat ve mecal bulamadı. İmdi hazır bulunan sipahi ile sürüp Medinetil Fil’e geldi. Çaygan o üç şehri Kuteybe’ye verip kendisi de Kuteybe’nin yanına geldi. Ve Havarizad şaşkına döndü. Nihayet Kuteybe’ye adam gönderip aman diledi.

Kuteybe dedi: Amanı kardeşinden dile eğer o aman verirse benden emin ol.Havarizad dedi: -İmdi bildim ki benim ölmem lazım. Zira benim kardeşime boyun eğmem ölmek demektir. Belki ölmek muti olmaktan iyidir, dedi. Bunun üzerine cenge koyuldu. Bir saat cenk edip sonunda tutuldu.Kuteybe’ye getirdiler. Kuteybe dedi: Kendini nasıl görürsün.
Havarizad dedi: -Ey emir, beni melamet etme ki ben kılıca eli onun için vurdum ki seninle benim aramda bir hüküm zahir ola. İmdi fırsat senin oldu,bana ne öğünmek gerek, ne dilersen et. Bunun üzerine Kuteybe buyurdu. Dışarı çıkıp boynunu vurdular. Çaygan dedi: -Ey emir, henüz gönlüm şifa bulmadı.
Kuteybe dedi: -Daha ne dilersin?
Çaygan Dedi: -Dilerim ki onunla bile olan kimselerin hepsini öldüresin.
Kuteybe dedi: -İmdi sen benim yanıma topla, ben öldüreyim. Çaygan da hepsini tutup getirdi. Kuteybe cümlesini öldürüp mallarını aldı. Çaygan şöyle şart etmiş idi ki: Bin baş esir ve nice bin kumaş vere. İmdi Kuteybe Medinetül File girip o malı Çaygan’dan aldı.

Çaygan Kuteybe’den yardım diledi. Zira Camhüd meliki daima gelip Çaygan ile cenk ederdi. Ve Çaygan’ı gayet incitirdi. Kuteybe Abdurrahman’ı ona yardıma gönderdi. Ve Abdurrahman varıp muharebe etti ve o meliki öldürdü. Çaygan o yerleri fethedip dört bin baş esir aldılar. Kuteybe buyurdu. Hepsini öldürdüler. (Syf-349-350)

-Şaş askeri bize gece baskın etmek dilermiş, imdi varın onların yolunda filan yerde pusuda durun.Ve onlar çıktığı vakit üzerlerine sürünüz. Ola ki bir fetih edesiniz, dedi. Muslih b.Müslim’i bunlara kumandan tayin etti. Muslih de gelip o 700 adamı üç bölük etti. Bir bölüğünü yolun sağ yanına, bir bölüğünü sol yanına koydu ve kendisi bir bölükle yolun üzerine durdu. Gece yarısı geçince Şaş askeri çıkıp geldiler. Muslih’i yol üzerinde görünce cenge meşgul oldular.Ve o iki bölük gaziler de iki taraftan hamle edip aç kurdun koyuna girdiği gibi kafirleri tarumar ettiler. Gazilerde Şübe adlı bir bahadır yiğit vardı. Kendisini Şaş güruhuna ve kalabalığına vurdu.Onların ortalarında bir melikzadeleri vardı.Yetişip Şübe onu kulağı tözünden kılıç ile çaldı. Öyle bir çaldıkı başı top gibi havaya uçtu. Şaş askeri bu heybeti gördüklerinde hepsi bozguna uğradılar. Müslümanlar ardına düşüp onları hesapsız kırdılar. Onlardan kurtulan pek az oldu. Ve onların ekserisi Melikzadeler idi. Ziynetli ve silahlı kimselerdi. Onların başlarını ve silahlarını ve elbiselerini hepsini aldılar geri dönüp Sürür ile Kuteybe’nin yanına geldiler. Ertesi gün Kuteybe hükmetti ki cenge atılalar.

Gavrek Kuteybe’ye adam gönderip dedi: -Bu ettiğin harbi öyle zannetme ki Arapların kuvveti ile edersin belki acemden benim kardeşlerimdir ki sana yardım edip cenk ederler. Yoksa harbe arapları gönder. Gör ki biz de nelerederiz,dedi. Kuteybe bu sözü işitip gazaba geldi ve münadilere çağırttı. Müslüman mübarizleri toplanıp kafirlerin üzerine yürüyüş ettiler ve buyurdu ki mancınık kurdular ve bir burcu döğe döğe yıktılar. Ve Müslümanlar o yıkılan yerden hücum ettikçe kafirlerden bir bahadır er gelip o gedikte durdu her kim ileri gelse mecal vermez öldürürdü. Müslümanlarda silahşörler çok idi. Kuteybe onları çağırtıp dedi ki:
“Sizden kim ki o şahsı ok ile vurursa ben ona on bin dirhem veririm.”
O silahşörlerden biri ileri yürüyüp ok ile o şahsı atıp gözünden vurdu ve ensesinden çıktı.derhal düştü.O kişi Kuteybe’nin yanına gelip on bin dirhemi aldı.(Syf-351-352)

(Erdoğan Aydın’dan-Nasıl müslüman olduk)

Neden Araplar’ın Vahşet ve Katliamına Uğradık?

Harzemli ünlü Türk bilgini Biruni, Harzem’deki uygarlığın yok edilişini şu şekilde anlatır.

“Kuteybe, her çareye baş vurarak Harzemlilerin yazılı dilini bilenleri, geleneklerini koruyanlarını, bütün bilginleri öldürttü, böylece herşey karanlıklara gömüldü. İslam Harzemlilerin içine girerken, onların tarihi hakkında bilinenleri artık öğrenme olanağı bırakmadı.”

Katliamların başı olan Horasan valisi Kuteybe’ nin Türkler için şu sözleri ibret vericidir;

“Vallahi eğer benim ömrümden üç söz söyleyecek kadar zaman kalmış olsa derim ki;
Uktülühü.. Uktülühü.. Uktülühü… ( Hepsini öldürün.. hepsini öldürün.. hepsini öldürün..)”

Kimbilir belki Türkler 1-2 asır içinde duydukça öğrendikçe İslam’a dalgalar halinde katılacaklardı.
Ama böyle bir vahşet ve katliamla din değiştirmeyi kim arzu edebilir. Ne kadar saklansa, gizlense de bu acılar yaşanmıştır. Buna rağmen millet şuuru kaybedilmemiş, ümmet adı altında Arap emperyalizmine boyun eğilmemiştir. Türklerin kalesi tükenmez.
İslam devletinin kurulduğu yıllar, Çevre ülkelerindeki karışıklık ve zayıflıklar Araplar için bulunmaz nimetti.

Irak ve İran’da Zerdüştlük Dininin hakim olduğu Sasani Devleti vardı.
Anadolu, Ermenistan, Suriye, Habeşistan ve Kuzey Afrika Bizans İmparatorluğunun elindeydi.
Asya’da Göktürk İmparatorluğu parçalanmış boylar halinde Çin egemenliği altındaydı.
Çin, Kore’den İran’a, Moğolistan’dan Güney Asya’ya kadar olan topraklara hakimdi.
Avrupa’da ise Vizigot, Ostrogot ve Frank krallıkları vardı.

Halife Ebubekir zamanında başlayan yayılma savaşları ile önce Bizans’la Suriye için başladı.
Halife Ömer zamanında Suriye tamamen alındı. (635)
636 tarihinde Bizans’tan yardım gelmeyince Kudüs teslim oldu.
634′de Sasanilerle yapılan “Köprü savaşı” kaybedilmiş , 636′da ise Kadisiye savaşı kazanılarak Irak , Sasanilerin elinden alınmış ve İran yolu açılmıştı.
639 yılında Urfa, Harran ve Diyarbakır fethedildi.
642′de “Nihavend savaşı” ile Sasani devleti yıkılmış ve tüm İran toprakları Arapların eline geçmişti.
Yine aynı yıllarda Mısır ve Lidya Arapların eline geçti.
Halife Ömer’in öldürüldüğü 644 yılına kadar tüm Azerbaycan alınmış, Horasan ve Kafkasya sınırlarına dayanılmıştı.
Osman’ın halifeliğinden Emevi devletinin kurulmasına kadar durulan ortam, Muaviye ve Yezid ile tekrar kaynamış ve Arap-Türk savaşları başlamış oldu.

Dolayısıyla Türk-Arap savaşlarında Arapların saldırı ve katliamları tamamen Türk boyları üzerineydi.
Bu savaşlarda topraklarını daha önce Çin’e kaptıran Göktürk’ler, bu defa Arap egemenliğine girmişler ama din değişikliği savaşlardan sonra Abbasi döneminde gerçekleşmiştir.
Hazar Türkleri İslam’ı kabul etmeyip Museviliği seçmiş, Oğuzlar ve Kıpçaklar ise yaklaşık 200 yıl sonra İslamiyeti kabullenmiştir.
Türkler üzerinde 70 yıl boyunca uygulanan bu vahşetin, hunharca katliamların bir temeli var.
Arapların gözünde Türkler İslam’ın en büyük düşmanıydılar. Kimi hadislere göre Türklerle müslüman Araplar arasındaki savaş kıyamete kadar sürecek ve sonunda bütün Türkler kılıçtan geçirilecek, müslümanlar kazanacak, kıyamet ondan sonra kopacaktı.

“Müslümanlar, Türklerle öldürüşmedikçe, kıyamet kopmayacaktır. Yüzleri kalkan gibi, üst üste binmiş kalın derili olan bu toplumla. Kıldan elbise giyerler.”( Bkz. Müslim, e’s-Sahih, Kitabu’l-Fiten/62-65, hadis no:2912; Ebu Davud, Sünen, Kitabu’l-Melahim/9 Babun fi Kıtali’t Türk, hadis no: 4303; Nesei, Sünen, Kitabu’l-Cihad/Babu Gazveti’t-Türk…)

Görüldüğü gibi hadiste açıkça “Türk” ismi verilerek hedef gösteriliyor. Üstelik bunlar sağlam kabul edilen hadisler. Günümüzde dahi bu hadislere inananlar var ve Türkler düşman olarak görülüyor. Kıyamete kadar Türkler tehlikeli bir düşman olarak görülüyor. Bu bakışta olanların en tehlikelileri ise içimizdeki, özünü kaybetmiş, soysuzlaşmış, Araplaşmış olan hainler.

-”Siz (müslümanlar), küçük gözlü, basık burunlu, yüzleri kalkan gibi, derisi üst üste binmiş olan toplumla öldürüşmedikçe kıyamet kopmayacaktır.” (Buhari, e’s-SAhih, Kitabu’l-Cihad/96; Müslim, e’s-Sahih, kitabu’l-Fiten/62 hadis no: 2912; Ebu DAvud, Sünen, hadis no: 4304; Tirmizi, h. no: 2251; İbn Mace, h. no: 4096-4099)

Türklerle savaş ve Türklerin öldürülerek kazanılan zafer aynı zamanda kıyamet alameti.
Bu konuda dahi hadis var. Bir halka, bir millete nasıl böyle bir sadist ırkçı yaklaşım olabilir.
Hitler’de dahi Yahudi düşmanlığı bu kadar azgın, bu kadar korkunç boyutlarda değildi.
İşte o uydurma hadis;

“Şu da kıyamet alametlerinden: Kıldan (keçe) ayakkabı giyen bir toplumla vuruşup öldüreşeceksiniz. Geniş yüzlü, yüzleri kalkan gibi, üst üste derili toplumla vuruşmanız-öldürüşmeniz kıyamet alametlerindendir. Siz (müslümanlar), küçük gözlü, kızıl yüzlü, basık burunlu, yüzleri kalkan gibi, derisi üst üste binmiş olan Türklerle öldürüşmedikçe kıyamet kopmaz.” ( Bkz. Buhari, e’s-Sahih, kitabu’l-Cihad/95; Müslüm, e’s-Sahih, Kitabu’l-Fiten/66, hadis no: 2912; İbn Mace, h.no: 4097-4098).

Serdar Kaangil

Bu yazı Din, Tarih içinde yayınlandı ve , , , , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

TÜRKLERİN İSLAM’A GEÇİŞİ için 35 cevap

  1. Sebnem Inemek dedi ki:

    her yazinin altinda hortlayan cevaplar neden burada yok acaba? bu sefer cürütmeye bile calismadilar…

    • yücel dedi ki:

      vicdan sahibiysen söyle isler islama gel ister gelme ama bir dinle
      Bakara 190: Size savaş açanlarla Allah yolunda çarpışın. Fakat haksız saldırıda bulunmayın. Çünkü Allah, haksız saldırıda bulunanları sevmez.
      Muhammed 4: ”Savaşta inkâr edenlerle karşılaştığınız zaman hemen boyunlarını vurun. Nihayet onlara üstün geldiğiniz zaman bağı sıkı bağlayıp esir alın. Sonra harp ağırlıklarını atıp, savaş bitince de onları ya KARŞILIKSIZ olarak, ya da FİDYE ile salıverin. Allah’ın emri budur. Eğer Allah dileseydi onlardan başka türlü de intikam alırdı. Fakat böyle olması sizi birbirinizle denemek içindir. Allah yolunda öldürülenlere gelince, Allah onların amellerini asla boşa çıkarmaz.”
      SENİN SÖYLEDİĞİN SENİN UYDURMAN HADİ GETİR ALLAH CC IN ZULUMKAR FERMANINI EĞER SÖZÜNDE DOĞRU İSEN!!!! O DEĞİLMİ HARAMA BAKMA YETİME YARDIM ET ANA BABAYA OF BİLE DEME EDEPLİ OL YOLDA KALMIŞA YARDIM ET DEYEN VE NAMAZ KILIYOR İNANANLAR NE OKUYORUZ BİLİYORMUSUN DİYORUZKİ ONLAR KILDIKLARI NAMAZDAN GAFİLDİR YETİMİ DOYURMAZ ŞİMDİ ALLAH CC BİZE HATIRLATIYOR VE TEŞVİK EDİYOR EĞER VİCDANIN VARSA SÖYLE HARAMA BAKMAMAK YETİMİ DOYURMAMAK YOLDA KALMIŞA YARDIM ETMEMEK BUMU ZULÜM ETMEK YOKSA BU KURALLARI TANIMAYANMI ZULÜMKAR .

  2. Gencer dedi ki:

    İşte Müslümanlığın İlk Bedelleri.
    Bu 70 yıl süren Türk-arap savaşlarının en önemli noktaları ve sonuçları ;
    1- 100.000’in üstünde Türk katledilmiştir.
    2- 50.000’in üstünde Türk genci köle ve cariye yapılmıştır.
    3- Şehirler yağmalanmış , ganimet diye halkın herşeyi talan edilmiştir.
    4- Tüm zenginlikler , tarihi eserler yokedilmiş , yakılmış , yıkılmıştır.
    5- Dünyanın en büyük katliamlarından biri olan “Talkan Katliamında” 40.000 Türkün kesilerek
    24 km yol boyunca ağaçlarda sallandırılmıştır.( Tarihte örneği çok azdır.)
    6- Aynı şekilde “Curcan Katliamında da esir alınan 40.000 Türk’ün nehir kenarında kafaları
    kesilmiş , nehrin suyu kıpkızıl olmuş , cesetler yine ağaçlarda sallandırılmıştır.
    7- “Teslim olursanız canınız bağışlanacak” sözü hiç bir zaman yerine getirilmemiş ,”Şeriat söz tanımaz” denilerek kadın-erkek kılıçtan geçirilmiştir.
    8- Araplar tarihte yaşadıkları bu en büyük yağma ve talandan çok büyük servet elde etmişlerdir.

    9- Türkler böyle bir vahşet ve zulümüÇinlilerden dahi görmemişlerdir.

    Bu tarihi gerçekler “islam etkilenmesin” düşüncesiyle gizlenmekte , bahsedilmemektedir.Türkçü siyasetçiler dahi konuyu geçiştirmektedir. Bundan da Araplar nasiplenmektedir…

    • yücel dedi ki:

      Bakara 190:Size savaş açanlarla Allah yolunda çarpışın. Fakat haksız saldırıda bulunmayın. Çünkü Allah, haksız saldırıda bulunanları sevmez.
      Muhammed 4:”Savaşta inkâr edenlerle karşılaştığınız zaman hemen boyunlarını vurun. Nihayet onlara üstün geldiğiniz zaman bağı sıkı bağlayıp esir alın. Sonra harp ağırlıklarını atıp, savaş bitince de onları ya KARŞILIKSIZ olarak, ya da FİDYE ile salıverin. Allah’ın emri budur. Eğer Allah dileseydi onlardan başka türlü de intikam alırdı. Fakat böyle olması sizi birbirinizle denemek içindir. Allah yolunda öldürülenlere gelince, Allah onların amellerini asla boşa çıkarmaz.”
      Muhammed 5:İleride onları muratlarına erdirir, ruhlarını şad eder.

      • yücel dedi ki:

        karşılıksızda salınabileceğini bildiriyor Rahman böyle bir hükmü tanımamak zalimliğin ta kendisidir. malesef kimse düzgün hükümlere uymadığı için örneğin bir hoca yanlış yapsa faturayı islama kesiyorsunuz islamı bilmediğinizden örneğin doktor hastasına sigara içme diyor kendisi içiyor sigaranın zararını bilmeyen birisi yalan söylediğini düşünür değilmi? bu bilgisizliğimizden
        Rûm 59:İlmin kadrini bilmeyenlerin kalplerini Allah böyle mühürler.

      • AVNİ dedi ki:

        Sn yücel…
        Haksız saldırının açılımı ne. Sen müslümansın orduyu kurdun, kılıç kalkan kuşandın mısıra fethe çıktın. Niye ilahı kelimetullahi yaymak için, arada ganimet için. Bende mısır iskendiriyede yaşayan bir paganım, tarımla uğraşır iyi kötü geçinirim. Şimdi ben sana savaş açmadım, memletine gelip alayda etmedim bana niye saldırıyon, Tarihte bunlar oldu. islam devleti nasıl oluştu sannediyon. Zaten devlet olmak için savaşmak, yayılmak zorundasın işin tabiatında var. Yoksa sana savaş açılmasını beklemezsin, sen savaş açarsın. Sonuçta ya müslüman olursun, olmazsan cizye verirsin, savaş hukukudur karın kızın, malın ganimet olur. Yalanmı bunlar..
        Sen yukardaki ayetleri göstererek sana saldırırlarsa diyon, osmanlı nasıl genişledi, islam imparatorluğu nasıl kuruldu, kabul et şunu kılıçla yayıldı.

  3. bekir dedi ki:

    birileri eline silahı alıp mal mülk şan şöhret güç iktidar hırsı için başka bir toplumun yada kesimin sahip olduğu bu degerlere saldırıp barbarca vahşi eylemlerine sıfr atalarımız diye göz yumuyor oysa şu cok açıkki türkler ve araplar kendi atalarının ve ecdatlarının topraklarını aşarak başka milletlerin topraklarına tecavüz eden dört milletten ikisidir ve ne yazıkki bu eylemlerine birde utanmadan yaratıcıyı alet etme gafletine düşmüşlerdir oysa mal mülk edinmenin meşru araçları çalışıp kazanıp satın almaktır bu milletler ise bu erdemli kraktere sahip olmadıkları için şavaş fitne fesat yöntemlerini tercih etmişleridir dogal olarak bunların düşmanları dostlarından çoktur

  4. eyüp dedi ki:

    Ee ne olmuş ki zorla kabul ettirildiyse o onların ayıbı, İslamiyeti öğrendiysen sen gerektiği gibi yaşa. Ha bunları söylediklerini doğru kabul ederek yazıyorum. Eğer onlar öyle bir hata yaptıysa bende şimdi gidip araplara kin mi besleyim. Şahsen müslüman olduğum için çok mutluyum. Ortada bir yanlış varsa sonuçta İslamiyet bu, yani inancımız gereği hesabını Allah zaten soracak. O yüzden geçmişe kafayı takma şu ana bak.

  5. Gencer dedi ki:

    Bu örnekten de anlaşılacağa üzere Muhammed’in Türkler hakkındaki düşünceleri yöneticileri ve mensupları Türk olmasına rağmen Osmanlı’da oldukça kabul görmüş bir düşünce akımı oluşturmuştur.Ümmet olmak Millet olmanın önüne geçmiş ve Türklük aşağı bir taabiyet olarak görülmüştür.Atatürk bu şerefi tekrar milletimize kazandırsa da AKP döneminden Türklük yine ayaklar altına alınmıştır.

    BABAN BİLE OLSA TÜRKÜ KATLET!!! OSMANLININ TÜRK DÜŞMANLIĞI
    Allah Türk’e hiç anlayış gücü vermemiştir
    O çok akıllı olsa bile pervasızdır.
    Türk’ü öldür, baban olsa da
    O iyilik madeni, Yüce Peygamber
    ‘Türk’ü öldürünüz, kanı helaldir’ demiştir

    TÜRKÜ KATLEDİNİZ KANI HELAL

    devşirme olan hafız ahmet çelebi nin Türklerle ilgili yazdığı şiir . osmanlı nın Türklere bakış açısını yansıtır.

    Allah Türk’e hiç anlayış gücü vermemiştir
    O çok akıllı olsa bile pervasızdır.
    Türk’ü öldür, baban olsa da
    O iyilik madeni, Yüce Peygamber
    ‘Türk’ü öldürünüz, kanı helaldir’ demiştir

    ‘Bunların işi sürekli sapıklık olmuştur’
    Cümlesinden bunu örnek olarak al
    Türk’ü öldür, baban olsa da
    Türk derin bilgi sahibi de olsa
    Fetvaya yetkili müfti bile olsa
    Ey aziz dost bu söz içinde özetlendiği gibi
    Asla onlara yaklaşma

    Türk’ü öldür, baban olsa da
    Türk’ün adam olacağını zannetme
    Bir an olsun Türk ile oturma
    Türk eline şeker olsa onu zehir say
    Türklerin başını hiç üzüntü duymadan kes
    Türk’ü öldür, baban olsa da

    Ey Kadimi Türk’e hiç olma yakın
    Sözleri çok kıymetli inci bile olsa
    Sakın Türklere yaklaşma
    Üzülmeden başını kes, kanını dök
    Türk’ü öldür, baban olsa da

    Şiirin aslı yani Osmanlıcası şöyle:

    Devr idelden beri şahım eflâk
    Zem olur âlem içinde Etrak
    Vermemiş Türk’e hüda hiç idrak
    Akl-ı evvel de olursa bibâk
    Oktul-üt Türke velevkâne ebâk
    Dedi ol kân-ı kerem, Şah-ı celâl
    Türk’ü katleyleyiniz kanı helâl

    Daim oldu bunları işi dalâl
    Cümlesinden bunu ahzeyle misâl
    Oktul-üt Türke velevkâne ebâk
    Türk eğer ilimde olursa derya
    Mufti olup verir ise fetva
    Hemnişin olma bunlarla kat’a
    Bu kelâm içre muhassal câna

    Oktul-üt Türk’e velevkâne ebâk
    Türk’ü zannetme ki ola âdem
    Türk ile durma oturma bir dem
    Şeker alsa eline, ola sem
    Ser-i etraki kesip, hiç yeme gam
    Oktul-üt Türk’e velevkâne ebak

    Ey Kadimi Türk’e hiç olma yakın
    Sözleri olur ise dürr-ü semin
    Zihnar olma Türk’e yakın
    Kes başın kanın dök, çekme gam
    Oktul-üt Türk’e velevkâne ebâk

    • yücel dedi ki:

      işte senin YALANIN hadi inkar et al sana cevap eğer vicdan sahibiysen söyle isler islama gel ister gelme ama bir dinle
      Bakara 190: Size savaş açanlarla Allah yolunda çarpışın. Fakat haksız saldırıda bulunmayın. Çünkü Allah, haksız saldırıda bulunanları sevmez.
      Muhammed 4: ”Savaşta inkâr edenlerle karşılaştığınız zaman hemen boyunlarını vurun. Nihayet onlara üstün geldiğiniz zaman bağı sıkı bağlayıp esir alın. Sonra harp ağırlıklarını atıp, savaş bitince de onları ya KARŞILIKSIZ olarak, ya da FİDYE ile salıverin. Allah’ın emri budur. Eğer Allah dileseydi onlardan başka türlü de intikam alırdı. Fakat böyle olması sizi birbirinizle denemek içindir. Allah yolunda öldürülenlere gelince, Allah onların amellerini asla boşa çıkarmaz.”
      SENİN SÖYLEDİĞİN SENİN UYDURMAN HADİ GETİR ALLAH CC IN ZULUMKAR FERMANINI EĞER SÖZÜNDE DOĞRU İSEN!!!! O DEĞİLMİ HARAMA BAKMA YETİME YARDIM ET ANA BABAYA OF BİLE DEME EDEPLİ OL YOLDA KALMIŞA YARDIM ET DEYEN VE NAMAZ KILIYOR İNANANLAR NE OKUYORUZ BİLİYORMUSUN DİYORUZKİ ONLAR KILDIKLARI NAMAZDAN GAFİLDİR YETİMİ DOYURMAZ ŞİMDİ ALLAH CC BİZE HATIRLATIYOR VE TEŞVİK EDİYOR EĞER VİCDANIN VARSA SÖYLE HARAMA BAKMAMAK YETİMİ DOYURMAMAK YOLDA KALMIŞA YARDIM ETMEMEK BUMU ZULÜM ETMEK YOKSA BU KURALLARI TANIMAYANMI ZULÜMKAR

      • toro dedi ki:

        Dostum bunlar ne güzel temenniler! Ama bu güzel temennilerin aksine acı olan bu temennilerin uygulanması için tanrıdan feyz ya da emir almak zorunda olduğunu düşünmen! Diyelim ki tanrı yok, bunları yapmıyacakmısın? Diyelim ki senin tanrın var bunları herkes yapıyor mu? Yani kuranın tanrısının varlığı ile yokluğu arasındaki fark nedir?

        Eğer iddian tanrının olmadığı (mesela) durumda bütün insanların yazında ifade ettiğin temennilere UYMAYACAĞI şeklindeyse bilelim. Çünkü bu iddiaya göre ortama bir tanrı eklendiğinde önceki durumun tersine bütün insanların o temennilere UYACAĞI beklenmelidir!

      • yücel dedi ki:

        toro senin yazın saat 13:40 altındaki benim cevabım 13:25 ve şu ayeti hatırlatayım “Sen ancak görmedikleri halde Rahman a saygı besleyen korkanı sakındırırsın” “hayrı gizlidende açıktanda yapın eğer gizliden yaparsanız daha hayırlıdır diye bildiriyor” yani tam bir samimiyet var altında değilmi? eğer iman ettiyseniz diyor mesela sonunda bazı ayetlerin.vede Allah rızasından başka gösterişin hiç işin içinde olmadığı için. Mesela sana inanmayan için ayetleri değilde inandım diyenler içinde olan ayetlerden açıklayayım
        Fecr 15:Amma insan, her ne zaman rabbı onu imtihan edip de ona ikram eyler, ona ni’metler verirse, o vakıt rabbım bana ikram etti der
        Fecr 16:Amma her ne zaman da imtihan edip rızkını daraltırsa o vakıt da rabbım bana ihanet etti der
        Fecr 17:Hayır, hayır, doğrusu siz yetime ikram etmiyorsunuz.
        Fecr 18:Birbirinizi yoksulu doyurmaya teşvik etmiyorsunuz.
        Fecr 19:Oysa mirası dermecesine (helal haram demeden) öyle bir yiyiş yiyorsunuz ki!
        Fecr 20:Malı öyle bir seviş seviyorsunuz ki, yığmacasına!

        “(malı sevdiğimiz malum sence bu ayetlere İMAN ETMİŞ BİRİ İÇİN uymak çok büyük teşvik değilmi? kaldıki böyle uyarmasa biz hafiflik gösterecek değilmiyiz? neden Allah cc hep zikredin diyor çünkü hep uyanık halde olup hatırlayıp ona göre hükmetmek için iman eden için tesiri kuvvetledir değilmi? ve buna uymayan imanında kamil değildir buda açıktır demi? yani insan kendisine zulmediyor hafifliğiyle)”

        Fecr 21:Hayır, hayır, yer üst üste sarsıntılarla düzlendiği zaman,
        Fecr 22:Rabbinin emri gelip melekler saf saf dizildiği zaman,

        daha yazmayayım iman edenlere ders devamı gelelim konumuza Hendek savaşında Müslümanların başına felaketler geliyordu ve onlar öyle sıkılıyorduki ayette yazıyor Peygamber bile Rahman ın yardımı ne zaman diye düşünüyordu ve bunun ne için olduğunu biliyormusun? Allah temizle murdarı birbirinden ayıracağını bildiriyor. Ve bizler iyi arkadaşlarımızı zor zamanımızda anlarız öyle değilmi. Nitekim biraz kişi kalıyor onlarda biliyorki başlarına ne gelirse Rahman ın nezdinde o dilerse gider dilemezse kalır ve bu olay karşısında dua ediyorlar bol bol inancı zayıf olan kaçıyor inancı kamil olanınsa imanını arttırıyor. Samimi olan belli oluyor. YANİ BAŞTAN SONA İÇTEN İÇE İMAN ESASI SAMİMİLİK VAR VE SAMİMİ OLANLŞAR İÇİN GAYBA YUKARIDA DEDİĞİM GİBİ İYİLİĞE DOĞRULUĞA BÜYÜK TEŞVİK VAR İMAN EDEN İÇİN. bu açıktır demi.

      • toro dedi ki:

        Sayın Yücel,

        Bakın beni dinlerseniz bence bu sitede yazmayın! Siz inanma işini belli bir noktanın ötesine taşımış ve artık onunla bütünleşmişsiniz. Bu noktada sizin bu halinize saygı duymaktan öte yapabileceğim bir şey yok! Ama bunu bir adım öteye götürüp inancın propagandasını bize doğru yapmaya devam ederseniz, bende kendi adıma neden sizin inandığınıza inanmadığımı söylemek zorunda kalırım! Lütfen inancınızı kendinize saklayınız ve kendi başınıza yaşayınız! Bulunduğunuz nokta itibariyle sizinle münazaraya girip kalbinizi kırmak istemem! Lütfen tavsiyeme kulak verin ve kendiniz gibi düşünen insanlarla muhatap olabileceğiniz bir mekana yönelin,lütfen!

      • yücel dedi ki:

        Toro bu konunun başında nasıl bir ithamla itham edildiği malum islamın inanara elbette cevabını vermek düşer. söyle ve kulağını tıka olamaz… eğer iddianızda doğruysanız dilediğinizi saygı çerçevesinde sunun, bende hiçbir harfini kendim söylemeden ıspatlayayım İnşallah. bir kitap sizce her aklına gelen suali cevaplarmı sor ve öğren. Bende, zalimlik olmadığını islamın ayetlerle kanıtladım. ama her müslümanım diyen nasıl hareket eder bilemem doktor hasta misalini verdim…… savaşa dair vb. açıklamasını yaptım sen sonundaki iyilikleri falan tuttun anlattın bana bende devamını açtım hepsi bu propaganda dediğin nihayetinde iddiaya cevap.
        Kafirler kafirlerin dost ve yardımcılarıdır ben sizden beriyim. beni itham ettiğin konu malum dileyen tekrar tekrar okusun.

      • toro dedi ki:

        Sayın Yücel,

        Öncelilkle size saygı duyduğumu söyledim. Ama görüyorum ki tamamen farklı bir perspektiften yol almaya niyetlisiniz! Yine görüyorum ki inancınız sizin gibi düşünmeyen ve sizin gibi görmeyenleri ”KAFİR” adı altında düşman olarak görmenizi sağlamak konusunda bayağı yol katetmiş!

        O halde başka bir arkadaşa sorduğum sorunun aynısını sizede sorayım!

        Bakın sonrasının anlamı olması için başlangıcının anlamlı olması gerekir!

        Şöyle yapalım.Size aşağıda bir hikaye anlatacağım sizde bana o hikayedeki AKILLIYI ve GERİ ZEKALIYI söyleyin! Bu hikayenin kahramanları aynı mekanda ve birbirlerinin tamamen farkında olmalarına rağmen hayalidirler!

        Evrende tek olan bir tanrı irgün A ve B adında iki tane varlık yaratır! Bunları karşısına alarak kendi varlığını,gücünü ve yapabileceklerini anlatır! Üstüne yanındaki bütün hizmetçilerin de onların önünde eğilmesini ve emirlerine amade olmalarını sağlar! Sonrada karşıdakiler söylediklerini anlamış veya algılamış mı diye test etmek ister! İkisine de önünüz de duran tepsideki bütün meyvaları yiyebilirsiniz, siz yedikçe bu meyvalar yeniden gelecek yani hiç tükenmeyecek! Onları kaybetme korkunuz olmasın! Ayrıca burada sonsuza kadar, korunarak,ve kollanarak misafir edileceksiniz! Buna karşılık yaratıcınız olarak sizden tek bir beklentim var, o tepside bulunan kırmızı renkli meyvayı kesinlikle YEMEYECEKSİNİZ!

        Gel zaman git zaman A dayanamaz ve o kırmızı renkli meyvayı YER! B yemez! Bu durumda A ve B den hangisi AKILLI hangisi GERİ ZEKALIDIR?

        Diyelim ki bu testin sonucunda tanrı bunların birinden bir nesil çoğaltmak istedi! AKILLIYI mı kullanır GERİ ZEKALI yı mı?

        Geri zekalının durumunu biraz daha açmak istiyorum, artık hangisiyse! Kendisine bizzat tanrı tarafından sonsuz yaşam, sonsuz barınma,sonsuz korunma ve sonsuz beslenme vaad edilen, üstüne üstlük kendisinden önce yaratılan tanrının hizmetçilerinin de üstünde bir yere konumlanan varlığına rağmen yine de sahip olduğundan daha fazlasını istemek yoluna tevessül eden A mı GERİZEKALI dır,

        yoksa, Kendisine bizzat tanrı tarafından sonsuz yaşam, sonsuz barınma,sonsuz korunma ve sonsuz beslenme vaad edilen üstüne üstlük kendisinden önce yaratılan tanrının hizmetçilerinin de üstünde bir yere konumlanan varlığının karşılığında tanrısının YEME emrine uyup kırmızı meyvayı yediğinde olası sahip olduğundan fazlasını kazanma ihtimalini yok sayan B mi GERİZEKALIDIR?

        Sorunun çözümü yaratılış tarihinin en GERİZEKALI varlığının kim olduğunu bilmemizle alakalıdır! A ve B den hangisi evrensel varlığın en önemli kurgucusu ve aynı zamanda bilinen ve bilinmeyen ölçülerdeki aklın ve mantığın kaynağı olduğu düşünülecek olan tanrının tercih edeceği kahraman olarak yaradılış hikayesinde yer alabilir?

        Sorumun yanıtını verin sizinle öyle tartışalım!

  6. yücel dedi ki:

    DERSİNİZKİ BUNU ALLAHCC SÖYLEMESEDE YAPARIZ sizi kimsenin görmediği zaman haramdan ne uzak kılabilir halbuki nefs meyilli değilmidir ki şehvete meyilli değilmidir ki eksilmesin malı diye vermemeye ben sizi çok eleştirmem sizden beklentimde yok benim ücretim Allah cc tan dır rızasın dilerim ve kınamıyorum çünkü bende şaşkındım önceden şükür nasib etti ve ben inanmayanlara ve inancında gevşeklik gösterenlere kızıyordum bir ayet okudum halbuki sizde önceden öyleydiniz diye evet şok oldum öyleydi çünkü Allah cc size lutfetti öğretti düzeltti diyordu Hz Yusuf da öyle nida ediyordu pek az kimse bu islam nimetini düşünüp şükreder

    • yücel dedi ki:

      EĞERKİ SEN ALLAH I DÜŞÜNÜP YAZIYORSAN SUBHANALLAH KENDİ AKLINI DÜŞÜNÜP DUNU BANA YOKTAN VERİP BELLİ SINIR ÇİZENİN ŞANI NE YÜCEDİR DER HAYA EDERSİN! ŞAYET BU YOLDAN ANLATIMIMI İSTİYORSAN EĞERKİ HERŞEY KENDİ HALİNDE DERSEN O ZAMAN KURAN I KERİMDE İNANANLARA HEP TESKİN EDİCİ DELİL OLAN BİTKİLERİN ÖLÜP YENİDEN DİRİLMESİ YERYÜZÜNÜN İNSANLIĞIN EMİRLE HİZMETE SUNULMASI GECE GÜNDÜZ VE GÜNEŞ SİSTEMİNİN AYIN ONLAR BİR VAKTE KADAR EMİRLE BİR FELEKTE YÜZERLER AYETİ İNSANIN KUVVETLENMESİ NE KADAR AKIL VE BEDENEN DONANIMLI OLDUĞU VE YİNE BUNUN TERS ÇEVRİLECEĞİ AYETİ NİHAYET DÖNÜŞ BANADIR AYETİ.DAHA NİCESİ İSTEDİĞİN KURGUYU KUR ORADAN SANA ANLATAYIM.
      Geri zekalının durumunu biraz daha açmak istiyorum, artık hangisiyse!
      (SAYGILI OL SENİN ANLATTIĞIN BELLİ ÖLÇÜLERDE KALSADA ANLATMAK İSTEDİĞİN HZ.ADEM ALEYHİSSELAM KISSASI DEĞİLMİ SAYGILI OL CEVABINI ALACAKSIN)
      ———
      Kendisine bizzat tanrı tarafından sonsuz yaşam, sonsuz barınma,sonsuz korunma ve sonsuz beslenme vaad edilen, üstüne üstlük kendisinden önce yaratılan tanrının hizmetçilerinin de üstünde bir yere konumlanan varlığına rağmen yine de sahip olduğundan daha fazlasını istemek yoluna tevessül eden A mı GERİZEKALI dır,

      yoksa, Kendisine bizzat tanrı tarafından sonsuz yaşam, sonsuz barınma,sonsuz korunma ve sonsuz beslenme vaad edilen üstüne üstlük kendisinden önce yaratılan tanrının hizmetçilerinin de üstünde bir yere konumlanan varlığının karşılığında tanrısının YEME emrine uyup kırmızı meyvayı yediğinde olası sahip olduğundan fazlasını kazanma ihtimalini yok sayan B mi GERİZEKALIDIR?

      İNSAN YARATILIŞ OLARAK RAHMAN TARAFINDAN BELLİ ÖLÇÜDE YARATILMIŞTIR HERKESİN ZEKASININ AYNI ÖLÇÜDE OLMADIĞI GİBİ.. ŞU YEDİ BU YEDİ DENMİYOR KIRMIZISI MAVİSİ VE DAHA DETAYLAR YAZMAZ HER DETAY YAZSA KİMSE KAVRAYAMAZDI (DAHA ANLATMAMI İSTERSEN ANLATIM KUVVETİNİ SONRA ANLATIRIM) SEN HERŞEYDE ŞERLİ BAKARSAN SENDE NE EDEP KALIR NE HOŞGÖRÜ BU BÖYLEDİR İSTEDİĞİN PSİKİYATRA SOR.NİTEKİM UYARICI RASULLER GELMEMİŞ OLAN KAVİMLERİN NE PİSLİK İÇERİSİNDE OLDUĞUNU NİCE BİLİM ADAMLARI DELİLLİYOR SEN TOPLUMUN TEMEL KOLONUNUN ALLAH IN ELÇİLERİNİN GELMESİYLE OLDUĞUNU DÜŞÜNEMİYORSUN UYMAYANLARIN HELAKINI YAZACAĞIM ARAŞTIR. VE SEN İNANANLARIN OLUŞTURDUĞU AHLAKİ KURALLARLA İNKAR ETTİĞİN HALDE EDEP BULMUŞSUN HABERİN YOK..
      Yûnus 92: Biz de bugün senin bedenini arkandan gelenlere bir ibret olsun diye kurtaracağız. Bununla beraber, insanların birçoğu âyetlerimizden yine de gafildirler.

      Ankebût 34:”Biz şüphesiz bu memleket halkının üzerine, yoldan çıkmalarına karşılık (feci) bir azab indireceğiz.

      Ankebût 35: Andolsun ki biz, AKLINI KULLANACAK bir kavim için oradan apaçık bir ibret nişanesi bırakmışızdır.
      ——–

      BAKARA 30:Düşün ki, Rabbin meleklere: «Muhakkak Ben, yeryüzünde bir halife tayin edeceğim.» dediği vakit, «Biz seni tesbih ve takdis edip dururken orada fesat çıkaracak ve kanlar akıtacak bir yaratık mı yaratacaksın?» dediler. «Her halde Ben sizin bilmeyeceğiniz şeyleri bilirim!»(MELEKLERDE BİR SINIRLI DÜŞÜNCEDE) buyurdu.
      Ve Âdem’e isimlerin hepsini öğretti, sonra onları meleklere gösterip: «Haydi davanızda sadıksanız bana şunları isimleriyle haber verin.» dedi.

      BAKARA 31:Ve Âdem’e isimlerin hepsini öğretti, sonra onları meleklere gösterip: «Haydi davanızda sadıksanız bana şunları isimleriyle haber verin.» dedi.

      BAKARA 32:Subhânsın Yarab! Bizim için senin bize bildirdiğinden başka ilim ne mümkin, o alîm, hakîm sen, şüphesiz sensin» dediler

      bize bildirdiğinden başka ilim ne mümkÜn BURADA ÖLÇÜYÜ KOYAN RAHMAN

      ———-
      Sorunun çözümü yaratılış tarihinin en GERİZEKALI varlığının kim olduğunu bilmemizle alakalıdır! ÖNCEKİ AYETTE AKLINI KULLANACAK İÇİN DELİLLER VARDIR DİYOR SAHİ SENCE KİM?

      ——

      GERİ ZEKALI KAVRAMI YOKTUR SANA KURAN I KERİMİN BİR TABİRİNDEN DAHA BAHSEDEYİM İNŞALLAH DÜŞÜNÜP SAKINIRSIN BU KİBRİNDE. KURANDA BORÇ KONUSUNDA ŞAHİTLİK TUTUN VE YAZIN HÜKÜMLERİNDE HAFİF AKILLILARA DAİR HÜKÜMDE VARDI NEDE OLSA KAİNATIN KİTABI GERİ ZEKALI DEMİYOR HAFİF AKILLI YANİ ALLAH IN BAHŞETTİĞİ KADAR AKILLIYIZ VE KULLANMAKLA MÜKELLEF VE BUNA TEŞVİK OLUP ÖVÜLENİZ RASÛLULLAH SALLALLAHU ALEYHİ VESSELLEM ÜMMETİNİN EN HAYIRLISININ KURAN I ÖĞRENEN VE ÖĞRETEN OLDUĞUNU SÖYLÜYOR SADAKA RASÛLULLAH KURAN I KERİMDE DE İLMİN KADRİNİ BİLMEYENİN RAHMAN KALBİNİ MÜHÜRLER DİYOR. İMAN ESASINDADA VAR YENİLEMEDİKCE DAHA ÖĞRENMEYE YELTENMEDİKCE ESKİYECEĞİNE DAİR KÖRELİR YANİ.

      BUNCA AKLA RAĞMEN VE BAŞLANGICA DAİR BİR DELİL GETİREMEYEN VE KENDİ UYDURDUĞUNA İNANAN KENDİSİNİDE KENDİ YARATMAYAN YİYECEK YEMEDEN DURAMAYAN UYUMADAN YAPAMAYANDIR MELEKLER İNSAN YARATILDIĞINDA FİTNECEİ Mİ İSTİYORSUN DEYİNCE RABBÜL ALEMİN ONLARIN BİLEMEYECEĞİNİ GÖSTERİYOR

      A ve B den hangisi evrensel varlığın en önemli kurgucusu ve aynı zamanda bilinen ve bilinmeyen ölçülerdeki aklın ve mantığın kaynağı olduğu düşünülecek olan tanrının tercih edeceği kahraman olarak yaradılış hikayesinde yer alabilir?

      NASILKİ MELEKLERE SİZ BİLMEZSİNİZ DEDİ ONU SORGULAMAK YANİ HERŞEYİ SORGULA CEVAP BUL AMA SENİN SINIRLI AKLINLA SINIRSIZLIĞI AKLEDEMEZKEN ONA O SINIRI ÇİZENİN NE DÜŞÜNDÜĞÜNE DEM VURUYORSUN SUBHANALLAH ANLASAYDIN ŞİMDİYE KADAR KENDİ YAZDIĞINI BİLE İBRET ALIRDIN.

    • toro dedi ki:

      Sayın 1okuyucu,

      Bu arkadaşları artık o kadar iyi tanıyorum ki! Böyle bir sonuçla karşılaşacağımı bildiğimden arkadaşa en başında ”burada yazma” tavsiyesinde bulundum. Şimdi ilk defa senden yardım isityorum! Sence bu bu arkadaşla münazaraya devam etmeli miyim? Bu arkadaşın geldiği nokta dikkate alındığında sence devam etmek bir fark yaratır mı?🙂 Esasında soruların cevaplarını biliyorum, sen de tahmin edersin! Ama öteki tarafta en entellektüel görüneninin bile ”balık tarafından yutulup canlı kalan” peygamber masalına inanabildiği ortamda bu arakada şöyleyecek bir söz bulabilirmiyiz? Ya da buluyor olsak bile söylemelimiyiz?

      Sence nasıl olupta herşeyi bilen bir tanrının tarafında olduklarını söyleyip her cümlelerinde aslında hiç bir şey bilmediklerinin ikrarını yapabiliyorlar? Görmeden, gözlemlemeden, sorgulamadan ve gerçek dünyayı algılamadan nasıl yaşamışlar ya da yaşıyorlar? Umarım beni mazur görürsün! Yukarıdakı tiratı okuduktan sonra sana sarmak daha mantıklı geldi🙂

      Bu vesileyle yazılarını ilgiyle takip ettiğimide söylemiş olayım.

      • yücel dedi ki:

        Bak toro ister inan ister inanma. sana iddianı yaz dedim biraz ordan biraz burdan biraz pis bir zeka misali katmışsın sen beni anlamak öğrenmek için dinlemiyorsun illa bir inceleyiş inceliyorsunki hep şer gözüyle sen biliyormusun hayır göremezsin izin verilmedikce ..gerçek dünya diyorsun güneşin her daim kabardığını ve nice emre amade seyrin olduğunu nasıl açıklarsın sen ekmeği görür buğdayı görmez olmuşsun. ve Allah öyle kör sağır ve dilsizleri sevmez Kuran ı kerim kısa öz yazar akıl sahipleri payını alır sen sanma o kör görmez o hayrı görmez.. düşen yetime kördür.. yardım dileyen zayıf bırakılmış kadınlara yardım çağrısına sağırdır… hak söze ve hakkı söylemeye dilsizdir… Ona mülk verilmiştir hayır sanar hayır!! Allah yolunda infak etmedikce (ihtiyaçtan fazlasını) o şerdir mülk Allah ındır nihayet dönüşünüz onadır.Bu gayba iman etmemiş olanların akıbeti malum insanın canı ne isterse..
        kendime ve diğer size nasihatte bulunanlara: körler çarşısında ayna satma sağırlar çarşısında nara atma diyorum. Sizin ameliniz size benim amelim bana.

      • toro dedi ki:

        Sayın Yücel,

        Bakın şöyle yapalım. Ben size bulaşmış, sizde bana ağzımın payını bir güzel vermiş sayın kendinizi! Hatta mahvetmiş, yerin dibine sokmuşsunuz farzedin. Ya da hayallerinizi kısıtlamayın, benim şimdi tir tir korkuyor halde sizin tanrı olduğunu iddia ettiğiniz varlığa kendimi nasıl affettireceğimi araştırdığımı düşünün!

        Sanırım sayemde cennetteki yeri garantilediniz! Artık öteki taraftaki yerimden yani cehennemden evci çıkabilirsem hakettiğiniz yerde bana bir soğuk su ikram edersiniz!

        Yok yok sanırım bir çıkış yolu buldum.Ben şimdi istiareye yatıyorum, rüyamda belki yakup gibi sizin tanrınızla güreşip yenebilirsem onu yenmemin şerefine beni affeder. Tek problem güreşe doymazsa ne yaparım, bilmiyorum. Neyse onu da uyandıktan sonra yakubun hayatını tekrar okuyarak bulabilirim,sanırım!

        Ah siz semaviler yokmusunuz!

      • yücel dedi ki:

        Toro amacım incitip kendi bildiklerimi dikte etmek değil. dinde zorlama yoktur. Sen alaycı yaklaşıyorsun malum anlamakiçin değil ben senin mesela ailenle dalga geçersem kayıtsız kalırmısın? elbette hayır. bu platform başlığında olduğu gibi dini konularında tartışıldığı platform değil mi? benim niyetim cevaplar yazmak olsa inan ki uğraşmazdım. sadece biraz anlayışlı yaklaşmanı istiyorum. Bilgin yok dinden bahsediyorsun doğrusunu söyle inanmazsan inanma. o güreşme misali Tahrib edilen Tevrat ta geçer. sen şimdi bu dinin mensubu olmadığın için her ithamına kızıyorsun ve kibirle yaklaşıyorsun biraz inanmayanlara karşı sert söylemim doğru ama iddia ettiğim şey seni bana inandırmak değil adilce ve dürüstçe okumandır başka bir sayfaya yazmıştım olduğu gibi naklediyorum
        ve şunu da söyleyeyim araştır ama hemen hoşuna gitmez birşey okuduğunda yüz çevirme onun ne manaya geldiğini açacak manaları sonra göreceksin ben elektrogitar tellerini uzuuunca aşındıran ve doğum günü parti duayeni sayılırdım tövbe senin biraz akletmeni istediğim için bunu itiraf ettim sonradan Müslüman olanlara bir bak neden ? papazlar bile çoğu dönüyor neden neden sorusunu hep kendine sorarsan cevabını alacaksın beni boşver sen. Bizler anlatamıyoruz anlatamayınca kızıyoruz belki sen göreceğini benden daha iyi tasvir edebilirsin.

        BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
        “Onlar, (kendi canları çekmesine rağmen) seve seve yiyeceği (yemeği) yoksula, yetime ve esire yedirirler. (Yedirdikleri kimselere şöyle derler): “Biz sırf Allah rızası için yediriyoruz. Sizden bir karşılık ve bir teşekkür beklemiyoruz..” (İnsan su.76/8-9.)

        Bu karşılıksız güdülen güzel mi güzel nasihat adına bir dinleyin. eğer vicdanı temiz akıl sahibi iseniz.

        sizin inancınız nedir? neden inanırsınız? neden inanmazsınız? neden okuyup kaynağını en kökünden araştırmazsınız? eğer sorunuz varsa dürüst olun bende sizlerde belli edep kapsamında tartışalım SİZLER BİLİYORSANIZ BU AÇIĞAÇIKACAKTIR İDDİANIZDA DOĞRUYSANIZ BEN BİLİYORSAM ELBETTE BUNADA ŞAHİT OLACAĞIZ. “ALLAH İLMİN KIYMETİNİ BİLMEYENLERİN KALPLERİNİ MÜHÜRLER” “(Hiç de) yer (yüzün) de gezip dolaşmadılar mı ki (bari) bu sebeple düşünecek kalplere, bu suretle işitecek kulaklara mâlik olsunlar). Fakat hakikat şudur ki (yalnız maddî) gözler kör olmaz, fakat (asıl) sinelerin içindeki kalpler kör olur.”[1]

        İnançsız insanın duygularını derlemek mümkün değildir. Ancak toplumda inanca dayalı belli kurallar olur ve bu kurallar inanmayanlar üzerinde sunni bir kural görevi görür aklı gözüne inmiş bu kişiler toplumdaki istifade ettikleri bu güzellikten bi haberdir ve hep özgürlükten dem vurur. Her ülkede polis hep aynı kanunları koysa mutlaka göreceksiniz refah düzeyleri aynı olmayacaktır bunun kaynağı inançtır.
        inançsız kişiler görüldüğü üzere inançlı toplumlarda azınlık ve oradaki düzene uymuş fakat şikâyetçi olmuştur.
        inançsızların oluşturdukları toplumların gidişçe ne kadar sapkınlığa gittiğine şahit değilmisiniz??? soruyorum??
        onların düzeni insan arzuları üzere değilmi???elbette insan her istediğini yaparsa mutlu olurmu? olabilir demi.. peki onun isteklerinin sınırları acaba nerede???…
        insan ne hareket etse kâr zarar düşüncesiyle hareket eder hayat bir ticaret edasında..kendisine fayda sağlayan kâr zarar getiren adı üstünde. Ahlaki kolonları kim koydu sanırsınız ilk önce cahiliye döneminden tutun ele alın sapkın kavimlerin nasıl helak olduğunu göreceksiniz yalan mı?? tarihe sorun(şu yazılarıdan istediğiniz kısmını sorun o konuda derin cevap yazacağım inşallah) ve neden din bunu engeller çünkü görmediği halde Rahman dan korkar. hayrı gizli gösterişsiz yapar.

        ben size dini nasihat almak isteyenler için bu kısmı aktarıyorum ve diğerleri için aşağıda devam edeceğim
        (Surenin en sık tekrarlanan ayetleri de bu kıssalar sırasında nakledilir. Ki 4 kez tekrarlanan şu ayette olduğu gibi; Ve lekad yessernel Kur’âne lizZikri fehel min müddekir (17-22-32-40) doğrusu biz bu Kur’an ı öğüt alacak olanlar için, ders alacak olanlar için, anlayacak ve kavrayacak olanlar için kolay kıldık.
        Fehel min müddekir. Hala ders alacak yok mu?
        Zâriyat sûresi
        19. Onların mallarında muhtaç ve yoksullar için bir hak vardı (onu verirlerdi).
        20. Kesin olarak inananlar için yeryüzünde açık âyetler (deliller) vardır.
        21. İçinizde… Görmüyor musunuz?
        22. Rızkınız da size vâdedilen şeyler de göktedir.
        23. Göğün ve yerin Rabbine andolsun ki bu vaad, sizin konuşmanız gibi kesin ve gerçektir.
        24. Resulüm! İbrahim’in ağırlanan misafirlerinin haberi sana gelmedi mi?
        25. Onlar İbrahim’in yanına girdiklerinde: “Selâm!” demişlerdi. O da: “Selâm!” demiş, içinden de onların “Tanınmamış bir topluluk” olduğunu geçirmişti.
        26. Hemen âilesinin yanına giderek semiz bir dana getirtti.
        27. Önlerine sürüp: “Yemez misiniz?” dedi.
        28. Onlardan ötürü içine bir korku düştü. “Korkma!” dediler ve ona bilgin bir oğlan çocuğu müjdelediler.
        29. Karısı hayretle seslenerek geldi. Elini yüzüne çarparak: “Ben kısır bir kocakarıyım!” dedi.
        (hatta başka bir surede o elçiler üzerinizdeki Allah ın nimetlerine şaşırmıyorsunda buna mı şaşıyorsun demişlerdi öyle ya yoktan kim var etti?)
        30. Onlar: “Bu böyledir. Rabbin söylemiştir. O hüküm ve hikmet sahibidir, bilendir.” dediler.
        31. İbrahim: “O halde işiniz nedir ey elçiler?” dedi.
        32. Dediler ki: “Biz suçlu bir kavme gönderildik.”
        33. “Üzerlerine sert taşlar yağdıralım diye.”
        34. “Onlar haddi aşanlar için Rabbinin katında işaretlenmiştir.”
        35. Bunun üzerine orada bulunan müminleri çıkardık.
        36. Zaten orada müslümanlardan sadece bir ev halkından başka kimse bulamadık.
        37. Acı azaptan korkanlar için, orada bir işaret bıraktık.
        38. Musa’da da ibretler vardır. Onu apaçık bir delil ile Firavun’a gönderdik.
        “Geçen hafta Londra’da British Museum’u gezme fırsatı buldum.
        Kuran’da helak edilişi ve ibret için bedeninin korunacağı anlatılan firavunun fotoğraflarını bizzat kendim çektim”
        Yunus Suresi 90. 91. ve 92. Ayetler:

        “İsrailoğullarını denizden geçirdik. Firavun da, askerleriyle birlikte zulmetmek ve saldırmak üzere, derhal onları takibe koyuldu. Nihayet boğulmak üzere iken, “İsrailoğulları’nın iman ettiğinden başka hiçbir ilâh olmadığına inandım. Ben de müslümanlardanım.” dedi.
        Şimdi mi?! Oysa daha önce isyan etmiş ve bozgunculardan olmuştun.
        Biz de bugün bedenini, arkandan geleceklere ibret olman için, kurtaracağız. Çünkü insanlardan birçoğu âyetlerimizden gerçekten habersizdir.” evet haberimiz var ama Kuran ı kerimde dediği üzere gözler kör olmaz sineler körelir.

        SİZLERE ŞU TAVSİYEYİ YAPAYIM GEÇEN BİRİ Müslümanların savaşta ne kadar zulüm yaptığını yazdı ve ben ona ayetleri yazarak şu örneği verdim hocanın her yaptığı islamın emrettiği olmayabilir doktorun hastaya sigara içme demesiyle kendi içmesi gibi ilim ilim ilim önce öğren sonra konuş diyelim ki ben cinayet işledim Türkiye cinayet mi işlemiş oldu çok komik.
        ve o savaş ayetlerini yazayım yamukluk olmadığını görüp düşünüp sakınırsınız belki.. ve benim sizden beklentim yok (“Onlar, (kendi canları çekmesine rağmen) seve seve yiyeceği (yemeği) yoksula, yetime ve esire yedirirler. (Yedirdikleri kimselere şöyle derler): “Biz sırf Allah rızası için yediriyoruz. Sizden bir karşılık ve bir teşekkür beklemiyoruz..”) (İnsan su.76/8-9.)

        siz bana da sormayın kuranın türkcesini alın okuyun o benim yazdığım değil siz inanmamış olabilirsiniz ama bi okuyun

        “Ey iman edenler! Bir topluluk diğer bir toplulukla alay etmesin. Belki de onlar, kendilerinden daha iyidirler. Kadınlar da kadınları alaya almasınlar. Belki onlar kendilerinden daha iyidirler. Kendi kendinizi ayıplamayın, birbirinizi kötü lakaplarla çağırmayın. İmandan sora fâsıklık ne kötü bir isimdir! Kim de tevbe etmezse işte bu kimseler zalimlerdir.”

      • toro dedi ki:

        Sayın Yücel,

        Bakın size uzun uzadıya cevap vermekten imtina edecek kişilikte bir adam değilim!Herkes için ayırabileceğim zamanım var! Ama akıl ve ile bağlantılarını koparmış olduğunu anladıklarıma artık vakit ayırıp cevap yazmak içimden gelmiyor!

        Bakın yazınızı aşağıya doğru okurken rastladığım bir bölüm beni inanılmaz şekilde rahatsız etti! İnanmanın dozunu bu denli abartıp muhakeme yeteneğini kaybeden biriyle karşılaştığımda dehşete düşmekten kendimi alamıyorum!

        Bakın yazdığınız bölümü aynen kopyalayacağım ve eminim ki yazıyı okur okumaz benim verdiğim tepkiyi verecek bir sürü insan çıkacaktır!

        “Geçen hafta Londra’da British Museum’u gezme fırsatı buldum.
        Kuran’da helak edilişi ve ibret için bedeninin korunacağı anlatılan firavunun fotoğraflarını bizzat kendim çektim” sizden alıntı

        Bakın bu hikaye 1980 yılının başından itibaren bu ülkede dillendirilmeye başlandı! Her zaman ki gibi elinizdekine iliştirebileceğiniz bir malzeme arıyor ve sonra aha bak ayette bahsedilen budur diyorsunuz! Öncelikle 1900 lü yılların başında bulunan bir mumyanın hiç şahit olmadığınız bir olaydaki kahramana ait olduğunu nereden anladınız? Yüzü tanıdık mı geldi? Bir kere bu bahsedilen kişi olsa idi onu önce onun mağduru yahudilerin farketmesi sonra da onun vücudunu tanrının vaat ettiği şekilde ibreti alem için korumaları ve sergilemeleri gerekmezmiydi? Neyse koruyacağım denilen vücudun inka ve azteklerin MUMYALANMIŞ ve açık havada günümüze kadar ulaşmış olan cesetlerinden daha kötü br durumda olmasına hiç girmeyeceğim! Sadece sana şunu soracağım!

        600 lü yıllarda yaşayan herhangi bir arap hele de ortalamanın biraz üstünde olanı, komşuları olan mısırlıların firavunlarının cesetlerini binlerce yıldan beri MUMYALAYARAK sakladıklarından habersiz olabilirmiydi?

        Siz bu durumu bilen bir kişinin olayı;

        ”Biz de bugün bedenini, arkandan geleceklere ibret olman için, kurtaracağız. Çünkü insanlardan birçoğu âyetlerimizden gerçekten habersizdir.” Yunus,92-Diyanet

        yukarıdaki gibi anlatmasından yola çıkarak kendinizce gönlünüzü teskin edecek bir mucize arıyorsunuz! O cesedi görmüş olduğunuzu söylüyorsunuz, söylermisiniz o nasıl bir kurtarılma ki (tabi kurtarılmadan kasıt suda balıklara yem olmaya bırakılmama değilse) o vücudun yarıdan fazlası çürümüş? Siz o mumyaya hangi gözle baktınız? Ne yani tanrının kurtarma ile yüzyıllar boyunca saklayacağına inandığınız bir bedeni anca %50 oranında koruyabildiğinimi düşüneceğiz? Bahsettiğiniz tanrının gücü o vücudun ancak %50 sinimi korumaya yetmektedir? O halde inka ve azteklerin mumyalayıp açık alanda bu güne kadar muhafaza ettikleri mumyaları bir araştırın ya da yapmayın boşverin! Çünkü onların tanrılarının mumyalama da pardon kurtarmada daha başarılı olduğunu gördüğünüzde kafanız karışabilir!

        Ciddiyim sizi aklım, hafsalam almıyor! İnsanlığın binlerce yıllık akıl ve mantık mirasını züccaciye dükkanına giren fil misali darmadağın edip sonra beni sizinle dalga geçmekle suçluyorsunuz! Asıl ben sizi bu mirası yok saymaya çalışmakla suçlamalıyım!

      • yücel dedi ki:

        Toro ben Peygamber sabrının ulviyetini inanki tekrardan tasdik ettim sana anlatmaya çalışırken. baştaki metne cevap yazdım ve sen takıldın anlamadığını anladım yardımcı olmaya çalışıyorum. ve farkındamısın eleştirmekten başka yapacağın iş yok.
        Senin misalin bakar masada yemek var bunu kim koydu niye koydu düşüncesi yok. Bu var ben yemeliyim düşüncesi var.

        MESELA senin yaptığın iş ve hareketlerin diğer canlılar tarafından anlaşılamayacağı gibi bu senin acziyetin değil diğer mahlukatın acziyeti değilmidir? nasıl anlatırsın onlara?mesela bir kuş senin yaptığın hareketlerdeki mantığı kavrayabilirmi? onun kavrayamaması senin hareketlerinin anlamsız olduğunumu kanıtlar?

        o kadar uzun yazdım o delillerden en miniği olabilir nicesini yazmam mı gerekiyordu? sen oku sen araştır bırakma dedim. ben sana ne desem anlamazsın çünkü bir yer kütlesi var bir gök var ve ben düşüncesinden öteye geçemiyorsun. bilimin açıklayamadığı onca bilim adamının açıklayamadığı o kayaları yontmuş kavimlerin haberleri sana gelmedimi? bilim adına ne yapıldıysa sen hepsine malikmisin? görüyorsun cevabını veremezsin ve ben cevabını verebilirim sen ancak cevabıma muhalif kalırsın yorumun olamaz bütün hepsi bu. ve o Rahman elbette olduğu gibi vücudunu bırakmayada kadirdir sen yaratılışını unutuyorsun ve meleklerin gökten peyderpey inmesini kapı kapı olduğunda göğün işte o zaman sarhoş gibi kalacaksın bu böyle sanki o kavimlerin biraz önce eğlenen onlar değildi deniyor öyleya ama şu halde herşey açık açığa olsa herkes iman etmiş olurdu ve imtihan diye birşey olmazdı.Benim düşünceme bakarsan bu noktayı onaylayacağını düşünüyorum. Bekleyin bende bekleyenlerdenim. Bir sen kendini akıllı sanıyorsun.. sanki senin sorularının üzerinden ben ve milyonlarca kişi geçmedi neticesinde bilim sessiz.. yukarıda verdiğim misali düşünsen cevap bulabilirmisin bilemiyorum kuş gibi akılmı yürüteceksin acaba neyse benim sana diyeceğim birşey yok sen nede olsa herşeyi bildiğini iddia ediyorsun.

      • 1okuyucu dedi ki:

        toro;

        kendisine her türlü nimet sunulan, yaratıldığında meleklere secde ettirilerek tanrı katında ayrıcalıklı yere oturtulan bir varlık, bir yasak meyveyi sahip olduğu her şeye tercih edebiliyorsa, böyle bir ahmağa geri zekâlı denmezde nedir,

        Kurandaki yaratılış kıssası, ancak geri zekâlı bir varlığın yapabileceği bir figürü anlatıyor, yani Kurandaki yaratılış kıssasında, Kuranın tanrısı tarafından, insanın geri zekâlı bir varlık olduğu ispat ediliyor,

        üstüne üstlük bu geri zekâlı varlık yeryüzüne gönderilerek insan neslinin çoğalması sağlanıyor, yani bir geri zekâlıdan türediğimiz Kuranın tanrısı tarafından ispat edilmiş oluyor,

        özetle söylersek, Kurandaki yaratılış kıssasında anlatılan geri zekâlının, geri zekâlı olduğu Kuran tarafından tescil ediliyor,

        benim o mesajım ise bir kinayeden ibaret, Kurana inananlar, zaten Kuranın tanrısının bir geri zekâlıyla yola devam ettiğini kabul etmiş oluyorlar, alenen veya zımnen kabul etmiş oluyorlar,

        bunu sana insanoğlunun tipik bir özelliğiyle açıklayabilirim,

        biz, bize aptal diyenlere kızarız ama bizi aptal yerine koyanları baş tacı ederiz, (istisnalar kaideyi bozmaz)

        benzer şekilde biz, bize geri zekâlı diyenlere kızarız ama bizi geri zekâlı yerine koyanları baş tacı ederiz, (yine istisnalar kaideyi bozmaz)

        yani böyle bir garip huyumuz vardır,

        entellektüel geçinenlerin bile böyle martavallara nasıl inandığını soruyorsun,

        entellektüel geçinenler genellikle böyle martavallara inanmıyor, onlar din denen pastadan nemalanmanın peşindeler, toplum içerisinde beleşten kariyer edinmenin en kolay yoludur bu ve bunların hepsi tv ekranlarının birer gözdesidir,

        inanan entelektüeller ise 1400 sene önceki Arabın tanrı anlayışını yansıtan ve doğa yasalarını hiçe sayan anlatımları, itiraz eden, isyan eden veya yasak delen yaratıkların, Kuranın tanrısını hiçe sayarak nasıl madara ettiklerini göremeyecek kadar beyinleri yıkanmış kişiler,

        eğer bir tanrı, insanı yaratıp sınava tabi tutacaksa, bunu yarattığı çifti adına cennet denilen özel bir bölmeye alarak yasak meyveyi yedirmeye çalışarak yapmaz,

        insan neslinin çoğalmasını sağlayacak bir çifti doğrudan yeryüzüne göndererek, çoğalmaları sonucu meydana gelen topluluk konuşmayı öğrendikten sonra içlerinden biriyle kontak kurarak sınavı başlatır, yani sınav martavalındaki tanrı bunu düşünemeyecek kadar…

        ben Ademin durumunu şuna benzetiyorum, hani Hasan Sabbah, müritlerinin kendisine kayıtsız şartsız biat etmelerini sağlamak için onları önce bahçesinde çeşitli çiçeklerin olduğu saray benzeri bir mekânda, her türlü uyuşturucu, içki ve birbiriden güzel kadınların bulunduğu cenneti yaşattıktan sonra, bir sabah uyandıklarında kendilerini her türlü zevki tattıkları cennette bulamayınca, “eğer öldüğünüzde o cennete gitmek istiyorsanız benim emirlerime kayıtsız şartsız itaat edeceksiniz” denildiğinde, yaşamış oldukları cennetin hayaliyle gözünü kırpmadan ölüme giden koyunlara benzetiyorum,

        tanrıda Ademe önce cenneti yaşatmış, sonra cennetten kovarak, eğer cenneti istiyorsan emirlerime kayıtsız şartsız uyacaksın demiş,

        Ademde, çocuklarına yaşadığı cenneti ballandıra ballandıra anlatarak Hasan Sabbahın kâhyalığına soyunmuş,

        sohbet faslını biraz uzattım galiba, sadede gelirsek, onlar senin ne demek istediğini çok iyi anlıyorlar ama mantıklı cevap vermeye kalksalar imanları sakatlanacak, iki arada bir derede ezilip büzülürken, ezikliklerini gizlemek için seni küçümseme kolaycılığına kaçıyorlar,

        onların seni küçümsemeleri senin değerini düşürmez ama onlar sahip oldukları eziklik duygusuyla kıvranmaya devam ederler, resimdeki görüntüde bu zaten,

        o arkadaşla yazışmaya devam edip etmemen senin tercihin ama o arkadaş senle yazışmayı devam ettirmek isterse, bu bana “koyunun aptalı kasabın bıçağını yalarmış” Atasözünü hatırlatmaktan başka bir işe yaramaz.

      • toro dedi ki:

        Sayın 1okuyucu,

        Yazına şöyle bir ek yapayım!

        Kurandaki tanrının bir yer yedi tanede gök yaratmaya, o yeri dayayıp döşemeye, gökyüzünü kandillerle donatmaya, melekleri, şeytanı, cinleri ve insanları yaratmaya ve bir sınav tasarlamaya gücü var ama o sınavda kullanacağı ADEMİ dünyaya gönderip sınavı başlatmaya gücü yok! Bu sınavın dünyada başlayabilmesi için öncelikle adem ile eşinin o meyvayı yeyip cinselliklerini farketmesi gerekli! Ama onların aklına o ağacı kendisi soktuğu halde yemiyorlar! Sınav bir türlü başlatılamadığı içinde dünya boş boş duruyor ve yatırım her geçen gün itibariyle zarar yazıyor!İşte o zaman kudretli tanrının yardımına şeytan koşuyor! Onun sayesinde meyvayı yeyip tanrılarının kendilerini dünyaya gönderebilmesi için gerekli olan bahaneyi bulmasını sağlıyorlar! Sanırım onlar dünyaya sürülürken şeytan ve tanrısı birbirlerine gülümseyerek kocaman bir ”çak” yapmışlardır!

        Ve bence oyunculuk yeteneğiyla yaratılmış olan şeytan içine kendisinden de koyarak oynadığı isyancı rolü karşılığında emekliliğini garanti altına almıştır!

        Bu durumda kandırılarak mağdur edildiğini bir türlü kabul edemeyen adem ve nesli, hala şeytanın cennete giriş şifrelerini kimden aldığını kameralara yakalanmadan kendilerine nasıl ulaştığını anlamaya çalışmaktadır!

        Ama bence haksız da sayılmazlar! Bir insan kendisini aldatanın bizzat tanrısı olduğu gerçeğini nasıl kabul edebilir? Hadi etti bu gerçekle nasıl yaşayabilir? Sonuç itibariyle kaderine razı olup kıyamet gününü bekleyecek ve mümkünse tanrısıyla göz göze gelip o haşin gülümsemeye şahit olmamayı umut edecektir!

      • 1okuyucu dedi ki:

        toro;

        7 tane gök deyince aklıma Kuranın tanrısının suyun üzerindeki arşı geldi, birde tanrıya en çok yaklaşanın Muhammed olduğunu iddia ettikleri mirac hadisi geldi,

        hani şu cebrailin belli bir yerden ileriye gidemediği, Muhammedin yola tek başına devam ettiği hadis,

        bir insan düşün tanrının ta dibine kadar gelmiş, aralarında sadece bir perde var, perdeyi aralayıp baksa tanrıyı görecek, böyle bir şey belki de hayatı boyunca bu dünyadayken bir daha nasip olmayacak, insan tanrıyı görme fırsatını yakalarda tanrıyı görmemezlik edebilir mi?

        halbuki perdeyi aralayıp şöyle göz ucuyla tanrıyı da tahtını da, tahtını taşıyan 8 meleği de görebilirdi, yazık böyle bir şansı kaçırmış?

        bilirsin mirac hadisi, İslâm aleminde genel kabul görmüş sahih hadislerden biri,
        tanrıyla yapılan pazarlık sonucu 50 vakit namazın 5 vakte indirildiği anlatan bir hadis,

        bu hadisi, tv ekranlarında, kendi yorumlarını da katarak ballandıra ballandıra anlatanları görmüşsündür, hatta tanrının 50 vakit namazı 5 vakte indirerek kullarına karşı ne kadar merhametli olduğuna dair düzdükleri methiyeler tam bir yalakalık örneği…

        bilirsin ben olayları genellikle sebep sonuç ilişkisine göre yorumlarım, eğer pazarlık yapılmasaydı, bunun sonuçları ne olurdu diye kendime sorduğumda,

        eğer Musa Muhammedi uyarmasaydı, Muhammet tanrıyla pazarlık yapmayacağı için namaz 50 vakit olarak farz kılınacaktı, yani Müslümanlar ortalama olarak yaklaşık her 30 dakikada bir namaz kılacaklardı,

        2 namaz arasındaki sürede, camiye gidip gelmek, abdest almak, namaz kılmak için geçen zamanın yaklaşık olarak 10 dakika olduğunu varsayarsak, 2 namaz arası Müslümanların fırsat bulup çalışma uyuma, dinlenme, sosyal aktiviteler gibi eylemlerini her seferinde (50 defa) yaklaşık 20 dakikalık (30-10) bir zaman diliminde yapmaya çalışacaklardı,

        bu durumda Müslümanlar ne zaman çalışacak, ne zaman uyuyacak, ne zaman dinlenecek sorusunun cevap bulması gerekiyor,

        hadi diyelim gece düzenli şekilde uyumalarını sağlamak için toplam namaz süresini günde 16 saate indirdiğimizi varsayalım, bu durumda 2 namaz arası yaklaşık 20 dakika, çalışma, dinlenme, sosyal aktiviteler 50 defa 10 dakikalık zaman diliminde yapılmaya çalışılacaktı,

        bir Müslüman arkadaşla (iş arkadaşım) bunu tartıştığımızda, her namazda abdest alınmayacağını, abdest bozulduğu taktirde tazeleneceğini, camiye gidip gelmeden de bulunduğu yerde namaz kılınabileceğini öne sürerek günde 50 vakit namaz kılınacağını iddia ediyordu,

        kafa yapısı belli olan birini ikna etmeye çalışmanın abes olduğunu düşünerek, şu soruyu sordum, “o zaman Camilere gerek yok diyorsun yani?” hiç cevap vermeden, yüzü kızarmış bir şekilde pencereden dışarıya bakmaya başladı,

        halbuki toplulukla namaz kılmanın, hele en uzak camiye gidip gelmenin daha çok sevap kazandıracağını söyleyen biriydi, yani anlayacağın kaş yapayım derken kendi gözünü çıkarmıştı,

        bir tanrı, çalışmaya, uyumaya dinlenmeye, sosyal aktivitelere, (serbest meslek erbabının çalışma hayatındaki aktivitelerden söz etmiyorum bile) ihtiyaç duyacak şekilde yaratığı bir varlığın her türlü işini defalarca tekrarlanan kısa süreli zaman dilimlerine hapseder mi?

        bana göre, bir tanrının pazarlık öncesi, inanırlarına 50 vakit namazı farz kıldığını söylemek, tanrıyı geri zekâlı bir varlık yerine koymak, tanrının aklıyla alay etmek demektir,

        ben bu hadis’e inananların durumunu, Bilâl beye sormuştum ama cevap vermemişti,
        bu sohbet bahanesiyle, buradaki tartışmalara müdahil olan Müslüman arkadaşlara da sorayım,

        mirac hadisine inananların, Kuranın tanrısının katındaki durumu nedir?
        bir tanrıyla pazarlık yapılabilir mi?

        son soru sana gelsin, bu hadis’e inananlar, öteki tarafta tanrıyla göz göze gelmek istemeseler bile, onlara karşı tanrının yüz ifadesinde haşin bir gülümseme mi? veya haşin bir kükreme mi? olacak.

      • toro dedi ki:

        1 Okuyucu,

        Öncelikle miraç diye bir olayın olması Kurana göre mümkün değildir! Çünkü kuran peygamberinin ümmetine ondan önceki ümmetlerin aksine mucize göndermemiştir! Nedeni ise mucizelerin daha önce işe yaramamış olmasıdır! Hatta daha ileri giderek peygamberine inanırlarına ben sadece BEŞERİM demesini isteyerek mucizesiz bir inanma hali beklediğini açıkça söylemiştir!

        ”Dediler ki: “Ona Rabbinden mucizeler indirilseydi ya!” De ki: “Mucizeler ANCAK Allah katındadır ve ben ANCAK apaçık bir uyarıcıyım.”Ankebut,50-Diyanet

        Bu nedenle miraç olamaz! Eğer kendine peygamberim diyen oldu diyorsa, şeytan uzun uğraşlarının sonucunda kazanmış demektir!

        ”Onlar, sana vahyettiğimizden başkasını bize karşı uydurman için az kalsın seni ondan şaşırtacaklardı. (Eğer böyle yapabilselerdi) işte o zaman seni dost edinirlerdi.”İsra,73-Diyanet

        ”Eğer biz sana sebat vermiş olmasaydık az kalsın onlara biraz meyledecektin.” İsra,73-Diyanet

        ”Senden önce hiçbir resül ve nebi göndermedik ki, bir şey temenni ettiği zaman, ŞEYTAN onun bu temennisine dair vesvese vermiş olmasın. Ama Allah şeytanın vesvesesini giderir. Sonra Allah âyetlerini sağlamlaştırır. Allah hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.”Hac,52-Diyanet

        Bu arada ortaklar yine iş başındadır;

        ”Allah şeytanın verdiği bu vesveseyi, kalplerinde hastalık bulunanlar ile kalpleri katı olanlara bir imtihan vesilesi kılmak için böyle yapar. Hiç şüphesiz ki o zalimler derin bir ayrılık içindedirler.”Hac,53-Diyanet

        Soruna yanıtıma gelince,bence haşince güler. Çünkü bilir ki dünyada söylenmiş hiç bir Hadis’e inanma halinin şiddeti Ademi cennetten çıkarmak için oynanan oyuna inanma halinin şiddetini gölgeleyemez!

      • 1okuyucu dedi ki:

        toro;

        Kuranın tanısının mucizesiz bir inanma beklemesi, toplumun birebir şahit olmadığı mucizeler göndermesine engel değil, öyle ya görevi sadece tebliğden ibaret olan basit bir beşerin tanrı katındaki konumunu (önden ikinci?) belirlemek için sadece Muhammedin şahit olduğu bir mucize gerekiyordu,

        Kuranın tanrısının, mucize isteyen müşriklere, “göndersem de inanmazlar” diyerek, müşriklerin birebir tanık olacakları bir mucize gönderme gereği duymayacağı açıktır? Çünki Kuranın tanrısı daha önce gönderdiği mucizelere birebir tanık olmalarına rağmen inanmayanlarda hiçbir işe yaramadığını binlerce yıl sonra anlayabilmiş ve toplumun birebir şahit olacağı mucizeler göndermekten vazgeçmiş,

        düşünsene, Musanın tayfasına, Mısırdayken gönderdiği bir sürü mucizeye rağmen, Mısırdan ayrılırlarken denizi yararak, deniz tabanından yürüyerek karşı kıyıya geçmelerini sağlamasına rağmen, yiyecek bulamadıklarında gökten helva ve bıldırcın (veya her neyse) gönderen, hele son iki mucize, birebir tanık olanların gözlerine inanamayacakları kadar şaşkınlığa sevkedecek muhteşemlikte olmasına rağmen, Musanın 10 emri almak üzere aralarından 40 günlüğüne ayrılmasının ardından içlerinden mucizelere şahit olan bir kısım topluluğun putlara tapmaya başlamaları,

        oysa denizin yarılması mucizesi, firavun ve askerlerini bile hayrete düşürerek Musanın tanrısının gerçek olduğu anlamaları gerekirken, firavun ve askerlerinin hiç istifini bozmadan, hemde ortadan ikiye yarılmış deniz tabanından yürüyerek Yahudilerin peşlerinden gitmesi, üstelik “biz, ortasından ikiye yarılmış deniz tabanında nasıl yürüyebiliyoruz? diye kendilerine sormamaları, yani firavun ve askerlerin birebir şahit oldukları mucizeyi tınlamamaları?

        bir topluluğun birebir tanık oldukları mucizelerin, inananlar inanmayanlar açısından hiçbir değişikliğe sebep olmadığını, yani varlığını kanıtlamak için bir topluluğa gönderdiği mucizelerin hiçbir işe yaramadığını anlayan Kuranın tanrısı! haklı olarak müşriklere mucize göndermemiştir?

        o nedenle Kuranın tanrısının, birebir tanık olmasalar da inanacaklarından kesin emin olduğu Müslümanlara mucize göndermenin inandırma açısından daha kolay ve zahmetsiz olacağını anlamış olması! nedeniyle Müslümanlara mucize gönderme yolunu seçmiştir,

        çünki Muhammede inananlar, Muhammedin söylediklerini kayıtsız şartsız sorgulamadan kabul edecekleri için Muhammedin anlattığı şeylere itiraz etmeyi düşünmeyeceklerdir,

        yani Müslümanların, birebir tanık olmasalar da, Muhammede inanmalarının doğal bir sonucu olarak Kuranın tanrısının gönderdiği mirac mucizesini gözü kapalı kabul edecekleri açıktır, çünki mirac olayına inanmamaları, mirac ayetini reddetmeleri anlamına gelecektir, daha doğrusu kafir olacakları anlamına gelecektir, kendi kendilerine “cennet umuduyla yaşamak varken durduk yerde kafir olmanın ne anlamı var” diyecekler, hatta Kuranın tanrısıyla alay eden mirac hadisini bile sorgulamaktan çekineceklerdir,

        dolayısıyla Kuranın tanrısı, birebir tanık oldukları halde yinede inanmayanlara değilde, birebir tanık olmasalar da inanılacağını bildiği için sadece peygamberlerinin tanık olduğu mucizeleri göndermeyi tercih edecektir,

        zaten inanılma garantisi varken, inanılma garantisi olmayan mucizeleri pazarlamaya çalışmak akıl kârı değil,

        herhalde Kuranın tanrısı bunu daha önce niye düşünemedim diyerek kendine kızıyordur şimdi,

        vesvese meslesine gelince, demek Kuranın tanrısı peygamberlerin kafirlere meyletmemesi için şeytanın vesvesesinden korumak, şeytanın vesvesesini gidermek için çabalamış durmuş,

        demek Kuranın tanrısı şeytanın vesvesesini gidermemiş olsa peygamberlerde sapıtacakmış, şeytan ayetlerine itibar edecekmiş,

        kalplerinde eğrilik olanları doğru yola sevk etmek amacıyla gönderilen bir kitabın tanrısı nasıl olurda kalplerinde doğruluk olanları şeytanın vesvesesinden korumaya çalışırda, kalplerinde eğrilik olanların kalp gözlerini, kulaklarını kapatır, şeytanın vesvesesinden korumaz,

        demek bizim Kuranın tanrısına inanmamamızın nedeni, Kuranın tanrısının şeytanı üzerimize musallat etmesiymiş,

        inananları şeytandan koruyor, inanmayanlara şeytanı musallat ediyor, ondan sonrada bunu sınav için yaptım diyor,

        gerçekten bu ikili çok harika!

        ne diyelim, gazaları mübarek olsun, bu durumda bizim elimizden haşince tebessüm etmekten başka bir şey gelmiyor?

  7. 1okuyucu dedi ki:

    toro;

    “””Diyelim ki bu testin sonucunda tanrı bunların birinden bir nesil çoğaltmak istedi! AKILLIYI mı kullanır GERİ ZEKALI yı mı? (senden alıntı)

    bu sorunun cevabını bende merak ettim, gelecek cevabı beklerken kendi cevabımı söyleyeyim dedim, sen yinede bu cevabımı bir kenarda tut, cevap beklediklerinin cevabını bekle,

    bence tanrı, anlattığı yaratılış masalına inandıracak birilerini bulabilmek için geri zekâlı olanla insan neslini çoğaltır.

  8. AVNİ dedi ki:

    Sn yücel
    Londra’da British Museum mumyayla ilgili olarak yetkililerin açıklaması aşağıdaki gibidir;
    O tarihte British Museum yetkilileriyle ayaküstü yapmış olduğum sohbette kendilerine malûm cesetle ilgili söylentileri anlattığımda, gülerek bana şu karşılığı vermişlerdi: ´Müze envanterimizde bunlardan en az on-on beş tane daha kayıtlı. Hepsi de aynı bölgede ve İngiliz arkeologlarca bulunmuş doğal mumyalar. Ne yani, bunların hepsi mi firavun, hepsi mi dinsel mucize? Eğer bu adam kutsal kitaplarda anlatılan firavun olsaydı, onu zaten Müslümanlardan önce Musevîler kutsal bir ziyaretgâh noktası ilan ederlerdi!´

    Detaylar için http://www.haber7.com/teknoloji/haber/122648-firavun-cesedi-efsanesi-de-fos-cikti
    bu sayfayı okuyabilirsin.

    • yücel dedi ki:

      elbette bu mümkün olabilir avni. bunun böyle olması benim bütün yazdıklarımın algı olduğu anlamınamı geliyor bütününü değerlendirmeni tavsiye ederim objektif olarak.

      korkarım bir daire etrafında dönüyorsunuz.
      bilimin açıklayamadığı yontulan büyük mimari yapılar vb olduğu gibi bütün bunların ne olduğunu yok sayalım tamam.Bu dünya uzay ay ve güneş sistemini ilimle keşfettik akıl ediyoruz yani. herşeyi bilim açıklayacak kadar kapsayıcı mı?
      ve uzay bilimi örneğin zamanla nereye kadar genişler peki ya mikro biyoloji.
      Dinin emrettiği ilim hem verilen hem öğrenilmesi gereken bir kavram olarak çıkıyor karşımıza. Ve birçok sorular ..
      bende beni kim yarattı anne babam onları onları derken (çünkü toplumun bu kalıplarına uymak en doğru olmadığını düşünüyorum dini düşünce olarakda)
      bu sorular iddialara ulaştırdı beni soruların cevapları dinlerde bildiğiniz gibi çoktur ve başladım okumaya Kuran ı kerim böyle bir yaratılışı iddia ediyor Allah CC varsaydım …emirleri okudukca herşey bunu doğrular nitelikteydi.herşeyin doğru yazması elbette yetmezdi herkes kendi kurgusuna kendisini bir film gibi inandırabilirdi değerlendirdim. misallerle ve nasıl tarih kitaplarından ibret alırsınız ve hiçbir yamukluğun olmadığını Elhamdülillah nasib oldu keşfettim iddia olarak nitelendirdiğim başlangıç noktasını bu son nokta tamamen onaylıyordu.(simyacı kitabını okuduysanız ondaki gibi bu misal başlangıç sonun başı misali gibi)
      insanın duygularının nasıl şekillendiğini ve sinelerin nasıl körleştiğini yahut aydınlandığını.Biliyorum inanmayana bayağı geliyordur. İnsan herşeyin doğru olanını istemediğini ve aşırıya gittikçe gideceğini tahmin edebilirsiniz ve önceki yazıları okuduysanız

      geri zekalılık bence ahirete inanmadığı halde kendini ahlaken terbiyede uğraşan ,her sevgiliyi yatağa atmayan yokula sadaka vermeyendir çünkü bunlar bizden eksilir bizler bunları severiz bizler nasıl teskin oluruz kanun bize yetermi?

      Neden birsürü uydurma din var? bir aşk gibi bu bir ihtiyaç değilmi? yahut o ihtiyaç neden ileri geliyor? arama ihtiyacı neden?
      Beni babammı yarattı öyleyse neden onun düşüncesiyle benimkisi tamamen farklı? ve onu kim nasıl yarattı?
      matematikçi deha Pascal neden sonunda kendisini dine adadı aman sakın…. bu adam belki sonra dönmüştür bütün yazımı mahvetmesin siz bunu yok hükmünde sayın.

      Kuran ı kerim de de hep görmediği halde rahman dan korkanları sakındırırsın diyor
      bu şart ve akıl edene herşey delil diyor hatta yaşlı Hz. İbrahim Aleyhisselama elçiler oğul müjdeleyince nasıl olur deyince üzerindeki nimetlere şaşırmıyorsunda bunamı şaşıyorsun diyorlar. Ve bu gaybdan haber veriyorum öğüt alın ve gaybı bilirim ona göre hareket edin diye bizi uyaran dönüş bana diyen Allah. ashabı kehf kıssasını okuyun ve sinelerin kendini nasıl açığa çıkardığını göreceksiniz inşallah

      • yücel dedi ki:

        toro çalışıyorum müsait olunca cevabını yazıcam. (Onlar seni yalanlamaya çalışmak için dinler ayeti geldi aklıma tuhaf) sana laf anlatayım derken baya ben teskin oldum

      • toro dedi ki:

        Sayın Yücel,

        Demişsiniz ki;

        ”Neden birsürü uydurma din var?”

        İzninizle sorunuzu biraz daha geliştirmek istiyorum!

        Neden sayıları binleri bulan dinlere inananların geneli, kendi dinleri haricinde inanılan diğer dinlerin uydurma olduğunu iddia eder?

        Ya da şöyle yapalım, herhangi bir dine inanıyorum diyen birisinin aynı zamanda inandığı dinin uydurma olduğunu da söylemesi mümkünmüdür?

        Ettiğiniz her kelamı, insanlığın ortak akıl ve mantık mirasından düşüyorum!

  9. Azmi dedi ki:

    Dediler ki : Öncekilerin masallarıdır bu.Birilerine yazdırdı ona O ona sabah akşam birileri tarafından yazdırılıyor (Furkan,42/25,5)
    Ey İman edenler ! Siz kendinizi düzeltmeye bakın! Siz,doğru yolda oldukça Sapmış olan size zarar veremez ! (Maide,110/5,105)

  10. veysi dedi ki:

    arkadaşlar
    adım veysi elhamdulüllah müslümanız bunu kabul etmıyenler enınde sonunda bır gun öğrenecekler ve insan oğlu bunu anlayacaktır dıye dusunuyorum şunu bılıyorumkı baki olan hiç bır şey yok zamını geldığınde bunu herkes gorecek kısaca bazı şeyler olup bıtıkten sonra son pişmanlığın faydasının olmayacağını herkesın bılmesı lazım açıkça belirtılmıstır değerlı kardesım avnı azmı yucel sızede teşekür ederım çümkü bu hep olacaktır bızde üstumüze dusen gorevı yapmamız lazım dıye anlatmakla mukelf olduğumuzu bılıyorum toro sana söyle soyleyım allah sana akıl fıkır versın gun gelırde doğru yolu bulmanı umarım

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s