TEKAMÜL ve REENKARNASYON

Tekamül, sözcük anlamıyla gelişme, olgunlaşma, evrim anlamına gelmekte olup, ezoterik öğretilerde ruhun gelişimi, olgunlaşması anlamında kullanılır. Tekamülün hedefinde kemale ermek, kamil insan olmak vardır. Kamil insan, ideal insan demektir. İnsanlığın en yüksek mertebesidir. Tasavvuftaki tanımıyla ruhsal anlamda tanrılaşmaktır. Yani, aklın zincirlerinden kurtulup  özgürleşmesi, tam bir iradeye sahip olunması, karakteristik yapının mükemmelleşmesidir. Evrensel insan modeline ulaşılmasıdır.

 

Kamil insan

Kamil insan her yönüyle ideal ve örnek insandır.
Bilgisi, idraki ve aklı son derece gelişmiştir.
Tüm zincirlerinden kurtulmuş, tabularını yıkmıştır.
Hiç kimseyi aşağılamaz, insanlar arasında ayrım yapmaz.
Almadan verir, sevilmeden sever.
Boş konuşmaz, sözü öz ve gerçektir.
Eline, beline ve diline hakimdir.
Sonsuz hoşgörü ve tevazu sahibidir.
İbadeti şekilde değil bilinçte ve yaşam tarzındadır.
Zenginlikten mağrur olmaz. Fakirlikten hicap duymaz.
Doğal sirküleyi hisseder, tabiatla bir ahenktir ve an’da yaşar.
Her nefes alışından mutluluk duyar.
Olmakta olan her şeyin bütünün yararına olduğunu bilir.
Kainatın ahengini her yerde, her şeyde ve her an gören, hisseden, yaşayan kişi’dir.
Ben’den ve bencillikten uzaktır. O nefsine değil, nefsi ona tutsaktır.
Cimrilik, hırs, haset, alay, kibir, yalan, riya, şehvet, şöhret, gaflet, gazap gibi çirkin karakterlerden kendini arındırmıştır.
İnsanlar arasında saygıyı, dostluğu ve dayanışmayı sağlamaya çabalar.
Her türlü şiddete, zulme ve işkenceye karşıdır.
Kul hakkının yenmesine, hırsızlığa, sömürüye karşı durur.
Barışı, adaleti, sevgiyi, mutluluk ve huzuru inşa için çalışır.
Önemsediklerinin en başında yaşama hakkı gelir.
Yaşayan her varlığa sevgi duyar.
Ölüm korkusunu yenmiştir, ölüme yeni bir yaşama geçiş gözüyle bakar.

Bir varlığın bu mertebeye ulaşabilmesi için dünyada olduğu gibi bütün kainatta geçireceği sayısız tekamül merhaleleri vardır. İşte bu merhalelerin dünyada geçen kısmına reenkarnasyon denir.

Reenkarnasyon:

Enkarne: Ete (bedene) girmek,

Reenkarnasyon: Tekrar ete (bedene) girmek,

Basit olarak anlatıldığında reankarnasyon (tekrar doğuş, tekrar bedenlenme, ruh gezisi) ruhun, doğum ve ölüm sirkülasyonu sayesinde tekrar tekrar insancıl varoluşa geçmesi anlamına gelir.

Amaç sonsuz tekamüle ulaşmaktır.

Bütün büyük dinler ve dünya görüşlerinin öğretilerinde bu sirkülasyonun, yani ruhsal boyuttan materyal boyuta ve tekrar ruhsal boyuta geçmenin, gerekli olduğunda yatar.

Ruhun öğrenmek zorunda olduğu tüm dersler ve görevler bittiğinde, yani tekamülü tamamlandığında ancak bu sirkülasyon sona erer ve ruh sonsuzlukta yerini bulur.

Her ruhun amacı o büyük tekliğe, bütünlüğe dönüştür. Burada artık iyiyi veya kötüyü, siyahı ve beyazı, karanlığı ve aydınlığı birbirinden ayıran tezatlık kuralı geçerli değildir.

Mevlana şöyle der: Kaynağından kopan herşey, kaynağıyla birleşmeyi arzular.

Reenkarnasyon anlayışına göre yaşam bir okuldur ve bu okulda her insan ayrı bir sınıfta dersini öğrenmeye çalışır. Tekâmül etmek için dünyaya doğan ruh, dünya üzerinde bilgi ve tecrübesini arttırmak için bir beden kullanır. Fakat bu bilgi ve tecrübe tek bir hayatta öğrenilemez çünkü buna zamanı ve enerjisi yetmez. Bu yüzden reenkarnasyonlarla insana yeni imkanlar sağlanır, tekâmül hızlandırılır. Hayatımızda yaşadığımız krizler, zorluklar birer sınavdır. Ve eğer kendimiz üzerinde çalışır ve bu sınavları aşarsak, hedefimize ulaşmış oluruz.

Dünyada adalet reenkarnasyonla sağlanır

Dünyada insana verilen zenginlik, sağlık güzellik, kısa ömür, fakirlik, hastalık, çirkinlik gibi değerler, ruhun bilgi ve tecrübesini arttırmaya yarayan vasıtalar olup, hepsi dünyada kalacak olan göreceli değerlerdir. Kişisel hayattan, aile hayatından itibaren insan hayatı bütünüyle birbirinden farklıdır: İnsanların bilgi düzeyleri, yaşadıkları zaman ve mekan, sahip oldukları yetenek ve olanaklar farklıdır. Bunun yanında kimi insan çocukluğunda yaşamını kaybeder. Kimisi sakat doğar, kimisi kronik bir hastalıkla yaşar. Kimisi ezer, kimisi ezilir. Kimisi hayatını hapislerde geçirir. Kimisi öldürülür, kimisi işkencelere, zulümlere uğrar. Reenkarnasyon sayesinde her canlı eşit yaşam şartlarına sahip olur.

Platon’a göre reenkarnasyon iki türde varolur:

1-      Seçim sistemi: Buna göre ruh eski yaşamındaki eylemlerine uyacak bir hayvan veya insan bedeni seçer. Yani ruh yaşam koşullarını önceden seçmiş ve böylece kaderini belirlemiş olur.

2-      Denge sistemi: Burada yeni yaşam tamamen eski yaşama bağlıdır. Eski yaşamda yapılan hataların acısı yeni yaşamda çekilir. Örneğin zenginken fakiri horlayan birisi yeni yaşamında fakirin durumuna düşebilir ve onun çekmiş olduğu acıların aynısını yaşar.

Bu iki sistemde de anlatılmak istenen şu anki yaşamın bir sonraki yaşamı etkilediği veya etkileyebileceğidir. Her koşul bütün kullara eşit bir sistemde sunulur. Bu yaşam şartlarını nasıl değerlendiğimize göre bir sınav yaşanacaktır.

Ve tabii ki bu bir takım sonuçları yaratacaktır.
Bizim hayatı nasıl yorumladığımız gelişimimizi sağlayacaktır. Ruhsal varlığımız en üst olgunluk seviyesine çıktığında var oluş süreci bitecektir.

Tenasüh

Reenkarnasyon ve tenasüh kavramları, aynı ilkeleri içerdikleri sanılarak birbirleriyle sık sık karıştırılmaktadır. Oysa bu iki kavram arasında çok temel farklılıklar bulunmaktadır.

Bu temel farklar şöyle açıklanır:

  • Tenasüh inanışında ruhların sürekli olarak tekrar bedenlenmesi ilkesi bulunmakla birlikte, deneysel spiritüalizmin reenkarnasyon kavramındaki ruhsal tekamül ilkesi bulunmaz. Oysa reenkarnasyon kavramında ruhsal tekamül ilkesi vardır; yani ruhların dünyada bedenlenmeleri tekamülleri içindir.
  • Tenasüh inanışı, ruhların dünyaya gelip gitmelerini ceza ve ödül düalitesine dayandırır. Deneysel ruhçuların reenkarnasyon kavramında ise varlığın cezalandırılması veya ödüllendirilmesi gibi şeyler sözkonusu değildir. Reenkarnasyonizme göre, dünya yaşamı, yapılmış hataların intikamının alınması için oluşturulmuş olamaz. Kısaca, insan dünyaya bir önceki yaşamında neden başarılı olamadığının hesabını vermek için değil, gelişmek için gelir. Bir insan ruhunun bir sonraki yaşamında dünyaya geleceği beden onun tekamül gereksinimlerine ve nedensellik kuralına göre belirlenir.
  • Tenasüh inanışına göre, bir insan ruhu ceza aldığı takdirde bir sonraki bedenlenmesinde dünyaya bir hayvan bedeninde gelebilir. Reenkarnasyon kavramına göreyse tekamülde geri dönüş, yani gerileme yoktur; zaten bir hayvan bedeni bir insan ruhunun gelişim gereksinimleri için yeterli olamaz.

Bilimsel Araştırmalar

Reenkarnasyon inancının binlerce yıllık bir geçmişi olduğuna inanılıyor. Bugün daha çok Doğu kültüründe yaygın olduğu bilinse de Batı tarihinde ilk kez Pisagor ve Platon gibi bazı antik Yunan düşünürleri tarafından dile getirilmiş olan “ruh göçü” reenkarnasyon, aslında eski Mısır, Kelt, Maya ve İnka uygarlıkları gibi birçok uygarlıkta bilinen ve kabul görmüş olan bir kavram.

Reenkarnasyon günümüzde en çok Hindular ve Budistler arasında yaygın bir inanış biçimi. Din uzmanları ise dünya çapında 1.25 milyarın üzerinde insanın reenkarnasyon inancına sahip olduğunu tahmin ediyor. Öte yandan bu inanış bilim dünyasının da ikiye bölünmesine neden olmuş durumda. Birçok bilim adamı reenkarnasyonu mantık dışı ve hatta “saçma” bulurken, kimileri de reenkarnasyonun varlığını bilimsel olarak kanıtlayabilmek için araştırmalarını azimle sürdürüyor.

Bu araştırmacıların başında Virginia Üniversitesi’nden Prof. Ian Stevenson geliyor.

Prof. Stevenson yaşamının40 yılını, geçmiş yaşamlarını hatırlıyor gibi görünen çocukları incelemeye ayırmış. Yaklaşık 1000 çocuk üzerinde incelemelerde bulunmuş. İncelediği vakaların sayısı 2002 yılında 2000’i aşmış. Prof. Stevenson her vakada çocukların raporlarını metotlu olarak belgelemiş. Böylece, çocukların anlattıkları ile ölen kişilere ait olguların paralellik göstermekte olduğunu doğrulamayı başarmış. Aynı zamanda sözkonusu ölen kişilerde ölüm ve yaralanmaya yol açmış yara izlerinin sözkonusu çocuklarda doğum işareti ve doğum kusuru olarak belirmiş olduğunu, otopsi fotoğrafları gibi tıbbi kayıtlarla doğrulamış.

Prof. Stevenson’un yardımcılarıyla bilimsel anlamda son derece titiz bir şekilde incelediği bu vakalarda, geçmiş yaşamlarını (reenkarnasyonlarını) hatırladıklarını söyleyen bütün çocukların iddialarının araştırıldığı ve hepsinin doğrulandığı öne sürülüyor.

Ölümden sonra yaşamın devam ettiğine dair inanışlar içinde reenkarnasyon en eski inanç. Daha tek tanrılı dinler ve cennet-cehennem inancı ortada yokken ruh göçüne inanıyor insanlar. Günümüzde modernleştirilmiş reenkarnasyon inancı ile de cennet inancına meydan okuyor. Bu açıdan iki büyük avantaja sahip. Cennete gidip gelen ve anlatan yok ama, bir önceki yaşamını anlatan insan çok. Bu açıdan inandırıcılığı çok daha fazla. Bunun yanında reenkarnasyonla gerçek adaletin sağlanıyor olması, insanları daha fazla kendine çekiyor. Cennet-cehennem inancında ise adalet kavramı yoğun olarak tartışılıyor. Yaşı küçükken ölen bir çocuğun cennete gitmesine bir itimas gözüyle bakılıyor. Ayrıca dünya nimetlerinden ve fırsatlarından eşit olarak faydalanamamak kabul edilemiyor.  Yani, dinlerin adaletsiz tanrısı yerine, sadece insanlara değil, tüm varlıklara karşı adil bir tanrı anlayışı ortaya konuluyor.

Reenkarnasyon inancı cennet-cehennem inancındaki dinler içinden de inanır bulabiliyor. Müslüman, Hristiyan ve Museviler içinde de çok sayıda bu inanca sahip olanlar var. Müslüman olduğunu söyleyen bir insan aynı zamanda reenkarnasyonu da savunuyor. Cennetin en son aşama olduğuna inanıyor. Hatta Kur’an’da reenkarnasyonu işaret eden ayetler olduğu öne sürülüyor. Yaşar Nuri Öztürk ve Süleyman Ateş gibi İslamcılar tarafından da bu iddialar kesin olarak reddedilmiyor. Buna karşın İslamcıların çoğu tarafından aşağıdaki ayetin açık olarak dünyaya dönüşü reddettiği öne sürülür:

Müminun / 99-100. Nihayet onlardan birine ölüm gelince: “Rabbim! Beni dünyaya geri gönderiniz ki, terk ettiğim dünyada salih bir amel yapayım” der. Hayır! bu sadece onun söylediği boş bir sözden ibarettir. Onların arkasında, tekrar dirilecekleri güne kadar bir berzah vardır.

Fakat bu ayet aynı kimlikte, aynı bedende dünyaya dönüşten bahseder ve bunu reddeder. Reenkarnasyonda da aynı kimlik ve bedende dönüş yoktur. Buna karşın Bakara-28 ayetinin reenkarnasyonu işaret ettiği ileri sürülür.

Bakara-28. Nasıl oluyor da Allah’ı inkâr ediyorsunuz? Oysa ölü iken sizi O diriltti; sonra sizi yine öldürecek, yine diriltecektir ve sonra O’na döndürüleceksiniz.

Bu ayetten medet uman müslüman reenkarnasyoncular da yanılıyor. Çünkü ayette sözedilen insana cansızken can verilmesi, ve ölümden sonra diriltilmesidir. Tekrar tekrar yaşamdan bahsedilmez.

Reklamlar
Bu yazı Felsefe içinde yayınlandı ve , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

TEKAMÜL ve REENKARNASYON için 43 cevap

  1. azim dedi ki:

    iyi de göçen ruh.
    bilgileri hatırlamamızı sağlayan ise beyin!
    beyin göçmüyor, ruh göçüyor.

    sen önce ruh geçiyor de sonra da geçmiş yaşamımı hatırlıyorum de.
    böyle bir durum olsa kimsenin eski yaşamını hatırlamaması gerekir ki kimi reenkarnasyona inanlar buna inanır.
    diğer türlü mümkün gözükmüyor.

    saygılar

    • Ferda Yamanoğlu dedi ki:

      Şura-30(Başınıza gelen bir musibet ellerinizle kazandıklarınız yüzündendir.Bununla beraber ALLAH çoğunu affeder.)
      Nisa-79(Sana gelen her iyilik ALLAH’tandır,sana ne kötülük(musibet) dokunursa kendindendir.)
      Bu ayetler karşısında insanlar,kör veya sakat doğanların ne suçu olduğunu soruyor?
      Tabiki ,önceki hayatlarında yaptıkları günahları sebebiyle.Ancak,bu musibetler insanlara zulmetmek için verilmez.
      Secde-21(Belki yollarından dönerler diye,andolsun onlara büyük azaptan önce Dünya azabını tattırırız.)
      Aklını kullananlar,başlarına bir musibet geldiğinde günahlarının farkına vararak,onlardan vazgeçer.Paraya tapan ve haram yiyen bir kişi çok sevdiği eşini yada çocuğunu kaybedince,paranın değersizliğini anlar.
      Sakat doğanlarda’da durum böyledir.Akıl,önceki hayatını ve günahlarını hatırlamaz ama bilinçaltı dediğimiz ruh bilinci hatırlar.Sakatlığı nedeniyle acı çekerek ruhunu olgunlaştırır.
      Zaten yaşamış olsaydı,o musibet ona gelecekti.Hesap defterleri henüz açılmamış ölen çocuklarda yeniden bedenlenir.
      Birde ruhlarının olgunlaşması mümkün olmayanlar vardır.Bunlar bin kerede Dünyaya gelseler olgunlaşamazlar.Yani yeniden bedenlenemezler.
      Furkan-44(Yoksa sen onların çoğunun duyduğunu ve akıl ettiğinimi sanıyorsun?Onlar ancak hayvan gibidirler,belki yolca daha sapıktırlar.)
      Muminınun-99(Nihayet onlardan birine ölüm gelip çattığında,Rabbim beni lütfen geri(Dünyaya) gönder.
      Muminun-100(Ta ki boşa geçirdiğim Dünyada iyi işler yapayım.Hayır,onun söylediği boş sözdür.Onların gerisindeyse yeniden dirilecekleri güne kadar berzah(engel) vardır.
      Mumin-11(Rabbimiz,bizi iki kere öldürdün,iki kere dirilttin,böylece günahlarımızı itiraf ettik.
      Artık burdan(Cehennemden) çıkmaya bir yol varmı?
      Yeniden bedenlenmeye karşı çıkan müslümanlar bu ayetleri göstererek yeniden ,bedenlenmenin olmadığını söylerler.
      Ruhlarının olgunlaşması yarım kalmış olarak ölen iyi insanlar içinse, Kuranda bir ayet mevcuttur.
      Bakara-243(Görmedinmi o kimseleri ki binlerce kişiyken ölüm korkusuyla yurtlarından çıktılar.ALLAH’da onlara ölün,dedi,sonra bir hayat verdi.
      Şüphesiz ALLAH insanlara karşı lütuf sahibidir.Fakat insanların çoğu şükretmez.)
      Budizm’deyse bütün insanlar yüzlerce kere bedenlenir.Tabiki bu mantıksız bir durumdur.
      Okuldaki sınavlarda bile ,öğrencilere yüzlerce kere hak tanınmaz.

  2. arci dedi ki:

    SAYIN PANTE;
    TEKAMÜL ve REENKARNASYON HAKKINDAKİ YAZINIZI ÇOK BEĞENDİM,GÜZEL AÇIKLAMA OLMUŞ

  3. parmis dedi ki:

    aslında bazı sitelerde takip etmiştim yazılarınızı ama burada daha derli toplu çok yaralanacağımdan ve okumak için iyi bir kaynak bulduğumdan eminim ellerinize sağlık Sayın Pante.
    parmis

  4. Can dedi ki:

    Ben bir ateistim.Ancak gerçekten hat sahfada etkileyici, daha önce bu yollardan geçmiş biri olmsaydım bu konuda ilerlemek istemem kaçınılmazdı.
    Gerçekten insanları kandırabilirsiniz

  5. yusuf a. dedi ki:

    tebrikler,katılıyorum…

  6. a.birisi dedi ki:

    Şimdi ölünce dünyaya bidaha gelmicez mi demek bu hadiya sallamayın….

  7. sevginin ışığı dedi ki:

    Ben de izninle sayın Pante, yeniden bedenlenmeye biraz ekleme yapayım belki daha anlaşılır olur umuduyla…

    Evrendeki her şeyin enerji olduğunu tasavvur edersek, bu sadece gözümüzle görüyoruz dediğimiz şeyleri kapsamaz. İstekler de düşünceler de, arzuları da kapsar. Onların da enerjisel anlamda bir hacimleri vardır, yaratıldıkları andan itibaren bir enerji formu haline gelirler… Ve bu enerji formu, ya da tohumu, bir kere bizim enerjetik sistemimize ekilirse, orada ağaç gibi kök salmaya başlar. Önemle belirteyim, bizim özümüz olan ve ruh dediğimiz şey bu enerjetik sistem değil. Fakat bedenin bu enerjetik sistemi, ruhun üzerinde bir askı gibi duruyor ve arzu tohumları çözülmedikleri sürece de ruhun kaynağına dönmesini engelliyor…Daha açık anlatmaya çalışayım: Ruh bu dünyada bedenlendi ve mesela karşı cinse karşı şehveti bir arzusu oluştu diyelim. Artık bu arzu tohumunun çözülmesinin tek yolu var. Onun boşluğunu ve hapisliğini idrak etmek. Bunun da iki yolu var: ya o arzuyu sonuna kadar yaşarsınız ve sonunda görürsünüz elinize hiçbir şey geçmediğinin. Ya da bir peygambere inanırsınız ve bunu kendinize yasak edersiniz… Ondan sonra da bir an gelir o şehvet, asıl kaynağı olan aşka dönüşür…

    **Yeniden bedenlenmeyi savunanların iki tür görüşü var gördüğüm kadarıyla:
    *1)Ruh her tür tecrübeyi yapmak için yeniden bedenleniyordur. Yani karanlıktan geçiyor ki kendisinin ışık olduğunu idrak edebilsin. Kaynağa dönüldüğünde, yani yine her şey tek olduğunda, bu sefer artık ortada kendinin bilincinde olan bir tek olacak
    *2)Ruh yaratım sürecinde kendini yarattıklarının içinde kaybetmiştir. Yani kendini yarattıkları ile özdeşleştirmiştir. Sinema filmini izlerken kendini filmin içinde kaybetmek gibi.. Arzularının içinde hapsolmuştur böylece. Bu yüzden de yeniden bedenlenir durur, ta ki özünü tekrar farkedinceye kadar…
    Sevgiler

  8. serkan dedi ki:

    İnsan ve dünya hayatının anlamı üzerine yazılmış en iyi yazılardan birinin linkini aşağıda veriyorum.Deizm ve negatif ateizm’in kıyılarında yürüyen bir insan olarak Elhamdülillah Rabbim bana doğru yolu yani hakikati göstererek karanlıklardan aydınlığa çıkardı.(Bakara 213 bunun en somut örneğidir).Dileyen Rabbine bir yol tutup benliğini arındırarak Hakikate ulaşır..
    Burada amacım ne bir kimsenin reklamını yapmak ne de propaganda yapmaktır.Benim gibi hakikati arayan ve biryerde tıkanıp kalanlar için bir vesile olabilir..Tabiki Rabbimizin izniyle,Elhamdülillah..
    Sevgiyle kalın.. Selam ile..

    http://www.temizfikir.com/?p=807

    • elevation dedi ki:

      Vay efsane geri dönmüş 🙂 Nerdesin lan kerata, kaç zamandır yoktun eğlendirmiyordu kimse bizi. 🙂

      Verdiğin linkle anında Charles Darwin’in evrim kuramı çürür yani, İki dakkada imana geldim. 🙂 Yüzlerce bilim kuruluşunun onayladığı evrim teorisi vs. üstteki link. Karar sizin.

    • bilal dedi ki:

      Sayın Serkan kardeşim,bu durumunuza çok sevindim,Allah’a şükürler olsun.Hakikatleri ve hidayeti bulmaya çalışan her insana yüce Allah hidayeti verir.Yüce Allah hepimize ve bü-
      tün insanlığa hidayeti,dünya ve ahiret mutluluğunu nasip etsin..Amin..Saygı ve selam ile..

    • MaMaLi dedi ki:

      serkan!linkin neden benim sorularıma cevap veremedi?2 defa okudum,yok bir şey,peki sen,darwin’in türlerin kökenini okudunmu?kısaca şu!Biz kimzi?14 milyar yıllık evren,4.5 milyar yıllık dünya, evet cidden biz kimiz?ne allah cılar nede allahsızlar henüz cevaplayamadı;üzgünüm.Agnostliğim halen çok kuvetle beni,aklıma teslim ediyor.

  9. serkan dedi ki:

    Kestane geri döndü 🙂 Eyvallah..Maşaallah 70 sayfalık yazıyı bir çırpıda okuyarak evrim teorisi ile kıyaslama yaptın,bravo sana..Kal sağlıcakla ne diyeyim 🙂

    • elevation dedi ki:

      Bence sen bu kitaplardan önce Darwin’in Türlerin Kökeni, Seksüel Seçme ve İnsanın Türeyişi adlı kitaplarını oku. Bu üç eser evrim konusunda temel teşkil ediyor. Onur Yayınları basmıştı, başka yayınevleride var Türkçe basımını yapan, internetten bulabilirsin.

      Evrim Kuramı böyle senin verdiğin türden kitap linkleriyle çürüyecek bir kuram değil. 200 senedir sayısız bilim kuruluşu ve moleküler biyoloğun genetikçinin onayladığı bir teoridir. Çürüyecek türden bir şey değildir. Einstein’ın görelelik kuramını çürütmeye çalışmak kadar komiktir.

  10. serkan dedi ki:

    Abi Evrim teorisini reddeden kim? Benim ağzımdan böyle bir kelime veya verdiğim linkte böyle bir tabir mi geçti,bir türlü anlam veremedim..Tam aksine Evrim teorisinin bizzat Allah tarafından bir kader(ölçü) olduğunu düşünüyorum.Bir kenara bırak önyargılarını ve sadece oku,ama yok ben sadece bildiğimi okurum diyorsan seçim senin:Özgür irade..saygı duyarım.

    • elevation dedi ki:

      Kur’anda evrimle yaratılışa dair pek bir şey görmedim. Allah’ın yaş balçığı alıp insan şekli verdiği, sonrada için ruh üfürüp meleklere secde etmesi gerektiği gibi Sümer yaratılış mitlerine benzer ifadeler okudum daima.

      Evrimde adaptasyon kavramı vardır. Adptasyon, türün değişen yaşam koşullarına olan uyumudur. Türleşmede bu nedenle meydana gelir. Adaptasyonun mekanizması C.Darwin tarafından rastgele değişimlerin doğal seçilim ile ayıklanması olarak açıklanır. Yani türlerin ortak atadan türemeleri bilinçsiz, dış bir etki olmaksızın kendiliğindendir. Siz buna tesadüf dersiniz tesadüftür ama tek başına zarın atılmasına benzer bir tesadüf değil. İşin içinde uygun olanların çevre tarafından sağaltımı söz konusu olduğundan olayın kapsamı değişir. Hayvan türlerinin evcilleştirilmesi ve Bitkilerin insanlarca ıslah edilmesi, Tarım bitkilerinin insanlar tarafından üretilmeside sağaltımla gerçekleştirilmiştir. İnsanlar en besleyici ve damak zevklerine uygun olanları yapay seçilimle seçe seçe şimdiki Tarım bitkilerini ve Evcil hayvanları üretmiştir. Domestik Domuzla yaban domuzu, Yabani sığır ve keçi ile Çiftlik İnekleri, Keçi ve Koyunları arasındaki fark insanların yapay seleksyonu kullanması nedeniyledir. Süreçte metafiziksel bir olgu yok.

      Verdiğin linkin giriş bölümünde şu yazıyor mesela;

      “Ateist Bilimcilerin: ” Her şey rastlantısal olarak olmuştur, insan da bu rastlantıda olan türlerden birdir, evrimleşerek diğerlerinden farklı olan ZEKASI ile yaşamaktadır, ölüp gitmekte ve her şey gibi tekrar toprak olarak madde döngüsüne katılmaktır v.b.” cevapları da kendilerini bile tatmin etmekten aciz kalması, birçok çelişkiler içermesi ve asla İSPAT EDİLEMEMESİNDEN dolayı kalpleri mutmain edememektedir.”

      Burada açık bir bilim karşıtlığı sözkonusu.

      • bilal dedi ki:

        EVRİM BİLİMSEL DEĞİLDİR:1- Evrim iddia edilmiş,fakat hiç bir zaman insanlar tarfından
        gözlenememiştir.Evrimi müşahade etmek mümkün olmadığı gibi,deneylerle de ispat edile-
        mez.Evrimin deney metotlarıyla ispatının mümkün olmadığını evrimciler de Kabul etmekte-dirler.O halde deneye dayalı metotlarla incelenemeyen bir hipotez veya teorinin ilmi olduğu
        söylenemez.Öyleyse,bu teori bir zandan ibarettir ve deneye dayalı bilimin dışındadır.Bu te-orinin bilimsel olabilmesi için bilimsel deneye dayalı olması gerekir… Denyesel mutasyon-
        larla da yeni organlar ve türler meydana getirilmemiştir.Mutasyonlşarın çoğu zararlı ve öl-
        dürücüdür.Göz ve beyin gibi karmaşık yapılı organların meydana gelişini tamamen tesa- düflere bağlı olan ve milyonda bir ihtimalle meydana gelebilen,çoğu sakatlayıcı,kısırlaştı-
        rıcı,düşürücü ve öldürücü olan mutasyon olaylarına bağlamak mümkün değildir.Çünkü ev-
        rimde tekamül ve olgunlaşma var,mutasyonlar ise,bunun tersini yapıyor.Bugün paleontolo-
        ji mütehassısları türlerin fosillere göre,birdenbire yeryüzünde göründüklerini,aralarında ge-
        çiş formlarının bulunmadığını açıklamaktadır.Mesela,15 yıl evrim üzerinde araştırmalar ya-
        pan Prof.T.D.Gish,bir mekalesinde şöyle demektedir. ” Bütün jeolojik delillerden anlaşılan
        şudur ki,yeryüzünde hayat birdenbire ve çok kompleks yapıdaki canlılarla başlamıştır. Fo-
        sillerden elde edilen sonuçlar,Kambriyen devrindeki hayvanların kendilerinden daha aşağı
        yapılı organizmalardan değil,doğrudan kendi yapılarıyla yeryüzünde göründüklerini ortaya
        koymaktadır.Bundan başka,büyük canlı grupları arasında geçiş formu olarak dikkate alına-
        bilecek tek bir fosil bile bulunamamıştır.Dolayısıyla mercanlar doğrudan mercan ve ahta-
        potlar da ahtapot olarak meydana gelmiştir.. Evrim literatürünün popüler yayınlarından
        Earth Sciences dergisinin editörü Richard Monestarsky,evrimcileri şaşırtan Kambriyen pat-
        laması hakkında şu bilgiyi vermektedir.Bugün görmekte olduğumuz oldukça kompleks hay-
        van formları aniden ortaya çıkmışlardır.Bu bilimseldir.Kaynak: ” Meysteries of the Oriento
        Discover ” Nisan-1993 / S / 40: Bir evrimci olan Mark Czarnecki’nin (evrimci paentolog )
        itirafı; Fosil kayıtları her zaman için teoriyi (evrimi) ispatlamanın önündeki en büyük bir en-
        gel olmuştur.Bu kayıtlar hiç bir zaman için Darwin’in varsaydığı ara formların izlerini ortaya
        koyamamıştır.Türler aniden oluşurlar ve yine aniden yok olurlar.Ve bu beklenmedik durum,
        türlerin Tanrı tarafından yaratıldığını savunan argümana destek sağlamıştır..KAYNAK: The
        Revival Of the Creationist Crusade ” Macleans 19 Ocak 1981 S.56 .. FRANSIZ Prof.u,
        Vialleton ” Canlı vucutlarındaki teşkilatlanma tarzının jeolojik devirler boyunca ağır ve ted-
        rici bir tekamül takip ettiği görülemez.Önce tek hücreli bir canlı,sonra basit hücre grupları,
        daha sonra da çok hücreli canlılar görülmez. Canlılar daha başlangıçtan itibaren
        açık şekilde ayrılan muhtelif tiplerde yaratılmıştır.” demektedir.Evrimcilerin sürüngenlerle
        kuşlar arasında geçiş formu olarak Ileri sürdükleri fosillerden birisi Arkeopteriks’tir.En son
        araştırmalar da,Arkeopteriks’in bir geçiş formu olmadığını ispatlamıştır.Nitekim 1972 yılın-
        da Yale ünüversitesi Profesörlerinden John Ostron,Arkeopteriks’in yaşadığı Jura devrinden
        daha eski tabakalar arasında,zamanımızda yaşayan kuşlara benzeyen fosiller bulmuştur.
        Yayınladığı mekalesinde Jura devrinden daha yaşlı tabakalarda gerçek kuşların varlığının
        Arkeopteriks’in bir geçiş formu olmadığını ” ifade etmiştir.. (Allah’ın izniyle bu konu devam edecek….)

      • bilal dedi ki:

        2-Evrimle ilgili yazının devamı: Evrimcilerden Prof.Max Westenhofer,türler arasında geçiş
        formlarına rastlanamadığından ” Araştırma ve İlerleme ” adlı eserinde adeta yakınarak
        ” Balıklar,sürüngenler,memeliler gibi büyük hayvan grupları dünya yüzünde birdenbire esas şekilleriyle belirivermişlerdir sanki.Bir türün diğerine dönüştüğüne dair hiç bir yerde
        hiç bir işaret yoktur.Değişim ancak türlerin içinde mevcuttur.( yani türden türe dönüş yok-
        tur ) demektedir.Her çeşit canlının kendi türü içinde değişebildiğini,gerek paleontoloji mü-
        tehassıları,gerekse ” Yaratılış Görüşü ” taraftarları da kabul etmektedir.Ancak bu değişimin
        (tekamulün) tür sınırları içinde kaldığını ve bir canlının başka türlere dönmediğini ifade et-
        mektedirler.Mesela,birinci zamandaki derisi dikenliler ne ise,şimdikiler de aynıdır.Derisi di-
        kenlilerin mutasyonla omurgalı hale döndüğü görülmemiş ve buna ait bir fosil bulunmamış-
        tır.İçlerinden Nöbel ödülü almış profesörlerin de bulunduğu 200 bilim adamı,Darwinizmin
        hiç bir bilimsel temele dayanmadığını,hayatın oluşması biçimini kesinlikle izah etmediğini,
        ve hayatın bir tesadüf eseri oluşmadığını belirttiler..” FRANSA’da 13-14 Ekim 1991 tarihleri
        arasında Paris’in 170 km.güney batısındaki ” Blois ”şatosunda düzenlenen ” Hayatın Baş-
        langıcı ” konulu Ilmi sempozyumda bir araya geldiler.Toplantıya katılan Amerikan Harward
        üniv.matematik Prof.ü Shutzenberger de ” Dünyanın ve daha geniş ölçüde kainatın ve in-
        sanların doğuşunu tesadüflere bağlamanın imkanı yoktur.Her şey belirli bir uyum içinde
        meydana getirilmiştir.Yapılan deney ve incelemeler,hiç bir olayın tesadüfi olmadığını,her
        şeyin ilahi irade dahilinde gerçekleştiğini gösteriyor ” şeklinde görüşlerini özetledi…” Yeni
        Rehber Ansiklopedisi ” darwinizm nedir ? Islam ve bilim.Altuntop.org. / Meşhur evrimci
        Stephen Gould,mutasyonla yeni türün meydana gelemeyeceğini söyler.Bir mutasyon,yeni
        bir DNA oluşturamaz,dolayısıyla türleri mutasyona uğratarak yeni türler elde etmek müm-
        kün değildir.. VERTABRA kemiğinden getirmiş olduğun örnek şuna benzer,!” Her canlının
        kafatası vardır,öyleyse hepsinin ortak bir kökenden değişimlerle türediğine delildir.” diye
        şeklinde bir iddia da bulunmanın bilimsel bir izahı var mı ? Bu örnekler bilimsel midir.?
        Münih üniv.den Dr.Svante Paabo ile ABD.Pensilvanya Devlet üniversitesinden Dr.Matthias
        Krings’in içinde bulunduğu bir grup bilim adamı tarafından ”Hominid Neandertal’ in kemik-
        lerinden elde edilen mitokondri DNA’ları üzerinde geniş araştırmalar yapılmıştır.Elde edilen
        sonuçlar,bu varlıkların maymun-insan soy ağacı üzerinde bulunmadığı gibi,onların yan
        kolları olamayacağını,dolayısıyla bunların,insanın maymun benzeri atası şeklinde değer-
        lendirilemeyeceğini göstermiştir..” KAYNAK: 1-Krings,M.And Paabo,S,Celi,July 11.1997.
        KAYNAK-2: Roberge J,Q mitoc Honrial,DNA analysis light on human Family tree,Biotech
        lab.İnternational vol,2,no,5,11-12,1992 !! Evrim masalı,papaz okulu mezunu tıp ve biyo-
        lojiyle ilgisi olmayan C.Darwin insanların,tek hücreli mikroptan gelişen hayvanlardan biri
        olduğunu ve maymunlardan gelişerek maydana çıktığını iddia etti Ve yıllarca bu mesal
        okullarda bilim adı altında okutuldu.Bakın günümüz bilim adamlarından Prof.Dr.Duanc
        Gish ne diyor? Evrim,hiç bilimsel kanıtı olmayan felsefi bir düşüncedir. En hararetli evrim-
        ci biyoloji Prof.RB Goldchimit,” Evrim konusunda hiç bir bilimsel kanıt yoktur.O bir düşünce
        tarzıdır.” diyor…” Allah’ın izniyle devam edecek…”

      • bilal dedi ki:

        Evrimle ilgili yazının devamı; 1-Evrimciler,hücreleri eski tanımları içinde ilkel gelişmiş diye
        ayırıma tabi tutarlar.Halbuki 1955’ten sonra anlaşıldı ki,hücrelerin yapısı %99 oranında
        birbirinin aynıdır.Kimyasala yapı taşı olan DNA ise tüm hücrelerde %100 aynıdır.Hücreler
        aarsındaki fark ilahi matematik proğramlarındadır.Yani ot hücresi,oksijen işlemeye göre
        ayarlanmış,safra yapan hücre,safra yapmaya göre ayarlanmıştır vs. Matematik proğramın
        ilkel ya da gelişmişi olmaz ki,evrim,yani gelişip,mükelleşme olsun.Evrimciler,önce hücre ile
        matematik proğramları arasındaki ilgiyi öğrensinler. 2-Evrimciler,insanla maymun arası is-
        keletler bulunduğunu iddia ederler.Bunlardan en meşhuru Pithdown Mann’ın sahteliği Ra-
        dioaktif deneylerle ispat edilmiş ve Britich Musaum’dan çöpe atılmıştır. Kaldı ki,maymunun
        beyin ağırlığı 130 gr.İnasnın 1350 gr.dır. 3-Evrimcilere göre günümüzde evrimin gözleme-
        mesinin nedeni evrimin çok yavaş olduğu milyonlarca yılda meydana geldiğidir.Halbuki 1965 yılında izlanda yanında depremlerle yeni bir ada doğmuş (Surtsey) ,bu adada tam
        bir yılda yüzbinlerce tür böcek ve bitki ortaya çıkmıştır.Nereden ve nasıl geldiği de hala an-
        laşılamamıştır. Hani evrimleşme milyonlarca yıl sürüyordu.Ama burada bütün bunlar bir yıl
        içinde olmuştur. 4-Evrimciler yaşama uyamayan canlıların ayıklandığını savunurlar.Halbuki
        hayatı çok zor olan canlıların milyonlarca yıldır yaşadığı bir gerçektir. Bunlar arsında iki ör-
        nek verelim a) Kör balıklar:Görme sisteminden yoksun bir balık,okyanusların derinliklerin-
        de yaşar,aynı bölgede sonarik sistemle ( ses tirreşimleriyle çalışan sistem ) yaşayan balık
        ve elektrikle gören balıklar da yaşar.Eğer iş evrimcilerin söylediği gibi olsaydı,kör balık di-
        ğer iki balık tarafından tasfiye olacaktı.Halbuki bu üç balık milyonlrca yıldır bir arada yaşar
        durur. b) Kör yılan,aslında bir tür kertenkeledir.Ayakları olmadığı için Hayat bu hayvan için
        çok zordur.Bu hayvan da milyonlarca yıldır yaşar.N eyok olur,ne kertenkeleye dönüşür.Ne-
        rede evrim masalının ilkeleri ? 5-Türlerin sonsuzluğu;Eğer evrimcilerin düşüncesi doğru ol-
        saydı amipten itibaren her cins hayvandan bir gelişme olacak ve bir zincir gibi tek türler
        meydana gelecekti.Yani amipten sonra tek tip bir solucan,tek tip bir balık ya da böcek,tek
        tip bir kuş oluşacaktı.Bilemediniz,bir kaç tür olacaktı.Halbuki böcek vb.canlıların yüzbinden
        fazla türü mevcuttur.Hiç böyle gelişme evrimi olur mu? Üstelik her hayvan türünde akle ge-
        len gelmeyen bütün şekiller sergilenmiştir.Adeta geomeride,biyolojide kaç çeşit ihtimal var-
        sa o Kadar canlı türü doğmuştur.Ayrıca her türün büyük ve küçük cüsseleri vardır.Kerten-
        kele ile timsah,kedi ile aslan,kobayla domuz gibi. Eğer evrim bir olsa,bir canlının tek bir yönde gelişmesi gerekirdi.Halbuki,yüce Allah,pek çok canlının sonsuz türünden adeta bir
        sergi yaratmıştır.6- Evrim,çeşitli bilimler açısından imkansızlığı son yıllarda kesin olarak or-
        taya koymuştur. a) Fizikte evrim olamaz.Hidrojenden kesinlikle daha ağır atomlar kurula-
        maz.Zira 2 ya da 4 hidrojenden helyum kurmaya kalkarsanız korkunç bir nükleer bomba
        olur.Tüm çevre enerjiye döner. b) Matematik olarak evrim imkansızdır.Bir amipten bir solu-
        canın olması için genetik kartlarda 39×10′ 20 tekrar lazımdır. (10 milyon sene ) Maymun-
        dan bir üst gelişme olması için denenmesi gereken genetik kart değişimi için,3×10′ 20 ihti-
        mal lazım ki bunun matematik değeri otuz defa trilyon kere trilyon sözcüğünü yanyana ge-
        tirmeniz gerekir.Bu demektir ki evrim matematik olarak mümkün değildir…Devam decek..

      • bilal dedi ki:

        EVRİMLE ilgili yazının devamı; c) Biyolojik açıdan evrim olamaz.Şimdiye kadar hiç bir kro-
        mozom daha bilimsel yönüyle hiç bir SİSTRON’a değiştirilememiştir.Bir tek örnek yoktur ki
        canlıların herhangi birinde bu genetik değişme yapılabilsin.Çünkü canlıların yapısının şifre-
        si olan genler çok özel korunma sistemine sahiptir.Böyle olmasa dünya acayip canlılarla doluverirdi.Şu halde biyolojik açıdan evrim imkansıszdır.HERİBER NİLSON’un dediği gibi,türler değişmeyen,değişmesi imkansız tiplerdir.Prof.Max Westenhofer yaptığı araştır-
        mada balıkların,kuşların,sürüngenlerin ve memelilerin aynı anda ortaya çıktığını kanıtla-
        mıştır. Prof.De.Wasman’ın Cava Adamı uydurması bilime tecavüzdür.diyor.( güya ilkel in-
        san uydurma fosili) Prof.Cish de ” Cava insanı ” adlandırdıkları ilkel insan isekeltinin tama-
        men yapma olduğu ve bir tek diş fosiline dayanarak suni bir iskelet yapıldığını bütün bilim
        dünyasına açıklamıştır..Özetle evrim kasıtlı bir aldatmaca olduğunu ve bilimsel olmadığını
        herkesin bilmesi gerekir..Bu konuda meraklı olanlar şu Kaynaklara bakabilirler. 1-Moore:
        John’ın the chistian Fab.13,1972 / 2- Gish,Duane T: <>
        3-Morris Henry <> 4- Block Wakter:<< Evolution by orderley lawe
        (Sciene-164) 5-Blum of Times Arrw and Ewolution .) 6-Chromoson and ce lülar(Sparrow)
        7-Heribert-Nison N.Lund University Swewden Synthotiche Artubulding.8-George T.Neville.
        9-NMacheth:American Biology Theacher.Gerçek odur ki,evrim diye bilimsel bir şey yoktur. O hayal felsefesi bir faraziyedir.Yani insanların menşeine dair ilim adına söylenen yalanlar
        gerçek dışıdır….
        ==================================================================== O HALDE İNSANLARIN MENŞEİ NEDİR ? Yüce Allah ilk insanı balçık kıvamlı,cıvık ve ya-
        pışkan bir topraktan yaratmıştır.Acaba yüce Yaratıcı Adem'in toprağına dair bu özellikleri
        neden bildirmiştir.? Bunu,yüz yıl önce bilmek mümkün değildi.Halbuki bugün,bu tarz topra-
        ğın özelliğini çok iyi kavrıyoruz. Balçık ve yapışkan kıvamındaki toprakta azot ve karbon
        molekülleri eksi değerlidir.( Yani C-4 ve N-3 ). Acaba bu özelliğin sırrı nedir.? Toprakta do-
        ğal olarak bulunan oksijen,fosfor ve hidrojen eksi değerli karbon ve azotla birleşerek insa-
        nın beden yapısını kurabilir.İşte yukarıdaki 3 ayetin hikmeti bu sırrı taşımaktadır.Peki eksi
        değerli azot ve karbon topraktaki hidrojen,oksijen ve fosforla birleşerek hangi şartlarda bir
        beden inşa edebilir? Bu,her madde,kendi kendine ve her türlü yardım edici koşullarda sağ-
        lansa hücre yapamaz.Dolayısıyla beden inşa edemez.Peki ne lazım? Bu maddeleri uygun
        mesafelerde belli açılarla proğramlayacak matematik bir yargı gerekir. İşte yüce Allah bu
        gerçeği anlatmak için o balçığa <> dedim buyuruyor. Cenab-ı Hakk’ın <> de-
        mesi kur’an’ın çeşitli ayetlerinde bildirilen Levhi Mahfuzun bir matematik proğram şifresidir.
        Yüce Allah,İlk insanın bedenin yaratılışında iki önemli bilimsel gerçeği bildiriyor. a) Eksi de-
        ğerle azot ve karbon taşıyan toprak, b) Matematik bir proğram emri………..Canlıların temel maddesi olan DNA molekülleri,Bu Molekül,yukarıda tarif edildiği gibi,eksi azot ve karbonla
        fosfor hidrojen ve oksijenden kuruludur.Tüm canlıların karakteri bu DNA şifrelerine verilen
        matematik bir proğramdan ibarettir.Bu akıl Almaz matematik değer ise,ancak Yaratıcının
        <> emriyle yürüyebilir.. Kur’an’ı K.den Ayetler ve İlmi Gerçekler.Dr.Haluk NURBAKI:

      • elevation dedi ki:

        Diğer yazdıklarına sonra değineceğim, şimdi vaktim yok. Ama şunu açıklayayım.

        “Her canlının
        kafatası vardır,öyleyse hepsinin ortak bir kökenden değişimlerle türediğine delildir.”

        Chordata (Kordalılar) filumunun sistematiği zaten şöyledir,

        -Kafatassızlar
        -Gerçek Kafataslılar (kafatası olanlar)
        -Çenesizler
        -Gerçek Çeneliler (Çenesi olanlar)
        -Balıklar
        -Amfibianlar
        -Sürüngenler
        -Kuşlar
        -Memeliler

        Burada Balıklar, Kuşlar, Sürüngenler Amfibianlar ve Memelilerin Çenesizlerle birlikte Gerçek kafataslılar grubunu meydana getirdiğini görüyoruz yani bunların ataları ortak oluyor. Kafataslılarda ilkel bir omurga olsa bile kafatası ve beyin gibi organlar yoktur. Amphioxus buna örnektir.

        Aşağıda Kordalılar filumunun kladogramı yani evrimsel soy ağacı çizilmiştir.

        Urochordata Kuyruğu Kordalılardır.
        Cephalochordata Kafadankordalılar yani Kafatassızlardır. Üstteki ile bu ilkel kordalıları oluşturur.

        Agnatha Çenesizler oluyor, bu da ilk gerçek kafataslılardandır. İlk gerçek omurgalıdır.
        Condrichthyes Kıkırdaklı balıklar,
        Osteichthyes Kemikli balıklar,
        Amphibia Amfibyan,
        Reptilian, Sürüngen,
        Aves, Kuş
        Mammalia Memelidir.

        Burada Önemli olan Sürüngen Kuş ve Memeli gibi sınıfların aslında Kemikli balıklar ve Amfibyanların bir kladı, uzantısı olduğunu kavramak.

      • elevation dedi ki:

        Evet, nerede kalmıştık. En son kafatassızlar ve gerçek kafataslılarla ilgili bir şeyler yazmıştım. İlkel elastik omurganın kafatassızlarda ortaya çıktığından, bu hayvanlarda notokord olduğu halde gerçek bir omurga olmadığı, beyin ve kafatası, kalp, karaciğer ve böbrek gibi organlarınında olmadığından söz ettim sanırım. Şimdi diğer hususlara gelelim.

        Evrim teorisi deneysel olarak pek çok kez kanıtlanmıştır. Özellikle karşılaştırmalı anatomi ve paleontolojiden, insan evrimi içinde paleoantropolojiden elde edilen fosil kayıtları günümüzde yaşayan bütün türlerin (buna insan türü yani homo sapiens sapiens’te dahil) geçmişte yaşamış yakın ve uzak ortak atalardan türediğini kanıtlamıştır.

        İnsan türünün latince isimlendirilemesi Homo Sapiens Sapiens’tir. Homo cinsinin Homo Sapiens türünün, Homo Sapiens Sapiens alt türüne mensuptur. İnsanla aynı türe giren diğer alt tür Homo sapiens idaltu’dur ve bundan 500 bin sene önce doğu afrikada soyu tükenmiştir. Yani insan tanrı tarafından özel olarak yaratılmamış, Homo genus (cins)’ine mensup diğer türlerle soy ağacında akrabadır. Homo Habilis, Homo Erectus, Homo Heidelbergensis, Homo Neandertalensis vb. bunlardan bir kaçıdır. Bu türlerde kendi içinde alt türlere ayrılmış ama hiç birisi soyunu günümüze kadar sürdürememiştir. Çünkü en zeki hominid türü olan İnsan bunların yaşaması ve soyunu sürdürmesine engel olmuştur. En son buzul çağında insanlarla birlikte yaşayan ve soğuk iklim koşullarına fiyolojik adaptasyonu olan Homo Neanderthalensis adlı türünde buzul çağının bitimiyle soyu tükenmiş ve insan türü Afrika’dan tüm dünyaya yayılmaya başlamıştır.

        “Mutasyonlşarın çoğu zararlı ve öl-
        dürücüdür.Göz ve beyin gibi karmaşık yapılı organların meydana gelişini tamamen tesa- düflere bağlı olan ve milyonda bir ihtimalle meydana gelebilen,çoğu sakatlayıcı,kısırlaştı-
        rıcı,düşürücü ve öldürücü olan mutasyon olaylarına bağlamak mümkün değildir.”

        Mutasyon genetik değişim mekanizmalarından sadece birisidir.Bunun yanı sıra Duplikasyon, Crossing-Over, Rekombinasyon gibi farklı mekanizmalarda sözkonusu. Ama elbette evrimde rolü büyüktür. Burada göz önüne alınmayan şey evrimin birey değil populasyon üzerinde gerçekleştiği, genler üzerindeki faydalı mutasyonların resesif olarak saklandığı ve uygun koşullarda dominant hale gelebildiğidir. Alel genler, homozigot ve heterozigot kavramları bununla ilişkilidir. Seçilim süreci populasyon üstünde gerçekleştiğinde türleşme de yine bitki ya da hayvan topluluğu üstünde olur, birey üstünde değil.

        “Bugün paleontolo-
        ji mütehassısları türlerin fosillere göre,birdenbire yeryüzünde göründüklerini,aralarında ge-
        çiş formlarının bulunmadığını açıklamaktadır”

        Bu da yalanın dik alasıdır. Tektoynaklılardan Atın evrimi bile At diye bilinen türün geçmişte “At” olmadığını gözler önüne sermektedir. Bir kaç parmaklı halden tek bir toynağa evrilmenin aşamaları şöyle gösterilmiştir;

        http://en.wikipedia.org/wiki/Evolution_of_the_horse

        Equus’a yani modern ata kadar gelen evreler (Modern atın ilk çıkışı Pleistosen devresinde) şöyle:

        En üstteki modern at, en alttaki atın ilk atası. Parmak yapısına bakılırsa ataları hiçte tektoynaklı değil, jeolojik dönemler boyunca geçirilen değişiklikler sonucu tektoynaklı bir hale geliyor. Yani birden yaratılmış değil bu at, doğal seçilim ve değişim mekanizmalarının yetkinleştirdiği bir hayvan. İnsanın atasının basit bir primat olması gibi basit bir ataya sahip. Çelimsiz, hızlı koşamayan ve 4-5 parmaklı.

        “Earth Sciences dergisinin editörü Richard Monestarsky,evrimcileri şaşırtan Kambriyen pat-
        laması hakkında şu bilgiyi vermektedir.Bugün görmekte olduğumuz oldukça kompleks hay-
        van formları aniden ortaya çıkmışlardır”

        Kambriyen patlaması denen olay, patlama değildir. Jeolojik dönemler açısından ani ve kısa bir sürece denk geldiğinden “patlama” denir. Aslında 20 milyon seneye yayılan bir süreçtir. Bir kısım tek hücreli canlıların çok hücreli bitki ve hayvan filumlarına dönüştüğü jeolojik dönemdir. Bu olaylar sonucunda, Kordalılar, Eklembacaklılar, Yumuşakçalar gibi hayvan filumları ortaya çıkmıştır. Bitkilerden de ilk su yosunları meydana gelir. Yani ne karayosunları ne eğrelti otları ne de çiçekli bitkiler felan yoktur. Filumların en basit, ilk örnekleri ortaya çıkar.

        “Canlı vucutlarındaki teşkilatlanma tarzının jeolojik devirler boyunca ağır ve ted-
        rici bir tekamül takip ettiği görülemez.Önce tek hücreli bir canlı,sonra basit hücre grupları,
        daha sonra da çok hücreli canlılar görülmez.”

        Basbayağı görülür. Jeolojik kazılarda aşağılara inildikçe hayvan ve bitki formları basitleşir. En sonunda pre-kambriyen tabaka gelir ve burada siyanobakteriler dışında hiç bir yaşam formuna rastlanmaz.

        “Evrimcilerin sürüngenlerle
        kuşlar arasında geçiş formu olarak Ileri sürdükleri fosillerden birisi Arkeopteriks’tir.En son
        araştırmalar da,Arkeopteriks’in bir geçiş formu olmadığını ispatlamıştır.”

        Archeaopteryx, Theropoda dinozorlarına benzer özellikler taşıdığı gibi (kanatlardaa pençeler, gaga üstünde dişler, tüylü ve uzunca bir kuyruk) kuş özellikleri de gösterir. Kuşların atası olup olmaması değil, hem sürüngen hem kuş özeliği gösteren sentetik bir tür olması ilgi çekicidir. Canlılar aleminde türler ve taksonlar arasında kesin bir ayrım olmadığını gösterir. At ve Eşeğin kısır Katır döl vermesi gibi.

      • elevation dedi ki:

        “Mesela,birinci zamandaki derisi dikenliler ne ise,şimdikiler de aynıdır.Derisi di-
        kenlilerin mutasyonla omurgalı hale döndüğü görülmemiş ve buna ait bir fosil bulunmamış-
        tır.”

        Elbette biri diğerine dönüşmedi. Derisidikenliler ve Kordalılar (omurgalılar) aynı atadan türeyen, “ikincil ağızlılar” grubundan iki hayvan topluluğudur. Biri diğerine dönüşmüş değil, geçmişteki orjinleri aynıdır.

        ”Hominid Neandertal’ in kemik-
        lerinden elde edilen mitokondri DNA’ları üzerinde geniş araştırmalar yapılmıştır.Elde edilen
        sonuçlar,bu varlıkların maymun-insan soy ağacı üzerinde bulunmadığı gibi,onların yan
        kolları olamayacağını,dolayısıyla bunların,insanın maymun benzeri atası şeklinde değer-
        lendirilemeyeceğini göstermiştir..”

        Katıksız yalanlardan birisi daha. Homo Neanderthal’lerin insan olmadığı mt-DNA analizleri ile kesinleşmiştir. Bu nedenle Homo Sapiens Neanderthalensis değil, Homo Neanderthalensis olarak adlandırılırlar.

        “C.Darwin insanların,tek hücreli mikroptan gelişen hayvanlardan biri
        olduğunu ve maymunlardan gelişerek maydana çıktığını iddia etti Ve yıllarca bu mesal
        okullarda bilim adı altında okutuldu”

        Tüm canlıların orjini tek hücreli prokaryotlardır. Bunların en bilindik örneği ise eubakteriler ve archeabakterilerdir. Bunlardan önce ökaryot tip hücre evrimleşmiştir. Sonra ökaryotlar kendi içinde bitki, hayvan, mantar, protista gibi alemlere ayrılmıştır. Bu alemlerde kendi içinde filum,sınıf,takım,familya,cins ve tür ile bunların ara taksonlarına dallanıp budaklanmıştır. Ama hepsinin kökeni birdir. İlk canlıda oksijensiz solunum yapan bakterilerdir.

      • elevation dedi ki:

        Başlamışken işi bitirelim..

        “; 1-Evrimciler,hücreleri eski tanımları içinde ilkel gelişmiş diye
        ayırıma tabi tutarlar.Halbuki 1955′ten sonra anlaşıldı ki,hücrelerin yapısı %99 oranında
        birbirinin aynıdır.Kimyasala yapı taşı olan DNA ise tüm hücrelerde %100 aynıdır.”

        Peki prokaryot hücre ile ökaryot hücre, tek hücreli canlı ile çok hücreli organ ve dokulara, hatta kompleks sistemlere sahip canlılar arasında ilkellik ve gelişmişlik farkı yok mudur? İnsan mı gelişmiştir, Amip mi?

        “Hücreler
        aarsındaki fark ilahi matematik proğramlarındadır.Yani ot hücresi,oksijen işlemeye göre
        ayarlanmış,safra yapan hücre,safra yapmaya göre ayarlanmıştır vs. Matematik proğramın
        ilkel ya da gelişmişi olmaz ki,evrim,yani gelişip,mükelleşme olsun.”

        Hayır. Program felan yok. Çok hücreli canlıların farklı dokularındaki kromozomlar birbirine eşittir. Bazı hücrelerde bir bölümü aktif, diğer bölümü baskılı durumdadır. Yani karaciğer hücreleri ile çizgili kas hücrelerindeki DNA miktar ve dizilim aynı olduğu halde, çalışan ve uyuklayan genler farklıdır. Bu özellikte yine çok hücreliliğe geçiş ve hücreler arası özelleşme sürecinde ortaya çıkmıştır.

        “Evrimciler,insanla maymun arası is-
        keletler bulunduğunu iddia ederler.”

        Hayır, evrimciler hem günümüz insanına hem günümüz maymunlarına benzer iskelet yapısında türlerin geçmişte yaşadıklarını, günümüzde ise bunların soyunun tükendiğini ve ancak arkeolojik kazılarla fosil, ayak izi, kullandıkları ve yonttukları taşlar vb. ulaşılabildiğini söyler. Mesela H.Heidelbergensis adlı hominid türüne ait kalıntılar şöyle verilebilir;

        Bu hominid türüne ait birinin kafatası fosili. Soldaki (fosilin sağ bölümü göçmüş) Göz çukurluğu üstündeki kemiksi çıkıntı Şempanzelerde de görülen Kaş kemerleri. Yağmur sularının göze girmesini engelliyor bir nevi göz için çatı vazifesi görüyordu hominidlerde. Yaşayan insansı maymunlarda halen var, işte bir şempanze aynı bölgeye bakın,

        Edit:Link kaldırıldı

        Ama bu aynı zamanda Homo cinsinden yani İnsansılara giriyor. Yarı insan yarı maymun kaba bir tabirle.

        Bu da aynı kazıda elde edilen bu türün yaptığı yontma bir taş. Alet yapabiliyorlar taşları eşeleyip. Şimdi insan mı hayvan mı karar vermek mümkün müdür?

        “Bunlardan en meşhuru Pithdown Mann’ın sahteliği Ra-
        dioaktif deneylerle ispat edilmiş ve Britich Musaum’dan çöpe atılmıştır.”

        Takmışsınız ağzınıza bir Pitdown adamı geyiğini geveleyip duruyorsunuz. Yahu bir yığın hominid fosili bulundu 20.yüzyıl başından kalma Pitdown skandalı nedir ki? İşte bir liste,

        http://en.wikipedia.org/wiki/List_of_human_evolution_fossils

        Aşağıya doğru inin, bulunan fosillerin hangi döneme ait olduğu kaç yaşında olduğu ve nerede bulunduğu hangi türe ait olduğu gibi detaylı bilgiler var.

        “Kaldı ki,maymunun
        beyin ağırlığı 130 gr.İnasnın 1350 gr.dır. ”

        Burada resmen atıyorsun.

        En sağda ortalama bir Ape’e ait beyin görülüyor, belki biraz daha büyük. Hem zeka için kafatası hacmi değil beyin kütlesi önemlidir. Nöronlar girinti çıkıntı yaparak hacmi düşürebilirler ama kütle büyük olduğundan, sinirler arasındaki bağ sayısı artar bu da düşünme kabiliyetine yol açabilir.

        Devamı var..

      • elevation dedi ki:

        Pante,

        Denetimde duran postla son attığım aynı. Onu onaylama, içinde biraz sorun var.

        İnsan evrimi için şunu okuyun,

        http://evrimci.freeservers.com/insanin_evrimi.html

        Eski ama iyi bir kaynaktır.

  11. elevation dedi ki:

    Evrime verebileceğim sağlam kanıtlardan birisi Vertabra kemikleri yani Omurga kemiğidir. Bu insanda da mevcut, balığa kadar bütün omurgalı hayvanlarda da. Hepsinde vertabra kemiği olması yani bel kemiği bulunması bunların ortak bir kökenden değişimlerle türediğine delildir.

    İnsanın daha detaylı bir sınıflaması yapılırsa, Süt bezlerinin olması yani memeler, Vücudu örten kılların seyrelmişte olsa halen bulunması, Dış kulak bölümü ve kulak kepçesi, Alyuvarların çekirdeksizliği, Diyafram kası, Dişilerde plasenta (Rahim) buna bağlı olarak doğurma özelliği vb.leri Memeli taksonuna sokuyor insan türünü,

    Başparmağın diğer parmaklara aykırı konumu (Tutma ve iş yapma özelliği buradan gelir), Kulak kepçesinin şekil ve yapısı, kuyruk vertabrasının körelmiş ve kuyruk sokumu haline gelmiş olması vb.leride memelilerin içinde primatlar takımına yerleştirir insanı.

    İnsanın diğer primatlardan evrimsel süreçte ortak atayla ayrılması şöyle ifade edilir,

    Kuruburunlu maymunlardan,
    Eski Dünya maymunlarından (Eski dünya: Avrasya ve Afrika kıtası)
    İnsansılar,
    Büyük insansılar,

    ardındanda yukarıdaki şema ile dallanıp budaklanıyor anlayacağınız. İnsansılarda önce gibonlarla (Hylobatie) ayrışıyor, Ardından gibonlar ayrı bir takson olunca İnsangiller ortaya çıkıyor, İnsangiller kendi içinde önce Orangutanlarla (Pongo) ayrışma oluyor, ardından Gorillerle (Gorilla), Sonra Hominini taksonu çıkıyor ve Pan cinsi yani Şempanzelerle ayrışıyor. Şempanzeler, Bayağı ve Cüce şempanze olarak iki türe ayrılıyor. Şempanzelerla ayrışma tamamlanınca insana giden yol açılıyor, Australopithekter ve Homo cinsi oraya çıkıyor. Homo cinsinde pek çok tür keşfedilmiştir. Homo habilis, Homo Erectus, Homo Neandetal gibi. İnsan bunların sonuncusudur en zekisidir, diğer az gelişmiş hominidlerin soyu tükenmiştir.

  12. serkan dedi ki:

    Abi hala önyargılısın ben ne evrime karşı olduğumu söyledim ne de benim verdiğim linkte Kur’an veya vahiy ile ilgili direk bir ilişki var..Sübhanallah gözucu ile olsada bir zahmet oku be abi..selam.

    • elevation dedi ki:

      Yahu sende biraz benim üstte yazdığım şeyleri okuyup yanıt ver. Linkini inceledim, Harun Yahya linklerinden çok farkı yok.

      Koskoca evrim teorisi çürümediği gibi yaratılışla sentezde yapılmaz. Boşa kendinizi paralamayın.

      • bilal dedi ki:

        ” Kompleks sistemlere sahip canlılar arasında ilkellik ve gelişmellik (tekamül ) farkı vardır.
        Biz de bunu savunuyor ve itiraz etmiyoruz..Ama bu tekamül,türlerin değişmesine ve bir
        türden başka bir türe geçiş yapmasına neden olamıyor.Türler arasında tekamül var ama
        türden türe geçiş yoktur.İlk canlı türü ne ise,kendi içinde gelişmellik (tekamül) göstermesi-
        ne rağmen yine aynı soyunu devam etmektedir…Yani sizin iddia ettiğiniz evrim şekli olma-
        mıştır. ( yani türden türe geçiş olmamıştır.) Yukarıda beyini gram açısından göstermiştik.
        İnsan ve maymun beyinin gram açısından farklı olduğu gibi hacim olarak da farklıdır.İnsa-
        nın beyin hacmi 1200-1600 cc.arsında değişiklik gösterirken,bu oran maymunlarda 420-
        450 cc.arasında değişiklik göstermektedir..Bu konu daha önce de uzun uzadıya yazıldığı
        için tekrar uzatmaya gerek yoktur diye düşünüyorum.Aynı konuyu dafalarca göndeme ge-
        tirmenin anlamı da yoktur.Son olarak şu bloglara girmenizi önemle tavsiye ederim……..
        1- ATEİZMİN EVRİM ÇARPITMASI <>
        2- DARWİNİZM NEDİR ? İSLAM VE BİLİM ALTUNTOP.ORG: Lütfen son olarak buralara
        da giriniz….

      • elevation dedi ki:

        “İnsan ve maymun beyinin gram açısından farklı olduğu gibi hacim olarak da farklıdır.İnsa-
        nın beyin hacmi 1200-1600 cc.arsında değişiklik gösterirken,bu oran maymunlarda 420-
        450 cc.arasında değişiklik göstermektedir.”

        Salak 🙂 Aradaki fark zaten evrim oluyor. İnsanın ilk ataları A.Africanus, A.Anamensis ve A.Afarensis’in beyin kütle ve hacmi günümüz şempanzesi kadar felandı. 300-500 cc arası. Evrimsel süreçte gelişim gösterdi bu.

      • elevation dedi ki:

        http://en.wikipedia.org/wiki/Cranial_capacity

        Bu linkte insansı maymunlar, insanlar ve hominidlerin kafatası hacmi var. Karşılaştırma ortada. Hominid beyni, Şempanze beyninden belki biraz daha büyük.

  13. MrHerbert dedi ki:

    Dünya okulsa eğer üstün insan olduğumuzda bir daha bu dünyaya gelmeyecekmiyiz ve gelmeyeceksek eğer nerede buluncak ruhumuz

    • pante dedi ki:

      Reenkarnasyon inancına göre üstün insanlığa erişenler artık sonsuz cennete kavuşurlar.

      • bekir akıl dedi ki:

        boşverin bunları güzel bir kadın bulun doya doya evire çevire sevişin bence ,bu evrimmi yaratılışmı her ne zıkkımsa kim yapmışsa o derdine düşşün ,kim oldugunu bulursanızda haber edin ona söylüyecek iki sözüm var faşoluğun geregi yok çık ortaya herşeyi itiraf et.

      • agnostik dedi ki:

        bekir akıl :))))) aynen yani nedir bu gizem ? amaç nedir?. bizlerden kamil insan olsa nolur olmasa nolur?. biz ölümsüz yüce tertemiz olunca turşumuzmu kurulucak ?

        yoksa hepimiz birer tanrı mı olacağız? birleşerek tek büyük bir tanrımı? tanrı tanrılığını niye paylaşmak istesin? yoksa büyük bir plan mı var ileride. bizi kendi kişisel emellerine alet eden hasta bir ruh mu var? tanrının zekasında oluşmuş, matrixvari hücrelermiyiz? rüya içinde rüya, hayal içinde hayal…
        RÜYA İÇİNDE YAŞIYOR İSEK , BİZE ACILARI GERÇEKTEN YAŞATMAK İSTEMEYEN MERHAMETLİ BİR YARADANA SAHİBİZ DİYEBİLİRMİYİZ? yinede neden bunlara gerek var?—evren kendi halinde yapay bir zekaya mı ulaştı ki dahada güçlenmek adına bunları yapıyor? tanrı dahamı güçlenmek istiyorki böyle bir işe kalkıştı? daha önce neler yaptı?
        NEYDİM, NE OLDUM, NE OLACAĞIM ?? bilemediklerimize yoğunlaşırken, bildiklerimizide ihmal etmemek gerekir. anı yaşamak ve hayatın tadını çıkartmak… çok geçerli gerekçelere sahibim ve hesap vermektende korkmuyorum… ölçü ise sayfalarca kurana incile gerek duyulmayacak kadar basit.
        KENDİNE YAPILMASINI İSTEMEDİĞİNİ, BAŞKASINA KESİNLİKLE YAPMA!

        KENDİNE YAPILMASINI İSTEMEDİĞİNİ, BAŞKASINA YAPMA!

    • bir kul dedi ki:

      MrHerbert dedi ki:
      08/09/2013, 19:48
      Dünya okulsa eğer üstün insan olduğumuzda bir daha bu dünyaya gelmeyecekmiyiz ve gelmeyeceksek eğer nerede buluncak ruhumuz DEMİŞSİN

      18. UYKU ÖLÜM İLİŞKİSİ

      Allah Teâlâ şöyle buyurur:

      “Sığırın bir parçası ile o ölüye vurun, dedik. İşte Allah ölüleri böyle diriltir. Size belgelerini gösterir. Belki aklınızı kullanırsınız.” (Bakara 2/73)

      “… İşte Allah ölüleri böyle diriltir.” hükmü önemlidir. Ahirette ölüler, bir sığır parçasının vurulması ile diriltilmeyeceklerdir. Onunla olsa olsa, uyuyan bir ikişi uyandırılabilir. Öyleyse ölülerin diriltilmesi, uyuyanın uyanması gibi olabilir. Çünkü âyetlere göre ölüm bir uyku, kabir. uyuma yeri, öldükten sonra dirilme de uykudan kalkma­ gibidir. Bir âyet şöyledir:

      “Geceleyin sizi öldüren ve gündüzün ne yap­tığınızı bilen odur. Sonra belirli süre doluncaya kadar gündüzün sizi kaldırır.” (En’am 6/60)

      Kıyâmetin anlamı kalkıştır. Öldükten sonra dirilme yataktan kalkış, sura üfleme de kalk borusunun çalması gibidir.

      Yukarıdaki âyet, yeni öldürülmüş ve vücudu henüz bozulmamış kişinin diriltilmesinden bahsediyor. Allah Teâlâ kudretiyle onun tahrip olmuş organını düzeltmiş ve ruhu vücuda göndermiştir. İşte ölülerin yeniden dirilmesi böyle olacaktır. Önce kişinin vücudu canlı hale getirilecek, sonra ruhu, uykudan uyanır gibi bedene döndürülecektir.

      İnsan, sulanmış topraktan (tîn) yaratılmıştır. Allah Teâlâ şöyle buyurur: “Yarattığı her şeyi güzel yaratan odur. İnsanı yaratmaya tînden başlamıştır. Sonra onun soyunu süzülmüş bir özden, dayanıksız bir sudan yaratmıştır.” (Secde 32/7-8)

      Tîn, su ile toprağın karışmış halidir[1]. Su toprağa karışmazsa hayat olmaz. Bütün yiyecekler bu şekilde oluşur. Dolayısıyla sadece Adem değil, her insan topraktan yaratılmıştır. Gıdalardan süzülen bir öz, insan tohumunu oluşturur. Tohum ana rahminde, topraktan gelen gıdalarla gelişir. Vücut ölünceye kadar toprak ve su ile beslenir. Ondan ayrılan her şey, tekrar toprak olur. Yeniden yaratılma da topraktan olacak ve insan bitkilerin çıkması gibi yeryüzüne çıkacaktır. Allah Teâlâ şöyle buyurur: “Sizi topraktan yarattık, ona iade edeceğiz ve sizi bir kere daha ondan çıkaracağız.” (Taha 20/55)

      18.1. İnsan Ruhu

      Vücut, ana rahminde belli bir kıvama geldikten sonra Allah ona ruh üfler. Yukarıdaki âyetlerin devamı şöyledir:

      “Sonra onu düzenli bir şekle sokmuş ve içine ruhundan üflemiştir. Sizin için kulaklar, gözler ve gönüller var etmiştir. Ne kadar az şükrediyorsunuz!” (Secde 32/9)

      18.2. Ölüm ve Uyku

      Ruh, vücudu ev gibi kullanır. Uykuya dalınca çıkar gider. Uyanma sırasında tekrar gelir. Ölen vücut, yıkılan ev gibidir. Yeniden yaratılıncaya kadar ruh oraya dönmez. Şu âyet bunu anlatmaktadır:

      “Allah ölüm esnasında ruhları alır, ölmeyen­lerinkini de uykuda alır. Ölümüne hükmettiğini tutar, ötekini belli bir vakte kadar salıverir. (Zümer 39/42)

      Âyete, daha açık olarak şu meâl verilebilir:

      “Allah ölümü esnasında nefsleri vefat ettirir, ölmeyen­ nefsin vefatı uykudadır. Ölümüne hükmettiği nefsi tutar, ötekini belli bir vakte kadar salıverir.”

      Âyette hem mevt, hem vefat kelimeleri geçer. “Nefisler” hem (يتوفي = yeteveffa) fiilinin mef’ûlü hem, mevtin (موت) ve (منام = menam)ın yani uykunun fâilidir. Buna göre bir kişide iki nefis vardır. Biri vefat ettirilen nefis, diğeri de uyuyan ve ölen nefistir. Ayetler arası ilişkiler iyi kurulursa görülür ki, uyuyan veya ölen beden, vefat ettirilen ise ruhtur.

      Vefat’ın kökü vefâ (وفى)‘dır. Vefâ Arapça’da bir şeyin tamamına ulaşma anlamınadır. Vefat ettirmek yani teveffi = (توفي); işini tamamlatmaktır. Ölüm veya uyku sırasında ruhun yapacağı bir iş kalmadığı için Allah onu bedenden çekip alır.

      Mevt (موت), canlılığın kaybolması yani ölüm demektir.

      Uyuyan ve ölen bedendir. Ruh ne ölür, ne de uyur. İnsan, ruh ile bedenin birleşimidir. Bunların her ikisine de nefs denir. Kur’ân bize, ölmüş bedenden ayrılan bir ruhun yapacağı şu konuşmayı bildirir: “Onlardan birine ölüm gelince der ki: «Rabbim! Beni geri çeviriniz. Belki terkettiğim dünyada iyi bir iş yaparım. Hayır; bu onun söylediği sözdür. Arkalarında yeniden dirilecekleri güne kadar berzah (engel) vardır.” (Müminun 23/99-100)

      Ruh ile vücudun ilk birleşmesi ana rahminde olur. Allah Teâlâ şöyle buyurur: “Allah sizi topraktan, sonra bir meni parçasından yarattı. Sonra eşleşmiş hale getirdi.” (Fâtır 35/11)

      Ahirette beden tekrar yaratılınca eşleşme de tekrarlanacaktır. Bu, Nefisler eşleştiği an…” (Tekvir 81/7) diye bildirilen andır.

      Uyku, dinlenmek için zorunludur. Ölüm de bozulmayan, ihtiyarlamayan ve hasta olmayan ölümsüz yani Ahiret hayatına uygun bir vücuda sahip olmak için zorunludur. Kişi, bu işin göz açıp kapayıncaya kadar bittiğini sanır. Allah Teâlâ şöyle buyurur: “O saatin oluşu ancak bir göz kırpması kadardır, belki ondan da az. Çünkü Allah’ın gücü her şeye yeter.” (Nahl 16/77)

      Yeniden dirilme bu dünyada olur ve ruh o zaman bedenle eşleşir. O zaman kişi kendini, uykudan uyanmış gibi hissedecektir. Allah Teâlâ şöyle buyurur:

      “Sura üflenmiştir. İşte o zaman kabirlerinden Rablerine doğru koşup giderler. Yazık oldu bize! Bizi uyuduğumuz yerden kim kaldırdı? derler.” (Yasin 36/51-52)

      Kişinin algılaması açısından uyku ne ise ölüm de odur. Yukarıdaki âyetler bunu anlatmaktadır.

  14. onat baykoç dedi ki:

    Bazı sitelerde tekamül sonsuza dek sürer ve hiç bitmez ama burada sonsuza dek sürmeyeceği ve tekamülün biteceği yazıyor

  15. Zeynep dedi ki:

    Madem canlılar evrim geçirerek gelişiyor, madem biz gorilden türedik, milyonlarca yıl geçti hala goril kalanlar var bunlar da bir tekamülsüzlük durumu mu var ben gorilden insan olmuşum adam hala goril goril takılıyor. Yada bu goril arkadaşlar aslında mesafe kat ettiler eskiden amfibiydiler de geçen süreçte gorillik mertebesine anca mı yükseldiler? Evrimci arkadaşlar suallerime ışık tutsun lütfen.

    • MaMaLi dedi ki:

      Zetnep!dişi goril taklidinden vaz geç))türlerin kökeni isimli darwin’in eserini oku))okumayan kafadır işte bu soruyu hep sorar;yahu ne gorili ne maymunu,ortak atadan geldiğimiz yazar,illaki,sen gorilde takıldıysan git onlarla yaşa)))

  16. bir kul dedi ki:

    Soru: “İnsan ölünce ruhu ile bedenin ilişkisi tamamen kesiliyor mu?” sorusuna vermiş olduğunuz cevabı okuyunca biraz çelişkiler yakaladım, sizlere sormak istiyorum: Tarikatçılığa Bakış kitabınızda ölülere seslerin duyurulamayacağını, ölen bir insanın dünya ile ilişkisinin kalmadığını ve kıyamete kadar da olmayacağını anlatıyorsunuz. Eğer sitedeki cevabınız doğruysa diğerleri ne demek oluyor? Açıklayabilirseniz sevinirim.
    Cevap:
    İnsan, ruh ile vücudun birleşmiş halidir. Vücut, ruhun evi gibidir; oturulacak hale gelince oraya yerleştirilir. Ruh, vücudu bir uykuda iken bir de ölümü sırasında terk eder. Kur’ân her iki durumu da “vefat” kelimesi ile ifade eder. Şu ayet bunu anlatmaktadır:

    “Allah ölüm esnasında ruhları vefat ettirir, ölmeyen­lerinkini de uykuda vefat ettirir. Ölümüne hükmettiğini tutar, ötekini belli bir vakte kadar salıverir Bunda düşünen bir toplum için ayetler vardır.” (Zümer, 39/42)

    “Geceleyin sizi vefat ettiren, gündüzün ne yap­tığınızı bilen odur. Sonra belirli süre doluncaya kadar gündüzün sizi kaldırır.” (En’âm, 6/60)

    Vefat, ruhun bedenden alınmasıdır. Uyuyan ve ölen ruh değil bedendir. Uyku, vücudun dinlenmesi, ölüm de sonsuz ahiret hayatına uygun olarak yeniden yaratılması için zorunludur.

    Kur’ân’a göre ölüm bir uyku, kabir bir uyuma yeri, öldükten sonra dirilme de uykudan uyan­ma­dan başka bir şey değildir. Uyuyan kişi, uykuda ne kadar zaman geçti­ğini bilemez. Ölü de aynıdır. Nitekim Kur’ân’da biri ölü, diğeri uyu­yanla ilgili iki örnek vardır.

    Ashab-ı Kehf, mağarada 309 yıl uyumuştu (Kehf, 18/25) Allah Teâlâ onlarla ilgili olarak diyor ki:

    “Birbirlerine sorsunlar diye onları uyandırdık. İçlerinden biri: ‘Ne kadar kaldınız?’ diye sordu. ‘Bir gün, belki de daha az kaldık’ diye cevap verdiler.” (Kehf, 18/19)

    Ölümle ilgili ayet de şudur:

    “Şuna da bakmaz mısın? O, tavanları çök­müş ve duvarları üzerlerine yıkılmış bir kente uğramıştı da ‘Allah burayı ölümünden sonra nasıl dirilte­cek?’ demişti. Bunun üzerine Allah onu orada yüz yıl ölmüş halde bıraktı, sonra kaldırdı ve ‘Ne kadar kal­dın?’ diye sordu. O da ‘Bir gün, belki de bir günden az kaldım.’ dedi. Allah buyurdu ki: ‘Yok, tam yüz yıl kaldın. Şimdi yiyeceğine ve içeceğine bak­, bozulmamışlar bile. Bir de şu eşeğine bak. Seni insanlara bir ibret yapalım diye bunu yaptık. Kemiklere bak, on­ları nasıl birleştirecek, sonra onları ete büründürece­ğiz.’ Bunlar apaçık belli olunca şöyle dedi: ‘Ben artık anladım ki, Allah’ın gücü gerçekten her şeye yeter.’” (Bakara, 2/259)

    Yüz sene ölü kalıp dirilen ile 309 sene uy­kuda kalanlar orada “Bir gün veya bir günden az.” kaldık­larını sanıyorlar.

    Uyuyan kişi, vücudundan nasıl habersizse ölü de habersizdir. Beden canlı olduğu için uyuyanın ruhu gelip tekrar aynı bedene gire­r. Yukarıdaki ayette; “Ölümüne hükmettiğini tutar” (Zümer, 39/42) buyurulmuştur. Yani Allah ölümüne hükmettiği bedenden ayrılan ruhu tutar, bedene geri göndermez. Ahirette vücut yeniden yaratılıp ruh ile eşleşince kişi, ken­dini uykudan uyanmış gibi hisseder ve “Bizi yattığımız yerden kim kaldırdı?” (Yasin, 36/51-52) der. Beden toprakta çürü­müş, yeniden yaratılmış; ama o bunun farkında değil, uyuyup uyandı­ğını zannediyor! Aradan geçen zamanın da far­kında değil. İşte ölüm bize bir uyku kadar, kıyâmet de uykudan uyanmak kadar yakındır.

    Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem şöyle demiştir:

    “Her kul, ne üzere öldüyse o şekilde dirilti­lir.” (Müslim, Cennet, 83 -(2878)

    Veda Haccı’nda birisi bineğinden düşmüş, boynu kırılmıştı. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki: “Onu su ve sidr ile yıka­yın, iki parça bez içinde kefenleyin, koku sür­meyin ve başını örtmeyin. Çünkü o, kıyamet günü telbiye getirir durumda kaldırılacaktır.” (Buhârî, Cenâiz, 20)

    Peygamberimiz o şahsın ölümünü, ihramlı bir hacının uyuması gibi saymıştır. İhramlı koku sürünmez, uyurken başını örtmez. Uykudan kalkınca da telbiye getirir.

    Görüldüğü gibi aşağıdaki linkte verilen cevapla Tarikatçılığa Bakış kitabının “Ölüden Yardım İsteme” bölümünde anlatılanlar arasında herhangi bir çelişki yoktur. Dirilerin ölülere seslerini işitememeleri ve ölülerin dirilere yardım edememesi başka bir şeydir; ölen ruhun, ölmüş bedenin parçalarının bulunduğu kabirle ilgisini kesmemiş olması başka bir şeydir.

    http://www.fetva.net/yazili-fetvalar/insan-olunce-ruhu-ile-bedenin-iliskisi-tamamen-kesiliyor-mu.html
    http://www.fetva.net/yazili-fetvalar/olen-kisinin-ruhununun-bedeni-ile-iliskisini-biraz-daha-anlatir-misiniz.html

  17. kuantum-agnostik dedi ki:

    Reenkarnasyon yaşamı açıklayabilen en mantıklı teori bence. Destekliyorum. Ama ben agnostigim 🙂 oyuzden hicbirsey kesin değildir. Bir kediye göre fare yemektir, bir file göre ise tehdittir ve korkar. İnsan ise iğrenir ama çinde yiyenlerde var:) yani algılarımız ve yorumlayışımız ile gerçeğe ne kadar ulaşabiliriz? Engelli dogan bir insanı reenkarnasyondan baska hicbirsey tatmin edici aciklayamaz… ama ya baska sırlar varsa isin icinde. Beni böyle sev seveceksen diye hepimizde bir istek vardir bilirsiniz. Yaratıcı iyi olup iyi seyler yapmak zorundamidir? Sacmaliklarima ragmen beni kabul edin anlayin diyordur belki 🙂 belki truman show hersey, belki uzaylı insan kılığında birçoğu… belki belki belki… reenkarnasyon su sözude dogruluyor. ‘ ne edersen kendine , edersin kendi kendine’ . Irakta tecavuz edilen kadinlar ölecek, yeniden doğup işide katılacak bir erkek olarak doğacak. Tecavüz eden amerikalı askerde bizim guneydoguda dogan kadın pkklı olacak. İşidli yani eski magdur 🙂 pkklı kadına tecavuz edecek bu kez 🙂 bu durum intikam gibi gorunsede birseyin anlasilmasi icin yapilan bir egitim. Mesela burada tecavuz kötüdür dersi cikartilmali. Kisi eger bunu hala gerekli bir hak olarak gorurse dersini alana kadar devam edecek. Bunu haberlerde duyup ohh iyi olmuş diyende dahil bu dersi alacak … bu acıları kuantum fizigine gore rüya aleminde yasadigimiza gore sadece hissi bir derstir. .. sanırım dünyaya insan olabilmek icin gonderilmisiz… imtihan olayı insanlık dersi….http://www.adilmedya.com/bir-akademisyenin-ashanesi-h50490.haber

Bir Yanıt Bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s