ATATÜRK’ÜN DERSİM YANLIŞI

ataHep Ayşe Hür, Fikret Başkaya, Oral çalışlar gibi ünlü yazarlar mı belgesiz-kanıtsız senaryolar düzenleyecek, olayları kendi istedikleri çizgiye yönlendirecekler. Biraz da biz yapalım onlar gibi. Ama inanın onlar kadar çarpıtamayız ve bizimkisi onlarınkinden daha gerçeğe yakın olur.

Konu Dersim isyanı ve katliamı.

Daha önce  “Seyit Rıza ve Dersim gerçeği” ve “Dersim Tezgahı” yazılarımızda anlattığımız gibi Dersim’de devlet içinde devlet olmakta direten ilkel feodallerin isyanına karşı 1937 harekatı düzenlenmişti. O sıra başbakan İnönü idi. Atatürk harekatı yakından takip etmiş, hatta Trabzon’da harekatın planı üzerinde çalışıp talimat da vermişti. Manevi kızı pilot Sabiha Gökçen de dağlardaki silahlı isyancıları bombalamıştı.

1937 harekatı başarıyla sonuçlandı. İsyan 260 civarında silahlı isyancının öldürülmesiyle sonuçlandı. İsyancıların mahkemesi ile ilgili kayıtlardan öğrenmekteyiz ki; Atatürk’ün bölgeye yaptığı gezi dolayısıyla Seyit Rıza’nın idamını engellemek için binlerce insanın Atatürk’ten talepte bulunması ihtimalinden dolayı mahkeme hızlandırılmış ve Atatürk gelmeden idamlar gerçekleştirilmişti.

Dersim’de isyan bitmiş, sular durulmuştu. Ama ardından Atatürk’ün İsmet İnönü’den istifasını istediğini ve başbakanlığa Celal Bayar’ı getirdiğini görmekteyiz. Bunun sebebi kesin olarak bilinmiyor. Kimilerine göre Hatay meselesi, kimilerine göre Niyon Konferansıydı. Halbuki her iki olayda da İnönü’yü görevden alacak bir sebep yoktu. Her ikisinde de İnönü, Atatürk’ün görüşü doğrultusunda fikrini değiştirmişti.

Tam da 1937 Dersim İsyanının susturulması sonrasında bu görevden almanın neden Dersim’le ilişkilendirilmesi yapılmaz?

Çünkü bir kesim, Dersim’den Atatürk’ü sorumlu gösterme gayretkeşliği içindedir. Diğer kesim ise İnönü’yü koruma, Atatürk’le İnönü arasında bir ihtilafı konu etmeme derdindedir.

Bence Atatürk, Dersim’deki harekatı gereğinden sert bulmuş ve bunun sorumlusu olarak da İnönü’yü görmüştür.

Atatürk başbakanlığa İsmet İnönü’ye nazaran daha ılımlı, daha liberal gördüğü Celal Bayar’ı getirmiştir ama bir liberalin kendini mecbur hissettiğinde nasıl faşistleşeceğini, acımasızlaşacağını düşünememiştir ve böyle bir deneyime de sahip değildir zaten.

Ve Ocak 1938’de Dersim’de yeniden kıvılcım patlamış ve Haziran 1938’de büyük bir isyana dönüşmüştür. Atatürk’ün 1934’den beri çekmekte olduğu hastalık Ekim 1937’den itibaren ağırlaşmış ve Mayıs 1938’de artık görev yapamayacak duruma düşürmüştü. Dolmabahçe’ye çekilmiş ve devlet işlerinden giderek el çekmişti.

Haziran isyanı 2. harekatla bastırılmıştı ama Temmuz 1938’de Dersim’de yeni bir isyan başlamıştı ve yabancı basında hükümetin isyanı gizlediği haberleri çıkıyordu. Ağustos 1938’de ise yabancı basında çıkan haberler; isyanın büyüdüğü ve hükümetin isyanla baş edemediği şeklindeydi.

Hükümet telaşa düşmüş ve başarısız görülme endişesine kapılmıştı. Ne yapıp yapıp  bu isyanı bitirmek zorundalardı çünkü olaylar yurt içinde de duyulmaya başlamıştı. Ve başbakan Celal Bayar’la Genelkurmay başkanı Fevzi Çakmak katı bir müdahale kararı aldılar. Kimseye acınmayacak ve ne pahasına olursa olsun isyan bitirilecekti. Ve nitekim öyle oldu. Eylül sonlarına doğru  bu sert ve acımasız harekatın sonucu, aralarında sivillerin de yer aldığı 10 binden fazla insanın ölümüydü. Ardından da sürgünler başladı. Bu sırada Atatürk ölüm döşeğindeydi ve memleket meseleleri ile ilgilenecek takati kalmamıştı. Kimse de kendisine bu konularda bir girişimde bulunmuyordu. Hatta Nazım Hikmet’in af talebi içeren mektubu bile kendisine okunamamıştı. Bir rivayete göre okunduğu, Atatürk’ün “İlgilenilsin ama Çakmak Paşa’yı kırmadan yapılsın” dediği fakat uygulanmadığı da söylenir. Sonrasında Atatürk komaya girer ve artık tamamen kendini bilmez durumdadır. 1 Kasım 1938’de Celal Bayar Tunceli deki isyanların tamamen bitirildiğini meclis kürsüsünden duyurur.

Bilindiği gibi dönem tek parti dönemiydi ve bütün siyasiler ister sağcı olsun, ister solcu olsun aynı partinin içindeydiler. CHP devletin partisiydi ve Menderes de onun içindeydi, Bayar’da, İnönü de. Çok partili sisteme geçildiğinde Bayar ve Menderes DP’ye geçti. Emekliliğinden sonra Fevzi Çakmak da DP içinde yer aldı.

İşte bu noktada bir yanılgı ortaya çıkıyor ya da bir kesim özellikle bunu yapıyor ve o dönemin tüm sorumluluğunu CHP’ye yüklemeye çalışıyor. Halbuki o dönemde herkes CHP’li. Başka parti yok çünkü. Yanılgıya sebep olan o CHP’nin yine aynı adı taşıyarak devam etmesidir. Eğer Çok partili sisteme geçişte siyaset yeniden dzayn edilseydi ve CHP kapatılmış onun içindekiler ayrı partilerde toplanmış olsalardı, bugün böyle bir suçlama olmayacaktı.

Daha iyi anlayabilmek için tersini düşünelim. Celal Bayar’ın başbakanlığı sırasında başarılı olup güçlendiğini ve CHP’de hakimiyeti ele geçirdiğini varsayalım. Bu durumda çok partili sisteme geçişte CHP’den ayrılanlar İnönü ve taraftarları olacaktı. CHP Bayar’ların, Menderes’lerin partisi olacak, sağcılar, gericiler CHP’de toplanacaktı.

Bu durumda CHP bu denli eleştirilir ve karalanır mıydı acaba?

Dersim’in asıl failleri korunuyor

Dersim 38 katliamının asıl sorumluları Celal Bayar ve Fevzi Çakmak’tır. Ama dikkat edin, hiç isimleri geçmez, onlardan bahsedilmez. Satır aralarında geçse de üzerinde durulmaz, vurgulanmaz. Halbuki görevde olanlar bunlardır. Biri başbakandır, diğeri genelkurmay başkanı. Hadi bu Atatürk karşıtlarının iddiasının doğruluğunu varsayalım. Atatürk’ün Dersim 38 katliamından haberdar olduğunu ve sorumlulara karşı kayıtsız kaldığını düşünelim. Peki ama asıl görev başında olanlar neden suçsuzmuş gibi görülüyor ya da onlara laf söylenmiyor? Çünkü onlar Demokrat Partili. Çünkü onlar Tayyip Erdoğan’ın rehber aldığı DP’nin baş aktörleri. Çünkü Fevzi Çakmak öve öve bitiremedikleri din-i bütün bir müslüman.  Ama görevde olan İnönü ve komada olan Atatürk suçlu.

Bunların adalet anlayışı bu işte!

Neymiş, Dersim’e harekat planını Atatürk yapmış, İnönü başlatmış. Elbette yapacaklardı. Ortada devleti tanımayan, bölgeye yol, köprü, okul yaptırmayan, asker vermek, vergi ödemek istemeyen başına buyruk bir feodal beylik var ve köprü yıkmış, karakol basıp 33 askeri öldürmüş. Ne yapacaktı devlet, seyir mi edecekti?

Bugünün hükümeti Uludere’de kaçakçı kafilesini bombalayıp bir katliama imza atınca suçlu olarak Abdullah Gül mü görülüyor yoksa önceki başbakan Ecevit mi? Oklar kime yönelik? Başbakana ve genelkurmay başkanına. Ama konu Dersim olunca tersi yapılıyor. Neden?

Çünkü amaç Atatürk’ü itibarsızlaştırmak…

Sonuç olarak iddia ediyorum; eğer Atatürk İnönü’yü görevden almasaydı Dersim İsyanı yeniden canlanmazdı. Canlansaydı bile sonuç asla katliam olmazdı. İnönü’nün yerine daha ılımlı diye getirdiği Celal Bayar tarihe bir kara leke yazmış, büyük bir katliama imza atmıştır.

Bu yazı Politika içinde yayınlandı ve , , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

ATATÜRK’ÜN DERSİM YANLIŞI için 24 cevap

  1. Geri bildirim: Anonim

  2. exhorder dedi ki:

    Atatürk halen Faşist devletin duçesidir. Postmodernizm, İsmet İnönü’yü bile eleştirme, Hitler’e benzetme başarısını elde edebilmiş, ama Atatürk’e dokunamamıştır. TL’lerdeki ciddi surat ifadesini sırıtkan hale getirmiş, ama paradan resmini kaldıramamıştır. Aslında ilk olanlarıda yapamazlardı, ama Komünist Devrim korkusu bunu yaptırdı. Hani 2005-06 yıllarında Türkiye’de ki sistemin çürük olduğu, Emperyalizme bağlı, Faşist diktatörlük devleti olduğu Marksistler tarafından ortaya konunca, bunları uygulama, eski rejimin kalktığı havasını empoze etme ihtiyacı duydular. Yoksa zaten sovyet sonrası dönemin Türkiye rejimi 28 şubat darbesi ile kesinleşmişti. Ordu ve Kontrgerilla mutlak önde, hükümet onun koruculuğu altındaydı. 2001 11 Eylül saldırıları, Irak ve Afganistan savaşları ve AKP hükümetinin kurulmasıda bunun tamamlanmasıydı. Ama bu yapı Komünizm altında halen ezik durumdaydı, bu nedenle düzeltilmeye çalışıldı. 2006’da postmodern süreç başladı, 2008’de Ergenekon dalgaları, 2009’da Demokratik Açılımlar, 2010’da Anayasa Referandumu, 2011’de “Hayaldi Gerçek Oldu” lar🙂 2012’de de bitti, şimdi mezarda yatıyor.

  3. Geri bildirim: ATATÜRK’ÜN YANLIŞI « Dost Meclisi

  4. exhorder dedi ki:

    Atatürk bir bütündür ya hep doğru ya hep yanlış🙂

  5. NEJAT KARAGÖZ dedi ki:

    Din için gösterdiğiniz neslenlliği AtatürK için de gösterin. Atatürk’ün ne olduğunu,ne olmadığını açıkça anlatın. Seven gene sevsin,sevmeyen gene sevmesin. Mesela dünyada ondan başka hangi liderin bu kadar çok heykeli var,bu kadar çok yapıya,yola,meydana adı verilmiş? Bunlar Atatürk sevgisinin mi başka bir şeyin mi göstergesidir,onu da açıklayın. Siteyi ilgi ile takip ediyiorum/edeceğim.

    • zeynep dedi ki:

      Size şöyle bir cevap verelim. Dünyanın heryerinde devletlerin kutsalları vardır. Büyük devletler örneğin Amerika kurucular Washiongton da çok sorgulanmaz. Bunu sorgulayan Rusya’nın durumu ortada. İkinci olarak ben de Atatürk’ün sorumluluğu olduğunu düşünmüyorum. Çünkü bir yerde katliam düzenlemek nereden baksanız çok büyük bir aptallık. Atatürk zekasındaki bu kadar vizyoner olan birinin duygularına kapılıp bugün ki bazı yöneticiler gibi saçma sapan bir harekete izin vermesi devrimlerle komutanlığıyla çelişir. Tabi tarihi belgelerin derinie incelenmesi lazım. Ancak sonraki gelişmeler gösteriyor ki bu harekat temelde Atatürk devrimlerini halk nezdinde itibarsızlaştırma adına yapılmış. Zira Fevzi ÖÇakmak gibi İzmir suikastına adı karışmış, karşı devrim niteliğinde uygulamara imza atan DP’ye katılmış bir ismin Atatürk

    • MaMaLi dedi ki:

      Atatürk,yaşamında,devlet adamlığında,kaçtane heykeli vardı?Öldükden sonra vasiyetimi vardı heykellerimi,dikin diye?cevap bekliyorum!!!

    • İsmail Mızrak dedi ki:

      Nejat bey, bu kadar çok heykeli, bu kadar çok meydanlara ismini Atatürk mü koydu ki? Sonradan gelen namussuzlar Atatürk’ü bu şekilde putlaştırarak yaptıkları tüm pislikleri onun adıyla kapatmaya çalışarak, Türk vatandaşlarına Atatürk’ü gerektiği gibi öğretmeyerek, bu gün Atatürk’e küfredilmesine de sebep olmuşlardır.

  6. Kutlu dedi ki:

    Dünyadaki, Washington, Robespierre, Lenin, Marat, Cromwell, gibi önemli liderler arasında, Mustafa Kemal’in dışında, toplumuna bilimsel bir bakış açısı kazandıran, bir lider yoktur. Heykellerin de, sanatsal bir amaç güttüğü ve, diğer liderlerle kıyaslayınca, bu heykellerin, yollara, meydanlara, ad vermelerin de, pek mühim bir fark yaşanmadığı gözlemlenebilir.
    Kanaatimce, Atatürk’e yapılan eleştiriler, yapıcı olmaktan ziyade, ideolojik saplantılar yaşayan, mekanizmaları, yalnıza belli bir takım idealara göre yorumlayan, devletin pragmatist yaklaşımını hazmedemeyen, safdillerin sonucu.

    • ibrahim-Fransa dedi ki:

      insanı,güldürmeyin.Hangi heykelin sanatsal tarafi var?Türkiye’de Atatürk heykelleri sanat için degil adeta tapınak niyetiyle yapiliyor.Müslimlerin Kabe’deki kara taşa yüz sürmesiyle Anıtkabir’de secdeye kapîlan laikler arasinda fark görmüyorum.

      • Nuri Baba dedi ki:

        ibrahim-Fransa ;

        Siz bu kısa ve özlü (!) yorumu yapmak için mi Fransa’ya gittiniz ?

        Demek bizler, İslamiyetten 800 yıl önce var olan Kabenin taşlarına yüz sürenler gibi Mustafa Kemal Atatürk’ün Kabrine yüz sürüp secde ediyoruz öyle mi ?

        Dünyanın tüm devletleri, tüm kabileleri, tüm uygarlıktan uzak insan toplulukları içinde bile, o topluluğu veya devleti kuran kişiye dil uzatılamaz…

        Zira, o kişinin liderliği, o devletin var oluş nedenidir…

        1789 Fransız Devriminin yapıldığı topraklardan ; tükenmiş Osmanlının külleri üzerinde dimdik ayakta duran Türkiye Cumhuriyetini kuran kişiye ve O’nun temel ilkelerinden olan Laikliğe – ki, Avrupa bunu kazanmak için binlerce can verdi – dil uzatan kişide, olsa olsa bir karakter bozukluğu veya kişilik erozyonu vardır…

        Suç sizin değil beyim, suç benim…

        Sanki ülkemde ki osmanlı ümmet artıkları yetmiyormuş gibi, bir de Fransa’da bu vatanın kurucusuna dil uzatanlarla uğraşıyorum…adamdan sayarak…!!!

  7. Nuri Baba dedi ki:

    Kapitalizm bizleri öyle eğitir ki, ağaçlara bakmaktan ormanı ıskalamayı bir kural sanırız…
    Atatürk eleştirilemez mi ? Hayır efendim, eleştirilemez…
    Ne oldu, şaşırdınız mı ?
    Siz, en ilkel kabileden, en büyük devletlere kadar, o ülkenin “Kurucusu”na dil uzatıldığını hiç duydunuz mu ? Duyamazsınız, zira ülkelerinin kurucularına dil uzatanlara, çıktığı yerin tomogrofisini çektirirler…

    Siz, eğer entelektüelliğinizin dayanılmaz hafifliğinde raks etmiyorsanız, ülkemiz külliyen işgal edilmişken ve Orta Asyadan bir kısrak başı gibi uzanan topraklarımızda yaşayanlar, Ankara ve havalisinin çorak topraklarına sıkıştırılarak esir edilmişken ve açlık ve yoksulluk ve cehalet, ve Osmanlı artığı sakallı yobazların baskılarıyla kan kusuyorlarken ve dünyanın hain üretimi bu topraklardan fışkırıyorken ve bu topraklarda binlerce yıldır yaşayan insanlar yok ediliyorken…………

    Ne yazık ki, Mustafa Kemal diye biri yoktu, hiç yaşamadı ve hiç olmadı…
    Doğal olarak da, Kurtuluş Savaşı da olmadı…
    Doğal olarak Türkiye Cumhuriyeti olmadı..
    Doğal olarak, Misakı Milli sınırlarımız da olmadı…
    Ve eğer canlı kalan insanlar varsa, yaşamları boyunca Denizi göremediler…

    Ve sonuç olarak, bizler bu bilgisayarın başında değildik ve Atatürk hakkında tartışamıyorduk…

    Ve ne Meclis vardı, ne Başbakanlık vardı ne de Köşk vardı…

    Ben sizlere bilimkurgu ve korku filmi anlatmadım..Mustafa Kemal diye biri hiç olmadı dedim…

    Korkmayın, hadi açın gözlerinizi…Mustafa Kemal diye biri vardı ve sizinde bir vatanınız ve özgürlüğünüz ve de yaşadığınız böylesi “Kısrak başı gibi uzanan” ülkeniz var…

    Ancak, sizi üzmek istemem ama İsmet İnönü diye bir Devlet Adamı da var ve dedi ki…

    “”Dünyada bizim milletimiz kadar içinden hain çıkaran millet yoktur..””

    Saygıyla eğiliyorum…

    • müjde dural dedi ki:

      Hay ağzınıza sağlık kardeş…
      Osman Pamukoğlu paşa da diyor ki, tüm hainleri gömecek kadar toprağımız var.
      Atatürk’ümüz nur içinde yatsın. Mekanı cennet olsun. Atatürk’ü sevmeyenler Humeyni’yi sevenler İran’a, Barzani’yi sevenler Irak’a, Amerikan uşakları da ABD’ye defolup gitsin.

  8. Gencer dedi ki:

    Atatürk bizi tüm dogmalardan kurtarmaya çalışmış Dünyanın görüp görebileceği ender insanlardan birisidir.Pante yi bu araştırmasından ve kafamızda başka soru işaretleri oluşturmasından dolayı kutluyorum.

  9. Hasan dedi ki:

    sen kendinle çelişiyorsun kardeş….

    Dersim 38 katliamının asıl sorumluları Celal Bayar ve Fevzi Çakmak’tır. Ama dikkat edin, hiç isimleri geçmez, onlardan bahsedilmez. Satır aralarında geçse de üzerinde durulmaz, vurgulanmaz. Halbuki görevde olanlar bunlardır. Biri başbakandır, diğeri genelkurmay başkanı. Hadi bu Atatürk karşıtlarının iddiasının doğruluğunu varsayalım. Atatürk’ün Dersim 38 katliamından haberdar olduğunu ve sorumlulara karşı kayıtsız kaldığını düşünelim. Peki ama asıl görev başında olanlar neden suçsuzmuş gibi görülüyor ya da onlara laf söylenmiyor? Çünkü onlar Demokrat Partili. Çünkü onlar Tayyip Erdoğan’ın rehber aldığı DP’nin baş aktörleri. Çünkü Fevzi Çakmak öve öve bitiremedikleri din-i bütün bir müslüman. Ama görevde olan İnönü ve komada olan Atatürk suçlu.

    Bunların adalet anlayışı bu işte!

    Neymiş, Dersim’e harekat planını Atatürk yapmış, İnönü başlatmış. Elbette yapacaklardı. Ortada devleti tanımayan, bölgeye yol, köprü, okul yaptırmayan, asker vermek, vergi ödemek istemeyen başına buyruk bir feodal beylik var ve köprü yıkmış, karakol basıp 33 askeri öldürmüş. Ne yapacaktı devlet, seyir mi edecekti?

    Önce ne yazdıgına bir bak

    • MaMaLi dedi ki:

      Hasan!nasıl yani?akşam evine geldin,komşun,karını,oğlunu,kızını,katletmiş,ne yapacaksın seyir mi edeceksin?

  10. Cumhuriyet tarihinin en üzücü olayı olan Lozan antlaşması gereği yapılan <> bence Atatürk’ün en büyük yanlışı.
    Mubadele ulusal değilde inançsal olarak yapıldığı için hiç rumca dahi bilmeyen yüzbinlerce müslüman olmayan Türk zorla Yunanistana gönderildi.
    Oysa onlar, Çanakkalede İngilizlere, kurtuluş savaşında Yunanlılara karşı savaşmışlardı. Onlar, Malazgirt’te Bizans ordusundan ayrılıp Türk kardeşleri olduğu için Selçuklu ordusuna katılan, Kıpçak, Kuman, Peçenek Türklerinin torunlarıydılar…
    Ortodokst Türkler ile ilgili Evliya Çelebi, Seyahatname’sine şunları yazmıştı; “Alanya kadim eyyamından beru Urum keferesi bir mahallededir… Amma Urum lisanı bilmeyub, batıl Türk lisanı bilirler. Ve Antalya, dördü Urum keferesi mahallesidir. Amma keferesi asla Urumca bilmezler, Batıl Türkçe lisan üzre kelamet ederler”

    Kefere diye göçe zorlanan bu insanlar kendilerini şöyle ifade etmişlerdi;
    “Gerçi Rum isekte rumca bilmez türkçe söyleriz.
    Öyle mahludi haddı tarikatımız vardır, hurufumuz yunanice türkçe meram eyleriz.

  11. babeuf dedi ki:

    Kemalizm sosyalizm değildir ancak azgın bir kürd milliyetçiliği de sosyalizm değil dersim katliamı kabul edilmeli ayrıca kürdlerin ayrı bir devlet kurma hakkı olduğu unutulmamalı bu hak tanınırsa ancak kopmamalarını sağlayabilirsin ayrıca koparsa da kopar mühim olan sosyalizme geçebilmek.Kürdlerin içinde mutlaka değerli devrimciler de vardır fakat eğer önümüze bazıları gibi ırkçı saçmalıklarla geliyorlarsa onların saçmalıklarına da dur demek gerekir.

  12. babeuf dedi ki:

    m. kemal ancak o dönem için bir ilericilik taşır artık m. kemale sığınılamaz neden bu kadar sahip çıkıyorsunuz anlamıyorum sosyalist değil meclise bakın kuruluşta halk mı var yoksa zengin eşraflar mı var? Bir dönemin önemli insanı artık hiçbir ilerici yönü kalmamış kızabilirsiniz ancak öyle.Kemalizmden uzaklaşılırsa sosyalizme doğru gidilir çünkü m. kemalin kurduğu cumhuriyet korporatisttir sosyalist olmayan bir devlet adamından sosyalist çıkartamazsın.

  13. babeuf dedi ki:

    Bİzim kahramanlarımız ege dağlarındaki efelerdir , yeşil ordusu ile çerkez ethemdir, mustafa Suphilerdir kemalizmin o dönem için anti emperyalist bir yanı var mı idi emin olun ki sandığınız gibi fazla değildi devletin de çökmesinden çok korkmayın devlet sizn devletiniz değil devlet holdinglerin devletidir sabancıların devletidir. Böyle devlet olmaz olsun zaten.

    • NURİ BABA dedi ki:

      Sayın babeuf ;

      Siz bu yazılarınızı salıncakta sallanırken mi yazdınız ?
      Bir uçtan bir uca savruluyorsunuz da…!!!

  14. Cem dedi ki:

    Bu kadar bilgi ortaliga sacmisken hala tarihi carpitmaya devam ediyorsunuz ya… Pes pes…
    http://blog.radikal.com.tr/turkiye-gundemi/cumhuriyet-dersim-38-ve-ataturk-2-80745

    • pante dedi ki:

      Asıl size pes. 3 satırlık telgrafta sanki Dersim’de nasıl bir vahşet ve katliam yaşatıldığı anlatılmış, sanki isyancıların-eşkiyaların yanında kadınların-çocukların bile öldürüldüğünden bahsedilmiş ve Atatürk de buna “bravo” demiş gibi algılıyorsunuz ya, asıl buna pes.

    • NURİ BABA dedi ki:

      “Cem” adında bir kişi, bu sitede ülkemin kurucusuna dil uzatmayı, dinci yobazlar gibi marifet bildiğinden bizlere “Pes” diyor…

      İsmet İnönü Lozan antlaşması sırasında , emperyallerin küçümsemelerine karşın Mustafa Kemal’den aldığı bilgi doğrultusunda “””Yeni bir dünya kurulur, Türkiye de yerini alır””” diyerek son sözü söylemiş ve Misaki Milli sınırları ve de Lozan Antlaşması utkuyla sonuçlandırılmıştır…

      Ve Dersim’de ki aşiretler, biz Ankara’yı tanımayız diyecekler, vergi de vermeyiz, askere de gitmeyiz diyecekler ve köprüleri havaya uçurup karakolları basarak askerleri öldürecekler ve de g*tleri sıkışınca hemen tasmalarını tutan İngilizlerden yardım dilenecekler ve ellerinde ki silahların Fransız malı olduğu yakalandıklarında ortaya çıkacak ve de Cem Efendi, Ülkemin Kurucusuna dil uzatmak için hıyanetin batağında ki yobazların dilini kullanacak…

      Burada sözü keserek, bir yazı kopyalıyorum…Aksi halde parmaklarım öfkelenecek…!!!

      “”Ekselanslarından Kürt halkını, hükümetinizin yüksek etkisinden yararlandırmanızı diliyoruz
      ‘Kürt halkı hükümetinizin yüksek ahlakî etkisinden yararlandırmanızı diliyor. Sayın Bakan, en derin saygılarımızı sunmaktan onur duyarım’
      Cumhuriyet yönetiminin yeni düzenlemelerine isyan edip Singeç Karakolu’nda 33, Mazgirt Karakolu’nda da 56 askerimizi baskınla şehit ettiler. Seyit Rıza ve altı adamı 15 Kasım 1937 günü idam edildi. Bugün ‘Kürt’ ya da ‘Alevi’ isyanı olarak piyasaya sürülen hareket, gerçekte İngiltere ve Fransa destekli aşiret isyanıydı.
      Dersim İsyanı, 1876’dan 1937 yılına kadar bölgede yaşanan 11. isyandı. İsyanı, Hükümetin aldığı bir dizi kararı tanımayan aşiretlerin vergi ve asker vermeme ile bölgeye dokunmama ültimatomu ardından, 21 Mart 1937 günü Singeç Köprüsü’nün havaya uçurulması ve yanında bulunan karakolun basılarak 33 Mehmetçiğin şehit edilmesiyle başladı. Mazgirt Köprüsü de havaya uçurulmuş ve burada bulunan jandarma taburunda 56 askerimiz şehit edilmişti. Ayrıca Harçik deresi üzerindeki Pah Köprüsü de havaya uçuruldu ve isyan bölgeye yayıldı. İsyanın en yoğun çatışmaları Mayıs-Eylül 1937 arası oldu. Hızla yayılan isyanın üzerine, Ankara Hükümeti kararlılıkla gitti.
      15 KASIM’DA İDAM EDİLDİ
      Seyid Rıza ve iki adamı 11 Eylül’de Erzincan’da Hükümet Konağı’na gelerek kayıtsız şartsız teslim oldu. Ayrıca 6 aşiret reisi de yakalandı. 12 Ekim günü de Seyid Rıza ile birlikte 57 kişinin davası Tunceli Ağır Ceza Mahkemesi’nde başladı. Seyit Rıza ve 6 adamı hakıknda verilen idam kararı 15 Kasım 1937 günü infaz edildi.
      FRANSA’NIN GÖNDERDİĞİ SİLAHLAR YAKALANDI
      Bugün iddia edildiği gibi isyan ‘Kürt’ ya da ‘Alevi’ isyanı değil; aşiret isyanıydı! Cumhuriyet’in ‘Tunç’ eliyle de derebeylik düzeni yıkıldı. O günlerde dış basın olayları ‘Kürt isyanı olarak” ele alır, Türkiye ve Cumhuriyet düşmanları ise gelişmeleri sevinçle takip eder. Hareketi İngilizler ve Fransızlar destekler. Hatta Fransa’nın gönderdiği silahlar, güvenlik kuvvetlerimizin eline geçer. Sovyetler Birliği ise bizi destekler. Emperyalist destekli gerici isyanı, kendilerine karşı da yapılmış olarak kabul ederler. (Yalçın Doğan, s.185-188)
      ‘EŞKIYALIK KISA SÜREDE BERTARAF EDİLDİ’
      Atatürk, 1 Kasım 1937 günü TBMM’de Tunceli olaylarına değinerek, huzur ve sükûnun sağlandığını ve Cumhuriyet yurttaşlarının refah ve saadet imkânlarından azami şekilde istifade ettiğini belirterek, “İleri hükümetçiliğin şiarı, halkı, kudretini olduğu kadar şefkatine de samimiyetle inandırabilmesidir. Büyük küçük bütün Cumhuriyet memurlarında bu zihniyetin en geniş ölçüde gelişmesine önem vermek çok yerinde olur” der. (Atatürk’ün Bütün Eserleri, C.30, Kaynak Yayınları, 2011, s.72)
      İŞTE O MEKTUP01seyit-riza-mektup
      Seyit Rıza’nın İngiltere Dışişleri Bakanlığına 21 Eylül 1937 günlü gönderdiği mektup: “Yıllardır, Türk Hükümeti Kürt halkını asimile etmeye çalışıyor ve bu amaçla halkı eziyor, Kürtçe yayınları ve gazeteleri yasaklıyor. Türk Hükümeti son olarak, hükümetle yapılan anlaşma gereği, bu işkencelerin dışında tutulan Dersim’e de girmeye çalıştı. Bu olay karşısında Kürtler, uzak sürgün yollarında yok olmaktansa, 1930’da Ağrı Dağında, Zilan vadisinde ve Beyazıt’ta yaptıkları gibi, kendilerini savunmak üzere silaha sarıldılar. Üç aydan beri ülkemi, acımasız bir savaş kırıp geçiriyor. Ben ve arkadaşlarım Türk ordusunu başarısızlığa uğrattık. Benim sesimle ekselanslarınızdan maruz bulunduğu zulüm ve adaletsizliğe son vermek için, Kürt halkı hükümetinizin yüksek ahlakî etkisinden yararlandırmanızı diliyor. Sayın Bakan, en derin saygılarımızı sunmaktan onur duyarım. Seyit Rıza.” (Londra The National Archives, “FO371/20864/E5529”
      ‘İNGİLİZ VE FRANSIZLAR BİZİMLEDİR!’
      İsyancıların propaganda bildirisi: “Ey Dersimliler! Nasıl oluyor da sizler üç yüz seneden beri kimseye teslim olmadığınız halde askersiz, leşkersiz sakin Hüseyin Abdullah Paşa’ya teslim oluyorsunuz. Hükümetin elinde asker yoktur. Hem hükümet buraya asker sevk etmeye kalkışırsa İngiliz ve Fransızlar derhal ilanı harp edecekler ve bizi kurtaracaklar. Araplar da bizimle beraberdir.’”
      ŞEYH SAİT’İN TORUNU İSYANIN ELE BAŞI
      28 Temmuz 1937 tarihli Sovyet raporu: “Üç ay önce Dersim bölgesinde patlak veren karşıdevrimci isyan, henüz kesin olarak bastırılamadı. Bu isyanda yeni olan şu: Temmuz başında Türkiye’nin güneydoğu sınırından (Suriye) Türkiye’ye bir çeteci grubu girdi ve başında Şeyh Abdurrahim vardı. Bu grup dağıtıldı. Şeyh Abdurrahim, 1925 senesinde büyük bir gerici Kürt isyanı tertipleyen Şeyh Sait’in kardeşidir. Şeyh Abdurrahim keza 1925 isyanına da katılmıştı.”
      KOMİNTERN RAPORU
      Marat (İsmail Bilen, TKP yetkilisi) imzasıyla, 27 Haziran 1937 günü Komintern’e “Dersim İsyanı” başlıklığıyla verilen rapor: “Dersim aşiretlerinin başlarında ya bir mürteci şeyh, ya bir ağa, ya bir bey vardır. Bütün aşiretler silahlıdır. Silahlı kuvvetler aşiret reisinin emri altındadır. Dersim’de devlet otoritesi ve hükümet cihazı görünüşte mevcuttur.”
      ‘DEVLETİ HİÇE SAYIYORLAR’
      Komintern belgelerinden: “Bugüne kadar Dersim, Türkiye’nin ulusal ekonomisinin dışında kalmaktaydı. Az gelişmiş olan ticaret tamamen aşiret reislerinin ve onların adamlarının aracılığıyla yürütülüyordu. Çeteler barışçı komşu köylere yağma seferleri düzenlerdi.”
      “Dersim’de devlet otoritesi sadece kâğıt üzerinde kalıyordu. Feodal aşiret reisleri, her fırsatta devleti hiçe sayarlardı. Devletin Dersim’de askerlik yükümlülüğünü gerçekleştirmesi ve yasal vergileri toplaması bugüne kadar mümkün olmamıştır.” (Komintern Belgelerinde Türkiye-3: Kürt Sorunu, Kaynak Yayınları, s. 67).””
      Ercan Dolapçı

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s