ALDIRMA GÖNÜL ALDIRMA

SABAHATTİN ALİ

s

Bugün Sabahattin Ali’nin öldürülüşünün 65. yıldönümü.

“Çalmadan, çırpmadan bize ekmeğimizi verenleri aç, bizi giydirenleri donsuz bırakmadan yaşamak istemek bu kadar güç, bu kadar mihnetli, hatta bu kadar tehlikeli mi olmalı idi”.

Ali Baba dergisinde “Ne zor şeymiş” başlıklı yazısındaki bu ifadelerinden sonra artık ülkesinde yaşayamayacağını anlamış ve yurt dışına çıkmaya karar vermişti.
Çünkü işsizdi, parasızdı. Kimse ona gazetesinde, dergisinde iş vermiyordu. Toplumcu olmanın, toplum için sanat yapmanın bedeliydi bu.
Ne var ki ona bir pasaportu bile çok gördüler.
Bunun üzerine kaçak olarak çıkmaya karar verdi ama kendisini kaçıracak kişi tarafından öldürüldü. (1948) Cinayetin Milli Emniyetin işi olduğu konusunda artık şüphe yok.

HAPİSHANE ŞARKISI -1-

Göklerde kartal gibiydim.
Kanatlarımdan vuruldum;
Mor çiçekli dal gibiydim,
Bahar vaktinde kırıldım.

Yar olmadı bana devir,
Her günüm bir başka zehir;
Hapishanelerde demir
Parmaklıklara sarıldım.

Coşkundum pınarlar gibi,
Sarhoştum rüzgarlar gibi;
İhtiyar çınarlar gibi
Bir gün içinde devrildim.

Ekmeğim bahtımdan katı,
Bahtım düşmanımdan kötü;
Böyle kepaze hayatı
Sürüklemekten yoruldum.

Kimseye soramadığım,
Doyunca saramadığım,
Görmesem duramadığım
Nazlı yarimden ayrıldım.

Sabahattin Ali

HAPİSHANE ŞARKISI -3-

Burda çiçekler açmıyor,
Kuşlar süzülüp uçmuyor,
Yıldızlar ışık saçmıyor,
Geçmiyor günler, geçmiyor.

Avluda olta vururum;
Kah düşünür, otururum,
Türlü hayaller görürüm;
Geçmiyor günler, geçmiyor.

Gönülde eski sevdalar,
Gözümde dereler, bağlar,
Aynada hayalim ağlar,
Geçmiyor günler, geçmiyor.

Dışarda mevsim baharmış,
Gezip dolaşanlar varmış,
Günler su gibi akarmış…
Geçmiyor günler, geçmiyor.

Yanımda yatan yabancı,
Her sözü zehir gibi acı,
Bütün dertlerin en gücü;
Geçmiyor günler, geçmiyor.

Sabahattin Ali

HAPİSHANE ŞARKISI -5-

Başın öne eğilmesin
Aldırma gönül, aldırma
Ağladığın duyulmasın,
Aldırma gönül, aldırma

Dışarda deli dalgalar
Gelip duvarları yalar;
Seni bu sesler oyalar,
Aldırma gönül, aldırma

Görmesen bile denizi,
Yukarıya çevir gözü:
Deniz gibidir gökyüzü;
Aldırma gönül, aldırma

Dertlerin kalkınca şaha
Bir küfür yolla Allaha
Görecek günler var daha;
Aldırma gönül, aldırma

Kurşun ata ata biter
Yollar gide gide biter;
Ceza yata yata biter;
Aldırma gönül, aldırma

Sabahattin Ali

LEYLİM LEY

Döndüm daldan kopan kuru yaprağa
Seher yeli dağıt beni, kır beni
Götür tozlarımı burdan uzağa
Yarın çıplak ayağına sür beni

Ayın şavkı vurur sazım üstüne
Söz söyleyen yoktur sözüm üstüne
Gel ey hilal kaşlım dizim üstüne
Ay bir yandan sen bir yandan sar beni

Yedi yıldır uğramadım yurduma
Dert ortağı aramadım derdime
Geleceksen bir gün düşüp ardıma
Kula değil, yüreğine sor beni

Sabahattin Ali

NAMUSLU OLMAK NE ZOR ŞEYMİŞ…

“Namuslu olmak, ne zor şeymiş meğer? Bir gün Almanların pabucunu yalayan, ertesi gün İngilizlere takla atan, daha ertesi gün de Amerika`ya kavuk sallayan soysuzlar gibi olmak istemedik. Yalnız ve yalnız bir tek milletin önünde secdeye vardık. O da kendi cefakeş milletimizdir.

Meğer ne büyük günah işlemişiz! Kanunlu, kanunsuz baskılar altında ezile ezile pestile döndük. Bugünün itibarlı kişileri gibi kese doldurmadık, makam peşinde koşmadık. İç ve dış bankalara para yatırmadık, han apartman sahibi olmak, sağdan soldan vurmak ve milleti kasıp kavurmak emellerine kapılmadık. Bütün kavgamızda kendimiz için hiçbir şey istemedik. Yalnız ve yalnız, bu yurdun bütün yükünü omuzlarında taşıyan milyonlarca insanın derdine derman olacak yolları araştırmak istedik.

Bu ne affedilmez suçmuş meğer! Neredeyse, yoldan geçerken mide uşakları arkamızdan bağıracaklar: “Görüyor musun şu haini! İlle de namuslu kalmak istiyor ve ahengimizi bozuyor…”

Çalmadan, çırpmadan bize ekmeğimizi verenleri aç, bizi giydirenleri donsuz bırakmadan yaşamak istemek bu kadar güç, bu kadar mihnetli, hatta bu kadar tehlikeli mi olmalı idi?”

Sabahattin Ali

Tarih 1947. Türkiye’nin batıya el verdiği yıllar. Sonrasında kolu da, bacağı da gitti tabi.
66 yıl sonra bugün, değişen birşey yok.
100 yıl önceki Tevfik Fikret’in “Yiyin Efendiler Yiyin” şiiri bile günümüze hala hitap ettikten sonra….

Çocuklar Gibi

Bende hiç tükenmez bir hayat vardı
Kırlara yayılan ilkbahar gibi
Kalbim hiç durmadan hızla çarpardı
Göğsümün içinde ateş var gibi

Bazı nur içinde, bazı sisteyim
Bazı beni seven bir göğüsteyim
Kah el üstündeydim, kah hapisteydim
Her yere sokulan bir rüzgar gibi

Aşkım iki günlük iptilalardı
Hayatım tükenmez maceralardı
İçimde binlerce istekler vardı
Bir şair, yahut bir hükümdar gibi

Hissedince sana vurulduğumu
Anladım ne kadar yorulduğumu
Sakinleştiğimi, durulduğumu
Denize dökülen bir pınar gibi

Şimdi şiir bence senin yüzündür
Şimdi benim tahtım senin dizindir
Sevgilim, saadet ikimizindir
Göklerden gelen bir yadigar gibi

Sözün şiirlerin mükemmelidir
Senden başkasını seven delidir
Yüzün çiçeklerin en güzelidir
Gözlerin bilinmez bir diyar gibi

Başını göğsüme sakla sevgilim
Güzel saçlarında dolaşsın elim
Bir gün ağlayalım, bir gün gülelim
Sevişen yaramaz çocuklar gibi

Sabahattin Ali

Atatürk aleyhinde yazdığı iddia edilmiş şiir hakkında:

Bu konu aynı Nazım Hikmet’in “Burjuva, Kemal’in omuzuna binmiş” mısraının geçtiği 28 Kanunisani şiirini izah etmek gibidir. Mısradaki virgülü algılayamayanlara, bu şiirden 20 yıl sonra yazdığı Kuvayi Milliye Destanı’ndaki övgüsünü bir iş, bir aş, bir menfaat karşılığı yazmadığını anlatabilmek olanaksızdır.
Nazım Hikmet ilk gençlik yıllarında nasıl bir Türkçü-İslamcı ise, Sabahattin Ali de gençliğinde Türkçü-Turancı idi ve arkadaş çevresi Atsızcı ırkçılardan oluşmaktaydı.
Her ne kadar Almanya eğitimi sırasında Nazi-faşist ırkçılığını görüp nefret ettiyse ve yavaş yavaş sola-osyalizme yöneldiyse de, Türkiye’ye dönüşünün ilk yıllarında eski çevresiyle beraberliğini sürdürmekteydi.
Yazı ve şiirlerini 1932’ye kadar Atsız Mecmua’da yazmıştı. Bu Atsız ırkçılar içinde kaçık Rıza Nur’un da alduğunu ve yazdıklarının ne kadar deli saçması olduğunu da hatırlamakta yarar var.
İşte bu dönemde Sabahattin Ali’nin, kendisinin yazmadığı, kendisine ait olmayan, Vahdettin döneminde Sivas’taki bir bektaşi olayına dair yazılmış olan bir şiirin bazı sözlerinin değiştirilerek döneme uyarlanmış şeklini, bir sofra sohbetinde okuduğu iddia edilir. Sabahattin Ali, bu iddiayı yarı iftira olarak anlatır. Anlaşılan o ki, o yapısı ve o gençlik heyecanı ile bu şiiri okumuştur ama bir kasıt, bir saygısızlık düşünerek değil. Bir espri, bir şamata olsun diyedir.
Fakat Cemal Kutay ile yolları ayrıldığı için ve gazetede gün gün yayınlanmakta olan Kuyucaklı Yusuf romanının yayımını kestiği için bu iftiraya maruz kalmıştır.

Hapisten çıktıktan sonra iş bulamadığı için Mustafa Kemal’i öven bir şiir yazdığı iddiası ise Sabahattin Ali’ye yapılacak en büyük hakaret ve aşağılamadır.
Bu boyun eğmedir ve Sabahattin Ali’nin yapısına terstir. O dobra dobra yazan, kalemini-sözünü esirgemeyen bir yazardı. Boyun eğen bir yazar olsaydı, yıllar sonra çektiği sıkıntılar karşısında sert yazılar yazmayı bırakır, kalemini yumuşatırdı. Ama işsizliğe, geçim sıkıntılarına rağmen bunu yapmadı. Kalemini yumuşatacağına yazmayı bırakıp kamyonet nakliyatçılığına başlamıştı.
Ne yazık ki bu tür aşağılamaları Nazım Hikmet için de yapmışlardır. Hatta ölüme korkusuzca koşan Deniz Gezmiş’in, Mahir Çayan’ın, Ulaş Bardakçı’nın savunmaları için bile benzer iddialarda bulunulmuştur.

O şiir Sabahattin Ali’ye ait değildir ama aşağıdaki şiir onundur.
Sabahattin Ali’nin sözde yeniden öğretmen olabilmek için Mustafa Kemal’e övgü için yazdığı iddia edilen şu şiirindeki doğallık inkar edilir:

BENİM AŞKIM

Bir kalemin ucundan hislerimiz akınca
Bir ince yol onları sıkıyor, daraltıyor;
Beni anlayamazsan gözlerime bakınca
Göğsümü parçala bak kalbim nasıl atıyor.

Daha pek doymamışken yaşamın tadına
Gönül bağlanmaz oldu ne kıza, ne kadına…
Gönlüm yüz sürmek ister yalnız senin katına
Senden başka her şeyi bir mangıra satıyor.

Sensin, kalbim değildir, böyle göğsüme vuran,
Sensin “ülkü” adıyla beynimde dimdik duran
Sensin çeyrek asırlık günlerimi dolduran;
Seni çıkarsam, ömrüm başlamadan bitiyor.

Hem bunları ne çıkar anlatsam bir dizeye?
Hisler kambur oluyor dökülünce yazıya
Kısacası gönlümü verdim Ulu Gazi’ye
Göğsümde şimdi yalnız onun aşkı yatıyor.

Sabahattin Ali (Varlık 15 Ocak 1934)

Kara yazı

geçmedi yare sözümüz
yollarda kaldı gözümüz
yere sürüldü yüzümüz
böyleymiş kara yazımız.

çiçekler açılmaz oldu
pınarlar içilmez oldu
yar bize gülmez oldu
böyleymiş kara yazımız.

yalnız ona yar demiştik
onda bir şey var demiştik
o bizi anlar demiştik
böyleymiş kara yazımız.

hey gönül gene bu gece
kederim geceden yüce
gel susalım beraberce
böyleymiş kara yazımız.

Sabahattin Ali

Sabahattin Ali Cinayetini “Milli emniyetin işi” olarak nitelendirmemin sebebi katili olan Ali Ertekin adlı kişinin Milli emniyete çalışan bir ajan olmasından ileri geliyor. Ve tabi hakettiği cezayı almayıp mahkemece korunmasından ve serbest bırakılmasından…
Ancak şu noktayı da göz önünde bulundurmak gerekiyor:
Ali Ertekin’in Milli Emniyet’le olan ilişkisi cinayetten önce mi yoksa sonra mı başlamıştı?

Hatırlanacağı üzere Kılıçdaroğlu “Sabahattin Ali’yi CHP öldürdü” demişti.
Bu bir itiraf ya da özeleştiri değil.
Bana göre Kılıçdaroğlu bu konuda politika yapmış “Bakın yeri geldiğinde ben de CHP’yi geçmişteki yanlışlarından dolayı eleştirebiliyorum” demek istemiştir ama kesin olmayan bir konuda o dönemin CHP yöneticilerini töhmet altında bırakmıştır.
Çünkü bu konuda elde tek bir kanıt bile mevcut değildir.
Cinayetin CHP döneminde olmuş olması ise CHP’yi suçlu duruma sokamaz.
Ama Dersim konusu öyle değil. Dersim 1938 katliamında ve sürgünlerde CHP sorumludur.
Hrant Dink cinayetinden AKP’nin suçlanamayacağı ama Uludere katliamının sorumlusunun AKP olması örneği gibidir.

Geçen yılki Radikal’de Sabahattin Ali’nin katili Ali Ertekin’in ifadelerine yer verilmişti.
Şöyle anlatmış olayı:
“Şişli süvari okulunda inzibat başçavuşuyken, bir tüfek kayboldu, beni sorumlu tutup ordudan ihraç ettiler. İstanbul’da iş buldum. Adalet Cimcoz adlı bir kadının kamyonu vardı. (Annesi Alman babası Topçu subayı olan dublaj sanatçısı) Trakya’dan peynir getiriyordu. Sabahattin Ali de bu kadının katibiydi. Giren çıkan malları kontrol ediyordu. Beraber, Kırklareli Üsküp nahiyesine peynir almaya gittik. Sabahattin Ali, mandıra yerine ormanın içine ve sınıra doğru yürümeye başladı. Önce Bulgaristan’a sonra Moskova’ya gideceğini, Türkiye’ye dönüp, hükümeti devireceklerini söyledi. Ben karşı çıktım sınırdan geçemeyeceğimizi söyledim. Tartıştık, elimde kalın bir ağaç dalı vardı, vurdum yere yığıldı. Öldüğünü anlayınca orada bırakıp İstanbul’a döndüm.”

Cinayetten kimseye bahsetmediğini 5-6 ay sonra Milli Emniyetten (bugünkü MİT) Zeki Kayraklı adlı bir kişinin kendisini sorguladığını belirten Ertekin, ”Beni serbest bıraktılar, ardından da, Sultanahmet Cezaevinde yatıp çıkan komünistleri takip, onlarla ahbap olup, bilgi alma görevi verdiler” dedi. Halat fabrikasında işe de sokulan Ertekin burada 17 yıl çalışıp, emekli oldu. 1906 doğumlu olan Ertekin, artık hayatta değil…

http://www.radikal.c…3&CategoryID=77

Melankoli

Beni en güzel günümde
Sebepsiz bir keder alır.
Bütün ömrümün beynimde
Acı bir tortusu kalır.

Anlıyamam kederimi,
Bir ateş yakar derimi,
İçim dar bulur yerimi,
Gönlüm dağlarda bunalır.

Ne kış, ne yazı isterim,
Ne bir dost yüzü isterim,
Hafif bir sızı isterim,
Ağrılar, sancılar gelir.

Yanıma düşer kollarım,
Görünmez olur yollarım,
En sevgili emellerim
Önüme ölü serilir…

Ne bir dost, ne bir sevgili,
Dünyadan uzak bir deli…
Beni sarar melankoli:
Kafamın içersi ölür.

Sabahattin Ali

Bu yazı Edebiyat-Müzik içinde yayınlandı ve , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

ALDIRMA GÖNÜL ALDIRMA için 2 cevap

  1. ali haydar dedi ki:

    Böyle büyük bir insanin böyle kolay harcandigina inanamiyorum,sarkilarini söyleyip ekmeyini yiyenler bile sakladi,sen saklamadigin icin tesekkürler pante.sonsz saygilar.

  2. Nadir Sacar dedi ki:

    Dün akşam dernek olarak andık Sabahattin Ali’yi. Şiirleri okundu, şarkıları söylendi, hayatından pasajlar okundu. Nazım Hikmet Kültür Merkezindeydi etkinliğimiz. Şimdi burada bu yazıyı görünce duygulandım şahsen.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s