SOMA MADEN FACİASI

 

somamadCHP’li vekiller 23 Ekim 2013′te Soma’daki madenlerde meydana gelen iş cinayetlerini Meclis gündemine taşımışlar ve bir araştırma önergesi hazırlamışlardı. 23 Ekim 2013’te verilen önerge ancak 29 Nisan’da Meclis gündemine gelebildi. 29 Nisan’da Meclis Genel Kurulu’nda yapılan görüşmede Soma için araştırma önergesi CHP, MHP ve BDP’nin “Evet” oylarına karşın, AKP’nin “Hayır” oylarıyla reddedildi. Soma’daki iş cinayetleri için araştırma komisyonu kurulmasını bizzat AKP engelledi.

Madenlerdeki iş cinayetlerine kader diyen bir başbakan, Soma’daki maden firması patronlarıyla sıkı fıkı olan AKP milletvekilleri, devletin elindeyken 120-130 dolar olan maliyeti 23-24 dolara düşürmekle övünen maden patronları bu büyük facianın sorumlularıdır. O rakamı aşağı çekerken neleri kıstılar acaba? Güvenlik önlemlerindeki maliyetleri, işçi ücretlerini, sosyal hakları kısarsan, kalifiye işçiler yerine ucuz ve çocuk yaşta işçileri  çalıştırırsan elbette bu tür facialar kaçınılmaz olur.

Dünyada kömür çıkarımında 46. sıradayken, maden kazalarındaki ölüm sayısında 1. sırada isek, bunun kaderle izah edilmesi saçmadır, kandırmacadır, halkı dinle aldatmaktır. Dünyanın birçok ülkesinde en ufak ihmallerin sonucunda yaşanan kayıplarda hükümetler, bakanlar istifa ederken bizdekiler ekranda yüzümüze baka baka yalan söylüyorlar ve istifa etmek akıllarının ucundan geçmiyor. Kosta Rika’da köprü çökmesinden dolayı 5 kişi öldüğü için ulaştırma bakanı istifa etme onurunu gösteriyor. Bizdekiler hiç tınlamıyor. Üstelik de 15-20 gün önce verilmiş önergeyi reddetmiş olmalarına, bu büyük yanlışa rağmen.

Hala gerçek ölü sayısını gizlemeye devam ediyor, yavaş yavaş, alıştıra alıştıra arttırıyorlar. Madendeki işçi sayısını bile başlangıçta doğru açıklamadılar. 200-300 kişi dediler. Böyle önemli, hayati bir sektörde vardiyada kaç kişinin ve kimlerin çalıştığı bilinmez mi? Ne zaman ki belediye başkanı ölü sayısının 17 değil 157 olduğunu ve içerde daha 400’e yakın işçi olduğunu, bunların sağ salim çıkarılmasının da imkansız göründüğünü açıkladıktan sonra ve sosyal medyada ölü sayısının gizlendiği haberleri yayıldıktan sonra bakan açıklama yapmak zorunda kaldı. Bu bakanı seçimlerde sayım yapılırken yurdun birçok yerinde elektrik kesintilerini “trafoya kedi girmiş” açıklamasından tanıyoruz. Şimdi de kömürün içten yanmasıyla ortaya çıkan yangını ve grizu patlamasını sırf kendilerini ve şirketi korumak için trafo patlaması diye aktarıyor.

Yöneticilerdeki bu kaderci zihniyet değişmedikçe, patronlardan yana tavırlar ortadan kalkmadıkça, bu aymazlık, bu sorumsuzluk bitmedikçe bu facialar devam edecektir. Selalar okutmakla, hatimler indirtmekle, gıyabi cenaze namazları kıldırtmakla faciaların önüne geçilmez. Bunlar milleti kandırmak, uyuşturmak içindir, sorunlara çözüm olmaz. Derhal o işletmenin ruhsatı iptal edilmeli, o şirket yöneticilerine bu tür işler yapmasına fırsat tanınmamalı ve ölenlerin hesabı sorulmalı, en ağır cezalalarla cezalandırılmalıdır. Bir gazeteciyi yazdığı yazıdan, yaptığı konuşmadan dolayı 2 kez ağırlaştırılmış müebbet hapse mahkum ettirme haltını yiyenler, bu büyük cinayetin, 400’den fazla  işçiyi ölüme gönderen ve ailesini, yakınlarını, bütün ulusu perişan eden bu patronlara insaf göstermemelidir ki ibret olsun. Bu tür işlere girişenler, gereğini tam olarak yerine getirmesini bilsinler. Ayrıca Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik ile Enerji Bakanı Taner Yıldız istifa etmelidir. Suçlulardan biri de sendikadır. İşçiler başlarındaki sarı sendikacılardan kurtulmaları, aralarından kendi temsilcilerini seçmelidirler.

 

Bu yazı Politika içinde yayınlandı ve , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

SOMA MADEN FACİASI için 27 cevap

  1. ismailkenzo dedi ki:

    eğer Müslümanların dediği gibi bir allah olsaydı bu olup bitenlere seyirci kalmazdı,herşeyi gören, bilen,işiten,demekki hepsi yalan,bütün bu pisliklerin sebebi böyle şişirilmiş bir allaha olan inançtır,allah bilir demek ben bilmiyorum demektir,bu tip insanlar yüzünden masum,zavallı,garip insanlar ölüp gidiyorlar,malesef biz metafiziğe inanmayanlarında gücü yetmiyor,

    • T.TAŞPINAR dedi ki:

      Her şeye açık açık müdahele etseydi dünya hayatının imtihan niteliği kalmazdı..Örneğin küçücük bebekler neden felaketlerde ve savaşlarda ölür, Allah bunu neden engellemez denir..Eğer meydana gelen her felakette yetişkinler ölüp sadece bebekler zarar görmeden kurtulsalardı herkes bu mucizeyi görüp inanmak ZORUNDA kalacaklardı..son söz :İNANÇLA İLGİLİ KONULARI SADECE DÜZ MANTIKLA DÜŞÜNEREK ANLAYAMAZSINIZ..SADECE FİZİĞİN KURALLARINDAN YOLA ÇIKARAK METAFİZİK SONUÇLARA DA ULAŞAMAZSINIZ..FİZİK DÜNYANIN MUTLAKA SINIRLARI VARDIR ..BUNUN BİR ADIM ÖTESİ METAFİZİKTİR..

      • Gencer dedi ki:

        Sence Allah bu vahim durumlar karşısında ne düşünüyordur.Bu acıları yaşatmaktan dolayı bir haz duyuyormudur.Ohh ne iyi yaptım demişmidir ? Sınav bu! ne yapacaklar katlanacaklar benim sınav sistemime demişmidir.? Aman sakın ölümlerini engelleyen bir mucize göndermeyeyim diyordur Cebrail kankasına yoksa hemen bana inanırlar sonra bütün sınavım heba olur mu diyordur.Birde nefesi sayılı bu insanları SOmaya toplayıp orada çalışmalarını sağlıyordur.Ayrıca bu acıları çoğunlukla kendine inanan ülke vatandaşlarına yapıyor ,Dünya üzerindeki ölümlere bakarsak çoğu kendisine inananlardan.Müslüman olmayan ülkelerde yaşayan insanlar Müslümanlara göre çok daha mutlu bir hayat geçiriyorlar.Yaşlıları ülke ülke dolaşıyorlar, nedense onlara daha çok nefes veriyor.Sonra bizim insanımız diyor ki Allah kalanlara yardım etsin.İyide bu istek saçma değilmi insan oğlunu eşini öldürenden yardım diler mi? Düşün bir kere bir ilçeye elinde makineli tüfekle girip 400 kişiyi öldürüyorsun sonra kalanların ailelerine yardım ediyorsun.Ne saçma değilmi?Yardım edecektide niye insanları bu hale düşürdü?
        Sana şunu da sormak isterim KADER denen bir olgu var değil mi? (Sİzler için) hani insanın önünde iki yol vardır sen iyiyi seçersen iyi kötüyü seçersen de kötü olursun.Soma Maden ocağına girerken üzerinde sizin sihirli sözcüğünüz olan bir giriş tünel kapısı var.Acaba 13 Kasım akşamı bu insanların kaderinde kaç yol vardı?

        Kalbimiz aklımız daima SOMA’da.

      • T.TAŞPINAR dedi ki:

        Gencer,
        sizin bu tür soruları sormanızın baş sebebi, bakış açınıza göre Allah’ı tanrılık makamına oturtulup tanrısal güçler verilmiş bir İNSAN mış gibi düşünmenizdir..dikkat edin, kendinizdeki tanrı algısı bu şekildedir..öğrencilerini sınav yapan bir öğretmen,onların yanlış yapmalarından ve kötü notlar alıp üzülmelerinden zevk alma ihtimalini ne kadar görüyorsan Allah’ ı da ona göre düşünün o zaman…onların orada maden ocağında ölümleri ahiretteki sonsuz hayatları yönünden daha iyi midir yoksa kötü müdür bunu bilemiyorsak böyle yorumlara gitmemeliyiz..

    • Fikret DEMIR dedi ki:

      ALLAH Bir dir.Eğer yokolus olarak görürsen sana laf anlatmanın mantığı yok. Türküde bile ”Zulüm varsa ölüm var” diyor. Demek ki İMTİHAN sırrınca kötülerle iyiler ceza yada ödüllerini hassas bir terazide tartılmış şekilde görecekler.

    • ilayda mutlu dedi ki:

      İlahi ismail gece gece beni güldürdünya helal olsun sana

  2. toro dedi ki:

    Takdiri ilahi dediğinizde sorumluluğu tanrıya yüklemiş olursunuz! Bu sayede insanlar alamayacakları hesabın peşine düşmekten vazgeçirilir ve egemenler gemilerini rahat rahat yüzdürmeye devam eder! Bu dünyada ki tanrılar yoksul olanlar için icad edilmiştir varsılların ise tanrıya değil tanrıyı kullanmaya ihtiyaçları vardır! Bu sayede yoksulların yoksulluklarını ve varsılların varsıllığını sorgulamaları engellenir! Bu dünyada ilahi adalet yoktur varolan sadece kutsanmış yaşam komedisidir!

    • Hsyn Uslu dedi ki:

      çok yazmışsınız tebrikler

    • 1okuyucu dedi ki:

      toro;

      eğer tanrı, hiçliğe hareket kazandıran dokunuşu yapmasaydı, mesajında eleştirdiğin durumların hiç biri olmayacaktı,

      Somadaki kaza, vahşi kapitalizmin üretim maliyetlerini düşürmek için yeterince önem vermediği iş güvenliğindeki ihmallerden kaynaklanan bir durum,

      umarım seni kızdırmamışımdır.

      • toro dedi ki:

        1okuyucu,

        Eğer tanrı hiçliğe hareket kazandırmasaydı sende olmayacaktın! Olamayacağın için haliyle olmamış toro ya mesaj yazamayacaktın!
        Bu kadar kötümser olma, belki o dokunuş evrenin bir yerlerinde hayal ettiğimiz kadar güzel bir yaşamı da ortaya çıkarmıştır! Belki de insan hala yoluna devam ediyordur ve o insan belki yıllarca sonra gerçekten güzel bir düzen tutturacaktır!
        Biz zamanın neresinde olduğumuzu bilemeden zamanın tamamına biliyormuş gibi konuşamayız! Biz kendi çağımız ve öncesini konuşup, dertleşebilir, şikayet edebiliriz! Ama gelecek ne getirecek bilemeyiz!

  3. T.TAŞPINAR dedi ki:

    Bir müslüman olarak yukarıdaki başlıkta yazılan her cümleye katıldığımı bildirmek isterim..

  4. rammsteinn dedi ki:

    yaşananlar çok büyük trajedi. gerçek bir felaket. bu olayın sorumlularının bulunup cezalandırılması gerekiyor. ihmal olduğu nerdeyse kesin.
    ama bunu siyasete bulaştırmak yanlış. heleki bu felaketi bir fırsata çevirip devletin polisine aracına taş atanları insan olarak görmüyorum. bunlar şehirli teröristlerdir. yazık insanlar canının peşinde bunlar siyasi terör peşinde.
    dünyanın 1 numaralı gücü amerikayı kasırga vuruyor. üstelik günler önceden bilinmesine rağmen onlarca ölü veriliyor hayat felç oluyor ama insanlar bu durumlarda birbirine destek oluyor.
    gün destek günüdür. bizim kültürümüzde bu vardır. insaniyetin ruhunda ne din, ne siyaset ayrımcılığı olmaz.
    hepimizin başı sağolsun.

    • Gencer dedi ki:

      İlk defa sana katılmıyorum Rammsteinn.Bu ölümlerin tek suçlusu vardır oda Siyaset kurumudur.Başbakan Somaya gittiğinde ilk olarak Maden Ocağı sahibinin elini sıkmıştır.Belki de büyük bir kusuru olan ve bu kusur sayesinde binlerce insanı mağdur etme ihtimali olan birinin daha olay belli olmadan nasıl elini sıkarsın.Direk Maden sahibini aklamayla işe başladı RTE.Sana bu konuda katılmıyorum.Gün birlik günüdür ancak AKP’li kaba et kıllarıyla değil.

  5. ÖZGÜR ÇOCUK dedi ki:

    Konun felsefi boyutu bence gayet net;konunun kadercilik perspektifinden bakılması çok saçma.17 ağustosda yaşanan deprem felaketindede aynı kader tartışmaları oldu.güya Allah enkaz altında çocukları ve masumlarıda öldürecekti,çünkü sadece kafirleri öldürürse imtihan sırrına halel gelirdi.T.TAŞPINAR,Gencer’e verdiğin cevapda ”onların orada maden ocağında ölümleri ahiretteki sonsuz hayatları yönünden daha iyi midir yoksa kötü müdür bunu bilemiyorsak böyle yorumlara gitmemeliyiz.”demişsin.peki nasıl billelim iyimi oldu kötümü oldu belki kötü oldu.adam ateist idi orada öldü kötü oldu.gideceği yerde(!) kötü. Allah’ın tanrılık makamına oturtulmuş insan olarak tasvir edilmesinin yanlış olduğunu vurgulamışsın.başka nasıl tasvir edilebilinir ki.tanrı-tanrılık, tarih bilimiyle açığa kavuşturulmuş sarih bir konudur.en ilkel tanrılardan günümüzdeki ilahi dinlerin tek tanrılarına kadar evrilegelen tanrı anlayışına objektif tarih bilimi penceresinden bakın Gencer’ın ne kadar haklı olduğunu görürsünüz..Tanrı bizi yaratmadı, maalesef biz-insanlar zihinlerimizde tanrıyı yarattık.onun için, insani özelliklere sahip.kızsın,öfkelensin,intikam alsın,imtihan etsin,tuzak kursun,sevinsin,üzülsün,görsün(ışığa da duyarlı), duysun,elçiler göndersin,tahtını hamallara taşıtsın hemde insan olmasın.hem de muhalefietün lil havadis( Allah`ın, sonradan vücud bulan varlıklara benzememesi. Allah Teâlâ ne zâtında, ne de sıfatlarında kendi yarattığı varlıklara benzememesi …)olsun.bu ne yaman çelişki…

    • T.TAŞPINAR dedi ki:

      TANRI MI BİZİ YARATTI YOKSA BİZ Mİ TANRIYI .?BUNDAN EMİN OLABİLMEK İSTİYORSANIZ AŞAĞIDAKİ BİZZAT ŞAHSIMIN ARAŞTIRMALARINDAN OLUŞAN BAZI KONULARI OKUMANIZI ÖNERİRİM..HİÇBİR DELİLE DAYANMADAN İNANMADIĞIMI GÖRECEKSİNİZ..
      http://www.yenimuciz…mleri-t8.0.html
      ANKEBUT SURESİNDEKİ İNANILMAZ ENLEM-BOYLAM MUCİZELERİ
      Ankebut suresinde böylesine açık ve net bir mucizenin olabileceğine inanamayacaksınız.

      Ankebut suresinin sure numarası 29 dur. Bu surenin 38. ayetinde Semud ve Ad kavminden bahsedilerek, onların yaşadıkları yerler hakkında beyanda bulunulduğu ve açıklama yapıldığı belirtilmektedir. İster istemez tam bu ayette bu kavimlerin yaşadığı yerler hakkında açıklama yapıldığının belirtilmesi, bu yer belirlemenin bir çeşit navigasyon koordinatıyla gerçekleşebileceğini düşündürdü. Dünya üzerinde bildiğiniz üzere ancak paralel ve meridyenlerle (enlem-boylam) bir yer belirleme mümkündür. Bunun için iki veri gereklidir: Enlem ve boylam değerleri.

      Kuran-ı Kerim’deki ayetlerin de bir koordinatı bulunur. Bunlar o ayetin Kuran’ın neresinde olduğunu anlamamıza yardımcı olur. Tahmin edeceğiniz üzere Ankebut suresi 38. ayetin koordinatı olan (29: 38) verilerini enlem –boylam değeri olarak uyarladığımızda ortaya çok şaşırtıcı bir mucize çıkmaktadır. Gerçekten de 29. Kuzey paraleli ile 38. doğu meridyenin birleştiği nokta, ayette geçen kavimlerin yaşadığı bölgeye isabet etmektedir. Semud kavmi, Ad kavminin devamı olan bir toplumdur. Ad kavmi helaka uğradıktan sonra ilk yaşadıkları bölge olan Arabistan Yarımadasının güneyinden, kuzeye göç etmişler ve Semud kavmini oluşturmuşlardır. Aynı bölge bu bakımdan Ad ve Semud’un yaşadığı yerlere karşılık gelmektedir. Aynı şekilde 36. ve 37 ayetlerde bahsedilen Medyen kavminin yaşadığı bölge de tam olarak 29. paralel ile 36. Ve 37. meridyenlerin birleştiği yerlere karşılık gelmektedir. Üstelik Semud kavmnin yaşadığı yerle ilgili olarak Medine (Hicaz) ile Şam arasındadır deniyor ve Medine ile Şam arasına bir doğru çizdiğimizde tam orta noktası 29. kuzey paraleli ile 38. doğu meridyeninin kesiştiği noktaya rastlıyor. Bu coğrafi bölgelerin haritaları ve haritalar üzerindeki enlem-boylam gösterimleri ilgili çalışmada kaynaklarıyla birlikte mevcuttur.

      Bunlarla da bitmiyor. Lut Gölü’nün coğrafi konumu ve Hz. Musa’nın denizi yardığı tahmin edilen bölgelerin de koordinatları sure ve ayet numaralarıyla işaretlenmiş.

      Neden kuzey paralelleri ve doğu meridyenlerinin esas alınması gerektiğinin de çok basit bir açıklaması vardır. Sure ve ayet numaraları doğal olarak pozitif tamsayılardan oluşmaktadır. Koordinat düzleminde her iki unsurun da pozitif olduğu bölge (+x, +y), dünya haritasına uyarlandığında kuzey paralelleri ile doğu meridyenlerine karşılık gelmektedir. (Ekvatoru x- ekseni, 0 derece boylamını da y- ekseni olarak varsayıyoruz. )

      Ayrıca neden Ankebut?… Ankebut örümcek anlamına gelir. Surenin bir ayetinde örümceğin evinden bahsedilir ve sure adını bu ayetten alır. Örümceğin evi, bilindiği üzere örümcek ağındandır. Örümcek ağı şekil itibariyle doğadaki yapılar içerisinde paralel ve meridyenlere en çok benzeyenidir. Üstelik El-Ankebut kelimesi teknik bir terim olarak, lehva üzerindeki şebeke ( ağ, örgü, ızgara) anlamına gelmektedir. Tıpkı bir haritanın üzerindeki enlem- boylam çizgileri gibi…

      Daha ne kadar açık bir mucize bekleyebiliriz ki…

      www. yenimucizeler. com

      NEML SURESİ – HİMALAYALAR

      http://www.yenimuciz…alar-t12.0.html

      BAKARA SURESİ – İBRAHİM’İN BEYT’İ KURDUĞU YER
      Kuran-ı Kerim » 2 / BAKARA – 125
      http://www.yenimuciz…-yer-t13.0.html

      SEBE SURESİ – ARÎM SELİ
      http://www.yenimuciz…seli-t14.0.html

      AD KAVMİ’NİN YERİ – AHKAF BÖLGESİ – AHKAF SURESİ
      http://www.yenimuciz…avmi-t59.0.html

      FURKAN SURESİ – BAHREYN VE FURAT
      Tatlı Suyla Tuzlu Suyun Karışmadığı Yer
      (Basra Körfezine Dair Mucizevî Coğrafi İşaretler)
      http://www.yenimuciz…urat-t15.0.html

      RAHMAN SURESİ
      KARIŞMAYAN DENİZLER VE BALTIK DENİZİ
      http://www.yenimuciz…zler-t16.0.html

      DENİZ KELİMESİNİN ÇOĞUL HALİNİN GEÇTİĞİ BAZI AYETLER VE ENLEM-BOYLAM KOORDİNATLARI
      http://www.yenimuciz…mlar-t17.0.html

      YASİN SURESİ- ASHAB – UL QARYE
      http://www.yenimuciz…arye-t60.0.html

      Adem’in Dünya’ya İndirildiği Koordinat
      http://www.yenimuciz…stir-t63.0.html

      UZAYDA İLK İNSAN: “GAGARİN”
      ve
      KURAN’IN MUCİZEVİ İŞARETİ (RAHMÂN) 55:33
      http://www.yenimuciz…5-33-t71.0.html

      • pante dedi ki:

        Mucize şarlatanlığına bir örnek daha.
        Görün ki insanları nasıl aldattıklarını anlayın. Ne yazık ki bunları okuyup da kanan milyonlarca insan var.
        Semud kavminden, ad kavminden bahseden tonla ayet var. En başta da 7. sure olan Araf ayetleri.
        Ama şarlatanlar, başta da Çelakıl olmak üzere kendilerine en uygun sure ve ayeti seçerek millete kakalamaya çalışırlar.
        Başarırlar da. Çünkü millet Kur’an okumuyor ki. Açıp da “doğru mu acaba” diye araştırmıyor ki.
        Neden Ankebut suresi olduğuna da bahane getirmişler: “Ayette yurtlarının beyanından söz ediyor” diye. Yahu mesele beyansa; asıl beyan Fecr suresi 7 ve 8. ayeti olmalı ki ayette yüksek sütunlarla dolu eşsiz belde diye bahsedilir Ad kavminin yaşadığı yerden. Ama işlerine gelmez çünkü o sure 89. sırada. 89.enlem bir işe yaramıyor çünkü.

      • T.TAŞPINAR dedi ki:

        pante,
        peki şu açıklamamı neden görmezden geliyorsun..?

        “Ayrıca neden Ankebut?… Ankebut örümcek anlamına gelir. Surenin bir ayetinde örümceğin evinden bahsedilir ve sure adını bu ayetten alır. Örümceğin evi, bilindiği üzere örümcek ağındandır. Örümcek ağı şekil itibariyle doğadaki yapılar içerisinde paralel ve meridyenlere en çok benzeyenidir. Üstelik El-Ankebut kelimesi teknik bir terim olarak, lehva üzerindeki şebeke ( ağ, örgü, ızgara) anlamına gelmektedir. Tıpkı bir haritanın üzerindeki enlem- boylam çizgileri gibi…”

        bu açıklama neden Ankebut suresinde çok sayıda değişik varyasyonlarda enlem-boylam bağıntısının olduğunu gösterir..
        Siz sadece şu aşagıda belirtiklerimin açıklamasını ve olasılık oranın bir hesaplayın ve mucize olarak değerlendirilemeyeceğini kanıtlarıyla açıklayın ben artık burada herhangi bir şey iddia etmeyeceğim..(ÜSTELİK BUNLARDAN DAHA ÇARPICI DİYEBİLECEĞİM İKİ YENİ ÇALIŞMAMI HENÜZ SİTEYE YAZMADIM..)

        YASİN SURESİ- ASHAB – UL QARYE
        http://www.yenimuciz…arye-t60.0.html

        Adem’in Dünya’ya İndirildiği Koordinat
        http://www.yenimuciz…stir-t63.0.html

        UZAYDA İLK İNSAN: “GAGARİN”
        ve
        KURAN’IN MUCİZEVİ İŞARETİ (RAHMÂN) 55:33
        http://www.yenimuciz…5-33-t71.0.html

        NEML SURESİ – HİMALAYALAR

        http://www.yenimuciz…alar-t12.0.html

  6. 1okuyucu dedi ki:

    toro;

    eğer tanrı hiçliğe hareket kazandırmasaydı, elbette sende olmayacaktın, bende olmayacaktım, evren bile olmayacaktı, ben sebep sonuç ilişkisine örnek olması açısından öyle bir yorumda bulundum,

    bilirsin, bir deyim vardır, “ne kadar bilirsen bil, söylediklerin karşındakinin anladığı kadardır”

    ben bu deyimi kendini ifade edemeyen insanlar için şöyle düzenledim,
    “ne kadar bilirsen bil, bildiklerini anlatmayı beceremiyorsan karşındaki ne yapsın”

    bu deyime uyanların içerisinde ben de varım, bildiklerim ise bir kum denizinde kum tanesi kadardır, o kum tanesini anlatmayı bile beceremiyorum, çoğu zaman anlatmak istediğim konuya uygun kelimeleri seçmekte zorlanıyorum,

    örneğin;
    Somadaki kaza, vahşi kapitalizmin üretim maliyetlerini düşürmek için yeterince önem vermediği iş güvenliğindeki ihmallerden kaynaklanan bir durum.

    yukarıdaki ifadede, “durum” kelimesi, sebep sonuç ilişkisini açıklamaya yarayacak uygun bir kelime olmadığı için hatalı bir seçimdir,

    Somadaki kaza, vahşi kapitalizmin üretim maliyetlerini düşürmek için yeterince önem vermediği iş güvenliğindeki ihmallerden kaynaklanan bir katliam.

    buradaki ifadede, “katliam” kelimesi, sebep sonuç ilişkisini açıklamaya yetecek en uygun kelimelerden biridir,

    kapitalist sistemi vahşete zorlayan sebepleri de konuşurduk ama burası yeri değil.

    not: ben zaten düzeltme mesajı yazacaktım, senin mesajın bahane oldu.

    • toro dedi ki:

      1okuyucu,

      Bence kendini hafife almamalısın. Derdini gayet güzel ifade ediyorsun. Önemli olan cümledeki ana fikir, karşıya geçiyor mu geçmiyor mu?

      Bu arada benim kişisel tavsiyem, sorumlu tanrı fikrini ciddi ciddi tekrar gözden geçirmendir! Bizim veballerimizi üzerine atıp rahatlayabileceğimizi düşündüğümüz ilahi bir gözetleyen bence yok! Olması, olmamasından mantıklı değil!

      Bak seninle Karen Armstrong’un ”Tanrının Tarihi” adlı kitabından bir bölümü paylaşmak istiyorum! Bunlar benim de zihinsel gelişim sürecimde değerlendirdiğim durumlar ama bir yazar bunu gayet güzel açıkladığı için, onun eserinden paylaşıyorum;

      ”İsrail Peygamberleri kendi duygularını ve deneyimlerini Tanrı’ya yüklemeye başladıklarından beri, tektanrıcılar bir anlamda kendileri için bir Tanrı yaratmışlardır. Tanrı’nın, karşı karşıya gelinebilecek herhangi başka bir varlık gibi, açık bir olgu olarak görülmesi seyrektir. Günümüzde insanların çoğu bu yaratıcı çabaya girişme isteğini yitirmiş görünüyor. Bu durum bir felakete yol açmaz. Dinsel düşünceler geçerliliklerini yitirdiklerinde, genellikle acı vermeden yok olurlar. Deneyilik çağında insanın Tanrı tasarımı artık işimize yaramıyorsa, atılacaktır. Yine de geçmişte insanlar tinsellik için bir odak olacak yeni simgeleri her zaman yarattılar. İnsanlar merak duygularını ve yaşamın kutsal anlamını beslemek için kendi kendilerine her zaman bir inanç yaratmışlardır. İnsanlar boşluğa ve yalnızlığa dayanamazlar; yeni bir anlam odağı yaratmakla boşluğu dolduracaklardır. Köktendinciliğin putları Tanrı’nın yerine geçecek kadar iyi değil; yirmibirinci yüzyıl için çarpıcı yeni bir inanç yaratacaksak, belki de, bazı dersler ve uygulamalar için Tanrı’nın Tarihi’ni gözden geçirmeliyiz.”

      İnsanın yarattığı ve kendisiyle konuşturduğu tanrı hayalinin tarihini bilmek, tanrının ne olamayacığını bilmenin anahtarı olarak dağarcığımıza yerleşir!

      Belki yanlış düşünüyorum ama sen kendi tanrı algını şekillendirirken hala insanların yarattığı hikayelerden etkileniyor gibi görünüyorsun! İnsanın hikayelerinde yarattığı ve üzerine kendi beklentilerinin, öfkelerinin ve çaresizliklerinin beraber diktiği elbiseyi geçirdiği tanrı figürü aslında aranılan tanrıdır, var olan değil! Dolayısıyla aranılan tanrının hikayeleriyle olduğunu düşündüğümüz tanrıyı anlatamayız!

      • 1okuyucu dedi ki:

        toro;

        sorumlu tanrı fikrinden niye rahatsız oluyorsun ki, tanrının sorumlu olması onun hesap vereceği anlamına gelmez, tanrıdan hesap sormak kimin haddine, sormaya kalkana “hadi oradan .ıçtığım .ok, sen kim oluyorsun da bana hesap soruyorsun?” dese ne yapabiliriz ki?

        bizim tanrıdan hesap sormaya kalkışmamız, donkişotluktan başka bir şey olmaz, 100 kiloluk boksöründe 1 kiloluk boksörle dövüşeceği düşünülemez,

        tanrının, hiçliğe hareket kazandıran ilk dokunuşu, sonucunu düşünmeden yaptığını söylemek, tanrıyı herhangi bir amaç gütmeden eylemde bulunan bir varlık olarak düşünmek anlamına gelir,

        o zaman tanrının insandan ne farkı olur? yoksa tanrının özellikleri arasında sorumsuz davranma özelliği de mi var?

        tanrının, tanrılık ilkesi gereği, sorumsuzca davranacağı düşünülebilir mi?

        o nedenle tanrı, hiçliğe ilk hareketi kazandıran dokunuşun sorumlusudur,

        yaratılışla ilgili aramızdaki fark,
        sen, tanrının kimyasallara, sadece deneme yapma becerisi verdiğini söylüyorsun,ben, tanrının kimyasallara, yapması gereken bileşimlerle ilgili her türlü bilgiyi yüklediğini söylüyorum, çünki, fizyolojisini incelediğimiz de hayran kaldığımız insanın veya diğer varlıkların deneme yanılma yoluyla tesadüfen oluşacakları düşüncesi kafama yatmıyor,

        sen bir atom karbonla bir atom oksijenin bir araya geldiklerinde karbon monoksiti oluşturacaklarını bilmediklerini, ancak deneme yanılma yoluyla tesadüfen karbon monoksiti meydana getirdiklerini söylüyorsun, ben karbonla oksijenin, birer atomlu bileşiklerinin karbon monoksiti oluşturacağını önceden bildiklerini söylüyorum,

        tanrı veya tanrının yarattığı kimyasallar, insan oğluna her türlü özelliği yüklemiştir, (şeklini, fizyolojisini, becerisini, yeteneklerini) gerisi insan oğlunun nasıl davranacağına karışmamıştır, insan oğlunun bu becerileri nasıl kullanacağı tanrının umurunda bile değildir, senin veya benim yaşıyor olmamız tanrının umurunda bile değildir, yeryüzüne baktığında insan denen böcekleri görmesi yeterlidir, böceklerin kimler olduğunun tanrı için hiçbir önemi yoktur,

        sonuçta, insan oğlu bu becerileri nasıl kullanacağına aklını kullanarak karar verecektir,

        örneğin; tanrı veya tanrının yarattığı kimyasallar, insana uyanık olmayı da, zaafiyet göstermeyi de yüklemiştir, eğer bir insan karşısındakinin onu herhangi bir nedenle aldattığının farkına varamıyorsa bu onun uyanık olma becerisini kullanmadığı anlamına gelir, tongaya düşen enayinin sorumlusu da tanrı olmaz herhalde,

        bu noktada, tanrının veya tanrının yarattığı kimyasalların sorumluluğu, canlı yaşamın ihtiyaç duyduğu materyalleri sağlamaktır, (hava, su, besin, barınma, teknolojik gelişmeler, vs.) canlı yaşamın ihtiyaç duyduğu her türlü materyal yeryüzünde mevcut olduğuna göre tanrıdan isteyeceğimiz herhangi bir şey olamaz, olsa olsa belâmızı isteriz.

        öyle ki tanrının “acaba neyi eksik bıraktım” endişesiyle arkasına dönüp geriye bakmasına gerek bile kalmamıştır, yani canlı yaşamın varlığını sürdürebilmesi için tanrıya ihtiyacı kalmamıştır, gerisi canlı yaşamın kendi arasında verdiği mücadeleden ibarettir,

        bunun için tanrıya minnet duymakta gerekmez, çünki bana mideyi veren tanrı, o mideyi dolduracak nevaleyi temin etmek zorundadır, veya bana nefes borusu veren tanrı, bana soluyacağım havayı da temin etmek zorundadır, veya vücudumun ihtiyacı olan hidrojen ve oksijeni temin etmem için bana suyu vermek zorundadır, yani beni bir şeylere ihtiyaç duyacak şeklide yaratan tanrının, benim muhtaç olduğum şeyleri verme gibi bir sorumluluğu vardır,

        bu demek değildir ki, ben öylece put gibi oturup, tanrının gökten bıldırcın, ekmek göndermesini beklemeyeceğim, ihtiyaçlarımı temin edeceğim aklı da beceriyi de vermiş bana, yeter ki türdeşlerim yoluma taş koymasınlar,

        bu nedenle, benim kafamdaki tanrı tasvirinde, tapınacağım, minnet duyacağım bir tanrı yok,

        sorumluluk kavramıyla ilgili düşüncelerimi pekiştirmek açısından aşağıdaki hikâyemi anlatayım, gerçi burası sohbet forumu değil ama olsun esas konuya yama yapmanın bir sakıncası olmaz herhalde.

        ben dünyaya getirdiğim çocuklarımın, ekonomik olanaklarımın el verdiği ölçüde tüm ihtiyaçlarını karşılama zorunluluğum var, çünki onlar istediği için değil, ben istediğim için onlar dünyaya geldi, onlar dünyaya geldiğinde nereye geldiklerinden haberleri bile yoktu, o nedenle benim onların ihtiyaçlarını “”öff” bile demeden karşılama sorumluluğum var, hatta günün birinde, yanımdan ayrılsalar bile (biri evli, diğeri evsiz, yani diğeri henüz evlenmedi) dara düştüklerinde yardımlarına koşmak gibi bir sorumluluğum var, Nasreddin Hoca gibi kaba tabirle söylersek (Nasreddin Hocanın, Timurun kızını oğluna istediği fıkra) nimetine balıklama atladığım şeyin külfetine tu kaka deme hakkım yok,

        esinlendiğim, ne bir yazar, ne bir kitap, ne bir masal, yani hiçbir şey yoktur, ben kendi düşüncelerimi oluştururken bugün okunan bir çok kitabın çoğu henüz yazılmamıştı, yazılanların çoğunu da ben okumamıştım, zaten benim herkese tuhaf gelen düşüncelerimi, okuduğun kitaplarda da bulamazsın, varsa bile onları da benim gibi düşünen anormaller sınıfına dahil edebilirsin,

        ayrıca düşüncelerimin karşı tarafa geçmesi gibi bir amacım yok, sadece mahalle baskısı nedeniyle bastırılan düşüncelerimin dışa vurumu diyelim.

        benim kutsalımda yoktur,

        örneğin; ben, dolu veya uzun süreli sağanak yağışlarda, tanrıya, “yine köylünün emeğini yerle bir ettin, emek düşmanlığı yaparak eline ne geçiyor? üstelik rızkını elinden aldın, o gariban köylü şimdi çoluğuna çocuğuna ne yedirecek? borcu varsa nasıl ödeyecek? sende hiç insaf yok mu? diyebilen birinin kutsallara rağbet edeceğini düşünebilir misin? benzer örneklere her doğal afetteki konuşmaları mı da katabilirim,

        ayrıca, ti’ye almayacağım hiçbir varlık yoktur,

        gördüğün gibi, senin toz kondurmadığın tanrıyla ben tek taraflı olarak sık sık kavga ediyorum,
        tek taraflı diyorum, çünki tanrının beni duymak isteyeceğini sanmıyorum,

        hoş görüne sığınarak şöyle bir tespitte bulunmak istiyorum,
        acaba “toz kondurmadığın” ifadesi yerine” kutsadığın” mı? demeliydim?

        son olarak, tanrının hiçliğe ilk hareketi kazandıran dokunuşu olmasaydı, bugün burada bunları konuşuyor olmayacaktık.

      • toro dedi ki:

        1okuyucu,

        Ben sana daha önce yazdığım bir yazıda tanrı da insanda kutsal değil demiştim, hatırlarmısın! O nedenle ne toz kondurmamak nede kutsamak değildir yaptığım! Sadece bizim zekamız 1 birimse tanrının zekası kaç birim olur onu düşün!

        Tek olan bir tanrı, acıma, kızma, sevinme, ödüllendirme, cezalandırma veya diğer insani kavramları nereden bilecek! Tanrı da olsa hiçbir varlık bilmediği şeyi biliyormuş gibi yapamaz, bilmediği bir şeyi de bilemez!

        Sen sürekli insani deneyimlerin harmanıyla oluşturduğun düşüncelerle bir tanrı hayali kuruyorsun! Anlattığın şeyleri sana onun öğrettiğini ya da zaten seni o şekilde dizayn ettiğini söylüyorsun! Yukarıda bahsettiğim duygusal tepkimeler sence tanrısalmıdır! Yani ağlayan bir insanın ağlamak için duyduğu hissi hiç yaşamamış bir tanrının o hissi bilmesi ve o hissi paylaşması mümkünmüdür? Bana hiçbir kitaptan örnekle bu durumu açıklayamazlar! Çünkü kitapta tanrı öfkelenmektedir! Peki tanrı insani bir duyumsama olan öfke hissini nereden bilmektedir! O tek değilmidir! Tek olan bir varlık bu duyuları kendi başına nasıl öğrenebilir? Bak tanrının hisetme anında hissedenlerin zihnini okuması başkadır o hissi doğrudan yaşaması başkadır! Ağlayan ya da gülen bir tanrı hayal etmek mantıklımıdır! Peki ağlayan ve gülen bir insana tanrının tepkisi ne olacaktır?

        Gelelim sorumlu tanrı fikrine. Eğer tanrıya bir sorumluluk yüklüyorsan, sorumluluk sahibi olarak beliren tanrı öznesine sorulacak sorularada cevap verebiliyor olmalısın! Örneğin,

        Tanrı sorumludur,

        –Kime?
        –Niye?

        Tanrının başıboş olması fikride yine insani bir bekleninin gereği bence! Tanrı zaten tek başına olarak kendi mekanında başıboş değilmi? Eğer tanrıya bir sorumluluk yüklersen ve bu sorumluluk yüklü tanrının sorumluluğu gereği insanı yarattığını ifade edersen bu durumda tanrının da sorumluluk yüklenerek başka bir yaratıcı tarafından yaratıldığını da söylemen gerekir! Çünkü sorumluluk sorumluyum demekle olmaz! Hele tek olan bir varlık için kendiliğinden bir sorumluluk düşünülemez bile!

        Yukarıda dediğim gibi insan zekası 1 birimse tanrı zekası kaç birim olur? Bu şekilde hayal edilecek bir tanrıya 1 birim zekayla yüklenilecek herhengi bir vasıf mümkün olabilirmi?

        Son olarak tanrı bize göre kusursuz olabilir! Ama bu durum tanrının kendisine göre de kusursuz olduğu anlamına gelmez!

      • 1okuyucu dedi ki:

        toro;

        daha öncede söyledim, tanrı yaptıklarının hesabını kimseye vermez diye ama tanrının yarattığı varlığa karşı güvenilir olmak gibi bir sorumluluğu vardır,

        tanrıya sebep sonuç ilişkilerine göre sorumluluk yükleyen benim,
        bununda sebebi, insan oğlunu kötü bir varlık olarak gösterme çabasına gösterdiğim bir tepkidir, (bilhassa dinler tarafından yapılan kötüleme)

        madem insan oğlu kötüdür, dünyanın başına belâ olan bir varlıktır,
        insan oğlunu dünyanın başına belâ edenin, hiçliğe ilk hareketi kazandıran dokunuşunda sorumlu olması gerekir,

        dokunuş varsa insanda var, dokunuş yoksa insanda yok, yani ya her ikisi de var, yada ikisi de yok,

        aynı iki ayrı kümedeki x,y elemanları gibi, yani f(x)=x, yada y=x fonksiyonu gibi, varlıkları birbirlerine bağımlı biri değişken (x) diğeri o değişkene göre değer alan bir sabit (y), üstelik y değerini belirleyen x değişkeni, yani etkin olan, eylemde bulunan x değişkeni, kısaca insan dokunuş fonksiyonun dokunuşa bağımlı bir değeridir, bütün suçu dokunuş değişkeninin 1 değerini almasıdır, yani dokunuşun sebep olduğu bir sonuçtur,

        dolayısıyla insan oğlunun yaptıklarının sonuçlarına bakıp ta, onu öyle davranmak zorunda bırakan yaşam koşullarını görmemek olmaz, hele insanın ilk dokunuşun bir ürünü olduğu gerçeğini de unutmadan…

        dokunuşla ortaya çıkan ilk kimyasalı tanrı yaratmamış mıdır?

        eğer tanrı yaratmıştır diyorsan, dokunuşla ortaya çıkan o ilk kimyasalın dememe yanılma yoluyla ortaya çıkardığını söylediğin evren ve canlı yaşam, ilk kimyasalın kendine yüklenen bilgiler de yoksa, bunları kendi kendine nasıl meydana getirebilir?

        eğer kendine yüklenmiş bir bilgi yoksa ve her şeyi kendi kendine meydana getirebiliyorsa, ilk kimyasal reaksiyonu da deneyerek niye gerçekleştirmiş olmasın? bu durumda evrene hareket kazandıran ilk dokunuşu tanrının değil, ilk kimyasalın sonsuza yakın denemeyle gerçekleştirdiğini söyleriz, hemde ezel denen sonsuz bir zaman diliminde…

        o zaman yaratıcı olarak o ilk kimyasalı kabul etmemiz gerekir, bu durumda yaratma gücü olan bir varlığın yaratılmaya da ihtiyacı olmaz, o zaman yaratıcı olarak ilk kimyasalı (maddeyi) tanrı olarak kabul etmek zorunda kalırız ki, buda maddenin yaratılmadığını, ezelden beri var olduğunu kabul etmemiz anlamına gelir,

        şunu demek istiyorum, senin tezine göre, tanrı ilk kimyasalı yaratıyor, evreni ve canlı yaşamı yaratma işini de ilk kimyasala devrediyor, tanrının en temel özelliği olan yaratıcılık özelliğini, yarattığı varlığa devredebileceği düşünülebilir mi? tanrı için yaratmak zor bir şey midir ki yardımcılara ihtiyaç duysun? kendine has olan yetkileri niye devretsin,

        adına insan denilen bir mimar bile yapacağı bina için, ustabaşına inşaatın plânını (tasarımını), çizip veriyorken, bir tanrının (mimar) ilk kimyasala (usta başı) evreni (binayı) oluşturması için hiçbir bilgi vermediğini düşünülebilir mi?

        hadi ilk kimyasala deneme yapma becerisi verildi ama neler yapabileceğini bilmediği için her şeyi deneme yanılma yoluyla oluşturdu diyelim, yani ilk kimyasal hangi özelliklere sahip olduğunu bilmiyordu ve deneme yanılma yoluyla yapabileceklerini öğrendi, peki, ilk kimyasala suyu yapacak bilgi verilmeseydi, ilk kimyasal istediği kadar deneme yapsın, yinede suyu oluşturabileceğini söyleyebilir miyiz?

        saydığın insansı özellikler, tanrının yaratamayacağı şeyler midir?
        tanrı cismani bir varlık mıdır? ki insansı tepkiler versin

        tanrı, daha henüz ortada yaratılmış hiçbir şey yokken, neye üzülecek, kime kızacak?
        yani tanrı henüz daha yaratmadığı aktivitelerin etkilerini hangi ortamda deneyerek anlamaya çalışacak, tanrı zar atmaz, yarattığı şeylerin, deneme yapmasa da sonuçlarını bilir, çünki o sonuçların öyle sonuçlanmasını kendi belirlemiştir,

        ama illada deneme yapmadan bilemez diyorsan? hazır evren ve canlı yaşam yaratılmışken tanrıya insansı özellikler kazandırmayı deneyelim,

        bilirsin, kendisine verilen özelliklerden biri olana acıma duygusunu aktifleştiren insanları yufka yürekli olarak tanımlarız, şimdi tanrıya acıma duygusunu yüklediğimizi varsayalım, karşımıza yufka yürekli bir tanrı figürü çıkacaktır, haliyle tanrı sulu göz bir tanrı olacaktır, (sulu göz derken, timsah göz yaşları döken ağlama antremanlı sahtekar sulu gözleri hariç tutuyorum)

        bu durumda tanrı, Soma faciası ve olagelen diğer faciaları gördükçe göz yaşlarını tutamayacak ağlamaya başlayacak, haliyle tanrının ağlaması insan ağlaması gibi olmayacak, tanrı öyle bir ağlayacak ki, meydana gelecek olan tufanın yanında belki de nuh tufanı devede kulak kalacaktır,

        tanrı sesli değilde için için ağlamayı denerse, bu seferde içine attığı şeylerden dolayı ya verem olacak, yada kanser olacak, tedavi edilmezse ölüp gidecektir, verem neysede kanser olursa kurtuluşu yok, akibet tahtalı köy…

        hazır tanrıya cismani özellik kazandırmışken, kendisine cinsiyet özelliği verelim, tercihini tanrı kendi yapsın, cinsellik özelliği kazandırılan bir tanrı haliyle cinsel ihtiyacını gidermenin yollarını arayacak, kendi kendini tatmin yolunu seçse, belli aralıklarla kafamıza yağan yağmurun sebep olacağı sellerle boğuşup duracağız, kendine bir eş yaratmayı seçtiğinde, hemen iş başı yapacaktır, işin son safhasında çıkacağı doruk noktası karyola gıcırtısı gibi olmayacağından, meydana gelecek olan sarsıntı belki de evreni tuz buz edecektir,

        öyleyse, bırakalım tanrı, sonuçlarını bildiği şeyleri yapmamış olsun, çünki yapmaya kalktığında ortalık toz duman oluyor, yani tanrı, tanrılık ilkesi gereği insansı tepkiler göstermez ama bu tepkilerin sonuçlarını bilir,

        yani tanrı her şeyi bilir ama her şeyi yapmaz, bu benim tasavvur ettiğim tanrı figürüdür, tanrı bildiği en iyi şeyi, (yaratmayı) kendi yapar, taşeron kullanmaz, tanrı yardımcılara ihtiyaç duymaz, yardımcıya ihtiyaç duyan bir tanrı, bir şeylere ihtiyaç duyan bir tanrıdır ve bana göre bir şeylere ihtiyaç duyan tanrı, tanrı değildir, çünki tanrı yaratma eyleminde yaratığı varlığa muhtac olmaz.

        “””””Sadece bizim zekamız 1 birimse tanrının zekası kaç birim olur onu düşün!”””

        daha önce100 kiloluk boksörle, 1 kiloluk boksör örneğini verdiğine göre, tanrının zekâsı bizim zekâmızın en az 100 katı olmalı,

        bende o nedenle diyorum ki kutsamaktan korkup tanrıyı bu kadar hafife alma, insan oğlu sahip olduğu özelliklerin neler olduğunu bilemeyebilir ama tanrı, insan oğlunun sahip olduğu özellikleri, insan oğlundan daha iyi bilir,

        örneğin; beynimizin kaçta kaçınızı kullandığımızı biliyor muyuz? birde beynimizi tam kapasite kullandığımızı düşün, belki o zaman kendimizi Mars gezegenine ışınlayacak beceriye de sahip olabilriz, bence insan oğlu sahip olduğu yeteneklerin üst sınırını henüz keşfedemedi, belki şu an 2. vitesle yol alan bir taşıttan farkımız yok,

        tanrının sorumluluğuna gelince,
        tanrının koyduğu doğa yasalarıyla, bir şeylere ihtiyaç duyacak (beslenme, barınma, vs.) şekilde yarattığı varlığın ihtiyaçlarını temin etmek gibi bir sorumluluğu vardır, bunları temin etmiştir, (doğa yasalarına uyum sağlayamayarak yok olan türlerin sorumlusu değildir)

        tanrının evreni yok etme niyeti olmadığı sürece, dizayn ettiği doğa yasalarına uyma sorumluluğu vardır, çünki tanrının güvenilir bir varlık olmak gibi bir sorumluluğu vardır,

        örneğin, örneğin tanrı, dünyanın kendi ekseni etrafındaki dönüşünü 1 saniyeliğine durdurmak gibi bir keyfi davranış içerisinde olamaz, böyle bir şeyi denediği taktirde ekvator paraleli üzerinde bulunan canlı cansız tüm varlık, kendisini yaklaşık 463 metrelik bir hızla (saatteki hızı yaklaşık 1661 kilometre) savuracak olan bir yer değiştirmeye karşı atalet momenti gereği tepki gösterseler bile her şeyin yerle bir olması kaçınılmaz olur,

        yengeç dönencesinin yukarısında olan bizler ise saniyede 250 metrelik bir savrulmayla aynı akibete uğrarız, (kutuplara yakın olanlar yırtar belki)

        özetle, tanrı evreni yok etmediği sürece, canlı yaşamın ihtiyaçlarını sağlama ve dizayn ettiği doğa yasalarına uyma sorumluluğu vardır, çünki tanrı güvenilir bir varlık olmak zorundadır,
        (sahillerinde balık kaynadığı halde inancımın gereği diyerek ton balığı yemeyen Somalililerin açlık sorunu tanrıyı bağlamaz)

        sanırım kime ve niye sorularının cevabını vermişimdir, başka söze gerek var mı? yoksa güvenilir olmak zorundadır diyerek tanrıya sorumluluk mu yükledim yine?

      • toro dedi ki:

        1okuyucu,

        Seninle öz de ayrılıyoruz! Sen insanı eleştirsen bile onun böyle olmasını mutlaka bir tanrıya bağlamak ve insanı rahatlatmak yolunu seçiyorsun gibi görünüyor! Kainatı sanki içinde sadece insan varmış gibi düşlüyorsun! O nedenle tanrının sadece insanlarla uğraştığınıa onları şekillendirip, yönlendirdiğine inanıyorsun! Eğer bana tanrı kainatı insan için yarattı yani insanın ortaya çıkabilmesi için onun varolacağı mekanı var etti diyebiliyorsan bende sana katılmak için kendimi zorlayacağım! Ama eğer tanrının yarattığı evren, ya da tanrının hareket kazandırdığı boşluk içinde gerçekleşen manipülasyonlar insanı yarattı ise insanın sorumluluğunu yine tanrıya yükleyemezsin! Hala bana söylemedin, tanrı iyilik ve kötülüğü ne bilsin ki insanların eylemlerinin iyi ya da kötü olmasının sorumluluğu yani bizatihi kötü olan insanın kötülüğünün kaynağı tanrı olabilsin?İyilik içinde bu soru aynen geçerli!

        Bir insanın iyi ya da kötü olmasının tanrı açısından anlamı ne ola ki?
        Eğer tanrının evreni yaratmasının sonucu olarak insanın durumundan sorumlu olduğunu düşünüyorsan, tanrının evreni yaratmasının gerekçesini de verebilmelisin! Sonuçta diyelim ki tanrı evreni yarattı ve o evrendeki insan kötü! Eee peki ne yapacak? Pişman mı olacak, istifamı edecek, hatasını tamiremi uğraşacak, kendini insanlara borçlu mu hissedecek, ne olacak? Sonucu başlangıca bağlarsan, başlangıcı sonuca getiren sebebide söyleyebiliyor olman gerekir!

        Şu zeka olayına gelince! İnsan beyni için 1 e 100 (ben sonra bu soruyu sorarım diye boksör örneğini vermek istememiştim, eğer rakamı doğru vermeye çalışsaydım 1 yazıp arkasına peşi sıra 0 lar yazarak yazıyı o şekilde bitirmem gerekirdi) inanılmaz bir orandır! Biliyorsun normal bir beyin ortalama %7 kapasiteyle çalışır! Yapılan hesaplamalara göre taş devri insanıyla bugünkü insanın beyin kapasindeki farkın ortalama %3 oranında olduğu düşünüldüğünde verdiğim oran inanılmaz bir zekaya işaret eder! O nedenle verdiğim oran devasa bir fark yaratacaktır!

        Şöyle bir şey düşünmeni istiyorum! Beyinlerinin ortalama %7 sini kullanan insanların arasından biri bir şekilde beyninin % 15 ini kullanıyor ols, bu sıradışı kişi diğerlerinin arasında yaşayabilirmi ya da onlara katlanabilirmi?

        Bu perspektifle tanrının insana bakışını değerlendirmeni istiyorum!
        Zeka katsayısı örneğin;
        100000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000

        olan bir tanrı zeka katsayısı ona göre örneğin;

        0,00000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000001

        olan insana katlanabilir mi?

        Bunu muhatap olmak zorunda kaldığın en aptalca sorunun sende yarattığı hissi düşünerek cevapla! Önemli olan tahammüldür! Sence tanrı insana tahammül edebilecek bir zekaya sahip bir varlık ise evet, insanı tanrı dizayn etmiştir! Ama bu mantıklı bir seçenek değilse kusura bakma tanrı için dayanılamayacak noktanın bile altında bir zeka ile hareket eden insanın hiç bir önemi yoktur!

        Tıpkı yolda yürürken her adımda çiğnediğimiz ama farkında olmadığımız ve her adımı içinde yaşayan mikroskobik canlılar için evren sayılabilecek büyüklükteki toprak parçasının içindeki yaşamı bizim önemsemediğimiz gibi!

        Kısacası insanın tanrı olduğunu, her adımının ise bir galaksi olduğunu düşünün! İnsan bastığı yerde ezdiği canlıları ne kadar önemsiyorsa tanrı da koskoca everendeki kendini beğenmiş bir türü o kadar önemser!

        Biz bastığımız toprakta deprem yarattığımız mikroskobik dünyaya karşı ne kadar sorumluysak Tanrı da o kadar sorumludur!

  7. Özgür dedi ki:

    Maden ocağının yanında trafonun ne işi var?
    Maden ocağında neden bir giriş çıkış var?Bir sürü olması gerekmez mi?
    Vardiya değişimi yer altında yapılır mı?
    Daha bir sürü örnek gösterilebilir ihmallere.Tüm bu ihmallere rağmen insanlar kaderden öldü demek Allah’a iftira atmaktır.Bu öyle basit bir laf değil.Kader diyorsun kader.Yani bu madenciler sen her türlü önlemi almış olsaydın da ölecekti,Çünkü Allah öyle istiyordu gibi bir anlam çıkıyor.Bir kez daha söylüyorum.Bu olayı kadere bağlamak Allah’a iftira atmaktan başka bir şey değildir.

  8. ilayda mutlu dedi ki:

    Oha la kaçyüz yıldır süren kadına şiddet konuları bile bu kadar meşur olmadı konu erkek olunca dahamı kıymetli oluyor tartışmak lazim bu arada toro yazmaktan kolun ağrimadimi ¿

  9. uzunadam03 dedi ki:

    hıhı AKP engelledi akp nin önüne tasarı bile götürülmedi arkadaşım neyin kafasındasın sen ayrıca ne tesadüf ki soma kazasından bir kaç gün önce tasarı sunuldu artı chp milletvekilleri soma denetlemesine kaza öncesinden gitmişlerdi eminim patlayıcı döşemişlerdir. siz her olayı görmek istediğiniz gibi görüyorsunuz

  10. karaca dedi ki:

    sallandıracaksın bu para hırsıyla gözü dönmüşleri,bakın o zaman nasıl düzeliyor
    gönüllerde kalın soma şehidleri siz ekmek parası için o kara toprağa girdiniz

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s