ALLAH ADİL MİDİR?

Tevrat’ın YHVh’sını, incil’in İsa’sını ya da diğer dinlerin tanrılarını bir kenara bırakırsak;
Kur’an’ın Allah’ı adil midir?
İnsanlara adaletli davranmayı, terazide hile yapmamayı emreder.
Peki kendisi adaletli midir? Kendi terazisi hassas mıdır?
Bir hardal tanesi kadar, zerre kadar iyi ya da kötü amelin bile tartılacağı söylenir.
Öyle midir gerçekten?

Kur’an’ın tanrısı Allah’ın adaletine bir örnek verelim:

Herkes mi yoksa sadece müslümanlar mı hesaba çekilecek?Enbiya/ 47. Biz kıyamet günü için doğru teraziler kurarız; hiçbir kimse hiçbir haksızlığa uğratılmaz. Yapılan amel, bir hardal tanesi ağırlığınca da olsa, onu getirir (tartıya koyarız.). Hesap görenler olarak da biz kâfiyiz.Bu ayetten bütün insanların dünyadaki tüm amellerinin değerlendirileceğini, zerre kadar bir işi, faydası-zararı, günahı-sevabı olsa dahi tartıya alınacağını anlıyoruz.
Aşağıdaki ayette de herkesin, her insanın amellerinin karşılığını göreceği ifade ediliyor.

Zelzele/ 6-8. O gün insanlar, amellerinin karşılığı kendilerine gösterilmek üzere bölük bölük çıkacaklardır. Her kim zerre kadar hayır işlemişse onu görecektir. Her kim, zerre kadar şer işlemişse onu görecektir.

Bu yönde başka ayetler de var ve tüm bu ayetler de bir anormallik yok. Gayet normal.

Ama ruh halinin öfkeli zamanına rastgelmiş olacak ki; aşağıdaki ayette durum değişiyor:

Kehf/ 103-106. De ki: “Davranış (ameller) bakımından en çok hüsrana uğrayacak olanları size haber vereyim mi?” “Onların, dünya hayatındaki bütün çabaları boşa gitmişken, kendilerini gerçekte güzel iş yapmakta sanıyorlar.” İşte onlar, Rablerinin ayetlerini ve O’na kavuşmayı inkar edenlerdir. Artık onların yapıp-ettikleri boşa çıkmıştır, kıyamet gününde onlar için bir tartı tutmayacağız. İşte, inkar ettikleri, ayetlerimi ve resullerimi alaya aldıkları için onların cezası cehennemdir.

Hem de ebedi cehennem.
Peki ama hani bir hardal tanesi kadar amel dahi tartılacaktı?
Bu durumda dünyanın en iyi insanlarından da olsa, insanlığa büyük hizmetleri dokunmuş bir kişi de olsa, hiçbir kötü ameli olmasa dahi hesapsız-tartısız cehenneme.
İnsanın dünyadaki yaptıklarına değil de, sadece Allah’a-Muhammed’e inanıp inanılmadığına bakılan bir hesap gününe ne gerek var öyleyse?

Hitler’in Yahudileri gaz odasına göndertmesi gibi. “Yahudiyse gaz odalarına” İyi-kötü ayrımı olmadan. Şimdi yüce Yaratıcının, rahman ve rahim olan Allah’ın adaletini buna mı benzeteceğiz?

Müslümanlar şöyle mi bakar bu konuya:
“Müslüman olmayan iyi olamaz. O zaten kötüdür. İyi olsaydı müslüman olurdu. O nedenle hesabına bakılmasına gerek yok.”

Bu durumda demek ki Kur’an’ın tanrısı iki çeşit insan yaratmış.
Müslüman olanlar ve olmayanlar.
Dilediğine hidayet vermiş ve müslüman yapmış sözde.
Dilediğini de yoldan saptırmış. İstese bile müslüman yapmamış.
Böyle bir tanrının adaletinden bahsedilebilir mi?

Acaba müslümanın Allah’ı müslümana adil mi?

İslam’da cehennemlik olanların cezalarını çektikten sonra cennete gönderileceklerine söylenir. Müslümanların çoğu bunu böyle bilir. Günahlarının cezasını çekeceğine ama ondan sonra ebedi cennete kavuşacağını sanır.

Halbuki Kur’an’da böyle bir bilgi yoktur, müslümanlar boşuna sevinmesinler.

Örneğin;
Günahları sevaplarından fazla olan bir müslüman ebedi cehennemliktir.
Bunun adaletli olduğu söylenebilir mi?

Bir kısım müslümanlar paralarını İslami bankalara yatırıp “faiz değil, kâr payı aldık” diye aldatmak isterler Allah’ı. Allah yer mi bunları?
Faiz yemiş olan her müslüman ebedi cehennemliktir. Bu adalet midir?

Kasten birini öldürdü, katil oldu. Öldürdüğü kişi müslümansa ebedi cehennemliktir. Adalet mi?
Müslüman olmayanı insandan saymıyor Allah. Onları öldürmenin cezasını yazmamış.

Yine diyelim ki bir müslüman şeytana uydu, kötülüğe bulaştı, günahı onu kuşattı.
Affı yok, ebedi cehennemlik. Hem şeytanı musallat et, hem de sonsuza kadar işkence yap. Neresi adalet?

Diyelim ki bir müslüman olmanıza rağmen insanlık tarafınız biraz ağır bastı.
Kalktınız komşunuz olan Rum vatandaşla dostluğu ilerlettiniz. Ya da işyerindeki arkadaşlarınız arasında dost olduğunuz bir ateist var. Arasıra beraber maça gidiyor, kahvede okeye takılıyorsunuz. Yandınız, hem de sonsuza kadar.
Bunun adalet olduğunu söyleyebilir misiniz?

Bu ayetlerdeki ağır cezalar karşısında müslümanlar, Allah’ın günahları bağışlayıcı olduğunu söyler ve Nisa-48 gibi ayetleri örnek gösterirler.

Bakalım Nisa-48’e ne deniyor:

Nisa-48. Şüphesiz Allah, kendisine ortak koşulmasını asla bağışlamaz. Bunun dışında kalan (günah)ları ise dilediği kimseler için bağışlar. Allah’a şirk koşan kimse, şüphesiz büyük bir günah işleyerek iftira etmiş olur.

Demek ki, Allah şirk dışındaki günahları diledikleri için bağışlarmış.
Bunda bile adalet yok. Dilediği kişiler için, dilemedikleri yine yandı.

Bir de şu ayetlere bakalım:

Faiz yiyenler:

Bakara-275. Faiz yiyenler, ancak şeytanın çarptığı kimsenin kalktığı gibi kalkarlar. Bu, onların, “Alış veriş de faiz gibidir” demelerinden dolayıdır. Oysa Allah alışverişi helal, faizi haram kılmıştır. Bundan böyle kime Rabbinden bir öğüt gelir de faizden vazgeçerse, artık önceden aldığı onun olur. Durumu da Allah’a kalmıştır. Kim tekrar (faize) dönerse, işte onlar cehennemliklerdir. Orada ebedi kalacaklardır.

Bir müslümanı öldüren:

Nisa-93. Kim bir mümini kasten öldürürse, cezası, içinde ebedi kalacağı cehennemdir. Allah ona gazap etmiş, lânet etmiş ve onun için büyük bir azap hazırlamıştır.

Kötülük yapanlar:

Bakara-81. Kim kötülük işler de günahı kendisini kuşatırsa, artık onlar ateşin halkıdırlar, orada ebedi kalırlar.

Kafirleri dost edinenler:

Maide-80. Onlardan birçoğunun kâfirleri dost edindiklerini görürsün. Nefislerinin kendilerine sunduğu şey ne kadar kötüdür! Allah onlara gazabetmiştir. Onlar ebedî olarak azap içinde kalacaklardır.

Günahları sevaplarından çok olanlar:

Müminun-103. Kimlerin de tartıları hafif gelirse, işte onlar da kendilerini ziyana uğratanların ta kendileridir. Onlar cehennemde ebedi kalacaklardır.

Görüldüğü gibi tümü için “ebedi cehennem” diyor.
Mesele, dilediğini affetme gücüne sahip olması değildir.
Bu ebedi cehennemlik olarak nitelendirdiği suçların adaletli olup olmamasıdır.
Faiz yediği için bir insan nasıl sonsuza kadar yakılabilir?
Şeytana uyup bir kötülük yapanın ebedi cehennemle cezalandırılması hak mıdır?
Hepsinden öte ateşte yakmak, bir tanrıya ait değil, sadist bir insana ait cezalandırma şekli olabilir. Allah’a maledilen bu sadistlik gerçek bir tanrıya yakıştırılamaz. Yüce Tanrı, bu tür nitelendirmelerden münezzehtir.

Şimdi bir örnek verelim:Varsayalım ki ben bir okulun müdürüyüm ve öğrencilerin bir kısmını öğretmenlere karşı kışkırtıyorum ve her türlü kötülüğü yapacak, iftira edecek şekilde yönlendiriyorum. Öğretmenleri ve okulun diğer öğrencilerini zor durumda bırakıyor, okulda huzur, düzen bırakmıyorlar.Şimdi, öğretmenler ve mağdur öğrenciler şikayet etse, soruşturma açılsa, benim kışkırttığım iddia edilse;
Notlarım arasında kanıt bulsalar: “Öğrencileri öğretmenlere karşı kışkırtıp birbirine düşman yaptım. İstesem onları engellerdim ama yapmadım.” şeklinde.
Bu durumda sadece öğrenciler mi suçludur?

Bakalım Kur’an’ın Tanrısına ne dedirtmiş Muhammed Hazretleri:

Enam-112. İşte böylece biz her peygambere insan ve cin şeytanlarını düşman kıldık. Bunlar aldatmak için birbirlerine yaldızlı laflar fısıldarlar. Rabbin dileseydi, bunu yapamazlardı. O hâlde, onları iftiralarıyla baş başa bırak.

Meryem-83. Görmedin mi, biz gerçekten şeytanları, kafirlerin üzerine gönderdik, onları tahrik edip kışkırtıyorlar.

Muhammed’e göre; insanları, şeytanları ve cinleri kışkırtıp tahrik eden Allah’tır.
Allah’ın dediği olur. O birşeyi istediği vakit derhal gerçekleşir. Kimse bunun önünde duramaz.
Dolayısıyla kimleri tahrik edip kışkırttıysa onlar, Allah’ın dediğini yapmışlardır.
Allah dileseydi, onlar tahrik olmaz, kimseye bulaşmazlardı.

Meryem-68. Rabbine andolsun, onları şeytanlarla beraber mutlaka haşredeceğiz. Sonra onları kesinlikle cehennemin çevresinde diz üstü hazır edeceğiz.

Hem kışkırt, hem de ateşle işkence et. Bununla da kalmıyor. Güya inanmayanların Kur’an’ı dinleyip anlamamaları için araya gizli bir perde koyuyor:

İsra 45. Sen Kur’ân’ı okuduğun zaman biz, seninle ahirete inanmayanların arasına görünmez bir perde çekeriz.

İsra 46. Ve kalblerinin üzerine, Kur’ân’ı anlamalarına engel perdeler geçiririz ve kulaklarına bir ağırlık veririz. Rabbini Kur’ân’da bir tek olarak andığın zaman da ürkerek arkalarına döner kaçarlar.
Kur’an’da böyle sunulmuş bir tanrının adil olduğu söylenebilir mi?

Ya da adil olmayan bir tanrı olabilir mi?

Serdar Kaangil

Reklamlar
Bu yazı Din içinde yayınlandı ve , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

393 Responses to ALLAH ADİL MİDİR?

  1. neferkaminanu dedi ki:

    Ak bu ateistler islam olmasa oyuncakları ne olacak acaba. 🙂

  2. OSMANLI dedi ki:

    namaz kılacağınız günler yakındır.

  3. Taner Arslan dedi ki:

    Yorumlara katılacağım fakat çok büyük genellemelerden kaçının. Felsefi olarak da, dindar olarak da, herhangi bir insan olarak da… İnsan aklının eremediği noktalar var ve insan, kabul edilmeli ki şu 3 günlük dünyada inanıp inanmama kavgasını edebilecek kadar uzun yaşayamıyor maalesef. Sorunun cevabını bilemediğimiz zaman Allah bilir deriz bizler. bundan 100 yıl veya 1000 yıl önce çok daha fazla denirdi, çünkü bilinmeyen çok daha fazla idi. Allah kaderin kendisidir, zaten çok fazla düşünmeye gerek yoktur. Sen nekadar güçlü olduğunu özgür düşünebildiğini sanarsan san, herşey olacağına zaten varacak. İşte o yüzden Amel çok önemli, ameli iyi olanlar iyi bir kaderi hakedecek. E tabi bu sorular başka soruları açacak. Kutsal 4 kitaptaki Allah tasvirinde ortak 3 özellik vardır. Herşeyi bilen, her an heryerde olabilen, ve en güçlü… O yüzden siz de şuna kulak verin… Aynaya bak, gördüğün Allah, fakat sen O değilsin. 🙂

    • sevginin ışığı dedi ki:

      Yorumunuz çok güzel. Her dediğine katılıyorum. Sadece bir nokta eklemek istiyorum. Yeni ahitte yazılanlara göre İsa’nın tasfir ettiği (baba dediği) yaratıcı en güçlü olduğunu asla iddia etmiyor. En güçlü dediğin zaman ortaya bir karşılaştırma çıkıyor. Ayrıca bir şey daha ilave edeyim. Oradaki yaratıcı kimseyi yargılamaz, biz yaptıklarımızla onun yanına gitmeyi hak ederiz…. Sevgilerimle

      • Tengri Menem dedi ki:

        Konuyu tekrar hortlatmış gibi oluyorumya olsun :)))
        Sayın sevginin ışığı.
        İncil başlı başına sadece İsa havarilerin sözlerinden oluşmaz.
        İsa kendisini boşu boşuna işkenceyle öldüren, ölüme giderken” baba beni neden terkediyorsun” diye yalvardığı Tevratın tanrısı Yahve’nin önceden getirdiği kurallara doğal olarak oğlu olduğu için tam uyuyordu.
        İsan’ın sözleri olduğuna inanılan yeni ahit’e göre eski ahit hiç bozulmamıştı, Baba’nın getirdiği kuralları Oğlu yürürlükten kaldıramazdı.
        Matta5. 17 “Kutsal Yasa’yı, ya da peygamberlerin sözlerini geçersiz kılmak için geldiğimi sanmayın. Ben geçersiz kılmaya değil, tamamlamaya geldim. 18 Size doğrusunu söyleyeyim, yer ve gök ortadan kalkmadan, her şey gerçekleşmeden, Kutsal Yasa’dan ufacık bir harf ya da bir nokta bile yok olmayacak.

        İsa’nın onayladığı eski ahit Tevrat ayetlerinden birkaç örnek;
        Tevrat, Sürgün(Mısırdan çıkış) 22.
        18“Büyücü kadını yaşatmayacaksınız.
        Tevrat, Leviler 20.
        27“ ‘Cincilik yapan ve ruh çağıran ister erkek olsun, ister kadın olsun kesinlikle öldürülecektir. Onları taşlayacaksınız. Ölümlerinden kendileri sorumludur.’ ”

        Yaheva şabat gününe saygı göstermeyenlerin de öldürülmelerini istiyor.
        Sürgün 31.14“ ‘Şabat günü’nü tutmalısınız, çünkü sizin için kutsaldır. Kim onun kutsallığını bozarsa, kesinlikle öldürülmeli.
        Sürgün 35. 2“Altı gün çalışacaksınız. Ama yedinci gün sizin için kutsal Şabat, Rab’be adanmış dinlenme günü olacaktır. O gün çalışan herkes öldürülecektir.

        Eski ahit Tevrat ilahına inanmayanlarıda aynı akibet bekliyor:
        Sürgün.22: 20“Rab’den başka bir ilaha kurban kesen ölüm cezasına çarptırılacaktır.
        Tesniye (Yasa’nın Tekrarı), 13. 6-7“Öz kardeşin, oğlun, kızın, sevdiğin karın ya da en yakın dostun seni gizlice ayartmaya çalışır, senin ve atalarının önceden bilmediğiniz, dünyanın bir ucundan öbür ucuna dek uzakta, yakında, çevrenizde yaşayan halkların ilahları için, ‘Haydi gidelim, bu ilahlara tapalım’ derse, 8 ona uymayacak, onu dinlemeyeceksin. Ona acımayacak, sevecenlik göstermeyecek, onu korumayacaksın. 9 Onu kesinlikle öldüreceksin. Onu önce sen, sonra bütün halk taşa tutsun. 10 Taşlayarak öldürün onu.

        Tevrat’ta bu tür ayetler ve daha vahşileri bolca vardır.
        Bu ayetler Hiristiyanlığı da bağlayan ayetlerdir.

        Yeni Ahit incil’de İsa’ya inanmayanların öldürülmelerini isteyen ayet.
        (Luka19.27)‘Beni kral olarak istemeyen o düşmanlarıma gelince, onları buraya getirin ve gözümün önünde kılıçtan geçirin!’ ”

        Dağ vaazında İsa : “ ‘Zina etmeyeceksin’ dendiğini duydunuz.
        Ama ben size diyorum ki, bir kadına şehvetle bakan her adam, yüreğinde o kadınla zina etmiş olur.
        Eğer sağ gözün günah işlemene neden olursa, onu çıkar at. Çünkü vücudunun bir üyesinin yok olması, bütün vücudunun cehenneme atılmasından iyidir.” diyor ( Matta 5.27,28,29, 30)

        Yukardaki ayette bir kadına şehvetle bakan her erkek zina etmiş oluyor.
        Zina suçunun ise Tevrat’ta en vahşi biçimde uygulanması emrediliyor.
        Kısaca eski ahit ve yeni ahit’in bileşim ismine verilen İncil zannedildiği kadar insancıl şirin bir inanç değil.
        Hatta vahşet ve saçmalıkta Kuran’a rahmet okutur.

  4. bekir oflaz dedi ki:

    allah adildir elbette;
    kehf 103 106 da belirtilen doğruyu göremiyorsunuz çünkü kitap hakknda hiç bir bilginiz yok:
    şöyleki;
    kim allahın yol gösteren mesajlarına uyarsa o asla bedbaht olmayacak
    allahın gösterdiği yolun dışında kalanlar, herkes, en doğru bilginin en güzel amelin kendi yaptklarından ibaret olduğunu sananlar; işte onların doğru zannettikleri işlerden bahsediliyor burda
    allah gerçekten adildir
    öyle olmasaydı bütün yaptıklarınıza rağmen size dönmeniz için şans vermezdi
    iyilik yap iyilik bul,
    her koyun kendi bacağından asılır,
    ne ekersen o nu biçersin
    ama allah öyle adil ki
    hala sizin dönüş yapmanızı bekliyor
    yarın görüşürüz inş…

    • sevginin ışığı dedi ki:

      Yaratıcı tabii ki adildir. Fakat Kuran’daki Allah’ın adilliği, ne hikmetse cariyeleri ve köleleri ve kocasına karşı itaat etmeyen kadınları kapsamıyor… Kuran hakkında madem o kadar bilginiz bulunmakta, o zaman şu sonucu da çıkarmış olmanızı umarım:
      Kuran’da insanlara söylenen ana amaç insanın Allah’a ulaşmaya çabalaması, ona ruhun, nefsin, iradenin, yani tüm varlığın ile teslim olunmasıdır. Bunu dürüstçe istedikten sonra elbet başarılır ve hediye onun yanında yer almaktır…. Bu yer almaktan da kasıt insan varlığının kendinin özde ne olduğunu hatırlamasından ve içerisindeki tekliği bulmasıdır… Hayatını geçmiş, şimdi ve gelecek göreceli zaman yanılsaması içerisinde yaşayanlar, elbetteki bütün hayatı, dünya, cennet ve cehennem olarak tasavvur ediyorlar… Sizin yarın dediğiniz de şimdidedir. Bütün varoluş koca bir şimdide varolur. Yaratıcının katında zaman dediğiniz ilüzyon var olmaz..Geçmiş, ona hangi açıdan baktığınıza göre yorumlanan bir anı ve sizin gelecek dediğiniz sadece kafanızın içindeki gelecek planlarından başka bir şey değil ve bunu da şu anda yaratıyorsunuz… Kimin nereden gidip nereye döneceğini siz nereden biliyorsun, Allah mı oldunuz?

      • bir kul dedi ki:

        sevginin ışığı
        ……Kimin nereden gidip nereye döneceğini siz nereden biliyorsun, Allah mı oldunuz?DEMİŞSİN

        BELED (8-10) Biz ona iki göz, bir dil ve iki dudak vermedik mi? Ona hak ve bâtıl şeklinde iki yolu göstermedik mi?

        KEHF 103 De ki: “Size, işler bakımından en çok ziyana uğrayanları bildirelim mi?”

        KEHF 104 Onlar, iyi işler yaptıklarını sandıkları halde, dünya hayatında çabaları boşa giden kimselerdir.

        KEHF 105 İşte onlar, Rabblerinin âyetlerini ve O’na kavuşmayı inkâr eden, bu yüzden amelleri boşa giden kimselerdir. Biz onlar için kıyamet gününde hiçbir ölçü/değerlendirmeye tabi tutmayacağız.

        ALLAH İKİYOL BELİRLEMİŞ BİZLER İÇİN bizler bu iki yolun hangisini secersek allah ın vaat ettigi ödül 1 ve ödül 2 olarak belirlenmiştir bu kesindir ve ben eger 1. yol olan cennet i degilde 2. yol olan cehennem i secersem bunu sen nereden bileceksin demek bunu bilmeyecek nevar

        BAKARA 2/170 İYİLİK, yüzlerinizi doğu ve batıya çevirmeniz değildir. ASIL İYİLİK, Allah’a, âhiret gününe, meleklere ve kitaba iman edenin; malını çok sevmesine rağmen onu akrabaya, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışlara, dilenenlere, köle ve esirlere verenin; namazı dosdoğru kılanın; zekâtı verenin; sözleştikleri zaman gereğini yerine getirenin; sıkıntıda, darlıkta, hastalıkta ve savaşın kızıştığı zamanda sabır gösterenin eyleminden oluşur. İŞTE DOGRU OLANLAR BUNLARDIR İŞTE SAKINANLARDA BUNLARDIR.

        NOT KURALLARI YÜCE OLAN YARATICIMIZ ALLAH KOYAR VE BİZEDE ÖZGÜR İRADELERİMİZLE SEÇMEK KALIR

        İYİ DÜŞÜNCELER

    • soner Demir dedi ki:

      Insanoglundan fersah fersah üstün olan , o anki kavgaya kadar Rahmani sisteme onbinlerce dünya yili hizmet etmis olan Iblis`e , secde etme emrini veren bir Tanri mi adil ?

      Hangi insana secde edecekmi$ ?? Bugün 6 Milyar tanesini kukla yapip parmaginda, etek giydirip masasinda oynatabilen insana…

      Hangi insana ? Zaaflari yeryüzünden gökyüzüne kadar pislik kokan insana..

      Hangi insana ? Secde etme emri verilmeden kisacik bir süre evvel yaratilmis ve o ana kadar Rahmani sisteme en ufak hizmeti olmamis insana..

      Cileke$ , sadik , güclü bir hizmetkar , zayif , karekter zaafi olan ve sifir katki saglami$ bir yaratiga secde etmekte HAKLI $EKILDE direndigi icin kovuluyor ve lanetleniyor.

      Adaletmis, güldürme beni 😀

      • şahin dedi ki:

        şeytan neden kovuldu kalubela nedir ögren ondan sonra işine gelmez ise kahkaha atabilirsin okadar evliyaslar gelmiş geçmiş abdul kadir geylani başta olmak üzere okadar islam alimi gelmiş geçmiş onlar bilomemiş de bu ateist mi bilmiş mahşer günü bol bol gül
        ersin

      • bir kul dedi ki:

        soner Demir
        Iblis`e , secde etme emrini veren bir Tanri mi adil ?EMİŞSİN

        yaratıcımız herşeyi versin akletmeyi versin sonra bu akletme kabiliyetiyle kalkıp ukalalık yapsın vede bu ukalalıga süreversin yaşatsın ne büyük bir adalet yarattıgı kul aklı ile yaradıcısına akılsızlık yaparak kendisine zulmetsin

        BAKARA 2/34 Meleklere, “Âdem’e secde ediniz” dediğimiz vakit İblis’ten başka hepsi secde ettiler. İblis secde etmedi, kibirlendi ve kâfirlerden oldu.

        ENBİYA 21/23 Allah, yaptığından sorumlu tutulamaz, onlar ise sorguya çekileceklerdir.

        ENBİYA 21/24 Yoksa O’ndan başka birtakım tanrılar mı edindiler? De ki: “Haydi delillerinizi getiriniz! İşte, benimle beraber olanların kitabı ve benden öncekilerin kitabı. Hayır, onların çoğu hakkı bilmezler; bu yüzden de yüz çevirirler.

        ENBİYA 21/25 Senden önce hiçbir peygamber göndermedik ki, ona “Benden başka ilâh yoktur, o halde bana kulluk ediniz” diye vahyetmiş olmayalım.

        Adaletmis, güldürme beni :DEMİŞSİN

        TEVBE 9/82 Artık kazanmış oldukları günahlara karşılık az gülsünler, çok ağlasınlar.
        İYİ DÜŞÜNCELER

      • Allah (bb) dedi ki:

        bir kul,
        Allah madem o kadar guclu ve muktedir, Seytan’i secde ettirememis mi? Tum meleklerden “rica mi etmis?, Adem’e secde etsinler diye… Peki tum gaybi bilen Allah, Seytan’in secde etmeyecegini bilememis mi de Seytan’in secde etmemesinden sonra, insanlik uzerine iddiaya girmisler… Peki Seytan da secde etseydi o zaman insani yoldan cikaracak kim olacakti? Seytan secde etseydi su an sinav denilen sacmalik da olmayacakti demek ki… 🙂

  5. alaz dedi ki:

    iyi sallamışın blog sahibi

    cevap vermeye bile değmez saçmalıklarına

    ne güldüm ya

  6. Son Sultan dedi ki:

    Diyorsunuz ki Kuran’ı Hz. Muhammed yazdı.

    O zaman şunu bana açıklayın:

    Veda Hutbesindeki konuşmayı yapan bir insan nasıl ırkçı olabilir?

    Edit: Yoruma asılan Veda Hutbesi silindi. (Pante)

    • sevginin ışığı dedi ki:

      Veda hutbesini kim kaleme almıştır? Peygamber’in kendisi mi? Peygamberin tası, sakalı bile saklanmışken, veda hutbesinin orjinali nerededir?… Yine de diyelim ki doğru (ben haşa yanlıştır demiyorum) o zaman Kuran’daki kısasa kısaslara, cariyelere, kölelere ne diyorsunuz? Hadi bunlar bir yana, erkeğin kadının koruyucusu olup, onu itaatsizliğinde dövebilmesini de mi savunuyorsunuz? (Söz konusu ayet Nisa 34 olup, Yaşar Nuri Öztürk hocanınki Arapça aslına uymamakta ve diyanet işlerinin yeni meali de parantez içine alınmış cümleler ve uzun uzun eklenen dipnotlarla doludur…

      (Abdulbaki Gölpınarlı) Nisa 34: Erkekler, kadınlardan üstündür, çünkü Allah onları birçok şeylerde kadınlardan üstün etmiştir, çünkü onlar, kadınları, mallarıyla geçindirirler, doyururlar; iyi kadınlar da itaatli olurlar ve Allah, onların hakkını nasıl korumuşsa onlar da, kocaları yanlarında olmasa bile, iffetlerini korurlar. Kadınlarınızın serkeşliğinden korkunca onlara öğüt verin, onları yatakta yalnız bırakın, dövün onları. Fakat itaat ettikleri takdirde de aleyhlerine bir sebep araştırmayın, şüphe yok ki Allah çok yüce ve büyüktür.

      Eğer sözü, Kuran’dan değil de hadislerden açacaksanız, o halde peygamber ”İçinizden biri, karısını köle döver gibi dövüp sonra da gece onunla yatabilir mi?” de demiştir. (Bakınız diyanet meali) Bu nasıl bir adalet ki köle denilen, senin benim gibi insanları kapsamıyor? (Ayrıca Muhammed hadis yazımını yasaklamıştır, bilgilerinize… Alıntı yapacaksanız, tek söz olan Kuran’dan yapınız)
      Kalbinizdeki sevginin açığa çıkmasını temenni ederim
      Yaratıcı ve onun yarattıkları tektir…(Kitaplarda yazanlar değil 🙂 Amin

    • selim şerif dedi ki:

      Veda hutbesi gibi ırkçı bir içeriğe sahip bir yazı yasaklanmalı,veda hutbesinden;
      ‘’efendisinden başkasına intisaba kalkan köle Allah’ın meleklerinin ve bütün insanların lanetine uğrasın. Cenabı-ı hakk bu gibi insanların ne tevbelerini nede adalet ve şahadetlerini kabul eder.’’

      • bilal dedi ki:

        Sn.selim şerif,
        Veda hutbesi gibi ırkçı bir içeriğe sahip bir yazı yasaklanmalı,veda hutbesinden;
        ‘’efendisinden başkasına intisaba kalkan köle Allah’ın meleklerinin ve bütün insanların lanetine uğrasın. Cenabı-ı hakk bu gibi insanların ne tevbelerini nede adalet ve şahadetlerini kabul eder.’’ ‘’sizden alıntı’’
        Veda Hutbesinin arapça metninde ne köle ne de efendi ifadeleri geçiyor..Burada geçen ifade şöyledir.
        أو تولّى غيرَ مواليه، فعليه لعنةُ الله والملائكة والناس أجمعين )).

        ‘’..Babasından başkasına soyunu iddia eden,ya da başkasına ait olanların velayetleri kendisine ait olduğunu söyleyen….’’ şeklindedir

        Yani ‘’velayeti başkasına ait olan kimsesiz çocukların velayeti kendisine ait olduğunu iddia eden…( bu durumdan yaralanmaya çalışan)..’’şeklindedir. Bu nedenle bunun efendi ve köle meselesiyle hiç bir alakası yoktur..

        Arpçada ‘‘ Efendinin ‘‘ karşılığı ‘‘سيد ‘‘ seyyid,‘‘ kölenin karşılığı da ‘‘’ عبد ‘’ Abd ‘‘ tır. Oysa burada ne efendi,ne de köle ifadeleri geçiyor.

        Özetle,asla ırkçı bir içeriğe sahip olmayan Veda Hutbesi aynı zamanda evrensel hak,hukuk,adalet ve eşitlik açısından tamamen modern ‘‘ İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi ‘‘ niteliğindedir.‘‘

        Saygılarımla.

      • 1okuyucu dedi ki:

        Bilâl;

        —Özetle,asla ırkçı bir içeriğe sahip olmayan Veda Hutbesi aynı zamanda evrensel hak,hukuk,adalet ve eşitlik açısından tamamen modern ‘‘ İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi ‘‘ niteliğindedir.‘‘ (senden alıntı)

        evrensel olduğu iddia edilen bir dinin kendi mensupları arasında ırkçılık yapacağı düşünülemez ama ayrımcılığı inananlar inanmayanlar bazında yaparak insanları birbirine boğazlatmaya çalışacağı da inkâr edilemez, neyseki şimdilik inananlar birbirlerini boğazlamakla meşgul oldukları için bize sıra gelmiyor,

        bence senin şu modern insan hakları beyannamesi eksik kalmış,

        eğer Muhammed;

        karılarınız sizin tarlanızdır, istediğiniz gibi sürebilirsiniz, karılarınıza istediğiniz taraftan yaklaşabilirsiniz,

        parası olanlar (çarşıdan mal alır gibi) ikişer üçer dörder karı alabilir,

        isteyenler akraba kızlarıyla evlenebilir,

        isteyen kızı yaşındaki kadınlarla evlenebilir,

        isteyen evlatlığının boşadığı karısıyla evlenebilir,

        savaşta kafirlerin boynunu vurun,

        anlaşmayı bozanları yakaladığınız yerde öldürün,

        esirleri karşılıksız veya fidye karşılığı serbest bırakın,

        fitne ortadan kalkıncaya ve din Allahın oluncaya kadar onlarla savaşın,

        ve benzerlerini deseydi, modern insan hakları evrensel beyannamesi o zaman tam olurdu?

        de get işine, cafcaflı sözler söylemenin bir faydası olsaydı, bütün dünya Ata sözlerimizi baş tacı ederdi,

        realiteye bak bakalım, Muhammedin getirdiği din nelere sebep olmuş, anlaşılmaz ayetlerin sebep olduğu mezhep ve tarikatlar birbiriyle kan davası güder olmuş, Muhammedin Yahudilere olan kini yüzünden Araplarla Yahudiler birbirine kan davası güder olmuş,

        sen hangi dünyada yaşıyorsun merak ediyorum doğrusu, hele şu Araplardan bile daha iyi bildiğini iddia ettiğin Arapçayı nerede öğrendiğini söyleyiversende bizde meraktan kurtulsak?

      • 1okuyucu dedi ki:

        Bilâl;

        —kölenin karşılığı da ‘‘’ عبد ‘’ Abd ‘‘ tır. (senden alıntı)
        yukarıdaki ifadenden dolayı Yasirin hışmına uğrayabilirsin, demedi deme 🙂

      • rammsteinn dedi ki:

        sayın bilal
        diyorsunki veda hutbesinde köle yok efendi yok.
        buyu diyanetin veda hutbesinden alıntı

        —Azası kesik siyahî bir köle başınıza amir olarak tayin edilse, sizi Allah’ın
        kitabi ile idare ederse, onu dinleyiniz ve itaat ediniz—

        buna vereceğin cevabın belli,
        1. tercüme hatasıdır.
        2. kullanılan köle kelimesi mecazidir.

        burada geçen her ayetin altında tercüme hatası diyerek lafa başlıyorsun. senin bildiğin arapça ile arapların arapçası kesinlikle aynı dil değil. bir arapla kuran üzerine konuşsanız, arabın dilini araba öğretmeye kalkarsınız.

        bütçesiyle 13 bakanlığı geride bırakan diyanet boş durmuyor. islamı revize etmeye devam.
        aşağıdaki kısmı veda hutbesinden kaldırmış. onun için bu kısmı savunma yerine inkar etmeniz daha mantıklı. soranlara “yok öyle bir cümle” dersiniz. ispat olarakta diyanetin sitesini gösterirsiniz.

        ‘’efendisinden başkasına intisaba kalkan köle Allah’ın meleklerinin ve bütün insanların lanetine uğrasın. Cenabı-ı hakk bu gibi insanların ne tevbelerini nede adalet ve şahadetlerini kabul eder.’’

      • 1okuyucu dedi ki:

        rammsteinn;

        —aşağıdaki kısmı veda hutbesinden kaldırmış. onun için bu kısmı savunma yerine inkar etmeniz daha mantıklı. soranlara “yok öyle bir cümle” dersiniz. ispat olarakta diyanetin sitesini gösterirsiniz.
        ‘’efendisinden başkasına intisaba kalkan köle Allah’ın meleklerinin ve bütün insanların lanetine uğrasın. Cenabı-ı hakk bu gibi insanların ne tevbelerini nede adalet ve şahadetlerini kabul eder.’’ (senden alıntı)

        dediğin gibi yukarıdaki metin siteden kaldırılmış, bildiğim kadarıyla ayetlerin anlamını çarpıtmaya kalkan fetbazların içerisinde en az fetbaz olanı diyanet, belki sorumluluk gereği fazla cüretkâr davranamıyor,

        aslında Arabın hışmından çekinmeseler, ali İmran-7, bakara-178 gibi daha bir çok ayeti çok önceden Kurandan kaldırırlardı?

    • MaMaLi dedi ki:

      Veda hutbesi,yapanın,muhammed olduğunu nerden biliyorsun?altında,imzası,mühürümü var?yaşadığına dair,bir,iz,bir,somut,delil,olmayan,birirsi,olsa,olsa,şehir efsanesi olur.

      • karaca dedi ki:

        Hz muhammed veda hutbesini
        insanların huzurunda yapmış o insanların şahitliği sana yetmezmi

  7. zafer dedi ki:

    ALLAH kim biz kim hocam bizim iyilerimiz insanlıga yarar saglayacak isler yapar hayır dua alır kotulerimizde sadece kendi menfağati icin yasar her pisligi yapar adam tanımaz insan demez valla olay budur bazımız iyi bazımız kotu iste hak hak olsaydı herkese sevecek gonul verirdi bazımıza vermemis iste adamda zerre kadar insana saygı sevgi yok adam avlayanlar teroristler var amk canlı bombalar var amk daha ne deyim onlarda allahın yarattıgı iste ALLAH seçilmis kisileri sever digerlerini s…r biz yaratılıstan seytanız amk ben seytanım mesela kafa tutarım ALLAH a ama hayranım da ona ne avratlar yaratmıs ha pokerde ALLAH olsa tanımam o ayrı demin 44 le 500k pot aldım:)

    • gfdjh dedi ki:

      SİZE BİR TAVSİYEM VAR,LÜTFEN -İDAMLIK GENÇ(EMİNE ŞENLİKOĞLUNUn kitabı OKURMUSUNUZ)- O kitapta kendinizi bulacağınızdan eminim ve hayatınızdaki en büyük sorunun cevabını o kitapta bulacağınıza eminim,lütfen okuyun ve hiçbirşey kaybetmezsiniz ama kazanıcaklarınızı söylemiyorum bile, lütfen okuyun lütfen

    • karaca dedi ki:

      sen atmaya devam et

    • bir kul dedi ki:

      zafer dedi ki:
      17/07/2010, 04:31
      BU TARİHLİ TERBİİYESİZCE YAZINA İSTİNADEN

      BELED (8-10) Biz ona iki göz, bir dil ve iki dudak vermedik mi? Ona hak ve bâtıl şeklinde iki yolu göstermedik mi?

      Küfürde ‘büyük çaba harcayanlar’ seni üzmesin. Çünkü onlar, Allah’a hiç bir şeyle zarar veremezler. Allah, onları ahirette pay sahibi kılmamayı ister. Onlar için büyük bir azab vardır. (3/176)

      Sizin tümünüzün dönüşü O’nadır. Allah’ın va’di bir gerçektir. İman edip salih amellerde bulunanlara, adaletle karşılık vermek için yaratmayı başlatan, sonra onu iade edecek olan O’dur. İnkar edenler ise, küfürleri dolayısıyla, onlar için kaynar sudan bir içki ve acı bir azab vardır. (10/4)

      ENAM 108. AYET Allah’tan başkasına tapanlara sövmeyiniz! Sonra onlar da bilmeyerek Allah’a söverler. Böylece biz her ümmete kendi işlerini süsledik. Sonunda dönüşleri Rabblerinedir. Artık O, ne yaptıklarını kendilerine bildirecektir.

      BAKARA (159-160) 0 Gercekten indirdigimiz belgeleri ve dogru yolu Kitab’da insanlara acikladiktan sonra, gizleyen kimseler var ya, onlara hem Allah lanet eder, hem lanetciler lanet eder, ancak tevbe edenler, islah olanlar ve gercegi ortaya koyanlar mustesna; iste onlarin tevbesini kabul ederim. Ben, tevbeleri daima kabul ve merhamet edenim.

      BAKARA (161-162) Küfredip de kâfir olarak ölenler var ya Allah’ın, meleklerin ve bütün insanların laneti onların üzerinedir. Çok uzun süreli olarak o laneti taşırlar; azapları hafifletilmez ve kendilerine mühlet de verilmez.

      BAKARA 163. AYET Hepinizin tanrısı bir tek tanrıdır. O’ndan başka hiçbir tanrı yoktur; O, iyiliği bütün varlıkları kapsayandır, çok merhametlidir.

      2:212 – Dünya hayatı, inkar edenler için bezendi. (Onlar), iman edenlerle eğleniyorlar. Halbuki takva sahibi olan o müminler, kıyamet günü onların üstündedir. Allah dilediğine hesapsız rızık verir.

      ENAM 6:5 – Hak, kendilerine gelince onu yalanladılar. Alaya aldıkları şeyin haberi yakında kendilerine gelecektir.

      ENAM 6:6.AYET Onlardan önce nice nesilleri yok ettiğimizi görmezler mi? Size vermediğimiz bütün imkânları kendilerine verdiğimiz, gökten üzerlerine bol bol yağmurlar indirip evlerinin altından ırmaklar akıttığımız toplumları, günahları sebebiyle helâk ettik ve onların ardından başka nesiller yarattık.

      6.7. AYET Eğer sana kâğıt üzerine yazılmış bir kitap indirseydik de onlar elleriyle ona dokunmuş olsalardı, yine de o inkâra batmış olanlar, “Bu, apaçık büyüden başka bir şey değildir” derlerdi.

      6:8. AYET “Ona bir melek gönderilmeli değil miydi?” dediler. Eğer biz öyle bir melek indirseydik, elbette iş bitirilmiş olur, artık kendilerine göz bile açtırılmazdı.

      6:9. AYET Eğer peygamberi bir melek kılsaydık, elbette onu insan sûretine sokar, onları yine düşmekte oldukları kuşkuya düşürürdük.

      6:10 – Senden önce de peygamberlerle alay edilmişti. Fakat onlardan alay edenleri, alay ettikleri şey kuşatıverdi.

      6:11. AYET De ki: “Yeryüzünde dolaşınız ve hakikati yalanlayanların sonlarının ne olduğunu görünüz.”

      6:12. AYET De ki: “Göklerde ve yerde olan her şey kime aittir?” De ki: “Rahmeti ve şefkati kendisine ilke edinen Allah’a aittir. Sizi varlığında şüphe olmayan kıyamet gününde elbette toplayacaktır. Kendilerini ziyana sokanlar var ya, işte onlar inanmazlar.”

      6:13. AYET Gece ve gündüzde barınan her şey O’nundur. O her şeyi işitendir; bilendir.

  8. nil dedi ki:

    bence bu sayfayi okumaya degmez YÜCE ALLAHA VE PEYGAMBERINE saygisi olmayna birisinin yazdigi kalvyeye yzaiklar olsun okumadim sayiyorum sizi kiniyorum her gün sayisiz nimetlere boguluyorsunuz tskürünüzde saygisizlik yuh diyorum sadece ALLAH sizi islah etsin

  9. asdf dedi ki:

    Allah’ın gerçekten adil olup olmadığını bu dünyada bilemeyiz.Allah Kuran’da çeşitli vaatler vermiştir ve kendisini bu vaatlerden dönmiyeceğini belirtmiştir.Hayatın ve şeytanın bizi kandırmaması ile ilgili Kuran’da uyarıldık hayata bakarak da Allah’ın adaletini bilemeyiz.Ki herşeyi Allah yapıyor demişsin, Allah bizi takır tukur namaz kılalım da cennete girelim diye yaratmamıştır.O kahinatı kendisi için yaratmıştır ve kendisi kendi kendine yaşamaktadır(şahsi görüşüm).Bizim görevimiz O’nu tanımak ve hazinelerini keşfetmektir.Herbirimiz O’nu çeşitli şekillerde ama bilmeden tanımaktayız.O’nun esmalarının tecellilerini dünya üzerinde görmekteyiz ve bu tecelliler sayesinde hayat denilen olay dönmektedir.Sakın ola bu girdapa sokma kendini.Mutlu olmana bak kendini tanımakla başla herşeye.Hayat sana çok farklı şekillerde yüzünü gösterebilir, seni üzebilir ama sen içindeki isyanı bu şekilde yansıtırsan hata yapmış olursun kendine zulmetmiş olursun.Bak ENNEAGRAM diye bi teknik var bu konuyla ilgili kitaplar mecuttur.Kendini dürüstçe analiz edebiliyosan ve çevreni objektif bir şekilde görebiliyosan al bununla ilgili bi kitap.İsyanın her çeşidi (ister Allah’a olsun ister başka birşeye) sağlığına zarar verir onun içindir ki isyan hoşgörülmez dinlerde.Tevekkül iyidir kendini görürsün toplumu görürsün ve sorununu çeker çıkarırsın içinden boşever Allah adil mi değil mi sen yaşamana bak bakış açını değiştir.Keşke yanımda olsan da seninle iki çift laf etsek.

  10. mustafa atalay dedi ki:

    Çok gereksiz ve niteliksiz bir yazı.

  11. necdet polat dedi ki:

    aslında sana cevap yazmaya değmezsin kardeş emek etmişsin ama boşa emek etmişsin yazık kur’anı birdaha oku ve doğru yorumla. bir işi kıçından anlayıp ta yazma tavsiyem. faiz neden haram olduğunu iyi anla . sen galiba ekonomik kıriz yaşayıp ta tefecilere düşmemişsin. mesela bunun faiz yiyen tefeciler için. snsanların ocağını söndüren tefeciler için toplumun düzeni için yüce yaradan tarafından yasaklandığını düşünemezmisin. saçmalamışsın. emeğini biraz datoplumun yararına kullansan. yazık olmasın. yanlış anlama birader. ben allaha şükür tefeciye düşmedim. mesleğim gereği düşen insanları çok gördüm.

  12. emre dedi ki:

    Adil oldugunu iddia ediyor, ama ayan beyan adil olmayan ayetleri var. Demek ki iddiasi fos, ya da ayetler uydurma. Ya ha her ikisi 😉

  13. ergin dedi ki:

    merhaba.ben diğer arkadaşlar gibi düşüncelerinizi gereksiz ve mantıksız bulmuyorum,Allah’ı tanıyamayan herkesin ilk etapta böyle düşünmesi gayet insaflıca,bunu en başından belirtmek isterim.yalnız kur’an bir bütündür,bir ayeti yorumlarken sonrasında ve öncesindeki ayetler ile birlikte değerlendirmek lazım.Size bizim tanıdığımız Allah’ı tanıtmaya çalışacağım.
    Allah’ın üç çeşit sıfatları vardır:
    1 – Celali sıfatlar.
    2 – Cemali sıfatlar.
    3 – Kemali sıfatlar.
    Bunların ilki olanları, azap, ceza, gibi durumları gerekli kılar. İkinci gurupta olanlar ise, güzelliği, affediciliği ve letafeti(yumuşaklık) gerektirir. Üçüncü çeşit sıfatlar ise, büyüklüğü,ululuğu ister ve gerektirir. Allah’ın sonsuz merhameti olduğu gibi, sonsuz azap ediciliği de vardır. Bunu ihmal etmemeliyiz. Oysa Allah bütün bu sıfatlarla nitelenmiştir. Aşağıda mahşerdeki sıkıntılarla ilgili bir kaç madde mevcut. İnsanlar işledikleri suçlarının cezasını, bu suçu işledikleri zaman süresi kadar çekmiyorlar. İşledikleri suçun sonuçlarına göre cezasını çekiyorlar. Bir adamı bir saniyede öldüren bir katilin bir saniye ceza çekmesi adalet olur mu? Kâfirin kısa gibi görünen bir zamanda işlediği cinayet çok büyüktür. Bu nedenle ebedi ve sonsuz olarak cehennmede kalması gerekir ki işlediği suçuna karşılık bir ceza olsun.
    Esasen inkar öyle büyük bir cinayettir ki affedilmemesi gerekir. Ancak Allah’ın rahmeti gazabını geçtiği için o kâfirleri yok olmaktan kurtarıp hayatta kalmalarına müsaade ediyor. Nitekim bir tek adamı öldüren birisini idama mahkum etseler, tam idamını beklerken cezasının müebbet, yani ömür boyu hapse çevrildiğini duysa elbette sevinecektir. Bunun gibi yok olmayı hak etmiş bir kâfirin cezasının müebbete, yani ebediyen cehennemde kalmaya çevrilmesi de bir ikramdır. Kafirin işlediği cinayet nedir? Kâinatta bulunan bütün varlıklar Allah’ın varlığına ve birliğine şahittirler. Bunları inkâr eden bir adam, kâinat kadar cinayet işlemiş demektir. Ayrıca o varlıkların hukukuna bir hürmetsizlik ve saygısızlık olduğundan sonsuz bir cinayettir.
    Sizin de bildiğiniz gibi, elmasla kömürün aslı karbondur. Ancak diziliş farklılığından dolayı biri elmas diğeri kömür oluyor. Şimdi kömür olmuş bir şeyin artık elmas olma ihtimali kalmamıştır. Ne kadar kalırsa kalsın o kömürdür. İşte insanın aslı da birdir. Babası Adem (as), yapısı topraktır. Ama diziliş farklılığından biri elmas gibi, diğeri de kömür gibi oluyor. İşte inkar ederek ölen birinin mayası bozulduğundan ne kadar yaşarsa yaşasın elmas, yani iman sahibi olma özelliğini kaybetmiştir. Bu nedenle ebedi de kalsaydı kâfir olarak yaşayacaktı. Demek ki inkar edenin cinayeti sonsuzdur. Allah insana sonsuz nimetler vermiştir. Örneğin bunlardan birisi sonsuzluk duygusudur. Bu duygu sonsuz olan Allah’ı ve ebedi yaşayacağımız ahiret alemlerinin varlığını anlayalım diye verilmiştir. Böyle sonsuz bir duyguyu inkâr etmek ve bu nimete gerekli şükrü yapmamak SONSUZ bir cinayettir. Allah’ın zatı, sıfatları ve isimleri sonsuzdur. Sonsuz bir zatı ve sıfatlarını inkâr etmek SONSUZ bir cinayettir. Bunlar gibi sonsuz cinayetleri işleyen birine sonsuz bir cezanın verilmesi adalettir. Yok etmeyerek müebbete çevirmesi ise Allah’ın bir ikramı ve lütfudur.
    İnkar eden inkarıyla SONSUZ cinayet işler. Çünkü:
    Vahdaniyet(Allah’ın zat, sıfat ve fiillerinde tekliğini belirtir) delillerine inkar ile karşılık vermek
    Nimetlere karşı nankörlük ile karşılık vermek,
    Var olan varlıkların tümünü kıymetsizlikle kâfirane bir şekilde suçlamak ve aşağılamak,
    Esmâ-i İlâhiyenin ortaya çıkmasını red ve inkâr,
    Bunların her biri sonsuz bir cinayettir.
    Şöyle ki:
    – Allah’ın varlığının ve birliğinin delilleri sonsuzdur. Bu kadar delilin inkâr edilmesi sonsuz bir cinayettir.
    – Allah’ın nimetleri de sonsuzdur. “Organlarından, onları teşkil eden hücrelerinden, ruhuna ve ona takılan sayısız hissiyatına kadar; öte yandan, üzerinde sürekli seyahat ettiği dünyadan, her an içine çektiği havaya, geceden gündüze, güneşten aya kadar; diğer taraftan beslenmesi için önüne konulan sebzelerden, meyvelerden, süte, bala, helal etlere kadar uzanan sayısız nimetlere mazhar olan bir insan”, bütün bunları inkâr edercesine, Allah’a isyan ederse, bütün nimetlere karşı nankörlük ile karşılık vermiş ve sonsuz bir cinayet işlemiş olur.
    – Gerek kendi vücudumuzda görev alan varlıklar, gerekse bizi kuşatıp her yönden yardımımıza koşan varlıklar çok kıymetli eserlerdir. Bu kadar mucizeleri ve onlara takılan hikmetleri, manaları, ihsanları hiç dikkate almamak, düşünmeye değer bulmamak yine sonsuz bir cinayettir.
    – Her varlığın hakikati bir veya daha çok esmaya dayanır. Varlık âlemi İlâhî isimlerin tecellileriyle doludur. Bu varlıkları dikkate almamak, onlarda tecelli eden esmâyı isimleri dikkate almama manasına gelir. Bu ise Cenâb-ı Hakk’ın nihayetsiz izzetine karşı bir isyan mahiyeti taşımakla yine sonsuz bir cinayet olur. Bu varlıklardan en önemlisi insanın kendisidir. Allah’ın bütün isimlerine ayna olma şerefine eren, onun misafiri ve cennetine davetlisi olma lütfuna eren, taşıdığı yeteneğin yüceliğiyle arza halife olan insan, bu üstün mahiyetini ve kabiliyetini küfür ve isyan yolunda harcarsa, kendinde tecelli eden bütün isimlerin tecellilerini şer ve isyan yolunda kullanmış ve böylece o isimlere karşı büyük bir edepsizlik etmiş olur. Bu ise tek başına büyük ve sonsuz bir cinayettir.
    İnkar üzere ölen biri ebedî bir ömür ile yaşayacak olursa, o sonsuz ömrünü küfür ile geçireceği şüphesizdir. Çünkü elmas olan ruhu bozulmuştur. Bu itibarla o bozulmuş olan kalbin sonsuz bir cinayete meyili ve uzmanlığı vardır. Bundan dolayı ebedî ceza, adalete muhalif değildir.
    İnkar edenin günahı; sonlu bir zamanda ise de, sonsuz olan kâinatın vahdaniyete olan şehadetlerine sonsuz bir cinayettir.
    İnkar, sonsuz nimetlere nankörlük olduğundan, sonsuz bir cinayettir.
    İnkar,sonsuz olan zât ve sıfat-ı İlahiyeye cinayettir.
    İnsanın vicdanı, zahiren sonlu ise de, bâtınen ebede bakıyor ve ebedi istiyor. Bundan dolayı sonsuz hükmünde olan o vicdan, inkar ile kirlenerek mahvolur gider.
    Zıd zıddına inat etse de, çok hususlarda birbirine benzer. Bundan dolayı iman ebedi lezzetlere ulaştırır, küfür de sonsuz ve çok acı sıkıntılar ile âhirette neticelendirir. Bunlardan dolayı sonsuz olan bir ceza, sonsuz bir cinayete karşı adaletlidir.
    İnsan yok olmak ister mi?
    1 – İnsan şuurlu ve bilinçli düşününce, sonsuz duygu ve düşüncelere sahip olduğunu görecektir. Yani ruhunda, ebedi ve sonsuz kalmak ve dostlarıyla devamlı beraber olmak arzusunu taşımaktadır. Bu nedenle şuurlu ve bilinçli olarak yok olmayı istemesi mümkün değildir. Nitekim idamı istenen bir adam, müebbet cezası verilmesini bir ikram olarak grmektedir. Nasıl ki uyku hissi gelince istemediği halde uyuyup kalıyor ve sorsanız uyumak istemediğini ve şoför ise kaza yapacağını bilir. Ancak o hisse dayanamayıp uyur ve kaza yapar. Yapacağı iş arabayı durdurup dinlenmek ve sonra yola çıkmaktır. Bunun gibi ölümü isteyen insanlar bir hastalık veya musibete dayanamadıkları için sanki yok olmak istediklerini zannederler. Hâlbuki, biraz manen dinlenseler ve istirahat etseler, yokluğun ismini bile akıllarına getirmeyeceklerdir. Ayrıca yokluğu isteyenler sadece dünya hayatı açısından düşünüyorlar. Nasıl olsa ebedi bir hayat var diyerek içten içe bir ebedi ve sonsuz alemin hasretini çekerek bunu yapmak istiyorlar.
    2 – İnansın inanmasın hiçbir kimse yok olmayacaktır. Cennete veya cehenneme giden her insan ve cin ebedi olarak var olacak ve kendine verilen sonsuz duyguların karşılığını görecektir.
    3 – İnsan şuurlu düşününce yok olmak istemeyecektir ki, Allah yok etsin. Her çekirdekte bir ağaç olma özelliği vardır. Buna rağmen bir çekirdeğin torbada dururken toprağa girip ağaç olmayı istememesi görünüşte normal görülebilir. Hâlbuki, ağacı görünce ne kadar yanlış düşündüğünü anlayacak ve özür dileyecektir. Burada dünya torbasında çekirdek gibi olan insanın, ebediyette ağaç olduğunu görünce nasıl özür dileyip yalvaracağını şimdiden anlamak zor değildir.
    Kâfirlerin haşirde toprak olmak istemeleri: Bir insan akıl ile değilde, his ile hareket ettiği zaman ne yapacağını bilmemekte, kendi lehinde ve aleyhinde bulunan bir şeyin farkına varamamaktadır. Bu nedenle ehl-i küfür olduğu halde, ahireti bilmediği halde, intihar edenlerin durumunun izahını bu şekilde yapmak mümkündür. Çünkü, bir hayvan bile hayatından memnun olsa, – mesela onu döveceğini ya da öldüreceğini bilse, kaçmaya çalışır. Demek hayatını sever- elbette insanların hayatından memnun olmaları daha çok beklenmektedir. Ölümü isteyen akıl ve idrak değil, aksine akibeti görmeyen his ve hevestir. Amme Suresi’nde kâfirlerin toprak olmayı istemeleri yok olmayı istemek değil keşke toprak gibi olaydık da bu duruma düşmeseydik anlamındadır. Nitekim yok olaydık değil, toprak olaydık diyecekler. Toprak olmak da bir var olmaktır. Toprak olmayı istemeleri ikinci bir mana olarak, tevazu olmayı arzulamak anlamında da olabilir. Yani: Keşke dünyada gururlanmasaydım, azgınlıkla kafa tutmasaydım, alçakgönüllü olup Allah’a iman ve itaat etseydim anlamındadır.
    Saygılar…

    • Aslı İşin dedi ki:

      yüreğinize sağlık… inanan inanmayan herkesin “ergin”in cevabını okumasını tavsiye ederim…

    • sevginin ışığı dedi ki:

      TAbii ki yaratıcı adildir, ama Kuran’da geçen yaratıcı hakkında sorularım var… Bakara 178, 179 ve buna benzer ayetlerdeki kısasa kısas ile ilgili şu sorularımı cevaplar mısınız:

      Bakara 178: Ey iman edenler! Öldürülenler hakkında size kısas farz kılındı. Hüre karşı hür, köleye karşı köle, kadına karşı kadın kısas edilir. Ancak öldüren kimse, kardeşi (öldürülenin vârisi, velisi) tarafından affedilirse, aklın ve dinin gereklerine uygun yol izlemek ve güzellikle diyet ödemek gerekir. Bu, Rabbinizden bir hafifletme ve rahmettir. Bundan sonra tecavüzde bulunana elem dolu bir azap vardır.

      *Ben masum bir köle olarak hayatımı devam ettirirken sırf sahibim gidip başka bir köleyi öldürdü diye benim de öldürülmem nasıl bir adalet anlayışıdır? Hele ki ben sahibimin bir sürü kölesinden sadece biri isem, yani bir iki kölesinin eksilmesi sahibimde çok bir maddi kayba sebep olmayacaksa ve karşı tarafta kölesi öldürülenin sadece bir kölesi var ise bu nasıl bir adalettir?… Peki, birden fazla köle sahibi olunduğunda, karşılığında hangi kölenin öldürüleceği nasıl belirlenmektedir? Kura mı çekilir?
      *Bu gün artık Kuran’ın yazıldığı şartlardaki bir kölelik mevcut değilken, bu surenin evrenselliği nerededir? Kaldı ki Kuran’ın yazıldığı zamanlarda bile, içerisinde köleliği barındırmayan bir sürü kavim yaşamaktaydı (aborjinler mesela)…
      *Kölesi olmayanın, başka birinin kölesini öldürmesi durumunda ceza nasıl olacaktır? Kuran’ın her zamana ait olduğu ve sadece yazıldığı şartlarla ilgili olmadığı iddia ediliyor. Peki o zaman yukarıdaki soruların cevapları neden yazmamaktadır ayrıntılarıyla?
      * Ya da efendinin biri, bir başkasının cariyesini öldürdüğünde, kendisinin hangi cariyesinin öldürüleceğine kendisi mi karar vermektedir? Elindekilerden kendisinden en çok sıkıldığı cariyeyi mi gözden çıkaracaktır? Hadi cariyelerin yaşadığı travmalar bir yana, şükür ki günümüzde, o zamanlarda olduğu gibi bir cariyelik kalmamıştır. Bu da bu ayeti nasıl evrensel yapar anlamadım?
      *Kasten birini yaralamak ya da yanlışlıkla yaralamak ne demektir? Arasındaki ayırım nedir? Mesela tarlada çalışırken yanlışlıkla yediğim halisünasyon etkisi yaratan bir mantarın etkisiyle yanımdaki çalışanı yaraladığım ya da öldürdüğümde bunu bilerek mi yapmış olurum? Böylesi bir durumun güvenilir şahidi kim olabilir? Öldürdükten sonra mantar yedim deyip sıyrılabilir miyim?… Ya da küçüklüğümde babamdan dayak yiyerek ve bunun gerekli olduğuna inanarak büyümüş bir çocuk olduğumu farz edelim. Bu şekilde büyümemin verdiği içsel gerginlikle, ilerleyen hayatımda, çocukluğumun hırsını bilinçsizce çıkarmak adına, her fırsatta birilerine dayak atmam ya da bir gün belki girdiğim kavgaların sonucunda birini öldürmem beni hangi kategoriye sokar? Bilerek mi yapmışımdır? Bilmeden mi?… İçimde, çocukluğumda yaşadıklarımı değerlendirebilecek bir bilinci henüz geliştirememiş olamaz mıyım? Bu gelişmemiş bilincim de beni yaratıcının hidayetine güvenmekten alıkoyuyor olamaz mı?…

      • bilal dedi ki:

        Sayın Sevginin Işığı ! BAKARA-178.AYETİN SEBEBİ NÜZULUNU ARAŞTIRIP ÖĞREN-
        MEDİĞİNİZ İÇİN YANLIŞ ANLAMIŞSINIZ:!!! Tam tersine bu ayet,söz konusu adaletsizlik ve eşitsizliği ortadan kaldırıyor.!! 1-Olay şudur:İslamdan kısa bir müddet önce cahiliye dev-
        rinde iki kabile savaşmış,birbirlerini yaralayıp öldürmüşlerdi.Bunlar intikam almadan müslü-
        man olmuşlardı,bu iki kabile yine de çatışıyordu ve kendilerinden köleye mukabil bir
        hürr’ün,kadına mukabil bir erkeğin öldürülmesi halinde anlaşmayı kabul edeceklerine
        and içtiler….” KAYNAK: 1- El Bağavi, 2- El Cassas, 3-Ez-Zemahşeri, 4-İbni Kesir,ilgili ayet.
        2- Cahiliye devrinde insanlardan (kabilelerden) bazıları,kendi adamlarını daha şerefli gör-
        dükleri için karşı tarafa ” Biz şerefliyiz,bizim öldürülen kadınlarımıza sizin erkeğiniz,bizim
        kölelerimize karşılık sizin hür bir adamınız kısas olacaktır,diyorlardı. ” İŞTE,BAKARA-178.
        ayet,adil ve eşit olmayan bu yanlış hükmü ortadan kaldırmak için inmiştir.Ayette özetle de-
        niliyorki ” Bir hür,bir hürü öldürdüyse,onun kısası söz konusu aynı katil hürdür.Bir köle bir
        köleyi öldürdüyse onun kısası söz konusu katil köledir.Bir erkek bir erkeği öldürdüyse onun
        kısası söz konusu katil erkektir.Bir kadın bir kadını öldürdüyse onun kısası söz konusu ka-
        til kadındır.” Bu ayetin sebebi nüzulu olan olayda,hür,kadın ve köle söz konusu olduğu
        için o kayıtlara yer verilmiştir.! Daha sonra kısas konusunda net,genel hüküm ifade eden
        ان النفس بالنفس ” Cana can,” (Maktulun canına karşı katilin canı ) MAİDE-45.ayet inmiştir.!!!
        BKZ: تفسير الطبري ” Taberi,ilgili yer. ÖZETLE,bu ayet,kısasta var olan eşitsizlik ve adalet-
        sizliği ortadan kaldırmak için inmiştir.Bu ayet adil olmayan kısasa dur deyip,katil ve mak-
        tulun cinsiyetine,hür ve köle olma konumuna bakmaksızın söz konusu kısasın sadece
        katile uygulanabileceğinin hükmünü getirmiştir.Yani kimse demesin,katil ve maktulun cin-
        siyeti veya sosyal konumları ayrıdır,bibirine denk değildir,öyleyse,bizden bir erkeği öldü-
        ren kadın ise biz de sizden bir erkeği ,sizden bir köle hür bir erkeğimizi öldürmüşse,biz de
        sizden hür bir erkekğe kısası uygulaycağız.!!!!!! Yani bu ayette göre,katil ve maktulun
        cinsiyetine,köle ve hür olma durumuna bakılmayacak,şayet kısas ugulanacaksa,sadece katile uygulanacaktır.İşte ayetin sebebi nüzulunu bilmeden ” Hür ile hür,köle ile köle,dişi
        ile dişi…” şeklindeki ayet maalsef yanlış anlaşılıyor. Ayetin son cümlesi olan .فمن عفي له من اخيه شيئ الخ ”…. Ancak öldüren kimse,( yani katil, ) kardeşi, (öldürülenin varisi,velisi ) tara-
        fından affedilirse,…….” şeklindeki ayetle,affedilen vaya kendisine kısas uygulanan sadece
        katil olan kişiye vurgu yapılmıştır.Yani kısas,katilin dışında hiç kimseye uygulanamaz.!!!
        İŞTE,BAKARA-178.ayet bu olaya vurgu yapmıştır.!!! Maide-45.ayet’te,bunu net ve genel
        bir hükümle ifade etmiştir.!!! Saygılarımla.

      • bir kul dedi ki:

        sevginin ışığı
        02/02/2013, 22:57 BU TARİHLİ YAZINA İSTİNADEN CEVAPLADIM

        TAbii ki yaratıcı adildir, ama Kuran’da geçen yaratıcı hakkında sorularım var… Bakara 178, 179 ve buna benzer ayetlerdeki kısasa kısas ile ilgili şu sorularımı cevaplar mısınız:DEMİŞSİNİZ

        *Ben masum bir köle olarak hayatımı devam ettirirken sırf sahibim gidip başka bir köleyi öldürdü diye benim de öldürülmem nasıl bir adalet anlayışıdır? DEMİŞSİN

        Kısas Ayetinde Çelişki İddiasına Cevap

        Kuran’daki düzenleme şu şekilde:
        (Bulûğ çağına girmiş ve aklı yerinde) Bir kimse, kasten ve haksız yere başka birini öldürürse, öldürülen kişinin varisleri/velileri iki seçenekli bir hakka sahipler: İsterlerse “cana can” hükmünü uygulatıp katilin öldürülmesini sağlayabilirler, isterlerse katili affedip bir diyet (tazminat) ödemesiyle yetinirler. Kuran, Müslüman aileler/kavimler arasında husumeti önlemek için, affetmeyi ve diyetle yetinmeyi tavsiye etmekte, fakat bunu zorunlu kılmamakta. Yani öldürülenin varisleri/velileri isterlerse “cana can” hükmünü işletebilirler, bu bir haktır.
        Aynı düzenleme, insan yaralama suçları için de geçerlidir (Maide/45). Yaralanan şahıs, isterse affeder ve suçludan diyet alır, isterse de kısas hakkını kullanır ve suçlunun aynı şekilde yaralanmasını sağlar.
        (Kısas hükümleri kasten ve haksız yere işlenen suçlar için geçerli. Yanlışlıkla adam öldürmenin yaptırımı Nisa/92’de düzenlenir.)

        • Bakara/178
        Ey iman edenler! Öldürülenler hakkında size kısas farz kılındı. Hüre karşı hür, köleye karşı köle, kadına karşı kadın kısas edilir. Ancak öldüren kimse, kardeşi (öldürülenin vârisi, velisi) tarafından affedilirse, aklın ve dinin gereklerine uygun yol izlemek ve güzellikle diyet ödemek gerekir. Bu, Rabbinizden bir hafifletme ve rahmettir. Bundan sonra tecavüzde bulunana elem dolu bir azap vardır.
        • Bakara/179
        Ey akıl sahipleri! Kısasta sizin için hayat vardır. Umulur ki (bu hükme uyarak) korunursunuz.

        Eğer ceza verecekseniz, size verilen cezanın misliyle ceza verin ve eğer sabrederseniz, andolsun bu, sabredenler için daha hayırlıdır. (Nahl Suresi, 126)

        Ayetin bağlamı dikkate alınmadan, sözcük anlamı ile çeviri yapıldığında, yukarıda verilen anlam doğru bir anlamdır. Ancak bağlam dikkate alındığında söylenen şey farklı bir anlam kazanmaktadır. Eğer yalın olarak sözcük anlamına bağlı kalınırsa; ya hürü hür değil de köle öldürdüyse veya kadını kadın değil de erkek öldürdüyse o zaman ne olacak gibi soruların cevabını vermemiz mümkün olamaz.

        Ama bağlam dikkate alındığında hiçbir sorun kalmamaktadır. Zira ayet, sözcük anlamıyla “hüre hür, köleye köle, kadına kadın” demiş olsa da, bağlam dikkate alındığında anlam; “hürse hür, köleyse köle, kadınsa kadın; kim öldürmüşse o öldürülür” olur. Diğer bir deyimle, öldürenin yerine başka bir kimse öldürülemez.
        http://kurandaceliskiolmaz.com/kisas-ayetinde-celiski-iddiasi/

        • İsra/33
        Haklı bir sebep olmadıkça, Allah’ın, öldürülmesini haram kıldığı cana kıymayın. Kim haksız yere öldürülürse, biz onun velisine yetki vermişizdir. Ancak o da (kısas yoluyla) öldürmede meşru ölçüleri aşmasın. Çünkü kendisine yardım edilmiştir.
        • Şura/40
        Bir kötülüğün karşılığı, onun gibi bir kötülüktür (ona denk bir cezadır). Ama kim affeder ve arayı düzeltirse, onun mükâfatı Allah’a aittir.
        • Nahl/126
        Eğer ceza verecekseniz, size yapılanın misliyle cezalandırın. Eğer sabrederseniz, elbette bu, sabredenler için daha hayırlıdır.
        • Maide/45
        Onda (Tevrat’ta) üzerlerine şunu da yazdık: Cana can, göze göz, buruna burun, kulağa kulak, dişe diş kısas edilir. Yaralar da kısasa tabidir. Kim de bu hakkını bağışlar, sadakasına sayarsa o, kendisi için keffaret olur. Allah’ın indirdiği ile hükmetmeyenler, zalimlerin ta kendileridir.

        11111111111111111111111111111111111111111

        İdam cezası adil mi ?
        Uzun süre tüm batı ülkeleri ile birlikte bizde de idam cezası konusu tartışıldı. Sonunda AB’ye uyum süreci
        bakımından bu ceza bir çok batı ülkesi ile birlikte ülkemizde de kaldırıldı.
        Batının devi, dünyanın kabadayısı ABD hariç.
        Şimdi en kritik soruyu soralım:
        – İyi mi oldu ?
        Samimiyetle cevap vermek gerektiğinde, gerçekten inanarak iyi oldu diyenler az çıkacaktır.

        Cinayetler, her türlü sapıklıklar ve bunların sonucunda insanların başka insanlara fiziki olarak zarar vermesi olayları çoğaldı.
        Hele Mardin’deki son katliam olayı.
        Bir takım insanların kendi akrabalarından 44 insanı katletmesi.
        İnsanların bu kadar vahşileşmesi, bu ceza söz konusu olsaydı aynen gerçekleşebilir miydi.
        Bir çok cana kıyacaksın. Sonunda sen sağ kalacaksın.

        Yukarıda iki soru sormuştuk. İdam cezası insani mi, adil mi ?
        İnsani olup olmaması tartışılabilir.
        Ama adil olduğu kesin.
        Ceza adaleti gerçekleştirmek ile ilgili olduğuna göre, cezanın verilmesi sonucunda adalet yerine gelecekse, idam cezası adildir.

        Her şeyi örneksiz olarak yoktan yaratan, tasarlayan Yüce Yaratıcı’mız Kur’an’da idam cezasını gerekli görüyor, farz kılıyor.
        Kur’an bu tür cezayı ‘’ Kısas ‘’ kelimesi ile ifade ediyor. Kısas; bir insana zarar verenin aynı şekilde zarara uğratılması anlamında bir kelime.

        İYİ DÜŞÜNCELER

    • mert dedi ki:

      Ya arkadaş òldùrmeyip ve bir lùtuf ederek sonsuz cehennem azabına çarptırıyor diyorsun!!yaa sen kimi kandıriyorsun?hangi kitabı okuyorsun sen?Hic kuranda rastlamadin mı:onlar (kafirler) keş yok olsaydım ve keşke doğmasaydım,keşke toprak olsaydım derler…Siz cehennemi hem de sonsuz cehennemi nasil bir lutuf diye sòyleyebilirsiniz…Sen kendini git kandır…

  14. Mustafa dedi ki:

    Felsefe, gunumuzde dusunmenin bir metodu olarak sunuluyor. felsefe adi altinda bilimle ugrastigini, dusundugunu zanneden insanlar da kendilerini bir ust kategoride gorerek farkinda olmadan sonu olmayan bir labirentin icine dusuveriyor. Dusunen adam rolunu oynamakla bilim uretilmiyor. Yagmurun gokten nasil yagdigini, yerden yemyesil otlarin nasil bir tesaduf ? eseri ciktigini, insanin agzindan giren besinlerle vucudundan cikan arasindaki dengenin nasil oldugunu dusunemeyenler, kalkip da kainata dair ciddi konularda kolayca ahkam kesebiliyor. O zaman kisaca soralim, hadi bir yagmur yagdir da, patates cikar topraktan…hadi benim kalbimin atisini durdur…hadi bana bir bobrek daha ver…HAdi hanimin karnindaki cocugun cinsiyetini sen belirle…Gucun yetmiyorsa felsefeci abi, lutfen cennet cehennem, Rabbimizin takdir ettigi cezalar,ona edecegimiz kullugun boyutu….lutfen ahkam kesme…kendine faydan yok ki oksurdugunde, ya da boyun yetismez ki gokyuzune, bize Rabbimizi ogretesin…Ama herseye ragmen lutfen umutlu ol…Cunku senin kucumsedigin, kendi dar dunyana sigdirmaya calistigin Rabbimiz, kalbimize sigacak kadar buyuk ve affedici…Selamlarimla

  15. erka dedi ki:

    bu siteyi yakından takip ediyorum.sanırım kral çıplak demek birçok insana zor geliyor.Ame gerçek herzaman doğru cevaptır.kuran ve ayetleri ortada.birbiriyle çelişen ve bilimsel hiçbir temeli olmayan bir kitaptır..bilimden uzak olan ,evrime bile inanmayan insanlardan da fazla bişey beklenmez zaten..bilimi seviyorum .) nokta .)

    • Aslı İşin dedi ki:

      oku oku da adam ol baban gibi, eşşek olma…
      (erka kur-an çelişkili diyorsun ya; senin kur-an’a bakışın ilkokulda okumayı yeni öğrenen ve noktalama işaretlerinin bile ne olduğunu anlamadan okuyup ahkam kesmeye çalışıp kendini bir halt zanneden çocuğa benziyor…)
      gözardı etmeye çalıştığınız ve saldırdığınız islam medeniyetine karşı yaptıklarınız bilim insanı olmak değil, düpedüz “düşünce teröristliği”….

      • sevginin ışığı dedi ki:

        Yaratıcının gözünde her şey bir ve eşit önemde değil midir? Allah’ın sözü dediğiniz Kuran’da neden cariyeler ve köleler vardır acaba? Onlar okumayan eşşekler olarak mı yaratıldılar?.. Bir cariye iman ettikten sonra bile cariyelikten kurtulamıyorsa, okuyup okuyup da bunu gerçeği örtmeye gözlerinin önüne bir perde yapanlara ne demeli?

        Ayrıca cevap verdiğiniz yorumcunun babasına eşşek demişsiniz gibi olmuş… İsa şöyle buyurmuş: Dil kötü bir şey söylemez. İnsana söyleten kalbinden geçenlerdir yalnızca.” (Şimdi damgayı patlatıp, hemen AHA, bu eşşek de Hıristiyanmış zaten demeyin. Hayır Hristiyan değilim ve şiddetle yeni Ahit’i açıp okumanızı tavsiye ederim.)

        Sadece kitapları okumak yerine, hayatı ve daha önemlisi kalbinizde olup bitenleri de okumayı öğrenmeye başlamanız temennimdir… Sevgilerimle…

    • bir kul dedi ki:

      erka
      bu siteyi yakından takip ediyorum.sanırım kral çıplak demek birçok insana zor geliyor.Ame gerçek herzaman doğru cevaptır.kuran ve ayetleri ortada.birbiriyle çelişen ve bilimsel hiçbir temeli olmayan bir kitaptır..bilimden uzak olan ,evrime bile inanmayan insanlardan da fazla bişey beklenmez zaten..bilimi seviyorum .) nokta .) DEMİŞSİN

      BİLİMİ SEVİYORSAN TÜM BİLİM ADAMLARINI VE KENDİN GİBİ DÜŞÜNENLERİ TOPLA BU CAGIN İLMİNİDE KULLAN ÇAGDAŞ LIK MODERİNLİK İLERİCİLİK DEDİGİNİZ BU CAGDAKİ TÜM TEKNOLOJİYİDE KULLANARAK KURANIN MEYDAN OKUMASINA YERİNE GETİR İRSEN İŞTE OZAMAN DEDİKLERİNİN DOGRU OLDUGUNU ANLARIM VESENİN NEFERİN OLURUM EGER YAPAMAZSAN İŞTE OZAMAN SENİN NEKADAR CAG DAŞLIKTAN MEDENİYETTEN UYGARLIKTAN BİLİMDEN UZAK BİRİ İOLDUGUNU ANLARIM
      1111111111111111111111111111111111
      KUR’AN MEYDAN OKUYOR !

      Kur’an emsalsiz olduğuna ve benzerinin oluşturulamayacağına dair meydan okuyan bir kitaptır. Bu meydan okuma şu dört ayetle yapılmış ve kademe kademe gerçekleştirilmiştir.

      Önce inkarcılardan o zamana kadar inen kısmının benzerinin getirilmesini talep eder:

      İSRA 17/88 De ki: “Andolsun, bu Kur’ân’ın bir benzerini ortaya koymak üzere insanlar ve cinler bir araya gelseler, birbirlerine destek de olsalar, benzerini getiremezler.”

      Sonra meydan okuyuşundaki isteği daraltır ve Kur’an’ın tamamından onun içindeki 10 sureye talebini indirir:

      HUD 11/13 Yoksa, “onu kendisi uydurdu” mu diyorlar? De ki: “Eğer doğru iseniz, Allah’tan başka çağırabildiklerinizi yardıma çağırın da onun gibi uydurulmuş on sûre getirin.”

      Bu 10 Sure talebine de kimse cesaret edip cevap veremez, yani bir şeyler ortaya koyamaz.

      Son safhada meydan okumada talebini daha da indirir ve tek bir Sure getirmelerini ister.

      YUNUS 10/38 Yoksa, “Onu uydurdu” mu diyorlar? De ki: “Eğer doğru iseniz, Allah’tan başka, gücünüzün yettiklerini çağırınız da, onun benzeri bir sûre getiriniz.”

      İşte bu üç ayetle meydan okumasından bir sonuç alamayınca inen bir ayetle, bu işin hiç bir zaman oluşturulamayacağının altını çizer:

      BAKARA 2/23 Eğer kulumuza indirdiğimiz Kur’ân’dan şüphe ediyorsanız, siz de onun bir sûresinin benzerini getiriniz ve eğer sözünüzün eri iseniz Allah’tan başka tapındıklarınızı da yardıma çağırınız.

      ‘’ Eğer kulumuza indirdiklerimizden şüpheye düşüyor iseniz Allah’tan başka tüm yardımcılarınızı da çağırın.

      BAKARA 2/24 Kur’an’ın veya on suresinin benzerini getiremediniz; bir suresinin benzerini de asla getiremeyeceksiniz. O halde yakıtı insanlar ile taşlar olan ve kâfirler için hazırlanmış bulunan ateşten korkun!

      Bu ilahi sözler şimdiye kadar hiçbir benzerinin oluşturulamadığının ve kıyamete kadar da oluşturulamayacağını kesin bir dille belirtir.

      HİCR 15 /9 Kur’ân’ı kesinlikle biz indirdik; elbette onu yine biz koruyacağız.

      ALİ İMRAN 3/193“Ey Rabbimiz! Gerçek şu ki biz, ‘Rabbinize inanın!’ diye imana çağıran bir davetçiyi işittik, hemen iman ettik. Artık bizim günahlarımızı bağışla, kötülüklerimizi ört, ruhumuzu iyilerle beraber al!”

      NOT BU KİTAP BİR BEŞERE AİT OLSA İDİ CÜRÜTÜLÜRDÜ BU KESİNDİR TEKRAR EDİYORUM EGER BU KİTAP BİR BEŞERE AİT OLSA İDİ AMA MUTLAKA VE MUTLAKA CÜRÜTÜLÜRDÜ BENİM AKLIM VE MANTIGIM BİR BEŞER HER NE YAPMIŞ VE HER NE YAZMIŞ İSE KESİNLİKLE BİR BAŞKA BEŞER OLAN BİRİ ONUN HERNE YAPTI VE HER NE YAZDI İSE HEM AYNISINI HEMDE DAHA İYİSİNİ HEMDE EN KÖTÜSÜNÜ YAPMIŞTIR VE YAPAR İŞTE BU BİR SAGLAMADIR AKILI İNSAN AKIL VE MANTIGINI KULANIR ASLA MEYDAN OKUMAYA KARŞILIK VEREMEYEN BEŞERE GÜVENMEZ AKIL VE MANTIGI İLE DÜŞÜNEN BİR İNSAN

      İYİ DÜŞÜNCELER

  16. gfdjh dedi ki:

    Allah’a karşı konumumuz

    Sizce Selimiye Camii’nin değerini en iyi kim bilir?

    Ve Selimiye Camii’ni en çok kim sevmiştir?

    Bu iki sorunun tek bir cevabı var kuşkusuz.

    O da dünya tarihinin tartışmasız en büyük mimari Mimar Sinan.
    Evet Selimiye’nin Mimar Sinan gözündeki değerini bir düşünün.

    Michelangelo’ın 4 yıl aralıksız tavana doğru sırt üstü durarak yaptığı Sistine Chapel’ın tavan fresklerinin değerini en çok kim bilebilir?

    Wright kardeşlerin yıllar süren çalışmalar sonucunda geliştirdikleri 12 beygir gücündeki ilk uçağın ve ilk uçak motorunun onların nazarındaki kıymetini hayal edebilir misiniz?

    Peki ya Beethoven için Moonlight,

    2000’i aşkın karakterle oluşturduğu romanlarıyla Balzac.

    Evet sanatın değerini ancak bir sanatkar, sonra da sanata yakınlık duyan veya basit de olsa bir şeyler üretebilmiş insanlar anlayabilir.

    Bu girişten sonra kendimize şunu sorabiliriz:

    Biz bir sanat eseri miyiz?

    Selimiye’nin taş ve toprağın milyonlar yıl süren bir evriminin sonucu mimarsız olarak oluşabileceğine inanabilenler için böyle bir soruya gerek yok.

    insan, anatomik yapısı ve fiziki görünümüyle aynı zamanda heykeltıraş olan Michelangelo’ı kendine aşık edecek kadar eşsiz bir yaratıktır.

    Evet, kuşkusuz biz Allah’ın yaratıkları içinde en sanatlısıyız.

    Yukarıda saydığımız sanatkarların eserlerine olan sevgileri penceresinden, bizim Allah’a olan konumumuza baktığımızda Allah’ın bizi fevkalade seviyor olduğu sonucuna varabiliriz.

    İnsan türüne karşı olan bu sevgiyi genel olarak değil, bireysel olarak ele almalıyız.

    Bir serçeyi diğer serçelerden ayırt edemezsiniz.

    Bir gül diğer gülün kopyasıdır.

    Bir kedi kendi cinsi içinde diğer kedilerden farklı değildir.

    Tüm kara sinekler aynı şablondan çıkmıştır.

    Ama her bir insan diğer varlıkların sınıflanmasında yer alan bir tür kadar önemlidir.

    Simdi kendinizi düşünün.

    Sizin çehre ve ruh yapınıza benzer ikinci bir insan var mıdır?

    Her insanda Allah’ın size verdiği organlar ortak, ama bu birliktelik içinde siz teksiniz ve farklısınız. Ayrı fırça darbeleriyle oluşmuşsunuz.

    Allah size ait özel bir yüz tasarlamış. Dolayısıyla siz bir fabrikada imal edilen aynı ürünün milyonlarcasından birinin o fabrika sahibiyle ilişkisi gibi bir ilişkiniz yok yaratıcınızla.

    Siz özel tasarlanmış, farklı donanımlı bir varlıksınız. Sizin muhatabınız direkt olarak Yaratıcınız.

    Bunu fark etme ayrıcalığına eriştiğinizde, dünyanın en zengin insanının tüm mirasının size kalması bile size tebessüm ettirmeyecektir.Çünkü siz Allah’ın mülkünün ebedi mirasçısı olmanın bahtiyarlığına sahip olacaksınız.

    Sonuç olarak sizi yaratan, sizin Onu hissetmenizi ve Ona yönelmenizi istiyor. Bir sınav için bulunduğunuz bu dünyada Onu unutup kendinizi kaybetmenizi istemiyor.

    Eğer ‘insan’ olup ‘inanç’ taşırsak Allah’ın dünyada iken gösterdiği ve tattırdığı nimetleri devamlı ve sonsuz olarak elde edebiliriz.

    Yaratıcı ve insan ilişkisi ile ilgili alıntılar:
    Resulullah (sav) buyurdular ki: Allah, inanç sahibi bir insanın yaptığı kötülüklerden özür dileyip Kendisine dönüşüne şu kimse gibi sevinir: “Bir adam hiç bitki bulunmayan, ıssız, tehlikeli bir çölde, beraberinde yiyeceğini ve içeceğini üzerine yüklemiş olduğu bineği ile birlikte seyahat etmektedir. Bir ara (yorgunluktan) başını yere koyup uyur. Uyandığı zaman görür ki, hayvanı başını alıp gitmiştir. Çölün ortasında suyunu, yiyeceğini yitirmiştir. Her tarafta arar ve fakat bulamaz. Ümitsizlik içinde uzun süre bekler sonra bir de ne görsün! Kafasını kaldırdığında yanı başında hayvanı durmaktadır, üzerinde de yiyecek ve içecekleri. İşte Allah’ın, mü’min kulunun kendisine dönüşünden duyduğu sevinç; kaybolan bineğine azığıyla birlikte kavuşan bu adamın sevincinden fazladır.

    Merhamet kadar duru bir sevgi düşünülemez, o ise annelerde bulunur. Bir savaş sonrasıydı. Esirler gelmişti her taraftan. Çoluk çocuk, kadın erkek herkes yakınını arıyordu. Yanık yanık dolaşanlar, kırık kırık dolaşanlar, dökük dökük dolaşanlar hep göze çarpıyordu. Allah Resulü bu yakıcı sahneyi seyrediyorlardı. Bir kadın da yana yakıla dolaşıyordu. Muhakkak bir yitiği vardı. Esir edilen kadının ne yitiği olabilir? Ya kardeşiydi ya babasıydı ya da kendisinden bir parçası olan evladıydı. O, kendi evladının hatırı için gözüne çarpan her çocuğu sinesine basıyordu. Gözlerine bakıyor, sonra tekrar aramaya koyuluyordu. Karşısına çıkan bir başka yavruyu görüyor, bağrına basıyor, sonra yeniden aramaya koyuluyordu. Allah Resulü gözleri yaşlı, ona bakıyordu. Derken kadın, bir çocuğu yakaladı, bağrına bastı. Kokluyor, öpüyor, bir türlü kucağından bırakmıyordu. Ve o zaman Ufuk İnsan’ın, Allah Resulü’nün, parmağı kalktı o tarafa doğru. Etrafındaki sahabelere o noktayı işaret etti:

    “Görüyor musunuz bu manzarayı?

    Kadın, şu kucağındaki çocuğu cehenneme atar mı?

    Hepsi birden:”Hayır ya Resulallah.” dediler.

    “Allah, o kadından daha merhametlidir.” Buyurdu.

    Allah Resulü ile bir köye uğradık. Herkes bir şeyle meşguldü. Bir kadın tandırına yakacak odun atıyordu. Tandırın alevi yükselince kadın yanında duran çocuğunu uzaklaştırdı. Allah Resulünün geldiğini görünce yanına gitti.

    O’na “Sen Allah Resulü’sün, öyle mi?” dedi. Allah Resulü: “Evet!” deyince, “Allah, merhametli olanların en merhametlisi değil mi?” dedi.

    Allah Resulü, “Evet,” cevabını alınca bu sefer: “Allah’ın kullarına olan rahmeti, annenin yavrusuna olan merhametinden daha fazla, değil mi?” diye sordu.

    Allah Resulü yine: “Elbette!” buyurdu.

    Kadın: “Anne, çocuğunu ateşe atmaz, daha merhametli olan Allah, kullarını nasıl cehenneme atar?” dedi.

    Bunun üzerine Allah Resulü’nün gözleri yaşardı, başını önüne eğdi. Sonra başını kadına doğru kaldırarak: “Şüphesiz Allah, doğru yoldan sapıp O’nun sözünü dinlemeye tenezzül etmeyen ve kendisine inanmaktan kaçınan azgın kullarından başkasını cezalandırmaz.

    • sevginin ışığı dedi ki:

      Elinize sağlık çok güzel yazmışsınız… Umulur ki yukarıdaki yazdıklarınızın ışığında Kuran’ı okursunuz ve kısasa kısas, cariyelik, kölelik, erkeğin kadını dövme hakkı, düşmanı öldürmeye yönelik savaş taktiklerinin olduğu ayetleri okursunuz da gözleriniz cihana açılır da övgüler yağdırdığınız yaratıcının kitaptaki ile nasıl da aynı olmadığına şaşarsınız… (Fakat lütfen dinde reformcuların ya da ayetlerin her yerine dipnotlar ve parantezler içinde yazılar sıkıştırıp kıvıranların meallerini değil… Doğru çeviren hocalarımı tenzih ederim… ) Yolunu kısaltayım: Bakara 178, Nisa 34, Ahzap 53, Nisa 89, Tevbe 5, Nisa 3, Muhammed 4, Rum 28
      Yaratıcıyı, yarattıkları arasında ayrı gözetmekle yargılarsam, bu sadece benim kalbimdeki ayrımdan kaynaklanıyordur. Yargıladığım aslında kendi kendimdir….
      Özünüzü arayın arkadaşlar, kendinizi kitapta bulamazsınız… Hallacı Mansur gibi…(O asla şirk koşmamıştır. İnternette biraz araştırıp şiirlerini okuyunuz)
      Sevgilerimle

    • karaca dedi ki:

      sayın gfdjh

      yazınız için teşekkür ederim gerçekleri ifade etmişsiniz

  17. yolculuğu içine yap dedi ki:

    Allah c.c. dünyada kullarına adil olmayı emrediyor !

    PS. Sn. Serdar Kaangil, Allah’ın emri akletmeyi ve tefekkür etmeyi yerine getirmen senin arayışta olduğunun göstergesidir.. ama kendime de tavsiyede bulunduğum gibi, bir olayı hakikatten anlamak kavramak için farklı açıları değerlendirmeni öneririm.. gerçek islam alimi olup dili batmayan şahıslara bu konuları açmanı istiyorum.. çünkü yanlış fikir, düşünce tılsımları birbirini doğurur.. senin sorgulaıklarını bir çok müslüman bilmez..

    hepimizin doğruyu araştırarak bulması temennimle..

    en güzel olana emanet olunuz.. tedbir ve takdir dengesiyle olasınız..

  18. tayyar altı kulaç dedi ki:

    Mustafa, o anlattıklarını senin tanrın da yapamıyor. Sen maddenin organize olup şu duruma gelişine akıl erdiremiyorsun, akıl erdirmeye çalışanları da aşağılayıp yeriyorsun hepsi bu.

    Siz değil misiniz bilim adamlarını her bir keşiften sonra zehirli yılan gibi sokmak isteyip, en hafif baş ağrısında asprine saldıran, dişçi koltuğuna oturan ya da İnternet denen yapay bilgi ağını kullanan?

    • sevginin ışığı dedi ki:

      Sevgili Tayyar bey, sizin ne işiniz var o zaman bu yapay bilgi ağının içerisinde? Yoksa sadece yorum yapmak mı giriyorsunuz? 🙂
      Bunun dışında yazdıklarınıza katılıyorum. Yaratıcıdan sapan kendinden de sapmıştır, eli her fırsatta ilk olarak kendi yarattıklarına gider yardım amaçlı… Bilim yeni yeni gerçek bir şeyleri açığa çıkarmaya başladı… Saygılarımla
      Maddenin nasıl organize olduğunun bilimsel ve gözlemsel açıklamasını gerçekten, ama gerçekten öğrenmek istiyorsanız size bir kitap öneriyorum:
      *Işığın Elleri… yazar: Barbara Ann Brennan….. Meta yayınları (yazar ateist değildir arkadaşlar. Merak etmeyin okuyunca dinden çıkmazsınız. 🙂

  19. Vector dedi ki:

    Açın arkadaşlar gözünüzü, lütfen… kuranda geçen ayetler birer insan ürünüdür , (Yaratıcada ego olmaz ) kurandaki yaratıcı verdiği emirlerle yalnızca kendi eğosunu tatmin ediyor, sürekli istiyor,araştırın sadece islam kaynaklarıyla yetinmeyin, kuran tanrıdan gelen bir kitap değildir, ben bunun farkına hiçbirşeyin etkisi altında kalmadan tespit ettim yaşadığım hayat tecrübesiile bunun gerçek olmadığını kavradım ve sonra araştırdım. sizlerde düşünün sorgulayın bunu yanlış olduğunu sağduyunuz size söyleyecek, bulunduğunuz noktadan bakmayı bırakın ancak ozaman farkındalık başlar sizler genetik olarak hipnozlusunuz zaten hücrelerine kadar kazınmış bu bilgi kırın o duvarı

    • sevginin ışığı dedi ki:

      Bu bir Tanrı kitabıysa eğer, hiç değilse Azhab 53 ayetinin orada ne işi var??? Peygamberin hanımlarıyla yalnız kalması için Allah bize öğüt veriyor… Onu da geçtim nerede kaldı kitabın evrenselliği? 🙂
      (Azhab 53 bazı arkadaşların iddia ettiği gibi herkese örnek olsun diye yazılmamıştır. Yoksa Nur 27 ve 28’in kitapta yeri olmaz idi… Azhab 6 ile de alakası yoktur iddia edildiği gibi. Aksi taktirde Azhab 6’nın hemen arkasına gelirdi. Ama neden Azhab 51 ve 52den sonra gelmiştir bir düşünmenizi tavsiye ederim)
      Vestor arkadaşıma teşekkür ediyorum…

  20. Falk dedi ki:

    Kurani 4 dilde okudum.Arapcasini hic anlamadim,ama verilen vaazlar mantigima bir türlü oturmadfi.Ancak anladigim diger üc dilde(türkce,kürtce ve isvece)okudugumda ,her seyin bir hikayeden ibaret oldugunu cok net olarak fark ettim.Bence her kes öncelikle tevrat’ an baslayarak incil’i ve kuran’i sorgulayici bir mantikla okusun ve o zaman hikayeyi farkedecektir..

    • bilal dedi ki:

      Falk bey ! Kur’an’ın bir hikayeden ibaret olduğunu nasıl anlamışsın ? Kur’an; geçmiş pey-
      gamberlerin hak mücadelelerinden,zalim ve azgın bazı toplumların başına gelenlerden
      ders ve ibret almamız için söz etmişse,o bir hikaye kitabı mı olur ? Geçmişini , geçmiş
      tarih ve olaylarını bilmeyen bir toplum,geleceğini sağlam temeller üzerine kuramaz. Kur’an,
      ders ve ibret almamız için,hem geçmiş olayları anlatır,hem öğüt verir,hem de toplumların
      huzur ve mutluluğu için evrensel değer ve ilkeleri ortaya koyar. Kur’an,ilahi evrensel bir hu-
      kuk kitabıdır. İnsanlara evreni,yaratıcısını,evredeki insanın konumunu,insanlar arasındaki
      sosyal ilişkileri,evrensel hukuk ve değerleri,insanlığın huzur ve mutluluğu için gerekli olan
      bütün evrensel ilke ve değerlerini anlatan bir kılavuzdur.O; şu cansız,şüürsuz evrenin ilk
      maddesini yaratıp,ondan mükemmel bir evreni meydana getiren,sevk ve idare eden,
      madde üstü etkin mutlak bir güç ve kudret olan Yüce Allah’ın kitabıdır. Kur’an’ın arapça
      orjinal metnini bilmiş olsaydın,bunun bir hikaye değil,yüce bir yaratıcı gücün kitabı olduğu-
      nu anlayacaktın. 1400 sene önce inmesine rağmen,bazı kevni ayetlerle, ta o zamandan
      beri, bu günümuzun bazı bilimsel bulgularına işaret etmiştir. 1- İnsanların uzaya gidebile-
      ğini, 2- big Bang olayı,3- Atmosferin varlığı ve koruyucu özelliği, 4-Evrenin daha önce bu-
      lutsu bir gazdan oluştuğunu, 5-Dünyanın hareket ettiğini, 6-Bütün gök cisimlerinin her biri-
      nin yörüngesinde hareket ettiğini, 7- Yer çekimi, 8- Rüzgarın aşalayıcı özelliğini, 9-Her şe-
      yin zıt kutup olduğunu,(madde-anti madde,eksi-artı vb.)10-Atom,atomdan daha küçük ele-
      mentler.(elektron,nötron,proton vs.) 11- Petrolün oluş şekli, 12- Parmak izi, 13- İzafiyet
      teorisi, 14- Dünyanın Elipsoid şeklinde oluşu, 15-dağların sırrı,depremleri perdeleyen bir
      nevi paratoner olması,ve daha bilemediğimiz nice bilimsel bilgilerin kur’an da 1400 sene-
      den beri bulunması,onun bir beşer sözü olamayacağının açık bir göstergesidir.
      Bak kardeşim ! Bu sitede yazdığım bazı bilgiler var. bu sitenin tümünü araştırıp,yazdıkla-
      mı bulup okumanı tavsiye ederim. Burada hepsini bulup okuduktan sonra, kur’an hakkında
      halen bir şüphen varsa, kur’an dan yazdığım bilimsel ayetleri hakkında yüce Rabbimin izni
      ile açıklamaya çalışacağım. Yeterki,art niyetli olma ve gayen gerçeği bulmak olsun.!
      – Bi kere kur’an,bir matematik,kimya,fizik,biyoloji vb.kitap değildir. O,insanlığın huzur ve
      mutluluğu için,evrensel adalet,hukuk ve değerleri sunan ilahi hukuk manzumasıdır.Hedefi,
      sadece insanlığın huzurlu ve mutlu bir hayat yaşamasıdır. Hukukun alan sahası ile fenni
      ilimlerin sahası ayrıdır. Ama buna rağmen kur’an; ta 1400 seneden önce bazı kozmolojik
      ayetlerle,bu günkü müsbet ilmimize ışık tutmaktadır.1400 sene önce yaşamış olan bir be-
      şer,( Hz.Muhammed,) bu bilimsel ayetleri kendiliğinden söylemesi mümkün değildir.
      ÖYLEYSE; BU KUR’AN;Bir beşer sözü değil,evreni yaratan sonsuz ilim ve kudret sahibi
      olan Yüce Allah’ın sözü ve kitabıdır. Saygılar.

      • sevginin ışığı dedi ki:

        Sayın Bilal bey. Bu yazıya yorum yapanların bazılarına cevap olarak yazdığım diğer yorumlarımı da okumanızı umarak, size ek olarak bir de tavsiyede bulunacağım izninizle. Acaba Yeni ahit’i, (yani İsa’nın hayatını ve öğrencilerinin onun öğretisini yaymaya çalıştığı kitapları) okudunuz mu? Okuyunca görebilirsiniz, Kuran’daki Allah ile İsa’nın sözlerindeki yaratıcının hiç de birbirleriyle alakalarının olmadığını… O da yetmez ise, Bakara 178, Nisa 34, Ahzap 53, Nisa 89, Tevbe 5, Nisa 3, Muhammed 4, Rum 28 gibi surelerde yazılanlardan, nasıl olur da her şeyi yaratan dolayısıyla her şeyi eşit gören bir yaratıcı çıkardığınızı bilmek isterim…

        Mümkün olur ki gerçek olan tek ebedi yaratıcı ile, kendi duygularımız ve öğrendiğimiz yaratıcıyı karıştırmayalım…

        Ayrıca yukarıdaki yazınızda Kuran’da işaret edilen bir sürü bilimsel bulguya işaret etmişsiniz… Ben de size orada olmayan bir sürü şey sayabilirim kolaylıkla.. Mesela Ay’ın dünya’nın etrafında, dünya’nın güneşin etrafında, güneşinde fiziki evrenin merkezinin etrafında, hatta onun da bütün tekliğin merkezinde döndüğü da acaba Kuran’da yazılı mıdır? Bir de bilimsel verileri işaret ettiğini söylediğiniz Kuran ayetlerini bana da gösterirseniz sevinirim. Öğrenmek isterim… Sevgilerimle

      • 1okuyucu dedi ki:

        Bilâl;

        —Ama buna rağmen kur’an; ta 1400 seneden önce bazı kozmolojik
        ayetlerle,bu günkü müsbet ilmimize ışık tutmaktadır.1400 sene önce yaşamış olan bir beşer,( Hz.Muhammed,) bu bilimsel ayetleri kendiliğinden söylemesi mümkün değildir. (senden alıntı)

        yapma bilâl bey!

        yıllardır öcü gibi korktuğunuz, hurafe olarak adlandırdığınız bilimsel keşiflerden kaçamayacağınızı anlayınca, Kuranı bilimsel keşiflere uydurmaya çabalamak tanrının zekâsıyla alay etmektir,

        çünki, bir tanrının peygamber ve kitap gönderdiğini ilk muhataplarına değilde sonraki muhataplarına kanıtlamaya çalışmak gibi saçma bir düşüncede olacağı düşünülemez,

        nolcek şimdi, peygamber ve kitap gönderdiğini kanıtlayamayan bir tanrıya, bir beşerin beyanına itibar ederek inanan ilk muhataplarından bir kısmını cennetteki sonsuz nimetlerin hayaliyle yaşıyan aç gözlü arsız sürüsü, diğerlerinide cehennemden korktuğu için inanmak zorunda kalan korkaklar sürüsü olarak mı tarif edeceğiz,

        öyle ya peygamber olduğunu iddia eden kişinin, tanrı kanıtlamadıkça peygamber olduğunun bilinemeyeceği ortadayken, kanıt aramadan inananlar ya aç gözlü arsızlar sürüsüdür, yada korkaklar sürüsü?

        hele peygamber ve kitap gönderdiğini kanıtlayamayan bir tanrının, ben tanrının elçisiyim diyene inanılmasını isteme, inanmayanları cezalandırma hakkı olamayacağı söylemek için normal bir zekâya sahip olmak yeterliyken, Kuranın tanrısının gönderdiği iddia edilen peygamberlere inanmayanları top yekün imha ettiğini söylemek tanrıyı geri zekâlı tutarsız bir varlık olarak tarif etmektir ama ne yazık ki adına Kuran denilen kitap tanrıyı geri zekâlı, tutarsız bir varlık konumuna düşürmekten çekinmiyor, sizde Kurana ters düşmemek adına bu durumu onaylıyorsunuz,

        neyse ki tanrınız peygamber ve kitap gönderdiğini ilk muhataplarına kanıtlamamış olsa da size kanıtlamış, yani siz ilk muhatapları gibi bilmeden değil bilerek inanıyorsunuz? o halde tanrınızın size vermiş olduğu ve dünya durdukça yapmanız gereken en önemli görevi artık ciddiye alın ve kolları sıvayın,

        ne diyor tanrınız? yeryüzünde fitne yok oluncaya kadar, din Allahın oluncaya kadar onlarla (kâfirlerle) savaşın diyor, hedefiniz belli yaşadığınız her yerde Allahın emir ve yasaklarını (İslâm şeriatını) egemen kılmak için dünya durduğu sürece hiç bitmeyecek bir savaşınız var, egemenliğinizi kabul edipte sizle savaşmak istemeyen veya savaşmaktan vazgeçenler içerisinde islâmı kabul edenlerden zekât, kabul etmeyenlerden cizyeye almak gibi bir göreviniz var,

        yalnız ortada bir sorun var, Muhammed döneminde yaşayıpta inanmayanlar hesap günü, bizde Bilâl döneminde yaşasaydık inanırdık, bizim ne suçumuz vardıda peygamber ve kitap gönderdiğini bize kanıtlama gereği duymadın derlerse ne oacak?

        yada tanrı inananlara, ben peygamber ve kitap gönderdiğimi kanıtlayamamışken siz neye dayanarak inandınız derse ne olacak?

  21. Emrullah dedi ki:

    Ben de burada bir şey söylemek istiyorum.Öncelikle her düşünceye saygım var.Kimseyi düşüncesinden dolayı küçümsemiyor ve yargılamıyorum.Dileyen inanır dileyen inanmaz.Bu onların en doğal hakkıdır.Kafamı karıştıran husus şu: Bugüne kadar dünyada varolmuş bütün semavi dinler (hatta semavi olmayanlar da) iyiliği,güzelliği,doğruluğu,erdemi,insanlara zulüm etmemeyi yardımlaşmayı,öldürmemeyi v.s.teşvik etmekte ve savunmaktadır.Ama tarihe bakarsak bu güne kadar yaşanan savaşların,zulümlerin,kargaşaların ve huzursuzlukların %90 ından fazlasının hep din adına yaşanmış olduğunu görüyoruz.Bu sadece İslamiyet için değil bütün dinler için malesef ve malesef geçerlidir.Bütün dinlerin tarihi mezhep çatışmalarıyla doludur.Din adına öldürülen milyonlarca insanlarla doludur.Durum hala böylece sürüp gitmektedir.Müslüman olduğum için kendi corafyamıza bir bakalım.Pakistan, Hindistan,Irak v.s , hergün bombalanan Camiler,sokaklarda ölen binlerce masum insan,kadın, çoçuk,yaşlı,ama hepsi müslüman…Ama ne hazin öldürende müslüman.Tamam bazılarınız Amerika vs diyeceksiniz .Ya kardeşim Şii’nin camiini bombalayan sünni,sünni’nin camiini bombalayan Şii değilmi.Bu nasıl din anlayışı.Camide ibadet eden bir müslümanı farklı mezhepten diye nasıl başka bir müslüman katleder..Doğrusu dinlerin insanlara verdiği mesajlar sakatlanmıştır.Bu bütün dinlerde böyledir.Ben müslüman bir coğrafyada yaşadığım için örneği önceliklede kendi yaşadığım islam aleminden veriyorum.Ya bize anlatılanlar yanlış ya da bu yapılanlar yanlış.Çok yakın bir örnek daha .Daha düne kadar televizyon televizyon dolaşıp insanlara vazu nasihat eden sakallı bir zat çete kurmak,tehdit,şantaj,fuhuşa teşvikten hapiste değil mi.Ben tanrıya inanan bir insan olarak çuvaldızı önce kendime batırdım.Bize yüzlerce yıl öncesinin yorumlarıyla anlatılan tanrı insanlara bunu yaptırıyor.Tanrı böyle olamaz.Bu güne kadar anlatılanlarda bir hata var.Tanrı da hata olamayacağına göre anlatılanlarda hata var.Bırakalım şu yüzlerce yıl öncesinin masallarını.Şu insanın aklının alamayacağı kadar kusursuz ve mükemmel olan evreni yaratan yüce tanrı bu kadar aciz ve kudretsiz olamaz.Ben bana hala yüzlerce yıl öncesinde kalmış masalları,hurafeleri anlatan din adamlarına artık inanmıyorum.Benim tanrım bana onu anlayacak kadar irade vermemiş olamaz.Benim onu anlayacak,hisedecek,yorumlayacak kadar bizzat tanrının fazlasıyla verdiği donanımım var.Tanrıyı anlamam için başkasının aklına ihtiyacım yok.Sen de düşünürsen bulursun Bulamazsan da bir diyeceğim yok.Herkesin tanrısı kendine.Adil midir değilmidir de bilemem.Ama benim tanrım kesinlikle adil…

    • sevginin ışığı dedi ki:

      Ne İsa, ne Buda, ne Mevlana, ne Sri Nisargadatta Maharaj, hatta bence ne de Muhammed oturup bir kitap yazmadılar veya yazdırmadılar… Onları sonradan sahiplenenler kafasına esenleri yapmışlar bana göre… Din dediğimiz bir organizasyondur. Hıristiyanlıkta bu çok daha net gözüküyor… Yani demek istediğim, kimse din adına savaş yapmış değil, dini kendi bilinç seviyelerine göre yorumlayarak yada iktidar tutkuları yüzünden vs… onu yorum yapanların yaptıkları savaşlar var… Yoksa ne kadar saçma değil mi? Yaratıcı bir! Ne için savaşıyorsun o halde??? Biri diyor yok senin kitabın doğru öbürü diyor yok senin kitabın değişti…
      İlginç bir nokta belirteyim.. Ayrıca bütün bu işleri yapanların hepsi erkek! Bu hiç dikkatinizi çekmiş miydi? Kuran’daki Nisa suresinin anlamı Kadınlar demek türkçede. Ama 176 ayetin sadece 1 tanesi kadınlara hitaben yazılmış!!! O da şöyle başlıyor :Eğer bir kadın kocasının, kendisine kötü davranmasından yahut yüz çevirmesinden endişe ederse… !!!

      İsa’nın hayatını konu alan Yeni Ahit’de yazılanlara göre, İsa’nın onca eşitlikçi tavrına rağmen ve (Hıristiyan değilim) çarmaha gerilirken yanında neredeyse sadece kadınlar kalmış olmasına rağmen, Hristiyanlıkta ve kilisede tarihine bakınca şu gözüküyor: Hangi erkek inanmış biri mucize yaparsa hemen Aziz ilan ediliyor, ama kadın olursa cadı ilan edilip yakılıyor… Kadınları eve kapattıktan sonra savaşmaya giden erkeklerle ilgili örnekler saymakla bitmez… Kaç tane kadın ermiş tanıyorsunuz?.. İslam’da neden kadın imam yok?… Tarih sevdiği erkek uğruna ailesini her şeyi bırakmayı göze almış kadınlarla veya fedakarlığın dibine vurmuş kadınlarla doluyken neden korkak ve ikinci sınıf sayılırlar?… (Hayır feminist değilim :)) Bence bunun dinle bir ilgisi yok… Bazı tarihçiler bunu, kadın egemen toplum zamanında, kadınların erkeklere yaptıklarının bilinçaltında kalmış etkilerine bağlıyorlar… Bazı sosyologlar da erkeğin doğurma becerisi olmamasından dolayı düştüğü gizli komplekse… Seksologlar da burada yazmak istemediğim başka bir nedene bağlıyorlar :)… Ama belki bunların hepsi doğrudur, belki de hiç biri…. Özümüzü arayalım, orada kadın erkek ayrımı da yok din ayrımı da. Ruhun cinsiyeti yoktur… Orada sadece teklik ve sevgi var… Amin…

      • bilal dedi ki:

        Sayın Sevginin Işığı ! ”……Ama 176 ayetin sadece 1 tanesi kadınlara hitaben yazılmış…”
        diyorsunuz.Bence bu konuda kur’an’ı Kerim’i hiç araştırmadınız.Bu konuda yanılıyorsunuz.
        a) Arapçada üç ve daha fazla hitap edilirken eril zamirler ve eril fiil çekimleri kullanılır.!
        Erkek,kadın karışık bir gruha hitap ederken bu şekilde ifade ediyorsun dilin kural gereği.!!!
        Bu durumda kadınların muhatap alınmaması söz konusu değildir.MESELA: يا ايها الذين امنوا = يا ايها الناس = اقيموا الصلاة = واتقوا الله vs.” Ey iman edenler.Ey insanlar, Namaz kılın,Allah’a
        karşı gelmekten sakının vs.” şeklindeki mesajlar sadece erkeklere mi yöneliktir.???
        b) Kadınlara yönelik sadece bir kaç ayet veriyorum,ama daha niceleri vardırki kadını mu-
        hatap almıştır.1-Tevbe-71.// 2-Tevbe-72.// 3- Nisa-124-128// 4-Nur-31.// 5-Ahzab-29,30,31,
        32,33,34,35,36,55,58,59 // 6- Nahl-97 ve daha sayamadığımız nice ayetler,kadınları konu
        edinmiştir.!!! 7-Kur’an da,NİSA,( kadınlar ) ve MÜCADELE, ” MÜCADELE EDEN KADIN ” (Hakkını savunan ve mücadele eden kadın ) diye iki sure de vardır. Ama,erkek ismini alan tek bir sure yoktur.Hani sadece tek bir ayet kadını konu edinmşti.??? O da,”Eğer kadın ko-
        casının,kötü davranmasından yahut yüz çevirmesinden endişe ederse…!!! diye tek bir
        ayet vardı.??? Lütfen,araştırmadan kafadan bir şey atmayalım.!!! Kur’an da kadını konu
        olan nice ayetler vardır.”İman edin,Ey iman edenler,Ey insanlar vs.” şeklindeki hitaplar her
        iki cinse yönelik değil midir ? c) Hz.Aişe ve Ummu Seleme kadınlara namaz kıldırıp imam-
        lık yaptıklarına dair sağlam rivayetler vardır.Öyleyse kadınlara yönelik kadın imamlarının
        bulunması islama ve hz.peygamberin sünnetine uygundur.Yani islam açısından kadının
        kadına imamlık yapması önünde hiç bir engel yoktur.Bugün bu olayın yokluğu büyük bir
        eksikliktir,olması gerekir.!!! Evet,hiç bir konuda islama ve kur’an’a göre cinsiyet ayrımı yok-
        tur.Erkek ne ise kadın da odur.İkisi de,Allah’ın eşit kuludur.!!! Saygılar.

  22. Sofi Tasavvuf dedi ki:

    It’s nearly impossible to find experienced people about this topic, however, you sound like you know what you’re talking about! Thanks

  23. ademrehimov dedi ki:

    harbiden guzel sallamissin

  24. serdar dedi ki:

    Harika bir yazı ellerine sağlık bunları inkar etmek korkunun aklı tıkamasıdır.

  25. ceyhun dedi ki:

    Evet evet bunlari inkar etmek ,eden kisinin cehennemde cayir-cayir yanmasi ve irin yemesi demektir .Yazarin ellerine saglik.

  26. kadir dedi ki:

    sayın emrullah kuranı kerim bir müslümanı şu şekilde tarif eder; onlar ki allahın varlığına ve birliğine inanırlar. onlar yalan söylemezler dosdoğru olurlar. aldıkları her nefese şükrederek namazı kılarlar, bir insana zarar vermezler. bir insanın hakkını yemezler, adil olurlar. verilen emaneti korurlar. nerede boş bir söz duysalar aldırış etmezler. zekatı verirler. yetimi koruyup gözetirler. yolda kalmışa hakkını verip yardım ederler. düşkünlere karşı merhametlidir. kendisine zarar vermeyen ve yurdundan çıkarmak istemeyen her kişiye iyi davranırlar ve onlara karşı adil olurlar. kendilerine fiziki olarak zarar verilmediği sürece her düşünceye saygılıdırlar. onlar sadece allaha güvenirler. ahiret gününe inanırlar. nefislerinin kötülüklerinden allaha sığınırlar. özgür irade veren allaha hamd ederler. ve bu iradelerine onun yolunda hakim olurlar. başlarına gelen bir belaya sabrederler.. onun allahtan geldiğine iman ederler (elinde olmayan nedenler… hastalık, ölüm, kaza, v.s.). başkalarını arkadan çeliştirmezler. kibirli olmazlar. alçak gönüllü olurlar. seslerini fazla yükseltmezler. yolda havalı havalı yürümezler. insan istemeden hata yapabilir. günaha girebilir. fakat bu günah sebebiyle allahtan af dilerler. bir daha tekrarlanmaması için dikkat ederler. bunlar kuranı kerimin temelidir. bunları dahada artırabiliriz. işte yüce allah kuranı kerimde gerçek bir müslümanı bu şekilde açıklıyor. şimdi gelelim sizin sorunuza

    günümüzde bir insanın bu sayılanlardan sadece bir tanesinin bilerek ve isteyerek dışına çıkması onların fıtrattan ayrılmasıdır. örneğin kendi nefsini kurtarmak için yalan söyleyen bir kişinin sözüne ne kadar güvenilir. ve ne kadar itibar görebilir.
    siz sayın allah ve kuran karşıtı olan arkadaşlarım. sizin bir türlü anlamadığınız bir şey var. bu geçici hayatta gerçekten allahın rızasına ulaşmak dosdoğru yola girmekten geçer. kurtuluşa erişebilmek için sacede allaha inanmak ve kuranı kerimin allahtan geldiğine inanmak yeterli değildir. önemli olan bu inançlara riayet göstermektir. mesela ben kuranı kerime iman eden bir insan olarak yalan söylüyosam veya bozgunculuk yapıyosam kurana inancım hiçbirşey ifade etmez. bakınız bakara suresinin 62.ayetinde ne diyor.. “inanlardan, yahudilerden, hristiyanlardan ve sabiilerden allaha gerçekten iman edenler kurtuluşa erer.” yani kuranın bu saydığı özelliklere uyan ve iman edenler ancak kurtuluşa erer diyor. sadece müslümanlar demiyor… siz gerçekten çok bilinçsiz ve büyük konuşuyorsunuz. sadece kendine müslümanım diyenlerin cennete gireceğini nereden çıkardınız. bununla ilgili bilgi kuranın neresinde var….

    özellikle günümüzde terörün bozgunculuğun ve kargaşanın tek nedeni insanların kuranın yukarıda emrettiği özellikleri taşımamalarından kaynaklıdır. allahın dininde ve kitabında hiçbir hata ve hiçbir yanlış bilgi yoktur. bunların tek nedeni insanların inançlarındaki eksiklik ve bu özelliklere sahip olmamalarıdır. doğrunun olduğu heryerde huzur vardır.
    allah hepimizi dosdoğru yola iletsin…..

    • MaMaLi dedi ki:

      Bir şeyin nasıl,çalıştığını anlamassanız,bunu dert etmeyin:tek yapmanız gereken pes etmek ve bunu tanrı yapmışdır demek.Sinir içtepilerinin nasıl çalıştığını bilmiyormusunuz?Güzel!hatıraların beyne nasıl yerleştiklerini anlamıyormusunuz?Harika!Fotosentez oldukça kafa karıştıran karmaşık bir süreçmidir?Şahane!Lütfen sorunu çözmeye çalışmayın,sadece vazgeçin ve Tanr’ıya başvurun.

  27. serkan dedi ki:

    Güzel bir paylaşım yapmışsın tebrik ederim,Allah hak doğrularımızı sabit kılsın..

    • bilal dedi ki:

      Sayın Kadir bey ! Kur’an’ı Kerim’in huzur verici evrensel mesajını burada öz ve kısa olarak
      paylaşım yaptığınız için ben de sizi tebrik ederim. Ayrıca sayın Serkan beyinin de yapmış
      olduğu o güzel duasına içtenlikle amin diyorum.Yüce Rabbimden herkese hidayet,huzur
      ve esenlik diliyorum.! Selamlar.

      • MaMaLi dedi ki:

        Yırtıcılar,kurban hayvanları yakalamak için mükemmelce”tasarlanmış”gibi görünürken,kurban hayvanlar da kaçabilmek için en az onlar kadar mükemmelce”tasarlanmış”gibi görünür.Peki,tanrı kimin tarafındadır?

  28. kadir dedi ki:

    bende sizlere teşekkür ederim. gerçekten çok değerli ve faydalı paylaşımlar yapıyorsunuz.

  29. Mehmet Oğuzhan Özoğlu dedi ki:

    allah’ın adil olduğunu dair kur’an’da hiçbir ayet yok. hatta esma-i hüsna diye uyduruk 99 isim sayıyorlar. kur’an’da 110-120 civarında tanrının adı geçiyor. ama içinde adil yok. esmai hüsna diye sayılanlarda var. allahın adaleti meselesi siyasi bir meselenin dine alet edilmesiyle gündeme oturmuştur islam tarihinde. yoksa kur’ana göre zaten Allah adil değildir. ben bu eleştiriyi yaparken genelde sünnilere yapıyorum. çünki sünniler dışında öteki ekollerin içinde allahın adil olmadığını düşünenler var. bir sünnilik “dini”nde yok…

    • bilal dedi ki:

      Mehmet Oğuzhan Özoğlu ! Adeleti emreden yüzlerce ayetleri görmezden geliyorsunuz.
      Adaleti emreden ve zulmu yasaklayan adil olmaz mı ? Bununla ilgili nice ayetleri yok mu
      sayıyorsunuz.?.Bir kişi,kendi Ismini adil koymuşsa adil mi olur.? Önemli olan isim değil, icraattır.Nice ayetlerde yüce Allah adaleti emrediyor ve zulmu yasaklıyorsa,zaten adil olu-
      yor….. Adaleti emreden bazı ayetler. 1- NAHL-90: ان الله يأمر بالعدل والاحسان الخ ” Şüphesiz
      Allah,herkese adaleti,ve iyilik yapmayı…..emreder. ” 2- A’RAF-29: قل امر ربي بالقسط ” De ki,
      Rabbim herkese adaleti emretti….” 3- MAİDE-8:يا ايها لذين امنوا كونوا قوامين لله شهداء بالقسط الخ
      ” Ey iman edenler! herkese karşı Allah için adaleti sağlayan şahitler olun.Bir topluluğa olan
      kininiz (düşmanlığınız) sizi adaletsizliğe sevk etmesin.واعدلوا ” herkese adil davranın.Böyle
      adil davaranmak,takvaya en yakın olan (davranıştır) ” Burada düşmana karşı bile adil dav-
      ranılması emredilmektedir. 4-MAİDE-42:وان حكمت فاحكم بينهم بالقسط الخ ” ….Eğer hükmedersen
      aralarında adaletle hükmet. Zira Allah her konuda adil davrananları sever..” 5- NİSA-58:
      واذا حكمتم بين الناس ان تحكموا بالعدل الخ ” …İnsanlar arasında hükmettiğiniz zaman da adaletle hük-
      metmenizi emretmektedir…” Burada da ” insanlar arasında ” deniliyor..6-ALİ İMRAN-108:
      وما الله يريد ظلما للعالمين ” Allah,alemlere asla zulmetmek isteyecek değildir. 7- MÜ’MİN-20: والله
      يقضي بالحق الخ ” Allah hak ve dalete göre hüküm verir…” 8- FUSSİLET-46: وما ربك بطلام للعبيد
      ” Senin Rabim hiç bir kula karşı zerre kadar zalim değildir.9-BAKARA-281: والتقوا يوما ترجعون
      فيه الي الله الخ ” Kendisinde Allah’a döndürüleceğiniz güne hazırlanıp korunun.Sonra herkese
      kazandığı tamamıyla ödenecek ve onlar hiç bir zulme (haksızlığa) maruz kalamyacaklar.”
      Adaleti emreden,zulum ve haksızlığı yasaklayan ve kendisinin de hiç kimseye zerre kadar zulum ve haksızlık yapmayacağına dair nice ayetlerle hüküm veren yüce Allah (haşa) adil olmaz mı ??? Kaldı ki,99 Esmaul Hüsna arasında ” Adil ” sıfatı da vardır. Zaten bu Esmai
      hüsnalar kur’an ayetlerinden istinbat edilmiştir. BKZ: ( Allah’ın 99 ismi – Vikipedi )
      NOT: Allah zulmu yasaklayıp,adaleti emrediyorsa,bundan adil olduğu anlamı çıkmaz mı ?
      Birinin ismi adil ise adil oluyor,değilse,zalim mi oluyor.? Galiba mantığınız böyle hühüm
      veriyor….. Saygıylarımla.

      • MaMaLi dedi ki:

        Dünyayı alt üst edebilecek olayların daima insanoğluyla ilgili olduğuna inanmak ne haddini bilmez bir benmerkezcilikdir?isteği,yaratma ve sonsuzluk olan ilahi bir varlık,neden suç,işleyen küçük,insancıklarla uğraşarak kendini tatmin etsin?

      • bilal dedi ki:

        Sn. MaMaLi,

        isteği,yaratma ve sonsuzluk olan ilahi bir varlık,neden suç,işleyen küçük,insancıklarla uğraşarak kendini tatmin etsin? ‘’ diyorsunuz ‘’

        Yüce Allah kendini tatmin etmek için insanlarla uğraşmıyor.O akıllı bir varlık olarak yaratmış olduğu insanı her türlü kötülüklerden uzaklaştırmak suretiyle her iki cihanda huzur ve mutlu olmasını istiyor.Bunun için de ona kılavuzluk eden mesajları gönderiyor. Bu nedenle yüce Allah’ın sorumluluk bilinciyle yaratmış olduğu insanla ilgilenmesinden daha doğal bir şey de olamaz.Yüce Allah en değerli bir yarlık olan insanla ilgilenmeyecek mi ? Ona akıl ve düşünme yeteneğini vererek bütün varlıklardan üstün kıldığı ve sorumlu bir varlık olarak yarattığı insanla ilgilenmemesi mi gerekir? Öyleyse neden insanı akıl, mantık ve düşünebilme gibi üstün yeteneklerle yaratmıştır? Bilinç ve sorumluluk duygusunu taşıyan insanı başı boş mu bırakmalıdır? İnsan kendi nefsine uyup her türlü kötülüğü mü yapsın? yeryüzünün huzur ve düzenini bozmaya mı çalışsın? İşte bu nedenle yüce yaratıcı insanlara yol gösteren mesajları göndermek suretiyle onunla ilgileniyor..Bu yüzden onun,bu ilahi direktiflere uyup iyilik yaptığın da mükafat alması, kötülük yaparsa da vebalını çekmesi gerekir.

        Bir ayete yüce Allah bu duruma şöyle vurgu yapıyor: ايحسب الانسان ان يترك سدي ‘’…akıllı ve sorumluluk duygusuyla yaratılmış olan insan (sorumluluk duygusunu taşımayan diğer canlı türleri gibi ) başı boş mu bırakılacağını mı sanıyor ? ‘’deniliyor.

        İşte iddianızın tam aksine sorumlu bir varlık olarak yaratılmış olan insanın başı boş bırakılmaması,yüce yaratıcının kendisiyle ilgilenmesi gerekir.İyi bir insan olabilmesi için de ilahi mesaj ve direktiflere ihtiyacı vardır.Yani Yüce Allah kendini tatmin etmek için değil,kötülükleri bırakıp iyilikleri yapmak suretiyle her iki cihanda huzurlu ve mutlu olması için insanla ilgilenir.!!! Ayrıca konumuzla alakalı daha önce yazmış olduğum bir yazıyı da aşığıya alıyorum:

         İLAHİ MESAJ VE ELÇİLRE NEDEN İHTİYAÇ VARDIR ?

        Güneşten gelen ısı ve ışık kendiliğinden öyle vsasıtasız bize gelmez,yüce Allah’ın yarattığı bir takım yasalarla ancak bize olaşabilir.İşte ilahi mesajların da bize ulaşabilmesi için bir iletişime ihtiyaç vardır.Dünyada milyarlarca insan yaşamış ve yaşamaya da devam ediyor.Yüce Allah her bir insana bir kitap mı göndersin.? Yoksa insanlardan bu göreve layık olanları elçi (temsilci) yapıp onların vasıtasıyla mesajını bütün insanlara mı ulaştırsın.? Zaten ilahi mesajın tebliğini almayan kim olursa olsun ahirete sorumlu tutulmyacak ve ebedi kurtuluşa nail da olacaktır..!!! Evet İnsan kendi aklını kullanarak sağduyusuyla düşünürse evrenin yaratıcıısnı algılayabilir.Ama ötesini algılayamaz.Her insanın akil,zeka,düşünme yeteneği ve bilgi düzeyi de aynı değildir.İnsan kendi akliyle Allah’ın varlığı dışında neyi algılayabilir? Ebedi hayat yurdunu,ölüm ötesini,Allah’ın zati ve subuti sıfatlarını, kendisine nasıl ibadet edileceğini,nelerden hoşnut olup olmadığını, Allah’ın emir ve yasakları,helal ve haramlar neler olduğunu vs.bütün bunları yanlız akliyle insan nasıl algılayabilecek.??? İlahi mesajar (kitaplar) gelmeden,bunları bize ileten elçiler olmadan bu konularda neyi öğrenebiliriz ? İlahi mesajlar (kitaplar) insanlığın huzur ve mutululuğu için Allah tarafından gönderilen kanunlar manzumasıdır.Bunlar bize gelmeden ve bunları okumadan neler olduğunu nasıl bileceğiz.? Diyelim ki,bir dvlet kendi halkı için hukuki yasaları yapıp yürürlüğe koyuyor.Söz konusu devlet bu yasaların neler olduğunu halkına anlatmazsa veya yasaları anlatan kitaplar ve haberler yayınlanıp okunmazsa bu yasaların neler olduğunu halk nasıl bilecek? Bunları akliyle mi bilecek.? İşte biz de akil va sağduyumuzla yüce Yaratıcıyı algılayabiliriz.Ama bunun ötesini, onun mesajını aklımızla algılayamayız.Bu nedenle insanlığın huzur ve mutluluğu için ilahi mesajların (kitapların,kanunların ) gelmesine ve bunları insanlara duyurup öğretecek eliçlere de şiddetle ihtiyaç vardır.. Ne bu evren,ne de insan Allah tarafından amaçsız ve başı boş olarak yartılmamıştır…İğneden ipliğe kadar,elimizdeki bilgisayar vs.bütün bunlar amaçsız olarak mı üretilmiştir.? İğneden ipliğe kadar her şey bir amaç için icat edilip üretilmiyor mu.? Bu koca evren ve bütün canlılardan üstün meziyet ve yeteneklerle dontılan insan da amaçsız ve başı boş mu yaratılmıştır..? Bunlar bir oyun ve eğlence olsun mu diye yaratılmıştır .? Yüce yaratıcı yaratmış olduğu insanla ilgilenmeyecek mi ? Bunun akli ve mantıkı bir izahı var mı.??? Kur’an’da yüce Allah bu konuya şöyle vurgu yapıyor. ‘’افحسبتم انما خلقناكم عبثا وانتم الينا لاترجعون ‘’ Ey insanlar ! Yoksa sizi başı boş,anlamsız ve amaçsız olarak mı yarattığımızı,öldükten sonra da tekrar diriltilip bize gelip hasap vermeyeceğinizi mi sanırsınız.? diye buyurmaktadır. Özetle,evren ve içindeki insanlar amaçsız,başı boş ve anlamsız yaratılmamıştır.Bu nedenle yüca yaratıcı yaratmış olduğu insanla ilgilenecektir,iyilik yapıp,kötü işlerden uzak durmasını isteycektir.bütün bunlar yine insan içindir,yüce yaratıcı için değil,onun hiç bvir şeye de ihtiyacı yoktur. Ayrıca yüce Allah yarattığı insanın huzur ve mutluluğu için kendi mesajını iletip onunla ilgilendiğini bildirecektir.Bunu da ne ile bildirecek? Elbette görevlendirdiği elçiler vasitasıyla vahiy yoluyla bildirip tebliğ ve duyurusunu yaptıracaktır…!!!

        İşte insanın kötülük yaptığın da ceza,iyilik yaptığında da ebedi mükafat alacağına dair ilahi mesajların kendisine bildirilmesi gerekir.Yani yüce yaratıcı üstün meziyetlerle yaratmış olduğu insanla ilgilenecektir.
        Özetle,yüce yaratıcı ebedi huzur ve mutluluğumuz için bizimle ilgilenmektedir.Onun kendisini tatmin etmek için bizimle ne ilgilenmeye,ne de uğraşmaya ihtiyacı vardır.!!! Zira her şeyi yaratmaya kadir olan yüce yaratıcı insancıklarla uğraşarak mı kendini tatmin edecektir.? Buna ne ihtiyacı mı var ???

        Saygılarımla.

      • 1okuyucu dedi ki:

        Bilâl;

        masal anlatmayı bir kenara bırakta realiteye bak? çünki anlattığın masalların realiteyle hiçbir ilgisi yok?

        Kuranın tanrısının insanlığın huzuru için gönderdiğini iddia ettiğin mesajlar, semavi din mensuplarına huzuru getirmiş mi? ne gezer? huzur getirmek şöyle dursun, gönderdiği kitapların sebep olduğu farklı din mesuplarının birbirlerini boğazlamalarından, gönderdiği anlaşılmaz ayetlerin sebep olduğu farklı mezhep ve tarikatlara bölünmüş aynı din mensuplarının birbirlerini boğazlamalarından başka hiçbir işe yaramamış,

        keşke Kuranın tanrısı insanların işine hiç burnunu sokmasaydı da insanları birbirlerine boğazlatmasaydı, en azından insanların birbirlerini boğazlamak için din gibi bir bahaneleri olmazdı,

        bu arada sizin Kurandaki savaş ayetlerini görmezden gelip Kuranın tanrısını merhamet ve adalet abidesi gibi göstermeye çabalama kurnazlığınızı ışid boşa çıkardı,

        çünki Kuranın tanrısının en temel emrini gerçekleştirmek için yola çıktılar, yani insanları birbirlerine boğazlatmak için gönderdiği enfal-39’u kıstas alarak cihada çıktılar,

        Fitne ortadan kalkıncaya ve din tamamen Allah’ın oluncaya kadar onlarla savaşın! (İnkâra) son verirlerse şüphesiz ki Allah onların yaptıklarını çok iyi görür. (enfal 39)

        Yeryüzünde ağır basıncaya (küfrün belini kırıncaya) kadar, hiçbir peygambere esirleri bulunması yaraşmaz. Siz geçici dünya malını istiyorsunuz, halbuki Allah (sizin için) ahireti istiyor. Allah güçlüdür, hikmet sahibidir. (enfal 67)

        (Savaşta) inkâr edenlerle karşılaştığınız zaman boyunlarını vurun. Nihayet onlara iyice vurup sindirince bağı sıkıca bağlayın (esir alın). Savaş sona erince de artık ya karşılıksız veya fidye karşılığı salıverin. Durum şu ki, Allah dileseydi, onlardan intikam alırdı. Fakat sizi birbirinizle denemek ister. Allah yolunda öldürülenlere gelince, Allah onların yaptıklarını boşa çıkarmaz. (Muhammed-4)

        mesaj uzamasın diye diğerlerini yazmıyorum,

        tanrınızın en temel emri olan ve dünya var olduğu sürece sürecek olan fitne ortadan kalkıncaya ve din tamamen Allahın oluncaya kadar onlarla savaşın emri gereği ışid, Allahın dininin yeryüzünde egemen olması için cihada başladı, bu cihad sırasında enfal-67’de anlamının bulan “yeryüzünde kesin zafer kazanıncaya kadar peygambere esir almak yakışmaz” emri gereği aldıkları esirleri öldürüyorlar, Muhammed-4 ilede esirlerden kadın olanları öldürmeyip şeylerinin keyfi için cariye olarak ilân ediyorlar, yani ellerinin altına ilâve ediyorlar? kendilerinden ölenleri de Allah yolunda ölen şehitler olarak görüyorlar,

        çıkış noktaları ise Kurandaki savaş ayetleri, en önemlisi Allahın dinini yeryüzünde egemen kılmak için savaştılarını söylüyorlar ve doğru söylüyorlar, çünki bir tanrı kıyıda köşede kalsın diye din göndermez, gönderdiği dinin yeryüzünde egemen olmasını ister, o nedenle bizde size defalarca Kuranın tanrısının en temel emrini hatırlatıp duruyoruz, “ne duruyorsunuz? Allahın dinini yer yüzünde egemen kılmak için kolları sıvayın” dediğimizde kem küm edip duruyordunuz,

        işte önünüzde Allahın dinini yer yüzünde egemen kılmak için yola çıkanlar var,”ne duruyorsuuz, haydi sizde koşun cihada” diyeceğim ama siz şimdi onları kâfir ilân edersiniz, ama onlar sizi çoktan kâfir ilân etti, sakın karşılarına çkmaya kalkmayın?

        dünyanın heryerinden akın akın katılmaların olduğu bir topluluk belki çeşitli engellemeler sonucu amacına ulaşamayabilir ama günün birinde başka bir topluluk Allahın dinini yer yüzünde egemen kılmak için ortaya çıkabilir, çünki bir şekilde Allahın en temel emrini yerine getirmek için yola çıkacak olanlar her zaman olacaktır,

        uzun lafın kısası, Allahın dini yeryüzünde egemen oluncaya kadar Allah yolunda cihada çıkanlar dünya var olduğu sürece hep var olacaktır,

        ne diyelim, tanrınız sizden imkânsızı istemiş, imkânsızda olsa yan çizmeyip çaba göstermek zorundasınız, tabi birbinizi boğazlamaktan fırsat bulabilirseniz?

        halbuki tanrınız kafirlerle Müslümanları birbirlerine boğazlatmak için peygamberler göndermişti, (bakınız: peygamberlerin sebep olduğu kardeş kavgaları) halbuki siz kafirlerle cebelleşeceğinize birbirinizi boğazlıyorsunuz,

        bence bu işte bir terslik var, kafirleri değilde birbirinizi boğazladığınıza göre kâfirlerin kendi içinizde mi olduğunu sanıyorsunuz?

        bu arada, masal anlatma bahanesi bulduğun dişine uygun mesajlara balıklama atlayacağına sana hitaben yazdığım mesajlara cevap vermeyi denesen?

  30. LaxLering dedi ki:

    Allah’ın varlıgına inanıyorum.Ve var.Adı Allah olsun Tanrı olsun bir yaratıcı var.Peki Allah adil ise neden insanlar ölüyor,neden fakirler ve zenginler var ? Neden adalet yok ??

    • bilal dedi ki:

      Sn.LaxLering,

      Allah’ın varlıgına inanıyorum.Ve var.Adı Allah olsun Tanrı olsun bir yaratıcıvar.Peki Allah adil ise neden insanlar ölüyor,neden fakirler ve zenginler var ? Neden adalet yok ?? diyorsunuz !

      1-İnsanın ölümü de diğer varlıkların ölümü gibi ilahi bir kanundur,çünkü başta mevcut evren olmak üzere insanlar dahil her şey geçici bir hayat için yaratılmıştır.Ahiret hayatı ise ebedi ve ölümsüzdür. insanın ahiret (ebedi ) hayatına intikal edebilmesi için de bu dünyada geçici ve ölümlü olması gerekir. Yani ölüm adaletsizlik değildir,bir kısım insan ölüp,diğerleri ebediyen yaşasaydı o zaman adaletsizlik olurdu,ama öyle bir durum söz konusu değildir,melekler ve peygamberler dahil her kes ölüyor,her şey fanidir,bu nedenle ölüm adaletsizlik değildir,bilakis ölümle insan ebedi hayata intikal ediyor.

      2- Bir kısım İnsanların fakir veya zengin olması da ilahi emir ve ezeli takdir değildir.Bu durum,meşrü veya gayri meşrü olsun insanın çalışmasına,vesilelere sarılmasına vs.bağlıdır. Zira genel bir ifadeyle yüce Allah şöyle buyuruyor:وان ليس للانسان الا ما سعي وان سعيه سوف يري الخ ‘’ İnsana (meşrü olsun veya olmasın) ancak çalışıp çaba gösterdiğinin karşılığı vardır. Ve şüphesiz çalıştığı şey (meşrü olsun veya olmasın) onun karşılığı görülecektir…’’ deniliyor. Bu çalışma ister dünya ,ister ahiret,ister meşrü,ister kötü ve gayri meşrü olsun hiç fark etmez…!

      3-Adaletle hükmetmek veya etmemek yine insanın elindedir,adalet yoksa bunun sorumlusu da sadece insanoğludur,çünkü dünyanın her yerinde insanlar ilahi hükümlerle değil,beşeri kanun ve hükümlerle yönetilmektedir.Evrenın tümü de Allah’ındır,inançları ne olursa olsun bütün insanlar da Allah’ın kullarıdır.Bu nedenle yaratıcıyı inkar eden de, etmeyen de bu dünyada zengin de olabilir,fakir de olabilir.Yani kulları arasında bir ayırım yapmıyor,yapmış olsaydı,kendisine inanmayanlar veya isyan edenlerin hiç birinin zengin olmaması gerekirdi,ama hiç bir ayırım yapılmaksızın ona inananlar da,inanmayanlar da zengin veya fakir olabiliyor.Demek ki,adaletsizliğin tek kaynağı insanoğludur,yüce yaratıcı insanın adil davranmasını istediği,bu ilahi emre uymayanlara da ceza verip ikaz ettiği halde yine bir çok insan adil davranmayıp birbirlerini ezip sömürmektedirler.

      Özetle,ister insanın emeği meşrü ve helal olsun,ister gayri meşrü ve haram olsun kişinin zenginliği veya fakirliği çabalayıp çalışmasına bağlıdır.Yani tek ifadeyle zulmün ve adaletsizliğin tek kaynağı bizzat insanoğludur…!!!

      Saygılarımla..

  31. serkan dedi ki:

    İnsan ve dünya hayatının anlamı üzerine yazılmış en iyi yazılardan birinin linkini aşağıda veriyorum.Deizm ve negatif ateizm’in kıyılarında yürüyen bir insan olarak Elhamdülillah Rabbim bana doğru yolu yani hakikati göstererek karanlıklardan aydınlığa çıkardı.(Bakara 213 bunun en somut örneğidir).Dileyen Rabbine bir yol tutup benliğini arındırarak Hakikate ulaşır..
    Burada amacım ne bir kimsenin reklamını yapmak ne de propaganda yapmaktır.Benim gibi hakikati arayan ve biryerde tıkanıp kalanlar için bir vesile olabilir..Tabiki Rabbimizin izniyle,Elhamdülillah..
    Sevgiyle kalın.. Selam ile..

    http://www.temizfikir.com/?p=807

  32. ahmet ersoydan dedi ki:

    Siz kim oluyorsunuz da Yüce Allah-ü tealayı yargılıyorsunuz.

  33. murat can dedi ki:

    mülkün sahibi, mülkünde hak sahibidir.
    adaletten söz etmek, kendini mülkündekilere karşı adaletle sorumlu kılmadır.
    böyle bir zorunluluğu yok. bu değer değer vermedir.doğru bakış açısıyla bakarsanız mantık daha doğru kurulur. yani sizin bu cüretkar cümleleriniz dahi O’nun adaletindendir. kıymet, onun vermesiyledir. siz isteseniz de istemesenizde, sevsenizde sevmesenizde bu böyledir. siz de adil olun, önyargısız, etrafınızda müslümanım diyenlerde dahil hiç birine bakmayın. “kalbinizin” tatmin olduğu şeyi arayın. uçsuz bucaksız anlamsızlık ve çaresizlikten ötekine berikine laf etmeyin. “adil” sadece arayışınızla meşgul olsanız daha adil olursunuz. bulunca yürek tatmin eylen inancı, onu söyleyin.
    inanmıyoruz diye bağıdrığınız için perçeminizden tutulup cehenneme tıkılmamışsanınız bu Adalettir.
    emeksiz , çabasız , aramadan bulunmaz, o yüzden çok bulduğunu sanan aslında bulamamıştır. yeri doldurulamaz boşlukların hıncı olmasın uğraştıklarınız.
    samimiyseniz yolunuza gidin.
    ego tatmin etmekse muradınız, bu iş cırıcır böceğinin hikayesi oluverir bir gün
    vesselam

  34. yasir dedi ki:

    Alttaki ayetlerde her şey apaçık ortada acaba sizler bu ayetlerden kötü bir çıkarım ve adaletsizlik seziyormusunuz…
    Yüce RAB kendine inanmayana dahi adaletli davranmayı emrederken sizler bu tür yazılarla Yüce ALLAHA karşı ayıp ediyorsunuz, aklınızı kullandığınızla övünüp Yüce RAHMANA ve dinine yanlış yakıştırmalar yapıyorsunuz.
    ALLAH sadece din hususünda size saldırana ve size zülmedene saldırın diyor lakin günümüzde insanlar bunları değiştirip yanlış hareket ediyor ve adaletsizlik yapıp yancaşcılık, hemşericilik kavmiyetçilik yapıyorsa bunlar ALLAH’ın suçu değil insanlarındır.

    BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM…
    ALLAH’ın üç ismi RAHMAN ve RAHİM…
    Bir çok dide Tanrıyı ya erkil Baba tanrı doğugan olmayan yada Ana Tanrı doğuganlığın senbolü.
    ALLAH’ın tek dini islamda kitapları Tevrat-Zebur-İncil ve Kuranda ALLAH sıfatı ile bunlardan münezzehtir ama aynı zamanda RAHMAN sıfatı ile erkil RAHİM sıfatı ile dişildir.
    ALLAH her şeylere kadirdir.
    Uyduğum zanlardan dolayı RAB’bim beni affetsin, bu site’de yazı yaznlarada allah ıslah etsin hidayet versin yok olmuyorlarsada ALLAH her şeyin en iyisini bilir,görür,duyar ve her şeye güçü yeter.

    RAHİM ALLAH=Allahın ahiretlik şıfatı sadece ana rahiminde tertemiz pürüszüz olaranlara lüfedecek bu ahiretteki sıfatı bunun ilk kuralı ALAHA ortak koşmamak ve iyilik yapmak kötülükten sakındırmak ALLAH’ın yap dediklerini yapmak yapma dediklerini yapmamak.
    Habel kader kafir veya put perestsin ama bilerek veya bimeyerek amallerin Allahın yap veya yapma dediklerine uyuyor dünyada kazanırsın lakin Allaha inanmaman ve şirk koşmanın sonucu dünyada bütün yaptıkların ahirette başo gitmiş olur çünkü sen onları ALLAH için değil kendin için ve nefsin için yaptın ve karşılığını dünyada aldın.Dünyada iken tonlaca altını fidye yardım olarak versen ahiret azabını gördüğün zaman o dünyada vermiş olduğun altın ve paralar senden kabul edilmeyecek cünkü sen onları ALLAH için değil nefsin ve gösteriş için verdin.

    RAHMAN ALLAH= Dünyada her kese adaletlidir ister iman et ister isyan et. Ben kanunlarımı indirdim aklında var dönüşünüz banadır, bana döndüğünüzde ayrılığa düştüklerinizde adaletle hükmedicem diyor.Bir insan ne olursa olsun ister inansın ister inanmasın çalışmasının karşılığını bu dünyada alır, ilim isterse ilim, zenğinlik isterse zenğinlik, ister kötü yoldan ister iyi yoldan.
    Eğer ALLAH adaletsiz olsaydı sadece müslümanlara verseydi dünyanın % 80 kafir veya putperest hep bu ülkeler her yöden ilerde ve refah içinde.
    ALLAH adalet terazisini indirmiş, doğa konunlarını koymu, fizik kanunlarını koymuş, insanlara akıl ve düşünce vermiş.
    Doktor hastasına yapmaması ve yapması gerekenleri belirtiyor, sen doktoru dinlemeyip yap denilenleri yapmaz, yapma denilenleri yaparsan fenalırsın.
    ALLAH insana dünya yaşamı ve ahireti kazanmak için yapman ve yapmaman gerekenleri indirmiş , sen içki içer, kumar oynarsan, zina yaparsan kötü şeyler yaparsan üzerine şeytan iner bu kaçınılmaz, şöleki odana bir bidon benzin döküp orada kirit çakıp sigara içmen gibi.
    İyilik yaparsan Allahın yap dediklerini yaparsan, adaletli olusan, yalan söylemezsen, çalmassan , yardım sever olusan üzerine melekler iner.
    Şöyle ki Doktorunun yap dediklerini yapı hastalığını iyileştirmen gibi.

    16 / NAHL – 90
    İnnallâhe ye’muru bil adli vel ihsâni ve îtâi zîl kurbâ ve yenhâ anil fahşâi vel munkeri vel bagy(bagyi), yeizukum leallekum tezekkerûn(tezekkerûne).

    Muhakkak ki Allah, adaletli olmayı ve ihsanı ve akrabalara vermeyi emreder. Ve fuhuştan, münkerden (Allah’ın yasakladığı şeylerden) ve azgınlıktan (hakka tecavüzden) sizi nehyeder. Böylece umulur ki siz, tezekkür edersiniz diye size öğüt veriyor.

    42 / ŞURA – 15
    Fe li zâlike fed’u vestekım kemâ umirt(umirte), ve lâ tettebi’ ehvâehum, ve kul âmentu bi mâ enzelallâhu min kitâb(kitâbin), ve umirtu li a’dile beynekum, allâhu rabbunâ ve rabbukum, lenâ a’mâlunâ ve lekum a’mâlukum, lâ huccete beynenâ ve beynekum, allâhu yecmeubeynenâ, ve ileyhil masîr(masîru).

    İşte bunun için, artık sen onları davet et. Ve emrolunduğun gibi istikamet üzere (Allah’a doğru) ol. Ve onların heveslerine tâbî olma. Ve onlara de ki: “Allah’ın kitaptan indirdiği şeye îmân ettim. Ve sizin aranızda adil (adaletli) olmakla emrolundum. Allah, sizin de Rabbiniz bizim de Rabbimiz. Bizim amelimiz bize, sizin ameliniz size. Sizinle bizim aramızda bir huccet (çekişme) yoktur. Allah, bizi biraraya toplayacak. Ve dönüş, O’na (Allah’adır).

    60 / MUMTEHİNE – 8
    Lâ yenhâkumullâhu anillezîne lem yukâtilûkum fîd dîni ve lem yuhricûkum min diyârikum en teberrûhum ve tuksitû ileyhim, innallâhe yuhıbbul muksitîn(muksitîne).

    Allah, dîn konusunda sizinle savaşmamış ve sizi yurdunuzdan çıkarmamış olan kimselere iyilik etmenizden ve onlara adaletle davranmanızdan sizi nehyetmez (yasaklamaz). Muhakkak ki Allah, adaletli olanları (adaletle davrananları) sever.

    60 / MUMTEHİNE – 9
    İnnemâ yenhâkumullâhu anillezîne kâtelûkum fîd dîni ve ahrecûkum min diyârikum ve zâherû alâ ıhrâcikum en tevellevhum, ve men yetevellehum fe ulâike humuz zâlimûn(zâlimûne).

    Fakat Allah, dîn hususunda sizinle savaşmış ve sizi yurdunuzdan çıkarmış olan ve sizin çıkarılmanıza arka çıkmış (yardım etmiş) olan kimselere dönmenizden (onlarla dostluk kurmanızdan) sizi nehyeder (yasaklar). Ve kim onlara dönerse, o taktirde işte onlar, onlar zalimlerdir.

    31 / LOKMAN – 14
    Ve vassaynel insâne bi vâlideyh(vâlideyhi), hamelethu ummuhu vehnen alâ vehnin ve fisâluhu fî âmeyni enişkurlî ve li vâlideyk(vâlideyke), ileyyel masîr(masîru).

    Ve Biz, insana anne ve babasına (bakmasını) vasiyet ettik (farz kıldık). Onu, annesi zorluk üzerine zorlukla taşıdı. Ve onun sütten kesilmesi iki yıldır. (Hem) Bana (hem) anne ve babana şükret! Dönüş, Bana’dır.

    31 / LOKMAN – 15
    Ve in câhedâke alâ en tuşrike bî mâ leyse leke bihî ilmun fe lâ tutı’humâ ve sâhibhumâ fîd dunyâ magrûfen vettebi’ sebîle men enâbe ileyy(ileyye), summe ileyye merciukum fe unebbiukum bi mâ kuntum ta’melûn(ta’melûne).

    Ve bilgin olmayan bir şey hakkında, şirk koşman için seninle mücâdele ederlerse, ikisine de itaat etme! Ve dünyada onlara güzellikle sahip ol. Bana yönelenlerin (ruhunu Allah’a ulaştırmayı dileyenlerin) yoluna tâbî ol. Sonra dönüşünüz Banadır. O zaman yaptığınız şeyleri size haber vereceğim.

    6 / EN’AM – 152
    Ve lâ takrebû mâlel yetîmi illâ billetî hiye ahsenu hattâ yebluga eşuddeh(eşuddehu), ve evfûl keyle vel mîzâne bil kıst(kıstı), lâ nukellifu nefsen illâ vus’ahâ ve izâ kultum fa’dilû ve lev kâne zâ kurbâ, ve bi ahdillâhi evfû, zâlikum vassâkum bihî leallekum tezekkerûn(tezekkerûne).

    Yetimin malına, o en kuvvetli çağına gelinceye kadar, en güzel şekliyle olmadıkça yaklaşmayın. Ölçü ve tartıyı adaletle yerine getirin. Kimseyi gücünün dışında (bir şey ile) sorumlu tutmayız. Söylediğiniz zaman, yakınınız olsa bile, artık adaletle söyleyin. Allah’ın ahdini yerine getirin (ifa edin). Böylece tezekkür edersiniz diye, (Allah) işte böyle, size onunla vasiyet (emir) etti.

    5 / MAİDE – 8
    Yâ eyyuhellezîne âmenû kûnû kavvâmîne lillâhi şuhedâe bil kıstı ve lâ yecrimennekum şeneânu kavmin alâ ellâ ta’dilû. I’dilû, huve akrabu lit takva vettekûllâh(vettekûllâhe) innallâhe habîrun bimâ ta’melûn(ta’melûne).

    Ey âmenû olanlar (Allah’a ulaşmayı, teslim olmayı dileyenler)! Allah için kavvâmîn olun (hakkı ayakta tutun)! Adaletli şâhidler olun! Ve bir topluluğa karşı duyduğunuz kin, sizi adaletten saptırmasın. Adil davranın! O takvaya en yakın olandır. Allah’a karşı takva sahibi olun. Muhakkak ki Allah, yaptıklarınızdan haberdar olandır.

  35. Serkan Paşa dedi ki:

    eee

  36. Veysel Demir dedi ki:

    Bir müslüman olarak, yazıyı sonuna kadar sabırla okudum. Okurken dikkat ettiğim bir nokta oldu; ayetlerin yeterince öncesinden başlanmadan alınarak yazılmasıydı bu da haliyle biraz da meşhur olan, önceden okuduğum bir hikayeyi aklıma getirdi :

    Hikaye: Bir adam, müslüman, (Bektaşi diye işitmiştim) namaz kılmıyormuş, arkadaşı demiş:
    -Neden namaz kılmıyorsun?
    Demiş:
    – Kuran diyor ki namaza yaklaşmayın…!
    Arkadaşı ona;
    -Ama o ayetin başı da var. “Diyor ki içkili ve sarhoşken namaza yaklaşmayın…!”
    O adam demiş:
    -Ben hafız değilim…

    Şimdi yazıyı yazan arkadaşta hafız değil galiba, ayetlerden sadece onu amacına götürecek yeri almış, kalanını yazmamış…
    Çok değerli kardeşim, Şöyle de bir dize yazayım:
    —–Menfaattir insanı getiren vecde,
    —–Cennet vaad etmeseydi Rahman, kimse etmezdi secde.

    Allah da ne ile ceza-ödül vereceğini açıkça ifade etmiş. Onun bir kulu olup, adalet duygusunu bile onun ADIL isminden alan insanın kendisine şeytanı arkadaş yaparak onun Adaletini sorgulamasu yakışık alan bir tutum değil. Felsefe yapmak isteniyorsa, onun ADALETI’nin tecellisini anlamak için yapılması lazım. Bunu tefekkür etmek lazımdır.

  37. Gencer dedi ki:

    Burada verilen bilgiler ve bu bilgileri veren kişinin yorumlarına baktığımızda benim anladığım durum şudur.Serdar bey ALLAH yoktur gibi bir kanıda değil bence.Bende kendisine sonuna kadar katılıyorum.Serdar beyin dikkatleri çekmek istediği nokta Muhammed’in Kuranı kendisinin yazdığı (tabii eşi Hatice’de yardım etmiş olabilir) tespitidir.Yani insanlarımızın ALLAH gibi tapmakta olduğu KURAN bir güç ve servet edinme propagandası olarak ortaya çıkarılmış olabilir.500 yıl önce yazılmış İncil’in ve daha önce yazılmış Tevrat’ın ortaya çıkardığı büyük akım gibi bir akım hedeflenip yazılmış ayrıca yazılırken de büyük hatalar yapılmış olduğuna dikkatimizi çekmek istemektedir.ALLAH herşeyi biliyordu da (Kuranda yazılan ALLAH) Bir Kitabı neden hemen ışık hızıyla ortaya çıkarmadı 20 yıldan fazla sürdü neden?İşte bu soruları sormamızı sağlıyor.Kuran’da Muhammedin menfaati o kadar düşünülmüş ki.Karılar Ganimetler ona tapmalar gibi tespitler insanı ister istemez kuşkuya düşürüyor.Yani Puta tapmayın yukarda Yüce bir yaratıcı var demek bu kadar uzunmu sürer.İnsanları inanmadığı için öldürmek mantıklımı.Allah o zaman inanmayanları neden yarattı?İşte bu gibi sorular.Ben artık teist oluyorum bu ne demektir.Bir Muhteşem yaratıcıya inanmak ama Kuran İncil Tevrat gibi kitaplara Muhammed İsa Musa gibi insanlara inanmamaktır.Muhammedinde çabalarının bir kısmını puta tapılmasın Allah’a tapılsın anlamında destekliyorum.Ama Kuranı kendisinin yazdığına veya yazdırdığına inanıyorum.
    Saygılar.

  38. sukranakcay dedi ki:

    Merhaba, fikirlerinizi ilgiyle okudum fakat çok sığ bir bakış açısıyla yazılmış.. Çünkü bir ayeti tek başına inceleyemezsiniz bu sizi yanıltır. Öncesi ve sonrası önemlidir, Türkçe’de de olduğu gibi bir paragrafın bir cümlesini alırsak tek başına farklı, ama diğer cümlelerle beraber okunduğunda daha da farklı anlamlar doğurabilir. Ahmet Tekin’in çevirilerini okumanızı tavsiye ederim…

  39. Seymur dedi ki:

    sayin Serdar Kangil bey yazdiginiz mekaleleri seve-seve okuyorum.Paralel olarak ünlü yönetmen Aaron Russonun ,Rokfeller ailesi hakda verdiyi aciklamalardan sonra öldürüldüyü düsünülen belgesel filmleri ve öylecede Jacque Fresconun Venus projesi ile yakindan ilgileniyorum.Bu proje tum dünya insanlari ,yani hepimiz icin cok önemli.Progede ne kadar para sistemi mevcutsa biz. insanlar kul gibi yasamaya devam edeceyiz diyor.Proje tüm dünya insanlarini birlesmeye davet ediyor.Prezidentsiz ,Basbakansiz ,Senatsiz,Kongresmensiz bir dünyayi tercih ediyor.Evet sayin Serdar bey ve saygideyer site okuyuculari cok rica ediyorum,Jacque Fresconun Venus projesi ile Yootubede tanisin ve destek olun .Buna tüm insanligin ihtiyaci var ,mesela bu projeyle bagli güzel bir mekale yazarsaniz eyer cok yardim etmis olursunuz.Kisacasi evet ne kadar Prezidentlik ,basbakanliq, konqresmenlik senatorluk dünyasinda yasarsak ,birak Suriye ve Iraki tüm dünyada hep kanlar durmadan akicak.Buna bir dur demenin ,son vermenin tam zamani geldi artik.Rusiya ,Fransa ,Avstriya ülkeleri artik yeteri kadar bu projeyi desteklemekteler.Sunu bizlerde yapa biliriz .Cok rica ediyorum insanliga katkida bulunalim.Tesekkürler .

  40. hasan şakar dedi ki:

    hepimiz allahın mülkü değilmiyiz….evet…..hiç siz ayakkabınızı giyerken ayakkabınıza sordunuz mu?…seni giyeyimmi diye.?hayır……..işte tanrı ile kul meselesi….ve ya iki ayakkabınız olur iki gün birisiyle gezdiniz.bir gün diyeriyle gezdiniz..adaletsizlik yapmış olurmusunuz.?hayır çünkü o mülktür.malik mülkünde istediği gibi tasarrüf eder….bence bırak bu adalet knusunu insanlığa ve kendinize faudalı olabilecek işlerle meşkl olunuz..saygılar.

  41. 1okuyucu dedi ki:

    Bilâl;

    —BAKARA-178.AYETİN SEBEBİ NÜZULUNU ARAŞTIRIP ÖĞREN-
    MEDİĞİNİZ İÇİN YANLIŞ ANLAMIŞSINIZ:!!! Tam tersine bu ayet,söz konusu adaletsizlik ve eşitsizliği ortadan kaldırıyor.!!

    1-Olay şudur:İslamdan kısa bir müddet önce cahiliye devrinde iki kabile savaşmış,birbirlerini yaralayıp öldürmüşlerdi.Bunlar intikam almadan müslüman olmuşlardı,bu iki kabile yine de çatışıyordu ve kendilerinden köleye mukabil bir hürr’ün,kadına mukabil bir erkeğin öldürülmesi halinde anlaşmayı kabul edeceklerine and içtiler….”

    2- Cahiliye devrinde insanlardan (kabilelerden) bazıları,kendi adamlarını daha şerefli gördükleri için karşı tarafa ” Biz şerefliyiz,bizim öldürülen kadınlarımıza sizin erkeğiniz,bizim kölelerimize karşılık sizin hür bir adamınız kısas olacaktır,diyorlardı. ” (senden alıntı)

    bakara-178’in iniş sebebi olarak İslâm öncesi birbirlerine cinsiyet ve statü açısından üstünlük sağlamaya çalışanları örnek göstermek insan zekâsıyla alay etmektir,

    toplumsal kuralların geçerli olmadığı, her kabilenin kendi kurallarını kendisinin belirlediği, kabileler arası sorunlarda kelle bazında sayısal gücünü, (askeri gücünü), ekonomik gücünü koz olarak kullanarak, öldürmelerde cinsiyet ve statü açısından birbirlerine üstünlük sağlamaya çalıştıklarını, (üstünlük sağlamaya çalışan amacına ulaşıyor olmalı ki üstünlük taslamaktan çekinmiyor) karşı kabilenin üstünlük sağlayanın üstünlüğünü gücü yetmediği için kerhen kabul ettiğini, katilin yerine masum bir insanın katledilmesine razı olduğunu, rastgele seçilen masum insanın da kabilesinin kararına itiraz etmeyerek boynunu cellata uzattığını, insanlar içerisinde de ” yahu katilin yerine niye masum bir insanı öldürüyorsunuz?” diyerek itiraz edecek hiç bir vicdan sahibinin olmadığını, yani kaba kuvvete dayalı dağ kanunlarının geçerli olduğu bir durumun söz konusu olduğunu varsayalım???

    eğer bu kabileler toplumsal kuralların geçerli olduğu bir toplumda yaşıyorlarsa ve katilin kim olduğunun bilinmesine rağmen statü ve cinsiyet açısından üstünlük taslayanlar olabiliyorsa, o toplumun kaba kuvvete dayalı dağ kanunlarının geçerli olduğu çapulcu sürüsünden bir farkı olmaz.

    İslâmiyeti kabul eden herkes aynı zamanda İslâm hukukunu da kabul etmiş demektir, yani evrensel hukuk kurallarında tarifini bulan suçlunun cezalandırılacağı ilkesini de kabul etmiş demektir,

    bu durumda, daha önce kaba kuvvete dayalı dağ kanunlarına göre cinsiyet ve statü açısından üstünlük sağlamaya çalışan bir kabile, İslâmiyeti kabul ettikten sonra, o gün için hüküm verme konumunda olan Muhammedden, kim olduğu bilinen katilin yerine başkasının infaz edilmesini isteyebilir mi? “ben İslâmi hukuk kurallarına tabi olmam, ben verilecek hükmün benim üstünlüğümü gözetecek şekilde olmasını isterim” diyebilir mi? tabiî ki diyemez, diyebileceğini iddia eden bir geri zekâlı varsa, iddiasını öne sürmeden önce bin kere düşünsün?

    Muhammed döneminde, Müslümanlar ancak Medineye hicret ettikten sonra toplumsal düzene geçebilmişlerdir, toplumsal düzene geçtiklerinde de aralarında meydana gelen itilaflarla ilgili hüküm verilmesi durumda, Kuranda o gün için hüküm altına alınmamış durumlarla ilgili olarak daha önceden gönderilen kitaplardaki hükümlere göre hareket edileceğini bilmek için kâhin olmaya gerek yok,

    dolayısıyla, bakara-178 inmeden önce, öldürmelerle ilgili hüküm verirken Tevratta kayıt altına alınmış olan cana can hükmüne göre hüküm verileceğini de bilmek için kâhin olmaya gerek yok, herhalde cana can hükmünün katilin bilindiği durumlarda uygulanacağını söylemeye gerek yok?

    diyelim ki aynı sizin yaptığınız gibi üstünlük taslamaya kalkışanlar Muhammede, Tevrat tahrif edilmiştir, biz oradaki hükmü tanımayız, Tevrata göre hüküm veremezsin dedi,

    bu bahane bile abes bir şey olur, çünki evrensel hukuk kurallarına göre suçlunun cezalandırılacağını geri zekâlılar bile bilirken Muhammed dönemindeki toplumun bilmeyeceği (üstünlük taslayanlar dahil) düşünülemez, Kuranda kısasla ilgili hiç bir hüküm inmemiş olsa bile suçlu bir şekilde o toplumdaki uygulamalara (geleneklere) göre cezalandırılacaktır, Kuranın tanrısının yaptığı sadece suçluya verilecek cezanın şeklini (cezai müeyyide) belirlemekten ibarettir, yani tanrının yapacağı tek şey, suçluya verilecek cezanın şeklini belirlemektir, suçlunun statü ve cinsiyetinden bahsetmek değildir???

    acaba, anayasa veya yasalarında (Kuran hariç, zuzu kabilesi dahil) suç tanımı ve suça verilecek ceza tanımının dışında cinsiyet ve statü belirtilerek suçlu tanımının yapıldığı bir Ülke var mı? bu soruyu tüm hukuk adamlarına soruyorum?

    gelelim İslâmiyeti kabul etmiş olan ve aralarındaki kan davasına son verip barışmak isteyen iki kabileye?

    kimdir bu kabileler ki Müslüman oldukları halde suçlunun yerine (kendilerine avantaj sağlayacak şekilde) başkasının öldürülmesi şartıyla anlaşmayı kabul edeceklerine and içiyorlar,

    onlar and içti diye hüküm verme konumunda olan Muhammed evrensel hukuk kurallarını hiçe sayarak onların keyfine göre hüküm verebilir mi? daha doğrusu o kabileler Muhammedden böyle bir şey istemeye cüret edebilirler mi?

    onu geçtim günümüzde kim, hakimlerden kendi isteğine uygun bir karar vermesini ister, biri böyle bir talepte bulunsa, hakim onu “hadi lan dangalak, otur oturduğun yerde “ diyerek azarlar, mahkeme salonundakilerde adama bilmem nereleriyle gülerler?

    o nedenle yukarıdaki hikâyeler bakara-178’in iniş sebebi olamaz, çünki yasalar düzenlenirken yasa koyucular haddini bilmez dangalakların saçma sapan taleplerini hiç kaale almazlar,

    yukarıdaki tüm yorumlar katilin kim olduğunun bilindiği bir durum göz önüne alınarak yapılmıştır,

    —İŞTE,BAKARA-178. ayet, adil ve eşit olmayan bu yanlış hükmü ortadan kaldırmak için inmiştir.Ayette özetle deniliyorki ” Bir hür,bir hürü öldürdüyse,onun kısası söz konusu aynı katil hürdür.Bir köle bir köleyi öldürdüyse onun kısası söz konusu katil köledir.Bir erkek bir erkeği öldürdüyse onunkısası söz konusu katil erkektir.Bir kadın bir kadını öldürdüyse onun kısası söz konusu katil kadındır.” Bu ayetin sebebi nüzulu olan olayda,hür,kadın ve köle söz konusu olduğu için o kayıtlara yer verilmiştir.! (senden alıntı)

    madem katilin kim olduğu biliniyor, Kuranın tanrısı niye? hüre köle, köleye kadın, kadına hür, vs. gibi 16 türlü eşleşmenin söz konusu olduğu bir durumu bünyeside barındıran cana can hükmünü Kuranda hüküm altına almamışta, cinsiyet ve statü açısından birebir eşleşen hüre hür, köleye köle, kadına kadın seçenekleri hemde farz kılarak hüküm altına almış,

    sakın bana birbirlerine üstünlük sağlamaya çalışan kabileler eşitler söz konusu olunca birbirlerine sorun çıkarıyorlardı deme, kölesini öldüren kölenin yerine hür isteyen dangalağın hürünü öldüren köleye fit olacağını düşünmek, üstünlük sağlamanın mantığını kavrayamamak anlamına gelir?

    Kuranın tanrısı hür öldürdüğü hürün yerine kısas edilir demek yerine, suçlu cezalandırılır demesi zor bir şey midir? ki (suçlu cezalandırılır demesi bile evrensel hukuk kurallarına göre saçmalıktan başka bir şey değildir) eşitler arası cinsiyet ve statü ayırımı yaparak kısas hükmü getiriyor,

    üstelik hür ve köle olan kişilerin aynı zamanda cinsiyet olarakta kadın ve erkek olacakları biliniyorken Kuranın tanrısı kadına kadın hükmünü getirmiş?

    eğer suçlunun kim olduğu biliniyorsa (ki bakara-178’de bilindiği iddia ediliyor?) Kuranın tanrısı Tevrattaki cana can hükmünü Kuranda da hüküm altına alarak, öldürmelerle ilgili kısas uygulamasında cana can hükmüne göre karar verilmesini sağlayabilirdi? herhalde cana can hükmüne göre suçlunun cezalandırılmasına kimsenin itirazı olmazdı?

    öyle ya, eğer katilin kim olduğu BİLİNİYORSA cana can hükmüne göre hüküm vermenin ne sakıncası olabilir, sakıncası olabileceğini iddia edenler gerekçelerini açıklasın???

    dolayısıyla katilin kim olduğunun bilindiği bir durumda katilin ve maktülün cinsiyet ve statüsünden bahsetmenin anlamsızlığı da kendiliğinden ortaya çıkıyor?

    —Daha sonra kısas konusunda net,genel hüküm ifade eden ان النفس بالنفس ” Cana can,” (Maktulun canına karşı katilin canı ) MAİDE-45.ayet inmiştir.!!! (senden alıntı)

    maide-45’teki cana can hükmü, bakara-178’deki kısas hükümlerini yürürlükten kaldıramayacağı için öldürmelerle ilgili genel hüküm ifade etmez, sadece yaralamalarla ilgili genel hüküm ifade eder,

    çünki, maide-45’teki cana can hükmü, bakara-178 inmeden yüzyıllarca önce Tevratta hüküm altına alınmış bir hüküm, yani bakara-178 indiğinde Kuranın tanrısı yüz yıllarca öncesinden Tevratta hüküm altına aldığı cana can hükmünü biliyordu? herhalde bakara-178 indiğinde Kuranın tanrısının Tevratta hüküm altına aldığı cana can hükmünü bilmediğini söylemeyeceksin???

    işte Kuranın tanrısı, bakara-178’i göndermeden yüzyıllarca öncesinden Tevratta hüküm altına aldığı cana can hükmünü bakara-178’i göndererek yürürlükten kaldırmıştır,

    ayrıca, bir tanrının yüzyıllar öncesinden bildiği cana can hükmünü bakara-178’le yürürlükten kaldırdıktan sonra, bakara-178’deki öldürmelerle ilgili kısas hükümlerini, hemde farz kılınan hükümleri maide-45’le yürülükten kaldıracağı düşünülemez? düşünülürse kafası gitgellerle dolu olan tutarsız bir tanrı figürü ortaya çıkar?

    yani bir tanrı eskisinin yerine yeni bir düzenleme getirip, daha sonra yeniyi beğenmeyip tekrar eskisine dönüş yapamaz? yani tanrı yazboz tarzı tutarsız bir davranış sergileyemez?

    o halde Kuranın tanrısı neden? Kuranda da öldürmelerle ilgili kısas hükmünü farz kılarak kayıt altına alırken,Tevrattaki cana can hükmünü getirmek yerine, bakara-178’le hüre hür, köleye köle, kadına kadın hükmünü getirmiş?

    yani suçlunun kim olduğu biliniyorken katil ve maktülü cinsiyet ve statülerine göre kategorize etmenin saçmalığını ahmaklar bile idrak ediyorken, Kuranın tanrısı neden böyle bir şey yapmış?

    çünki ortada bireysel (teke tek) değilde toplu ödeşmelerin söz konusu olduğu bir durumun var olduğu belli oluyor, yani katillerin kim olduklarının bilinmediği ama katillerin ait oldukları kabilelerin bilindiği bir durum söz konusu olduğu belli oluyor, ortada aralarındaki kan davasından vazgeçerek barışmak isteyen ama barışırken kelle başı ödeşmek isteyen iki kabile olduğu anlaşılıyor, zaten kelle başı ödeşmek istemeselerdi, bakara-178’in gelmesine gerek kalmazdı, geçmişi unutup, birbirleriyle helâllaşarak barışırlardı,

    tabi aralarındaki kan davası nedeniyle savaşacak gücü olan her iki kabile mensuplarından kimin katil olduğu bilinemeyeceği ama birbirlerini öldürmek kastıyla hareket ettikleri için katil olsun olmasın herkesin adam öldürmeye teşebbüs etme suçu işledikleri bilineceğinden, kura sonucu seçilenlerin itiraz etme hakkı olamayacaktı,

    işte bakara-178 toplu ödeşmelerde, ödeşmenin maktül göz önüne alınarak cinsiyet ve statü açısından eşitler arasında yapılacağını hükme bağlamış, yani senin katili işaret ettiğini iddia ettiğin “el” takısı maktülü işaret ediyor?

    işte bakara-178, cana can hükmünün UYGULANAMAYACAĞI bir durum söz konusu olduğu için inmiş, haklarında cana can hükmünün uygulanamayacağını bilen şerefsizler de isteyenin bir yüzü istemeyenin iki yüzü misali ellerindeki bu kozun Muhammedi güç durumda bırakacağını bile bile kullanmaktan çekinmeme ahlaksızlığını göstermişler, Muhammedde bu ahlâksızların sebep olduğu soruna çözüm getirmek için kolları sıvamış,

    ne uğruna, Müslüman oldukları halde geçmişe sünger çekip birbirleriyle helâllaşmaları gerekirken, illada kelle başı ödeşmek isteyen iki adi şerefsiz kabile sırf İslâmdan ayrılmasınlar diye, Kuranın tanrısı çözüm bulamadı denmesin diye, evrensel hukuk kurallarını ayaklar altına alarak çözüm getirme çabası uğruna,

    köleliğin yasal olduğu cinsiyet ayırımcılığının yapıldığı en ilkel ataerkil toplum yapısını meşrulaştırmayı göze almak uğruna?

    bu mesaj tüm İslâm alemine hitaben yazılmıştır?

    not: alıntı yaptığım mesajın altında “cevapla seçeneği olmadığı için mesajı en alta yazdım.

    • bilal dedi ki:

      Sn.10kuyucu,

      KISAS konusu defalarca anlatıldığı halde bir türlü anlamak istemiyorsunuz,bu nedenle burada sadece bir iki yorumunuza cevap yazıyorum.

      ‘’…16 türlü eşleşmenin söz konusu olduğu bir durumu bünyesinde barındıran ‘’ CANA CAN HÜKMÜNÜ KUR’AN DA HÜKÜM ALTINA ALMAMIŞTA, cinsiyet ve statü açısından birebir eşleşen hüre hür, köleye köle, kadına kadın seçenekleri hemde farz kılarak hüküm altına almış,‘’ diyorsunuz.

      Peki,MAİDE-45.ayetiyle ‘’ ان النفس بالنفس ‘’ CANA CAN …’’hükmü kur’an’da genel bir ifadeyle hüküm altına alınmamış mıdır.??? Yani ‘’CANA CAN ‘’ ifadesiyle cinsiyet ve statü gözetilmeksizin bütün canlar (katil ve maktül olan bütün kişiler) kast edilimştir.Ama bir türlü anlamak istemiyorsunuz.!
      Bu ayetin hükmü genel olup,burada hiç bir katil ve maktulün cinsiyet ve statüsü gözetilmediği gibi aynı zamanda BAKARA-178.ayetin hükmüne de ışık tutmaktadır.

      Ayrıca,Maide-45.ayetin ‘’sadece yaralamalarla ilgili genel hüküm ifade eder,’’ şeklindeki beyanınızla da büyük bir yanılgıya düşmüşsunuz.Çünkü burada a) ‘’ ان النفس بالنفس ‘’ CANA CAN ’’ifadesiyle katil ve maktül, b)’’ vel ayne bil ayni’’ göze göz, c) vel enfe bil enfi” buruna burun, d) vel üzüne bil üzüni’’ kulağa kulak, e) ves sine bissini’’ dişe diş, f) vel curuha kısas ‘’ ve yaralamalarda da kısas vardır. ‘’ deniliyor .

      İşte burada ‘’ cana can,göze göz,buruna burun,kulağa kulak,dişe diş ve yaralara da kısas vardır ‘’ denilmiştir.yani ‘’cana can ‘’ ifadesiyle ‘’ öldüren ve öldürülenlar ‘’ kast edilir.Çünkü,’’ cana can….vs. den hemen sonra yaralamalarla ilgili‘’ vel curaha kısas ‘’ ifadesi de ayriyeten gelmiştir.Bu da gösteriyorki, bu ayetin hükmü genel olup sadece yaralamalarla ilgili değildir…!!!

      Özetle, a) Maide-45.ayetin ‘’ sadece yaralamalarla ilgili genel hüküm ifade eder,’’
      b) … 16 türlü eşleşmenin söz konusu olduğu bir durumu bünyeside barındıran cana can hükmünü Kuranda hüküm altına almamışta,’’şeklindeki her iki yorumunuzun da yanlış olup hiç bir anlamı ve mesnedi yoktur.!!!.

      c) ”Maide-45’teki ” cana can hükmü.” Tevrat’a olduğu gibi Kur’an’da da aynen hüküm altına alınarak devam etmiştir.Yani yüce Allah daha önce Tevrat’ta vermiş olduğu hükmü aynen kur’an’a da almıştır,ama bunu anlamamazlıktan gelmişsiniz,ya da bütün yorumlarınızda olduğu gibi burada da yine ayetleri çarpıtma cihetine gitmişsiniz.!!!

      Saygılarımla.

      • 1okuyucu dedi ki:

        Bilâl;

        —CANA CAN HÜKMÜNÜ KUR’AN DA HÜKÜM ALTINA ALMAMIŞTA, cinsiyet ve statü açısından birebir eşleşen hüre hür, köleye köle, kadına kadın seçenekleri hemde farz kılarak hüküm altına almış (benden alıntı)

        —Peki,MAİDE-45.ayetiyle ‘’ ان النفس بالنفس ‘’ CANA CAN …’’hükmü kur’an’da genel bir ifadeyle hüküm altına alınmamış mıdır.??? Yani ‘’CANA CAN ‘’ ifadesiyle cinsiyet ve statü gözetilmeksizin bütün canlar (katil ve maktül olan bütün kişiler) kast edilimştir.Ama bir türlü anlamak istemiyorsunuz.! (senden alıntı)

        ben gerekçesini açıklamak için bir soru sormuşum, ve gerekçesinde cana can hükmünü bakara-178’de neden hüküm altına ALAMADIĞINI açıklamışım, sen halâ cana can hükmü maide 45’le hüküm altına alınmamış mıdır? diye soruyorsun,

        Kuranın tanrısı bakara-178’le öldürmelerle ilgili yeni bir hüküm getirerek Tevtattaki cana can hükmünü yürürlükten kaldırmıştır, üstelik getirdiği hükümleri farz kılmıştır,

        maide-45 ise Tevratta hüküm altına alınan kısas hükümlerini açıklayan bir bilgilendirme ayetidir ve sadece Kuranda kayıt altına alınmamış hükümlerin uygulamasında emsal teşkil eder,

        dolayısıyla, Kuranın tanrısının katilin kim olduğunun bilinmemesi nedeniyle bakara-178’de hüküm altına ALAMADIĞI cana can hükmünden, maide-45’te Tevratta hüküm altına aldığından bahsetmiş olması cana can hükmünü genel hüküm yapmaz, genel hüküm yaptığını söylemek Kuranın tanrısını karatahtayı yazboz tahtasına çeviren tutarsız bir tanrı olarak göstermek olur?

        ne demek istediğimi anlayamıyorsan kronolojik sıralamayı yazayım?

        Tevrattaki cana can hükmü,

        bakara-178’deki hüre hür, köleye köle, kadına kadın hükümleri,

        maide-45’de tevratta hüküm altına alındığı bilgisi verilen cana can hükmü,

        ben ne demek istediğimi gayet açık ve net olarak anlatıyorum ama sen Kuranın tanrısının kuyuya attığı taşı çıkarmak için, tanrını kararsız, tutarsız bir varlık olarak göstermeye çalıştığını anlayamıyorsun?

        elbette,cana can hükmüyle cinsiyet ve statü gözetmeksizin katil ve maktülden bahsedilmiştir, yani katilin kim olduğunun bilindiği bir durum söz konusu olduğu için katilin ve maktülün cinsiyetinden bahsetmek gibi bir saçmalıktan söz edilmemiştir,

        bırak katil ve maktülün statü ve cinsiyetinden bahsetmeyi, Kuranın tanrısı “maktüle karşılık katil kısas edilir” demenin bile boş yere söylenmiş abes bir şey olacağını bilirdi? yani geri zekâlı insanların bile yapmayacağı bir saçmalığı Kuranın tanrısı aklından bile geçirmezdi?

        bu arada, anayasa veya yasalarında (Kuran hariç, zuzu kabilesi dahil) suç tanımı ve suça verilecek ceza tanımının dışında cinsiyet ve statü belirtilerek suçlu tanımının yapıldığı bir Ülke var mı? sorusuna bir cevap vermemişsin?

        —Bu ayetin hükmü genel olup,burada hiç bir katil ve maktulün cinsiyet ve statüsü gözetilmediği gibi aynı zamanda BAKARA-178.ayetin hükmüne de ışık tutmaktadır. (senden alıntı)

        Maide-45’teki cana can hükmü bakara-178’e ışık tutamaz, tam tersine bakara-178 ödeşmelerde MAKTÜLÜN cinsiyet ve statüsünün göz önüne alınacağı bir yöntem getirirerek, üstelik getirdiği yöntemi FARZ kılarak bireysel ödeşmelere de emsal teşkil etmesine sebep olmuştur, çünki bakara-178’de Kuranın tanrısı “öldürülenler hakkında size kısas farz kılındı” demiştir, öldürmelerin toplu veya bireysel olup olmadığından söz etmemiştir,

        halbuki Kuranın tanrısının sebep olduğu sorunlara çözüm getiren Ömer’in bu soruna da bir çözüm getirmesi beklenirdi?

        ama Araplar buna çözüm getirmiş, kan davası güdülen olaylardaki toplu ödeşmelerde, bir nebze olsun makul görülebilirse de, bireysel ödeşmelerde suçsuz yere birinin öldürülmesini vicdanen doğru bulmadıkları için öldürme olaylarını tazminatla halletme yolunu seçmişler, bunu yaparken kadına kadın şartından dolayı cinsiyet ayırımcılığı gözeterek, ödenecek tazminatları aynen miras veya şahitlik kükümlerini gözeterek bire iki olarak belirlemişler, örneğin erkek maktül için 100.000 lira belirlemişlerse, kadın maktül için 50.000 lira tazminat belirlemişler,

        —Ayrıca,Maide-45.ayetin ‘’sadece yaralamalarla ilgili genel hüküm ifade eder,’’ şeklindeki beyanınızla da büyük bir yanılgıya düşmüşsunuz.Çünkü burada a) ‘’ ان النفس بالنفس ‘’ CANA CAN ’’ifadesiyle katil ve maktül, b)’’ vel ayne bil ayni’’ göze göz, c) vel enfe bil enfi” buruna burun, d) vel üzüne bil üzüni’’ kulağa kulak, e) ves sine bissini’’ dişe diş, f) vel curuha kısas ‘’ ve yaralamalarda da kısas vardır. ‘’ deniliyor . (senden alıntı)

        evet maide-45, Kuranda herhangi bir hüküm olmaması nedeniyle, yaralamalarla iligili genel hüküm ifade eder, maide-45’te Tevrattaki kısas uygulamasından bahsedildiği için öldürmelerle ilgili olan cana can hükmünden de bahsedilmiştir, yani maide 45’teki cana can hükmünün bilgiden öteye bir anlamı yoktur,

        —BAKARA-178.AYETİN SEBEBİ NÜZULUNU ARAŞTIRIP ÖĞREN-
        MEDİĞİNİZ İÇİN YANLIŞ ANLAMIŞSINIZ:!!! Tam tersine bu ayet,söz konusu adaletsizlik ve eşitsizliği ortadan kaldırıyor.!!

        1-Olay şudur:İslamdan kısa bir müddet önce cahiliye devrinde iki kabile savaşmış,birbirlerini yaralayıp öldürmüşlerdi.Bunlar intikam almadan müslüman olmuşlardı,bu iki kabile yine de çatışıyordu ve kendilerinden köleye mukabil bir hürr’ün,kadına mukabil bir erkeğin öldürülmesi halinde anlaşmayı kabul edeceklerine and içtiler….”

        2- Cahiliye devrinde insanlardan (kabilelerden) bazıları,kendi adamlarını daha şerefli gördükleri için karşı tarafa ” Biz şerefliyiz,bizim öldürülen kadınlarımıza sizin erkeğiniz,bizim kölelerimize karşılık sizin hür bir adamınız kısas olacaktır,diyorlardı. ” (senden alıntı)

        bakara-178’in iniş sebebiyle ilgili olarak verdiğin örneklerden hiç söz etmemişsin, herhalde islâmiyeti kabul edenlerin İslâmi hukuk kurallarına tabi olacağını, dolayısıyla üstünlük taslayamayacağını anlamış olmalısın, daha doğrusu gaf yaptığını anlamış olmalısın,

        bana göre barışmak isteyen iki kabile birbirlerine üstünlük sağlamak peşinde filan değillerdi,

        öyle olsaydı bunu sadece öldürmelerde değil yaralamalarda da yaparlardı, örneğin; üstünlük sağlamaya çalışan bir kabile, kulağı koparılan kölesi için karşı taraftan bir hürün kulağının koparılmasını isteyebilirdi, yada hasmından kulağını kopardığı biri için hasmına “bende kulağı koparılacak kimse yok” diyebilirdi, o nedenle kabilelerin birbirine üstünlük taslamaya çalıştıklarından söz edilemez, çünki İslâmiyeti kabul eden topluluklar islâmi kurallara tabi olacaklarını da bilirler,

        herhalde ödeşmek iseyen 2 kabile sadece öldürmelerle ilgili ödeşmeyi tercih ettiklerinden ve katillerin kim olduklarının bilinmemesi nedeniyle bu ödeşmeyi NASIL yapacaklarını bilemediklerinden, Kuranın tanrısı cinayet işlemiş olsun veya olmasın herkesi cinayete teşebbüs suçlusu olarak görmüş olmalı ki cinsiyet ve statü açısından MAKTÜLÜN eşdeğerinin kısas edileceğini hükme bağlamış, uygulamada ise kimlerin kısas edileceği herhalde kurayla belirlenmiştir.

        —Maide-45’teki ” cana can hükmü.” Tevrat’a olduğu gibi Kur’an’da da aynen hüküm altına alınarak devam etmiştir.Yani yüce Allah daha önce Tevrat’ta vermiş olduğu hükmü aynen kur’an’a da almıştır,ama bunu anlamamazlıktan gelmişsiniz,ya da bütün yorumlarınızda olduğu gibi burada da yine ayetleri çarpıtma cihetine gitmişsiniz (senden alıntı)

        sen ve seni ağababaların ayetleri çarpıtmadığımı çok iyi biliyorsunuz?

        çünki, İslâmiyeti Kabul edenlerin Kuran hükümlerine tabi olacağını, dolayısıyla üstünlük taslayamayacağını, yani hüküm verme konumundaki Muhammedin Kurana göre hüküm vereceğini, Kuranda hüküm yoksa suçlunun cezalandırılması yönünde hüküm vereceğini, hiçbir Ülkenin anayasalarında veya yasalarında yazmaya gerek görmedikleri suçlu tanımının (cinsiyet ve statü belirterek), yani aslolan suçlunun cezalandırılması ilkesi nedeniyle beşerin bile gerek görmediği bir saçmalığı Kuranın tanrısının SEBEPSİZ yere yapmayacağını sizde çok iyi biliyorsunuz,

        siz ise bakara-178’de katilin kim olduğunun bilindiğini iddia ederek, tanrınızı suçlu tanımı yapan geri zekâlı bir varlık durumuna düşürüyorsunuz, üstelik bunu yaparken İslâmı kabul edenlerin İslâmi kurallara tabi olacaklarını bilmelerine rağmen, üstünlük taslama gibi bir ukalalığı yapabileceğini, beşerin bile kaale almadığı bir ukalalığı tanrınızın kaale alabileceğini iddia ederek yapıyorsunuz,

        dolayısıyla ayeti çarpıtan sizlersiniz ve bunu yaparken inandığınız tanrının zekâsıyla alay ediyorsunuz?

        özetle, katilin kim olduğu bilinseydi, Kuranın tanrısı öldürmelelerle ilgili yeni bir kısas hükmü göndermek yerine Tevrattaki cana can hükmünü Kuranda da hüküm altına alırdı,

        ve biz bugün burada hüre hür, köleye köle, kadına kadın kavramlarını konuşuyor olmazdık?

        ve sizde ayeti savunmak uğruna tanrınızı yerin dibine batırmaya kalkmazdınız.

  42. karaca dedi ki:

    Mülk allahındır diyerek bu milleti peşinden koşturup yeterli coğunluğu elde ettikten sonra
    kesesini dolduranlara ne demeli dünyanın sayılı 28 nci zengin adamı olduğundan bahsediliyor
    sen insanları allah kitap diye kandır sonra malı götür.diğer taraftan kömür madeninde su basması sonucu vefat eden oğlunun cenazesini defn etmeye yoksulluğundan lastik ayakkabı alamayan mevcut yırtık lastik ayakkabılarını takarak gelen yaşlı adama ne demeli hep mi fakirler adaletsizle karşı karşıya kalacak yağmur yağar fakirin evi yıkılır,hasta olur fakir ilaç alamaz kimse insan yerine koymaz,bu adelet kimin adeleti ben de merak ediyorum eğer sınav olarak olaya bakıyorsak
    birazda fakirlere variyet verilerek bu sınav tersine çevrilemezmi,ver fakire de allahım eğer hak edemiyorsa tekrar elinden al.yüce adeletini fakirler içinde göster.

    • bilal dedi ki:

      Sn.Karaca kardeşim,

      Yeryüzünde uygulanan adaletsizliğin tek kaynağı sadece insanoğludur,insanlar ilahi adaletle değil de, egosuyla hareket ederek insanlara hükmettiği zaman evrensel bir adaletten söz edilemez.Ayrıca yüce Allah ister pozitif,ister negatif olsun insana özgür bir irade verdiğinden onun özgür iradesini elinden alarak eylemlerine de engel olmaz.Ame iyi işleri emreder,kötü işleri de yasaklar,bu emre uyanlara ebedi mükafat,uymayanlara da ceza vereeğini de vad eder.Yani kimseyi ne iyilik yapmaya,ne de kötülük vs.yapmaya zorlamaz. Eğer bunu yaparsa o zaman imtihan gereği insanoğluna vermiş olduğu özgür iradeyi yine geri almış oluyor,bu durumda da insanoğlunun kendi özgür iradesiyle haraket edemeyen bir robot’tan hiç bir farkı kalmazdı..Böyle bir durumda da,yani özgür iradesiyle hareket edemeyen insanoğlunun diğer canlı türleri gibi sorumluluk altına alınmaması gerekirdi.Yani iyiler için ebedi mükafat,caniler,katiler,kötüler vs.için de cezanın olmamsı gerekirdi.Eğer insanoğlu sorumlu bir varlık ise,adelet gereği özgür bir iradeye sahip olması lazım,yoksa diğer canlı türleri gibi hiç bir kötülüğünden dolayı sorumlu tutulması gerekirdi….

      Bir kısım İnsanların fakir veya zengin olması da ilahi emir ve ezeli takdir değildir.Bu durum,meşru veya gayri meşru olsun insanın çalışmasına,vesilelere sarılmasına vs.bağlıdır.Zira genel bir ifadeyle yüce Allah şöyle buyuruyor:وان ليس للانسان الا ما سعي وان سعيه سوف يري الخ ‘’ İnsana (meşru olsun veya olmasın) ancak çalışıp çaba gösterdiğinin karşılığı vardır. Ve şüphesiz çalıştığı şey (meşrü olsun veya olmasın) onun karşılığı görülecektir. deniliyor.Bu çalışma ister dünya,ister ahiret,ister meşru,ister kötü ve gayri meşru olsun hiç fark etmez…!
      Adaletle hükmetmek veya etmemek insanın elindedir,adalet yoksa bunun sorumlusu da sadece insanoğludur,çünkü dünyanın her yerinde insanlar ilahi hükümlerle değil,beşeri kanun ve hükümlerle yönetilmektedir.Evrenın tümü de Allah’ındır,inançları ne olursa olsun bütün insanlar da Allah’ın kullarıdır.Bu nedenle yaratıcıyı inkar eden de, etmeyen de bu dünyada zengin de olabilir,fakir de. Yani kulları arasında bir ayırım yapmıyor,yapmış olsaydı,kendisine inanmayanlar veya isyan edenlerin hiç birinin zengin olmaması gerekirdi,ama hiç bir ayırım yapılmaksızın ona inananlar da,inanmayanlar da zengin veya fakir olabiliyor.Demek ki,adaletsizliğin tek kaynağı insanoğludur,yüce yaratıcı insanın adil davranmasını istediği,bu ilahi emre uymayanlara da ceza verip ikaz ettiği halde yine bir çok insan adil davranmayıp birbirlerini ezip sömürmektedirler.

      Özetle,insanları açlığa,yoksulluğa ve ölüme mahküm eden,zulüm ve adaletsizlikle hükmeden,insanları ezip sömüren yine insanoğludur.İnsana düşen görev ise‘’ ve iza hakemtüm beynen nasi en tahkümü bil adli ‘’ ‘’insanlar arasında hükmettiğiniz,( insanları yönettiğiniz) zaman her konuda adaletle hükmedin (onları adaletle yönetin ) şeklindeki yüce Allah’ın emrine uygun davranması gerekir…!!!

      Selam ve saygılarımla..

      • rammsteinn dedi ki:

        ANKEBÛT-62
        Allah rızkı kullarından dilediğine bol bol verir, dilediğine de kısar. Şüphesiz Allah her şeyi hakkıyla bilendir.

        tanrınız nedense dindar müslümanların sınavını sıkı tutuyor. fakirlerin sınavı zorlu.

        nedense dinden uzak yaşayan norveçlilerin,isveçlilerin,finlandiyalıların vs refah seviyesi ve eğitim seviyesi ülkelerin sınavlarını kolay tutmuş.

        yada
        ENFÂL-30
        Allah tuzak kuranların en iyisidir.

        tanrı refah seviyesini yüksek tutarak bir nevi tuzak kuruyor. insanların zenginlikte dindar olup olmayacağını merak ediyor.

        dindar ülkelerin eğitimsiz olması sefalete sebeb olabilirmi?
        din>cehalet>sefalet (adaletsiz fakir toplum yapısı)
        eğitim>bilim>refah

      • 1okuyucu dedi ki:

        Bilâl;

        —’insanlar arasında hükmettiğiniz,( insanları yönettiğiniz) zaman her konuda adaletle hükmedin (onları adaletle yönetin ) şeklindeki yüce Allah’ın emrine uygun davranması gerekir (senden alıntı)

        herhalde bir tanrıdan adaletle hükmetmeyin demesi beklenemez??? kaldı ki hiçbir Devlet yöneticisin yönettiği toplumlara kötüyü öğütlediği insanlık tarihinde görülmemiştir,

        öğüt vermek, erdemli bir davranış olarak gözüksede, öğüt verenin ne mal olduğu bilindiği durumlarda “bak şu öğüt verene, elaleme verir talkımı, kendi yutar salkımı” derler,

        aradığım halde bulamadığım bir mesajında, “ne yani Allah herkese kitap mı göndermeliydi” gibisinden bir lâf etmişsin,

        evet, emir ve yasaklarını bildirmek amacıyla insanlarla kontak kurduğu iddia edilen bir tanrı, bunu seçtiği kişiler vasıtasıyla değil??? herkesle kontak kurarak yapardı,

        bu şekilde herkese varlığını ve kitap gönderdiği kanıtlar, hiç kimsenin tanrının varlığına ve gönderdiği kitaba itiraz etme hakkı olmazdı,

        herkesle kontak kurduğunda da peygamber göndermesine gerek kalmayacağı için, gönderdiği kitapta da, peygamberlerle ilgili kıssalardan, varlığını kanıtlamak için ilk muhataplarına gönderdiği iddia edilen mucizelerden, müşriklerden, kafirlerden, farklı din mensuplarından ve farklı din mensuplarına gönderdiği kitaplardan söz etmeyeceğinden,

        sadece emir ve yasaklarını bildiren taş çatlasa 20 sayfalık bir metni açık ve net olarak, yaşadığı zaman diliminde aklı baliğ olan herkese bir şekilde akıldan çıkmayacak bir şekilde ezberleterek, (rüya vasıtasıyla olabilir) (sakın ezberde tutulamayacağını söylemeyin, Kuranı ezbere bilenlere ayıp olur) herkes gördüğü rüyayı kelimesi kelimesine birbirlerine aynen anlattığında tanrının varlığı ve kitap gönderdiği herkes tarafından anlaşılacağı için kimse kimseye din pazarlamaya kalkışamazdı,

        iddia edildiği gibi tebliğ işini elçiler vasıtasıyla yapmaya kalksaydı, seçtiği elçinin (elçiler değil) kendi elçisi olduğunu herkese kanıtlama gereği duyacağından, yine herkesle kontak kurması gerekecekti,

        yani elçi tayin etsede etmesede her halukârda herkesle kontak kuracaktı, herkesle kontak kurulan bir durumda elçiye zeval olmayacağı söylemeye gerek yok,

        o denenle emir ve yasaklarını bildirmek için insanlarla kontak kurduğu iddia edilen bir tanrının, bunu seçtiği elçiler vasıtasıyla yapacağını iddia etmek mantık kurallarına aykırıdır, tanrının zekâsıyla alay etmektir,

        tanrının varlığı ve kitap gönderdiği herkesçe bilindiğinde de, herkes elinden geldiğince tanrının gönderdiği emir ve yasaklara uymaya çalışacak, yani yaklaşık aynı şekilde davranan bir robot sürüsü ortaya çıkacaktı,

        dolayısıyla tanrı kitap göndermez, hele bunu seçtiği iddia edilen aracılar vasıtasıyla hiç yapmaz, bir tanrı yarattığı varlıkların kendi istediği şekilde davranmasını istiyorsa, onları kendi istediği şekilde davranacak şekilde yaratır, yarattığı varlığı sonradan kendi istediği şekilde davranacak şekilde dizayn etme çabası ise tanrının yaratmadaki kusuru olarak açıklanır,

        o nedenle, elçi ve kitap gönderdiğini kanıtlamayan bir tanrının, “ben tanrının elçisiyim” diyene inanılmasını isteme hakkı, elçiye inanmayanları cezalandırma hakkı olamaz???

        tanrının böyle bir hakkı olabileceğini iddia edenler adalet, ahlâk gibi kavramlardan yoksun zalim bir tanrıyı tarif etmiş olurlar, adalet timsali olan ahzap-51’den bahsetmiyorum bile?

        insanlar arasındaki adalet kavramına gelince, insanlar doğa yasalarının ön gördüğü şekilde davranıyorlar, yani doğa yasalarına göre güçlünün ayakta kalabildiği bir yaşam kavgasında güçlü olabilmenin çarelerini arıyorlar, gücü ele geçirenlerde diğerlerini ezerek ayakta kalabiliyor, insanlık tarihinde bu hep böyle olmuştur ve hep böyle olacaktır, (tarihteki yok olan süper Devletlere bak)

        Devletleri yönetenler ise, yönettikleri toplumların tutumuna göre davranış sergilerler, toplumun göz yumduğu davranışları sergileme cüreti gösterebilirler, örneğin toplumdakiler yöneticilerin zulmüne sessiz kalıyorlarsa, bunun suçu yöneticilere zulüm yapma fırsatı veren toplumlarındır, yani firavun firavunluk yapabiliyorsa bu firavunu alaşağı etmeyip baş tacı eden toplumların suçudur,

        özetle, eğer tanrı insanlarla kontak kurmak isteseydi, bunu elçi vasıtasıyla değil, herkesle kontak kurarak yapardı, o nedenle tanrının elçi gönderdiği iddiası martavaldan ibarettir.

  43. kadir dedi ki:

    sayın rasmtein…

    bir insan bir banka soyup, veya hırsızlık yapıp zengin oluyorsa, bu allahın taktir etmesinden dolayı değildir.. çünkü allah hiçbir insanın hırsızlık yapmasını istemez…. bir insan hırsızlıkla zengin oluyosa, bu insanın kendi dilemesi ve kendi karar ve nefsiyle alakalıdır.. allahın dilemesi demek; insana kötülük ve iyilik yapma kabiliyeti vermesi demektir… işte kabiliyeti dilemiştir allah.. bu kabiliyet neticesinde hayatına yön verecek olan insandır.. işte o yüzden “başına gelen bir musibet kendi ellerinizle yaptıklarınızdandır” der allah.. işte dileyen zengin olabilir. fakat her zaman taktir allahındır….

    yüce allah insanlara iradeleri dışında vermiş olduğu imkanlar vardır.. örneğin çok zengin bir ailenin çocuğu hiç çalışmadan servet sahibi olabiliyor.. yada tam tersi… hiçbir şeye sahip olmayan bir ailenin çocuğuda hayata tutunabilmek adına yeri geliyor ömrünün sonuna kadar sefalet içinde yaşabiliyor.. işte insanın sınavı bu noktada başlıyor.. şöyleki;

    hz. sülayman dünya hayatında hiçkimsenin ulaşamayacağı bir ihtişama zenginliğe ve egemenliğe sahipti.. fakat bu zenginliği kendi refahı için değil, allah yolunda harcamak, ve ona daha fazla şükredebilmek için istemiştir.. ölürken bile ayakta, sadece bir yaslandığı asası ile ölmüştür..
    kimi insanlarda sırtlarında sadece bir hırka, ayaklarında yırtık bir papuçla bu dünyadan göçüp gitmişlerdir.. çok çalışmalarında rağmen imkanları dahilinde yaşayarak ölmüşlerdir.. bu bağlamda allahın sınavı devreye giriyor. allah için sabır gerekiyor…

    zenginliğe sabretmek, fakirliğe sabretmekten daha zordur.. çünkü zenginlikte her zaman her an insan kendi nefsi ile sınavdadır.. fakirlikte ise hayat şartlarının zorluğu ile mücadele etmek, allah için sabretmek gerekir… onun hesabı allah katında daha kolaydır… işte sonuç olarak şunu söyleyebiliriz…

    bir insan allaha olan derin saygısından dolayı ne kadar huzurlu ise o kadar zengindir.. ne kadar huzursuz ise o kadar fakirdir.. yani zenginlik veya fakirlik önemli değil, önemli olan huzurdur..

    necip fazılın çok güzel bir sözü vardır; “bizler açlıktan karınlarına taş bağlayan peygamberlerin doymak bilmeyen ümmetleriyiz.”

    o peygamberlerin çilesi çok ağırdı ama allah onların kalplerine huzur ve sükunet vermişti..
    bizler ise zengin olmak uğruna allaha bir borç vermiyoruz.. nefsimizle olan mücadelemizi daima kaybediyoruz..

    • pamuk1kale dedi ki:

      Sayın Kadir;
      ”Bu yapılanlar islamı bağlamaz,yapan insanları bağlar.” düsturu ile herşeyden arınamazsınız!
      İçinde bulunduğumuz şu ana gelin ve buyrun mümkünse cevap verin.
      Ülkeyi yönetenler yıllardır islamı kendilerine referans göstererek,yemedikleri haltı bırakmadılar.Bu insanlar kim? Bu insanlar Müslüman değilse,en iyi Müslümanlığı yaşayanlar kim ve nerdeler? Bana söyler misiniz nerede sizin Müslümanlar?

      100/50 orada dursun.Geriye kalan 50 nin 25 i chp li yani dinden uzak kişiler! 15 i milliyetçi diye tabir edilen namazla niyazla işi olmayan kesim! 10 u kürt milliyetçisi bdp li,geriye kalan yüzde 5 deist,ateist,işçi partili vb.
      Bu 50 de Müslümanı bulamadık,diğer 50 deki; Yalana,hırsızlığa,kokuşmuşluğa,iftiraya,kul hakkını vampir gibi sömürenlere alkış tutanlarda mı arayalım?
      Kim ve nerde bu Müslümanlar?

      • 1okuyucu dedi ki:

        pamuk1kale;

        —Kim ve nerde bu Müslümanlar? (senden alıntı)

        kim ve nerede olduklarını görmek için insanlığın başına belâ olanlara bakman yeterli?

      • kadir dedi ki:

        sayın pamukkale….

        siz devlet nezdinde çok önemli bir insan olsanız.. ve devlet içinde sizin adınızı kullanarak herkes iyi veya kötü emellerine ulaşabilse, yani sizin izininiz olmasa bile sizn önemliliğinizden yararlansalar… burada suçlu sizmi olursunuz? yoksa sizin itibarınızı kullananlar mı?

        yada şöyle diyeyim… sizi kullanıyorlar diye sizi tümden ortadan kaldırmak, yani öldürmek mi gerek? bu soruma cevap verirseniz sevinirim?

        günümüzdeki emperyalist düzene karşı bende sizin gibi rahatsızım.. maalesef insanların islami hassasiyetini kullanarak ülke yönetilmeye çalışılıyor.. bismillah diyip oy toplanıyor.. sonra o bismillah diyenler allahla hiçbir alakaları olmadan devlet yönetiyorlar.. bunu akp, chp, mhp, veya başka partiler için söylemiyorum.. geçmişten günümüze kadar hep böyle olmuştur.. bu bakımdan ortada bir yanlış varsa, islam ve allahın adı kullanılarak insanlar kandırılıyosa burada suçlu kuranı kerim ve islam değildir.. islama yeterli önemi vermeyen, onu saptıran, kullanan, vicdansız insanlardadır.. bu insanların yaptıkları asla kurana ve islama maal edilemez..

      • 1okuyucu dedi ki:

        Kadir;

        —geçmişten günümüze kadar hep böyle olmuştur.. bu bakımdan ortada bir yanlış varsa, islam ve allahın adı kullanılarak insanlar kandırılıyosa burada suçlu kuranı kerim ve islam değildir.. islama yeterli önemi vermeyen, onu saptıran, kullanan, vicdansız insanlardadır.. bu insanların yaptıkları asla kurana ve islama maal edilemez.. (senden alıntı)

        bilirsin, imam hapşırırsa cemaat “çok yaşa” der?

        bunda şaşıracak ne var? peygamber olduğunu iddia eden biri tanrıyı alet ederek uydurduğu dinle insanları yönetmeye kalkarsa, ümmeti de o peygamberin getirdiği dini siyasete alet ederek hayda hayda kullanır, nasıl kullanır? Kurana ve İslâma mal ederek kullanır, din gibi bir siyasi enstrümanı bulmuşken hiç bunu kullanmamak olur mu?

        tanrının elçisi olduğunu iddia edenlerin, tanrıdan geldiğini iddia ettikleri kitabın, tanrıdan geldiğini tanrı kanıtlamadıkça, tanrıdan geldiğinin kanıtı olamayacağını normal zekâya sahip herkes gibi tanrının elçisi olduğunu iddia edenler de biliyorken, sizin bilmiyor olmanız neyle açıklanır bilemem?

        gönülden imanınızın, “ya doğruysa” varsayımının sebep olduğu ikilemle bir ilgisi olmadığını varsaydığımızda, herhalde elinizde, Kuranın tanrısının ilk muhataplarına Muhammedin peygamber olduğunu ve Muhammede kitap gönderdiğini kanıtlayan kesin deliller olmalı?

    • rammsteinn dedi ki:

      kadir
      eksik ve yanlış bilgiler eşliğinde yorum yazıyorsun. sana semavi dinlerin kökenini ve davut ve süleymana uzanan tarihsel hikayeyi anlatayım. kulak asacağını zannetmiyorum ama belki başka okuyanlar en azından biraz fikir sahibi olurlar.

      yer: sümer
      tarih: m.ö. 4-5 binler

      sümerliler tarım yapıyor. tarımda hayati nokta ürünlerin ekileceği tarih. zira yanlış zamanda ekilen üründen hasat alınamayacağı için toplumun geleceği tehlikeye girer. yıldızlar yoluyla bir kesim insan tarihleri belirliyor. bunlar şimdiki astrolojinin temellerini atan insanlar. bir yıldız haritası çıkarıyorlar. gökteki yıldızlardan yani tanrıların dizilişlerinden takvim yapıyorlar. çiftçiler ekecekleri ürünlerin tarihlerini bu astrologlardan alıyorlar.tanrıların onlara gösterdiği tarihleri çiftçilere ulaştırıyorlar. zamanla astrologların toplum içindeki seviyesi yükseliyor. çünkü hayati bir iş yapıyorlar. insanlar gelecek ile ilgili soruları da astrologlara yöneltiyor. astrologlar toplum üzerinde sözü geçen insanlar haline geliyor. ülkenin başındaki kral bundan çok iyi faydalanıyor. ülke içinde bir grup sorun mu çıkardı? kral astrologlara emir veriyor diyor ki “tanrılardan haber aldığınızı iletin. isyan eden insanlara isyan etmemelerini söyleyin” bu sistem çok iyi tutuyor. insanların isyan duygularını tanrıların sözde emirleriyle bastırıyorlar.

      bu işleyen devlet sisteminin semavi dinlere girişi.
      davut peygamber kuduste kurduğu ülkenin başına geçtiğinde sümerlilerdeki yöntemi uygular. tanrılardan gelen emirleri kendisinin aldığını söyler. halkını bu şekilde yönetir. ardından oğlu süleyman başa geçer oda babasının izinden gider. sistemin işleyişi sıradan insanlara ilham verir. tanrıyla iletişim kurduğuna iddia eden kişi eğer insanları inandırabilirse para şan şöhret iktidara kavuşur. sonrasında bunu deneyen onlarca peygamber. yani sizinkiler.

      yani davut ve süleyman sümerlilerin devlet tanrı ilişkisini kendi ülkeleri için uygulamışlardır.

      işin ilginç kısmı davut ve süleyman kalan kitap olan zebur 150 şiirden oluşur. yani allah bu baba ve oğulu seçiyor. onlara yazdırdığı 150 adet şiir.
      din adamlarımız sağolsunlar bu bilgileri olduğu gibi insanlara anlatmıyorlar. zeburun bir şiir kitabı olduğunu birisi tv de söylese adamı linç ederler.onlarda haklı. tabi neticede islam saygı sevgi dini….

      gelelim senin yazındaki bir cümleye
      demişsin ki;
      hz. sülayman dünya hayatında hiçkimsenin ulaşamayacağı bir ihtişama zenginliğe ve egemenliğe sahipti.. fakat bu zenginliği kendi refahı için değil, allah yolunda harcamak, ve ona daha fazla şükredebilmek için istemiştir..

      süleyman zaten bir kraldı. bu mevki onun babasından davut’dan ona miras kalmıştır. bu kişi senin dediğin gibi nasıl bir emek gösterdi bu zenginlik için?

      bir de wikiden süleyman için neler var bakalım;

      Süleyman’ın kral kızlarından yedi yüz karısı ve üç yüz cariyesi vardı. Karıları onu, yolundan saptırdılar.
      Süleyman yaşlandıkça, karıları onu başka ilahların ardınca yürümek üzere saptırdılar. Böylece Süleyman bütün yüreğini Tanrısı RAB’be adayan babası Davut gibi yaşamadı.
      ;
      babadan oğula geçen krallıkta baba ve oğul peygamber
      kardeşten kardeşe geçen peygamberlikler.

      bu insanlar tarihin en uyanık ve en akıllı insanlarından birkaçı.
      siz bu insanların hala peygamber olabileceklerini mi düşünüyorsunuz?

      • kadir dedi ki:

        senin bu yazdıkların tamamen hurafeden ibaret olup, hiçbir ispata ve mesnete dayanmamaktadır… kuranı kerimde ben hz. süleyman örneğini temsili olarak verdim.. yani mesaj içerikli olarak verdim.. tabiki ben hz. süleymanın nasıl yaşadığını, neler yaptığını, nerelere gittiğini net olarak bilemem.. ama görüyorum ki sen ne olarak biliyosun.. sanırım astral seyahat yapıyosunuz.. süleyman devrine gidip geliyosunuz..

  44. rashid dedi ki:

    @@ Yetişkin bir Müslüman, bir çocuğa tecavüz ettiğinde Kuran’a göre bunun cezası nedir?

    • 1okuyucu dedi ki:

      rashid;

      —Yetişkin bir Müslüman, bir çocuğa tecavüz ettiğinde Kuran’a göre bunun cezası nedir? (senden alıntı)

      günümüzdeki şeri uygulamalara göre değilde Kurana göre cevaplayayım?

      Eğer ceza verecekseniz, size yapılan işkencenin misliyle ceza verin. Ama sabrederseniz, elbette o, sabredenler için daha hayırlıdır. (nahl-126)

      Kuranın tanrısı yukarıdaki ayette, “eğer ceza verecekseniz” diyerek açık kapı bırakmış?
      “size yapılan işkencenin misliyle cevap verin” ifadesiyle de ceza verirken söz konusu işkencenin kriter alınacağını hükme bağlamış, yani Kuranın tanrısı eğer ceza verecekseniz, uğranılan işkencenin aynısını işkenceyi yapanlara uygulayın demiş, son derece muğlak bir ifade olan “misliyle” kelimesiyle, kıstas alınacak misillemenin kaç misli olacağına dair bir sınır koymazsak, birileri isteyenin bir yüzü vermeyenin iki yüzü deyip anasının nikâhını ister,

      zaten maide-45’ten misli kelimesinin bir misli (aynı) olduğunu anlıyoruz

      Tevrat’ta onlara şöyle yazdık: Cana can, göze göz, buruna burun, kulağa kulak, dişe diş (karşılık ve cezadır). Yaralar da kısastır (Her yaralama misli ile cezalandırılır). Kim bunu (kısası) bağışlarsa kendisi için o keffâret olur. Kim Allah’ın indirdiği ile hükmetmezse işte onlar zalimlerdir. (maide-45)

      Kuranın tanrısının maide-45’le Tevratta hüküm altına aldığını bildirdiği hükümlerden de anlaşıldığı gibi, Kurandan yüzyıllar önce indirdiği Tevratta uğranılan zararın birkaç misliyle değil aynen tanzim edileceğinden söz etmiş,

      sorduğun soruya gelirsek, kısasa kısas mantığı gereği, yani mağdurun uğradığı zararın failden aynen tanzimi, eğer tanzim edilemiyorsa aynı zararın faile aynen uygulanması düsturu gereği faile tecavüz edilir?

      Ey iman edenler! Öldürülenler hakkında size kısas farz kılındı. Hüre hür, köleye köle, kadına kadın (öldürülür). Ancak her kimin cezası, kardeşi (öldürülenin velisi) tarafından bir miktar bağışlanırsa artık (taraflar) hakkaniyete uymalı ve (öldüren) ona (gereken diyeti) güzellikle ödemelidir. Bu söylenenler, Rabbinizden bir hafifletme ve rahmettir. Her kim bundan sonra haddi aşarsa muhakkak onun için elem verici bir azap vardır. (bakara-178)

      eğer çocuk tecavüz sırasında ölmüşse, Kuranın tanrısının daha önceden Tevratta hüküm altına aldığı cana can hümünü yürürlükten kaldırarak, öldürmelerle ilgili yeni gönderdiği hükümleri farz kılarak hüküm altına aldığı bakara-178 gereği, çocuğun cinsiyetide göz önüne alınarak, faille mağdurun cinsiyetleri aynıysa, kısas hükümleri çocuğu öldüren tecavüzcüye uygulanır, yani faile önce tecavüz edilir, daha sonra öldürülür veya tazminat karşılığı affedilir,

      eğer faille mağdurun cinsiyetleri aynı değilse, faile sadece tecavüz edilir, failin kendi ailesinden veya akrabalarından mağdurun cinsiyetiyle ayni cinsiyette olan biri ya öldürülür yada tazminat karşılığı bağışlanır,

      yani öldürme durumlarında katille maktülün cinsiyetlerinin uymaması nedeniyle failin yırtma şansı varsa da fiziksel tacizde yırtma şansı yok,

      maide-45’te örnek olarak verilerin eşleştirme ifadeleri, kısasa kısas mantığı göz önüne alınarak nahl-126’ya göre benzer şekilde çoğaltılabilir, örneğin tecavüze tecavüz, namusa namus, bacağa bacak, böbreğe böbrek, ele el, kola kol, ayağa ayak, zavazingoya zavazingo, vs. gibi şeklinde çoğaltılabilir.

      • rashid dedi ki:

        Değerli hocam (:
        Bu adam zinada yapmış olacağından 100 sopa ile de yırtabilir miydi?
        Birde kısasa kısas dediniz yani bu adama kim tecavüz edecek?

      • 1okuyucu dedi ki:

        rashid;

        —Bu adam zinada yapmış olacağından 100 sopa ile de yırtabilir miydi?
        Birde kısasa kısas dediniz yani bu adama kim tecavüz edecek? (senden alıntı)

        rica ederim, ben hoca falan değilim ama kertenkele dizisindeki hocaya hayran olduğumu söylemeden geçemeyeceğim? 🙂

        tecavüz olayı zina kapsamında değerlendirilemez, çünki taraflardan biri istemediği bir eyleme maruz kalmaktadır, oysa zinada söz konusu olayın tarafları kendi istekleriyle bir eylemde bulunurlar, yani zinada alan razı satan razı bir durum vardır, o nedenle zina eyleminde eylemin muhatapları fail veya mağdur konumunda değildirler,

        zinada mağdur konumunda olanlar, namuslarına leke sürüldüğünü iddia edenlerdir, yani zina yapan kadın evliyse mağdur olan kocası, evli değilse babası veya varsa erkek kardeşidir, onlarda yoksa akrabalarındaki erkeklerdir,

        aslında nahl-126’ya göre ve kısasa kısas mantığına göre, namusa namus kavramı gereği,
        namusuna leke sürülen taraf (koca, baba, erkek kardeş) namuslarına leke süren erkeğin, evliyse karısını veya varsa kızını, evli değilse anasını veya varsa kız kardeşini becererek ödeşme yoluna gidebilecekleri düşünülse de?

        Kurandaki şeri hükümlerde, zina yapanlara 100 sopa veya 100 kırbaç vurulması hüküm altına alınmıştır, 100 sopa veya 100 kırbaç vurulan zina suçlularının eğer ölmezlerse kırılmadık kemikleri kalmayacağı için yüksek derecede sakat kalacakları aşikârdır?

        ama kendi ahlâksızlıklarını görmezden gelip namus kavramını kadınların bacakları arasında hapseden, ataerkil toplumlardaki namussuzların, zina olaylarını kendi dağ kanunlarına göre çözümledikleri bir gerçek, yaptıkları ise zina yapanları öldürmek,

        diğer soru’na gelince, tecavüzcüye tecavüze uğrayan çocuğun babası veya varsa erkek kardeşi, çocuğun babası ölmüşse ve erkek kardeşi yoksa çocuğun akrabalarından biri tecavüz eder,

        ben, her ne kadar nahl-126 ve kısasa kısas mantığına göre sorularını cevaplamaya çalışmış olsam da, sen hiç merak etme Müslüman arkadaşlar tecavüzün işkence olmadığını iddia ederek ayeti kurtarırlar.

      • bilal dedi ki:

        Sn.1okuyucu,

        sorduğun soruya gelirsek, kısasa kısas mantığı gereği, yani mağdurun uğradığı zararın failden aynen tanzimi, eğer tanzim edilemiyorsa aynı zararın faile aynen uygulanması düsturu gereği faile tecavüz edilir? ‘’ sizden’’

        Maalesef,sürekli ayetleri çarpıtmaya çalışıyorsunuz.!!!

        ‘’…. eğer tanzim edilemiyorsa aynı zararın faile aynen uygulanması düsturu gereği faile
        tecavüz edilir? ” şeklindeki yorumunuzun hiçbir mesnedi ve mantıkı yoktur.Zira bu ayet sadece öldürmelerle ilgilidir,sapığın tecavüzü ile ilgili değildir.Sapık tecavüz ederse ona tecavüz edilemez,çünkü kur’an’a göre kime yapılırsa yapılsın hiçbir surette tecavüz meşru değildir.Bu nedenle ona hem zinanın cezası,hem de tecavüza uğrayan mağdurun mağduriyeti giderilecek şekilde toplum (hukuk) tarafından ayrıca uygun bir ceza daha verilebilir.Çünkü tecavüz edenin iki suçu vardır,biri zina,diğeri ise zor kullanarak bu suçu işlediği için.Yani bu ayetin hükmüne tecavüz eden sapığı da katmanız ayeti çarpıtmaktan başka bir şey değildir.
        Ayrıca zamanım müsait olmadığından sadece buradaki bir yorumunuza cevap yazdım.

        Saygılar.

      • 1okuyucu dedi ki:

        Bilâl;

        tecavüzcüye tecavüz edilmeyeceğini bende biliyorum ama tecavüzü işkence olarak gördüğüm için soruya uygunluğu açısından nahl-126’yı örnek göstererek kinayeli birazda müzipçe bir çıkarımda bulundum, beni bu söylemimde kimsenin ciddiye alacağını da sanmıyorum,

        ama ayetleri işlerine geldiği gibi çarpıtmada mahir olan İslâm aleminde, birileri (belkide ışid) günün birinde tecavüzü işkence suçları kapsamına alıp nahl-126’ya göre hüküm vermeye kalkarsa hiç şaşırmam,

        çünki her türlü saçmalığın yapılabildiği İslâm aleminde fetva vericilerden her türlü saçmalık beklenir, tıpkı iktidarda kaldıkları kısa sürede hazırladıkları şeriata dayalı anayasaya 9 yaşındaki kızlarla evlenebileceği hükmünü koymaya çalışan sapıklar gibi, tıpkı kıble ve zülkarneyn ayetlerini kurtarmak için dünyanın düz olduğuna dair fetva verenler gibi?

        diğer sorularıma cevap verebileceğini sanmıyorum, zaten verdiğin cevaplarla Kuranın tanrısını yeterince yerin dibine batırdın.

    • kadir dedi ki:

      sayın rashid…

      “@@ Yetişkin bir Müslüman, bir çocuğa tecavüz ettiğinde Kuran’a göre bunun cezası nedir?”

      sizin bu sorunuz ateist ve islam karşıtı sitelerde kol geziyor.. o kuranda yok bu kuranda yok diyerek nefislerini tatmin etmeye çalışıyorlar.. sizde onların kurbanları olmuşsunuz..

      “İnnellahe ye’müru bil adli vel ıhsani ve ıtai zil kurba ve yenha anil FAHŞAİ vel münkeri vel bağy yeızüküm lealleküm tezekkerun” (nahl-90)

      “Şüphesiz ki Allah, size adaleti, iyilik yapmayı ve yakınlara bakmayı emreder; hayasızlıktan, fenalıktan ve azgınlıktan nehyeder (yasaklar). Öğüt almanız için size böyle öğüt verir.” (nahl-90)

      ayetin arapça metninde geçen “FAHŞAİ” ifadesi fuhuştan, fuhşiyattan gelmekte olup, hertürlü tecavüzü, fuhuşu ve ırza geçmeyi kapsar.. allah bunu yasaklar.. bu o kadar önemlidir ki.. allah bir bakıma bunun önüne geçmek için salatı emreder..

      “Ütlü ma uhıye ileyke minel kitabi ve ekımıs salah innes salate tenha anil FAHŞAİ vel münker ve lezikrullahi ekber vallahü ya’lemü ma tasneun” (ankebut-45)

      meali;
      Sana vahyedilen Kitabı oku ve namazı kıl. Muhakkak ki namaz hayasızlıktan ve kötülükten alıkoyar. Allah’ın zikri elbette en yüce olandır. Allah yaptıklarınızı bilir. (ankebut-45)

      işte namaz emrinin bir nedenide budur.. salat ile allahı anmak, insanı fuhşiyattan uzak tutar.. şeytanın adımlarının takibi engeller.. eğer fuhşiyattan uzak tutmuyorsa kılınan namazda bir bozukluk ve eksiklik var demektir..

      kim şeytanın adımlarını takip eder FUHŞİYATA yönelirse, allahın emirlerini çiğnemiş olur ve onun cezası ebedi cehennemliktir…

      • 1okuyucu dedi ki:

        Kadir;

        “@@ Yetişkin bir Müslüman, bir çocuğa tecavüz ettiğinde Kuran’a göre bunun cezası nedir?” (sorulmuş bir soru)

        —sizin bu sorunuz ateist ve islam karşıtı sitelerde kol geziyor.. o kuranda yok bu kuranda yok diyerek nefislerini tatmin etmeye çalışıyorlar.. sizde onların kurbanları olmuşsunuz.. (senden alıntı)

        Eğer ceza verecekseniz, size yapılan işkencenin misliyle ceza verin. Ama sabrederseniz, elbette o, sabredenler için daha hayırlıdır. (nahl-126)

        ateist siteler niye böyle bir soruyorlar ki, İşte Kuran sordukları sorunun cevabını vermiş, yukarıdaki ayeti göstererek cevabın Kuranda olduğunu kanıtlayabilirdin?

        ayrıca, öğüt vermekle, işlenen suça verilecek cezalar tamamen birbirinden faklı şeylerdir? yani yaptığın savunma yanlış?

        o nedenle savunmanı öğütlerle yapmaya kalkman soru’nun cevabı olmuyor, yaşadığımız toplumda, ailede, okulda, sosyal çevrede her zaman güzeli öğütlerler ama öğütler çoğu zaman temeniden öteye bir anlam taşımaz, çünki öğütlere rağmen insanlar suç ilemekten geri durmazlar, suç işlediklerinde de uygulanacak cezai meyyideler yasalarda bildirildiği şekilde uygulanır,

        herhalde öğütlerle ilgili ayetlerin, işlenen suça cevap teşkil etmeyeceğini anlamışsındır,

        —kim şeytanın adımlarını takip eder FUHŞİYATA yönelirse, allahın emirlerini çiğnemiş olur ve onun cezası ebedi cehennemliktir… (senden alıntı)

        bu ifadenin bu dünyada verilecek cezayla bir ilgisi yoktur, kim bu dünyada bir suç işlerse ve suç işlediği kanıtlanırsa cezasını bu dünyada görür,

        öbür dünyaya gelince;
        tarifini sonsuzlukta bulan tanrısal özellikler tanrıya aittir ve tanrı bu özelliklerini yarattıklarının hiç biriyle paylaşmaz,

        o nedenle tanrı yarattıklarına sonsuz yaşam gibi bir tanrısal bir özellik kazandırmaz,

        hele bir tanrı yaratacağı iddia edilen ölümsüz bir varlığı, yani yaşaması için hiçbir şeye ihtiyaç duymayan ölümsüz bir varlığı, yemesede içmesede ölmeyecek olan ölümsüz bir varlığı, yemesini içmesini sağlayacak bir bedenle yaratmaz,

        çünki ölümsüz bir varlık yesede yemesede ölmeyeceği için, varlığını südürebilmesi için yemeye içmeye ihtiyaç duymaz, bir bedeni olmayacağı için saraylara, sonsuz nimetlere, türlü türlü meyvelere, su veya şarap içeceği pınarlara, hizmetçilere ihtiyaç duymaz,

        herhalde cennet tasvirleri mecazi anlamda olmalı, malum? biz Arapça bilmediğimiz için Kurana vakıf olamayabiliriz.?

        tanrı haricinde, ölümsüz bir varlığın olabileceğine inanıyorsan ve bu ölümsüz varlığın bir bedeni olabileceğine inanıyorsan, sana cennette mutluluklar dilerim?

  45. karaca dedi ki:

    karar ver hangi hükümle yönetiliyoruz medeni hukuklamı
    dini hukuklamı dini hukukla olsaydı çoktan o adam gitmişti
    medini hukukla 3 ay ya yatar ya yatmaz dışarı çıkar devam eder yaptığı işe hangisi iyi dersin
    kökten çözümmü yoksa seni 3 ay yatırdım cezanı çek sonra tekrar yapabilirsin mi iyi

  46. rashid dedi ki:

    @ İnançlı arkadaşlara bir sorum olacak;
    Budist veya Hindu bir aileden gelseydiniz. Örneğin Hindistan veya Japonya da doğduğunuzu düşünün yaşadınız ve öldünüz ebedi cehenneme girdiğinizde suçlu olduğunuzu düşünür müydünüz?

    • bilal dedi ki:

      Sn.rashid,

      ‘’ Budist veya Hindu bir aileden gelseydiniz. Örneğin Hindistan veya Japonya da doğduğunuzu düşünün yaşadınız ve öldünüz ebedi cehenneme girdiğinizde suçlu olduğunuzu düşünür müydünüz? ” sizden”

      Budist, Hindu,Ateist vs. bir aileden gelen ve büyüdükten sonra islam tebliğini hakkıyla almamış veya yaşadığı ortamda islam kendisine hep yanlış anlatılmış ve bu nedenle de müslüman olmadan ölmüş olan bütün gayri müslümler yine cennetliktler.Zira kur’an’a göre tebliğ almayan hiçbir kimse ceza görmeyecektir.

      TEBLİĞ ALMAYANLARIN DURUMU !

      İSRA-15: وما كنا معذبين حتي نبث رسولا الخ ‘’ … ” Biz,mesajımızın tebliğ ve duyurusunu (hakkıyla) yapan bir elçi (bir mübelliğ) göndermedikçe hiç bir halka azap verecek değiliz…’’ deniliyor. İşte bu ayetten hareket ederek kıyamet günü sorumluluktan kurtulup cennetlik olacak kimsler şunlardır..

      a). من لم يبلغه تبليغ الاسلام ‘’ İslam tebliğini almayan herkes.(bütün gayri müslimler.

      b) من بلغه اسم الاسلام وا لقران ورسالة محمد ولكن ما تمكن من تغليم اوصاف الاسلام وحقائقه بل شوه له الاسلام فهذان غير مسؤلان يوم القيامة بل هما في رحمة الله ‘’
      İslam,kur’an ve hz.Muhammed’in risaletini duyduğu halde,islamın özellik ve hakikatlarını öğrenme imkanı bulamamış veya ona tebliğ edilmemiş,bilakis islam ona yanlış veya kötü olarak anlatılmışsa…
      İşte bu iki gurupta olan gayri müslimler kıyamet günü mesul olmayacakları gibi,yüce Allah’ın merhametine de nail olacaklardır.(yani islam,kur’an ve hz. Muhammed’in risaletini duymakla tebliğı almış sayılmazlar..Bir düşünelim,insanların yüzde kaçı gerçekten tebliğ alabilmektedir..Kur’an ve islamın isimlerini duymak tebliğ değildir.Bütün hakkaniyet ve özellikleriyle tebliği almış olmaları gerekir,yoksa kıyamete sorumlu olmayacaklar ve yüce Allah’ın engin merhametiyle karşılacaklardır.İnançları ne olursa olsun hiç fark etmez, bütün bunlar yüce Allah’ın engin merhametiyle kurtulacaklardır…..

      c) Mesul olacak olanlar kimlerdir.? ومن بلغه الاسلام مع حقائقه ولم يسلم فهذ هوالمسؤل عند الله .İslamın tebliğini bütün özellik ve hakikatlarıyla hakkıyla aldığı halde inanmayanlar mesul olacaklardır. ”الله اعلم ” Kaynak :فيصل التفريقة بين الاسلام والزندقة = امام الغزالي ‘’

      ÖZETLE, 1- İslam tebliğini hakkıyla almamış olan bütün gayri müslimler,2- Kendisine islam yanlış tanıtılmış,öğretilmiş veya gösterilmiş olan bütün gayri müslimler,3-Annesinin, babasının dini,inancı ne olursa olsun ergenlik çağından önce ölmüş olanlar,4-Akli dengesi yerinde olmayan veya bu konuda sorunlu olan bütün insanlar kıyamet gününde yüce Allah katında mesul tutulmayacak ve yüce Allah’ın engin merhametine nail olacaklardır..Bu nedenle,tebliğ almayan gayri müslimler dahil insanların çoğu yüce Allah’ın merhametiyle kurtulacaklardır…”’الله اعلم ”

      Saygılarımla..

      • rammsteinn dedi ki:

        Bilal
        Zira kur’an’a göre tebliğ almayan hiçbir kimse ceza görmeyecektir.
        diyorsun.

        tebliğ konusunu defalarca konuştuk. tebliğ almayan insan herhalükarda avantajlı. birisi tebliğ alırsa,müslüman olursa yapması gereken ibadetler uygulamalar var. her ne kadar tam yapmaya çalışsada yapmadıkları için cehennemde yanacak. sonra cennet.
        tebliği kabul etmezse zaten sonsuza kadar cehennem.
        tebliği almayan kişi zaten hiçbirşeyden mesul değil. direk cennet.
        daha önceki yazışmamızda şöyle dediğini hatırlıyorum. ( aradım ama bulamadım)

        -tebliğ almayanlarda yaptıkları günahlardan dolayı cezalarını görecekler sonra cennete girecekler.

        mesela içki içti. islama göre günah. tebliğ almayan bunu bilmediği için ona işkence yapmaya hakkınız olmaz. bundan dolayı ona ceza vermezseniz müslümanın hakkını yemiş olursunuz. birisi sırf tebliğ aldı diye ömür boyu içki içmesi yasak,ama tebliğ almamış birine serbest.

        bana kimse tebliğ felan etmedi. nasıl bir şeydir?
        bir japona bir mail atsam
        “-seni allahın yoluna davet ediyorum. kabul edersen cennet,etmezsen cehennemde yanarsın”
        demek tebliğ olurmu?
        üç semavi dinden hangisine mensup olacağına karar veremeyen birisi %33 olan şansını; bütün semavi dinlere mensup olarak şansını %100 e çıkarabilir mi?

        uzun lafın kısası;
        nerden baksan tutarsızlık,nerden baksan …..

      • pamuk1kale dedi ki:

        Sayın Bilal;
        2. maddenizden emin misiniz? Yoksa bu söylediğiniz maddenin içinde saklı anlam mı vardır? veya muğlak mıdır?
        ”2- Kendisine islam yanlış tanıtılmış,öğretilmiş veya gösterilmiş olan bütün gayri müslimler”
        (Sizden Alıntı)
        Bu şekilde Müslüman olmayan herkes cennete gider,allah yemin ettiği gibi cehennemi Müslümanlarla dolduracak o zaman!
        Bir anlık empati kursana; Sen Avrupa ülkesinden birinin vatandaşısın,müslüman değil başka dindensin.müslüman ülkelere Müslümanların hallerine baksan bu dine geçer miydin?

      • bilal dedi ki:

        Sn.rammsteinn
        ” -tebliğ almayanlarda yaptıkları günahlardan dolayı cezalarını görecekler sonra cennete girecekler.
        mesela içki içti. islama göre günah. tebliğ almayan bunu bilmediği için ona işkence yapmaya hakkınız olmaz. bundan dolayı ona ceza vermezseniz müslümanın hakkını yemiş olursunuz. birisi sırf tebliğ aldı diye ömür boyu içki içmesi yasak,ama tebliğ almamış birine serbest. ” sizden”

        1-Tebliğ almayanlar kul hakkı kapsamına giren konularda cezayı çekerler,ama din,inanç ve ibadet konusunda muaftırlar. Çünkü tebliğ almayanlar akıl ve vicdanları gereği yine de kimsenin hakkını ihlal etmemesi gerekir,tebliğ almayan sadece din,inanç ve ibadet konusunda ceza görmezler,kul hakkı konusunda değil.
        2- mesela içki içti. islama göre günah. tebliğ almayan bunu bilmediği için ona işkence yapmaya hakkınız olmaz. ” sizden”

        Peki tebliğ almadığı halde içki içene işkence yapılacak veya ceza verilecek diyen mı oldu ? Tebliğ almayanlar insan haklarını ihlal etmemiş,kimseye haksızlık edip malını vs.yememişse, ne kadar içki vs.içmiş olursa olsun buna ne işkence yapılır,ne de ahirete ceza verilir. !!! Bunun tersini iddia etmek kur’an’ın hükmüne aykırıdır.
        3- bundan dolayı ona ceza vermezseniz müslümanın hakkını yemiş olursunuz. ” sizden”
        Tebliğ almayana ceza vermediğimiz de neden müslümanın hakkını yemiş oluruz? Yani tebliğ alana ceza verdiğimiz de müslümana neyi kazandırırız ? Ona ceza verirsek müslümanın ne kazancı ne olabilir ki ? Diyelim tebliğ almadınız için size ceza verilmzse benim kayıbım veya nezararım olabilir.?

        4-birisi sırf tebliğ aldı diye ömür boyu içki içmesi yasak,ama tebliğ almamış birine serbest. ” sizden!!

        Tebliğ alıp içkinin haram ve zararlı olduğuna inandıktan sonra elbette içmemesi gerekir,ama içki içmek kul olmadığından bunun mutlaka ahirete ceza göreceğini hiç söyleyemez.Çünkü kur’an’ı kerim içkiyi yasaklıyor,ama kur’an da içki içine ceza verileceğine dair bir hüküm de yok.

        Özetle,tebliğ almamış ya da müslüman olduğu halde kul hakkı kapsamına girmediğinden içki içene ahirete ceza verileceğine dair bir hüküm de kur’an da yoktur.Ayrıca içki içmenin insan sağlığına bir faydası mı var? sağlık açısından içmemesi daha uygun değil midir? Yoksa işinize geldiği için insan salığı size ilgilendirmez mi?
        Peki içki içmeyen müslümanın ne kaybı olabilir,sağlık açısından zarar mı ediyor,yoksa kar mı

        Saygılarımla.

    • 1okuyucu dedi ki:

      rashid;

      inançlı arkadaşlar, hem Kuranın evrensel olduğunu söylerler, hemde tebliği gereğince almamış toplumların cezalandırılmayacağını söylerler, oysa bilirler ki kendi atalarının dinine tabi olan toplumlar (toplumda genel kabul görmüş inanç sistemi), tebliği gereğince alsalar bile başka bir dine itibar etmezler, hele temeli binlerce yıla dayalı bir dine inanıyorlarsa, hiç mi hiç itibar etmezler,

      çünki tamamen bir beşerin söyleminden ibaret olan bir iddiayı ciddiye almazlar,

      kanıt isteyenlerin sorularına verilecek cevap aşağıdaki cevaplardan farklı olmaz,

      soru: Muhammedin tanrının elçisi olduğunun kanıtı var mı?
      cevap; tanrı Kuranda Muhammedin elçisi olduğunu söylüyor
      soru: Kuranı tanrının gönderdiğinin kanıtı var mı?
      cevap: Muhammed Kuranı tanrının gönderdiğini söylüyor,

      bozacının şahidi şıracı misali, yani Kuranın şahidi Muhammed, Muhammedin şahidi Kuran olamayacağı gün gibi aşikârken, tanrının inanma işini tesadüflere bırakıp, “ya doğruysa” varsayımına dayalı bir inanma beklemeyeceği normal zekâya sahip herkesin anlayabileceği bir şeydir?

      Kim, İslâm’dan başka bir din ararsa, bilsin ki kendisinden (böyle bir din) asla kabul edilmeyecek ve o, ahirette ziyan edenlerden olacaktır. (ali İmran-85)

      Kuranın tanrısı ali İmran-85’te Muhammede inanmayan herkesi cehennememe göndereceğini söylüyor, o nedenle Kuranın tanrısı, peygamber göndermediği toplumları cezalandırmayacak, tebliği gereğince almayanları cezalandırmayacak martavallarını söyleyenlere inanma, çünki onlar cezalandırmayı Muhammede inanmama kıstasına bağlamış olan bir tanrıyı öyle mesnetsiz iddialarda bulunarak adil bir tanrı olarak göstermeye çalışıyorlar, hemde yukarıdaki ayete rağmen bunu yapıyorlar,

  47. karaca dedi ki:

    islam tebliğ edilmemiş olan kavimlere.ahiret hayatında pas gecileceğini sanmıyorum
    islamın tebliğ edilmediği yerlerde cinayet normal karşılarmı mutlaka öldürülen öldürenden hakkını alır zülme uğramış olanlar zülmedenlerden hakkını alır,haksızlık yapılan haksızlık yapandan hakkını alır,bunlar inanmış inanmamış tebliğ edilmiş edilmemiş hiç önemli değil mutlaka insanın başına gelecek olanlardır. varsa hakkı diğerinden alacaktır
    ha islamın tebliğ edilmediği yerlerde mutlaka ahiret hayatında akıllarından sorumlu tutulacaklardır.
    Yüce allah islamın tebliğ edilmediği bir yerde yaşamış ve ölmüş bir kimseye sormazmı seni ben yarattım sen beni hatırladın mı bana ibadet ettin mi ben sana akıl vermiştim seni kim yarattı hiç düşünmedinmi seni yaratana niçin itibar etmedin diye sorma hakkı vardır
    sorgulanan şahıs diyemezki bana islam tebliğ edilmedi o sebebten ben seni bilmiyordum
    diyemez bu lafı demesi için o kişinin aklının olmaması gerekir aklı olmayan deli türü sayabileceğimiz kimseler muaf olabilir bunda sıkıntı yok
    allah akıl verecek ondan sonra insan bu aklını tebliğ olmasa bile hiç düşünmeden ömrünü tamamlayacak ve hiç bir şey sorulmayacak her şey pas geçilecek bu sıkıntılı olur mademki akıl ve izan var insan aklını izanını kullanmak zorundadır. ateistmiş,yok japonyada dinden bi haber yaşıyormuş yok hindistanda allahı bilmiyormuş,yok bilmem nerde allahın tebliğini duymamış
    bunlar geçerli olacağını hiç sanmıyorum
    sorumlu olan akıl dır körmü bu akıl sahibi etrafına , hiç bakmıyormu dağları nehirleri ağaçları kainatı
    hayvanları çiçekleri insanları doğumu ölümü hiç mi görmüyormu bunları nasıl oluyor diye hiç düşünmüyormu bunları yaratan beni de yaratmış demiyormu
    bal gibi allahı biliyor açıklasa da biliyor açıklamasa da biliyor işine geldiği için ben allahı bilmiyorum işine geldiği için allaha nankör oluyor
    kuran tevrat incil vs kutsal kitaplar peygamberler olmasa bile insanın aklı var insan aklından sorumlu olacağını hiç düşünmüyormu
    ateistlerin dinsizlerin dini işine geldiği gibi kullananların söylediği hep hikaye
    hele hele allahın tebliğini değiştirenler içerisine katma katıpta bu da allahtandır
    diyenlerin yatacak yeri yok bu müslümanlık içinde aynı yahudilik içinde aynı hiristiyanlık için de aynı dine kendi menfeatleri için katma yapanların inanın yatacak yeri yok allahın rahmetine erişmeleri mumkün değil yine de allah bilir.

  48. kadir dedi ki:

    okuyucu…

    “tanrının elçisi olduğunu iddia edenlerin, tanrıdan geldiğini iddia ettikleri kitabın, tanrıdan geldiğini tanrı kanıtlamadıkça, tanrıdan geldiğinin kanıtı olamayacağını normal zekâya sahip herkes gibi tanrının elçisi olduğunu iddia edenler de biliyorken, sizin bilmiyor olmanız neyle açıklanır bilemem?”
    sizden alıntı…

    tanrının elçisi olmadığını iddia edenlerin, tanrıdan gelmediğini iddia ettikleri kitabın, tanrıdan gelmediğini kanıtlamadıkça, tanrıdan gelmediğinin kanıt olamayacağınıda normal zeyaka sahip herkes bilir… ayırca allaha ve kitaba ve resule inananların adına konuşmanda çok senin acizliğini gösteriyor..

    kanıt istiyosan, kuranın arapça metnini araştırmanı öneririm.. gerçekleri görüp iman etmekten korkuyosan, tanrıdan gelmediğini iddia ettiğin kitabın tanrıdan gelmediğine inanmaya devam edersin…

    • 1okuyucu dedi ki:

      Kadir;

      —tanrının elçisi olmadığını iddia edenlerin, tanrıdan gelmediğini iddia ettikleri kitabın, tanrıdan gelmediğini kanıtlamadıkça, tanrıdan gelmediğinin kanıt olamayacağınıda normal zeyaka sahip herkes bilir… ayırca allaha ve kitaba ve resule inananların adına konuşmanda çok senin acizliğini gösteriyor.. (senden alıntı)

      bir iddiayla ortaya çıkan mı iddiasını kanıtlamak zorundadır? yoksa o iddiayı kaale almayanlar mı o iddianın yanlışlığını kanıtlamak zorundadır?

      bir iddia sahibi iddiasını kanıtlamakla mükelleftir, muhatapları onun iddiasını çürütmek zorunda değildir,

      örneğin; başbakan, İsviçre bankalarında gizli hesabı olduğunu iddia edenlere, İsviçre bankalarında hesabı olmadığını kanıtlama gereği duymamış, iddia sahiplerinden bunu kanıtlamalarını istemiştir,

      örneğin; ben sana 100 lira borç verdiğimi iddia etsem, aksini kanıtlamak sana düşmez, ben ise elimde senden aldığım bir borç senedi olmadıkça iddiamı kanıtlayamam?

      kanıtlamanın kime ait olduğunu anladığını sandığıma göre konuya dönebiliriz?

      Muhammedin iddiasının muhatapları da, herhalde inanmak için iddia sahibi Muhammedden kanıt istemek yerine, inanmamak için müşriklerden kanıt istemiş olmalılar ki sende benden kanıt istiyorsun,

      tanrı peygamber ve kitap gönderdiğini kanıtlayamayacak ama ben tanrının peygamber ve kitap göndermediğini kanıtlayacağım öyle mi?

      inanmak için tanrıdan kanıt istemeyeceksin ama inanmamak için benden kanıt isteyeceksin öyle mi?

      o halde, sana hayırlı inanmalar,

      —ayırca allaha ve kitaba ve resule inananların adına konuşmanda çok senin acizliğini gösteriyor.. (senden alıntı)

      ben kendi adıma konuşuyorum, onların adına konuşanlar sizlersiniz, onlar adına konuşurkende acz içine düşenler de sizlersiniz, çünki onları savunmaya kalkarken mantık kurallarını yerle bir etmekle kalmayıp, inandığınız tanrınızı da yerle bir ediyorsunuz, bu gerçeği, afaki konuşmalarla yansıtma yapmaya kalkmanız bile değiştirmiyor?

      —kanıt istiyosan, kuranın arapça metnini araştırmanı öneririm (senden alıntı)

      Arapça metni araştırmaya gerek yok,

      soru: Muhammedin tanrının elçisi olduğunun kanıtı var mı?
      cevap; tanrı Kuranda Muhammedin elçisi olduğunu söylüyor
      soru: Kuranı tanrının gönderdiğinin kanıtı var mı?
      cevap: Muhammed Kuranı tanrının gönderdiğini söylüyor,

      bozacının şahidi şıracı misali Kuranın şahidinin Muhammed, Muhammedin şahidinin Kuran olduğu söz konusuyken Kuranın Arapça metnini araştırmaya ne gerek var,

      insanlarla kontak kurduğu iddia edilen bir tanrının bunu herkese kanıtlaması gerekirken, kanıt işini bir beşerin iddiasına bırakmak, insanlarla kontak kurmak isteyen bir tanrının yapacağı bir şey değildir, bırak yapmasını tanrının böyle bir yapacağını düşünmek bile tanrının zekâsıyla alay etmektir,

      her neyse, sana hayırlı inanmalar? bu arada gönülden imamını dahada kuvvetlendirmek için sık sık fatiha okumayı ihmâl etme?

  49. kadir dedi ki:

    okuyucu….

    “bir iddiayla ortaya çıkan mı iddiasını kanıtlamak zorundadır? yoksa o iddiayı kaale almayanlar mı o iddianın yanlışlığını kanıtlamak zorundadır?

    bir iddia sahibi iddiasını kanıtlamakla mükelleftir, muhatapları onun iddiasını çürütmek zorunda değildir,” sizden alıntı…

    kuranı kerimin kendini ispatlamasına gerek yoktur.. onu hak ve adil bir şekilde okuyanlar onun bir yaratıcıdan geldiğine iman ederler.. bu ispat meselesi değil inanç meselesidir.. sen ister inanırsın istersen inanmazsın.. bunun allahtan geldiğine inanman için allahın sana bir melek göndermesine gerek yoktur.. sen böyle birşey istiyosun sanırım.. unutmaki böyle birşey olmayacak.. o bakımdan sen inanmayaya devam edebilirsin… allahın ispatı kuranı kerimdir.. ister inanırsın ister inanmazsın..
    inanmayanlar sizin gibiler çok akıllı, bizlerde inandığımız için cahil ve bağnaz görüyosan eğer sana diyeceğim tek söz en doğrusunu allah bilir..”

    “ben sana 100 lira borç verdiğimi iddia etsem, aksini kanıtlamak sana düşmez, ben ise elimde senden aldığım bir borç senedi olmadıkça iddiamı kanıtlayamam?”

    okuyucu atladığın çok önemli bir nokta var.. allahın belgesi kuranı kerim ve yaradılış kanunudur.. senin iddia ettiğin 100 liralık borç tamamen mesnetsiz belgesiz bir iddiadır.. eğer sen bana bir belge sunarsan o belgeye inanmak, inanmamakta bana bağlıdır..

    ayrıca istediğim ayetleride hala göstermemişsin.. hani allah herşeyi bilmiyordu ya bilemediğine dair bana kurandan bir belge göster.. laf kalabalığı yaparak garip garip cümleler kurarak konuyu karıştırmak eline birşey geçirmez..

    • 1okuyucu dedi ki:

      Kadir;

      —kuranı kerimin kendini ispatlamasına gerek yoktur.. onu hak ve adil bir şekilde okuyanlar onun bir yaratıcıdan geldiğine iman ederler.. bu ispat meselesi değil inanç meselesidir.. (senden alıntı)

      —eğer sen bana bir belge sunarsan o belgeye inanmak, inanmamakta bana bağlıdır.. (senden alıntı)

      soruların kıyısında kenarında dolanacağını biliyordum 🙂

      ben öyle bir belge sunabilirsem, o belgeye inanıp inanmamanın seni bağlayıp bağlamayacağını mahkemedeki hakime sorarsın?

      kanıt görsen bile inanıp inanmamanın sana ait olduğunu söylüyorsun ama kanıt olmadığı halde inanmayı inançla açıklama mantıksızlığını yapabiliyorsun?

      demek Kuranın tanrısı peygamber ve kitap gönderdiğini herkese kanıtlasaydı, sen kanıtlara inanıp inanmamanın sana ait olduğunu kabul ettiğin için Kuranın tanrısının kanıtına inanıp inanmamanın da sana bağlı olduğunu söyleyecektin? öyle ya inançlara dayalı inanmayı kanıtlara dayalı inanmaya tercih ettiğine göre muhakkak öyle söyleyecektin,

      ne diyeyim sana hayırlı inanmalar, cennette mutlu olmanı temenni ederim.

      bu arada “tanrı bildi anladı, sizler zaaf göstermektesiniz” diye başlayan ayetleri buraya taşıma cesaretin olmayacağını bildiğim için Kurana bakmanı söylemiştim,

      ama ilada istiyorsan buraya taşıyıp tanrınızın konumunu tekrardan teyid etmiş oluruz, herhalde hatırlamak istemediğin şeyleri hatırlamak istemezsin.

      —laf kalabalığı yaparak garip garip cümleler kurarak konuyu karıştırmak eline birşey geçirmez.. (senden alıntı)

      laf kalabalığı dediğin cümleler senin duymamak için kulaklarını tıkadığın korkularındır, o yüzden sana sık sık fatihayı okumanı öneriyorum?

      • kadir dedi ki:

        okuyucu….

        laf kalabalığı ve konuyu dağıttığını ispatlayayım mı?

        hani allahın herşeyi bilemediğine dair ayet gösterecektin bana..

        benden sürekli cevaplar bekliyosun ama sana sorulan sorulara hiç cevap verdiğin yok..

      • 1okuyucu dedi ki:

        Kadir;

        —laf kalabalığı ve konuyu dağıttığını ispatlayayım mı? hani allahın herşeyi bilemediğine dair ayet gösterecektin bana.. benden sürekli cevaplar bekliyosun ama sana sorulan sorulara hiç cevap verdiğin yok..

        akıl gözün kapalı olmalı ki söylediklerimi laf kalabalığı sanmışsın? sorduğun soruları ise defalarca tartıştığımızı bildiğin halde kulağının üstüne yatıp bilmemezlikten geliyorsun, madem sorulara cevap vermediğimi iddia ediyorsun, buyur sana seninde daha önceden bildiğin cevaplarım,

        verdiğim cevapların uzunluğundan yakınmaya kalkma, ayetleden seçtiğim örnekler bir hayli yer kaplıyor, ayrıca seçtiğim ayetler bilinenlerin yanında devede kulak kalır,

        senin kaçak güreşme sebebine gelince, tabi söz konusu ayetleri senin buraya taşıman beklenemezdi, taşıman, o ayetlerde tanrının her şeyi bilmediğini kabul etmen anlamına gelirdi,

        Ey Peygamber! Müminleri savaşa teşvik et. Eğer sizden sabırlı yirmi kişi bulunursa, iki yüze (kâfire) galip gelirler. Eğer sizden yüz kişi olursa, kâfir olanlardan bin kişiye galip gelirler. Çünkü onlar anlamayan bir topluluktur. (enfal-65)

        66. Şimdi Allah, yükünüzü hafifletti; sizde zayıflık olduğunu bildi. O halde sizden sabırlı yüz kişi bulunursa, (onlardan) ikiyüz kişiye galip gelir. Ve eğer sizden bin kişi olursa, Allah’ın izniyle (onlardan) ikibin kişiye galip gelirler. Allah sabredenlerle beraberdir. (enfal-66)

        bak, senin tanrın kriter (sabır) aynı olduğu halde yarattığı varlığın istiab haddini bilemediği için önce beş misli yük yüklemiş, sonra bir misline indirmiş, beş misli nere? bir misli nere?

        insanlar bile eşeği yüklerken eşeğin ne kadar yük taşıyacağını az çok bilirler, bilemeseler bile fazladan yükledikleri son yükün eşeği olduğu yere çökertiğini gördüklerinde fazladan yükledikleri son yükü geri alırlar, fazladan yükledikleri son yük ise eşeğin üzerindeki yükün en kaba yanılmayla en fazla %’ 5 olur,

        senin tanrın ise insanların kaldıracağı yükü bırak az çok bilmeyi, hiç bilememişki adeta insanların bile yapmayacağı bir yanılma payıyla? % 80’lik bir yanılmayla % 400’lük fazladan bir yük yükleme saçmalığını yapmış, (inanırlarını neye teşvik ettiğini teşvik etme yöntemini? ayrıca konuşmaya gerek görmüyorum, o konudaki düşüncelerimi biliyorsun)

        Oruç gecesinde kadınlarınıza yaklaşmak size helâl kılındı. Onlar sizin için birer elbise, siz de onlar için birer elbisesiniz. Allah sizin kendinize kötülük ettiğinizi bildi ve tevbenizi kabul edip sizi bağışladı. Artık (ramazan gecelerinde) onlara yaklaşın ve Allah’ın sizin için takdir ettiklerini isteyin. Sabahın beyaz ipliği (aydınlığı), siyah ipliğinden (karanlığından) ayırt edilinceye kadar yeyin, için, sonra akşama kadar orucu tamamlayın. Mescitlerde ibadete çekilmiş olduğunuz zamanlarda kadınlarla birleşmeyin. Bunlar Allah’ın koyduğu sınırlardır. Sakın bu sınırlara yaklaşmayın. İşte böylece Allah âyetlerini insanlara açıklar. Umulur ki korunurlar. (bakara-187)

        senin tanrın, insanların cinsel ihtiyaçlarının kısıtlanamayacağını bilememiş, izin vermek zorunda kalmış, oruça başlama zamanının beyaz iplikle siyah ipliğin birbirinden ayrılması şartına bağlayarak (tan yeri) kutuplardan haberi olmadığı için kutuplara yakın bölgelerde bu şartın geçerli olamayacağını bilememiş,

        Ey iman edenler! Öldürülenler hakkında size kısas farz kılındı. Hüre hür, köleye köle, kadına kadın (öldürülür). Ancak her kimin cezası, kardeşi (öldürülenin velisi) tarafından bir miktar bağışlanırsa artık (taraflar) hakkaniyete uymalı ve (öldüren) ona (gereken diyeti) güzellikle ödemelidir. Bu söylenenler, Rabbinizden bir hafifletme ve rahmettir. Her kim bundan sonra haddi aşarsa muhakkak onun için elem verici bir azap vardır. (bakara-178)

        senin tanrın, toplu ödeşmelere çözüm getireyim derken, getirdiği çözümün bireysel ödeşmelere de emsal teşkil edeceğini bilememiş, üstelik hür, köle, kadın kavramlarını kullanarak, kölelik düzeninin olduğu cinsiyet ayırımcılığının yapıldığı en ilkel ataerkil toplum yapısını meşrulaştırdığını bilememiş,

        ayrıca senin tanrın İslâmiyeti seçenlerin İslâmi hukuk kurallarına tabi olacağını bilmiyor, yasalarda suçlu tanımı yapılmayacağını bilmiyor,

        Allah dileseydi hepinizi bir tek ümmet kılardı; fakat O, dilediğini saptırır, dilediğini de doğru yola iletir. Yaptıklarınızdan mutlaka sorumlu tutulacaksınız. (nahl-93)

        (Allah’ın emirlerini) onlara iyice açıklasın diye her peygamberi yalnız kendi kavminin diliyle gönderdik. Artık Allah dilediğini saptırır, dilediğini de doğru yola iletir. Çünkü O, güç ve hikmet sahibidir. (İbrahim-4)

        Allah onların kalplerini ve kulaklarını mühürlemiştir. Onların gözlerine de bir çeşit perde gerilmiştir ve onlar için (dünya ve ahirette) büyük bir azap vardır. (bakara-7)

        senin tanrın, dilediğini hidayete erdirmenin, dilediğini saptırmanın sınav mantığıyla bağdaşmayacağını bilememiş, (böyle ucube bir garabetin farkına varanlar ayeti kurtarmak için dilediğini/dileyeni şeklinde bir kesmeyle ayeti kurtarma çabasına girmişler)

        yani sınav yaptığı iddia edilen bir tanrı, sınavı kimlerin kazanacağına, kimlerin kaybedeceğine kendisinin karar veremeyeceğini bilmiyor,

        kaldıki dileyeni hidayete erdirmek, dileyeni saptırmak için izin vermiş olsa bile, sapmaya karar vermiş olanların kalplerini, kulaklarınını, gözlerini mühürlese de mühürlemese de verdikleri karardan dönmeyeceklerini bilmiyor,

        86. Nihayet güneşin battığı yere varınca, onu kara bir balçıkta batar buldu. Onun yanında (orada) bir kavme rastladı. Bunun üzerine biz: Ey Zülkarneyn! Onlara ya azap edecek veya haklarında iyilik etme yolunu seçeceksin, dedik.

        90. Nihayet güneşin doğduğu yere ulaşınca, onu öyle bir kavim üzerine doğar buldu ki, onlar için güneşe karşı bir örtü yapmamıştık.

        senin tanrın, kendi etrafında dönen bir dünya için güneşin battığı yer, güneşin doğduğu yer kavramlarının geçerli olmayacağını bilmiyor,

        Nereden yola çıkarsan çık (namazda) yüzünü Mescid-i Haram tarafına çevir. Bu emir Rabbinden sana gelen gerçektir. (Biliniz ki) Allah yaptıklarınızdan habersiz değildir. (bakara-149)

        senin tanrın, dünyanın orijinine göre Kabenin tam karşıtı olan bir bölgede Kabenin yönünün tayin edilemeyeceğini bilmiyor, ufuk çizgisinin dışında Kabeye yönelenemeyeceğini bilmiyor,

        Fitne ortadan kalkıncaya ve din tamamen Allah’ın oluncaya kadar onlarla savaşın! (İnkâra) son verirlerse şüphesiz ki Allah onların yaptıklarını çok iyi görür. (enfâl-39)

        senin tanrın fitnenin yer yüzünden kaldırılamayacağını bilmiyor, yani inanırlarından imkânsızı istediğini bilmiyor, üstelik bunu savaş şartına bağlayarak inanırlarını dünya durdukça sürecek bir savaşa zorladığını bilmiyor,

        aklıma gelenler şimdilik bu kadar, akla mantığa dayalı realiteden söz edersek,

        senin tanrın, insanlarla kontak kurmak için elçiye gerek olmadığını bilmiyor,

        senin tanrın yaratacağını iddia ettiği ölümsüz varlıkların bir bedene ihtiyaç duymayacağını bilmiyor, cennette türlü türlü nimetlerden söz edebilme gafletinde bulunuyor,

        senin tanrın peygamber gönderdiğini kanıtlayamamışken, ben tanrının elçisiyim diyenlere inanılması isteme hakkı olmadığını, inanmayanları cezalandırma hakkı olmadığını bilmiyor,

        ama sen dini inanç işinin kanıtla, akılla, mantıkla bir ilgisi olmadığını kabul ettiğin için yüce imanının gerektirdiği şekilde davranmayı hak kazandın,

        o nedenle senin amacın cenneti hak edecek eylemlerde bulunmana odaklanmanı gerektiriyor, tabi tanrınızın en temel isteği olan enfal-39’u göz ardı etmeden?

  50. rashid dedi ki:

    1okuyucu;
    hocam sözü latifesineydi.. ( :
    Ayrıca sorduğum sorudaki eylemi yapan kişi zina suçu da işlemiş olur. [!]
    100 sopa yer ve bu haltı gider bida yapar orası ayrı ( :
    ——————————————————————-

    Kadir;
    Ben bir soru sordum sen demogoji yaptın; ( : (kuranda ahlaklı olun diyor dedin bu cevap değil [!])
    Ayrıca bu soruyu ben kurguladım [!]

    ——————————————————————-

    Bilal;
    Tanrını merhametli gösterme çabasın dasın [!]

    Yanılıyorsun iman etmeyen kişi cennete giremez [!]
    Bununla ilgili tonla ayet var biliyorsun… ( :

    TEBLİĞ ALMAYANLARIN DURUMU ! (diye bir konu kuranda din günü için yoktur [!])
    ” Biz,mesajımızın tebliğ ve duyurusunu (hakkıyla) yapan bir elçi (bir mübelliğ) göndermedikçe hiç bir halka azap verecek değiliz…’’

    Burada toplum hayatta iken kast ediliyor azapta onlara yaşarken gelir. (din günü kast edilmiyor.)
    Bu ayette bunu anlatır ki, Kuranda çoğu toplum helaka uğramıştır.
    Tanrı bir topluma uyarıcı gönderdiğinde,
    adamlar ya uyarıcıya inanmadılar, ya deve kestiler, yada ondan sıkılıp öldürmeye kalktılarda helak oldular… vs..vs..

    — OHH ne güzeLLL —

    Dediğin mantığa göre araplar ve israil oğulları Moku yediler çünkü dinle tanıştılar ( :
    Elin hindusu, budisti, avrupalısı yaşadı ( :
    Çünkü nebiyler orta doğunun dışına pek uğramazlardı ( :

    Hemde islam kötü lanse edilirseymiş oho hamuduyla götür ozamn ne kaldı..
    Cehennemde müslümanlardan başkası olmayacak ozaman desene ( :

    • bilal dedi ki:

      Sn.rashıd,

      Bilal;
      Tanrını merhametli gösterme çabasın dasın [!]
      Yanılıyorsun iman etmeyen kişi cennete giremez [!]
      Bununla ilgili tonla ayet var biliyorsun…! ‘’ sizden alıntı’’

      1-Bu ayetler de yine tebliğ alıp iman etmeyenler hakkındadır,tebliğ almayanlar hakkında değil.!!!

      Ayrıca,‘’Tanrının merhametli gösterme çabamıza hiç bir ihtiyacı yoktur,burada bizim gayemiz,sadece bildiğimiz kur’an’ın doğru mesajını anlatmaya çalışmaktır.Zira Kur’an’a inandığımız için araştırma sonunda ondan anladığımız doğruları söylemek durumdayız. Ama,onun söylemediğinin tersini bilerek söylemekle de kişinin büyük bir vebal altına gireceğini ve inancının da zedeleneceğinin gayet bilincindeyiz..Kur’an’a inananlar olarak senin veya başkasının hoşuna gitsin diye hiç birimizin kendini böyle bir vebal altında bırakma çabası olamaz ! Çünkü bizim gayemiz sadece bizi ve evreni yaratan yüce Rabbimizin hoşnutluğunu kazanmaktır,sizin ve bizim gibi ölümlü ve aciz bir kulun hoşnutluğunu değil.!!!

      2- Ayrıca,‘’ ve ma künna muazzibine… ‘’ Biz,tebliğimizi almayanlara hiç bir zaman azap verecek değiliz..’’ şeklindeki ayeti hangi mantıkla yanlız dünyevi azaba has kılıyorsunuz?

      Bakınız arapçada ‘’ mü’azzibin ‘’ ismi fail olup,ilel ebed sürekliliği ifade ediyor.Yani dünya hayatından başlayarak,ahiret hayatı dahil,ila nihaye onlara azap verilmeyecektir.’’ Çünkü,‘’mü’azzip,‘’mazi,muzari gibi fiil kipleri değil,ila nihaye süreklilik arz eden ‘’ ismi fail ‘’ kipidir.Bu nedenle hem dünyevi cezayı, hem de uhrevi azabı kapsamaktadır.! Yani kul hakkı hariç onlara‘’din,inanç ve ibadet ‘’ hususunda ne dünyevi bir ceza,ne de uhrevi bir azap öngörülmektedir.!!!

      Saygılarımla.

      • 1okuyucu dedi ki:

        Bilâl;

        —Biz,tebliğimizi almayanlara hiç bir zaman azap verecek değiliz..’’ şeklindeki ayeti hangi mantıkla yanlız dünyevi azaba has kılıyorsunuz? (senden alıntı)

        tebliğ edenin tanrının tebligatçısı olduğunun kanıtı var mıdır ki? tebliği alanların veya almayanların durumundan söz edilebilsin?

        tebligatçı gönderdiğini kanıtlayamamış bir tanrının, ben tanrının tebligatçısıyım diyenlere inanmayanları cezalandırma hakkı olamaz,

        sizin tanrınız önce tebligatçı gönderdiğini kanıtlasın, ondan sonra ben tanrının tebligatçısıyım diyenlere inanmayanları cezalandırsın?

        siz yüce imanınız! gereği inanmaya devam edin ama tebligatçı gönderdiğini kanıtlayamayan bir tanrının da ben tanrının tebligatçısıyım diyenlere inanmayanları cezalandırma hakkı olamayacağını bilin,

        kanıtlayamadığı tebligatçıya inanmayanları cezalandırma hakkı olacağını iddia ederseniz, haksız yere insanları cezalandıran firavun benzeri zalim bir tanrıdan söz etmiş olursunuz? kusura bakmayın ama siz Kuran vasıtasıyla geri zekâlı bir tanrının varlığına inandırılmışsınız?

  51. kadir dedi ki:

    okuyucu….

    “Ey Peygamber! Müminleri savaşa teşvik et. Eğer sizden sabırlı yirmi kişi bulunursa, iki yüze (kâfire) galip gelirler. Eğer sizden yüz kişi olursa, kâfir olanlardan bin kişiye galip gelirler. Çünkü onlar anlamayan bir topluluktur. (enfal-65)

    66. Şimdi Allah, yükünüzü hafifletti; sizde zayıflık olduğunu bildi. O halde sizden sabırlı yüz kişi bulunursa, (onlardan) ikiyüz kişiye galip gelir. Ve eğer sizden bin kişi olursa, Allah’ın izniyle (onlardan) ikibin kişiye galip gelirler. Allah sabredenlerle beraberdir. (enfal-66)”

    sana sadece ayet yaz dedim yine gereksiz şekilde uzun uzun yazmışsın.. konuyu karman çorman hale getirmekte üstünüze yok… kuranda yahudilerin ağızlarını bükerek kelimeleri değiştirmeleri gibi ağız büküyosunuz.. neyse…

    okuyucu bu ayetler haber cümleleridir… 65. ayette sabırlı insanların allah katındaki dirayeti ve allah için sabırlı olanların kendilerinden 10 kat daha fazla düşmanı yeneceğini haber veriyor..

    enfal 66. ayette ise allah herşeyi bildiği için 66. ayette geçen sabrın müminler de yeterli kadar olmadığını haber veriyor.. yani demek istiyor ki sabır ne kadar azalırsa allahın yardımıda o kadar azalır.. 65. ayette sabırlı olmanın müminlere ne kadar fayda sağlayacağını, sabırın eksilmesi durumunda ne kadar faydanın eksileceğini haber veriyor. yani son derece yanılıyosunuz… ki allah ilimdir… bilgisi ezeli ve ebedidir.. kuranda onlarca ayette bu ifade geçer.. allah sinelerin içindekini bilir… insana şah damarından daha yakındır.. herşeyden haberdardır… onun ilminden hiçkimse birşey kavrayamaz.. gaybın bilgisi ondadır.. enfal 66. ayette bu özelliğini kullanarak müminlerin kalplerindeki zaafı müminlere haber veriyor.. ve sonucunu açıklıyor..

    • rammsteinn dedi ki:

      kadir
      haline üzülüyorum. kendi dediğine kendini ve sadece senin gibi düşünmek isteyen, cehennem korkusundan inanmak zorunda hissedenler inanıyor.
      “süleyman peygambere allah zenginlik bahşetti” diyorsun. babası davut gibi süleymanında kral olduğunu okuyunca
      “sanırım astral seyahat yapıyosunuz.. süleyman devrine gidip geliyosunuz..”
      diyorsun. ben senin yerinde olsam teşekkür ederdim. bilgilendirme için.

      boşa dememişler; cahile laf anlatmak deveyi hendekten atlatmaktan zordur diye

      el-muntakime selam olsun

    • 1okuyucu dedi ki:

      Kadir;

      —sana sadece ayet yaz dedim yine gereksiz şekilde uzun uzun yazmışsın.. konuyu karman çorman hale getirmekte üstünüze yok… kuranda yahudilerin ağızlarını bükerek kelimeleri değiştirmeleri gibi ağız büküyosunuz.. neyse… (senden alıntı)

      sana sadece ayetleri yazsaydım, sadece ayetleri yazmış olacaktım, o zaman ayet yazmaya ne gerek vardı, ayet sure numaraları verirdim, seninde bu ayetleri Kurandan veya google’dan bakıp okuman yeterli olurdu, ben tanrınızın her şeyi bilmediğini iddia ediyorsam haliyle ayetlerle ilgili düşüncelerimi açıklamak zorundayım, bunları açıklamam niye gereksiz oluyor?

      benim düşüncelerimi açıklamam konuyu karman çorman hale getirmez, aksine konuya açıklık kazandırır ama sen konuyla ilgili cevap vereceğine gereksiz yakıştırmalarla suçlama kolaycılığına kaçıyorsun, aslında suçlama yapmıyorsun, kendini anlatıyorsun, yani bir nevi yansıtma yapıyorsun,

      şu İslâm tarihini bir incele, bak bakalım ayetleri her devirde farklı farklı yorumlayıp anlamını eğip bükenler kimlermiş, şimdide bu işi siz yapıyorsunuz, yani İslâm aleminde kökleşmiş İsrailiyat kafasının tipik birer örneğisiniz.

      bu arada, sanki okumayı yeni öğrendiği için okumakta zorluk çeken (kesik kesik heceleyerek okuyan) ilk okul öğrencileri gibi uzun metinleri okumaktan sıkıldığını söylüyorsun, aksine senin inandığın kitapla ilgili bir şeyler söyleniyorsa bırak sıkılıp okumaktan vazgeçmeyi, her kelimesini didik didik etmelisin, didik didik etmelisin ki nasıl bir vereceğini bilebilesin,

      —enfal 66. ayette ise allah herşeyi bildiği için 66. ayette geçen sabrın müminler de yeterli kadar olmadığını haber veriyor (senden alıntı)

      eğer sizin tanrınız sabırlı bir müminin kaç kafire bedel olduğunu bilebilseydi, önce uçuk bir rakam vermeyip doğrudan sabırlı bir mümin şu kadar kâfire bedeldir derdi, bire on gibi uçuk bir kıyaslamayla gaz vermeye kalkmazdı,

      ayrıca sabırlı bir mümin hangi konuda iki kâfire bedelmiş? savaş konusunda??? keşke sizin tanrınız ahlâk konusunda sabırlı bir müminin iki kâfire bedel olduğunu söyleyebilseydi, oysa tanrınızın kıyaslama yaptığı şey, insanlık için kan ve gözyaşından başka bir şey getirmeyen iğrenç bir garabet?

      —65. ayette sabırlı olmanın müminlere ne kadar fayda sağlayacağını, (senden alıntı)

      tabi canım, sizin tanrınız savaşın plânla, taktikle, teçhizatla kazanılacağını bilemediği için, hiçbir savaş deneyimi olmayan sabırlı bir müminin bile on kâfire bedel olacağını sanma yanılgısına düşmüş,

      herhalde bu ayet indiğinde tanrınızın inanırları, savaş şartı olan 20 sayısına ulaşmamak için bir araya geldiklerinde 20 kişi olmamaya çalışmışlardır?

      eskaza 20 kişi olduklarında da karşılaştıkları kâfir sayısının 200 kişiden fazla olmasına dikkat etmişlerdir, herhalde savaşmadan önce kâfirlere kaç kişi olduklarını sormuşlardır? alacakları cevabın 200 kişiden fazla olması için tanrılarına dua etmişlerdir, kafirlerden 200 kişinin altında olduklarına dair bir cevap aldıklarında da? gerisini ben söylemeyeyim sen söyle,

      bitmedi devam edecek.

    • 1okuyucu dedi ki:

      Kadir;

      —-onun ilminden hiçkimse birşey kavrayamaz.. gaybın bilgisi ondadır (senden alıntı)

      tabi canım, Kuranın tanrısının ilminden hiç kimse bir şey kavrayamaz, çünki Kuranın tanrısı, doğa yasalarına uymayan, akıl ve mantık kurallarıyla bağdaşmayan şeyleri yapabilme becersine sahip? engin gücünü kullanarak bizim akıl ve mantıkla açıklayamadığımız şeyleri, ben yaptım oldu diyebilme lüksüne sahip? keşke bilemediklerini akıl ve mantık sahibi insanlara sorsaydı da abuk sabuk söylemlerle kendini madara etmeseydi,

      emir ve yasaklarını bildirmek için peygamberler gönderdiği iddia edilen Kuranın tanrısı, bunu tek bir kitapla ve tek bir aracıyla yapması gerektiğini, gönderdiği kitapta peygamberler ve mucizelerden bahsetmek yerine sadece emir ve yasaklarını bildirmesi gerektiğini bilememiş,

      mahkemede bile hakimler iddia sahibinden kanıt isterken, Kuranın tanrısı gönderdiği peygamberlerin ilk inanırlarına, peygamber gönderdiğini kanıtlama gereği duymamış, çünki Kuranın tanrısı sonsuz yaşamın, cennet nimetlerinin vaadedildiği bir kitaba yüce iman sahibi kişilerin sorgusuz sualsiz kanıtsız inanacaklarını bilirmiş?

      ama gelgelelim yinede kanıt isteyenler çıkabilir olasılığına karşılık, kanıt isteyenlerede, tanrıdan geldiği kanıtlanamamış bir kitap vasıtasıyla??? o devirdeki toplumların, başlarına gelen sıra dışı doğa olaylarının (doğal afetler) sebeplerini bilemedikleri için tanrının cezalandırması sanmalarını, Kuranın tanrısı da öyle sandığı için gönderdiği peygamberlere inanmayanları nasıl top yekün imha ettiğini peygamber kıssalarıyla örnek vererek kanıtlarken??? bu dünyada imha etmediklerini öteki dünyada kazıkçı voyvodayı gölgede bırakacak fiziksel işkencelerle nasıl cezalandıracağını, malıyla kibirlenenlerin bağlarını bahçelerini nasıl yok ettiğini, tatilde çalışma yasağına uymayanları nasıl cezalandırdığından bahsederek, cezalandırmasının ne kadar şiddetli olduğunu kanıtlamış?

      gönderdiği mucizeleri anlatırken, Yahudilerle birlikte denizin yarılmasına şahit olan firavun ve askerlerinin, gördükleri manzara karşısında şaşkınlıktan gözlerinin fal taşı gibi açılıp imana gelmeleri beklenirken, hiçbir şey olmamış gibi istiflerini bozmadan Yahudilerinden peşinden gitmeye devam etmeleri, Mısırda bulundukları sırada gördükleri tanık oldukları mucizeler dahil, denizin yarılmasına, gökten yiyecek gönderilmesine şahit olmuş Yahudilerin, Musa 10 emri almak üzere 40 günlüğüne aralarından ayrıldığında, Musa gider gitmez putlara tapmaları karşısında mucizelerin bir işe yaramadığını teyid etmiş olmasına rağmen, gereksiz yere mucizelerden söz etmesinin gaf olduğunu anlayamamış,

      tabi biz her şeyi akla ve mantık kurallarına göre değerlendirdiğimiz için yüce tanrınızın akılla mantık kurallarıyla bağdaşmayan ilmini anlayamıyoruz,

      kanıtsız inanmayı, akılla mantık kurallarıyla bağdaştıramadığımız için sizin dini inancının temelini oluşturan yüce imanınızın kerametini anlayamıyoruz,

      herhalde anlayamadığımız için inanmıyoruz,

  52. kadir dedi ki:

    ramsteinn

    sanırım astral seyahat yapıyosunuz.. süleyman devrine gidip geliyosunuz.. gerçekten bunu yapıyomusunuz? kaldıki 100 yıl önceki olaylar bie çarpıtılıp başka türlü bizlere anlatılıyo, siz 1000 lerce yıl öncesini kesin bir yaşanmış olay gibi anlatman. senin son derece samimiyetsiz olduğunu gösteriyor.. bide teşekkür bekliyosun… tabi siz kendinizi çok akıllı zannediyosunuz.. allaha ve kurana iman eden kara cahil, siz çok akıllısınız.. sizin bu düşünceniz aynı hitlerin alman ırkını kusursuz, diğer ırkları kusurlu görüp onları katletmesine benziyor..

    • rammsteinn dedi ki:

      kadir;
      insanın cehaleti bilmemesi değil, öğrenmek istememesidir. süleyman ve davutun kral olduğunu bilmemen normal. çünkü dini kesim bu iki kişinin kral olduğunundan bahsetmek istemiyor. nedeni açık. benim sana cehalet vurgusu yapmam; senin gerçek olan bilgiyi kabul etmemen.
      sen kuranın allahtan geldiğine inanıyorsun. peki sende mi astral seyahat ediyorsunda bu kadar eminsin. ben bu iki kişinin kral olduğuna eminim çünkü bu kanıtlanmış. eğer varsa aksi görüşün kanıtını dökersin. doğruysa wiki dahil heryerde doğru neyse o yazılır.

      peki elinde nasıl bir kanıtın var? süleyman ve davutun kral olmadığını ispatlayabilecek?
      eğer kanıtın varsa senden özür dilerim yanlış bildiğim,hatalı yorum yaptığım için.
      kanıtın yoksa bırak elinde kanıtları olanlar konuşsun.

      • kadir dedi ki:

        ramsteinn

        ben allaha iman eden biri olarak.. kanıtım kuranı kerimdir.. kuranı kerimde ne yazarsa ben ona inanırım. ondan ne bir fazla nede bir eksiltirim.. kuran dışındaki geçmişe dair olan her bilgi benim için şüpheli bilgidir.. hiçbirşeyi her bilgiyi insanlar kendi çıkarları doğrultusunda kullabiliyor.. yaşanmış gerçek bir olay tarih sahnesinde sanki başka türlü yaşanmış gibi anlatılabiliyor.. benim dinim ve imanım gereği kesin bilgimin olmadığı hiçbirşey hakkında kesin hüküm vermemektir.. allah bizlere bir nur gibi inen kurana sarılmamızı hakkın geldiğini, hakka inananlara batılın (yalan yanlış bilginin) gideceğini bildirmiştir.

        “sen kuranın allahtan geldiğine inanıyorsun. peki sende mi astral seyahat ediyorsunda bu kadar eminsin.” demişsin..

        evet ben astral seyehat yaptım.. bu yüzden eminim… tüm benliğimle allaha ve kurana iman ediyorum… sanada tavsiye ederim kuranı kerimin içinde astral seyehat yapmanı..
        müthiş uyumu ve hidayeti anlaman için kuran ayetleri arasında gezmen ve ayetleri bir örgü gibi birbirine örmen gerek.. işte benim astral seyehatim budur..

        demem o ki kuranı kerim bir tohumdan çıkan ağaç gibi, bir spermden oluşan bebek gibi, güneş gibi ay gibi.. allahın delillerinden biridir..

        göklerde ve yerde nice deliller vardır.. işte ben o delilleri görüyorum.. ve kuranı kerim ile huzur buluyorum… umarım sende inançsızlığınla huzur buluyosundur.. buluyosan eğer bu sitelerde gezip kurana saldırman çok manidardır..

  53. kadir dedi ki:

    okuyucu….

    “Bilâl;

    —kölenin karşılığı da ‘‘’ عبد ‘’ Abd ‘‘ tır. (senden alıntı)
    yukarıdaki ifadenden dolayı Yasirin hışmına uğrayabilirsin, demedi deme :)” senden alıntı..

    “abd” kul demektir.. “abd”ullah allahın kulu demektir.. daha geniş anlamda kullanırsak allaha kul olan aklını ve yolunu allahın hizmetine sokan demektir.. yani allaha karşı gelmeksizin.. allaha itaat etmek ibadet etmek demektir… bilal kardeşimin de dediği gibi aynı zamanda “abd” köle anlamına geliyor.. neden? çünkü eskiden köleler sahiplerine karşı gelmeksizin onların her dediğini yapıyor, sahiplerine karşı gelmeksizin itaat ediyorlardı.. işte allaha değil, sahiplerine kul (abd) olmuşlardır..
    ve böyle insanlara köle denir.. allah insanlara ve cinlere sadece kendisine ibadet (abd) edilmesini emretmiştir.. bu tür insanlarda allaha değilde sahiplerine ibadet etmişlerdir.. yani onların emirlerini yerine getirmişlerdir.. kısaca yasir ve bilal beyin düşüncelerinde bir çelişki söz konusu değildir… senin anlayacağın bir tarzda yazacak olursam; allaha abd olanlar kul, insana abd olanlarda köledir..

    • 1okuyucu dedi ki:

      Kadir;

      —çünkü eskiden köleler sahiplerine karşı gelmeksizin onların her dediğini yapıyor, sahiplerine karşı gelmeksizin itaat ediyorlardı.. işte allaha değil, sahiplerine kul (abd) olmuşlardır.. (senden alıntı)

      Yanlışlıkla olması dışında bir müminin bir mümini öldürmeye hakkı olamaz. Yanlışlıkla bir mümini öldüren kimsenin, mümin bir köle azat etmesi ve ölenin ailesine teslim edilecek bir diyet vermesi gereklidir. Meğer ki ölünün ailesi o diyeti bağışlamış ola. (Bu takdirde diyet vermez). Eğer öldürülen mümin olduğu halde, size düşman olan bir toplumdan ise mümin bir köle azat etmek lâzımdır. Eğer kendileriyle aranızda antlaşma bulunan bir toplumdan ise ailesine teslim edilecek bir diyet ve bir mümin köleyi azat etmek gerekir. Bunları bulamayan kimsenin, Allah tarafından tevbesinin kabulü için iki ay peşpeşe oruç tutması lâzımdır. Allah her şeyi bilendir, hikmet sahibidir. (nisa-92)

      kölelik düzeninin olduğu bir devirde, zorla köle yapılmış insanların, ayağındaki donu bile kendisine ait olmayan insanların, kendilerini savunacak hiçbir şeyleri olmadığı için mecburen gönülsüz hizmet etmek zorunda kaldıkları efendilerine karşı gelmeleri düşünülebilir mi?

      mecbur kaldığı için sahibine itaat etmekte olan bir insanı hangi vicdanla putperest olarak sunmaya kalkarsın, kaldı ki köle olduğu halde Kuranın tanrısına inananlar vardı,

      bana inanmıyorsan yukarıdaki ayete bak,

      ayrıca, abd kelimesinin tanrıyla insan söz konusu olduğunda kul, insanla insan söz konusu olduğunda köle anlamına geldiğini bende biliyorum,

      Yasir ise bakara 178’deki abd kelimesinin köleyi değil, ücretle çalışan işçi olduğunu kastettiğini iddia ediyor, ücretle işçi çalıştırılacak bir düzen varsa kölelik müessesesi ne işe yarıyor ayrıca cevaplanması gereken bir konu? eğer onun dediğine de doğrudur diyorsan, benzetmek gibi olmasın ama din dayanışması adı altında hırsızları savunanlardan bir farkınız kalmaz, bu durumda sizin bu sorununuzu Nasreddin Hoca bile çözemez,

      bana ise sadece el insaf demek düşer.

      • kadir dedi ki:

        okuyucu…

        beled suresi….

        yemin olsun bu beldeye
        ki sen bu belde de oturmaktasın..
        biz insanı gerçekten sıkıntılı yarattık..
        insan, kendisine karşı kimsenin gücü yetmez mi sanıyor..
        be yığın yığın mal tükettim diyor..
        kendisini kimsenin görmediğini mi sanıyor..
        biz kendisine bir dil, iki dudak, iki göz vermedik mi?
        ona iki yol gösterdik..
        fakat o zorlu yokuşa yönelmedi..
        zorlu yokuş nedir bilir misin?
        boyun bağını çözmektir..
        veya kıtlık gününde aç olanı doyurmaktır..
        yakınlığı olan bir yetime
        veya hiçbirşeyi olmayan bir yoksulu..
        Sonra da iman edip de sabrı tavsiye eden ve merhamet tavsiye edenlerden olmaktır.

        okuyucu bu ayetleri dikkatli bir şekilde okurmusun.. sen okuya dur ben sana bu konu ile ilgili müddessirden örnek yazayım..

        Tek olarak yarattığım o kimseyi bana bırak.
        hem göz önünde oğullar verdim..
        ona büyük imkanlar sağladım..
        Sonra da şiddetle arzu eder ki daha da artırayım.
        Hayır, çünkü o bizim âyetlerimize karşı bir inatçı kesildi.
        Ben onu dimdik bir yokuşa sardıracağım.
        Çünkü o bir düşündü, ölçtü, biçti. (müdessir suresi 11-18)

        bu ayetler dikkatli okuduğunda insanın önce bir tekasür (çoğalma, zengin olma) yarışı içine girdiğini, çileli bir hayattan kurtulmak için rahat bir yaşamın anahtarı olan zenginlik ihtişamı istediğini ve bunun için her yolu denediği malumdur. fakat o övündüğü malını mülkünü “hayırlara yani allah yolunda harca” dendiğinde müdessir suresinde de dediği gibi hemen hesap kitap yapamaya, ölçüp biçmeye kalkar.. işte sarp yokuş budur.. insanın nefsidir.. gösteriş için kolaylıkla harcanabilen bir mal, yoksula verilmeye gelince hesap kitap haline dönüşür.. oysa takvanın anahtarı sarp yokuşu geçmektir.. bu bağlamda…

        “Fekkü rekabetin.” ne demektir…. yani sarp yokuşu aşmanın yollarından biri olan “boyun bağını çözmek” ne demektir… ve buna eşdeğer olan yani sarp yokuşu aşmanın diğer yollarından olan yetimi doyurmak, kıtlık günüde aç olanı doyurmak, yoksula yardım etmek.. ve bunların genel anlamı olan infak etmek…

        boyun bağını çözmek ( Fekkü rekabetin.) ifadesini müvessirler “köle azat etmek” olarak çevirsede bu ayette bu ifade genel olarak kullanılmıştır.. yani deniliyoki “ey insan nefsini yenip sarp yokuşu geçmek istiyosan; yetimi doyuracaksın. kıtlık zamanında aç olanlara yemek vereceksin.. yoksula yardım edeceksin. ve hayat şartlarından dolayı başkalarının boyunduruğu altında olanlara, muhtaçlara, başkalarına mecbur kalanlara yardım edip, bu mecburiyetlerini ortadan kaldırın.. bununla ilgili bir örnek verirsek eğer.. başkasına borcu olan ve borcunu ödeyemeyen bir insanı bu borçtan kurtarın. veya buna benzer başka şeyler yapın.. boynu bağlı olan bir insanı kurtarın..

        bu bağlamda “abd” ve “rakabe” ifadelerinin manaları faklıdır.. nisa 92. ayette de “rakabe” ifadesi vardır.. yani bir boynu çözün.. deniliyor.. kuranı kerim köleliği yasakladığı gibi, bir müslümanında kendine köle edinmesi dine ve fıtrata aykırıdır.. bu bağlamda bir müsman kendine köle edindikten sonra allahın emri ile köle azat etmesi asla düşünülemez.. ama maalesef yapılan meallerde bunu görüyoruz.. aslında bana göre kuranda “köle” ifadesine karşılık gelen en güzel ifade “memluk” ifadesidir.. “memluk” başkasına mal-mülk olan demektir.. mısırda kurulan ve yavuz sultan selimin mercidabık-ridaniye savaşlarında yendiği ve tarih sahnesinden sildiği “MEMALİ Kİ TÜRKİYE” yani MEMLUKLULAR köle türkler anlamına geliyor..

        saygılarımla…

      • 1okuyucu dedi ki:

        Kadir;

        —zorlu yokuş nedir bilir misin?
        boyun bağını çözmektir..
        veya kıtlık gününde aç olanı doyurmaktır..
        yakınlığı olan bir yetime
        veya hiçbirşeyi olmayan bir yoksulu..
        Sonra da iman edip de sabrı tavsiye eden ve merhamet tavsiye edenlerden olmaktır. (senden alıntı)

        —sen okuya dur ben sana bu konu ile ilgili müddessirden örnek yazayım.. (senden alıntı)

        okudum, ali İmran-27 ile kendilerine sarp yokuşu aşma şansı en yüksek seviyeden verilipte, bu şansı kullananlardan, yani boyun bağını çözenlerin, yani kişileri esaretten kurtarıp özgürlüklerine kavuşturanların, (haliyle köleleri kastediyor) yoksulu yetimi doyuranların, öğüt verenlerin sarp yokuşu aşanlar olduğunu söylüyor,

        sarp yokuşu en üst seviyeden aşma şansı verilmeyipte, sarp yokuşu en alt seviyeden aşma şansı verilenler (köleler yoksullar), öğüt vermekle teselli bulsunlar diyor,

        zenginlerle, köle ve yoksulların, sarp yokuşu aşma konusunda aralarında seviye farkı olduğunu, Kuranın tanrısının nahl -75’te hiçbir şeyi olmayanlarla (köleler yoksullar) gizli ve açıktan dağıtanların (zenginler) bir (eşit) olmayacağını söylemesinden anlıyoruz,

        müddessir suresindeki ayetlerde (11-23) Kuranın tanrısı o çok kızdığı tek kişi her kimse, ona sarp yokuşu en yüksek seviyeden aşma konusunda verdiği şansı kullanmadığı için ona her türlü zorluğu çıkarmaya karar vermiş, yani o suredeki sarp yokuş, zorluk çıkarmak anlamına geliyor,

        —“Fekkü rekabetin.” ne demektir…. yani sarp yokuşu aşmanın yollarından biri olan “boyun bağını çözmek” ne demektir (senden alıntı)

        boyun bağını çözmek, kişiyi esaretten kurtarıp özgürlüğüne kavuşturmak olduğuna göre “fekkü rekabetin” ifadesi köle azad etmek anlamına geliyor,

        her Ülkenin dil yapısında bir kelime bir çok anlama gelebildiği gibi, birbirinden farklı bir çok kelime aynı anlamda gelebilir, demekki Araplarda köle kelimesi farklı kelimelerle ifade edilebiliyor,

        —“ey insan nefsini yenip sarp yokuşu geçmek istiyosan; yetimi doyuracaksın. kıtlık zamanında aç olanlara yemek vereceksin.. yoksula yardım edeceksin (senden alıntı)

        yetimi, yoksulu doyuranlar zaten kendi boyun bağını çözmüştür??? o nedenle ayette kişilerin kendi boyun bağından söz edilmesine gerek yoktur? orada kastedilen boyunbağını çözmek ifadesi köle azad etmektir,

        —bu bağlamda “abd” ve “rakabe” ifadelerinin manaları faklıdır.. nisa 92. ayette de “rakabe” ifadesi vardır.. yani bir boynu çözün.. deniliyor (senden alıntı)

        bir boynu çözmek köle azad etmek olduğuna göre demekki rekabe kelimesi köle azad etmek anlamında kullanılmış,

        zaten ayettede kazayla adam öldürmede, verilecek diyetler arasında köle azad etmekte sayılıyor, mümin mümini öldürdüğünde, Kuranın tanrısı bir mümin köle azad etmeyi ve diyet ödemeyi şart koşuyor, karşı taraf diyet istemezse sadece mümin köle azad etmesi gerekiyor, kazayla öldürülen kişi Müslüman değilse, mümin köle azad etmeyi ve diyet ödemeyi şart koşuyor, hiçbir şeyi olmayanlarada (köleler ve yoksullar) iki ay oruç tutmayı öğütlüyor, herhalde karşı tarafta iki ay süresince garibanın başına adam dikip oruç tutup tutmadığını kontrol ediyordur?

        köle azad etmek için illada köle sahibi olmak gerekmiyor, köle azad etmek zorunda olan kişinin, kölesi yoksa köle pazarlarından bir köle satın alarak azad edebilir, yani kölesi omayan birinin köle azad etmesine engel olacak bir durum yok?

        mümin köle şartı ise, köleleri Müslüman olmaya yönlendirmek için getirilmiş bir şart, köle tüccarlarının elinde bulunan köleler, ancak Müslümanlığı kabul ettikleri taktirde azad edilmelerinin mümkün olacağını gördüklerinde, kurtuluş yolu olarak Müslüman olmayı seçeceklerdir?

        —kuranı kerim köleliği yasakladığı gibi, bir müslümanında kendine köle edinmesi dine ve fıtrata aykırıdır.. bu bağlamda bir müsman kendine köle edindikten sonra allahın emri ile köle azat etmesi asla düşünülemez. (senden alıntı)

        aksine Kuranı kerim Muhammed-4 ile köle ticaretini serbest bırakmıştır,

        Kuranın tanrısı, Muhammed-4’te esirlerin bırakılmasını esir sahiplerinin inisiyatifine bırakmış, karşılıksız veya fidye karşılığı salıverilmesini istemiş, karşılıksız salıverilenler herhalde hiçbir işe yaramayan defolu mallar olmalı (çifte koşulamayacak kadar yaşlı ve zayıf olanlar olmalı)

        elindeki esiri fidye karşılığı serbest bırakmak isteyende, fidye veren çıkmadıkça elindeki esiri serbest bırakmaz, zaten elindeki esiri fidye karşılığı serbest bırakmak isteyenler, alıkoydukları esirlerin talibi çıkacağını bilirler???

        eğer Kuranın tanrısı fidye karşılığı serbest bırakmaya ruhsat vermeseydi???

        savaş mantığı gereği hiç kimse, öldürmek amacıyla saldırdığı hasmını, karşılıksız serbest bırakmak amacıyla esir almayı düşünmezdi, gardını düşürdüğünde aman dilemesine bile fırsat vermeden öldürmeye kalkardı, öyle ya, öldürmek amacıyla saldırdığı hasmının, hiçbir maddi karşılık beklemeden yaşamasına niye izin versin?

        o nedenle Kuranın tanrısı, köle ticaretine izin vermek zorundaydı, vermeseydi hiç kimse hasmını esir almayı düşünmez, öldürmeye çalışırdı, sanırım Kuranın tanrısının köle ticaretine niye izin vermek zorunda olduğunu anlamışsındır,

        Müslümanların savaş esirlerini köle olarak alıkoymaları istenmemiş olsada, bu durum Müslümanların köle pazarlarından köle edinmesine engel değil, nede olsa köle pazarları savaş ortamı değil, bilirsin demokrasilerde çareler tükenmez?

        —aslında bana göre kuranda “köle” ifadesine karşılık gelen en güzel ifade “memluk” ifadesidir.. “memluk” başkasına mal-mülk olan demektir. (senden alıntı)

        Yasir sizi bir yakalarsa, kırk katır mı? kırk satır mı? seçenekleri arasında tercih yapmanız gerekecek? o köle anlamı çağrıştıran kelimeleri yok saymaya çalışıyor, siz ise köle anlamı çağrıştıracak kelimeler üretiyorsunuz?

        temenni ederim, sarp yokuşa en yüksek seviyeden kavuşma şansına sahip olursun, sahip olamazsan, öğüt vermekle teselli bulursun,

        bu arada uzun mesaj yazma konusunda pabucumuzu dama atmışsın?

    • insomnia dedi ki:

      Sayın kadir bütün samimiyetimle senden yardım istiyorum. Agnostizm batağında boğulmak üzereyim. Bana;kuran ayetleri arasında gezip ayetleri örgü gibi örerek kuranin allah kelami olduğuna emin olmanın sırrını öğretir misin? Dini inancın gereği büyük sevap alırsın hemde beni kurtardığın için sana minnettar olurum…

      • bilal dedi ki:

        Sn. insomnia,
        AŞAĞIDAKİ BAZI AYETLER BİLE KUR’AN’IN HZ.MUHAMMED’DE AİT OLMADIĞININ BİR GÖSTERGESİDİR !!!
        a) ANKEBUT-22:وما انتم بمعجزين في الارض ولا في السماء ‘’Siz,ne yeryüzünde,ne gök yüzünde (uzayda) Allah’ı aciz bırakamazsınız. Yani yer gezegeninde de,gök yüzünde de onun hakimiyetinin dışına kaçarak kurtulamazsınız.1400 nsene önce bu ayet,neye işaret ediyor.? İnsanlar yeryüzünde Allah’ın hakimiyetinden kaçamayacağı gibi,gözyüzüne/
        gezegenlere çıktığında da yine Allah’ın haikimiyetinden kaçıp kurtulamaz,deniliyor… Bununla kur’an,taa 1400 sene önce insanın uzaya gidebileceğine,ama dünya gezegeninde olduğu gibi orada da yine Allah’ın hakimiyetinin dışına çıkamayacağına vurgu yapmaktadır.!
        b) YUSUF-105:وكايي من اية في السموات والارض يمرون عليها وهم عنها معرضون ‘’ Göklerde (uzayda) ve yeryüzünde nice onun (Allah’ın) belgeleri vardır k İNSANLAR ÜZERİNDEN GEÇİP GİDECEKLERİ HALDE onlardan yüzlerini çevirdiklerinden farkına varmazlar.
        Bununla da yine 1400 sene önce kur’an,UZAY ÇAĞINA VE İNSANLARIN UZAYA GİDEBİLECEĞİNE İŞARET yapmaktadır..

        c) İNŞİKAK-19:والقمر اذا ا تسق لتركبن طبقا عن طبق ‘’ Dolunay halini alan ay hakkı için; Siz bir katmandan diğer katmana bineceksiniz..’’ Yani ( uzayın farklı mekanlarına çıkacaksınız ) Arpçada göğün katmanlarına ‘’طبق- طباق ‘’ denir… 1400 sene önce bu ayet,dolanay dan söz ettikten sonra uzayın farklı mekanlarına insanların gideceğine ve de önce aydan söz ederken ilk önce insan aya ayak basacağına,daha sonra da uzayın diğer farklı yerlerine (gezegenlere ) gideceğine vurgu yapıyor..’’

        Maalesef,eski yorumcular,insanın uzaya gidebeileceğine pek bir anlam veremiyordular..çünkü yakın çağımıza kadar da bunu söyleyebilmek için deli olmak gerekirdi,kimse böyle bir şeye inanmıyordu,işte bu nedenle,yorumcular bu net ve açık ifadeyi tevil ederek,’’ haldan hale gececeksiniz.’’diye yorumlamışlardır.Halbuki,bu ayet açık ve net bir şekilde göğün (uzayın) farklı mekanlarından söz ediyor.. Ayrıca arapçada ‘’hal ‘’ ifadesinin karşılığı ‘’طبق ‘’ değil, ‘‘طور ‘’ Tavr ‘’ dır… Kur’an’ın her yerinde ‘‘طبق- طباق ‘’ kelimesi birbiriyle uyumlu uzayın farklı mekanları için kullanılır..Bir de ayet bunlara bineceksiniz ‘’ yani üzerine çıkacaksınız ..’’لتركبن ‘’ diyor…….. Arapçada geçeceksiniz ifadesinin karşılığı ise, ‘’ تمرون ‘’ Temurrune ‘’dir.Burada ne ‘’ Tavr ‘’ Hal, ne de ‘’ Temurrune ‘’ geçeceksiniz ‘’ diye hiç bir ifade geçmiyor.
        İşte,yanlış yorum ve mealler kur’an’ı nasıl bir hale getirdiğini görüyoruz.Var gibi görülen bütün sorunlar yanlış yorum ve meallerden kaynaklanmakatadır…. Bu ayetler,1400 sene önce bizim gibi bir beşer olan hz.Muhammed’in sözü olamaz….
        d) 1400 sene önce kur’an bugünkü teknoloji ürünü olan ulaşım vasıtalarına ( kara,deniz ve hava ulaşım vasıtalarına) adeta müjde mahiyetinde o günkü insanlara haber vermiştir…!!

        NAHL-8:والخيل والبغال والحمير لتركبوها وزينة ويخلق ما لا تعلمون ‘’ Atları,katırları,merkepleri hem onlara binesiniz diye,hem de onları sizin için bir süs olarak yarattı.Allah şu an bilemediğiniz daha nicelerini (vasıtaları) de yaratacak..’’ İşte 1400 sene önce bu ayet o zamanki insanlara adeta müjde vererek daha nice binit ve ulaşım araçlarının (kara,hava ve deniz ulaşım araçlarının ) icat edileceğine açıkça vurgu yapmıştır…

        e) Kur’an 1400 sene önce atomlardan daha küçük elementlerin (elektron,proton,nöron vb.) varlığına işaret yapmıştır.

        SEBE-3:لايعزب عنه مثقال ذرة في السموات ولا في الارض ولااصغر من ذلك ولا اكبر الا في كتاب مبين ‘’ Göklerde (uzayda ) ve yerde, zerre (atom) kadar bile olsa,hiç bir şey onun ilminden kaçamaz.Zerreden (atomdan) daha küçük ve daha büyük hiç bir şey yoktur ki her şeyi açıklayan kitapta (Lavh-i mahfuzda ) bulunmasın….’’

        İşte 1400 sene önce kur’an,atom ve atomlardan daha küçük elementlere vurgu yapmıştır..(elektron,proton,nötron vb.) Halbuki, 19.yüzyıla kadar da bilim dünyasıının görüşü şöyle idi… ‘’االذرة جزء لايتجزء ‘’ Atom,parçalanıp bölünemeyen en küçük elementir .’’ .Yani atom o kadar küçük bir elementir ki ne bölünür,ne de parçalınır ve dolayısıyla ondan daha küçük bir element yoktur,denilyordu… Bilim dünyası 19.yüzyıla kadar da bu görüşte idi…Taki,sonra bilimsel araştırma ve deneylerle bunun böyle olmadığının, atomdan daha küçük elemntlerin de bulunduğunun tespiti yapıldı…

        Ama bakıyoruz ki,1400 sene önce kur’an’ı Kerim atomlardan daha küçük elemenlerin olduğuna açıkça vurgu yapmıştır. Evet,şimdi soruyorum,bu vb.daha nice ayetler,1400 sene önce ilkokulun dahi bulunmadığı o cahiliye devrinde yaşamış olan hz.Muhammed’e ait olabilir mi.??? Bunları kendiliğinden nasıl söyleyebilmiİşte bunlar ve nice ayetler daha bize gösteriyor ki,bu kur’an,1400 sene önce cahilye döneminde yaşamış olan bir beşerin ( hz.Muhammed’in) sözü olamaz… !!!

        İşte bu ve daha nice ayetler gösteriyor ki Kur’an,1400 sene önce cahiliye döneminde yaşamış olan hz.Muhammed’in gibi birinin sözü olamaz.!!!
        Özetle,bu Kur’an Ancak,evreni yaratan,geçmiş ve geleceği bilen ve sonsuz ilmiyle her şeyi kuşatan yüce Allah’ın sözü olabilr…Kur’an yüce Allah’ın sözü ise,hz.Muhammed’de onun elçisidir….!!!

        KUR’AN AYETLERİ İLE HZ.PEYGAMBERİN HADİSLERİ ARASINDAKİ FARKLAR BİLE KUR’AN DAKİ AYETLERİN ONUN SÖZLERİ OLMADIĞININ AÇIKÇA GÖSTERGESİDİR !

        1 . Bir kere Kur’ân’ın üslubuyla hadislerin üslubu birbirlerinden o kadar farklıdır ki; Arablar, hz.peygamberin Kur’ ân dışı beyanlarını,(hadisleri) kendi muhavere ve konuşma tarzlarına uygun buluyorlardı ama, Kur’ân karşısında hayret ve hayranlıktan kendilerini alamıyorlardı.

        2. Hadisleri okurken, arkasında düşünen,konuşan, Allah haşyetiyle iki büklüm olan bir insan imajı sezilir. Oysa ki, Kur’ân’ın sesinde yüksek bir celâdet, heybetli bir edâ ve cebbar bir şive hissedilir. Bir insan beyanında, birbirinden öyle çok farklı iki üslubu birden tasavvur etmek ne makuldür ne de mümkün.!!!
        1. BELÂGATİ VE TAKLİT EDİLEMEMESİ
        Belâgat: Sözün fasih, akıcı, etkili, güzel, pürüzsüz olmasıyla birlikte, hitap edilen kimseye, içinde bulunulan duruma uygun düşecek şekilde söylenmesidir.
        Kur’ân, meydana çıktığı vakit bütün âleme meydan okudu. Ve insanlarda iki şiddetli his uyandırdı. Dostlarında taklit, yani Kur’ân’ın üslubuna benzemek ve onun gibi konuşmak hissi. Düşmanlarında ise, tenkit ve karşı çıkma, yani Kur’ân’ın üslubuna karşı çıkmak ve onun mucizeliğini kırmak hissi. Bu zamana kadar yazılan milyonlar kitaplar meydandadır. İnsanların fikirlerinin birbirine eklenmesiyle beraber hiç birisi Kur’ân’a yetişemiyor.
        Çünkü o zamandan beri devamlı meydan okuyarak Kur’ân’ın benzerini getirmeye davet edip, kendini beğenmiş ve edebî konuşan ediplerin ve söz sanatlarını bilen beliğlerin damarlarına dokundurup gururlarını kıracak bir tarzda: “Ya bir tek sûrenin mislini getiriniz. Ya da dünyada ve âhirette felâket ve aşağılanmayı kabul ediniz.” diye ilan ettiği halde o asrın inatçı belâgatçileri, bir tek sûrenin mislini yani benzerini getirememekle savaş yolunu seçmeleri ispat eder ki, o yolda gitmek mümkün değildir. Çünkü en kolay yol bir sûrenin benzerini getirip işi bitirmekti. Fakat yapamadılar. Eğer yapılsa idi, kâfir ve münâfıklar bunu her tarafa yayacak ve tarihlere şaşaalı bir şekilde geçireceklerdi. Asırlar geçtiği halde hâlâ da yapılamadı ve yapılamayacak da. Hâlbuki,Kur’ân meydan okuma devam ediyor!
        Buna dâir iki misal. Şöyle ki, o zamanda yapılan şiir yarışmalarında dereceye giren yedi şiiri altın harflerle yazıp Kâbe’nin duvarına asıyorlardı. Ortak isimleri ise Muallakât-ı Seb’a diyorlardı. O şiirlerden birisi de meşhur Lebid’in şiiri idi. Kur’ân geldikten sonra Lebid’in kızı babasının şiirini indirmiş. Ona sorduklarında o demiş: “Âyetlere karşı bunun kıymeti kalmadı.”

        Hem bedevî bir edip(فَاصْدَعْ بِمَا تُؤْمَرْ)
        âyeti okunurken işittiği vakit secdeye kapanmış. Ona demişler: “Sen Müslüman mı oldun?” O demiş: “Hayır, ben bu âyetin belâgatine secde ettim.”

        Şimdi dönüp muhatabımıza soralım, ümmîliği mucize o Zât, mektebin, medresenin, kitabın bilinmediği o cahilî vasatta, canlılarda sütün meydana geliş keyfiyetini kimden öğrendi? Rüzgârların aşılayıcı olduğunu, nebatât ve bulutları telkih ettiğini, yağmur ve dolunun meydana gelme noktalarını nasıl bilebildi? Yerkürenin elipsî olduğunu O’na kim ta’lim etti? Mekân genişlemesini hangi rasathanede ve hangi dev teleskoplarla tesbit edebildi? Atmosferin yapı taşlarını ve yukarılara doğru çıktıkça oksijenin azlığını hangi laboratuvarda öğrendi? Hangi röntgen şualarıyla cenînin anne karnında geçirdiği safhaları aynı aynıya tesbit etti? Sonra da bütün bu bilgilerin teferruâtına vâkıf, mütehassıs bir ilim adamı edasıyla, tereddüdsüz, fütursuz ve kendinden gayet emin bir tarzda muhatablarına anlattı?..

        Bir diğer âyette ise “Arkasından da yeryüzünü elips şeklinde), söbüleştirdi” (Naziat/30) diyerek müşahidlere peygamberlik buudunda varılmış en nihâi noktayı göstermektedir. Mekân genişlemesi hususunda: “Semâyı biz kendi elimizle kurduk ve sürekli genişletmekteyiz” (Zariyat/47) Bu genişleme ister Einsteine’nin anladığı mânâda, ister Edwin Hubble’in Güneş sisteminin dahil olduğu galaksiden, nebulozların uzaklaşması şeklinde olsun fark etmez. Önemli olan Kur’ân’ın, ana teme parmak basıp, tecrübî ilimlerin çok önünde zirveleri tutup onlara ışık neşretmesidir.

        İşte bu kur’an ayetleri 1400 sene önce cahiliye devrinde yaşamış olan hz.Muhammed’in sözleri olmaktan çok uzaktır,bunlar ancak ilmiyle her şeyi kuşatan yüce Allah’ın kelamı olabilir.!!!

        Saygılarımla.

      • 1okuyucu dedi ki:

        Bilâl;

        Siz ne yeryüzünde ne de gökte (Allah’ı) âciz bırakamazsınız. Allah’tan başka bir dost ve yardımcı da bulamazsınız. (ankebut-22)

        Göklerde ve yerde nice deliller vardır ki, onlar bu delillerden yüzlerini çevirip geçerler. (Yusuf-105)

        Ki, siz elbette halden hale geçeceksiniz. (inşikak-19)

        yukarıdaki ayetlerde, gök kelimesini uzay diye yutturmaya çalışmana alıştıkta,
        inşikak-19’daki tabakadan tabakaya geçmenin kıyamet koptuğunda olacağını söyleseydin, biraz daha insaflı davranmış olurdun, çünki ayet kıyamet koptuğunda insanların durumunun ne olacağını söylüyor,

        Atları, katırları ve eşekleri binmeniz ve (gözlere) zinet olsun diye (yarattı). Allah şu anda bilemeyeceğiniz daha nice (nakil vasıtaları) yaratır (nahl-8)

        —1400 sene önce kur’an bugünkü teknoloji ürünü olan ulaşım vasıtalarına ( kara,deniz ve hava ulaşım vasıtalarına) adeta müjde mahiyetinde o günkü insanlara haber vermiştir…(senden alıntı)

        o günki insanlarda, gerçi biz binemeyecek olsakta, binecek olan şanslı insanları bize müjdelediğin için şükürler olsun sana yüce tanrım diyeceklerdir muhakkak, de get işine,

        Kuranın tanrısı başka binek araçları yaratabilecek güce sahip olduğun belirterek ne kadar güçlü bir tanrı olduğunu anlatmaya çalışıyor,

        İnkârcılar: Kıyamet bize gelmeyecek, dediler. De ki: Hayır! Gaybı bilen Rabbim hakkı için o, mutlaka size gelecektir. Göklerde ve yerde zerre miktarı bir şey bile O’ndan gizli kalmaz. Bundan daha küçük ve daha büyüğü de şüphesiz, apaçık kitaptadır (yazılıdır). (sebe-3)

        zerreyi atom yaptınya, ne kadar atıp tutsan haklısın? tabi o günkü insanlar zerrenin kum tanesi olmayıp atom olduğunu nereden bilecekler ama emin ol bu anlattıklarını o günkü insanlara yutturamazdın,

        Ondan sonra da yerküreyi döşedi (naziat-30)

        diyanette, dünyanın düz olmadığı anlaşıldığından yeryüzü kelimesini yerküre olarak çevirmiş ama yinede hakkını yememek lâzım fetbazların içerisinde en az fetbaz olanı şimdilik diyanet?

        Arabı sorarsan zülkarneyn ve kıble ayetlerini kurtarmak için, bilimsel gerçeklere aldırmayıp “dünya düzdür” diye fetva vermiş

        Göğü kendi ellerimizle biz kurduk ve biz (onu) elbette genişleticiyiz. (zariyat-47)

        o günkü insanlar bing ban teorisini nereden bilecekler, onlar bizimkilerin genişleticiyiz olarak çevirdikleri kelimeyi nimetlerimiz arttırıcıyız şeklinde anlamış olmalılar,

        bu arada aklımdayken sorayım, Araplar bing bang teorisine inanıyor mu?

        velhasıl, kitap ve peygamber gönderdiğini ilk muhataplarına kanıtlama gereği duymayan, kılını bile kıpırdatmaya gerek görmeyen Kuranın tanrısı, her ne hikmetse kitap ve peygamber gönderdiğini sonraki nesillere kanıtlamak için didinip durmuş?

        Kuranın tanrısı, herhalde ilk inanırlarının kanıtsız, sonraki inanırlarının kanıtlı inanmalarını istemiş olmalı, ne diyelim “tanrının hikmetinden sual edilmez” ?

  54. kadir dedi ki:

    sayın insomnia…

    öncelikle ilginiz için size teşekkür ederim.. samimi olduğunuzu düşünerek… allahın izni ile …..

    agnostizm… yanlış bilmiyorsam eğer “belirsizlik” demek… evrenin nasıl var olduğu belirli olmayan ve olmasıda mümkün olmayan inanç….

    sayın insomnia öncelikle şunu belirtmek isterim ki… kuranı kerim agnostik, ateist, vs. gibi inançsızlıkla ilgili düşüncelerle ilgilenmiyor.. sadece allaha iman edenler ve allahla birlikte başka şeylere tapanlarla ilgileniyor.. hatta dahada ilerisi inançsızlara yüce allahın kendi varlığını ispatlama çabasıda yoktur… zorla inanında demiyor.. kuranda sadece aklını kullananlar için allahın varlığı ile ilgili yani yaradılışla ilgili nice deliller vardır. diyor.. inanmak ve inanmamak sizin seçiminizdir. diyor… işte bu bağlamda temizfikir çok önemlidir… zihni boşaltarak kuran okumaya başlanmalıdır.. yani kuran hakkında olumlu ve olumsuz bütün düşüncelerden zihni temizleyerek okunmalıdır… ve düşünmeye kendi iradenizden başlayabilirsiniz.. soru şu? ben neden iyilik ve kötülük yapma kabiliyetindeyim.. yada şu allah madem iyiliğin temsilcidir.. kötülüğü neden yarattı.. yada dünyada olan kötülüklere neden izin veriyor.. bebekler katlediliyor, masum insanlar ölüyor, tecavüz vs.vs. yada soru şu? insan neden ahlaklı olmak zorundadır.. diğer canlılarda bu yokken, neden insanda bu vardır?

    eğer yüce allah bu kainatı yaratmamış olsa idi, herşey tesadüfi olmuş olsa idi, bir anne çocuğuna merhamet ediyor olmazdı.. diğer insanlara merhamet ve acıma duygularımız olmazdı.. seri katil bir anne kendi çocuğuna gelince durur.. çok nadir istisnalarıda olsa kendi çocuğunu merhametinden dolayı öldürmeye cesaret edemez.

    şu dünya tabiatını uzayın tabiatıyla karşıştırdığımızda canlılar için yaşama nasıl elverişli olduğunu ve dünya rızıklarının birtürlü bitmediğini görürüz.. hayat için ve hayatın devamı için bir sistemin olduğu ve heyşeyin bir düzene orturtulduğunu görebiliriz.. insanoğu öyle icatlar yapabiliyor ki.. bir arabanın, bir binanın, bir makinenin icadı asla tesadüfe mahal verilemeyecek yapılardır.. yani kendiliğinden oluşamaz.. peki tek icatcı biz insanoğlumudur.. yeryüzünün düzeni ve gökyüzünün sistematik hareketleri göz önünde bulundurduğumuzda insanın icadı devede kulak kalır..

    bütün bunlar göz önünde bulundurularak kuranı kerim okunmalıdır.. yine diyorum.. kuran allahın kendi varlığını ispat için değil, tek bir olduğunu, ve allah yolunda sosyal hayatta nasıl hareket etmemiz gerektiği konusunda genel ifadeler içerir.. düşenen anlar, düşünmeyende anlamaz.. der..

    bu soruları kendimize rehber edinerek kurana geçelim.. kuran öyle bir kitaptırdır ki.. kendi kendini tefsir eder… öncelikle surelerin mekki suremi, yoksa medeni sure mi olup olmadığını tespit etmek gerekir.. bunuda şu şekilde anlayabilir.. ayetlerin sonu şiirsel biten sureler genellikle mekki surelerdir.. ayrıca kuranın bir çok ayetinde şu ifade vardır. “biz bu kuranda herşeyi çeşitli örneklerle açıkladık.” “herşeyden nice örnekler verdik düşünen yokmudur?” ifadeleri vardır.. bu ne demektir? bu demek oluyor ki. bir sureyi veya bir ayeti tek başına ele alırsanız ve sadece o sure ile ilgili anlam yükmeye çalışırsanız ayeti ve sureyi yanlış anlarsınız.. kuranın bir ayetinde geçen bir ifade; başka bir surenin başka bir ayetinde örnek verilerek açıklanıyor.. kuranı kerim örneklerle açıklandığı için bunlara çok dikkat etmek gerekir… mesela firavun ve musa kıssalarında asanın yılan olması elinin bembeyaz göğsünden çıkması olayları fizik kanunlarına göre açıklanamaz.. işte bu ifadeler bizlere kuranda temsili olarak ifade edilmiştir.. yani hak ile batılı ayırmak için anlatılmıştır.. daha geniş ifade ile kuran; “size cambaza bak diyenlerin sözüne kanıp cambaza bakanlar gibi olmayın, onların oyunlarına gelmeyin diyor” bu ifadelere dikkat etmek gerekir… örneğin bakara suresinde ademe ve eşine yasaklanan ağaç herhangi bir meyvadan çok temsilidir.. yani kuranda yasak ve günah olan eylemleri kapsıyor. bu allah yolundan çıkmak, şeytana uymak demektir.. işte kuranı düşünerek okumak hem size büyük bir zevk verecek, hemde okudukca ve anladıkça huzur bulacaksınız.. sayın insomnia kuranı kerim insanın düşünmesine yönelik inmiştir. böyle iken insan bunun açık bir kitap olmadığını düşünür. şöyle bir örnek vereyim.. kuranda şöyle bir ayet olsaydı, “yumurta şu şekilde kırılır. şöyle pişirilir, yada gömleğin düğmesi şöyle iliklenir” tarzı bir ayet olsaydı bizler o zaman şöyle derdik; “bu ayeti indirmene gerek yoktuki biz zaten bunu biliyoruz.” buna bağlı olarak kuran kötülük kavramını ve yaratılış kavramını hep örnekler ve timsaller getirerek anlatırki insan bu hususta düşünsün. neler kazanıp neler kaybettiğini sorgulasın.. kuranı kerim çok önem verdiği “allahın birliği ve tekliği” ifadelerini bile açık ve net ifade ettikten sonra misallerle anlatır.. bizde zannederiz ki kuranı kerim karışık. anlaşılmazı zor bir kitaptır..

    kuranın her ayetini başka ayetlerle ilişkilendiğinizde müthiş uyumu göreceksiniz.. nebe 33. ayette geçen takva sahiplerinin sadece erkekler olduğunu düşünen müvessirlerin tomurcuk göğüslü genç kızlar verildiğini ne denli yanlış olduğunu çok rahat fark edeceksiniz.. ve diyeceksiniz ki takva sahipleri sadece erkekler midir?.. bazı hatalı mealleri bile çok rahat fark edeceksiniz.. özellikle hz. adem kıssalarını çok iyi okumalısınız.. yaradılışın amaçları ve mesajları hz. ademin kıssalarında başlamaktadır.. geçim dedi, yemek derdi, ısınma, barınma, gölgelik, huzur vs.vs. olmayan cennetten neden çıkarıldı, neden geçim derdi, beslenme derdi, kısa mücadele yüklü bir hayata atıldığının cevaplarını aramanızı öneririm.. geçmiş kavimlerin helakında ve yaşantılarındaki genel mesajlara yoğunlaşmanızı, kuranın bütününe bakarak incelemenizi öneririm.. örneğin kuran hud kavmi için şöyle bir ifade kullanır… hud kavmine şöyle dedi; “allahın sizi üstün kıldığını, güçlü kuvvetli yarattığını bilin ve şükredin. dağlara semboller, sütunlar kuruyosunuz, böyle şeylerle uğraşmayında allaha şükredin” şimdi hud kavminde geçen dağlara kurulan sütunlarla ne anlatılmak isteniyor.. kuran bu ifadeyi boşu boşuna mı kullanıyor? işte bunu anlamak için kuranın genelinde geçen hud kavmi ile ilgili bütün kıssalar çerçevesinde ele almak gerekir.. ve kuranın bütünü itibari ile yorumlamak gerekir.. kuran şekilcikten çok anlam içeren kelimeler kullanır..

    özellikle birden çok anlam içeren kelimeler kullanılmıştır.. bunun amacı her devre-zamana hitap ediyor olmasındandır.. yani bundan 500 yıl önceki insanlar ile günümüz insanlarının yaşam tarzları, düşünce yapıları teknolojileri bir değildir.. bununla ilgili bir örnek vermek istiyorum..

    Ves semae beneynaha bi eydiv ve inna le musiun (zariyat-47)
    biz göğü sağlam bir şekilde kurduk ve onu genişletmekteyiz (musiun)…

    bu ayete dikkat ederseniz genişletmek ile ilgili “musiun” kelimesi kullanılmıştır.. musiun birden çok anlam içeren bir kelimedir.. anlamlarından biri “herşeyi kuşatıcı”-” kudret sahibi” demektir.. bir anlamıda “sürekli olarak genişletici” anlamına gelir.. ellerinde bilimsel veri olmayan geçmiş nesillerdeki insanlar “musiun” kelimesini “herşeyi kuşatıcı” olarak anlayabilirler.. fakat günümüzde evrenin sürekli olarak genişlediğini bilimsel verilerle biliyoruz.. eğer yüce allah sadece bir anlamı ifade etmek isteydi musiun yerine başka bir kelime kullanırdı.. işte her zaman hitap eden kuranın bilinçli bir el tarafından yazıldığının kanıtıdır. ve bunun birden fazla anlam içeren nice ayetler vardır ki.. birden fazla anlama gelsede hepsi allaha açılan kapılardır.

    uzun yazımdan dolayı özür dileyerek zaman ayırıp okursanız hakkınızı helal ediniz..

    saygılarımla..

    • toro dedi ki:

      Sayın Kadir,

      Öncelikle aşağıya alıntılayacağım düşüncelerinize büyük oranda katıldığımı belirtmek isterim;

      ”kuranı kerim agnostik, ateist, vs. gibi inançsızlıkla ilgili düşüncelerle ilgilenmiyor.. sadece allaha iman edenler ve allahla birlikte başka şeylere tapanlarla ilgileniyor..” sizden alıntı

      Ama sanırım bu durumun kocaman bir tezatı da beraberinde getirdiğinin farkında değilsiniz! Bu tezatın ne olduğunu sizinle yaptığımız önceki sohbetlerde uzun uzadıya anlattığım için konuya tekrar girmeyeceğim!

      Sadece şunu söylemek istedim!

      Eğer bir agnostik, agnostik inancını temellendirecek bir kaynağa, dayanağa ya da kitaba ihtiyaç duyuyorsa kesinlikle sizin önerdiğiniz kitabı okumalıdır! Bu sayede agnostik inancı pekişecek, netleşecektir!

      Yani sizden yardım isteyen arkadaşa yardım etmek yerine onun içinde bulunduğu inancı tamamen netleştirmesini sağlamış olacaksınız! Bu sonucuda yardım olarak görüyorsanız ne ala!

      Bu arada demek ki ”söyleyecek sözünüz” olduğunda uzun yazıyorsunuz! Söyleyecek sözünüz olmadığında ise söyleyecek sözü olanların uzun yazılarını eleştiriyorsunuz!
      Ne diyelim, canınız sağolsun.

      • kadir dedi ki:

        sayın toro…

        sayın insomnia samimi olarak yardım istedi… kendisi ne düşünür, kendisini nasıl iyi hisseder.. orasını ne siz bilebilirsiniz. nede ben. ben sadece insomnia kardeşimin sorusuna cevap verdim.. onun adına yorum yapmanıza anlam veremiyorum.. o kurana inansada inanmasada faydası kendinedir.. allah ile onun arasındadır.. benim bundan herhangi bir çıkarımda yoktur.. ayrıca ben çok nadir uzun yazarım.. yazdıklarımı da kimse vakit ayırıp okumak zorunda değildir.. eğer okuyan olursada her zaman hakkını helal etsin… fakat sizin her yazınız gerekli olsun olmasın daima uzun oluyor..

      • toro dedi ki:

        Sevgili Kadir,

        Beni yanlış anlamışsınız, ben kimsenin adına yorum yapmadım! Olacağı söyledim! Bu Türkiye’ de ki bir spor yorumcusunun olacak golü önceden tahmin etmekle ünlenmesine benzer bir durumdur! Yani olacak golü önceden söylemektir! Başkasının adına verilen bir yanıt değil başkasına yapılan bir önerinin sonuçlarına dair çıkarımdır!

        Mevzuyu daha da ilerletmek istemezdim ama uzun yazılarıma sık sık yaptığınız eleştirilere sizin sözünüzle cevap vermek konusunda beni zorluyorsunuz;

        ”yazdıklarımı da kimse vakit ayırıp okumak zorunda değildir..” sizden alıntı

        Görüyorsun ya sevgili dostum, bazıları laf olsun diye söylenilenleri unutmayacak kadar dikkatlidir!

        Neyse uzun süredir yoktum ve özellikle sizinle yaptığımız tatlı-sert münazaraları özlemiş olabilirim!

    • 1okuyucu dedi ki:

      Kadir;

      —nebe 33. ayette geçen takva sahiplerinin sadece erkekler olduğunu düşünen müvessirlerin tomurcuk göğüslü genç kızlar verildiğini ne denli yanlış olduğunu çok rahat fark edeceksiniz (senden alıntı)

      Arkadaşa tüm samimi düşüncelerince cevap verdiğine inandığım için, söylediklerine herhangi bir eleştiri getirmeyi düşünmüyordum ama yukarıdaki ifadenle ilgili bir şeyler söyleme gereği duydum,

      müminler dendiğinde, müminlerin kadın ve erkek olmak üzere iki farklı cinsiyete sahip olacaklarını söylemeye gerek yok, yani müminler ifadesinin açılımının mümin erkekler ve mümin kadınlar şeklinde olacağını herkesin bileceği aşikâr,

      o nedenle ahzap-35’te, Kuranın tanrısının müminleri, mümin erkekler, mümin kadınlar tasnife tabi tutması gereksiz ve saçma bir tutumdur?

      nebe-33’e gelirsek, Kuranın tanrısı cinsellikle ilgili sunumlarında, kadınlarada huriler verilecek deseydi, erkeklik gururunu rencide eden bir duruma sebebiyet verecekti, Kuranda cennette verilecek nimetlerin sınırsız olacağı ifade edildiğine göre, Kuranın tanrısı bahsetmese de kadınlarada bir şeyler verileceği muhakkak,

      eğer Kuranın tanrısı kadınlarada huriler verilecek deseydi, erkekler eşlerinin cennete gitmesini engellemek için başta ibadet konuları olmak üzere her türlü konuda kadınlara zorluk çıkarırlardı,

      hele, günahlarının cezasını cehennemde çektikten sonra, cennette ebedi mutluluğa kavuşacaklarını düşündüklerinde, erkekler eşlerinin kendilerinden önce cennete gitmemeleri için kadınların sevap işlemesine engel olacaklardı,

      bir kadının cehennemde kocasından önce cezasını tamamlayıp cennete geldiğini düşün,, haliyle kocası yanında olmadığı için cennette dul bir kadın olarak cennetteki her türlü nimetten faydalandırılması sağlanacaktı, haliyle yanında kocası olmadığı için cinsel ihtiyaçları için kendisine nuriler verilecekti, (nurilerin, cehennemde cezasını çektikten sonra karısından önce cennete gelen dul erkekler olduğunu söylemeye gerek yok) Kuranın tanrısının cennetteki sonsuz nimetleri içerisinde, böyle bir şeyin olmayacağını hiç kimse iddia edemez,

      çocuğa bakacak olanın kim olduğunun bilinmesi için, (yani çocuğun babası bilinmezse, hiç kimse cocuğun bakımını üstlenmek istemeyeceğinden) çocuğun babasının bilinmesi zorunluluğunu olması nedeniyle, dünyada kadınlara çok eşlilik izni verilmemesi, cennete doğum olayı olmayacağından kadınlara da çok eşlilik hakkının verilmesine engel olmayacağı düşünüldüğünde, yani cinsellikle ilgili nimetlerin erkeklerle kadınlara aynen verileceği düşünüldüğünde?

      ister göğüsleri henüz kabarmaya başlamış tomurcuk sineli kızlar deyin, ister göğüsleri ayni irilikte razaki üzüm taneleri gibi olan kızlar deyin, erkeklere ne veriliyorsa kadınlarada aynısının verileceğini, erkeklere ekstradan verilenlerin aynısının kadınlara da verileceğini kabul etmek zorunda olduğunuza göre,

      kadınlarınızın sevap işlemesini engelleyerek, onları cehenneme göndermeye çabalamayın, bu çabalarınız sizlerin sonsuza dek cehennemde kalmanıza sebep olabilir?

      o nedenle her şeyi oluruna bırakın ve kaderinize razı olun ama tanrınızın cennetteki sınırsız nimetlerinin cinsiyet farkı gözetmeksizin herkese aynen verileceğini de aklınızdan çıkarmayın? bilhassa cennetteki dulları erkeklere peşkeş çekmeye kalkan ilimde derinleşmiş din uleması aklından çıkarmasın.

      bu anlattıklarım Arabın neşesini kaçıracak ama ne yapayım Kuranın tanrısının cennetteki sınırsız nimetlerini göz önüne aldığımızda, takva sahiplerinin kadın erkek olduğuna bakılmaksızın her türlü nimetten aynen faydalanacağını söylemek için kâhin olmaya gerek?

  55. insomnia dedi ki:

    Sayın Toro ve sayın Kadir öncelikle şunu ifade edeyim tam olarak iki yıldır bu sitede yazılan yorumların tamamına yakınını okudum dikkat çeken isimler arasında sayın Bilal sayın Okuyucu sayın Toro ve sayın Kadiri gördüm usanmadan bu dört arkadaşın yazdığı tüm yorumları dikkatle okudum.Öncelikle kendimden bahsedeyim dindar bi ailenin çocuğuyum çok kez sabah namazlarına uyanan aile bireylerinin gürültüleriyle uyanmışımdır.Kuran okumayı erken yaşlarda öğrendim.Fakat zaman ilerledikçe yaşım ilerledikçe birşeylerin eksik olduğunu yanlış olduğunu görmeye başladım müslüman bir toplumda bu koca evreni yarattığı iddia edilen tanrının gönderdiği kitaba tabi olanların düştükleri çelişkiler batağını yaptıkları anlamsız ve değersiz ritüelleri dikkatle inceledim ve analiz ettim hep tanrı ne ister sorusuna cevap aradım.Müslüman toplumları mezhep mezhep cemaat cemaat inceledim cami imamlarından müftülere kadar diyanete kadar herşeyi sıradan makam mevki sahibi olmayan müslümanlar da dahil analiz ettim ve Tanrıyı kendimce tanımladıktan sonra bu insanların yaptığı şeylerin tanrının istekleri olamayacağını farkettim.Şöyleki namaz kılanlar gördüm hırsızdılar oruç tutanlar gördüm kendilerinden başka hiç kimse umurlarında değildi allahı zikredenler gördüm kendi cemaatine mensup insanlara torpil geçiyordular ve milyarlarca müslüman gördüm hepsi cehalet bataklığında boğulmuştular.Siyasi olayları gördüm din ile allah ile milyonların nasıl sığırlaştırıldığını gördüm.Milyar dolarlık saraylar gördüm ve daha niceleri…bir din nasıl olurda mensubu olduğu kitlelere hayal ettiğim tarzda bir yaşamı empoze edemez.Bu din bu insanları neden etkilemedi zeki olmaya araştırmaya düşünmeye sorgulamaya ve çalışmaya sevkedemedi dedim kendi, kendime.Şimdi müslümanların yaptıkları islamı bağlamaz sözünü duyar gibi oldum ya neyse devam edeyim.Muaviyeden osmanlıya kadar islamla özdeşleşmiş ülkeleri inceledim ve her zaman hüsrana uğradım.Şu an Türkiyede 25 milyon müslüman bir hırsızı destekliyor ve aynı kitle sarayları cariyelerle dolu halkı perişan bi diktatörlük rejminin padişahlarını cennet mekan diye nitelendiriyor.Yüz milyonlarca müslüman kainatın Muhammedin yüzü suyu hürmetine yani kainatın muhammed için yarataıldığına inanıyor düşünebiliyormusunuz -ya muhammed sen olmasaydın bu alemi yaratmazdım sözüne inanıyor bu NE HAZİN BİR CEHALETTİR olması gereken; peygamberin insanlık için yaratıldığı gerceğini akıllarına getirmeyip tüm insanlık ve kainatın peygamber için yaratıldığına inanacak kadar robotlaşmış milyonlar var oysa peygamberle hedeflenen insanlıktır evet bu örnek belki saçma gelebilir ama müslümanların zekasını ölçüp yüz üzerinden rahatlıkla sıfır verilebilecek bi durumda olduklarını gözler önüne sermek için bu örneği verdim.Örnekleri çoğaltabiliriz.Kuranı incelemeye karar verdiğimde yazarı tanrı olan bu kitabın büyüsüne kapılacağımı düşünüyordum.
    _Oku yaratan rabbinin adıyla oku o seni bir damla sudan yarattı…Evet bu cümle ilahi bi cümle gibiydi yada insanın ana rahminde gelişimini anlatan ayetler ama bunların yanısıra farklı meallerden test ederek o0kudğum öyle ayetlerle karşılaştım ki kafamda tasarladığım tanrıya hiç yakışmayan şeyler gördüm.Muhammedin karılarıyla olan anlaşmazlığını konu alan ve karılarını cebrail allah ve müminlerle tehtit eden ayetler tanrısallıktan çooook uzak duruyordu.Keza muhammedin zeyneple olan evliliği:zeyd ister kölesi olsun ister evlatlığı olsun isterse arkadaşı olsun farketmez.52 yaşındayken 9 yaşındaki yada Sayın Bilalin ifadelerine göre 17_18 yaşlarındaki aişe ile evlenmesi bi peygamberden beklenecek şeyler değildi.Helede düşmana karşı teşvik ayetlerinde yüze bin ve sonrasında ona yüz gibi iki farkllı oranlamayı veren bi tanrı düşünemiyorum.Ayetleri inceleyince tanrının bana verdiği zeka ile ayetleri inceleyince onların insan elinden çıktıklarını hissediyordum elimde değil yani benim derdim ne ki durup dururken mensubu olduğum dinden çıkayım.Şayet o ayetler allahın sözleri ise benim onları insan elinden çıkmış gibi görmeme sebep olan hissiyatı aklı ve zekayı bana veren allah resmen bizlere tuzak kuruyor demektir.Başka hususlarda var tabi mesela ben peygamber olsam insanlığa allahın gönderdiği sözlerin şahitliğimde derlenip toplanıp kitaplaştırılmasını allahtan isterdim düşünsenize son bir kitap ve son bir din ama peygamber ölüyor ve başkaları tarafından kitaplaştırılıyor ve saçma sapan bir sürü mezhep doğuyor kurandan farklı anlamlar çıkaran farklı zümreler.Kader sorunsalı var ki hala çözülememiş benim eylemlerimle tanrıyı yanıltma şansım var mı ? Onun bilgisi dışında bişey yapabilir miyim ee nerde özgür irade?ben hiç birşey yaratmadım hiç birşey icat etmedim.
    Cennet ve cehennem olayları ayrı bi komedi tabi.İnsanın sonlu sayıda hatası için sonsuz cehennem veya sadece tanrıda bulunan ebedilik vasfının cennette insana verilmesi vs vs
    Ben ateist değilim agnostikliğim dinler konusunda ben bu evrenin sınırsız güç ve zeka sahibi bir yaratıcının ürünü olduğuna gönülden inanıyorum.Umarım cehennemde yalnızca aptallar yanar aptallaşanlar yanar aptallaştırılmasına müsade edilenler yanar.
    Evet özetle müslüman arkadaşlar (bende bir zamanlar müslümandım) şayet din konusunda siz haklıysanız söyleyin bana benim suçum ne ? Ve sizin tanrınız bana nasıl bir sürpriz hazırlıyor ?Orasını allah bilir demeyin inandığınız din kitap ve peygamberden yola çıkarak tanrınız hakkında az çok fikir sahibi olmanız gerekiyor tabi evrensel anlamda tanrı nasıldır sorusunun cevabınıda az çok biliyorsanız sizin tanrınıza göre benim akıbetim konusunda bana bilgi verirsiniz heralde.Saygılar

    • 1okuyucu dedi ki:

      İnsomnia;

      —tanrı nasıldır sorusunun cevabınıda az çok biliyorsanız sizin tanrınıza göre benim akıbetim konusunda bana bilgi verirsiniz heralde. (senden alıntı)

      sana bir cevap borcum olduğu için sadece yukarıdaki yorumuna cevap vereceğim, diğer kısımlarla ilgili daha sonra konuşuruz,

      tanrı nasıldır konusunda ancak, sezgilerimize dayanarak tanrının nasıl olabileceği hakkında bir şeyler gevelemekten öteye bir şey söyleyemeyiz, çünki tanrının nasıl bir varlık olduğunu kavrayamayız ama tanrının ölümsüz bir varlık olması gerektiğini hepimiz biliriz,

      çünki bir varlığın tanrı olabilmesi için ölümsüz olması, olmazsa olmaz bir şarttır,

      o halde işe ölümsüzlük kavramını açarak tanrının nasıl bir varlık olduğunu anlamaya çalışalım,

      ölümsüz bir varlık, varlığını sürdürebilmesi için yeme içme nefes alma gibi şeylere ihtiyaç duymayacağından bir bedene de ihtiyaç duymaz, yani ölümsüz bir varlık yemese de içmese de nefes almasa da ölmeyeceği için bir bedene asla ihtiyaç duymaz? buradan tanrının bir bedene sahip olmadığı sonucuna varabiliriz,

      çünki bir bedene sahip olan canlı varlıklar, hayatta kalabilmek için yeme içme nefes alma gibi şeylere ihtiyaç duyarlar, yani hayatta kalmalarını sağlayacak bir bedene ihtiyaç duyarlar, verdikleri yaşam mücadelesi ise belli bir kullanım süresi olan bedenlerini canlı tutma çabasından ibarettir,

      bedensiz bir varlığı belli bir şekle sınıra sokmak mümkün olamayacağından, tanrıyı sonsuz boşlukta egemen olan bir güç olarak tarif etmekten başka yapacağımız bir şey yok,

      tanrının varlığına inanıp inanmamak tamamen ikna olmakla ilgili bir durum, eğer her şeyin tesadüfen olduğu konusunda ikna olabilirsem tanrıyı reddetmeye hazırım ama şimdilik ikna olabileceğim hiçbir veri yok, olabileceğini de sanmıyorum,

      özetle tanrı yaratıcılık ve ölümsüzlük özelliğine sahip bedensiz bir varlıktır,

      sanırım ölümsüz varlık tanımı Kurandaki cennet cehennem tasvirlerini çöpe atıyor,

      • toro dedi ki:

        Sayın 1okuyucu,
        Öncelikle yeniden merhaba.

        Sonrasında birşey sormak istiyorum. Neden tanrı ”ölümsüz” bir varlık olmalı?

        Bir varlık etrafındaki materyalleri kullanarak kendince bir yapı oluşturmuşsa, o yapının ve içinde hayat bulanların da yaratıcısı yani tanrısı olmazmı! Onun yaratma ya da meydana getirme eylemininin beslendiği kaynak mutlaka ölümsüzlük mü olmalıdır!

        Bakın en yakın yaratma eyleminin anlatıldığına sahit olduğumuz son kitapta ki tanrı herşeyi sudan yarattığını, ilk başta su olduğunu söylüyor ama suyun yaratıcısı benim demiyor, diyemiyor! E bizde tanrı beklentilerini (nasıl birşey olduğuna dair), tezlerini ve antitezlerini geçmişten bugüne kurgulanan,yaşanan ve anlatılan hikayelerden bağımsız olarak kurgulamadığımıza göre, yani birileri en başta, ilk defa tanrı demese ve öyle bir varlığı işaret etmeseydi hiç birimiz yaşamımızın içinde bir tanrıdan bahsetmeyeceğimize göre (çünkü tanrı algısı bana göre gelenekseldir) görüyoruz ki bize en yakın tanrı hayali bile herşeye muktedir değil (suyu, yani hayatın özünü o yaratmamış).

        O halde gelenekselden reele giderken, gelenekselin kaynağındaki tanrıların bile mantıklı analizlerde sahip olamadığının görüldüğü ölümsüzlük vasfını,olması gereken bir reel gerçeklik olarak nasıl tanımlayabiliyoruz?

        Tarihte ki bütün dinleri ve onların tanrılarını yok varsayın yani size kadar adına din ve tanrı denen hiç bir olgu yaşanmadı! İlk defa siz tanrı dediniz, o anda o tanrının taşıması gereken vasıflarının ilk sırasına ölümsüz olması gerekir kuralını koyarmıydınız?

        Bana göre birşey varsa, varolmuştur! Var olma hali kendi inisiyatifidir diyemeyeceğimiz bir tanrının yok olma yani ölme halininde kendi inisiyatifi olduğunu söyleyemeyiz! Dahası
        hiç bir tanrı bilmediği birşeyi bildiğini iddia edemeyeceği için ölmeyeceğini yani ölümsüz olduğunuda iddia edemeyecektir (tabi farklı büyüklükteki bir zaman diliminde olabilir)!

        Bu durumda bir tanrının bile ben ölümsüzüm diyemeceği durumda bir tanrı tarafından yaratıldıklarını düşünenlerin kendilerini yaratan tanrının ölümsüz olması gerektiğini düşünmesi biraz garip olmuyormu?

        Anlatılan tanrının zaten var olan sudan bir yapı yaratmasının ( o yapı o yaratana kadar yoktu ve o yarattığı için o yapının yaratıcısı o oldu) bir insanın zaten var olan demiri işleyerek araba yapmasından farkı yoktur! Emin olun araba insan olsaydı kendisini yaratana yani meydana getirene kendisini yarattığı için tanrı diyebilirdi!

        Sonrasında, Arabayı yaratan arabaya ben ölümsüz değilim dese araba o zaman sen benim tanrım değilsin diyebilirmi?

      • 1okuyucu dedi ki:

        toro;

        —Sonrasında birşey sormak istiyorum. Neden tanrı ”ölümsüz” bir varlık olmalı? (senden alıntı)
        öncelikle hoş geldin diyelim sonrasında karşılıklı salvolara aynen devam diyelim,

        kusura bakma ama soru bana mantıksız geldi,

        eğer bir tanrı varsa, bu tanrının ölümsüz olması gerekmez mi? yarattıklarının varlığı kendi varlığına bağımlı olan bir tanrının ölebildiğini, yani tanrının yok olduğunu varsaydığımızda, varlığı tanrının varlığına bağlı olan varlıkların yok olması sonucunu doğurmaz mı?

        örneğin; çekim kuvvetinin yok olması, manyetik alanların yok olması, gök cisimlerinin sağa sola savrulmasına, maddenin atomlarına ayrılmasına sebep olmaz mı?

        eğer tanrının yarattıklarının, varlıklarını sürdürebilmeleri için tanrının varlığına gerek yok diyorsan, oturtulduğu sandalyede hareketsiz bir şekilde hiç konuşmadan put gibi duran adamı sapasağlam ayağa kaldırdığımızda, insanların varlıklarını sürdürmeleri için tanrıya ihtiyaçları kalmayacağını iddia edebiliriz, çünki bunu başarabilen insan oğlu çekim kuvvetinede, manyetik alanlarada hükmedebilme becerisine sahip olur,

        eğer varlıkların varlıklarını sürdürebilmeleri için tanrıya ihtiyaçları olmayacağını düşünüyorsan, her şeyin tesadüfen yaratıldığı konusunda ikna olabilsem hiç durmam anında evrenin tanrısının kıçına tekmeyi vururum,

        —-Bir varlık etrafındaki materyalleri kullanarak kendince bir yapı oluşturmuşsa, o yapının ve içinde hayat bulanların da yaratıcısı yani tanrısı olmazmı! Onun yaratma ya da meydana getirme eylemininin beslendiği kaynak mutlaka ölümsüzlük mü olmalıdır! (senden alıntı)

        eğer bir varlık etrafındaki materyalleri kullanarak bir yapı oluşturuyorsa, o varlık o materyallerin yaratıcı olamaz,

        —Bakın en yakın yaratma eyleminin anlatıldığına sahit olduğumuz son kitapta ki tanrı herşeyi sudan yarattığını, ilk başta su olduğunu söylüyor ama suyun yaratıcısı benim demiyor, diyemiyor (senden alıntı)

        her şeyi sudan yarattığını iddia eden bir tanrı suyu da sudan yarattığını söylemiş olur ki, bunu mantık kurallarına göre açıklayacak hiçbir şey söyleyebilmem mümkün değil, sana bunun cevabını ancak mantık kurallarını yerin dibine batırmada uzmanlaşmış arkadaşlar verebilir?

        ben ancak şunu söyleyebilirim, konuşlanmak için bir toprak parçasına ihtiyaç duyan suyun, o toprak parçası var olmadan önce var olması düşünülemez, nasıl canlı varlıklar, beslenme nefes alma gibi temel ihtiyaçları yaratılmadan önce yaratılmadılarsa, su da konuşlanacağı toprak parçası yaratılmadan önce yaratılmamıştır,

        yada senin deyiminle söylersek, kimyasalların çeşitli denemeler sonucunda suyun toprak olmadan belli bir adreste duramadığını, serseri mayın gibi boşlukta sağa sola zerrecikler halinde savrulduğunu anladıklarında, yani suyun belli bir adreste duracağı bir şey yaratmaları gerektiğini anladıklarında suyu oluşturmadan önce toprağı oluşturduklarını söyleyebiiriz,

        —Tarihte ki bütün dinleri ve onların tanrılarını yok varsayın yani size kadar adına din ve tanrı denen hiç bir olgu yaşanmadı! İlk defa siz tanrı dediniz, o anda o tanrının taşıması gereken vasıflarının ilk sırasına ölümsüz olması gerekir kuralını koyarmıydınız? (senden alıntı)

        tanrı tanımını dinlerde aramayan biri olarak dinleri yok sayıp saymamamın hiçbir önemi yok,

        eğer bugünkü bilimsel verilerle canlı varlıkların sahip olduğu sistemleri, (iç ve dış organlar hakkındaki bilgiler) doğal afetlerin sebeplerini, doğa olaylarının sebeplerini bilmiyor olsaydım, beni aciz bırakan olayları, başka varlıkların sebebi olarak düşüneceğim için bende bir takım güç odakları olduğu düşüncesine kapılırdım, o güç odaklarının ölümsüz olup olmadıkları hakkında bir düşüncem olurmuydu onu bilemem ama doğal afetlere, hastalıklara neden olan tanrı veya tanrıların ölmesini dört gözle beklerdim herhalde,

        —Bana göre birşey varsa, varolmuştur! Var olma hali kendi inisiyatifidir diyemeyeceğimiz bir tanrının yok olma yani ölme halininde kendi inisiyatifi olduğunu söyleyemeyiz! Dahası
        hiç bir tanrı bilmediği birşeyi bildiğini iddia edemeyeceği için ölmeyeceğini yani ölümsüz olduğunuda iddia edemeyecektir (tabi farklı büyüklükteki bir zaman diliminde olabilir)! (senden alıntı)

        bana göre, bir şey var varsa, var olmuştur dediğinde, var olan şeylerin var edilmediğini söylemiş olursun, yani onları var eden bir varlığın olmadığını kendi kendilerine var olduklarını söylemiş olursun, yani “tanrı yoktur” demiş olursun,

        oysa bana göre, var olanlardan neyin yok olamayacağına dair kafa yorduğumuzda sonsuz boşluğun yok olabileceğini söylemek mümkün değil, demekki sonsuz boşluk var olmamıştır, var olma halinin ise inisiyatif kavramıyla da bir ilgisi yoktur, çünki zorunlu olarak vardır, tabiri caizse tanrı olmasada vardır,

        burada şunu söyleyeyim , hiç kimse tanrı hakkında düşünce açıklarken tanrı kesinlikle şöyledir veya böyledir diyemez, söylemleri ise kendi mantık anlayışına göre varsayımlara dayalı düşüncelerinden öteye bir anlam taşımaz,

        sonsuz boşluk yok edilemeyeceğine göre, bünyesinde barındırdığı evrene egemen olan gücün, sonsuz boşluğun sahip olduğu kendi gücü olduğunu söyleyebiliriz, yani aradığımız tanrı sonsuz boşluktur ve sonsuz boşuk asla yok edilemeyeceğine göre tanrı ölümsüzdür,

        —Sonrasında, Arabayı yaratan arabaya ben ölümsüz değilim dese araba o zaman sen benim tanrım değilsin diyebilirmi? (senden alıntı)

        tanrının ölümsüz bir varlık olduğuna inanıyorsa der.

      • insomnia dedi ki:

        Okuyucu ;
        _ Açıklamaların için teşekkür ediyorum.Kim bilir belkide Tanrı ateisttir.

      • 1okuyucu dedi ki:

        insomnia;

        —Kim bilir belkide Tanrı ateisttir (senden alıntı)

        tanrının tanrı tanımaz olduğu doğrudur ama tanrı kendinden başka tanrı tanımaz 🙂

      • insomnia dedi ki:

        Sayın Toro
        Anlatılan tanrının zaten var olan sudan bir yapı yaratmasının ( o yapı o yaratana kadar yoktu ve o yarattığı için o yapının yaratıcısı o oldu) bir insanın zaten var olan demiri işleyerek araba yapmasından farkı yoktur! Emin olun araba insan olsaydı kendisini yaratana yani meydana getirene kendisini yarattığı için tanrı diyebilirdi! (sizden alıntı)
        Bu durumda ben Tanrının sınırlı zekada olduğu anlamını çıkardım.Yani ulaşılabilir bir zeka.Aslında adına su dediğimiz materyalden evren yıldızlar gezegenler ve insanlar oluşabiliyormuş.Yani belkide bir gün insanlar sudan insan yapabilecekler? Doğru mu anladım ?

      • toro dedi ki:

        Sayın insomnia,

        Öncelikle ben ”tek”im, hep ”ben” vardım diyen bir tanrı kendisini yaratan bir varlık olduğuna inanmıyor demektir! Bu anlayış ateizmin temelini oluşturur dolayısyla tek olduğunu iddia eden tanrıların hepsi doğal ateistir!

        Tabi ki sınırlı. Ama o sınır o sınınırı algılayamayacak noktada olanlar için farklı büyüklükler arz eder! Şöyle düşünün bir elma kurdunu zekası ile maymunun zekası arasındaki fark gibi! Elme kurdu için zekasını yani kendini bilse gözlemlediği maymunun gözlemlediği eylemlerinin sonucunda zekasının kendisinin üzerinde bir yerde konumlandığını düşünebilirmi?

        Yani bir insan için doğal olarak kendisini yarattığını düşündüğü varlık (tanrı) daha zekidir! Ama o sınırı biz koyamayız sadece elimizdeki donelerle mukayese ederiz. Bana göre tanrı ölümsüz değildir! Sadece bizim yaşayıp ölümüne şahit olamayacağımız kadar uzun yaşıyordur!

        Şöyle düşünün, bir kaplumbağa ortaya çıkıyor (ilk kaplumbağa) ve insanlar onu ilk defa görüyorlar! Fotoğraflarını çekiyorlar, sonra onu ilk gören nesil ölüyor ve çocukları ona şahit olmya devam ediyorlar ve yine fotoğraflarını çekiyorlar! O nesilde ölüyor ve kaplumbağa resimlerle oluşturulan arşivde görüldüğü üzere ölmüyor! Bir noktadan sonra onun ölmemesi onun ölmediğini gören nesiller için onun ölümsüz olduğu algısını yaratır! Bu durumda onun doğumuna ve ölümüne şahit olmayan herkes için kaplumbağa öldüğüne şahit olununcaya kadar ölümsüzdür! Öldükten sonra anlarız ki kaplumbağa 300 sene yaşayabiliyormuş yani ölümsüz değil ömrü uzunmuş!

      • insomnia dedi ki:

        Teşekkür ediyorum sayın Toro

      • toro dedi ki:

        Sayın 1okuyucu,

        ‘’eğer bir tanrı varsa, bu tanrının ölümsüz olması gerekmez mi?’’ sizden alıntı

        Niye gereksin?

        ‘’yarattıklarının varlığı kendi varlığına bağımlı olan bir tanrının ölebildiğini, yani tanrının yok olduğunu varsaydığımızda, varlığı tanrının varlığına bağlı olan varlıkların yok olması sonucunu doğurmaz mı?’’ sizden alıntı
        Neden doğursun?

        Mesela güneş şimdi ölse biz yaşamaya devam eder miyiz? Diyelim ki güneşin ömrünü hesaplayabilecek teknolojiye sahip değiliz, bu durumda güneşin güneş ölümlü ya da ölümsüz olmasıyla alakalı kesin bir yargıda bulunabilir miyiz!

        Diyelim ki evren yaklaşık 13,5 milyar yaşında, onu yaratan ya da ondaki hareketi başlatan da 25 milyar yaşında. Öncelikle kendisi 25 milyar yaşında olması hasebiyle ölmeyeceğim ölümsüzüm diyebilir mi? Tanrıda olsa bir varlık ben ölümsüzüm diyebilir mi?
        Tekrar insan örneğine dönelim, insanlar şuan ortalama ömürlerinin ne olduğunu biliyorlar değil mi. Peki bunu nasıl öğrendiler, birbirlerinin ölümlerine şahit olarak ve yaşama başlama anıyla ölüm anı arasında geçen zamanı sayarak! Peki öldüğüne şahit olmadığımız bir insana sırf ölümüne şahit olmadığımız için ölümsüz diyebilir miyiz? Bu noktada bir varlığı ölümsüz yapan onun hakkında ‘’ölümsüzdür’’ şeklinde kurgulanan sözler olabilir mi? Henüz ölmemiş bir varlığın kendine ölümsüzüm demesi bile onu ölümsüz yapmaz ki? Muhtemelen ilk insan topluluğu da aralarından ölen ilk kişiye şahit olana kadar ölümü bilmiyor o şekilde sürekli yaşayacaklarını düşünüyorlardı! O ilk ölüme şahit oldukları anda hissettikleri korkunun şiddetini hayal edebilir misiniz?
        Eğer ortada tek tanrı varsa o tanrı kendini ölümsüz sanabilir çünkü kendisine aksini düşündürecek bir tanrı ölümüne şahit olmamıştır! O, tanrı da olsa var olmuş yani yapısı ne olursa olsun vücut bulmuştur! Kendi kendini yaratmıştır diyebilir misiniz? Peki kendi kendini yaratamayan kendi ölümünü (ne zaman olacağını bende o da bilemez) engelleyebilir mi?

        Gelelim evrene, madem yaşını hesaplıyorlar yani bir başlangıcı var o halde başlangıcı varsa sonu da vardır demeliler! Evren içerisinde bütün cisimler ve içinde barındırdığı canlılar bir gün gelip yok oluyorsa, dizaynör sonunda ölüm olmayan bir başlangıç kurgulayamıyorsa kendisi neden ölümsüz olsun?

        Bakın tanrının vasıflarının insanlarla farklı olmasını gerektiğini, eylemlerinin kusursuzluğunu iddia edebiliriz ama ölümsüzlüğünü bence iddia edemeyiz! Sizden hatta bütün dünyadan ya da bütün evrenden daha çok yaşıyor ya da yaşamış olması onu ölümsüz yapar mı?

        Bakın insanı ya da canlıları küçümsemeyin! Bakın başınıza hiç geldi mi ya da geldiğinde önemsediniz mi bilmiyorum ama, affedersiniz burnunuzu mendille temizlemek için gözlerinizi ‘’kapatıp’’ sümkürdüğünüzde gözleriniz kapalı olduğu anda bir ışık patlaması görürsünüz! Nedir o sizce? Bakın ben ve siz ve niceleri sadece düşünerek neler üretiyoruz ve bu üretilenlerin üretime yönlendirmesiyle sadece 100 yılda geldiğimiz teknolojik seviye nedir! İnsanoğlu uzay gemilerinde yapay yerçekimi yaratabilir noktana bir gün bir gezegende ihtiyaç duyduğu yerçekimini yaratabilecek noktaya da gelebilir! Yeter ki o ana kadar birbirini yemesin! Gözümüz kapalıyken yapığımız normal olmayan(genel rutinde olmayan) bir eylem bize gözümüz kapalıyken elektronları gösteriyorsa o normal olmayan hali bir daha uzatabilecek eylemleri geliştirdiğimizde olabilecekleri düşünün! Size bütün evreni ve bizleri şekillendiren elektronlarla iletişime geçmekten ve bu iletişim sayesinde gidilebilecek (evrende) her yere gitmekten bahsediyorum! Bu tanrı algısını sizce nasıl etkiler?

        Öte yandan madem hayata devam etmemiz için tanrının var olmaya devam etmesi lazım, o halde tanrının hayatta kalabilmesi için kimin ya da neyin hayatta kalmaya devam etmesi gerek? Bence var olduğunu düşündüğümüz tanrı öldüğünde onun öldüğünü fark etmeyiz! Aynı yok iken, var olacağımızı hissetmediğimiz gibi!

        ‘’eğer varlıkların varlıklarını sürdürebilmeleri için tanrıya ihtiyaçları olmayacağını düşünüyorsan, her şeyin TESADÜFEN yaratıldığı konusunda ikna olabilsem hiç durmam anında evrenin tanrısının kıçına tekmeyi vururum,’’ sizden alıntı

        Bu durumda size şunu sormalıyım;
        Tanrı dediğiniz varlığında başkaları ya da kendisi tarafından kendini, planlayarak yarattığına mı inanıyorsunuz?

        ‘’eğer bir varlık etrafındaki materyalleri kullanarak bir yapı oluşturuyorsa, o varlık o materyallerin yaratıcı olamaz,’’ demişsiniz

        Sevgili 1okuyucu tanrı kavramının içini dolduran ve nasıl olması gerektiğini söyleyen biziz, bu tanımı bize tanrının kendisi verip, beni tarif ederken bunu kullanın demedi ki! Üstelik bu beklenti tamamen duygusal bir beklenti, eğer insanlar ölüyorsa tanrı ölmemelidir! Bence bu benim beslediğim kaplumbağa 200 yıl yaşıyorsa ben daha fazla yaşamalıyım gibi bir şey olur!

        Tanrı kavramını besleyen ve aslında tanrıyı var eden kim? Tanrı kavramı dünyada ve evrende hiçbir şekilde telaffuz edilmese tanrı neye göre var olur mu ya da neye göre var olur? Bakın daha öncede söyledim dünyada tanrıyı var eden eylem ‘’tanrı vardır’’ söylemidir! Bu söylem olmasaydı dünyada tanrı var olurmuydu?

        Peki dünyada var olan tanrı fizikenmi vardır, yoksa varlığı soyut ya da düşünsel midir?
        Sanırım dünya için fiziki bir varlık olduğundan söz edemeyeceğimiz konusunda hemfikir oluruz! O zaman dünyadaki varlığı düşünseldir yani var diye düşünülmesidir onu var kılan! Peki var diye düşünüldüğü için var olan bir varlık yok diye düşünüldüğü zaman da var olabilir mi?

        Bakın tanrının var olma hali bir anda var olmasının düşünülmesine bağımlı hale geldi!
        O halde şimdi söylüyorum, bizim algıladığımız şekilde bir fiziki varlığa sahip olmadığını düşündüğümüz tanrı, düşünebilir ve düşüncelerini somut yada soyut şekilde eylemlere dökebilir bir varlık ise yani sadece hesaplanamaz şiddette düşünme duyusuna sahip ise yarattığı her şeyde aslında bir düşünsel yanılsama olmalıdır! Bu aynı durum kendisi içinde geçerlidir!

        Düşünsenize tanrı size gerçekten ben yokum dediğinde siz hayır varsın diyebilir misiniz? Bildiğim kadarıyla bu güne kadar hiçbir tanrı sizinle konuşmadı, (bence kimseyle konuşmadı) Bu durumda ben varım demeyen bir tanrıyı sırf var olduğunu düşünerek var edebilir ya da ölümsüzdür diye düşünerek ölümsüz yapabilir misiniz?

        Bu noktada tanrının var olduğunu iddia etmekle yok olduğunu iddia etmek ya da ölümsüz olduğunu iddia etmekle ölümlü olduğunu iddia etmek arasında hiçbir fark yoktur! Bunların hiçbiri mantıken birbirlerini yenemez ta ki tanrı varlığını, zihinlerinde boşluk bırakmayacak şekilde fark edebilecek bütün canlılara gösterene kadar!

        O zaman kadar sorduğum soru bence ortadaki en mantıklı sorudur;

        Neden tanrı ölümsüz olmalıdır?

      • 1okuyucu dedi ki:

        toro;

        —Diyelim ki evren yaklaşık 13,5 milyar yaşında, onu yaratan ya da ondaki hareketi başlatan da 25 milyar yaşında (senden alıntı)

        yaratma ezelden beri vardı ve hiçbir zaman bitmeyecek diyorum.

        —Neden tanrı ölümsüz olmalıdır? (senden alıntı)

        bir önceki mesajımda, tanrı neden ölümsüz olmalıdır? sorusuna cevap vermeden önce tanrının öldüğünü varsayarak, meydana gelebilecek olası sonuçlarla ilgili kendi mantık anlayışıma göre cevaplamaya çalıştıktan sonra sormuş olduğun soruyu cevapladım,

        bir önceki mesajımda yeterli açıklama yaptığımı düşünürek soru’na kısaca cevap veriyorum ve

        tanrı ölmek istese bile ölemez diyorum.

      • toro dedi ki:

        Sayın 1okuyucu,

        Yanılıyorsam beni düzeltin lütfen, bana verdiğiniz son iki yanıtta bir rahatsız olma hali hissediyorum. Böyle bir şey varsa paylaşmanızı rica ederim.

        Bu durumu netleştirmeden bende size uzun uzadıya cevap yazmak istemiyorum, sadece şunu söylemek istiyorum.

        Var olmak istediği için mi varolmuştur ki, ölmek istese bile ölemesin? Farkındaysanız tanrı olduğu halde yapamadığı bir şey kurguladınız!

      • 1okuyucu dedi ki:

        toro;

        —Bu durumu netleştirmeden bende size uzun uzadıya cevap yazmak istemiyorum (senden alıntı)

        —sonsuz boşluk yok edilemeyeceğine göre, bünyesinde barındırdığı evrene egemen olan gücün, sonsuz boşluğun sahip olduğu kendi gücü olduğunu söyleyebiliriz, yani aradığımız tanrı sonsuz boşluktur ve sonsuz boşuk asla yok edilemeyeceğine göre tanrı ölümsüzdür, (benden alıntı)

        ne demek istediğim yeterince açık değil mi?

        birkaç defa tanrı “mekanın ta kendisidir” dediğimi bilmiyor olamazsın, yada sen benim yazdığım mesajları hiç okumuyorsun?

        —Var olmak istediği için mi varolmuştur ki, (senden alıntı)

        sonsuz boşluk zaten hep vardı, o nedenle var olmak istemesi diye bir durum söz konusu değil,

        —ölmek istese bile ölemesin? (senden alıntı)

        o halde şöyle sorayım, cisimleri içten ve dıştan kuşatarak onların görünür olmasını sağlayan sonsuz boşluk yok edilebilir mi? yada kendi kendini yok edebilir mi? daha doğrusu sonsuz boşluk yok olabilir mi?

        –Farkındaysanız tanrı olduğu halde yapamadığı bir şey kurguladınız! (senden alıntı)

        tanrı intihar edecek kadar enayi bir varlık değildir herhalde 🙂

      • toro dedi ki:

        Sayın 1okuyucu,

        Sizin tanrı tanımınızın farkındayım. Ama sizin tanrı evrendir demeniz benim söylediklerimi boşa çıkarmış olmuyor! Öncelikle bir ekleme yapayım, evrende görünür olanlar ya da insan algısıyla fark edilebiliyor olanlar evrenin tahmin edilen büyüklüğü içinde devede kulak bile değildir! Evren aslında algılanamayan (şuan) bir yapıdır.

        Şimdi gelelim şu tanrının ölümlü-ölümsüz olma haline! Bakın evren zeka ya da mantık olarak bilebildiğimiz en pik noktayı temsil eden bir yapı olabilir! Ama bu yapıyı çevreleyen ya da bir arada tutan zekanın hareketlerinin ya da eylemlerinin stabil olduğunu söyleye bilir miyiz? Yani evren ya da size göre sonsuz boşluk hep aynı sonsuz boşluk muydu?

        Şöyle düşünün, Newton kütle çekim yasalarını açıkladığında dünya 300 yıl boyunca evrende ki temel realitenin bu yasaların öngördüğü şekilde vuku bulduğuna inandı! Newton yasaları, üzerine yeni bir şey gelene, ya da davranış tarzı Newton yasalarından alınan feyz ile şekillenmekten vazgeçilene kadar tanrıydı! Çünkü bu yasalar sadece bir öngörü değil insanlığın geleceğe hareketinde ona yol gösterecek güçlü bir kılavuz olarak ortaya çıkmıştı! Peki ne oldu, 300 yıl boyunca en güvenilen bu söylem bir başka öngörü ortaya çıktıktan sonra, öldü! Yani Newton’un tanrısı öldü, yerine Einstein’in tanrısı geldi (aradaki bilim insanlarını Einstenin isminde birleştirdim)

        Bunları şunun için söylüyorum! Evren ezelden beri aynı mantığın bir arada tuttuğu ve aynı stabillikte var olan bir yapı olmayabilir! Bir vücuttan bahsetmediğimize göre, bir zekadan bahsetmeliyiz! Peki o zeka kendini ve içinde barındırdıklarını çevrelerken sürekli başkalaşıyorsa yani dönüşüyorsa yani düşünsel olarak farklı noktalara evriliyorsa geride bıraktığı hali evrildiği halin ölüsü olmaz mı?

        Şöyle açayım, intikam isteyen tanrı artık intikam istemediğinde o hala intikam isteyen tanrı mıdır?

        Bu sizin sonsuz boşluk teorinize bir yanıttı.

        Ben ise sadece bir boşluk olduğunu düşünmüyorum! Bir matruşkanın var olma ihtimalini daha yüksek görüyorum! Çünkü eğer sizin tek boşluk teorinizden evrenin aslında tanrı olduğuna gidersek o tanrının sorunlarıyla yüzleşmemiz gerekir! Sadece yerçekimi evreni tanrı yapmaya yetmez! Çünkü o çekim cisimlerinin birbirinden sürekli kaçmaya çalıştığı gerçeğini değiştirmiyor! Cisimler ve galaksiler birbirlerinden uzaklaşıyor! Neyse burayı uzatmayacağım!

        Şöyle bitirmek istiyorum, bir tanrı için ya da sizin düşündüğünüz tanrı için geçerli tek bir eylem olmalıdır! Çünkü matematiksel olarak ortaya çıkabilecek bütün sonuçları zaten bilen odur! Peki bu durumun evreni tamamen stabil hale getirmesi gerekmez miydi? Durum öylemi, öylemi olmuş, öylemi oluyor? Eğer bir stabillikten bahsetmiyorsak sürekli değişen bir yapıdan bahsediyoruz demektir! Peki tanrı yani yapı sürekli değişiyorsa bu değişen yapının adı yine tanrı mı olur, yoksa ne yapacağını bilmeyen ve sürekli deneyerek ve kendini sürekli değiştirerek hareket etmeye çalışan bir ergen yapıyla mı karşılaşmış oluruz?

        Bana sorarsan bu evren hala bir dengeye oturmuş yani nirvanasına ulaşmış bir yapı değildir! Arayış devam etmektedir! Hareket hızlanarak sürmektedir!
        Şöyle tarif edelim! Evren bir silindirdir, tanrı ise o silindirin üzerinde dengeye gelmeye çalışan bir cambaz! Silindirin içinde de silindir sürekli hareket halinde olduğu için birbirlerine giren misketler! Bu nokta varsayacağımız tanrının önceliği kendi dengesini bulmak mıdır yoksa silindirin içindeki misketlerin birbirine girmesini engellemek midir? Yani önce kendi varlığını garantiye mi alacaktır ya da evren içinde bu kargaşada ortaya çıkan yapının içinde olup bitenlerle mi ilgilenecektir!

        Biz kendimizi, kendi dengesini bulduğunu düşündüğümüz bir evrende var olduğunu düşündüğümüz tanrının artık çevre düzenlemesiyle ilgilenmeye başladığını düşünmeye mi zorluyoruz acaba?

        Tanrı bence hareket tarzını her değiştirdiğinde değiştirdiği tarzının nezdinde ölür ve her yeni tarz onu yeni bir tanrı olarak tekrar var eder! Yani tanrı sürekli var değildir!

        Bu arada sizinle zevk duyduğum için bu tür sohbetlere açılıyorum, bu yaptığımın benim açımdan tarifi salvolamak değil değer vermektir!

      • 1okuyucu dedi ki:

        toro;

        —Ama sizin tanrı evrendir demeniz benim söylediklerimi boşa çıkarmış olmuyor! (senden alıntı)

        tanrıyı sonsuz boşlukla tarif etmeye çalıştığımı belirttiğime göre, sanırım evren değilde sonsuz boşluk demek istedin?

        ayrıca evren dediğin nedir ki? sonsuz boşluğu sonsuza yakın sayıda evrenlerle doldursan, bu evrenlerin toplamının sonsuz boşlukta kapladığı yer, sonsuz boşluğun yanında okyanus içerisindeki bir hidrojen atomundan bile daha küçüktür, yani bu evrenlerin toplam büyüklüğü sonsuz boşluğa kıyasla göz ardı edilecek kadar küçüktür,

        bu arada hiçbir büyüklük sonsuz boşlukla kıyaslanamaz, kıyaslama ancak sınırları belli olan iki büyüklük arasında yapılır, oysa sonsuz boşluğun büyüklüğünü belirleyebilecek bir kriter yoktur, çünki sonsuz boşluğun sınırı yoktur,

        —Şimdi gelelim şu tanrının ölümlü-ölümsüz olma haline! Bakın evren zeka ya da mantık olarak bilebildiğimiz en pik noktayı temsil eden bir yapı olabilir! Ama bu yapıyı çevreleyen ya da bir arada tutan zekanın hareketlerinin ya da eylemlerinin stabil olduğunu söyleye bilir miyiz? Yani evren ya da size göre sonsuz boşluk hep aynı sonsuz boşluk muydu? (senden alıntı)

        evet, sonsuz boşluk hep aynı sonsuz boşluktu, ama evreni harekete geçirdiği dokunuş stabil değildi, yani dokunuşlar ezelden beri vardı ve hiç bitmeyecek,

        şu anda bile sonsuz boşluğun başka noktalarında yeni dokunuşlar olmadığını söyleyebilir miyiz? yada evrenimizinden başka evrenler olmadığını söyleyebilirmiyiz,? kaldık ki biz daha kendi evrenimizin tamamını keşfetmiş değiliz, evrenimizde başka güneş sistemleri olmadığını söyleyebilir miyiz? ne ben bu söylediklerimi kanıtlayabilirim, nede sen benim bu söylediklerimi çürütebilirsin, çünki sonsuz boşlukta nelerin olup nelerin olmadığı konusunda sadece varsayımlara dayalı söylemlerde bulunabiliriz ama ben yaratmanın 14 milyar yıl öncesinde başladığını düşünmüyorum, bana göre yaratma hep vardı ve hep olacak diye düşünüyorum,

        —Yani Newton’un tanrısı öldü, yerine Einstein’in tanrısı geldi (senden alıntı)

        Newton’un tanrısı ölebildiğine göre demekki Newton’un tanrısı tanrı değilmiş, Einstein’in tanrısının tanrı olduğunun kesin kanıtı var mı? nereden biliyorsun? belki Eistein’in tanrısı da tanrı değildir,

        —Peki o zeka kendini ve içinde barındırdıklarını çevrelerken sürekli başkalaşıyorsa yani dönüşüyorsa yani düşünsel olarak farklı noktalara evriliyorsa geride bıraktığı hali evrildiği halin ölüsü olmaz mı?( senden alıntı)

        tanrının zekasının evrilmesi diye bir şey olmaz, sadece yarattıklarının evrilmesi söz konusu olur, tanrının yaratma gücüne bir sınır koyamayacağımıza göre, zekâ düzeyi olarak bizden çok daha zeki, çok daha becerikli varlıklar yaratmadığını nereden biliyoruz? veya yaratmayacağını nereden biliyoruz?

        —Şöyle açayım, intikam isteyen tanrı artık intikam istemediğinde o hala intikam isteyen tanrı mıdır? Bu sizin sonsuz boşluk teorinize bir yanıttı. (senden alıntı)

        tanrı insansı bir varlık mıdır ki? intikam almak istesin? tanrı sadece yaratıcı olan bir varlıktır, yarattığı varlıklara onların kullanacağı bir takım özellikler kazandırır, kazandırdığı özellikleri niye kullanıyorlar diyede hayıflanmaz,

        bir tanrı yarattığı varlıklara bir takım özellikler kazandıracak, ondan sonrada kazandırdığı bu özelliklerden bazılarını niye kulanıyorlar diye kızıp intikam almaya kalkışacak, herhalde o geri zekâlı tanrı yarattığı insanlara baktıkça sinir küpüne dönüyordur şimdi?

        sırf kendini germek için insanları yaratan bir tanrı olsa olsa durduk yerde dertsiz başını derde sokan, yani belâsını arayan negatif elektrik yüklü garip bir varlıktır, tıpkı sorun olmayan şeyleri kendine sorun etmeye kalkan negatif elektrik yüklü insanlar gibi, yada başından geçen sinir bozucu olayı fırsat buldukça anlatarak hiç gereği yokken durduk yerde kendini geren, germekle kalmayıp çevresine hırlayan sinir bozucu tipler gibi?

        bir bilgisayar programcısı, bilgisayara yüklediği programlardaki hataların, programların hatası olduğunu söyleyebilir mi? eğer yüklenen programlarda programlama hatası varsa bu hata bilgisayara hatalı program yükleyen bilgisayar programcısına aittir, yani bir bilgisayar programcısının kendi hatasını programladığı programlara yükleyeceği düşünülebilir mi?

        —Ben ise sadece bir boşluk olduğunu düşünmüyorum! Bir matruşkanın var olma ihtimalini daha yüksek görüyorum! Çünkü eğer sizin tek boşluk teorinizden evrenin aslında tanrı olduğuna gidersek o tanrının sorunlarıyla yüzleşmemiz gerekir! Sadece yerçekimi evreni tanrı yapmaya yetmez! Çünkü o çekim cisimlerinin birbirinden sürekli kaçmaya çalıştığı gerçeğini değiştirmiyor! Cisimler ve galaksiler birbirlerinden uzaklaşıyor! Neyse burayı uzatmayacağım! (senden alıntı)

        sınırları çizilemeyen bir şeyin dışı olmayacağı için, sonsuz boşluğun dışı olamaz, o nedenle başka boşluklardan söz etmek mümkün değildir,

        tanrının yarattığı varlıklar stabil olmadığına göre, tanrının sorunları diye bir şey olmaz, çünki tanrı haddini bilir, örneğin; tanrı, tansıral güce sahip bir varlık yaratarak dertsiz başını derde sokmaz, tanrı sinir olmak için varlık yaratmaz, yarattığı sistemleri (evreni) belli bir düzene göre işleyecek şekilde yaratır,

        cisimler arasındaki çekim kuvveti yok olduğunda o cisimler ya atomlarına ayrılır, yada bir bütün olarak boşluğun çöplüğündeki yerini alır, evrenlerin kıtlığına kıran girmedi ya, tanrı yenisine sağlık der yaratmaya devam eder,

        sıgara folyosu benzeri bir kâğıdın içerisine tahta talaşı doldurup,kağıdı küçük bir top haline getirip topa ince bir lâstik bağlayıp, lastiğin ucunu tutup topu aşağı doğru fırlattığımızda, lâstik gerilme sınırının en üst seviyesine (gerilme katsayısı) çıktığında aşağı olan hareketi durup yukarı doğru hareket etmeye başlar,

        eğer çekim kuvveti maddeyi en küçük nokta olacak şekilde sıkıştırabiliyorsa, (bing bang teorisi diyorlar?) maddeyi sıkıştırmak için yaptığı hareketi evreni küçülmek için niye yapmasın? çekim kuvveti, gerilme sınırının en üst noktasına ulaştığında, evreni küçültmeye başlamayacağını kim bilebilir ki? (lâstikli top örneğini o nedenle verdim) nokta haline geldiğinde de yeniden patlamayacağını kim bilebilir ki? belki evrenimiz periyodik olarak devamlı büyüyecek ve küçülecek şekilde yaratılmadığını nerden biliyoruz?

        —Şöyle bitirmek istiyorum, bir tanrı için ya da sizin düşündüğünüz tanrı için geçerli tek bir eylem olmalıdır! (senden alıntı)

        evet, tanrı için geçerli bir tek eylem vardır, tanrı sadece yaratır, başka bir şey yapmaz, örneğin; alternatif akımla çalışan bir elektrik motorun mili misali, günde bir devir (1 devir/gün) yapan dünyayının günlük devir sayısını değiştirmez veya dünyayı tersine döndürmez, çünki oluşturduğu sistemin çalışma şeklini otomatiğe bağlamıştır, sistem öngördüğü şekilde işlemesine devam eder,

        —Bana sorarsan bu evren hala bir dengeye oturmuş yani nirvanasına ulaşmış bir yapı değildir! (senden alıntı)

        tanrının yarattıkları stabil olmadığına göre gelişimini tamamlamamış olabilir, evreni oluşturan sistemin (yazılımın) içeriğini bilmediğimiz için sistemin son halini alıp almadığını bilemeyiz,

        —Biz kendimizi, kendi dengesini bulduğunu düşündüğümüz bir evrende var olduğunu düşündüğümüz tanrının artık çevre düzenlemesiyle ilgilenmeye başladığını düşünmeye mi zorluyoruz acaba? (senden alıntı)

        evreni dizayn eden yazılımda, sırada çevre düzenlemesi varsa niye olmasın?

        —Tanrı bence hareket tarzını her değiştirdiğinde değiştirdiği tarzının nezdinde ölür ve her yeni tarz onu yeni bir tanrı olarak tekrar var eder! Yani tanrı sürekli var değildir! 8senden alıntı)

        tanrı hareket tarzını değiştirmez, yaratığı sistemlerin, sistem yazılımındaki işlem sırasına göre davranacağını bilir ve sisteme müdahale etme gereği duymaz,

        —Bu arada sizinle zevk duyduğum için bu tür sohbetlere açılıyorum, bu yaptığımın benim açımdan tarifi salvolamak değil değer vermektir! (senden alıntı)

        ben espri olsun diye öyle söylemiştim, ayrıca salvo atış yapacak tüfeğimiz bile yok, galiba hiç olmayacak 🙂

        evren ve tanrıyla ilgili söylediğimiz şeyler, hayal gücümüze dayanarak varsayımlara dayalı teorilerden başka bir şey değil, ne ben söylediklerimi kanıtlayabilirsin, nede sen benim iddialarımı çürütebilirsin, ne sen söylediklerini kanıtlayabilirsin, nede ben senin iddialarını çürütebilirim,

        hepimiz kendi mantık anlayışımıza göre bir şeyler eveleyip geveliyoruz, söylediklerimiz doğruda olabilir, yanlışta olabilir, doğru da olsa, yanlış ta olsa yinede biz kesin olarak hangisinin doğru hangisinin yanlış olduğunu bilemeyiz, yani bizim, günde 2 defa zamanı doğru gösterdiği iddia edilen bozuk saatten bir farkımız yok.

        seninle sohbet etmek benim için de zevk ama ne demek istediğini tam olarak anlamayıp anlamsız cevaplar verdiğim durumlar için kusuruma bakma.

      • toro dedi ki:

        Sayın 1okuyucu,

        Ben tek bir evren (içinde galaksimizi de barındıran yapı) olduğuna inanmıyorum, evren tabirini sizin bahsettiğiniz o tek boşluğu tanımlamak için kullandım. O yüzden haklısın, sonsuz boşluk demek istedim.

        Ben öncelikle içinde bulunduğumuz evren ile ilgileniyorum ve bu yapının sonlu olduğunu düşünüyorum. Önce bu yapıyı tam kavrayamadan daha ileriye gitmeye çabalamak vakit kaybı gibi geliyor. Biliyorsunuz bilim insanları evrenimiz hakkında ne bildiklerini anlatırken bildiklerinin maksimum %5 olduğunu söylüyorlar!

        Ben yaratma konusunda farklı noktadayım. Bence bir yapının oldurulması, hareketlendirilmesiolabilir ama o yapının inceden inceye dizayn edildiği bir süreç yok. Şöyle örnekleyeyim;

        İnsan vücudu bir yapıdır, onu sözde bizim egemeni olduğumuz beyin yönetir. Peki biz vücudumuzun içinde olan bitenlerden haberdar mıyız! Alyuvarlarla, akyuvarlar ne yapıyor, hangi virüsler, mikroplar içimizde, organlarımızdan hangilerinin pili bitmek üzere bilebiliyor muyuz! Mesela beynimizde ortaya çıkmakta ya da çıkacak olan bir uru fark edip, onu sürkülase edebiliyor muyuz? Diyelim ki kas yapmaya karar verdik, bunun içinde kas yapmak istediğimiz yere amacımız doğrultusunda bir baskı yapıyoruz. Kası oluşturduk, peki o kasın dıştan görünen hali tamamda içinde ne oldu, o yapıyı neler oluşturdu, o yapıyı idame ettiren yapı taşları ne durumda biliyor muyuz? Bence evren de bu şekilde bir yapı, dışarıdan etki alan ama içeride o etkinin nasıl yaratıldığıyla ilgilenilmeyen ya da önemsenilmeyen!

        Ben Newton ile Einsten’i karşılaştırırken algıların ne kadar kesinlik arz etse de son tahlilde sonsuz realiteyi sonsuz bir stabillik olarak tanımlamaya yeterli olmayacağını anlatmaya çalıştım! Sonuç itibariyle biliyoruz ki tanımlamalarımız ve onların ışında ortaya çıkan düşüncelerimiz kendi fantezilerimiz olmakta öteye gitmez! Dolayısıyla tanrı ne ölümsüzdür ne de ölümlüdür! Bu sizin benim yaşımı 2 şıkla tahmin etmenize benzer, ama ben onaylamadan 2 şıktan hangisinin doğru olduğu belli değildir! Yani sadece 2 seçenek varsa, benim hangisinin doğru olduğunu söyleyeceğim ana kadar ikisi de doğrudur!

        ‘’tanrının zekasının evrilmesi diye bir şey olmaz, sadece yarattıklarının evrilmesi söz konusu olur, tanrının yaratma gücüne bir sınır koyamayacağımıza göre, zekâ düzeyi olarak bizden çok daha zeki, çok daha becerikli varlıklar yaratmadığını nereden biliyoruz? veya yaratmayacağını nereden biliyoruz? ‘’ sizden alıntı

        Bu konuda sizinle hemen hemen aynı fikirdeyim, bu nedenle size eğer daha önce okumadıysanız tevratta hezekiel bölümünü okumanızı öneririm. Hatırlarsanız ben tevratın kurana göre değişmediğini yine kurandan ayetlerlerle örneklemiştim. Şimdi bu doğrultuda siz ve yazılarımızı takip edenlerin hezekieli okumasını öneririm. Bir grup, azınlık olduğu halde nasıl oluyor da dünyanın düşünsel ve eylemsel bütün aktivitelerini domine ediyor anlamanıza yardımcı olacaktır.

        Bu arada sadece kağıda dökülerek anlatılmış tanrıların yapabileceklerinden veya yapamayacaklarından bahsedebiliriz! Kitaplardaki tanrılar bile onca uğraşa (insanın hayal gücü)rağmen sınırsız bir yaratma gücünü temsil edemiyorken aslında hiç bilmediğimiz ama var saydığımız tanrının ya da tanrıların yaratma güçlerinin sınırsız olduğunu söyleyebileceğimizi düşünmüyorum!

        Sonuç itibariye sonsuz boşluk tabiri bile aslında mantıklı bir tabir değildir! Çünkü nerede, nasıl, niçin sorularıyla anlamaya çalıştığımız bu yapının bizim anlayabileceğimiz bir cevabı yoktur! Size söyleyeyim, bence bu yapıyı dışarıdan görebilecek herhangi bir insan artık düşünebilen bir insan olmayacaktır! Bu günkü tanıma göre değil ama, bence gerçekten bir delilik hali yaşayacak ve bu durumdan çıkamayacaktır!

        Ardı arkası kesilmeyen bir diziden bahsediyoruz ama ne kadar uğraşsak ta tek ve sonsuz boşluk tanımı da sorularımızın cevaplandırılmasına yetmiyor!

        ‘’tanrı insansı bir varlık mıdır ki? intikam almak istesin? tanrı sadece yaratıcı olan bir varlıktır, yarattığı varlıklara onların kullanacağı bir takım özellikler kazandırır, kazandırdığı özellikleri niye kullanıyorlar diye de hayıflanmaz,’’ sizden alıntı

        Olamayacağını en iyi bilenlerden biri olduğumu sizde biliyorsunuz!

        ‘’sınırları çizilemeyen bir şeyin dışı olmayacağı için, sonsuz boşluğun dışı olamaz, o nedenle başka boşluklardan söz etmek mümkün değildir, ‘’ sizden alıntı

        Bende şöyle söyleyeyim, dışı olmayan bir yapının da içi olamaz! Sınırları olmayan bir yapı tanrıda olsa kendi yapısını kontrol edemez! Bu noktada durum böyleyse yapı kendi yapısını stabilize etmeye çalışmaktan öte bir aktivitenin içine giremez! Bu bizim meşhur başlangıcı olan her şeyin sonu da vardır sözümüzle aynı durumu ifade eder! Biz gözlemlediğimiz her şeyin doğduğunu, yaşadığını ve öldüğünü tanımlıyorsak bu tanım içerisine koyamadığımız şeylerin doğmadığını ve ölmeyeceğini iddia edemeyiz!
        Sonuç itibariyle biz insanız ve mantık örgümüzün kendi içinde oluşan kuraları var. O kurallar boşa çıkana kadar evrendeki ve ya sizin boşluğunuzdaki her şey, doğar, yaşar ve ölür!

        Şunu unutmayın tanrı, evren ya da sonsuz boşluk yaşıyorsa başlangıcı vardır ve sonu da olacaktır! Aksini söylemek tanrı biziz demektir!

        Sadece yerçekimi evreni yada sonsuz boşluğu anlamaya yetmez!
        Bakın burada daha önce evrenin sadece %5 inin ışık enerjisinden oluştuğunu yazmıştım. Şu sıralar bilim insanlarının da zihninde bir cismi diğer cismin etrafında döndürenin sadece yerçekimi olamayacağı düşüncesi filizleniyor! Yaklaşık 40 yıldır karanlık maddeyi arıyoruz ama bulamıyoruz, algımız ve teknolojimiz bu konuda yetersiz!

        Son tahlilde bence sürekli bir yaratma eylemi yok, hareket kazanan bir yapının Temel
        taşlarının rastgele rastlantılarla girdikleri ilişkilerden doğan mutantlar var! Tıpkı dünyamız gibi, tıpkı üzerine sonda indirilen kuyruklu yıldız gibi, metan gazı bulduk dedikleri mars gibi! Yaratılmazlar birbirleriyle ilişkiye girerek başkalaşırlar!
        Son tahlilde yazının ortalarında söylediğim gibi bence evren, içinde olanlara hakim olamayan, tek derdi kendini bir arada tutmaya çalışan bir yapıdır. Tıpkı insan beyninin gerektiğinde hayallerle motive etmeye çalışarak hayatta tutmaya çalıştığı insan vücudu gibi!

        Tabi ki birbirimizin bu konudaki fikirlerini çürütemeyiz, bunu önceki yazımda tanrı hem ölümlüdür hem de ölümsüzdür diyerek ifade etmiştim! Yani tanrı vardır-yoktur, ölümlüdür-ölümsüzdür evren sonsuzdur-değildir sorularının her zaman 2 cevabı vardır!
        Aradaki diyaloglar ise bizim kendi fantezilerimizdir!

      • 1okuyucu dedi ki:

        toro;

        —Ben öncelikle içinde bulunduğumuz evren ile ilgileniyorum ve bu yapının sonlu olduğunu düşünüyorum (senden alıntı)

        olabilirde olmayabilirde, eğer evrenimizin bir sonu varsa, sonsuz boşluğun çöplüğünde yerini alır, tanrı için de yeni bir evren yaratmak hiçte zor olmaz,

        —Bence evren de bu şekilde bir yapı, dışarıdan etki alan ama içeride o etkinin nasıl yaratıldığıyla ilgilenilmeyen ya da önemsenilmeyen! (senden alıntı)

        bende zaten öyle söylüyorum ama ilgilenilmemesinin sebebini, içerdeki etkileşimi medyana getiren öğelere, evreni ve canlı varlıkları oluşturacak tüm bilgilerin kodlandığı düşünüyorum,

        örneğin; evreni oluşturan kimyasallara hiçbir bilgi kodlanmasaydı, deneme yapma girişiminde de bulunmazlardı, demek ki onları bir şeyler yapmaya yönlendiren bilgi ve beceriler kotlanmış olmalı ki, aktif hale geçebilmişler, meydana getirdikleri ürünlere kendilerindeki kodlardan bir kısmını aktararak onlarında bilgi ve beceriye sahip olmalarını sağlamışlar,

        tanrıyı daha öncede tartışmıştık, gördüğüm kadarıyla tanrı hakkındaki düşüncelerimizde herhangi bir değişiklik yok,

        —Ben Newton ile Einsten’i karşılaştırırken algıların ne kadar kesinlik arz etse de son tahlilde sonsuz realiteyi sonsuz bir stabillik olarak tanımlamaya yeterli olmayacağını anlatmaya çalıştım! (senden alıntı)

        bilgi olarak yeni veriler elde edilmesi, tanrının varlığında herhangi bir değişikliğe sebep olmaz,

        sonsuz realitenin stabil olmadığını iddia edebilmek, sonsuz boşluğun yok edilebileceğini ön görmektir,

        tanrı sonsuzluk kavramlarında gizlidir ve bizim bunları açıklamaya zekâmız yetmez, örneğin geçmiş zaman için kullanılan ezel kavramına bir sınır koyamayacağımız için ne zaman başladı? diye bir düşünce içerinde olamayız, hep vardı der geçeriz,

        sonsuz boşluğa bir sınır koyamayız, sınır koymaya kalksak acaba sonsuz boşluğun dışında ne var diye merak ederiz,

        yani, sonsuzluk kavramı üzerine düşünmek bile kafayı yememize sebep olabilir,

        ama sonsuzluk hakkında bildiğim tek gerçek var, o da sonsuz boşluğun asla yok olmayacağıdır, hatta öylesine gerçektir ki maddeyi yok edebilsek bile sonsuz boşluğu yok edemeyiz,

        — Dolayısıyla tanrı ne ölümsüzdür ne de ölümlüdür! Bu sizin benim yaşımı 2 şıkla tahmin etmenize benzer, ama ben onaylamadan 2 şıktan hangisinin doğru olduğu belli değildir! Yani sadece 2 seçenek varsa, benim hangisinin doğru olduğunu söyleyeceğim ana kadar ikisi de doğrudur! (senden alıntı)

        tahmin etmek varsayımlara dayalı kafadan atmaktır, diyelimki ben senin fiziksel görünümüne bakarak iki ayrı tahminde bulundum ikisinide tutturamadım, bu durumda ne olacak?

        bu durumda ben ateist mi olacağım,yani tanrı hiçbir zaman yoktu ki, ölümsüz veya ölümlü olduğu hakkında konuşabilelim gibi bir durum mu ortaya çıkar? yanlış anladıysam kusura bakma,

        tanrının yaşıyla ilgili bir şey söyleyebilmek için ezel denen kavramı açıklayabilmemiz gerekir, buda mümkün olmadığına göre tanrının yaşıyla ilgili bir tahminde bulunamayız,

        zaten tahminde bulunmamıza gerek yok, tanrı bile kaç yaşında olduğunu bilemez, bildiği taktirde kendini zamanla sınırlamış olur ki sınırı olan varlıkların ölümlü varlıklar olduğunu söylemeye gerek yok,

        —hezekieli okumasını öneririm. Bir grup, azınlık olduğu halde nasıl oluyor da dünyanın düşünsel ve eylemsel bütün aktivitelerini domine ediyor anlamanıza yardımcı olacaktır. (senden alıntı)

        bilgisayara bulaştığımdan beri kitap okumayı bıraktım, belki bir ara okumayı düşünebilirim,

        her şeyin ölümle biteceğine inanmak istemeyenlerin beklentilerini, (cennet) veya korkularını (cehennem) istismar ederek, kendisine biat ettirmek için yandaş toplayan kurnazlar,

        yüce imanları gereği kanıt aramadan beklentilere cevap veren söylemlere balıklama atlayacak aç gözlülerin, cezadan korktukları için, söylemlerini kabullenmek zorunda kalacak korkakların olacağını çok iyi bildiklerinden tanrının elçisi olduklarını kanıtlama gereği bile duymazlar,

        —Bu arada sadece kağıda dökülerek anlatılmış tanrıların yapabileceklerinden veya yapamayacaklarından bahsedebiliriz! Kitaplardaki tanrılar bile onca uğraşa (insanın hayal gücü)rağmen sınırsız bir yaratma gücünü temsil edemiyorken aslında hiç bilmediğimiz ama var saydığımız tanrının ya da tanrıların yaratma güçlerinin sınırsız olduğunu söyleyebileceğimizi düşünmüyorum! (senden alıntı)

        bende öyle yapıyorum zaten, ama çarpık çurpuk ayetlerden ziyade kitap ve peygamber gönderdiğini kanıtlayamamış tanrıların adaletiyle ilgileniyorum,

        peygamber ve kitap gönderdiğini kanıtlayamamış bir tanrının, ben tanrının elçisiyim diyene inanılmasını isteme hakkını şöyle bırak, inanmayanları cezalandırma hakkı olup olmadığını sık sık sormama rağmen hiçbir cevap alamıyorum,

        adaletli davrandığı iddia edilen adil bir tanrının önce peygamber ve kitap gönderdiğini kanıtlaması gerekmez mi? kanıtlayamadığı halde bir takım isteklerde bulunan bir tanrı, bana göre zekâ özürlü bir varlıktır,

        suç isnat edilen kişinin suçu kanıtlanmadıkça herhangi bir ceza verilemiyorsa, peygamber ve kitap gönderdiğini kanıtlayamayan bir tanının insanlar kadar aklı yok mudur ki? ben tanrının elçisiyim diyenlere inanmayanları cezalandırma hakkı olsun,

        soruma cevap vereceklerine bir de utanmadan, tanrının evrenle ilgili bilgileri 1400 sene önce Kuranda bildirdiği dangalaklığını gösteriyorlar,

        ilk muhataplarının kanıtsız inanmasını, sonraki muhataplarının kanıta dayalı inanmasını öngörmek gibi bir düşünce içerisinde olan tutarsız bir tanrı tanımını tarif ettiklerini bile fark edemiyorlar,

        kitaplardaki tanrılar bu dünyanın düzenini asla değiştiremezler, çünki evrenin tanrısı belirlediği doğa yasalarıyla canlı yaşamı güçlünün ayakta kalacağı şekilde dizayn etmiş, bundan haberi olmayan kitaplaın tanrıları, düzene müdahale ederek çeki düzen verecekleri yanılgısına düşmüşler, bırak çeki düzen vermeyi, kendi yandaşlarının birbirlerini boğazlamasına sebep olmuşlar,

        yani amaçladıklarıyla, sebep oldukları sonuç birbirine tamamen zıt,

        bana göre, tanrının yaratmasına sınır koymak tanrılık ilkesine aykırı,

        tanrının yapamayacağı tek şey kendi varlığına son vermek olur, bunuda yapması mümkün görülmediğinden varlığını sürdürdüğü sürece tanrının yaratmasına sınır koyamayız,

        ama tanrının sonsuzluk kavramıyla açıklanan kendine has özelikleri, yarattıklarıyla paylaşmayacağını söyleyebilirim, örneğin; tanrı ölümsüz varlık yaratmaz, yaratmadığı gibi bir bedene sahip ölümsüz varlık hiç yaratmaz,

        ama kitapların tanrısı, ölmediği için hayatta kalma mücadelesi vermesine gerek olmayan, yani yemese de içmese de nefes almasa da ölmeyecek olan bir varlığa, ilâveten bonus misali bir beden vererek, “sen ölümsüz olduğun için ihtiyacın olmadığı halde, sana sınırsız nimetlerden yararlanacağın bir beden veriyorum, ye, iç, fiziksel aktivitelerini! yerine getir” diyerek hem ihtiyaçlı hemde ölümsüz bir varlık yaratma saçmalığından söz edebiliyor,

        —Sonuç itibariye sonsuz boşluk tabiri bile aslında mantıklı bir tabir değildir! Çünkü nerede, nasıl, niçin sorularıyla anlamaya çalıştığımız bu yapının bizim anlayabileceğimiz bir cevabı yoktur! Size söyleyeyim, bence bu yapıyı dışarıdan görebilecek herhangi bir insan artık düşünebilen bir insan olmayacaktır! Bu günkü tanıma göre değil ama, bence gerçekten bir delilik hali yaşayacak ve bu durumdan çıkamayacaktır! (senden alıntı)

        ben hayalimde sonsuz boşluğun dışına çıkmayı bir çok kez denedim ama yinede çıkamadım, sonunda insanların sonsuzluk kavramıyla açıklanabilecek şeyleri kavramaya zekâlarının yetmeyeceğine karar verdim,

        sadece şunu söyleyebilirim, maddeyi içten ve dıştan kuşatarak ona şekil vererek görünür olmasını sağlayan sonsuz boşluğun gerçek olduğunu, maddeyi görebilmiş olmamızla açıklayabilirim, çünki madde varlığını sürdürebilmesi için bir mekâna muhtaç,

        –dışı olmayan bir yapının da içi olamaz (senden alıntı)

        dışı ve içi olmayan bir şey yok hükmündedir,

        nasıl reel (gerçek) sayılara bir sınır koyamadığımız için, sayı doğrusu üzerindeki uç noktaları sınır koyamadığımızı belirttiğimiz sembollerle ifade ediyorsak, sonsuz boşluğuda öyle düşünebiliriz, yani içi gerçek dışı sonsuz (sınırsız)

        —Şunu unutmayın tanrı, evren ya da sonsuz boşluk yaşıyorsa başlangıcı vardır ve sonu da olacaktır! Aksini söylemek tanrı biziz demektir! (senden alıntı)

        tanrı sonsuzluk kavramıyla açıklanabildiğine göre, sınır koyabildiğimiz şeyler tanrı değildir,
        sonsuz boşuğa bir sınır koyamayacağımıza göre biz tanrı değiliz,

        —Sadece yerçekimi evreni yada sonsuz boşluğu anlamaya yetmez!
        Bakın burada daha önce evrenin sadece %5 inin ışık enerjisinden oluştuğunu yazmıştım. Şu sıralar bilim insanlarının da zihninde bir cismi diğer cismin etrafında döndürenin sadece yerçekimi olamayacağı düşüncesi filizleniyor! Yaklaşık 40 yıldır karanlık maddeyi arıyoruz ama bulamıyoruz, algımız ve teknolojimiz bu konuda yetersiz! (senden alıntı)

        bence bir cismi diğer cisimin etrafında döndüren etken, elektro manyetik alandır, o nedenle ben dünyanın etrafında görülmeyen bir sargı (bobin) olduğunu düşünüyorum ama tamamen emin değilim,

        evrenle ilgili teknolojimiz şimdilik emekleme çağında olsada, belki o da tüm varlıklar gibi yavaş yavaş büyüyecek ama biz hiçbir zaman mürüvvetini göremeyeceğiz,

        —Son tahlilde bence sürekli bir yaratma eylemi yok (senden alıntı)

        ben sonsuzlukla ilgili kavramların (ölümsüzlük, yaratıcılık) tanrısal özellikler olduğunu kabul ettiğim için sürekli yaratmanın var olduğunu kabul etmek zorundayım.

        —Tabi ki birbirimizin bu konudaki fikirlerini çürütemeyiz, bunu önceki yazımda tanrı hem ölümlüdür hem de ölümsüzdür diyerek ifade etmiştim! Yani tanrı vardır-yoktur, ölümlüdür-ölümsüzdür evren sonsuzdur-değildir sorularının her zaman 2 cevabı vardır! (senden alıntı)

        eylemlerimizi, duygularımızı, düşüncelerimizi, reflekslerimizi tarif edebilmek için kullandığımız zıt kavramlar sonucu, her sorunun 2 türlü cevabı olsada hangisinin doğru olduğunu bilebilmemiz her zaman mümkün değil,

      • toro dedi ki:

        Sayın 1okuyucu,

        Cevabınızı zevkle okudum ve artık şunu rahatlıkla söyleyebilirim, sizinle münazara yapmak çok büyük bir keyif. İnanılmaz derecede mutlu oluyorum, sizi okurken.

        Şimdi yazınızın bazı yerlerine cevaplar yazayım;

        ”ama sonsuzluk hakkında bildiğim tek gerçek var, o da sonsuz boşluğun asla yok olmayacağıdır, hatta öylesine gerçektir ki maddeyi yok edebilsek bile sonsuz boşluğu yok edemeyiz,” sizden alıntı

        %5 i yani evrende bilinebilen maddenin oranını tekrar hatırlatmak isterim! Sonsuz boşluk, ya da bana göre boşluk yok edilebilir demiyorum ama bildiğimiz maddenin de boşluğu meydana getiren yapı taşı olmadığını düşünüyorum. Bizim algılayabildiğimiz ve aslında evrende anlamlı bir yer kaplayamayan maddenin yanında, bildiğimiz bu maddenin de içinden geçebilen ama buna rağmen etkileşmediği için iz bırakmayan ve bu yüzden de algılanamayan daha spesifik bir yapı taşı olduğuna inanıyorum! Bu noktada bizim bilinen maddeyi yok etmemizin boşluk için bir değişiklik yaratacağını düşünmüyorum.

        ”tahmin etmek varsayımlara dayalı kafadan atmaktır, diyelimki ben senin fiziksel görünümüne bakarak iki ayrı tahminde bulundum ikisinide tutturamadım, bu durumda ne olacak?” sizden alıntı

        Püf noktası orada zaten! Tutturamadığınızı size kim söyleyecek? Benim, size benim fiziksel özelliklerimi değerlendirerek yaptığınız iki tahminden birisinin doğru ya da ikisinin de yanlış olduğunu söyleyeceğim ana kadar iki tahmininiz de doğrudur!
        Çünkü sizin tahminlerinizi ancak ben çürütebilir ya da doğrulayabilirim!

        Bunun tanrıya yansımasıda aynen önceki yazımda söylediğim gibidir! Sizde, bende olası bir tanrının herhangi bir insanla hiç konuşmadığına inanıyoruz! Bu noktada onu ve yapısını ancak tahmin edebiliriz ve kaç tane tahminimiz olursa o kadar da doğrumuz olur! Tahminlerimizin yanlış olduğunu kim söyleyebilir ki?

        Bakın tanrının yaşı konusunda bir paradoks var! Hem herşeyi bilir çünkü tanrıdır diyorsunuz sonra yaşını bilemez diyorsunuz! Yani kendiyle alakalı en önemli bilgiye sahip olmayan ama bilinen tüm evreni yaratacak bilgiye sahip olan bir tanrı! O zaman o, tanrı olduğunu nereden bilecek?

        Ben tanrı evrenin kendi iç dinamikleriyle sonradan oluşmuş ve evrenin henüz bizim algılayamadığımız dinamikleriyle iletişim kurma yeteneğine sahip olan ve bu sayede olmayan bir hareketi başlatabilen yani ezeli olmayıp ebedi olup,olmadığını ise bilemeyen bir başlatıcı tanrının varlığını daha anlamlı görüyorum!

        Bizi ortaya çıkaran hareketi başlatması onu ne ezeli yapar ne de ebedi! Belkide sadece düğmeye basandır!

        Hezekielle alakalı kitap okumanızı istemedim! Sadece tevratın hezekiel bölümünü okumanızı önerdim! İlk bölüm zaten sizi şaşırtamaya (daha önce okumadıysanız) şaşırtmaya yetecektir! Sizinle münazara yapabileceğimiz çok ilginç anlatımlara şahit olacaksınız! Benim neden sürekli, insan algısına vurgu yaptığımıda görmüş olacaksınız!

        Peygamber gönderdiğini kanıtlamayı bırakın, kutsal kitaplarda adları geçmediği halde dünyanın her yerinde peygamberim diyerek ortaya çıkanları da kendisinin göndermediğini kanıtlamalıdır! Bize peygamberliği kanıtlamanın yolunun savaş kazanmaktan, kılıçla mağlup etmekten geçmediğini gösterebilmelidir!

        ”sadece şunu söyleyebilirim, maddeyi içten ve dıştan kuşatarak ona şekil vererek görünür olmasını sağlayan sonsuz boşluğun gerçek olduğunu, maddeyi görebilmiş olmamızla açıklayabilirim, çünki madde varlığını sürdürebilmesi için bir mekâna muhtaç,”sizden alıntı

        Bu konuda size katılmıyorum. Görünür olan nedir ya da ne görüyorsunuz? Görebildiğiniz ışığı yansıtabilen %5! (bu oranı nasıl bilebildiklerini ya da hesaplayabildiklerini sorgulamkta serbestsiniz)

        Sonsuz boşluk görülmüyor, insan algısına göre görmek, sınırlarını algılayabilmektir! Adına sonsuz boşluk dediğiniz içinde sınırlarını asla algılayamayacak yani asla göremeyeceksiniz demektir! Şöyle düşünün, gökyüzünde parlayan yıldızlarda dahil bildiğimiz %5 lik madde (ışığın tamamı) aniden yok olsun, siz aynen kalın! Şimdi ne görüyorsunuz?

        Tanrıyı sonsuzluk kavramıyla açıklaayn biziz. Biz cevabını bilmediğimiz sorular için süslü isimler ya da sıfatlar üretir ve o isimlerle soruyu cevapladığımızı düşünüzür. Örneğin sonsuz nedir? Çoğu insan sınırları olmayan diyecek, bende diyeceğimki bu dünyada kaç insan sınırları olmayan bir yapıya şahit olmuş ki? İnsan vücudundaki en ufakhücre için o vücut bir sonsuz evren gibi görünebilir, çünkü sınırı ve ardını bilmiyor! Bilene kadarda sonsuz diyerek kendini boşlukları doldurmuş sayacaktır!

        ”ben sonsuzlukla ilgili kavramların (ölümsüzlük, yaratıcılık) tanrısal özellikler olduğunu kabul ettiğim için sürekli yaratmanın var olduğunu kabul etmek zorundayım.” sizden alıntı

        Ben sürekli yaratma eylemi yok derken bir tanrının devam ettirdiği yaratma eylemini kastetmiştim. Bence başlatma var sonrasında olanlar oluşma, oluşturulma değil!

        ”eylemlerimizi, duygularımızı, düşüncelerimizi, reflekslerimizi tarif edebilmek için kullandığımız zıt kavramlar sonucu, her sorunun 2 türlü cevabı olsada hangisinin doğru olduğunu bilebilmemiz her zaman mümkün değil,” sizden alıntı

        Özellikle de tanrı ile ilgili ya da tanrı hayali ile ilgili olanlar için…

      • 1okuyucu dedi ki:

        toro;

        —Cevabınızı zevkle okudum ve artık şunu rahatlıkla söyleyebilirim, sizinle münazara yapmak çok büyük bir keyif. İnanılmaz derecede mutlu oluyorum, sizi okurken. (senden alıntı)

        aramızdaki söyleşiden keyif aldığına göre, yaptığım iğnelemelere aldırmıyorsun demektir.:)

        aslında düşünce özgürlüğünün olmadığı, (düşünceyi açıklama özgürlüğünün olmadığı) Ülkelerde bile, insanların düşünmesini engellemek asla mümkün değil, yani insanların en özgür olduğu alan düşünme özgürlüğüdür,

        biz ise, göremediğimiz şeyler hakkında kendi mantığımıza göre hayal gücümüzü kullanarak bazı çıkarımlarda bulunuyoruz ve kendi düşüncelerimizi açıkladığımızda hiç kimse bizim hayal gücümüzü eleştirme hakkına sahip olmuyor, yani insanların birbirine “ne biçim hayal gücün var” deme hakkı yok,

        zaten göremediğimiz şeyler hakkındaki düşüncelerimiz kendimizi bağladığından hiç kimsenin bundan gocunacağı düşünülemez,

        o nedenle, hayal gücümüze dayanarak açıkladığımız düşüncelerimizi konuşurken her hangi bir rahatsızlık duymuyoruz ama biri kalkıp, “sen Muhammede inanmadığın için benim tanrım seni cehenneme gönderecek” dedimi işte o zaman cıngar kopuyor,

        —bildiğimiz bu maddenin de içinden geçebilen ama buna rağmen etkileşmediği için iz bırakmayan ve bu yüzden de algılanamayan daha spesifik bir yapı taşı olduğuna inanıyorum! (senden alıntı)

        sanırım sonsuz boşuğun bünyesinde barındırdığı (sahip olduğu) gücünden söz ediyorsun,

        —Püf noktası orada zaten! Tutturamadığınızı size kim söyleyecek? Benim, size benim fiziksel özelliklerimi değerlendirerek yaptığınız iki tahminden birisinin doğru ya da ikisinin de yanlış olduğunu söyleyeceğim ana kadar iki tahmininiz de doğrudur!
        Çünkü sizin tahminlerinizi ancak ben çürütebilir ya da doğrulayabilirim! (senden alıntı)

        bana göre doğrulanmadığı sürece, doğruluğundan veya yanlışlığından söz edilemez, çürütüp çürütmeme becerisi ise, şarabı sirkeye çevirme konusunda uzman olmaya bağlı,

        —Bunun tanrıya yansımasıda aynen önceki yazımda söylediğim gibidir! Sizde, bende olası bir tanrının herhangi bir insanla hiç konuşmadığına inanıyoruz! Bu noktada onu ve yapısını ancak tahmin edebiliriz ve kaç tane tahminimiz olursa o kadar da doğrumuz olur! Tahminlerimizin yanlış olduğunu kim söyleyebilir ki? (senden alıntı)

        daha öncede bahsetmiştim ama belki okumamış olanlar vardır diye papağanlık yapayım, aslında benim papağanlığımı bir nevi algı yönetimi olarak düşünebiliriz? bunu neleri ısrarla defalarca tekrarlamama bakarak anlayabilirsin,

        tanrı konusunda tahminlerimiz türlü türlü olsa da, insanlarla kontak kurmak isteyen bir tanrının bunu bir aracı vasıtasıyla değilde, herkesle doğrudan kontak kurarak (rüyada emir ve yasaklarını unutulmayacak şekilde tebliği ederek) yapacağını anlamak zor değil, yani insanlarla kontak kurmak isteyen bir tanrı asla peygamber göndermez, doğrudan tüm insanlarla ve her çağda akli baliğ olan herkesle kontak kurarak yapar,

        herkesle kontak kurduğunda da, hiç kimse tanrının varlığını, emir ve yasaklar gönderdiğini inkâr edemeyeceği için, tanrının emir ve yasakları doğrultusunda hareket eden bir robot sürüsü ortaya çıkar, o nedenle tanrı insanlarla kontak kurmaz,

        çünki tanrı insanoğlunu, kapasitesi çerçevesinde her şeyi yapabilecek şekilde yaratmıştır, bazı tanrılar insanoğlunun kapasitesinin ne olduğunu bilemeyip, önce aşırı yükleyip daha sonra pardon deseler de, bu tanrının insanoğlunun kapasitesinin elverdiği her türlü naneyi yiyecek şekilde yaratıldığı gerçeğini değiştirmez,

        tahminlerimizin yanlış olduğunu sadece tanrı söyleyebilir, örneğin; benim tahminimin doğru olduğunu sonsuz boşluk söylüyor 🙂 (içinden, “hops dedik! ağır olda molla desinler” dediğini duyar gibi oluyorum) ama gücünü kullanırken sahip olduğu enstrümanlar konusunda ancak tahminde bulunarak bir şeyler söyleyebiliyorum,

        —Bakın tanrının yaşı konusunda bir paradoks var! Hem herşeyi bilir çünkü tanrıdır diyorsunuz sonra yaşını bilemez diyorsunuz! Yani kendiyle alakalı en önemli bilgiye sahip olmayan ama bilinen tüm evreni yaratacak bilgiye sahip olan bir tanrı! O zaman o, tanrı olduğunu nereden bilecek? (senden alıntı)

        tanrı her şeyi bilir diye bir şey olmaz, tanrı kaç yaşında olduğunu bırak bilmeyi, düşünmeye bile gerek duymaz, çünki, tanrının yaşını bilebilmesi için doğum tarihini bilmesi gerekir, doğum tarihini bilen bir tanrınında doğum tarihinden önce var olduğu düşünülemez, yani doğum tarihi belli olan bir tanrı başka bir varlık tarafından yaratılmış olur, dolayısıyla doğum tarihi belli olan bir varlık tanrı olmaz,

        zaten tanrı sonsuzluğa, sonsuzluğun tanımı gereği sınır koyamayacağından ezel denen zaman dilimine de sınır koyamaz, koyarsa içinde bulunulan anlara sınır koymuş olur ki, içinde bulunulan anlar uç sınır noktasına geldiğinde tanrı ölür,

        dolayısıyla tanrının yaşını sorgulamak, tanrılık ilkesine aykırı,

        tanrı, tanrı olduğunu bilmez, ona tanrı olarak tanımlayan insan oğludur, tanrının yaptığı tek eylem yaratmaktır, hani bazı tipler vardır, elinde belli bir mesleği yoktur, “ne iş yapıyorsun” diye sorulduğunda “ne iş olursa yaparım abi” diye cevap verirler, onlara “her işi yarım yamalak yapacağına, tek bir iş yap, onuda adam gibi yap” deriz ya,

        işte tanrınında yaptığı tek iş yaratma işidir, yani tanrının eylemde bulunma hali yaratmaktan ibarettir, yarattıklarına eylemlerde bulunabilmeleri için bazı özellikler kazandırmaktan ibarettir,

        —Ben tanrı evrenin kendi iç dinamikleriyle sonradan oluşmuş ve evrenin henüz bizim algılayamadığımız dinamikleriyle iletişim kurma yeteneğine sahip olan ve bu sayede olmayan bir hareketi başlatabilen yani ezeli olmayıp ebedi olup,olmadığını ise bilemeyen bir başlatıcı tanrının varlığını daha anlamlı görüyorum! (senden alıntı)

        ben tanrının yaratmaya başlamasının zamanla sınırlı olduğunu düşünmüyorum, eğer tanrının yaratmasına geçmişe yönelik sınır koyarsak, zıt kavramlar gereği geleceğe yönelik yaratmalarada sınır koymuş oluruz,

        gelecek (ebed) sonsuzluk kavramıyla açıklandığına göre yaratmanın sonsuz olduğunu zaten kabul etmiş oluruz, dolayısıyla sonsuzlukla ifade edilen kavramları, tıpası çıkarılmış meşrubat şişesine benzetemeyiz,

        —Hezekielle alakalı kitap okumanızı istemedim! Sadece tevratın hezekiel bölümünü okumanızı önerdim! Benim neden sürekli, insan algısına vurgu yaptığımıda görmüş olacaksınız! (senden alıntı)

        hani, “yiğidi öldür ama kanını içme pardon hakkını yeme” derler ya!

        Kuranın tanrısı Tevratın tanrısından daha iyiymiş! Tevratın tanrısı hem kan akıtmayı, hemde kan içmeyi meşru kılımış, Kuranın tanrısı kan akıtmayı meşru kılmış ama kan içmeyi yasaklamış?

        algıda en önemli etken insan psikolojisidir, çünki karar vermeyi sağlayan kriter insan psikolojisidir,

        algı yönetiminde ise insanlar beklentilerine uygun düşen söylemlere genellikle inanma eğilimi gösterirler, eğer alternatif seçenek yoksa, bu söylemlere doğruluğunu sorgulamadan inanma eğilimi gösterirler,

        örneğin; her şeyin ölümle biteceğine inanmak istemeyenlerden, aç gözlüleri cennet vaadiyle celbederek, korkakları cehenmemle korkutarak inanmalarını sağlamak, insan psikolojisinin tipik bir istismarıdır,

        senin yaptığın ise elindeki oyuncağı kaybetmemek için her türlü duaya amin diyenlerin, yani kabul ettikleri dinin vaad ettiği ödülleri kaybetmemek için akla mantığa uymayan her şeyi görmezden gelenlere kralın çıplak olduğunu göstermeye çalışmaktan ibaret,

        değil kralı, kraliçeyi bile çıplak görseler yinede Nuh derler, peygamber demezler?

        ama hakkını teslim etmek lâzım! dikta rejimlerinde, yani toplumların sindirilerek yönetildiği rejimlerde din, en etkili siyasi enstrüman?

        —Şöyle düşünün, gökyüzünde parlayan yıldızlarda dahil bildiğimiz %5 lik madde (ışığın tamamı) aniden yok olsun, siz aynen kalın! Şimdi ne görüyorsunuz? (senden alıntı)

        sadece zifiri karanlık 🙂

        —çünkü sınırı ve ardını bilmiyor (senden alıntı)

        sınırı varmıdır? sınırının ardı var mıdır? bilemesekte, sınır koyamadığımız bir gerçek,

        —Özellikle de tanrı ile ilgili ya da tanrı hayali ile ilgili olanlar için… (senden alıntı)

        tanrı için olmayabilir ama sen yaşın kadar seçenek söylersen, senin yaşını kesin olarak bileceğimden emin olabilirsin 🙂

    • bilal dedi ki:

      Sn. insomnia,
      ’Muhammedin karılarıyla olan anlaşmazlığını konu alan ve karılarını cebrail allah ve müminlerle tehtit eden ayetler tanrısallıktan çooook uzakduruyordu.Keza muhammedin zeyneple olan evliliği:zeyd ister kölesi olsun ister evlatlığı olsun isterse arkadaşı olsun farketmez.52 yaşındayken 9 yaşındaki yada Sayın Bilalin ifadelerine göre 17_18 yaşlarındaki aişe ile evlenmesi bi peygamberden beklenecek şeyler değildi.Helede düşmana karşı teşvik ayetlerinde yüze bin ve sonrasında ona yüz gibi iki farkllı oranlamayı veren bi tanrı düşünemiyorum. ‘’ sizden alıntı ‘’

      1-Hz.peygamberin böyle ailevi bi meselesinin kur’an’da bulunması bile,bu kitabın ona ait ait olmadığının bir kanıtı da sayılabilir.Çünkü hiç bir yazar kendisi ile ailesi arasında vuku bulan böyle bir meselenin yayılıp başkalar tarafından öğrenilmesi asla istemez,! Hele hele kıyamete kadar milyonlarca insan tarafından okunacak ve sosyal hayatlarında tatbik edilecek kur’an gibi bir kitapta yazılması asla ! Ve bunun gibi daha nice meseleler ! Demek ki kur’an hz.Muhammed’e ait değildir.

      2- Bu ayete tedit diye bir olay yoktur,tehdit olsaydı her iki eşe bu durumlarından dolayı ahirette vebal altında kalacaklarına dair bir ifadenin bulunması gerekirdi. (yani uhrevi bir ceza ! )

      3-Bu ayetle,artık mü’min kadınlara örnek olması gereken hz.peygamberin eşlerinden en ufak bir hatanın görmezden gelinemeyeceği anlaşılmaktadır !

      4-Zeyd hz. Peygamberin ne kölesi,ne de evladı idi ! Ama arkadaş diyorsanız bütün sahabalar zaten hz.Muhammed’in ve birbirlerinin arkadaşı idi.( Zaten ASHANB,ARKADAŞ demektir.) Öyleyse ASHAB olanların ASHAB kadınlarla evlenmemeleri gerekir.!

      5- Ayrıca 18-20 yaşlarında olan hz. Aişe’nin kendi rızasıyla gönülden evlenmesinde de,yadırganacak hiçbir şey yoktur.

      6- Teşvik ayetlerinde verilen farklı oran yine farklı durum ve şartlara göre verilmiştir,bu yüzden oranın farklı durum ve şartlara göre değişmesi de gayet doğaldır.!!!

      HER İKİ AYETTE NEDEN FARKLI ORAN VERİLMİŞTİR ?

      ENFAL-65.ayetin verdği mesaj,66.ayetin mesajından farklıdır. Mesela: 65.ayete göre mü’minlerden yirmi kişinin iki yüz müşrike,yüz mü’minin bin müşrike galip gelebilmesi için bazı şartlar ileri sürülmüştür.Bunlar,teşvikin netice vermesi ile böyle kaçınılmaz bir savaşa hazırlıklı, sabırlı,eğitimli,kararlı ve cesur bir birliğin oluşması halinde bu galibiyet söz konusu olabilir,deniliyor.(yani bu galibiyet bazı şartlara bağlanmıştır.) Söz konusu şartlar şöyledir. يَا أَيُّهَا النَّبِيُّ حَرِّضِ الْمُؤْمِنِينَ عَلَى الْقِتَالِ إِن يَكُن مِّنكُمْ عِشْرُونَ صَابِرُونَ‘‘ Ey Peygamber,müminleri (zorunlu hale gelen ) savaşa karşı hazırlayıp coştur.Sizden sabırlı, eğitimli, kararlı,cesur yirmi kişilik özel bir birlik oluşursa,iki yüz kâfire galip gelebilirler;sizden böyle yüz kişilik özel bir birlik oluşursa,onlardan bin kişiye galip gelirler.Çünkü onlar anlayışsız ve savaş konusunda bilinçsiz bir güruhtur’’ deniliyor…Yani bu galibiyet,teşvikin netice vermesine, savaşa tam hazırlıklı olmasına,sabırlı,sebatlı,eğitimli,kararlı ve cesur bir birliğin oluşmasına bağlanmıştır.İşte böyle bir durumda az sayıdaki inanan bir birlik,bu durumda olmayan sayısı çok olan bir kafir guruhun üstesinden gelebilir,deniliyor…!!!

      66.ayete ise,mü’minlerin böyle bir durumda olmadıklarından,(zaaflık içinde olduğundan) dolayı onların yükleri hafifletilerek ancak,iki katına karşı müdafaa savaşını yapmak zorunda olduklarına dair bir hüküm veriliyor. yani saldıran kafirlerin sayısı mü’minlerin iki katından daha fazla değilse,o zaman mü’minler bu savunma savaşı yapmak zorunda kalıyorlar…!!!

      Özetle,burada eğitimli,sabırlı,cesaretli,fedakar ve savaş koşullarına göre donanımlı bir birliğin başarı oranı,böyle olmayan bir birliğin başarı oranından daha yüksek olduğuna dair hüküm verilmiştir.! Yani her iki ayet arasında asla bir çelişki yoktur !!!.

      Saygılarımla.

      • 1okuyucu dedi ki:

        Bilâl;

        —HER İKİ AYETTE NEDEN FARKLI ORAN VERİLMİŞTİR ? (senden alıntı)

        —Özetle,burada eğitimli,sabırlı,cesaretli,fedakar ve savaş koşullarına göre donanımlı bir birliğin başarı oranı,böyle olmayan bir birliğin başarı oranından daha yüksek olduğuna dair hüküm verilmiştir.! Yani her iki ayet arasında asla bir çelişki yoktur (senden alıntı)

        sâbirûne : sabredenler, sabırlı olanlar (enfal-65)
        sâbiratun : sabırlı, sabreden (enfal-66)

        her iki ayettede kriterin (sabır) aynı olduğunu bildiğin halde, enfal-65’e yama yaparak oranların yanı sıra kriterlerin de farklı olduğunu göstermeye çalışan zatı muhtereme itibar etmene şaşırmamam gerektiğini biliyorum?

        o zatı muhterem tıpkı bizim gibi, savaşın sabırla değilde, plânla, taktikle, techizatla deneyimli asker gücüyle kazanılacağını anladığı için, yani Kuranın tanrısının koyduğu kriterin saçmalığını anladığı için, ayeti kurtarmak adına kriterlerinde farklı olduğunu göstermeye çalışmak gibi bir çabanın içerisine girmiş, enfal-65’te sabırlı kelimesinin yanına eğitimli, kararlı, cesur kelimelerini ekleyip enfal 66’daki sabırlı kelimesini aynen bırakmış, aklı sıra kriterlerinde farklı olduğunu göstermeye çalışmış yada aynı yamayı enfal-66’ya yapmayı unutmuş?

        o zatı muhterem, enfal-66’da zaaf belirten cümleye (“sizde bir zaaf olduğunu bildi” cümlesine) zaaf sebebi olarak, “sizin sabırsız, eğitimsiz, kararsız, korkak olduğunuzu anladı” gibisinden bir yama yapsaydı daha iyi olurdu gibime geliyor,

        her ne halt yediyse, onu bir kenara koyalım, bu durum ayette kriterlerin aynı oranların farklı olduğu gerçeğini değiştirmez, sabırında bir ölçüsü olmaz kişi ya sabırlıdır yada sabırsızdır, yani kişi sabrediyorsa sabırlıdır, sabredemiyorsa sabırsızdır,

        o nedenle kelime oyunlarlarıyla uydurma yamalarla, bir şeylerin üstünü örtemeyeceğinizi anlayın artık, çünki ne yarsanız yapın o iki ayeti kurtaramazsınız?

        —Ey Peygamber,müminleri (zorunlu hale gelen ) savaşa karşı hazırlayıp coştur.(senden alıntı)

        yamanı sevsinler senin, savaşın zorunlu hale gelmesi ancak kendi yurduna bir düşman saldırısı vuku bulduğunda söz konusu olur, yani yurduna, malına canına ırzına bir saldırı olduğunda savaş zorunlu hale gelir, herhalde ahlâklı bir kişi kendi canını kurtarmak için anasını, karısını, kızını, kız kardeşini saldırganın insafına! bırakıp topukları yağlamaz, böyle bir durumda kişiye ne savaş izni verilmesine gerek vardır, nede savaşa teşvik edilmesine gerek vardır,

        kişiyi ancak, canına, malına,ırzına musallat olan bir saldırı söz konusu olmadığında, yani ölme ihtimalinin olmadığı bir durumda, ölme ihtimalinin olduğu bir savaşa, savaşı farz kılarak, savaşa teşvik ederek zorlayabilirsin,

        o nedenle doğru bildiğini savunduğunu sandığın şeylerin, (aslında doğru olmadığını sende biliyorsun ama elin mahkum savunmak zorundasın!) senin ahlâk yapını ortaya çıkarmaktan başka bir işe yaramadığını anlamalısın, ama sen yinede ahlâk yapını sergilemeye devam edeceksen o senin bileceğin bir şey,

  56. insomnia dedi ki:

    Sözlerime şunlarıda eklemek istiyorum yıllarca alıştığım aile bireylerinin tek tek ölümüne şahit olacağım her sabah düzenli olarak benim için uyanıp tam 15 yıl boyunca bana kahvaltı hazırlayan annemi bir gün odanın ortasında hareketsiz bi şekilde yatarken bulacağım belkide.Beraber kavga ettiğim kardeşimi bir gün toprağın içine sokacağım.Tüm bunlar olasılık dahilinde.Evet ben bunları seçmedim sizin dininize göre ceza ve ödül var ve ben Dünyada ceza almamı gerektiren şeyler muhakkak yaptım.Sizin dininiz doğruysa bütün organlarımın fonksiyonunu yitirdiği ölüm acısını ve yıllarca alıştığım ve sevdiğim insanların tek tek ölüp gitmelerine şahit olmamın verdiği acıların bedelini tanrınızdan isteyeceğim.Mutlak iyi ve mutlak doğru olan tanrı benim gibi bir kafiri sonsuz cehennemde yakamayacak çünkü buna hakkı yok.Tanrının herşeye gücü yeter derler yapamayacağı hiç bir şey yoktur derler evet var tanrının yapamayacağı bir şey var tecavüze uğrayan ergen kızın intikamını alabilir ama şayet kız hak talep ettiğinde şöyle bir şey isterse : o tecavüz olayının hiç yaşanmamış gibi olmasını istiyorum derse sizin o çok güvendiğiniz tanrı sadece çaresizlik içinde bakacaktır.Kızın hafızasını silse onu kandırmış olur zamanı geriye bile alsa o olay yaşanmıştır ve kız tecavüze uğramıştır.Evet herşeye gücü yeten tanrının yapamayacağı bişey buldum bile…

    • kadir dedi ki:

      sayın insomnia…

      siz kaç yaşındasınız bilmiyorum ama sizin daha doğmadan önce yeryüzünde milyarlarca insan yaşamış, ölmüş, siz o zaman yoktunuz.. yani bir hiçtiniz.. hiçbirşeyden de haberiniz yoktu… sonra zamanın birinde siz doğduğunuz. hayat buldunuz.. hiçlikten varlık alemine adım attınız.. şuan hayattanız ve birçok şeyi görüp şahit olabiliyorsunuz.. düşmalık yaşadıklarınız, aranızda sevgi bağı bulunan insanlar var… onları sevmek sizin suçunuz değil… allahın insan kalbine yerleştirdiği hassasiyet. ve birgün sevdikleriniz ölecek. siz acı çekeceksiniz.. dahada kötüsü yanlız kalacaksınız.. allaha inanmayanlar için çok korkutucu bir durum olsa gerek.. yok olmak.. filmin sonu hep hüsranla bitiyor.. oysa yaşamak, sevdiklerimizle beraber olmak varken neden ölüyoruz…

      “biz hanginizin daha güzel davranacağını sınamak için ölümü ve hayatı YARATTIK” (MÜLK SURESİ)

      “ben insanları ve cinleri ancak bana kulluk etsinler diye yarattım” (zariyat)

      “rablerine dua ettiler; “rabbim bize sağlam-sağlklı bir evlat verde sana teşekkür edelim-şükredelim.” dediler.. rabileri onlara sağlıklı bir evlat verinde sonra allahı unutup o evlatlarını allaha ortak koştular.. ” (araf-suresi)

      sayın insomnia yukarıda yazdığım ayetlere dine tam vakıf olamayan müslümanlarda maalesef muhattap oluyorlar.. sevgi bağıyla bağlandıklarımızı asla terketmek istemiyoruz.. onları herşeyden öte tutuyoruz. bi nevi onlara tapacak duruma geliyoruz.. halbuki herşeyin sahibi olan yüce allahtır.. bir bebek dünyaya sağlıklı gelmeden allahtan niyazda bulunmasını bilirken. bebek doğduktan sonra sanki onun tek sahibi bizmişiz gibi, sanki onu biz yaratmışız gibi hareket ediyoruz. ve istemeden allaha ortak koşuyoruz.. allah insanın kalbine sevme ve merhamet etme duygusu vermiş olmasaydı.. bizlerin aile bağları olmazdı. ne annemizi nede babamızı sevebilir, onların sürekli yanımızda olmasını isteyebilirdik… işte bu bağlamda allahsız bir sevgi düşünülemez.. sevginin özünü yaratanı bir kenara bırakıp, sadece aile bireylerinin sevgisini istemek sevginin özünü yaratana şirk koşmaktır.. bu kainatta hiçbirşeyin sevgisi yüce allahın sevgisinin önüne geçemez.. oysa allaha şükredek, sonunda ona döneceğimizi bilerek hareket edersek en hayırlı davranışı sergilemiş oluruz.. yüce allahın kuranda bir vadi vardır…. “iman edip salih işler yapanlar varya işte biz onların neslinide kendilerine kattık” yani bu dünyada sorumlu ve bilinçli yaşayanlar cennette alie bireyleri ile birlikte ebedi hayat yaşayacaklardır..

      ölümü istemeyenler yaşlanmakta istemezler, zaman dursun isterler. çok güzel kusursuz olsun isterler. yüzünde bir sivilce bile çıkmasın isterler.. ve sonsuza kadar bu şekilde var olmak ister.. özellikle allah inancına sahip olmayanlar bu şekilde düşünmesi çok olağandır.. çünkü kavuşacak yaratıcıları yoktur.. neticede yok olup gidecekler.. oysa insan biraz düşündüğünde ölümün son derece gerekli olduğunu, ve bir kurtuluş olduğunu anlayabilir.. nasıl doğmadan önce bir hiçsek. ve yoktan var edildiysek elbette bizleri yoktan var eden tekrardan bizi diriltecektir.. ilkbaharta toprak dirilir, sonbaharda ölür.. işte bizim de ilk ve sonbaharlarımız vardır.. tabiat bize en güzel örnektir..

    • bir kul dedi ki:

      insomnia dedi ki:
      15/12/2014, 17:10
      BU YAZINA İSTİNADEN YAZDIM

      …..Tanrının herşeye gücü yeter derler yapamayacağı hiç bir şey yoktur derler evet var tanrının yapamayacağı bir şey var tecavüze uğrayan ergen kızın intikamını alabilir ama şayet kız hak talep ettiğinde şöyle bir şey isterse : o tecavüz olayının hiç yaşanmamış gibi olmasını istiyorum derse sizin o çok güvendiğiniz tanrı sadece çaresizlik içinde bakacaktır.Kızın hafızasını silse onu kandırmış olur zamanı geriye bile alsa o olay yaşanmıştır ve kız tecavüze uğramıştır.Evet herşeye gücü yeten tanrının yapamayacağı bişey buldum bile…DEMİŞSİN

      VE TAMDA BU NOTADA ZIRVALAMIŞSIN GERCİ YAZIN BAŞTAN SONA HEP GAF VE SAFSATA MÜLKÜN SAHİBİNE KİMSE HESAP SORAMAZ AH İŞTE İNSAN AKIL VE MANTIGINI NEFSİN ELİNE VERİRSE İŞTE BÖYLE ZIRVALAR ACİZMİ ACİZ BİR DURUMA DÜŞER VAHKİ NE VAH ŞU YAZINDAKİ KİNİ VEDE NEFRET VE DÜŞMANLIGI KENDİN GÖRE BİLİYORMUSUN FİKİRLERİNİ YAZIYA DÖKERKEN DALGA VE ALAYI DA KATMIŞSIN VEDE KENDİNE ZULMETMİŞSİN KENDİNE ACIMIYORMUSUN YÜCELER YÜCESİ ALLAH AKLI AKLEDE BİLELİM VEDE ANLAYALIM DİYE VERDİ DOGRUYU BULMASI İÇİN VERDİ NEFSİNİN KÖLELİGİNDEN KURTULMADIKCA İNSAN AKLEDEMEZ AKLETSE BİLE NEFSİKONUŞUR NEFİS AKLI SUSTURUR CÜNKİ AKLI DEGİLDE NEFSİ KONUŞTURUSA OLCAGI ANCAK BU OLUR

      ANKEBUT“22.AYET Sizler ne yerde ne gökte Allah’ı âciz bırakabilirsiniz. Sizin Allah’tan başka dostunuz ve yardımcınız da yoktur.”

      ANKEBUT 23.AYET Allah’ın âyetlerini ve O’na kavuşmayı inkâr edenlere gelince; onlar benim rahmetimden ümit kesmiş olanlardır. Onlar için acıklı bir azap vardır.

      ENBİYA 23. AYET Allah, yaptığından sorumlu tutulamaz, onlar ise sorguya çekileceklerdir.

      ENBİYA 24. AYET Yoksa O’ndan başka birtakım tanrılar mı edindiler? De ki: “Haydi delillerinizi getiriniz! İşte, benimle beraber olanların kitabı ve benden öncekilerin kitabı. Hayır, onların çoğu hakkı bilmezler; bu yüzden de yüz çevirirler.

      ENBİYA 25. AYET Senden önce hiçbir peygamber göndermedik ki, ona “Benden başka ilâh yoktur, o halde bana kulluk ediniz” diye vahyetmiş olmayalım.

      ZARİYAT 55. AYET Öğüt ver, çünkü öğüt müminlere fayda verir.

      ZARİYAT 56. AYET Ben cinleri ve insanları, ancak bana kulluk etsinler diye yarattım.[583] *

      BAKARA 155. AYET Elbette sizi korku, açlık; mallar, canlar ve ürünlerden eksiltmekle deneriz. Sabredenleri müjdele!

      BAKARA 156 Sabredenler, kendilerine bir musibet geldiğinde, “Biz Allah’ın kuluyuz ve biz O’na döneceğiz” derler.

      ENAM 161. AYET De ki: “Rabbim beni dosdoğru yola, dosdoğru dine, Hanîf olan İbrâhim’in dinine iletmiştir. İbrâhim, ortak koşanlardan değildi.”

      ENAM 162. AYET De ki: “Şüphesiz benim namazım, kurbanım, hayatım ve ölümüm, hepsi âlemlerin Rabbi Allah içindir.”

      ENAM 163. AYET Onun ortağı yoktur. ben bununla emrolundum ve ben müslüman olanların ilkiyim.”

      TEKFİR 1. AYET Güneş katlanıp karanlığa gömüldüğünde,

      TEKFİR 2. AYET Yıldızlar dökülüp ışıklarını yitirdiğinde,

      TEKFİR 3.AYET Dağlar yürütülüp kaybolduğunda,

      TEKFİR 4. AYET Değerli mallar terkedildiğinde,

      TEKFİR 5. AYET Yabani hayvanlar bir araya toplandığında,

      TEKFİR 6. AYET Denizler kaynayıp kabardığında,

      TEKFİR 7. AYET Canlar bedenlerle birleştirildiğinde,

      TEKFİR (8-9) AYET Diri diri gömülen veya gömülmeden öldürülüp öylece gömülen kız çocuğuna, hangi suçtan dolayı öldürüldüğü sorulduğunda,

      BAK SORGUYA CEKECEK OLAN ALLAH
      KİMMİŞ ONA HESAP SORACAK OLAN

      FATİHA SÜRESİ

      1 Bismillahirrahmanirrahim
      2 Hamd O alemlerin Rabbi,
      3 O Rahman, Rahim,
      4 O din gününün maliki Allah’ın!
      NOT BAK NEDİYOR DİN GÜNÜNÜ MALİKİ DİN GÜNÜ HERKES HESABA CEKİLECEK
      5 Sade Sana ederiz kulluğu, ibadeti; sade Senden dileriz yardımı, inayeti Yarab!
      6 Hidayet eyle bizi doğru yola!
      7 O kendilerine nimet verdiğin mesutların yoluna! Ne O gazap olunanların ne de sapkınların!
      —————————————————–

      MÜMİN 16. AYET O gün onlar ortaya çıkarlar. Hiçbir şeyleri Allah’a gizli kalmaz. “Bugün mülk kimindir?” “Tek ve her şeyin üstesinden gelen Allah’ındır.”
      MÜMİN 17. AYET Herkes kazandığının karşılığını görür. O gün hiçbir haksızlık yoktur. Şüphesiz Allah, hesabı çabuk görendir.

      YUNUS 43.AYET Onlardan sana bakanlar da vardır. Peki, körleri sen mi doğru yola ileteceksin? Hele gönül gözleriyle de görmüyorlarsa!

      YUNUS 44.AYET Şüphesiz ki Allah, insanlara hiçbir şekilde zulmetmez; fakat onlar kendilerine zulmederler.

      YUNUS 45.AYET Onları huzuruna toplayacağı gün, gündüzün bir saatinden başka, dünyada durmamış gibidirler; birbirleriyle tanışırlar. Allah’a kavuşmayı yalanlayıp da doğru yolu tutmayanlar, hüsrana uğramışlardır.

      “Cehennemlikler cennetliklere, “Bize biraz su veya Allah’ın size verdiği rızıktan gönderin” diye seslenirler, onlar da, “Doğrusu Allah dinlerini alay ve eğlenceye alan, dünya hayatına aldanan inkârcılara ikisini de haram etmiştir” derler.” (A’râf 50)

      Öncelikli soru şu olmalıdır:

      Tanrı/İlah adil olmak zorunda mıdır?

      Adalet kavramının tanımını bilinince; Tanrının böyle bir zorunluluğunun olmadığı anlaşılır.

      Adalet; hangi açıdan bakarsanız bakınız, en yalın ve anlaşılır haliyle “hak edene hak ettiğini vermek” demektir. Tanrının var ettiği evrende, tanrının verdiği beden, ruh ve donanımla, kim hangi konuda hak sahibi olabilir ki? Buradan hareketle diyebiliriz ki Tanrının adil olmak gibi bir zorunluluğu ve sorumluluğu yoktur.

      Şimdi sizin sorunuzu soralım.

      Tanrı adil midir?

      Şayet burada konu edindiğimiz Tanrı, İslam’ın tanrısı/ilahı olan Allah ise; Allah, hiç bir zorunluluğu olmamasına rağmen, adil olacağını ve adil davranacağını bildirmektedir.

      Bir konu ile alakalı Kur’an-ı Kerim’den hüküm çıkartırken ayet cımbızlamak doğru değildir. Bazı kimseler bir takım ayetleri cımbızlayarak Allah’ın adil olmadığı iddiasındadırlar ancak bu en basit ifadesiyle bir şark kurnazlığıdır.

      Kur’an-ı Kerim’de yer alan ve adalet konusuna değinen tüm ayetler bir arada değerlendirildiği vakit görülmektedir ki Allah – hiç bir zorunluluğu olmamasına rağmen- adil olacağını, adil hükmedeceğini beyan etmektedir:

      6. 115 – Rabbinin vaadi doğruluk ve adaletle yerine getirilmiştir. Onun vaatlerini(n gerçekleşmesini) engelleyebilecek hiçbir güç yoktur: ve yalnızca Odur her şeyi duyan, her şeyi bilen.

      10. 54 – Haksızlık yapan herkes, dünyadaki her şey onun olsa, (o Gün) onu kurtulmak için fidye olarak verirdi. Ve (o zalimler kendilerini bekleyen) azabı görünce pişmanlıklarını gösterecek gücü (bile) kendilerinde bulamayacaklar. Yine de onlar hakkında adaletle yargıda bulunulacak; kendilerine zulmedilmeyecektir.

      4. 40 – Şüphesiz Allah, kimseye zerre kadar haksızlık yapmaz; eğer hayırlı bir iş varsa onu kat kat arttırır ve rahmetinden büyük bir ödül bahşeder.

      • rammsteinn dedi ki:

        tecavüze uğrayan bir kadının gözünden olaya bakalım.
        bu olay kuranda levhi mahfuz da yazılı olması lazım. zira kuranın kendisi der. her şey bunda yazılıdır diye. eğer bu kitapta bu kadının tecvaüze uğrayacağı yazılı ise tecavüz eden kendi iradesi ile bu olayı gerçekleştirmemiştir. bu olay irade dışında yapılmıştır. zaten kader inancına göre bu şekilde bu olayın gerçekleşmesi gerekir. zira hayır ve şer de allahtandır denir. kadın her durumda allaha her türlü isyanda bulunmaya haklıdır. zira bu olayı allah programlamıştır. allahı bu olaya katmamak için hemen şu denir. bu olay tecavüz edenin kendi iradesi ile gerçekleşmiştir.
        olayı irade ile yapılmış olarak farzedersek bu olay levhi mahfuzda nasıl yazılı olabilir? veya allah nasıl bilebilir? kader kavramı devre dışı kalır. hem iradeyi hem kaderi hem levhi mahfuzu işin içine karatsak kısırdöngüye gireriz.
        dindarlar olayı şu şekilde kurtarır.
        kişi kendi iradesi ile bu olayı gerçekleştirir. bu levhi mahfuzda yazılıdır. kadının kaderinde de yazılıdır. allah da bu olayı önceden bilir.
        bu olayı şer olarak nitelendirirsek bu şer de allahtan gelmiştir.

        ben şu anda kendi irademle tanrı yı reddettim. allah bunu önceden biliyordu.
        ilerde tekrar müslümanlığa girip girmeyeceğimi de biliyor.
        ama benim kendi iradem de var.
        kader ve irade tamamen kısır döngüdür.

        levhi mahfuzu sümerler icat etti. mevsimlerin döngüsünü yıldızlar ile belirlediler. takvimi oluşturdular. hala onların bulduğu takvimi ve saatı kullanıyoruz.
        geleceğin yıldızların konumların olduğuna inandılar.
        semavi dinlerde bundan esinlendi.

  57. kadir dedi ki:

    sayın toro..
    “Neyse uzun süredir yoktum ve özellikle sizinle yaptığımız tatlı-sert münazaraları özlemiş olabilirim!”

    evet uzun zamandır yoktunuz.. umarım sağlıkla ilgili bir probleminiz yoktur.. selametle…

    • toro dedi ki:

      Sayın Kadir,

      İlginize teşekkür ederim. İşim gereği bulunduğum ülkenin dışına çıkmam gerekti bu sayede biraz ara verip artık beni sıkmaya başlayan sürgit tartışmalardan da uzaklaşma fırsatı buldum.

      Umarım siz de iyisinizdir.

      • kadir dedi ki:

        iyiyim çok şükür. kaldığımız yerden devam ediyoruz..

    • insomnia dedi ki:

      Sayın Kadir yorumlarıma tatmin edici cevaplar alamıyorum.Tanrıyı sevmekten bahsetmişsiniz aile bireylerini çocuklarımızı anne ve babalarımızı daha çok sevmenin şirk olduğundan bahsetmişsiniz.Sizi anlamakta güçlük çekiyorum.Tanrıyı neden sevmeliyim ? Bizim için ne yaptı ? Kötü Tanrılarla savaşıp onları yok ederek bizi mi kurtardı ? Doğmadan önce büyük bir felakette olan insanlığı felaketten kurtarıp yeryüzünde huzur ve mutluluk içinde yaşamasını mı sağladı ? Bizim için bi zahmete mi girdi ? Fedakarlık mı yaptı? Tüm bunları geçtim insanlığın yaşaması için gereken ortamı hazırlayıp insanlığın devam etmesini sağlayacak süreci var ederken büyük zahmetler mi çekti ? Onun ol demesiyle her şey bir anda oluvermiyor mu ?
      Yarattıkları olmasaydı onun Tanrılığı kim bilirdi ?

      • kadir dedi ki:

        sayın insomnia…

        tanrıyı neden sevmelisin..

        1) seni yoktan var ettiği için…
        2) sevginin özünü yarattı için
        3) size özgür irade verdiği için
        4) size rızık verdiği için (el rezzak)
        5) ne olursanız olsun size merhamet edip size yardım ettiği için (rahman)
        5) çok sevdiğiniz aile bireylerinizi yarattığı için ve aranıza sevgi bağı verdiğiniz için..
        6) hastalandıktan sonra size sağlık verdiği için..
        7) üstünüze yağmur-rahmet yağdırdığı için..
        8) sizi tekrar dirilteceği için vs.vs.vs.

        “Doğmadan önce büyük bir felakette olan insanlığı felaketten kurtarıp yeryüzünde huzur ve mutluluk içinde yaşamasını mı sağladı ?”

        sayın insomnia düşünün allah yeryüzünü felaketten kurtarıp yeryüzüne huzur ve mutluluk getirecek olsaydı insanı sınava tabi tutarmıydı.. ve insana özgür irade verirmiydi.. işte yeryüzünün bozguna uğramasının yegane sebebi insanların özgür iradelerini şeytani bir şekilde kullanmalarıdır..

        Fedakarlık mı yaptı?..

        bizler yüce allahın merhametine sığınırız.. o sonsuz merhamet sahibidir.. ve bizlerede rahmetini hergün her saniye gösteriyor.. bunun kıymetini bizler bilmediğimiz için bu soruyu soruyoruz..

        “Tüm bunları geçtim insanlığın yaşaması için gereken ortamı hazırlayıp insanlığın devam etmesini sağlayacak süreci var ederken büyük zahmetler mi çekti ?”

        amacınız allaha minnet ve teşşekür etmemek için sebep aramaksa.. bu sözünüz geçerli bir sebep asla sayılmaz.. o size bir iyilik veya bir musibet tattırsa illa bunu zahmet çekerek mi yapması gerekir.. oysa allah zahmet çekmez. birşeyin olması için onu dilemesi yeterlidir.. o irade ve kudret sahibidir.

        Onun ol demesiyle her şey bir anda oluvermiyor mu ?

        onun ol demesi bir şeyin oluşmasında iradesini göstermesi demektir.. irade gösterdiği anda oluşması gereken şey oluşmaya başlar.. tıpkı bizler gibi, bir tohumun patlayarak fidan vermesi gibi..

        Bizim için ne yaptı ?

        kainatta kendi özelliğinden hiçkimseye vermediği özelliği insana verdi.. o özellikte özür iradedir.. şimdi soruyorum size o bizlere özgür irade verdi diye bizler bu irademizi olumsuz yönde kullanıp yeryüzünde bozgunculuk yapmamız mı gerek.. ve bunları yaparsak suçlu haşa yüce allah mıdır. yoksa bizler mi.. bizlere özgür irade verene teşekkür etmek yerine yani nefsimize hakim olarak onun yolunda çaba göstermek yerine şeytanlaşmamız mı gerek.. ve toplumu bozmamız mı gerek..

        siz benim cevaplarımı biraz derin düşünürseniz anlayacaksınız.. sizin kafanız anti tanrı düşüncesi olduğu için beni anlamakta zorlanmanız normaldir.. sizin tercihlerinize saygılı olduğumu bilmenizi isterim. hakkınızda en hayırlısı neyse allah size onu versin.. kendinizle ilgili seçimlerinizde size hayırlı olması dileklerimle..

      • toro dedi ki:

        Sevgili Kadir,

        ”tanrıyı neden sevmelisin..” sorusuna verdiğiniz yanıtı okuyunca aklıma Ömer Seyfettin’in Diyet adlı eseri geldi! O eserde ki Kasap Hacı Ahmet’i tanrı Koca Ali’yi de insan olarak düşündüm!

        Bakın ben burada sürekli, kullanmaya niyetlendiğimiz anda hiçbirimizde birbirimizden eksik ya da fazlası olmayan aklın doğal sonuçlarına vurgu yapmya çalışıyorum!

        Bakın hiç bir varlığı sizi yarattı diye sevmek zorunda değilsiniz, hiç bir yaratıcı varlık da yarattıklarına ”beni sizi yarattığım için sevin” diyecek mantıksızlıkta bir beklentinin içinde olamaz! Beni sevin diyen tanrı bu sözü sarfettiği anda bencil ve zorba bir tanrı haline gelir! Çünkü son tahlilde yarattıklarını kendisini sevsinler diye yarattığı (narsist) ortaya çıkmıştır, üstelik zamanı geldiğinde yarattıklarını buna zorlamaktadır da!

        Bu noktada karar vermelisiniz, tanrı kendi yarattıklarından beklentileri olan ve bu beklentilere göre hareket tarzı geliştiren yani insanlarla ilgili stratejileri insanların yaptığı, yapacağı eylemlere bağlı olan yani bağımlı bir varlıkmıdır yoksa tersimidir! Öyle ya severlerse başka bir tepki sevmezlerse başka bir tepki gelmektedir!

        Siz tanrımız, yarattıklarının onu sevmesini kesinlikle istemiyor ve sevmeyenlerin sevmeyişlerini mantıklı buluyor diyebiliyormusunuz?

        Diyebiliyorsanız, insanoğlunun iradesi gerçekten özgürdür, ama sırf kendini yarattı diye onun bütün isteklerini yerine getirmek zorunda bırakılan insanlar özgür değildir!

        Şöyle bir özgür irade olmaz,

        Ben çalmam,
        Ben zina yapmam,
        Ben insanların haklarına tacavüz etmem,
        Ben bana yapılmasını istemediğim hiç birşeyi başkasına yapmam,
        Ben yalan söylemem,
        Ben insanların eşitçe, hakça dünya nimetlerini ğpaylaşabileceği bir düzeni hayal eder ve onun için çalışırım,

        Yetmez, şehadet etmeli,namaz kılmalı,oruç tutmalı,zekat vermeli,hacca gitmelisin en önemlisi seni yarattığım için beni sevmelisin!

        Özgür değil bağımlı iradedir bu! Bir dine mensup olmadan doğru yola ulaşamayacığını iddia eden ve insanları manen yıpratıp aklını zorbalıkla prangalamaya çalışan bir beklentidir bu!

        Ama akıl kullanılmaya niyetlenildiğinde gerçekleri er geç kavrar!

        Bakın bende size kendi doğrularımı dikte ediyorum!

        İyi bir insan olmanın ilk şartı insanları aidiyetine, diline, teninin rengine ve dinine göre gruplandırarak hareket etmemektir! Bunu ilk adımı içine adım atıldığı anda geride kalanları diğerleri olarak kategorize edip ikincileştiren dinleri yok saymaktır!

        Dünya tarihinde savaşlarda ölen insanların ekseriyetinin ölüm nedeni din savaşlarıdır! Yani aidiyetlerin birbiriyle boy ölçüşme çabasıdır! Bu olanlar tanrının suçu değil suçlu insanlardır diyorsanız, dünyada mensup olunan bütün dinleri özellikle semavi dinleride insanların yarattığını kabul etmiş olursunuz! Çünkü insandan azıcık daha fazla bir mantığa sahip olması yeterli olan hiç bir tanrı, kendi başarısızlıklarının sonucu olarak üç ayrı dine bölünen ve birbirinden nefret etmek suretiyle her fırsatta birbirinin boğazına sarılan insanlardan kendisini sevmelerini istemez,beklemez!

  58. kadir dedi ki:

    sevgili toro…

    yüce allah hiçkimsenin kendisini zorla sevmesini istemiyor ki… eğer öyle isteseydi iradeyi insanların elinden alır. bir melek gibi yaratırdı… böyle yapmadığı için bağımsız irade sahibidir insan. ve bundan sorumludur.. yüce allah size zorla çalma, zina yapma, tecavüz etme, yalan söyleme demiyor ki.. ve kimseye zorla namaz kıl, oruç tut, zekat ver de demiyor.. bunları sadece kendisine iman eden insanlara emrediyor.. bunu iman edenlere emretsede iman edenler yinede özgür iradeye sahiptir.. çünkü her an şeytana uyma fıtratında yaratılmıştır.. o yüzden yüce allah tövbe edenlerin küçük günahlarını örteceğim diyor..

    bunu şöyle düşüneceksiniz.. obezite bir hasta sürekli yemek yemek ister.. ama zayıflaması için yediği yemeği azatması gerektiğini biliyor.. fakat bunu bildiği halde yemeye devam ediyor.. onun ağzına hiçkimse kelepçede vurmuyor.. dilerse yer dilerse yemez… eğer bu insan iradesine hakim olup yediği yemeği azaltırsa ve zayıflamaya başlarsa o insan yine özgür iradeye sahiptir.. çünkü isterse her an yemek yiyebilir..

    saygılar…

    • bilal dedi ki:

      Sn.Toro,
      ‘’Dünya tarihinde savaşlarda ölen insanların ekseriyetinin ölüm nedeni din savaşlarıdır! ‘’ diyorsunuz !

      Maalesef,yukarıdaki iddianız asla gerçeği yansıtmamaktadır !!!

      SAVAŞLARIN NEDENİ DİN DEĞİLDİR !!!

      1.ve 2.Dünya savaşında yüz milyona yakın insan hayatını yitirmiştir.Peki,1.ve 2.Dünya Savaşının altında yatan tek bir dini sebep gösterebilir misiniz.???

      Bir kaç savaştan da örnek verelim: 1974 tarihinde meydana gelen Kıbrıs Savaşının ,1979 tarihinde Sovyetler Birliğinin resmen Afganistan’ı işgal etmesinin ve o günden bu güne kadar Afganistan’da yaşanan iç savaşın,İran ve Irak arasında 1980-1988 yılları arasında meydana gelen ve yaklaşık bir-iki milyon insanın ölümüne neden olan savaşın, 2003 tarihinde ABD ve muttefikleriyla birlikte Irak’ı işgal etmesinden bu yana Irak’ta halen yaşanan iç savaşın,Filistin-İsrail,arsındaki savaş ile şu an Suriye’de devam eden iç savaşın nedenleri din midir??? Özetle,şu an bile bir din savaşını gösteremezsiniz.!!!
      Ayrıca Rus Devrimi, 1917 yılında Rusya’da yaşanan ve Çarlık otokrasisinin yıkılıp yerine Sovyetler Birliği’nin kurulmasıyla başlayan iç savaşta milyolarca insanın ölüm sebebi din savaşı mıdı ??? Ve daha niceleri !!!

      Bolşevik Vahşetin Tarihi

      20. yüzyıl insanlık tarihinin en kanlı dönemidir. Bu yüzyılda dünya savaşı, soykırım, toplama kampı, kimyasal silahlar, nükleer silahlar, bombardıman, gerilla savaşı, terör eylemleri gibi, daha önceki yüzyıllarda duyulmamış ve görülmemiş vahşet yöntemleri ortaya çıkmıştır.Bu yüzyılda öldürülen insanların sayısı,yüz milyonlarla ifade edilmektedir.

      Temelleri 19. yüzyılda atılan çeşitli “izm”lerin kanlı hasadı 20. yüzyılda olmuştur.
      Komünizm, bu “izm”lerin en kanlısı, en acımasızı ve en geniş çaplısıdır. 20. yüzyılda komünist rejimler veya örgütler tarafından öldürülen insan sayısı yaklaşık 120 milyondur. 120 milyon insan, sırf bu ideoloji uğruna idam edilmiş, toplama kamplarında ölesiye çalıştırılarak katledilmiş, “sürgün” adı altında evlerinden toplanıp Sibirya steplerinde yok edilmiş, kasten oluşturulan kıtlıklarla açlıktan öldürülmüş, en korkunç hapishanelerde en korkunç işkencelere uğratılmış, beyni yıkanmış komünist / ateist / militanlar tarafından kurşuna dizilmiş, boğulmuş, boğazlanmış, parçalanmıştır. 1917’de Rusya’da gerçekleşen kanlı Bolşevik Devrimi ile başlayan vahşet, önce yeni kurulan Sovyetler Birliği’nin geneline, ardından Doğu Avrupa’ya, Çin’e, Kore’ye, Vietnam’a, Kamboçya’ya, Latin Amerika ülkelerine, Küba’ya ve Afrika’ya yayılmıştır. ‘’alıntıdır’’ Peki bu kadar savaş ve insanların ölüm nedeni din midir ???

      Bir daha dünyadaki savaşların nedenlerinin analizini yaparken doğru yapmanızı umuyorum.!!!

      Saygılarımla.

      • insomnia dedi ki:

        Sayın bilal namaz ibadeti hakkında fikirlerinizi merak Ediyorum Nasıl kılınır kaç vakittir hangi vakitler kaç rekattir hangi sureler hangi ayetler nerede okunur ibadetin dili arapça olmak zorunda mıdır? Ve şayet sorularıma cevap verirseniz bu cevaplarinizin somut dayanağı nedir? Beni bu konuda aydınlatırsaniz mutessekkir olurum saygılar. ..

      • toro dedi ki:

        Sayın Bilal,

        Sizinle aramızda şöyle bir problem var! Ben genelde alenen elma diyorum sizde genelde benim armut dediğim zannıyla yanıt veriyorsunuz.

        Öncelikle ben dinler dediği zaman dünya tarihinde gelmiş geçmiş bütün dinleri kastederim. Sizin tarafı olduğunuz yeri her daim kayırmanızın aksine torbaya hepsini koyarım!

        Öncelikle dünya tarihinde tanrılar ve dinlerin ortaya çıkmasıyla beraber, topluluklar yarattıkları dinleri ve onların tanrılarını sırtlarına bir pelerin misali geçirmişler ve her topluluğun onları koruduğuna inandığı tanrıları ortaya çıkmıştır! Belli bir noktadan sonra her şehrin sadece o şehir sınırları dahilinde hüküm süren tanrıları oluşmuş ve şehirler birbirleriyle o tanrıların adlarıyla savaşmışlardır. Kazanan şehrin tanrısı galip kaybeden şehrin tanrısıda mağlup sayılmıştır. Ayrıca kazanan topluluğun kendi inancını kaybeden topluluğa dayatmasıda bir dini savaştır!

        Siz sanırım dünya tarihininde sadece 1900 lü yıllarda savaşlar yapıldığını sanıyorsunuz!
        Peki Müslüman Osmanlı ile papalık etrafından kenetlenen hristiyan avrupanın yüzyıllar süren savaşlarının nedenleri neydi? Emevilerle beraber başlayan ve emevilerin taaa ispanya’ya, doğu türkistana gitmesini sağlayan süreçte gerçekleşen savaşlar ne içindi?
        Haçlı seferlerinide mi hatırlamıyorsunuz?
        Sizce Birinci dünya savaşının saraybosnada başlaması tesadüfmü, peki almanlar 2.dünya savaşında yahudiler ve çingenleri sırf can sıkıntısından mı katlettiler?

        Osmanlının Bulgar ve yunan kilisesini sürekli savaştırma poltikasının iflasıyla birleşen kilisenin önce balkan savaşlarında sonra da 1. dünya savaşında ittifakla osmanlıya saldırmasının ardında yatan şey sadece toprakmıdır yoksa binlerce yıllık dinsel ezilmişliğin dışa vuran tezahürleride varmıdır?

        Irak ve iran daki savaşın bir şii-sünni çatışması olduğunu sanırım hatırlamıyorsunuz?

        Ve nihayet en sonunda dehşet verici şekilde benim tarafımın yaptıkları vahşet değildir benim tarafıma yapılan vahşettir itirafıyla yazınızın sosunuda koyuyorsunuz!

        Sanırım siz bütün semai dinlerin savaşçılarının belli dönemde insanları yakarak, parçalayarak öldürdüğü gerçeğiyle yüzleşmekten korkuyorsunuz! Sanırım sizin tarafın ridde olaylarında insanları çıra gibi kullanmasını, talkan binlerce türkü katletmesini, ispanya ya ve türkistana giderken yollarda yaptıklarını dilinize alamıyorsunuz! Hepsini bırakın şii-sünni çatışmasının tarihinde ölenleri hesaplayın ve varsa cesaretiniz burada onlarıda yazın.

        Sanki dünyanın son 30 yılında ortadoğuda ve bütün dünyada ortaya çıkan kutuplaşmanın doruğunda dinsel aidiyetler yokmuş gibi çıkmış bana hayali bir dünyanın resmini çizmeye çalışıyorsunuz!

        Bırakın bir dine inanmayı bir tanrıdan korkmayı! Önce kendinizden, vicdanınızdan korkun da öldürenin sizden olanını temiz din savaşçısı sizden olmayanını da vahşi katiller olarak tanımlamaktan vazgeçin! Cesaretiniz varsa dini kimliklerine bakmadan, tarafınızı kayırmadan katile katil demesini becerin!

        ”1917’de Rusya’da gerçekleşen kanlı Bolşevik Devrimi ile başlayan vahşet,” demişsiniz,
        cesaretiniz varsa kendine peygamberim diyenin ölümünden sonra biat edecek kimse kalmadığı için dinden çıkanlara 1. halifenin yaptıklarınıda tanımlayın! Sonra belki gaza gelirde emevi ve abbasilerin kimleri hangi metodlarla nasıl öldürdüklerinide tanımlayıverirsiniz! En nihayetinde televizyonunuzda veya internetinizde
        kendine müslüman diyen ve kendilerini yanlarında madden ve uzaklardan manen destekleyen hatırı sayılır bir gruba sahip olan ve ortadoğuda ortaya çıkan o topluğun kestikleri kafayla oynadıkları futbol maçını seyredebilir ve kafa çizgiyi geçtimi geçmedimi diye düşünmek yerine beynimizin orta yerine çöküveren o dehşeti ve kini de bize anlatabilirsiniz!

        Ödürmede bile taraf olmayı becermek inanılır gibi değil!

        Ben insanların hepsi dinleri, ırkları, dilleri mevzubahis edilmeksizin eşittir diyorum! Yazılarımı bu feyz ile yazıyorum siz ise benim tarafım diğerlerinin üstünde diyerek insanları ötekileştiriyor ve dolayısıyla işinize gelmeyenleri taraflı yorumluyorsunuz!

        Sonrada siz doğru ben yanlış oluyorum!

        İnsanlığın pik noktası nedir biliyormusunuz;

        Hayatta kalmak için öldürmek zorunda bırakıldığınızda önünüze gelen müslüman ve müslüman olmayan kurban arasından kendi dininize mensup olanı kayırmamaktır!

        Umarım anladınız siz onu…

      • bilal dedi ki:

        Sn.insomnia,
        Öncellikle ilginiz için teşekkür ederim..
        GÜNLÜK NAMAZ VAKİTLERİ
        SABAH VAKTi :

        Nur: 58 Ey mu’minler! Himayenizin altında bulunan ve içinizden henüz ergenlik çağına girmemiş olanlar, sabah namazından önce, öğleyin soyunduğunuz vakit ve yatsı namazından sonra (yanınıza gireceklerinde) sizden üç defa izin istesinler. Bunlar, mahrem (kapanmamış) halde bulunabileceğiniz üç vakittir. Bu vakitlerin dışında ne sizin için ne de onlar için bir mahzur yoktur. Birbirinizin yanına girip çıkabilirsiniz. İşte Allah âyetleri size böyle açıklar. Allah, (her şeyi) bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.

        Hud :114 Gündüzün iki ucunda, gecenin de ilk saatlerinde namaz kıl. Çünkü iyilikler kötülükleri (günahları) giderir. Bu, öğüt almak isteyenlere bir hatırlatmadır.

        Ta ha :130 (Rasûlüm!) Sen, onların söylediklerine sabret. Güneşin doğmasından önce de batmasından önce de Rabbini övgü ile tesbih et; gecenin bir kısım saatleri ile gündüzün etrafında (iki ucunda) da tesbih et ki, sen, Allah’tan hoşnut olasın, (Allah da senden!).

        Taberi Bu ayetin tefsirinde ; “Ey Muhammed , kavminden seni yalanlayan kafirlerin “sen sihirbazsın” “sen delisin” “sen bir şairsin” şeklindeki sözlerine sabret. Güneş doğmadan önce Rabbine hamd ederek tesbih et. Yani sabah namazını kıl. Güneş batmadan önce de Rabbine hamd ederek tenzih et. Yani ikindi namazını kıl. Gecenin bir bölümünde de Rabbini tesbih et. Yatsı namazını kıl. Gündüzün taraflarında da Rabbini tesbih et. Yani öğle ve akşam namazını kıl ki böylece Rabbinin sana vereceği mükafatlardan memnun kalasın.
        Ebu Cafer Muhammed B. et-Taberi – Taberi Tefsiri

        İbn Abbas : Ayet beş vakit namaza delalet eder , fazlasına ve noksanına değil . Buna göre İbn Abbas (r.anh):
        “Beş vakit namaz bu ayette mundemiçtir. “Güneşin doğmasından evvel” ifadesi Sabah namazına; “(Güneşin) batmasından evvel” ifadesi de öğle ve ikindi namazına delalet eder. Çünkü bu ikisi güneşin batmasından evveldir.”
        Ayetteki “gecenin bir kısım saatlerinde … tesbih et” ifadesi akşam ve en son olarak yatsı namazını içine alır. “Gündüzün” ifadesi de gündüzün iki tarafında olan sabah ve akşam namazlarını te’kid eden bir ifade olmuş olur. Bu tıpkı, “Namazlara, Bilhassa salat-ı vusta’ya devam edin” (Bakara 238) ayetindeki “salat-ı vusta” ifadesi gibi (te’kiddir)
        (Fahruddin er-Razi : Tefsir–i Kebir)

        Rum:17-18. Akşamlarken ve sabahlarken, öğle ve ikindi vaktinde Allah’ı (ki göklerde ve yerde hamd O’na mahsustur) tesbih edin, namaz kılın.

        ÖĞLE VAKTİ :

        İsra 78 Güneş’in zevalinden gecenin karanlığı bastırıncaya kadar (ki süre içerisinde) namazı kıl….

        Rum :17-18. Akşamlarken ve sabahlarken, öğle ve ikindi vaktinde Allah’ı (ki göklerde ve yerde hamd O’na mahsustur) tesbih edin, namaz kılın.

        İKİNDİ VAKTİ :

        Ta ha :130 (Rasûlüm!) Sen, onların söylediklerine sabret. Güneşin doğmasından önce de batmasından önce de Rabbini övgü ile tesbih et; gecenin bir kısım saatleri ile gündüzün etrafında (iki ucunda) da tesbih et ki, sen, Allah’tan hoşnut olasın, (Allah da senden!).

        Taberi Bu ayetin tefsirinde ; “Ey Muhammed , kavminden seni yalanlayan kafirlerin “sen sihirbazsın”, “sen delisin”, “sen bir şairsin” şeklindeki sözlerine sabret. Güneş doğmadan önce Rabbine hamd ederek tesbih et. Yani sabah namazını kıl. Güneş batmadan önce de Rabbine hamd ederek tenzih et. Yani ikindi namazını kıl. Gecenin bir bölümünde de Rabbini tesbih et. Yatsı namazını kıl. Gündüzün taraflarında da Rabbini tesbih et. Yani öğle ve akşam namazını kıl ki böylece Rabbinin sana vereceği mükafatlardan memnun kalasın.
        (Ebu Cafer Muhammed B. et-Taberi – Taberi Tefsiri)

        İbn Abbas : Ayet beş vakit namaza delalet eder , fazlasına ve noksanına değil . Buna göre İbn Abbas (r.anh):
        “Beş vakit namaz bu ayette mundemiçtir. “Güneşin doğmasından evvel” ifadesi Sabah namazına; “(Güneşin) batmasından evvel” ifadesi de öğle ve ikindi namazına delalet eder. Çünkü bu ikisi güneşin batmasından evveldir.”
        Ayetteki “gecenin bir kısım saatlerinde … tesbih et” ifadesi akşam ve en son olarak yatsı namazını içine alır. “Gündüzün” ifadesi de gündüzün iki tarafında olan sabah ve akşam namazlarını te’kid eden bir ifade olmuş olur. Bu tıpkı, “Namazlara, Bilhassa salat-ı vusta’ya devam edin” (Bakara 238) ayetindeki “salat-ı vusta” ifadesi gibi (te’kiddir)
        (Fahruddin er-Razi : Tefsir–i Kebir)

        Rum : 17-18. Akşamlarken ve sabahlarken, öğle ve ikindi (aşiyyen: gündüzün sonu)vaktinde Allah’ı (ki göklerde ve yerde hamd O’na mahsustur) tesbih edin, namaz kılın.
        Ayrıca Salat’ul Vusta tabiri de makul bir yaklaşıma göre İkindi Namazını belirtmektedir :

        Bakara: 238 Namazlara ve orta namaza devam edin; gönülden boyun eğerek Allah için namaza durun.

        AKŞAM VAKTİ :

        Hud :114 Gündüzün iki ucunda, gecenin de ilk saatlerinde namaz kıl. Çünkü iyilikler kötülükleri (günahları) giderir. Bu, öğüt almak isteyenlere bir hatırlatmadır.
        (buradaki iki üç günün başı ve sonu yani sabah ve akşam, “Gecenin ilk saatleri” ise yatsıdır.

        İsra :78 Güneşin zevalinden gecenin karanlığı bastırıncaya kadar namaz kıl; bir de sabah namazını. Çünkü sabah namazı şahitlidir.

        Rum :17-18 Akşamlarken ve sabahlarken, öğle ve ikindi vaktinde Allah’ı (ki göklerde ve yerde hamd O’na mahsustur) tesbih edin, namaz kılın.

        YATSI VAKTİ :

        Nur :58 Ey mu’minler! Himayenizin altında bulunan ve içinizden henüz ergenlik çağına girmemiş olanlar, sabah namazından önce, öğleyin soyunduğunuz vakit ve yatsı namazından sonra (yanınıza gireceklerinde) sizden üç defa izin istesinler. Bunlar, mahrem (kapanmamış) halde bulunabileceğiniz üç vakittir. Bu vakitlerin dışında ne sizin için ne de onlar için bir mahzur yoktur. Birbirinizin yanına girip çıkabilirsiniz. İşte Allah âyetleri size böyle açıklar. Allah, (her şeyi) bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.

        Ta ha :130 (Rasûlum!) Sen, onların söylediklerine sabret. Güneşin doğmasından önce de batmasından önce de Rabbini övgü ile tesbih et; gecenin bir kısım saatleri ile gündüzün etrafında (iki ucunda) da tesbih et ki, sen, Allah’tan hoşnut olasın, (Allah da senden!).

        Hud :114 Gündüzün iki ucunda, gecenin de ilk saatlerinde namaz kıl. Çünkü iyilikler kötülükleri (günahları) giderir. Bu, öğüt almak isteyenlere bir hatırlatmadır.
        İşte gördüğünüz gibi kur’an’ın ayetlerinden beş vakit namaz anlaşılıyor.Ve hz.peygamber de bunu uygulamış ve tevatüren bize kadar da ulaşmıştır.Beş vakit namaz kur’an’da yoktur demek,hem kur’an’ı anlamamak,hem de tevatüren bize kadar gelen hz.peygamberin sünnetini (yani uygulamasını) yok saymak demektir
        – alıntıdır –

        KUR’AN NAMAZIN ŞART VE RÜKÜNLERİNDEN SÖZ EDEREK NASIL KILINACAĞINI DA GÖSTERMİŞTİR.

        1- Küçük ve büyük hadesten,yani hükmî pislikten temizlik.(abdest almayı ve cenabeten yıkanmayı emreden ayet.( MAİDE-6)
        2.Namazı Kıbleye dönerek kılmak. (Bakara Suresi 144,149,150 )
        3- Kıyam (ayakta kılmak,) Bakara,2/238 / Furkan-64 / Nisa-103/ Maide-6) 4. Namazda Kur’ân dan mutlaka bir parça okumak. ((Müzzemmil: 20)
        5. Rukû’, yani ayakta iken belden eğilmek. Hac-77 / Muhammed-29 / Ali İmran-43.) 6-secde,yani yerde otururken alnını yere değdirmek (Hac-77 / Muhammed-29 / Ali İmran-43.)
        İşte namazın,ibadetin ana iskeletini oluşturan şekil ve şartlara vurgu yapan nice ayetler..

        3. Farz namazları ayakta kılmak.
        4. Namazda Kur’ân dan mutlaka bir parça okumak.
        5. Rukû’, yani ayakta iken belden eğilmek.
        6. Secde, yani alnını yere değdirmek.
        7. Son oturuşta “Tahiyyât” okuyacak kadar durmak.

        Hz.peygamberden tevatüren gelen uygulamaya göre Sabah 2. Ğğle 4. İkindi 4. Akşam 3,ve Yatsı namazı da 4 rekattir.

        Namazdaki kıraati arapça olarak okumak namazın olmazsa olmaz şartı değildir,Namazda okunan kıraatIn düzgün mealini okuyup namazın erkanlarını yerine getirenin namazı Allah katında elbette geçerlidir.Yüce Allah hiç kimseye neden arapça diliyle ibadet etmedin demeyecektir,bütün dil ve lehçeler yüce yaratıcının birer belgeleridir.Yani diller arasında Allah katında hiçbir ayırım yoktur.
        Kur’an’da yüce Allah şöyle buyurur:
        ” وَمِنْ آيَاتِهِ خَلْقُ السَّمَوَاتِ وَالأَرْضِ وَاخْتِلافُ أَلْسِنَتِكُمْ وَأَلْوَانِكُمْ إِنَّ فِي ذَلِكَ لآيَاتٍ لِّلْعَالِمِينَ ” (الروم:22)
        ‘’ O’nun âyetlerinden biri de göklerin ve yerin yaratılması (evrenin yaratılması), dillerinizin ve renklerinizin farklı ve değişik olmasıdır. Şüphesiz bunda, bilenler için ibretler vardır…’’ (RUM-22)
        Bu nedenle hangi dille ibedet ve dua edilirse edilsin,Allah katında makbuldur. Zaten bizden istenen de dua ve ibadetlerimizi samimiyetle anlayarak ve düşünerek ifa etmemizdir.
        3-Müslümanların tek bir dille ezan okuyup namaz kılmalarından amaç bütün müslümanların birlik ve beraberliğini pekiştirmek ve dünyanın neresinde olursa olsun aynı dille ezan okunduğun da arapça bilmediği halde orada bulunan farklı milletlere mensup bütün Müslümanların bunun ezan olduğunu anlamalarını sağlamaktır.Mesela: Hangi millette mensup olursa olsun Türkçe bilmeyen yabancı uyruklu bir müslüman türist Türkiye de ezanın arapça okunduğun da bunun ezan olduğunu anlayacaktır,ama Türkçe olarak ezan okunduğun da bunun ezan olduğunu anlayamaz,bu durum her millet ve her ülke için de aynen geçerlidir. İşte bu nedenlerle ezan da arapça olarak okunmaktadır.
        Özetle, inanarak samimiyetle ibadetlerinizi yapmak istiyorsanız,anadilinizle de bunu rahatlıkla yapabilirsiniz,zira dini açıdan bunun hiçbir sakıncası yoktur. Çünkü ne kur’an’da ,ne de sünnete arapça dışında başka dil ve lehçelerle ibadetler yaFakat,neden her kes anadiliyle ibadet yapmıyor diyenlerin pek samimi olmadıklarını,niyet ve maksatlarının da başka olduğunu da biliyoruz.
        Eğer inanıyor ve samimi iseniz haydi ibadetlerinizi Türkçe yapın,yüce Allah bunu kabul eder.

        Saygılarımla..

      • toro dedi ki:

        Sayın Bilal,

        Size bir sorum var. Eski Ahit’te adı geçen Hezekiel’den Müslümanların Kitabı’nda da bahsedilir mi?

        Bilal Bey haricinde soruyu yanıtlamak isteyenlerin de katkılarını rica ediyorum.

    • insomnia dedi ki:

      Sayın kadir kurandaki cehennem ayetlerini okuduktan sonrs nasıl olurda bi zorlama yok dersiniz.
      -beni seveceksin isteklerimi yerine getireceksin yoksa seni öldürürm (zorba psikopat)
      -beni seveceksiniz dediklerimi yapacaksınız yoksa size işkence ederim ( tanrı )
      yine soruyorum artniyetli değilim şayet tanrı konustuysa ben neden ikna olmadim ???

      • kadir dedi ki:

        sayın insomnia…

        zorlama yoktur. sadece kurtuluşun anahtarı vardır… bakın size kurandan bir açıklama yapacağım allahın izni ile…

        kuran ayetleri okuduğunuzda hemen hemen her ayetin sonunda

        allah alimdir..
        allah haliktir.
        allah rahimdir.
        allah herşeyi işitir..
        allah herşeyi görür
        allah hüküm sahibidir
        allah affedendir.
        allah merhamet edendir.
        allah rızık verendir.
        allah hayattır.
        allah koruyucudur.. .
        allah mülkün sahibidir.. vs.vs.vs.vs.vs.

        bakın bu ifadeleri dikkat edin. insanlarında bu davranışları sergileyecek karakterleri ve özellikleri vardır.. yani her insan affedebilir. merhamet edebilir vesaire..
        bu özelliklere dikkat çekmeye devam edecek olursak kainatta bu davranışları sergileyebilecek kapasitede olan tek varlık insandır.. soru şu.. insan bu davranışları sergilemek zorundamı yada neden sadece insanda bu özellikler var..

        cevap gayet basit… aslında bu özellikler insanda yok.. bu özelliklerin ve bu karakterler sadece allahta mevcuttur.. yaratmış olduğu insana o kadar değer vermiş ki, kendinde olan bu özelliklerden birer parça insana lutfetmiştir.. peki bu lutufları neden insana vermiştir.. hayatı ebedi ve ezeli olan ve varlık aleminde sadece kendi zatında olan bu özellikleri insanada vermiş. ve bu özelliklerini sürekli hareketli hale getirmesini istemiştir
        insana öylesine mükemmel özellikler vermiştir ki.. buna karşılık olarak sadece insandan tek birşey istemiştir.. bu özellikleri veren allaha iman edip, bu özellikleri kullanarak salih işler yapmayı istemiştir..

        saygılar….

    • insomnia dedi ki:

      Sayın kadir kurandaki cehennem ayetlerini okuduktan sonrs nasıl olurda bi zorlama yok dersiniz.
      -beni seveceksin isteklerimi yerine getireceksin yoksa seni öldürürm (zorba psikopat)
      -beni seveceksiniz dediklerimi yapacaksınız yoksa size işkence ederim ( tanrı )
      yine soruyorum artniyetli değilim şayet tanrı konustuysa ben neden ikna olmadim ??? Ve gelelim bana rakamlarla maddeledigin tanriyi sevme sebeplerine.
      1- seni yoktan var etti dedin halbuki yokluk bana acı yada eziyet vermiyordu.
      2-sevginin özünü yarattı dedin bu durumda nefretin özünü kim yarattı ?
      3-özgür irade verdi dedin o halde tanrının beklemediği bi eylemde bulunabilir miyim onu şaşırtabilir miyim ? Ya da bu irade artık bana aitse irademi kontrol edecek kuralları neden belirledi?
      4-size rızık verdi dedin pekala bi amaci bi hedefi olan tanrı yarattığı insandan verim alabilmek için herhalde onun hayatını sürdürebilmesi için gerekli olan şartları sağlamak zorunda.Evet beni dünyaya attin ben şimdi ne yiyecem gibi bi soruyla karşılaşmak istemez herhalde.
      5-aile bireylerimi yaratti ve aramizda sevgi bağının oluşmasını sağladı dedin Üzgünüm dostum güzel şeyleri tanrıya maledip kötüleri insana yüklemeniz hiç adil değil kaldı ki ben birilerini sevmeyide birilerinden nefret etmeyide Tanrıdan öğrenmedim.
      6 hastalıktan sonra sağlık verdiği için dedin e madem hastalığı verdi sağlığıda vermek durumunda kaldı.
      7 yağmurun rahmet olduğundan ve bizi tekrar dirilteceginden bahsettin yağmur olayına girmeye bile gerek yok fakat tekrar dirilecek olmamız sevindirici bir durummu emin olamadim.
      Özetle sayin kadir Tanrımiz böyle istedi ve böyle olacak deyip kurtulun.Tanrinizi bize cici gösterme çabalarınız boşuna ben kuranin ana temasinin nefret üzerine kurulduğunu görebiliyorum. Saygilar

    • toro dedi ki:

      Sayın Kadir,

      Yani aslında sadece cennet var cehennem ve onun içinde sizi çatır çatır yakacam diye şarkı söyleyen ateş yok!

      Bana söylermisiniz,

      Kuranın tanrısına iman edip istediklerini harfiyen yapanlar cennete,
      Kuranın tanrısına iman ettiği halde istediklerini yapmayanlar cehenneme gidecekse,

      Kuranın tanrısına iman etmeyen dolayısıyla da onun istediklerini yapmayanlar ne olacak?

      Mesela merakımdan soruyorum, hitler, kuranın tanrısına iman etmemiş dolayısıyla da istediklerini yapmamış bir insan olarak cehenneme gönderilebilir mi?

      • kadir dedi ki:

        sayın toro…

        konuya şirkten gireceğim. o yüzden konuyu dağıttığımı düşünmeden okumanızı rica ederim..

        allaha şirk koşmak ne demek?

        allahla beraber başka bir tanrı edinmektir…
        dünya hayatında aşırı sevdiğin insanın sevgisi allahın sevgisinin üzerine çıkarmaktır..
        dünyanın güzelliklerine kapılar nefse uymak.. yani nefsi kendine ilah edinmektir..

        peki kurtuluşun anahtarı nedir… iman edip salih işler yapmaktır..

        tevhid inancının ve takvanın yengane şartı budur. sadece allaha iman etmek yetmiyor. imanla beraber salih amellerde işlemek gerekiyor… bu bağlamda

        sadece allaha iman etmek yeterli değildir..
        sadece salih-faydalı işler yapmak yeterli değildir..

        muhakkak bu ikisinin beraber yapılması gerekmektedir.. beraber yapılmazsa kurtuluş ve allahın mağfireti olmaz.. kuranda bu açık açık yazmaktadır.. bu bağlamda…

        tebliğ almaları şartı ile allaha iman etmeyen insanlarda cehennemliktir. tebliğ almamışsa sorumlu değildir.. sorumlu yaşamayan (salih amel işlemeyen) iman sahipleride kurtuluşa eremez. salih amel işlediği halde iman etmeyenlerde kurtuluşa eremez..

      • toro dedi ki:

        Sayın Kadir,

        Bende söylediklerinize tek tek itiraz edeceğim.

        ‘’allaha şirk koşmak ne demek?’’ sizden alıntı
        ‘’dünya hayatında aşırı sevdiğin insanın sevgisi allahın sevgisinin üzerine çıkarmaktır’’ sizden alıntı

        Bakın Hindistan’ı işgal eden İngilizlerin Hintlilerin isyanlarını engellemek için onları meşgul edecek şeyler aradığı ve onlara çözmeleri için denklemler dağıttığı anlatılır!

        Yine İngilizler ortaçağda İskoçların kendi ırklarını korumalarını engellemek amacıyla İskoç gelinlerin evlendiklerinde ilk gecelerini İngiliz Lord larıyla geçirmelerini kurala bağlamıştır.

        Osmanlı işgal ettikleri topraklarda yaşayan hanedanların çocuklarını devşirme usulüyle yanına almış ve olası isyanlara karşı şantaj malzemesi olarak kullanmışlardır!

        2.Dünya savaşında almanlar Yahudilerin sokakta gezerken kollarına davut yıldızı takmalarını istemiş bu sayede Yahudiliklerini ifşa ettirmiştir.

        Keza Romanın Yahudiler ve Hristiyanları baskılamak için koyduğu kurallar.

        Müslümanların türk şehirlerinde yaptıkları katliamlar,

        Yine Müslümanların siyasi ikbal uğruna kendi içlerinde yaptıkları katliamlar ve belirli siyasi amaçlar için oluşturulan mezhepler.

        Yukarıdakilerin hepsi bir amaç için uygulanan stratejilerdir!

        Şimdi geriye dönün ve İslamın ilk ortaya çıktığı zamanlara dönün! Neden tanrı insanların aile bireylerini kendisinden daha fazla sevmesinden rahatsız olsun ki? Bu soru kapıyı açar ve diğer soruları sormaya başlarsınız!

        Yeni bir dine girmeye ikna ettiğiniz gençleri bu yoldan kimler döndürebilir? Yani devşirilen gençlerin gerisin geriye eski kültürlerine dönmelerini kimler sağlayabilir?
        Tabi ki babalar ve anneler! O halde yanınıza çektiklerinizin ailelerinin kültürlerini reddetmeme konusunda yapacakları baskıyı bertaraf etmenin bir yolu bulunmalı! Kesin bir çözüm bulunmalı! Nedir o, senin hiç görmediğin ama başkasının görüp konuştuğuna inanman gereken bir varlığı anne ve babandan daha çok seveceksin! Gördüğün, dokunabildiğin, sarılabildiğin aynı sofrada yemek yediğin aileni değil başkasının kesinlikle var dediği ama senin var olup olmadığına ancak öldüğünde ( 🙂 ) şahit olabileceğin bir varlığı seveceksin!

        Bu sayede ne olacak, kendine peygamber diyen ve etrafındakiler seni onun adına yat, kalk, savaş, öl, öldür diye rahatlıkla yönlendirebilecek ve anne baba çocuklarının bu şekilde yönlendirilmesini engelleyemeyecek!

        Bakın çok ilginçtir, bu ayrım en kalın şekilde medinede ve hudeybiye antlaşmasının hemen sonrasında inmeye başladığı söylenen maide suresinde ortaya çıkar!

        ‘’Onlara, “Allah’ın indirdiğine (Kur’an’a) ve Peygamber’e gelin” denildiğinde onlar, “Babalarımızı üzerinde bulduğumuz din bize yeter” derler. Peki ya babaları bir şey bilmiyor ve doğru yolu bulamamış olsalar da mı?’’ Maide,104-Diyanet

        Sonra geneli mekkede indiği söylenen Enam suresinin medinede indiği söylenen aşağıdaki ayeti,

        ‘’Allah’ın kadrini gereği gibi bilemediler. Çünkü, “Allah hiç kimseye hiçbir şey indirmedi” dediler. De ki: “Mûsâ’nın insanlara bir nur ve hidayet olarak getirdiği, parça parça kağıtlar haline koyup ortaya çıkardığınız, pek çoğunu ise gizlediğiniz; (kendisiyle) ne sizin, ne babalarınızın BİLMEDİĞİ şeylerin size öğretildiği Kitab’ı kim indirdi?” (Ey Muhammed!)
        “Allah” (indirdi) de, sonra bırak onları, içine daldıkları batakta oynayadursunlar.’’Enam,91-Diyanet

        Ve diğeri,
        ‘’Ey iman edenler! Eğer küfrü imana tercih ederlerse, babalarınızı ve kardeşlerinizi bile dost edinmeyin. İçinizden kim onları dost edinirse, işte onlar, zalimlerin ta kendileridir.’’Tevbe,23-Diyanet

        Şimdi de Hudeybiye antlaşmasındaki o ilginç maddeyi yazalım!

        -Müslümanlardan Kureyş’e sığınacak olursa, geri döndürülmeyecek, fakat onlardan Müslümanlara sığınanlar geri döndürülecek.

        Yani Müslüman olduğu halde atalarına sığınanların geriye dönüş yolu bu maddeyle kapanmış! O halde ne yapmalıyız Müslümanlığa ikna ettiklerimizin atalarının sevgisiyle geriye dönmelerini engellemeliyiz. Nasıl, ailenizi yeni katıldığınız dinin tanrısından daha fazla sevmeyin diyerek!

        Bu arada kurtuluş nedir? Nereden kurtuluyoruz? Eğer dünyayı kastediyorsanız ve buradan kurtuluyorsak kurtulunası bir yaşamın içine atılmışız demektir! Yani bizi hem bu kurtulunası hayata atan hemde kurtarmaya çalışan aynı varlık! Aklıma nedense Stockholm sendromu geliyor!

        Son olarak yazınızın son bölümü aşağıda. Lütfen tekrar okuyun.

        ‘’tebliğ almaları şartı ile allaha iman etmeyen insanlarda CEHENNEMLİKTİR. tebliğ almamışsa SORUMLU DEĞİLDİR.. sorumlu yaşamayan (salih amel işlemeyen) iman sahipleride KURTULUŞA EREMEZ. salih amel işlediği halde iman etmeyenlerde kurtuluşa eremez..’’ sizden alıntı

        Bakalım kendinizle nasıl çeliştiğinizi farkedebilecekmisiniz

  59. Başka bir başlıkta alıntı yaptığım, senin gibi düşünen Yaser arkadaşa birkaç soru sordum.
    Elini vicdanına koyarak seninde yanıt vermeni rica ediyorum.

    4 Şahit olayı iftirayı zorlaştırma için ALLAH’ın bir kanunu inanmadığın zaman bu inanmayan için anlamsızdır zaten…Her şutça iki sahit istenirken zina olayında neden 4 şahit isteniyor acaba?…(Yaser arkadaştan alıntı)

    Neden olacak !!!
    Erkeğin zına yaparken suç üstü yakalanmaması için.
    Kardeş, senin aklından zorunmu var. 4 tanık olayı kolay iftira atılmaması için değil, kolay ispat edilmemesi için sadece erkeklere özel madde olarak konulmuş.
    Hiç düşünmüyonmu ! zina yapmış kadın, 4 kişinin tanıklığı istenmeden ömür boyu ser sefil bir odada aşağılanarak kalmak zorunda bırakılıyor, neden erkeklere uygulanan kural kadınlar için geçerli değil ?
    Neden zina yaparken yakalanan bir erkeğe aynı kadınlara olan ceza uygulanmıyor ?
    Burdaki ayrımcılığı görmüyormusun sen ?
    Yaşın kaç, yaşantın nasıl bilmiyorum ama bir kadınla beraber olan bir erkek ulu orta insanların içindemi zina yapıyor ?
    Adam kadını almış, dağ evine atmış.
    Diyelimki kocası veya kadının babası izlerini sürdü yakaladı ama olayın olduğu anda 4 tanık bulamadığı için suç ispatlanmış olmuyor, zinayı yapan erkeğin yanına kar kalıyor ama büyük ihtimal kadın ayvayı yiyor.
    Terside olabilir, 4 yakınını tanık gösterterek olmayan zinayı ispatlaya bilirsinde!!!
    Bu adilmi ?

    Tersini düşün.
    Sen bir kadın veya adama kızıyorsun,ondan birseylerin intikamını almak istiyorsun.
    4 kişiye para ver ve bu adam ve ya kadını zina yaparken gördüklerini söylettir, hem toplum gözünde onursuzlaştır hemde mahkum ettir.
    Bu adilmi ?

    Gelelim insanlar arasındaki eşitliğe.
    Nisa-24.Diyanet Vakfı: (Harp esiri olarak) sahip olduğunuz cariyeler müstesna, evli kadınlar da size haram kılındı. Allah’ın size emri budur. Bunlardan başkasını, namuslu olmak ve zina etmemek üzere mallarınızla (mehirlerini vererek) istemeniz size helâl kılındı. Onlardan faydalanmanıza karşılık kararlaştırılmış olan mehirlerini verin. Mehir kesiminden sonra (bir miktar indirim için) karşılıklı anlaşmanızda size günah yoktur. Şüphesiz Allah ilim ve hikmet sahibidir.

    Diyelimki Yunanistanla savaştayız ve savaşı kazandık, topraklarını aldık.
    Maide 33 ayetine uyarak Allaha ve Peygambere düşman, bozgunculuk yapan erkeklerin bir kısmını esir ettik, bir kısmını öldürdük, hoşumuza gitmeyenlerinde elleri ve ayaklarını çapraz kestik.
    Nisa 24 ayetine uyarak kocalarını öldürdüğümüz kadın ve kızlardan oluşan savaş esirlerini cariye olarak kullanmaya karar verdik.
    Sonrada bu kadınları elde ettiğimiz ganimetlerden biraz vererek istediğimiz kadar( ayette sayı belirtilmiyor) alıp kullanıyoruz ama bu zina olmuyor, çünkü onlar zapt ettiğimiz ülkeden edindiğimiz ganimetlerden merhirlerini(ücretlerini) verdiğimiz onursuz, namussuz, kadınlık gururları olmayan bize kulanmamız için yaratılmış cariyeler.
    Üstelik, bu kadınları cariye yapan, ücretlerini belirleyen, kocalarının veya kardeşlerinin katilleri olarak koynumuza girmelerini zorlayanda biziz !!!
    Hani nerde Kul Hakkı ?
    Hani insanlar eşitti ?
    Hani kimse kimseden üstün olamazdı ?
    Nerde insanlık, kadınlık onuru ?
    Bu kadınların suçu istemedikleri kirli bir savaşta karşı tarafta olmakmı ?
    Birde tersini düşün.
    Işid’de göre bizler(Türkiye, Iran vs..) Müslüman değiliz.
    Onlarda bu ayetleri uygulayarak anamızı, bacımızı, kızlarımızı cariye olarak aldılar.
    Fırsatları olsa, güçleri yetse zaten yapacaklar. Örneğin Musul’da savaş esiri olarak aldıkları başka mezhep ve tarikatlardan olan müslüman kadınlardan oluşan köle, cariye pazarı bile kurdular.
    Sex düşkünü bir çok insan IHH ile iletişime geçip kadın, kız bile getirtiyorlar.
    Bu uygulama sana, bana yapılıncadamı amenna bu Allah’ın emri diyeceksin ?
    Adil olmayan ve hertürlü çıkar için kullanılmaya açık bir uygulamanın nesini savunuyorsunuz siz Allah aşkına ?
    Biraz beyin jimlastiği yap, mantığını çalıştır.
    Adilmi ? değilmi ?

    • rammsteinn dedi ki:

      4 şahit olayı ayşe hakkında çıkan dedikodular için inmiştir.
      detay din bu 2 turan dursun
      https://ateistcanavar.files.wordpress.com/2012/10/din-bu-2-_mch_.pdf

      ayşe ile safvan arasındakiler dedioduya yol açar. bunlardan rahatsız olan tanrı ayşenin temiz bir insan olduğunu söylemek için kimine göre 10 kimine göre 18 ayet iner. bu 4 şahit olayı bu ayetlerin içindedir. tanrı diyor ki “ayşe aldattı diyenler 4 şahit getirsin” bu 4 şahidin olmadığını herkes biliyor. böylelikle tanrı ayşeyi aklıyor.
      ayşenin de 10kusur eş ten birisi olduğunu demeye gerek yok.
      4 şahit olayı zaten külliyen saçmalıktır. birde bu şahitleriniz kadınsa 8 şahit bulmanız lazım. dünyada böyle bir adalet sistemi olabilir mi?

      kadir bunları kendi uslübunca açıklayacaktır tabii ki,
      yukarıda demiş ki,

      kuran ayetleri okuduğunuzda hemen hemen her ayetin sonunda
      allah alimdir..
      allah haliktir.
      allah rahimdir.
      allah herşeyi işitir..
      allah herşeyi görür
      allah hüküm sahibidir
      allah affedendir.
      allah merhamet edendir.
      allah rızık verendir.
      allah hayattır.
      allah koruyucudur.. .
      allah mülkün sahibidir.. vs.vs.vs.vs.vs.

      peki bunların içine neden, tuzak kuranların en iyisidir, en iyi cezalandırıcıdır, intikam alandır gibi özelliklerini de yazmıyorsunuz?

      • Yazının uzaması ve konunun dağılmaması için.
        Yoksa benim için sorun yok.
        Ben Kuran’a tamamen iman etmiş olsam sözcükleri eğip büküp sündürmeden anlamlarını degiştirmeden nasılsa öyle iman ederim.
        iman eden diğer arkadaşlarada bunu öneriyorum.
        Zaten onlardaki rahatsızlıkları görüyorum. Kuran’da evrensel değerlerle uyuşmayan mantıksal hatalar onlarıda rahatsız ediyorki sözcük anlamlarını ya değiştirmeye ya da yumşatmaya çalışıyorlar. Ama Tarihi verilerdeki hatalara yapacak bir şeyleri yok, değiştirilemiyor. Örneğin Adem’in yaratılışı ve kimliği, Nuh tufananının kaynağı, Musan’ın denizi ikiye yarması, Cennet olgularının bire bir Sümerlerden alınması, Isa’nın aynı diğer pagan güneş tanrılarının benzeri olarak Kuran’da da olması.
        Kuran’ı savunan diğer arkadaşların yazılarını pek okumadım ama Bilal’inkileri baya okudum.
        Bana göre Kuran üzerinden Bilal ile tartışmak imkansız.
        çünkü Bilal, Peygamberin bile göremediği hataları görüp düzeltebilme yetisine sahip…

      • bilal dedi ki:

        Sn.rammsteinn,

        T.Dursun’un yaptığı şey ayetleri çarpıtmaktan başka bir şey değildir. çünkü,konuyu açıklarken sonra inen ayeti (11.ayet) sanki önce,önce inen ayetin de,( 4.ayet) sanki sonra inmiştir gibi ayetler arasında bir bağlantı kurmaya çalışmıştır.Halbuki önce 4 şahitle ilgili (4.ayet) inmiştir,daha sonra (ifk) olayı ile ilgili 11.ayet inmeye başlamıştır.Bu nedenle 4 şahidin bulundurulması koşulu ifk olayı üzerine inmemiştir.Bu ifk olayından önce inmiştir. Ayrıca şunu da bilmek lazım,ister Nur suresi olsun,ister diğer büyük sureler olsun hiç biri toptan inmemiştir.Yani Nur-1.ayeten 11.ayete kadar hepsinin birlikte indiğini de kimse söyleyemez.

        İşte T.Dursun’un saçmalığına göre (ifk) olayı ile ilgili (11.ayet) sanki 4 şahidin bulundurulmasını hükme bağlayan 4.ayetten önce inmiştir. Halbuki şahitlerle ilgili 4.ayet,ifk olayı ile ilgili olan 11.ayeten önce inmiştir.İşte usatadınız T.Dursun’un saçmalıkları !!!

        Özetle,4 şahidin bulundurulmasını şart koşan ayet, (ifk) olayı üzerine inmemiştir,çünkü 11.ayetin 4.ayeten önce inmiş olması düşünülemez.
        Demek ki T.D.nun yaptığı şey saçmalıktır.

        saygılarımla.

      • 1okuyucu dedi ki:

        Bilâl;

        —Özetle,4 şahidin bulundurulmasını şart koşan ayet, (ifk) olayı üzerine inmemiştir,çünkü 11.ayetin 4.ayeten önce inmiş olması düşünülemez.
        Demek ki T.D.nun yaptığı şey saçmalıktır. (senden alıntı)

        söylemin dikkatimi çektiği için sormak istiyorum,

        ben genelde surelerin nerede indiğini öğrenmek için diyanet sitelerine giriyorum, ayetlerin inmesi Mekkede başlayıp Medinede devam eden surelerde, Mekkede inen ayetlerin numaralarını da veriyorlar, numaralara baktığımda mantiken ilk sıradaki ayetler olması gerekirken, gelişi güzel yerlerde olyorlar, yani başta ortada veya sonda olabiliyorlar,

        bunun bir tek anlamı olabilir, ayetler geliş sırasına göre sıralanmayıp rastgele sıralanmış?

        acaba bu saçmalık değilde nedir? eğer mantıklı bir açıklaması var diyorsan bizimle paylaşırsın herhalde.

      • kadir dedi ki:

        sayın ramstein…

        sayın bilal bey el-müntakim ismini en güzel şekilde aşağıda açıklamıştır.. yazmama gerek yok…

        saygılar..

    • kadir dedi ki:

      sayın kökler ve kanatlar….

      öncelikle zinada 4 şahit olayını son derece yanlış anlamışsınız.. zina eden erkek ve kadındır.. kadın tek başına zina etmez.. ortasa zina suçu varsa bu iki cinsiyet arasında paylaştırılır.. yani erkeğede aynı ceza verilir. kadınada… erkekte tövbe edene kadar hapsedilir.. kadında… bunu bu şekilde bilin..

      savaş esiri olayına gelince… mümin bir kadına mümin erkek.. kafir bir kadınada kafir erkek yakışır.. bir kafirin bir müminle evlenmesi haramdır.. savaş esiri olupta müslümanlığı seçmiş kadınlara kendileride istemeleri suretiyle mehirlerini vererek evlenilebilir.. ayrıca cariye köle kadın demektir… onun rızası olmadan herşeyi emirle yaptırılabilen sınıftır. buna cinsellikte dahildir.. hiç bir müslümana cariye edinme yaraşmaz. ve kurandada böyle bir hüküm yoktur.. istediğiniz kadar cariye alabilirsiniz düşüncesi kuranla alakası yoktur.. tamamen din tüccarlarının uydurduğu ve kendi nefislerini aklamaya yönelik yaptıkları söylemlerdir..

      saygılar..

      • rammsteinn dedi ki:

        kadir
        ortasa zina suçu varsa bu iki cinsiyet arasında paylaştırılır.. yani erkeğede aynı ceza verilir. kadınada… erkekte tövbe edene kadar hapsedilir.. kadında… bunu bu şekilde bilin..

        diyorsunda,
        senin bu dediğini şeriat kanunları uygulanan ülkelerde desen sana sadece gülerler. erkeğe kırbaç cezası vardır kadına ise uygulanan cezanın ucu açıktır. cezanın şekli değişik ama sonu bellidir. ölümdür.

        NÛR-2
        Zina eden kadın ve zina eden erkekten her birine yüz sopa vurun

        NİSÂ-15
        Kadınlarınızdan zina edenlere, bunu isbat edecek aranızdan dört şahid getirin, şehadet ederlerse, ölünceye veya Allah onlara bir yol açana kadar evlerde tutun
        —–

        şu cariye konusunu öyle bir anlatıyorsunuz ki, sanki cariyeler turistik gezide dinini değiştirip müslüman olup müslüman erkek ile evleniyorlar. biraz empati yapın. birisi bir kadının kocasını babasını oğlunu öldürecek sonra öldüren kişi diyecek ki “bak müslüman olursan seninle evlenirim”
        şöyle düşün, bir budist kadın çıkacak senin evindeki kızını,anneni,karını vs öldürecek sonrada diyecek ki “bak budist ol seninle evlenirim yoksa ömür boyu kölem olursun”

        hiç bir müslümana cariye edinme yaraşmaz.
        evet yaraşmaz. müslümana 1 tane cariye ile yetinme hiç yaraşmaz. birden fazlası yakışır.
        örnek

        NÛR-58
        Ey inananlar! Ellerinizin altında olan köle ve cariyeler ve sizden henüz erginliğe ermemiş olanlar, sabah namazından önce, öğle sıcağında soyunduğunuzda ve yatsı namazından sonra yanınıza gireceklerinde üç defa izin istesinler. Bunlar, sizin açık bulunabileceğiniz üç vakittir. Bu vakitlerin dışında birbirinizin yanına girip çıkmakta size de, onlara da bir sorumluluk yoktur. Allah size ayetlerini böylece açıklar. Allah bilendir, Hakim’dir.

        ayette bile diyor. cariyeler. ÇOĞUL. 1 tane cariye gerçektende yakışmaz.

      • Sn. Kadir.
        Başka arkadaşlarda kuran ayetleri vererek konuya deginmiş ama ben gene yazayım.
        yukarda örneklediğim gibi aynı şeyleri tekrarlamakta istemiyorum.
        Sende iyi biliyorsunki burda adil bir uygulama yok.
        Cariye kim ?
        Galip gelinen savaş sonrasında özgür bireyken ganimet olarak alınan, parası olanın birer ikiğer satın aldığı karşı tarafın kadınları .
        Sanki bu kadınlar pazarda kendi istekleriyle satlığa çıkmış, parası olana kendinilerini gönül rızasıyla feda etmişler gibi anlatıyorsunuz.
        Öykülerinizi öyle bir cılalıyorsunuzki sanki bu kadınlar kardeşini, kocasını öldüren, ailesini yıkan, sevdiklerinden ayıran, vatanından yurdundan eden adamların koynuna gönül rızasıyla giriyorlar, bu uygulama köle kadınlara Allah’ın bir lütfu demeye getiriyorsunuz.
        Ama bu kadınların suçları, günahları nede köle olarak satılmayı hakkediyorlar diye düşünmüyorsunuz.
        Adı üstünde hiç bir söz hakkı, seçme özgürlüğü olmayan köle, parasını veriyorsun alıyorsun.
        Yani bu kadınların hiç bir hakları yok.
        Nisa 24’de senin dediğin gibi mümin erkeğe mümin kadın düşer gibi anlatım yok.
        Biliyorum, sizde bu uygulamadan rahatsız oluyorsunuz ama ayet açık.
        Evli kadınlar haram ama cariyeler, yani savaş esiri kadınları mehirini(ücretini)vererek alabilirsiniz deniyor.
        Mümin kadınlar, Mümin erkeklerle evlensin diye sözcükler falan yok bu ayet’te, cariyler deniliyor.
        Sadece kendi başınıza ücretini vermeden savaş esirini alıp kullanamazsınız deniliyor.
        Ücretini ver kullan, vermessen zina olur deniliyor.
        Birde savaş esiri kadının mehri kime veriliyor ?
        Kadının savaşta ölmüş veya esir edilmiş kardeşine, babasına, kocasınamı ?
        Tabiki hayir.
        Kadini pazarlayan kimse, hangi kurum veya kuruluş ise ona veriliyor.
        4 tanık olayınıda yanlış falan anlamadım.
        Örneklediğim gibi istediğin biçimde uygulanabiliniyor, yani ucu açık.
        Zina edenlerin 4 tanıkla suç üstü yakalanmalarını zorlaştırdığı gibi, 4 yalancı tanık gösterterek olmayan zina ile bir insanı suçlayabiliyorsunda.
        Bir kız bir erkekle flört etti diye aileden 4 tanık göstertip kızı ölesiye kadar hapiste ettirebilirsin.
        Esenlikler…

      • bilal dedi ki:

        Sn.rammsteinn,

        NÜR-58.AYETTE NE KÖLE,NE DE CARİYELER İFADESİ VARDIR !!!

        Ama siz diyorsunuz ki, ”.evet yaraşmaz.müslümana 1 tane cariye ile yetinme hiç yaraşmaz. birden fazlası yakışır.
        örnek
        NÛR-58
        Ey inananlar! Ellerinizin altında olan köle ve cariyeler ve sizden henüz erginliğe ermemiş olanlar, sabah namazından önce, öğle sıcağında soyunduğunuzda ve yatsı namazından sonra yanınıza gireceklerinde üç defa izin istesinler. Bunlar, sizin açık bulunabileceğiniz üç vakittir. Bu vakitlerin dışında birbirinizin yanına girip çıkmakta size de, onlara da bir sorumluluk yoktur. Allah size ayetlerini böylece açıklar. Allah bilendir, Hakim’dir.
        ayette bile diyor. cariyeler. ÇOĞUL. 1 tane cariye gerçektende yakışmaz.” sizden alıntı”

        Gösterdiğiniz mealdeki ” KÖLE VE CARİYELER ” ifadesi söz konusu ayette asla yoktur. Burada ” ma meleket eymanuküm ” Yani ” yemin akdiyle himayenizde bulunanlar.. ” ifadesi geçiyor.

        Burada ”ma meleket eymanuküm ” nedemek ? ”ellezine yakaune tahta vasiyetike ve riayetike leyse ledeyhim şehvetün ve ğarizetün ve meylün linnisai ve küllü atfalın düne sinnil ihtilami mislül yetama ”

        Yani ” bunlar senin vesayetine ve himayene girmiş olup henüz kadınlara karşı şehevi arzusu olmayan ve ergenlik yaşına da gelmemiş olan kimsesiz vb.yetim çocuklardır.

        BU NEDENLE AYETİN DOĞRU MEALİ ŞÖYLEDİR !

        ” Ey inananlar! Ellerinizin altında (himaye ve vasayetinizde) bulunanlar ile sizden henüz erginliğe ermemiş olanlar………..” şeklindedir.

        İşte burada ”ne köle,ne de cariyeler ”ifadesi vardır. Bu ifadeler tamemen bir çok mealcinin hatalı yorumlarıdır.Ayete” Abd (köle) ve ”emet (cariye) diye hiç bir ifade yoktur.!!!

        Arapçada kölenin çoğulu ” İBAD ”, cariyenin çoğulu ise ” İMA’ ” kelimesidir. Bunların hiç biri söz konusu ayette yoktur. Burada ” ma meleket eymanuküm ” ise,bakımı üstlenen ,vesayet ve himaye altına alınan kimsesiz ve yetim çucuklardır.!!!

        Saygılarımla.

      • 1okuyucu dedi ki:

        Bilâl;

        —” Ey inananlar! Ellerinizin altında (himaye ve vasayetinizde) bulunanlar ile sizden henüz erginliğe ermemiş olanlar………..” şeklindedir.

        İşte burada ”ne köle,ne de cariyeler ”ifadesi vardır. Bu ifadeler tamemen bir çok mealcinin hatalı yorumlarıdır.Ayete” Abd (köle) ve ”emet (cariye) diye hiç bir ifade yoktur (senden alıntı)

        bazı ifadeler, bir tek şeyi değil bir çok şeyi kapsar, bir çok şeyi kapsayan cümlelerde, çümlenin içeriğinden nelerin kastedildiği açıkça anlaşılır, o nedenle ayrıca cümlenin kastettiği şeylerin tek tek sayılmasına gerek yoktur,

        örneğin, hiçbir şeyi olmayan birisi dendiğinde, köleleri, kadınların büyük çoğunluğunu, yoksulların birazını anlarız, bunların ayrıca açıkça belirtilmesine gerek yoktur,

        elllerinizin altındakiler dendiğinde, malları, eşleri, yetimleri, köleleri, cariyeleri anlarız, o nedenle elllerinin altındakilerin ayrıca tek tek sayılmasına gerek yoktur,

        yani ayette mal, eş, yetim, köle, cariye kelimelerinin olmasına gerek yoktur,

        sen hiç merak etme biz cümlelerdeki ifadelerin ne anlama geldiğini çok iyi anlıyoruz, yani sen bizi ayette köle, cariye kelimesi yok diye kandırmaya kalkamazsın, olsa olsa kendini cümlelerin ne anlama geldiğini anlayamayan? biri olarak lanse etmiş olursun?

  60. Sn. Kadir Arkadaş. yazımda ismini başa yazmamışım.
    Mümkünse senin yanıtlamanı rica ediyorum.

  61. rammsteinn dedi ki:

    bilal dedi ki:
    03/06/2014, 17:49
    Talibanlardan söz ediyorsunuz.Peki,Taliban ve El kaide gibi örgütler kimin oluşumudur? Bunlar kime hizmet ediyorlar? Sinsice islamı yok etmek için bunları kullanan emperyalist güçler değil midir? Bunların islamla ne alakaları vardır ? ABD.deki İkiz Kuleyı havaya uçurup, binlerce masum insanı öldürenler kime hizmet ediyorlar? Bunları kullanan ancak emperyalist güçler olabilir……Çünkü bunların eliyle emperyalist güçler islama en büyük darbayı vurmaya çalışıyorlar.Emperyalist güçler ancak bunlarla emellerine ulaşabilirler.. Taliban ve El kaide gibi oluşumlar yoksa,bunlar islamı yok etmek için sinsi emelerine ulaşamazlar..!!!
    ———

    ZUMER-37
    Allah’ın doğru yola eriştirdiğini de saptıracak yoktur. Allah, güçlü olan, öç alabilen değil midir?

    tanrı intikamcı ona inananın da intikamcı olmasına en iyi örnek.
    taliban da intikam eylemi yaptı 100 kusur çocuğu öldürdü.

    bilalin dediği gibi. taliban müslüman değil,tanrı da intikamcı değil.
    ama tanrının isimlerinden biri de el-müntakim. intikam alanların en iyisi

    • bilal dedi ki:

      Sn.rammsteinn,

      ZUMER-37

      Allah’ın doğru yola eriştirdiğini de saptıracak yoktur. Allah, güçlü olan, öç alabilen değil midir? ” gösterdiğiniz meal ”

      DOĞRU MEAL !

      ” Allah (doğru olma çabasında olanlardan) kimi doğru yola iletirse de,artık onu saptırabilecek yoktur.Allah güçlü olan,(zalimden mazlumun) intikamını alabilen değil midir? şeklindedir.

      Yani Allah dünya veya ahirette ZALİMDEN MAZLUMÜN intikamını alabilir.Allah haşa kendisi için intikam almaz,ama zalimden mazlumun intikamını alır !!!

      ” el müntakim ” ise, ” zalimden mazlumun intikamını alan ” demektir.!!!

      Bu nedenle ”tanrı intikamcı ona inananın da intikamcı..” şeklindeki yorumunuzun hiç bir mantıkı ve anlamı yoktur.!!!

      Saygılarımla.

      • insomnia dedi ki:

        Sayın Bilal ;
        Namaz konusundaki detaylı açıklamaların için teşekkür ediyorum.
        Kuranı ve islamı yılmadan savunma çabaların ise taktire şayan doğrusu 🙂

      • rammsteinn dedi ki:

        diyorsunuz ki
        ” el müntakim ” ise, ” zalimden mazlumun intikamını alan ” demektir.!!!

        el-müntakim kelimesinin içinde sizin dediğiniz gibi zalimden,mazlumdan kelimeleri nerede geçiyor? bu kelime intikam alan demektir. sizde bunu genişletme isteğiyle “zalimden” kelimesini ekliyorsunuz.
        eğer ben burada bir ayetin içine fazladan bir kelime eklesem, binbir türlü hakarete uğrarım. ama bunu siz yaptığınız da “doğru yolu gösterici” oluyorsunuz.
        ister zalimden intikam alan,ister mazlumdan intikam alan olsun. öyle yada böyle kendisine “intikamcı” olan bir tanrıya inanıyorsunuz.
        intikamcı,tuzak kuran bir tanrı profili. kusura bakmayın. nasıl aklamaya çalışırsanız çalışın böyle bir tanrı, tanrı olamaz. ancak insanın yarattığı bir tanrı profili olabilir.

      • 1okuyucu dedi ki:

        Bilâl;

        —Bu nedenle ”tanrı intikamcı ona inananın da intikamcı..” şeklindeki yorumunuzun hiç bir mantıkı ve anlamı yoktur (senden alıntı)

        bir inanır tanrısının yolundan gitmek istemez mi? Kuran ahlâkıyla! yetişmek istemez mi?

        cevabın “ister” olacağına göre, tanrısı intikamcı olan bir inanırın intikamcı olmasından daha doğal ne olabilir?

      • toro dedi ki:

        Sayın Bilal,

        ”DOĞRU MEAL !
        ” Allah (doğru olma çabasında olanlardan) kimi doğru yola iletirse de,artık onu saptırabilecek yoktur.Allah güçlü olan,(zalimden mazlumun) intikamını alabilen değil midir? şeklindedir.” sizden alıntı

        Bu da Taberi tefsirinden aldığım;

        ”Allah, kuluna kâfi değil midir? Ey Muhammed, kâfirler seni, Allahtan başka şeylerle korkutmak istiyorlar. Allah kimi saptırırsa artık onu hidayete erdirecek hiçbir kimse yoktur. Kimi de hidayete erdırırse ar­tık onu saptıracak hiç kimse yoktur. Allah, herşeye galip olan ve layık ola­nın cezasını veren değil midir?”

        Bu tefsir 900 lü yıllarda yazılmış bir tefsir. Yani Kuranın indiği döneme yaklaşık 300 yıl yakın! Burada ayeti 300 yıl sonra anlayanlar İNTİKAM demiyorlar da, taa 1400 yıl sonra anlayan birileri İNTİKAM diyor ve sizde artık anlamı birileri tarafından zamana göre sündürülmüş bu ayeti aynı kelimeyi farklı versiyonlarda kurgulayarak kotarmaya çalışıyorsunuz öylemi? (aslında taberi de bu ayetin altındaki yorumunda İNTİKAM kelimesini kullanıyor) Biraz araştırırsanız zamanın sahabelerinin bu ayetin anlamını UZZA putunun yıkılması hadisesine dayandırdıklarını görebilirsiniz!

        Buradan çıkan şey, sizin aslında ayetleri anlayarak yorumlamaktan çok, ayetleri zaten başkalaştırmış olanların açtıkları kuyuya attıkları taşın peşine takıldığınızdır!

        Onlar tanrınızı bir ayette intikamcı yapmış ve siz onların intikamcı yaptığı tanrınızın İNTİKAMCI olmadığını söyleyebilmek bir yana NEDEN intikamcı olduğunu açıklama derdine düşüyorsunuz!

        Neyse diyelim ki Kuranın tanrısı kendisi için ya da mazlumların ahı için intikam alıyor!

        Yani Kuranın tanrısı kendi yarattığı bir insanın yine kendi yarattığı başka bir insana yaptığı eyleme doğrudan müdahil olarak karşılık veriyor!

        Şaşırmayın, yanlış okumadınız, ikisinide o yaratmış! Yani kendisinden intikam alınan insanı yaratan, başka bir tanrı yok!

        Gözünüzün önüne her hangi bir tanrının intikam almadan hemen önceki halini getirin(mecazen)! Kendi yarattıklarını ateşte yakmayı planlayan ve o and ateşet yananların ve o ateşin neler söyleyeceğinide önceden kurdulayan bir tanrının intikam anındaki haleti ruhiyesini düşünün! Sonra o şiddette bir intikam arzusunu oluşturabilmek için ne kadar insan gerekir düşünün!

        İşte bu yüzden bir tanrının, bir insana karşı intikamcı olduğunu düşünmek anlamsızdır!

        Yani bir insan az önce çocuğunun kolundan kan içerken gördüğü ve artık duvarda duruyor olan sivrisineğe elindeki gazete tomarıyla vuruyor! Bu bile ayetteki intikamcı ile intikam alınan insan arasındaki siklet farkını tarif etmeye yeterli değil!

        Bu arada sivrisineği algımızda yerleşmiş haliyle değilde aç bir insan olarak düşünün! Sivrisinek ne için öldü?

        İzin verinde kafamıza işlenen klişe kalıplar nasıl ters yüz oluyor görün!

      • bilal dedi ki:

        Sn.Toro,
        Bu da Taberi tefsirinden aldığım;
        ”Allah, kuluna kâfi değil midir? Ey Muhammed, kâfirler seni, Allahtan başka şeylerle korkutmak istiyorlar. Allah kimi saptırırsa artık onu hidayete erdirecek hiçbir kimse yoktur. Kimi de hidayete erdırırse ar¬tık onu saptıracak hiç kimse yoktur. Allah, herşeye galip olan ve layık ola¬nın cezasını veren değil midir?” ‘’ sizden alıntı ‘’

        1-Bütün arapça tefsirlerine göre de ayetlerden anlaşıldığı gibi hidayet olup olmamak tamamen kişiniz pozitif veya negatif eylemlerinin neticesidir.Yani bütün müfessirler bu konuda muttafitirler.Haşa du!!! İşte bütün müfessirlere göre bu ayetlerin anlamı bu şekildedir.
        Saygılarımla.
        rup dururken yüce Allah hiç kimseyi saptırmaz Şayet saptırsayadı insanların hidayeti için neden kitap ve elçiler gönderiyor??? Bu nedenle hidayet olma gayretinde olanlar hidayeti,hidayet olma gayretinde olmayanların da amellerinin neticesi olarak dalaleti bulurlar. Öztele,hidayet ve dalalet kişinin amel ve gayretine göre tecelli eder.

        3-Ayrıca bu ayetlere dikkat edilirse ‘’kimi hidayete ERDİRİRSE (! ) veya kimi SAPTIRIRSA ( ! ) şeklindedir. Yani burada şartlı iifade olduğundan birinlerini saptırmış veya saptırıyor anlamı çıkmaz.! Zira saptırma veya hidayet kişinin amelleriyle gerçekleşmektedir.Kim neyi arıyorsa,neyin gayretinde ise onu bulur .

        Saygılarımla

      • bilal dedi ki:

        Sn.rammsteinn,

        ”el-müntekim kelimesinin içinde sizin dediğiniz gibi zalimden,mazlumdan kelimeleri nerede geçiyor? ”diyorsunuz ”

        Peki Allah’ın bazı isimleri ”Gafur,Rahman vs.dir” yani Allah insanları bağışlayan ve insanlara merhamet edendir.”diyoruz.Bu her iki ismin içinde İNSAN kelimesi geçiyor mu? Niye insan ifadesini kullanıyoruz ? Halbuki burada da İNSAN kelimesi geçmiyor,ama ”gafur ve rahman” isimleri insanı bağışlamanın ve ona merhamet etmenin bir tecellisi. olduğundan insan kelimesini burada da kullanıyoruz.Eğer bağışlanmaya ve merhamet edilmeye insan diye bir varlık olmasaydı bu iki ismin anlamı da kalmazdı.!!!

        İşte ” el-müntekim ” de bunun gibi.Çünkü kimse Allah’a zulmedemez veya zarar veremez ki Allah kendisi için intikam alsın,ama insan insana zulmedebilir,hakzılık yapabilir,ama zulme uğrayanların bir çoğu zalimden intikamını alamadan ölüp gidiyor.
        Bu nedenle ” el-müntekim ” isminin gereği olarak yüce Allah da mazlumların,acizlerin, ezilenlerin ve zayıfların alamadıkları intikamı onların yerine zalimlerden,zorbalardan, ezenlerden alır !!!

        Saygılarımla.
        .

      • bilal dedi ki:

        Sn.insomnia,

        Bilmukabele İlginiz için ben de size çok teşekkür ediyorum,sağolun.
        saygılar.

      • toro dedi ki:

        Sayın Bilal,

        Diyorsunuz ki,

        ”rup dururken yüce Allah hiç kimseyi saptırmaz Şayet saptırsayadı insanların hidayeti için neden kitap ve elçiler gönderiyor???” sizden alıntı

        Peki siz son kitabın inanırları olarak, sizden önce kitap gönderilerek grup haline getirilmiş ve sizin sapmış olarak nitelendirdiğiniz milyarlarca insanı kimin saptırdığını düşünüyorsunuz?

        Sizin şu mantığınıza hayranım, sanki tevrat,zebur ve incili başka bir tanrı gönderdi ve insanları o kitaplar ardında kutuplaştırdı da siz o kutuplaştıran tanrı ile hesaplaşıyorsunuz!

        Bana söylermisiniz tanrının kaç peygamberi yani kaç başarısızlığı var?

        Sizce tanrı her sapan topluluk için ”ben bunları ne menem varlıklar olarak yaratmışım, ne kadar zorlu çıktılar” diye hayıflanmışmıdır? Sonrada peygamber olmak için bekleşen ruhlara dönerek ”sıradaki” diye seslenmişmidir?

        Tanrının şartlı iradesi de nedir, yenebilen birşeymidir?

        İrade dediğiniz şey en basit tanımıyla seçme ÖZGÜRLÜĞÜDÜR! Yönlendirilerek yaptığınız hiç bir seçim için ÖZGÜR iradedir diyemezsiniz! Garip değilmi, tanrının varlığını kabullenme konusunda tatmin edemediklerini, geldikleri yere yani yokluğa göndermek yerine onların yanarken çıkaracakları sesleri duymaya ihtiyacı var! Yani insanlara zarar vereceklerini, bir türlü doğru yola gelmeyeceklerini bile bile gönderdiklerinin, ortaya çıkardıkları zararı, gönderilmeseler zarar veremeyecek olanlara, onları cehennemde yakarak ödetecek!

        Yani gelecekte kimin yanacağını biliyor yani onları zaten cehennem kontenjanından yaratıyor.

        Merek etmeyin en fazla 10 yıl kaldı, 10 yıl sonra bu rüyadan istemesenizde uyanmak zorunda kalacaksınız!

  62. pamuk1kale dedi ki:

    Lütfen artık;kronik, islamiyet,müslüman hastalığı olan suçluyu başka yerde arama ve islamı,müslümanlığı temize çıkarma! hastalığından vazgeçin.Bu şekilde pisliğin içinden asla çıkamazsınız.
    Şener şen in bir tiplemesi olan Banker bilodaki gibi ”Yaptım ama bir sor ne diye” diyerek,herkesin kolayca kullanabildiği,maşa olduğu Müslümanların akılsız,sorgulayamayan,doğru ve yanlışı ayırt edemeyen varlıklar olduğunu tasdik etmekten bıkmadınız mı?

  63. kadir dedi ki:

    sayın toro…

    “Yani Müslüman olduğu halde atalarına sığınanların geriye dönüş yolu bu maddeyle kapanmış! O halde ne yapmalıyız Müslümanlığa ikna ettiklerimizin atalarının sevgisiyle geriye dönmelerini engellemeliyiz. Nasıl, ailenizi yeni katıldığınız dinin tanrısından daha fazla sevmeyin diyerek!

    Bu arada kurtuluş nedir? Nereden kurtuluyoruz? Eğer dünyayı kastediyorsanız ve buradan kurtuluyorsak kurtulunası bir yaşamın içine atılmışız demektir! Yani bizi hem bu kurtulunası hayata atan hemde kurtarmaya çalışan aynı varlık! Aklıma nedense Stockholm sendromu geliyor!”

    sizden…

    ingilizlerin ve diğer insan eli ürünlerin yaptıklarını kuran hükümleri ile karşılaştırmanız akbul edilemez.. yukarıda bahsettiğiniz mekkelilerin ataları allaha şirk koşmuyormuydu.. . hz. ibrahimin babası veya babalığı putperest değilmiydi. peki hz. ibrahim ona uymuşmuydu.. hz. nuhun oğlu suda boğulduğunda allahtan niyazda bulunmuş. çok üzüldüğü için allaha isyan etmiş. sonra yaptığı hatayı anlamıştır.. kuranda bu behsettiklerim daima örneklerle anlatılır.. siz kuranın insan elinden yazıldığına inandığınız için siyasi propaganda olarak görüyosunuz.. oysa en büyük sevgininin bizi yaratn olan allaha olması gerektiği kuranda açık açık yazmaktadır.. böyle olmazsa allaha şirk ve isyan başlar tıpkı hz. nuhun isyanı gibi.. yada annesini babasını kaybetmekten ve yanlız kalmaktan korkan insomnia kardeşim gibi..

    allaha minnet ve teşekkür hissi duymayanları inkara sürüklenmesi ve allaha şirk koşması kaçınılmaz bir durumdur.. bence siz çelişiyosunuz.. çünkü ben kendimden değil kurandan örnekler veriyorum.. siz ise kendinizden örnekler veriyosunuz..

    • toro dedi ki:

      Sayın Kadir,

      Ben size insanların bireysel olarak ya da toplulukların ortak bir amaca ulaşmak için uyguladıkları ya da empoze ettikleri maddi ve manevi eylemlerlerden bahsediyorum. Size sizin örneklediğiniz söylemin ya da beklentinin arkasında ulaşılmak istenilen bir sonuç var diyorum!

      Her zaman söylediğim gibi sizin söylemleriniz anlatmaya çabaladığınız tanrı figürünü büyütmüyor, küçültüyor!

      Burada kuranın tanrısının bir sürü isminin yazıp onu yücelttıkçe yüceltiyorsunuz, ama son noktada söylenileni aynen kabul etmenin dışında ”böylesine, büyük, güçlü ve kendinden emin bir tanrı neden insanların babalarını kendisinden daha fazla sevmesiyle uğraşsın” diyememeniz hazindir!

      Tanrı güçlü ise kendinden emin ise kendine inanmış olanların babalarının zoruyla bu inanma halinden çıkıp tekrar atalarının inançlarına dönmesinden korkarmı? Eğer bir insan tanrıya inandım iman ettim dediği halde geri dönme emareleri gösteriyorsa bu çürük imandan kuranın tanrısına veya başka bir tanrıya hayır gelir mi? Nasıl bir tanrı, kendine yöneltmek istediklerinin babalarını kendine rakip görebilir ve söylemlerini onların yanlış olduğu iddiası üzerinden kurgulayabilir?

      İşte bu nokta yukarıda anlattığım şekilde bir tanrının mantıksal olarak tanrılıktan uzak bir varlık olması gereğince size diğer seçeneği göstermeye çalıştım, önceki yazımda!

      Bir tanrının kendine ulaşan yolda rakibi kendi yarattıkları olamayacağına göre bu rakip görme hissi bir insana ya da insanlar topluluğuna ait olmalı!

      Gözünüzün önüne getirin, mekkedeki putperest aileler çocuklarının müslüman olmalarına yani kendine peygamberim diyenin peşine takılmalarına hiç itiraz etmedilermi? Onları geriye döndürmeye çalışmadılar mı? Bana söylermisiniz bu dünyada sizinle anne babanızın arasına kim girebilir, anne babanız ile bir başkasının söylemi arasında kalsanız seçeceğiniz taraf neresi olurdu! İşte bu noktada daha azametli bir güç o heybetli cehennem söylemi ile araya girip aileniz değil ben doğruyum demelidir!

      Bakın bu yönlendirmeyi ve korkutmayı mekkeli atalarıyla savaşmak istemeyen müslümanlara indirilen ayetlerde de aynen görürüz! Burada tepedekiler bir savaş istemektedir ama onlar için bu savaşı (geride bıraktıkları aileleri ve tanıdıklarına karşı) yapacaklar direnmektedir!

      Tam bu noktada ne olur, tanrı yine o haşmetli gücüne karşın insanları rakibi gösterip, kendisine karşı insani varlıkları 2.tercih olarak gösterme gafletinde bulunur.(eğer o sözler bir tanrıya ait olsaydı bu gaflet halini muhtemelen göremezdik)

      ”Yeminlerini bozan, peygamberi yurdundan çıkarmaya kalkışan ve üstelik size tecavüzü ilk defa kendileri başlatan bir kavimle savaşmaz mısınız? Yoksa onlardan korkuyor musunuz? Oysa Allah, -eğer siz gerçek mü’minler iseniz- kendisinden korkmanıza daha lâyıktır.”Tevbe,13-Diyanet

      Yukarıdaki ayetin savaşmak istemeyenler dahil herkesi savaşa zorladığını hangi mantık reddebilir? Diyorki, onlardan korkmanız demek (savaşılması istenilenler) beni yok saymanız demek! Tanrının ”ben savaşın diyorsam savaşacaksınız” dayatmasına, manevi darpına insanlar nasıl dayanabilir! Peki kendine peygamberim diyen bu savaşı yapmayı ben istiyorum bu konuda tanrının bir yönlendirmesi ve isteği yok deseydi, savaşmaya gönlü olmayanlar yine de savaşa gidermiydi? Tanrının sürekli o insanların en yücesi dediğinizin zor durumda kaldığı ve sorunları peygamber vasfıyla bile çözemediği durumlarda yardıma geliyor olması tesadüfmü? İnsanları ikna etmekle görevlendirilmiş bir figür var ama insanları korkutarak ikna eden tanrısı(!) oluyor!

      Korkutmak yetmiyor bir de bu savaşı yapacaklar ödül vaadiyor, (keşke ödülü peşin verebilse idi)

      ”İman edip hicret eden ve Allah yolunda mallarıyla, canlarıyla cihad eden kimselerin mertebeleri, Allah katında daha üstündür. İşte onlar, başarıya erenlerin ta kendileridir.” Tevbe,20-Diyanet

      ”Rableri onlara, kendi katından bir rahmet, bir hoşnutluk ve kendilerine içinde tükenmez nimetler bulunan cennetler müjdelemektedir.” Tevbe,21-Diyanet

      ”Onların bir ahdi nasıl olabilir ki! Eğer onlar size üstün gelselerdi, ne akrabalık (bağlarını), ne de antlaşma (yükümlülüğünü) gözetirlerdi. Ağızlarıyla sizi HOŞNUT etmeye çalışıyorlar, oysa kalpleri buna karşı çıkıyor. Onların pek çoğu fasık kimselerdir.” Tevbe,8-Diyanet

      ”Bir mü’min hakkında ne akrabalık (bağlarını), ne de antlaşma (yükümlülüğünü) gözetirler. İşte onlar taşkınlık yapanların ta kendileridir.” Tevbe,10-Diyanet

      İşin komiği müslümanlara, müslüman olmayanlarla savaşırken akrabalık bağlarını önemsememelerini öğütlüyen kuranın tanrısı birde müşrikleri akraba bağlarını önemsemedikleri için suçlamaktadır! Ve tanrının kendisine iman edenlerin akrabalarıyla yaptığı savaşta (kendine inannları elinde tutmak için) manevi şiddetin dozu daha da artar.

      ”Ey iman edenler! Eğer küfrü imana tercih ederlerse, babalarınızı ve kardeşlerinizi bile dost edinmeyin. İçinizden kim onları dost edinirse, işte onlar, zalimlerin ta kendileridir.” Tevbe,23-Diyanet

      ”De ki: “Eğer babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, aşiretiniz, kazandığınız mallar, kesada uğramasından korktuğunuz bir ticâret ve beğendiğiniz meskenler size Allah’tan, peygamberinden ve onun yolunda cihattan daha sevgili ise, artık Allah’ın emri gelinceye kadar bekleyin! Allah fasık topluluğu doğru yola erdirmez.”Tevbe,24-Diyanet

      Size tavsiyemdir Tevbe suresini, tekrar tekrar okuyun ve okuduklarınızı o dönemde yaşayan biri olarak değerlendirin!

      Eminim yukarıdaki Tevbe,23 ve 24. ayetler başka bir din kitabından alıntı olarak öünüze gelse idi o söylemlerin sahibine karşı aleyhte edilecek iki çift lafınız olurdu!

      Son olarak benim çeliştiğimi ikna ediyorsanız buraya birbiriyle çelişen bir iki cümlemi koymanız gerekir! Farkettiyseniz ben iddiamın altına iddiama kaynak olan söylemlerinizi koyuyorum! Yani havada kalan ve sadece itham etme maksatlı söylemlerle cevap veriyor gibi görünmeye uğraşmıyorum!

      • kadir dedi ki:

        sayın toro…

        Burada kuranın tanrısının bir sürü isminin yazıp onu yücelttıkçe yüceltiyorsunuz, ama son noktada söylenileni aynen kabul etmenin dışında ”böylesine, büyük, güçlü ve kendinden emin bir tanrı neden insanların babalarını kendisinden daha fazla sevmesiyle uğraşsın” diyememeniz hazindir! sizden alıntı…

        yüce allah böyle birşeyle uğraşmıyor.. bunu insanlar yapıyor.. çünkü davranış olarak en güzel davranış hiçbirşeyi allahtan üstün tutmamaktır..

        “Yukarıdaki ayetin savaşmak istemeyenler dahil herkesi savaşa zorladığını hangi mantık reddebilir? Diyorki, onlardan korkmanız demek (savaşılması istenilenler) beni yok saymanız demek! Tanrının ”ben savaşın diyorsam savaşacaksınız” dayatmasına, manevi darpına insanlar nasıl dayanabilir!” sizden…

        sayın toro… allaha gönülden iman eden. onu görüyormuş gibi yaşar.. onun vasıflarını ve sıfatlarını bilir.. yüce allah tevbe 13. ayette gönülden iman edenlere sesleniyor.. sıradan insanlara değil… eğer bilirseniz. hiçbirşeyden korkmayın. sadece allahtan korkun diyor…
        ayrıca dayatmada yok.. gönülden imanı olmayanlar arkasını dönüp rahatlıkla gidebilir.. kimsede ona mani olamaz..

        “Son olarak benim çeliştiğimi ikna ediyorsanız buraya birbiriyle çelişen bir iki cümlemi koymanız gerekir! Farkettiyseniz ben iddiamın altına iddiama kaynak olan söylemlerinizi koyuyorum! Yani havada kalan ve sadece itham etme maksatlı söylemlerle cevap veriyor gibi görünmeye uğraşmıyorum!” sizden

        sayın toro siz başkalarının çelişkilerini tespit etme uğruna kendi çelişkilerinizin bile farkına varamıyosunuz. ve daha öncede dediğim gibi kuranla ilgili her cümleye, her konuya muhalifsiniz.. bu bakış açınızla kendinize göre daha çok çelişki ararsınız..

        “İşin komiği müslümanlara, müslüman olmayanlarla savaşırken akrabalık bağlarını önemsememelerini öğütlüyen kuranın tanrısı birde müşrikleri akraba bağlarını önemsemedikleri için suçlamaktadır! Ve tanrının kendisine iman edenlerin akrabalarıyla yaptığı savaşta (kendine inannları elinde tutmak için) manevi şiddetin dozu daha da artar.” sizden alıntı…

        konular farklı farklı olduğu için alıntı yapmak zorunda kalıyorum.. akrabalık bağlarını korumak elbette kuranın emridir. ve bu ayetlerle hiçbir çelişkisi yoktur.. konu ne olursa olsun evlat anneye babaya itaat etmek, akrabaya yardım etmek zorundadır.. taa ki bu akrabalar allaha iman edenler karşı cana, mala, tecavüze yeltenirse işte o zaman onlar veli edinilmez. bunları yapmadığı sürece akrabalık bağları gözetlenir.. akraba kafir, dinsiz olsa dahi… kuranda herşeyden nice örnekler var der yüce allah.. hz. ibrahim ve babasıda buna en güzel örnektir.. fakat bunları görmezden gelip. kuranın genelinden kopuk bir şekilde kafanıza göre anlam yüklemeye çalışıyosunuz..

      • toro dedi ki:

        Sayın Kadir,

        Bakın bana diyorsunuz ki,

        ”yüce allah böyle birşeyle uğraşmıyor.. bunu insanlar yapıyor.. çünkü davranış olarak en güzel davranış hiçbirşeyi allahtan üstün tutmamaktır..” sizden alıntı

        Size göre kötü olarak gördüğünüz ya da tanrınızın kötü diye yaftaladığı her şeyi insanlar yapıyorsa bunun sonu ”insanlar sadece kötü şeyler yapar”dır! Kuranın tanrısı öyle şeylerle uğraşmıyor da size,

        ”davranış olarak en güzel davranış hiçbirşeyi allahtan üstün tutmamaktır.”

        dedirten kimdir! Bu söylem tanrınıza ait değil mi, o halde bunu söylerken aksi durumu da söylemelidir ki en doğru davranışın (ona göre) ne olduğu da bilinebilsin! Söylediğine yani uğraştığına dair ayetleri zaten paylaştığıma göre sizin neden hala kendi türünüzü suçlama kolaycılığına kaçıyorsunuz?

        ”ayrıca dayatmada yok.. gönülden imanı olmayanlar arkasını dönüp rahatlıkla gidebilir.. kimsede ona mani olamaz..” demişsiniz

        Sanırım siz benim bir önceki yazıma iliştirdiğim ayetlerin tanrıdan geldiğine inanmıyorsunuz!

  64. pamuk1kale dedi ki:

    Sayın toro dan alıntı
    ”Burada kuranın tanrısının bir sürü isminin yazıp onu yücelttıkçe yüceltiyorsunuz, ama son noktada söylenileni aynen kabul etmenin dışında ”böylesine, büyük, güçlü ve kendinden emin bir tanrı neden insanların babalarını kendisinden daha fazla sevmesiyle uğraşsın” diyememeniz hazindir!

    Tanrı güçlü ise kendinden emin ise kendine inanmış olanların babalarının zoruyla bu inanma halinden çıkıp tekrar atalarının inançlarına dönmesinden korkarmı? Eğer bir insan tanrıya inandım iman ettim dediği halde geri dönme emareleri gösteriyorsa bu çürük imandan kuranın tanrısına veya başka bir tanrıya hayır gelir mi? Nasıl bir tanrı, kendine yöneltmek istediklerinin babalarını kendine rakip görebilir ve söylemlerini onların yanlış olduğu iddiası üzerinden kurgulayabilir?”

    Her türlü gücü tanrıya addedersen,yüklersen tanrı bile altından kalkamaz,birileride seni tanrınla böyle döver!!

  65. kadir dedi ki:

    rasmteinn…

    diyorsunda,
    “senin bu dediğini şeriat kanunları uygulanan ülkelerde desen sana sadece gülerler. erkeğe kırbaç cezası vardır kadına ise uygulanan cezanın ucu açıktır. cezanın şekli değişik ama sonu bellidir. ölümdür.” alıntıdır..

    burada önemli olan kuran hükümün uygulanıp uygulanmamasıdır.. görülüyor ki kuranın böylesine vahşice cinayetlerle hiçbir ilgisi yoktur.. ayetler ve hükümler ortadadır.. kuranda sorun yoktur. sorun insanların beyinlerindedir..

    • insomnia dedi ki:

      Sayın Kadir
      Sayın Bilal de dahil olmak üzere söylemleriniz hep şu yönde; kuranda kesinlikle sorun yoktur sorun insanların beynindedir.Göremediğiniz bir realite var ortada islam dünyasının egemenleri,sözü geçenleri,biat edilenleri ve bunların peşindeki kitlelerin bu dinden anladıkları…Evet onlar yanlış biliyorlar aslolan bizim söylediklerimizdir.E allahtan vahiy mi bekliyorsunuz bir an önce yeni meal ve tefsir kitaplarını çıkarmaktan başlayarak yola koyulun…

      • kadir dedi ki:

        sayın insonmia…

        aslında bildiğiniz bir konuyu dikkat çekmek için yazacağım.. şuan dünyanın egemenleri ya hristiyan yada yahudidir.. bizler müslümanlar olarak incilin ve tevratın tahrif edildiğine inanırız.. fakat o tahrif edilen incil ve tevrat bile yeryüzünde bozguncuğunu ve sömürüyü emretmiyor.. böyle iken ingilizlerin, amerikanın kendi çıkarları dünyayı nasıl sömürdüğünü hepimiz biliyoruz.. birinci dünya savaşı ve 2. dünya savaşı tamamen sömürge, ekonomik çıkar uğruna yapılmıştır.. dikkat edin savaşa katılanların geneli hristiyan musevi veya müslümandır… onlar sanki incili anlamadıkalrından mı böyle bozgunculuk yapıyorlar.. tamamen çıkarları doğrultusunda hareket ediyorlar.. şuan müslümanların yaptıklarıda aynı şeydir.. kendi rahatları uğruna kuranı bir kenara itip kendi çıkarlarına uygun hurafelerle dolu yeni bir din icat ettiler.. kurana sarılan bir toplum çıkarlarına ters olduğu için asla istemediler.. budurum hem sömürgecilerin işine geldi, hemde islam ülkelerini yönetenlerin işine geldi.. bozacının şahidi şıracı oldu yani.. bu düzenin bir son bulmasının tem bir çıkar yolu vardır.. oda kurana sarılan sadece allaha iman eden insanların sayısının hızlı bir şekilde artmasıdır.. nefsani duyguları bir kenara bırakıp allahın ipine sarılmalıyız.. yoksa bu dünyada bozgunculuklar, sınıf ayrımları, sömürgeler, ırkçılık vs.vs.. devam eder.. tek çıkar yol allahın yoludur… yani mübarek kurandır..

  66. kadir dedi ki:

    “diyorsunuz ki
    ” el müntakim ” ise, ” zalimden mazlumun intikamını alan ” demektir.!!!

    el-müntakim kelimesinin içinde sizin dediğiniz gibi zalimden,mazlumdan kelimeleri nerede geçiyor? bu kelime intikam alan demektir. sizde bunu genişletme isteğiyle “zalimden” kelimesini ekliyorsunuz.
    eğer ben burada bir ayetin içine fazladan bir kelime eklesem, binbir türlü hakarete uğrarım. ama bunu siz yaptığınız da “doğru yolu gösterici” oluyorsunuz.
    ister zalimden intikam alan,ister mazlumdan intikam alan olsun. öyle yada böyle kendisine “intikamcı” olan bir tanrıya inanıyorsunuz.
    intikamcı,tuzak kuran bir tanrı profili. kusura bakmayın. nasıl aklamaya çalışırsanız çalışın böyle bir tanrı, tanrı olamaz. ancak insanın yarattığı bir tanrı profili olabilir.” sizden alıntı…

    22- Rabbinin âyetleriyle kendisine zikredildiğinde, sonra onlardan yüz çeviren kimseden daha zalim kim olabilir? Gerçekten biz, mücrimlerden intikam alacağız (müntakimun). (secde-22)

    yüce allah intikamı sadece kendisinden yüz çeviren zalim-suçlu- günaha batmış olanlardan alacaktır.. kurana göre müntakim demek suçludan intikam alan demektir..

    16. Yevme nebtışül batşetel kübra inna müntekımun (duhan-16)

  67. kadir dedi ki:

    sayın toro…

    kuranda en doğru davranışın ve en kötü davranışın ne olduğunu rabbimiz açık açık kuranda belirtmiştir.. bunu ister kabul edin ister etmeyin.. kuran ortadadır.. istediğiniz zaman defalarca okuyabilirsiniz.. ayrıca savaşta savaşmak istemeyenleri allah sadece imanıyla sorguluyor.. illa ki savaşacaksınız demiyor.. “çünkü dinde zorlama yoktur” ayetini nedense görmezden geliyosunuz.. çünkü tek bir ayete bakarak anlam çıkarmaya çalışıyosunuz..

    saygılar..

    • toro dedi ki:

      Sayın Kadir,

      Bakın bana havada kalan yorumlarla gelmeyin, eğer ”dinde zorlama yoktur” diyorsanız ayetini de örnek olarak göstermelisiniz! Ayeti buraya koymaya üşenen sizsiniz ama görmezden gelen benim öyle mi?

      Bu arada ben size tek bir ayet göstermedim, isterseniz bir önceki yazıma dönüp sayabilirsiniz! Diyelim ki tek bir ayet gösterdim ve tek bir ayetle genel bir sonuca ulaşmak yani genel bir anlam çıkarmak yanlış!

      O halde geriye dönelim ve sizin tek bir ayette geçen ”şehirlerin anası ve çevresini” sözünden bütün dünya anlamını nasıl çıkarabildiğinizi konuşalım!

      Yok öyle canınız istediğinizde tek bir ayeti sıkarak yağ çıkarmak, istemediğinizde de ”yok bundan yağ çıkmaz” demek!

      Tevbe suresini okuyan bir insan kuranın tanrısının insanları savaşa zorladığını açıkça görür ki bende size tevbe suresini bir kaç defa okuyun diyerek ayet değil bütün bir sureyi örnek verdim!

      ”gönülden imanı olmayanlar arkasını dönüp RAHATLIKLA gidebilir.. kimsede ona MANİ olamaz..” bir önceki yazınızdan alıntı

      ”Sana haram ayda savaşmayı soruyorlar. De ki: “O ayda savaş büyük bir günahtır. Allah’ın yolundan alıkoymak, onu inkar etmek, Mescid-i Haram’ın ziyaretine engel olmak ve halkını oradan çıkarmak Allah katında daha büyük günahtır. Zulüm ve baskı ise adam öldürmekten daha büyüktür. Onlar, güç yetirebilseler, sizi dininizden döndürünceye kadar sizinle savaşmaya devam ederler. Sizden kim DİNİNDEN DÖNER de kafir olarak ölürse öylelerin bütün yapıp ettikleri dünyada da, ahirette de boşa gitmiştir. Bunlar CEHENNEMLİKLERDİR, orada SÜREKLİ kalacaklardır. ”Bakara,217-Diyanet

      ”’Ey iman edenler! Sizden kim dininden dönerse, (bilin ki) Allah onların yerine öyle bir topluluk getirir ki, Allah ONLARI SEVER, onlar da Allah’ı severler. Onlar mü’minlere karşı alçak gönüllü, kafirlere karşı güçlü ve onurludurlar. Allah yolunda cihad ederler. (Bu yolda) hiçbir kınayıcının kınamasından da korkmazlar. İşte bu, Allah’ın bir lütfudur. Onu dilediğine verir. Allah lütfu geniş olandır, hakkıyla bilendir.” Maide,54-Diyanet

      Burada sanki oyuncağı ailesi tarafından elinden alınmış bir çocuk onlara ”bende sizi sevmeyeceğim, başkasını seveceğim diyor”.

      İslamda mürtedlere yani dinden çıkanlara özel uygulamalar vardır! Araştırmanızı öneririm, bulamazsanız seve seve yardımcı olurum!

      Son olarak dinde zorlama yok ise kuranın tanrısı neden kendisine değilde putlara veya başka tanrılara inanlarla uğraşıp onları yaftalıyor, hakaretler ediyor ve öldürülebilmeleri için kapıları açıyor?

      Neden bu kadar uğraşıp gerekirse savaşla bile kendisine iman edilmesini bekliyor! Kitabı gönderdikten sonra insanları korkutup, zorlayıp bazende ödüllendirmediğinde onların kendisine iman etmeyeceklerinden mi korkuyor? Ne kadar ilginç değilmi, Kuranın tanrsı her yerdeyim diyor ama insanların onun heryerde olduğunu farkedip kitabını keşfetmelerini ve ona kendiliğinden iman etmelerini bekleyemiyor!

      Tekrar ediyorum, Tevbe suresi ”candır” okuyun! Okumaktan zarar gelmez, okuyun!

      Ya da o ”ortada olan” Kuran’ı canınızın istediği yere çekmeye devam edin!

      • insomnia dedi ki:

        Sayın Toro ;
        Yazılarınızı keyif alarak okuyorum ama ister istemez merak ta ediyorum.Söylemlerinizden ateist deist panteist agnostik vs vs görüşlerin hangisine mensup olduğunuzu çıkaramadım.Elbette bu sizin şahsi ve özel mevzunuzdur ve kimse bilmek zorunda değildir.Fakat naçizane bir soru yönelteceğim.
        Sizde biliyorsunuz ki bu dünyada müthiş bir adaletsizlik var.Gelir dağılımından şiddete kadar haksız ve hukuksuz faaliyetler had safhada benim de tanık olduğum somut bir örnekle devam edeyim ; mesela yıllardır biriktirdiği parasını bi müteahhite daire karşılığı veren dul bir kadın dolandırıldı ve bu müteahhit bunun gibi nice insanları dolandırıp kayıplara karıştı.Şimdi bunun gibi ve bundan çok daha büyük nice haksız hukuksuz olayların kahramanlarının yaptıkları şeyler yanlarına kar mı kalacaktır yani bi ceza ve ödül sistemi olacak mıdır adalet sağlanamasa bile intikam alınacak mıdır yoksa bu insanlar ölüp yok olup gidecekler midir ? Saygılar

    • 1okuyucu dedi ki:

      Kadir;

      —dinde zorlama yoktur (senden alıntı)

      aşağıdaki cümlede empati yapmayı dene,
      Ebubekir döneminde değilde Ömer döneminde yaşasaydın ve İslâm dininden çıkmayı düşünseydin, buna cesaret edebilir miydin?

      • kadir dedi ki:

        ben kalben dinden çıkarsam eğer bunu kim bilebilir ki? cesaret insanın kalbindedir..

      • 1okuyucu dedi ki:

        Kadir;

        ben senden empati yapmanı istemiştim, kaçamak cevap vermeni değil?

      • bilal dedi ki:

        Sn.1okuyucu,

        1-Hz.Ömer’in mürtedleri sırf mürted olduklarından dolayı öldürdüğüne dair elinizde sahih bir kaynak var mı ?

        2-Kur’an’da,mürted olanların dünyada değil,belki ahirette azap görebileceklerine dair bilgi verdildiği halde kur’an veya din adına mürtedin öldürülmesine kim hüküm verebilir? Buna hüküm veren kur’an’a aykırı davranmıştır.Zira dini hüküm ve kural koyma yetkisi sadece yüce Allah’a mahsus olduğuna göre,(inil hükmü illa lillah) peygamberler dahil hiç bir kimse din konusunda hüküm verme yetkisine dahip değildir.Kur’an’da mürtedin dünyevi bir cezası bulunmadığına göre hiç kimse din adına mürtedi öldüremez ve böyle bir durum için hüküm de veremez.Ayrıca mürtedle ilgili kur’an’ın açık hükmüne rağmen hz.peygambere yalan rivayetler uydurulduğu gibi hz.Ömer’e de iftiralar yapılmıştır.

        3-Kur’an’ın net ve kesin hükmü ” la ikrahe fiddin ” Din ve inançta asla zorlama yoktur.” şekilnde olduğu halde her konuda olduğu gibi bu konuda da ayetleri çarpıtma çabanız hep boşuna çıkacaktır.!!!

        Saygılarımla

      • 1okuyucu dedi ki:

        Bilâl;

        —Din ve inançta asla zorlama yoktur.” şekilnde olduğu halde her konuda olduğu gibi bu konuda da ayetleri çarpıtma çabanız hep boşuna çıkacaktır. (senden alıntı)

        “dinde zorlama yoktur” sözü o dine mensup olanları din kurallarına uyma konusunda zorlamama anlamına gelir, örneğin; hiç kimse namaz kılmaya, oruç tutmaya zorlanamaz, tabiri caizse hiç kimsenin günah işleme hakkına müdahale edilemez; örneğin; içki içmek, sıgara içmek cezai müeyyide gerektirmiyorsa hiç kimse içki içene sıgara içene karışamaz,

        ama İslâmda dine girmeye zorlama vardır, örneğin; nisa-93’te köleleri Müslüman olmaya zorlamak vardır, savaşta esirleri Müslüman olmaya zorlamak vardır, yani boynuna kılıcı dayadığın adamı İslâmiyete davet etmek vardır, dini tebliğ etme yöntemleri içerisinde, dini tebliğ etmenin en tercih edilen yoludur bu?

        “dinden döneni vurun” fetvası ise Ebubekir döneminde verilmiştir, söylenmiş sözleri inkâr edebilirsin ama yaşanmış olayları inkâr edemezsin,

        çarpıtmaya gelince, ben ayetleri değil sizin inanma şeklinizi sorguluyorum, bunu halâ anlayamadınız mı?

        şimdi sizin çarpıtmanıza gelelim,

        biliyorsun İslâmda zina olaylarında 4 şahit getirme şartı var, herhalde benden bu konuda sahih bilgi istemeyeceksin?

        gerdanlık olayını da sahihlik bahanesininin arkasına sığınıp inkâr edebilirsin ama herhalde zinada 4 şahit şartını getiren ayetleri inkâr edecek bahanen yok,

        nasılsa masal uydurmak serbest, uydurandan para isteyen falan yok, uydur uydurabildiğin kadar?

        bende şimdi sana bir masal anlatayım

        varsayalım 4 şahit şartı hükme bağlandıktan sonraki bir zamanda, Muhammedle Ömer birlikte karşı köyü ziyaret etmek için yola koyulmuşlar, bir süre yürüdükten sonra yan taraftaki çalılıkta bazı sesler duymuşlar, çalılaraı aralayıp baktıklarında adamın biri Ömerin karısını beceriyor, tabi adam bunları görünce tabanları yağlayıp kaçıyor,

        moralleri bozuluyor ve karşı köye gitmekten vazgeçip gerisin geriye dönüyorlar, Ömerin karısını şikâyet edebilmesi için 4 şahit bulması gerekiyor, şahit olarakta sadece Muhammed olduğundan mahkemeye gidemiyor ama karısının cezasız kalmasını içerisine sindiremiyor, o hırsla mahkemeye müracaat ediyor, Muhammed şahit konumunda olduğundan hakimin başka biri olacağı aşikâr,

        hakim Ömere “4 tane şahidin var mı?” diye soruyor, Ömer, “4 şahidim yok ama Muhammed şahidimdir, bir peygamberin yalan söyleyeceği düşünülemeyeceğine göre, Muhammedin şahitliğini yeterli bulmanız gerekir” diyor, hakim önündeki kara kaplı kitaba (Kurana) bakıyor, “burada 4 şahit şartı var, Muhammedin yalan söylemeyeceği bilinse bile hüküm açısından tek kişinin şahitliğinin geçerliliği yoktur” diyor ve katibe dönerek, “yaz evladım, 4 şahit bulunamadığından zina davası düşmüştür” diyor?

        bu hayali hikâyeyi, normal hukuk kurallarının geçerli olduğu toplumlarda üstünlük taslamanın hiçbir geçerliliği olmayacağını, üstünlük açısından en tepede bulunan Muhammedin bile forsunun yasalar karşısında sökmeyeceğini göstermek için anlattım,

        gelelim bakara 178’in üstünlük taslamayı önlemek için geldiği iddiasına,

        “kişi öldürdüğü kişiye karşılık kısas edilir” dediğimizde, hiç kimse kısasa konu olan kişilerin hür mü? köle mi? kadın mı? statü ve cinsiyet açısından, statü ve cinsiyetleri aynı mı? farklı mı? diye sorma gereği duymaz, hatta üstünlük tasladığı iddia edilen Müslümanlığı kabul etmiş ayı oğlu ayılar bile sorma gereği duymaz, çünki üstünlük taslamanın cana can hükmüne sökmeyeceğini bilirler,

        o nedenle evrensellik ilkesi gereği, tüm zamanlara hitap etmesi gereken ayetlerin belli zamana ait ayılara göre düzenleneceğini iddia edemezsiniz, çünkü ayılar her dönemde vardır, hatta günümüzde bile ayılar mevcuttur (mafya bozuntuları)

        o nedenle ayetin iniş sebebi her neyse göz önüne almadan, ayetin yorumunu doğrudan senin hüre hür, köleye, köle, kadına kadın açılımında düzenlediğin formata göre yapacağım, anlatacaklarımı ağababalarına da anlat, anlat ki onlarada cevap hakkı doğsun, tabi verebilecekleri bir cevapları varsa,

        gelelim ayete, cana can ve hüre hür ifadelerinin açılımını alt alta yazalım,

        kişi, öldürdüğü kişiye karşılık kısas edilir
        hür, öldürdüğü hüre karşılık kısas edilir

        kısas mantığı gereği, katilin kim olduğunun bilinmesi gerektiğinden, ilk cümlede katil ve maktülü kişi olarak ifade edebiliriz,

        ama ikinci cümlede katil ve maktülün statülerinden bahsedilerek, kısasın statü açısından aynı kriterlere sahip olanlara uygulanması şartı getirilmiş, yani hür hürü öldürdüğünde kısas uygulanacağını hür köleyi öldürdüğünde kısas uygulanmayacağını şarta bağlamış, yani kısas uygulamasının aynı kriterlere sahip olanlar arasında yapılacağını şarta bağlamış

        eğer Kuranın tanrısı ayette, kim olduğu bilinen katil hürün, her halukarda cezalandırılacağını öngörseydi???

        hür öldürdüğü HÜRE karşılık kısas edilir demez,
        hür öldürdüğü KİŞİYE karşılık kısas edilir derdi,

        yani ayetteki tarifiyle CANA HÜR derdi, hürün köleye karşılık kısas edilmeyeceğini anlattığım örneğe göre düzenlediğim cana hür ifadesi sana saçma gelebilir ama söz konusu durumu genele uyarladığımda saçmalık ortadan kalkacak,

        (cana can, hüre hür, köleye köle, kadına kadın ifadelerinde, ilk kelimenin maktülü işaret ettiğini söylemeye gerek yok)

        eğer Kuranın tanrısı bakara 178’de, KİM OLDUĞU BİLİNEN KATİLİN HER HALUKARDA CEZALANDIRILACAĞINI ÖN GÖRSEYDİ???

        hür, öldürdüğü hüre karşılık
        köle, öldürdüğü köleye karşılık
        kadın, öldürdüğü kadına karşılık kısas edilir demez,

        hür, öldürdüğü kişiye karşılık
        köle, öldürdüğü kişiye karşılık
        kadın, öldürdüğü kişiye karşılık kısas edilir demez,

        doğrudan, kişi öldürdüğü kişiye karşılık kısas edilir derdi,
        en genel tanımıyla katil maktüle karşılık kısas edilir derdi,

        yani ayetteki ifadesiyle CANA CAN derdi,

        Kuranın tanrısı kim olduğu bilinen katilin her halukarda cezalandırılmasını öngörmediği için hüre hür, köleye köle, kadına kadın diyerek kim olduğu bilinen katilin ancak kendisiyle aynı kriterlere sahip birini öldürdüğünde cezalandırılacağını hükme bağlamış, hemde farz kılarak,

        sanırım kim olduğu bilinen katilin belli kriterlere göre (maktülün sahip olduğu kriterlere göre) cezalandırılacağını anlatabilmişimdir,

        katilin kim olduğunun bilindiği iddiası bireysel öldürmeler için geçerli olup, senin ayette bireysel öldürmelere göre yaptığın açılımlar DOĞRU,

        yani aşağıdaki açılımlar doğru,

        hür, öldürdüğü hüre karşılık
        köle, öldürdüğü köleye karşılık
        kadın, öldürdüğü kadına karşılık kısas edilir

        çünki hüre hür, köleye köle, kadına kadın ifadelerini kısas tanımına göre katilin bilindiği şekilde uyarlamak gerekiyor,

        ama Kuranın tanrısının getirdiği kriterleri görmezden geldiğin için kısasın statü ve cinsiyet açısından farklı kriterlere sahip olanlara da uygulanacağı iddian YANLIŞ,

        eğer kim olduğu bilinen katil her halukarda cezalandırılacaksa, ayette hüre hür, köleye köle, kadına kadın ifadelerinin ne işi var? bunu ağababalarına da sor,

        özetle, Kuranın tanrısı kim olduğu bilinen katilin ancak maktülle aynı kriterlere sahip olduğunda cezalandırılacağını hükme bağlamış,

        eğer öyle olmasaydı, Kuranın tanrısı hüre hür, köleye köle kadına kadın demez, doğrudan cana can derdi,

        toplu ödeşmelerde de cinayete teşebbüs edenlerden, yani katil olma olasılığı söz konusu olanlardan, maktülle aynı kriterlere sahip olanların içerisinden seçileceklerin kısas edileceğini söylemeye gerek yok,

        hüre hür ifadesinin bireysel ve toplu ödeşmelere göre açılımını,

        bireysel ödeşmelerde,
        hür, ÖLDÜRDÜĞÜ hüre karşılık kısas edilir,
        toplu ödeşmelerde,
        hür, ÖLDÜRÜLEN hüre karşılık kısas edilir şeklindedir,

        bu yazdıklarımı ağa babalarına göster, hüre hür, köleye köle, kadına kadın ifadelerinin kriter ifadeleri olduğunu bilmiyorlarsa buradan okuyup öğrensinler,

        ayetleri çarpıtmaya gelince,

        sorumlu davranacağını düşünerek sadece diyanetin kendi sitesindeki ayetleri akıl ve mantık yönünden masaya yatırıyorum,

        ayetlerin yorumuyla ilgili olarak İslâm aleminden farklı bir şey söylemiyorun,

        sizin ise ipe sapa gelmez, akıl dışı mantık dışı saçma sapan söylemlerinizi de masaya yatırıyorum,

        ama çoğunlukla ayetleri değil, Kuranın tanrısını üzerinden sizleri sorguluyorum, örneğin; peygamber gönderdiğini kanıtlayamayan bir tanrının, peygamber olduğu iddia edene inanmayanları cezalandırmasına hakkı olup olmadığını düşünmenizi istiyorum, ama hiç biriniz şimdiye kadar bu konuyla ilgili bir şey söyleme cesareti gösteremediniz, çünki sizde cezalandıramayacağını bildiğiniz halde haksızlık yaptığını itiraf edecek değildiniz,

        bir tanrının ilk inanırlarının kanıtsız inanmasını, sonraki nesillerin kanıtlı inanmalarını bekleme saçmalığı yapıp yapmayacağı ile ilgili de bir şey söyleme cesareti gösteremediniz,

        “tek yaptığınız iman kanıtsız inanmayı gerektirir” bahanesinin arkasına saklanmak oldu,

        oysa siz ayetleri kurtarmak için halden hale geçerken inandığınız tanrıyı yerin dibine batırmaktan bile çekinmiyorsunuz,

        en basiti, bakara-178’ininiş sebebi olarak gösterdiğiniz martavallardaki üstünlük iddianızı erkeğin kadına üstün olduğu üzerine kurarak cinsiyet ayırımcılığı yaptığınızı itiraf ediyorsunuz,

        Muhammedi, ayılardan rüşvet alan rüşvetçi konumuna düşürüyorsunuz, Kuranın tanrısını ayılardan korkan aciz bir tanrı durumuna düşürüyorsunuz,

        ben ise bakara-178’de kuranın tanrısının Tevrattaki cana can hükmünü kaldırarak, yerine belirlenmiş kriterlere göre kısas uygulaması yapılacağını şarta bağladığını söylüyorum,

        sizin yaptığınız gibi Muhammedi, kuranın tanrısını yerden yere vurmuyorum,

        özetle çarpıtmanın daniskasını siz yapıyorsunuz, ayetleri kurtarmak adına, hem mantık kurallarını çarpıtıyorsunuz hemde Kuranın tanrısını da kendinizle birlikte yerin dibine batırıyorsunuz,

        kulağınıza kar suyu kaçıran soruları cevaplamıyorsunuz, işinize gelenlere balıklama atlıyorsunuz,

        denemesi bedava, hadi aşağıdaki soruya cevap verin,
        bana ölümsüz varlığın tarifini yapın ama yaparken dikkat edin cennet cehennem tasvirlerinin yapıldığı ayetler güme gitmesin,

        Mekki ayet sıralarının niye rasgele olup olduğunu sormuştum, cevaplamamışsın, bak aşağıda gözünün içine sokuyorum, enfal suresinde Mekkede inen ayetler niye ilk sıralarda değilde, 30 ile 36. sırada?

        Enfâl sûresi, 75 (yetmişbeş) âyettir. 30 ilâ 36. âyetler Mekke’de, diğerleri Medine’de inmiştir. Enfâl, ziyade manasına gelen “nefl” kelimesinin çoğuludur. İslâm dinini savunmak için yapılan savaşlarda elde edilen sevaba ek olarak alınan ganimet malına da “nefl” denilmiştir. Sûrenin birinci âyetinde savaştan elde edilen ganimetlerin Allah ve Resûlüne ait olduğu ifade edildiği için sûreye bu ad verilmiştir.

      • bilal dedi ki:

        Sn.1okuyucu,

        “dinde zorlama yoktur” sözü o dine mensup olanları din kurallarına uyma konusunda zorlamama anlamına gelir, örneğin; hiç kimse namaz kılmaya, oruç tutmaya zorlanamaz, tabiri caizse hiç kimsenin günah işleme hakkına müdahale edilemez; örneğin; içki içmek, sıgara içmek cezai müeyyide gerektirmiyorsa hiç kimse içki içene sıgara içene karışamaz
        ama İslâmda dine girmeye zorlama vardır,
        örneğin; nisa-93’te köleleri Müslüman olmaya zorlamak vardır, savaşta esirleri Müslüman olmaya zorlamak vardır, yani boynuna kılıcı dayadığın adamı İslâmiyete davet etmek vardır,dini tebliğ etme yöntemleri içerisinde, dini tebliğ etmenin en tercih edilen yoludur. ‘’ senden alıntı’’

        a) Vurgusunu yaptığınız ayet,NİSA-93.değil,94.ayettir,bunu da düzeltelim.!

        b) NİSA-94.ayetin kölelerle hiç bir alakası yoktur!

        c) Muhammed-4.ayetin de savaş esirlerinin mutlaka serbest bırakılması, inanmaya, müslüman olmaya/zorlanmaması ve köle edinilmemesi için net ve kesin bir hüküm verilmiştir.
        Ama bunlara rağmen siz hala ayetleri çarpıtmaya devam ediyorsunuz !

        1-Bakınız ‘’DİNDE ZORLAMA YOKTUR…’’ hükmü geneldir, ister müslüman olsun,ister olmasın hiç fark etmez.kimse din,inanç ve ibadet konusunda zorlanamaz.DİN gönülden inanmakla olur,ayrıca din konusunda zorlanan bir insanın inancından da söz edilemez,çünkü inanç gönül işidir,zaten din de gönülden gelen inancın bir tezahürüdür.
        Bu nedenle DİN VE İNANÇ konusunda zorlanma söz konusu değildir,zira zorlandığı veya korktuğundan dolayı inandım diyenin ne dini,ne de inancı geçerlidir.!!! Kim din,inanç,düşünce ve ibadet konusunda zorlama yapar,baskı veya şiddet uygularsa,kur’an’ı kerime aykırı davranmıştır.!!!

        Bu nedenle sizin yaptığınız şey söz konusu ayetin mesajını çarpıtmaktan başka bir şey değildir.

        2-ama İslâmda dine girmeye zorlama vardır, örneğin; nisa-93’te köleleri Müslüman olmaya zorlamak vardır,savaşta esirleri Müslüman olmaya zorlamak vardır.‘’senden alıntı’’

        Yine NİSA-94.ayetinin mesajını da çarpıtma gayretindesiniz,

        ‘’…hakim Ömere “4 tane şahidin var mı?” diye soruyor, Ömer, “4 şahidim yok ama Muhammed şahidimdir, bir peygamberin yalan söyleyeceği düşünülemeyeceğine göre, Muhammedin şahitliğini yeterli bulmanız gerekir” diyor, hakim önündeki kara kaplı kitaba (Kurana) bakıyor, “burada 4 şahit şartı var, Muhammedin yalan söylemeyeceği bilinse bile hüküm açısından tek kişinin şahitliğinin geçerliliği yoktur” diyor ve katibe dönerek, “yaz evladım, 4 şahit bulunamadığından zina davası düşmüştür” diyor? ‘’ sizden alıntı’’
        Bundan da anlaşılıyor ki, böyle bir olay gerçekleştiğin de ve 4 şahidinin de bulunmadığında makkemede karı koca arasındaki ‘’ LİAN ‘’ yöntemine başvurulacığından da haberiniz yok !!!

        Bir önce bu durumu yine kur’an’dan öğrenin,ondan sonra masal anlatmaya çalışın !!!

        Ayrıca defalarca kısas konusu anlatıldığından aynı konuda tekrar cevap yazılmasına gerek yoktur.

        Saygılarımla.

      • 1okuyucu dedi ki:

        Bilâl;

        —Vurgusunu yaptığınız ayet,NİSA-93.değil,94.ayettir,bunu da düzeltelim (senden alıntı)

        Yanlışlıkla olması dışında bir müminin bir mümini öldürmeye hakkı olamaz. Yanlışlıkla bir mümini öldüren kimsenin, mümin bir köle azat etmesi ve ölenin ailesine teslim edilecek bir diyet vermesi gereklidir. Meğer ki ölünün ailesi o diyeti bağışlamış ola. (Bu takdirde diyet vermez). Eğer öldürülen mümin olduğu halde, size düşman olan bir toplumdan ise mümin bir köle azat etmek lâzımdır. Eğer kendileriyle aranızda antlaşma bulunan bir toplumdan ise ailesine teslim edilecek bir diyet ve bir mümin köleyi azat etmek gerekir. Bunları bulamayan kimsenin, Allah tarafından tevbesinin kabulü için iki ay peşpeşe oruç tutması lâzımdır. Allah her şeyi bilendir, hikmet sahibidir. (nisa-92)

        numarasını dalgınlıkla yanlış yazdığım ayet, nisa-92,

        söylemek istediğimin nisa-94’le ne alakası var anlayamadım???

        kefaretlerde mümin köle azad etme şartını getirilmesi, kefaret karşılığı azad edilme olasılığını göz önüne alan kölelerin Müslüman olmaya çalışmayacaklarını söyleyebilir misin?

        Avrupalılar bile Muhammedin Devlet kuran bir devrimci, insanları yönlendirmeyi bilen akıllı bir siyasetçi olduğunu anlamışken, senin anlayamamış olman mümkün mü?

        işte nisa-92, köleleri dine girmeye zorlama taktiği güden akıllı bir siyaset ürünü olan bir ayet,

        —Muhammed-4.ayetin de savaş esirlerinin mutlaka serbest bırakılması, inanmaya, müslüman olmaya/zorlanmaması ve köle edinilmemesi için net ve kesin bir hüküm verilmiştir (senden alıntı)

        ben o mesajda Muhammed-4’ten bahsetmedim ki? nerden çıkardın bunu?

        ben daha önceki mesajlarımda Muhammed-4’ten bahsederken Kuranın tanrısının köle ticaretine niye izin verdiğini açıklamıştım, okumamış olamazsın, herhalde verecek cevabın yoktu?

        —Kim din,inanç,düşünce ve ibadet konusunda zorlama yapar,baskı veya şiddet uygularsa,kur’an’ı kerime aykırı davranmıştır (senden alıntı)

        madem öyle söylüyorsun, azmettirici olarak Muhammed dahil, peygamber dönemindeki ileri gelenlerin hepsini suçlamış oluyorsun,

        ayrıca, din ve inanç özgürlüğü, sadece halkı laik demokratik sistemi özümsemiş demokratik rejimlerle yönetilen toplumlarda olur, başka topumlarda olması asla söz konusu değil,

        —makkemede karı koca arasındaki ‘’ LİAN ‘’ yöntemine başvurulacığından da haberiniz yok (senden alıntı)

        o yöntemi biliyorum, zina yapmaktan çekinmeyen bir kadının, zina suçunu inkâr etmeyeceğinin garantisi var mı?

        ayrıca, söz konusu yöntemin şahitlikle ne alakası var, o yöntemin olması Muhammedin şahitliğinin kabul edilmeyeceği gerçeğini değiştirir mi?

        işinize gelmedimi, alakasız cevaplarla işin içinden sıyrılacağınızı sanıyorsunuz,

        varsaydığım durum gerçekten olmuş olsaydı, Muhammedin şahitliği kabul edilmeyecekti,

        Muhammedin forsu bile yasalar karşısında sökmezken, hasmına üstünlük sağlamaya çalıştığını iddia ettiğiniz ayı oğlu ayıların yasalar karşısında esamesi bile okunmaz,

        —Ayrıca defalarca kısas konusu anlatıldığından aynı konuda tekrar cevap yazılmasına gerek yoktur. (senden alıntı)

        kısas konusunda senin ağabalaranının bile verecek bir cevabı yokken, senin verebilecek cevabın olduğunu sanmıyorum, ama ben yine de üstünlük taşlama konusunda bir şeyler söylemek istiyorum,

        önce biraz nostalji yapalım, defalarca anlatılan kısas konusuna senin verdiğin cevaplar aşağıda,

        —BAKARA-178.AYETİN SEBEBİ NÜZULUNU ARAŞTIRIP ÖĞREN-
        MEDİĞİNİZ İÇİN YANLIŞ ANLAMIŞSINIZ:!!! Tam tersine bu ayet,söz konusu adaletsizlik ve eşitsizliği ortadan kaldırıyor.!!

        —1-Olay şudur:İslamdan kısa bir müddet önce cahiliye devrinde iki kabile savaşmış,birbirlerini yaralayıp öldürmüşlerdi.Bunlar intikam almadan müslüman olmuşlardı,bu iki kabile yine de çatışıyordu ve kendilerinden köleye mukabil bir hürr’ün,kadına mukabil bir erkeğin öldürülmesi halinde anlaşmayı kabul edeceklerine and içtiler….”

        2- Cahiliye devrinde insanlardan (kabilelerden) bazıları,kendi adamlarını daha şerefli gördükleri için karşı tarafa ” Biz şerefliyiz,bizim öldürülen kadınlarımıza sizin erkeğiniz,bizim kölelerimize karşılık sizin hür bir adamınız kısas olacaktır,diyorlardı. ” (senden alıntı)

        ayetin iniş sebebi olarak gösterdiğin gerekçen?

        —İŞTE,BAKARA-178. ayet, adil ve eşit olmayan bu yanlış hükmü ortadan kaldırmak için inmiştir.Ayette özetle deniliyorki ” Bir hür,bir hürü öldürdüyse,onun kısası söz konusu aynı katil hürdür.Bir köle bir köleyi öldürdüyse onun kısası söz konusu katil köledir.Bir erkek bir erkeği öldürdüyse onunkısası söz konusu katil erkektir.Bir kadın bir kadını öldürdüyse onun kısası söz konusu katil kadındır.” Bu ayetin sebebi nüzulu olan olayda,hür,kadın ve köle söz konusu olduğu için o kayıtlara yer verilmiştir.! (senden alıntı)

        —Daha sonra kısas konusunda net,genel hüküm ifade eden ان النفس بالنفس ” Cana can,” (Maktulun canına karşı katilin canı ) MAİDE-45.ayet inmiştir.!!! (senden alıntı)

        —1-BAKARA-178.ayet,MAİDE-45.ayeten önce inmiş olup,özel bir olayın hükmünü içermektedir.MAİDE-45.ayet ise,ondan sonra inerek genel bir hüküm içerdiğin de aynı zamanda BKARA-178.ayetin hükmümüne de bir açıklık getiriyor…. (senden alıntı)

        ayetle ilgili açıklama yaptıktan sonra, maide-45’in bakara-178’e açıklık getirdiğini söylüyorsun?

        herhalde Tevrattaki cana can hükmü yeterince açık değilmiş ki, Kuranın tanrısı bakara-178’i göndererek cana can hükmüne açıklık getirmiş???

        daha sonra Herhalde Kuranın tanrısı bakara-178’in de yeterince açık olmadığını anlamış olmalı ki, maide-45’te Tevratta hüküm altına aldığı cana can hükmünden bahsederek bakara-178’e açıklık getirmiş???

        —Ayrıca köleyi öldüren hür veya kadını öldüren erkek olsaydı,zaten aralarında sorun çıkmazdı, çünkü,öldürülen köle yerine katil olan hür,öldürülen kadın yerine de katil olan erkek zaten öldürülürdü ,bu durumda kimsenin itarazı da olmazdı,

        Ama katil ve maktul köle veya katil ve maktul kadın olsaydı işte o zaman maktulun tarafı katil köleye veya katil kadına razı olmazdı.Bu nedenle güçlü taraf kısası katil ve maktul olan köleden katil olmayan hüre,katil ve maktul kadından da katil olmayan erkeğe taşırlardı..İşte söz konusu ayetle eşit ve adil olmayan bu tür uygulamaya son verilerek,ancak hür maktule mukabil hür katil,maktul kadına da mukabil katil kadına kısasın uygulanabileceğine dair hüküm veriliyor….. (senden alıntı)

        burada, cinsiyet ve statü açısında farklı kriterlere sahip kişiler arasında meydana gelen öldürme olaylarında kabilelerin birbirlerine üstünlük taslamayarak SORUN ÇIKARMADIKLARINI???

        cinsiyet ve statü açısından ayni kriterlere sahip kişiler arasında meydana gelen öldürme olaylarında ise kabilelerin birbirlerine üstünlük taslayarak SORUN ÇIKARDIKLARINI, söylüyorsun,

        yani hasmına üstünlük taslayan kabilenin,
        KÖLESİNİ öldüren KÖLENİN yerine HÜR istediğini,
        HÜRÜNÜ öldüren KÖLENİN yerine katil KÖLEYE fit olduğunu söylüyorsun???

        söyleminden ters orantıyı bildiğin anlaşılıyor,
        bence doğru orantıyı öğrenmende de fayda var???

        —Siz önce KISASIN ne olduğunu öğrenin,KISASIN ne olduğunu bilmeden yaptığınız yorumlar tamamen mesnetsiz ve anlamsız kalmaktadır.Zira ‘’KISASIN’’anlamı zaten yukarıda Kadir bey kardeşimin de dediği gibi ‘’ burada konum, itibar, cinsiyet ne olursa olsun haksızlık olmaksızın kısas öldüren kişiye yapılır..öldürenden başkasına yapılmaz.’’ (senden alıntı)

        burada, geri zekâlı ahmakların bile bildiği suçlunun cezalandırılacağı ilkesini, benim bilmediğimi söylüyorsun,

        şimdi, birbirlerine üstünlük sağlamaya çalışan iki kabilenin barışma hikâyelerinde,katillerin bilinmediği ama herkesin potansiyel katil adayı olduğu olduğu tasvir ederek anlatalım,

        Tevratın tanrısının cana can, göze göz, dişe diş diyerek, rövanşı almayı, intikam almayı, cana can istemeyi, kana kan istemeyi, illada karşılık isteyerek ödeşmeyi istemelerini, aynı coğrafyada bir arada yaşayanların beyinlerine kazıdığından,

        Müslüman oldukları için barıştırılmak istenen iki kabilenin kelle başı ödeşmekte ısrar etmesi, inadım inat, … iki kanat misali, inatlaşması, illada cana can isterim, kana kan isterim, ödenecek kefaretim yoktur deyip kefarete sayıp bağışlamam, tazminat (bedel) karşılığı bağışlamam, benim kanım satılık değil, o nedenle, illada cana can, kana kan isterim diye tuturmaları üzerine,

        Muhammed, “yahu! yapmayın etmeyin, geçmişi unutun, helâllaşıp barışın, kim kime dum duma bir ortamda kimin oku kimin kalbine (!) yani kimin attığı okun hedefi bulup bulmadığı bilinmiyorken, usta savaşçıların birkaç kişiyi öldürme olasılığı ortadayken, öldürenlerin de öldürülme olasılığı ortadayken, yani katillerinde öldürülmüş olabileceği olasılığı söz konusuyken, böyle bir durumda ödeşmenin zorluğu ortadayken, niye benim iki ayağımı bir pabuca sokuyorsunuz? beni niye zora sokuyorsunuz”, diye hayıflanırken bir taraftanda,

        “yüce rabbim zora düştüm, yardımına ihtiyacım var, bana yardım et” diyerek tanrısına yalvarıyordu,

        Muhammed yardım isterde tanrısı Muhammede yardım etmez mi hiç? tabi Muhammed yalvarır yalvarmaz, anında can simidi gibi yetişir,

        -söyle Muhammed seni zora sokan nedir?

        Muhammed, olanı biteni anlattıktan sonra,

        -katillerin kim olduklarının bilinememesini, herkesin katil olma olasılığının olmasını, katilin kim olduğu bilinse de kimi öldürdüğünün bilinememesini, maktülün kim olduğu bilinse de kimin tarafından öldürüldüğün bilinememesini, bir de Kuranda kısas hükmü bulunmamasını fırsat bilerek, öldürülün kölelerine karşılık hür, öldürülen kadınlarına karşılık erkek istiyorlar,

        – olmaz öyle şey, öldürülen kölelerine karşılık köle, öldürülen kadınlarına kaşılık kadın istesinler,
        -tamam
        -peki hürler hakkında ne diyorlar,
        -öldürülen hürüne karşılık en az iki hür istiyorlar,
        -olmaz öyle şey, öldürülen hürüne karşılık bir tane hür istesinler,
        -tamam
        -?
        -?
        -yahu Muhammed
        -buyur ağa
        -kısasta toplu ödeşme diye bir şey olur mu?
        -valla sen yaptın oldu ağa,
        -kem küm

        şimdide dejavu yapalım, filmi geriye sarıp senaryoyu yeniden yapalım, bu sefer katil ve maktülün kim olduklarının bilindiğini tasvir eden senaryo yazalım,

        Muhammed, “yahu! yapmayın etmeyin, suçun şahsiliği ilkesi herkesçe bilinirken, Kuranda kısas ayeti olmamasını fırsat bilip birbirinize üstünlük taslamak uğruna suçsuz insanların öldürülmesini istemeyin, sırf üstünlük taslamak uğruna niye benim iki ayağımı bir pabuca sokuyorsunuz? beni niye zora sokuyorsunuz”, diye hayıflanırken bir taraftanda,

        “yüce rabbim zora düştüm, yardımına ihtiyacım var, bana yardım et” diyerek tanrısına yalvarıyordu,

        Muhammed yardım isterde tanrısı Muhammede yardım etmez mi hiç? tabi Muhammed yalvarır yalvarmaz, anında can simidi gibi yetişir,

        -söyle Muhammed seni zora sokan nedir?

        Muhammed olanı biteni anlattıktan sonra,

        -katil ve maktülün kim olduğu bilinmesine rağmen Kuranda kısas hükmü olmamasını fırsat bilerek, öldürülen kölelerine karşılık hür, öldürülen kadınlarına karşılık erkek istiyorlar,

        – olmaz öyle şey, öldürülen kölelerine karşılık köle, öldürülen kadınlarına kaşılık kadın istesinler,
        -tamam
        -peki hürler hakkında ne diyorlar,
        -öldürülen hürüne karşılık en az iki hür istiyorlar,
        -olmaz öyle şey, öldürülen hürüne karşılık bir tane hür istesinler,
        -tamam
        -?
        -?
        -yahu Muhammed
        -buyur ağa
        -katil ve maktülün kim olduğu biliniyorsa, biz niye cana can demedikte, hüre hür, köleye köle, kadına kadın dedik?
        -ben bilmem ağa, sen dedin,
        -madem hiç gereği yokken katil ve maktülün cinsiyet ve statülerinden bahsedecektik niye hepsinden değilde sadece aynı kriterlere sahip olanlardan bahsettik?
        -ben bilmem ağa,
        -kem küm,

        sahi senin tanrın, Kuranda da kısas hükmünü hüküm altına alırken, katil ve maktülün kim oldukları biliniyorken, neden cana can dememişte, hüre hür, köleye köle, kadına kadın demiş? cana can ifadesi yeterince açık değil miydi acaba?

        Kuranın tanrısı hüre hür, köleye köle, kadına kadın demeyip Tevrattaki cana can hükmünü Kuranda da hüküm altına alsaydı, ayı oğlu ayılar Kuranın tanrısının hükmüne rağmen yinede birbirlerine üstünlük taslama dangalaklığında bulunurlar mıydı acaba?

        cevap vermeni beklemiyorum ama soruları da aklından çıkarma, belki üzerinde düşünme gereği duyarsın,

        Enfâl sûresi, 75 (yetmişbeş) âyettir. 30 ilâ 36. âyetler Mekke’de, diğerleri Medine’de inmiştir. Enfâl, ziyade manasına gelen “nefl” kelimesinin çoğuludur. İslâm dinini savunmak için yapılan savaşlarda elde edilen sevaba ek olarak alınan ganimet malına da “nefl” denilmiştir. Sûrenin birinci âyetinde savaştan elde edilen ganimetlerin Allah ve Resûlüne ait olduğu ifade edildiği için sûreye bu ad verilmiştir. (diyanetten alıntı)

        sana mekki ayetlerin neden ilk sıralara değilde rastgele yerlere serpiştirildiklerini sormuştum, hemde iki defa,

        mekki ayetler rastgele yerlere serpiştiriliyorsa demek sure içerlerindeki tüm ayetler geliş sıralarına göre sıralanmamış oluyor, bundan başka bir anlam çıkmıyor,

        sesin çıkmadığına göre, her halde şifre çözücülerinin ne olduklarını deşifre etmek istemiyorsun?

        ölümsüz varlığın özelliklerini sormuştum, onuda cevaplamamışsın?

        ister cevapla ister cevaplama, sen soruları aklının bir köşesine yaz, depoda dursun.

      • toro dedi ki:

        Sayın Bilal,

        Benimle yaptığınız münazaralarının arkasını takip etmediğinizi ve belki benim araya girmemle başlatacağım münazaranında en fazla 2 cevap sonra sizin tarafınızdan görmezden gelineceğini bilmeme rağmen yazacağım.

        ”Dinde zorlama yoktur”

        Yukarıdaki iddia sizin! Peki soruyorum sizin inancınıza göre Adem dünya ya indirilmeyi ve yaratıcısının sınavona girmeyi kendi özgür iradesiylemi istedi?

        Dinde zorlama yokmuş! Cennette yenilen bir meyva için verilen tepki ortayken iddianız saçmadır!

        Bana söyleyin bakalım dünyada yaşayan insanlar sizin dininize göre kıyametten sonra aşağıdaki yerlere mi giderler?

        Cennet,
        Cehennem,

        Başka seçenek var mı?

        Siz dini ne sanıyoruzsunuz? Din olası bir tanrının, yaşamın sonrası için belirlediği sabit seçeneklere ulaşmalarını beklediği varlıklara verdiği kurallar değilmidir? Eğer yaşamdan sonra iki seçenek varsa yaşarkende iki seçenek vardır! Ya kurala uyarsın ya da uymazsın! Uyarsanız cennet, uymazsanız cehennem!

        Peki müslüman olmanın kapının açılması için zorunlu olduğu bir noktada (islamın ve imanın şartları) müslüman olmayanların nereye gideceğini bana söyleyebilirmisiniz?

        Var olması ve dünyaya indirilmesi konusunda hiç seçme hakkı olmayan varlıkların zorlanmadığını iddia etmenin mantığı nedir?

        Size soruyorum, yaratılan insanlar dünyada sınava girmeye mecburmudur yoksa yaratılan ama dünyaya gönderilmeden önce sınanmak istermisin sorusuna hayır diyenlerin seçme hakkı gözetilmektemidir?

        Bana söyleyin hangi insan yaratıldığı yani gönderileceği dünya ile ilgili hiç birşey bilmediği anda, ideal olarak cehenneme gitmeyi orada sonuna kadar yanmayı isteyebilir?

        Mesela henüz var olup dünyaya gönderilmeyi bekleyen ruha, az önce var ettiğim dünyanın en zengin ailesinin ferdi olarak, sen ise dünyanın en fakir ailesinin ferdi olarak doğacak ve sınanacaksın, kabul ediyormusun diye sorulsa (bunun ne demek olduğunun onalara anlatıldığını varsayarak) ne olur?

        Böyle bir sorunun sorulmadığını bal gibi biliyoruz! O halde daha doğarken yaşamaya zorlandığımız hayat ortadayken dayatılan dine zorlanmadığımızı nasıl söyleyebilirsiniz?

        Yok öyle olayın içine kıyıdan köşeden girmek!

        Yaşamama yani sınanmama seçeneğinin olmadığı, seçeneklerin yaratıcı tarafından belirlendiği yerde her şey zorunludur!

        Daha komiği din adına savaş yapılmasıyla ciddiye alınan bir topluluk haline gelen bir inancın üyeleri bu durumu unutarak dinde zorlama yoktur diyemez!

        Dinde zorlama olmasaydı cihat da olmazdı, dolayısıyla o coğrafyada gelip geçen binlerce yöresel inançtan biri olarak kalacak islamı belkide hiç bilemez ona dahil edilemezdiniz!

        Zorlayarak islama alınan türklerin aranıza hiç girmediğini düşünün, ne olurdu o zaman?

        Bu nedenle söyleyeceğiniz ”dinde zorlama vardır” sözü ”dinde zorlama yoktur” sözünüzden daha saygıdeğerdir!

      • bilal dedi ki:

        Sn.1okuyucu,

        ‘’ ama İslâmda dine girmeye zorlama vardır, örneğin; nisa-93’te köleleri Müslüman olmaya zorlamak vardır, savaşta esirleri Müslüman olmaya zorlamak vardır, yani boynuna kılıcı dayadığın adamı İslâmiyete davet etmek vardır, dini tebliğ etme yöntemleri içerisinde, dini tebliğ etmenin en tercih edilen yoludur bu? ‘’ sizden’’

        1-NİSA-92.ayetin yerine dalgınlıkla 93.ayeti yazmanız doğaldır,buna diyecek bir şey yok,zira her insan sehven veya dalgınlıkla bu tür hataları yapabilir. Ama neye dayanarak NİSA-92.de köleleri nüslüman olmaya zorlamak vardır diyorsunuz? Köleleri azat etmek onları Müslüman olmaya zorlamak mı? ne kadar anlamsız yorumlar yaptığınızın farkında mısınız ?

        Eğer NİSA-93’te‘’KÖLELERİ MÜSLÜMAN OLMAYA ZORLAMAK yerine TEŞVİK VARDIR ‘’deseydiniz daha akıllıca davranmış olurdunuz! Ama sizden böyle bir davranış zaten beklenilemez. Çünkü,çabanız sadece ayetlerim mesajını çarpıtmaktır.

        2-“dinden döneni vurun” fetvası ise Ebubekir döneminde verilmiştir,söylenmiş sözleri inkâr edebilirsin ama yaşanmış olayları inkâr edemezsin, ‘’ sizden’’

        ‘’ Yaşanmış dedğiniz olaylar,sırf dinden dönenlere değil,islam devletine (kamu düzenine) karşı güç kullanarak isyan eden unsurlara/ çetelere / karşı verilmiştir.Doğal olarak her devlet kamu düzenini korumak için elinden geleni yapar ve gerekirse güç de kullanabilir. İşte hz.Ebu Bekir döneminde bu yapılmıştır.Yani meşru islam devletinin otoritesine ve kamu düzenine karşı bir güç oluşmasaydı,böyle bir olay da olmazdı.!!!

        3-hür, öldürdüğü kişiye karşılık
        köle, öldürdüğü kişiye karşılık
        kadın, öldürdüğü kişiye karşılık kısas edilir demez,
        doğrudan, kişi öldürdüğü kişiye karşılık kısas edilir derdi,
        en genel tanımıyla katil maktüle karşılık kısas edilir derdi,
        yani ayetteki ifadesiyle CANA CAN derdi, ‘’ sizden’’

        Onlar uyguladıkları bu kısas hükmünde katil ve maktulün cinsiyet ve statüsü göz önüne aldıklarıdan dolayı söz konusu ayet de onların bu durumuna açıklık getirmek suretiyle kısastaki bu haksız ve yanlış uygulamalarına o şekilde vurgu yapmıştır.!

        Yani,
        hür, öldürdüğü hüre karşılık
        köle, öldürdüğü köleye karşılık
        kadın,öldürdüğü kadına karşılık kısas edilir ‘’ şeklinde.

        Eğer böyle bir durum olmasaydı o zaman burada da direk ‘’ CANA CAN derdi.
        Özetle,söz konusu ayet bu şekilde olmasaydı,onların kısasla ilgili bu tür yanlış ve haksız uygulamaları hakkında bir bilgiye de sahip olmazdık.Bu nedenle söz kunusu ayet bu şekilde onların bu tür insanlık dışı kısastaki uygulamalarına vurgu yapmıştır.!!!

        4-Ayrıca her zaman fırsat bulamadığımdan gerek sizin ve gerekse diğer arkadaşların bir çok yorumunu takip edemiyor ve cevap yazamıyorum,yoksa verecek cevabım olmadığından dolayı değil.!!!!

        ‘’kulağınıza kar suyu kaçıran soruları cevaplamıyorsunuz, işinize gelenlere balıklama atlıyorsunuz,
        denemesi bedava, hadi aşağıdaki soruya cevap verin,
        bana ölümsüz varlığın tarifini yapın ama yaparken dikkat edin cennet cehennem tasvirlerinin yapıldığı ayetler güme gitmesin, ‘’ sizden’’

        5-Mevcut evreni,bizleri ve her şeyi ölümlü yaratan yüce yaratıcı istediğinde tekrar bizleri farklı bir yaratılışla ölümsüz olarak da yaratabilir.!!!

        Mekki ayet sıralarının niye rasgele olup olduğunu sormuştum, cevaplamamışsın, bak aşağıda gözünün içine sokuyorum, enfal suresinde Mekkede inen ayetler niye ilk sıralarda değilde, 30 ile 36. sırada? ‘’ sizden’’

        6-Enfal-suresinin tümü Medine de nazıl olmuştur,30 ve 36.ayetler dahil. Ayrıca bu iki ayetin Mekke de indiğini söyleyen rivayet varsa da,bu durum ayetteki anlatım tarzına asla mutabık değildir.yani bizzat ayetteki anlatım tarzı bunun Mekke de değil,Medine de indiğini göstermektedir.
        Zira Mekke de vuku bulan ( yani hz.peygamberi tutuklayıp bağlamak,veya öldürmek, yahut da memeleketinden çıkarıp sürmek gibi ) olay Medine de inenen Enfal-30. ayetle hz.peygambere söz konusu durum hatırlatılmaktadır. Zaten ayetin başında da‘’HANİ O KAFİRLER SENİ TUTUP BAĞLAMAK ………….’’ İfadesiyle başlıyor.Ayrıca HANİ ifadesi bir önceki geçmiş zamana vurgu yapıyor,yani bu ayetle Medine de daha önce Mekke de vuku bumuş bu olaya vurgu yapılıyor. Ama bu ayeti ya anlama sorunu yaşıyorsunuz,ya da bilerek ayetin mesajını çarpıtıyorsunuz.!

        7-Ayrıca bazı ayetler iniş sırasına göre yazılmamış olsa bile,yine de Allah’ın sözüdür,ne bir ilave olmuş,ne de bir şeyler kur’an’dan çıkarılmıştır,bu nedenle dini bir hüküm açısından bir sorun teşkil etmez,sadece ayetin daha kolayca anlaşılmasında biraz zorluk çıkabilir,bu nedenle ayetin sebebi nuzulunu iyice araştırmak bilmek lazım.!

        8-…. nfâl sûresi, 75 (yetmişbeş) âyettir. 30 ilâ 36. âyetler Mekke’de, diğerleri Medine’de inmiştir. Enfâl, ziyade manasına gelen “nefl” kelimesinin çoğuludur. İslâm dinini savunmak için yapılan savaşlarda elde edilen sevaba ek olarak alınan ganimet malına da “nefl” denilmiştir. ‘’ sizden’’

        ‘’Savaşlarda elde edilene Enfâl değil,ganimet denir,Enfâl ise sulh yoluyla elde edilene ‘’ denir.

        Saygılarımla.

      • 1okuyucu dedi ki:

        Bilâl;

        —Eğer NİSA-93’te‘’KÖLELERİ MÜSLÜMAN OLMAYA ZORLAMAK yerine TEŞVİK VARDIR ‘’deseydiniz daha akıllıca davranmış olurdunuz! Ama sizden böyle bir davranış zaten beklenilemez. Çünkü,çabanız sadece ayetlerim mesajını çarpıtmaktır. (senden alıntı)

        evet, nisa-92 de köleleri Müslüman olmaya zorlamak vardır, tabi siyasi yoldan, yani kılıçla değil,

        eğer Kuranın tanrısı Mümin köle azad etmeyi kefaret şartına bağlamasaydı, o zaman teşvik etmekten söz edilebilirdi,

        kusura bakma ama köle bağışlamayı kefaret şartına bağlayan, üstelik bağışlanacak kölenin mümin olmasını şart koşan bir uygulama, köle azad etmeyi teşvik etmek değil, kölelerin beklentilerini (özgürlüğüne kavuşma umudunu) sömürme akıllılığını gösteren kurnaz siyasilerin köleleri Müslüman olmaya zorlamak için güttükleri bir siyaset olur, çünki köle azad etmeyi teşvik eden bir tanrı, hiçbir şart öne sürmeden köle azad etmeyi öğütlerdi?

        umarın kimin neye çabaladığını anlamışsındır?

        —‘’ Yaşanmış dedğiniz olaylar,sırf dinden dönenlere değil,islam devletine (kamu düzenine) karşı güç kullanarak isyan eden unsurlara/ çetelere / karşı verilmiştir.Doğal olarak her devlet kamu düzenini korumak için elinden geleni yapar ve gerekirse güç de kullanabilir. (senden alıntı)

        haklısın, varlıkları tek adam iktidarına göre düzenlenmiş rejimlerde, o tek adamın ölmesi durumunda her türlü kargaşanın yaşandığı bilinmeyen bir şey değil, hatta Osmanlı devletinin ayakta durabilmesi için, yani padişahın ölümünden sonra toprakların şehzadelere bölüştürülüp devletin parçalanmaması için “kardeş katli vaciptir” fetvası verilerek, Osmanlı devletinin şehzadelerin başında bulunacakları küçük devletlere bölünerek yok olması önlenmiştir, bu yüzden yerin dibine batasıca devletin bekası yüzünden bir çok şehzade yaşına bakılmaksızın kardeşlerinin gözleri önünde hunharca katledilmiştir, birbiriyle şavaşan kardeşlerden, birbiriyle şavaşan baba oğuldan bahsetmiyorum bile.

        henüz yeni kurulmuş İslâm devletinin ayakta kalması için her türlü önlemin alınmış olması, dinden çıkanların öldürüldüğü gerçeğini değiştirmez ama kamu düzenine isyan eden unsurları dinden çıkmış gibi göstermeye çalışma kurnazlığını da göz ardı edemeyiz,

        yani henüz yeni oluşmuş taze bir inancın kökleşmesi için zamana ihtiyaç duyulacağı aşikar ama kamu düzenini sarsan her türlü olayda suçluları dinden çıkmış kişiler olarak göstermeye kalkarsan, bu dinden çıkmaya kalkanlara akibetleri hakkında gözdağı vermek olur, bunun papazların aforoz tehdidinden bir farkı olmaz,

        günümüzde devlete karşı suç işleyen Müslümanları dinden çıkmış olarak gösterebilir miyiz? gösteremeyiz, çünki kökleşmiş bir inanç sisteminde devlete karşı suç işleyenlerin dinden çıktığı düşüncesi hiç kimsenin aklına bile gelmez?

        —Enfal-30. ayetle hz.peygambere söz konusu durum hatırlatılmaktadır. Zaten ayetin başında da‘’HANİ O KAFİRLER SENİ TUTUP BAĞLAMAK ………….’’ İfadesiyle başlıyor.Ayrıca HANİ ifadesi bir önceki geçmiş zamana vurgu yapıyor,yani bu ayetle Medine de daha önce Mekke de vuku bumuş bu olaya vurgu yapılıyor. Ama bu ayeti ya anlama sorunu yaşıyorsunuz,ya da bilerek ayetin mesajını çarpıtıyorsunuz.! (senden alıntı)

        ben enfal-30’la ilgili bir yorum yapmadım ki, ayeti çarpıtmış olayım, hani bazı takıntılı insanlar vardır, başlarına ne gelirse gelsin suçu belli bir kişinin üzerine atarlar, örneğin; Ahmet Mehmede kafayı takmışsa, Ahmedi Hüseyin dövse, Ahmet, beni Mehmet dövdü deyip, suçu Mehmede atar. İşte senin yaptığında buna benziyor,

        ben sana diyanet sitesindeki ayetle ilgili açıklama bölümünde mekki ayetlerin baş tarafta değilde niye rastgele bir yerde yazılı olduğunun sebebini sormuştum, kaldıki o ayet numaralarını ben uydurmadım, diyanetin sitesindeki açıklama bölümünde gördüğüm için sana sebebini sordum, söyle bakalım diyanet mekki olduğunu söylediği ayetleri baş taraf değilde ortalarda bir yere koymuşsa, çarpıtan diyanet mi olur, yoksa sebebini soran ben mi çarpıtan olurum?

        beni ne ayetlerin nede surelerin iniş sırası ilgilendirmiyor, ben sadece Mekki ayetlerin neden baş tarafta değilde ortada olduğunu sordum,

        Muhammedin Mekkedeyken amcası Ebu talibin ölmesi durumda göç edeceği yerleri belirlemek için Mekkede çakılı kalmayıp, Mekke dışındaki yerleşim birimlerine de gittiği, Medineye göç ettiğinde de Medinede çakılı kalmadığı, bilhassa Mekkenin fethinden sonra Mekkeyle Medine arasında mekik dokumuş olabileceği olasılığını göz önüne aldığımızda, hangi yerleşim birimine mal edilmiş olursa olsun, surelerin içerisindeki ayetlerin Mekke veya Medinede inmiş olması, surenin iniş yerinin adını değiştirmeyeceği muhakkak,

        ayetlerin nerede indikleri konusunda ahkâm kesecek değilim, bana ne canları nerede inmek istiyorsa orada insinler,

        — Onlar uyguladıkları bu kısas hükmünde katil ve maktulün cinsiyet ve statüsü göz önüne aldıklarıdan dolayı söz konusu ayet de onların bu durumuna açıklık getirmek suretiyle kısastaki bu haksız ve yanlış uygulamalarına o şekilde vurgu yapmıştır.!
        Yani,
        hür, öldürdüğü hüre karşılık
        köle, öldürdüğü köleye karşılık
        kadın,öldürdüğü kadına karşılık kısas edilir ‘’ şeklinde.
        Eğer böyle bir durum olmasaydı o zaman burada da direk ‘’ CANA CAN derdi. (senden alıntı)

        yapma Bilâl! Kuranın tanrısının farz kılarak gönderdiği kısas ayetinde koymuş olduğu kriterlerden bilgilendirme amacıyla bahsedildiği söylemen kendi aklına ihanet oluyor mu?

        cana can hükmü, bünyesinde hüre hür, köleye köle, kadına kadın eşleşmelerini barındırmıyor mu ki? yani cinsiyet ve statü açısından aynı kriterlere sahip olanlar arasındaki eşleşmeleri bünyesinde barındırmıyor mu ki? Kuranın tanrısı doğrudan cana can diyemesin???

        yada Kuranın tanrısı, hüre hür, köleye köle, kadına kadın kriterlerine göre cinsiyet ve statü açısından mevcut eşleşmelerin,

        hür erkeğe hür erkek,
        hür kadına hür kadın,
        köle erkeğe köle erkek,
        köle kadına köle kadın,

        şeklinde olacağını bilmiyor mu? ki cana can diyemesin???

        hadi kendi aklına ihanet ediyorsun o senin bileceğin bir şey ama bari bunu yaparken Kuranın tanrısını da kendi akılsızlığına ortak etme?

        aklı kıt biri, cana can hükmüne göre, cinsiyet ve statü açısından aynı kriterlere sahip olan eşleşmeler nasıl olur diye bir soru sorsaydı?

        cevabı, hüre hür, köleye köle, kadına kadın kriterlerinin belirlediği yukarıdaki 4 türlü eşleşmelerden söz etmek şeklinde olurdu,

        zaten ben, 3 bilinmeyenli denklemleri bilemediğiniz için cevap bana veremediğinizi düşünerek ve köleliğin resmen kalkması nedeniyle, ayetten köleye köle ifadesini çıkararak problemi 2 bilinmeyenli denklem haline (cana can, kadına kadın) dönüştürerek anlayacağınızı sanmıştım ama anladım ki sizin anlayacağınız yok, yada anladığınız halde itiraf etmeniz söz konusu değil,

        o mesajda size, cana can hükmünün içerisinde kadına kadın eşleşmesinin de mevcut olduğunu, o nedenle cana can ifadesinin yanındaki kadına kadın ifadesinin cana can ifadesinden bağımsız olduğunu, başka bir amaca yönelik olarak ayete konduğunu anlatmaya çalışmıştım,

        yani bakara-178’deki farz kılınan hüre hür, köleye köle, kadına kadın ifadelerinin, senin iddia ettiğin gibi kısası cinsiyet ve statüye göre uygulayanlara vurgu yapılmak için söylenmiş bilgilendirme sözcükleri değil, cana can hükmünden bağımsız olarak seçilmiş ifadeler olduğunu apaçık ortada???

        haliyle, cana can hükmünden bağımsız olarak belirlenen hüre hür, köleye köle, kadına kadın kriterlerine göre yapılacak kısas tarifinin de, genel kısas tarifine göre uygun olmayacağı ortada???

        şimdi sana kısas ayetinin nasıl olması gerektiğini açıklayayım?

        kısasın, failin sebep olduğu fiziksel zararlara (öldürme ve yaralama) verilecek cezaları hükme bağlayan hukuk kuralları manzumesi olduğu herkesçe bilinirken ve tüm Ülkeler ceza yasalarını düzenlerken, failin sebep olduğu fiziksel zararları göz önüne alarak cezai müeyyideler belirlerken???

        Kuranda kısas hükmü olmaması nedeniyle, yani Kuranın tanrısının, Kuranda ilk defa hüküm altına alacağı kısas ayetini gönderirken, yaralamalarla ilgili cezai müeyyideleri pas geçip??? sadece öldürmelerle ilgili cezai müeyyideleri hüküm altına almasını sormayacağım,

        çünki bu sorunun cevabını Kuranın tanrısından başka hiç kimse bilemez ama Kuranın tanrısının kısasın mantığına, özüne uymayan bu davranışının büyük bir tutarsızlık örneği olduğunu söyleyebilirim, çünki böyle bir tutarsızlığı yasa koyucu statüsündeki kurumlar (TBMM) bile yapmaz.

        yada Kuranın tanrısı, gelecekte doğuracağı sakıncaları hesaba katmadan, yani günü kurtarmak amacıyla yarım yamalak bir kısas ayeti (bakara-178) göndermek zorunda kalmış olabilir?

        —Ayrıca her zaman fırsat bulamadığımdan gerek sizin ve gerekse diğer arkadaşların bir çok yorumunu takip edemiyor ve cevap yazamıyorum,yoksa verecek cevabım olmadığından dolayı değil (senden alıntı)

        hani sizin tanrınız, bir şeylere dikkat çekmek için o şeyler üzerine yemin ederek dikkatinizi çekmeye çalışıyorsa, bende defalarca sorduğum sorulara cevap alamayınca damarına basarak senin dikkatini çekmeye çalıştım, madde madde verdiğin cevaplardan anlaşıldığına göre dikkatini çekmeyi başarmışım?

        ama şu çok iyi bildiğini iddia ettiğin Arapçayı nerede öğrendiğini defalarca sormama rağmen, o konuda halâ bir cevap vermedin, herhalde ilk fırsatta cevap verirsin artık,

        şimdi sana bir soru daha sormak istiyorum,

        Kuranın tanrısı, Kuranda kısas hükmü ihdas etmek için bakara-178’i gönderdiğinde hüre hür, köleye, köle, kadına kadın kriterleri getireceğine, kefaret hükmünü iptâl edip yerine tazminat hükmünü getirecek şekilde, doğrudan Tevrattaki cana can hükmünü hüküm altına alsaydı, Muhammed cana can hükmüne göre suçluyu cezalandıramaz mıydı?

        cezalandıramazdı diyorsan, bana sebebini açık ve net olarak anlatmalısın,

      • bilal dedi ki:

        Sn.1okuyucu,

        Mekki ayet sıralarının niye rasgele olup olduğunu sormuştum, cevaplamamışsın, bak aşağıda gözünün içine sokuyorum, enfal suresinde Mekkede inen ayetler niye ilk sıralarda değilde, 30 ile 36. sırada? ” sizden ”

        Ayrıca hicreten sonra (yani Medine döneminde) Mekke bölgesinde bir ayet veya bir sure inmiş olsa bile bu yine mekki ayet ve sure değildir.Çünkü yaygın olarak kabul gören görüşe göre hicreten sonra (Medine döneminde) inen ayet veya sure Mekke bölgesinde inmiş olsa bile yine medeni ayet sayılır.

        Hicret esnasında Resulullah (s.a.s)’in Kuba mescidine varışından sonra nazil olan bütün sureler medenî kabul edilmektedir.Yaygın olarak kabul gören görüş de budur.

        Bu nedenle sizin her iki ayet hakkında gösterdiğiniz rivayet doğru olsa bile,Enfal suresinin tümü Medine döneminde inmş olup,30 ve 36.ayetelerin de Medine döneminde diğer ayetler arasında inmiştir,fakat bu iki ayet inerken hz.peygamber Medine de değil,Mekke bölgesinde bulunğundan dolayı bu iki ayete Mekke de inmiştir deniliyor. Buna göre yine söz konusu ayetler sırasına göre yazılmış bulunmaktadır!
        Özetle,bu iki ayetle ilgili Mekke de indiğinine dair rivayet doğru olsa bile,Mekke döneminde inmediklerinden dolayı,Enfal suresinin diğer ayetleri arasında Medine döneminde inmiş olup yine sırasına göre yazılmıştır !!!
        Çünkü,Mekke de vuku bulmuş olan olay (yani hz.peygamberin tutuklanıp bağlanması, veya öldürülmesi,yahut da memeleketinden sürülmesi vs.) Medine döneminde inen Enfal-30.ayetle hz.peygambere söz konusu olay hatırlatılmaktadır.Zaten ayetin başında da‘’HANİ O KAFİRLER SENİ TUTUP BAĞLAMAK VS….’’şeklinde bir ifadeyle başlıyor. Ayrıca buradaki HANİ ifadesi de bir önceki geçmiş zamana vurgu yapıyor,yani Medine döneminde inen bu ayetle daha önce Mekke döneminde vuku bumuş olan bir olaya vurgu yapılıyor.Bu da açıkça gösteriyorki söz konusu ayet,Mekke bölgesinede inmiş olsa
        bile,yine Enfal diğer ayetleri arasında Medine döneminde inmiştir.
        İşte bana yöneltmiş olduğun soruyu bugün gördüm ve gereken cevabı da verdim.Ayrıca sorduğunuz soruyu gözümün içine de sokuyormuşsunuz ??? Bu da nasıl bir halet-i ruhiye içinde olduğunuzu göstermektedir !

      • 1okuyucu dedi ki:

        Bilâl;

        —Enfal-30.ayetle hz.peygambere söz konusu olay hatırlatılmaktadır (senden alıntı)

        diyanetin sitesinde görüpte merak ettiğim için sorduğum soruyla ilgili olarak, diyanet duruken beni suçlamaman gerektiğini bir önceki mesajımda açıklamıştım, tekrar aynı şeyden söz etmişsin,

        ayrıca ayet yorumuyla ayet sırası sormanın ne alâkası var anlayamadım? niye durmadan enfâl-30’dan bahsedip beni ayeti yanlış yorumlamakla itham ediyorsun? yoksa beni başka biriyle mi karıştırdın?

        —İşte bana yöneltmiş olduğun soruyu bugün gördüm ve gereken cevabı da verdim.Ayrıca sorduğunuz soruyu gözümün içine de sokuyormuşsunuz ??? Bu da nasıl bir halet-i ruhiye içinde olduğunuzu göstermektedir (senden alıntı)

        bu ifadene hitaben vermem gereken cevabı bir önceki mesajda açıklamışım, aynı açıklamayı aynen aşağıya aktarıyorum,

        hani sizin tanrınız bir şeylere dikkat çekmek için o şeyler üzerine yemin ederek dikkatinizi çekmeye çalışıyorsa, bende defalarca sorduğum sorulara cevap alamayınca damarına basarak senin dikkatini çekmeye çalıştım, madde madde verdiğin cevaplardan anlaşıldığına göre dikkatini çekmeyi başarmışım?

        ama şu çok iyi bildiğini iddia ettiğin Arapçayı nerde öğrendiğini defalarca sormama rağmen, o konuda halâ bir cevap vermedin, herhalde ilk fırsatta cevap verirsin artık,

  68. toro dedi ki:

    Sayın insomnia,

    Sanırım evrendeki hareketin başlamasını sağlayan bir varlığın olabilme ihtimaline inandığım için deist olarak nitelendirilmem yanlış olmaz!

    Diğerine gelince, sizin adaletsizlikten ne anladığınızla alakalıdır, olayları nasıl algıladığınız!

    Adalet nedir ki? Ben istersem size yüzlerce adalet tanımı yaparım! Biz insanlar dünyayı kendi algılarımıza göre kurgulamaya bayılırız ve sözde sürekli adaleti ararız! Kusura bakmayın ama bu adalet kavramı bizim için bir nevi günah çıkarma gibidir! Düşünsenize bu kavramın kullanılmasının nedeni nedir? Çünkü adaletsiz bir türüz ve yaptığım her eylem bu durumu besleyen birer kaynak haline gelmiş! Bu durumu çözemeyeceğimizide bilinçaltımıza işlediğimizden sorunun çözümünü ruhani bir varlığın eylemlerine bırakmışız!

    Dünya da her haltı ye sonra tanrı cezanı verecek!

    Bakın diyelim ki bir insan başka bir insanın canını yaktı! Bu mağdur diye düşündüğümüz için artık vücut bulmuş bir sorundur ve gerçek dünyada yaşanmıştır! Sonra ne olur mağdur olduğunu düşünen bu eylemin cezasını ruhani varlığın vermesini beklemeye şartlanır! Farzedin ki kıyamet koptu ya da başka birşey o arkadaş ateşe atıldı ya da başka bir şekilde cezalandırıldı! Artık bir vücuda sahip olmayan mağdur için bu cezanın ne anlamı olur?

    Kendimi kandırmayalım, bu dünya bizim ortak kullanım alanımızdır ve yaşamamız için gerekli herşeyde ortaktır! Birisi 10 diğeri 20 alacak bazıları hiç alamayacak, yok öyle dava! Dikkat edin hem paylaşmaktan kaçıyoruz hemde adalet arıyoruz!

    Düşünün herkesin eşit olduğu ve birbirini eşit gördüğü bir dünyada birisi diğeri için adaletsiz olduğu düşünülecek bir eylemi ifa edermi?

    Mesela son kitap bu konuda çok dramatiktir!

    Sözde adalet için varsıl malının kendisini rahatsız etmeyecek bir kısmını yoksula verir! Bunu adalet olarak tanrının zayıfı koruması olarak gösterirler ve bu adalet vurgusu sayesinde varsıl malının kendisini rahatsız etmeyecek bir kısmını sigorta olarak vererek hem malını aklar hemde korumuş olur! O noktadan sonra insanlar ona neden benim 1 malım varken senin 39 malın var diyebilirmi? Arkasına tanrıyı almış ve malını onun korumasına sokmuş biri artık sorgulanabilirmi?

    Gelelim dünyayı dünya yapan doğaya.

    Doğa güçlünün hayatta kaldığı bir düzene angaje olmuştur! Doğa devam etmek için, içinde barındırdığı canlıların en güçlülerini seçer, güçsüzleri eler!

    Şöyle bir hayal edin, dünyada hayatta kalmanın çok zor olduğunu ve bütün insanların zayıf düştüğünü! Bu tür hızla yok olmayamı gider yoksa bütün insanlar zayıf olsada insanlık devam mı eder!

    Mesela insanlar insanlar dolandırılmayacak şekilde akla yatırım yapsa dolandırıcıların üzerinde çalışıp muavvak olabileceği bir pazar kalırmı?

    Adalet mağdurun ürettiği bir TALEPTİR! Ve işin komiği güçlü olandan talep edilir! Bence güçlü olmak (dolandırıcı olmayı kastetmiyorum) bir sorun değil, zayıf olduğunu düşünüp, kendini bu olguyla yaşamaya alıştırmak sorundur! İşte bu noktada kendini aağıya konumlandıran insanlar açıklarını kapatmak için adalet diye bağırmaya başlarlar!

    Halbuki görmeye gayret etsek, dünyada adalet diye bir kavramın zayıflar yüzünden konuşulmaya başlandığını görürüz!

    İlk kralın ortaya çıkışını düşünün! Nasıl olurda insanlar aralarından birini sen bizim de üstümüzdesin ve bize istediğini dayatabilirsin diyerek yukarı konumlandırabilmişler! İşte sonrasında yukarıya konumlandırılan kendi sınıfını yaratır, bu sınıf kendilerini oraya konumlandıranları sömürür ve nihayet içine düştükleri durumu farkeden aşağıdakiler, yaptıkları işlemi ters çevirmek yerine açığın yukarıdakiler tarafından kendilerinin tatmin edilmesi suretiyle kapatılmasını talep etmeye başlarlar! Düşünün adaleti sağlayacak olanın iki tarafında üstünde bir güç olması gerekir değilmi?

    O nedenle adalet kavramı bir hayaldir! Sistem böyle sürdükçe adalet söylemleri aslında adaletsizlik söylemleridir! Adaletsizliğin talebidir!

    Adalet, adalet kavramn olmadığı bir dünyada sağlanır!

    • insomnia dedi ki:

      Öncelikle teşekkürler sayın Toro;
      Fakat yazınızın içerisinde kavramlara yüklenen yanlış anlamların eleştirisini gördüm birde yaşamış ve yaşayan insanlara getirdiğiniz eleştirileri gördüm her neyse olan oldu kimisi adaleti anlamadı kimisi acizliğinin akılsızlığının sonucunda başına gelen haksızlığın intikamını almak için kafasında bi tanrı yarattı vs vs fakat Sizinde söylediğiniz gibi bu evreni yaratan veya harekatın başlamasına sebep olan bir gücün ihtimal dahilinde olduğunu düşünürsek ve bu ihtimal gerçekse bu güç insanları ne için var etmiştir amaçsızca mı bilinçsizce mi onlardan beklentileri var mıdır ? Nereye gidiyoruz ? Çok muğlak sorular biliyorum ama sizin bu konudaki fikirlerinizi merak ediyorum. Saygılar

      • toro dedi ki:

        Sayın insomnia,

        Önce kendiniz sorgulamanız gerekli! Çünkü var olduğu gezegende besin zincirinin en üstüne tırmanmış olmanın ortaya çıkardığı dominant güdülenme nedeniyle kendine bir kutsallık atfetmeye çalışan insanın ana probleminin yansımasıdır bu soru!

        Neden kendimizi bu kadar önemsemek zorunda olalım?

        Şöyle düşünün taş devrinde yaşayan insanın tanrı beni neden yarattı diye bir derdi varmıydı?

        Tanrı onun ihtiyaçlarının karşılanması için dizayn ettiği beklentilerin sonucu ortaya çıktı!

        Doğa karşısında çaresizim, keşke bir şey beni korusa!
        Ekinlerimi sel götürüyor, neslim açlık çekiyor keşke birisi bu selleri engellese!
        Neslim bir müddet sonra ölüyor keşke bizi öldüğümüzde buradan daha güzel bir yere götürecek bir şey olsa!

        Beklentilere sizde ekleme yapabilirsiniz!

        Bakın dünyayı adalet var etmez! Dünyayı güçlü olanlar var eder! Bu nedenle bir insan oluşsun diye kaynağından fırlayan milyonlarca sperm tanesinden sadece en hızlı yani en güçlü olanı yumurta tarafından kabul edilir ve kapıda kalan milyonlarca sperm ölür! Sizce yumurta ve yumurta tarafından içeri alınan o tek sperm geride kalanlar için üzülür mü? Bunu normal yaşama uyarlayın!Adaleti ilk anda arayın bulursanız sonrasında da aramaya devam edebilirsiniz.

        Beklentiler, ürettiğimiz insani duygular bir yana önce hayatın aslında ne olduğunu, neyin üzerine kurulduğunu görmeliyiz! Kendimizi kandırarak oluşturduğumuz düzenin her tarafından çatırdayan yapısı bize kendimizi kandırarak kendimizi kutsallaştırarak devam edemeyeceğimizi göstermeli!

      • insomnia dedi ki:

        Teşekkür ediyorum Sayın Toro gerçekten bu platforma ufkumuzu açan yazılar yazıyorsunuz. Yazılarınızı ilgiyle okumaya devam edeceğim sağolun varolun.

  69. kadir dedi ki:

    okuyucu…

    “Kadir;

    ben senden empati yapmanı istemiştim, kaçamak cevap vermeni değil?”

    anlamamaya son hızla devam…

    • 1okuyucu dedi ki:

      Kadir;

      —anlamamaya son hızla devam… (senden alıntı)

      anlaşılmayacak bir şey yok, gerdanlık olayında Kuranın tanrısı, bir ay sonra ayet göndererek Ayşeyi zina suçlamasından kurtardığına göre, demek ki Kuraın tanrısı, Muhammedin onurunun kırılmasına sebep olan Ayşeyi boşamasını beklemiş, Muhammed boşamayınca da Ayşeyi kurtarmak için gönderdiği ayette “bu bir iftiradır demediler” diyerek, demeyenlere de çatmadan edememiş, halbuki anlatılanlara göre Muhammed de “bu bir iftiradır” dememiş?

      belli ki olaya kuşkuyla yaklaşmış ama Ebubekirle kabağı kırmamak için boşamayı düşünmemiş, zaten Muhammedin Ayşeyi boşaması, Ayşeyi zan altında bırakacağından bir peygambere insanların onuruyla oynamak yakışmaz, acaba Muhammed Zeyneple evlendikten sonra, Zeyd Muhammedin evine hiç gitmiş midir?

      herhalde ayet inmese bile Muhammed Ayşeyi boşamayacaktı ama her şeyi bilen Kuranın tanrısının sessiz kalması kuşkulara neden olacağından Kuranın tanrısı ayet göndererek sorunu çözmüş, çözerkende zinanın kanıtlanmasını yokuşa sürmüş?

      getirdiği ayetle zina ispatını neredeyse imkânsız hale getirmiş, 4 tane gönüllü röntgenciyi bir araya getirmenin zorluğu, yani vatandaşın işi gücü var, ha deyince dördünü bi araya getirmek, oldukça zor,

      her neyse ben, bir peygamber eşinin nasıl olurda etrafındaki hizmetçilereine rağmen konakladıkları yerde unutulmasından, devedeki tahtırevana hizmetçilerinin yardımı olmadan binemeyeceğinden, kervan hareket ettiğinde son kontrol açısından tahtıveranda mısınız? diye seslenilmemesinden bahsetmeyeceğim,

      ben Ebubekirin ruh halinden bahsedeceğim, anlatılanlara göre, kurtarıcı ayet gelene kadar Muhammed bir ara Ayşeyi babasının evine göndermiş, bir baba için onur kırıcı bir durum,

      Ayşe kendi evindeyken Ebubekir Muhammede uzak durmuş olabilir, belkide o sırada dinden çıkmayı düşünmüş olabilir ama Ebubekirin dinden çıkması demek, Muhammedin peygamberliğini inkâr etmek olacağından kalbindeki cesaret duygusunu dışarıya vuramamış olabilir, üstelik kişiler arasında ne konuşulursa konuşulsun, ne konuşulduğunu anlamadan dinlemeden “Muhammed söylüyorsa doğru söylüyordur” diyen bir adam Muhammedi yalancı durumuna düşürmeyi göze alamazdı, yani kendisi için onur kırıcı olan bu durumu yalayıp yuttu,

      Muhammedin ölümünden sonra başlayan dinden çıkma olayları karşısında, “ulen benim günlerce düşünüp bir türlü cesaret edemediğim şeyi bunlar anında yapıyorlar, benim içimde uhde olarak kalmış bir şeyi siz kolayca nasıl yaparsınız” diyerek, dinden dönenlerin öldürülmelerini belki istememiş olsa bile öldürülmelerine ses çıkarmayak onay vermiş,

      bilirsin, yasak olan şeyler insanı daima o şeylere özlem duymaya iter, örneğin; Kuranda cennettekilere şarap vaad edilmişken, dünyada içmenin yasaklanmış olması, cennet umuduyla yaşayanları cennetteki leziz şarapların hayaliyle avunmalarına sebep olur ama bir taraftanda kendilerine yasaklanan şarabı içenlere hınç duymalarına sebep olur, onları ötekileştirmek için her yolu denenir, hatta dini inançları gereği türban takmak zorunda kalan kadınlar kendilerinin öcü gibi haline bakıp başı açık kadınlara karşı hınç duyarlar, çirkin yakıştırmalarda bulunurlar, neyseki modacılar bu işe el attılarda türbanlıları biraz olsun kadına benzer bir hale getirdiler?

      sende o devirde yaşayıp dinden çıkanları gördükçe, onların peşinden gitmeyi düşünebilirdin, öyle ya peygamberle aynı dönemde yaşamış olan insanlar dinden çıkmayı düşünebiliyorlarsa, demek ki Muhammedin peygamberliğine inanmıyorlar,

      eğer dinden çıkanlar öldürülmeseydi, çoğu kişi dinden çıkabilirdi, işte dinden çıkmayı önlemek için dinden çıkanları öldürmüşler, yani dinden çıkmaya kalkacak olanların akibetlerinin ne olacağıyla ilgili göz dağı vermişler, bu sayede dinden çıkmayı isteyipte kalbindeki cesareti açığa vuramayanlar dinde kalmak zorunda kalmışlar, yani inanıyormuş gibi yapıp bir nevi takiyye yapmışlar.

  70. birkul dedi ki:

    ENBİYA 48 ila ZELZELE 6 VE 8. ayetlere çok dikkatli bakarsak şunu görecegiz herşeyi yaratan allahın bir sistemi bir kuralı var insan ilk önce yanlışta yapsa kuralları tanıyacak ki okurallarla iyi yada kötü bir şekilde tanınıp yargılansın fakat bu ayetlerden şunu cıkaracagız (adalet – kural )(kural – adalet) yada terazinin birinci ve ikinci kefesinden birini seçecez üçünçü şık yok işte bu üçüncü şıkkı seçenler muhatap bile olamazlar durumunun iyi olması hiçbir şeyi degiştirmez neden ilk önçe kural içinde olacaksın sonra yuarışacaksın dünyanın hiç bir yerinde kurallar belirlenmeden insanlar yarıştırılmaz yada hiç bir yerde tartısız hesapsız limitsiz sınırsız herhanki bir şeyi ölçmedem biçmeden sınırlamadan işlem yapamaz yapılmaz muhakkak sınırları belli kuralları belli olan bir sistemde ancak dogru yada yanlış iyi yada kötü diye bir degerlendirme yapabilelim ilk önçe bir kural ve o kuralın bir sistemi sonra adalet yada red işte bured edenler teraziyi sınırı ölçüyü kabul etmeyenler ne hakla veya hangi vicdanla söz söyleye bilirler iyilik bile bir kural bir hesap bir tartı bir sınırı olan kurallar silsilesinden sanra yapılabilir ilk önçe kural kural kural sonra ona uymak yada uymamak üçüncü sık yok yok yok olursa işte ozaman KEHF 103 VE 106. AYETİN DURUMUNA DÜŞERLER işte buda bir kuraldır allah bile kendine kural koyarken hiç bir kimsenin kural dışı yarışmaya kendini kabulettirmesi sözkonusu olamaz kalın saglıcakla allah a emanet olunuz

  71. bir kul dedi ki:

    adalet merhamettir adalet herkesin kurallar nezdinde yaptıklarından iyiyada kötü sonucunun karşılıgını vermektir fakat bu kural bir sınır ve ölçü dahilinde olursa bu aklı olan her kula verilmiştir bu yüzden alla hem adalet li ve merhamet lidir tamdır bir kulvar düşünelim ve tam 7 kişi yarışacak ve herkes kuralları okuyup anlayıp kabul etmiş fakat tam yarışma başlamış bir tanesi diyorki ben bu kurallarla yarışmam ve kuralsız birşeilde yaışmaya devam ediyor bitişte de birinçi geliyor şimdi bu kişi yi hakem çagırıp diyorki diskalifiye oldun koşmanda birinçi gelmende hiç bir deger ifade etmiyor birinci senin arkandan gelen şu kişi dir ve ödülü onaverir şimdi bukişi diyebilirmiki bana adetsizlik yaptın bana haksızlık yaptın hakkım olan bu şeyi başkasına verdin yada yazılı olan bir ögrençi yazılısını belirtilen bir süre içerisinde yazılısını tamamlıyor fakat bir diger ögrenci de yazılısını yırtıp atıyor ögretmen de sınav sonucunda not verirken birincinin not kagıdını degerlendirip sınıfını gectigini söylüyor diger ögrençi ise hacam beni niye degerlendirmedin beni sınıfta bıraktın sen adaletsizsin sen merhametsizsin diye bilirmi türkcem zayıf oldugundan şimdiden mazur görün yazım hatalarımdan dolayı kalın saglıcakla allah a emanet olunuz

    • toro dedi ki:

      Sayın bir kul,

      Peki koşmak isteyipte bu kuralları kabul etmezsen koşamazsın diye yarışa alınmadığınızda ne yapılacak? Ya da bu kurallarla yaşamak istiyormusun sorusu hiç sorulmadan iradeleri dışında bir yaşamı,bir sınavı yaşamaya zorlananlara ne diyeceksiniz?

      Çoğu insan evinde kuş besler değilmi, kafeste! Peki insanlar o kuşları kafese koyarken, kafeste yaşamak istermisiniz diye sorarlar mı?

      Şimdi şöyle sorun kendinize, kafeste yaşamaya, iradesini almadığımız için mecbur ettiğimiz kuşa sırf su ve yiyecek veriyoruz diye aynı zamanda adaleti de vermiş olurmuyuz?

      • bir kul dedi ki:

        Sayın Toro

        çok güzel Yaratan rarattıgına hükmedendir bu kanıya bana verilen aklımla düşünerek karar verdim yaratılansa kendini yaratanı kavrayamadıgı fakat bir yaratıcının var oldugunu bilir ve verdigi donanımlarla mümkün olan aklının kavrayabildigi tüm nesneleri inceleyerek düşüncelerindeki cıkmazlara cevaplar arayarak yani kainat kitabnındaki tüm ver
        ileri ve insanda bir kitabtır kainat kitabı ile insan kitabını irdeleyerek bir sonuca varır
        yanlız şunu diyemez beni niye yarattın alacagım cevap
        ZRİYAT 51/56–>Ben cinleri ve insanları, ancak bana kulluk etsinler diye yarattım.[
        ENBİYA 21/23–>Allah, yaptığından sorumlu tutulamaz, onlar ise sorguya çekileceklerdir.
        BENİM BİR FABRİKAM VAR VE BU FABRİKADA ROBOT ÜRETİYORUM
        hepsinin birertanede yanlarında kullanma kılavuzu bu robotlardan biri diye bilirmiki beni niye yarattın yapay zekasına bile gelmez ben onun zekasına o kapasiteyi vermedikçe ama bizler öylemiyiz yaratıcı öyle güzel yaratmışki inkarda mümkün kölesi olmakta tam bir ÖZGÜRLÜK
        BEN KENDİME SAYGILI OLURSAM aklımı nefsime emanet etmem aklımla nefsimi yönetirim
        yapa bildigim ölcüde YOK DEMEKLE HİÇBİRŞEY YOK OLMAZ önümde İKİ seçenek varken niye birini secmeyeyim oda dogrusunu SEÇMEK
        ENAM–> 6/156,157. “Kitap, yalnız bizden önceki iki topluluğa (yahudilere ve hıristiyanlara) indirildi. Biz onların okumalarından habersiz idik” demeyesiniz, yahut, “Eğer bize kitap indirilseydi, biz onlardan daha çok doğru yolda olurduk” demeyesiniz, diye bu Kur’an’ı indirdik. İşte size Rabbinizden açıkça bir delil, bir hidayet ve bir rahmet geldi…

      • toro dedi ki:

        Sayın bir kul,

        Adaleti tarif edip sonrada, tanrının, tanrı olma vasıflarından birinin de adil olmaması olduğu bundan daha güzel ifade edilemezdi!

        Bende size diyorum ki, adalet dediğiniz (benim farklı bir tanımım var) kelimenin içerisi taa kaynağında dolarsa adı adalet olur! Yani, bana söylermisiniz bir tanrının yarattıklarına en başta sınanmak istermisin sorusunu sormasında kendisi açısınıdan ne sıkıntı vardır? Bu soruyu sormanın yükü, yaratıp, sınanmak için dünya gönderdiklerinin sonradan onun varlığını sorgulayıp sınavını da mantıksız bulmalarından daha mı ağırdır!

        Siz birileri tarafından kabul edilmiş ve kendilerinden sonra gelenlere de reel gerçekler olarak öğretilmiş bir gruplaştırma manifestosunu bir tanrı çağrısı gibi algılayabilirsiniz ama sizin böyle algılamanız başkaları böyle algılamadığınd tek başına reel mutlağı ifade etmez!

        Bu noktada bahaneniz ya daçıkarımınız onlar anlamıyorlar olamaz! Nasıl olur da bütün insanlar o tek tanrıyı tek bir yolla ya da ortak algıyla anlayamaz?

        Bakın evreni ve bizi oluşturan yapıtaşı elektronları, ne şekilde yönlendirirseniz yönlendirin hep aynı şekilde yol alırlar! Bu değişmez. Peki diğer herşey bir yana dünyadaki her insan nasıl olurda tanrıyı aynı ortak içgüdü ile bulamaz?

        Siz o ayetleri uyşturucu kartelinin başındaki bir insan söylüyor farzedin! Kartelin başı, var olması için adamlarından alması gereken sadakati ve onları yönlendirebilmek için kerekli korku ortamını nasıl yaratacak?

        Siz nasıl bir tanrı hayalinin yok olanı bir gün ateşte yanma ihtimaliyle yarattığını ve zorla sınadığını düşünebilirsiniz? Bunu bırakın dünyada yaşayan,yaşamış binlerce tanrı hayalinden hangisinin gerçekten tanrı olduğunu ve geri kalanların ise hayallerden ibaret olduğunu bilebilirsiniz? Neder bunun kriteri, son gelen en doğrusudur mu? E zaten dünya bu mantık yüzünden yok olan dinler ve tanrılar çöplüğüne dönmüş değilmi?

        Hristiyanların kendileri bile artık ellerindeki incillerin insanların sonradan kurgulayarak yazdıkları metinler olduğunu farkında olmalarına rağmen sırf grup olmalarının sembolü diye taşıdıkları bayraklar olduğunu bildikleri noktada siz benim içine doğrum din doğru dindir mantığıyla hareket ediyor olmanız ne menem bir durumdur?

        Burada onlarca defa sordum, zeusu hayal sizin tanrınızı ise gerçek yapan şey nedir? Bakın sevgili dostum, tanrıları gerçek yapan onların inanırlarıdır! Zeusa inanan için zeus, kuranın tanrısına inanan içinse kuranın tanrısı gerçek tanrıdır! Peki siz kuranın tanrısına olan inancınızın, zeusa inananın inancından daha gerçek ya da daha doğru olduğunu nasıl bilebilirsiniz? Hangisinin varlığını ya da yokluğunu cidden test edebildiniz?

        Bu noktada zaten inandırmak iiçin söylenen ayetlerin sadece inananları bağlayacağını, inanmayan ya da inandırılamayanlar (kim inandırmak istiyorsa) içinse bu ayetlern sadece safları sık tutalım söylencesi olduğunu nasıl anlayamazsınız?

        Ne güzel, dünyadaki farklı dinlerin mensuplarınınher biri,kendilerini dünyanın en akıllı varlığı sanacak, çünkü hepsi kendilerine göre tanrıyı diğerlerinden daha iyi biliyor, anlıyor, görüyor! Tek kriter aile, hindu doğarsan başka, budist doğarsan başka, zerdüşt dopğarsan başka, müslüman doğarsan başka tanrıya inanacaksın! Sonra bunların hepsi birbirlerine ben seni benim tanrımın yardımıyla döverim diye hücum edecek!

        Bu en açık ifadeyle delilik halidir!

        Diyorsunuz ki;

        ”yanlız şunu diyemez beni niye yarattın alacagım cevap
        ZRİYAT 51/56–>Ben cinleri ve insanları, ancak bana kulluk etsinler diye yarattım.[

        ENBİYA 21/23–>Allah, yaptığından sorumlu tutulamaz, onlar ise sorguya çekileceklerdir.” sizden alıntı

        Sonra aynı kitaptan başka bir ayetle bu ayetlerin mantığını darmadağın ediyorsunuz!

        ENAM–> 6/156,157. “Kitap, yalnız bizden önceki iki topluluğa (yahudilere ve hıristiyanlara) indirildi. Biz onların okumalarından habersiz idik” DEMEYESİNİZ, yahut, “Eğer bize kitap İNDİRİLSEYDİ, biz onlardan daha çok doğru yolda OLURDUK” DEMEYESİNİZ, DİYE bu Kur’an’ı indirdik. İşte size Rabbinizden açıkça bir delil, bir hidayet ve bir rahmet geldi…

        İndirilseydi,olurduk,demeyesiniz diye farklı bir kitap indiren kuranın tanrısına sormazmısınız,

        ”cinleri ve insanları, ancak bana kulluk etsinler diye” yaratan ve
        ”yaptığından sorumlu tutulamayacak” olan tanrının yarattıklarının ona, habersizdik, bize de kitap indirilseydi,daha doğru yolda olurduk diyebilmesine imkan varmıdır?

        Tanrı ancak etkendir diyerek paylaştığınız ayetleri, insanların diyebilme ihtimali olan şeylerden (olası bahanelerinden) etkilenerek eylem kuran edilgen bir tanrıyı anlatan başka bir ayetle yok ediyorsunuz!

        Bu noktadan sonra tanrıyı şuan içine düşürdüğünüz durum, onun yarattıklarına en baştan sınavı isteyip istemediklerini sormasından dahamı hafif sonuçlar doğurmuş oldu?

  72. bir kul dedi ki:

    Adalet nedir? Adalet, kelime olarak bir şeyi yerli yerine koymak demektir. Adalet hukukta, bir âmirin, ülkeyi idare için koyduğu kanunlar içinde hareket etmesidir. Zulüm ise, bu kanunun dışına çıkmaktır. Her şeyi yoktan yaratan Allahü teâlâ, hâkimler hâkimi, her şeyin asıl sahibi ve tek yaratıcısıdır. Üstünde bir âmiri, sahibi yoktur ki, Onu bir kanun altında bulundursun? Bundan dolayı, (Allah’ın yaptığı şu iş, adalete uymuyor) denilemez.

    alıntı
    kalın saglıcakla

    • 1okuyucu dedi ki:

      bir kul;

      —Adalet nedir? Adalet, kelime olarak bir şeyi yerli yerine koymak demektir.

      Bundan dolayı, (Allah’ın yaptığı şu iş, adalete uymuyor) denilemez (senden alıntı)

      peygamber ve kitap gönderdiğini ilk muhataplarına kanıtlayamamış bir tanrının, “ben tanrının elçisiyim” diyenlere inanmayanları cezalandırma kalkışması, hangi adalet tarifiyle açıklanır acaba?

      • bir kul dedi ki:

        peygamberlerin görevi TEBLİG dir nasihattır ögüttür İKNA ETMEK DEGİLDİR
        Bir çocuk elindeki kola kutusunu, yanında çöp sepeti varken, sokağa attı ise, ona “bunu yapma, sokak kirleniyor.”deriz.
        Bu bir öğüttür.
        “Şimdi o kola kutusunu al, şu çöp sepetine at.” Dersek, bu da bir öğüttür.
        Yani öğüt, birine faydalı olan bir şeyi yapmasını, ya da zararlı olan bir şeyi yapmamasını söylemektir.
        Yemin olsun, size bir Kitap gönderdik ki, öğüt ve uyarınız/zikriniz/şerefiniz yalnız ondadır. Hâlâ aklınızı çalıştırmayacak mısınız? Enbiya Suresi Ayet 10.

        Artık hatırlat, öğüt ver! Rabbinin nimetine yemin olsun ki, sen ne kâhinsin ne de cin çarpmış. Tur Suresi Ayet 29.

        Yemin olsun ki, biz, Kur’an’ı öğüt ve ibret için kolaylaştırdık. Fakat düşünen mi var?! Kamer Suresi Ayet 17.

      • 1okuyucu dedi ki:

        bir kul;

        —peygamberlerin görevi TEBLİG dir nasihattır ögüttür İKNA ETMEK DEGİLDİR (senden alıntı)

        doğru söylüyorsun, peygamberlerin görevi ikna etmek değildir, çünki bir peygamber tanrının elçisi olduğunu, tanrı kanıtlamadıkça, kanıtlayamaz, peygamberin ikna etmesi ise, “tanrının elçisi olduğunu nereden bilelim ya yalan söylüyorsan?” sorusuna “ya doğru söylüyorsam” gibisinden varsayımlara dayalı bir cevap vermekten ibarettir?

        öğüt verme meselesine gelince, öğüt vermek işe yarasaydı, Müslümanlar birbirlerini boğazlamak yerine peygamberin öğütlerine uyarlardı, öğütlerin ne kadar işe yaradığını ise İslâm toplumlarının yaşayışına bakarak görebilirsin,

        ayrıca öğüt vermeklede iş bitmiyor, çünki öğüt vermek herkesin yapabileceği sıradan bir şey, önemli olan öğüt verenin nasıl biri olduğu, her öğüt vereni kendimize rehber edinecek olsaydık, bugün kızımız yaşındaki kadınlarla evlenmeyi, üvey oğullarımızın boşadığı karılarıyla evlenmeyi, pazardan karpuz alır gibi ikişer üçer dörder karı almayı normal karşılardık,

        ne demiş Cem Karaca, “düştüm mapus damlarına öğüt veren çok olur” demiş.

  73. bir kul dedi ki:

    Adaletin bir başka tarifi ise kendi mülkünde olanı kullanmak demektir. Zulüm ise, başkasının mülküne tecavüzdür. Kâinat ve içinde bulunan her şeyin yaratıcısı Allahü teâlâ olduğuna, Ondan başka yaratıcı bulunmadığına ve hiçbir kimse, hiçbir şeye sahip olmadığına göre, Rabbimizin yaptığı işler, hiç kimsenin malına, mülküne tecavüz değildir. Onun yaptığı işler için (Adalete uymuyor) denilemez. Mülk Onundur, dilediği gibi kullanır. Kimsenin bir şey sormaya hakkı yoktur.

    alıntı

  74. bir kul dedi ki:

    Sayın 1Okuyucu

    • 1okuyucu dedi ki:

      burada

      • bir kul dedi ki:

        Sayın 1okuyucu
        “Ki onlar, sözü işitirler ve en güzeline uyarlar. İşte onlar, Allah’ın kendilerini hidayete erdirdiği kimselerdir ve onlar, temiz akıl sahipleridir.” (39/18)

        Etrafımızda İslam adına sergilenen tüm ilkellikler, çirkinlikler ve çelişkiler; kitlelere acilen, gerçek dinin anlatılmasının ne kadar önemli olduğunu göstermektedir. Bu tip manzaralar dan rahatsız olan ünlü düşünür Muhammed İkbal 1920’lerde şöyle diyordu:

        “Eğer biz İslam’ın bir üstün değerler sistemi olduğunu Müslüman olmayanlara anlatmak istiyorsak, onlara her şeyden önce bizim İslam’ı temsil etmediğimizi söylemek borcundayız.” İkbal’den daha önceki yıllarda yaşayan diğer bir ünlü düşünür Muhammed Abduh aynı gerçeği, kendi kelimeleriyle şöyle anlatıyordu:

        “İslam denince akla problemler, çıkmazlar ve çelişmeler geliyorsa, bunun sebebi İslam değil Müslümanlardır. Müslümanların bu asırda Kuran’dan başka imamları yoktur.
        Ezher’de okutulan ve benzeri kitaplar varolduğu müddetçe, bu ümmet ayağa kalkamaz. Ümmeti kaldıracak ruh, ilk dönemde hakim olan Kuran ruhudur. Kuran dışında her şey; Kuran’ı bilmek ve yaşamak arasına konmuş engellerdir.” Mehmet Akif Ersoy ise Kuran’a rağmen dini yozlaştıranların oluşturduğu manzarayı bakın nasıl tarif etmiştir:

        “Eğer İslam’dan maksat Kuran’sa, ortada İslam diye bir şey olmadığını söylemek durumundayız. Çünkü Kuran bu gün göklere çekilmiş ve yeryüzündeki İslam’ın onunla ilgisi kalma mıştır.” Arap asıllı Amerikalı Profesör İsmail Faruki aynı mana ya gelen kendi tespitlerini şöyle ifade etmiştir:

        “İslam, ne bugünkü Müslümanların tavır ve yaşayışları, ne İslam tarihinin şu veya bu dönemi, ne de İslam adına kaleme alınan şu veya bu kitabın anlattıklarıdır. İslam Kuran’dır.”
        Allah’a ait olmayıp subjektif olan, yani insani olan hiç bir şey din olamaz.
        Dine, hiç kimse, din istismarcısının verdiği gibi zarar vermemektedir.

        Kuran’ı (Haşa) ateistlerin dediği gibi Resulullah yazsa idi
        1- O kitapta Kendisini cennetle müjdelemez miydi?
        2- O kitapla ırkını yüceltmez miydi?
        3- O kitapta adını sadece 4 kez mi anardı?
        4- O kitapta soyumu ,kabilemi (haşimoğullarını) yüceltmez miydi?
        5- O kitapta kendini azarlar, hatta tehdit eder miydi?
        6- O kitapta açıklanması hoşuna gitmeyecek, kendisini zor duruma sokacak şeyleri açıklar mıydı ?
        7- O kitapta kendini Allah’ın en sevgili kulu ve Her şeyin varoluş sebebi ilan etmez miydi? (Bu iddia Kuranda yazmaz, uydurma hadislerde yer alır)
        8- O kitapla kurduğu din sayesinde kendisine Saraylar Hanlar yaptırmaz mıydı? Sıradan hayatına devam edip basit bir hayat yaşar mıydı ?
        9- O kitapla kurduğu dinle Arabistan’ın en genç ve en güzel kızları dururken 51 yaşına kadar tek eşli kalıp 51’inden sonra da ekseriyeti yaşlı ve dul insanlarla evlenir miydi?
        10- O kitap sebebiyle; herkesin en güvendiği insanken, öldürülmek istenen bir insan olmayı göze alır mıydı? Bu uğurda evinden yurdundan kovulup yine de o kitaptan şaşmaz mıydı?
        11- O kitapta indirdiği dine en çok kendisi uyup, en çok kendisi ibadet eder miydi? Sadece kendine has ibadetler koyup, bu ibadetleri uydurduğu halde uygular mıydı?
        Resullerden başka tek bir kişi bile bulamazsınız ki
        YUKARIDA YAZILANLARDAN EN AZINDAN ÜÇÜNÜ KENDİ YAZDIĞI KİTAPTA BELİRTMESİN.
        SIRF BU YÜZDEN BİLE İNANIYORUZ Kİ KUR’AN YÜCE ALLAH’IN SÖZÜDÜR, KUL SÖZÜ DEĞİL.
        “Kâfirler, “Kur’ân âyetleri, öncekilerin masallarıdır. Onları kendisi yazdırmıştır. Bunlar sabah-akşam kendisine okunmaktadır” dediler.
        De ki: “Kur’ân’ı, göklerde ve yerdeki sırları bilen Allah indirmiştir. Şüphesiz Allah, çok affedicidir; çok merhametlidir.” Furkan 5-6
        kalın saglıcakla

      • 1okuyucu dedi ki:

        bir kul;

        —-“İslam denince akla problemler, çıkmazlar ve çelişmeler geliyorsa, bunun sebebi İslam değil Müslümanlardır. Müslümanların bu asırda Kuran’dan başka imamları yoktur.
        Ezher’de okutulan ve benzeri kitaplar varolduğu müddetçe, bu ümmet ayağa kalkamaz (senden alıntı)

        bana hitaben yazdığın için cevap vermek zorunda kaldım.

        İslâm aleminin içerisine düştüğü bataklıktan rahatsız olduğunu anlıyorum ama bunun sorumlusu, insanlar değil, Kuranda gönderilen anlaşılmaz ayetlerin farklı yorumlanması sonucu, bunları farklı yorumlayanları ilimde derinleşmiş din alimi sananların, bunların görüşlerine göre oluşturdukları mezhepler, tarikatlar ve ekollerdir,

        bu gurupların ortaya çıkmasına sebep olanlar, belki bunu Müslümanları bölmek için yapmamış olabilirler ama getirdikleri farklı söylemlerin farklı farklı guruplar oluşturacağını ön görememişlerdir,

        günümüzde aynı şeyi, dinden nemalanmak için, kendini din alimi olarak sunanlarda yapmaktadır, böyleleri dikkat çekmek için diyanete saldırmaktan geri durmamaktadırlar, engin Arapça bilgileriyle Kuranı yeniden keşfederek, ayetleri farklı farklı yorumlamaya kalmaktadırlar, kendilerini bilgili, diyanet dahil herkesi cahil olarak göstermektedirler,

        ama ortada başka bir realite var, Kuranda normal hükümlerin yanında sert (radikal) hükümlerde vardır, vardır çünki bir tanrının kural koyduğu iddia ediliyorsa, kendi kurallarının yer yüzünde egemen kılınmasını ister, bununda yolu Müslümanların yeryüzüne egemen olmasıyla mümkündür, bunun için herkesi Müslüman yapmaları gerekmez, İslâm hukuk kurallarının uygulandığı şeriat sistemlerinin olması yeterlidir, yani egemen oldukları toplumlarda Kuran hükümleri geçerli olduğu sürece Müslüman olmayanların da olmasının bir sakıncası yoktur, bunu dinde zorlama yoktur ayeti gereği söylüyorum,

        sadece “fitne yer yüzünden kalkıncaya ve din Allahın oluncaya kadar onlarla savaşın” ayeti tek başına Müslümanları hiç bitmeyecek bir savaşa, gerek fiilen, gerek finansör olarak, zorlamaktadır,

        kaldı ki Ayşe ve Ali hırlaşması sonucu fitnenin ağababası, Müslümanları iki ana guruba ayırarak birbirlerini boğazlamalarına neden olmuştur, hoş, Ayşeyle Ali birbiriyle hırlaşmasaydı yine de mezhepler, tarikatlar, ekoller, Müslümanları birbirlerine düşürmeye yetecekti (ekoller derken tarikatlar içerisindeki guruplaşmaları kastediyorum)

        oysa yeryüzünden fitnenin kaldırılması asla mümkün değildir,

        diğer radikal ayetlerden söz etme gereği duymuyorum, aramızdaki tartışmalardan sende onların hangileri olduğunu biliyorsundur,

        o nedenle, senin kafandaki din, yani olmasını istediğin din, başta Kuran olmak üzere diğer kitaplarda da yok, çünki yer yüzündeki mevcut dinlerin hepsinin en temel emirleri şiddet kokar,

        yani sen Nasreddin Hocanın, karanlıkta kaybettiği yüzüğünü aydınlıkta aradığı gibi, olmasını istediğin dini kitaplarda (başka yerlerde, yanlış adreste) arıyorsun,

        eğer aradığın düzeni görmek istiyorsan, insanlık tarihi boyunca birbirlerini acımadan boğazlayan, birbirlerine karşı toplu katliamlar yapmaktan çekinmeyen, kendi içlerinde cinsiyet ayırımcılığının(din unsurunu kullanarak) dik alâsını yapanlar, birbirlerini boğazlamaya 2. dünya savaşıyla son verip, el sıkışmak zorunda kalanların, kendi vatandaşlarının refahı için başka toplumları sömürmekten çekinmeyenlerin, kendi vatandaşlarına cinsiyet farkı gözetmeden her türlü yaşam hakkını verenlerin, yoksulluğun en az olduğu Ülkelere bak,

        kurdukları insanca düzenin adına laik demokrasi deniyor, hani şu dinci yobazların, halkıda yanlarına alarak engellemeleri sonucu, Ülkemize bir türlü gelemeyen laik demokratik rejimlerden bahsediyorum, en iyisi olmasa da elde mevcutların içerisinde en iyisi olduğu muhakkak,

        — 10- O kitap sebebiyle; herkesin en güvendiği insanken, öldürülmek istenen bir insan olmayı göze alır mıydı? Bu uğurda evinden yurdundan kovulup yine de o kitaptan şaşmaz mıydı? (senden alıntı)

        eğer insanlar bir ideolojinin savuculuğunu yapıyorlarsa, ölüm dahil herşeyi göze almaktan asla çekinmezler, bunun en taze örneği güncelde mevcut, savaşmak için dünyanın dört bir yanından gelipte ışide katılanlar, öldürüşme gibi bir eylemin içine düşeceklerini bilmiyor mu?

        eğer yeni bir söylemle ortaya çıkılıyorsa, ölümü göze almışsındır demektir, zaten başka türlü ortaya çıkamazsın, hele bu söylem din üzerine olursa davadan dönmek diye bir şey asla söz konusu olmaz,

        hatta bu uğurda, bir eline ay’ı bir eline güneşi verseler de yinede davadan dönülmez, çünki dönmesi demek davasından vazgeçmesi, yalancı olduğunun ortaya çıkması demektir,

        o nedenle kendisine sunulan cazip teklifleri kabul etmez, kabul ettiği taktirde, kendi müritlerinin onu yalancılıkla suçlayıp yüzüne tüküreceklerini, cazip teklifi sunanların da münasip bir yerine tekme vuracaklarını bilir,

        —11- O kitapta indirdiği dine en çok kendisi uyup, en çok kendisi ibadet eder miydi? Sadece kendine has ibadetler koyup, bu ibadetleri uydurduğu halde uygular mıydı? (senden alıntı)

        dinler, tanrı kaynaklı olduğu için haliyle ritüelleri de (tapınma) içerilerinde barındırırlar, bir peygamberin de savunduğu değerlere kendisinin uymayacağı düşünülemez, bilirsin imam hapşırırsa cemaat hasta olur,

        o nedenle Muhammet savunduğu değerler konusunda, müritlerine örnek olmak zorundaydı,

        Haticeyle olan evliliği variyet açısından aşağılık kompleksine neden olmuş mudur bilemem ama Haticeyle olan evliliği sırasında yapmış mıdır onu da bilemem ama (Hatice zengin bir kadın olduğuna göre cariyeleri de olduğu muhakkak) Haticenin ölümünden sonra doğrudan Ayşeyi alması göze batacağından yaşlı bir kadınla evlenip, daha sonra Ayşeyle evlenmiş, sanki esas amacını gizlemek için bir yaşlı kadını araç olarak kullanmış,

        kadınlara olan düşkünlüğü nedeniyle kırdığı potları da Kurana mal ederek düzeltmeye çalışmış, (ahzab suresine bakabilirsin)

        hırpani bir şekilde yaşadığı iddiası İslâm kaynaklı olup verilen bilgilerin objektif olup olmadığı tartışılır,

        savunduğu değerler gereği saltanat peşinde koşmamış olması mantıken muhtemel olmakla birlikte, hırpani bir şekilde yaşadığı iddiaları, İslâmi kaynaklara dayandığı için subjektif iddialar olabileceği konusunda kuşku uyandırıyor,

        —“Kâfirler, “Kur’ân âyetleri, öncekilerin masallarıdır. Onları kendisi yazdırmıştır. Bunlar sabah-akşam kendisine okunmaktadır” dediler.
        De ki: “Kur’ân’ı, göklerde ve yerdeki sırları bilen Allah indirmiştir. Şüphesiz Allah, çok affedicidir; çok merhametlidir.” Furkan 5-6 (senden alıntı)

        Muhammede inanmayanları başka türlü göstereceksin ki, inananlar onlara itibar etmesin,

        batılılar Muhammedi devlet kuran bir devrimci, ayı zamanda usta ve kurnaz bir siyasetçi olarak tanımlarlar???

        Kuranın tanrısı, peygamber gönderdiğini kanıtlayacağına, Muhammede inanmak isteyenlerin aklını çelmemeleri için, Muhammede inanmayanları türlü türlü yakışıksız bir şekilde tarif ederek Muhammede inanılmasını sağlamaya çalışmıştır.

  75. bir kul dedi ki:

    ADALET İLE İLGİLİ AYETLER
    Nisa-58. Şu bir gerçek ki Allah, size emanet (ve iş)leri mutlaka ehline (İslâm’a göre ahlâkı sağlam, yeteneklilere)(1) vermenizi, insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emreder. Gerçekten Allah, bununla size ne güzel öğüt veriyor! Şüphesiz Allah, (her şeyi) işiten ve görendir.

    Maide-8. Ey iman edenler! Allah için adaleti (hakkı) ayakta tutan (hâkimler), adalet timsâli şâhitler olun.(3) Bir kavme duyduğunuz kin sizi adaletten sapmaya sevketmesin. Âdil davranın, takvâya daha yakın olan da budur. Allah’a karşı takvâlı olun (emirlerine uygun yaşayın). Şüphesiz ki Allah yaptıklarınızdan haberdardır.

    Maide-42. (Onlar) yalan dinlemeye çok meraklı ve haram (rüşvet) yemeye pek düşkündürler. Eğer sana gelirlerse, ister aralarında hükmet, istersen onlardan yüz çevir.(1) Eğer yüz çevirirsen sana hiçbir şekilde zarar veremezler. Eğer hükmedersen aralarında âdil şekilde hükmet. Hiç şüphesiz ki Allah adaletli olanları sever.

    En’am-115. Rabbinin sözü hem doğruluk, hem adalet bakımından tamamlanmıştır. O’nun sözlerini değiştirebilecek hiç kimse yoktur. O, (her şeyi) hakkıyla işitendir, bilendir.

    A’raf-29. De ki: “Rabbim bana adaleti ve itidâli emretti. Her mescidde (namazda) yüzlerinizi (kıbleye) çevirin. Dîni yalnız ‘Allah’a has kılarak’ (ve ihlasla) kendisine (kulluk edip) yalvarın (başkalarını putlaştırıp/tanrılaştırıp onlara sığınmayın. Unutmayın ki) ilk defa sizi yarattığı gibi, yine (O’na) döneceksiniz.”

    Yunus-47. Her ümmetin bir peygamberi vardır. Peygamberleri geldiği zaman, aralarında adaletle hükmedilir ve onlar haksızlığa uğratılmazlar.

    Nahl-90. Muhakkak ki Allah adaleti, iyiliği ve yakınlığı olana (özellikle akrabaya muhtaç oldukları şeyleri) vermeyi emreder; ahlâksızlığı/hayasızlığı, fenâlığı, zulmü/azgınlığı yasaklar. İyice anlayıp tutasınız diye size (böylece) öğüt verir.

    Şura-15. (Resûlüm!) İşte bunun için sen, (onları tevhid dînine) davet et ve emrolunduğun gibi dosdoğru ol. Onların arzularına uyma ve de ki: “Ben Allah’ın indirdiği her Kitab’a inandım ve bana aranızda âdil davranmam emredildi. Allah, bizim de Rabbimiz, sizin de Rabbinizdir. Bizim işlediklerimiz bize, sizin işledikleriniz de size aittir. Bizimle sizin aranızda artık hiçbir tartışma (konusu) yoktur. Allah (kıyâmette) hepimizi bir araya toplayacaktır. Zaten dönüş ancak O’nadır.”

    Hucurat-9. Eğer mü’minlerden iki topluluk birbirleriyle vuruşurlarsa, hemen aralarını düzeltin. Eğer onlardan biri, hâlâ (Allah’ın hükmüne boyun eğmeyip) diğerine saldırırsa, Allah’ın emrine dönünceye kadar saldırana karşı savaşın. Eğer (Allah’ın emrine) dönerse, artık aralarını adaletle düzeltin ve (her işinizde) âdil davranın. Çünkü Allah âdil davrananları sever.

    • 1okuyucu dedi ki:

      bir kul

      —ADALET İLE İLGİLİ AYETLER (senden alıntı)

      ayetleri gruplama konusunda çok talihsiz bir seçim yapmışsın?

      peygamber gönderdiğini ilk muhataplarına kanıtlayamamış bir tanrının, ben tanrının elçisiyim diyenlere inanılmasını bekleme hakkı olmadığı gibi,

      ben tanrının elçisiyim diyenlere inanmayanları da, ne bu dünyada (top yekün imha etme) nede başka bir yerde cezalandırmaya hiç hakkı yokken, adalet konusunda da ahkâm kesmeye hiç hakkı olamaz, olursa, bak şu konuşana derler.

      kusura bakma ama başka bir şey demezler.

  76. kadir dedi ki:

    sayın bir kul…

    05/01/2015 14:34 te yaptığınız paylaşım için allah razı olsun.. allaha emanet olun..

  77. bir kul dedi ki:

    İMAN BÜTÜNLÜĞÜNDE MANTIĞIN ROLÜ
    Şimdi sizlerden, “İslam Dini” ile ilgili, bugüne kadar edindiğiniz tüm bilgileri gözden geçirmenizi istiyoruz.Bu konuyla ilgili, kaynağı ne olursa olsun aklınıza gelen tüm bilgileri, hatta bu bilgiler ışığında oluşturduğunuz davranışlarınızı…
    Bu işlem sırasında, taradığınız bilgiler içinde tutarsızlık tesbit ettiyseniz, aldığınız bilgileri mantık süzgecinizden geçirmeden hafızanıza kaydettiniz demektir. Mantığınızı kullanıp kullanmadığınızı anlamanın en kestirme yoludur bu. Çünkü, mantık süzgecinden geçen bilgide tutarsızlık olmaz.
    Kur’an’da; “ Allah, iman edenleri, dünya hayatında da, ahirette de, tutarlı sözle sağlamlaştırır!..! ( İbrahim 27) denilmesi, mantığın önemini ve mantık ile imanın ne kadar bağlantılı olduğunu görmemiz açısından dikkat çekicidir. Bir konuyla ilgili eksik bilgilere sahip olabilirsiniz, ama edindiğiniz bilgiler içinde
    mantık bütünlüğü oluşturabildiyseniz, bilginiz dahilinde olan tüm soruların cevabına sahip olmanız gerekir. Cevaplarınızda çelişkiler varsa, bilgilerinizi tekrar gözden geçirin ve mantığınıza uymayan bilgiyi eleyin!.. Çünkü ; Bilgide mantık siliniyor ise gerçeğe aykırıdır!..
    Bu noktada, mantığın en önemli görevini şöyle tanımlayabiliriz;
    Kişinin akıl ile elde ettiği bilgiler arasındaki bütünlüğü sağlayıp, çelişkileri gidermek ve bu işlem sırasında, bilgileri bir süzgeçten geçirerek(ki biz buna mantık süzgeci diyoruz) bütüne aykırı, çelişkili veya yanlış bilgileri elemek.
    Bu işlemi, akıl-mantık-gönül üçlüsünün görevlerini baz alarak, anlatmaya çalışalım;
    Bilgiler akıl yoluyla elde edilir. Akla gelen bilgi mantığa gönderilir, mantık yanlış bilgiyi eler, doğru olanı gönüle iletir. Gönül, gelen bilgileri halimize geçirmemizi sağlar. Aslında çok basit gibi görünen bu işlem, oldukça karmaşık ve zordur. Yukarıdaki tanım, olması gerekenin tanımıdır, ancak realitede çoğu zaman evdeki hesap çarşıya uymaz!..
    Mantığın, görevini yerine getirdiğinin, başka bir deyişle mantığımızı çalıştırdığımızın en somut göstergesi ise; soru sormamızdır!.. Mantık soru sorar ve aldığı cevaplar doğrultusunda doğruyu ve yanlışı ayırt eder. Her soruda bir bilgi mevcuttur. Çünkü soru; zaten akılda olan bilginin, mantık tarafından sınanması için sorulur!.. Bu nedenle de, bir kişinin sorularına bakarak sahip olduğu bilginin düzeyini ölçmek mümkündür.
    Konunun daha iyi anlaşılması için; bir gazetede, “ Tanrı’ya mesaj var” başlığı ile yayınlanan haberden alıntı yapmak istiyoruz. Haber; Bir kilisede Tanrı’ya elektronik posta gönderen 3 ile 9 yaş arası çocukların
    sorularından oluşmakta. Konumuza uygunluğu açısından, çocuklardan birkaçının sorularını irdelemekte yarar var. Önce soruları görelim:
    “ Ne diye bu kadar çok insan yarattın? Başka bir dünya daha yapıp fazlalıkları oraya
    koyamaz mısın? “ J.B (7)
    “ İnsanların ölmelerine izin verip yenilerini yapmak yerine, neden elindekileri tutmuyorsun?” Jane (6)
    “ Sahiden var mısın? Bazıları buna inanmıyor. Eğer varsan, gecikmeden birşeyler
    yapmanda fayda var.” Harriet (6)
    “ İnsanlara ruhları her zaman doğru mu dağıtıyorsun? Yanlış yapabilirsin!..” Audrey (8)
    “ Bende senin dışında tüm liderlerin resmi var. Seninkini de yollar mısın? “Norman (6)
    “ Kitabını okudum ve beğendim. Bütün o fikirler nereden geldi aklına? “John (8)
    “ Zürafaların görünümünü isteyerek mi böyle yaptın, yoksa yanlışlıkla mı oldu? “ Norman(4)
    “ Tanrı olduğunu nasıl bilebildin? “ Charlene (3)
    Bu çocukların en önemli ortak özellikleri, mantık yürütüyor olmaları. Soru soruyorlar ve çoğu, ileride, sordukları sorulara aldıkları cevaplar doğrultusunda bir inanç geliştirecekler… Sorularındaki ortak özellik ise, akıllarında, “Allah” kavramı yerine, yukarıda bir yerlerde oturan ve insanların her hareketini denetleyen
    “ insan tanrı” kavramı bilgisini taşımaları. Bu bilgiyi de maalesef ki biz büyüklerden ediniyorlar!..
    Büyüdüklerinde ise, önlerinde üç seçenek olacak:
    1)- Akıllarındaki yanlış bilgiler doğrultusunda oluşturdukları “insan tanrı” kavramı, gün geçtikçe mantıklarına uymamaya, sorularına cevap verememeye başlayacak ve bu “insan tanrı” ya inanmak yerine mantıklarına inanmayı tercih edecekler. Yani, insan olmanın gerekliliği olan “akıl”larından ödün vermemek adına, imanlarından ödün verecekler.
    Söz konusu çocuklar için, bu süreç başlamış bile!.. Yukarıdaki soruların cevaplarını; yukarıda oturup onları cezalandırmak ve ödüllendirmekten başka hiçbir işe yaramayan “insan tanrı” kavramını aşılayan
    büyüklerden alabilselerdi, bu soruları doğrudan “insan tanrı” ya sormazlardı!..
    2)- Mantıklarına uymayan “insan tanrı” kavramını inkar etmemek adına mantıklarını terk edecekler .Yani, imanlarını korumak adına, akıllarından ödün verecekler ki bunun sonuçlarını, “Tek yönlü iman” adlı bölümümüzde ayrıntılı olarak görmüştük.
    3)- Mantıklarının kabul etmediği bilgileri yeniden sorgulayıp, yanlış olan bilgileri terk ederek, “Allah” kavramını öğrenmeye başlayacaklar. Böylelikle de, mantıklarından ya da imanlarından ödün vermeden, Allah’ı öğrendikçe sevecek, sevdikçe inanacaklar.
    Son seçeneğin görüldüğü kadar kolay olduğunu sanmayın. Çocukluklarından itibaren, en güvendikleri ve en sevdikleri yakınları tarafından oluşturulmuş ve zamanla kökleşmiş olan “insan tanrı” kavramını yıkmak, inanın sanıldığı kadar kolay değil!..
    Aslında hepimiz aynı seçeneklerle karşı karşıya değil miyiz? Bu seçeneklere derinlemesine baktığımızda, seçeneklerden her hangi birini seçeni suçlayabilir miyiz? Olayları irdelediğinizde, yani mantığınızı kullanmaya başladığınızda, sebeplerin arkasını görmeye başlarsınız.
    Sebeplerin arkasında ise; temelde ne suç vardır, ne de ceza!…
    Şimdi sizlerden, mantığınızı kullanarak, yukarıdaki sorulardan koyu renk olanların cevabını düşünmenizi istiyoruz. Bu soruları daha önce kendi kendinize sormadıysanız, lütfen neden sormadığınızı da düşünün!..Kendiniz için olmasa bile çocuklarınız için düşünün. Çünkü bir gün çocuklarınız, kendinize dahi hiç sormadığınız bu soruların cevabını sizden isteyebilirler. Mantıklı bir yanıt vermediğinizde de onları, yukarıdaki seçeneklerle baş başa bırakıyorsunuz demektir!..
    “Arının bütün meziyetlerine rağmen sevilmeyişi,nefsini acı ile koruyuşundandır. Unutulmasın ki, arının mantığı olsa iğnesini kullanmazdı!..” *
    Mantık, insan için öylesine bir silahtır ki; Allah yolunda kullanırsan nefsinin seni Allah yolundan uzaklaştıracak isteklerini, nefsinin yolunda kullanırsan, doğruyu ve yanlışı ayırt edebilme yeteneğini kaybedersin!.. Mantığını nefsine uyarak kendine çeviren ve bu nedenle doğruyu ve yanlışı ayırt etme yeteneğini kaybedenlere en güzel örnek şeytandır.Kur’anda Allah,” Adem’e secde et! ” dediğinde şeytanın mantığı, nefse dönük bir ölçü kullanmış ve ” Ben ondan hayırlıyım çünkü beni ateşten, onu çamurdan yarattın. ” diyebilmiştir. (A’raf 12 – Hicr 33 – Sad 76) Burada dikkat çekici olan; emre itaat etmeyen şeytanın, temelde aklını ve mantığını kullanıyor olmasıdır. Çünkü; şeytanın emre itaat etmemek için öne sürdüğü neden, kendine göre mantıksaldır. Yani mantığını çalıştırmış, fakat nefsinin lehine kullanmıştır.
    Kur’anda, mantığını nefsinin lehine kullananların örneklerine rastlamak mümkündür. Hatta, günahkarların cehennemde hesap veririken ya da kendilerini savunmaya çalışırken söylediklerinde de bir mantık vardır:
    ” Biz, atalarımızı üzerinde bulduğumuz şeye uyarız. ” (Bakara 170) derler. Çünkü: kendilerince en emin yol, güvendikleri hatta sevdikleri büyüklerinin yoludur. Bu savunu için mantıksız diyemeyiz. Mantık vardır ama mantığı çalıştırıken kullandıkları ölçü, nefsin elindedir. İşte bu ölçüye dikkat etmemiz gerektiğini de yine
    Kur’andan öğreniyoruz:
    Müddessir Suresinde; ” Ayetlerimize karşı bir inatçı kesildi “(16) diye tanımlanan kişi için deniliyor ki;
    ” Derin derin düşündü o; ölçtü biçti. Kahrolası nasıl bir ölçü kullandı? Bir kere daha kahrolası nasıl bir ölçü kullandı? Sonra baktı. Sonra yüzünü buruşturdu, kaşlarını çattı. Sonra arkasını döndü ve böbürlendi. Şöyle dedi: Bu, rivayet edilerek gelen bir büyüden başka şey değil. İnsan sözünden başka bir şey değil bu. ” (Müddessir 18-25)
    Şimdi, söz konusu ayetleri bu bilgiler ışığında yorumlarsak:
    1- Allah’ın ayetlerine karşı çıkan kişi cahil ya da aptal değil. Düşünüyor; demek ki aklını kullanıyor. Ayetleri okuyor; demek ki okuyup yazma ve değerlendirme yeteneği var.
    2- Ayetleri görür görmez karşı çıkmıyor. Yukarıdaki ayetlerden, belli bir süre araştırma yaptığını anlıyoruz.
    3- Allah; ” Nasıl bir ölçü kullandı? ” diye soruyor bizlere. Hem de iki defa. Böylece bu sorunun cevabını bulmak da bizlere farz oluyor!
    Sonuç olarak diyebiliriz ki; Sekar’a fırlatılacağı belirtilen bu kişi, aklını ve mantığını, nefsinin belirlediği ölçüye göre kullanarak hüküm veriyor!.. Bir başka deyişle; Aklını ve mantığını nefsin yolunda harcıyor.
    Mantığı, nefse yani “benliğe” benzer. Her ikisinin de ortak özelliği, birimsellik bilincini taşıyor olmalarıdır:
    Mantığı, birimsellik bilincinden çıkarıp, ” Tek ” lik bilincine ulaştırabilirsek, nefsimizi de eğitebiliriz. Bu nedenle, önce mantığımızı eğitmeliyiz. Mantığımıza; aklımız ile, birimsellik bilinci ile hareket eden nefsimizin de bütünün parçası olduğu, başka bir deyişle; bizdeki cüzi nefsin kaynağının Külli Nefs olduğu bilgisini iletmeliyiz.
    Peki,mantığımızı nasıl kullanmalıyız ki,nefsimizle olan savaşımızda bize bir güç olsun? Aslında, mantığın nefse karşı savaşı, güncel hayatımızda kolaylıkla fark edebileceğimiz kadar somuttur. Yöntemi şöyle özetleyebiliriz:
    “ Mantığına uyan en doğrusudur. Mantığına uymayan, acaba denilen, daima aranmaya muhtaçtır. Mantığına uymayan, doğruyu vermeyendir!… İçin kaynarken, hayır nefsime değil mantığıma uyacağım dersen, ilk savaşı içinde yaparsan,güçlüğü yenmiş olursun, yoksa, aklına geldiği gibi nefsine kapılıp savaşa
    atılırsan kaybedersin!..”
    Bir şeye karar vermeden evvel mutlaka düşünün, düşünmeden karar vermeyin denilmesinin temel nedeni budur: Akla gelen düşüncenin, mantık tarafından değerlendirilebilmesi için, mantığa zaman tanımak, yani aklımıza geldiği gibi hareket etmemek!…Sonrasında da gönüle danışmak. Kısacası, akıl-mantık-gönül
    üçgenini kurmak.
    Akıl ile mantığın ilişkisini irdeleyecek olursak; mantığı, aklın fonksiyonu olarak tanımlayabiliriz. Mantığın çalışıp çalışmaması akla bağlıdır. Fakat, çalışır haldeki mantık, nasıl çalışması gerektiği konusunda sadece akla bağımlı değildir, bu noktada, gönül de, nefs de devreye girebilir. Yani, mantık, çalışması açısından akla bağlı, nasıl çalıştığı açısından ise bağımsızdır.
    Mantığın çalışıp çalışmaması akla bağlıdır dedik. Bunu şöyle açabiliriz; Aklını kullanmayan, mantığını da çalıştıramaz. Ama aklınızı kullandığınız halde mantığınızı çalıştırmayabilirsiniz. Başka bir değişle;
    Mantıklı bir insan akıllıdır da. Ama akıllı bir insan mantıksız olabilir!…
    Şimdi, akıl ile mantığın ilişkisine bakalım:
    “ Akıl, mantığı doğruya götürür, doğru; kula, kimseye zarar vermemeyi öğretir. Akıl, çerçeveyi çizebilen, mantık yoluna çevirebilendir. Mantık, aklın süzgecidir. Akıl, yön verendir, mantık, aklın verdiğini eleyen, büyük geleni ufalayan. Güçlük, ne elemek, ne ufalamaktır. Güçlük, ne yapacağını bilmemektir. Aklın yaptığını, mantık ölçmezse, yanılgıya düşülür. Ölçme yeteneğin yoksa, ölçebilene danış. “ *

    Evet; güçlük; ne yapacağını bilmemektir!.. Ne yapacağımızı bilmemek, ne istediğini bilmemekten doğar. Çünkü, ne istediğini bilen kişi, davranışlarını, amacına uygun hale getirir ve mantığını da, yine bu isteğine ulaşma yönünde çalıştırır. Kısacası, ne istediğini bilen, ne yapacağını da bilir. Böyle olunca da, belirsizlik ortadan kalkar ve mantık tek bir yönde çalışmaya başlar. Mantık, tek bir yönde çalıştığında, idrak artar.
    Her insanın mantık ölçüsünü, önyargıları belirler. Önyargılardan kurtulduğumuz ölçüde ise mantığımızın çerçevesi genişler. Bu nedenle de, her insanın mantık ölçüsü farklıdır. Mantığın, bu yoldaki görevi ise; cüzi aklı, Külli Akıl’a bağlamaya yardımcı olmaktır
    Mantığın en önemli görevlerinden biri de; kişinin niyetini oluşturmasıdır. Mantık; gerçekleşmeyecek isteği niyete döndürmez. Bu nedenle, mantığı ile niyet edenler, niyetlerine yanlış yön vermekten kurtulurlar. Çünkü; mantık çalışmazsa, niyetler hayale dönüşür. İnsan, elde edemeyeceği şeylere niyet etmeye başlar. Olmayacak niyetin olumuna çalışmak da, niyetlerin gerçekleşmiyeceği anlaşıldığında, insanı umutsuzluğa sürükler. Umutsuzluk ise, imanı bitirir!.. İnsanı, Hak yolundan döndürecek tüm isteklerin bu yoldan kaldırılması niyeti de, mantık ile kurulur. Bu niyette, duyguya değil, mantığa yer vardır. Mantık,
    ne olursa olsun, yoldaki pisliklerin temizlenmesini söyler:
    Niyet, tüm davranışlarımız için temel kriterdir. Doğru bir niyet yoksa, ibadetin de anlamı yoktur. Allah’ın ne namazımıza ne orucumuza ne sadakamıza ihtiyacı vardır. İbadetlerimiz Allah’a ulaşmaz. Allah’a ulaşan; ibadetlerimizi yapma niyetidir. İbadetler de dahil tüm davranışlarımızda temel prensip, niyetimizin Allah’ın rızasını kazanmak olmasıdır.
    Konuya Kur’andan örnekler verelim: ” O’nun katında hiç kimsenin O’na karşılık olarak verilecek bir nimeti yoktur. Yüceler yücesi Rabb’inin yüzünü özleyip istemek için veren hariç. ” (Leyl 19-20)
    ” Güzel söz ve bağışlama; arkasından incitme gelen sadakadan daha iyidir. Allah zengindir, acelesi de yoktur. Ey iman sahipleri! Allah’a ve ahiret gününe inanmadığı halde, insanlara riya için malını infak eden kişi gibi, sadakalarınızı başa kakmak ve eza etmek suretiyle boşa çıkarmayın…” (Bakara 263-264)
    Mantığın, iman bütünlüğünü sağlamadaki rolü, onun, nefsle mücadelesinin ne kadar önemli olduğunun da göstergesidir. Bu nedenle de, nefsin oyunlarına karşı uyanık olmak zorundadır. Mantığın, nefse yenik düşmemesindeki etkenlerden bir diğeri de gönüldür.
    Şimdi, mantık ile gönül arasındaki ilişkiyi, mantığın çalışması yönünden değerlendirelim:
    Gönül, en büyük gücü olan sevgi ile, nefse uyan mantığı döndürmeye çalışır. Mantık ise, insanın niyetini, Allah’a ulaşmanın yollarına çevirerek, gönle yardımcı olur. Gönül ile mantığın ilişkisi; gönül, Allah’ın aşkına varıncaya kadardır:
    “ Mantık, dünya ile ahireti ayırıncaya kadar çalışır. Ahiret yoluna bağlayınca, mantık yerini gönüle bırakır. Aşk, mantık kabul etmez. Deryaya dalan, ölümden korkmaz. Mantığını gül bahçesine girinceye kadar çalıştırırsın. Varınca, gülden başka görmezsin, bülbülden başka dinlemezsin!..” *
    Şimdi, mantığımızı devre dışı bırakan etkenleri tanımak için bir örnek verelim ve mantığın en önemli
    zaafına değinelim: Korku!…
    Korku, mantığı tamamen devre dışı bırakan bir duygu olup, bu anlamda kullanıldığında, nefs tarafından yönlendirilir. Gönülün yönetimindeki korku ise,( ki bu korkunun en başında Allah korkusu gelir) kişiyi, Allah yoluna döndürmek ve kötülüklerden uzak tutmak için kullanılan bir yöntemdir. Gönül korkuyu, insanın korkuya gereksinimi olmadığını idrak edene kadar kullanır!..
    Konumuz gereği, mantığa karşı olan korkuyu anlatmaya çalışalım:
    “ Mantıkta olan bir takıntıdır korku” * Korku, öyle bir takıntıdır ki, bırakın yüzyüze gelmeyi, onunla karşılaşmamak için bile mantıksızca davranabilirsiniz. Kedilerden korkan biri, masanın altına kedi gelme
    olasılığı yüzünden, 40 derece sıcaklıkta, bahçe yerine içerde yemeyi tercih edebilir ve bu tercihte, hiç bir mantıksal yan yoktur.
    Konumuza yönelik en belirgin örnek, günaha girme korkusudur. Oysa ki, günah işlemek ya da işlememek, korkuya değil bilinçli bir seçime ve iradeye bağlıdır ve bu seçim de mantık ile yapılır. Bu farkındalıkta olmadığımızda, nefs, bizleri, günahtan korkutarak günaha itebilir. Örneğin; oruç tutmak, farzdır. Ama, günaha girme korkumuzdan, mantığımızı kullanmayıp, hastalanacağımızı bile bile oruç tutmakta ısrar etmek ise, bedene karşı işlenen bir günahtır.
    Bir diğer örnek ise; cehenneme gitme korkusudur. Cehenneme gitme korkumuz mantıksal boyutları aştığında, dünyadaki yaşamımızı cehenneme çevirebilir. Yani, cehenneme gitmemek için, cehennemimizi yaşarız!.. Allah’ın bizler için verdiği nimetleri bile reddeder, dünyaya geliş nedenimize aykırı yaşamaya başlar, melekleri taklit ederiz.
    Korkularımız, mantığımızı devreden çıkardığına göre, onları yenmenin tek yolu da mantığımızı devreye sokmaktır. Temel prensip şudur: mantıksızlığı, mantığınızla değerlendirin ve mantıksızlığın üzerine yine mantığınız ile gidin!…
    Gerçek anlamda tüm korkulardan arınmak ise; sadece ” Aşk ” mertebesine ulaşmak ile olur. Çünkü, Allah aşkı ile yanan bir gönülde ne günah korkusu kalır ne cehennem!..
    Bu konuya dikkat çeken Mevlana;
    ” Korkudan ağırlamak, hizmet etmek hayvanların işidir. Hayvanlarda aşk ile hizmet nerede? ” (Divan-ı Kebir 7/647) diyor.
    Sözün özü ; iman bütünlüğüne sahip olabilmemiz için, öncelikle mantığımızı kullanmak zorundayız. Çünkü biz onu kullanmazsak, o bizi mutlaka kullanacaktır!…
    Berrak Bulut
    Berrakbulut@hotmail.com
    http://www.berrak.org
    Yazar : Ceyhan Özkavalcıoğlu
    Bu yazı Din-bilim-felsefe ilişkisi kategorisindedir.

    –>DÜŞÜNMEDEN ÖĞRENMEK FAYDASIZ, ÖĞRENMEDEN DÜŞÜNMEK TEHLİKELİDİR

    –>GÖRMEK İSTEYENLER İÇİN YETERİNCE IŞIK İSTEMEYENLER İÇİN YETERİNCE KARANLIK VARDIR.

    –>ENERJİNİZİ BATILI YOK ETMEK İÇİN DEGİL HAKKI GÜCLENDİRMEK İÇİN HARCAYIN

    ->KESİN BİLGİ EMİN KAYNAK YALNIZ KURANDIR

    –>ÖN YARGI VE BAGNAZLIK GERİCİLİGİ VE YOBAZLIGI KÖRÜKLER

    –>AKLIN TERAZİSİ BOZULMAZDAN ELİN TERAZİSİ BAZULMAZ

    –>KILAVUZU KARGA OLANIN BURNU ??? KURTULMAZ

    –>BİLGİSİNDEN EMİN OLAN BİR İNSAN BİLGİLERİNİN DOGRULUGUNDAN YANA ŞÜPHESİ OLMAYANLAR ASLA YANLIŞ BİLGİLERDEN KORKMAZ VE ÇEKİNMEZLER AMA İNANÇLARINDAN ALDIGI BİLGİLERDEN EMİN OLMAYANLAR HER ZAMAN TEDİRGİNDİRLER SİNİRLİDİRLER KARŞISINDAKİ DÜŞÜNÇEYE ASALA SAYGI GÖSTERMEZLER ONU YOK ETMEK İÇİN ÇALIŞIRLAR
    NOT HIRLAŞMAK KELİMEŞİ HİÇ YAKIŞMIYOR SENDEN ALINTI DAHA DİKKATLİ OLUN
    VE HAKARET VE İFTİRA VE GIYBET VE DEDİKODU
    KEM SÖZ SAHİBİNE AİTTİR

    • 1okuyucu dedi ki:

      bir kul;

      —-Sözün özü ; iman bütünlüğüne sahip olabilmemiz için, öncelikle mantığımızı kullanmak zorundayız. Çünkü biz onu kullanmazsak, o bizi mutlaka kullanacaktır!… (sendeki alıntıdan alıntı)

      mantığım bana, beşerin kanıtlayamadığı söylemlerine inanma diyor, dolayısıyla peygamber gönderdiğini kanıtlayamamış tanrılara da inanma diyor,

      • bir kul dedi ki:

        –>EN KÖTÜ DEGER DEGERSİZLİKTEN İYİDİR
        –>EGER BİR ÇELİŞKİ GÖRÜRSEK BU NE İLMİN KENDİNDE NEDE DİNDEDİR İNSANIN KENDİNDEDİR
        –>LUZUMSUZ ŞEYLERİN PEŞİNDEN KOŞAN LUZUMLU ŞEYLERİ KAÇIRIR
        Hayatın kör tesadüfler sonucu oluştuğunu iddia eden evrim teorisi, bilimsel olarak canlılığın nasıl oluştuğunu açıklamaya çalışırken Allah ve din inancını şiddetle reddeder. Dini ve ahlaki değerleri gereksiz görür, dini bilimin önünde bir engel olarak kabul eder. Oysa Allah bilimi emreder. ‘Şüphesiz, göklerin ve yerin yaratılmasında, gece ile gündüzün art arda gelişinde, insanlara yararlı şeyler ile denizde yüzen gemilerde, Allah’ın yağdırdığı ve kendisiyle yeryüzünü ölümünden sonra dirilttiği suda, her canlıyı orada üretip-yaymasında, rüzgarları estirmesinde, gökle yer arasında boyun eğdirilmiş bulutları evirip çevirmesinde DÜŞÜNEN BİR TOPLULUK İÇİN GERÇEKTEN AYETLER VARDIR.(Bakara Suresi, 164) ayetinden de anlaşılacağı gibi Allah, insanlara araştırmayı ve düşünmeyi emreder. Rabbimizin gücü ve kudretini daha iyi anlamamız ve aczimizi fark etmemiz için yeryüzü ve gökyüzündeki tüm yaratılış delillerini incelemek, araştırmak ve üzerinde düşünmek tüm inananların görevidir. Kuran, bilimden uzak değildir. Tam tersi Kuran bilimi emreder. Bilime karşı, hurafe ve hikâyeye dayanan, Kuran dışı bir din yaşayan insanların yaptığı bilim düşmanlığı ise Kuran’ı ve İslam’ı bağlamadığı akıllardan çıkarılmamalıdır.
        ALLAH DEMEK ANLAM DEMEK ALLAH`I OLMAYANIN ANLAMI OLMAZ DEGERLER MUTLAKA REFERANS İSTERLER REFERANSIZ DEGER OLMAZ DEGERİN REFERANSI KENDİNE OLMAZ MUTLAKA AŞKIN REFERANSI OLMALI AŞKIN BİR REFENSI İSE ALLAH`DIR.

      • 1okuyucu dedi ki:

        bir kul;

        —EGER BİR ÇELİŞKİ GÖRÜRSEK BU NE İLMİN KENDİNDE NEDE DİNDEDİR İNSANIN KENDİNDEDİR (senden alıntı)

        esas çelişki kanıtlanmamış şeylere inanmaktır, bu ister din olsun, ister bilim olsun hiç fark etmez,

        ayetlerdeki çelişkilere gelince,

        hüküm verme yetkisindeki Arap, yani fetva verme konusunda bir numaralı otorite olan Arap, zülkarneyn ve kıble ayetlerini çöpe gitmekten kurtarabilmek için, bilimsel gerçeklere rağmen dünya düzdür diyebiliyor, dünyanın yuvarlak olduğunu söyleyenler hakkında katli vaciptir diye fetva verebiliyor, verebiliyor çünki, dünyanın yuvarlak olduğu ve kendi ekseni etrafında döndüğü gerçeği, zülkarneyn ve kıble ayetlerini çöpe atıyor,

        ayetlerdeki mantıksızlıkları ört bas etmek için, kelimelerin anlamlarını değiştirenlerin, kelime oyunları yapanların, ayetlere ilâveler (yama) yapmaya kalkan acemilerin, çelişkili ayetleri çarpıtma konusunda Araplardan öğreneceği çok şey var, çünki bu işin ustası Araplar,

    • toro dedi ki:

      Sayın bir kul,

      Yazınızın geri kalanı içinde yazacak şeylerim var ama ben onlara hiç değinmeyeceğim.
      Bakın yazınıza aldığınıza göre gerçekliğine inandığınız bir cümeyi aşağıya alacağım:

      ”KESİN BİLGİ EMİN KAYNAK YALNIZ KURANDIR” sizden alıntı

      Peki sevgili dostum bahsettiğiniz kitabı elinizde tutabiliyor yani ona dokunabiliyor olmanızı sağlayan kaynak ya da bunun olmasını sağlayan ilahi emir nerede? İslam tarihinden gördüğümüz üzere bu kitap kendine peygamber diyen zamanında ayetler geldikçe peyderpay yazılmış ama yazılanlar bir kapağın içine konularak kitaplaştırılmamışlardır! Peki kendine peygamberim diyen yaşarken bunları kitap haline getirmeyecektiyse neden yazdırdı? Sonra O 631 yılında öldüğünde o öldüğü için dinden toplu çıkmaların yaşandığını ve bu olayların Ridde Olayları ya da savaşları olarak tarihe not düşüldüğünüde biliyoruz ve anlıyoruz ki biat edilen tanrıdandır denilip iletilen ama kitap haline getirilmeyen çağrı değil kendine peygamberim diyenin kendisiymiş! İşte bu noktada aslında otoriteyi temsil edenin ölümüyle ortaya çıkan boşluk arkasından gelip otoriteyi devralmak isteyen ama kendilerine peygamber diyemeyecekleri için aynı şekilde itaat ve biat göremeyeceklerini bilenlerin kendi inisiyatifleriyle başlattıkları bir çalışmayla doldurulmaya çalışılır!

      Evet ridde olayları çıkmış ve mevcut otorite(halifelik) otoritesin temin etmek için bu olayları bastırma yoluna gitmiştir. İşte o savaşlarda gerçekleşen sahabe ölümleri otoriteyi tekrar tesis etmek isteyenlerin ihtiyacı olan bahaneyi(!) kendilerine verir! Sahabeler yani bunların ezberlerinde kitap bulunanları ölmeye başlamıştır ve kitap kaybedilecektir (ezberlerdeki)! İşte o ana otoriteyi temsil ediyor görünen değil gelecekte otoriteyi teslim alacak 2.adam harekete geçer! 1.halifeye ezberlerdekini ”kitaplaştıralım yoksa kaybedeceğiz” der! İslam tarihi 1.halifenin bu isteğe ”peygamberin yapmadığını ben nasıl yaparım” diyerek itiraz ettiğini ama sonunda 2.adamın ısrarının galip geldiğini yazar! İşte o anda biz anlarızki kendine peygamberim sağlığında ileip indirdiğini iddia ettiği vahiylerin bir kitap haline getirilmesini vasiyet etmemiştir! Zaten, ilettiğini söylediği mesajlar arasında elçiliğini ettiğini iddia ettiği tanrınıda bu yönde bir telkini olmamıştır,yoktur!
      Ama işin ilginci şimdi kitap dediklerini oluşturan ayetler zaten indirildiği anda yazılmıştır,yazılıdır!

      Ama bu yazılanlar yeterli olmayacak ki bu iş için görevlendiren kurul kabenin kapısından seslenerek elinde ayet bulunduranların o ayetin kendine peygamberim diyenin ağzından çıktığına şahitlik edecek 2 şahitle kurula getirilmesini isteyen bir cazgır vasıtasıyla yazacakları kitabı oluşturacak ayetleri toplamaya başlarlar!

      Bu çok ilginiç bir durumdur, ayetler zaten yazılıdır ama tekrar aranarak (hemde 2 şahitle) ve toplanılmaya çalışılmaktadırlar! Toplarken bir de hangi lehçede yazılacağı tartışılır,çünkü hangi lehçede yazılacağıda önceden bir yerlerde söylenmemiştir. Kureyş lehçesinde karar kılınır!

      Şimdi dostum, sizce kitabın tanrısı olarak gösterilen, kitabın nasıl ve hangi yöntemle ve ne zaman yazılacağını söylemeyi unutup, kendine peygamberim diyenin ölmesini bekledi ve bu sayede kalplerini tekrardan kapatıp, kulaklarına ağırlık koymak yoluyla dinden çıkarıp ridde olaylarını başlatmalarını sağladığı kişilerin hafızalarında kuran taşıyan sahabelerinin ölümlerine vesile olmasını, böylece ortaya çıkacak tehlikenin (ayetler yitip gidiyor) birileri tarafından görülmesini ve bu sayede tehlikeyi görenlerin vahiyleri kitap haline getirmesini sağladı mı? Olay bu şekilde mi oldu?

      Peki ridde olayları gerçekleşmese ne olacaktı? Kim hangi vasiyet,tanrı emri ya da kaygıyla sizin şuan bize doğru mutlak doğrudur diyerek salladığınız kitabı ortaya çıkaracak adımları atacak yani ayetleri bir kapak içinde toplayıp kitap yapacaktı?

      O nedenle sadece sizi bağlayacak inanışlar ve onların izdüşümlerini bize karşı mutlaklık iddiasıyla savuramazsınız!

      Ayrıca şunuda unutmayın, 3 semavi dinin 3 kitabıda yazıldığında, o kitabı oluşturan çağrıyı ilettikleri söylenen ve kendine peygamber diyen kişiler yaşamıyordu! Sizce tuhaf değilmi?

      • bir kul dedi ki:

        Sayın toro
        HADİSİN TENKİDİ: Kuran’ın, Peygamber zamanında kitap halinde mevcut olmadığı, sonradan rast gele bir araştırmayla, hurma dallarından, deri parçalarından, taş levhalardan, kürek kemiklerinden, hafızların ezberlerinden toplanmış bir kitap olduğu hususunda müteaddit rivayetler uydurmuşlardır. Öyle ki, Kur’an bu dedikleri şeylere yazılı bir Kitab olmuş olsaydı, bir ambarı doldurması gerekirdi, bu iddiaları Kur’an’a bir iftira ve saygısızlığın ifadesidir. Allah, Kur’an’da Kitab indirmiş olduğunu ayetlerle bildirmiştir. Kur’an Kitab halinde Peygamber zamanında mevcut değil idiyse insanlar Kitab mevcut olmadığı halde, ayetlerde niçin Kur’an’dan Kitab olarak bahsediliyor diye sorarlardı. Peygamber zamanında Kur’an Kitab olarak mevcut idi, ve iddia ettikleri gibi, taş parçalarına , hurma dallarına v.s. yazılmıyordu. İnce ceylan derileri üzerine yazılan bir Kitab halindeydi. Bu hususta Kur’an’dan mealen:

        – Andolsun Tûr’a (52/1)
        – Satır satır yazılmış Kitab’a (52/2)
        – Yayılmış ince deri üzerine (52/3)

        İfadeleri Kuran’ın nasıl yazılmış bir Kitab olduğunu belirtir. Ayetler peygambere inmişti, eğer Kur’an ince deri üzerine yazılıp tespit edilmemiş olsaydı bu ayetleri duyanlar, siz hangi ince deri üzerine yazılmış kitaptan bahsediyorsunuz diye sormaz mıydılar! Kuran’ın peygamber zamanında özenle yazılmış olduğuna dair diğer bir örnek, Kur’an’dan mealen:

        – Hayır, o ayetler bir mesajdırlar. (80/11)
        – İsteyen onları idrak eder. (80/12)
        – Onlar, değerli sayfalardadır. (80/13)
        – Yüksek ve temiz sayfalarda. (80/14)

        Bu örneklerden anlaşıldığı üzere, Kuran’ın sonradan rast gele, taş parçalarından,ağaç kabuklarından, kürek kemiklerinden toplanmış bir kitab olduğu yolundaki rivayetler Kur’an’a uymamaktadır, ve aslı yoktur.
        Rivayetler uydurulurken, daha öncede belirttiğim gibi bazen kasıtlı, bazen de tutarsızlık şeklinde bir çok çelişkilere düşülmüştür. Fert ve kişilere kabul ettirmek ve sıkıştıklarında kendilerini kurtarmak için bazen doğrulara da yer vermişlerdir. Öyle ki bir konu hakkında bir rivayet uydurduklarında, muhakkak ona muhalif bir veya birden fazla rivayet uydurmaya özen göstermişlerdir. Sık sık bu tür çelişkili ifadeleri yan yana yazarak okuyucunun bu hususa dikkatini çekmeye çalışacağım. Zira hadis uydurma sistemlerinin kökü budur. Örneğin, Kur’an’ın sonradan rast gele toplanmış bir kitap olduğunu söylerken başka bir yerde, peygamberin onu Mushaf halinde bıraktığını rivayet etmek onlar için gayet normal bir durumdur. şöyle ki, uydurdukları diğer bir rivayette şöyle diyorlar:

        17- ……Abdülaziz İbn Rufey’ şöyle dedi: Ben Şaddat İbn Ma’kıl ile beraber İbn Abbas’ın yanına girdim. Şaddat İbn Ma’kıl, Abbas’a:
        -Peygamber (s) bir şey bıraktı mı? diye sordu.
        İbn Abbas:
        – Mushaf ‘ın iki yanını kuşatan ciltler arasında bulunandan başka bir şey bırakmadı, dedi.
        Biz yine beraberce Muhammed İbnu’l -Hanefiyye’ nin yanına girdik ve ona’da aynı suali sorduk. Muhammed İbnu’l Hanefiyye de:
        – İki kapak arasında bulunandan başka bir şey bırakmadı, dedi. (Buhari,Kitâbu Fedail’l -Kur’an 39 Cilt 11 sayfa 5112 Ötüken 1988)

        Bu hadis evvelki hadislerle çelişkili olduğu gibi, Kur’an’ın Peygamber zamanında kitap halinde mevcut olduğunu ve Peygamberin hiçbir rivayet bırakmadığını itiraf etmişlerdir.

        Diğer bir rivayette de şöyle demektedirler:

        18-…….Enes İbn Mâlik el -Ensâri den rivayet ettiler ki:…….. “Peygamber hücrenin perdesini açtı da, bizlere bakmaya başladı. Kendisi ayakta duruyor ve yüzü de Mushaf yaprağı gibi parlıyordu……”
        (Buhari, kitabu’l -Ezân 72 cilt 2 sayfa 707 – 708 Ötüken 1987)

        Bu rivayette de peygamberin zamanında Mushaf’ın yani kitap halinde Kur’an’ın, parlak sahifelere yazılı olarak mevcut olduğunu itiraf etmişlerdir. Zira var idi ki peygamberin yüzünü onun sahifelerine benzetmişlerdir.
        Ayrıca, görüldüğü gibi 15 ve 16 no lu örneklerde verdiğim rivayetler. 17 ve 18 no.lu örneklerde belirttiğim rivayetlerle çelişki halindedirler.

        Ey iman edenler! Ne zaman belli bir vade ile borç verir veya alırsanız yazıyla tespit ediniz. Bir yazıcı/noter, âdil/tarafsız olarak onu kaydetsin. Hiçbir yazıcı, Allah’ın ona öğrettiği gibi yazmayı reddetmesin. Öylece, olduğu gibi yazsın. Borçlanan kaydettirsin; Rabbine karşı sorumluluğunun bilincinde olsun ve taahhüdünden bir şey eksiltmesin. Eğer borç altına girenin aklî veya bedenî bir zaafı varsa veya kendisi kaydettirebilecek durumda değilse, onun menfaatini kollamakla görevli olan kimse, onu âdil bir şekilde kaydettirsin. İçinizden iki erkeği şahit tutunuz; iki erkek bulunmazsa, kabul edebileceğiniz kimselerden bir erkek ile iki kadını şahit tutunuz ki onlardan biri hata yaparsa diğeri ona hatırlatabilsin. Şahitler çağırıldıklarında şahitlik yapmayı reddetmesinler. Küçük olsun büyük olsun, her anlaşma maddesini vade tarihi ile birlikte yazmaya üşenmeyiniz. Bu, Allah nazarında daha âdil, kanıtlanma açısından daha güvenilir ve sizi şüpheye düşmekten alıkoymakta daha uygun olandır. Ama eğer birbirinize doğrudan doğruya devredeceğiniz hazır mallar ile ilgili ise, onu yazmamanızda bir mahzur yoktur. Birbirinizle alışveriş yapacağınız zaman bir şahit bulundurunuz, ancak ne yazıcı ne de şahit bir zarara uğramasın; eğer onlara zarar verici bir iş yaparsanız unutmayınız ki, bu, sizin için günahkârca bir davranış olacaktır. Allah’a karşı sorumluluğunuzun bilincinde olunuz, çünkü sizi eğiten Allah’tır ve Allah, her şeyin tüm bilgisine sahiptir.[47] ALLAH kullar arasındaki borcu yazdırtacak da kendi ayetlerini yazdırtmayacak

      • 1okuyucu dedi ki:

        bir kul;

        —Allah, Kur’an’da Kitab indirmiş olduğunu ayetlerle bildirmiştir (senden alıntı)

        ettiğin lafın, akılla mantıkla bağdaşı bir tarafı var mı?

        tanrının kitap gönderdiğinin kanıtı, bir beşerin tanrıdan geldiğini iddia ettiği bir kitap oluyorsa,

        Muhammedin tanrının elçisi olduğunun kanıtı var mı?
        tanrı Kuranda Muhammedin elçisi olduğunu söylüyor,
        Kuranı tanrının gönderdiğinin kanıtı var mı?
        Muhammed Kuranı tanrının gönderdiğini söylüyor,

        yani yukarıdaki soruların cevabı, bozacının şahidi şıracı (Kuranın şahidi Muhammed, Muhammedin şahidi Kuranın tanrısı) şeklinde oluyorsa, tanrının kitap gönderdiğini iddia edebilmen için tanrının kitap gönderdiğine bizzat şahit olman gerekir,

        o nedenle kesin konuşmayı bırak, tanrıdan geldiğine inandığın kitaba, sadece inandığını söyleyebilirsin, o kitabın doğruluğunu asla iddia edemezsin,

        ayrıca sen böyle bir kesin bir iddiada bulunduğunda da, bize de iddianı kanıtlamanı isteme hakkı doğar, sonra altından kalkamazsın, bilmiş ol.

      • toro dedi ki:

        Sayın bir kul,
        ‘’
        HADİSİN TENKİDİ: Kuran’ın, Peygamber zamanında kitap halinde mevcut olmadığı, sonradan rast gele bir araştırmayla, hurma dallarından, deri parçalarından, taş levhalardan, kürek kemiklerinden, hafızların ezberlerinden toplanmış bir kitap olduğu hususunda müteaddit rivayetler uydurmuşlardır. Öyle ki, Kur’an bu dedikleri şeylere yazılı bir Kitab olmuş olsaydı, bir ambarı doldurması gerekirdi, bu iddiaları Kur’an’a bir iftira ve saygısızlığın ifadesidir. Allah, Kur’an’da Kitab indirmiş olduğunu ayetlerle bildirmiştir. Kur’an Kitab halinde Peygamber zamanında mevcut değil idiyse insanlar Kitab mevcut olmadığı halde, ayetlerde niçin Kur’an’dan Kitab olarak bahsediliyor diye sorarlardı. Peygamber zamanında Kur’an Kitab olarak mevcut idi, ve iddia ettikleri gibi, taş parçalarına , hurma dallarına v.s. yazılmıyordu. İnce ceylan derileri üzerine yazılan bir Kitab halindeydi. Bu hususta Kur’an’dan mealen:

        – Andolsun Tûr’a (52/1)
        – Satır satır yazılmış Kitab’a (52/2)
        – Yayılmış ince deri üzerine (52/3)’’ sizden alıntı

        ‘’insanlar Kitab mevcut olmadığı halde, ayetlerde niçin Kur’an’dan Kitab olarak bahsediliyor diye sorarlardı.’’ Sizden alıntı

        Kaç tane insan indirilen bütün ayetlerin tamamını bilebilir ve onlara hakim olabilir durumdaydı sizce! Bahsedilen kitap henüz ortada yokken kaç kişi böyle bir ezberi yapabilir ve ezberindeki ayetleri sorgulayabilir durumdaydı? Zannedersem siz 1400 yıl önce bu dine girenlerin elinde 1400 yıl sonra bizim elimizde olan imkanlar olduğunu sanıyorsunuz! Peki buna rağmen sorabilenler yine de çıkmıştır, başlarına ne geldiğini yazmaya cesaretiniz var mı?

        Gelelim verdiğiniz ayete;

        Şimdi siz kitap derken neyi kastediyorsunuz? Size göre ayetlerin hepsi birbirinden bağımsız olarak bir kitap mıdır? Ya da ayetlerin bazılarından yapılan kombinasyonlarla kitap sayılan ayet topluluklarımı vardır? Çünkü bahsettiğiniz Tur suresi İNİŞ SIRASI olarak 76. sıradadır ve henüz kitabı kitap yapan bazı önemli sureler, mesela, Tevbe,Maide,Hac,Nur,Fetih,Hucurat sureleri dahil 38 sure indirilmemiş durumdadır! Bu durumda bu edilen yeminde ifade edilen ‘’satır satır’’ yazılma, şuan kitap dediğiniz bütün için henüz tamamlanmamıştır! Ve bu durumda edilen yemin sonradan gelecek sureler hariç 76. Sureye kadar ceylan derisi üzerine yazılmış kitaba göredir! Peki sizce bunun neresi mantıklı? Hangi mantıklı tanrı henüz bitmemiş bir kitaba henüz kitap haline getir demediği bir kitaba yemin eder ya da ettirir? Henüz tamamı indirilmemiş ya da gönderilmemiş yani bir bütün haline getirilmemiş şeye ancak bütün olduğunda söylenebilecek bir isimle nasıl seslenilebilir? Eğer bu sure iniş sırasına göre 114.sırada olsaydı size hiç çekinmeden haklısınız derdim, çünkü açıkça görürdüm ki surelerin indirilmesi tamamlanmış ve tamamlanılan bu bütün üzerine bir söylem kurgulanıyor! Ama maalesef böyle bir durum yok! Ayrıca ben size kitabın kitap haline getirilmesi için kullanılan yöntemin de kaynağını soruyorum.

        Bu arada unutmayınız ki ben zaten yazılmış dedim, nereye yazıldığı önemli değil! Sizde zaten yazılmış olduğunu tasdik ediyorsunuz! O halde sorumu yineleyeyim zaten yazılmış yani mevcut olan tekrar neden hem de şahitle toplanılmaya uğraşılır?
        Sanırım sonra paylaştığınız abese suresinin iniş sırasının 24 olduğunu söylediğimde, yukarıya yazdıklarımı tekrar aşağıya yazmama gerek olmayacaktır!

        Bakınız ben hadislerin tamamını geçersiz sayarım! Çünkü kendine peygamber diyenin ağzından çıkan ve tanrıdan geldiği söylenilen ayetler için bile 2 şahidin arandığı yani sadece kendine peygamber diyen ‘’böyle demişti’’ ya da ‘’böyle dediğini duydum’’ ikrarıyla ayetlerin varlığına inanılmadığı bir durumda sadece ‘’böyle demişti’’ ya da ‘’böyle dediğini duydum’’ diyerek alıntılanan ve onun sözleridir denilerek hadis adı altında içtihat haline getirilen sözler baştan yok hükmündedir! Bu nedenle en yakını 100 yıl sonra yazılmaya başlanan ve içinde ‘’benim sözlerimi yazmayın’’ diyen hadislerinde olduğu bir grup söylemin dayanağı yoktur.

        ‘’ALLAH kullar arasındaki borcu yazdırtacak da kendi ayetlerini yazdırtmayacak’’ sizden alıntı

        Peki kitabın tanrısı kulları arasındaki borç ilişkisinin nasıl akit alına alınacağı, kaç şahitle garanti edileceğini söyleyecek de kendi sözlerinin nasıl, kim ve hangi yöntemle yazılacağını kaç şahit istenmesi gerektiğini yazmayacak mı? Bana söyler misiniz, kullarının arasındaki borç ilişkisinin nasıl tesis edeceğini bildirmesi kendi sözlerinin nasıl, bir kitap haline getirileceğini söylemesinden daha mı önemli? Bana açıkça söyleyin ilk neslin ardından gelecek yani kendine peygamber diyeni görmemiş, tebliğine doğrudan şahit olmamış nesiller için en önemli şey nedir, borç ilişkilerinin nasıl düzenlendiğimi, kendilerine hitap ettiği söylenen tanrı sözlerinin kim tarafından nasıl ve hangi kaynağa dayanarak kitaplaştırıldığımı?

        Bırakın demogoji yapmayı, benim sorumun cevabı, onu yapacak da bunu yapmayacak mı değil! Bana kim, nasıl, nerede ve kaç şahitle yazacak hangi lehçe kullanılacak bildiriyor mu, onu söyleyin!

        Bana ayet gösterin! Sizin temennileriniz ayet değil!

  78. bir kul dedi ki:

    Sayın Toro
    http://www.kuran-tekrehber.com/index.htm
    busiteden alıntı

    • bir kul dedi ki:

      SAFFAT 156,157. Yoksa sizin apaçık bir deliliniz mi var? Eğer doğru söylüyorsanız, getirin kitabınızı! (dİyor)
      10:37 – Bu Kur’ân, Allah’dan başkası tarafından uydurulamaz, lâkin kendinden önceki kitapları tasdik eder ve o kitabı (levh-i mahfuzu) ayrıntılı olarak açıklar. Onda şüphe edilecek hiç bir şey yoktur. Âlemlerin Rabbi tarafından indirilmiştir
      ENBİYA 21/10–>Andolsun size, içinde şerefiniz bulunan bir kitap indirdik. Aklınızı kullanmıyor musunuz?

      • toro dedi ki:

        Sayın bir kul,

        Saffat suresi, iniş sırası 56
        Yunus suresi, iniş sırası 51
        Enbiya suresi,iniş sırası 73

        Bir önceki yazımda yazdıklarım bu sureler içinde aynen geçerli! Hala kim,nasıl kaç şahitle yapacak bilmiyoruz! Ama bilmek için yanıp,tutuşuyoruz!

        ”Bu Kur’ân, Allah’dan başkası tarafından uydurulamaz” sizden alıntı

        Size bir atasözüyle cevap vereyim,

        ”Kimse yoğurdum ekşi demez”

      • fossoyeur dedi ki:

        Sn bir kul
        “Bu Kur’an allah tan başkası tarafından UYDURULAMAZ”
        Bu cümleden ne anlıyorsunuz çok merak ettim?gerçi mealinizin bilal beyin denetiminden geçmesi gerekiyor.zira böyle bir gafa onay vereceğini hiç sanmıyorum…
        saygılar…

  79. toro dedi ki:

    Sevgili bilal,

    Bana yardım etmeyi pek istemezsiniz biliyorum ama sizden bir ricam olacak! Benim diyanet mealinden alarak aşağıya yazdığım ve muhtemelen yanlış(!) olan mealin doğru olanına ihtiyacım var! Bana yardım ederseniz sevinirim!

    ”De ki: “Allah’a, bize indirilene (Kur’an’a) İbrahim’e, İsmail’e, İshak’a, Yakub’a ve Yakuboğullarına indirilene, Mûsâ’ya, İsa’ya ve peygamberlere Rablerinden verilene inandık. Onlardan hiçbirini diğerinden ayırt etmeyiz. Biz ona teslim olanlarız.” Ali İmran,84-Diyanet

  80. bir kul dedi ki:

    2:23 – Eğer kulumuz (Muhammed)a indirdiğimiz (Kur’ân)den şüphe içinde iseniz, haydi onun gibi bir sûre getirin, Allah’tan başka güvendiklerinizin hepsini çağırın; eğer doğru iseniz.

    3:81 – Allah peygamberlerden şöyle söz almıştı: “Andolsun ki size kitab ve hikmet verdim, sonra yanınızda bulunan (kitaplar)ı doğrulayıcı bir peygamber geldiğinde ona muhakkak inanacak ve ona yardım edeceksiniz! Bunu kabul ettiniz mi? Ve bu hususta ağır ahdimi üzerinize aldınız mı?” demişti. Onlar: “Kabul ettik” dediler. (Allah da) dedi ki: “Öyleyse şahit olun, ben de sizinle beraber şahit olanlardanım”.

    3:86 – İnandıktan, Peygamber’in hak olduğuna şehadet ettikten ve kendilerine açık deliller geldikten sonra, inkâra sapan bir milleti Allah nasıl doğru yola eriştirir? Allah zalimler güruhunu doğru yola iletmez.

    3:98 – De ki: “Ey kitap ehli! Allah yaptıklarınızı görüp dururken niçin Allah’ın âyetlerini inkâr ediyorsunuz?”

    3:99 – De ki: “Ey kitap ehli! Gerçeği görüp bildiğiniz hâlde niçin Allah’ın yolunu eğri göstermeye yeltenerek müminleri Allah’ın yolundan çevirmeye kalkışıyorsunuz? Allah yaptıklarınızdan habersiz değildir”.

    4:41 – Her ümmetten bir şahit getirdiğimiz ve seni de onların üzerine bir şahit yaptığımız zaman bakalım kâfirlerin hali ne olacak!..

    4:166 – Fakat Allah, sana indirdiğini kendi ilmiyle indirmiş olduğuna şahitlik eder. Melekler de buna şahitlik ederler. Allah’ın şahitliği de kafidir.

    5:83 – Peygamber’e indirilen (Kur’ân)i dinledikleri zaman, onun hak olduğunu öğrendiklerinden dolayı gözlerinin yaşla dolup taştığını görürsün. Onlar: ” Ey Rabb’imiz iman ettik, bizi de şahitlerden yaz” derler.
    İŞTE ONLAR AKIL SAHİPLERİ

    • toro dedi ki:

      Sayın bir kul,

      Umuyorum ki bu ayetlerin benim sorularıma cevap olduğunu düşünmüyorsunuz!

      Ben size kitabın, kitap olduktan sonra içinde ne yazdığını değil, kitap olmadan önce kitap olmasını sağlayan mesela ona 2 kişinin şahitlik ettiği ayetlerin yazılmasını sağlayan tanrı emrini soruyorum!

      Hani yukarıdaki ayetlerde, kitabın tanrısı elçisine ya da inanırlarına,

      Ey elçim ya da inanırlarım, benim size peygamberim aracılığıyla indirdiklerimi onun ölümünden sonra kurulacak bir kurul ahaliden toplasın ama toplanan her ayet için 2 şahidi zorunlu tutsun ve bu işlemin başlamasını 2. halife istesin ve 1.halife peygamberimin(!) yapmadığını (kitap haline getirme) ben nasıl yaparım dese bile bu işlemi yaptırsın, diyormu?

      Ya da mevzuyu devam ettirip, ebu süfyanın çocukları sizin ashabınızı kılıçtan geçirecek ama yapacakları bu eylem, sizin gözünüzde, onların kitaba sesli harf sokmasını, onu noktalamasını ve harekelemesini haksız kılmasın, bu nedenle onların kitap üzerinde yapacakları her düzenlemeye benden gelmiş gibi biat edin, diyor mu?

      Bir inanır olarak söyleyin, size tanrınız tarafından söylenmeyenleri yapmaya hakkınız var mı? Mesela kitapta ”tiner koklamayın” yazmıyor! Bu isterseniz tiner koklayabilirsiniz anlamına gelir mi? Ya da bu tineri ”2 şahit eşliğinde koklayın” anlamınamı geliyor?

      • bir kul dedi ki:

        1 DOGRUDUR
        2 BÖYLE BİRŞEY YOK
        3 MUHAKKAİ EVİNDE 1 ADET TE OLSA BEYAZ EŞYAN VARDIR DERKEN ALMIŞSINDIR İLK ALDIGINDA SANA TESLİMİ KULLANMA KILAVUZUYLA BERABER GARANTİ ŞARTLARININ YAZILDIGI BİR BELGE VERİRLER
        İŞTE BUNDAN SONRAKİ KULANMA SANA KALMIŞ BİR ŞEYDİR ONU COK ŞİYİDE KULALANIRSIN YADA ÇOK KÖTÜ SANA KALMIŞ BİR ŞEYDİR
        MAİDE 101 Ey iman edenler! Açıklandığı zaman hoşunuza gitmeyecek şeyleri sormayınız. Eğer Kur’ân indirilirken onları sorarsanız, size açıklanır. Açıklamadığına göre Allah onları affetmiştir. Zira Allah çok bağışlayıcıdır; yumuşak davranandır.( bizler robot olmadığımız için allah herşeyi açıklamaz aklımızla bilirizki duvara kafa atarsak kendimize zarar veririz)
        ŞİMDİ BUNUN BELGESİ OLUR FAKAT BUNU ALIRKEN BEN SENİN YANINDA DEGİLDİM SANA DESEMKİ BUNU ALDIGINA DAİR ALIRKEN İKİŞAHİTİN VARMIYDI BUNU BANA İSPAT ET NE KADAR KOMİK OLUR BELGESİ ELİNDEYKEN
        FATUNADA ELİNDE İŞİ YOKUŞASÜRMEK İSTEYEN İÇİN HİÇ BİR ŞEY DOGRU DEGİLDİR BENİM CANIM BÖYLE İSTİYOR BU AKILMI BAK DOSTUM SİTENDE Kİ DEGERLİ ADAMIN RESMİNİ KOYMUŞSUN FAKAT ONUN AKILIYLA AKLEDEMİYORMUSUN SEN BU KİŞİYİ BİZZAT GÖRDÜNMÜ İPATLAYA BİLİRMİSİN
        DÜNYANIN BÜTÜN DELİLLERİNİ KOYSAN NEFSİMLE KARAR VERİRSEM
        2+2 DÖRT ETMEZ İNANIP İNANMAMAK KİŞİLERE KALMIŞ BİR ŞEYDİR YADA AKLEDMEK YADA AKLETMEMEK ÖZGÜRLÜK İŞTE BU BİR ŞEYİ PAYLAŞTIGIMIZDA BU ŞU DEMEK DEGİLDİR KABULEDEÇEKSİN BEN ANLAMAM ….AKIL SENİN İRADE SENİN GÖNÜL SENİN
        Bir hayat önerisidir
        İnsan bir dünya görüşüne sahip olmak istediğinde hayat
        onu birçok seçenekle karşılar. Bilgi kaynağı ilahi olan
        Kitap, doğru bir dünya görüşü ve iyi bir hayat tarzı sunmak
        için insanı ilk sırada beklemektedir.
        İnsan doğruyu eğriden ayırt etmek için bir yol göstericiye
        ihtiyaç duyar. Allah insanın aklının ve yüreğinin
        elinden tutarak ona yol göstermiştir. Bu ilahi metin bütün
        cümleleriyle merhametin, sevgi ve şefkatinin yansımasıdır.
        Nasıl bir yol izlerse onun için iyi olacağı konusunda
        kararsız bir bekleyişe düşen insana, el değmemiş bir gök
        müjdesidir.
        O, her hangi bir kitap değildir. İnsana yaraşan bir dünya
        görüşü sunan ve Elçisinin örnekliğiyle, farklı yerlerde
        ve farklı zamanlarda yaşayan bütün insanlara yol gösteren
        bir kitaptır.

        BU YAZIYI OKUDUNMU -İMAN BÜTÜNLÜĞÜNDE MANTIĞIN ROLÜ
        SİTENİZE KOYMUŞTUM
        KALIN SAGLICAKLA

      • toro dedi ki:

        Sayın bir kul,

        Sanırım bu yazıyı başka bir yerden alarak paylaşıyorsunuz ama siz paylaştığınıza göre sizinmiş gibi düşünerek cevaplayacağım!

        ‘’3 MUHAKKAİ EVİNDE 1 ADET TE OLSA BEYAZ EŞYAN VARDIR DERKEN ALMIŞSINDIR İLK ALDIGINDA SANA TESLİMİ KULLANMA KILAVUZUYLA BERABER GARANTİ ŞARTLARININ YAZILDIGI BİR BELGE VERİRLER
        İŞTE BUNDAN SONRAKİ KULANMA SANA KALMIŞ BİR ŞEYDİR ONU COK ŞİYİDE KULALANIRSIN YADA ÇOK KÖTÜ SANA KALMIŞ BİR ŞEYDİR’’ sizden alıntı
        ‘’SANA TESLİMİ KULLANMA KILAVUZUYLA BERABER’’sizden alıntı

        Demek bir şeyi kullanmak için bir kılavuza ihtiyaç duyulduğunu söylüyorsunuz!
        Peki dostum o buzdolabı size demonte halde gelirse, gönderenlerin yanına MONTAJ talimatını da eklemeleri gerekir mi, gerekmez mi? Hah işte bende elinizdeki kitabı, kitap haline getirmenizi sağlayacak ve bizzat tanrı tarafından gönderilmesi gereken MONTAJ TALİMATI nı göstermenizi istiyorum! Bir tanrının montaj kılavuzu olmaksızın demonte olarak gönderdiği bir şeyi, nasıl monte edeceğinizi ya da monte etmeniz gerektiğini nereden bileceksiniz?

        Bu arada elinizde bulunan ve tanrıdan geldiğini iddia ettiğiniz kitabın, tanrıdan gelen bir yönlendirme olmaksızın bir kitap haline getirilme halinin savunmasını bir buzdolabıyla açıklamaya çalışmanız inanılmaz! Demek ki kitabınız sizin için dünyevi materyallerle kıyaslanabilecek kadar sıradan bir şey!

  81. bir kul dedi ki:

    YAZIK COK YAZIK HERŞEYİ TANIMA SONRADA DEMOGOJİ YAP SEVİYENE İNMEK İÇİN HAYTIN TA GÖBEGİNDEN FELSEFE YAPINCA İNKARIDA ZOR OLUNCA NEFSİNİ TATMİN ETMEK İÇİN BÖYLE YAPIYORSUN ŞİM Dİ GELELİM VERDİGİM ÖRNEGİ AÇIKLAMAYA
    MONTAJ MESELESİNE AKIL BAGLİ OLANA KADAR HER İNSANIN AKLI BENLİGİ TAM VE YERİNDE DEGİLDİR ANNE SÜTÜ MAMA DERKEN YAMEK YEMEYE BAŞLARIZ VESAİRE DERKEN OLGUNLAŞIRIZ BU OLGUNLAŞMA ESNASINDA ARTIK KİŞİ SOGULAMAYA BAŞLAR TARTAR ÖLCER BİÇER HESAPYAPMAYA SORGULAMAYA BAŞLAR İŞTE BU İNSANIN ARTIK AKIL BAGLİ OLDUGUNUN GÖSTERGESİDİR VESAİR İŞTE MONTAJ KISMI BİTMİŞ VE SORUMLULUK BAŞLAMIŞTIR İŞTE KILAVUZUNUN ARYIŞI BAŞLAR O KİTAP BU KİTAP ARAŞRIR İNSAN KİMİ BULUR KİMİ BULAMAZ….AKIL NEFİS KALP VE İRADE TAM TAKILMIŞTIR ARTIK GARANTİ BELGESİ ONAYLANMIŞTIR

    • oro dedi ki:

      Sayın bir kul,

      Yapabileceğiniz ya da saöyleyebileceğiniz bu mu yani? Üstüne hepsini büyük harfle yazdığınızda kendinizi daha haklı, daha doğru mu hissediyorsunuz? Ya da siz büyük harflerle yazınca ben size haklısınız deyip geri mi çekilmeliyim?

      O kadar öfkelenmişsiniz ki, üstüne birde başka yerlerden alıntıladıklarınızla konuşmak yerine kendi cümlelerinizi kurmaya çalışınca herşey birbirine karışmış! Umarım kendi yazdıklaınızı bir kez daha okuduğunuzda anlayabiliyorsunuzdur?

      Neyi tanımamı istiyorsunuz? Ben size size iletilenler içinde olmayan bir şeyin nasıl varmış gibi bir sonuca bağlandığını soruyorum, siz bana açıkça

      ”1 DOGRUDUR
      2 BÖYLE BİRŞEY YOK” sizden alıntı.

      deyip ”ama” larınızla kendi hikayelerinizi anlatmaya çalışıyorsunuz! Dostum konumuz nedir, sizin hikayeleriniz mi yoksa içine montaj talimatı eklenmemiş parçaların buna rağmen insanların kendi belirledikleri yöntem ve kişilerlerce kitap haline getirilmiş olduğu gerçeğimi? Sorum açık, siz bir tanrının en önemli şeyi yani iletilmesini istediklerinin gelecek nesillere aktarılmasını sağlayacak bütünün (kitap) nasıl oluşturulması gerektiğine (insanların aklında soru işaretleri kalmasın diye) dair yönlendirmeleri yapmayı unuttuğunumu söylüyorsunuz? Geride kalan 3 başarısız kitaplaştırmaya ve kendine peygamber diyen öldükten sonra koltuk kavgasına tutuşacaklarını bilmesi gereken diğerlerinin kendi inisiyatiflerleriyle saptırmadan ve çıkarlarına uydurmadan bir kitap oluşturacaklarını umut ederek mi?

      Dostum son 3 halife eceliylemi öldü? Oturdukları koltuğa olan hırsları tanrıya duymaları gereken korkudan bile ağır basan ve birbirleriyle güç kavgasına girenlere mi güvendi tanrınız? Daha 30 yıl önce puta tapan üstelik daha önce tek tanrıya taptıkları halde sonradan putlara yöneldiklerini bildiği insanlaramı güvenecekti? Onlara doğrudan değilde, rüyalarında mı, benim gönderdiklerimi istediğiniz gibi kitap haline getirin demişti?

      Bakın size bir soru daha!
      Madem montaj talimatı olmadığı halde yapılan iş doğrudur o halde,
      Zeyd Bin sabitin başkanlığındaki kurulun, her biri için 2 şahit arayarak topladığı ayetlerle oluşturduğu mushaf, 3.halifenin yeni bir mushaf düzenlemesiyle beraber neden yakıldı? Madem yapılan iş doğru bir işti, yani insanlar kendilerine tanrıları tarafından verilmeyen bir vazifeyi verilmiş sayarak doğru yapmışlardı, o halde yıllar sonra oturup onu yeniden düzenlemeye neden gerek duydular? Yapbozu olmamış, herşeyi olması gerektiği gibi yapamamışlarmıydı? Peki muaviye ve yezidin sesli harf,hareke ve nokta eklemeleri? Dikkat edin her yeni gelen kendinden öncekinin yaptığına birşeyler ekliyor? Bunların tamamı aynı çağrının muhatabı değilmiydi? Nasıl oluyorda her dönem birileri yaa bu kitapta birşeyler eksik deyip üstelik eksik dediklerini de ekleyebiliyor?

      Hala ”MONTAJ KISMI BİTMİŞ VE SORUMLULUK BAŞLAMIŞTIR” diyorsunuz! Hala sadece tanrının bileceği yöntemle yapılabilecek bir montajın o öğretmeden, yönlendirmeden ve en önemlisi istemeden yapılabileceğini iddia ediyorsunuz!

      Tabi siz böyle davrandığınız yani olmayanı var etme konusunda ihtisas sahibi olduğunuz için ayetleri okuyup, sizin anladığınız gibi anlamayanları görmemekle, kavramamakla ya da saptırarak olmayanı var gibi göstermekle itham edebiliyorsunuz!

      Kısacası ne yaptığınızın farkında olduğunuz için diğerlerininde sizin yaptığınızı yapabileceğini düşünebiliyorsunuz! Yani herkesi kendiniz gibi sanıyorsunuz!

      Sonra biri çıkıp ezberinizi bozduğu zaman ortaya çıkan, benim şuan cevap vererek kendime eziyet ettiğim yazınızın içeriği oluyor!

    • toro dedi ki:

      Sayın bir kul,

      Yapabileceğiniz ya da söyleyebileceğiniz bu mu yani? Üstüne hepsini büyük harfle yazdığınızda kendinizi daha haklı, daha doğru mu hissediyorsunuz? Ya da siz büyük harflerle yazınca ben size haklısınız deyip geri mi çekilmeliyim?

      O kadar öfkelenmişsiniz ki, üstüne birde başka yerlerden alıntıladıklarınızla konuşmak yerine kendi cümlelerinizi kurmaya çalışınca her şey birbirine karışmış! Umarım kendi yazdıklarınızı bir kez daha okuduğunuzda anlayabiliyorsunuzdur?

      Neyi tanımamı istiyorsunuz? Ben size, size iletilenler içinde olmayan bir şeyin nasıl varmış gibi bir sonuca bağlandığını soruyorum, siz bana açıkça

      ”1 DOGRUDUR
      2 BÖYLE BİRŞEY YOK” sizden alıntı.

      deyip ”ama” larınızla kendi hikayelerinizi anlatmaya çalışıyorsunuz! Dostum konumuz nedir, sizin hikayeleriniz mi yoksa içine montaj talimatı eklenmemiş parçaların buna rağmen insanların kendi belirledikleri yöntem ve kişilerce kitap haline getirilmiş olduğu gerçeğimi? Sorum açık, siz bir tanrının en önemli şeyi yani iletilmesini istediklerinin gelecek nesillere aktarılmasını sağlayacak bütünün (kitap) nasıl oluşturulması gerektiğine (insanların aklında soru işaretleri kalmasın diye) dair yönlendirmeleri yapmayı unuttuğunu mu söylüyorsunuz? Geride kalan 3 başarısız kitaplaştırmaya ve kendine peygamber diyen öldükten sonra koltuk kavgasına tutuşacaklarını bilmesi gereken diğerlerinin kendi inisiyatifleriyle saptırmadan ve çıkarlarına uydurmadan bir kitap oluşturacaklarını umut ederek mi?

      Dostum son 3 halife eceliyle mi öldü? Oturdukları koltuğa olan hırsları tanrıya duymaları gereken korkudan bile ağır basan ve birbirleriyle güç kavgasına girenlere mi güvendi tanrınız? Daha 30 yıl önce puta tapan üstelik daha önce tek tanrıya taptıkları halde sonradan putlara yöneldiklerini bildiği insanlara mı güvenecekti? Onlara doğrudan değil de, rüyalarında mı, benim gönderdiklerimi istediğiniz gibi kitap haline getirin demişti?

      Bakın size bir soru daha!
      Madem montaj talimatı olmadığı halde yapılan iş doğrudur o halde,
      Zeyd Bin sabitin başkanlığındaki kurulun, her biri için 2 şahit arayarak topladığı ayetlerle oluşturduğu mushaf, 3.halifenin yeni bir mushaf düzenlemesiyle beraber neden yakıldı? Madem yapılan iş doğru bir işti, yani insanlar kendilerine tanrıları tarafından verilmeyen bir vazifeyi verilmiş sayarak doğru yapmışlardı, o halde yıllar sonra oturup onu yeniden düzenlemeye neden gerek duydular? Yapbozu olmamış, her şeyi olması gerektiği gibi yapamamışlar mıydı? Peki muaviye ve yezidin sesli harf, hareke ve nokta eklemeleri? Dikkat edin her yeni gelen kendinden öncekinin yaptığına bir şeyler ekliyor? Bunların tamamı aynı çağrının muhatabı değil miydi? Nasıl oluyor da her dönem birileri yaa bu kitapta bir şeyler eksik deyip üstelik eksik dediklerini de ekleyebiliyor?

      Hala ”MONTAJ KISMI BİTMİŞ VE SORUMLULUK BAŞLAMIŞTIR” diyorsunuz! Hala sadece tanrının bileceği yöntemle yapılabilecek bir montajın o öğretmeden, yönlendirmeden ve en önemlisi istemeden yapılabileceğini iddia ediyorsunuz!

      Tabi siz böyle davrandığınız yani olmayanı var etme konusunda ihtisas sahibi olduğunuz için ayetleri okuyup, sizin anladığınız gibi anlamayanları görmemekle, kavramamakla ya da saptırarak olmayanı var gibi göstermekle itham edebiliyorsunuz!

      Kısacası ne yaptığınızın farkında olduğunuz için diğerlerinin de sizin yaptığınızı yapabileceğini düşünebiliyorsunuz! Yani herkesi kendiniz gibi sanıyorsunuz!

      Sonra biri çıkıp ezberinizi bozduğu zaman ortaya çıkan, benim şuan cevap vererek kendime eziyet ettiğim yazınızın içeriği oluyor!

  82. bir kul dedi ki:

    OKUMAK NEDİR?
    Herhangi bir metni, anlamını düşünce süzgecinden
    geçirmeksizin okumak her ne kadar okumak sayılabilirse
    de, okumanın aslı, bir metni derinliğine düşünerek hissetmek
    ve metnin mesajını anlayarak öğrenmektir. Öğrenmek
    ise bir davranış değişikliğini getirir. O halde okumak
    değişmektir. İlahi amaca uygun olarak Kur’an’ı okumak
    anlamını derinliğine düşünmekle ve kendimizi onun sunduğu
    hayat tarzına doğru değiştirmekle mümkün olabilir.
    Sadi der ki; “Ne kadar çok okursan oku, bilgine yaraşır biçimde
    davranmazsan cahilsin!”
    Ve her konuda sözün özünü söyleyen Yunus şöyle der:
    “İlim ilim bilmektir
    İlim kendin bilmektir
    Sen kendini bilmezsen
    Ya nice okumaktır”

    İNSAN NE İÇİN OKUR?
    Varlığını sorgulayan insan, bu konuda kendini ikna
    etmeye çalışır. Kendisiyle tanışmak ve gerçeğiyle yüzleşmek
    ister. Bunun için okur. Böylelikle varlığının bilincine
    erecektir. Başlangıcını ve sonunu, varlığının amacını öğrenmek,
    hayatını bu amaçla taçlandırmak ister. Bu uğraş
    içinde eksiklerini fark ettikçe kendisini tamamlamaya
    çalışır. Hiçbir zaman mükemmel olamayacağını bilse
    bile, yine mükemmel olmak ister ve bu yolda okudukça
    tamamlanmanın tadını alır.
    İnsan merak eder. Kendisini ve içinde yaşadığı evreni,
    evrendeki gücünü tanımak ve gücünün nerelere ulaşabileceğini
    görmek ister.
    Kitaplar insanların zihin emeğidir, insan eli değmiş
    varlıklardır. Mutlak doğru olarak algılanamayacakları
    gibi, her an yanılgıya düşürme payları da vardır. İnsan düşüncesinin
    daima gelişmekte olduğunu da hesaba kattığımızda,
    bu kitaplar mutlak doğruyu arayan insana yeterli
    cevabı veremeyebilirler.
    İnsan ancak mutlak doğruyu aradığı için okur. Aklıyla
    onayladığı, kalbiyle hissettiği doğrularını seçmek için
    okur. Neyi red ve neyi kabul edeceğini bilmek için okur.

    İNSAN NEYİ OKUMALIDIR?
    Yeryüzünde basılmış kitapların yanı sıra, gökte yazılmış
    kitaplar da vardır. Onlara semavi kitaplar diyoruz.
    İnsan eli değmemiş, ilahi kitaplardır onlar. Bizim gibi birer
    insan olan yazarların kitaplarına gösterilen olağanüstü
    ilgilere baktığımızda, Yaratıcının Kitabı’na bu kadar ilgisiz
    kalınması düşündürücüdür.
    Bildiğimiz gibi bu kitaplara “vahiy” yani “Allah’tan
    peygamberler aracılığı ile gelen ilahi esin” deniliyor. Olur
    olmaz karalamaları bile okuyan insan, Rabbinin aydınlığına
    da bir bakmalıdır. İnsan Yaratan’ı ile konuşmaktan
    kaçmamalıdır. Aklının onaylamadığı, kalbinin hissetmediği
    hiçbir şeye inanmak zorunda da değildir. Yüce Allah
    sadece öğüt verir. Hatırlatır.
    Vahiy akıldan uzak değil, bizzat Tanrı’nın bize sunduğu
    aklıdır. Kur’an’da sık sık sorduğu “Hiç düşünmez
    misiniz?” (10/Yunus 3) sorusu ile bizi sürekli düşünmeye
    ve aklımızı kullanmaya çağırır. Bu nedenle bizler her tür
    okumaya açık olmalıyız. Üstelik okunması gerekenler sadece
    kitaplar değildir. İnsanın bizzat kendisi okunmaya
    değer bir kitaptır. Hayat, okunması gereken belki de en
    kalın, çok defa yaşayarak yazdığımız ve bizden sonrakilerin
    okuduğu bir kitaptır.
    Evren… Renkli, hareketli ve olağanüstülükleri, kuralları,
    sebepli doğumları, sonuçta ölümleriyle, derinliği ve
    büyüklüğüyle okunması bitmeyecek koca bir kitaptır.

    KUR’AN-I KERİM HAKKINDA
    “Elif. Lam. Ra. (Bu Kur’an) Rablerinin izniyle insanları karanlıklardan
    aydınlığa, yani her şeye galip ve övgüye layık olan
    Allah’ın yoluna çıkarman için sana indirdiğimiz bir kitaptır.”
    (14/İbrahim 1)
    Kur’an, insanı bilgisizliğin ve bilinçsizliğin karanlığından,
    hakikat bilgisinin apaçık aydınlığına çıkaran bir
    kitaptır.
    “Elif. Lam. Mim. Ra. Bunlar Kitab’ın ayetleridir. Sana
    Rabbinden indirilen haktır…” (13/ Ra’d 1)
    Kur’an haklı bir gerekçeyle indirilmiştir ve içinde sadece
    gerçeklerden söz eder. Bu Kitap, gökten yere kadar
    haklı ve evrenin her yerinde sağduyunun onaylayacağı
    gerçekleri dile getiren bir kitap olarak indirilmiştir.
    “Mü’minler! Size iki emânet bırakıyorum. Onlara sımsıkı
    sarıldıkça yolunuzu hiç şaşırmazsınız. Bu emânetler, Allah’ın
    kitabı Kur’ân ve O’nun Peygamberinin sünnetidir. (*)” Ebû
    Dâvûd, Tirmizî (*) Peygamberin kitabı anlama ve yaşama biçimidir.
    Dünya dilediği kadar yanlışa düşsün ve gerçeklerden
    uzaklaşsın, ortada hiç değişmeden duran ve gerçeği
    koruyan bir kitap var! Kur’an! İki kapağından Fatiha ile
    açılan giriş kapısına, doğruyu bulmak amacıyla gelen herkese,
    yanlışlarından arınabilecek ve gerçeği sarınabilecek
    bir ruhsal silkinme gücü, değişim kararlılığı vermek için
    içeride bekler. Nas kapısından dışarıya hayata adım attığımız
    zaman, bütün sorunlarımızdan ve yanlışlıklarımızdan
    kurtulabilecek güce ulaşırız.
    “Bu üstün ilahiliği bir insanken nasıl kuşanabilirim?
    Bana bu konuda örnek olabilecek bir insan yok mu?” diyorsanız,
    bırakılan ikinci gerçeklik değerli Elçi’nin elçilik
    adına sergilediği yaşam uygulamalarıdır.
    Bırakılan birinci şey söz, ikinci şey de özün söze nasıl
    uyum sağlayacağını gösteren insan örnekliğidir.(Kitap ve
    Sünnet)
    Hiçbir boşluk ve anlamsızlık ona ne açıkça yaklaşabilir, ne de gizlice,
    çünkü o Hikmet Sahibi ve Övgüye Layık Olan tarafından indirilmiştir.
    Fussilet 42
    ALINTI
    © Yayın hakları “OKU”DER Kur’an Okumaları ve Araştırmaları Derneği’ne aittir.
    Kaynak gösterilerek alıntı yapılabilir.

    • oro dedi ki:

      Sayın bir kul,

      Siz yardım almadan düşünemiyomusunuz?

      • bir kul dedi ki:

        her hangi bir yemegin çok güzel olmasını istiyorsan mutlaka yag ve soganla yetinmeyeceksin bahartlarınıda mutlaka kulanancaksınki tam ve güzel olsun müşteri memnun kalsın begensin

    • toro dedi ki:

      Sayın bir kul,

      Başkasından yardım almadan düşünemiyor bu yüzden de kendi fikirlerinizi savunmak için başkalarının ürettiklerini kullanıyorsunuz ama montaj kılavuzu olmadan ilahi bir kitabın yazılabileceğini iddia ediyor hatta savunuyorsunuz! Bu bir tezat değilmidir?

      Mesela o kurulun aşında Zeyd Bin Sabit olmasaydı da siz olsaydınız, Kur’an Okumaları ve Araştırmaları Derneği’nden yarım almadan işinizi yapamayacakmıydınız?

  83. bir kul dedi ki:

    insanlar faklı farklıdır kimisi çok iyi anlar dilden yazıya aktarır kimisi anla anladıgını cok güzel bir şekilde dil anlatımını kullanır kimiside içi doludur konuları anlar fakat yazıya dökemez kimiside benimsedigi herhangi bir konuyu alır kullanır herkes eşit donanomlara sahip degildir robot degildir insanlar dogru bildigimiz hangi konu varsa paylaşılır bunda hiç bir sakınca yoktur kişinin istedigi krallara uyuldugu sürece bilgi yitigin malıdır nerede bulursa alır ve paylaşır

    • bir kul dedi ki:

      KİTAPTAN
      NE ANLADIGIMIZ ÇOKÖNEMLİDİR
      ÖRNEK İNSAN DOGDUGU ANDAN İTİBAREN BİR KİTAPTIR FAKAT HENÜZ TAMAMLAN MAMIŞTIR BU ZAMAN İÇERİSİNDE BÜYÜDÜKÇE GÖRDÜKLERİNİ OKUMAYA BAŞLAR OKUDUKLARINI AYNI ANDA YAZMAYA BAŞLAR
      YİNE KİTAPTIF İYİYİDE OKUR KÖTÜYÜDE YAPMASI GERENLERİDE YAPAR YAPMAMASI GEREKENLERİDE YAPMAZ NETİCEDE YAPTIKLARI VEYA YAPMADIKLARI HEPSİ KİTABINA YAZILIR ZAMAN GELİR VE HAK VUKU BULUR İŞTE KİTAP TAMAMLANMIŞTIR BİR TEK SAYFADA KİTAPTIR ON SAYFADA KİTAPTIR YÜZ FAYFADA KİTAPTIR

  84. EROL SARI dedi ki:

    SELAM.. MÜMİN DEMEK ASLINDA İNANAN DEMEKTİR … LÜTFEN HURAFECELRİN SÖYLEMLERİNİ DEİL CÜMLENİN ANLAMIYLA OLAYA YAKLAŞIN MADEM KONUYU ELE ALDINIZ..YANİ İNANAN HER İNSANI ÖLDÜRMEK CAİZ DEİLDİR ZATEN AHLAKİ OLARAK DA ÖLDÜRMEK KÖTÜ BİRŞEY.. HA SİZ İNANÇSIZSANIZ NE ALLAHA NE PEYGAMBERLERİNE .İNANMAYAN BİR İNANÇSIZSANIZ YORUMUNUZ VE YAKLAŞIMINIZ ORTALIK KARIŞTIRMAKDAN BAŞKA BİR ŞEY DEİL..BAKARA SÜRESİ 62 .Cİ AYETE BAKIN ORDA YAZAN ŞUDUR ŞÜPHESİZKİ AMENÜ OLANLAR YAHUDİLER HIRISTİYANLAR VE ASABİLER BİZDEN MÜKAFATINI GÖRECEKTİR ..GAYRİ MÜSLÜÜM KARDEŞLERİMİZİN İÇİNDE NASIL FİTNE FESAT VARSA BU MÜSLÜMANLARINDA İÇİNDE VARDIR BU BİLGİLERİ İNSANLARDAN SAKLAYAN..

  85. EROL SARI dedi ki:

    DİNLERİ VE İNSANLARI BİRBİRİNDEN KOPARAN HER İNSANA HER CANLIYA YAZIKLAR OLSUN

  86. Kültigin dedi ki:

    Bu yazıya karşıt görüş yazanların çoğu ne yazık ki şaşmaz doğru kabul ettikleri dogmaları merkeze oturtarak yorum yapmalarıdır.Halbuki yazının ana fikrine odaklanıldığında bir hakaret değil bilakis var olduğuna inanılan Tanrı’nın böyle çelişkilerle dolu bir kitap yazmasının mümkün olamayacığını ve yarattığı kullarını zırt-pırt Cehennem ateşiyle tehtid etmeyeceğinin sorgulanmasıdır.Tanrı elbette vardır ancak böyle birsürü paradokslarla dolu ve yüzlerce sayfalık kitaplar göndermemiştir.Resul olarak bize akıl vermesi yeterlidir.Sorumluluğumuz aklımızın gereğidir.Onunla Tanrı’yı keşfetmek,önce kötü insan olmamak,akabinde şartlar elverdiğince iyi insan olmak yani insan olmanın hakkını vermemiz gereklidir.Ayrıca Tanrı yeryüzündeki insan yaşamına (Fiziksel-Sosyal-İktisadi,vs.)müdahilmidir?Eğer müdahilse o zaman mutlu ve tıkınmaktan semirmiş insan ve toplumların yanında bunca eşitsizlik,açlık,sefalet çeken insanların bulunması adaletsizliğin,zulmün en büyüğüdür.O halde bu durumu açıklayacak en tutarlı şey indeterminizmdir.Yani rassallık,kesinsizlik ilkesi.Bu durumda bu dünyaya gelişimiz anne ve babamızın genleriyle atılmış bir zar gibidir.Düşeş de gelebilir,hepyek de..

    • bir kul dedi ki:

      http://www.temizfikir.com/?p=807

      sizileri aklı selime davet ediyorum konuştukalrınızın hicbir faydası yok insanlıga faydası olacak bir bilgi verinde okuyup bilgilenelim

      • 1okuyucu dedi ki:

        bir kul;

        —sizileri aklı selime davet ediyorum konuştukalrınızın hicbir faydası yok insanlıga faydası olacak bir bilgi verinde okuyup bilgilenelim (senden alıntı)

        aklı olmayanlara bilgi değil olsa olsa akıl verilir, tabi haliyle aklı kullanabilmeleri için yanında birde beyin verilir,

        şu ezberinize 5 dakikalığına ara verip bir düşünün bakalım?

        bir tanrı, tüm insanlara uymaları gereken bir takım emir ve yasaklar bildirecek ve bunu bir beşer vasıtasıyla yapacak, haliyle bu beşer tüm insanlığa ulaşamayacağı için (buna ömrü yetmez) bu beşerin inanırlarıda bayrağı o beşerden devralarak kıyamete kadar sürecek bir tebliği işini üstlenecek, bunu tebliğ işini yapabilmek yapabilmek için kıyamete kadar dünyayı karış karış dolaşmaları gerekecek, yani dünya durdukça hiç bitmeyecek olan bir tebliğ süreci söz konusu olacak, üstelik bu tebliğcilerin, tebliğ etikleri emir ve yasakların tanrıdan geldiğini konusunda insanları ikna etmeleri gerekecek,

        üstüne üstlük, tebliği almayanların, bırakın nelerden sorumlu tutulduklarını bilmeyi, tanrının bir takım emir ve yasaklar gönderdiğini bilemeyecekleri ortadayken,

        (sırf tebliği alamadıkları için, yani tanrının emir ve yasaklar gönderdiğinden haberleri olmadığı için, dolayısıyla nelerden sorumlu tutulduklarını bilemedikleri için kim bilir ne zalimler, yaptıkları zulüm yanlarına kâr kalarak doğrudan cennete gidecekler)

        insanlara bir takım emir ve yasaklar bildirme amacında olan bir tanrı, bu emir ve yasakları bildirme işini tesadüflere bırakır mı?

        bu emir ve yasakları bildirme işini, bu emir ve yasakların tanrıdan geldiğini kanıtlama şansına sahip olmayan bir beşerin iddiasına bırakarak, bu tebliğin tanrıdan geldiğine inanılıp inanılmamasını tesadüflere bırakır mı?

        bu emir ve yasakları tebliğ etme işini, tebliğ işiyle görevli kişilerin kıyamete dek sürecek çabalarının sonucuna bırakır mı?

        bir tanrı böyle bir şey yapar mı? (elbette yapmaz, uyulması gereken emir ve yasaklarını tebliğ etme işini beşere bırakmayıp kendi üstlenir)

        üstelik bunu tek bir kitap ve peygamber göndererek değilde, bir çok kitap ve peygamber göndererek yapar mı?

        Ey iman edenler! Allah’a, Peygamberine, Peygamberine indirdiği Kitab’a ve daha önce indirdiği kitaba iman (da sebat) ediniz. Kim Allah’ı, meleklerini, kitaplarını, peygamberlerini ve kıyamet gününü inkâr ederse tam manasıyle sapıtmıştır. (nisa-136)

        Kitapların tanrısı iman etme şartı olarak, gönderdiği peygamberlere ve kitaplara inanılmasını şart koşarken, kendilerine kitap ve peygamber gönderdiği toplulukların, sonradan gelen peygamberlere itibar etmeyecekleri ortadayken, dolayısıyla nisa-136’ya itibar etmeyecekleri ortadayken,

        öyle ya kendisine peygamber ve kitap gönderilmiş olan bir topluluk, inandıkları tanrıya güvenmenin bir gereği olarak, kendilerine gönderilen kitaba göre hesaba çekileceklerine inanmışken, (başka türlü olması tanrının kendilerine kazık atması anlamına gelir) nisa-136’ya göre tam manasıyla sapıtanlar grubuna dahil edilmeleri nedeniyle doğrudan cehenneme gidecekleri ortadayken, yani kendilerine peygamber ve kitap gönderilen Yahudi ve Hristiyanların iman şartlarına uymamaları nedeniyle nisa-136’nın gönderildiği tarihten itibaren cehenneme gidecekleri ortadayken,

        cennete gitme kriterini, gönderdiği peygamberlere ve kitaplara göre değiştiren bir tanrı olabilir mi? bu bile kitaplar ve peygamberler gönderdiği iddia edilen bir tanrının tek bir peygamber ve tek bir kitap göndermesi gerektiğini anlamaya yetmez mi?

        bu bile kitaplar ve peygamberler gönderdiği iddia edilen bir tanrının ne kadar tutarsız bir davranış sergilediğini anlamaya yetmez mi?

        fazla değil, sizden 5 dakika ezberinizi bozmanızı istiyorum, ondan sonra kaldığınız yerden devam edersiniz?

    • bir kul dedi ki:

      Kültigin

      Bu yazıya karşıt görüş yazanların çoğu ne yazık ki şaşmaz doğru kabul ettikleri dogmaları merkeze oturtarak yorum yapmalarıdır SENDEN ALINTI

      Dogmaları OLDUUGUNA NASIL KARAR VERDİNİZ BU KARARI VERİRKEN BİR HEYET OLUŞTURDUNUZMU BU OLUŞTURDUGUNUZ HEYETİN EHLİYETLERİ VARMI VARSA BELGELENDİRİRMİSİNİZ BUNUN DELİLLERİ NEREDE DELİL VE BELGELERİ BÖSTERİRMİSİNİZ
      ————————————————————————————————
      Halbuki yazının ana fikrine odaklanıldığında bir hakaret değil bilakis var olduğuna inanılan Tanrı’nın böyle çelişkilerle dolu bir kitap yazmasının mümkün olamayacığını ve yarattığı kullarını zırt-pırt Cehennem ateşiyle tehtid etmeyeceğinin sorgulanmasıdır. SENDEN ALINTI

      SORGULADIGINIZ BU TESBİTLERİNİZİ GÖSTERİRMİSİNİZ BU TESBİTLERİ NASIL VE NE ŞEİLDE YAPTINIZ
      BİLİRKİŞİLER KİMLER BUNLARIN EHLİYETLERİ NE TESBİTLERİNİZİ DELİLLERİ İLE GÖSTEREBİLİTRMİSİNİZ
      ————————————————————————-
      Tanrı elbette vardır ancak böyle birsürü paradokslarla dolu ve yüzlerce sayfalık kitaplar göndermemiştir.Resul olarak bize akıl vermesi yeterlidir. SENDEN ALINTI

      TANRI SİZCE NEYAPMAKTADIR AMACI NEDİR BİR GAYESİ VARMI VARSA SÖYLERMİSİNİZ RESÜL AKLIN SİZCE TANRI SİZE NEDİYOR DEDİKLERİNDEN NE ANLIYORSUNUZ ANLADIKLARINIZI PAYLAŞIRMISINZ VERDİGİ BU AKIL İLE SİZ TANRINIZDAN NE BEKLİYORSUNUZ BEKLENTİLERİNİZ NELERDİR PAYLAŞIRMISINIZ
      —————————————————————————-
      Sorumluluğumuz aklımızın gereğidir SENDEN ALINTI

      AKLINIZIN GEREGİ OLAN SORUMLULUGUNUZ NELERDİR BU SORUMLULUGUNUZU NE İÇİN KENDİNİZE YÜKLÜYORSUNUZ NİYE BÖYLE BİR SORUMLULUK KENDİNİZDE HİSSEDİYORSUNUZ SORUMLU OLDUGUNUZU AKLINIZA KİM İLKA ETTİ AKLINIZMI AKLINIZLA ELBETTE VAR OLAN TANRI MI İLHAM ETTİ
      ETTİ İSE DELİLİ NE BU BAGLANTIYI NASIL KURDUNUZ SİZMİ ONLA TEMAS KURDUNUZ O MU SİZLE TEMASA GECTİ HİÇ ARACISIZ İLETİŞİM SİZCE MÜMKİNMİ MÜMKİNSE BELGELENDİRİRMİSİNİZ
      ————————————————————————————–
      Onunla Tanrı’yı keşfetmek,önce kötü insan olmamak,akabinde şartlar elverdiğince iyi insan olmak yani insan olmanın hakkını vermemiz gereklidir. SENDEN ALINTI

      ELBETTE VAR OLAN TANRI SİZE NEDİYOR KEŞFİNİZİN SONUCUNDA DEVAM EDEN TEMASLARINIZ OLDUMU OLDU İSE SİZE ÖLECEGİNİZİ VE SONUNDA HESAP SORACAGINI SÖYLEDİMİ KIYAMET DİYE BİR OLAYDAN BAHSETTİMİ BUNLARLA İLGİLİ BİZLERİ BİLGİLENDİRİRMİSİNİZ
      —————————————————————————————————-
      Ayrıca Tanrı yeryüzündeki insan yaşamına (Fiziksel-Sosyal-İktisadi,vs.)müdahilmidir? SENDEN ALINTI

      BU SORUYU BEN SİZE SORMAK İSTİYORUM BU SORUNUZDAN SONRA MUTLAKA SİZLE TEMASE GEÇMİŞTİR ELBETTE VAR OLAN TANRI SİZE BU KONU İLE İLGİLİ BİR BİLGİ VERDİMİ VERMEDİ İSE SİZ BU MERAKINIZI GİDRMEYİ DÜŞÜNMÜYORMUSUNUZ
      ————————————————————————————————–
      Eğer müdahilse o zaman mutlu ve tıkınmaktan semirmiş insan ve toplumların yanında bunca eşitsizlik,açlık,sefalet çeken insanların bulunması adaletsizliğin,zulmün en büyüğüdür.SENDEN ALINTI
      ADALETSİZLİGİN ZÜLMÜN EN BÜYÜĞÜ OLAN BUDURUMU NİYEELBETTE VAR OLAN TANRINIZDAN SORMUYORSUNUZ
      ELBETTE VAR OLAN TANRI DAN NİYE ÖGFRENMİYORSUNUZ SORUMLULUKTANMI KACIYORSUNUZ
      ———————————————————————————————-
      O halde bu durumu açıklayacak en tutarlı şey indeterminizmdir.Yani rassallık,kesinsizlik ilkesi.Bu durumda bu dünyaya gelişimiz anne ve babamızın genleriyle atılmış bir zar gibidir.Düşeş de gelebilir,hepyek de.. SENDEN ALINTI

      en tutarlı şey indeterminizmdir.Yani rassallık,kesinsizlik ilkesi

      İŞTE BURDA BEN CUVALLADIM İNANIN BEYNİM KARIŞTI AKLIMDURDU
      LÜTFEN BU DURUMU BENİM ANLAYACAGIM LİSAN İLE İZAH EDERMİSİNİZ
      NOT BUNUMU DEMEK İSTEDİNİZ TESADÜFLER SONUCU RASGELE MİLLİ PİYANGO GİBİ ŞANS ESERİ BİLNCSİZCE İNŞAALLAH BEN YANLIŞ ANLAMIŞIMDIR YOKSA DURUM COK VAHİM
      ACIKLAMA BEKLİYORUM ANLAMAK İÇİN ANLAYAYIMKİ DOGMA DEDİGİN SÖZÜN NASIL BİR DÜŞÜNCE İLE YAPTIGINI ANLAYAYIM

  87. bir kul dedi ki:

    http://www.kuranformu.com/forum/index.php?topic=9328.0

    ADALET ADALET ADALET İŞTE BURADA TARİFİ
    iyiliğin karşılığı iyilik değil midir…

    size iyilik yapan birisi başka bir dinden olsa yahut ateist olsa onun iyiliğine teşekkür etmez misiniz….

    çocuğunuzu yangından kurtaran kişi sizin inandığınız peygambere kitaba inanmıyor diye onun bu iyiliğinin boşa gitmesini istermisiniz…

    içinizdeki adalet duygusu buna itiraz etmez mi…

    tanrı adil değil midir…

    adaletin gereği iyiliğe ödül kötülüğe ceza vermek değil midir…

    tanrı iyi ve adil ise iyi insanları ödüllendirir…

    iyi ve adil değilse dilediğini yapar kimse karışamaz…

    iyi ve adil olmayan bir tanrıya inanıp inanmamak iyilik yada kötülük yapmak bir şeyi değiştirmez…

    kötü bir tanrının elinden kurtulmak mümkün değildir…

    ister ona inanalım ister ateist olalım ister en iyi insan olalım ister en kötü insan olalım kötü olan bir tanrı isterse sonsuza kadar işkence edebilir…

    ona güven olmaz…

    kötü tanrının dediğini yapmak ta yapmamakta kurtuluşa yeterli değildir…

    ama iyi ve adil bir tanrının elinden ancak tek bir yolla kurtulunabilinir…

    iyi ve adil bir insan olarak…

    3:18 – Allah şehadet eyledi şu gerçeğe ki, başka tanrı yok, ancak O vardır. Bütün melekler ve ilim uluları da dosdoğru olarak buna şahittir ki, başka tanrı yok, ancak O aziz, O hakîm vardır.

    2:282 – Ey iman edenler! Belli bir vade ile karşılıklı borç alış verişinde bulunduğunuz vakit onu yazın. Hem aranızda doğruluğuyla tanınmış yazı bilen biri yazsın. Yazı bilen biri, Allah’ın, kendisine öğrettiği gibi yazmaktan kaçınmasın da yazsın. Bir de hak kendi üzerinde olan adam söyleyip yazdırsın ve herbiri yazarken Rabbi olan Allah’dan korksun da haktan birşey eksiltmesin. Şayet borçlu bir bunak veya küçük bir çocuk veya söyleyip yazdıramıyacak durumda biri ise velisi doğrusunu söyleyip yazdırsın. Erkeklerinizden hazırda olan iki kişiyi şahit de yapın. Şayet iki tane erkek hazırda yoksa, o zaman doğruluğuna güvendiğiniz şahitlerden bir erkekle iki kadın ki, birisi unutunca, öbürü hatırlatsın, şahitler de çağırıldıklarında kaçınmasınlar; siz yazanlar da az olmuş, çok olmuş, onu vadesine kadar yazmaktan usanmayın. Bu, Allah katında adalete daha uygun olduğu gibi; hem şahitlik için daha sağlam, hem şüpheye düşmemeniz için daha elverişlidir. Meğer ki, aranızda hemen devredeceğiniz bir ticaret olsun, o zaman bunu yazmamanızda sizin için bir sakınca yoktur. Alım satım yaptığınız vakit de yine şahit tutun. Ayrıca ne yazan, ne de şahitlik eden bir zarar görmesin. Eğer onlara zarar verirseniz, o işte mutlaka size dokunacak bir günah olur. Üstelik Allah’dan korkun. Allah size ayrıntılarıyla öğretiyor ve Allah her şeyi bilir.

  88. bir kul dedi ki:

    merak edenlere şu muhteşem oluşu TESADÜF YAPACAK ÖYLEMİ SAF TEMİZ BİR ALGIYLA İDRAK EDMEYE CALIŞINIZ KENDİ İYİLİGİNİZ İÇİN

    • 1okuyucu dedi ki:

      bir kul;

      —merak edenlere şu muhteşem oluşu TESADÜF YAPACAK ÖYLEMİ SAF TEMİZ BİR ALGIYLA İDRAK EDMEYE CALIŞINIZ KENDİ İYİLİGİNİZ İÇİN (senden alıntı)

      insanlara bir takım emir ve yasaklar bildirdirdiğini iddia ettiğiniz tanrının, bu emir ve yasakları bildirme işini tesadüflere bıraktığını kabul ediyorsunuzda, evrenin tesadüfen olduğuna neden inanmıyorsunuz?

      sizin tesadüflere inanma konusunda ateistlerden ne farkınız var ki?

  89. bir kul dedi ki:

    31 LAOKAM SÜRESİ 34 AYET

    1. Elif, Lam, Mim.

    2. Bunlar, sana (gönderilen) o hikmetli Kitab’ın ayetleridir,

    3. doğru yolu göstermek ve rahmet olmak üzere o güzellik yapan kimselere

    4. ki (onlar) namazı kılar, zekatı verirler, ahirete de kesin inanç edinirler.

    5. İşte bunlar, Rableri tarafından bir hidayet üzeredirler, o kurtuluşa erenler işte bunlardır.

    6. Bayağı insanlardan kimi de vardır ki, bilmeyerek Allah yolundan saptırmak ve onu alaya almak için laf eğlencesi satın alırlar, işte bunlara alçaltıcı bir azap vardır.

    7. Karşısında ayetlerimiz okunduğu zaman da sanki onları işitmemiş, sanki kulaklarında bir ağırlık varmış gibi kibirlenerek ensesini döner. Sen de onu acı bir azap ile müjdele!

    8. Fakat, iman edip de iyi işler yapanlar, şüphesiz onlara Naim cennetleri vardır,

    9. Allah’ın hak sözü olarak içlerinde ebedi kalmak üzere! O, pek güçlü ve hakimdir.

    10. O gökleri direksiz yarattı, onları görüyorsunuz. Yeryüzüne de sizi çalkalar diye ağır baskılar bıraktı ve orada herbir hayvandan üretti. Hem gökten bir su indirdik de orada her hoş çeşitten yetiştirdik.

    11. İşte bu Allah’ın yarattığıdır. Haydi gösterin bana O’ndan başkaları ne yaratmıştır? Fakat o zalimler, apaçık şaşkınlık içindedirler.

    12. -Andolsun ki, Lokman’a “Allah’a şükret!” diye hikmet verdik; kim şükrederse kendi iyiliğine eder; kim de nankörlük ederse, muhakkak Allah herşeyden müstağnidir, övülmeye layıktır.

    13. Hani Lokman da oğluna öğüt vererek demişti: “Yavrum! Allah’a ortak koşma; çünkü ortak koşmak büyük bir zulümdür!

    14. Gerçi insana anasına, babasına (itaat etmeyi) de tavsiye ettik. Anası onu zayıflık üstüne zayıflıkla taşıdı. (Onun) sütten ayrılması da iki yıl içindedir. Bana ve anana-babana şükret diye de (tavsiye ettik). Dönüş ancak Banadır.

    15. Bununla beraber her ikisi de sana hakkında hiçbir bilgin olmayan hiçi Bana ortak koşturmaya uğraşırlarsa, o vakit onlara itaat etme;onlara dünyada maruf surette iyi ve nazik davran;Bana yüz tutanın yolunu tut; sonra dönüp Bana geleceksiniz; Ben de size yaptıklarınızı haber vereceğim.

    16. “Yavrum, haberin olsun ki, yaptığın bir hardal tanesi tartısı olsa da bir kaya içinde veya göklerde yahut yerin dibinde gizlense Allah onu getirir, mizanına koyar. Çünkü Allah en ince şeyleri bilen, herşeyden haberi olandır.

    17. Yavrum namazı kıl, iyiliği emret, kötülükten sakındır. Basma gelene sabret, çünkü bunlar azmi gerektiren işlerdendir.

    18. Hem insanlara karşı avurdunu şişirme (böbürlenme), yeryüzünde çalımla yürüme! Çünkü Allah övüngen kurulganın hiçbirini (kendini beğenen hiçbir kimseyi) sevmez.

    19. Gidişinde mutedil ol, (konuşurken) sesini pesden al (alçalt), çünkü seslerin en beti (çirkini) elbette eşeklerin sesidir.

    20. Görmediniz mi Allah zülcelal göklerde ve yerde ne varsa, hepsini sizin emrinize vermiş, açık ve gizli olarak nimetlerini üzerinize yağdırmaktadır. Bununla beraber insanlar içinde kimi de var ki, ne bir ilme, ne bir mürşide, ne de aydınlatıcı bir kitaba dayanmaksızın Allah hakkında mücadele ediyor.

    21. Onlara: “Allah’ın indirdiğine uyun!” denildiği zaman : “Hayır biz atalarımızı neyin üzerinde bulduksa onun ardınca gideriz.” diyorlar. Ya şeytan onları kızgın alevli ateşin azabına çağırıyor idiyse de mi?

    22. Oysa her kim özü güzel olarak yüzünü tertemiz Allah’a tutarsa, o gerçekten en sağlam kulpa yapışmıştır. Öyle ya bütün işlerin akibeti Allah’a dayanır.

    23. Kim de inkar ederse, artık onun inkarı seni üzmesin! Onlar dönüp Bize gelecekler, o zaman Biz onlara bütün yaptıklarını haber vereceğiz. Muhakkak Allah bütün sinelerin neler sakladığını bilir.

    24. Biz onlara biraz zevk ettiririz de sonra kendilerini korkunç bir azaba mahkum ederiz.

    25. Andolsun ki onlara: “Gökleri ve yeri kim yarattı?” diye sorsan mutlaka “Allah” diyecekler. De ki: “Hamdolsun Allah’a” Fakat pek çokları bilmezler.

    26. Göklerde ve yerde ne varsa (hepsi) Allah’ındır. Gerçekten Allah herşeyden müstağni, övülmeye layıktır.

    27. Eğer yeryüzündeki ağaçlar hep kalem olsa, deniz de mürekkep, arkasından da yedi deniz (mürekkep olup kendisine katılsa) Allah’ın sözleri tükenmez. Gerçekten Allah, çok güçlüdür, hikmet sahibidir.

    28. Sizin yaratılmanız da (tekrar) diriltilmeniz de ancak bir tek kişinin yaratılması ve diriltilmesi gibidir; muhakkak Allah, işitendir, bilendir.

    29. Görmedin mi Allah geceyi gündüze sokuyor gündüzü de geceye sokuyor. Güneş ile ayı da emrine amade kılmış. Herbiri belirli süreye doğru akıp gidiyor. Gerçekten Allah yaptıklarınızdan haberdardır.

    30. Bu şundan: Allah, gerçeğin ta kendisidir. O’ndan başka çağırdıklarınız hep batıldır. Ve gerçekten, Allah, tek yüksek, tek büyük olan O’dur.

    31. Size ayetlerinden (delillerinden) göstermek için Allah’ın lütfuyla gemilerin denizde akışına baksana! Şüphesiz ki bunda pek sabırlı ve çok sükunu olanlar için bir çok ibretler vardır.

    32. Onları kara bulutlar gibi bir dalga sardığı zaman, dini yalnız kendisine has kılarak Allah’a yalvarırlar. Sonra karaya çıkardığı zaman içlerinden doğru giden de bulunur. Bizim ayetlerimize ancak gaddar, nankör olanlar çıfıtlık eder.

    33. Ey insanlar, Rabbinizden korkun ve öyle bir günü sayın (öyle bir günden ürperti duyun) ki, baba, çocuğundan (taraf) birşey ödeyemez; evlat da babasından taraf birşey ödeyecek değildir. Muhakkak Allah’ın va’di gerçektir. O halde sakın dünya hayatı sizi aldatmasın ve sakın o mağrur (şeytan) sizi Allah(‘ın affın)a güvendir(erek aldatıp cehenneme sürükle) mesin!

    34. Muhakkak Allah; evet kıyamete (dair) bilgi sadece O’nun yanındadır. Yağmuru O yağdırır, rahimlerde ne var O bilir. Hiçbir kimse yarın ne kazanacağını bilmez. Hiçbir kimse hangi yerde öleceğini de bilemez. Şüphesiz ki Allah herşeyi bilir, herşeyden haberdardır.

  90. HaLiT dedi ki:

    İşin derinine dalmadan Allah’ın adaletiyle ilgili tek bir cümle kullanacağım ve bu cümle aynı zamanda atasözüdür…
    Aklı pazara çıkarmışlar,herkes kendininkini satın almış…

  91. bir kul dedi ki:

    GÖRMEK VE ANLAMAK İSTEYEN HERKESE

    KUR’AN’DA İLİM KAVRAMI VE İSLAM’IN İLME VERDİĞİ DEĞER
    İlim kavramı türevleriyle birlikte Kur’an’da, 750’ye yakın yerde geçmekte olup, Allah ve O’nun yarattıklarından şuur sahibi olan insan ve melekler için kullanılmıştır. Bununla birlikte, okumak, düşünmek, ibret almak, akıl, nazar, hikmet, fikir, âyet gibi ilim ile ilgili kavramlar da dikkate alındığında, Kur’an’daki her dört âyetten birinin ilimle ilgili olduğu görülür.
    insana bilmediği şeyleri öğretti” (‘Alak, 96/1-5)
    Bunun yanında Kur’an, temel bilgi vasıtaları olarak kalem (Kalem, 68/1; ‘Alak, 96/4), mürekkep (Kehf, 18/109) ve yazıdan (‘Alak, 96/4) bahsetmiş, ilme sahip olanlarla ilimden mahrum olanların asla eşit olamayacağını (Zümer, 39/9) bildirerek ilmin önemine işaret etmiştir.
    Kur’an’da en sık kullanılan ve üzerinde en çok durulan ilim, ilahî ilimdir, yani bizzat Allah’ın verdiği ilimdir. Sonsuz ve kuşatıcı bir ilme sahip olan Yüce Rabbimizin ilmi, mutlak ve objektiftir, hiçbir şey onu sınırlayamaz. Bu anlamda ilim kavramı, tek gerçek olan Hakk’a ve hakikate dayandığı için mutlak ve objektif bir gerçekliğe sahiptir. Mutlak ilim sahibi Yüce Allah’tan gelen bir hakikat olarak Kur’an’ın kendisi de başlı başına bir ilmî kanıt olma özelliğine sahiptir. “Sana ilim (Kur’an) geldikten sonra onların heveslerine uyma” (Bakara, 2/120, 145) âyetinde ‘ilim’, “Ey insanlar! Size Rabbinizden bir burhân (Kur’an) geldi” (Nisâ, 4/174) âyetindeki ‘burhân’, kesin ve ispatlanmış ilmi ifade eder. İlahî ilim, beşerî ilme kılavuzluk ederek insanın öğrenme ve bilme/anlama eylemini daha iyiye, daha faydalıya sevk eder.
    İslam, ilmi nur ve izzet; cehaleti ise zulmet ve karanlık olarak nitelendirmiştir. Nitekim Kur’an-ı Kerim’de bilenlerle bilmeyenlerin asla eşit olamayacağı (Zümer, 39/9), ilim ehline üstün dereceler verildiği (Mücadele, 58/11), Allah’tan en çok ilim ehlinin korktuğu (Fâtır, 35/38), Allah’tan ilmimizin artırılmasının istenilmesini (Tâhâ, 20/114), insanın cahillerden olmaması (En’âm, 6/35; Hûd, 11/46), cahillerden yüz çevrilmesi gerektiği (Bakara, 2/67; Ar’âf, 7/199) bildirilmiştir.
    “Allah Âdem (as)’e isimlerin hepsini öğretti, sonra onları meleklere gösterip: Haydi sözünüzde sadıksanız bana şunları isimleriyle haber verin, dedi.” (Bakara, 2/31). Böylece insana eşyaları/nesneleri yapma, isimlerini bilme, onları kullanma yeteneği ve bilgisi verildi. Diğer bir ifâde ile insana meleklerin bile sahip olamadıkları bir bilgi verilmiştir.
    İnsanlar çok çeşitli yollardan, özellikle peygamberler ve onların getirdiği kitaplar, ilahî mesajlar aracılığı ile bilgilendirilmiş ve aydınlatılmıştır. Kur’an-ı Kerim’de de vurgulandığı gibi kendilerine hikmet verilenlere gerçekte büyük hayır verilmiştir (Bakara, 2/269). Zira tefekkür etmek, bilmek ve anlamak insanı şerefli kılar. Aklın temel görevi, vahyin aydınlığında Hakk’ı batıldan, iyiyi kötüden, doğruyu yanlıştan ayırmaktır. Bu ise ancak ilimle mümkün olur. Aklını kullanmayanlar sağır, dilsiz ve kör gibidirler (Bakara, 2/171).
    İslam, insanın yaratılışına uygun son ve mükemmel bir din olduğu için bütün Müslümanlara ilmi farz kılmıştır.
    Kerim, ilmî düşünce ve tefekküre dayanmayıp körü körüne atalarından devraldıkları kültürel miras üzerine hareket etmelerinden dolayı müşrikleri eleştirmektedir. (Bakara, 2/170; Mâide, 5/104; Zuhrûf, 43/22).

    Kur’an’a göre böyle bir hareket temelsiz ve akıl dışı bir davranıştır. Hâlbuki Allah’a ve diğer iman esaslarına iman etmek, sahih bir akıl üzerine inşâ edilmelidir. İşte bu nedenledir ki Kur’an, iman olgusuna insanın âfakî/objektif ve enfüsî/sübjektif delillerden hareketle ulaşmasını tavsiye etmektedir (Fussilet, 41/53). Kur’an’a göre bütün âlem, Rabbimizin bir ve tek gerçek ilah oluşunu haykıran sayısız delillerle doludur. Nitekim şu âyet buna çok iyi bir örnektir, “İnsanlar, devenin nasıl yaratıldığına, göğün nasıl yükseltildiğine, dağların nasıl dikildiğine, yeryüzünün nasıl yayıldığına ibretle/tefekkürle bakmazlar mı?” (Ğâşiye, 88/17-20). Yani Rabbimiz, âlemdeki yarattığı her şey ile kendi varlığını bize hissettirmekte ve ispatlamaktadır. Biz müminlere düşen görev, Kur’an’ın âyet olarak isimlendirdiği bu işaretleri doğru bir şekilde düşünmek ve anlamak, imanımızı söz konusu işaretlerden edindiğimiz ilmî verilerle güçlendirmek olmalıdır.
    Günümüzün biz Müslümanlarına düşen görev ise Kur’an ışığında tarihî mirasa sahip çıkarak dünyada ve ahirette huzur ve kurtuluşun ancak ilim ile mümkün olduğunu idrak edip ilmî çalışmalar ortaya koymaktır.

    44:7 – Siz eğer kesin olarak inanıyorsanız, iyi bilin ki Allah göklerin, yerin ve ikisi arasındakilerin Rabbidir.
    45:4 – Sizin yaratılışınızda ve çeşitli canlıları yeryüzüne yaymasında kesin olarak inanan kimseler için ibretler vardır.
    45:20 – Bu (Kur’an) insanların kalb gözünü açan bir nur, kesin bilgi edinmek isteyen bir toplum için de hidâyet ve rahmettir.

    45:24 – Hem müşrikler dediler ki: “Hayat, ancak bu dünya hayatımızdan ibarettir. Ölürüz ve yaşarız. Bizi ancak geçen zaman yokluğa sürükler. Halbuki onların bu hususta hiçbir bilgileri yoktur. Onlar, sadece böyle zannederler.
    45:32 – Allah’ın vaadi gerçektir. “O kıyâmetin geleceğinde şüphe yoktur.” denildiğinde “Kıyamet nedir bilmiyoruz.” Yalnız bir zandan ibârettir sanıyoruz. Fakat bu hususta kesin bir bilgimiz yok.” derdiniz.

    Onlar bir sarhoşluk ve cehalet içinde şuursuzdurlar.
    51:20 – Kesin olarak inananlar için, yeryüzünde ve kendi nefislerinde nice ibretler vardır. Hiç görmüyor musunuz?
    52:36 – Yoksa gökleri ve yeri onlar mı yarattılar? Hayır, onlar düşünüp hakikati anlamazlar.
    53:28 – Onların bu hususta bir bilgileri yoktur. Sadece zanna uyuyorlar. Zan ise, şüphesiz hakikat bakımından birşey ifade etmez.
    56:95 – Kesin gerçek budur işte.
    67:26 – De ki: “(O’na ait) bilgi, Allah’ın yanındadır. Ben ancak apaçık bir uyarıcıyım.”
    102:5 – Hayır! Eğer kesin bilgi ile bilseniz, elbette cehennemi görürsünüz.

    7:52 – Gerçekten onlara, bilgiye göre açıkladığımız, inanan bir toplum için yol gösterici ve rahmet olan bir Kitap getirdik.
    bilmek
    17:36 – Bir de hiç bilmediğin bir şeyin ardına düşme! Çünkü kulak, göz, gönül, bunların her biri yaptıklarından sorumludurlar.
    Yalan soz
    18:5 – Bu hususta ne kendilerinin, ne de atalarının hiçbir bilgisi yoktur. Ağızlarından çıkan söz ne büyük bir iftiradır. Onlar, yalandan başka bir şey söylemiyorlar.
    bilgisiz
    22:3 – İnsanlardan bazıları Allah hakkında bir bilgisi olmadığı halde tartışır da her azılı şeytanın ardına düşer.
    Bilgiye dayanmadan tartışma
    22:8 – İnsanlardan kimi de vardır ki ne bir bilgiye, ne bir delile, ne de aydınlatıcı bir kitaba dayanmaksızın Allah hakkında tartışır.
    22:71 – Onlar Allah’ı bırakıp da O’nun, haklarında hiçbir delil indirmediği ve kendilerinde de bir bilgi bulunmayan şeylere taparlar. Zalimler için hiçbir yardımcı yoktur.

    24:15 – Çünkü siz bu iftirayı, gelişi güzel birbirinizin ağzından alıyor ve hakkında bilgi sahibi olmadığınız (bu uydurma haberi) ağızlarınızda geveleyip duruyorsunuz. Bunun önemsiz olduğunu sanıyorsunuz. Halbuki bu, Allah katında çok büyük bir suçtur.

    27:84 – Nihayet (oraya) geldikleri vakit Allah buyurur: “Siz benim âyetlerimi, ne olduğunu kavramadan yalan saydınız öyle mi? Yoksa yaptığınız başka neydi?”

  92. bir kul dedi ki:

    fossoyeur VE ARKADAŞLARI

    BAKINIZ HURAFELERE

  93. bir kul dedi ki:

    rammsteinn

    biri çıkmış “ben peygamberim” demiş. savaşlardan ganimeti, bir sürü kadını, şanı şöhreti götürmüş. bütün bunları yaparkende “bunları allah istiyor” demiş. SENDEN ALINTI

    çağın cehalet hastalığı. bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olmak.
    Hele hele bu cagın daha büyük hastalıgı seni kurtarmayacak cag belası cag hercag kendini cagdaş zanneder fakat o cag onu yutar işte akledemeyenlerin hercag belası bu cag o cag şu cag herdevrinçagı cagı akletmeyenleri yutarbizler ne caga nede zamanın kölesiolmak istemiyoruz özgürlüğümüzü korumaya calışıyoruz bu cagda işlenilen çinayetler teknolojiyle ana rahminde kürtajla yapılıyor 1 sene de milyonlarca canlıyı canice vahşice cinayet işleyerek öldürüyor bu cag diyer caglardanda vahşi canavar cagın kendisi değil bu cagda yaşayan kendilerini cagdaşlıkla övenler cagın arkasına sıgınanların bir cogu

    DİKKAT NE OLUR AZICIK DİKKAT ETSEN KİME KAFATUTTUGUNUN FARINDAMISIN

    GÖRSEN YAPTIGININ NALIS BİRŞEY OLDUGUNU KAHROLMAKTAN ÖTETBİRŞEY O BİRİ DEDİGİN SENİN HERŞEYİNİ SANA KARŞILIKSISIZ BAHŞEDEN ALLAH NE OLUR AZICIK DÜŞÜN BU KİTABI BİR BEŞER YAZABİLİRMİ NE OLUR AKLINI VE MANTIGINI NEFSİNİN ELİNDEN CEK ALDA YAPTIGINDAN BİR ANDA KURTUL DURUMUN COK VAHİM ACİL VAKA GİBİSİN BENDEN SANA NASİHAT PAŞA GÖNLÜN BİLİR

    1- soru belli. tanrı yemin edermi?SENDEN ALINTI

    yemin etmişse dogrudur yine yemin etmemişse yine dogrudur ben bana herşeyi veren en önemlisi olan verdigi bu akılla niye allah ha ukelalık yapayım allah neyi naıl söyleyecegini cok iyibilir bu durumun farkında olmayanlar düşünsün ne durumda olduklarını cok daha vahim bir durumdasın zır cahilleleri bile solladın haline acıyorum AKLIN VE MANTIGIN isşaallah nefsine hükmederde verilen aklın degerini anlar bir an önce durumunu degiştirirsin daha başka söylenecek nekaldı geriye

    kendimi eleştireyim.
    daha doğru dürüst yazı bile yazamayan birisinden fikir bekliyorum. SENDEN ALINTI

    beni eleştirene bak senkendini bir görsen ah allah a şükürki ben bana verdigi akılla senin durumunda degilim

    Oysa tarih; iyilerle kötülerin mücadele tarihidir. Bir yanda kadim toplumsal ve insani değerleri savunanlar, diğer yanda kadim insani ve toplumsal değerleri yıkmaya çalışanlar vardır. Gerisi hikâyedir. ORTAK DÜŞMAN DİNDİR

    Benden sana tavsiye iyi düşün yahu ne olur iyice oku birbeşer iş olabilirmi bu kitap sen hangi bir liderin kitabında yada anayassında gördün kurandaki hertürlü detayı insnlık için mümkin olan her şey var 1 tane göstersene gösteremezsin mümkindegil

    • rammsteinn dedi ki:

      kul
      diyorsun ki
      Benden sana tavsiye iyi düşün yahu ne olur iyice oku birbeşer iş olabilirmi bu kitap sen hangi bir liderin kitabında yada anayassında gördün kurandaki hertürlü detayı insnlık için mümkin olan her şey var 1 tane göstersene gösteremezsin mümkindegil

      linkte İnsan hakları evrensel beyannamesi. oku bence.
      http://www.ohchr.org/EN/UDHR/Pages/Language.aspx?LangID=trk
      bunu insanlar yazdı. kurandaki kölelik,cariyelik,başka din mensublarını öldürme emirleri,kadınları ikinci sınıfta görme gibi şeyler yok.

      tanrı mı adil yoksa onun yarattığı insan mı?
      ya da insanın yarattığı tanrı mı , yoksa insanın kendisi mi?

      bir bakalım her iki tarafın yazdıklarına;
      ————————————————————-
      evrensel beyanname
      Madde 1
      Bütün insanlar hür, haysiyet ve haklar bakımından eşit doğarlar. Akıl ve vicdana sahiptirler ve birbirlerine karşı kardeşlik zihniyeti ile hareket etmelidirler.

      NAHL-75
      Allah, hiçbir şeye gücü yetmeyen ve başkasının malı olan bir köle ile, kendisine verdiğimiz güzel nimetlerden gizlice ve açıkça sarfeden kimseyi misal gösterir: Hiç bunlar eşit olur mu? Övülmeğe layık olan Allah’tır, fakat çoğu bilmezler

      ———————————————————————

      evrensel beyanname
      Madde 18
      Her şahsın, fikir, vicdan ve din hürriyetine hakkı vardır; bu hak, din veya kanaat değiştirmek hürriyeti, dinini veya kanaatini tek başına veya topluca, açık olarak veya özel surette, öğretim, tatbikat, ibadet ve ayinlerle izhar etmek hürriyetini içerir.

      MÂİDE-33
      Allah ve Peygamberiyle savaşanların ve yeryüzünde bozgunculuğa uğraşanların cezası öldürülmek veya asılmak yahut çapraz olarak el ve ayakları kesilmek ya da yerlerinden sürülmektir. Bu onlara dünyada bir rezilliktir. Onlara ahirette büyük azab vardır.

      ——————————————————————————

      mümkindegil diyorsun ama mümkün. ama size göre mümkindegil.

      sizin düşünce yapınız belli. inanç bu.
      yalovasporun dünyanın en iyi futbol takımı olduğuna inanıyorum. kim ne derse desin.
      herkes der ki “kim takar yalovasporu”
      bende derim ki “hiç kimsenin bu fikrimi değiştirmesi mümkindegil”

      • bir kul dedi ki:

        rammsteinn

        NAHL-75
        Allah, hiçbir şeye gücü yetmeyen ve başkasının malı olan bir köle ile, kendisine verdiğimiz güzel nimetlerden gizlice ve açıkça sarfeden kimseyi misal gösterir: Hiç bunlar eşit olur mu? Övülmeğe layık olan Allah’tır, fakat çoğu bilmezler

        COK YAZIK ANLAYIŞINA BAK KÜCÜMSÜYORMUŞ İKİNCİ SINIFYAPAN ALLAHMI YAHU BİR DAHA DÜŞÜN BE BU NASIL OKUMA
        ONU KÖLE YAPAN ALLAHMI KENDİ ÖZGÜRLÜGÜNÜ SAVUNMAYIP TESLİM OLANIN KENDİSİNDEMİ YADA ZALİMLERDEMİ ZALİMLERE DESTEK OLANLARDAMI BEN NE DİYEYİM SANA SEN NASIL OKUDUN BU OKULU COK MERAK EDİYORUM BU KONUDA COK CİDDİYİM YAHU SEN BU AYETTEN BUNU ANLIYORSAN PES PES PES BUKADAR BİR BENCİL BİR OKUYUŞ OLURMU PES PES PES
        O AYETTE BİR ÖRNEK VERİLİYOR YAHU BUNU NASIL CARPITILIR

        BEN SENDEN ÖNCE OKUDUM VERDİGİN ADRESİ KORKMA O BEYANNAMEYİ YAZAN AKLI ALLAH VERDİ AKLEDENLERLE DİGERLERİNİ KARIŞTIRMA HAKKA GELİNCE BU KENDİLERİ OLUNCA HEMEN CALIŞIR
        İNSANLRI KÖLELEŞTİRENLERE HİÇ BİR CITYOK CÜNKÜ KENDİ GECMİŞLERİ ATALARI
        KIZIL DERİLİLERİ TESLİM OLMADI KÖLELİGİ KABUL ETMEDİ KÖKÜNÜ KUUTTULAR SEN BUNALRI KONUŞ BUNLARDAN HABERVER YA KÖLE OLUP TOPRAKLARINIZ YADA SOYUNUZU KURUTACAMDEYİP TESLİM OLMAYI KABUL ETMEYİNCEDE KÖKÜNÜ KAZI
        SEN BUNLARI GÖR GERCEGİ ALLAH BU KİTABI ZALİMLER BELKİ AKLEDER PİŞMNOLUR BİRAN ÖNCE ZALİMLİKLERİNDEN KURTULURLAR HAKI HUKUKU SAVUNUP YAŞASASINLR DİYE GÖNDERDİ NAFİLE AYNI HAMAM AYNI TAS AFRİKANIN HAKLARINI KİM SAVUNUYOR SÖMÜRMEKTEN BAŞKA BAKBAKALIM ORADA GENC BİR NESİL VARMI SOYUNU TÜKETTİLER CAREYİ BUNDA BULDULAR YOKSA ÖNÜNE GECEMİYORLARDI YA COCUK YA YAŞLI KALDI OKADAR COK YAZACAK ŞEY VARKİ NAFİLE

  94. pamuk1kale dedi ki:

    Sayın rammsteinn;
    kendimi eleştireyim.
    daha doğru dürüst yazı bile yazamayan birisinden fikir bekliyorum. SENDEN ALINTI.
    1- soru belli. tanrı yemin edermi?SENDEN ALINTI

    yemin etmişse dogrudur yine yemin etmemişse yine dogrudur BİR KULDAN ALINTI.

    Sayın bir Kul’dan aldığınız cevap! doğrultusunda sizin 2. soruyu sormanızı sabırsızlıkla bekliyorum 🙂

  95. bir kul dedi ki:

    Her soruya ve soruna çözüm getiren İslam dini, felsefenin cevabını bulamadığı “Neden yaratıldık” sorusunu elbette cevapsız bırakmamıştır…
    İnsanın “var olmayı” sorgulaması ne kadar doğrudur?
    ‘Neden yaratıldık?’ sorusunu sormak, akıl sahibi olmanın bir alametidir. Çünkü insana aklın verilmesinin bir amacı da; ‘Nereden geldim, niçin yaratıldım, nereye gidiyorum?’ sorularını sorup, cevap araması içindir.
    Fakat bu sorularancak ‘bir insan olarak kainattaki vazifelerimizi öğrenmek’ amacıyla sorulabilir. Yoksa, ‘Neden yaratıldım ki(!) Beni yaratırken, Allah bana mı sordu?’ şeklinde insanın sonsuz kudret sahibi olan yaratıcısını sorgulamaya kalkışır gibi sorular sorması edebini ve haddini aşmasından başka bir şey değildir. Bir sinek kanadını dahi icat etmeye aklı ve gücü yetemeyen aciz insanın, sonsuz ilim ve kudretiyle tüm kâinatı yaratmış olan Allah’a ukalaca hesap sormaya kalkışması; üç yaşındaki bir çocuğun bir profesörü hesaba çekmeye kalkışmasından binlerce kez daha saçmalık olacaktır.
    alıntı
    ——————————————————————————————————————-
    YARATICIYA KONUŞMAYI ÖRETMEYE KALLMAK

    ALLAH KENDİSİNE YEMİN EDİYOR
    Allah’a andolsun ki, senden önceki topluluklara da peygamberler gönderdik. Fakat şeytan onlara işlerini süslü gösterdi. Bugün de onların dostudur. Onlar için elem verici bir azap vardır.nahl 16/63
    Doğuların ve batıların Rabbine yemin ederim ki, elbette onların yerine daha iyilerini getirmeye bizim gücümüz yeter ve kimse bizim önümüze geçemez.meariç 70/40
    3) Kuran’da 200 den fazla yemin edilen ayet vardır. Hatta incire, zeytine, geceye gündüze bile edilen yeminler vardır. Hal böyleyken Kalem suresi 10. ayetteki olaya bakarsak, Kuran’a bakış açımız değişir. Çünkü bunu yapan Kuran’ın kendisidir?

    KALEM 68/10-15
    10 Yemin edip duran alçağa uyma!
    11 İğrenç dedikodular yapan iftiracıya da uyma!
    12 İyiliğe mani olana, saldırgana, günahkâra da uyma!
    13 Kaba ve haşin, bütün bunların ötesinde soysuza da uyma!
    (14-15) Mal ve çocuklarına güvenip, kendisine okunan âyetlerimize yönelik olarak, “Öncekilerin masalıdır” diyene de uyma!

  96. bir kul dedi ki:

    rammsteinn

    NAHLI16/76 Allah şu iki kişiyi örnek veriyor: Biri, hiçbir şeye gücü yetmeyen, efendisine yük olan, bir yere gönderse bir iyilik getiremeyen bir dilsiz; şimdi bu, doğru yolda olarak adâletle iş yapan kimse ile bir olur mu?

    ÇOK MERAK EDİYORUM BU AYETİ NASIL OKUYACAN

    ALLAH HIM SEN AKLIMA MUKEYYET OL

    • rammsteinn dedi ki:

      kul
      aman sakin ol. el-müntakim senin aklına mukeyet olur merak etme.
      kuranda sana göre kölelik yok.size göre kuran köleliği yasakladı. hep biz yanlış anlamlar çıkarıyoruz. hep biz çarpıtıyoruz. biz arapça bilmediğimiz için kuranı anlayamıyoruz. ama kendi anadili olan araplar bile anlayamamış ki , köleliği yasaklamayı yeni akıl etmişler. 1400 senedir araplarda yanlış anlamışlar kuranı.
      pardon unuttum. kuran kaç kere kendisine “apaçıktır” demiştir ?

      köleliği es geçtik. kurandaki insan hakları ihlallerinin hepsini tek tek yazmaya gerek yok.
      siz aynen devam edin. “islam saygı sevgi dinidir,kadın erkeği eşit tutmuştur,kölelik yasaklanmıştır vs vs”
      onun için sana yazacak daha fazla bir şey yok.

    • 1okuyucu dedi ki:

      bir kul;

      –ÇOK MERAK EDİYORUM BU AYETİ NASIL OKUYACAN (senden alıntı)

      ayet, “koyunun aptalı kasabın bıçağını yalarmış” diyor?

      • rammsteinn dedi ki:

        okuyucu
        biz arapça bilmiyoruz çarpıtıyoruz,araplar bile çarpıtıyor.
        http://www.aljazeera.com.tr/haber/suudi-imam-dunya-donmuyor
        hep yahudi oyunu bunlar

      • 1okuyucu dedi ki:

        rammsteinn;

        —biz arapça bilmiyoruz çarpıtıyoruz,araplar bile çarpıtıyor.(senden alıntı)

        yanılıyorsun, Arapça bilmediğimiz için ayetleri çarpıtanlar biz değiliz, biz tıpkı Müslümanlar gibi diyanet tercümelerine itibar eden etkisiz elemanlarız, yani çarpık çurpuk ayetler varsa, ayetlerin çarpık çurpuk olmasında bizim hiçbir dahlimiz yok,

        ama Arapça bildiğini iddia edenlerin hatalı meal olduklarını iddia ettikleri ayetler, Kuranın tanrısına iftira atıldığının bir itirafı olup, Arapça bilmediğimiz için Kuranın tanrısına kimlerin iftira attığını bilmemiz mümkün değil?

        iftiracı olan Devletin resmi kurumu olan diyanet mi? yoksa Arapçayı en iyi bildiğini iddia eden yetkisizler mi?

        Araplar konusunda da yanılıyorsun, çünki Araplar, Kuranın orijinalini bildiklerinden hatalı meal safsatası yapamayacaklarından ayetleri çarpıtamıyorlar, ayetleri çarpıtamadıkları için de tüm dünyaya rezil olmayı göze alarak bilimsel gerçekleri çarpıtıyorlar.

  97. bir kul dedi ki:

    bir bakalım her iki tarafın yazdıklarına;
    ————————————————————-
    evrensel beyanname
    Madde 1
    Bütün insanlar hür, haysiyet ve haklar bakımından eşit doğarlar. Akıl ve vicdana sahiptirler ve birbirlerine karşı kardeşlik zihniyeti ile hareket etmelidirler.
    ADALETİ GÖRÜYORMUSUN İNSAN HAKKINI HAKSIZA KARŞI OLMAK BU KİM OLURSA OLSUN İSTERSE MÜSLÜMAN OLSUN BAK BAKALIM O BEYANNAMEDE VARMI

    O BEYANNAME İSRAİLE NİYE İŞLEMİYOR 60 SENEDİR GÖZÜNÜ AC

    HUCURAT 49/9 Müminlerden iki grup birbiriyle savaşırlarsa, aralarını düzeltiniz. Şâyet biri ötekine saldırırsa, Allah’ın emrine dönünceye kadar, saldıran tarafla savaşınız. Eğer dönerlerse, artık aralarını adaletle düzeltiniz ve adaletli davranınız. Şüphesiz Allah, âdil davrananları sever.

    ÖYLEMİ SENCE COK KOMİKSİN GÖRMEK İSTEDİGİNİ DEGİL OLANI GÖRMEK ÖNEMLİ OLAN YANİ HAKKI VE HUKUKU ADALETİ HAKKANİYETİ

    NİSA 4/135 Ey iman edenler! Adaleti titizlikle ayakta tutunuz; kendiniz, anne babanız ve akrabanız aleyhinde de olsa, Allah için şahitlik eden kimseler olunuz. Haklarında şahitlik ettikleriniz zengin olsunlar, fakir olsunlar, Allah onlara sizden daha yakındır. İğreti arzularınıza uyup adaletten sapmayınız. Eğer şahitlik ederken dilinizi eğip bükerseniz ya da doğruyu söylemezseniz, muhakkak ki Allah yaptıklarınızı bilir.

    bende derim ki “hiç kimsenin bu fikrimi değiştirmesi mümkindegil” SENDEN ALINTI

    SENİN FİKRİN OKUDUGUNU CRPITMAKMI KİM OLURSA OLSUN YETERKİ HAKKANİYETLİ OLSUN
    BUNA FİKİRDENMEZ OLSA OLSA CARPITMA DENİR
    BU KANIYA NASIL VARDIN SENİN FİKRİNİ KENDİNDEN BAŞKA KİMSE DEGİŞTİREMEZ SEN BUNU NASIL ANLAMAZSIN

    ŞUARA 42/8 Eğer Allah dileseydi, onları bir tek inanç etrafında toplardı. Fakat O, dileyenleri rahmetinin içine alır. Zâlimler için hiçbir koruyucu ve yardımcı yoktur.
    NOT SEN ŞİMDİ BUNU DA YANLIŞ ANLARSIN
    BEN ŞİMDİDEN ACIKLAYAYIMDA YİNE GAF YAPMA
    İRADESİZ DÜŞÜNMEYEN SORGULAYAMAYAN YANİ NEFSİNİ ALARAK SADECE VERDİGİ AMAC ÜZERE YAŞAYAN BİR VARLIK
    ÖRNEK
    68,69. Rabbin bal arısına, “Dağlardan, ağaçlardan ve kurulmuş kovanlardan yuvalar edin, sonra da her türlü üründen ye de, Rabbinin işlek olan yollarından yürü!” diye vahyetti. Karınlarından, insanlara şifa olan türlü türlü renkte içecek çıkar. Düşünen topluma bunda bir ders vardır.
    yada melek sadece görevini yapan

  98. bir kul dedi ki:

    Allah her şeyi bir sebeple yaratmıştır ve o sebeplerde Allah’ın sanatı gizlidir. Mesela şekil ve suretimizi veren Allah’tır ama bunu DNA gibi bir sebeple yaratır.

    Aslında Allah dilediği surette yaratır;

    Döl yataklarında size dilediği gibi suret veren O’dur. O’ndan başka ilah yoktur; üstün ve güçlü olandır, hüküm ve hikmet sahibidir. [Âli İmran Suresi (3/6]

    Ancak sebep olarak DNA gibi bir ölçü yaratmıştır;

    (Allah) Onu hangi şeyden yarattı? Bir damla sudan yarattı da onu ‘bir ölçüyle biçime soktu.’ [Abese Suresi (80/18-19]

    Yağmuru yağdıran Allah’tır;

    …Ve gökten yağmur indirerek bununla sizin için (çeşitli) ürünlerden rızık çıkardı. [Bakara Suresi (2/22]

    Ancak belirli sebeplerle;

    Allah, rüzgarları gönderir, böylece bir bulut kaldırır da onu nasıl dilerse gökte yayıp-dağıtır ve onu parça parça kılar; nihayet onun arasından yağmurun akıp çıktığını görürsün…[Rûm Suresi (30/48]

    Bu sebeplerde de bizim için Allah’ın varlığına dair deliller vardır;

    Şüphesiz, göklerin ve yerin yaratılmasında, gece ile gündüzün ard arda gelişinde, insanlara yararlı şeyler ile denizde yüzen gemilerde, Allah’ın yağdırdığı ve kendisiyle yeryüzünü ölümünden sonra dirilttiği suda, her canlıyı orada üretip-yaymasında, rüzgarları estirmesinde, gökle yer arasında boyun eğdirilmiş bulutları evirip çevirmesinde düşünen bir topluluk için gerçekten ayetler vardır. [Bakara Suresi (2/164]

    Allah “hepsini Ben yaptım” diyor ama “Allah yaptı” deyip hayatınıza bakın demiyor. “Ben yarattım ama yaratışımın detaylarını araştırın ve detaylardaki sanatı görün” diyor. Dünya tarihinin en önemli bilimadamlarının ünlü sözlerinden birkaç tanesine göz atalım;

    “Tabiat hiç şüphesiz Allah’ın hiç vazgeçemeyeceğimiz, okunması gereken diğer bir kitabıdır”
    GALILEO GALILE

    “Tabiat kitabına göre biz astronomlar, Yüce Allah’ın din adamları olduğumuzdan, bizim Allah’ın şanını konuşmamız gerekir.”
    JOHANNES KEPLER

    “Allah sonsuz ve mutlaktır; gücü sınırsızdır ve herşeyden haberdar olandır; varlığı sonsuzluğa dayanır; herşeyi yönetir, yapılan ve yapılacak olan herşeyi bilir
    ISAAC NEWTON

    “Doğayı ne kadar çok incelersem, Yaratıcı’nın eserleri karşısında inancım o kadar çok artıyor.” “Bilim, insanı Allah’a götürür.”
    LUIS PASTEUR

    Görüldüğü gibi dünya tarihinin en önemli bilimadamları bilimi, Yaratıcının sanatını incelemek için yaptıklarını dile getiriyorlar. Dolayısıyla “Allah yarattı” demek pratikte de bilimi durdurmayı bırakın ilerlemesini sağlamıştır.

    Ateistlerin sürekli dile getirdikleri “Ol dedi oldu” ifadesi ise yine yanlış aktarılmaktadır. Yanlış aktarılmasının sebebi bazı meallere eklenen “hemen” ifadesidir. Kun fe yekun kelimesinde hemen diye bir ibare yoktur. Bu ifade, Allah’ın birşeye “Ol” dediği zaman onun mutlaka olacağını ifade eder. Mesela Dünya’nın yaratılışı için Allah “6 devirde oldu” ifadesini kullanır. Ama yine Allah’ın “ol” demesiyle olmuştur.

    Bunun daha net anlaşılması için şu örneği verebiliriz. Bir şirket sahibi ile ilgili bir çalışanı “O bir işe karar verdi mi o olur, yani şu şöyle olsun derse olur” dese, kimsenin aklına mesela “şirkete televizyon alın dese o an şirkette televizyon mu belirir” gibi bir soru sormaz. Allah’ın “Ol dediği zaman olur” cümlesiyle anlattığı da budur. Eğer Allah o işe karar vermişse o mutlaka olur. Bir süreçle, bir sebeple vs.

    Ayrıca bir sistemin işleyişini açıklamak bizi, onun tasarımcısı olmadığı sonucuna götürmez. Eğer bir yerde bir sistem varsa kurucusu olması gerekir. Mesela siz herhangi bir ürün üreten bir fabrikaya gitseniz, fabrikada kimse olmasa ve siz makinaların nasıl çalıştığını çözseniz, buradan “bu fabrikanın sahibi yok biz makinaların sistemlerin nasıl işlediğini çözdük, bu ürünler için akla gerek yok” gibi bir sonuç çıkarmazsınız. Tam tersi üretilen ürünlerin yanında bir de o makinalardaki sanatına hayran kalır ve bunların sahibinin ne kadar üstün bir ilme sahip olduğunu düşünürsünüz. Ateistlerin ünlü söylevi “artık her şeyi açıkladık bir Yaratıcıya ihtiyaç yok” gibi bir cümle, “artık matbaanın nasıl işlediğini açıkladık bir yazara veya matbaa sahibine veya matbaa makinasının bir sahibi olmasına gerek yok” cümlesinden farksızdır. Nasıl mantıksız bir iddia olduğu sanırım daha net anlaşılmıştır.

    Ayrıca Allah inancının bilimi durdurmayı bırakın nasıl şahlandırdığını İslam tarihinden de anlayabiliriz. Aşağıda paylaştığım linklerden Müslümanlar sayesinden bilimin nasıl şahlandığını görebilirsiniz.

    Kısaca Allah inancı bilimi durdurmaz, tam tersi şahlandırır. Bir toplu iğnenin bile mutlaka tasarımcısı ve yapıcısı olması gerekirken, tüm evrenin Dünya’nın, insanların, sistemlerin, sanatın ve katrilyonlarca detayın bir sahibinin olmadığını iddia etmek akla savaş açmaktır.

    Kuran ayetleri her zaman düşünmeyi ve akletmeyi emreder. Ayrıca bilim dallarına dikkat çekerek insanların doğadaki delilleri araştırması emredilir.

    ZOOLOJİ

    Bakmıyorlar mı o deveye; nasıl yaratıldı? [Ğaşiye Suresi (88/17]

    GÖK BİLİMLERİ

    Göğe (bakmıyorlar mı), nasıl yükseltildi? [Ğaşiye Suresi (88/18]

    Üzerlerindeki göğe bakmıyorlar mı? Biz, onu nasıl bina ettik ve onu nasıl süsledik? Onun hiç bir çatlağı yok. [Kaf Suresi (50/6]

    OROJENİ

    Dağlara (bakmıyorlar mı); nasıl oturtulup-kuruldu? [Ğaşiye Suresi (88 /19]

    JEOLOJİ

    Yere (bakmıyorlar mı); nasıl yayılıp-döşendi? [Ğaşiye Suresi (88 /20]

    ARKEOLOJİ

    Yeryüzünde gezip dolaşmıyorlar mı? Böylece kendilerinden öncekilerin nasıl bir sona uğradıklarını görsünler…[Rûm Suresi (30/9]

    ANATOMİ

    İnsan bir baksın, hangi şeyden yaratıldı? [Târık Suresi (86/5]

    PALEONTOLOJİ

    De ki: “Yeryüzünde gezip dolaşın da, böylelikle yaratmaya nasıl başladığına bir bakın, sonra Allah ahiret yaratmasını (veya son yaratmayı) da inşa edip yaratacaktır. Şüphesiz Allah, her şeye güç yetirendir. [Ankebût Suresi (29/20]
    alıntı

  99. bir kul dedi ki:

    INTERSTELLAR (YILDIZLARASI) FİLMİ ve ZAMANIN GÖRECELİĞİ

    Şu an vizyonda olan Yıldızlararası isimli filmde evrenle ilgili teori ve kuramlardan yola çıkılarak güzel bir senaryo işleniyor. İşlenen konulardan biri de zamanın göreceliği. İlk olarak Einstein tarafından ortaya atılan bu iddia, zamanın hıza, yerçekimine ve başka etmenlere göre değiştiği iddiasıydı. Yani Dünya’mızda geçen 50 yıl belki başka bir gezegendeki 1 güne eşitti. Veya Hawking’in evren ve zamanla ilgili belgeselinin 41. Dk’sındaki açıklamaya göre ışık hızına yakın bir hızda giden tren yapabilseydik bu tren içinde geçen 1 gün Dünya’da 1 yıla eşit olacaktı.

    Aynı mantık Yıldızlararası filminde de işlenmiştir. Uzaya giden ekip, karadeliğin yakınındaki bir gezegene iniş yapmakta ve o gezegende 1 saate yakın bir zaman geçirdikten sonra gezegenden ayrıldıklarında Dünya’da 23 yıl geçtiğini farketmektedirler. Einstein’ın ortaya attığı bu iddia şu an tüm Dünya’da genel kabul görmektedir.

    İşin ilginç olan noktası ise ateist arkadaşların Einstein’ın ve Hawking’in bu konudaki anlatımlarını hayretler içinde dinlemelerine karşın Kuran ayetlerini gördüklerinde sanki konuyla hiç alakası yokmuş izlenimi verip, alay ve espiriyle ayetlerde verilen muhteşem bilgileri itibarsızlaştırmaya çalışmalarıdır.

    Gökten yere her işi O evirip düzene koyar. Sonra (işler,) sizin saymakta olduğunuz bin yıl süreli bir günde yine O’na yükselir. [Secde Suresi (32/5]

    Melekler ve Ruh (Cebrail), ona, süresi elli bin yıl olan bir günde çıkabilmektedir. [Meâric Suresi (70/4]

    İlk ayette bir olaydan bahseder ve o olayın yeryüzündeki karşılığı olan sene, sonraki ayette ise başka bir olaydan bahsedilir ve yine o olayın Dünya’daki yıl karşılığı bildirilmiştir.

    Bu kurama göre de belli değişkenlere göre herhangi bir yerdeki zamanın Dünya zamanına göre farklılık gösterdiği savunulur. Ayetlerde de bu konuya net bir şekilde dikkat çekilmiştir. Ancak bir ateistin ayetlerdeki bu mucizeleri dikkate alması ve şaşırması kendi görüşünü değiştirmesini gerektireceği için anlamazdan gelir. Eğer bu net iddiayı onaylarsa kendisi ile ilgili Kuran’daki tüm vaatleri de kabul etmesi gerekir. Bunu kabul etmemek için bu muhteşem mucizeyi görmezden gelir. Hawking belgeselini izledikten sonra “tren içindeki 1 gün Dünya’daki bir yıla eşittir” ibaresini duyunca hayranlık duyan bir ateistin Kuran’daki “sizin saymakta olduğunuz bin yıl süreli bir günde yine O’na yükselir” ibaresini görünce espiriyle geçiştirmeye çalışması son derece samimiyetsiz bir tavırdır.

    albert einstein, stephen hawking, yıldızlararası filmi makale, zamanın göreceliği

    http://akingozukan.com/interstellar-yildizlarasi-filmi-ve-zamanin-goreceligi/

  100. bir kul dedi ki:

    COK BİLMİŞ DİLBİLGİSİNİ BİLDİGİNİSANANLARA DİNLEMELERİ VE HERKESE
    KURANDA ASLA HATA YOKTUR YORUM VE CEVİRİLER KİŞİLERİN KENDİ HATALARIDIR

  101. bir kul dedi ki:

  102. bir kul dedi ki:

    1okuyucu Rammsteinn VE COK SAMİMİ ARKADAŞLARINA YADA AYNI FORMATTAKİLERE

    1400 SENE ÖNÇE MEYDAN OKUMUŞ OLAN ALLAH BU BENİM KİTABIM DİYOR BU İDDİA YI ŞU ANA KADAR KİMSE ÇÜRÜTEMEDİ

    BU KİTABIN BİR BEŞERİN OLDUGUNU İDDİA EDENLER

    BU KİTABIN BİR BENZERİNİ YADA ONUN BENZERİ 10 SÜRE YADA 1 SÜRE GETİRİN DİYOR ALLAH KİTABIYLA MEYDAN OKUYOR KIYAMETE KADAR HADİ BUYRUN NE DURUYORSUNUZ

    İSPATLAYAMAYANLAR

    YALANCI DURUMUNA DÜŞECEKLER BEN DEMİYORUM KİTABIN SAHİBİ OLAN ALLAH DİYOR

    Kur’an emsalsiz olduğuna ve benzerinin oluşturulamayacağına dair meydan okuyan bir kitaptır.
    Bu meydan okuma şu dört ayetle yapılmış ve kademe kademe gerçekleştirilmiştir.
    Önce inkarcılardan o zamana kadar inen kısmının benzerinin getirilmesini talep eder:

    ‘’ De ki: Bütün insanlar ve görünmeyen gizli varlıklar ( cinler ) bu Kur’an’ın bir benzerini ortaya koymak için bir araya gelselerdi ve bir birlerine bu konuda destek olmak için ellerinden ne geliyor ise yapsalardı, yine onun benzerini ortya koyamazlardı. ‘’ ( İsra, 17/ 88 )

    Bu meydan okuyuşuna inkarcılardan bir cevap gelmez.
    Sonra meydan okuyuşundaki isteği daraltır ve Kur’an’ın tamamından onun içindeki 10 sureye talebini indirir:

    ‘’ Yoksa onu kendisi mi uydurdu diyorlar. ‘ De ki: Haydi siz yalan üzere uyduruşmuş olarak O’ nun benzeri 10 Sure getirin ve eğer doğru sözlüler iseniz Allah’tan başka güç alabileceğiniz herkesi de yardıma çağırın. ‘’ ( Hud, 11/13 )

    Bu 10 Sure talebine de kimse cesaret edip cevap veremez, yani bir şeyler ortaya koyamaz.
    Son safhada meydan okumada talebini daha da indirir ve tek bir Sure getirmelerini ister.
    ‘’ Eğer kulumuza indirdiğimiz Kur’an’ın Allah katından olduğundan şüpheniz varsa, O’ nu ( Muhammed ) uydurdu diyorsanız, haydi siz de bu Kur’an’ın herhangi bir Suresinin benzerini getirin. ‘’ ( Yunus, 10/38 )

    İşte bu Mekke’de inen üç ayetle meydan okumasından bir sonuç alamayınca Medine’de inen bir ayetle, bu işin hiç bir zaman oluşturulamayacağının altını çizer:
    ‘’ Eğer kulumuza indirdiklerimizden şüpheye düşüyor iseniz Allah’tan başka tüm yardımcılarınızı da çağırın.

    Ama bunu yapamazsınız, hiçbir zaman da yapamayacaksınız, o halde bundan vaz geçin, yakıtı insanlar ve taşlar olan o cehennem ateşinden sakının. Çünkü o ateş inkarcılar için hazırlanmıştır. ‘’ ( Bakara, 2/23-24 )

    Bu ilahi sözler şimdiye kadar hiçbir benzerinin oluşturulamadığının ve kıyamete kadar da oluşturulamayacağını kesin bir dille belirtir.

    SİTENİZE KOYMAYI KİMSE ENGELLEYEMEZ SİZLERDEN BAŞKA HADİ İSPATLAYINIZ
    BOŞ SÖZLERLE DEGİL SOMUT BİR ŞEY ALLAH HIN AYETLERİNİN DEDİGİ NE İSE ONLARI

    • rammsteinn dedi ki:

      İçinizde olanı sakın ha, “Allah’tan” gizlemeye çabalamayın. Gizli kalsın diye çaba göstermeyin. Ne denli gizlenirse gizlensin; “Allah onu bilir” Cezası ertelenir; bir “kitap”a konur; “hesap günü”ne (Kıyamete) biriktirilir, ya da ivedilik gösterilip öç alınır.

  103. bir kul dedi ki:
  104. pamuk1kale dedi ki:

    Sayın bir kul;
    O dediğiniz bir kitabın Müslümanları getirdiği nokta ayan beyan ortada!!!
    İnsanlığa hiç bir şey sunamayan,kendi insanlarına İNSANCA yaşama ortamı oluşturamayan kan ve gözyaşlarının ALLAHIN HER GÜNÜ eksik olmadığı bilimde,teknolojide,sağlıkta vb.cehennem ateşinde cayır cayır yanacaklar diye nitelediği kişilerin ürettiklerini utanmadan! yüzsüzce kullanan bir coğrafya değil mi?
    Şimdi siz diyorsunuz ki hadi benzerini yazın!
    Bu dünyaya,insanlığa böyle bir coğrafya yeterde artar bile fazlası sizin olsun ve bu kafayla kusura kalmayın çok daha fazlasını hak ediyorsunuz! Buyrun kendinizden bir şey katmadan kopyala yapıştıra devam edin!