MUSTAFA SUPHİ’Yİ İTTİHATÇILAR MI ÖLDÜRDÜ?

mustafasphi

1921 yılının 28 Ocağı’nı 29′a bağlayan gecesi Trabzon’dan Sovyetler’e geri gönderilmek üzere bindirildikleri teknede öldürülen Mustafa Suphi ve 14 yoldaşını saygıyla anarak yazımıza başlayalım.

Mustafa Suphi 1883 yılında Giresun’da doğdu. İstanbul Hukuk’u ve Paris Siyasal’ı bitirdi. 1908’de 2. Meşrutiyetin ilanından sonra İstanbul’a döndü ve çeşitli gazetelerde yazmaya başladı.

Bu yıllarda Mustafa Suphi İttihatçı çizgidedir. 1912’de Enver Paşa ve diğer İttihatçılarla ters düşerek partiden ayrılıp muhalefete başlayınca Sinop’a sürülür. 1914’de Rusya’ya kaçar ve burada komünist devrimcilerle ilişkiye girer. Ekim Devriminden sonra devrimin önderlerinden Sultan Galiyev’in sekreteri olur. Sultan Galiyev’in ideali “sosyalist turan” dı. Türk ve Müslüman dünyasını sosyalizmde birleştirmekti. Mustafa Suphi bu dönemde daha çok Kırım ve Odessa’daki Rusya kökenli ya da savaş esiri Türkler arasında çalışma yürütür. Kızılordu içinde örgütlenen Türk savaş esirlerinden bir birlik ile Rus İç Savaşına katılır.

 

Gerçek anlamda Anadolu’ya yönelik çalışmaya başlaması Mayıs 1920’de Bakü’ye gelmesi ile olmuştur. Bu dönemin zirvesi 10 Eylül 1920’de üç farklı grubun bir araya gelerek Türkiye Komünist Partisi’ni kurmasıdır.
Mustafa Suphi aynı dönemde hem Komintern’in ikinci kongresinde iki Türk delegeden biri olmuş, hem de Bakü Doğu Halkları Kurultayı’nın başkanlık divanında yer almıştır.

27 Mayıs 1920’de Bakü’ye gelen Suphi, ilk iş olarak buradaki ittihatçıları tasfiye etmiş ve ilk gizli mücadeleyi başlatmıştır. Mustafa Suphi ile İttihatçıların lideri Enver Paşa’nın yolları komüntern’de de kesişmiştir. Üçüncü Enternasyonal’ın liderleri, hem Türkiye’de ve hem de doğunun diğer Müslüman ve Türk memleketlerinde önemli itibarı olan Enver Paşa’yı yanlarına alarak, Doğu halklarının Birinci Kongresi’ne iştirak ettirmişlerdir. Bu olay karşısında Mustafa Suphi Bakü Kongresi esnasında Enver Paşa’ya karşı sert bir tavır sergilemiştir. Mustafa Suphi’nin burada Enver Paşa aleyhine tezahüratlar yaptırtması, “Kurultaya değil halk mahkemesine!” gibi sloganlar attırması ve ona karşı takındığı menfi tavırlar, İttihatçıların Suphi’ye karşı olan düşmanlığını hat safhaya çıkarmıştır. Herhalde Mustafa Suphi’nin Enver paşa için halk mahkemesi istemesinin sebebi savaş suçlusu ve Ermeni tehcirinden ve katliamından sorumlu görmesidir.

Enver Paşa, Türkçü-Turancı görüşlerine Ekim devriminden sonra sosyalistliği de ekleyip Turan Sosyalizmi peşinde mücadele vermekteydi. 1919-1920’lerdeki düşüncesi milli mücadelenin başına geçmekti. Ancak Mustafa Kemal’in başarısı bunu engellemekteydi. Bu konuda darbe yapmayı bile planlamıştı. Ankara’da darbe mümkün olmazsa, Trabzon’daki çetelerle, Yahya Kahya’nın adamlarıyla birleşip harekete geçmeyi bile düşünmekteydi. Sürgüne gönderdiği Mustafa Suphi’yle yollarının kesişmesi Enver Paşa için talihsizlikti. O olmasa Daha güçlü olabilir, Galiyev’le de birleşebilir, tasarladığı 100 bin kişilik orduya sahip olabilir ve Kafkasya’da bir Türk devleti kurabilirdi. Sonrasında Anadolu ve Orta Asya Türklerini de içine alan büyük bir imparatorluk kurabilirdi. Ama Mustafa Suphi kendisini savaş suçlusu bir emperyalist olarak tanıtıyor ve Halk Mahkemesinde yargılanmakla tehdit ediyordu. Üstelik kendisi Anadolu’ya geçmeyi düşünürken Mustafa Suphi harekete geçmişti bile. Fakat Anadolu’da onu değil kendisini tanırlardı ve hemen her şehirde adamları, taraftarları vardı.

Sovyet hükümeti bir taraftan Mustafa Kemal’i desteklerken diğer taraftan da Enver Paşa’yı Mustafa Kemal’e karşı değerlendirme düşüncesindeydi. Devrimin 4 büyük önderinden biri olan Galiyev ise buna karşıydı ve onun da teşvikiyle Mustafa Suphi ve partisi Anadolu’ya geçme kararı aldı. Mustafa Kemal’e parti yönetimindeki Süleyman Sami vasıtasıyla bir mektup gönderildi. Mustafa Kemal bu mektuba yanıt verdi. Yanıt mektubunda TBMM dışında hiçbir örgütlenmeye izin verilemeyeceği belirtti ve uzun süreden beri yurttan uzak olan, memleketin durumunu tam olarak bilmeyen Mustafa Suphi’nin ekip olarak değil, Ankara’ya tek başına gelmesini veya yetkili bir temsilci yollamasını istedi. Mustafa Kemal’in Mustafa Suphi’ye yazdığı mektup yazının sonunda sunulmuştur.

Bu noktada Süleyman Sami isminde durmak gerekir. Davet iddiası bu şahsa aittir ama Türkiye’ye geldikten sonra Suphi’nin Sovyet ajanı olduğunu resmi makamlara ihbar etmiş ve ardından 15’lerden ayrılmıştır. Tesadüf o ki aynı şahıs daha sonra Enver Paşa ile ilişki kurmuş ve sonuçta Enver Paşa da öldürülmüştür. Mustafa Suphi kafilesinde yer alan Süleyman Sami ve Mehmet Emin hastalık bahanesiyle Trabzon’a gelmeden önce kafileden ayrılacaktır. Bu ikilinin parti içindeki İttihatçı ajanlar olduğu üzerinde durulur.

Mustafa Suphi’ler Mustafa Kemal’in uyarısını dikkate almaz ve Kars’a gelir. Resmi törenle karşılanan heyetin Kars’taki 18 günü olumlu geçer. Sağa sola, tanıdıklarına mektuplar yazıp, telgraflar çekerek güç oluşturmaya çalışır. 18 Ocakta Ankara’ya doğru yola çıkarlar. Ancak Erzurum’a geldiklerinde tepkilerle karşılanırlar. Heyeti linç etmeye kalkışanlar olur. İttihatçıların kışkırttığı tahmin edilen gericiler heyeti şehre sokmazlar. Bunun üzerine Bayburt’a geçilir. Burada da tepkilerin sürmesi üzerine Mustafa Suphi 2 kola ayrılıp yola devam etmek ister. Kazım Karabekir Paşa bunun güvenli olmayacağını düşünerek kabul etmez ve Ya geri döneceksiniz ya da Trabzon’a ve oradan İnebolu üzerinden Ankara’ya gideceksiniz” der. Trabzon’da da halkın galeyan halinde olduğu haberleri gelince Kazım Karabekir Paşa heyetin can güvenliği olmaması nedeniyle Rusya’ya geri döndürülmesi kararını verir. Ancak deniz fırtınalı olduğundan Maçka’da 2-3 gün mola verilir. 28 Ocak’ta fırtına dinmiştir, sahile doğru yola çıkarlar. Faytondan indiklerinde kalabalık arasından itip kakmalar, tükürmeler, bağırıp hakaret etmeler başlar. Halka Mustafa Suphi’nin Bakü’de Türk subayları öldürttüğü yalanı söylenmiştir. Atılan sloganlar “Sizin gibi Bolşeviklere ölüm!” şeklindedir. Yani Bolşeviklik kabul görülmekte ama onlarınki gibi bir Bolşeviklik reddedilmektedir. İtiş kakış arasında bir motora jandarma zoruyla bindirilerek gönderilirler.

İttihatçı olduğu bilinen Yahya Kahya ve adamları başka bir motorla yetişip 15’leri katlederler. Mustafa Suphi’nin Rus eşi Maria’ya el koyarlar. Uzun bir müddet sonra Yahya Kahya’nın mahkemesinde delil yetersizliğinden beraat kararı çıkar ama mahkeme heyetinin baskı altında kaldığı iddia edilir. Katliamdan yaklaşık 2 yıl sonra Yahya Kahya öldürülür. Kahya’yı Topal Osman’ın öldürdüğü iddia edilir ama yıllar sonra Yahya Kahya cinayetini İttihatçılığıyla bilinen Muhafız alayı takım komutanı İsmail Hakkı Tekçe üstlenir. İsmail Hakkı Tekçe’nin Yahya Kahya’yı öldürmesinin nedenini Karadeniz’deki kanun tanımaz çete olayını bitirmektir ama Yahya Kahya’nın “Sanki bir tek ben miydim, üstüme gelinmesin konuşurum sonra” şeklinde laflar ettiği için öldürüldüğü öne sürülür. Bu sözleri doğruysa Kahya’nın kendi tasarrufu olmadığını ve ardında ona hükmedebilecek kişiler olduğunu gösterir ki bunlar da ancak İttihatçılar olabilir.

15’lerin katliamı üzerindeki sır perdesi kalkmaz, bugün de katillerin arkasında kimlerin olduğu tartışmalıdır. İhtimaller üzerinden iddialar şunlardır:

– Yahya Kahya ve çetesinin işidir. Bu çete Trabzon ve havalisinde hakimdir. Koyu İttihatçı ve Enver Paşa’cıdır.

– İttihatçıların işidir, arkasında Enver Paşa vardır.

– Lenin ve Stalin’in işidir. Sultan Galiyev çizgisini yanlış bulduklarından onu zayıflatmak için Mustafa Suphi’den kurtulmayı düşünmüşlerdir.

– Mustafa Kemal’in işidir. Komünistlerin tasfiye edilmesinin bir parçasıdır.

Bu iddialardan son ikisi en zayıf olanıdır. Sovyet Hükümetinin onca sorun arasında böylesi basit ve alçakça bir komployla uğraşacaklarını düşünmek sığlık olur.

Mustafa Kemal’in katliamla ilgisinin olmadığı meclis gizli celsesi kayıtlarından açıkça bellidir. Herşeyden önce tam da Sovyetlerden yardım beklerken böylesi bir katliam ipleri koparmak olurdu ki böyle bir olay ancak bir provakasyon olarak düşünülebilir. Yani Ankara’yla Moskova’nın arasını açmak ve Sovyet yardımını engellemek bir Mülli Mücadelecinin değil, Milli Mücadele karşıtının isteyebileceği bir şeydir ki Bu noktada bir İngiliz provakasyonundan şüphe duyulması bile çok daha akıl-mantık dahilinde olurdu. Üstelik tam da Çerkes Ethem olayının patlak verdiği bir zamanda Ankara’nın bir de böyle bir bela alması düşünülemez.

Kaldı ki meclis zabıtları incelendiğinde görülecektir ki İttihatçı vekiller, hükümeti ve Kazım Karabekir’i komünistleri kollamakla suçlamaktadır. Komünizmi ve Sovyetlerde yaşananları abartılı bir şekilde aktaran ve Mustafa Suphi’ler aleyhinde ağır hakaretlerde bulunan vekillere Mustafa Kemal’in yanıtı; Kazım Karabekir’i savunmak, Mustafa Suphi’leri eleştirmek ve Bolşevikliğin ülke şartlarına uygun olmadığını belirtmek şeklinde olmuştur. Ancak fikre karşı fikirle mücadelenin şart olduğunu ve Mustafa Suphi’lere bir şiddet uygulanamayacağını ve ceza verilemeyeceğini söylemiştir. Bunun aynı zamanda Sovyetlerle ilişkiyi baltalayacağına ve beklenen yardımı engelleyeceğini ifade etmiştir. Suphi ve arkadaşlarını serseri, maceracı vb. şeklinde itham etmesiyle katliam arasında bir bağlantı kurmak art niyetten öte gidemez. Çerkes Ethem olayının yaşandığı ve meclisin 2 oy farkla ikiye bölündüğü en hassas dönemde komünistlik suçlamasına karşı Mustafa Kemal’in bu tür konuşması gayet tabidir ve siyasetin gereğidir. Aksi takdirde İttihatçılar meclisi ve hükümeti ele geçirebilir, ülkeyi uçuruma sürükleyecek maceracı girişimlere yeltenebilirlerdi.

Her karanlık cinayette olduğu gibi burada da sorulması gereken “Mustafa Suphi’leri öldürmek kimin işine yarardı?” sorusunu sormaktır. Bu sorudan Hiç işine yaramayacak, aksine zararı olacak ilk sırada Ankara hükümeti gelir. Sovyetlerin işine Galiyev’i zayıflatmak açısından yarayabilir ama düşük olasılıktır. Yahya Kahya ve çetesinin işine yarar. Galeyana gelmiş olanları memnun etme, çetesine bu eylemle güç katma, namını yürütme, Suphi’lerin sahip olduğu paraya el koyma, Suphi’nin eşini kapatma gibi yararlar düşünülebilir ama bu yararlar, azmettirici bir güç olduğunda yine geçerlidir. Mustafa Kemal’in 21 Ocak tarihli gizli oturumdaki meclis konuşması yazının sonunda sunulmuştur.

Enver Paşa ve Bakü’deki İttihatçıların yararları; önlerinde engel olarak gördükleri tehlikeli bir hasımdan kurtulmaktır. Bunun yanında intikam amacı da olabilir.

Sonuçta ne söylenirse söylensin, katliamın üzerindeki sır kalacak, ortaya bir belge çıkmadan kesinleşmeyecektir. Ancak ortada kesin bir delil, bir belge olmadığı, somut dayanakları bulunmadığı halde sırf Atatürk karşıtlıklarından dolayı katliamdan Ankara’yı sorumlu görmek, Mustafa Kemal’in emir verdiğini iddia etmek siyasi ve karalama amaçlıdır, art niyetlidir.

Kaynakça:
– Hamit Erdem, “Mustafa Suphi: Bir Yaşam – Bir Ölüm,
– Doğan Avcıoğlu, Milli Kurtuluş Tarihi, cilt 2
– Rasih Nuri İleri, Atatürk ve Komünizm,
http://www.tbmm.gov.tr/tutanaklar/TUTANAK/GZC/d01/CILT01/gcz01001136.pdf

Ek 1: Mustafa Kemal’in Mektubu: (13 Eylül 1920)

“Baku’da Türkiye iştirakyun Komitesi Hey’et-i Merkeziye Reisi Mustafa Suphi Bey ve Azadan Mehmet Emin Yoldaşlara,
Süleyman Sami yoldaş vedaatiyle gönderdiğiniz 15 Haziran 1920 tarihli mektubunuzu aldım. Milletimiz kendisini hiçbir suretle temsil etmeyen İstanbul Hükümeti’nin kabul eylediği şerait-i sulhieyi reddetmiştir. Ekseriyet-i azimesi rençber ve köylüden müteşekkil olan milletimiz Garbın emperyalizm ve kapitalizm mahkumiyetinden kendini kurtarabilmek için bunlara karşı müttehid olarak mücadele ve mübarezeye karar vermiştir ve bu kararını tatbik etmektedir.

Türkiye iştirakyun Teşkilatının da aynı kanaat ve gaye ile çalışmakta olmasını büyük bir memnuniyetle telakki ettik.

Milletimiz Ankara’da vücuda getirdiği Büyük Millet Meclisi ile mukadderatına bizzat ve istiklal-i tam dairesinde vaz’iyed etmiştir, işbu halk hükümetini vücuda getiren teşkilâtlarımızın köyden itibaren nahiye, kaza, liva ve vilâyet merkezlerine kadar her yerde halk tarafından intihap olunmuş birer hey’et-i idaresi vardır ve bu teşkilât Büyük Millet Meclisi Riyasetine merbuttur, işbu teşkilât mütarekeyi müteakip Anadolu ve Rumeli Müdafa-i Hukuk Cemiyeti namı altında vücuda getirilmiş bir teşkilâttır. Bugünkü Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti işbu teşkilâttan doğmuştur ve binanaleyh Sovyet teşkilât-ı idariyesiden farksızdır, içtimai inkılâp dahi safahat-ı lazimesini geçirmekte olup bu inkılâbı halktan doğmuş olan Büyük Millet Meclisi sevk-ü idare etmektedir.

Gerek şahsen ben ve gerekse bütün rüfeka-yı mesaime ekseriyeti rençber ve köylüden ibaret olan milletimizin istiklâlini tesis ve temin gaye-i yeganesini takip etmekteyiz.

Memleket ve milletimiz her taraftan emperyalist ve kapitalistlerin hücumlarına ma’ruz bir halde olduğu gibi fiilen bunlara iştirak eden İstanbul hükümetinin padişahına atfen memleket dahilinde ika’ edildiği ifsadat-ı mütemadiyen mütevellid mahalli ihtilâflara da karşı koymak mecburiyetindedir. Binanaleyh milletin Vahdet ve mukavemetini ihlâl edebilecek zamansız ve fazla teşebbüslerden tevakke etmek milletimizin halası nokta-i nazarından elzemdir. Bu lüzumu gözönünde bulunduran Büyük Millet Meclisi içtimai inkılâbı sükunetle ve esaslı surette tatbik etmektedir.

Gaye ve prensip itibarıyla bizimle tamamen müşterek olan Türkiye iştirakyun Teşkilâtından maddeten ve manen hakkıyla müstefid olabilmekliğimiz için teşkilâtınızın münhasıran Büyük Millet Meclisi Riyasetiyle te’sis ve muhafaza-i irtibat eylemesi lazımdır. Türkiye dahilinde tatbik edilecek her nev’i teşkilât ve inkılâbat ancak bu kanal vasıtasıyla yapılabilir.

Aynı hedefe yürüyen Türkiye iştirakyun Teşkilâtıyla tamamen tevhidi mesai edebilmek üzere Büyük Millet Meclisi nezdinde selahiyet-i tammeyi haiz bir murahhas göndermenizi ve Büyük Millet Meclisi tarafından Azerbaycan Hükümeti nezdine murahhas olarak Baku’ye gönderilmiş Memduh Şevket Bey’le te’sis-i irtibat ve tevhid-i mesai eylemenizi rica eder ve bilvesile samimi hürmet ve selâmlarımı takdim eylerim.”

Ek 2: Mustafa Kemal’in Meclis Konuşması (21 Ocak 1921)

“Efendiler, iki t ü r lü t edbir olabilirdi. Birisi; doğ¬r u d an doğruya Komü n i zm diyenin kafasını kı rmak; diğeri, R u s y a ‘ d an gelen her a d amı de rhal denizden gelmiş ise vapurdan ç ıka rmamak, k a r a d an gelmiş ise h u d u d un ha r i c ine defetmek gibi zecrî, şedid, kırıcı tedbir kul l anmak. Bu tedbirleri tatbik etmekte iki nokt ai na z a rdan faidesizlik görülmüş tür. Birincisi; siyaseten hüsnü müna s eba t ta bulunmayı lüzumlu adde¬diniz Rusya Cumhur iye ti kamilen komünisttir. Eğer böyle zecri tedbir tatbik edecek olursak o halde bilâ kaydüş a rt Rus l a r la alâka ve müna s ebe t te bulunma¬mak lâzım gelir. Ha lbuki biz bir çok mül âha z a tı siyasiyeden, bir çok esbap ve avamilden dolayı Rus¬larla temasta, müşasebatta, itilafta bulunmak istedik ve istiyoruz ve isteyeceğiz. O ha lde tatbik edeceği¬miz tedbirler de dostluğunu istediğirniz bir millet, bir hüküme t in prensiplerini tahkir etmemek mecbu¬riyetindeyiz. îşte bu noktai na z a rdan zecrî tedbir kul¬lanmak istemedik. İkinci bir noktai na z a rdan da zecrî tedbir kullanmayı faideli addetmedik. Malûmu âli¬niz fikir cereyanlarına karşı fikre istinat etmeyen kuv¬vetle mukabelede bulunmak, o cereyanı imha etme¬dikten başka, herhangi bir muhatabınızla, herhangi bir insanla konuşulduğu z aman onun herhangi bir fikri¬ni kuvvet zoru ile reddederseniz, o ısrar eder. I s r ar ettikçe kendi kendini a lda tmakta daha çok ileri gi¬debilir. Binaenaleyh, fikir cereyanları cebir ve şiddet ve kuvvetle reddedilmez. Bilâkis takviye edilir. Buna karşı en müessir ç a r e, gelen cereyanı fikriye mukabil fikir cereyanı vermek, fikre fikirle mukabele etmek¬tir.”
(…)

“Mustafa Suphi geliyor. Bir de¬fi Mustafa Suphi’yi herkesten evvel şarkta HüseyinAvni Beyden evvel meydana çıkaran Kâ z ım K a ra Be¬kir Paşadır. Bu adamın memlekete girmesinin muz ır olacağını t akdir eden Kâ z ım K a ra Bekir Pa ş adır ve bunun memleket haricine, hudut haricine tardedilmesi lâzım geleceğini bilen de Kâzım Kara Bekir Paşa¬dır. .Bunun planını da yapan Kâzım Kara Bekir Pa¬şadır. Yoksa Erzurum’da valiliğiniz değildir. Biz deği¬liz .efendiler. Fatinâne bir surette yapmış olduğu, pla¬nı, herkesten evvel icabedenlere faaliyet veren Kâ¬zım Kara Bekir Paşadır. Bilmem Bolşeviklere müte¬mayil imiş, Mustafa Suphi’nin bilmem nesi imiş… Herkesten evvel kuvvetli bir tedbir alan Kâzım Ka¬ra Bekir Paşadır. Ben arzediyorum. Çünkü vesaik var¬dır. Şuradan buradan bu meseleyi tasvir eden telgraf¬larını birer birer getireyim okuyayım.”
(…)
“Ben doğrudan doğruya Mustafa Suphi’nin mektubuna cevaben yazdım ve onu okuyabilirsiniz. Bu milletin, bu millet vekillerinden mürekkep olan Meclisin maksadı, gayesi, siyaseti kati olarak budur. Hiçbir vakitte merkezi hariçte bulunan bir teşkilâtla teşriki mesai edemeyiz. Biz kendi kendimizi sevk ve idareye çalışırız. Bu memlekette çalışmak isteyen¬ler, hakiki olarak çalışmak isteyenler memleketin için¬de bulunurlar ve memleketin hakiki menabiine, kitle¬lerine istinad ederler. Onun için Mustafa Suphi’ye ceza yapamazsınız efendim.”

http://www.kemalistler.net/yazarlar/serdar-kaan-korkmazgil/1753-mustafa-suphi-yi-ittihatc-lar-m-oelduerdue.html

MUSTAFA SUPHİ VE YOLDAŞLARINI ENVER PAŞA’CI İTTİHATÇILARIN
KATLETTİĞİNE EK KANIT:

‘…Komünist Partisi Reisi Suphi Bey, Bakü’de aleyhimde bulunduğu için biçareyi Trabzon’da evvela karla tükürükle hamallar epeyce ıslattıktan sonra bir motorbotla Batum’a iade etmek üzere yola çıkarmışlar. Halbuki yanına yüz yirmi bin Rus altını olduğundan kendisini zanlarınca yolda öldürmüşler paralarını almışlar. Mamafih bunu benim için yaptıklarından memnun olduğumu ve başkasına söylememelerini tembih ettim. Bence düşman da olsa, madem ki Müslüman, böyle olmamalıydı. Fakat ne çare yazılan çekilirmiş.’ (Enver Paşa’nın 24 Nisan 1921 tarihli mektubundan)’’

(Bak: Enver-Murat Bardakçı-İş Bankası Yayınları-Kasım 2015-Sayfa 241)

Bu yazı Politika içinde yayınlandı ve , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s