BÖĞÜREN ALTIN BUZAĞI

altın
Araf-148. Mûsa’nın kavmi, onun ardından, ziynet takılarından yapılmış, böğürebilen bir buzağı heykelini ilah edinmişti. Görmediler mi ki, o onlarla ne konuşabiliyor ne de kendilerine yol gösterebiliyor? Onu benimsediler ve zalimler haline geldiler.

Olayı kaynağından, yani Tevrat’tan aktaralım:Mısır’dan Çıkış/ 32

1. Halk Musa`nın dağdan inmediğini, geciktiğini görünce, Harun`un çevresine toplandı. Ona, “Kalk, bize öncülük edecek bir ilah yap” dediler, “Bizi Mısır`dan çıkaran adama, Musa`ya ne oldu bilmiyoruz!”

2. Harun, “Karılarınızın, oğullarınızın, kızlarınızın kulağındaki altın küpeleri çıkarıp bana getirin” dedi.

3. Herkes kulağındaki küpeyi çıkarıp Harun`a getirdi.

4. Harun altınları topladı, oymacı aletiyle buzağı biçiminde dökme bir put yaptı. Halk, “Ey İsrailliler, sizi Mısır`dan çıkaran Tanrınız budur!” dedi.

5. Harun bunu görünce, buzağının önünde bir sunak yaptı ve, “Yarın RAB`bin onuruna bayram olacak” diye ilan etti.

6. Ertesi gün halk erkenden kalkıp yakmalık sunular sundu, esenlik sunuları getirdi. Yiyip içmeye oturdu, sonra kalkıp çılgınca eğlendi.

Ayetlerden anlaşıldığı gibi Musa, tanrısının çağırması üzerine Yeşu’yla birlikte Sina dağına çıkar.
Üç ay kavminden uzak kalır. Kavminin eski putperest adetleri nükseder ve Harun’dan kendilerine put yapmasını isterler. Harun, altın takıları toplar ve bir buzağı heykeli yapar. Kur’an’a göre buzağı aynı zamanda dana gibi böğürmektedir. Yahudiler, buzağı heykeline tapınmaya başlar.

Buzağı şeklinde yaptıkları put, Mısırlıların APİS tanrısını temsil ediyordu. Apis, güneşi iki boynuzun ortasında taşıyan kuvvetli bir bereket ve gençlik tanrısı idi.Kur’an’da buzağının süs eşyalarından, Tevrat’ta ise altından yapıldığını yazar.
Buzağının böğürdüğü ise Tevrat’ta yazmaz.

Bu arada Musa’nın tanrısıyla görüşmesinin üç ay sürmesi ilginçtir. Topu topu Tanrı Musa’ya isteklerini iletmiş ve On Emir’i iki levhaya yazıp vermiştir. Bir günde tamamlanabilecek bir görüşmenin üç ay sürmesinin izahı yoktur. Kavmine put yaptırtmak için böyle bir süreye ihtiyaç duyuldu herhalde.
Musa’nın kavmi, tanrının dağa gelişini de görmüş ve korkmuştu. Buna rağmen put edinmesi de çok gariptir.

Mısırdan Çıkış/ 19/ 18. Sina Dağı`nın her yanından duman tütüyordu. Çünkü RAB dağın üstüne ateş içinde inmişti. Dağdan ocak dumanı gibi duman çıkıyor, bütün dağ şiddetle sarsılıyordu.

20/ 18. Halk gök gürlemelerini, boru sesini duyup şimşekleri ve dağın başındaki dumanı görünce korkudan titremeye başladı.

İlginçlik ve gariplikler devam ediyor. Kur’an’a dönelim ve Ta’ha suresinden devam edelim:

Ta’ha -85. Allah, “Şüphesiz, biz senden sonra halkını sınadık; Sâmirî onları saptırdı” dedi.

Musa dağdayken Allah, Samiri’nin kavmini aldattığını haber veriyor. Samiri, Kur’an’a göre Yahudilerin Mısır’dan çıkıp çölde karşılaştıkları Samiriyelilerin lideri.

Araf-138. Ve İsrailoğullarının denizden geçmelerini sağladık. Derken bir kavme vardılar ki, onlar, kendilerine mahsus bir takım putlara tapıyorlardı. Dediler ki; Ey Musa! Onların tanrıları gibi, sen de bize bir tanrı yap! Musa da onlara dedi ki: Siz gerçekten cahillik eden bir kavimsiniz.

Tevrat’ta Musa döneminde Samiriyelilerden bahis yok.
Samiriyeliler çok daha sonra krallar döneminde ortaya çıkıyor.İslamcıların bir kesimi ise Samiri hakkında kaynağı bilinmeyen bilgiler aktarıyor:

Samiri’nin, İsrailoğullarının Samiriler kolundan bir kuyumcu olduğunu ileri sürenler Kur’an-ı Kerim’de geçen Samiri’nin “Ben onların görmediklerini gördüm; elçinin ayak bastığı yerden bir avuç aldım, onu (eritilmiş mücevherlerin içine) attım” (Taha, 20/96) âyetini şöyle yorumlarlar:

“Samiri, Hz. Musa ile aynı yıl doğmuştur; onun annesi Firavun’un katliamından kurtarmak için Samiri’yi bir mağaraya bırakır ve Allah’a emanet eder.
Altın buzağı yapmakla görevli olan Samiri ise o güne kadar yaşaması gerektiğinden dolayı, Allah onun bakımı için Cebrail’i görevlendirir.
Mağarada kaldığı süre içinde insan suretinde gelen Cebrail’i tanıyan Samiri, Cebrail, Hz. Musa’ya vahiy getirdiği zaman da onu görmüş ve tanımıştı.
Zira Cebrail at sırtında bir adam kılığında gelmekteydi.
Samiri onun atının bastığı yerdeki otların yeşillendiğini ve onun bastığı toprakta hayat cevherinin oluştuğunu görür ve diğerlerine farkettirmeden o topraktan bir avuç alır ve ileride kullanmak üzere saklar.”

Bu görüşü kabul edenler Samiri’nin yaptığı altın buzağının, içine atılan bu toprak sayesinde canlandığını, et ve kemiğe dönüştüğünü ve hatta yürüyüp böğürdüğünü ileri sürerler. Bir kısmı ise heykelin böğürmesini teknik bilgilerle açıklar ve heykeldeki bazı deliklerden geçen rüzgarın böğürme şeklinde ses çıkardığını söylerler.

Bu yorumcular tarafından bilinmezlikten kurtarılan (!) diğer bir olay da altın buzağının nasıl yakılabildiğidir. Normal şartlarda altın madeninin yanıcı olmadığından yola çıkan bu yorumcular onun yakılabilmesi için kimyâ otu bulurlar.
“Cebrail (a.s), kurutulduktan sonra kalaya katıldığında gümüş, gümüş veya bakıra katıldığında altın üretilmesini sağlayan kimya otunu Hz. Musa’ya öğretir. Bu ot, altına atıldığında onu yakıp küle çevirmektedir. Hz. Musa Cebrail’in öğrettiği şekilde otu kurutur, döver ve buzağının üzerine saçar, buzağı anında kül olur…” (Zübeyr Yetik, Samiri, 66, 67).

Kalayı gümüş yapan, gümüşü-bakırı altın yapan kimya otu, altını da yakıp toz etmez mi? Ediyormuş demek ki. :D

Gelelim asıl çelişkilere, 1 Tevrat’tan, 1 Kur’an’danYasa’nın Tekrarı / 9. Bölüm

21. Yaptığınız günahlı nesneyi, o buzağıya benzer dökme putu alıp yaktım. Parçalayıp ince toz haline getirinceye dek ezdim. Sonra tozu dağdan akan dereye attım.

Oysa, Mısır’dan çıkış / 32. Bölüm’de şöyle yazıyordu:

20. Yaptıkları buzağıyı alıp yaktı, toz haline gelinceye dek ezdi, sonra suya serperek İsrailliler`e içirdi.

Bu arada ilave edelim;
Musa, altın buzağı putunu yakmış yoketmiş olsa da, Yahudilerin bir kısmı Musa’dan sonra zaman zaman altın buzağı yapmaya ve tapmaya devam ettiler. Zaten, Tevrat’ta İsrail’in tanrısının Yahudilere öfkesinin ve vaadedilmiş topraklara Yahudileri ulaştırmamasının sebeblerinden biri altın buzağı putlarına tapınmaları olarak gösterilir.

1. Krallar / 12-28. Kral, danışmanlarına danıştıktan sonra, iki altın buzağı yaptırıp halkına, “Tapınmak için artık Yeruşalim`e gitmenize gerek yok” dedi, “Ey İsrail halkı, işte sizi Mısır`dan çıkaran ilahlarınız!”

Şimdi de gelelim Muhammed’in muhtemelen kendisine Tevrat okunduğunda aklında kalan altın buzağı ve Samiriye konusuna:

Hoşea-8
5. Ey Samiriye, atın buzağı putunuzu, Öfkem alevleniyor size karşı! Hiç mi temiz olamayacaksınız?

6. Çünkü bu İsrail’in işidir. O buzağıyı bir usta yaptı, Tanrı değildir o. Samiriye’nin buzağı putu parçalanacak.

Samiriye, Krallar döneminde kurulmuş bir kenttir. Adı da kent kurulduğunda konulmuştur. Yani, o tarihten önce Samiri ya da Samiriye adından bahsetmek mümkün değildir. Çünkü, İsrail krallarından Omri, Şemer adında birinden sahip olduğu toprakları satın alır. Bu topraklara da Şemer adından dolayı Samiriye adını verir.

1. Krallar/ Bölüm 16
24. Omri, Şemer adlı birinden Samiriye Tepesi`ni iki talant gümüşe satın alıp üstüne bir kent yaptırdı. Tepenin eski sahibi Şemer`in adından dolayı kente Samiriye adını verdi.

Muhammed’in öğretmenleri ona Tevrat’tan okurken Hoşea bölümündeki buzağıyı da okumuşlar herhalde. Musa’nın kavminin buzağısıyla, Samiriyelilerin buzağısını karıştırmış olmalı. :)
Ya da “Bir peygamber put yapıp, kavmini o puta taptırmaz” diyerek bilinçli olarak Harun’un yerine Samiri’yi koymuş olabilir. :roll:

Muhammed, “Samiri” yi ve altın buzağının böğürmesini nereden çıkardı?Altın buzağı hikayesinde Tevrat’la Kur’an arasında iki büyük tutarsızlık var.
Birincisi, altın buzağıyı yapanın Tevrat’ta Harun, Kur’an’da ise Samiri olduğu.
İkincisi, altın buzağının böğürmesi Tevrat’ta yok ama Kur’an’da var.

Şimdi Samiri ile böğürme arasındaki ilişkiye değinelim.

Önce Muhammed dönemine gidelim. Bu dönemde Yahudilerin Tevrat dışında bir de Talmud’ları var. talmud’un içinde de hikayelerin, efsanelerin anlatıldığı Agada kitabı. Yahudiler, dini efsane ve masallarını Tevrat ve Talmud’dan okuduklarıyla harmanlayıp anlatıyorlar. Herkesin elinde kitap olmadığından daha ziyade sözlü aktarımlar yapılıyor. Dolayısıyla anlatılanların bir kısmı Tevrat’ta yazılanlardan farklı olabiliyor.

Tevrat’ta altın buzağı konusu iki yerde geçiyor.
Biri Musa zamanında, diğeri ise son Yahudi kralı Yerovam zamanında ve Samiriye’de.

Samiriyeliler halkının ortaya çıkması, İ.Ö. 722 senesinden sonra oldu. Yani, yaklaşık olarak Musa’dan 700 yıl sonra. O dönem Asur kralı Sargon İsrail’in kuzey tarafını ele geçirip, Yahudilerin çoğunu başka bölgelere dağıttı ve başka yerlerdekini oraya yerleştirdi. Bu yolla zamanla melez bir halk meydana geldi.
Onlar da zamanla asıl Yahudilerin çok koyu düşmanları olmaya başladılar.
Asıl Yahudiler, melez ve putperest olan Samiriyelileri ‘iğrenç ve dokunulmaz’ saydılar.

Muhammed, karısı Hatice’nın kervanelerinde çalışırken Filistin’i ve Suriye’yi de gezdi.
Yaptığı o yolculuklarda birçok Yahudi ile karşılaştı ve onların Samiriyelilere karşı ne kadar büyük nefretleri olduğunu fark etti.
Samiriyelilerin eskiden bir altın buzağına taptıklarını işitti. Musa dönemindeki altın buzağı hikayesini de dinlemişti. Ve Samiriyelileri de Musa’nın zamanında sandı. Tevrat’ı hiç kendi gözleriyle okumadığı için, Yarovam’ın yaptığı altın buzağılarından habersiz idi ve böylelikle o iki olayı karıştırdı.
Musa’nın kızkardeşi Meryem’le, İsa’nın annesi Meryem’i birbirine karıştıran ve aynı Meryem zanneden Muhammed, Samiriyelileri de Musa zamanında diye karıştırmaz mı?
Meryem’leri karıştıran, diğerlerini haydi haydi karıştırır. ;)

Gelelim Muhammed’in böğürme ilavesine:

Altın buzağının böğüren hali, Tevrat dışındaki Yahudi kitaplarında geçiyor.
Ve şöyle diyor:

“O dana çıkıp böğürmeye başladı, İsrailliler de onu gördü. Rabbi Yehuda bu konuda dedi ki: Sammael o buzağının içinde saklanıp İsrail’i saptırmak için böğürdü.”

Kitapta geçen “Sammael” adı ‘ölüm meleği’ demektir. Büyük olasılıkla Muhammed, Yahudilerin dilini bilmediği için, ‘Sammael’ adını Arapçaya en yakın olan ‘Samiri’ sözü ile değiştirdi, çünkü Samiriyelilerin Yahudilerin düşmanları olduklarını biliyordu.

Altın buzağının büyüklüğünü, ağırlığını bilemiyoruz. Tevrat’ta bu konuda bir bilgi yok. Ama Mısır’dan çıkan Yahudilerin ellerinde bol miktarda mücevher ve altın var. Çünkü Çıkış’tan önce Mısır’lıları aldatıp soymuşlar.

Mısırdan Çıkış: 12/ 35. İsrailliler Musa`nın dediğini yapmış, Mısırlılar`dan altın, gümüş eşya ve giysi istemişlerdi.

36. RAB İsrailliler`in Mısırlılar`ın gözünde lütuf bulmasını sağladı. Mısırlılar onlara istediklerini verdiler. Böylece İsrailliler onları soydular.

37. İsrailliler kadın ve çocukların dışında altı yüz bin kadar erkekle yaya olarak Ramses`ten Sukkot`a doğru yola çıktılar.

Mısırdan Çıkış/ 38/ 26. Sayımı yapılan yirmi ve daha yukarı yaştaki 603.550 kişiden adam başına bir beka, yani yarım kutsal yerin şekeli düşüyordu.

Yirmi yaş yukarısı erkek sayısı 600.000’den fazla. Bu durumda toplam nüfusun 2 milyona yakın olduğunu tahmin edebiliriz. 1 milyon insanın 5’er gr. altına sahip olduğunu varsayarsak; 5 milyon gr. = 5.000 kg. = 5 ton altın yapar. 5 gr. değil, 1 gr. altın üzerinden hesaplasak 1 ton altın az değil doğrusu. Altından yaptıkları sadece buzağı değil. Altın, gümüş ve tunçdan kutsal eşyalar yapmışlar. Örneğin Ahid Sandığı, Ekmek masası, kandillik, buhur sunağı, yakmalık sunak, yıkanma kazanı ve konut avlusu malzemeleri.

Tüm bu malzemeler için yaklaşık olarak 30 talant altın harcanmış. Bu da yaklaşık olarak 900 kg. altın yapıyor. 1 talant = yaklaşık 30 kg. Harcanan gümüş miktarı 3,2 ton, tunç miktarı ise 2,1 ton. Anlaşılan İsrailoğullarının elinde değerli gördükleri ne varsa almışlar, hem de Musa’nın tanrısının emriyle. Bakın neler istemiş Musa’nın tanrısı:

Mısırdan Çıkış/ 25

1. RAB Musa`ya şöyle dedi:

2. İsrailliler`e söyle, bana armağan getirsinler. Gönülden veren herkesin armağanını alın.

3. Onlardan alacağınız armağanlar şunlardır: Altın, gümüş, tunç.

4. Lacivert, mor, kırmızı iplik; ince keten, keçi kılı,

5. Deri, kırmızı boyalı koç derisi, akasya ağacı,

6. Kandil için zeytinyağı, mesh yağıyla güzel kokulu buhur için baharat,

7. Başkâhinin efoduyla göğüslüğü için oniks ve öbür kakma taşlar.

8. Aralarında yaşamam için bana kutsal bir yer yapsınlar.

9. Konutu ve eşyalarını sana göstereceğim örneğe tıpatıp uygun yapın…..Liste böyle devam ediyor.

Eski Mısır’ın tanrılarından Apis Öküzü

Arapça Bakara sözcüğü, Apis Öküzü’nü tanımlar. Kur’andaki sure olan Bakara, ad’ını Altın Buzağı’dan alır. Bakara suresine adını veren Bakar, sözlükte inek, öküz, sığır anlamlarına gelir. Kelime cins isimdir. Bakara hem inek, hem de öküz için kullanılır. Kelimenin sonundaki ”tâ”, te’nîs-dişillik için değil, birlik içindir. (Ekrabu’l-Mevârid, Kâmûs ve Sıhâh).

Fakat Mecmeu’l-Beyân, Râğıb ve Merâğî tefsiri ”tâ”yı te’nîs-dişillik olarak kabul etmişler ve şöyle demişler: Bakara-İnek, Sevr ise Öküzdür. Râğıb, ”sevr” mânâsını, “deniliyor” diyerek aktarmıştır. Mecmeu’l-Beyân’da ise “bakara” cinsinde müennes (dişil) değil, müzekker (eril) ismin sözkonusu olduğu ilave edilmektedir. Tıpkı cemel (erkek deve) ve nâka (dişi deve), racül (erkek) ve mer’e (kadın), ceddi (erkek keçi) ve inâk (dişi keçi) kelimelerinde olduğu gibi.

Eski Mısır tanrıçalarından Hathor Boğası

Mısır’ın boğa ve inek tanrıları Hathor ile Apis, güneş kültünün sembolleriydiler. Sina Dağı’ndaki altın buzağı ve kutlanan bayram da güneşe tapınmayla ilgiidir. Hathor, Mısır mitolojisindeki en önemli tanrıçadır. Güneş tanrısı Ra’nın kızıdır. Aşk ve müzik tanrıçası olarak da bilinir. Bazı figurlerinde memelerinden süt akan ilahi bir inek olarak çizilir.

Apis, beyaz lekeleri olan siyah tüylü, başında üçgen şeklinde beyaz bir alamet olan bir öküz olup Memfis’te takdis edilip beslenerek korunmuştur. Bu hayvan Memfis’in ilahı Ptah’in bir canli numunesi sayılır ve onun bu hayvanda yaşadığına inanılırdı. Alnındaki siyah üçgenden başka sırtında akbabaya benzeyen bir şekil, sağ yanında bir hilal, dili üzerinde ise hamam böceğine benzeyen bir işaret bulunması şarttı. Aynı zamanda da kuyruk tüylerinin çift olmasi gerekiyordu. Bu şartlara uyan Apis Öküzü Ptah mabedinin karşısına yapılmış bir mabette, itina ile rahipler tarafindan bakılır ve beslenirdi.

Gündüzleri belirli zamanlarda avluya çıkarılan mukaddes öküzün her hareketinden rahipler bir anlam çıkarırdı. Bu hayvan ölünce Mısırlılar tarafindan büyük bir matem olurdu. Ama yenisinin meydana çıkışı büyük sevinçle karşılanırdı. Ölen öküzler mumyalanarak büyük cenaze törenleri yapılır ve Saqqara’da bulunan yeraltı galerilerindeki lahitlere konulurdu. İsis-Apis olan bu hayvan için, Serapeum denilen mabette ayinler yapılırdı. Ölen öküzün yerine yenisi geçirilerek totem hayvan yaşatılmış olurdu.

Reklamlar
Bu yazı Din içinde yayınlandı ve , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

23 Responses to BÖĞÜREN ALTIN BUZAĞI

  1. Sapiens dedi ki:

    Bakara 51:

    Hani, biz Mûsâ ile kırk gece için sözleşmiştik. Sizler ise onun ardından (kendinize) zulmederek bir buzağıyı tanrı edinmiştiniz.

    Tevrat’ta görüşmenin 3 ay, Kuran’da ise 40 gün sürdüğü belirtiliyor. BU da ayrı bir çelişki olsa gerek…

  2. selim dedi ki:

    mısırdan çıkış 34 bab 28.ayet

    28 Musa orada kırk gün kırk gece RAB’le birlikte kaldı. Ağzına ne ekmek koydu, ne de su. Antlaşma sözlerini, on buyruğu taş levhaların üzerine yazdı.

    mısırdan çıkış 24. bab 18. ayet:

    Musa bulutun içinden dağa çıktı. Kırk gün kırk gece

    dağda kaldı.

    40 gece olayı örtüşüyor. 3 ayı nerden uydurdunuz söyler misiniz? eğer tevratın başka bir ayetinde 3 ay geçiyorsa bu tevrattaki çelişkiyi gösterir…

    • karaca dedi ki:

      bir insan bu kadar süre açlık ve susuzluğa dayanamaz 40 gün ölüm orucu tutanların birkaç gün geçtikten sonra ne dermanı kalıyor ne takatı 40 gün insan yemeyecek içmeyecek ondan sonra tabletleri yazacak gücü bulacak ilginç

      • bir kul dedi ki:

        yaratıcısı olan allah olduktan sonra yani kefili allah olanın ne aclıgı nede ölüm korkusu olur sen daha allah ın yani yaratıcımızın gücünü kavrayamamışsın herşeye anlam veren allah verdigi o anlamıda degiştirir yaratıcı koydugu kurallara bagımlı degilki aclık bir sistemdir hemen onu kaldırır vede kaldırmasına da gerekyokki görmüyormsun kainatta herşeyin kendisine has bir sistemi var bu sistemi ona kim verdi tabikide allah
        örnek
        bizler oksijen alır karbondioksit veririz
        fakat agaclar saatlerce oksijen alır ve saatlerce karbondioksit allah bu koydugu kurallara baglı degildirki allah hiçbir şeye muhtac olmayandır her şey ona muhtac o ise hiç birşeye muhtac degildir

        saygılarımla

  3. ali_burak dedi ki:

    Kur’an’da Samiri demekle Samiriyeli bir kişi kastediliyor olmayabilir.
    Samiri, bir kişi adı ya da Yahudiler arasında bir kahin olabilir.

    Ayrıca, nasıl ki Kur’an’da kısaca değinilen bazı konuların ayrıntıları siyer ve hadislerde ise, Tevrat’taki konuların ayrıntıları da Talmud gibi diğer kitaplarda olabilir.
    Vahye inanan bir insan, bu ihtimallerle tatmin olabilir.
    Bunun yanında Krallar döneminin Samiriyelilerine , Musa döneminin Samiri’sinden esinlenerek bu isim verilmiş olabilir.

    Geriye sadece Tevrat’ta açıkça altın buzağı putunu yapanın Harun olduğunu yazması kalıyor.
    Buna bazı islamcılar, Tevrat’ta altın buzağıyı yapan Harun’un Musa’nın kardeşi Harun değil, başka bir Harun olduğu şeklinde izah getiriyorlar ki bu saçma.
    Çünkü Musa’nın kardeşi Harun varken, bir başka Harun özellikle belirtilirdi.

    Firavun’a karşı Musa ile birlikte mücadele vermiş bir Harun, nasıl olur da putperestlere öncülük eder? Bu da pek akıl kârı değil.
    Ayrıca Harun suçunu inkar etmiş olsa bile, putu onun yaptığını Musa’ya söylerlerdi. Putatapan 3.000 kişiyi birbirine kırdırtarak cezalandıran Musa, Harun’u neden cezalandırmamıştır?

    Bu durumda İslamcıların önünde tek izah yolu, Tevrat’ın tahrif edildiği iddiasıdır.

    Benim merak ettiğim, acaba Muhammed döneminde Yahudiler ve hahamlar içinde Tevrat’taki anlatımlardan ve çelişkilerden müslümanlar gibi rahatsız olan bir kesim olmuş mudur?
    Lut’un sarhoşken kızlarıyla yatması, Nuh’un oğlunun babasının çıplaklığını görmesi, Davud’un komutanının karısıyla zinası ve komutanını ölüme göndermesi, Süleyman’ın kızkardeşiyle yatması, Harun’un put yapması vb. peygamberleri aşağılayan anlatımları nasıl karşılıyorlar?

  4. Ahmet dedi ki:

    Siz İslam’ı kötülerken Tevrat ı kullanırsanız çok işimiz var çok. 🙂

  5. Gökhan dedi ki:

    Kuran hükmünün dışındaki kaynaklar aslı belli olmayan kaynaklardır. Ve kesin olmayan bilgilerdir. Kuran’a inananlar O’na ortak koşmaz ve O’nda her şeyin olduğunu bilir. Allah’ın yasasında değişme yoktur Tevrat ve İncilde gizlemeler olmuştur, Günümüzde Tevrat ve İncil (Yeni ve Eski anlaşma adıyla) Kutsal Kitap/Kitabı mukaddes olarak ittifak kurmuşlardır ve Kuran’ın hükmünü kabul etmemektedirler..

    • Aslı olmayan kaynakları KURAN kullanıyorsa ne yapalım ?

      MUSAN’IN DENİZİ İKİYE BÖLMESİNİN KÖKENİ.
      Babillilerde okyanusların tuzu ve dünya oluşumunu oluşturan madde anlamında kullanlıan “Tiamat” sözcüğü kök olarak Sümerce “Ti” (yaşam) ve “Ama” (Ana/Anne) sözcüklerinden gelmekte. Sümerce olan bu sözcüklerin bileşiminden “yaşam ana” anlamı çıkıyor.
      Babillilerden Tehom olarak Tevrata da giren Sümeri Tiamat sözcüğü bu inançta, uçsuz derinlik, sonsuz felaket anlamına geliyor. Babil anlatımlarında genç tanrılarla savaşta kocası Absu’yu kaybeden Tiamat tekrar yaşamı ele geçirmeyi deniyor lakin Enlil engel olup evreni kurtarıyor. Daha sonra Marduk rüzgar oklarıyla Tiamat’ın boğazını kesiyor, sonrada Tiamat’ın bedeninin alt kısmıyla dünyayı üst kısmıylada gökyüzünü yaratıyor.
      Sümer kökenli olan Babil anlatımının izlerini Tevrat, yaratılış 1:2-3 bölümünde de görmekteyiz. Tevrat anlatımında dünya karanlık ve sonsuz felaket içindeydi, Tanrı “Elohim” = ( Tanrı’lar !!!) nefesleriyle yükselen suları durduruyorlar, dünyayı bir feklaketten
      kurtarıyorlardı !!! Bu anlatımı daha bir derli toplu olarak Musa’nın kızıl denizi ortadan yarması, İsrailoğullarının rahatça denizi geçişi ve Mısır ordusunun boğulmasıyla sonuçlanan İsrailoğullarının Tanrı tarafından kurtarıldıkları öyküsünün anlatıldığı Tevrat isaïe 11:15 bölümünde de görüyoruz.
      http://kokler-ve-kanatlar.webnode.fr/

  6. Geri bildirim: Samiri’nin Böğüren Buzağı Heykeli ve Kökeni « dinsizateist

  7. altinparmak dedi ki:

    Bu Halk köleyken firavundan apartopar kaciyor ama genede kadinlarin ziynet esyalarindan altin buzagi yapiliyor(Filmlede gösterilen büyüklükdeki buzagi icin tonlarca altin gerekirki,gerisini siz hesaplayin),güzel masal.

  8. yasir dedi ki:

    israiloğlularını anlatan filimlerde dahi Musa Dağda 40 gün kalır buzağıyı yapanda Harun değil Başka bir şahıstır-samiridir.
    Tevratta israiloğluları mısırda çıkarken bütün zenğinliklerini ALLAH israil oğlularını helal kılmıştır çünkü mısırlılar israiloğlularına(yani o günkü müslümanlara) din ve her konuda zulüm etikleri için böyle yapmıştır(ganimet olarak vermitir).
    Zaten firavunun israil oğlularının arkasından deniz yarılasıya kadar gitmesinin en büyük nedeni bu dur.
    Kuran bunların hepsini destekler ve doğrulayan ayetler mevcuttur. Kuran’da Musanın Bedduasıda geçer ve ALLAH kabul etmiş ve o günden sonra dünyanın en kadim uyğarlığı mısır taki günümüze kadar hiç iflah olmamıştır.

    Kuran’da geçen ayette israiloğlularına verilen mısır zenğinlikleri.
    TAHA-87 -Şöyle dediler: “Sana verdiğimiz sözden kendi isteğimizle caymış değiliz. Fakat biz Mısır halkının mücevheratından yüklü miktarlarda takınmıştık. İşte onları ateşe attık. Samirî de aynı şekilde attı.”

    Kuranda geçen Musa’nın bedduası…
    YUNUS – 88 -Ve Musa (A.S) şöyle dedi: “Rabbimiz, muhakkak ki Sen, firavun ve onun ileri gelenlerine dünya hayatında ziynet (süs eşyası) ve mallar verdin. Rabbimiz, (o mallar) onları Senin yolundan saptırsın! Rabbimiz, onların mallarını mahvet, onların kalplerini sıkıştır. Artık elîm azabı görünceye kadar onlar, mü’min olmazlar.”

  9. kemâl dedi ki:

    altınları topla bir araya getir sonra bir şekilde yak kaybet millete su içir mucize desinler ben o işe hırsızlık derim

    • karaca dedi ki:

      yada altınları mısırdan çıkış yaptıklarında devletin hazinelerinden yürüttüler fravunda kızdı bu işe ordusu ile musa ve musayla birlikte gidenlerin peşine düştü altınlarını geri almak için yoksa altın buzağı yapacak kadar altını nereden buluyor bu yoksul halk musa zaten sarayda yetişmiş hazine odasının yerini bilir giderken tamtakır yaptılar,zaten hali vakti yerinde olan yahudiler niye musa ile birlikte gitsinki.

  10. eray dedi ki:

    3ay değil kırk gün kalmıştır.burda yazarın çarpıtmaları var.okuyanlar demişsin.samirinin adının geçtiği 20.sure taha suresi hz.ömerinde müslüman olmasına vesile olan sure mekke döneminin ilk dönemlerinde inmiştir.okuyor dediğin manasından selmanı farisi abdullah bin selam medinede müslüman olmuştur.varaka ise ilk vahiy geldiğinde gözleri ihtiyarlıktan dolayı kör olmuştu.çok şey uydurmussun.tevratın devamınıda okumamıssın.put yapan insanı Allah neden kahin olarak secsin tevrata göre hz.harun ileriki sayfalarda kahin seçiliyor.harunogullarıda aynı sekilde.haşa Allaha ortak koşan nasıl olurda bu göreve atanmış olur.Allah tarafından hz.musaya emir olarak vahiy olarakl bildirilen Kahin olarak atanan Hz.harun ve ogulları.o dönem kahin diyorlar hahamlara çünkü.Tevratı okuyorsun ama bazı seyleri saklamıssın uydurmussun.Kuranın anlatımı yüzde yüz doğrudur.Tevratı doğru oku bence Hz.harun halkı saptıran olsaydı o mevkiye nasıl gelsin?

  11. Gencer dedi ki:

    Kuran’da Beyaz diye bir kelime geçiyorsa bu illaki Beyaz anlamına gelmez belki Mavidir yada Sarı veya Eflatun’da olabilir hiç belli olmaz Kırmızı hatta Siyah bile olabilir.Samiri deyince Samiriyeli olmama ihtimali elbetteki Beyaz’ın başka renk anlamında olma ihtimali gibi birşeydir.
    Ben hayatım boyunca bu kadar elastikiyeti olan bir kitap daha görmedim.
    Bir ayet hakkında şunu demek istemiştir diye onlarca yorum çıkarılabilir.
    Oysa ki Kuranın kendisinde kitabın ve ayetlerin apaçık olduğu yazmaktadır.Ama yok burada da şunu demek istemiştir belki de bu ayetler her türlü yoruma çok açıktır.
    Zaten Kuran’da şu çelişkili ayetler var deyince yok öyle dememiştir belkide böyle demiştir yada şöyle demiştir yok yok kesinlikle bu şekilde denmiştir diye ilginç bir savunma sanatı ortaya çıkmaktadır.
    Kuran kadar şanslı bir kitap var mıdır şu dünyada düşünsenize onu hiç okumadan avukatlığını üstlenebilecek milyonlarca insan var.
    Hem de ne demek istediğini bu avukatlar anlamamış olsa bile.

    • rammsteinn dedi ki:

      aslında arif tekinin hikayesi bana daha mantıklı geldi.gerçi buradaki hikayede aşağı yukarı aynı.
      tanrı musaya seslenir. “kavmini mısırdan çıkar kutsal topraklara götür” der.
      musa onca mucize gösterir. firavunun ülkesini mahveder.nehir kana dönüşür,kurbağalar,hastalıklar,haşareler,hastalıklar vs. israiloğullarını denizi yararak onları sinaya getirir. halk “tanrıdan yazılı kitap” ister. musa “tanrıyla sözleştik dağa çıkıp 30 gün sonra size getireceğim” der. kavmi kardeşi haruna bırakır. dağa çıkar 30 günde yazamaz. 10 gün daha süre ister .tabletleride yazarken sümer,mısır gibi yakınlardaki milletlerin inanışlarından esinlenir. 40 gün sonra yazdığı tabletlerle geri döner. bakarki arkasında bıraktığı kavmi buzağıya tapmaya başlamıştır. kardeşiyle tartışır. bu sırada tabletlerin bikaçı kırılır.

      hikaye zaten fazlasıyla fantastik. o kadarda saçma.
      bir halk nasıl olurda o kadar mucizeyi görür (bunların arasında denizin yarılması da var), ama 40 gün içerisinde inancı değişir,allaha inanmayı bırakırda buzağıya tapmaya başlar?
      birisi çıkacak,devrin en güçlü ülkesini mucizeler ile çökertecek,denizi yaracak, ama 40 gün sonra bu mucizeleri görmezden gelip inancını değiştirecek. insanın akli dengesinin bozuk olması lazım.

  12. orka dedi ki:

    Ya sevgili insanlar niye kendinizi yoruyorsunuz.Musa Tanrı’sından on emir taşıyan iki tablet getirmedi mi?Bu tabletler Tevrat’a göre 40 gün. Kuran’a göre 3 ay sonra gelmedi mi?Aralarında fazla fark yok.Demek ki Musa tabletleri bu kadar süredede hazırlayabilmiş.O zamanın tek nolojisine göre iyi iş çıkarmış…

  13. Özgür dedi ki:

    Rahmân ve Rahîm olan Allah´ın adıyla
    Yeryüzü kendine has bir sarsıntıya uğratıldığı, içindekileri dışarıya çıkarıp attığı ve insan, “Ona ne oluyor?” dediği zaman, ﴾1-3﴿ İşte o gün, yer, kendi haberlerini anlatır. ﴾4﴿ Çünkü Rabbin ona (öyle) vahyetmiştir. ﴾5﴿ O gün insanlar amellerinin kendilerine gösterilmesi için bölük bölük kabirlerinden çıkacaklardır. ﴾6﴿ Artık kim zerre ağırlığınca bir hayır işlerse onun mükafatını görecektir. ﴾7﴿ Kim de zerre ağırlığınca bir kötülük işlerse onun cezasını görecektir. ﴾8﴿
    (Zilzâl Sûresi 99 Sure)

  14. halil dedi ki:

    sen önce üslubunu düzelt. ataist kardeşim kuran YÜCE ALLAH ın sözüdür. değiştirdiğiniz kitaplarlamı kıyas yapıyorsunuz. Onlar ilahi ilhamlı el yazmalarIdır. Tarafsız gibi görünüp ataist gibi mesaj verme. peygambere tevratta şu yazıyor diyen hoca değil Cebrail dir. ve kuran böyle diyorsa Tevratı aç içindeki o kıssayı düzelt çünkü senin gibi biri değiştirmiştir.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s