ALLAH’IN MEKANI VE ZAMANI

arş

Sık sık duyarız. “Allah, zamandan ve mekandan münezzehtir” denir. Amaç, “Madem Allah sonsuzdan beri var, evreni yaratana kadar ne yaptı, neden bekledi?” sorusuna yanıt verebilmek ve Allah’ın gökteki tahtında oturan bir hükümdar saçmalığını kamufle edebilmektir. Halbuki Kur’an’da Allah’ın mekanı da belirtilmiştir, zamanı da… Kur’an’a göre Allah’ın mekanı Arş’tır. İlgili ayetlerden bazıları:

ALLAH’IN ARŞI ÖNCE SU ÜZERİNDEYDİ 

Hud 7. O, hanginizin amelinin daha güzel olacağı konusunda sizi imtihan için, henüz Arş’ı su üstünde iken gökleri ve yeri altı gün içinde (altı evrede) yaratandır. Böyle iken “Ölümden sonra şüphesiz diriltileceksiniz” desen, inkârcılar “Mutlaka bu, apaçık bir büyüdür” derler. ALLAH’IN ARŞA İSTİVA ETMESİ

Ra’d 2. Allah O’dur ki görüyorsunuz gökleri direksiz yükseltti, sonra Arş üzerine hükümranlığını kurdu, güneşi ve ayı emrine boyun eğdirdi; herbiri belirli bir vakte kadar akıp gidiyor; herşeyi yönetiyor ve ayetleri açıklıyor ki, Rabbinizin huzuruna çıkacağınıza kesin olarak inanasınız.

ALLAH’IN KATI VE ARŞ

Tekvir 19-20.   O (Kur’an), şüphesiz değerli, güçlü ve Arş’ın sahibi katında itibarlı, orada (meleklerce) itaat edilen, güvenilir bir elçinin (Cebrail’in) getirdiği sözdür.

Arşın taht demek olduğunu yine Kur’an’dan görelim:

SEBE MELİKESİ’NİN ARŞI

Neml 23. Çünkü ben, orada onlara hükümdarlık eden, kendisine herşey verilmiş, yüce bir arşı (tahtı) olan bir kadın buldum.

YUSUF’UN ARŞI

Yusuf 100. Ana ve babasını arş (taht) üzerine çıkardı, hepsi Yusuf için secdeye kapandılar.  ALLAH’IN ARŞI (TAHTI) GÖKTEDİR

Mülk 16. Göktekinin sizi yere geçirivermeyeceğinden emin mi oldunuz? (O zaman) bir de bakarsınız yeryüzü şiddetle çalkalanıyor.

KIYAMET GÜNÜ ALLAH’IN ARŞINI 8 MELEK TAŞIR

Hakka 17. Melekler de onun etrafındadır, O gün Rabbinin Arşını bunların da üstünde sekiz melek yüklenir. Demek ki Gökte Allah’ın katı varmış ve bu kattaki tahtından hükmedermiş.

Şimdi de Allah katında zaman olup olmadığını görelim:

ALLAH KATINDA ZAMAN

Hac 47. Bir de senden acele azab istiyorlar. Elbette Allah sözünden caymaz. Bununla beraber Rabbinin katında birgün, sizin sayacaklarınızdan bin sene gibidir.

Bu kadar açık ayetler varken “Allah arştadır ama her yeri kuşatmıştır” diyerek Allah’ın mekanının “Allah’ın katında zaman vardır ama Allah’ı kuşatmamıştır” diyerek Allah’ın zamanının olmadığını ileri sürmek hiç de ikna edici değil…

Bu yazı Din, Uncategorized içinde yayınlandı ve , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

ALLAH’IN MEKANI VE ZAMANI için 720 cevap

  1. Tanrısız Deist dedi ki:

    Saptamalarımda yalnız olmadığımı biliyordum. İyi ki varsın, müthiş olmuş.

    • bir kul dedi ki:

      KESİNLİKLE KENDİNİ YANILTIYORSUN AYDINLIKTAN KAÇAN KARANLIGI TERCİH EDER YANİ KENDİNİ İLAH EDİNMİŞSİN BUNA AKIL TUTULMASI DERLER RESETLE
      GÜZEL BİR LİSANSLI ANTİVİRÜS PROGRAMI AL DEVAMLI CEK ET KAPTANLAR ASLA PUSULASIZ DENİZE AÇILMAZLAR NAKARDARDA TECRÜBELİ OLSALARDA SANA TAVSİYEM KILAVUZUNU DEGİŞTİR DOGRUMU DİYE BAK VE İYİ OKU KAİNAT OKYONUSUNDA ZERRE BİLE DEGİLSİN KALKMIŞ ÇÖK MÜŞ İŞLETİM SİSTEMİYLE DEVAMLI ERROR VEREN ARIZAYAPAN ALGINLA BİR ŞEYLERİ OKUDUGUNU İDİA EDİYORSUNUZ
      NOT BUNLAR TAVSİYE GÖNÜL SENİN AKIL SANİN İRADE SENİN HERŞEYİN NASIL BİR HESABI VARSA

      RAD 13 / 40–>Ya onlara vaad ettiğimiz şeylerin bir kısmını sana gösteririz; yahut da seni vefat ettiririz. O halde tebliğ etmek sana, hesap sormak da bize düşer.

      “Şans” yeterli bir açıklama değildir.
      Efes harabelerine ya da Dolmabahçe sarayına baktığınızda bu eserlerin şans eseri oluşmuş, doğal yapılar olduğunu düşünür müsünüz? Sınırsız zaman, rüzgar ve yağmur sağlansa bile doğa bu eserleri oluşturamaz. Sağduyumuz bize bu eserlere baktığımızda, açık bir planlama ve ustalıkla oluşturulmuş, zeka ürünlerine baktığımız verisini verir.
      Bu makale, dünyamızın birkaç şaşırtıcı yönüne dokunmaktadır: dünyanın güneşe konumu, suyun bazı özellikleri, insan bedeninin bir organı. Bunlardan herhangi birisi kazara olmuş olabilir mi?
      Seçkin astronom Frederick Hoyle, amino asitlerin insan hücrelerinde tesadüfi bir şekilde bir araya geldiği iddiasının matematiksel olarak gülünçlüğünü ortaya koymuştur. Hoyle, “şans” ihtimalinin saçmalığını takip eden analojide resimlemiştir: “Bir kasırganın, bir hurdalık üzerinden geçerken parçaları şans eseri birleştirip, şans eseri çalışan ve uçmaya hazır pırıl pırıl bir Boeing 747 oluşturmasının şansı nedir? Olasılık o kadar küçüktür ki, sınırsız zaman ve sınırsız hurdalık verilmiş olsa bile bu olasılıkta yükselme görülemez.”
      Evrenin ve bizim yaşamımızın karmaşıklığı göz önüne alınıldığında, ihtiyacımız olan herşeyi yaratmış olan makul, sevgi dolu ve zeki bir Yaratıcıyı kabul etme durumunda kalırız

      İnsanlığın doğal olarak sahip olduğu yanlış ve doğru hisleri biyolojik olarak açıklanamaz (vicdan).
      Hepimizin içinde, bütün kültürlerde, evrensel bir doğru ve yanlış hisleri mevcuttur. Bir hırsız bile kendisinden bir şey çalındığında haksızlık içerisinde olduğunu düşünür. Biz hissi nereden elde ettik? Bütün insanların vicdanlarında yer alan evrensel bir adalet, kötülüklerden tiksinme bilinci nasıl oluşmuştur?
      Cesaret, asil bir neden için ölmek, sevgi, merhamet, saygınlık, vazifeye sadakat, tüm bunlar nereden geldi? Eğer insanlar sadece fiziksel gelişimin ürünleriyse, “en güçlü olanın hayatta kalması” ise, niçin birbirimiz için canımızı feda ediyoruz? Yanlış ve doğru hakkındaki iç hisse nereden sahip olduk? Bizim vicdanımızın varlığına getirebileceğimiz en iyi açıklama, insanlığın kararlarına ve uyumuna önem veren, seven bir Yaratıcı’dır.

      Einstein, “Tabiatı araştıran herkesin içinde bir çeşit dini saygı” olduğunu belirtmiş ve şöyle demiştir. “Bilimle ciddi şekilde uğraşan herkes, tabiat kanunlarında bir ruhun, insanlardan daha üstün bir ruhun olduğuna ikna olur. Bu yüzden bilimle uğraşmak, insanı dine götürür.”

      • EMRE dedi ki:

        BU ŞANS ÖRNEKLERİNDE NEDEN HEP BU TÜR ÖRNEKLER VERİLİYOR.. İŞTE HURDA YIĞININ ÜSTÜNDEN KASIRGA GEÇSE UÇAK OLUR MU… ŞU BU ELEMENTLERİ BİR ARAYA KOYSAK BİN SENE BEKLESEK ŞÖYLE BİRŞEY OLUŞUR MU. YANİ BU ÖRNEKLER İNSANLA AYNI MI SİZCE… MANTIK HATASI VAR BU ÖRNEKLERDE… SİZLER FUTBOLYORUMCULARI GİBİSİNİZ… MAÇ BAŞLAMADAN HİÇ KİMSE SONUCU BİLMİYOR BİRŞEY DİYEMİYOR AMA MAÇ BİTİNCE BAK BU BÖYLE OLDU BU BUNU GÖSTERİYOR BU BUNA İŞARET EDİYOR FALAN..🙂 HURDA VE KASIRGA ÖRNEĞİNİZE İSTİNADEN… DÜNYANIN VE İNSANIN VAROLUŞ SEBEBİNİ BİRŞEYE BAĞLAMAK ZORUNDA DEĞİLİZ Kİ… SADECE VARLAR..

    • bir kul dedi ki:

      rammsteinn VE DİGERLERİ YANİ AYNI FORMATTA OLANLARA

      YASİN 79 De ki: “Onları ilk defa yaratmış olan diriltecek. Çünkü O, her türlü yaratmayı çok iyi bilir.”

      İSRA 51 (50-51) De ki: “İster taş olun, ister demir. İsterse aklınıza imkansız gibi görünen herhangi bir yaratık!” Diyecekler ki: “Bizi hayata kim döndürecek?” De ki: “Sizi ilk defa yaratan.” Bunun üzerine onlar sana alaylı bir tarzda başlarını sallayacak ve “Ne zamanmış o?” diyecekler. De ki: “Yakın olsa gerek.”

      FUSSİLET 52 De ki: “İnkâr ettiğiniz Kur’ân, gerçekten Allah’tan ise, halinizin ne olacağını hiç düşündünüz mü? Doğrudan ayrılıp uzaklaşandan daha sapık kim olabilir?”

      FUSSİLET 53 Onlara dış âlemdeki ve kendi içlerindeki âyetlerimizi/doğa kanunlarını göstereceğiz. Böylece Kur’ân’ın gerçek/hak olduğunu anlayacaklardır. “Rabbinin her şeye tanık olması onlara yetmiyor mu?”

      FUSSİLET 54 Dikkat ediniz, onlar Rabblerine kavuşacakları konusunda şüphe içerisindedirler. İyi biliniz ki, Allah, her şeyi çepeçevre kuşatmıştır.

      ZARİYAT 20 Kesin olarak inananlar için, yeryüzünde âyetler vardır.

      ZARİYAT 21 Kendi iç âleminizde de âyetler vardır. Gözlem yapmıyor musunuz?

      ARAF 172 Hani kıyamet gününde, “Biz bundan habersizdik” demeyesiniz diye, Rabbin, Âdemoğulları’ndan, onların bellerinden zürriyetlerini çıkardı, onları kendilerine şâhit tuttu ve dedi ki: “Ben sizin Rabbiniz değil miyim?” Onlar da, “Evet, buna şâhit olduk” dediler.

      ARAF 173 Ya da “Daha önce atalarımız şirke batmıştı. Biz de onların ardından gelen bir soyuz. Gerçeği çiğneyenler yüzünden bizi helâk mi edeceksin?” demeyesiniz.

      ARAF174 İşte, biz de âyetleri böyle açık açık dile getiriyoruz ki, günah işlemiş olanlar belki bizden yana dönerler.

      İYİ DÜŞÜNCELER

  2. levent ermis dedi ki:

    Tamamen realite ve ilim sahibi insanlarin dusmeyecegi hataya dusmussunuz burda bi tane Ona mekan addeden Ayet-i Kerime yok arş i olan Rabbimiz Tebareke Ve Teala arşta bulunma mecburuyeti yoktur sahip olmasi orda bulunmasi anlamina gelmez ayrica ordada bir cok yaratigi vardir nasilko arz yani dunyada biz oldugumuz gibi bu mantikla dunyayisa Rabbim Tebareke Ve Teala ya mekan addedetmek lazim gelir sacmalamisiniz Yani demekki Rabbim Tebareke Ve Teala Mekandan Munezzehtir.

    • MaMaLi dedi ki:

      levent ermiş!!sizin,gibi,ilim irfan sahibi,değiliz,biz anlayamıyoruz,bakma sen bize gır gır olsun diye dalga geçiyoruz.

  3. ilker kurt dedi ki:

    Mekan dediğimizde ne anlıyoruz ? Elbette ki uzay veya başka bir deyişle Kainat. ve biz sürekli genişleyen bir mekanda, yani uzayda varlığımızı sürdürüyoruz. peki Kainatımız neyin içinde genişliyor ? Hiçbir şeyin içinde. o halde salt mekan bizim kainatımızdır ve gerisi hiçliktir…
    Ayet ne diyor: “Allah gökleri ve yeri altı evrede yaratmıştır” Gökler ve yer ifadesiden ne anlıyoruz: Kainat ya da uzayı ! o halde Kainatı yaratan Allah, yarattığı şeyden içre ve orayla sınırlı olabilir mi (haşa) Allah, elbette ki yarattığından aşkındır. Yaratıcının yarattığı şeyin içinde olduğunu düşünmek nasıl bir oksimorondur anlayamadım ! Hem Allahı uzayda (gökte) bir noktaya izafe edip ona mekan belirliyorsunuz ve hem de uzayı yaratan Allahtır diyorsunuz. !
    Halbu ki Arşın sahibi olmak başkadır, arş ile sınırlı olmak başkadır. Anlayamadığınız nokta tam olarak burası.

    • 1okuyucu dedi ki:

      İlker kurt;

      “””””o halde salt mekan bizim kainatımızdır ve gerisi hiçliktir…””””

      sonsuz boşluk içerisinde başka evrenler olmadığını nereden biliyorsun?

      maddeye şekil veren, maddeyi içten ve dıştan kuşatan boşluktur, boşluk olmasaydı maddenin şeklini algılayamazdık, evrene şekil veren, evreni içten ve dıştan kuşatan sonsuz boşluktur, öyle bir boşluk ki madde yok olsa da geriye sonsuz boşluk kalır, yani sonsuz boşluk yoktan var edilmedi ve hiçbir zaman yok edilemeyecek, hatta tanrı tarafından bile?

      sanırım hiçlik dediğin şeyin varlığın ta kendisi olduğunu anlamışsındır.

      • toro dedi ki:

        Sayın 1okuyucu,

        Size kesinlikle katılıyorum. Bu bilinç düzeyindeki hiçbir insan kainat boşluğunun yoktan var edildiğini iddia edemez! Çünkü yoktan var edilen bir kainat için yoktan var edilecek başka bir boşluğa ihtiyaç duyulur. Bu matruşka bebeklere benzer! Tek farkı sonuncu bebeğe asla ulaşamazsınız! O nedenle varlığımızı sağlayan ya da var olmamızın koşullarını sağlayan olası tanrının kudreti sadece yarattığı kainatla sınırlı olmalıdır! Çünkü yaratırken ya yarattığıyla kendi etrafını da kuşatmış ya da başka bir mekanın sınırları içinde o mekan tarafından kapsanan başka bir mekanı yani bizim kainatımızı yaratmış olmalıdır! Bu da onu kendi mekanına bizi de onun mekanına bağımlı kılar! Narsist olmayan bir tanrı sadece yarattıklarıyla gücünü paylaşır, bütün mekanların yaratıcısı olmak iddiasında bulunamaz! Bulunursa ateist olan arkadaşlarımıza söyleyecek sözü kalmaz! Çünkü ateist olan bir tanrı ateist olan bir insana kızıyorsa bence tek sebep kainattaki tek ateist olarak kalmak istemesindendir!

        Dinlerin ve onların inanırlarının göremediği birşey var! Bütün dinler ve o dinlerin tanrıları insanların ateist olmasını sağlamaktadır! Eğer bir tanrı kendisinin ve içinde bulunduğu mekanın başka bir yaratıcısı olmadığını söylüyorsa normal insan da bunu söyleyebilir, yani onun yolundan gidebilir! Çünkü bu bilinç seviyesinde bile temel gerçeklik şudur;

        Hiç bir varlık bilmediği bir şeyi bilmediğini bilemez! İnsan nasıl yoktan ve bir mekana bağlı olmaksızın var olamıyorsa benim tanrım dahil hiç bir tanrıda yoktan ve mekandan münezzeh olarak var olamaz!

        Yine dinlerin ve inanırlarınnı görmediği ya da görmek istemediği bir durum da dinlerin olası tanrının kudretini her adımda tırpanladığı ve onu bağımlı halde getirdiğidir! Bunu var olmadı, var dilmedi, hep vardı dedikleri tanrılarını her fırsatta zamana, mekana ve çoğunlukla meleklerine muhtaç kılarak yaparlar!

  4. toro dedi ki:

    Arkadaşlar yorumlarınızı yaparken gözden kaçırdığınız büyük bir gerçeklik var!

    Bugün yorumladığınız ayetlerin 1400 yıl öncesinin algısı, bilgisi ve teknolojik birikimine göre değerlendirilmesi gerekir! Herhangi bir ayeti üzerine sonradan gelen 1400 yıllık bilgi ve teknolojik donanımınıza göre değerlendirip yorumlamanız sizi sanrılara götürür! Bu kitabın en büyük iddiası hiç kimsenin anlayamdım diyerek mazeret gösteremeyeceği kadar APAÇIK olduğudur!
    Bu durumda şuan söylediklerinizi 1400 yıl öncede söyleyebilmeniz gerekir!

    Bakın kimin olduğu önemli değil ama bahsedilen bir ARŞ var! Ama burada püf noktası neden SUYUN üstünde? Bu suyla bezeme ya da su sevdası nereden geliyor? Düşünün ki yaşanılan coğrafyada en zor ulaşılan şey su ise hayallerinizi en çok neyin üzerine kurarsınız? Sizin için o kadar önemlidir ki bir şekilde TANRINIZ içinde önemli olmalıdır! Bütün insanlık yerleşimlerini su kenarlarına kurmuşsa TANRINIZDA ARŞINI suyun üstüne kurmalıdır!

    Birde Hud.7 de görüldüğü üzere ilk önce dünya ve su var! Yani bütün evrenin başlama noktası insan kibrinin gereği olarak dünya olmalı! İşin ilginci önce su var ama YER yok! Peki su nerede duruyor? Önce su varken ilk adımda GÖKLER sonra ise YER var edilmiş! Ya da suyun altına YER konulmuş! Detaylara bakmadan sadece ARŞ a kilitlenirseniz göremezsiniz! Görmediğinizi de yorumlayamazsınız!

    Gelelim Hakka 17 ye;

    ”Melekler onun kıyılarındadır. O gün Rabbinin Arş’ını, bunların da üstünde sekiz taşıyıcı taşır”

    ”Sekiz tane taşıyıcı” bakın yine ARŞ a takılmadan baktığınızda, hiçbirşeye muhtaç olmadığı herşeye gücü yeten tek varlık olduğu iddia edilen kuranın tanrısının taşıyıcılara muhtaç olduğu görülmektedir! OL demesiyle OLDURAN bir tanrının OL demektense TAŞIYIN deyip TAŞITTIRDIĞI nasıl düşünülebilir? Evet kuranın bir tanrı profili vermektedir ama o profil üzerine yapılan insani yorumlar o tanrıya yarardan çok zarar getirmektedir! İnsanların her biri kendi insiyatifiyle kuranın tanrısını kendi istediği gibi tanımlamaya ve her defasında daha da insansı bir şekle sokmaktadır!

    Arkadaşlar birşey taşınıyorsa taşınan şeyin bir vücudu ve ağırlığı var demektir!Ağırlığın kaynağı ise bize göre bizim dünyamızın yerçekimidir! O halde sorgulayın kuranın tanrısı nasıl bir yerdedir ki arşı yerçekimine direnmek için 8 tane taşıyıcıya muhtaçtır? Eğer tanrı yerçekimi olan bir yerde ise o yerçekimine tabi olur! Yerçekimine tabi olma durumunda olan bir tanrının herşeyin kaynağı gibi gösterilmesi 1400 yıl önce farkedilemeyecek kadar komplike bir sanrı olabilir, ama ya şimdi?

    • derkan dedi ki:

      Çokça konuşulur, ama nedense dikkatlerden kaçar. Sürekli bir merkezden dışa yayılan kainat cisimlerinin bu hareketlerini filmde geri sarın. Mesafe azaldıkça çekim artar ve bir geri patlamaya tanık olursunuz. Hakeza, başlangıçta 2-3 cm3 lük minicik hacimlere dek ezilecek böylesi bir kozmik lapanın patlamasını anlatan Einstein, Kur’an ayetlerinde; “gök ve yer bitişik idi sonra biz onları ayırdık” hükmüne 1350 yıl sonra imza koymuştur. Şu var ki ; bu kozmik lapanın kainat cisimlerine dönüşmesi 4 boyutluluğu; yani zamanı ve 3 boyutlu mekanı tanımlamıştır (Öklid). Bir sistemi ortaya koyan güçte, o sisteme özgü boyutlandırmayı aramaya kalkarsanız; masaların sehpaların tahtasında marangoz aramaktan beter olur. Diğer bir değiş ile E ve E’ ( evren ve evren olmayan küme) , ortak küme elemanına sahip değillerdir ve E ye E’ yü tanımlatamazsınız. E nin elemanı E’ nün mahiyetini tartışmaya açamaz ama varlık nedeninin E içinde bir eleman olmadığını er geç anlar. Madde ve antimadde tanımlamalarının fiziğe girmeye başladığı bir çağda yaşıyorsunuz ve antimaddenin sırrı ne ise; belki de E’ kümesine mantıksal yol kurulabilecek. İnanmakta acele ediniz, ama inkar etmekte asla… Ateizmin onuru, konu mezar olunca; mutlak bir sessizliktir, iman edenlerin onuru sürprizlere gebedir. Agnostik değilim, ateist asla… Ama; programlar sayesinde erişilebilen bilim gerçeği varken, kendisine ev sahipliği yapan evrende programsızlığı var sayabilecek kadar da konuya uzak değilim çok şükür…

    • Ceycey dedi ki:

      Tebrik ederim anca bu kadar güzel açıklanabilirdi .takipcinizim

      • bir kul dedi ki:

        TOHUM VE HÜCRE BİR MUÇİZE ASLINDA

        Bir tohumdan dallı budaklı bir ağacın çıkması aslında mucizedir ama biz bunları hergün çevremizde görüp durduğumuz için mucizeyi farkedemeyiz. Halbuki aynı olay gözümüzün önünde saniyeler içinde gerçekleşse ”’aaa, bu bir mucize” deriz. Oysa zaman izafidir ve değişen hiç bir şey olmamıştır aslında. Tohum sadece içine kodlanmış olan bilgiyi gerçekleştirmiştir, daha yavaş veya daha hızlı bir şekilde.
        Döllenmiş bir yumurtanın hücrelere bölüne bölüne çoğalması, sonra birbirinin aynı olan hücrelerin farklılaşarak bazılarının kalbi, bazılarının karaciğeri, bazılarının beyni, bazılarının iskelet dokusunu vs. oluşturması bir mucizedir Ama döllenmiş yumurta sadece genlerinde ne kodlanmışsa onu gerçekleştirmektedir, bütün yaptığı budur sadece. Ama o kodlanmış bilgiyi bir bilen ve kodlayan olduğunu GÖREMEYİZ BİZ NEDENSE,BELKİ DE GÖRMEK İSTEMEYİZ.

        ilk olarak şunu göz önüne almanız gerekir; eğer bir kişi ALLAH ‘hın varlığını kabul etmiyorsa, bütün delilleri reddetmesi engellenemez.

        İnsan beyni . . . eşzamanlı bir şekilde sayısız bilgiyi işler. Beyniniz, etrafınızda gördüğü şekilleri, renkleri, kokuları, ısıları, ayağınızın altındaki basıncı, ağzınızın nemini, elinizdeki ve üzerinizi kaplayan elbiselerin dokusunu aynı anda işler. Beyniniz duygusal yanıtları, anıları ve düşünceleri kaydeder. Aynı zamanda bedeninizin düzenli işlerini sürdürür, nefes almanız, göz kapaklarınızı açıp kapamanız, yürümeniz, iç organlarınızın çalışması bunların bir kaçıdır.

        İnsan beyni bir saniyede bir milyondan daha çok mesajı işleme tabi tutar. Beyniniz bütün bu veriyi tartar, önemine göre süzgeçten geçirir, göreli olarak önemsiz gözükenleri geri plana atar. Dünya üzerinde yaşamanızı ve işlev görmenizi sağlayan işlemci, beyninizdir. Her saniye milyonlarca veriyi işleyen, bedeninizin bilinçli ve bilinçsiz işlevlerini sürdüren ve sayısız etkinliği, yaratıcılığı olan insan beyninin şans eseri oluşmuş bir et parçası olduğunu kim iddia edebilir?
        NASA uzaya bir mekik gönderdiği zaman içine yerleştirdiği maymunun bu gemiyi inşa etmesi ve kullanmasını beklememiştir, sadece zeka ve yaratıcılık sahibi bir tür bunu yapabilir. Birisi insan beyninin varlığını nasıl açıklar? Sadece insan beyninden daha bilgili ve zeki bir akıl bunu yaratabilir.

        – akıllı insan aklını kullanır, daha akıllı insan başkalarının aklını da kullanır. [bernardshaw]
        . Hiçbir şey ne o an, ne de o kadar basit, sıradan, sebepsiz ve kendiliğinden oluşmamaktadır
        “Bazıları ışığın, bazıları gölgenin peşine düştü.” T.S.ELIOT

        “Gören, duyan yalnız ruhtur, geri kalan her şey sessiz ve sağırdır.” Epicharm
        Einstein, “Bilimle ciddi şekilde uğraşan herkes, tabiat kanunlarında bir ruhun, insanlardan daha üstün bir ruhun olduğuna ikna olur. Bu yüzden bilimle uğraşmak, insanı dine götürür.”

        Pascal“Gerçeklik yalnız akılla değil gönül gözü ile de görülür, gönül gözünün de kavrayıcı, bilici bir gücü vardır.”

        “OLAYI GÖRDÜLERDE NEDENİ GÖREMEDİLER.”

        Evet, Pascal, böylesi inançlı bir bilim adamı ve gerçek bir düşünürdü.“Allah’ı duyan gönüldür, akıl değil; inanç, Allah’ı gönülde duymadır, akılda değil.”

        “İnsan, Allah için yaratılmamışsa mutluluğu Allah’da bulmasının gereği nedir? İnsan Allah için yaratılmışsa Allah’a karşı direnmenin anlamı nedir?”

        Pascal’ın ifade ettiği gibi, “Bilimin azı Allah’tan uzaklaştırır, ama çoğu O’na götürür.”

        Sokrat der ki: “Kâinatta tesadüfe, tesadüf edilmez.”

        Bilim ile din arasındaki uyumu savunan Pasteur; “Doğayı ne kadar çok incelersem, Yaratıcı’nın eserleri karşısında inancım o kadar çok artıyor.”

        “Bilim, insanı Allah’a götürür.”

        “Bildiğimizi zannetmemiz öğrenmemizin en büyük düşmanıdır.”DR.C.BERNARD

        Einstein der ki: “Öyle bir dünyada yaşıyoruz ki peşin hükmü söküp atmak, atomu parçalamaktan daha zordur.”

        Shakespeare’in ifade ettiği gibi, “Namus görünmez bir cevherdir; çok kere ona sahip olmayanlar sahipmiş gibi görünürler.”

        Thomas Fuller;“Namuslu kişiler, ne aydınlıktan ne de karanlıktan korkarlar.”

        OKUMAK NEDİR?
        Herhangi bir metni, anlamını düşünce süzgecinden geçirmeksizin okumak her ne kadar okumak sayılabilirse de, okumanın aslı, bir metni derinliğine düşünerek hissetmek ve metnin mesajını anlayarak öğrenmektir. Öğrenmek ise bir davranış değişikliğini getirir. O halde okumak
        DEĞİŞMEKTİR .

        İlahi amaca uygun olarak Kur’an’ı okumak
        anlamını derinliğine düşünmekle ve kendimizi onun sunduğu
        hayat tarzına doğru değiştirmekle mümkün olabilir.

        Sadi der ki; “Ne kadar çok okursan oku, bilgine yaraşır biçimde
        davranmazsan cahilsin!”

        Ve her konuda sözün özünü söyleyen Yunus şöyle der:

        “İlim ilim bilmektir İlim kendin bilmektir
        Sen kendini bilmezsen Ya nice okumaktır”

        İNSAN NE İÇİN OKUR?
        Varlığını sorgulayan insan, bu konuda kendini ikna etmeye çalışır. Kendisiyle tanışmak ve gerçeğiyle yüzleşmek ister. Bunun için okur.

        Böylelikle varlığının bilincine erecektir. Başlangıcını ve sonunu, varlığının amacını öğrenmek, hayatını bu amaçla taçlandırmak ister.
        Bu uğraş içinde eksiklerini fark ettikçe kendisini tamamlamaya çalışır. Hiçbir zaman mükemmel olamayacağını bilse bile, yine mükemmel olmak ister ve bu yolda okudukça tamamlanmanın tadını alır.

        İnsan merak eder. Kendisini ve içinde yaşadığı evreni, evrendeki gücünü tanımak ve gücünün nerelere ulaşabileceğini görmek ister. Kitaplar insanların zihin emeğidir, insan eli değmiş varlıklardır. Mutlak doğru olarak algılanamayacakları gibi,
        her an yanılgıya düşürme payları da vardır. İnsan düşüncesinin daima gelişmekte olduğunu da hesaba kattığımızda, bu kitaplar mutlak doğruyu arayan insana yeterli

        İNSAN NEYİ OKUMALIDIR?
        Yeryüzünde basılmış kitapların yanı sıra, gökte yazılmış kitaplar da vardır. Onlara semavi kitaplar diyoruz. İnsan eli değmemiş, ilahi kitaplardır onlar. Bizim gibi birer
        insan olan yazarların kitaplarına gösterilen olağanüstü ilgilere baktığımızda, Yaratıcının Kitabı’na bu kadar ilgisiz kalınması düşündürücüdür.

        Bildiğimiz gibi bu kitaplara “vahiy” yani “Allah’tan peygamberler aracılığı ile gelen ilahi esin” deniliyor. Olur olmaz karalamaları bile okuyan insan, Rabbinin aydınlığına
        da bir bakmalıdır. İnsan Yaratan’ı ile konuşmaktan kaçmamalıdır.
        Aklının onaylamadığı, kalbinin hissetmediği hiçbir şeye inanmak zorunda da değildir. Yüce Allah sadece öğüt verir. Hatırlatır.

        Vahiy akıldan uzak değil, bizzat Tanrı’nın bize sunduğu aklıdır. Kur’an’da sık sık sorduğu “Hiç düşünmezmisiniz?” (10/Yunus 3) sorusu ile bizi sürekli düşünmeye
        ve aklımızı kullanmaya çağırır. Bu nedenle bizler her tür okumaya açık olmalıyız. Üstelik okunması gerekenler sadece kitaplar değildir.

        İnsanın bizzat kendisi okunmaya değer bir kitaptır. Hayat, okunması gereken belki de en kalın, çok defa yaşayarak yazdığımız ve bizden sonrakilerin okuduğu bir kitaptır.
        Evren… Renkli, hareketli ve olağanüstülükleri, kuralları,sebepli doğumları, sonuçta ölümleriyle, derinliği ve büyüklüğüyle okunması bitmeyecek koca bir kitaptır.

        ÜZÜLMEYİN GEVŞEMEYİN İNANIYORSANIZ ÜSTÜN OLAN SİZLERSİNİZ
        Ali imran 3/139 öyleyse ne yılgınlığa kapılın ne de üzülün: eğer gerçekten inanıyorsanız, insanların en üstünü mutlaka siz olusunuz ()

        ALLAH İSTEYENİ İSE DOGRU YOLA İLETECEKTİR
        BlZ her peygamberi yalnızca kendi kavminin diliyle gönderdik ki, mesajı onlara açık ve net olarak iletsin. Bundan sonradır ki Allah isteyenin sapmasını dileyecek, isteyeni ise doğru yola yöneltecektir: Zira her işinde mükemmel olan, hükmünde tam isabet kaydeden O’dur. (İbrahim 14/4)

        İMAN ETMEMEKTE DİRENEN BİR TOPLUMA
        De ki: “Göklerde ve yerde nelerin bulunduğuna bir bakınız!” Ne ki, iman etmemekte direnen bir topluma, ne âyetlerin ne de uyarıların hiçbir yararı olmaz. (Yunus 10/101)

        ALLAH İSTEYENİN SAPMASINI DİLEYECEK
        BlZ her peygamberi yalnızca kendi kavminin diliyle gönderdik ki, mesajı onlara açık ve net olarak iletsin. Bundan sonradır ki Allah isteyenin sapmasını dileyecek, isteyeni ise doğru yola yöneltecektir: Zira her işinde mükemmel olan, hükmünde tam isabet kaydeden O’dur. (İbrahim 14/4)

        HER KAFİR VE MÜNAFIK DİNE GİRMİŞTİR
        bazı yüzlerin agarıp bazı yüzlerin karardığı o günde, yüzü kara çıkanlara (denilecek ki): “İmana erdikten sonra inkâra saptınız ha? O hâlde, inkârınızdan dolayı tadın azabı!” (Ali İmran 3/106)

        AKIL NE BÜYÜK NİMET AKLEDE BİLENE

        TESTTEN GECİRİRİM MESELA

        ÖRNEK:

        FURKAN 25/30 Gökleri, yeri ve ikisinin arasındakileri altı devirde/evrede yaratan, sonra hükümranlığı yetkisine alan Rahmân’dır. Bunu bir bilene sor

        MÜLK 67/3 Yedi kat göğü birbiri üzerine tabaka tabaka yaratan da O’dur. Rahmân’ın yaratmasında bir uyumsuzluk göremezsin. Gözünü çevir de bak, bir bozukluk görüyor musun?

        MÜLK 67/4 Sonra tekrar tekrar yine bak; sonunda göz, aradığı bozukluğu bulamayıp güçsüz ve bitkin bir halde sana geri dönecektir.

        MÜLK 675 Andolsun ki, biz en yakın göğü kandillerle süsledik. Onları şeytanlara atılan taşlar yaptık ve onlara alevli ateş azabını hazırladık.

        BEN BU ÖRNEK AYETLERDEN ŞUNU ANLIYORUM BU KİTAP KAİNATLA İLGİLİ SÖYLEDİGİM TÜM SÖZLERİ TART VE KIYASLA EGER UYUMSUZLUK CIKARSA CİDDİYE ALMA DİYOR BU BENİM KİTABIM DEGİLDİR DE MEYDAN OKUYOR
        Nahl 16/8 Atları, katırları ve eşekleri binmeniz ve süs için yarattı. BİLMEDİGİNİZ NİCE ŞEYLER YARATMAKTADIR
        SEBE 34/12 Sabah esintisi bir aylık mesafe, akşam esintisi de bir aylık mesafe olan rüzgârı da Süleyman’ın emrine verdik. Onun için erimiş bakırı kaynağından sel gibi akıttık. Rabbinin izniyle cinlerin de bir kısmı onun emrinde çalışırdı. Cinlerden bizim emrimizden çıkanlara, alevli ateşin azabını tattırırız
        UCAK HELİKOPTER VESAİRE DÜŞÜN OZAMANIN TOPLUMUNA DESEYDİ HERHALDE SERSEM OLURLARDI ŞU ZAMANDADA AYETLERİ ANLAMYANLAR VAR AYNI DURUM ONLAR İÇİNDE GECERLİ DİGGER AYETLERİN İÇİNDEN

        PEYGAMBERİMİZDEN1400 SENE GECMİŞ SÜLEYMANPEYGAMBERLE BİZİM PEYGAMBERİMİZİN ARSINDA NEKADAR ZAMAN GEÇTİ KİMBİLİR ŞAŞIRMAMAK ELDE DEGİL AKILLA BAKARSAK GÖRMEMEK MÜMKİN DEGİL SAGLAMA YAPMAYA DEVAM

        MÜMİNUN 23/14 Sonra bu döl suyu damlasından, döllenmiş hücreyi yarattık; sonra bu döllenmiş hücreden de cenini ve ceninden kemikleri yarattık; sonra da kemiklere et giydirip onu yepyeni bir varlık halinde ortaya çıkarttık. Yaratanların en üstünü olan Allah’ın şanı ne yücedir!

        SAGLAMA YAPMAYA DEVAM

        MÜMİNUN 23/12 Andolsun ki biz, insanı çamurun özünden yarattık.

        MÜMİNUN 23/13 Sonra onu döl suyu damlası halinde sağlam bir yere yerleştirdik.

        MÜMİNUN 23/14 Sonra bu döl suyu damlasından, döllenmiş hücreyi yarattık; sonra bu döllenmiş hücreden de cenini ve ceninden kemikleri yarattık; sonra da kemiklere et giydirip onu yepyeni bir varlık halinde ortaya çıkarttık. Yaratanların en üstünü olan Allah’ın şanı ne yücedir!

        HAYRET HAYRETKİ NEHAYRET BU MÜMKİNDEGİL BİR BEŞER KİTABI OLAMAZ
        ARTIK KANAAT GETİRDİM BU İDDİ AYI HİÇ BR BEŞER YAPAMAZ

        HADİD 5719 Allah’a ve Peygamberlerine inananlar var ya, özü sözü doğru kişiler onlardır. Rableri katında tanık olanlar onlardır. Onların ödülleri ve nurları vardır. İnkâr edip âyetlerimizi yalanlayanlara gelince, onlar cehennem yârânı olacaklardır.

        HADİD 57/20 Biliniz ki dünya hayatı gerçekte oyun, eğlence, süs, aranızda soy sopla övünme, mal ve çocukların çokluğu ile böbürlenmeden ibarettir. Onun durumu, bitirdiği bitkilerin çiftçileri hayran bıraktığı bir yağmur gibidir. Ardından o bitkiler kurur, sen onları sapsarı olmuş görürsün. Sonra bunlar çerçöpe dönüşürler. Âhirette şiddetli bir azap ile, Allah’ın bağışlaması ve rızası vardır. Dünya hayatı geçici ve yanıltıcı bir şeyden başkası değildir.

        HADİD 57/21 O halde Rabbinizin affı ve cenneti için yarışınız! Allah’a ve peygamberlerine inananlar için hazırlanan bu cennetin eni, gök ve yer genişliğindedir. Bu, Allah’ın hak edene vereceği bir lütuftur. Çünkü Allah büyük lütuf sahibidir.

        BAKARA 2/269 Allah, dileyene hikmeti verir; kime hikmet verilmişse, ona büyük servet verilmiştir. Ama akıl sahipleri dışında kimse bunu düşünüp anlayamaz

        MÜMİN 40/58 Görmeyen ile gören, inanıp iyi iş yapan ile kötülük yapan bir olmaz. Ne kadar az düşünüyorsunuz!

        SAYGILARIMLA

  5. ilker Kurt dedi ki:

    Gözden kaçırdığımız büyük gerçeklikten kastınız nedir ? Yani 1400 yıl önceki insanların, evvela Allah’ın gökte ikamet ettiğini söyleyip, ardından da gökleri gökte ikamet etmekte olan yaratıcı yaratmış diyebileceklerini ve burdaki oksimoronu ya da paradoksu göremeyecek kadar düşünebilme kabiliyetinden mahrum olduklarını mı söylemeye çalışıyorsunuz. ?
    Afedersiniz ama Yaratıcının yarattığı şeyden içre olmayacağını düşünebilmek için hiçte öyle komplike bir bilince sahip olmak gerekmiyor ! 1400 yıl önce insanlar bu raddede zeka fakiri değildiler ! Sanki dersiniz 1400 yıl önce arap yarımadasında neandertaller yaşıyordu🙂
    Siz belki kadim insanların uluyan barbarlar olduğunu sanıyor olabilirsiniz ancak ben, dünyanın 26.000 yıllık yalpalama hareketlerini dahi hesaplayabilecek kadar gökyüzüne / kozmolojiye hakim kadim atalarımızın bu kadar basit mantık hatalarına düşmeyeceğinden eminim..

    Diğer meseleye gelince:
    Bu kitabın en büyük iddiası hiç kimsenin anlayamadım diyerek mazeret gösteremeyeceği kadar APAÇIK olduğu falan değildir. Bu sizin sadece görmek istediğiniz ayetlere bakarak söylediğiniz bir şey. ve lakin Kur-an kendisini böyle tanımlamıyor: Ali imran suresi 7. ayetine bakın; kur-an’ın hem apaçık hem sembolik ayetleri var: MUHKEM ve MÜTEŞABİHAT…
    “Sana bu kitabı indiren o’dur. ondan (kitaptan) bir kısmı muhkem (hüküm içeren)dir ki bunlar kitabın anasıdır. Diğerleri ise müteşabih (çok anlamlı)dır. Durum böyle olduğu halde kalplerinde bozukluk bulunanlar onda (kitapta) fitne aramak için müteşebihin peşinden giderek tevil yaparlar. O’nun açıklamasını ise Allah ve ilimde uzman olanlardan (er rasihune fil ilmi) başkası bilmez. onlar(uzmanlar) “hepsi rabbimizin katındandır iman ettik” derler. ulul elbabtan başkası düşünüp anlayamaz (Ali imran 7)”

    Demek ki her seviyeye aynı uslupla hitabeden bir kitap değilmiş kur-an. Onda bir kısım ayetler muhkemdir, bir kısmı da müteşabihtir diyor. Bu durumda kur-an’ın topyekün mübin olduğu iddia edilemez. Ne demiştik ayetler iki sınıf:
    1. Muhkem: “İçinde hüküm bulunan ve manası açık olanlar” demektir ki şeriat ile ilgili ayetler (Haram ve Helaller) bu takımdandır. iman edenler için kitabın ana hatlarını bu ayetler oluşturur. apaçıktır…
    2. Müteşabihat ise, işin ehlinin (er rasihune fil ilmi) anlayabileceği takımdandır. Bunlar ekseri gayb alemine ait olan eyetler olduğu için sembolizim kullanılır..

    Allah, Melek, şeytan, cin, cennet, cehennem gibi hususlar gaybi aleme ait olduğundan, yani başka bir deyişle dünyevi algı ile algılanamayacak METAFİZİK olgular olduğundan, anlamayı kolaylaştırmak için bazı sembolik anlatımlarla mesele kolay anlaşılır, tavır ve vaziyet alınır hale getiriliyor. Teolojinin retoriği bu açıdan bilimsel dilden farklıdır… Din dili mitelojiktir. Miteloji dediğimiz zaman ne anladığınız da önemli bu noktada. Size göre masaldan ibaret olabilir fakat Elbette ki kadim toplumlar yapaçak iş bulamadıkları için miteloji üretmediler. Miteloji zamanın bilinç seviyesinin kavaramaya müsait olmadığı hususların hikayeleştirilerek anlatılmasıdır.

    Mesela: uzay zamanı kavramak 7. yüyılda çöldeki bedevinin harcı değildi. Sadece onun değil, o tarihte hiçkimsenin harcı değildi. Kıyamet nasıl kopacak diye sorduklarında muhammed ne diyecek. KARADELİKLERİ mi anlatacak ! Bedevilere teorik fizik dersi mi verecek ?
    Tabii ki bunu yapmayacak. Fakat bazı gerçekleri mitelojik bir uslupla 21. yüzyıldaki insanın da okuduğunda anlayabileceği şekilde şifreleyerek anlatacak. Mesela şöyle diyecek:
    “Bana günler sunuldu. cuma gününü gördüm; onun güzelliği ve nuru hoşuma gitti. orada SİYAH NOKTA şeklinde bir şey gördüm. “bu nedir?” diye sordum. “KIYAMET ONUN İÇİNDE” kopacaktır denildi” (hadis)
    Ya da sen cahil bir çöl bedevisi iken sana demeyecek ki, “Nükleer füzyon reaksiyonu ile birlikte hidrojen çekirdeği helyum çekirdeğine, o da karbon çekirdeğine dönüşür ve saire…” Bunu sana ancak şu şekilde anlatabilir: “Yıldızların, söndürüldüğü zamana andolsun! (Tekvir suresi 2)
    Ve yahut, uzun yıllar boyunca parlayan bir yıldız sonunda yakıtını tüketmektedir. Bu yüzden de şiddetli bir şekilde büzülmekte ve bu şekilde meydana gelen ters tepki yıldızın tekrar ısınmasına yol açmakta ve sonunda yıldızı infilak ettirmektedir. Patlıyan yıldızın bir bölümü uzaya dağılırken çekirdek, büzülmesine devam etmekte ve yoğunluğu da giderek artmaktadır. DEMEYECEK
    Ne diyecek ?
    “Yıldızlar saçılıp dağıldığı zaman (infitar suresi 2) DİYECEK
    Ve yahut öldüğü zaman toprak bedenini terk edip mücerret boyuta geçtiğinizde orada ışıktan hızlı olacağımız için zaman tersine akacak. Her şey tersine dönecek demek yerine. “Orada ırmaklar ters akacak” diyebilecektir. Bu sembolizmi kullanmak zorunda. unutma ki sen 7. yüzyılda cehalet içinde boğulan bir çöl bedevisisin. Kalkıp da sana E=MC^2 demeyecek. Bunun yerine diyecek ki: Cennet sonsuzdur… velhasılı, Bilimsel retorik teolojinin uslubuyla kıyas edilemez. Sen bu kıyasa tevessül edersen çelişki senin tavrında ortaya çıkar kur-an’da değil.

    “Allah’ın yarattıkları hakkında düşünün. Allah’ın zatını düşünmeyin. Allah’ın şahsı hakkında düşünmeye güç yetiremezsiniz.” (hadis)

    • toro dedi ki:

      Sayın İlker Kurt,
      Öncelikle yazınızı ilgiyle okudum.

      Yazımın girişinde ifade etmek istediğim konuyu anlamadığınızı görüyorum! Bakın ben size 1400 yıl önce yaşayanlar aptaldır demiyorum! Kuran 1400 yıl öncesinde yaşayanlara bizden daha az APAÇIK değildir diyorum! Böyle bir şey olabilirmi?Eğer oluyorsa tanrınız önünde insanlar eşit değil zamansal olarak üstünlükler söz konusudur demektir!

      Örneğin aşağıdaki ayet yalnızca size hitabenmidir? 1400 yıl öce savaş, göç ve binbir güçlükle dininizi inşa edenlerin anlayamayacağı kadar şifreli ve şifresi 1400 yıl sonra yaşayacaklara mı verilmiştir! Farkındaysanız zaman ilerledikçe, zamanın en ilerisinde olanlar zamanın dine göre başladığı noktada yaşayanların algısını alenen küçümsemeye başlıyor!

      ”(Ey Muhammed!) Her ümmetin kendi içinden üzerlerine bir şahit göndereceğimiz, seni de onların üzerine bir şahit olarak getireceğimiz günü düşün. Sana bu kitabı; her şey için bir açıklama, doğru yolu gösteren bir rehber, bir rahmet ve müslümanlar için bir müjde olarak indirdik.” Nahl,89

      Size göre ”her şey için bir açıklama” 1400 yıl sonra yaşayanların algısı için bir yönlendirmemidir? Peki o zaman söylermisiniz ilk müslümanlar bu ayeti anlamadan ya da bu ayetin gelecektekilere hitap ettiğini düşünerekmi iman ettiler? O halde ilk iman edenler kuranda birçok ayetin aslında ne dediğini bilmiyorlardı! Onlara hiç bir zaman tam anlamıyla kavrayamayacakları sözlerle hitap edilip, hiç bir zaman tam anlamıyla anlayamayacakları sözlerle iman etmeleri beklendi! Bu da zaman ve mekan ayırmaksızın bütün inananları eşit yapıyor öyle mi?

      “Sana bu kitabı indiren o’dur. ondan (kitaptan) bir kısmı muhkem (hüküm içeren)dir ki bunlar kitabın anasıdır. Diğerleri ise müteşabih (çok anlamlı)dır. Durum böyle olduğu halde kalplerinde bozukluk bulunanlar onda (kitapta) fitne aramak için müteşebihin peşinden giderek tevil yaparlar. O’nun açıklamasını ise Allah ve ilimde uzman olanlardan (er rasihune fil ilmi) başkası bilmez. onlar(uzmanlar) “hepsi rabbimizin katındandır iman ettik” derler. ulul elbabtan başkası düşünüp anlayamaz (Ali imran 7)”

      Yukarıda paylaştığınız ayete gelince!

      Sayın İlker nasıl bir tanrı önce müteşabih eyetler gönderip ima yoluyla itaat bekleyip sonrasında mütaşabih ayetleri anlamayıp sorgulayanlardan şikayet edebilir? Tanrı mütaşabih ayetlerin sorun olacağını ve kendisine inananlarda ya da kendisine inanmasını beklediklerinde ki genel algıyı yaralayacağını öngöremedimi?

      Herhalde kuranın tanrısı müteşabih ayetler gönderip sonrasında müteşabih ayetlerle kendisinin gerçekliğini sorgulayanların ”kalplerinin bozuk” olduğunu iddia etmekten daha inandırıcı donelere sahip olmalıdır! Çünkü birileri çıkıp ”kalpleri bozuk olanları yaratan” başka birisimidir diye sormadıkça kimse tanrının neyi şikayet ettiğini tam olarak kavrayamayacaktır!Ayete turist olarak bakarsanız kuranın tanrısının kendi kendini şikayet ettiğini açıkça görebilirsiniz! Devam edecek olursak ayetin sonunda (her çeviri farklı olmak üzere) kuranın tanrısının müteşabih ayetlerin anlamını yalnızca ”Allah ve ilimde uzman olanlar” ın bileceğini beyan ettiğini söyleyerek 1400 yıl sonra yaşayanların o ”ilimde uzman olanlar” olduğunu ima etmektesiniz! Gözden kaçırdığınız şey insanların tanrının sözlerine muhatap olup anlamada birbirlerden farklı algılara sahip oldukları ya da herkesin herşeyi anlayamacağı şeklinde bir sonuca doğru evrildiğiniz! Bu ayet ne yazık ki islamın sözde yıktığını iddia ettiği RUHBAN sınıfının bu dindeki başlangıç noktasıdır! Bir tanrı inanırlarının bazılarının diğerlerinden daha iyi anlayanlar olduğunu söylüyorsa inanırlarını ayırmış ve eşit yaratmamış demektir!Böyleyece birileri sanki tanrı onarla sonradan özel olarak tekrar konuşuyormuş gibi bazı ayetleri kendine göre yorumlar ve bu sayede kendine güç ve nüfuz defşirebilir! Sizce böyle olmamışmıdır!

      İşin komik yanı tanrı kendi yarattıklarının bazılarının ”kalplerinin bozuk” olduğundan şikayet ederken öte yandan geride kalan inanırlarını da kendi içlerinde birbirlerine eşit yaratmadığını itiraf etmektedir! Aralarında ilim sahibi olarak kuranı, kuranın tanrısıyla beraber anlıyacaklar vardır! Eğer bu ikilem tanrısallıksa ve kuranın tanrısı kendi yarattıklarının durumlarını yine kendi yarattığı diğerlerine şikayet edebiliyorsa ve insanlar bu durumu 1400 yıl sonra bile sorgulamıyorsa mimar gerçekten başarılıdır!

      Yıldızların sönmesi ve diğer benzetmelerinize gelince! İnsanoğlunun hayalgücü geniştir! Bununla beraber insanoğlu hikaye yazmasınıda sever o hikayeleri kutsal bir güce atfetmeyide! Bakın yapılan bir deneyde küçük çocuklara ”gözleri nerede olsaydı daha çok işlerine yarardı” diye sormuşlar! Aldıkları genel yanıt işrate parmağımın ucu olmuş! Biz buradan yola çıkarak henüz atalarının bilgi ve ezberleriyle donanmamış ve tanrının yarattığı şekliyle hayata başlamış çocukların bize tanrının mesajını ilettiklerini ve aslında tanrının gözlerimizi işaret parmağımıza koysa işimize daha çok yarayacağı bilgisini bize ilettiği sonucuna ulaşabilirmiyiz?

      Sonuç olarak tanrı size şifreli bir metin gönderip o metnide bizzat yine insanların tahrif etmesine karşı koruyacağını iddia ediyorsa şifrelerinide bizzat kendisinin vermesi gerekir!Zaten insanlara karşı korunucak bir kitabın şifrelenmesi ve şifrenin yine insanlar tarafından çözüleceğinin düşünülmesi kusura bakmayın tanrıyı küçümsemektir! Tanrıyla ilgili şifreler bu kadar basit ve hatasızca çözülebiliyorsa paygamberler ne işe yaramışlardır! O zaman tanrıymışcasına insanlara diyelim ki, ”bırakınız yapsınlar”!

      Bu arada bir düşünün bakalım kuranın tanrısının inanırlarına en basit ve o tarihte bile kolayca algılanabilir bir bilgi olan dünyanın güneşin etrafında döndüğü bilgisini açıkça vermeyip onların ay takvimine yönelmesi ve yüzyıllarca dünyanın merkez diğerlerinin onun etrafında akan uydular olduğuna inanmaya devam etmelerine izin vermekteki amacı ne olabilir? Üstelik Kurandan yaklaşık 1000 yıl önce bu bilgiyi Samoslu Aristarkos bile etrafındakilerle paylaşmış ve daha da ileri giderek Dünya, Ay ve Güneş’in birbirlerine göre olan büyüklüklerini ve uzaklıklarını hesaplamış ve gökyüzünün küresel bir kubbe şeklinde değil neredeyse sonsuz genişlikte bir evren olduğunu keşfetmişken kuranın tanrısının kendi inanırlarının bu bilgiye yüzlerce yıl sonra genellikle başka dinden ya da herhangi bir dine inanmayan bilim adamlarının icatlarıyla vakıf olmasını sağlamakta ki amacı ne olabilir?

      • sami dedi ki:

        Sayın İlker Kurt’ un yazdıklarından şu sonuç çıkıyor.
        Allah cc, insanlara gönderdiği mesajın,insanlardaki bilgi yetersizliğinden anlaşılamayacağını düşünmüş ve bunu sembolizm yoluyla anlatmaya karar vermiş. tabi buna anlatmış olmak denirse. bu yüzden 1400 yıl boyunca hiç kimse bunu gerçek manada anlayamamış. işin garip tarafı allah hazretleri, tüm bunların sembolizm olduğunu da söylememiş . Sayın İlker Kurt beyden öğreniyoruz bu durumu. 1400 yıl geçtikten sonra İlker Kurt bey duruma vakıf olmuş, sembolizm olduğunu fark etmiş ve tüm bilimsel gerçeklerle örtüştürmüş.
        Ben hep bu duruma takılıyorum. her şeyi yaratan bir tanrı, yarattıklarını uyarmak için dünyaya kitap indiriyor, inen kitabın ne anlatmak istediği konusunda hiç kimse ortak bir noktada buluşamıyor. herkes kendisinin doğru anladığını iddia ediyor. tam bir curcuna.üstelik zaman dar ve anlayamaz isen hoop cehennem çukuru.
        ayetler o kadar muğlak ki, aynı cemaate mensup olan insanlarda bile görüş farklılıkları var. çok riskli iş.

    • Serkan dedi ki:

      İLKER KARDES O BEDEVİ DEDİĞİN 1) Allah’ın bu DUNYA onun yüzü suyu hürmetine yaratılmış,Cahillik döneminde hiç kimsenin bilmediği bilgileri en saf en güzel sekilde vahiy yolu ile insanlara aktaran bir insandı!O yine sevgi peygamberi senin anne bacına kardeşine git içki iç fuhuş yap demiyor bütün kötülükleri men ediyor?Sen bu hadisleri bir yerinden uydurma çünkü kıyameti bilseydi herkes ona göre yasar ve o gunü beklerdi!MAYADA BEKLEYEN SALAKLAR GİBİ OLURDU!Saygini yitirme çok akıllıydinizda neden bilim ve teknoloji gelişince 1400 yıl sonramı ateistlik yapmaya başladınız?
      2) Birde ne yaparsanız yapın bu yüce kitap size gereken cevabı 1400 sene önce verdi!sizin seytanlasmis kalbiniz acaba evrenin tanrısı size bir yol gösterdimi bir kitap yolladı mı?
      3) Nuh tufanı yaşandı ve 4 kıtada yaşayan kabilelerde tufanın yaşandığına dair tabletleri var!siz yaşanmadığına dair belgeleriniz var mı?
      4) Allah var vede DUNYA fani sizler ne yaparsanız yapın öleceksiniz!Merak ettigim şey bir gece mezarda korkmadan kalabilirmisin,hani ruh ve Çin yok ya bilmem tabi deneyin yollardan sevinirim

    • karaca dedi ki:

      haklısın kardeş orada ırmaklar ters akar derken bunu beraberinde açıklama ile sunmanız iyi oldu konuya vakıf olduk.

  6. Gencer dedi ki:

    Arkadaşlar Günahkarlar olarak gidilecek olan yer Cehennem’in yeri belliymiş.Kudüs’ün yakınlarındaki Ge-Hinnom vadisi. Okumaya değer bence.

    http://tr.wikipedia.org/wiki/H%C4%B1ristiyanl%C4%B1kta_cehennem

  7. MÜSLÜMAN GENÇ dedi ki:

    LAN KAFİRLER SİZİN ŞU YAZILARINIZ YÜZÜNDEN 5VAKİT NAMAZ KILAN DOSTUM ATEİST OLDU

    • 1okuyucu dedi ki:

      MÜSLÜMAN GENÇ;

      üzülme, arkadaşının ateist olması, onun Müslümanlığına bir halel getirmez.

    • Gencer dedi ki:

      Arkadaşını yürekten tebrik ediyorum.

    • bir kul dedi ki:

      NASA uzaya bir mekik gönderdiği zaman içine yerleştirdiği maymunun bu gemiyi inşa etmesi ve kullanmasını beklememiştir, sadece zeka ve yaratıcılık sahibi bir tür bunu yapabilir. Birisi insan beyninin varlığını nasıl açıklar? Sadece insan beyninden daha bilgili ve zeki bir akıl bunu yaratabilir.
      ARKADAŞININ KENDİSİNDEN KAYNAKLANIYOR BAŞKALARINDAN DEGİL BİLGİLERİNİ SORGULAMASI GEREKİR
      İnsan beyni . . . eşzamanlı bir şekilde sayısız bilgiyi işler. Beyniniz, etrafınızda gördüğü şekilleri, renkleri, kokuları, ısıları, ayağınızın altındaki basıncı, ağzınızın nemini, elinizdeki ve üzerinizi kaplayan elbiselerin dokusunu aynı anda işler. Beyniniz duygusal yanıtları, anıları ve düşünceleri kaydeder. Aynı zamanda bedeninizin düzenli işlerini sürdürür, nefes almanız, göz kapaklarınızı açıp kapamanız, yürümeniz, iç organlarınızın çalışması bunların bir kaçıdır.
      İnsan beyni bir saniyede bir milyondan daha çok mesajı işleme tabi tutar. Beyniniz bütün bu veriyi tartar, önemine göre süzgeçten geçirir, göreli olarak önemsiz gözükenleri geri plana atar. Dünya üzerinde yaşamanızı ve işlev görmenizi sağlayan işlemci, beyninizdir. Her saniye milyonlarca veriyi işleyen, bedeninizin bilinçli ve bilinçsiz işlevlerini sürdüren ve sayısız etkinliği, yaratıcılığı olan insan beyninin şans eseri oluşmuş bir et parçası olduğunu kim iddia edebilir?
      NASA uzaya bir mekik gönderdiği zaman içine yerleştirdiği maymunun bu gemiyi inşa etmesi ve kullanmasını beklememiştir, sadece zeka ve yaratıcılık sahibi bir tür bunu yapabilir. Birisi insan beyninin varlığını nasıl açıklar? Sadece insan beyninden daha bilgili ve zeki bir akıl bunu yaratabilir.
      3. “Şans” yeterli bir açıklama değildir.
      Efes harabelerine ya da Dolmabahçe sarayına baktığınızda bu eserlerin şans eseri oluşmuş, doğal yapılar olduğunu düşünür müsünüz? Sınırsız zaman, rüzgar ve yağmur sağlansa bile doğa bu eserleri oluşturamaz. Sağduyumuz bize bu eserlere baktığımızda, açık bir planlama ve ustalıkla oluşturulmuş, zeka ürünlerine baktığımız verisini verir.
      Bu makale, dünyamızın birkaç şaşırtıcı yönüne dokunmaktadır: dünyanın güneşe konumu, suyun bazı özellikleri, insan bedeninin bir organı. Bunlardan herhangi birisi kazara olmuş olabilir mi?
      Seçkin astronom Frederick Hoyle, amino asitlerin insan hücrelerinde tesadüfi bir şekilde bir araya geldiği iddiasının matematiksel olarak gülünçlüğünü ortaya koymuştur. Hoyle, “şans” ihtimalinin saçmalığını takip eden analojide resimlemiştir: “Bir kasırganın, bir hurdalık üzerinden geçerken parçaları şans eseri birleştirip, şans eseri çalışan ve uçmaya hazır pırıl pırıl bir Boeing 747 oluşturmasının şansı nedir? Olasılık o kadar küçüktür ki, sınırsız zaman ve sınırsız hurdalık verilmiş olsa bile bu olasılıkta yükselme görülemez.”
      Evrenin ve bizim yaşamımızın karmaşıklığı göz önüne alınıldığında, ihtiyacımız olan herşeyi yaratmış olan makul, sevgi dolu ve zeki bir Yaratıcıyı kabul etme durumunda kalırız
      4. İnsanlığın doğal olarak sahip olduğu yanlış ve doğru hisleri biyolojik olarak açıklanamaz (vicdan).
      Hepimizin içinde, bütün kültürlerde, evrensel bir doğru ve yanlış hisleri mevcuttur. Bir hırsız bile kendisinden bir şey çalındığında haksızlık içerisinde olduğunu düşünür. Biz hissi nereden elde ettik? Bütün insanların vicdanlarında yer alan evrensel bir adalet, kötülüklerden tiksinme bilinci nasıl oluşmuştur?
      Cesaret, asil bir neden için ölmek, sevgi, merhamet, saygınlık, vazifeye sadakat, tüm bunlar nereden geldi? Eğer insanlar sadece fiziksel gelişimin ürünleriyse, “en güçlü olanın hayatta kalması” ise, niçin birbirimiz için canımızı feda ediyoruz? Yanlış ve doğru hakkındaki iç hisse nereden sahip olduk? Bizim vicdanımızın varlığına getirebileceğimiz en iyi açıklama, insanlığın kararlarına ve uyumuna önem veren, seven bir Yaratıcı’dır.

      OKUMAK NEDİR?
      Herhangi bir metni, anlamını düşünce süzgecinden
      geçirmeksizin okumak her ne kadar okumak sayılabilirse
      de, okumanın aslı, bir metni derinliğine düşünerek hissetmek
      ve metnin mesajını anlayarak öğrenmektir. Öğrenmek
      ise bir davranış değişikliğini getirir. O halde okumak
      değişmektir. İlahi amaca uygun olarak Kur’an’ı okumak
      anlamını derinliğine düşünmekle ve kendimizi onun sunduğu
      hayat tarzına doğru değiştirmekle mümkün olabilir.
      Sadi der ki; “Ne kadar çok okursan oku, bilgine yaraşır biçimde
      davranmazsan cahilsin!”
      Ve her konuda sözün özünü söyleyen Yunus şöyle der:
      “İlim ilim bilmektir
      İlim kendin bilmektir
      Sen kendini bilmezsen
      Ya nice okumaktır”
      İNSAN NE İÇİN OKUR?
      Varlığını sorgulayan insan, bu konuda kendini ikna
      etmeye çalışır. Kendisiyle tanışmak ve gerçeğiyle yüzleşmek
      ister. Bunun için okur. Böylelikle varlığının bilincine
      erecektir. Başlangıcını ve sonunu, varlığının amacını öğrenmek,
      hayatını bu amaçla taçlandırmak ister. Bu uğraş
      içinde eksiklerini fark ettikçe kendisini tamamlamaya
      çalışır. Hiçbir zaman mükemmel olamayacağını bilse
      bile, yine mükemmel olmak ister ve bu yolda okudukça
      tamamlanmanın tadını alır.
      İnsan merak eder. Kendisini ve içinde yaşadığı evreni,
      evrendeki gücünü tanımak ve gücünün nerelere ulaşabileceğini
      görmek ister.
      Kitaplar insanların zihin emeğidir, insan eli değmiş
      varlıklardır. Mutlak doğru olarak algılanamayacakları
      gibi, her an yanılgıya düşürme payları da vardır. İnsan düşüncesinin
      daima gelişmekte olduğunu da hesaba kattığımızda,
      bu kitaplar mutlak doğruyu arayan insana yeterli
      İNSAN NEYİ OKUMALIDIR?
      Yeryüzünde basılmış kitapların yanı sıra, gökte yazılmış
      kitaplar da vardır. Onlara semavi kitaplar diyoruz.
      İnsan eli değmemiş, ilahi kitaplardır onlar. Bizim gibi birer
      insan olan yazarların kitaplarına gösterilen olağanüstü
      ilgilere baktığımızda, Yaratıcının Kitabı’na bu kadar ilgisiz
      kalınması düşündürücüdür.
      Bildiğimiz gibi bu kitaplara “vahiy” yani “Allah’tan
      peygamberler aracılığı ile gelen ilahi esin” deniliyor. Olur
      olmaz karalamaları bile okuyan insan, Rabbinin aydınlığına
      da bir bakmalıdır. İnsan Yaratan’ı ile konuşmaktan
      kaçmamalıdır. Aklının onaylamadığı, kalbinin hissetmediği
      hiçbir şeye inanmak zorunda da değildir. Yüce Allah
      sadece öğüt verir. Hatırlatır.
      Vahiy akıldan uzak değil, bizzat Tanrı’nın bize sunduğu
      aklıdır. Kur’an’da sık sık sorduğu “Hiç düşünmez
      misiniz?” (10/Yunus 3) sorusu ile bizi sürekli düşünmeye
      ve aklımızı kullanmaya çağırır. Bu nedenle bizler her tür
      okumaya açık olmalıyız. Üstelik okunması gerekenler sadece
      kitaplar değildir. İnsanın bizzat kendisi okunmaya
      değer bir kitaptır. Hayat, okunması gereken belki de en
      kalın, çok defa yaşayarak yazdığımız ve bizden sonrakilerin
      okuduğu bir kitaptır.
      Evren… Renkli, hareketli ve olağanüstülükleri, kuralları,
      sebepli doğumları, sonuçta ölümleriyle, derinliği ve
      büyüklüğüyle okunması bitmeyecek koca bir kitaptır.

      Ben onları tanırım, onlar da beni izler. 28Onlara sonsuz yaşam veririm; asla mahvolmayacaklar. Onları hiç kimse elimden kapamaz. 29Onları bana veren Babam her şeyden üstündür. Onları Baba’nın elinden kapmaya kimsenin gücü yetmez

      .

    • BİR KUL dedi ki:

      Müteşabih (anlamı kapalı) ayetler

      Kur’an ayetleri iki türlüdür.
      *** Anlamı açık ve yoruma ihtiyaç olmayan ayetler – MUHKEM Ayetler
      *** Anlamı açık olmayıp, farklı şekillerde yorumlanabilen ayetler – MÜTEŞABİH Ayetler.
      Ayetlerle ilgili bu sınıflandırmayı ve ayetleri Muhkem ve Müteşabih diye isimlendirmeyi Kur’an kendisi yapıyor:
      ‘O’ dur sana bu muazzam Kitabı indiren. Bunun bir kısım ayetleri vardır ki Muhkemdir ( sağlam ) Onlar Kitabın anasıdır. Diğer bazıları da müteşabihtir. Kalplerinde eğrilik bulunlar, sadece onun müteşabih olanlarının ardına düşerler: Fitne aramak, yorumunu aramak için. Halbuki onun yorumunu ancak Allah bilir. İlimde ileri gidenler de derler ki ‘ İnanıyoruz ki hepsi Rabbimizdendir. ‘ Bununla birlikte, özü temiz olanlardan başkası düşünemez. ‘’ ( 3/7 )
      Muhkem ayetlere örnekler:

      ‘’ Ey iman edenler ! Öyle kat kat katlayarak faiz yemeyin. Allah’tan korkun ki; kurtuluşa ersiniz. ‘’ ( 3/130 )
      ‘’ Şüphesiz sen ölülere işittiremezsin; arkalarını dönmüş kaçarlarken sağırlara da işittiremezsin ! ‘’ ( 27/80 )
      ‘’ O günahları bağışlayan, tövbeyi kabul eden, azabı şiddetli, lütuf sahibidir. Ondan başka ilah yoktur. Dönüş O’ nadır. ( 40/3 )
      Gelelim müteşabih ayetlere bu ayetlerde şu üç özellik vardır:
      – Bilinemezlik
      – Kapalılık
      – Benzer anlamların tercihinde zorluk.
      İnsanlık genellikle fizik alanla ilgili bilgilere, ilim ve teknolojinin ilerlemesi ile zamanla ulaşmaktadır. Kur’an’ın 1400 yıl önce indiği dönemde anlaşılamayan bazı ayetler, bu gün anlaşılabilir hale gelmekte ve müteşabihlik kapsamından çıkmaktadır. Fizik ve uzay alanındaki bilgiler gibi.
      Ama müteşabih ayetlerin büyük çoğunluğu metafizik, yani fizik ötesi alanla ilgilidir. Allah’ın varlığı ve sıfatları gibi. Bu gibi alanlarda insanların bilgisi, O büyük kudretin verdiği ve müsaade ettiği kadardır.

      Müteşabih ayetler de iki gruba ayrılmaktadırlar:
      *** Mutlak müteşabihler: Mahiyetlerini yalnız Allah’ın bildiği müteşabihlerdir.
      *** İzafi müteşabihler: Geniş ufuklu ilim sahibi alimler tarafından anlaşılabilip açıklama getirilebilen ayetletdir.

      Mutlak müteşabihler:

      – Müstakil ( kesik ) harfler : Huruf-ı Mukatta
      Bazı sureler ki sayısı 29 adettir, tek ve birkaç harf grubu ile başlamaktadır. Elif, Lâm, Mîm – Yâ, Sîn – Hâ, Mîm gibi. Bu harfler Kur’an’ımızın en büyük gizemidir. Peygamberimize sorulduğunda cevap vermemiş, sükut etmiş. Bu güne kadar da bu konuda bir açıklama getirilememiştir. 20-22 sene kadar önce Amerika’da ikamet eden Mısırlı Müslüman Reşad Halife tarafından Kur’an’daki matematiksel mucizevi yönünün ve Kur’an’ın 19 sayısı ve katları ile düzenlendiğinin bir şifreleri olduğu iddia edilmiştir. Bu şahıs da sonradan Peygamberliğini ilan etmiş ve öldürülmüştür.
      – Gaybdan ( bilinmeyen ) haber veren ayetler:
      Bunlarda iki şekilde görülmektedir:
      Mutlak – Tam Gayb: İnsanların hiçbir zaman tam gerçeğine ulaşamayacakları ve kavrayamayacakları bilgiler. Mahiyetini yalnızca Allah bilmektedir.

      Örnek:

      ‘’ Kıyametin ilmi muhakkak ki Allah katındadır. Yağmuru O indirir, Rahimlerde olanı O bilir. Hiç kimse yarın ne kazanacağını bilemez. Hiç kimse hangi yerde öleceğini bilemez. Şüphesiz Allah her şeyi bilir ve her şeyden haberdardır.
      Kısmi Gayb: Bazı varlıkların bilip bazılarının bilmediği – meleklerin ve insanlar gibi – Bazı insanların bilip bazılarının bilmediği hususlar,
      İzafi Müteşabihler : Yorum yapılabilen, ilmin ilerlemesi ile açıklama getirilen müteşabihlerdir.

      Örnekler:

      ‘’ Biz aşılayıcı rüzgarlar gönderdik, yukardan da su indirdik. ‘’ ( 15/22 )

      ‘’ Allah, kimi doğru yola iletmek isterse göğsünü İslam’a açar, kimi de saptırmak isterse, onun göğsünü de göğe çıkıyormuş gibi dar ve tıkanık yapar. ‘’ ( 6/125 )
      Not. Bu yazının hazırlanmasında Birleşik Yayıncılık yayını. Yard. Doç Dr. Musin Demirci’nin KUR’AN’IN MÜTEŞABİHLERİ ÜZERİNE isimli eserinden yararlanılmıştır.

      not seviyeli özgür tartışma platformu yazıyor
      fakat seviyeYİ kaybedenler var bu gibi insanların sözleri ne kadar dogrudur kötü söz sahibine aittir ne kadar aciz oldugunu gösteriyor yalan dolan kulaktan dolma gıybet dedikodU ve İFTİRA BU GİBİLERİNİN HİÇ BİR SÖZÜNE İNANILMAZ
      KENDİSİNİ TANIMAMIŞ KENDİSİ İLE SORUNU OLAN KENDİ İÇİNDE FIRTINALARI KOPARAN BİR KİŞİ KENDİSİ İLE SAVAŞ HALİNDE OLAN BİR KİŞİ KENDİSİNİ DEGERSİZKILAN BİRKİŞİ BAŞKASININ DEGERLERİNE SAYGI DUYARMI
      ÖRNEK : BİR MİKROBU DÜŞÜNÜN ONUN GÖREVİ MİKROBLUK GÖREVİNİ YAPMAKTIR FAKAT İNSAN ÖYLEMİ ONUN GÖREVİ ADI ÜSTÜNDE İNSAN DEGİLSE NE

      • 1okuyucu dedi ki:

        bir kul;

        —not seviyeli özgür tartışma platformu yazıyor fakat seviyeYİ kaybedenler var (senden alıntı)

        evet bu forum seviyeli tartışma platformudur, o nedenle tartışma adabını bilmeyenlerin de burada bulunması bizim katlanmak zorunda kaldığımız tatsız bir durum,

        söylemleri, İslâmi kaynaklardan yaptıkları alıntılardan öteye gitmeyen, ezber bozan sorulara mantık kurallarını yerle bir ederek, ipe sapa gelmez cevaplar veren veya cevap vermekte zorlandıklarını anladıklarında çirkin yakıştırmalarla saldırıya geçen kaçak güreşçilere katlanmak zorunda kalmak hiçte hoş bir durum değil,

        bir tanrının emir ve yasaklarını bildirmek üzere yaratığı varlıklarla temasa geçtiği iddia ediliyorsa, (ki o, tanrının varlığı hatalı yaratması anlamına gelir) o tanrı söylemek istediklerini açık ve net olarak, normal bir zekâya sahip herkesin anlayacağı şekilde anlatmak zorundadır, çünki bir tanrı, tanrılık ilkesi gereği, kendini yanlış anlamalara meydan vermeyecek şekilde ifade etmek zorundadır,

        ayrıca peygamber kıssaları veya peygamberlerin özel yaşamının anlatılması, tanrının emir ve yasaklarıyla hiçbir ilgisi olmayan gereksiz söylemlerdir,

        üstelik bir tanrı insanlarla iletişim kurmak için, bu iletişim işini, peygamber gönderdiğini ilk muhataplarına kanıtlayamadığı bir beşer vasıtasıyla yapmaz, herkesle doğrudan temas kurarak yapar, o nedenle tanrının peygamber gönderdiği iddiası tanrılık ilkesine aykırıdır,

        ve bir tanrı kendine has olan ölümsüzlük özelliğini yaratıklarıyla paylaşmaz, paylaşsa bile bir ölümsüz varlığı bir bedene sahip olacak şekilde yaratmaz, çünki ölümsüz bir varlık, asla yeme, içme, vs. gibi şeylere ihtiyaç duymaz,

        çünki ölümsüz bir varlık yemese de, içmese de asla ölmez, o nedenle bir tanrının, bir bedene sahip ölümsüz varlık yaratacağı iddiası, ölümsüzlük kavramının mantığına aykırıdır, dolayısıyla böyle bir iddia tanrılık ilkesine de aykırıdır,

        evet, yukarıda yaptığım tespitlerde beni ikna edebilecek söylemleri olanları dinlemeye hazırım, ikna olduğum taktirde iddialarımdan vazgeçmeye hazırım,

        eğer bu iddialarımı dininize saldırmak olarak anlıyorsanız, dininize saldırdığımı, iddialarımı çürüterek kanıtlama şansına sahipsiniz,

        kim olduğunuzun da bir önemi yok, Müslüman, Hristiyan, Musevi, Hindu, vs. kısaca yer yüzünde mevcut tüm dinlerden herhangi birine mensup olabilirsiniz.

  8. Serkan dedi ki:

    Ne kadar boş bir bilimsel yaklaşım!6666 ayet ve bu ayetlerde bir çok bilimsel olayları anlatıyor vede bu anlatılan olaylar 1400 yıl önce teleskobun,internetin teknolojinin olmadıgı bir zamanda evrenin sonsuz olduğunu ve evreni 6 günde yarattığı bunları bir ahenk için dondurdugunu,herseyi nizam ve terazi icinde yarattığını belirtiyor yüce Rabb’imiz.Usta fizikçi hopkings bile ALLAH’IN Varlığına inandığını açıkladı,hiç bir seyin yoktan var olamayacağını bunu yaratan bir varlığın olduguna inandı!hopking sizin meteryalinizdi ona inanıyor makalelerini yayınlıyordunuz,ne olduda onuda dışlayıp Allah’ın varlığını kabul edince yok saydınız.zaten sizin fikriniz yok üzerine sayılı o zaman sizlerde yoksunuz kimse yok boş bir hayat boş bir kavram çok dokmatiksiniz…Ne yaparsanız yapın bu ici boş Kuran’ı okumadan yaptığınız yorumlara Müslümanlar inanmayacak çünkü biz biliyoruz ki SİZLER İNANMADIĞINIZ SEYE İNANIYORSUNUZ ODA İNANMADIĞINIZ ALLAH’A İNANIYORSUNUZ….

    • toro dedi ki:

      Sayın Serkan,
      Bilgilerinizi güncelleyiniz! Bakın Hawking Big-Bang adlı kitabında ne diyor;

      ”İngiliz evrenbilimci, Profesör Stephen Hawking’e göre ‘Evren’in yaradılışına ilişkin teorilerde Tanrı’ya yer yok.”

      Ve bunu 2010 yılında söylüyor siz dört yıldır bu sözlerden haberiniz olmadan yaşıyorsunuz!

      http://www.ntvmsnbc.com/id/25128703/

      ”Usta fizikçi hopkings” bu çok hoş olmuş! Özellikle USTA kısmı inanılmaz!

      • Serkan dedi ki:

        http://m.youtube.com/watch?v=4RDGw_g0Oww.

        ZORUNA GİTMESİN ÇIRAK KALFA VE USTALIK DONEMİ DİYORLAR ÇIRAKLIKTA BİLMEDEN HAREKET ETMEK KALFALİKTA TEMKİNLİ HAREKET ETMEK USTALIK DÖNEMİNDE İSE DÜŞÜNEREK MANTİKLİ VE VAROLUŞU AÇIKLAR!22 OCAK 2013 YILINDA CNN VERDİGİ RÖPORTAJI DİNLEDE KİMİN 4 VEYA 1 YIL ÖNCE VAR OLAN ŞEYİ DİNLEMİŞ GÖRELİM?BU SANA KAPAK OLSUN RABBİM DİLEĞİ KİSİYE İHSAN VERİR…SEN SUAN ÇIRAKLIK DONEMİNDESİN ÖLÜM ANİ GELİNCE GÖRECEĞİZ USTALIK HALİNİ ALLAH ARSI YARATTI VE KİMSE YOKTAN VAR OLAMAZDI.HAA SİZ MAYMUNDAN TÜREDİNİZ BİZ İSE EN ŞEREFLİ İNŞAN OLARAK YARATİLDİK.ÇOK KOMİK DEĞİL BENCE USTA STEPHEN😉

      • toro dedi ki:

        Sayın Serkan,
        Söylediklerini doğru analiz edin! Hawking tanrı var demiyor (ama ben var diyorum) herkes gibi sizin de atladığınız röportajında! Hawking in söylediği çok açık;

        ”Yaptığım şey evrenin başlangıcının bilimsel kurallarla açıklanabileceğinin mümkün olduğunu göstermekti.Bu sayede evrenin başlangıç kararının bir tanrı’ya başvurularak açıklanmasının gereksizliği ortaya çıkar. Bu bir tanrı OLMADIĞINI KANITLAMAZ, sadece tanrıya bir İHTİYAÇ OLMADIĞINI GÖSTERİR.” Steven Hawking

        Carl Saganın dediği gibi;

        ”Kanıtın yokluğu, yokluğunun kanıtı değildir”

        Size verileni verildiği gibi almaya alıştırılmış olduğunuzdan ne verildiyse onu almış gerisine bakmamışsınız! Ayrıca bir agnostiğin sözüyle tanrınızın varlığı kanıtlandı diye seviniyorsanız tanrınızın sizin le değil hawkingle sizin imanınızı pekiştirdiği için gururlanması gerekir! Baksanıza inanıyormuş ama emin olmak için bir agnostiğin tanrı var demesine ihtiyaç duyuyormuşsunuz!

        Şerefli insan olarak yaratılmanıza gelince; 1962 yılına kadar köleliğin yasal olarak sürdürüldüğü (BM zoruyla sözde kaldırılmıştır) topraklarda orataya çıkan bir dine ataları kılıç zoruyla inandırılanların insanı insana kul (yapan) bir inançtan feyz alarak şereften bahsetmesi hazindir!

      • Serkan dedi ki:

        HERKESE BİR CEVABIM VAR
        1 ) HOPKİNGS ALLAHİN VARLIĞINI KABUL ETMİŞTİR.DİYORSUNUZ Kİ ALLAH MATEMATİĞİ BİLSİN?İYİDE SİZİN OLMAYAN VARLIĞINIZ NEYİ BİLİYOR!BİZ İNSAN OĞLU YANİ SİZİN DARWİN MAYMUNLAR İÇİN DEĞİL ÖNCELİKLE ONLARA ÖĞRETİN?ALLAH KURAN’DA BİLE AÇIKLAMIŞ DUNYANIN 7 KATMANDAN OLUŞTUĞUNU O BUNU BİLİYORDA SİZ NEDEN TEKNOLOJİ GELİSİNCE ÖĞRENDİNİZ?MİLYARLARCA YILDIZ VE GEZEGEN YARATTI ONU SONSUZ BİR SEKİLDE AHENK İCİNDE DONDURDU,PEKİ BU NASIL OLUŞTU BİNG BANG DİYORSUNUZ PEKİ BU PATLAMA NASIL OLUŞTU HİÇ BİR MADDE HAREKET ETMEDEN ÇARPIŞMAZ?O ZAMAN BİNDİĞİN ARABAYA YÜRÜ DE BAKALIM MOTORU ÇALIŞTIRMADAN DENEYİN…BİZ HERSEYİ ARAŞTIRDIK DARWİMİDE HOPKİNGS DE VE SİZİN ATEİST KARDEŞLERİNİZLEDE,EVRİM TEORİSİ BİLİM ADAMLARI TARAFINDAN HER ZAMAN CURUTULMUSTUR!YALNİZ SİZ İYİ ARASTİRMİYİRSUNUZ SADECE BİLDİGİNİZ İCİ BOŞ CEVİZ GİBİ SÖYLEMLER!SEMİZ OTU DİYORSUN PEKİ BU OTU SADECE ATEİSTLERMİ YİYOR AKILLI OLUP KİMSEYE İNANMIYOR,SADECE KENDİSİNE BAHSEDİLEN KONULAR ÜZERİNDE YORUM YAPIYOR UNUTMAYIN HER ZAMAN RABBİM İYİSİNİ BİLİR VE SİZLER DARWİN GİBİ MAYMUN OLUN BIRAKIN BİZ İNSAN OLALIM,KÖLELİK İSLAMDA OLMADI MADEM BİLİYORSUNUZ İSLAMI İLK KÖLE AZLEDİLEN BİLAL’İ HABESTİR VE İSLAMDA KÖLELİK YASAKTIR!KİLİCLA SAVAŞMADIK SİZLERLE SAVASANLARLA SİZ ALLAH YOLUNDA SAVAŞIN DİYEN BİR YARATANIMIZ VAR.HACLİ SEFERLERİNİ BİLİRSİNİZ DAHA FAZLA ANLATMAMA GEREK YOK SANIRIM….

      • bilal dedi ki:

        .
        YARATICININ VARLIĞI !!!

        Stephen HAWKİNG :
        Sözlerinde çelişkilerle olan böyle bir adamın neyisine güvenelim ? bilimsel çalışmayı yaptığı ve sağlığı yerinde olduğu dönemde yaratıcının varolabileciğini söyleyecek,hasta olup neredeyse beyin finksiyonlarını yitirecek duruma gelince de bir yaratıcıya gerek olmadığını söyleyecek değil mi ??? Bu halilyle onun söylediği şey ne derece mantıklı olabilir.???

        Onun bu aşağıdaki sözleri aklı dengesi yerinde olan birine ait olması gibi görünmüyor…!!!
        ‘’ İngiliz fizikçi ise “Yerçekimi diye bir yasa olduğu için, Evren kendi kendisini hiçten yaratabilir ve yaratmaya devam edecektir” diyerek bizim varlığımızın, evrenin varlığının ve hiçbir yerine, birşey olmasının sebebinin kendiliğinden yaratılış olduğunu savunuyor… -”alıntı ‘’

        1-ONA BİR SORU! YERGEZEGENİ OLUŞMADAN,YERÇEKİMİ DİYE BİR YASA NASIL OLMUŞTUR? Yerçekimi yasası yerin varlığıyla ortaya çıkmıştır.Güneşin enerjisi nasıl ki güneşin varlığına bağlı ise,yerçekimi yasası da yergezegenin varlığına bağlıdır,ama bilimsel olarak yergezegenin yaşı yaklaşık 4.5 milyar küsür senedir,yani bundan önce şu anki dünya gezegeni yoktu, sonradan olmuştur.Peki,yergezegeni olmadan,yerçekimi nasıl olabilir.? Evrenin yaratılmasına sebep olan yerçekimi ise yergezegenin varlığıyla ortaya çıkmıştır….Eğer evrenin yaratılışı yerçekimine bağlı ise,bu yasanın yergezegeninden ve bugünkü evrenin tümünden önce var olması gerekirdi,halbuki yerçekimi yergezegenine bağlıdır,yer gezgenin olmadığı zamanda onun varlığına bağlı olan yerçekimi diye bir yasadan söz etmek mümkün değil…… Halbuki Hawking’in tam tesine yerçekimi yasası evrenin yaratılmasının sebebi değil,mevcüt evrenin yaşamasına sebeptir.. Sözüm ona böyle bir bilim adamı bunu bilmiyorsa,bu nasıl bir bilim adamı olabilir.???

        Ayrıca yerçekimin varlığı yergezegenin varlığına bağlıdır.MESELA: a) Bir cisim dünya gezegeninden uzaklaştıkça ağırlığı azalır,dünya gezegenine yaklaştıkça ağırlığı da artar. –
        b) Uzayda yer çekimi olmadığı için bir cismin uzaydaki ağırlığı sıfırdır.’’ Tüm bunlar neyi ifade ediyor.? Demek ki,yerçekiminin varlığı yergezegeninin varlığına bağlıdır. Yaklaşık 4.5 milyar küsür sene önce yer gezegeni yok iken ona bağlı olan yerçekimi de yok idi….Peki o zaman yok olan bir yerçekimi yasası nasıl olurda evreni yaratabiliyor? Yani o zaman yok olan bir şey nasıl evreni yaratıyor? Bu nedenle HAWGİNG’e ait olan düşüncenin aklı,mantıkı,felsefi ve bilimsel bir izahı yoktur.!!!

        2- Hani ateistler diyorlarki hiç bir şey HİÇTEN var olamaz,ama onların bu adamı ‘’…EVREN KENDİ KENDİSİNİ HİÇTEN YARATABİLİR..’’ diyor.Ateistler mi doğru söylüyor,yoksa onların bu adamı mı ??? hangisine inanalım.???

        3- Bir şey hiç iken KENDİ KENDİSİNİ HİÇTEN NASIL YARATABİLİR.???
        evren hiç iken onun yasalarını oluşturan yaratıcı etmen nedir.??? kör,şuursuz ve cansız yasalar evreni oluşturmak için kendi kendini nasıl yaratmıştır.??? Yasa koyucu bilinçli ve irade sahibi bir etmen yoksa bu yasalar kendiliğinden nasıl var olabilmiştir.??? Evrenin yasaları olmasaydı evren olmazdı,bu cansız,bilinçsiz,evrenin yasalarını yaratan ve evrenin yaratılması için bu yasaları yaratıp dizayn eden madde üstü,üstün bir akıl,zeka, bilinç,irade ve YARATICI bir kudret olmasıyadı (yani evrenin yasalarını var olmaya zorlayan bir yaratıcı olmasaydı) bu kör,cansız,bilinçsiz evrenin yasaları da var olamazdı. Evrenin ve onun cansız,bilinçsiz yasaları varsa,bu yasaları yaratıp evrenin oluşması için onları dizayn eden madde üstü,üstün bir akıl, zeka,bilinç ve irade sahibi yaratıcı bir KUDRET var demektir.Her olay bir müsebbibe bağlıdır.Bu nedenle evrenin yasaları da bir müsbbibe (yaratıcıya) bğlıdır……

        4-‘’ Hawking’in Amerikalı fizikçi Leonard Mlodinow ile ortaklaşa yazdığı kitabı “The Grand Design”, İngiltere’de 9 Eylül’de piyasaya sürülüyor..’’ alıntı
        Hawking’in Milodinow ile ortaklaşa bir kitabın yazması düşündürücüdür.Neden tek başına yazmıyor,yoksa bu hasta haliyle onu kullanmak ve rant sağlamak peşinde olanlar mı var.???

        5-Ayrıca bir bilimadamı YARATICININ varlığını inkar etse bile,onun bu düşüncesi bilimsel olamaz!!! bu sadece onun bir düşüncesidir,çünkü bir şeyin bilimsel olabilmesi için üzerinde gözlem ve deneyin yapılması gerekir.Bu nedenle Harvard Üniversitesinden ünlü bir genetkçi ve açık sözlü bir evrimci olan Richard LWONTİN şöyle diyor.Bizi dünyaya materyalist bir açıklama getirmeye iten şey bilimin yöntemleri ve kuralları değil,sadece ‘’a.prioriye’’ yani deneysel bir bilgiye dayanmayan bir ön varsayımdır…’’ Buna göre bilimsel yöntem ve kurallarla Tanrı’yı inkar etmek asla mümkün değildir…!!!!

        Özetle,ateistlerin durumu şu örnekteki adamın durumuna benziyor…

        Bir adam dev bir tesisi,fabrikayı geziyor.İşleyen bu fabrikanın çarklarını görünce bakınız bu çarklar nasıl kendi kendine çalışıyor.??? diyor.Halbuki bu adam söz konusu bu mükemmel farikayı bu sistemde kuran teknik mühendisleri ile fabrikanin düğmesini basıp çalıştıran elemanı görmezden geliyor,yani her şeyi fabrikanın işleyen çarkına bağlıyor, böylece söz konusu fabrikanın çarklarını işleyecek durumda kuran ve dizayn eden teknik elamları yok sayıyor.!!!

        İşte ateistler de bunun gibi çarkları işleyen kainat gibi dev bir tesisin (tabir caiz ise ) teknik mühendisi olan madde üstü,üstün bir akıl,zeka,bilinç ve irade sahibi YARATICIYI ( Allah’ı) GÖRMEZDEN GELİYORLAR.!!!!!!!!!

        Herkese saygılar…

      • toro dedi ki:

        Sayın Serkan,

        Dünyada adına insan denen verlıktan daha iyi işkembe-i kübradan sallayanı bulamazsınız! Sıkıştığında inanılmaz bir pervasızlıkla içinden geçenleri doğruymuş gibi yutturmaya çalışır! Siz kendinizi kendi kendinize ”vardır” ya da ”yoktur” diyerek doğrulayamazsınız! Size Arabistan ve yemen de köleliğin 1962 yılına kadar sürdürüldüğünü söylüyorum. Bu bir realitedir! Bu onlara hiçbir zaman ”hemen bütün kölelerinizi azledin” ya da ”bir daha kesinlikle köle edinmeyin” diyemeyen bir inancın içinde eski alışkanlıklarının 1900 lü yıllara kadar devam ettirilmesidir! Siz kurandan köleleliği toptan yasaklayan hiç bir ayet gösteremezsiniz! Siz tanrıya inanmayı unutmuş tanrıyı karnınızdan konuşarak seslendirmeye soyunmuşsunuz! Tanrı sizin göbek varyasyonlarınızla size derdini anlatabilmek adına muhtaç olamayacak kadar güçlüdür!

        7 katman olayına gelince! Kuran 7 kat der katman demez! Ama işin garibi bilime göre 7 değil 5 ana katman vardır! Bunlar;
        1-Traposfer
        2-Stratosfer
        3-Mezosfer
        4-Termosfer
        5-Ekzosfer

        http://tr.wikipedia.org/wiki/Atmosferin_katmanlar%C4%B1

        Ha ara katman olan ve mezosferi oluşturan Ozonosferi de 6.katman, sonra yine ara katman olan iyonosferi de ekleyerek 7 ye ulaşmak bir cinliktir. Ama keşke bu cinliği devam ettirip atmosferin kimyasal katmanları olan,
        Homosfer,
        Heterosfer,
        Egzosfer ve de i de toplama ekleyip dünya 10 kat ya da katmandan oluşur deyip buna kurandan uyacak bir ayet arasalarmış! Ama 7 ye ulaşmak işlerini gördüğü için devam ettirmemişlerdir.

        Bakın kanal d nin muhabirinin hawking ile yaptığı ve çoğu magazin olan bir söyleşinin sansasyon yaratması için başkalaştırarak verdiği bir olmayan beyanata atlayarak bakın hawking ne demiş demeden önce yabancı kaynakları tarayın bakalım! Normal şartlar altında dünyada büyük bir uğultu yaratacak bu beyanata dış basında rastlayabiliyormusunuz? Rastlayamazsınız çünkü adamın böyle bir beyanı yok! Ama ne yazık ki bu topraklarla yaşayan halk inanıyorum dediği tanrısını inanmayanlara onaylattırmaya pek meraklıdır! Bu nasıl bir inanmaksa sürekli inanıyor olmasının kutsanmasını, ödüllendirilmesini bekler!

        Sanırım siz ”kutsal aylar çıkınca onları bulduğunuz yerde öldürün” diyen(!) tanrıdan haberdar değilsiniz! O halde Tevbe suresine özellikle 5.ayetine bir göz atın!

        Şimdi size kurandaki tanrı ayetlerinde(!) tanrının işaret ettiği 7 katman mucizesinin peşine düşerek dünyanın katmanlarını keşfeden MÜSLÜMAN bilim insanlarına dua etmeye çağırıyorum!

        Kuranın tanrısı inanırlarının kendilerine emanet edilen bu kitabın içindeki tanrı kelamlarını çözmedeki azmi karşında sanıyorum ki gururlanıyordur! Sanıyorum ki sizde o müslüman bilim insanlarıyla gurur duyuyorsunuz!

      • toro dedi ki:

        Sayın Bilal,
        Yerçekimi olarak bahsedilen şey sadece dünyanın kütleçekimi değildir! Evrendeki her gök cisminin kendi kütlesiyle orantılı olarak kendine has bir yerçekimi vardır! Örneğin ayın kütlesi gereği yerçekimi kuvveti dünyanın 1/6 sı kadardır! Yani dünyada 60 kilo gelen biri ayda 6 kilo gelir!

        Ayrıca Dünya yı güneşin etrafında döndüren güç güneşin dünyaya uyguladığı çekim gücüdür! Ayı Dünyanın uydusu yapan yine bu güçtür! Bizim galaksimizi (samanyolu) bir arada tutarak yörüngede dönmesini sağlayanda galaksinin merkezinden galaksiye uygulanan çekim kuvvetidir! Hawking burada evren varolmadan önce varolan çekim kuvvetinin kimyasal bir reaksiyonu ortaya çıkararak evreni var ettiğini iddia etmektedir!

        Yani sizin anladığınız gibi yerçekimi dünyaya has ve dünya varolduğu için varolan bir güç değildir!

        Bakın yerçekimine bağlı ağırlık yani çekim N (newton) ile adlandırılır (yine müslüman olmayan biri bulmuş) ve güneş sistemimizde şu şekilde ölçülür ;

        Güneşte 247,2 N
        Merkür’de 3.71 N
        Venüs’te 8.87 N
        Dünya’da 9.81 N
        Ay’da 1.62 N(Ay’daki ağırlık Dünya’daki ağırlığın 6’da 1’idir.)
        Mars’ta 3.77 N
        Jüpiter’de 23.30 N(ağırlık dinanometre ile ölçülür)
        Satürn’de 9.2 N
        Uranüs’de 8.69 N
        Neptün’de 11 N
        Plüton’da 0.06 N’dur.

        Hatta dünyanın farklı bölgerinde farklı kütleçekimden dolayı farklı kilolarla tartılabilirsiniz!

        Bakın her bilim adamının her söylediğine katılmak zorunda değiliz! Öncelikle big-bang in bilinmezlik içinde en fazla rağbet edilen TEORİ olduğunu unutmayalım! Ama kesin bir şekilde kanıtlanmış değildir! O yüzden big bang üzerinden devşirilen diğer teorilerin doğru olması için big bangin kesinlikle doğru olması gerekir!

        Sonuç olarak yerçekimi konusunu yanlış anladığınızı düşündüğüm için özellikle bu konuda müdahale etmek istedim!

      • bilal dedi ki:

        Sn.Toro,
        KUR’AN’DA YEDİ SEMA NEDEMEK ? BUNLAR 7 KAT MI ,7 KATMAN MI ? – ________________________________
        ‘’ 7 katman olayına gelince! Kuran 7 kat der katman demez! Ama işin garibi bilime göre 7 değil 5 ana katman vardır! Bunlar;
        1-Traposfer
        2-Stratosfer
        3-Mezosfer
        4-Termosfer
        5-Ekzosfer ‘’diyorsunuz !!! ________________________________
        1-MÜLK-3: ‘’الذي خلق سبع سموات طباقا الخ
        ‘’ O Allah ki yedi semayı birbiriyle tıbakan( mutabık uyumlu,ahenkli) yaratandır….’’

        2-NUH-15: ‘’الم تروا كيف خلق الله سبع سموات طباقا الخ
        ‘’Görmez misiniz ki Allah,yedi semayı nasıl birbiriyle tıbakan (mutabık,uyumlu, ahenkli ) yaratmış..! şeklindedir…

        Ayrıca İsra – 44,Nebe -12, Mü’münün-17 ve Fussilet-12.ayetlerde 7 ‘’SEMA’’ dan söz edildiği halde, buralarda kat veya katmanlardan söz edilmiyor… Bu ayeterlde sedece 7 SEMA ifadesi geçiyor..yani bu ayetlerin meallerinde geçen ‘’ kat ‘’ ifadesi kur’an’ın arapça metninde yoktur…

        MÜLK-3 ile NUH-15.ayete ise yine ‘’طابق – طوابق ‘’tabık (tekil),tevabık (çoğul),yani KAT olarak değil de, ‘’طباقا ‘’ tıbakan ‘’ yani birbiriyle uyumlu ‘’KATMAN ‘’ olarak geçiyor….
        Arapçada ‘’ KAT ’’ kelimesinin karşılığı tekil olarak ‘’طابق ‘’ tabık, çoğulu ise ‘’طوابق ‘’ tavabık ‘’ geçiyor. Bu nedenle yukarıda gösterdiğim ayetlerin hiç birinde ‘’KAT ‘’anlamına gelebilecek bir ifade yoktur.. MÜLK-3 ile NUH-15.ayete ise, ‘’طباقا ‘’ tıbakan ‘’ yani yüce Allah birbiriyle uyumlu,ahenkli 7 sema yaratmıştır…’’ ifadesi geçiyor…!!!

        İşte görüldüğü gibi,yukarıdaki ayetlerde yedi kattan değil, birbiriyle uyumlu,ahenkli yedi SEMADAN (7 gök,yani 7 manyetik farklı makandan ) söz ediliyor….!!!!
        ———————————————————————————-

        ‘’ الله اعلم ‘’ KUR’AN DA GEÇEN YEDİ SEMANIN ANLAMI ŞÖYLEDİR !!!

        EVREN : İçten dışa doğru yedi farklı manyetik mekan kuşaklarını temsil eder…!!!
        Buna göre dünya gezegeninden,ya da herhangi bir gezegenden semaya (göğe,uzaya ) baktığınız zaman uzay sonsuzluğuna doğru sizi YEDİ MANYETİK MEKAN sarmakta,çevirmektedir…..!!!

        Bunlar,dünyadan evrene bakıldığından,

        1-Güneş sistemi ile birlikte temsil ettiğimiz uzay mekanı (yani Birici sema,gök). Yaklaşık olarak 6.5 trilyon km’dir.

        2-Galaksimizin temsil ettiği uzay mekanı ( İkinci sema,gök) .Bunun kutru ise,30-100 bin ışık yılıdır.

        3-Galaksi gurubumuzun temsil ettiği uzay mekanı (Üçüncü sema,gök). Bu üçüncü sema galeksi gurubumuzun seması 2 milyon ışık yılı…

        4-Galaksi guruplarının ortaklaşa temsil ettiği evrenin merkez radio manyetik mekanı. (Dördüncü sema,gök) . Evrenin iç çekirdeği sayılan galaksiler guruplarının toplu mekanı dördüncü sema 100 milyon ışık yılı çapındadır…

        5-Kuasarların temsil ettiği evren mekanı (Beşinci sema,gök). 1 milyon ışık yılı mesafede.

        6-Kaçan yıldızların temsil ettiği genleşen evren mekanı ( Altıncı sema,gök). 20-100 milyar ışık yılı mesafededir..

        7-Bunun dışındaki evrenin sınırsız sonsuzluklarını temsil eden evren mekanı (Yedinci sema,gök).

        Bu semalardan birinden diğerine intikal,hem hız yetersizliği yüzünden hem de manyetik gerilimleri aşması yönünden imkansızdır.Bu semalara intikal için ışık hızını aşmak,maddi hüviyeti terk etmek gerekir….

        ÖZETLE,‘’الله اعلم ‘’ İŞTE KUR’AN’IN 1400 SENE EVVEL BEYAN ETTİĞİ YEDİ GÖK…!!!!

        Yararlandığım kaynak‘’ Kur’an’ı Kerimden Ayetler ve İlmi Gerçekler.’’ Dr.Haluk NURBAKI..
        ——————–
        KUR’AN,EVRENİ YARATAN YÜCE ALLAH’IN KELAMIDIR …….!!!!!!!

        Saygılarımla….

      • 1okuyucu dedi ki:

        Bilâl;

        Kuran manyetik alandan söz etmez, o nedenle yedi kat semayla veya yedi katman semayla veya 7 semayla ilgili, (adı her neyse) realitede ıspatlanamayan teoriden öteye gitmeyen tezleri bize kanıt olarak sunmaya kalkma, çünki bilim şimdiye kadar evrenle ilgili pek bir şey ispatlayamamıştır, bu güne kadar bilimin ispatladığını sandığı bir çok şeyin yanlışlığı sonradan ortaya çıkınca iddia sahipleri pardon demek zorunda kalmışlardır,

        işine geldiği için genel kabul görmüş teorilere (bing bang teorisi) sanki ispatlanmış gibi veya bir kaç kişinin öne sürdüğü iddialara (7 manyetik alan) sanki ispatlanmış gibi balıklama atlamak, kusura bakma ama olsa olsa Kuranı kendisinden başkasının anlayamadığını, Kuran çevirilerinde büyük çoğunluğun yaptığı genel kabul görmüş tercümelerin hatalı çeviri olduğunu söyleyen birinin yapacağı bir iştir, zaten bunu yapanda birkaç kişiden ibarettir,

        o zatı muhteremlere sor bakalım, sonsuz boşluk yok edilebilir mi?

      • toro dedi ki:

        Sayın Bilal,

        Yazıma başlamadan önce sizi gerçekten tebrik etmek istiyorum! Yani bir iş ancak bu kadar sulandırılabilir!

        Bir yorumu desteklemek için bir kişinin kendi alemeti farikası olan görüşlerini alıyor ve sanki bü görüşler genel bir mutabatın ürünü ya da kanıtlanmış gerçeklere dayanıyormuş gibi sunuyorsunuz!

        Bu iş böyle yapılacaksa bende uzaylılarla düzenli olarak konuştuğunu söyleyen İsviçreli Billy Meier in anlattıklarını buraya çeker ve mutlak doğruymuş kabul ederek kendi yorumumu o anlatılanlar üzerinden yaparım!

        Kusura bakmayın sıralama yaptığınız ve Dr.Haluk NURBAKI den yararlandığınızı döylediğiniz maddelere cevap vermeye lüzum bile görmüyorum! Burada kuranı bitirdik şimdi de insanların hayal güçlerinin ürünlerini mi tartışacağız!

        Bizim sizinle münazaramızın temeli kuran dır! Ben bugüne kadar herhangi bir figürün herhangi bir yorumunu mutlak doğruymuş gibi sundum mu? Size bir konuda bir bilgi veriyorsam o bilginin aksini iddia edenlerin olduğunuda özellikle yazıyorum ki işime geleni doğru kabul ediyormuş gibi görünmeyeyim!

        Neyse ana kaynağımıza dönelim;

        ”NUH-15: ‘’الم تروا كيف خلق الله سبع سموات طباقا الخ
        ‘’Görmez misiniz ki Allah,yedi semayı nasıl birbiriyle tıbakan (mutabık,uyumlu, ahenkli ) yaratmış..! şeklindedir…”

        Sayın bilal,

        Yukarıda paylaştığınız ayet okuduğum anda bana anlamsız geldi!
        Şöyle ki, Nuh suresinde ilgili ayetin önünde ve arkasındaki ayetlerde Kuranın tanrısı insanlara yaptıklarını ya da gücünü insanların oluşunu gördüğü doğa olayları yada gözlemleyebildiği gök cisimleri üzerinden tasvir ediyor! Kısacası GÖRDÜKLERİNİZİ yani görerek algıladıklarınızı ben yaptım, o GÖRDÜKLERİNİZ size beni göstersin diyor!

        Peki o halde bana söyleyin insanların baktığında GÖREMEDİĞİ birşey nasıl olurda insanlara tanrının alameti olarak hemde tanrının kendisi tarafından sunulur?

        Tanrınız ayetin başında diyor ki ;

        ”GÖRMEZ MİSİNİZ Kİ”

        Sayın bilal siz gökyüzüne baktığınızda tanrınız ”yedi semayı nasıl birbiriyle tıbakan yaratmış” görebiliyormusunuz?

        Çünkü tanrınıza göre bu bakıldığında görülebilen birşeymiş ki GÖRMEZ MİSİNİZ Kİ diyerek sitem ediyor!

        Daha ilk ayette yorumunuzun dayanaksızlığı beni sükutu hayale uğrattığından diğerlerine değinmeye gerek bile duymuyorum!

        Tek söyleyeceğim şey 7 göğü yedi atmosfer katmanın varlığıyla ispatlanmış olarak görenlere göre tanrınızın sözü atmosferin en tepesindeki egzosfer tabakısıyla yer arasında geçer!

        Bunu neredenmi çıkarıyorum çünkü bizzat kendisi söylüyor ya da bunu söyletiyor;

        ”Firavun, “Âlemlerin Rabbi de nedir?” dedi.” Suara,23

        ”Mûsâ, “O, göklerin ve yerin ve her ikisi arasında bulunan her şeyin Rabbidir. Eğer gerçekten inanırsanız bu böyledir.” Suara
        24

        ”O, göklerin ve yerin ve her ikisi arasında bulunan her şeyin Rabbidir.”

        Ha bunu bilmek görmek zorunda da değilsiniz, yapmanız gereken tek şey ”çerçekten inanmak”!

        Bundan daha müthiş ve bilimler üstü bir tanrısal beklenti olabilirmi? Size göre bütün bilimi, matematiği insanların kullanıma tahsis eden yüce tanrı(!) söylediklerinin araştırılması, tartışılması, ve insanların kullanımına sonduğu(!) bilim ve matematikle kanıtlananıp o halde bilinmesini, öğrenilmesini değil de o sözlere sadece ”gerçekten inanılmasını” istiyor!

        Zaten fevkaladenin fevkinde bir tanrıdan başka ne beklenebilirdi ki?

      • bilal dedi ki:

        Sn.Toro,

        Sayın bilal siz gökyüzüne baktığınızda tanrınız ”yedi semayı nasıl birbiriyle tıbakan yaratmış” görebiliyormusunuz? ” sizden alıntı ”

        Elbette bilimsel gözlem ve çalışma yapılmadan bunları görüp öğrenmek mümkün değildir.İşte bunları görüp öğrenmek için bu ayet bizden bilimsel gözlem ve çalışma yapmamızı stiyor..

        Zira Kur’an 7 samanın varlığından söz ettikten sonra ‘’ ..BUNLARI GÖRMEZ MİSİNİZ ? demek suretiyle insanları gökler,uzay ve evren üzerine bilimsel GÖZLEM yapmaya,evrenin sırrını öğrenip,ondan daha iyi bir şekilde istifade etmeye,bu koca evrenin nasıl ve ne şekilde meydana geldiğine,nasıl yaratıldığına,fizik kurallarını vs…her şeyi öğrenmeğe davet ediyor…..!!!

        Ayrıca kur’an,’’yedi semanın varlığından söz ettikten sonra ‘’..Siz görmez misiniz.? ifadesiyle de aynı zamanda insanın dikkat ve merakını bunların varlığına çekerek bilimsel gözlemlerle bunları öğrenip görmeye sevk ediyor..!!!!!

        Saygılarımla….

      • toro dedi ki:

        Sayın Bilal,

        Size demogoji yapıyorsunuz dediğimde bana kızıyorsunuz! Ama beni bunu zorla söyletiyorsunuz! Bakın şunu yapmayın! Bana bir örnek ya da bir ayet veriyorsunuz ben onu yorumluyorum sonra siz bana ilk verdiğiniz ayet veya örneği başkalaştırarak tekrar önüme koyup kendinizi kanıtlamaya çalışıyorsunuz! Yine aynı şeyi yapmışsınız. Nasıl yapmışsınız aşağıda görelim;

        ”2-NUH-15: ‘’الم تروا كيف خلق الله سبع سموات طباقا الخ
        ‘’Görmez misiniz ki Allah,yedi semayı nasıl birbiriyle tıbakan (mutabık,uyumlu, ahenkli ) yaratmış..! şeklindedir…”

        Bana ilk olarak verdiğiniz ayet yukarıda,peki benim cevabımdan sonra ayetteki en önemli yeri nasıl gösteriyorsunuz;
        ************************************************************************************
        Zira Kur’an 7 samanın varlığından söz ettikten sonra ‘’ ..BUNLARI GÖRMEZ MİSİNİZ ? demek suretiyle insanları gökler,uzay ve evren üzerine bilimsel GÖZLEM yapmaya,evrenin sırrını öğrenip,ondan daha iyi bir şekilde istifade etmeye,bu koca evrenin nasıl ve ne şekilde meydana geldiğine,nasıl yaratıldığına,fizik kurallarını vs…her şeyi öğrenmeğe davet ediyor…..!!!

        Ayrıca kur’an,’’yedi semanın varlığından söz ettikten sonra ‘’..Siz görmez misiniz.? ifadesiyle de aynı zamanda insanın dikkat ve merakını bunların varlığına çekerek bilimsel gözlemlerle bunları öğrenip görmeye sevk ediyor..!!!!!

        ************************************************************************************

        ”BUNLARI GÖRMEZ MİSİNİZ”
        ‘’..Siz görmez misiniz.”

        Ama sayın bilal ayeti ilk paylaştığınız anda ayette bulunan ve ayetin anlamını benim yaptığım yorumu ortaya çıkaracak şekilde pekiştiren ”Kİ” bağlacı nerede? Zaten ayetle ilgili benim yorumumun temelinde ”Kİ” bağlacı var! Bu bağlaç seslenilenlere seslenildiği anda farketmeleri beklenen bir durumu anlatıyor! Ama ”Kİ” yi oradan çıkarırsanız ayeti geniş zamana hitap eder duruma getirirsiniz ve ”yarattığınız” bu geniş alanda istediğiniz gibi top koşturursunuz!

        Zaten bu ayetle ilgili çevirilerin genelinde bir geçmiş zaman söylemi vardır! Orada bu söylem ”mi” ekiyle pekiştirilmiş ve yine oldurulanın hitap anında görülmesinin beklendiği bir anlam yaratılmıştır! Ama benim için asıl olan sizin paylaştığınızdır ve paylaştığınızdan ne anladığınızı anlatabiliyor olmanızdır! Görüyorum ki ne anladığınız duruma göre değişiyor!

        Lütfen bana bunlarla gelmeyin! Bunca münazaradan sonra bu küçük nüansları kaçırmayacağımı öğrenmiş olmanız gerekirdi!
        Size bu yollara tevessül etmeyi yakıştıramıyorum!

      • bilal dedi ki:

        Sn.Toro,

        ‘’ Ama sayın bilal ayeti ilk paylaştığınız anda ayette bulunan ve ayetin anlamını benim yaptığım yorumu ortaya çıkaracak şekilde pekiştiren ”Kİ” bağlacı nerede? Zaten ayetle ilgili benim yorumumun temelinde ”Kİ” bağlacı var! Bu bağlaç seslenilenlere seslenildiği anda farketmeleri beklenen bir durumu anlatıyor ‘’ sizden alıntı ‘’

        1-Benim ayeten anladığım ise, ‘’Kİ ‘’ bağlacı seslenilenlere seslenildiği anda farketmeleri beklenen bir durumu anlatmıyor. Bununla yüce Allah’ın yedi sema hakkında vermiş olduğu bilgi pekiştirilmektedir…!!!

        2-Ayrıca bu “Kİ “ bağlacı ayetin arapça metninde hiç yoktur.Bu sadece bir mealci tarafindan bir yorum gibi buraya ilave edilmiştir ! Bu da sadece bir mealde var..!!! Diğer meallerin hiç birinde zaten bu “ Kİ “” bağlacı da yoktur…. !!!

        Özetle,bu “ Kİ “ bağlacı ayete yoktur,ama olsa bile durum benim anlattığım gibidir, sizin anlattığınız gibi değil,yani bununla yüce Alllah”ın yedi sema hakkında vermiş olduğu bilgi pekiştirilmektedir,,, !!!
        Bu nedenle lütfen konuyu sulandırmayalım…!!

        Saygılarımla….

      • toro dedi ki:

        Sayın Bilal,

        Kusura bakmayın ama sulandırma konusunda sizin elinize su dökemem!

        Bu arada bir yönünüzü daha öğrendik! Ben size yazdığım yazılarda yanlış yapmamak, yanlış bilgi vermemek adına ne kadar özeniyor ve verdiğim bilgileri kaynaklarından teyit ediyorsam sizde aksine alabildiğine özensiz ve ezbere paylaşımlar yapıyor ve bu paylaşımların üzerine çalakalem yorumlar kurguluyorsunuz!

        Aylardan beri ”ben arapça bilirim” diye yazıyor bu sayede kuranın arapça metnine bizden daha hakim olduğunuz iddiasıyla bize yanıtlar verip duruyorsunuz! Peki şimdi nasıl oluyorda arapça bilen siz hemde arapça metniyle beraber paylaştığınız bir mealde aslında ”ki” bağlacının olmadığını söyleyebiliyorsunuz? Şaka mı bu?

        İşte paylaştığınız ayet;

        ”2-NUH-15: ‘’الم تروا كيف خلق الله سبع سموات طباقا الخ
        ‘’Görmez misiniz ki Allah,yedi semayı nasıl birbiriyle tıbakan (mutabık,uyumlu, ahenkli ) yaratmış..! şeklindedir…”

        şimdi söylermisiniz ayetle ilgili paylaştığınız arapça asılda ”ki” yoksa aşağıdaki türkçe çeviri neyin nesi? Birde hatayı yapan benmişim gibi verdiğiniz yanıta bakın;

        ”2-Ayrıca bu “Kİ “ bağlacı ayetin arapça metninde hiç yoktur.Bu sadece bir mealci tarafindan bir yorum gibi buraya ilave edilmiştir ! Bu da sadece bir mealde var..!!! Diğer meallerin hiç birinde zaten bu “ Kİ “” bağlacı da yoktur…. !!!”

        ”Diğer meallerin hiç birinde zaten bu “ Kİ “” bağlacı da yoktur…. !!!”

        Günaydın bilal bey! Ben zaten size verdiğim yanıtta bunu söylememişmiyim?

        ”Zaten bu ayetle ilgili çevirilerin genelinde bir geçmiş zaman söylemi vardır! Orada bu söylem ”mi” ekiyle pekiştirilmiş ve yine oldurulanın hitap anında görülmesinin beklendiği bir anlam yaratılmıştır! Ama benim için asıl olan sizin paylaştığınızdır ve paylaştığınızdan ne anladığınızı anlatabiliyor olmanızdır! Görüyorum ki ne anladığınız duruma göre değişiyor!” toro’dan

        Birde sulandırmanın alasını siz yapmamış gibi ünlem salatasıyla bana sitem ediyorsunuz!

        Dediğim gibi sükutu hayale uğramış durumdayım!

        Siz arapça bildiğiniz halde bir arapça metin ile türkçe çevirisi arasındaki farkı bile göremezken kuranın mesajını okuyup anlamada bizden daha ileride olduğunuzu iddia edebilecek kadar lafazansınız!
        Üstüne belki dikkatsizlikle yapılmış bir paylaşımı kabul edip düzeltmeye çalışmak yerine üste çıkmak için hatayı sanki ben yapmışım gibi davranıyorsunuz!

        Kusura bakmayın ama kuranı anladım diyenlerin hepsi sizin durumunuzdaysa vay halinize!

        Bu arada siz aslında ayeti anlamadığınızı üst üste verdiğiniz çelişkili cevaplarla bize göstermişken aşağıda ki yorumunuz gerçekten komedinin son noktası olmuş;

        ”Özetle,bu “ Kİ “ bağlacı ayete yoktur,ama olsa bile durum benim anlattığım gibidir, sizin anlattığınız gibi değil,yani bununla yüce Alllah”ın yedi sema hakkında vermiş olduğu bilgi pekiştirilmektedir,,, !!!”

        Ben sonuç olarak size he he bilal bey, siz söylüyorsanız öyledir diyorum!

    • ORHAN dedi ki:

      SERKAN BEYDEN ALINTI Usta fizikçi hopkings bile ALLAH’IN Varlığına inandığını açıkladı,hiç bir seyin yoktan var olamayacağını bunu yaratan bir varlığın olduguna inandı! CEVAP
      HOPKINGS BİR YARATAN VAR DEMESİ KAİNATI KURANIN ALLAHI,NIN YARATTIĞININ
      KESİNLİKLE KANITI DEĞİL ,,,,,TAM TERSİ BEN İNANMIYORSAM DİN KİTAPLARINDAKİ ALLAHA İNANMIYORUM BİR YARATAN VAR AMA EVRİMLEŞEREK BİR YARATMA VAR ÖYLE OL DEMEYLE HİÇ BİRŞEY 6 GÜNDE OLMUYOR ŞU AN BİLE KAİNATTAKİ DEĞİŞİM DEVAM EDİYOR AMA İNSAN HAYATI EVREN ZAMANINA GÖRE 1 SALİSE OLDUĞU İÇİN EVRİMİ GÖREBİLMEK İMKANSIZ ….GEÇMİŞTEN ANLAYABİLİRSİN,,,,
      KAİNATI YARATAN YÜCE VARLIK ,,KAİNATTA BİR BAKTERİ KADAR KÜÇÜK DÜNYADAKİ ABUK SABUK İŞLERLE UĞRAŞMAZ

      • Serkan dedi ki:

        MADEM MİKROP KADAR KUCUK GÖRÜYORSUN O ZAMAN MİKROPLQRLA DOKTORLARDA UĞRAŞMASIN NE GEREK VAR İLAÇLARA KENDİ KENDİMİZE YASARIZ HASTANEDE OLMASIN?HOPKİNGS YARAN VAR DİYOR PEKİ KİM BU YARATAN BANA ONU SÖYLE?YARATANA İNANIYORSUNUZDA KİM O ANLAT O ZAMAN!EVRİM SALİYE KADAR OLAMAZ ÇÜNKÜ MADDE SALİYELERDE BİLE EVRİM GEÇİREMİYOR.PEKİ SEN NEYE DAYANARAK SALİYELERE BAĞLAYIP CEVAP VEREMİYORSUN.O YARATAN TEK VARLIK ALLAH BUNU SENDE BİLİYORSUN HOPKİNGSDE BİLİYOR

      • rammsteinn dedi ki:

        küçük harflerle yazarsanız memnun oluruz. büyük harf yüksek sesle konuşma anlamına geldiğini biliyorsunuz.

        “EVRİM TEORİSİ BİLİM ADAMLARI TARAFINDAN HER ZAMAN CURUTULMUSTUR”

        bu cümlede bir kelimelik yanlışlık var. doğru cümle şu olmalı
        EVRİM TEORİSİ din ADAMLARI TARAFINDAN HER ZAMAN CURUTULMUSTUR
        evrim teorisi ilk çıktığından itibaren emin adımlarla ilerliyor. sadece çıkmazları var. ama bu çıkmazları evrimin olmadığına kanıt değil. zira yapılan çalışmalar bu teorinin ne kadar anlamlı olduğunu gösteriyor. binlerce bilimadamı milyarlarca dolarlık araştırmalar bu teorinin gerçeklik payını arttırıyor. bunun meyvesinide pek yakında görebiliriz.
        neandertal ırkını bilim canlandıracak. atamızı klonlayacağız. karşımızda canlı kanlı etli butlu bir kanıt olacak.
        Richard Dawkins ve din adamları.
        birisi mutlak bilim peşinde.
        din adamları; önlerinde 1400 senelik bir bedevinin yazdığı kitap. günümüz bilimini bu kitaba monte etme çabasındalar. kitaba uygun olanları mucize olarak simgeler,ters olanları reddeder. reddederken de elindeki tek kanıt kutsal kitaptır.
        sıradan bir vatandaş kime inanır. kendi yurtdaşı olan müslüman kardeşine mi? yoksa ateist bir yabancıya mı? kimin ne dediği önemli değildir. önemli olan dine uygun olandır.

        inanç tartışılamaz.
        bu tıpkı “hangi rengin güzel olduğu”nu tartışmaya benziyor. isteyen istediğine inanır ama ortada masallarla dolu,şiddet,hakaret dolu bir kitap varken,sevgiden saygıdan bahsedenler olduğu zaman işin rengi değişiyor.

      • Serkan dedi ki:

        Sen 1400 sene önce yaşayan o büyük insana bedevi derken iki kere duşun.BUYUK HARF YAZMAM EVRİM GEÇİRDİĞİMİN KANITI DEGİLMİ MADEM DEĞİŞİYORUZ BİRAKTA BİLDİGİM GİBİ EVRİMLESEYİM!O PEYGAMBER 6666 AYET YAZARKEN İNSANLARI DOĞRU YOLA CAGİRİRKEN SEN O ZAMAN GİT DARWİN GİBİ KÖTÜ YOLA DUŞ ALKO İÇ UYUŞTURUCU KULLAN ZİNA YAP NE KÖTÜLÜK VARSA YAP!DARWİN NE YAPTI BİLİM ADINA HANGİ TEZİ DOĞRU SOYLERMİSİN ONUN KİTABINI OKUDUM VE BİŞEY CURUTEMEDİGINI GÖRDÜM?DEMEK ETLİ KANLI BİRİLERİNİ YARATACAK BİLİM İNSANLARI NE KADAR HAYAL DÜNYANIZ GENİŞ,MADEM YOKTAN YARATİLAMİYOR NEDEN HALEN SALAKCA BİRŞEYİN OLACAĞINI İNANIYORSUN!DARWİN YARATILACAK DİYE BEKLEME ZATEN SİZ ÖYLE OLMUSSUNUZ?YARATAN VE CANLIYA RUH VEREN ODUR NE ZAMAN BİLİM ADAMLARI BUNU BAŞARIRSA TÖVBE HASA TABİ SOZ ATEİST OLACAM,YA BASARAMAZLARSA SİZ ALLAH’A İNANACAKMİSİNİZ…

      • MaMaLi dedi ki:

        Toro!!bilal’in, arapça bilmediğini,yeni fark ettiğin için,teessüf ederim))ben bilal’i ara sıra okurken,arapçayı unuttum)))sizin,usanmadan,sabırla verdiğiniz cevapları,ise ısrarla okudum))örneklerinizle,arapça bildiğimi,anladım))saygılarımla!)))deki!ey!ki!söyle!tamamen,insan yüklemi,zamir lerdir)insanlık tarihinin en büyük bulmacası kuran-ı kerimdir,bu bulmacayı kusursuz tamamlayan(ki asla olmayacak)kendini tanrının kucağında uyurken bulacak))

    • MaMaLi dedi ki:

      Serkan!!kuran bilim ve teknoloji’yi anlatıyor da neden,muhammed,asırlar önce icad edilmiş tekerleği kullanmadı?Ayrıca kuran-ı kerim 6666 değil 6236 ayet dir,Ayrıca senin kuran-ı kerim ve allaha inanman konusunda,neden inanıyorsun diyen varmı?kuran-ı okumadan yaptığınız yorumlara müslümanlar inamayacak diyorsun!nerden biliyorsun bizim kuran-ı kerim okumadığımızı?sen kuran-ı kerim,iyi biliyorsunda neden yazmasını”kuran’ı”diye yazıyorsun?önce kuran-ı kerim yazmasını öğren.sonra buralarda,fikir beyan edersin.

  9. yasin dedi ki:

    saçmalama tasavvuf öğren esma boyutunu öğren sonra makale yaz !!!

    “ARŞ”

    (ESMÂ ÂLEMİ-HÜKÜMRANLIK TAHTI)

    (EVRENSEL DOĞURGANLIK)

    “Nokta”dan meydana gelen açı içindeki Rahmaniyet zuhuru ve bu zuhurun üretkenliği ile meydana gelen Rahîm’den oluşan bilinç(İlim) boyutu
    Soyut olan sırf mânâ ile çokluk arasındaki sınır
    Melekût ile ceberût âlemi arasındaki muhayyel sınır
    El Esmâ özelliklerinin açığa çıkma/seyri makamı
    Evreni ihâta eden(kuşatan-kapsayan), ancak zaman ve mekân kavramı dışında olan(Mekânsal değil) boyutsal bir kavram
    Milyarlarla galaksiyi ilminde barındıran, kapsamına alan yapının “bilinç boyutu”
    Dinî tâbirle “ilim boyutu”….
    Tasavvufî deyimiyle “Esmâ âlemi”….
    İlimde “Vahdet”in kesrete dönüştüğü sınır
    İlmi ilâhi ile Esmâ ve Ef’al boyutu arasındaki sınır
    İlmin zuhûr mahalli
    Sayısız oluşumlar boyutunun Tekil düşünsel boyutla kesişme noktası
    Düşüncenin, İlmin, Bilincin eyleme dönüş sınırı
    Arş, boyutsal derinliktedir.
    “ARŞ”IN FEVKİ… “Lillâhil Vâhidil Kahhar”!
    “ARŞ”IN ÜSTÜ(“İlm-i İlâhi”-İsimler-Allah’ın ilminde bulduğu özellikler âlemi mücerred (soyut) âlem olan Ceberût Boyutu)
    Arş’ın üstünde melekler yoktur
    ARŞ’I TAŞIYAN MELEKLER
    Arş’ı taşıyan meleklerin tesbihi
    “ARŞ’IN ALTI”(Ef’al boyutunu kapsayan alan-“Sidre-i Münteha”dan(Bilinç boyutunda, şuurunda kesret kavramı kalkıp; Tekliği müşahede etme noktasından) başlayıp alabildiğine giden ef’al âlemi)
    “ARŞ”IN ALTINA TENEZZÜL
    Arş’ın boyutsal altı…(Mutlak mânâsıyla “Evren”)
    HÜKÜMRANLIK TAHTI->”ARŞ”(El Esmâ özelliklerinin açığa çıkma/seyri makamı)
    Cennetlikler, melekleri, Arş’ın her yanından kuşatmış ve Rablerinin hamdını, münezzeh oluşunu dillendirirken görürler.
    400 MİLYAR GÜNEŞİN YER ALDIĞI SAMANYOLU GALAKSİSİ, ARŞ’IN İÇİNDE ÇÖLE ATILMIŞ BİR YÜZÜK HALKASI GİBİDİR!

  10. 1okuyucu dedi ki:

    Stephen Hawking tanrıya inanmış olsa bile herhalde bu arşı olan bir tanrı değildir.

    • Serkan dedi ki:

      İyide kim o zaman bu yaratıcı ismi Allah olmazsın ama sizler varlığına inanmadığınız,o varlığa inanıyorsunuz bu nasıl bir tezat hayret ediyorum sizlere

      • 1okuyucu dedi ki:

        evren üzerine kafa yoran adam eğer bir tanrıya inanacaksa, inanacağı tanrı din bezirganlarının uydurdukları sahte tanrı değil evrenin tanrısı olur,

        siz bilim adamlarının inandıkları tanrının uyduruk kitapların uyduruk tanrısı mı olduğunu sanıyorsunuz?

        ayrıca hangi dinden olursa olsun müspet bilimlerle uğraşan bilim adamlarının da dinlere inandıklarını mı sanıyorsunuz?

        ortada tezat yok, ben evrenin tanrısına inanıyorum, sahte tanrılara değil.

      • rammsteinn dedi ki:

        sayın serkan
        küçük harflerle yazmanızı rica ettim. kabul etmediniz.
        islamın saygı sevgi dini olmadığının bir delilisiniz.
        ayrıca
        matematiğiniz zayıf tıpkı tanrınız gibi.
        tanrınız mirası paylaştırırken 4 işlemde hata yapıyor
        siz ayetleri sayarken

      • Gencer dedi ki:

        Serkan bey;
        İyide kim o zaman bu yaratıcı ismi.? Bu ne saçma bir soru? İllaki Yaratıcının bir ismimi olması lazım,isim insanlara has bir olaydır.Kimse eğer bir yaratıcı varsa ona isim koyma münasebetsizliğini yapamaz Yaratıcı işte.Ben açıkçası Evrime inanmıyorum Hayvan’dan dönüştüğümüzü kesinlikle kabul etmeyen birisiyim ancak bu sonuç bizi Kuran’daki Arapların inandığı ve aynı zamanda kabe’deki en büyük putla isim benzerliği olan Allah’a ulaştırmamalı. ( Al-İlah) bu putun diğer adının ”Sin” olması ve bir surenin başında bu puta hitap edilerek başlanması bir çok şeyi biz insanlara açıklamalı.( Ya Sin)

        Kuran ve İslamiyet aynı Yahudilik ve Hıristiyanlık gibi insanlar tarafından ortaya atılan tezler sonucu meydana gelmiştir.Hepsinin amacı bellidir ”Güç,Şöhret,Para …Tabii şunu da ilave etmek isterim ki İnsanları Tek bir Tanrıya inandırma amacıda kötü bir amaç değil.
        Ancak insanoğlu biraz kafasını kullanırsa bu kutsal denen kitaplardaki iktidar hırsını biat ettirme hırsını sonucunda elde edilen güç ve paranın insanların canına,malına ve ırzına zarar verdiğini açık bir şekilde görebilir.

        Burada aylardan belkide yıllardan beri bir tartışma sürüp gidiyor.Bir çok kişi bu forumda bilgi sahibi oluyor ama şunu da bilmek gerekir ki burada tartışılan konuların özünde Tanrının var olup olmaması kesinlikle ana konu değil.Bu forumdaki ana konu Kuran’ın ve diğer kitapların insan elinden çıktığının kanıtlanmasıdır.
        Sinirlenmeden ve burada iddia edilen çelişki ve hataları sakin bir şekilde sende kuran kaynaklarından açıp okuyup kendi anladığını burada paylaşabilirsin.Ancak kimseyi kırmadan yaparsan daha hoş olabilir.Bana Enfal 1 saçma ve çelişkili geliyor mesela” Tanrının Ganimetle bir işi olmamalı değil mi? Enfal 41 de Enfal 1’i çürütüyor.Ahzab 50 de Tanrının bir kişinin uçkurunu tüm aile kızlarına bağlaması bana saçma geliyor.Sana gelmeyebilir.Ali İmran ve Meryem sürelerinde Meryem’in Babasını ve Abisini kendisinden binlerce yıl önce yaşayan Musa’nın ailesi yapması ve Musanın ailesinde de Miryam adlı birisinin bulunması bana çelişkili geliyor sana gelmeyebilir.Ve buna benzer bir sürü ayetler var.Burada efor sarfedeceğine aç araştır bence daha yararlı olur.

        Biz Dinlere inanmayanların ( ben 1 yıldır inanmıyorum) bakın Dinlere diyorum.Tanrı’ya inanıp inanmadığımızın hiç bir önemi yoktur.Çünkü Tanrı’dan herhangi bir beklentiye sahip değiliz.Tanrı var veya Yok onuda bilemeyiz. Çünkü böyle bir şeyin İspatı olmamıştır,gelecekte de olmayacaktır.İnsanoğlu ancak öldükten sonra anlayabilecektir.Tabii eğer diğer taraf diye bir şey varsa (Ben olduğuna inanıyorum) Cehennem cehennem diye tutturulmuş değil mi? Peki Ge-Hinnom vadisi ne iştir.? Kutsal kitaplara geçen Cehennemin dünya üzerinde aynı ismiyle olması bu anlatıların oradan kaynaklandığı şüphesini doğurmazmı? Daha önce paylaşmıştım.

        http://tr.wikipedia.org/wiki/H%C4%B1ristiyanl%C4%B1kta_cehennem (bir kez daha paylaşıyorum) Serkan sence bu tesadüfmü? Daha önce Kudüste olan bir vadiye atılıp yakılan insanlar sana Cehennem’de yanılacağının buradan alıntı olabileceği hakkında en ufak bir ipucu vermiyor mu?

        Arkadaşlar kimseyi kırmadan yakmadan yıkmadan paylaşımlar yapabiliriz.
        Bizlere kafayı sıyırmışta diyebilirsiniz ancak bizim ulaştığımız sonuç tamamen araştırmalarımızın sonucunda edindiğimiz bilgileri mantık ve akıl çerçevesinde değerlendirmemiz sonucudur.

        Saygılarımla.

      • yasir dedi ki:

        Gencer bey, düz mantık düşünen biri bile cennet ve cehennem kavramları hem dünya hem ahiret için kullanıldığını bilir veya mantıklı düşündüğünde böyle olduğunu anlayabilir…
        Cehennem genel olarak geçmekte, ayrıca siccin-haviye vs gibi kavramlarda vardır…
        Cennette aynı şekilde geneldir, adn-kevser gibi kavramlarda vardır.

    • Serkan dedi ki:

      İste sen bunu de bana canımı ye demek oluyor rabbime inanıyorsun,ama dine inanmıyorsun?Peki din veya uyarıcı olmadan evrende bir yaratıcı olduğuna inaniyorsunda bu evrenin tek yaratıcısının neden bir dini olabileceğine inanmıyorsun…Bu bile bir tezat,olsun dinsiz ol ama Rabb’ini bil Buda en azından iyi

      • 1okuyucu dedi ki:

        kusura bakma, benim ateist tanrılarla işim olmaz, yani çakma tanrılarla işim olmaz.

      • MaMaLi dedi ki:

        serkan!sence tanrı hangi din mensubudur?ben böyle bir tanrının bir dini olduğuna inanmıyorum!çünki,tevrat da başka bir tanrı,incilde farklı bir tanrı,islam da,kozmopolit bir tanrı var)söyle şu tanrınıda aklını başına toplasın)buda’dan,konfüçyus’dan,barahma’dan,hamurabi’den,ayet tırtıklamış,bir tanrı tanrı olamaz))

  11. 1Kul dedi ki:

    Yukarıda savunduğunuz bilgilerin kaynağı nedir? Aklınız mı?
    Hiç bir ilahi veya beşeri kaynağa dayandırmadan neyi ispat etmeye çalışıyorsunuz? İlimin kaynağı sizin aklınız mı? O zaman siz kendinizin ilah olduğunu ilan etmişsiniz? o zaman sizin her şeyi yapıp etme gücünüz var. Hadi şu kansere aklınızla bir çare bulunda millet kurtulsun.

    • Serkan dedi ki:

      Kur’an da der ki;DÜNYADA HERSEYİN BİR ÇARESİ VARDIR,YALNIZ ÖLÜMÜN ÇARESİ YOKTUR.HER CANLI ÖLÜMÜ TADACAKTİR…KANSERİ YENİYORUZ TURK DOKTORLARIMIZ BAŞARIYOR HERALDE HİÇ BİLİM OKUMUYORSUN 5 YILA KADAR BUNLARDA BİTECEK.ALLAHİM HER DERDİM DERMANINI VERMİSDİR BU İLAHİ BİR GÜÇTÜR!SİZDEN KANSER OLAN VARSA İLAHİ MUCİZE OLAN ONUN NİMETLERİNDEN YARARLANAN DOKTOR ARKADASIM VAR İSTERSEN YÖNLENDİREYİM😉

      • 1Kul dedi ki:

        Ben anladım. Sizinki ateizim falan değil. Oryantalizm yani kıvırma inanışı hayırlı olsun.
        İster insandan olsun ister cinlerden olsun o sinsi şeytanın şerrinden ALLAHA sığınırım.
        Merak ediyorum. İslama sardırdığınız kadar neden diğer beşeri veya ilahi dinlere saldırmıyorsunuz? Onlarda sizin aklınıza yatmaması lazım.

    • MaMaLi dedi ki:

      1 kul!Kansere çare bulunalı çok oldu!sadece,eldeki stok ilaçların bitmesi gerek;bilhassa Küba,bilim adamları,akciğer kanserinde 3 faz’a geçtiler,yani aşı tedavi,dönemine girdiler,sen,senin tanrına sor!neden kanseri,insanlara bir hak gördün diye)

  12. Serkan dedi ki:

    Kusura bakmıyorum çakma kandal seni soylediklerinle şimdiki konuşman tezat yine!çakma ateist nasıl oluyor😉 arkadaşlarına hakaret etme bence seni ateist tüccarı

  13. 1okuyucu dedi ki:

    ben, kendi uydurdukları tanrıyı, tanrı diye yutturmaya kalkan din bezirganlarından bahsediyorum,
    ateist arıyorsan onların içerisinde bolca var, benim tüccarlık yapmama gerek yok, onlar kendilerini yeterince pazarlıyorlar zaten.

    • Serkan dedi ki:

      Ne kadar boş konuşuyorsun farkındamisin,hiç bir şey yoktan var olmaz!ALlah VARKİ din de oluyor.Kimse din adına Allah’ı para ile satmıyor senin ateist dının satıyor para ile DARWİN İTİNİ?SEN BİLE MAYMUNDAN GELDİNİGİNİ İDDİA EDİYORSUN SEN HAYVAN OL BEN İNSAN NE DERSİN

      • rammsteinn dedi ki:

        ALlah VARKİ din de oluyor
        gece gece güldürdün beni.
        yani şöylede diyebiliriz
        zeus var ki mitolojide var.

        it dediğin darwinin teorisini bugünkü bilim kanıtlıyor. dindar kesimin bir kısmı evrim konusunda hakaretler yağdırıyor,bir kısmıda evrim hikayesini dine monte etmeye çalışıyor.
        işiniz çok zor

        çok uzun zaman alacak ama olacak olan şu;
        bugün yunan mitolojisine nasıl bakıyorsak,gelecekte bir zamanda islamada,hristiyanlığada,yahudiliğede o şekilde bakacağız.

        allahın dediği gibi;
        ANKEBÛT – 62
        Allah, kullarından dilediğine bol verir ve (dilediğine) kısar. Şüphesiz Allah, her şeyi hakkıyla bilendir.

        müslümanların rızkını bayağı kısmış gibi. hangi islam ülkesine baksan sefaletten başka birşey yok.

      • toro dedi ki:

        Sayın Serkan,

        Diyorsunuz ki;

        ”HİÇ BİR ŞEY yoktan var olmaz”

        Ama burada bir sorun var, o halde söyleyin, eğer sizin mantığınıza göre HİÇ BİR ŞEY yoktan varolmaz ise son dinin tanrısı(!) nasıl YOKTAN varolabiliyor? Kendisini yaratan başka bir yaratıcı olmadığına inanan son dinin tanrısı ateistmidir?

      • 1okuyucu dedi ki:

        ateistler canlı yaşamın tesadüfen olduğuna inanırlar,

        deistler evrenin tanrısına inanırlar,

        Müslümanların ise ne olduğu belli değildir, dinden nemalanan din tacirleri ateisttir, dinden nemalananlara müridlik yapanlar kendilerini Müslüman sanan kandırılmış saflardır, dinden nemalanların peşinden gitmeyenler Müslümandır, yani bir kişi Müslüman olduğunu söylüyorsa, eğer Allahın arkasında saf tutuyorsa Müslümandır, şeyhinin arkasında saf tutuyorsa kendini Müslüman sanan bir ateisttir, yani bir kişi Müslüman olduğunu söylüyorsa o kişi, ya Müslümandır, yada ateisttir,

        sen daha benim ne olduğumu anlayamamışsın, gizli ateistlerin kim olduğunu hiç anlayamazsın,

      • MaMaLi dedi ki:

        serkan!Darwin,it değildi,sadece,insan dı! ve bilim adamıydı!darwin’in,türlerin kökeni, kitabını, okumuş,kavramış,muhakemesini,yapan sorgulayan olsa idin!darwin’in insanın maymun dan gelmediği tezini bilirdin)(ortak atadan geldiğini yazar darwin)yazdıkca küçülmek,fosebtik,çukuruna dönüşmek neden,uçkuru düşük,islamcılara yakışıyor sizi okudukca anlaşılıyor)bilemediğin,bir şey daha var!insan da bir hayvandır)nedenmi?)nekrofil,hastalığını bilirmisin?ölü sevicilik))sadece,insana,mahsusdur))sen eşi ölünce onun la sevişen bir hayvan gördünmü?)bunu sadece insan yapıyor)yada sen hiç kurban kesen hayvan gördünmü?)bunuda sadece insan yapıyor))hiç,yiyecek stoğu yapan hayvan gördünmü?)bunu da insan denen hayvan yapıyor)daha o kadar çokki,sıkıcı olmak istemiyorum,onun için İnsanlığın lüzumu yok!!!!

      • Serkan dedi ki:

        MamALi buyuk harfler sana çok daha uyuyor.sen ölen bir insanla sevisen toplum diyorsun ya be akılsız adam bunu yapan dünyada bir tek putperst toplum var oda uzak Doğu’da yaşayan toplumlar!ya senin gibi ateist topluluklar….unutma sunu 7 milyarlik bir dünyada sadece müslümanların uckuruna düşük olduğunu bilmen İnan senin adına cok yakışıyor MamAL…Darwin teorisini ben senden iyi okudum ve bilim dunyasında araştırdım bilimsel bir dokümanı kabul edilmemiştir.ah sen cok okumuş biri olarak bunu bilmeyecek kadar cahil olamazsın sayın MamALi?kurban adak yapan bir tek bizleriz çünkü sen insansın ve dünya yasamı gereği et ihtiyacı insan icin olmazsa olmazdir.ama sen vejeteryansan onu bilmem saygılar

  14. Ergenekon Mert dedi ki:

    Serkan kardeşim; Pante Bey yukarıdaki yazısı olsun diğerleri olsun bir araştırma yapmış ve bunu paylaşmış. Peki sen ne yapıyorsun hiçbirşey. Biraz araştır, biraz oku kısacası çaba sarfet. Boş boş işkenbenden sallama. Senin Kuran da kimse tarafından bilinmezken yazılmış dediğin sadece balon. Bak Pante Bey yukarıda tek bir örnekle iddianı çürütmüştür. Saygılarımla

    • Serkan dedi ki:

      Pante kardes kendine göre yorum yapıyor,bir cümle ile evrimi bilim kanıtladı DİYORSUN ama benim maymundan turedigimi iddia eden DARWİN neden modern tibta DNA ve RNA’miz farklı odamı evrim geçirdi!SUNU BİLEN HERKES HER MALUKATİN DNA VE RNA YAPILARI FARKLIDIR,MESELA EŞEKLE MAYMUNUN BİRLEŞMESİNDEN BİR BAŞKA YARATIK OLURMU?BİLİMDE BİLE KUŞLARA BÖCEKLERE KADAR HER CANLININ KROMOZOMU FARKLIDIR.HİC BİR CANLI FOSİL DAHİ İNCELENİNCE KROMOZOMLARI DEĞİŞMEDEN MİLYONLARCA YIL AYNI KARMİSTİR?BU BİLİM ADAMLARI ARASTİRMASİDİR!İNANMİYORSANİZ (TABİ SİZ DÜZ MANTIK) GOOGLE KROMOZOM VE DNA YAPİLARİNİ ARAŞTIRIN.BUNUDA KENDİNİZİ KANDİRMADAN ULUSLARARASI BİLİM DİYE YAZARSANIZ ÇIKACAK KARŞINIZA.PEKER ACİKALİN BİLE ALLAH’IN VARLIĞINA İNANDI SIRA SİZE GELİYOR AZ KALDI

      • MaMaLi dedi ki:

        serkan!Bende zaten nekrofil hastalığı insanda var dedim))uzak doğu,yakın batı demedim,hatta,mısır eski devlet başkanı,devrilmeden,önce yasa çıkarmışdı halen devam ediyor,o yasa)kadınlar,çarşıdan,salatalık ve patlıcan,almaları yasaklandı))eşi ölen erkeğin ölü eşi ile 8 saat,yalnız kalıp cinsel ilişkiye girmesi mısır da meşrulaşdı)))darwin’e gelince…sen teori ile,kanıtı bir birine,karıştırmışsın))teori halen yürülükde olan ve üzerinde,çalışılan demekdir))bütün gelişmiş,ülkelerde,darwin teorisi,okullarda,ders’dir hatta kardeş,azerbeycan da bile dersdir))şahsıma ateist!diye hitap etmen,onur verici!!çünki ateis’likde bir inançdır,saygı,duyulmalı,bizler sizin,kara mizah kuran-ı kerim,ve onun tanrısına nasıl saygı gösterip,üzerinde tartışıyorsak,sizlerinde seviyenizi,koruyarak,en az(Bilal arkadaş)gibi!hakaret etmeden,insanları aşşağlamadan,cevap vermeniz gerekir.Bu arada Agnostik,bir bakışım olduğunuda bildireyim!Tanrı için yeterli,kanıt bulamadığım için bu görüşdeyim,peygamber ler ve kutsal dedikleri,kitaplar için bulunan kanıtlarla,onları bu ilkel dinler için,birer,aparat olarak görürüm,kurban’a gelince!kuran kesen tek hayvan insandır.Saygılarımla.

  15. Serkan dedi ki:

    BURADAN BÜTÜN ATEİST ARKADAŞLARLA BASEDERİM?BASKA KALDİMİ BENLE UĞRAŞACAK…

  16. ORHAN dedi ki:

    SERKANDAN ALINTI Kur’an da der ki;DÜNYADA HERSEYİN BİR ÇARESİ VARDIR,YALNIZ ÖLÜMÜN ÇARESİ YOKTUR.HER CANLI ÖLÜMÜ TADACAKTİR…KANSERİ YENİYORUZ TURK DOKTORLARIMIZ BAŞARIYOR HERALDE HİÇ BİLİM OKUMUYORSUN 5 YILA KADAR BUNLARDA BİTECEK.ALLAHİM HER DERDİM DERMANINI VERMİSDİR BU İLAHİ BİR GÜÇTÜR!SİZDEN KANSER OLAN VARSA İLAHİ MUCİZE OLAN ONUN NİMETLERİNDEN YARARLANAN DOKTOR ARKADASIM VAR İSTERSEN YÖNLENDİREYİM😉
    CEVAP
    1 ŞİMDİ KURAN ÖLÜMÜN ÇARESİ YOK DEMESEYDİ İNSANLAR BUNU BİLMEYECEKMİYDİ
    KURANDAN ÖNCEDE ÖLÜMÜN ÇARESİNİN OLMADIĞI BİLİNİYORDU
    2 TÜRK DOKTORLAR BULDU DERKEN İŞİ MÜSLÜMAN DOKTORLARA GÖTÜRECEN HERHALDE AMA İSMİ AHMET MEHMET DİYE HERKESİ 5 VAKİT NAMAZ KILYOR SANMA YANILIRSIN .. OTÜRK DOKTORLARIDA DIŞARDA ÇALIŞIYOR VE ÇOĞUNUNDA İSLAMLA HİÇ BİR ALAKASI YOK İŞİ BOŞUNA İSLAMA BAĞLAMAYA ÇALIŞMA ……….

  17. 1Kul dedi ki:

    “Dr. Mehmet Öz, Amerika’da yaptığı bir televizyon programında Türkiye’de büyürken annesinin semizotu ile onlara yemek yaptığını anlattı. Semizotunun faydalarını bu sebzeyi hiç bilmeyen Amerika’lılara tanıttı ve faydalarını anlattı. Semizotu, içinde bulunan fazla miktarlarda olan omega3 yağ asidi ile diğer sebzelerden çok farklı bir noktadadır.
    Semizotu 0 kalorili bir sebzedir. Yağ asitleri konusunda başka hiçbir benzeri sebze yoktur. Omega3 yağ asitleri beynimizde bulunan nöronların güçlenmesi için çok gereklidir. Ayrıca damar hastalıkları, kalp ve bağışıklık sistemini kuvvetlendirir. Omega3 kanda bulunan kolesterolü düşürür. Düzenli bir şekilde omega3 alındığında konsantrasyon ve hafıza(Akıl) problemleri engellenir.

  18. 1Kul dedi ki:

    İnsanların İlmi:İnsanın duyu vasıtaları ile elde ettiği veya Allah-u Teala’nın vahiy yolu ile doğrudan doğruya peygamberleri vasıtası ile bildirdiği,içinde zan ihtimali bulunmayan,yakini bilgi.

  19. ORHAN dedi ki:

    BENİM SORUM HOPKINGS BİR YARATAN VAR DEMESİ KAİNATI KURANIN ALLAHI,NIN YARATTIĞININ
    KESİNLİKLE KANITI DEĞİL ,,,,,TAM TERSİ BEN İNANMIYORSAM DİN KİTAPLARINDAKİ ALLAHA İNANMIYORUM BİR YARATAN VAR AMA EVRİMLEŞEREK BİR YARATMA VAR ÖYLE OL DEMEYLE HİÇ BİRŞEY 6 GÜNDE OLMUYOR ŞU AN BİLE KAİNATTAKİ DEĞİŞİM DEVAM EDİYOR AMA İNSAN HAYATI EVREN ZAMANINA GÖRE 1 SALİSE OLDUĞU İÇİN EVRİMİ GÖREBİLMEK İMKANSIZ ….GEÇMİŞTEN ANLAYABİLİRSİN,,,,
    KAİNATI YARATAN YÜCE VARLIK ,,KAİNATTA BİR BAKTERİ KADAR KÜÇÜK DÜNYADAKİ ABUK SABUK İŞLERLE UĞRAŞMAZ

    SERKANIN CEVABI
    İNANIYORSUNUZDA KİM O ANLAT O ZAMAN!EVRİM SALİYE KADAR OLAMAZ ÇÜNKÜ MADDE SALİYELERDE BİLE EVRİM GEÇİREMİYOR.PEKİ SEN NEYE DAYANARAK SALİYELERE BAĞLAYIP CEVAP VEREMİYORSUN.O YARATAN TEK VARLIK ALLAH BUNU SENDE BİLİYORSUN HOPKİNGSDE BİLİYOR

    CEVABIM SERKAN SEN YAZILANI NERENLE OKUYORSUN
    BEN İNSAN ÖMRÜNÜN KAİNATIN YAŞINA GÖRE KIYASLADIYINDA BİR SALİYE DİYORUM SEN KALKMIŞ BİR SALİYEDE EVRİMMİ OLUR DİYORSUN NE ALAKA
    DÜNYA VE KAİNATTAKİ DEĞİŞİME EVRİM DENİR
    DEĞİŞMEYEN TEK ŞEY DEĞİŞİMDİR
    İNSAN ÖMRÜ KISA OLDUYUNDAN EVRİMİ DEĞİŞİMİ GÖREMEZ DİYORUM …
    HİÇ BİRŞEY KAİNATIN KURULDUĞU GİBİ ORJİNAL DEĞİL MADDE SÜREKLİ BOYUT DEĞİŞTİRİR
    İNSANDA BİR MADDE VE ŞEKİL DEĞİŞTİRİR
    ET, OT ,UN ,YER SONRA KEMİK VE ET OLUR
    TOPRAĞA GİRİNCE TOPRAK OLUR VEYA BİR AĞACA GÜBRE OLUR
    YANİ MADDE YOK OLMAZ ŞEKİL DEĞİŞTİRİR

    • Serkan dedi ki:

      MADEM BEN BİR YERİMDEN ANLIYORUM PEKİ SEN NERENDEN ANLADIN.DUNYA 5 MİLYAR YASINDA VE SALİSE İLE ÇARPARSAK SOMSUZLUK OLMAZ MI?O ZAMAN BİZLER MİLYARLARCA YASINDA OLMALIYIZ OTLAR UNLAR BİLMEM NELER O ZAMAN BİZLER SALİSELERLE YASAMALIYIZ BİZLER YASLANMIŞ OLMALIYIZ NE KADAR SAÇMA BİR TESPİT SİZİNKİSİ BİLİMSEL KONUS BİRAZ İSKEMBENDEN SALLAMA KARDESİM

  20. ORHAN dedi ki:

    SEN NE LAF ANLAMAZ YARATIKSIN BEN DÜNYA YAŞINA GÖRE ORANTISAL DİYORUM SEN KALKMIŞ SALİYEYLE 5 MİLYARI ÇARPIYORSUN SENİN ZEKA SEVİYEN BU KADARMIŞ 10 YAŞINDAKİ ÇOÇUĞA ANLATSAM ÇOKTAN ANLAMIŞTI
    SEN BELLİKİ SEVİYELİ BİR ŞEKİLDE TARTIŞMA ÖĞRENME İÇİN DEĞİL
    KURANIN ALLAHINA İNANMAYANLARLA KAVGA ETMEYE GELMİŞSİN …..
    BU KAFAYLA SENLE BURDA KİMSE MUHATAP OLMAZ …..
    BU ZEKANLA BİRDE BİLİMSELLİKTEN BAHSEDİYORSUN .. SALLA GİTSİN İŞKEMBEDEN ,,,,,

    • Serkan dedi ki:

      Orhan bey bak birbirinizi artık yalanlıyorsunuz,TORO bey bile Bilal bey’in İSKEMBENDEN salladigi şeyi duzeltiyor?Orhan kardesim birde büyük harfle yazmayalım sınırlı oluyoruz.Bana ne laf anlamaz yaratık demişsiniz.Ben ınsanım maymun değil…Madem benim teorilerimi dinleyecek kadar teamül edemiyorsunuz neden tartışma platformu oluşturuyorsunuz.ALLAH Yercikimi her bir galaksi ve gezegene koymuştur.Yedi katman vardır kusura bakma ama NASA web sayfasında bunu bulabilirsin.Ben sallamıyorum sen görmek istediğini görüyorsun,Kur’an herseyi anlatıyor ama siz anlamak istemiyorsunuz,Allah’ın kudreti heryeri kapsar o sonsuzdur yoktan var eden o’dur.sana ayetler yeter ADnan hoca teorisi ile konuşmayacağım sadece dagların yürütüldüğünü kıtaların yer değiştirdiğini bilen 1400 yıl önceki peygamber,nedense 1200 sene sonra öğrenilecek bilim ınsanlarından daha akıllı değilmidir.Neden ömrünü sadece iyiliğe ve doğru yola adayip binlerce sayfa hadis ve Kur’an yazsın…Ne kadar tezat bir durum sizinkisi,Oradaki ayetleri çürütecek bir yol arıyorsunuz bulanıyorsunuz çünkü o kitap o kadar Yüceki sözlerini ona katlıyor,Gidin İncil ve Tevrat’ı tahrif edilen kitaplarla uğrasın.Orada daha kolay seyler var hemen çünkü onlar ALLAH’IN sözleri değil?Sizin sorununuz ıslamla seytanlasmis siyonistler gibisiniz!ALLAHİN HÜKMÜ ÇOK AÇIK YA SİZLERİN HÜKMÜ NEDİR.SİZLER BİZİM İNANDIĞIMIZ RABB’İMİZE İNANACAK DEĞİLSİNİZ,BENDE SİZİN TAPTIKLARINIZA İNANACAK DEĞİLİM,SİZİN DİNİNİZ SİZE BİZİM DİNİMİZ BİZE….

      • toro dedi ki:

        Sayın Serkan,

        İşkembe-i Kübradan sallamak deyimi bizzat sizin için kullanılmış bir deyimdi.Farketmediğinize üzüldüm!

        Bakın siz önce başkalarına laf kalabalığıyla üstünlük sağlayacağınız hayalinden vazgeçip okumayı, araştırmayı ve buna bağlı olarak da bilgi sahibi olmayı öğrenin! Bu kitab sizi nasıl yetiştirmiş böyle! Yalan söylemeyi, tanrınızı dinlememeyi mi öğretmiş?

        Bakın bilmiş bilmiş yaptığınız tavsiyeye;

        ”Yedi katman vardır kusura bakma ama NASA web sayfasında bunu bulabilirsin”

        Sizin büyük ihtimalle ingilizceniz de vardır.Bu sayede Nasa nın internet sitesine girmiş ve yalan söylüyormuş yada sallıyormuş durumuna düşmemek için vediğiniz bilgiyi önce siz kontrol etmişsinizdir, değilmi?

        Ben sizin gibi Nasa nın sitesine girip sizin öğrendiğiniz bilgiyi öğrenemeyen(!) arkdaşlara yardım olsun diye Nasanın ilgili linklerini buraya kopyalamak isterim! Bu sayede insanlar sizin Nasa ile aynı şekilde gördüğünüz gibi dünyanın atmosferinin 5 ana katmandan oluştuğunu görebilsinler!

        http://www.nasa.gov/topics/solarsystem/sunearthsystem/atmosphere-layers2.html

        http://airs.jpl.nasa.gov/maps/satellite_feed/atmosphere_layers/

        Sanırım sizin bu atıp tutmayan, sallamayan halinizle gurur duyan birçok insan çıkacaktır! Tabi öncelik sizi bu yönünüzle ödüllendirecek tanrınıza aittir!

      • orhan dedi ki:

        sen seviyeli konuştuğun sürece varım ama böyle kalkıpta ben insanım siz maymundan geldiniz gibi hakaret edercesine konuşursan karşılığını fazlasığla alırsın bunuda unutma

        şimdi gelelim insanın evrimleşmesine
        kedi kaplanmıdır????????
        peki karga kartalmıdır ????
        peki köpek kurtmudur ?
        tabiki hayır dimi
        bunlar aynı aileden ama farklı özellikleri vardır
        işte insanda maymun olmaz
        ama milyonlarca yıl önce ayrışmaya başlamışlardır…
        öyle senin allahın nın dediği gibi ol değince hiç bişey olmuyor .hemen olmuyor….

  21. orhan dedi ki:

    serkandan alıntı Neden ömrünü sadece iyiliğe ve doğru yola adayip binlerce sayfa hadis ve Kur’an yazsın…Ne kadar tezat bir
    CEVAP serkan 23 yılda 604 sayfalık bir kitabı yazmak çokmu zor hesap yapalım
    604/23=26 sayfa ne bukadar büyütüyorsun
    aziz nesinin yazdığı kitaplar üstüste konduyunda kendi boyunu aşıyordu……….

    sadece dagların yürütüldüğünü kıtaların yer değiştirdiğini bilen 1400 yıl önceki peygamber,nedense 1200 sene sonra öğrenilecek bilim ınsanlarından daha akıllı değilmidir

    serkan bey eğer bilimle en çok hangi kitap uyuşuyor diye bir yarışma olsa kuran en son olur
    niye mi güneşi kara balçıkta batıran
    nuhun gemisine dünyanın hayvanını sığdıran
    dünyayı dümdüz sanan allah
    birkere kuran bilimsel bir kitap olsa dünyanın yuvarlak
    güneşin etrafında döndüğünü yazardı
    senin dinci arkadaşların 40 yıl öncesine kadar dünyanın düz olduyuna inanırlardı
    ve şu an islam dünyası hem teknolojide hemde ekonomide bir numara olurdu
    ama bakıyoruzki islam yerlerde sürünüyor hırstıyan ülkelerin sadakasığla birçok ülke
    ayakta bilimdede en sondan birinci…………….

    • bir kul dedi ki:

      ORHAN dedi ki:
      BU YAZINA İSTİNADEN

      HOPKINGS BİR YARATAN VAR DEMESİ KAİNATI KURANIN ALLAHI,NIN YARATTIĞININ
      KESİNLİKLE KANITI DEĞİL ,,,,,TAM TERSİ BEN İNANMIYORSAM DİN KİTAPLARINDAKİ ALLAHA İNANMIYORUM BİR YARATAN VAR AMA EVRİMLEŞEREK BİR YARATMA VAR ÖYLE OL DEMEYLE HİÇ BİRŞEY 6 GÜNDE OLMUYOR ŞU AN BİLE KAİNATTAKİ DEĞİŞİM DEVAM EDİYOR AMA İNSAN HAYATI EVREN ZAMANINA GÖRE 1 SALİSE OLDUĞU İÇİN EVRİMİ GÖREBİLMEK İMKANSIZ ….GEÇMİŞTEN ANLAYABİLİRSİN,,,,
      KAİNATI YARATAN YÜCE VARLIK ,,KAİNATTA BİR BAKTERİ KADAR KÜÇÜK DÜNYADAKİ ABUK SABUK İŞLERLE UĞRAŞMAZ DEMİŞSİN AMA HİÇ AKLINI ZORLAMAMIŞSIN

      BAKARA 26. AYET Allah, bir sivri sineği, hatta ondan daha küçük bir şeyi örnek vermekten çekinmez. İnananlar, bu örneğin Rabblerinden bir gerçek olduğunu bilirler. Kâfirler ise, “Allah bu örnekle ne demek istedi?” derler. “Allah bu örnekle birçoğunu saptırır, birçoğunu da doğruya yöneltir; bu örnekle, fâsıklardan başkasını saptırmaz.”

      BAKARA 27. AYET O fâsıklar ki, Allah’a kesin söz verdikten sonra sözlerinden dönerler; Allah’ın bitiştirilmesini emrettiği ilişkileri keser ve yeryüzünde bozgunculuk yaparlar. Onlar manen iflâs etmiş kimselerdir.

      BAKARA 28. AYET Allah’ı nasıl inkâr ediyorsunuz? Siz yokken, sizi var etti. Sonra sizi öldürecek ve sonra tekrar diriltecek. Sonunda O’na döndürüleceksiniz.

      BAKARA 29. AYET Allah, yerde olanların hepsini sizin için yarattı, sonra iradesini göğe yöneltip onları yedi gök olarak düzenledi. O, her şeyi bilendir.

      İYİ DÜŞÜNCELER

  22. devrimci dedi ki:

    ateist, deist, panteist arkadaşlar;
    serkan’la uğraşmayın. yoksa hepinizle uğraşır hem de başedebilir. bi kere onun tanrısı her şeyi yoktan var etmiştir. hatta şapkadan tavşan bile çıkarabilir. hatta kanatlı uçan at, ağzından alevler fışkırtan ejderha bile yapabilir. hem de bunları hiç yoktan yapabilir. eh, herşeyi yoktan varedebilen birinin bu tür illüzyon numaraları yapabildiğine, masal kahramanlarını yarattığına, bütün bunların da aslında var olduğuna inanmamak için bir neden yok herhalde. siz bunu bilmiyorsanız serkan ne yapsın.
    bilim falan boşuna uğraşıyor zaten, big-bang’tan önce ne vardı diye. hiç birşey yoktu kardeşim. serkan’ın tanrısı tek başına takılıyodu işte. aniden evreni, dünyayı ve değerli insanı yaratmak istedi ve bunu da hiç yoktan yapıverdi. aslında yalnızken mutluydu da. ama işte ne olduysa o çok değerli insanı yarattıktan sonra oldu. bütün huzuru, mutluluğu kaçtı. yarattığına pişman oldu. o da karar verdi “bunların hepsini yakacağım” dedi, arkasından da ilave etti “ama serkan gibileri hariç”. “onlara yanıma geldiklerinde, benim evin yemyeşil bahçesinde otursunlar, istedikleri kadar şarap, istedikleri kadar hatun bedava, yesin içsin, hatunların tarlasına istediği yerden girsinler.” dedi.
    bence serkan’ın amacı iyi abicim. bana bugüne kadar hiçbir ateist, deist ya da panteist kalkıp da gel sana bedava şarap, bedava hatun ısmarlayayım demedi. akıllı olun yav. kim istemez.🙂
    yürü be serkan. aç şarabı, iç hatunu (ya da tersini yap). arkandayım.
    bu arada bişey sorucam. hani tartışıyosunuz ya tanrıya inandı, inanmadı diye, işte o dediğiniz HOPKİNGS kim yav?
    benim tanıtığım bir STEPHEN HAWKING var, onunla bir akrabalığı var mı?

    • Serkan dedi ki:

      SERKAN soruna gitti sanırım;bu isimi hiç unutma benim Rabbim sizlere gereken cezayı verecek siz inanmayan,ama bir merhamet olacak çünkü sizler inanmadığın seye inanıyorsunuz bilmem anlatabildim mı?Laf kalabalığı yapan senin gibi islamı anlamayıp kendi teorinize göre bur dayatma uygulamanız.Neden İNCİL TEVRATLA UĞRAŞMIYORSUNUZ KARDESİM,Ugrasamazsiniz çünkü onlar elle yazılan ve hiç bir hikmeti olmayan dini kitaplardir!Gercek kitap Kuran’ı Kerim olduğu için yıllardır siz ateistler bununla uğraşıyorsunuz?Birakinda gercek Allah’ı biz bulduk siz evrenin tanrısını buldunuzmu açaba,NAH BULDUNUZ hadi sizde bir kitap YAZIN ama DARWİN GİBİ Salayip sonradan rezil olmayın😉

      • 1okuyucu dedi ki:

        Serkan;

        Tevrat ve İncile ELLE yazılan ve hiçbir hikmeti olmayan dini kitaplar derken, imanın şartlarından olan Allahın gönderdiği kitaplara inanmak şartını o kitapları küçümseyerek hiçe saydığının farkında mısın? unutma ki Kuran da ELLE yazıldı? İmamını sakatladığının farkında bile değilsin,

        ayrıca ayetleri doğa yasaları olan evren isimli bir kitap varken, başka kitap yazma patavatsızlığını olsa olsa sahte yazarlar yapar.

        sana bazı sorular sorayım,
        Kuranın tanrısının tahtı su üzerindeymiş, acaba o su boşlukta mı duruyor ? yoksa o suyun da bir yatağı var mı?

        Kuranın tanrısının tahtını taşıyan meleklerin, tahtı su üzerinde taşıdıklarında yüzebilmeleri için ayaklarında perde var mı? boşlukta taşırken uçabilmeleri için kanatları var mı? anlamak isteğim şu, Kuranın tanrısının tahtını taşıyan melekler hem suda hem havada hemde karada gidebilecek şekilde mi yaratılmışlar? sayıları neden 6 veya 10 değilde 8?

        Kuranın tanrısı tahtında otururken bacak bacak üstüne mi atıyor? yoksa sadece ayaklarını ileriye doğru mu uzatıyor?

        cevap verirsin herhalde.

      • Serkan dedi ki:

        ELLE yazılan tabiki senden benim imanımı sorgulama tevrat elle yazılan bir kitapdir,İncil ise yüzlerce kitabın yazılması sonucu bir masada toplanıp salanarak kalan 4 kitabı kutsal saymalarıdir,senin gibi siyonist birinin bunu bilmesi lazım?Allahin arsı su üzerinedir,sen ne biliyorsun 8 meleğin ne olduğunu takvaya ulaşman lazım anlamak için,sizin siyonizmde böyle seyler olmadıgı için SALLAMA bir yerinden,sizin ben kainat tanrınıza hakaret ediyormuyum!biz tek rab biliriz oda arsin sahibi YÜCE ALLAH’TİR…SENİN. GİBİ SİYONİST BİR TOPLULUK BUNLARI İYİ BİLİR.BAK DİKKAT EDİYORSAN BİR ALLAHA İNANIYORSAN YANİ EVRENİN ALLAH’INA ODA EVRENİN TEK YARATICISI ALLAH C.C.

      • 1okuyucu dedi ki:

        Serkan;

        “”””Allahin arsı su üzerinedir,sen ne biliyorsun 8 meleğin ne olduğunu takvaya ulaşman lazım anlamak için”””

        işte bende bu yüzden sen takvaya ulaşmışsındır diye sana soruyorum zaten, sen açıklamazsan ben nereden bileceğim, açıkla da aydınlanalım, öğrenelim dimi ya? ayrıca ağzı bozuklar takvaya ulaşabilir mi? onu da bilmiyorum.

        evrenin tanrısına istediğini söyleyebilirsin, ben izin veriyorum sana.

      • Serkan dedi ki:

        Zaten neyi anladınız ki!Sizler takmışsiniz bir AT GÖZLÜĞÜ benim bildigim doğru yok takvaya ulaşmak lazım sizin evrenin TANRISI çok akilliydida DARWİN e niye bir ayet verir çürütmedi Kuran’ı,Neden beceremiyorsunuz bilim diye diye Kuran’ı yalanlamak ne kadar sağlıklı birde becerebilseydiniz yaaa?Al sana takva ile ilgili sözler binada inanamazsın ama neyse Maymunlar gibi uç olayı yasama diye göndereyim bir kac takva…
        13–17.     Sûr’a bir tek üfleme üflendiği,  yeryüzü ve dağlar yerlerinden kaldırılıp bir çarpışla birbirine çarpılarak darmadağın olduğu zaman, işte o gün, “o olay” olmuştur. Ve gök yarılmıştır, artık o, o gün dayanaksızdır. Melekler onun [semanın]  çevresindedirler. O gün Rabbinin Arşını da bunların fevkinde, , “Bedel olanlar” [yok edilenlerin yerine getirilen daha üstün varlıklar] taşır.

        Bu âyet grubunda kıyametin kopuş sahneleri yer almaktadır. O gün Sûr’a bir kez üflenir; yeryüzü ve dağlar yerlerinden kaldırılıp birbirine çarpılarak darmadağın edilir; gök yarılır. Melekler semanın çevresindedirler. O gün Rabbimizin Arş’ını bunların fevkinde, “Bedel olanlar” [yok edilenlerin yerine getirilen daha üstün varlıklar] taşır.
        Âyetteki “Melekler onun [semanın]  çevresindedirler” ifadesinden evrendeki tüm güçlerin ve yeryüzündeki vahyin artık yeryüzünden ayrıldığını anlıyoruz.
        Bu, kıyametin kopması için yapılacak ilk üfürüştür. Öl­medik hiçbir kimse kalmayacaktır:
         Ve şu kâfir olan kimseler, gökler ve yer bitişik bir halde idi de Bizim onları [o ikisini] ayırdığımızı ve hayatı olan her şeyi sudan kıldığımızı görmediler mi? Buna rağmen hâlâ inanmıyorlar mı? (Enbiya/30)
        Yeryüzü sarsıldıkça sarsıldığı zaman… (Zilzal/1)
        Ve o gün gökyüzü bulutlar ile yarılır ve melekler ardı arkasına indirilir. (Furkan/25)
        Ey cin ve insan toplulukları, eğer göklerin ve yerin bucaklarından aşıp geçmeye güç yetirebilirseniz, hemen aşın; ancak sultan/ üstün bir güç olmadan aşamazsınız. (Rahmân/33)

    • sercan dedi ki:

      devrimci arkadaş mizahide olsa olayları çok güzel anlatmışsın tebrikler

  23. bilal dedi ki:

    Sn.Orhan,

    1-Kur’an’ güneşin balçıkta battığını asla söylemiyor,siz ilgili ayeti anlayamamışsınız,bu ayetin nedemek istediğini aşağıya alıyorum,iddia ettiğiniz gibi bir olay yoktur,bilimle çeilişen tek bir ayet de yoktur,bilimle çelişen ayetler değil,hatalı meal ve yorumlar olabilir.Meallerde bilimle çelişir gibi görülen her şey hatalı meal ve yorumlardan kaynaklanıyor,kur’an’ın orjinal arapça metninde bilim, akıl ve mantıkla çelişen tek bir ayet yoktur,bu durum hatalı meal ve yorumlarda olabilir,kur’an’da asla….!!!

    KEHF-90.AYET :

    Kehf-90.ayette okyanus sahilinden Zülkarneyn’ın göneşin batışını (gözden kayıp oluşunu) seyrettiği esnadaki ortamın tasviri yapılmıştır…
    “Güneşi,balçıklı bir su gözesine batar gibi buldu” demek Güneş’in Zülkarneyn perspektifinden nasıl göründüğünün mecazi bir anlatımıdır. Yani Zülkarneyn’in güneşi gördüğü esnadaki ortamın tasviri yapılmıştır. Güneşin o anki konumun su gözesine batıyor gibi oluşundan dolayı böyle bir mecaz anlatım vardır…….
    Şu fotoğrafa bakın bir; http://4.bp.blogspot.com/-MJ34xDeEq74/UWRVyBEVapI/AAAAAAAAL3Q/GqEijeNbu80/s640/Sunset_2007-1.jpg

    Sanki güneş denizin içine batıyor gibi. İşte bu ayet-i kerimede de böyle bir ân anlatılmıştır. Olayı “demek Kur’an dünyaya düz diyor”a çekmek über zorlama bir düşüncedir. Mantıkla, akılla ve tefsir ilmiyle bağdaşmaz.
    2. Ayette kozmolojik bir bilgi verilmediği açıktır. Olay salt olarak yukarıda belirtildiği gibidir.
    Dikkat edilirse,Kur’ân’ı Kerimde, belirtilen gözeye güneşin ‘fiili olarak’ battığı ifade edilmemiştir. Bilakis, bakış aldanması olarak ifade edilmiş; ‘onu bir gözeye batıyor gördü’ buyurulmuştur. Çünkü gözle bakıldığında güneş yere giriyor gibi gözükmektedir. Doğduğunda da adeta yerden çıkıyor gibidir. Hakikatte güneş kat kat dünyadan büyüktür. Yer onun yörüngesinde dönmektedir. Yeryüzünün bir tarafı güneş ışığına dönük aydınlanırken diğer taraf karanlıktadır. Eğer dünya kendi yörüngesinde dönmese idi gece ve gündüz olmazdı. Güneş bizim gördüğümüz gibi dünyanın etrafında dönmez. İşte âyet bizim güneşin hareketlerine ilişkin bakışımızı yansıtmaktadır. ‚‘‘ alıntı ‚‘
    Kaynak: [10] Mustafa Muhammed et-Tayr, “Zülkarneyn ve Fütûhâtihi fi’l-Meşârigı ve’l-Meğârib”, Mecelletü’l-Ezher, C.51, sayı 7, Kahire 1979.s.1619-1620. Benzeri görüş için Bkz. Mehmet Vehbi Efendi, C.8, s.3167.
    Açıktır ki, güneş bir gözede batmaz; hattâ, güneş batmaz, fakat her iki yarımküredeki insanlar, onu batıyor gördükleri için, bugün de güneşin battığından söz ederiz ve bütün dünya dillerinde bu, böyle ifade edilir….’’ ‘’alıntı

    Okyanus sahilinden Zülkarneyn’ın bakış açısıyla güneşin batışı ?
    Zülkarneyn,batı tarafına doğru ilerleyerek atlas okyanusuna varıyor.Bu okyanus sahilinde ‘’ Güneşin batışını ‘’ seyrederken, kur’an onun bakış açısıyla söz konusu doğa manzarası olan güneşin batışını ve yaşadığı hisleri anlatıyor.’’ Konu şöyledir. KEHF-86:‘’ Nihyet batıya (okyanus sahiline ) varınca güneşi kopkuyu bulanık bir suya (okyanusa) batıyor muş gibi buldu ‘’ şeklindedir.Yani söz konusu ayette Zülkarneyn’ın bakış açısıyla olay anlatılıyor. İnsan deniz veya okyanus sahilinde güneşin batışını seyrederken sanki,güneş suyun içine batıyor gibi insana görünüyor.Zülkarneyn’de okyanus sahilinde güneşin batışını syeredeken ona sanki güneş suda (okyanusta) batıyor gibi görünüyor.İşte kur’an onun bakış açısıyla olayı bize anlatıyor.Yani burada ‘’ Güneş öyle bir yerde batıyor ‘’ diye şekilnde asla bir ifade yoktur.

    xxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxx

    2-NUH TUFANI VE GİMİYE ALINAN HAYVANLAR !!!

    Nuh’un Tufanı genel değil,bölgeseldir. Çünkü hz.Nuh’un muhatabı sadece onun kavmidir,başka milletler değil..NUH-1-2:.انا ارسلنا نوحا الي قومه ان انذر قومك من قبل ان ياتيهم عذاب اليم قال يا قوم اني لكم نذير مبين ‘’ Biz Nuh’u kendi kavmine peygamber olarak gönderip; acı bir azap başlarına gelip çatmadan önce kavmini uyar ! ‘’ dedik. O da: ‘’ Ey benim kavmim ! Ben size gönderilen apaçık bir uyarıcıyım..’’ İşte buna ve diğer ayetlere baktığımız zaman görüyoruz ki,hz.Nuh’un muhatabı onun halkı olup,tebliğ alanı da sadece yaşadıkları bölgedir..Onun muhatabı bütün insanlar ve tebliğ alanı da bütün dünya değildir. Bu nedenle Tufana maruz kalan sadece söz konusu kavmin yaşadığı bölgedir.. !!! HÜD-40:قلنا احمل فيها من كل زوجين اثنين الح ‘’………Geminin içine her birinden ikişer çift yükle ‘’ dedik.. Burada gemiye yüklenmesi istenen bütün hayvan türleri değil, onların ellerinde olup faydalandıkları evcil hayvanlardan birer çiftin gemiye alınması isteniyor.! Tufan,genel olmadığından ne bütün insanlar,ne de bütün hayvan türleri bundan etkilenmiştir ! Be nedenle her canlı türünden birer çiftin gemiye alınmasına gerek olmadığı gibi,böyle bir durumun söz konusu olması da zaten mümkün değildir….

    xxxxxxxxxxx

    3-KUR’AN’A GÖRE DÜNYA DÜM DÜZ DEĞİL,ELİPS ŞEKLİNDEDİR !!!

    5-Kur’an’a göre dünya düm düz değil,elips şeklindedir…NAZİAT-30:والارض بعد ذلك دحيها ‘’ Sonra arzı söbülleştirdi..’’GAŞİYE-20: ‘’ والي الارض كيف سطحت ‘’ Arza,yaşam için nasıl everişli hale getirildiğine bakmıyorlar mı ? ‘’ ŞEMMS-6:والارض وما طحيها ‘’ Arza ve onu yaşam için elverişli hale getirene….’’ HİCR-19:والارض مددناها الخ ‘’ Arzı da genişlettik..’’ ( Yani yaşam için arzı geniş bir hale getirdik, hacmini küçük ve dar yamadık…) deniliyor.. KAF-7:والارض مددناها ‘’ Arzı da genişlettik…’’ bu da ay- nen diğeri gibidir.. Görüldüğü gibi dünya dümdüz değil,üzerinde dağlar varsa,rakımlar değişik ise nasıl dümdüz olur.Kur’an’ın nice ayetlerinde dağlar ve yüksek yerlerden söz ediliyor,öyleyse kur’an’a göre dünya dümdüz değildir….Kur’an adına bunu bu şekilde yorumlamak saçmalamaktan başka bir şey değildir.

    İşte görüldüğü gibi bilimle çelişen hiç bir ayet yoktur,akıl,mantık veya bilimle çelişir gibi görülen yerler kur’an’dan değil,hatalı meal ve yorumlardan kaynaklanmaktadır….!!!!!!

    Saygılarımla….

    • rammsteinn dedi ki:

      11:44 Allah tarafından denildi ki: “Ey yeryüzü suyunu yut! Ey gökyüzü sen de suyunu kes! Ve sular çekildi. Emir yerine gelmiş oldu. Gemi de Cudi dağı üzerine oturdu. O zalim kavme böylece dünyadan uzak olun denildi.

      71:26 – Nûh dedi ki: “Yeryüzünde kafirlerden bir tek kişi bırakma.”
      ———————–
      nuh ile hiçbir ayette kısmi demez. aksine yeryüzü der.
      ama tanrınız burada da mecaz anlam kullanıyor galiba. “yeryüzü” diyor ama asıl demek istediği “dünyanın kısmi bir bölgesi”

      hadi diyelimki kısmi. bi kaç hayvan alınıyor gemiye.amaç tufandan sonra hayatı ikame ettirmek için bu hayvanları kullanmak. peki bu tanrının kudretine zeval getirmezmi?

      BAKARA – 117
      O, gökleri ve yeri örneksiz yaratandır. Bir işe hükmetti mi ona sadece “ol” der, o da hemen oluverir.
      ———-
      aslında bu “oluverir” kelimesinin anlamıda mecaz olmalı. nede olsa zaman izafi. allaha göre “oluverir” dediği zaman dilimi bizim için milyarlarca yıla denk geliyor.
      ——————————————–
      ama bu nuh değişik bir insanmış. kavmine diyor ki
      26:115 – “Ben ancak apaçık bir uyarıcıyım.”

      ama bu lafa kavmin ne cevabı olur?
      26:116 – Dediler ki: “Ey Nuh! Eğer vazgeçmezsen, iyi bil ki, taşa tutulanlardan olacaksın!”

      taşlanmaktan korkan nuh ne yapar? tabiiki allaha bu olayı aktarır.
      6:117 – Nuh: “Rabbim! dedi, kavmim beni yalancılıkla itham etti.”
      26:118 – “Artık benimle onların arasında sen hükmünü ver. Beni ve beraberimdeki müminleri kurtar.”
      26:119 – Bunun üzerine biz de onu ve beraberindekileri, o dolu gemide taşıyarak kurtardık.
      26:120 – Sonra da arkasında kalanları suda boğduk.
      ————

      demekki her “ben peygamberim” diyenin peşinden gitmek lazımmış. aksi takdirde birisinin doğru olması durumunda tanrının gazabına uğrama ihtimali yüksek.

      • bilal dedi ki:

        Sn.rammstein,

        HZ.NUH TUFANI !!!

        HÜD-44: 11:44 Allah tarafından denildi ki: “Ey yeryüzü suyunu yut! Ey gökyüzü sen de suyunu kes! Ve sular çekildi. Emir yerine gelmiş oldu. Gemi de Cudi dağı üzerine oturdu. O zalim kavme böylece dünyadan uzak olun denildi..’’ sizin gösterdiğiniz.’’

        a)Bu tufan yeryüzü üzerinde olmuşsa tabiki yüce Allah ‘’ Ey yeryüzü…..‘’ diyeye hitap edecektir,başka bir gezegene değil,bu nedenle ‘’ Ey yer yüzü suyunu yut…..’’şeklinde olmuştur. Tufan yeryüzünün bir bölgedesin de olsa yine ‘’ EY YERYÜZÜ ! ‘’ denilecek !!! Bu ifadeyle yeryüzünün tümü suyla kaplanmış diye bir anlam çıkmaz…..!!!

        Ayetin ikinci cümlesinde ‘’ Ey gökyüzü sende suyunu kes ! ‘’ ifadesiyle dünya üzerinde olmayan bütün gök yüzü kast edilebilir mi ? Oralardan yağmur yağar mı ??? Yağmur sadece dünya üzerine yağdığına göre ‘’ Ey gökyüzü suyunu kes ! demekle nasılki dünya gezegeni üzerinde olmayan diğer gökleri kapsamıyorsa, birinci cümlede de ‘’ Ey yeryzü suyunu yut.! demekle de bütün yeryüzünü su kaplamıştır anlamına gelmez…

        b) Hz.Nuh’un kullandığı ifade de aynen bu anlamdadır..Mesela dilbilimcileri şöyle diyorlar.
        وقال العلماء : إن الأرض المذكورة في دعاء سيدنا نوح قد يُراد بها المِنْطَقَة التي أرسِل فيها دون غيرها، فكلمة ” ال ” للعهد كما يقول علماء اللغة،
        Hz.Nuh’un duasında zikredilen ‘’الارض ‘’ El ARD ‘’ kelimesi üzerindeki ‘’ال ‘’ EL ‘’ harfıyla, onun gönderildiği mıntıka (bölge) kastediliyor,onun dışında kalan yerler değil. Zira arapça lügatında ‘’ال ‘’ EL ‘’ bunu ifade ediyor.!!! Bu nedenle hz.Nuh kendi kavminden muhatebı olan bütün kafirleri kast etmiştir….!!!
        Ayrıca,
        c) NUH-1:’’انا ارسلنا نوحا الي قومه الخ ‘’ Biz Nuh’u kendi kavmine peygamber olarak gönderdik.
        NUH-2:’’قال يا قوم اني لكم نذير مبين ‘’ O da ‘’ Ey benim kavmim ! Ben size gönderilen apaçık bir uyarıcıyım…’’
        26:117 – Nuh: “Rabbim! dedi, kavmim beni yalancılıkla itham etti.”
        26:118 – “Artık benimle onların arasında sen hükmünü ver. Beni ve beraberimdeki müminleri kurtar.’’ şeklindeki ayetler ile hz.Nuh’la ilgili diğer bütün aytler açıkça gösteriyorki hz.Nuh’un muhatabı sadece kavmi olmuştur..Ayrıca kur’an’ın hiç bir yerinde hz.Nuh’a ait bütün insanlara hitap şekli olan ‘’ EY İNSANLAR !!! diye bir ifadeyi de bulamıyorum…!!!

        d) Mealde gösterildiği gibi söz konusu ayetin metninde ‘’ CUDİ DAĞI ÜZERİNE OTURDU ‘’ diye şeklinde bir ifade yoktur,ayet metni’’ CUDİ ÜZERİNE OTURDU ‘’ şeklindedir..Yani burada CUDİ,DAĞ ‘’ ifadesiyle birlikte geçmiyor.Cudi,dağın bulunduğu bölgenin adıdır.Bu bölgedeki tepeler,vadiler,dağın yamaçları vs. hepsine CUDİ denir.Bu nedemk ? gemi Cudi mevkiinde rakımı yüksek herhengi bir yere de oturmuş olabilir.. bundan asla dağın en yüksek yerine oturduğu anlamı çıkmaz.Çünkü kur’an, ‘’ CUDİ DAĞİNA DEĞİL,CUDİ ÜZERİNE OTURDU ‘’ diyor..Yani bu ayete bakarak rakımı 2000 mt.olan Cudi dağının en yüksek yeri su altında kaldığını söyleyemeyiz…Çünkü ayet,dağa değil,cudi ismini taşıyan bölgeye vurgu yapmıştır…..!!!

        Saygılarımla..

        xxxxxxxx

        Sayın Yasir bey kardeşim,değerli bilgileriniz için çok teşekkür ederim, konuyla ilgili düşüncelerinize de saygı duyarım,tabiki en doğrusunu yüce Allah bilir..!!!
        Ama kur’an’ın arapça dilini bilen bir kardeşiniz olarak,hz.Nuh tufanıyle ilgili ayetleri böyle anlıyorum.! Bu ve diğer konularda yanılıyorsam da yüce Rabbimin affına sığınıyorum.!!!

        Ayrıca aşağıda ki ayeti de dikkata almamız lazım !!!

        İSRA-15: ‘’وما كنا معذبين حتي نبعث رسولا ……..‘’ Kim doğru yolda giderse,ancak kendisi için gitmiş olur.Kim de sapıklık ederse, o da ancak kendi aleyhine eder.Hiç bir günahkar başka birinin gönahını yüklenmez. Biz (mesajımızın tebliğini yapan) bir elçi göndermediğimiz hiç bir halkı da cezalandırmayız..’’deniliyor.Yani bir peygamberin tebliğ mesajını almamış olan hiç bir fert veya halkın cezalnadırılması söz konusu olamaz…!!! Eğer böyle bir durum olursa haşa hem yüce Allah’ın adelet ve engin merhatine,hem de söz konusu İSRA-15. ayete aykırı olur….!!! Öyleyse helak olan hz.Nuh’un muhatabı olan sadece kavmidir..Ben böyle anlıyorum,ama doğrusunu yüce Allah bilir…

        ‘’ Bilal kardeşim İsa ve yahya dönemlerinde Tevrat hükmü devam eden bir kitap idi, bu yüzdendir ki kuranı iyi okuduğumuzda tevratın değişmiş yerleri olabilir ama biz tevratı topyekün red edemeyiz kurana uyan kısımlarını bir müslüman farkedecektir işte bunlar kitap olan bölümleridir ‘’ Yasir bey kardeşimden alıntı ‘’

        Evet,aynen size katılıyorum,tevratı topyekün red edemeyiz.!!! Ama hiç bir müslüman kur’an’ın onaylamadığı tevrat’ın (özellikle akla ve mantıka uymayan) bazı bilgileri için bunlar doğrudur,değişmemiş veya ona ileveler yapılmamıştır de diyemez.! Ayrıca hz.Nuh Tufanı ile igili tevrat’ın vermiş olduğu bazı bilgiler ne yüce Allah’ın sözlerine,ne de insanın akıl ve mantıkına uygundur..!!!
        Tekrar değerli bilgileriniz için çok teşekkür ederim,yüce Allah da sizden razı olsun.!!!

        Selam ve saygılarımla….

      • bilal dedi ki:

        Sn.rammsteinn,

        a) En’âm / 92.ayet ‘’ Arzdan,yani dünyadan söz etmiyor.Burada ‘’ام القري ‘’ bütün yerleşim merkezlerinin anakenti ‘’ ifadesi var…’’
        b) 71:26. ise, ‘’الارض ‘’ Arz ‘’ kelimesi var..Peki hangi mantıkla birbirinden farklı olan bu iki ifade arasında bağlantı kurarak bir mukayese yapıyorsunuz.???

        Saygılarımla…

    • yasir dedi ki:

      Hattâ izâ câe emrunâ ve fâret tennûru kulnâhmil fîhâ min kullin zevceynisneyni ve ehleke illâ men sebeka aleyhil kavlu ve men âmen(âmene), ve mâ âmene meahû illâ kalîl(kalîlun). 11 / HÛD – 40

      Kîle yâ nûhuhbıt bi selâmin minnâ ve berekâtin aleyke ve alâ umemin mimmen meâk(meâke), ve umemun se numettiuhum summe yemessuhum minnâ azâbun elîm(elîmun).11 / HÛD – 48

      Zurriyyete men hamelnâ mea nûh(nûhin), innehu kâne abden şekûrâ(şekûren). 17 / İSRÂ – 3

      Fe evhaynâ ileyhi enısnaıl fulke bi a’yuninâ ve vahyinâ fe izâ câe emrunâ ve fâret tennûru fesluk fîhâ min kullin zevceynisneyni ve ehleke illâ men sebeka aleyhil kavlu minhum, ve lâ tuhâtıbnî fîllezîne zalemû, innehum mugrakûn(mugrakûne).23 / MU’MİNÛN – 27

      Ve kâle nûhun rabbi lâ tezer alel ardı minel kâfirîne deyyârâ(deyyâren).71 / NÛH – 26

      İnneke in tezerhum yudıllû ıbâdeke ve lâ yelidû illâ fâciren keffârâ(keffâre).71 / NÛH – 27

      Bilal kardeşim, Nuh Kıssası konusundaki görüşlerini gözden geçir, belki senin dediğin doğru olabilir en iyisini Allah bilir lakin Nuh tufanı Tevrat ve Kurandada bölğesel değil genel olduğu dağa ağır basmaktadır…
      Nuh duasında Arzda kafir hiç bir canlı bırakma diya dua ederken ardından gemiye ”Kulli zavceynis” bütün çiftlerden deniliyor…

      E ve acibtum en câekum zikrun min rabbikum alâ raculin minkum li yunzirekum, vezkurû iz cealekum hulefâe min ba’di kavmi nûhın ve zâdekum fil halkı bastaten, fezkurû âlâallahi leallekum tuflihûn(tuflihûne).7 / A’RÂF – 69

      Araf 69’da ise nuh tufanında büyük bir tasviye olduğu yani beyin gelişimini tamamlamamış olan insanların tasviye edildiği ve günümüzdeki milletlerin Nuh ve beraberindeki tayfandan türeyen kavimler olduğu anlaşılıyor…Ayrıca nuh tufanı kaç bin yıl önce olduğu bilinmiyor, denizlerin durumu-kıtaların durumu-insanlığın durumu yani insan nüfusunun durumu bilinmiyor, belkide o tarihte sadece nuh kavmi ve etrafındaki kavimlerde olabilir….
      Bazı saf arkadaşlar zannediyorlar ki nuh tufanı olduğunda dünya çoğrafyası günümüzdeki gibi , kıtaların, denizlerin insan nüfusunun, hayvanların vs durumunu günümüzdeki gibi düşünüp yorum yapmakta…

      Ve yuallimuhul kitâbe vel hikmete vet tevrâte vel incîl. 3 / ÂLİ İMRÂN – 48

      Ve musaddikan limâ beyne yedeyye minet tevrâti ve li uhılle lekum ba’dallezî hurrime aleykum ve ci’tukum bi âyetin min rabbikum fettekûllâhe ve etîûn. 3 / ÂLİ İMRÂN – 50

      Yâ yahyâ huzil kitâbe bi kuvveh, ve âteynâhul hukme sabiyyâ.19 / MERYEM – 12

      Bilal kardeşim İsa ve yahya dönemlerinde Tevrat hükmü devam eden bir kitap idi, bu yüzdendir ki kuranı iyi okuduğumuzda tevratın değişmiş yerleri olabilir ama biz tevratı topyekün red edemeyiz kurana uyan kısımlarını bir müslüman farkedecektir işte bunlar kitap olan bölümleridir…Yani ali imran 48’de Kitap-hikmet-tevrat-incil olarak geçer burada kitap olarak söylenen Kuran olma ihtimali yüksektir…Şuda bir gerçekki israiloğluları tevratı inkar etmiyorlar içindeki hükümleri değiştiriyorlar veya kelimelerin anlamları ile oynuyorlar veya toplumun katmanlarına göre değişik şeriyat uyğuluyorlardı, aynı zamanda kitabı gizlemekteydiler….

      Ve keyfe yuhakkimûneke ve indehumut tevrâtu fîhâ hukmullâhi summe yetevellevne min ba’di zâlik(zâlike) ve mâ ulâike bil mu’minîn(mu’minîne).5 / MÂİDE – 43

      Hatta resulallah döneminde dahi tevrat Allah katında hükmüne uyulması gereken bir kitap olduğunu maide 43’ten anlamaktayız…
      Ali imran 48’de hikmet-tevrat-incilden önce bahsedilen Kitabın final ve hepsinin toplamı kuran olduğu anlaşılmaktadır…

      Bunlar benim zanlarımdır, zan hakikatten bir şet ifade etmez…
      Her şeyin en iyisini Allah bilir.

      • rammsteinn dedi ki:

        sayın bilal
        71:26 – Nûh dedi ki: “Yeryüzünde kafirlerden bir tek kişi bırakma.”

        bu ayetteki yeryüzü kelimesinin aslında “sadece bir bölge” olarak algılamamızı istiyorsunuz. tamam öyle kabul edelim bir örnekle olaya bakalım.
        haber spikeri önünde harita hava durumunu sunuyor. karadenizi göstererek
        “buradaki yeryüzünde bu hafta yağış var” desin. herkes acaba ne düşünür?
        herhalde senden başka herkez “bu adam ne saçmalıyor” der.
        böyle bir mantık olamaz.
        yeryüzü kelimesini bir bölge olarak anlamamızı istiyorsun diğer tarafta
        En’âm / 92
        Bu indirdiğimiz, kendinden öncekileri doğrulayan, Mekkelileri ve etrafındakileri uyaran mübarek Kitap’dır. Ahirete inananlar buna inanırlar, namazlarına da devam ederler.

        bu ayetteki “mekke ve çevresini” bütün dünya olarak algılamamızı istiyorsun.
        burada ki ayetlerin anlatımı ters.
        mekke ve çevresini “bütün dünya olarak anlayacağız
        71:26 daki yeryüzü kelimesini “bir bölge” olarak anlayacağız.
        çok ciddi anlatım bozukluğu var. ya da sizin düşünceleriniz yanlış.
        ya da tanrımız insanların aklını karıştırarak bazı insanların ateist olmasını istiyor.
        böyle anlam bozuklukları dolu bir kitabı günümüzde yazan bir yazar sanırım kitabını kimseye satamazdı.

      • kadir dedi ki:

        benim kanaatim ise isra 15. ayetin hükmünün önemidir.. “biz bir halka resul göndermedikçe o halka azap edecek değiliz.”

        burada iki durum söz konusu olabilir.. yasir kardeşimin dediği gibi hz. nuh zamanında yaşayan insanların tümü nuh kavmi olabilir.. eğer böyle ise nuh ile uyarılan halk bütün insanlıktır. o zaman nuh tufanı bütün insanlığa vurmuştur..

        şayet eğer hz. nuhtan başka dünyada yaşayan başka milletler var ise ve nuh tarafından uyarılmamışsa o zaman “nuh tufanı bütün dünyayı vurmuştur” demek isra 15. ayetin hükmüne ters düşer, ve bu sitedeki çelişki avcılarının fark edemediği gerçek bir çelişki olur.. bizler yüce allahın sözlerinde asla çelişki olmayacağına iman eden insanlar olarak eğer durum bundan ibaret ise bilal kardeşimin görüşleri bana göre doğrudur.. hiç birimiz o zamanda yaşamadığımız için kesin bilgiye ulaşmamız söz konusu değildir..

        farklı bir yaklaşım olarak yüce allah insanları değişik fiziki özellik olarak yarattığı düşünülürse (siyahi, sarı,kızıl, beyaz, vs.vs.). hz nuh zamanında yaşayan insanların değişik kavimler olma ihtimali daha yüksektir.. bununla birlikte adem ile nuh arasında ne kadar zamanın geçtiğinide sadece allah bilir..

        her iki kardeşimin görüşlerine de katılıyorum… değerli bilgileriniz için size teşekkür ederim..

      • 1okuyucu dedi ki:

        Kadir;

        “””””her iki kardeşimin görüşlerine de katılıyorum… değerli bilgileriniz için size teşekkür ederim..”””””

        her iki görüşe katıldığını söyleyerek Nuh tufanının hem bölgesel olduğunu, hemde bölgesel olmadığını kabul ediyorsun???

      • toro dedi ki:

        Sayın Kadir,

        İyide ayetin neredeyse bütün meallerine baktım, ayette genelde KİMSEYE denirken siz HALK kelimesini hemde iki kere neye dayanarak kullanıyorsunuz? Taberi tefsirinde bile halk geçmiyor! Bu nasıl işir anlamış değilim! Kuranın bizim göremediğimiz bir yerinde ihtiyaç halinde kelime ekleyiniz şeklinde bir talimat mı var?

        İsra suresinde çelişki aramaya bu kadar heves ediyorsanız ben size 12.ayetini tavsiye ederim!

        ”Biz geceyi ve gündüzü (kudretimizi gösteren) iki alâmet yaptık. Rabbinizden lütuf isteyesiniz, yılların sayısını ve hesabını bilesiniz diye gece alametini giderip gündüz alametini aydınlatıcı kıldık. İşte biz her şeyi açıkça anlattık.” İsra,12

        Bu ayeti ”gecenin giderilmesi ve gündüzün aydınlatması” sonra hicri ve miladi takvim yönünden bir değerlendirmenizi öneriyorum!

        Örneğin miladi takvime yani güneşe göre hesaplanmış takvimde 1 yıl (dünyanın güneşin etrafında yaptığı bir tam tur) 365 gün hesaplanırken (gece ve gündüzü bağlı olarak), müslümanlar bir yılı ayın dünyanın etrafında attığı bir 12 tura göre 354 gün hesaplar! Yani yılı gece ve gündüzü oluşturan dünyanın güneşin etrafında dönerken aynı zamanda kendi etrafında da dönmesi eylemine değil ayın dünya etrafında dönmesine göre hesap eder!

        Acaba kim yanlış yapıyor! Derdini anlatamayan birimi var yoksa derdini anlatmaya çalışanı ciddiye almayan birilerimi?

    • toro dedi ki:

      Sayın Bilal,

      Öncelikle sizinle Zülkarneynin güneşin battığı yere ulaşması konusunda yaptığımız uzun münazaraların bakış açınızda değişimlere yol açtığını görmenin beni ziyadesiyle mutlu ettiğini söylemeliyim.Ama hala bazı şeyleri görmezden geldiğinizi hissediyorum.

      ”Güneşin battığı yere varınca, onu siyah balçıklı bir su gözesinde batar (gibi) buldu. Orada (kâfir) bir kavim gördü. “Ey Zülkarneyn! Ya (onları) cezalandırırsın ya da haklarında iyilik yolunu tutarsın” dedik.” Kehf,86

      Öncelikle burada en önemli şey Zülkarney’in güneşi ”su gözesine batar” bulması değil, ”Güneşin battığı yere” varmasıdır! Evet dediğiniz gibi okyanus kıyısından veya bir denizi uzakta yüksekten gören bir yerden bakıldığında güneş suya batıyormuş gibi görünür! Ama bu batışın göründüğü yer güneşin batışının izlenebildiği yerdir, GÜNEŞİN BATTIĞI YER değil! Bu öyle bir durum ki diyanetin mealinde yok ama diğer mealcilerin nerdeyse tamamı ve siz ”nihayet” ya da ”sonunda” ”güneşin battığı yere varınca”şeklinde çeviriyorsunuz! Yani bir son noktaya varılmış olduğu vurgusu var! Ama sizin de söylediğiniz gibi dünyanın yuvarlak olması ve güneşin etrafında dönüyor olması nedeniyle güneşe veya battığı yere varmak deyimi mantıklı bir deyim değildir!

      Öte yandan siz yeni bir içtahat yaratıyor ve ayetlerin hiçbirinde yazmadığı halde Zülkarneyni bir okyanusa kavuşturuyor hatta daha ileri giderek okyanusun adınıda Atlas diye veriyorsunuz! Öncelikle siz dahil kimsenin böyle bir bilgiye sahip olması mümkün değildir! Çünkü ilgili ayetlerde bu konuda hiçbir bilgi kuranın tanrısı tarafından verilmemiş! Öte yandan siz kendi öngörünüzle güneşin suya doğru batışının sadece okyanus kıyısından görülebleceğini düşünüyorsanız, okyanusa değilde denize kıyısı olan bir tatil beldesinde ya da ada da bir tatil yapmanızı öneririm!

      Verdiğiniz bilgiye göre siz kuranda tanrı detayını bilmediği halde zülkarneynin nerede yaşadığını ve yola nereden çıktığını da biliyorsunuz demektir! Aksi halde vardığı yerin Atlas Okyanusu olduğunu nereden bilebilirsiniz!

      Nuh tufanına gelince;
      Bunun bölgesel bir tufan olduğunu söylüyorsunuz! Tamam olabilir ama dağlar kadar yükselerek Nuhun Gemisinin 2124 metrelik Cudi Dağının zirvesine oturmasını sağlayan yani inanılmaz bir tusunami oluşturan suların ilerleyip bütün dünyayı kaplamasını engelleyen şey nedir? Bakın Kopenhag ta yapılan iklim zirvesinde özellikle kutuplardaki erime ve bunun karalara etkisi irdelendi! Okyanuslardaki 60cm lik bir yükselme en yüksek yeri denizden 1,5 metre olan maldivleri tamamen sular altında bırakacak! Dikkatinizi çekerim 60 cm! Bu daha sonra Londra ve Newyorku tehdit edecek! Bu erime,erimenin olduğu yerdeki su seviyesini arttırarak mevcut suyu arttırıyor ve su içinne dolabileceği yeri sağlamak için harekete başlıyor! Bu hareket önünde bulunan herşeyi sular altında bırakarak gerçekleşiyor! Bakın Japonya Fukishimada yaşanan depremde oluşan tusunami dalgalarının boyu 10 metre idi ve bu dalgalar karadan içeri 10 Km girdi! Peki sizce Cudi Dağının tepesine kadar ulaşan bir su birikintisi nerelere kadar gider? Bakınız su ne kadar yükselirse o kadar hızlı yol alır! Bakın size bir örnek;

      1958: Lituya Körfezi, Alaska, ABD:

      9 Temmuz 1958 gecesinde Alaska Panhandle Fairweather fay hattı boyunca oluşan deprem sonucu meydana gelen yer kaymasında su 914 metre yüksekten düşerek toplam 524 metre boyunda tsunami dalgalarının oluşmasına sebep oldu. Bu dalgalar tarihte görülmüş en yüksek tsunami dalgalarıydı.

      Sayın bilal tufanın olduğu yer bir bardakmıdır ki su sadece o bardağın içinde 2000 metre yükselsin ve etrafına yayılmasın?

      Dünyanın düz olması meselesine gelince! Kusura bakmayın ayetlerden zorlama yorumlarla kendinizi doğrulayıcı anlamlar devşiriyorsunuz! Yahudilerde, hristiyanlarda, müslümanlarda peygamberlerinden 1000 yıllar sonrasına ve sürekli tehdit edip yok etmeye çalıştıkları bilim adamları günün birinde engellenemeyecek şekilde dünyanın yuvarlak olduğunu keşfedene kadar dünyanın düz olduğuna inandılar! Şimdi siz binyıllar boyunca kendisine inananların dünyayı düz sanmasını sağlayan kitapların bilim gerçeği söylediğinde görüş değiştirdiğini iddia ediyorsunuz! Kusura bakmayın ama bu kitaplar 1400 yıl önce yaşayanlara dünyanın yuvarlak olduğunu söylemeden ya da onlar bu kitaplardan dünyanın yuvarlak olduğunu bilmeden iman ettilerse bu iman maalesefki ezbere bir imandır! Bakınız amerika kıtasının keşfedilmesi sırasında magellan boğazına ulaşan gemiciler dünyanın sonuna geldiklerini ve dünyadan düşeceklerini söyleyerek isyan çıkarmaya kalkmışlarıdır! O dönemde yani 1500 lü yıllarda denizciler dünyanın düz olduğuna inanırlarlardı! Aksini söyleyenler şanslılarsa sadece toplumdan dışlanır değillerse dini inancı tehditten öldürülürlerdi!

      Bunu geçin Arabistanın Kral Faysaldan islama hizmet ödülü almış din otoritesi Abd al-Aziz ibn Baz ın fetvasına göre dünya düzdür ve aksini iddia edenler kafirdir! Bu arkadaşın müftü olduğunu unutmayalım! Bu arada arap dünyasında günümüzde hala televizyonlarda dünyanın düz olduğuna dair programlar yapılmaya devam edilmektedir!

      Bakın kopernikten 1800 yıl kendine peygamberim diyenden 881 yıl önce yaşayan Samoslu Aristarkos dünyanın güneşin etrafında döndüğünü söyleyen ilk bilim adamıdır, dünyanın yuvarlak olduğunu ise Pisagor, kendine peygamberim diyenden 1070 yıl önce öğrencilerine öğretmektedir! Bu saydığım bilimadamlarının (yunan) çok tanrılı dinlere inandığı düşünüldüğünde kuranın tek tanrısının onların çok gerisinden geldiği ve kölelikte olduğu gibi dünyanın şekli konusunda da inanırlarını yeterince bilgilendirmediği inanırlarının tepkilerinden anlaşıldığı üzere gayet açıkıtr!

      Köleliği ancak 1962 de BM ısrarıyla kaldırabilen araplar, 1961 de uzaya çıkarak dünyayı dışarıdan gören ilk insan Yuri Gagarine ve 1969 daki ay yürüyüşüne rağmen yıllar sonra bile içlerinden dünyanın yuvarlak olduğunu iddia edenlerin kafir olduğu hükmünü kurana dayanarak veren ödüllü din adamları çıkarabilmektedir!

      Sayın Bilal, siz hiçbir şekilde Arap Yarımadasında kendi dilleriyle kendilerine verildiğine inandıkları bir dine inananlardan daha iyi Kuranı anlarım diyemezsiniz! Diyemeyeceğiniz için onların bize dünyanın düz olduğunu düşündüklerini gösteren tepkilerini perdeleyerek başka bir gerçeklikle onların kurandan feyz alarak inandıklarını bizden gizleyemezsiniz! Bakın onca bulguya rağmen bütün islam dünyasında bir anket yapılsa ve dünya düzmü yuvarlakmı diye sorulsa ortaya çıkan sonuç sizi bir hayli tedirgin edecek nitelikte olacaktır! Çünkü islami geleneklerle göre yönetilen ülkelerde modern bilimden uzak yaşatılan insanların çoğu bu keşiflerden hala haberdar değildir! O yüzden onlar kendilerine ilk verilene yani sadece Kurana baktıklarında hala dünyanın düz olduğuna inanırlar!

      • yasir dedi ki:

        Toro, işte şu an yaşanan bir örnek ile müteşabih ayetleri anlayalım…
        Bilal kardeşim nuh tufanının bölğesel olduğuna inanmakta, ben ise genel olduğunu düşünmekteyim oysaki bu müteşabih olan nuh ayetlerini aramızda iman temeli-şirk ve fitne yapmadıktan sonra bilal kardeşiminde benimde bu şekilde inanmamızda bir sakınca yok…

        Bilal kardeşimin salih bir müslüman olduğunu düşünüyorum, inşallah bende öyleyimdir, en iyisini allah bilir…müteşabih olan nuh ayetlerine ikimizin farklı inamasından dolayı rabbim ahirette ben o tufanı global değil lolak yapmıştım veya ben o tufanı lokal değil global yapmıştım vs gibi ve biriniz yanlış inandı ve bütün salih ameliniz boşa gitti diyeceğini düşünebiliyormusun oysaki bizim rabbimiz sonsuz rahmet ve bahış sahibidir…

        Lakin muhkem olan, adalet-haksız yere can alma-zina-faiz-zulüm gibi vsvsvs bir çok muhkemlerin tevilini teğiştirdiğinde ve yanlış inanıp o şekilde yaymaya çalıştığında hem bu dünya hemde ahirette kaybedenlerden olunmuştur…

        Yani bu durumda işter bilal kardeşimin, ister benim anladığım gibi olsun nuh ayetleri müteşabih olduğundan iman temelli değildir ve yanlış dahi inansak Allah bizleri bu ayetlerden sorumlu ve yükümlü tutmuyor…Tabiki en doğrusunu araştırarak bilmek ve inanmak en doğrusudur lakin üstünde fazla yoğunlaşmadan anladığın gibi ve en mantıklı ve akılcıl tarzda inanıp müteşabihlerin ütünde yoğunlaşmadan, muhkemler üzerinde yoğunlaşılmalıdır…

      • toro dedi ki:

        Sayın Yasir,

        ”Bilal kardeşim nuh tufanının bölğesel olduğuna inanmakta, ben ise genel olduğunu düşünmekteyim oysaki bu müteşabih olan nuh ayetlerini aramızda iman temeli-şirk ve fitne yapmadıktan sonra bilal kardeşiminde benimde bu şekilde inanmamızda bir sakınca yok…”

        Kim söylüyor bunu kuranın tanrısımı? Kuranın neresinde benim ayetlerimi anlamada kafanıza göre takılın diyor? Bak sen kendin mütaşabih ayetler insanı inançsız yapar dedin, Tanrı ise müteşabih ayetlerin peşine düşenler ”kalplerinde eğrilik” olanlardır diyor! O halde müteşabih ayetleri sen başka, sayın bilal başka anlıyorsa -ki bunu o ayetin tevilinin peşine düşmeden yapamazsınız- o halde tanrıya göre kalbinde eğrilik olan hanginiz?

      • yasir dedi ki:

        ——TORO DİYOR Kİ—-”Kim söylüyor bunu kuranın tanrısımı? Kuranın neresinde benim ayetlerimi anlamada kafanıza göre takılın diyor? Bak sen kendin mütaşabih ayetler insanı inançsız yapar dedin, Tanrı ise müteşabih ayetlerin peşine düşenler ”kalplerinde eğrilik” olanlardır diyor! O halde müteşabih ayetleri sen başka, sayın bilal başka anlıyorsa -ki bunu o ayetin tevilinin peşine düşmeden yapamazsınız- o halde tanrıya göre kalbinde eğrilik olan hanginiz?”—————–

        Toro, bir şeyin peşine düşmekten ne anlıyorsun çok merak ediyorum…
        Ali imran 7’de, denilen kitabın bir kısmı muhkemdir yani anlamı her zaman ve her toplum için aynı olan değişmez ayetlerdir ve uyğulamak-amel etmek-eylem ile manası ortaya çıkaçak ayetlerdir…Bunlar adalet-hak-hukuk-zulüm-faiz-zina-haksız can alma-israf-yardımlaşma vsvsvs daha bir çok husus…İşta bunlar ummül kitap-ana kitaptır yani kitabın esasıdır deniliyor…Bunlardan ne anladığını çok merak ediyorum.

        devamında…Diğerleri ise müteşabih yani birdan fazla manaya gelebilecek-herkezin farklı anlam-dersler çıkarabileceği-benzetmeli-sembolizimle anlatılmış yani teşbih sanatıyla anlatılmış ayetlerdir…Teşbih kelimeside, müteşabih kelimesinden dilimize geçen arapça bir kelimedir…
        Şimdi, kalibinde eğrilik-inançsızlık bulunanlar muhkemlerin uyğulanmasından ziyade müteşabih ayetlerin peşine takılıp farklı anlamlarını saptırmaya çalışarak kendi eğriliklerini-inançsızlıklarını yaymaya çalışırlar ve devamlı bu ayetleri öne sürerek fitne çıkarmaya çalışırlar deniliyor…Ama salih bir müslüman o ayetleri okur ve çıkarımlar yaptıktan sonra üzerlerinde fazla durmaz hepsi Allahtandır der ve muhkem ayetler üzerine yoğunlaşır…

        Yani nuh tufanı, lokal mi, yoksa global mi, olmuş hiç farketmez hanğisine inanırsan inan, veya evrim varmı-yok mu hanğisine inanırsan inan, bunların hanğisi doğru–hanğisi yanlış olduğu hiç önemli değil, salih bir müslüman hanğisine inanırsa inansın hepsi Allahtandır der geçer…Yani nuh tufanı ister genel-ister bölğesel olsun hepsini Allah yaptı, evrim ister olsun ister olmasın hepsini Allah yaptı…Çünkü bu ayetler iman temelli değildir eğer öyle olsaydı Allah net olarak belirtip bilmemizi isterdi…
        Şimdi düşünelim, nuh tufanı ister bölğesel ister genel olsun, insanlık için ne değiştirir, şimdi bilal kardeşimle bu farklı görüş için tartışıp ayrılığa sbebiyet verirsek işte o zaman bu müteşabihlerin peşine düşüp günah işlemiş oluruz…Ama biz şu an ikimizde birbirimize sayğı duyup en iyisini Allah bilir dedik ve inşallah en doğrusunu yaptık…
        İnşallah Allah bizleri en doğruya ve hayırlıya yakınlaştırır.

        Lakin salih bir müslüman muhkemler üzerinde yoğunlaşıp onların uyğular ve uyğulanmasını yayğınlaştırır…İslam dini hem inanmak hemde eyleme geçirmekle esas bir dindir, sadece inanmak veya sadece uyğulamakta yetmez…Yani salih bir müslüman adalet-hak-zina-faiz-hırsızlık-içki-kumar-zulüm-haksız saldırı-salat-zekat-dayanışma-vsvsvsvs gibi ayetlerin peşinden gider ve bunları eyleme geçirerek ve yayğınlaşmasını sağlamaya çalışarak hayatını geçirir…
        Sen boşver et nuh tufanı nasıl oldu-meleklerin kanadı nasıldı—İnsanın temel görevi adaleti sağlamak-ıslah etmek-düzeltmek-iyilikleri yayıp,kötülükleri önlemektir….
        Torocum inşallah anlamışsındır…Ama biz her durumda sabırla anlatmaya çalışacağız inşallah.

      • toro dedi ki:

        Sevgili yasir,

        Kusura bakma ama demogoji yapıyorsun! İnancını kendi ihtiyaçlarına uyduruyorsun! Senin inancının tanrısı seni kendisinin FARKINDA olman için yarattığını iddia ediyor! Yani senden beklediği ilk şey farkında olmak! Bu durumda sen tanrının sözlerini ”farketmez” ”doğru yanlış hangisi önemli değil” şeklinde paketleyerek sunamazsın! Senin için kuranda yapılan kurgunun temeli farkında olmak ve inanmak üzerinedir! O halde nuh tufanı ya bölgeseldir, ya genel! İkisinden birinin farkında olmalı ikisinden birine inanmalısın! İkisi birden olmaz! Diyelim ki tanrı bölgesel bir tufandan bahsediyor! Yani genel demiyor! Sen genel olduğuna inandığında tanrının dediğine yani tanrıyamı inanmış oluyorsun yoksa kendi yarattığın anlamamı? Tanrı sadece bir bölgede işlem yapmış ise sen onun bütün düyada işlem yaptığına nasıl inanabilirsin? İşte bu kuranın tanrısının seni içine düşürdüğü tezattır! Sen tanrısallığa aykırı muallak bir hitapla başbaşa bırakılmışsın!

        Bu nedenle senin bu soruları savuşturayım amaçlı boşvermişliğin anlamlı değildir!

      • bilal dedi ki:

        Sn.Toro,

        KEHF-86.AYETLE İLGİLİ VERDİĞNİNİZ MEALDE HATA VARDIR:

        Bakınız benim kur’an’ın rapça metninden anladığım aşağıdaki gibidir..İlgili ayete ‘’Zülkarneyn ‘’ BATIYA VARINCA.. ‘’şeklindedir. ‘’ Güneşin battığı yere varınca ” şekilindeki adeta bibirlerinin kopyası olan mealler ise hatalıdır.Ben arapça bilen biri olarak ayete baktığım da ‘’ Güneşin battığı yere…’’ ifadesini yanlış buluyorum.Her dilde nasılki batıya batı,doğuya doğu,güneye güney,kuzeye kuzey deniliyorsa,arapçada da öyledir.. Hiç kimse‘’ batıya ‘’güneşin battığı yer ‘’ ifadesini kullanmıyor,sadece batı ifadesini kullanıyor. Meallerin çoğunda ‘’battığı yere ‘’şeklindeki hatalı ifede bulunuyorsa da bunun böyle olduğunun anlamına gelmez.Bir çok türkçe meallerin de adeta birbirinin kopyasıdır..

        Ayrıca,Prof.Dr.Suat YILDIRIM,Ümit ŞİMŞEK,Edip YÜKSEL,Ahmet TEKİN ve Abdullah PARLAYAN’ın mealleri de bu doğrultudadır.’’Yani bunlarda da ‘’battığı yere..’’ şeklindeki bir ifade yoktur..!!!

        Aşğıdaki arapça tefsir metninde de aynen ifade ettiğimiz gibidir…..

        حَتَّى إِذَا بَلَغَ مَغْرِبَ الشَّمْسِ وَجَدَهَا تَغْرُبُ فِي عَيْنٍ حَمِئَةٍ وَوَجَدَ عِنْدَهَا قَوْمًا قُلْنَا يَا ذَا الْقَرْنَيْنِ إِمَّا أَنْ تُعَذِّبَ وَإِمَّا أَنْ تَتَّخِذَ فِيهِمْ
        وقوله : ” حتى إذا بلغ مغرب الشمس ” أي فسلك طريقا حتى وصل إلى أقصى ما يسلك فيه من الأرض من ناحية المغرب وهو مغرب الأرض..{تفسيرابن كثير }
        ——————————————————————-

        غروبها بمعنى غيابها من مرأى عينك أنت؛ لأن الشمس لا تغيب أبداً، فهي دائماً شارقة غاربة، بمعنى أنها حين تغرب على قوم تشرق على آخرين؛ لذلك تتعدد المشارق والمغارب.

        Ayrıca yukrıdaki tefsir metninde ‚‘‘ غروبها بمعنى غيابها من مرأى عينك أنت‘‘ onun ‚‘‘ğurub‘ olayı senin gözünden kayıp oluşudur لأن الشمس لا تغيب أبداً‘‘ çünkü güneş hiç bir zaman batmaz.!

        ‘’ Öte yandan siz yeni bir içtahat yaratıyor ve ayetlerin hiçbirinde yazmadığı halde Zülkarneyni bir okyanusa kavuşturuyor hatta daha ileri giderek okyanusun adınıda Atlas diye veriyorsunuz! ‘’ sizden alıntı ‘’

        Siz bu konuda yanılıyorsunuz.Atlas okyunusu tefsirlerde de geçer ! İşte‘’زبدة التفسير من فتح القدير ‘‘ Zübdetu tefsir min fethil kadir ‘’ adlı tefsirin konuyla ilgili kısa metnini aşağıya alıyorum !!!
        393 { حتي اذا بلغ مغرب الشمس } اي نهاية الارض من جهة المغرب ليس بعدها الا البحر المحيط .. !!! ص – 392- ___________________________________________________
        Tefsirlerde nakledildiğine göre Zülkarneyn,batıda Atlas okyanusuna,orada güneşin okyanus ufkunda batışını seyretti.Ancak koca kainat içinde bu okyanus,kendisine bir su gözesi kadar küçük geldi. Güneş,sislerle kaplı okyanus ufkunda, sanki balçıklı bir su gözesine gömülür gibi batıyordu..’’في رأي العين ‘’

        Saygılarımla…

      • toro dedi ki:

        Sayın Bilal,

        Bazen kendimi bir oyunun içindeymişim gibi hissediyorum daha doğrusu hissettiriyorsunuz! Mealcilerin çoğu ayette ilgili yeri ”güneşin battığı yere ulaştığında” olarak çevirirler! Siz ise bunun böyle olmadığını aslında ”BATIYA VARINCA” olarak anlaşılması gerektiğini söylüyorsunuz! Bende size diyorum ki bu bir şakamı?

        Öncelikle Zulkarneynin bir yere ULAŞTIĞI ya da bir yere VARDIĞI konusunda bütün mealcilerle aynı noktada olmanız çok güzel. Çünkü olayın özü VARMAK ya da ULAŞMAK ta gizli! Peki size göre Zulkarneyn nereye ulaşmş?

        BATIYA!

        Peki adı üstünde BATI nedir ya da ne demektir bilal bey? Hadi onuda ben söyleyeyim, GÜNEŞİN BATTIĞI YER!

        Diyelim ki sizin dediğiniz gibiolsun! BATI yerinde duran bir şey midir ki varıyorsunuz? Sözde ayette ki problemi çözmeye niyetlendiniz ama yaptığınız şey ortalığı daha da karıştırdı!

        Atlas okyanusu meselesine gelince! Bu konuda bir yönlendirme yapamazsınız! Elinizde sadece ” su gözesi” benzetmesi var! Bu benzetmeden zorlaya zorlaya en fazla deniz çıkarabilirsiniz ama okyanusa ulaşmanız sadece fantazidir! Bence siz okyanusa ulaşmak yerine Zulkarney nin adının anlamı üzerinde yoğunlaşın! Bu isim size su gözesinden okyanus çıkartmaktan öte imkanlar sağlayacaktır!

      • kadir dedi ki:

        sayın toro…

        gerçekten ya çok art niyetlisiniz, yada gerçekten çok bilgisizsiniz.. işte bunun ispatı…

        türkçede güneşin batması veya bir şeyin suyun içine batması aynı anlamda kullanılır.. “batmak” fiili bir suyun, çamurun veya başka bir şeyin içine girmek demektir. oysa arapçada bu farklıdır.. mesela;

        “garbın afakını sarmışsa çelik zırhlı duvar.. ” batının afakını sarmışsa çelik zırhlı duvar..
        burada mehmet akif arapçadan dilimize geçen “garabe” fiilini kullanmıştır.. garb, mağrib
        hepsi aynı kökten türemiş kelimelerdir.. “garabe” fiili bir suyun içine fiili olarak batmak anlamına gelmiyor.. o anlama gelen arapça kelime “gareke” dir.. örnek…

        “karadenizlere gark eyle beni” “karadenizlere batır beni” anonim bir türküde geçen bu cümle dilimize arapçadan geçmiştir.. bir suyun içine fiili olarak batmak demektir..

        şöyleki kehf suresinin 71. ayetine bakın geminin batırılması hakkında hz. musa ne diyor..

        “sen gemiyi ve içindekileri batırmak (,tuğrika, garake) için mi deldin. (kehf-71)

        buradan şu anlaşılıyor. garabe, mağrib batı, kişinin konumuna göre batı yönü, batı yönünde bir yeri ifade eder.. ayette geçen “güneşi bulanık bir su birikintise batar (garabe) buldu” ifadesi zülkarneyn güneşin batışını izlerken güneşin gözüktüğü en son nokta su birikintisinin bulunduğu noktadır.. yani güneş suyun içine girmiş değildir.

        eğer sizin iddia ettiğiniz gibi olmuş olsaydı “güneşi su birikintisine batar (gareke veya başka bir fiil) buldu” olurdu.. o zaman haklıydınız..

        işte bu iddialarınız tamamen sizdeki kalıplaşmış düşünceden ve bunun sonucu olan bilgisizlikten kaynaklıdır..

        özet; garake, mağrib, batı,batıda bir yer.. gareke, tüğrika fiili olarak batmak demektir..

        saygılarımla

      • bilal dedi ki:

        Sn.Toro,

        Bugün bütün dünya dillerinde,hatta bilimsel makalelerde bile kişinin bulunduğu yere göre dünyanın ekseni etrafında dönmesiyle güneşin kayıp olduğu tarafa ‘’ BATI ‘’ denilmiyor mu ??? Haydi bütün dünya yanlış söylüyor,ya bilimsel makaleler ???

        Tekrar konuyla ilgili tefsir metinlerini gösteriyorum.

        وقوله : ” حتى إذا بلغ مغرب الشمس ” أي فسلك طريقا حتى وصل إلى أقصى ما يسلك فيه من الأرض من ناحية المغرب وهو -1 مغرب الأرض..{تفسيرابن كثير }

        ‘’ Zülkarneyn bulunduğu yerden batı tarafında kara parçasının bittiği yere varıncaya kadar bir yol tuttu…… ‘’ yani okyanus sahiline varıncaya kadar…!!!

        2- 393 { حتي اذا بلغ مغرب الشمس } اي نهاية الارض من جهة المغرب ليس بعدها الا البحر المحيط

        ‘’Bulunduğu yerden Batı tarafında kara parçasının bittiği yer olan okyanus sahiline varınca.’’şekildedir.
        Kaynak !!! ‘’ Zübdetu tefsir min fethil kadir../ s / 392-393 /

        Özetle,bügün bütün bilimsel makalelerde bile kişinin bulunduğu yere göre dünyanın kendi ekseni etrafında dönmesiyle güneşin kayıp olduğu tarafa ‘’BATI ‘’denir.!!! Acaba bilimsel makalelerde de yanlışlık mı var.???

        Ayrıca sen Türkiyenin doğu bölgesinden batı bölgesine gidersen,doğuda olanlar Sn.Toro batıya gittti,veya Türkiyenin batısından doğuya gidersen batıdakiler de sn.Toro doğuya gitti demeleri yanlış mı ???

        Eğer yanlış ise,lütfen bütün dünyaya bunun yanlış olduğunu anlatın da sayenizde herkes bu yanlışlıktan kurtulsun.!!! Lütfen,konuyu bulandırmak için anlamsız yorumları yapmayın !

        Saygılarımla…

      • toro dedi ki:

        Sayın Bilal,
        Kadir Bey’de yanınıza gelmiş ve bir şakacıdan 2 şakacıya terfi etmişsiniz!

        Cidden inanılmazsınız!

        ”BUGÜN bütün dünya dillerinde,hatta bilimsel makalelerde bile kişinin bulunduğu yere göre dünyanın ekseni etrafında dönmesiyle güneşin kayıp olduğu tarafa ‘’ BATI ‘’ denilmiyor mu ??? Haydi bütün dünya yanlış söylüyor,ya bilimsel makaleler ???”

        Evet aynen öyle deniyor! Ama ne zaman BUGÜN! 1400 yıl önce ne deniyor du? Örneğin 1400 yıl sonra güneşin battığı yöne BATI değilde BATMAN denildiğinde yaşıyor olursanız başka biriyle de ayetin mealinde BATMAN yazıyor diyerekmi tartışacaksınız?

        Size bana cevabınızda ne dediniz BATIYA VARMAK! Ben size ne dedim, BATIYA nasıl varılır! Lafı eğip bükmeyin ben sadece BATIYA nasıl VARILIR ın cevabını bekliyorum!

        Bakalım bu defa ayeti nasıl değiştireceksiniz! Çünkü ilk yanıtınızda ayeti ;

        ‘’ BATIYA VARINCA”

        şeklinde tanımlarken şimdi;

        ”Zülkarneyn bulunduğu yerden batı tarafında KARA PARÇASININ BİTTİĞİ YERE varıncaya kadar bir yol tuttu”

        araya birde kara parçası sıkıştırıyorsunu! Hayır mealinizi sürekli farklı tanımlamalarla güncelleyen ama bir türlü emin olamayan sizsiniz ama üstüne bir de bilgiçlik taslıyorsunuz!

        ‘’Zülkarneyn ‘’ BATIYA VARINCA.. ‘’şeklindedir. ‘’ diye düşünürken ne olduda birden araya KARA PARÇASINI da ekleyi verdiniz?

        Ben itiraz ettikçe sürekli güncelenen bir ayet ve güncelleyen bir mealci var karşımda! İyide gerçekte hangisine inanıyorsanız onu söyleyinde bende neyi yorumlayacağımı bileyim!

  24. sercan dedi ki:

    86. Nihayet güneşin battığı yere varınca, onu kara bir balçıkta batar buldu. Onun yanında (orada) bir kavme rastladı. Bunun üzerine biz: Ey Zülkarneyn! Onlara ya azap edecek veya haklarında iyilik etme yolunu seçeceksin, dedik.
    bilal beye cevap
    1 güneşin battığı yere varınca diyor ,,,, eğer orada diğer yerlerde olduğu gibi güneş batıyor olsa neden
    okadar yol gidipte aha güneş burada batıyor desin
    oysa güneş görülen her yerde batar gözükür zaten
    buradaki anlatım sanki dünyanın son noktasına gelmişte başka yerde hiç görülemeyecek
    şekilde sadece kara balçıkta battığını uzak batıya gitmesinide bu yüzden belirtmiştir….
    birde şu güneş dünya bilgisi ilkokul bilgileri,,,, bunları yazarak lütfen laf kalabalığına gerek yok…

    2 nuh tufanını konuşmaya gerek yok daha önce sizle bu detaylı şekilde konuştuk zaten
    açıklamanızın hiç bir ikna yönü yok…..NOT ORHAN RUMUZU YANLIŞ BEN SERCANIM YEŞİL SİMGEMDEN ANLAMADINIZMI………
    SAYGILAR

    • bilal dedi ki:

      Evet,yeşil simgenizden şunu anladık.!!! Kendi ismi yerine defalarca başkasının ismini yazanın kafasında bir sorun olabilir,bu nedenle böyle bir durumu normal karşılamak gerekir…!!!

  25. sercan dedi ki:

    VİKİPEDİADAN ALINTI Kur’an’da kimlik tanımı flu çizgilerle yapılmış efsanevî bir komutan veya kral olduğu anlaşılan Zülkarneyn’in demir işlemeyi bildiği göz önüne alındığında Demir Çağı’ndan sonra yaşadığı anlaşılır. Sınırları doğu ve batıda olabilecek en geniş noktalara ulaşan bir devlet veya hükümranlığın başını temsil ediyor. Başarılarının büyüklüğü, kendisini Tanrı’nın desteklediği efsanesinin yerleşmesine yol açıyor. Başında savaşlarda kullandığı çift BOYNUZLU kaska atfen Zülkarneyn (çift boynuzlu) ifadesi kullanılıyor. Hikâyenin buraya kadarki kısmı Büyük İskender ile uyumlu gözüküyor ve Kur’an yorumcularının çoğu Zülkarneyn’in İskender olduğu sonucuna ulaşıyor.[9] Ancak hikâyenin diğer parçaları başka coğrafyalardan derlenmiş unsurlardan oluşuyor. İskender’in demir kitleleri ile inşâ ettiği set Zülkarneyn Seddi/(Çin Seddi) ise seddi inşa edenin kimliği, seddin harcı ve kimlere karşı (Ye’cüc ve Me’cüc) yapıldığı göz önüne alındığında yorumcuların aklını karıştırıyor ve Büyük İskender için sonu olmayan kimlik arayışlarına, hatta onun Muhammed’in kendisi olduğu iddialarına yol açıyor.[10]
    BENİM YORUMUM,,,,,, ZULKARNEY SADECE ESKİLERDE YAŞAMIŞ BİR KOMUTAN OLDUĞU AÇIK ama muhammat bunuda bir allahın elçisi gibi kurana uygulamş …..
    Bunun üzerine biz: Ey Zülkarneyn! Onlara ya azap edecek veya haklarında iyilik etme yolunu seçeceksin, dedik.
    bu kelimeler zaten onun bir silahlı güce sahip komutan olduğunu ele veriyor ……..

    • bilal dedi ki:

      Sercan bey,

      ‘’ BENİM YORUMUM,,,,ZULKARNEY SADECE ESKİLERDE YAŞAMIŞ BİR KOMUTAN OLDUĞU AÇIK,ama muhammat bunuda bir allahın elçisi gibi kurana uygulamış ..” diyorsunuz ”.
      Bu yorumunuzla da çok yanılıyorsunuz,zira kur’an onu Allah’ın bir eliçisi gibi değil,salih ve adil bir kul olarak gösterimiştir….!!!

      Siz bir önce araştırın bakalım,kur’an’ın neresinde Zülkarneyn’in bir peygamber olduğuna dair vurgu yapılmıştır.??? Kur’an’da böyle bir şey var mı ??? Kur’an’ın neresinde onun için ‘’Resul ‘’ elçi veya‘’Nebi ‘’ yani peygamber ifadesi kullanılmıştır ??? Böyle bir durum varsa lütfen bize gösterinki sayenizde biz de doğruyu öğrenmiş olalım.!!! Onun bir
      peygamber olduğuna dair ortalıkta dolaşan bazı söylentiler kur’an’a dayanmamaktadır.. Ayrıca vahyin bir anlamı da ilhamdır,ilham yoluyla yüce Allah ona bir mesaj vermiştir,bu ilhamla onun bir peygamber olduğunun anlamı çıkmaz.!!! Çünkü kur’an,onun için bir‘’resul,(elçi) veya Nebi (peygamber) gibi ifadeleri kullanmamıştır..

      ‘’الله اعلم ‘’..Zülkarneyn,salih ve adil bir hükümdar ve komutan olduğundan yüce Allah da ilham yoluyla ona bu tür bazı mesajlar vermiştir. ! Zaten kur’an’da onun Allah’ın bir elçisi veya bir peygamberi olduğuna dair hiç bir vurgu da yapılmamıştır.!!!
      Buna rağmen araştırıp öğrenmeden kur’an’a dayanmayan bazı söylentileri mesnetsizce hz.Muhammed’ (s.a.s.) e ve kur’an’a nasıl mal edbiliyorsunuz.???

      Özetle,onun Allah’ın bir eliçisi (resul veya peygamber ) olduğuna dair kur’an’dan bir ayet göstermenizi bekliyorum….!!!

      Saygılar…

      • rammsteinn dedi ki:

        zulkarneyn ile ilgili yorumlara bakıyorum. kim olduğuna dair bütün görüşler boşa. çünkü onun kim olduğunun kanıtı yok. bir çağa damga vurmuş büyük başarılara imza atmış bir hükümdar da olabilir ya da keçi çobanı da olabilir. ya da hiç yaşamamış efsanevi bir karakter.
        bilal beyin onun bir elçi olmadığını söylüyor ama kuranda ki ayete bakarsak ona hitaben yazıldığını görüyoruz. kuran şunu diyor “zulkarneyn bir kavim buldu. biz ona bu kavme nasıl davranacağının yetkisini verdik”
        zulkarneyn yetkilendirilmiş. bu kişiye “elçi değil” diyemeyiz.
        şöyleki
        KEHF – 84
        Diyanet İşleri
        Biz onu yeryüzünde kudret sahibi kıldık ve kendisine her konuda (amacına ulaşabileceği) bir yol verdik.
        KEHF – 85
        O da (Batı’ya gitmek istedi ve) bir yol tuttu.
        KEHF – 86
        Güneşin battığı yere varınca, onu siyah balçıklı bir su gözesinde batar (gibi) buldu. Orada (kâfir) bir kavim gördü. “Ey Zülkarneyn! Ya (onları) cezalandırırsın ya da haklarında iyilik yolunu tutarsın” dedik.

        tanrı zulkarneyni yetkilendirmiş demiş ki “git”
        o da gitmiş kavmi bulmuş tanrı da demişki “Ya (onları) cezalandırırsın ya da haklarında iyilik yolunu tutarsın”
        şimdi bu kişi için elçi değil nasıl deriz?
        elçi olması için gereken şartlara zulkarneyn uymuyormu?
        elçi olmak için şartlar neler?
        zulkarney ile,kuranda adı geçen 25 peygamberin ne farkı var?
        ne kadar konuşursanız konuşun işin içinden çıkamazsınız.
        ama herzaman şu açık “kuran apaçıktır”

        ayrıca yön konusuna derinlemesine inerseniz bütün görüşler boşa çıkar. çünkü evrenin ne yukarı ne aşağısı ne yönleri vardır.

        benim görüşüm şu
        zulkarneyn efsaneleşmiş büyük bir başarılı şahsiyet. o dönemlerde güneşin battığı yere kimsenin ulaşamadığını da düşünürsek birisi de bunu akilane bir şekilde montajlamış.
        bu başarılar ancak kendi tanrısının desteğiye olur. ve güneşin battığı yere de ancak bu kişi varabilir. güneşin battığı yere varma hikayesi o dönem için inandırıcıdır. dolayısıyla kimse buna karşı çıkamaz. çıkmakta istemez. çünkü işin ucunda cehennem var.

  26. kadir dedi ki:

    sayın toro….

    “İyide ayetin neredeyse bütün meallerine baktım, ayette genelde KİMSEYE denirken siz HALK kelimesini hemde iki kere neye dayanarak kullanıyorsunuz? Taberi tefsirinde bile halk geçmiyor! Bu nasıl işir anlamış değilim! Kuranın bizim göremediğimiz bir yerinde ihtiyaç halinde kelime ekleyiniz şeklinde bir talimat mı var?” sizden alıntı..

    isra 15. ayette bahsedilenlerin kişi veya halklar olması önemli değildir.. önemli olan tebliği alıp almamasıdır.. o dönemde yaşayan bir başka kavim veya kişilerin tebiliğ alıp almaması önemlidir. ben buna vurgu yaptım. sanırım siz ne dediğimi anlamadınız.. ayrıca ben çelişki aramıyorum. sadece öyle olsaydı çelişkili olurdu dedim.. sanırım bunuda yanlış anladınız.. siz sürekli yanlış anlıyosunuz sayın toro.. bunun bir nedeni var mıdır?

    asıl konunun dışına çıkarak yine laf kalabalığına girerek konuyla hiç alakalı olmadığı halde isra-12. ayeti buraya yazmanın ne ilişikliği olabilir.. dağdan kestim kereste… gerçekten taktire şayansınız.

    şimdi sizin anlayacağınız tarza da ki (hiç zannetmiyorum) kısaca yasir bey ve bilal beyin yazılarını özetliyorum.

    eğer nuh tufanı tebliği almayan kişilere veya kavimlere de vurduysa isra-15. ayetle çelişkili olur..
    eğer sadece nuh kavmine vurduysa isra-15. ayetle uyumlu olur..
    eğer o zamanda yaşayan insanlar sadece nuh kavminden oluşuyosa ve tufan bütün dünyayı kaplamışsa isra-15. ayetle yine uyumlu olur..

    kısaca yasir kardeşimin ve bilal kardeşimin yorumları doğrudur.. yani her ikiside olabilir.. fakat en doğrusu yüce allah bilir diyip bu konu üzerinde fazla durmamak biz inananlar için daha doğru olur..

    siz sabaha kadar bu konu üzerinde değişik senaryolar yazabilirsiniz sayın toro..

    saygılar..

    • toro dedi ki:

      Sayın Kadir,

      Sizi gayet iyi anlıyorum! Ama sizi getirmeye çalıştığım bir nokta var. Sağolasın dostum beni hiç üzmüyorsunuz! Daha önce yine buna benzer bir tartışmada tebliği yapmakla görevlendirilen kişinin peygamber olduğunu ve onun bizzat tebliğ etmediği hiçbir şeyin tebliğe muhatap oldukları söylenenler için geçerli olmadığını söylemiştim! Dolayısıyla tebliğ peygamberin ölümüyle sonlanır ve o ana kadar iman edenlerin haricinde kalanlar için herhangi bir sorumluluk oluşamaz! Bu kuranın kendi iddiasıdır.

      Sağolasınız ki benim bu yorumumu nuh hadisesine verdiğiniz yanıtla tasdiklemiş oldunuz!

      ”isra 15. ayette bahsedilenlerin kişi veya halklar olması önemli değildir.. ÖNEMLİ OLAN TEBLİĞİ ALIP ALMAMASIDIR.. o dönemde yaşayan bir başka kavim veya kişilerin tebiliğ alıp almaması önemlidir. ben buna vurgu yaptım. sanırım siz ne dediğimi anlamadınız.. ayrıca ben çelişki aramıyorum. sadece öyle olsaydı çelişkili olurdu dedim.. sanırım bunuda yanlış anladınız.. siz sürekli yanlış anlıyosunuz sayın toro.. bunun bir nedeni var mıdır? ”

      Umarım bu noktada peygambere(!) söylenilen,

      ”Böylece biz sana Arapça bir Kur’an vahyettik ki, şehirlerin anası olan Mekke’de ve çevresinde bulunanları uyarasın. Hakkında asla şüphe olmayan toplanma günüyle onları uyarasın. Bir grup cennette, bir grup ise cehennemdedir.” Şura,7

      ”şehirlerin anası olan Mekke’de ve çevresinde bulunanları uyarasın”

      şeklindeki talimatın nereleri ve hangi halkı kapsadığını anlamış olursunuz!

      Bu arada sizinle yaptığım yazışmalarda yaptığım herşeyin bir nedeni vardır!

      • bilal dedi ki:

        Sn.Toro,

        1-Gösterdiğiniz ayete MEKKE ifadesi geçmiyor..Burada MEKKE için ‘’ ام القري ” yani tüm yerleşim merkezlerinin anakenti ‘ ifadesi kullanılmıştır.Kur’an’a göre Mekke tebliğ açısından dünyanın tüm yerleşim merkezlerinin anakenti ise,o zaman bu mesaj bütün dünyayadır….!!! Çünkü kur’an ilahi mesajın tebliği açısından Mekkeyi dünyanın bütün yerleşim merkezlerinin anakenti olarak kabul ediyor.Bu nedenle ilahi mesajın tebliği önce buradan başlamıştır……..

        2-Ayrıca ‘’ان هو الا ذكر للعلمين ‘’ Kur’an ancak bütün alemlere bir öğüttür, ( 82 / 27 )

        3- هدي للناس وبينات …………. ’’
        من الهدي والفرقان الخ ‘’ Ramazan ayı ki,o ayda Kur’an,insanlara yol gösterici, doğru yola iletici, eğri ile doğruyu birbirinden ayırt edici olarak indirildi. (2 / 185 ) deniliyor…!!!

        Peki bu ve daha nice ayetlerde kur’an’ın bütün insanlara geldiğini net ve kesin bir dille ifade edildiği halde hangi mantıkla sadece mekke ve çavresi için geldiğini söylüyorsunuz? Konuyla ilgili bütün ayetleri yok mu sayıyorsunuz.??? Özetle,kur’an evrenseldir,bütün insanlara gelmiştir…!!!!!!!!!!

        Saygılarımla..

      • toro dedi ki:

        Sayın Bilal,

        O ayette geçen isim ”Ümmü’l-Kurâ” dır! Şehirlerin anası manasında kullanılır ve cahiliye döneminden gelen bir isimdir! Ayrıca cahiliye döneminde Mekke için sadece bu isim kullanılmaz!

        insanların orada birbirlerine merhamet edişlerine bakılarak “Ümm-ü Rahm” (Rahmet anası), kalabalık olup birbirleriyle itişip kakışmalarına bakılarak Ümm-ü Zahm (Zahmet anası), yoldan çıkıp sapanı kırıp geçen bir yer anlamına “Bâsse” yahut inkar edilenin sürüp çıkarıldığı yer anlamına “Nasse” isimleri de kullanılmıştır. Cahiliyye şiirinde şehir için ”Salâh” ‘ (kurtuluş) adı da kullanılmıştır.

        Mekke için il defa kuranın getirdiği isim ”Bekke” dir! Diğer bütün isimler kurandan önce zaten kullanılan isimlerdir! Dolayısıyla kuranın tabiri olarak alıp bütün dünya diye bir anlam çıkarmak işgüzarlıktır! Arap emperyalizminin yarattığı yıkımların tanrı kullanılarak aklanmaya çalışılmasıdır!

        Net ve kesin ifade edilen birşey yok sayın bilal! Kılıç zoruyla yağmalanan şehirlerin insanlarının yine kılıç zoruyla müslümanlaştırmasını aklamak için seçilen bir ayetin isteğe uyarlanması var!

        Cahiliye devrinde araplar ve etraftaki diğer kavimler mekkede yaşayanlara ‘Ümmü’l-Kurâ”nın insanları diyorlardı! O zaman aşağıdaki

        ”umme el kurâ ve men havle-hâ” tabirini kullanan cahiliye arapları bunu bütün dünyayı anlatmak için mi kullanıyorlardı?

        Eğer ”umme el kurâ” ilk defa kuranda ortaya çıkan bir isim olsaydı sizin önermenizi o noktadan tartışabilirdik! Ama sizde biliyosunuz ki değil! Burada kuranın tanrısı(!) inanırlarına onların anlamını zaten bildiği bir isim üzerinden seslenmiştir ve onların zaten bildiği bir bölgeyi kastetmiştir!

        Ya da siz söyleyin arapların cahiliye döneminde kullandıkları doğrudan dünya anlamına gelen bir kelime yokmudur ki kuranın tanrısı araplara derdini anlatabilmek için kullanabilsin?

        Bu konuda zorlama yorumlardan öteye gidemezsiniz! Maalesefki birşeyi birşeye sonradan uydurmaya çalıştığınızda böyle sürprizler ile karşılaşırsınız! Yazanlar bile bu kadar yayılacaklarını baştan düşünemedikleri için ayete doğrudan dünya yazmayı düşünmüş olmamalılar! Ya da öyle yazsalardı ayeti duyanlar o günün şartlarında bu çağrıyı ütopik bir hayal olarak görüp ciddiye almayabilirlerdi!

        Düşünsenize 1400 yüzyıl önce araplara bu dini bütün dünyaya tebliğ etme görevi verildiyse(!) tanrının amerika kıtasında da yaşayanlar olduğunu müslümanlara söylemesi, buna bağlı olarak ilk defa onların pusulayı bulmalarını sağlayarak atlas okyanusunu katedip inka ve azteklere de tebliğ yapmalarını sağlaması gerekirdi! Daha amerika kıtası ve Avustralyadan hiç haberi olmayan bir millet için dünya neresidir sayın bilal?

      • bilal dedi ki:

        وَمَا أَرْسَلْنَاكَ إِلَّا كَافَّةً لِّلنَّاسِ بَشِيرًا وَنَذِيرًا وَلَكِنَّ أَكْثَرَ النَّاسِ لَا يَعْلَمُونَ
        1-Biz, seni ancak bütün insanlara müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik.Fakat insanların çoğu bunu bilmezler. ( SEBE-28 )

        وَمَآ أَرْسَلْنَٰكَ إِلَّا رَحْمَةً لِّلْعَٰلَمِينَ

        2-(Ey Muhammed) Biz seni ancak alemlere rahmet olarak gönderdik. ‘’ ENBİYA-107 )

        قُلْ يَا أَيُّهَا النَّاسُ إِنِّي رَسُولُ اللّهِ إِلَيْكُمْ جَمِيعًا الَّذِي لَهُ مُلْكُ السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضِ الخ

        3-(Ey Muhammed!) De ki: “Ey insanlar! Şüphesiz ben,yer ve göklerin hükümranlığı kendisine ait olan Allah’ın hepinize gönderdiği peygamberiyim……….. ‘’ (ARAF-158 )

        İşte bu ve daha nice ayetlerle de hz.Muhammed’in evrensel peygamberliği net ve kesin bir dille ifade edilmiştir.. Hem kur’an,hem de hz.Muhammed bütün insanlara gelmiştir…!!! Bu ve daha nice ayetleri yok sayarak hangi mantıkla kur’an’ın mesajı ve hz.Muhammed’in peygamberliği yanlız Mekke ve çevresinedir diye bir bir yorum yapıyorsunuz !!!!!

        Saygılar

      • toro dedi ki:

        Sayın Bilal,

        Yine olayın özüne gelmeden etrafında dönelim oyununu başlattınız!

        Sizin iddianız kuranda mekkenin bütün şehirlerin anakenti olarak gösterildiği dolayısıyla bu ifadeye istinaden mesajın bütün dünyaya gönderilmiş olduğu değilmiydi?

        ”Burada MEKKE için ‘’ ام القري ” yani tüm yerleşim merkezlerinin anakenti ‘ ifadesi kullanılmıştır.Kur’an’a göre Mekke tebliğ açısından dünyanın tüm yerleşim merkezlerinin anakenti ise,o zaman bu mesaj bütün dünyayadır….!!! Çünkü kur’an ilahi mesajın tebliği açısından Mekkeyi dünyanın bütün yerleşim merkezlerinin anakenti olarak kabul ediyor”

        Bende ise Mekke için ”bütün şehirlerin anası” anlamına gelen ‘’Ümmü’l-Kurâ” isminin kuranın getirdiği bir isim olmadığını bu ismin kurandan önce zaten kullanılan bir isim olduğunu mekke için söylenen diğer isimleride ekleyerek yazmadım mı?

        Bu noktada çok açık bir soru sordum, yine soruyorum! Cahiliye devrinde arapların ya da mekkeye putlara ibadet için gidenlerin kullandığı isim olan ‘’Ümmü’l-Kurâ” yani ”bütün şehirlerin anası” benzetmesi bütün dünya anlamına mı geliyordu?

        Buna ek olarak ayette kuranın arapça olduğu vurgusu da var! Bu durumda kuranın tanrısının size bahşettiği (!) sorgulanmaz mantık ile cevap verin! Bütün dünya dünya anlamı doğru olduğu taktirde tebliğ sınırları içine girecek olan Amerika kıtasındaki İnka ve Azteklere ve Avustralya kıtasındaki Aborjinlere uyarıcı rolünün bizzat verildiği peygamber(!) kuranı hangi dilde tebliğ edecekti?

        Sizin gösterdiğiniz ayetlere göre UYARMA görevi bizzat PEYGAMBERİN (!) işidir! İlk uyarıyı bizzat o yapmalıdır! Daha okyanusa bile açılacak teknolojik gelişim sağlanamamışken nasıl olurda bir peygambere(!) bütün dünyayı uyarma görevi verilir?

        Birde merak ediyorum demogoji yaparken yüzünüz kızarmıyormu?

        Araf 158 i bana dayanak göstermeden önce neden 157 yi okuyup bu sözün kimlere hitaben söylenildiğini kontrol etmiyorsunuz?

        ”Onlar, yanlarındaki Tevrat’ta ve İncil’de yazılı buldukları Resûle, o ümmî peygambere uyan kimselerdir. O, onlara iyiliği emreder, onları kötülükten alıkoyar. Onlara iyi ve temiz şeyleri helâl, kötü ve pis şeyleri haram kılar. Üzerlerindeki ağır yükleri ve zincirleri kaldırır. Ona iman edenler, ona saygı gösterenler, ona yardım edenler ve ona indirilen nura (Kur’an’a) uyanlar var ya, işte onlar kurtuluşa erenlerdir.”Araf,157

        ”(Ey Muhammed!) De ki: “Ey insanlar! Şüphesiz ben, yer ve göklerin hükümranlığı kendisine ait olan Allah’ın hepinize gönderdiği peygamberiyim. O’ndan başka hiçbir ilâh yoktur. O, diriltir ve öldürür. O hâlde, Allah’a ve O’nun sözlerine inanan Resûlüne, o ümmî peygambere iman edin ve ona uyun ki doğru yolu bulasınız.” Araf,158

        İnkalar, Aztekler, aborjinler, türkler, japonlar, çinliler yanlarında tevrat ve incilmi taşıyordu?

        Bakın ne diyor tanrınız Araf 158 de;

        ”De ki: “Ey insanlar!”

        Buradan bütün dünya insanları anlaşılırsa peygamberinizin dünyada doğrudan tebliğ yapmadığı hiç bir insanın kalmaması yani bütün dünyayı dolaşması gerekirdi! Çünkü bu tanrının doğrudan emri!

        Peki sonuç ne?

        Mantığınızı kullanın! Peygamberin (!) tanrısı bu ayette doğrudan bütün insanlara seslenmiyor, peygamberinin(!) bütün dünyaya seslenmesini istiyor! Bu noktada bütün insanları uyarma görevi kuranın değil tanrının(!) görevlendirdiği peygamberindir(!). Kurana eylemin nasıl yapılacağı yazılmıştır!

        Bu durumda peygamberinizin dünyada 1400 yıl önce yaşayan her bir insana şu sözü söylemesi zorunludur;

        “Ey insanlar! Şüphesiz ben, yer ve göklerin hükümranlığı kendisine ait olan Allah’ın hepinize gönderdiği peygamberiyim. O’ndan başka hiçbir ilâh yoktur. O, diriltir ve öldürür. O hâlde, Allah’a ve O’nun sözlerine inanan Resûlüne, o ümmî peygambere iman edin ve ona uyun ki doğru yolu bulasınız.”

        Aksini iddia ettiğinizde kuranın tanrı sözü olmadığını kendisine peygamber dediğiniz figür tarafından yazıldığını re’sen kabul etmiş olursunuz!

      • yasir dedi ki:

        Bu Kur’an, ancak âlemler için bir öğüttür.38 / SÂD – 87

        O, bütün alemlere bir öğüttür ancak.Tekvîr / 27

        Halbuki o, ancak âlemlere bir öğüttür.68 / KALEM – 52

        Buna karşılık bir ücret de istemiyorsun, bu, âlemlere öğütten başka bir şey değil.12 / YÛSUF – 104

        Ah toroo ahhh…
        Yine sana yakışmayan bir mantık ile karşımızdasın…Bunu senden baklemezdik…
        Çok doğru Resul sadece kendi kavminin merkezine gelmiştir her peygamber gibi…Kendi kavmi ve etrafı denilmekle çevre kavimlere tebliğini yapmış ve ölmütür…
        Bu demek değili Kuran-Allahın zikri-öğüdü-ruhu uyarmaya devam etmiyecek…
        Resullah yaşadığı dönemde ulaşabildiği etrafındaki farklı kavimlere tebliğini yapmış ama Kuran bu görevini her zaman devam ettirecektir…
        Toro, elinde Allahın melekesi-Kuran mevcut Kuran her zaman son dakkaya kadar tebliğine devam edcek, kuran oborjinede-joponada-latin amerikayada ulaşır sen hiç tatlı canını üzme Allah nurunu dilediği şekilde yayar…Allah yarına bırakır ama kimsenin yanına bırakmaz…Peygamber Allahın tebliğini ölümüyle sonlandırmış olabilir ama kuran kıyamate kadar inşallah elimizd ve tebliğe devam edecek.

      • toro dedi ki:

        Sayın yasir,

        Bakın sadece ayeti okuyorsunuz! Ne araştırma var, ne etimiloji merakı var, ne astronomi biliyorsunuz, ne psikolojiden anlıyorsunuz! Sadece düz yazıyı okuyarak ezberlediklerinizi bana anlatıyor üstüne birde mantığı benden istiyorsunuz!

        Sayın yasir bak son kez kuran’ın tanrısının hükmü nerede geçermiş anlatacağım bir daha lütfen benimle ezberinizdekilerle münazara yapmayınız!

        Bana ”Alemler” ve ”gökler” neresidiri daha sonra yanlış yapmışım, şunu eklemeyi unutmuşum burayı hatalı yazmışım demiyeceğiniz şekilde anlatmanızı istiyorum! Bakalım ne biliyorsunuz, görelim!

      • yasir dedi ki:

        Toro, en son mesajından bir şeyler anlamak çok zor…

        Lakin bahsettiğin dallar hakında uzman olmayabilirim, uzman olmamak araştırp bilği sahibi olmaya enğel değil…

        Etimoloji hakkında en azından burada senin bunu yazman beni hayal kırıklığına uğrattı…

        Yine bu konu hakkında bir başka kişiyle munazanda ”kanaatlarınızı” diye bir söylem içerisine girmişsin…Yani burada bu ”kanaat” kelimesinin etimolojik araştırmasını yapmalısın…Ayrıca kuranda müteşabih ayetlerde geçen bir çok kelimenin etimolojik araştırmaları ile ilğili sana yönlendirmeler yaptım lakin hiç birine değinmeden etrafından dolaştın…

        Ayrıca, araf 157-158 her zman ki gibi yanlış anlıyorsun…
        157 kitab ehli ve akabinde ise ayete gireştende belli olduğu üzere insanlara sesleniliyor…Gönderilen resul geldiği risaleti, resulün vefatıyla sona ereceğinimi sanıyorsun…Allah resule ne vahyetti tabiki kuranı vahyetti, resul ölsede resulün tebliği bir şekilde devam etmiyor mu?
        Resul yaşadığı dönemde komşu kavimlere birebir kendimi gitti yoksa oda yazılı veya-sözlü Ulaklar mı gönderdi?

        Vahfıd cenâhake li menittebeake minel mu’minîn(mu’minîne).26 / ŞUARÂ – 215
        Ve mü’minlerden, sana tâbî olan kimselere kanatlarını ger.26 / ŞUARÂ – 215

      • toro dedi ki:

        Sayın Yasir,

        Lütfen lafı dolandırmayın! Siz tanrınız size ”alemler” ve ”gökler” derken ne demek istemiş nereleri ya da neyi anlatmış, anlayamıyormusunuz? Anlamadığınız bir hitabı anlıyor gibimi yapıyorsunuz? Bu uzmanlık konusu değildir! Tanrıyı anlamak için uzman olmak gerekiyorsa, uzman olmadan anladığını söyeyenler rol mü yapıyor?

        Diyelim ki bana ulaşmaya çalışıyorsun ve telefonda konuştuk ve sana buyur gel dedim! Sende bana nasıl geleyim dedin, bende kırmızı renkli otobüse bin dedim! Ne yapacaksın hangi kırmızı otobüs,nerede diye sormadan yada bozuntuya vermeden kırmızı otobüsmü arayacaksın?

        Ya da

        Etrafta birsürü masa ve herbirinin üstündede bir sürü kitap. Ben sana masanın üzerindeki kitabı oku diyorum! Peki hangi masa ve hangi kitap? Peki senin anlamadığın ve bilmediğin bir talimatı sana vermem mantıklımı?

        Tanrı senin ne olduğunu anlamadığın ”alemler” ve ”gökler” den bahsederek senin neyi anlamanı bekliyor? Bu yüzden eğer ben tanrıya inanıyorum diyorsan inandığın şeyide biliyorsun demektir! Bu durumda, ”alemler” ve ”gökler” ne demektir anlatabilmelisin! Ha ya da yeni içtihadimız hayırlı olsun artık senin sayende uzman ve uzman olmayan diye ayrılan iki müslüman tipimiz var ve uzman olmadan tam bir inanan olunamıyor!

        Etimilojiye gelince sözünü tamamlayıp ben ”kanaat” derken neyi kastediyormuşum onuda yazsaydın en azından nasıl bir yanlış yaptığımı bana göstermiş olurdun! Halbuki kelimeyi cümle içinde de kullanmıştım! Neyi anlamadın, hayret!

        Ben hala sorularıma cevap bekliyorum!

        ”Alemler” ve ”gökler” nedir?

      • yasir dedi ki:

        ———TORO DEMİŞ Kİ””’Etimilojiye gelince sözünü tamamlayıp ben ”kanaat” derken neyi kastediyormuşum onuda yazsaydın en azından nasıl bir yanlış yaptığımı bana göstermiş olurdun! ”””’Halbuki kelimeyi cümle içinde de kullanmıştım!””””””” Neyi anlamadın, hayret!———–ALINTI—

        Toro, sorduğun soruya cevabıda veriyorsun…

        Etimolojik olarak yine bazı araştırmalar yapmalısın, mesela ”Alem” kelimesi…
        Önce bir araştırmanı yap ondan sonra görüşelim.

      • toro dedi ki:

        Sayın Yasir,

        Sanırım sana bilemediğin yerlerden sordum! Yan çizmeye olayı hiç alakasız yerlere çekmeye başladın yine!

        Benim sorduklarımla alakalı birşeyler biliyorsan anlat! Bilmiyorsan söyle o zaman sana ne biliyorsam anlatırım! Ama şimdi sorunun muhatabı sensin!

        Bu arada benim cümle içinde kullandığım ”kanaat” kelimesine benim iradem dışında anlamlar yüklemiyorsun değilmi? Bunu kendi tanrının sözlerine yapmaya alışmış olabilirsin ama benim sözlerime yapamazsın!

        ”Alemler” ve ”gökler” ,yasir istersen paslaştığınız ve birbirinizi pohpohladığınız arkadaşlarından yardım alabilirsin!

      • bilal dedi ki:

        Sn.Toro,

        1-Ayrıca,eğer Şura-7.ayete göre sadece Mekke ve çevresinin uyarılması söz konusu olsaydı,her halde hz. Muhammed aşağıdaki ülkelerin kral ve liderlerine mektuplar göndererek onları ve halklarını islama davet etmezdi.!!! Bütün bunları hedef alıp işini zorlaştırmazdı.Sadece Mekke ve çevresine yönelmiş olup arapları muhatap alsaydı onun bu işi daha kolay olurdu. Siz,herhalde tebliğ etmek üzere kendisine gelen kur’an’ı hz.Muhammed’den daha doğru anlayabilecek bir durumda değilsiniz.!!! Peki neden hz.Muhammed Mekke dışında dünyanın diğer ülkelerin kral,lider ve halklarını da elçi ve mektuplarla islama davet etmiştir.? Eğer kur’an’ın mesajı sadece mekke ve çevresine yönelik olsaydı herhalde hz.Muhammed kendine karşı yeni ve çok güçlü cepheler açmaz ve işini zorlaştırmazdı…!!!

        Hz. Muhammed (a.s.m.) bütün insanlara peygamber olarak gönderilmişti. O, önce yakın çevresini ve içinde yaşadığı toplumu İslâma davet etti.

        Daha sonra kur’an daki emirler gereği bütün insanları islam dinine davet etmek üzere dünyaya tebliğ etme görevine başladı…! Bu maksatla Bizans İmparatoruna,İran,Mısır, Habeşistan,Umman ve Bahreyn devlet başkanlarına elçiler yolladı,onları ve bütün halklarını İslâma davet etmek için mektuplar gönderdi.!!!

        Hani mesnetsizce ileri sürdüğünüz iddiaya göre kur’an’ın tebliğ alanı sadece Mekke ve çevresiymiş !!! Neden bunları yapmıştır.??? Ayrıca siz,vahiy yoluyla kendisine gelen kur’an’ın bu mesajını hz.Muhammed’en daha mı iyi biliyorsunuz.???

        2- Bu noktada çok açık bir soru sordum, yine soruyorum! Cahiliye devrinde arapların ya da mekkeye putlara ibadet için gidenlerin kullandığı isim olan ‘’Ümmü’l-Kurâ” yani ”bütün şehirlerin anası” benzetmesi bütün dünya anlamına mı geliyordu? ‘’sizden alıntı ‘’

        Peki,bunlar niye böyle bir benzetmeyi yapmışlar.? Demek ki onlar bile bu isimle onu bütün yerleşim merkezlerinin ana şehrini kabul ediyodular.Bu nedenle kur’an’da,onun bu özelliğine vurgu yaparak özel isim olan MEKKE’’ yi değil,tebliğ ve dini açıdan dünyanın anakentini ifade eden ‘’Ümmül-Kura ‘’ ismini kullanmıştır…!!!

        Bakınız,bu isim cahiliye döneminde de olabilir,buna bir ittrazımız yok.Ama kur’an’ın mesajı bütün insanlara olduğu için özel isim olan MEKKE’yi değil,tebliğ açısından tüm dünyanın merkezi sayılabilecek özelliğe sahip bir ifade olan ‘’ام القري ‘’ ifadesini kulanmıştır.Eğer kur’an,‘’ Ümmül’- Kura’’ yerine özel isim olan Mekke’yi kullanmış olsaydı,o zaman tüm yerleşim merkezlerinin anakenti..’’ şeklinde genel bir mesaj söz konusu olmazdı..Msela:AB.ülkeleri kendileri arasında ortak bir başkent seçiyorlar.Bu başkente bütün AB.ülkeleri temsil ediliyor,o zaman bu başkent aynı zamanda bütün AB.ülkelerinin ortak bir başkentleri sayılır…..İşte her ne kadar ‘’ Ümmül-Kura’’ ismi geçmişte olsa bile kur’an,bu isimle tebliğ açısından onu dünyanın tüm yerleşim merkezlerinin anakenti olarak kabul ediyor..bu nedenle kur’an,Mekke’nin özel ismine değil,tebliğ açısından dünyanın merkezi konumunda olduğunu ifade eden bir isim olan ‘’Ümmül-Kura’’ yı kullanıyor…!!!

        4- Bütün dünya dünya anlamı doğru olduğu taktirde tebliğ sınırları içine girecek olan Amerika kıtasındaki İnka ve Azteklere ve Avustralya kıtasındaki Aborjinlere uyarıcı rolünün bizzat verildiği peygamber(!) kuranı hangi dilde tebliğ edecekti? ‘’ sizden alıntı ‘’

        Bir araştın bakalım,hz.Muhammed (s.a.s) elçiler ve mektuplarla islama davet ettiği ülkelerin lider ve halklarını hangi dille davet etmiştir.??? Gönderdiği mektupları onların dillerine tercüme ettirerek onları islama davet etmemş midir.??? Elbette hangi halka tebliğ giderse onların diliyle olacaktır.!!! Ayrıca gerek hz.peygamber olsun,gerekse müslümanlar olsun ancak tebliği yapabildikleri kadar sorumludurlar,yapamadıklarından sorumlu değiller..!!! Tebliği almayıp ölenler de zaten ahirete yüce Allah’ın engin merhametiyle af edilirler,bunlar tebliği almadıkları için yüce Allah onları sorumlu tutmaz.Zira İSRA-15.ayete buna açıkça vurgu yapılmıştır…

        5- Sizin gösterdiğiniz ayetlere göre UYARMA görevi bizzat PEYGAMBERİN (!) işidir! İlk uyarıyı bizzat o yapmalıdır! Daha okyanusa bile açılacak teknolojik gelişim sağlanamamışken nasıl olurda bir peygambere(!) bütün dünyayı uyarma görevi verilir? ‘’ sizden alıntı ‘’

        Tabiki ayetler inerken ulaşabildiğe yere kadar ilk tebliği bizzat hz.peygamber yapacaktır ve nitekim de canı pahasına bu görevi hakkıyla ifa etmiştir.Ayrıca islamı hakkıyla öğrenen her müslümanın da öğrenmiş olduğu islamı ve kur’an’ı tebliğ etmekle de mükelleftirler.. Yani herkes gücü nisbetinde islamı tebliğ etmek zorundadır..Bu nedenle tebliği yapabilip de bunu yapmayanlar vebal altındadırlar! Ama belirttiğim gibi herhangi bir nedenle tebliğ almadan ölen kişinin inancı ne olursa olsun ahirete sorumlu tutulmayacaktır……!!!

        6-A’RAF-157-ayete vurgu yaparak şöyle diyorsunuz.!

        İnkalar, Aztekler, aborjinler, türkler, japonlar, çinliler yanlarında tevrat ve incilmi taşıyordu?

        a) Kur’an’ın ayetleri inerken onun ilk muhatabı olan kitap ehlinin bu özelliklerine vurgu yapmasından daha doğal bir durum var mı ? Kur’an onların bu özelliklerini görmezden mi gelecek.? Kur’an bazı inanç guruplarına yönelik bir mesaj veriyorsa bu onun evrensel olmadığını mı gösteriyor.???

        b) Eğer böyle düşünüyorsanız yanılıyrsunuz,o zaman şu ayetleri bir gözden geçirin,işte o zaman kur’an’ın muhtabı sadece kitap ehli değil,bütün insnlardır.Yani İnkalar,Aztekler, aborjinler, türkler, japonlar, çinliler vs.herkestir,sadece kitap ehli değil..!!!

        ”(Ey Muhammed!) De ki: “Ey insanlar! Şüphesiz ben, yer ve göklerin hükümranlığı kendisine ait olan Allah’ın hepinize gönderdiği peygamberiyim. O’ndan başka hiçbir ilâh yoktur. O, diriltir ve öldürür. O hâlde, Allah’a ve O’nun sözlerine inanan Resûlüne, o ümmî peygambere iman edin ve ona uyun ki doğru yolu bulasınız.” Araf,158

         وَمَا أَرْسَلْنَاكَ إِلَّا كَافَّةً لِّلنَّاسِ بَشِيرًا وَنَذِيرًا وَلَكِنَّ أَكْثَرَ النَّاسِ لَا يَعْلَمُونَ
        1-Biz, seni ancak bütün insanlara müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik.Fakat insanların çoğu bunu bilmezler. ( SEBE-28 )

        وَمَآ أَرْسَلْنَٰكَ إِلَّا رَحْمَةً لِّلْعَٰلَمِينَ
        2-(Ey Muhammed) Biz seni ancak alemlere rahmet olarak gönderdik. ‘’ ENBİYA-107 )

        İşte bu ayetlerde yukarıda isimlerini saydığınız ‘’ İnkalar, Aztekler, aborjinler, türkler, japonlar, çinliler vs. bütün dünya insanları muhatap alınmıştır!! Çünkü ayetlerin muhatabı bütün insanlardır. Bu ayetler görmezden gelinemez ve yok sayılamazlar.. Özetle,kur’an evrenseldir,onun muhatabı bütün insanlardır……

        Ayrıca sevgili Toro,demogoji yapmıyorum,eğer ben demogoji yapıyorsam, peki aynı konuyu defalarca gündeme getiren siz ve sizin gibi inanmayan arkadaşlar ne yapıyorlar? Ayrıca kullandığınz ifadeyi de size yakıştıramadım….!!!

        Saygılarımla…..

      • 1okuyucu dedi ki:

        Bilal;

        “”””Ayrıca sevgili Toro,demogoji yapmıyorum,eğer ben demogoji yapıyorsam, peki aynı konuyu defalarca gündeme getiren siz ve sizin gibi inanmayan arkadaşlar ne yapıyorlar?””””

        ben sizin kuranın evrensel olduğu iddianızı kabul edenlerdenim, evrensel olduğu iddia edilen bir kitapta çelişki bulmak daha kolay olduğu için sizin iddianız benim işime geliyor ama siz sure adlarının bile Türkçeye çevrilemeyeceğini söyleyerek kendi iddianızı çürütmeye kalkışıyorsunuz,

        yaptığınız en büyük mantıksızlık ise Kuranı anlayabilmek için Arapça bilmeyi şart koşmaya kalkmanızdır, yani siz Kuranın Arapçadan başka dillerde anlaşılamayacağını söyleyerek tüm insanlığa seslendiğini iddia ettiğiniz bir kitabın evrenselliğini inkâr ediyorsunuz,

        başka dillere çevrilmesi sorun olan bir kitap nasıl tüm insanlığa hitap edebilir? yoksa Kuranın tanrısı bu kitabı gönderirken Arapça bilmeyi şart mı koşmuştur?

      • yasir dedi ki:

        TORO DEMİŞ Kİ——————”Alemler” ve ”gökler” ,yasir istersen paslaştığınız ve birbirinizi pohpohladığınız arkadaşlarından yardım alabilirsin!———-

        Torocum, bu uslubu sana yakışmıyor, en azından sana yakıştıramadım…

        ”Kanaat” ne demek hanği kökten gelmekte ve hanği anlanmlar yüklenebilir, farklı anlamlarada gelmekte mi? senin demene göre farklı anlamlarda yüklenebilmekteymiş…Kendi söylemlerin ile çeliştiğini ortaya istemedende olsa kaymaktasın…
        Demek birden fazla anlamlar çıkan kelimeler müvcutmuş bunlara herkez farklı alğılayabilir ve anlayabilirmiş…
        Bu durumda soruların etrafından dolananın sen olduğu ortaya çıkmakta…
        Şimdi ödevin çoğaldı, ”kanaat” kelimesinide araştırman gerekiyor…

        Biz her durumda ”ALLHU ALEM” deriz.

      • 1okuyucu dedi ki:

        Yasir;

        her dilde bazı kelimeler birden çok anlama geldiği gibi aynı anlama gelen bir çok kelimelerde olabilir, bu tip kelimelerin hangi anlama geldiği kullanıldığı cümle içerisinde belli olur,

        ne demek istediğimi anlayabilmen için sana aşağıdaki örneği veriyorum,

        kasap koyunun derisini yüzdü,
        koyun kayıktan atlayıp sahile kadar yüzdü,
        koyunları tek tek saydılar koyunların toplam sayısı yüzdü,
        koyunun postuna yüz sürdü

        gördüğün gibi bu cümlelere anlam katan yüz kelimesi kullanıldığı cümleye göre farklı farklı anlamlara gelebiliyor,

        ayrıca toroya haksızlık etme, toro sana sınavdan geçer not verebilmek için hiç bıkmadan sabırla kurtarma sınavı yapıyor ama senin sınavı geçeceğin yok.

      • toro dedi ki:

        Sayın Bilal,

        O davetlerin tamamı etrafta komşuları olan devletlere yapılır! Davetlerin neredeyse tamamı ise ülkelerin liderlerini şahsen İslama çağırma ve kendisinin Allahın(!) elçisi olduğuna biat etmeleri üzerinedir! Bu mektupların gönderilme zamanları ise İslam Devletinin 628 deki Hudeybiye Antlaşmasıyla hukuken kurulmasından sonraya rastlar! Tarih bundan sonra bütün yayılmacı devletlerin yaptiği gibi önce komşu devletlere egemenliği altına girme çağrısı, bu çağrıya uymayanların üzerine ise orduyla gidilip feth edilmeye çalışılmaları şeklinde tezahür eder! He ne hikmetse 615 yılında Habeş Kralı Necaşiye amcasının oğlu Ebi Talip ve yanındakilerin korunması isteğiyle gönderdiği davet mektubundan İslam Devleti kurulup bir güç haline helene kadar hiçbir komşuya islama davet mektubu gitmez!

        Belki de o yıllarla arap yarımadasında pek de ciddiye alınmadığını Taif’te başına gelenlerden sonra iyice anlamasından mütevellittir! Bizans Kralı Heraklitosa yazdığı mektup ise (628) o zamanki siyasi durumun gereğidir! Çünkü o sırada Bizans ordusu Mısır ve Suriye’yi Sasani işgalinden kurtarmak için (hristiyan Gassanilerden alınmış olan) orada yani burunlarının dibindedir! Bu bir ittifak fırsatıdır ve sizin peygamber dediğiniz figür bundan fayda sağlamaya çalışmıştır! Bu arada tarihi incelerseniz yayılmacı arapların önlerinde en büyük engel olarak görünen Sasaniler e karşı üstünlük sağlamalarını sağlayan kişinin Heraklitos olduğunu görürsünüz! Heraklitos un 14 yıllık mücadelesiyle Sasani devleti zayıflatılmasa idi arapların islam imparatorluğu hayali yine hayal olark kalacaktı!

        Şu notuda verelim Sasanilerin Kudüs ve Şam’ı işgaliyle neredeyse fiilen bitme aşamasına gelen Gassani devletine fırsattan istifade saldıran araplar yardıma gelen Bizans orduları karşısında tutunamamış ve bozguna uğramışlardır! Hiç yapılamayacak olan Tebük Savaşı bu bozgunların intikamı içindir!

        Tarihi hatırlama ve hatırlatma eylemimize ilginç bir ankotla devam edelim!
        Kendine peygamberim diyenin Mısır Krali Mukavvıs’a gönderdiği mektup (627-629 yılları arasında bir tarih olduğu söylenir) iyi karşılanmış ve mukavvıs tarafından kendisine iki adet kızkardeş olan CARİYE (hristiyan) hediye olarak gönderilmiştir! Bu cariyelerden biri daha sonra kendine peygamberlm diyene İbrahim adında bir erkek çocuk doğuracak olan Mariye’dir! Sayın bilal hediyeyi gönderene değilde hediyeyi (insan) kabul edene bakıyorum! İradesi dışında hediye olarak gönderilen bir cariyeyi hediye olarak kabul etmek! Kölelikle ilgili birşeyler söylüyordunuz ya o yüzden faydalanırsınız diye yazıyorum!

        Bu yazı sadece davet mektuplarına istinaden yazılmıştı! Yazınızın diğer kısımlarıyla alakalı cavabımı akabinde vereceğim!

      • toro dedi ki:

        Sayın Yasir,

        Yoksa benim tanrı olduğumu mu düşünüyorsun? Değilim ama Tanrı olsaydım kullanacağım kelimeleri başka anlam yüklenmeyecek ve insanların kafasını karıştırmayacaklar arasından seçerdim!

        Ama bu noktada söz konusu yasir ise cümle içinde kurulduğu haliyle, kendi düşünceniz ya da kendi inandığınız anlamına gelen”kanaat” sözcüğünü kullanırken daha fantastik beklentiler yaratmak gerekiyor! Sonuç itibariyle karşınızda ”kanat” kelimesini ”kanaat” olarak gösterebilen, bu doğrultuda melekleri 2,3,4 ”kanaatli” hayal edebilen bir arkadaş var!

        Hoşgör yasir o kadar uçamıyorum! O kadar uçabilseydim mürit edinir onlarıda uçururdum!

        Pohpohlamaya gelince! Ben dikkat edersen benim tarafım sizin tarafınız diye ayırmadan herkese yanlış gördüğüm eylemlerinden dolayı kendi tepkmi verebiliyorum! Tarafcılık yapmadığım içinde içimden geçenleri dürüstçe dile getirebiliyorum! Bu yüzden gördüğümü yazdım! Rahatsız oluyorsan o şekilde görülmemeye dikkat etmelisin! Aksi hale bu dostun sana acı söylemeye devam eder!

      • yasir dedi ki:

        Toro, gerçekleri kabullenmek senin için bu kadar zor olmamalı…
        Çünkü gerçekleri kabullenecek pırıltı sende var kanısındayım…
        İster inan, ister inanma, ama bu kelimeler hep eş anlamlıdır, cehan-kanat-kanaat-kanı-görüş- bunlar birden fazla manalara gelen eş anlamlı kelimelerdir…

        Kâfirlerden bir kısmını faydalandırdığımız şeylerde sakın gözün kalmasın. Onlara karşı mahzun olma ve mü’minlere kanadını indir.15 / HİCR – 88

        Ve mü’minlerden, sana tâbî olan kimselere kanatlarını ger.26 / ŞUARÂ – 215

        Bu surelerde hep ”cenah” kelimesi geçer aynı fatır 1’de olduğu gib…
        Senin demene göre o zaman bu ayetlere baktığımızda bazı kişilerin veya peygamberinde kaslı-kuş kanatları olmalı…

        Alemlerden kasıt ise, İnsanlardır.

        Tabiki, ALLHU ALEM, en iyisini Allah bilir.

      • yasir dedi ki:

        Aslında, Hür bir irade ve bilince sahip olanlar ve bunların içinden akıl edebilenler.
        En iyisini Allah bilir.

      • toro dedi ki:

        Sayın Yasir,

        1-) Fatr,1;
        ”Hamd, gökleri ve yeri yaratan, melekleri ikişer, üçer, dörder kanatlı (ecnihatin) elçiler yapan Allah’a mahsustur. O, yaratmada dilediğini artırır. Şüphesiz Allah’ın gücü her şeye hakkıyla yeter.”

        2-)Hicr,88;
        ”Kâfirlerden bir kısmını faydalandırdığımız şeylerde sakın gözün kalmasın. Onlara karşı mahzun olma ve mü’minlere kanadını(cenâha-ke) indir.”

        3-)Şuara,215
        ”Ve mü’minlerden, sana tâbî olan kimselere kanatlarını(cenâha-ke) ger.”

        Şimdi 2 ve 3 nolu ayetlerde kuranın tanrısı(!) SADECE ARAPLARIN değil bütün insanların anlayabileceği bir benzetme yapıyor! Sizin islam alimleriniz -kanatlarını ger/kanadını indir- tabirlerini müminleri koru,gözet ve merhamet et şeklinde tanımlar! Bu dünyadaki bütün medeniyetlerde görebileceğimiz hayvanların davranışlarından esinlenerek yapılan teşbih sanatıdır! Buna kimsenin itirazı yok!

        Ama fatır 1 de hem arapça kelime farklı hemde bahsedilen ”kanat” ların sayıları verilmiş. Bu noktada sayılar anlamı pekiştirmiş!

        Örneğin Şuara 215 şu şekilde olsa anlam ne olurdu?

        ”Ve mü’minlerden, sana tâbî olan kimselere KIRMIZI BEYAZ kanatlarını(cenâha-ke) ger.”

        Bu durumda bahsedilen kanadın şeklide anlatıldığı için adı geçen kişinin gerçekten kanadı olduğu anlaşılır! Çünkü anlam önden gelen tasvirle pekiştirilmiş ve mecazdan çıkarılmıştır!

        Bu noktada senin istediğini yapıp 1. ayeti diğer 2. ve 3. ayetle aynı kategoriye koyabilmemiz, yani bir benzetme sanatı arayabilmemiz için ayetin şu şekilde olması gerekirdi!

        ”Hamd, gökleri ve yeri yaratan, melekleri kanatlı elçiler yapan Allah’a mahsustur. O, yaratmada dilediğini artırır. Şüphesiz Allah’ın gücü her şeye hakkıyla yeter.”Fatr,1

        Ama öte yandan da şu var! Kuranın tanrısı anlatımda yaptığı teşbihi insanların anlamını bildiği gözlemler üzerinden dile getirmeli ki, ne dediği anlaşılabilsin! Yani insanlar bir kuşun yavrularını korumak için kanatlarını gerdiğini, kanatlarını onların üzerine indirdiğini bilir veya bilmeleri bu gözlemi yapanlar tarafından sağlanır! Bizim okulda çocuklara anlamlarını sorduğumuz ya da anlamlarını öğrettiğimiz atasözleri bu minvaldedir! Bunların hepsi toplumların doğayı ve doğadaki hayvanları gözlemlemelerinden biriktirdiği deneyimlerdir! Bu nedenle bu benzetmeler kuşların varlığı, kuşların kanatlarının olduğu, kuşların bunlarla uçtuğu, bunlarla yavrularını koruduğu bilindiği için anlaşılabilir!

        Peki melekler bütün insanlar tarafından görülebilen, fiziki durumları gözlemlenilebilen varlıklarmıdır? Tabi ki değildir! O halde fiziki yapısı ve fiziki hareketleri insanlar tarafından gözlemlenmemiş ve bu sayede bu gözlemler üzerinden benzetmeler yapılmamış, öğretilmemiş varlıklarla ilgili yapılacak tanrısal benzetme anlamlı olabilirmi?

        Hiç görmediğiniz bir varlıkla ilgili söylenilen şeyin gerçek değilde benzetme olduğunu nereden bilebilirsiniz?

        Örneğin ”zümrüdü anka kuşu gibi gülmek” diye bir benzetme yapsak, ne anlayacaksınız! Hiç gülen zümrüdü anka kuşu gördünüz mü?

        Ya da ”Van gölü canavarı gibi balık yemek” Van gölü canavarını balık yerken gözlemlemeden bir insan için yukarıdaki benzetmeyi yapmak bir anlam ifade edermi?

        Ama ”aslan gibi kükremek” diyoruz çünkü aslanı gözlemleyebiliyoruz!
        Ya da ”Tilki gibi kurnaz” çünkü deneyimledik tilkinin kurnazlığını, ne demek olduğunu biliyoruz!

        Hadi bunları da geçelim! Bakın eğer ayette kanat sayıları 1,2,3,4 diye verilseydi sizi rahatlatabilirdi! Ama bilinçaltı öyle birşey ki bir kuşun uçmak için en az İKİ kanadı olduğunu gözleyerek öğrenen insan meleklerin kanatlarınıda uçabilmesine yetecek minumum sayıdan yani İKİ den başlatır! Çünkü aksinin olabilmesini sağlayacak yani tek kanatla uçulabildiğini düşündürecek bir gözlemi doğadan edinmemiştir!

        Seni seviyorum, yasir.

      • bilal dedi ki:

        Sn.1okuyucu,

        ‘’ ben sizin kuranın evrensel olduğu iddianızı kabul edenlerdenim, evrensel olduğu iddia edilen bir kitapta çelişki bulmak daha kolay olduğu için sizin iddianız benim işime geliyor ama siz sure adlarının bile Türkçeye çevrilemeyeceğini söyleyerek kendi iddianızı çürütmeye kalkışıyorsunuz, ‘’ sizden alıntı ‘’

        Ben ‘’Sure adlarının Türkçeye çevirilemeyeceğini mi söylemişim,yoksa hangi dilde olursa olsun özel isimler çevirilmeden,bozulmadam olduğu gibi yazılması gerekir mi demişim??
        Hagisini demişim ???
        Bu durum ister sureler için olsun,ister başka özel isimler için olsun hiç fark etmez.!!!
        Galiba okuduklarınızı dikkatli okumuyorsunuz,ya da işinize gelmediği için ayetleri çapıttığınız gibi buradaki anlattıklarımı da çarpıtıyorsunuz ! Sizce yazışmalarda bir dildeki özel isimler başka bir dile çevirilerek mi yazılır,yoksa hiç dokunmadan olduğu gibi mi yazılır.??? Lütfen,okuduklarınızı dikkatli ve doğru okuyun.!!!

        Mesela,Türkçe de birinin soy ismi ’’DEMİR ‘’ ise arapça yazışmalarımda DEMİR değil de, bunun karşılığ olan ‘’حديد ‘’ HADİD’’ olarak yazarsam doğru mu yapmış oluyorum ??? Yine ‘’ DEMİR ‘’ olarak yazmam gerekmiyor mu ??? Ama bir not bırakarak arapçadaki anlamı ne olduğunu yazabilirim….!!!

        Saygılarımla…

      • 1okuyucu dedi ki:

        Bilâl;

        çarpıtma yapmıyorum, madem sure isimlerinin Türkçe yazılmasına karşı değildin, Ayetin Türkçe karşılığını yazan arkadaşa niye tepki gösterdin? sebebini açıklada bilelim,

        ayrıca nelerin tercüme edilmeyip aynen yazılacağı konusunda anlaştığımıza sevindim,

        tabiî ki adamın soy adı Wood ise odun olarak çevirmeye gerek yok, parantez içerisinde odun yazmaya da gerek yok.

      • bilal dedi ki:

        Sn.Toro,

        1-Mantıklı düşünelim !!! Hem Hz.peygamber,hem de müslümanlar sığınmacı durumunda olup henüz islamın da hakim olmadığı bir dönemde hz.peygamber ülke liderlerine ve imparatorlara nasıl ve neşekilde elçi ve mektuplar gönderebilirdi ??? Onları islama nasıl davet edebilirdi??? Bunu düşünebiliyor musnuz.? İşte hz.peygamber ve müslümanlar bu durumda iken,hz.peygamberin böyle bir şeyi yapabilmesi zaten mümkün değildi.!!! Eğer durum müsait olsaydı elbette ta baştan elçi ve mektuplar gönderek onları islama davet ederdi… !!!

        2- Kendine peygamberim diyenin Mısır Krali Mukavvıs’a gönderdiği mektup (627-629 yılları arasında bir tarih olduğu söylenir) iyi karşılanmış ve mukavvıs tarafından kendisine iki adet kızkardeş olan CARİYE (hristiyan) hediye olarak gönderilmiştir! ‘’ sizden alıntı ‘’

        Hz.peygambere hıristiyan ve CARİYE olarak gelen Mariye ve kızkardeşi kendi rızalarıyla müslüman oluyorlar,hz.peygamber de onları hürriyetlerine kavuşturuyor…Peki bunları kabul etmeyerek onları tekrar Mukavkıs’a gönderip yine CARİYE ve hıristiyan kalmalarına sebep mi olsaydı.? Bunlar islamla hürriyetlerine kavuşurken Mısır Krali Mukavkı’sa tekrar CARİYE olarak dönseydiler iyi mi olurdu ? Zaten ikisi de bir daha CARİYE ve hıristiyan olarak Mukavkıs’a dönmeyi asla istemezdi.Onlar cariyelikten kurtulurken bir daha cariye olarak mı gitseydiler.???

        Saygılarımla…

      • toro dedi ki:

        Sayın Bilal,

        Ne sığınmacılığı? Mekkede üçbeş kişiyken 25.000 kişiyi (mekkenin yaklaşık nüfusu) karşısına alabilecek (!) bir cesaretle tebliğ yapan figür, komşu ülkelere davet yapmaktan neden çekinsin? Habeşistan Kralı Necaşi’ye adamlarını sığınmacı olarak gönderdiği 615 yılında henüz hicret bile gerçekleşmemişken davet gönderebiliyorsa diğerlerinede iyice palazlanıp güçlenmeyi beklemeden davet gönderebilirdi! Ama tarihte bir figür bir kralı muhatap alacaksa elinde bir güç bulunduruyor olmalıydı! Bu nedenle bu davetlerin Necaşiye yönelik olanı hariç tamamı mekkeyi fethedip etrafına binlerce savaşçı topladıktan sonra gönderilmiştir! Yani tanrının daveti için silahlı bir güç haline gelinmesi beklenmiştir! Bu trajikomiktir! Çünkü kuranın tanrısının ciddiye alınması için inanırlarının savaş kazanması ve yaklaşık 15.000 kişilik bir silahlı orduya kavuşması gerekmiştir! Kendine peygamber diyenin arkasına silahlı bir kuvvet alamadan komşu ülkelerin yöneticilerini tanrısına çağıracak cesarete sahip olamadığı görülmektedir! Tanrıdan bahsedildiği zamanlarda sizin müsait zaman beklentileriniz anlamlı olmuyor! Tanrının müsait bir zamana ihtiyacı varmış, kedini elçisi ağzıyla etrafa hatırlatmak için!
        Sizce 25.000 kişilik müşrik topluluğuna tebliğ göndermek için 1 kişiyi aralarına atmak içinde müsait bir zaman mı kollanmıştı! Etrafında kendisinin ve inancının tamamen zıttı 25000 kişiye davet yapmak kolay, komşu ülkelerin yöneticilerine yapmak mı zordu?

        ”Hz.peygambere hıristiyan ve CARİYE olarak gelen Mariye ve kızkardeşi kendi rızalarıyla müslüman oluyorlar,”

        Yukarıdaki cümleniz çok duygusal olmuş!

        Bana söylemisiniz kralları tarafından istekleri dışında hiç tanımadıkları bir adama hediye olarak gönderilen çaresiz kadınların başka şanslarımı vardı? Krallarına gitmeyi istemiyoruz diyebilirler miydi? Sizin o kızlara acıma anlayışınız acıyarak eş yapmak yani münasebete girmek midir! Neden islamiyette bu acıma duygusunun önünde her zaman cinsi münasebetler vardır? Diğer kardeşi bir arap şairle evlendirebiliyorsa diğerinden de hiçbir fayda elde etmeden başkasıyla evlendirebilirdi! Bana açıkça söyleyin kendine peygamberim diyen Mısır mukavvısını tanrısına davet etmesi sonucu kendisine gönderilen insan hediyeden fayda sağlamışmı, sağlamamışmı? İnsanları özelliklede kıralları tanrısına davet etmesinin karşılığı gelen hediyelerden faydalanmakmıdır?

        Bu arada Mariye mısırda soylu bir cariyedir! Yani cariyelerin arasında önde gelenlerdendir ve gittiği yer ayrıldığı yerden iyi değildir! Ayrıca İslam tarihçileri Mariye konusunda mutabık değillerdir! Bazıları peygamberinizin onunla nikahlandığını, bazıları hiç nikahlanmadığını, bazıları ise Mariyenin mukavvısın casusu olarak gönderildiğini yazar!

        Benim araştırmalarıma göre mariye cariye kalmıştır!
        Buna görede peygamberinizin Mâriye ile kurduğu bu hayatın sonucu olarak Peygamberinizin şu beyanı bir hukuk kaidesi halini almıştır:

        ”Şayet bir cariyenin efendisinden bir çocuğu dünyaya gelecek olursa, bu efendi onu daha önce azat etmemiş olsa bile, onun vefatı ile o kadın kendiliğinden azatlı (hür) hale gelir.”

        Bu durumun cariyeler için nimet bir sonuç olduğu ciddi şekilde kabul gören bir durumdur!

        Kölelik diyoruz bilal bey, azat edilmezler ise sahiplerinin ölümüne kadar hür olamayacak cariye köleler!

        Dikkat edin yukarıdaki cümleden insanlık onuruna dair bir çıkarım yapamıyorum! O topraklarda 1962 yılında BM zoruyla kölelik kaldırılana kadarda insanlık onuruna dair bir çıkarım zaten yapılamamıştır!

      • yasir dedi ki:

        Toro, bunları anladığına ve farkına varmaya başladığına sevinmeliyiz…
        En azından bazı mecaz-müteşabih kavramların olduğunu kabullenmeye başlamanda ayriyeten sevindirici bir olay…

        Fakat şu var ki, matematikte işlem doğru olsada, doğru bir yol izlesende rakamsal değerler yanlış olunca sonuç her zaman yanlış çıkar…

        Şu an sende olduğu gibi…

      • toro dedi ki:

        Sayın Yasir,

        Ne oldu bu münazara silsilesi içinde bizzat size yazdığım yazıyı cevaplamaktansa dışında olduğunuz bir mevzudan ekmek çıkarmaya çalışmak daha mı kolay geldi?

        Hani ”kanatları” ”kanaat” yapıyordun?

        Sana bu konuda cevap vermem! Hedef şaşırtmana izin vermem! Sen önce kendi evinin önünü toparla sonra duruma bakarız!

      • yasir dedi ki:

        Toro, şu bulunduğun çelişikiler ve kalıplaşmış mantık süzğecinle zafer kazanmış edaları ile aslında bastırmış olduğun bazı duyğularını üste çıkarmış konumuna düştüğünün bile farkında değilsin…

        Ben senin her soruna ve yazına karşılık vermeye çalıştım, ama sen her yazında benim sorularıma yanıt vermedin ve kendi düşüncelerini sadece aktardın…

        ”cenah” Kelimesi bir insan için kullanıldığında mecaz olduğunu anlayabilmen bile bir gelişme olarak onu kabullendin ama bilenç altına ”melek” kavramı sadece metafizik varlık ve ”hayalet casper” gibi yerleştiğinden ”cenah” kelimesinide ister istemez kuş kanatı gibi kabulleniyorsun aslında seni yadırğamıyorum, seni bu şekilde inandıranların sonuçudur diye düşünmekteyim…
        Aslında her yazında olduğun gibi kendi tezatlarını ortaya kayup yine kendi tezatlarına cevaplar veiyorsun, normalde insanlara tam tanımlanmamış müteşabih olan bir varlığa isnat edilen bir benzetmeyi senin kendi kafanda-bilnç altına yerleştirdikleri gibi var sayıp somut ”cenah-kanıtmış” gibi alğılayı öyle alğılanmasını istiyorsun…

        Sen meleğin ne olduğunu ve ne anlama geldiğini biliyormusunda ona yapılan tasvirin ve anlatımın ne anlamda kullanıldığını kesinmiş gibi tanımlıyorsun ve kaslı kuş kanadı sanıyorsun ve sanının-kanının yanı kanaatinin doğru olduğunu savunuyorsun…

        Ve kezâlike nurî ibrâhîme melekûtes semâvâti vel ardı ve li yekûne minel mûkınîn(mûkınîne). 6 / EN’ÂM – 75

        Fazla açıklamaya girmiyçem, umarım anlarsın..Enam 75’te ”melekutus” kelimesi geçmekte…yani bu demek oluyor ki ”melek” kelimeside kullanıldığı kelime içinde neye kullanıldığı değişmektedir…İbrahime yerlerin ve göklerin melekutu gösteriliyordu denilirken burada ayetlerin devamından anlıçağını düşünerek detaya girmiyorum, Güneşi Allahın bir melekutu olarak alğıladığımızda acaba bunun kanatları nasıl olabilir…
        Veya şöyle diyelim Allah güneşe insanların yararlanabileceği 2,şer–3,er–4,er veya daha fazla yerleştirmiş olabilirmi…Şimdi İnsanlar güneşten acaba nasıl ve kaç yönden yararlanıp faydalanmaktadır bunları saymayalım, bilebileceğin düşencesinde olduğumdan detaya girmiyorum…

        Lakin, senin dediğin gibi kanatlara sahip metafizik varlıklar varmı dır? yokmu dır? bilemem, olabilir de olmayabilir de…Allahu alem.

        Kuranda, melekut-ma meleket- me malik vs gibi kavramları önce bir araştır…Şimdi Torucum birde ”MLK” kökünü ve Kuranda kullanıldığı yerlere göre ”melek” ”mülk” malik” kelimelerinide bir araştır, ve ayetin içinde-çümlenin içinde bazen insanlar içinde bile kullanıldığını göreceksin….

        Bence bilği sahibi olmadan fikir sahibiymiş gibi olanlardan olma, çünkü sende bir ışık var lakin kavramlar karğaşası içerisinde doğru zamanda doğru renk ışığı veremiyorsun.

        Aslında bunları delilleri ile dahada çok uzatabiliriz ama bu yoğun iş temposunda sonuç alınması zor olan bir konu hakkında acele etmenin anlamı olmadığını düşündüğümden, yavaş yavaş gitmenin daha mantıklı olduğunu düşünüyorum…Ayrıca seninde çalışman ve araştırman gereken çokça konular birikmiş iken bu daha iyi olacağını düşünüyorum…

        Ayrıca, okuyucuyada verdiği örnek için teşeküler, ama aynı şekilde ”cin” kelimesi ”melek” kelimesi ve birçok müteşabih, okuyucunun verdiği örnek gibi cümle içinde kimin için ne için kullanıldığı değişmektedir, tabiki bunu önce anlamak ondan sonra fikir beyan etmenin dağa doğru olacağını düşünmekteyim…

        ALLAHU ALEM…

      • 1okuyucu dedi ki:

        Yasir;

        benim verdiğim örnek, herkesin bildiği Türkçe dil bilgisi kurallarıyla ilgili bir örnekti, yani ben icad etmedim
        ayrıca benim verdiğim örnek koyunlarla ilgiliydi, meleklerle değil, oradaki hicvi sezememişsin?

      • yasir dedi ki:

        Biz melek konuşuyorduk, o zaman sen neden koyundan örnek verdin?

        okuyucu,Dezenformasyon ve manipülasyon ile ançak kendini kandırısın, aynı zamanda bu şekilde yönlendirmelere açık olan insanları…

        Sende çok iyi biliyorsun ki, ”temsilde hata olmaz” diye bir söz vardır…

        Ama, sen olayı sulandırmak istiyorsan, orası başka…

      • 1okuyucu dedi ki:

        Yasir;

        sorduğumuz sorulara aldığımız abuk sabuk cevaplarla kimin neyi sulandırdığı ortada, benim verdiğim örnek Türkçe dil bilgisi kurallarının mantıksal açıklaması, birden fazla anlamı olan kelimelerin ancak kullanıldığı cümle içerisinde hangi anlama geldiğini cümle yapısına bakarak anlayabileceğimizi belirtmek içindi,

        daha önceki mesajlarımda hiciv yönümün de olduğunu belirtmiştim, o gün başka mesajlarımda koyunla ilgili bazı cümleler kurduğum için Türkçe dil bilgisi kurallarına örnek olarak koyunu vermiştim,

        konunun daha iyi anlaşılması açısından aşağıdaki örnekleri de vereyim,
        bir melek başka bir meleğe “kanat konusundaki kanaatin nedir” diye sormuş,
        melek meleğe “senin adın ne?” diye sormuş

      • toro dedi ki:

        Sayın Yasir,

        Maalesef yanıt vermiyor demogoji yapıyorsun,
        Sana daha önce verdiğim yanıtı aşağıda hiç değiştirmeden tekrar yazıyorum! Ve sana bir de iltimas yapıyorum! Yazının tamamına birden yanıt veremiyorsan sadece son paragrafa cevap verebilirsin.

        Bu arada yazılarının bazılarına ”yenilmeyi kabullenmelisin” gibi abuk subuk başlangıçlar yapan sen iken beni kendine benzetmende bir hoş olmuş! Ben böyle durumlarda insanlara aynalardan size yansıyan aksın sizin olduğunu unutmayın derim! Ama bazen insanlar aynalardan yansıyanları kendilerinin değilde başkalarının yansımaları olarak görmekten mutlu olurlar! Buna da yapacak birşey yoktur, kendi hallerine bırakırsınız, kendi kendilerine eğlenirler!

        1-) Fatr,1;
        ”Hamd, gökleri ve yeri yaratan, melekleri ikişer, üçer, dörder kanatlı (ecnihatin) elçiler yapan Allah’a mahsustur. O, yaratmada dilediğini artırır. Şüphesiz Allah’ın gücü her şeye hakkıyla yeter.”

        2-)Hicr,88;
        ”Kâfirlerden bir kısmını faydalandırdığımız şeylerde sakın gözün kalmasın. Onlara karşı mahzun olma ve mü’minlere kanadını(cenâha-ke) indir.”

        3-)Şuara,215
        ”Ve mü’minlerden, sana tâbî olan kimselere kanatlarını(cenâha-ke) ger.”

        Şimdi 2 ve 3 nolu ayetlerde kuranın tanrısı(!) SADECE ARAPLARIN değil bütün insanların anlayabileceği bir benzetme yapıyor! Sizin islam alimleriniz -kanatlarını ger/kanadını indir- tabirlerini müminleri koru,gözet ve merhamet et şeklinde tanımlar! Bu dünyadaki bütün medeniyetlerde görebileceğimiz hayvanların davranışlarından esinlenerek yapılan teşbih sanatıdır! Buna kimsenin itirazı yok!

        Ama fatır 1 de hem arapça kelime farklı hemde bahsedilen ”kanat” ların sayıları verilmiş. Bu noktada sayılar anlamı pekiştirmiş!

        Örneğin Şuara 215 şu şekilde olsa anlam ne olurdu?

        ”Ve mü’minlerden, sana tâbî olan kimselere KIRMIZI BEYAZ kanatlarını(cenâha-ke) ger.”

        Bu durumda bahsedilen kanadın şeklide anlatıldığı için adı geçen kişinin gerçekten kanadı olduğu anlaşılır! Çünkü anlam önden gelen tasvirle pekiştirilmiş ve mecazdan çıkarılmıştır!

        Bu noktada senin istediğini yapıp 1. ayeti diğer 2. ve 3. ayetle aynı kategoriye koyabilmemiz, yani bir benzetme sanatı arayabilmemiz için ayetin şu şekilde olması gerekirdi!

        ”Hamd, gökleri ve yeri yaratan, melekleri kanatlı elçiler yapan Allah’a mahsustur. O, yaratmada dilediğini artırır. Şüphesiz Allah’ın gücü her şeye hakkıyla yeter.”Fatr,1

        Ama öte yandan da şu var! Kuranın tanrısı anlatımda yaptığı teşbihi insanların anlamını bildiği gözlemler üzerinden dile getirmeli ki, ne dediği anlaşılabilsin! Yani insanlar bir kuşun yavrularını korumak için kanatlarını gerdiğini, kanatlarını onların üzerine indirdiğini bilir veya bilmeleri bu gözlemi yapanlar tarafından sağlanır! Bizim okulda çocuklara anlamlarını sorduğumuz ya da anlamlarını öğrettiğimiz atasözleri bu minvaldedir! Bunların hepsi toplumların doğayı ve doğadaki hayvanları gözlemlemelerinden biriktirdiği deneyimlerdir! Bu nedenle bu benzetmeler kuşların varlığı, kuşların kanatlarının olduğu, kuşların bunlarla uçtuğu, bunlarla yavrularını koruduğu bilindiği için anlaşılabilir!

        Peki melekler bütün insanlar tarafından görülebilen, fiziki durumları gözlemlenilebilen varlıklarmıdır? Tabi ki değildir! O halde fiziki yapısı ve fiziki hareketleri insanlar tarafından gözlemlenmemiş ve bu sayede bu gözlemler üzerinden benzetmeler yapılmamış, öğretilmemiş varlıklarla ilgili yapılacak tanrısal benzetme anlamlı olabilirmi?

        Hiç görmediğiniz bir varlıkla ilgili söylenilen şeyin gerçek değilde benzetme olduğunu nereden bilebilirsiniz?

        Örneğin ”zümrüdü anka kuşu gibi gülmek” diye bir benzetme yapsak, ne anlayacaksınız! Hiç gülen zümrüdü anka kuşu gördünüz mü?

        Ya da ”Van gölü canavarı gibi balık yemek” Van gölü canavarını balık yerken gözlemlemeden bir insan için yukarıdaki benzetmeyi yapmak bir anlam ifade edermi?

        Ama ”aslan gibi kükremek” diyoruz çünkü aslanı gözlemleyebiliyoruz!
        Ya da ”Tilki gibi kurnaz” çünkü deneyimledik tilkinin kurnazlığını, ne demek olduğunu biliyoruz!

        Hadi bunları da geçelim! Bakın eğer ayette kanat sayıları 1,2,3,4 diye verilseydi sizi rahatlatabilirdi! Ama bilinçaltı öyle birşey ki bir kuşun uçmak için en az İKİ kanadı olduğunu gözleyerek öğrenen insan meleklerin kanatlarınıda uçabilmesine yetecek minumum sayıdan yani İKİ den başlatır! Çünkü aksinin olabilmesini sağlayacak yani tek kanatla uçulabildiğini düşündürecek bir gözlemi doğadan edinmemiştir!

      • yasir dedi ki:

        Okuyucu, toroya yazdığım yazıyı ya okumadın yada anlamadın , anlamadığın için ise anlamış görünüp hiciv ile alayamı almaya çalışıyorsun…

        insan psikolojisi böyledir, çok bildiği zaman bilmiyormuş ayaklarına-salağa yatar, lakin bilmediği bir konu hakkında ise herkezden çok bildiğini iddaa eder…Birde çok bildiğini sanıpta hiç bilmeyip-yanlış bilenler vardır…

        Şimdi ben, senin gibi yapmaycam, işe ciddi bir üslup ile devam edicem…sana ve toroyada yine bir ip ucu…

        ”mâ meleket”–16 / NAHL – 71
        ”melekûtes semâvâti vel ardı”– 6 / EN’ÂM – 75
        ”tahmiluhul melâikeh”–2 / BAKARA – 248
        ”alel melekeyni bi bâbile”–2 / BAKARA – 102

        Hicivci okuyucu arakadaşımız, yukarıdaki ayetleri çoğaltabiliriz lakin gerek yok anlayan biri için bunlar çok fazla…Buradaki teşbihi-mecazı bul bakalım…
        Şimdi en sana burda, daha ne yazssam boş çünkü kendi bildiğini okumaya devam edip, benim sana cevap vermediğimi idda edeceksin…Oysaki sizler hiç bir şeye cevap vermeyip ançak kendi düşüncelerinizi dökmeye devam ediyorsun…Olsun bizler inşallha sabırla anlatmaya devam edicez…

        Bizler inşallah her şeyinize cevap veriyoruz lakin, anlayan bulmak zor, anladığında ise saptırmayan bulmak zor…

        Her zaman ki gibi kendinin doğru bildiğini sanıpta, yanlış bilenlerden olduğunu öğrenmek seni üzebilir…
        Tabi gerçekleri kabullenmekte bir erdemdir…

        Bu arada, ”yağlı koyun, yağsız koyun” vardır…
        Kimi yağlı sever, kimi yağsız sever.

      • 1okuyucu dedi ki:

        Yasir;

        meleklerin ne olduğu beni hiç ilgilendirmiyor ama Arapçalarını yazdığın surelerin Türkçelerini yazarak yapacağın yorumlarla beni aydınlatabilirsin,

        gerçeklere gelince, bildiğim tek bir gerçek var, o da sonsuz boşluğun asla yok edilemeyeceğidir, hatta tanrı tarafından bile yok edilemeyeceğidir,

        merak etme toroya yazdıklarını da okuyorum ama senin durumunu hiç iyi görmüyorum, bunca kurtarma sınavına rağmen halâ boş kâğıt veriyorsun,

        bu arada karamanın koyunu yağlı oluyormuş, sen hangi koyun çeşidini tercih edersin.

      • yasir dedi ki:

        Toro, son 2-3 aydır senden beklenmeyen tarzda cevaplar gelmeye devam ediyor…Okuyucudan veya başkalarından gelenleri normal karşılıyoruz lakin senin böyle yapman beni hem üzüyor hemde hayal kırıklığı yaratıyor…İşlerin yoğun işe, cevap veremeyip aynı cevaplarını tekrar-tekrar göndemene gerek yok, kısa mesajla yoğunum sonra dönücem veya bu konu üzerine çalışmalıyım demen yeterlidir…Şunu samimi olarak söylüyorum benim takıldığım bir konu olursa, ”bunu araştırmalıyım” derim…
        Hatta, munazara yaptığın birine, ismini unuttum bir ayet hakkında günümüze ve her keze hitap etmiyor dediğinde, acaba bu toro mu? diye kendime sordum, torocum son zamanlarda kullanmaya başladığın veya kullanmayı bıraktığın bir şeyler olabilir mi?…
        Yahu kendisi mecaz olan, teşbih olan bir şey hakkında konuşuyor ama siz buna yapılan tasviri gerçekliğe giydirmeniz ne derece mantıklı…
        İblis bile meleklerden sayıldıktan sonra o cinlerdendi, denilmekte…
        Daha ne anlatayım sana toro..
        Birde kalkmışsın kanat sayılarına, ikişer’den başladığına iyide torocum senin mantığınla gidersek doğada 3 kanatlı canlıda yok hatta simetriği bozuk olan mutantlarda yok…
        Ah be toro ahhh…Bu mantık ile nasıl yapıcaz, hiç bilmiyorum…
        Tek kanat yok ama, üç kanatta yok…
        Ben seni anlıyorum torocum, kendini zorlamana gerek yok…
        Ayrıca aynı mesajları durmadan kopyala yapıştır yapmana gerek yok…
        Benim sana sorduklarımın bir tanesine bile cevap vermiyorsun, ben sana neden vermiyorsun diyormuyum, sadece sen dediğin için demiş olabilirm…
        Yinede bazı şeyleri araştırmak istiyorsan, okuyucuya yazdığım mesajıda oku…

        İşlem doğru olsada, rakamsal veriler yanlış ise sonuç yanlıştır…
        Torocum senin, işlemde gidişinde yanlış, verileinde yanlış, bu durumda takındığın durumun bu olması çok doğal…Seni hoş karşılıyorum…
        Kendine iyi danran.

      • toro dedi ki:

        Sayın Yasir,

        Bak bundan birkaç yazı önce sana hitaben yazdığım bir yazıyı, seni seviyorum yasir, diye bitirmiştim! Bu bir alay değildi, bundan öncede arasıra buna benzer ifadeleri kullanmıştım! Bunları ciddiye almanı anlamsız çıkarımlarda bulunmamanı tavsiye ederim!

        Benimle ilgili farklılaşma siteminide anlayışla karşılıyorum! Ama bu siteme konu olan ve seni rahatsız eden yazılarım senin farklılaşan ve yenme-yenilme üzerine kurgulamaya başladığın centilmenlik dışı tavırlarına karşılık olarak yazılmış olamazmı? Bazen elinizdeki çuvaldızı kendiniz için kullanacak cesaretiniz olacak!

        Bakın ben bu platformda kimseyi ayırmıyorum! Takip ediyorsanız uyarı yapılmasını gerekli gördüğüm durumlarda ayırt etmeksizin herkezi bizzat uyaran yazılar yazıyorum! Ama bu tavrı gösterip tarafsız olamayanların eleştirilerine de papuç bırakmam!

        Herkes karakterini yapmadıklarıyla değil yaptıklarıyla oluşturur! Benim ne yazdığım, kime ne zaman nasıl tepkiler verdiğim ortadadır!

        Hayal kırıklıklarıma kadar ne hissediyorsam onu dürüstçe yazmaya gayret ediyorum!

        Şimdi gelelim kanat mevzuuna;

        Bak yazdığımı anlamıyor sonrada anlamadığın yorum üzerinden olmayacak çıkarımlarla olmayacak sonuçlara ulaşıyorsun!

        Tekrar yazıyorum!

        Hadi bunları da geçelim! Bakın eğer ayette kanat sayıları 1,2,3,4 diye verilseydi sizi rahatlatabilirdi! Ama bilinçaltı öyle birşey ki bir kuşun uçmak için en az İKİ kanadı olduğunu gözleyerek öğrenen insan meleklerin kanatlarınıda uçabilmesine yetecek MİNUMUM sayıdan yani İKİ den başlatır! Çünkü aksinin olabilmesini sağlayacak yani tek kanatla uçulabildiğini düşündürecek bir gözlemi doğadan edinmemiştir!

        Minumum kelimesi parağrafın özüdür! Ben sana gözlenen en minimal değerden bahsediyorum! En az 2 kanatla uçulabildiğine gözlemsel deneyimlerle kanaat getiren insanın hayalinde bunun üstüne ekleme yapmasının önünde bir engel yoktur! Önemli olan uçabilmek için gerekli minumum donanımın ne olduğunun kesinleştirlmesidir?

        Senin dedidiğin şekilde bir meleğin 1 cenahı olabilir ve bu statüye göre 2,3,4 die artabilir! Sonuçta ayet bir statüye işaret ediyor!
        Ama ayet minumum 2 den başlıyorsa kusura bakma buradan kanattan başka birşey çıkmaz!

        Birkere sizin değiştirildiğini iddia ettiğiniz yahudilik ve hristiyanlıktada melekler kanatlı varlıklar olarak açıkça tasvir edilir! Resimlere, ikonalara bu şekilde konu olurlar! Dolayısıyla bugünün dünyasında sana mantıklı gelmeyen bir şeyi ne kadar düzeltmeye çalışırsan çalış, 1400 yıl öncenin uçaksız, arabasız, motorsuz dünyasında insanlar ulaşım için en opsiyonel çözümün uçmak olduğunu bunun içinde en az iki kanada ihtiyaç duyulduğu kanaatini içselleştirmişlerdi! Dolayısıyla melekleride en az 2 kanatlı hayal ettiler!

        Bunun tersi doğada 3 kanatlı canlı aramak değildir!

        Yanılıyorsun ben senin sorduğun herşeye yanıt veriyorum! Ama senin bir yanıta ihtiyacın yok! Zaten elinde sana verilmiş olduğuna inandığın yanıtlara kanaat etmişsin! Bu noktada sana söylenecek her söz için bir bariyerin var demektir! Anlayamadığın şey ben sen değilim, ben farklı bir gözüm! Senin gördüğün gibi görmüyorum! Nasıl ben seni benim gibi görmediğin şeyler için yaptığın yorumlardan ötürü bilmemekle, yanlış yapmakla, düşünememekle itham edemezsem sende beni bu şekilde yargılayamazsın!

        Şunu anlaman lazım ben sana cevap vermiyorum ben kendi cevaplarımı seninle paylaşıyorum! Yani senin beklentini karşılamak gibi bir niyetim yok! Seni mağlup etmek gibi bir saplantım yok! Elimde sadece ve sadece kendi öz algılarımın ve deneyimlerim ile şekillenmiş ve sadece bana ait cevaplarım var! Ne kimseye dayatıyorum, ne kimseyi paylaşmaya cağırıyorum, yeri ve zamanı geldiğinde sadece paylaşıyorum!

      • yasir dedi ki:

        Torocum, sizi çok iyi anlıyorum…
        Geçenlerde bir arakadaş ”cehennem” kavramını ve etimolojik kökeni hakkında bir bilği paylaştı, gülerek okumuştum…
        Şimdi, Kurani olan bir çok kavram zaten vardı Kuran ile gelmiş şeyler değildir, Allahın insanların Alğısına göre hitap etmesi çok doğaldır…
        Nasıl ki çoçuklara anlamıyçakları şeyleri onların anlıyça tarzda teşbihen anlatıryoruz ve büyüdükçede gerçeklik düzeyene çıkıyoruz işte olay bundan ibaret…

        Şimdi, Tek kanatla uçamayan kuşlar olduğu gibi, tek kanatli-tek taraflı-tek görüşlü-tek ilimli veya bunlardan birine sahip olup dar kapsamlıysa yaşam-uçuş-geçim-anlayış vs gibi bir çok dünyevi olaylarda zorlaşmaktadır…Bırak başkalarına ulaşmayı kendini bile aşamassın…

        Ayrıca senin dediğin gibi kanatlı metafizik varlıklar varmıdır yokmudur en iyi Allah bilir, varlığı ve yokluğu hususunda iddada bulunamam lakin meleklerin varlığı konusunda emin olduğumu söyleyebilirim…Seninde dediğin gibi bilinç altı çok önemlidir, Hiristiyanlıktada İkonlarda melekler bayan ve kanatlardan ibarettir, işte benimde sana vurğulamak istediğim bu bir insanın bilinç altına girmek çok zordur, girdinmi çıkmak zordur, şimdi senin bilinç altına yerleşen bu melek tasviri yüzünden bu kalıptan çıkman çok zor…

        Bak, kaç keredir yazıyorum ve ayetleri önüne koyuyorum, müteşabih olan melek kavramı kimi ayette insanlar için, kimi ayette yer gök cisimleri için, kimi ayette hayvanlar için vsvsss gibi farklı şeyler için kullanılmaktadır…Yine söylüyorum bu bağlamda Kuranda Allahın bir melekesidir çünkü Kuran Allahın yolundan-sözünden çıkmadan iyiliği emredip, kötülüklerden sakındırmaya çalışan bir me-kutup’tur…Allahın bir yörünğeye koyup, sistemini soktuğu, buyruğuna, mülküne soktuğu her şey melekesidir…Bunları sana daha nasıl anlatabilirim bilemiyorum, misal atomlardanda örnek verebiliriz, atomun çekirdeğinden, elektron-nöton ve protonların sistemlerindede bahsedebiliriz, işte bunlarıda Allah bir sisteme koyduğundan bunlarda ALLAHIN Melekeleridir…İnsanlar bunların birden fazla yönlerinden faydaları veya zararları için kullanırlar.

        Kendine iyi davran toro.

      • toro dedi ki:

        Sayın Yasir,

        Şimdi bana bu tarzda yazılar yazıyor sonrda benden aldığın tepkilere şaşırıyor üstüne birde sitem ediyorsun!

        Yani ben şu cümleye ne diyeyim;

        ”Seninde dediğin gibi bilinç altı çok önemlidir, Hiristiyanlıktada İkonlarda melekler bayan ve kanatlardan ibarettir, işte benimde sana vurğulamak istediğim bu bir insanın bilinç altına girmek çok zordur, girdinmi çıkmak zordur, ŞİMDİ SENİN BİLİNÇ ALTINA YERLEŞEN bu melek tasviri yüzünden bu kalıptan çıkman çok zor…”

        Senin kafandaki melek tasviri nereye yerleşiyor yasir?
        Sen bana verdiğin cevapları kendi bilnçaltına yerleşen ya da yerleştirilen melek tasviri üzerinden yapmıyormusun?
        Cidden seninle münazara yaparken kendimi bir şakanın ortasındaymış gibi hissediyorum!

        Sayın yasir, inandığın dinin söylediklerine, yani kalıplarına inanan ve bunları sana verildiği gibi bilinçaltına yerleştiren sen değilmisin? Ben ne zamandan beri senin inandığın şeye senin inandığın gibi inanmaya başladım ki bu inançtan doğan kalıpları bilinçaltıma değişmeyecek şekilde kaydedeyim?

        Ben önüme koyduğun metinden çıkan anlamı sadece analiz ediyorum! Ayrıca ben meleklere inanmıyorum ki onları birde kalıba sokup bilinçaltıma yerleştireyim! Meleklere inanan ve onların şekillerini mutlak şekilde tasvir ettiği iddiasında olan sen değilmisin?

        Cidden bu kafayı nasıl yapıyorsun merak ediyorum! Defalerca anlattım. Görmediğimiz şeyleri tanımlayamayız!Yaptığımız tanımlanan şeylerin olabilirliğini tartışmaktır!

        Hala tututurmuşsun mütaşabih ayetleri önüne koyuyorum diye…
        Yasir hangi ayet müteşabihtir nereden biliyorsun? Ya biraz mantıklı dönüşler yap bana! Kafanın ermediği ayete mütaşabih deyip geçmek nasıl bir inanç şeklidir, o zaman siz neyden ne anlıyorsunuzda neye nasıl inanıyorsunuz inanılır gibi değil! Yasir benimle tanrıcılık oynama! Sen inanasın sen bilsin diye gelen hiç bir ayet müteşabih olamaz! Hele sen ayeti gönderen senmiş gibi bu ayet müteşabihtir öteki muhkemdir diyemezsin! Hiç kimse diyemez!

        ”Şimdi, Tek kanatla uçamayan kuşlar olduğu gibi, tek kanatli-tek taraflı-tek görüşlü-tek ilimli veya bunlardan birine sahip olup dar kapsamlıysa yaşam-uçuş-geçim-anlayış vs gibi bir çok dünyevi olaylarda zorlaşmaktadır…Bırak başkalarına ulaşmayı kendini bile aşamassın…” Yasir’den.

        Yukarıdaki cümleyi ne kdar zamanda kurduğunu merak ediyorum!

        ”Tek kanatla uçamayan kuşlar” mı var? Uçmaya çabalıyorlar ama uçamıyorlarmı?

        Şu kendini aşma konusunda da senden yardım bekliyorum! Örneğin sen kuralları belli, kalıpları sabit bir inanca bağlanmış bir birey olarak o inanç içinde kendini nasıl aşıyorsun merak ediyorum!
        Bana özellikle aşabildiğin bir ayet gösterirsen memnun olurum!

        Hala bir mantıklı bir yorum bekliyorum! Yukarıdaki gibi İçinde kaybolduğun kendi icadın paradoksların yazıya dökülmüş hallerini değil!

        Hadi bunları da geçelim! Bakın eğer ayette kanat sayıları 1,2,3,4 diye verilseydi sizi rahatlatabilirdi! Ama bilinçaltı öyle birşey ki bir kuşun uçmak için en az İKİ kanadı olduğunu gözleyerek öğrenen insan meleklerin kanatlarınıda uçabilmesine yetecek MİNUMUM sayıdan yani İKİ den başlatır! Çünkü aksinin olabilmesini sağlayacak yani tek kanatla uçulabildiğini düşündürecek bir gözlemi doğadan edinmemiştir!

      • yasir dedi ki:

        Toro, melekleri kalıba sokan ben değil, sensin…Ama bunun bile farkına varamıyorsun, yazılarımı tekrardan oku…Ayette elçi-resul meleklere teşbihen yapılan tasviri, filimlerde-ikon tasvirlerinde bilinç altına yerleşen melek fiğürleri ile değerlendirip yorumlar yapıyorsun…Şuna inanki çok önceleri benim zihnimdede senin tasvirlediğin fiğürler oluşmaktaydı …Şunu yine belirtiyorum senin zihninde tasvirlediğin melekler gibi metafizik varlıklar varmıdır, yokmudur kesin konuşamam, olabilirde olmayabilirde, en iyisini Allah bilir…

        Babildeki iki melek, insanların sağ ellerinin sahip olduğu çalışanları, yer ve gök cisimleri, hayvanlar, insanların beyin ve vücüt fanksiyonları vsvsvs gibi bir çok şey meleke olarak değerlendirilmektedir, tabiki durum ve pozisyonlarına göre deşiklikler arz etmektedir…

        Toro, resul meleklerin kanatları sayılmaya 1,2,3,4 olarak değilde, 2,3,4 olarak sayılmasından bunun teşbih değilde gerçek olduğu kanısına varman ise tam traji komik olmuş…Aslında gerçeklik arıyorsan çanlılarda simetri oluşumu göze çarpmaktadır, doğada 2’şer, 4’er veya vsvsvs kanatlara sahip canlılar mevcettur, senin mantığınla gidildiğinde 2,4 vs gibi yazılması gerekirdi, tek sayılara girip simetriği bozmaması gerkiyordu…

        Bu arada, soma’da yaşanan üzücü olay için vefat edenlere Allahtan rahmet diliyorum, Allah yakınlarana sabırlar versin…

    • toro dedi ki:

      Tekrar yazdığımı tekrar yazıyorum!

      Hadi bunları da geçelim! Bakın eğer ayette kanat sayıları 1,2,3,4 diye verilseydi sizi rahatlatabilirdi! Ama bilinçaltı öyle birşey ki bir kuşun uçmak için en az İKİ kanadı olduğunu gözleyerek öğrenen insan meleklerin kanatlarınıda uçabilmesine yetecek MİNUMUM sayıdan yani İKİ den başlatır! Çünkü aksinin olabilmesini sağlayacak yani tek kanatla uçulabildiğini düşündürecek bir gözlemi doğadan edinmemiştir!

      Tekrar söylüyorum, MİNUMUM!

      Yazının geriye kalan kısmına cevap vermiyorum çünkü yazının özellikle ilk parağrafında tanrıcılık oynamaya devam ediyorsun! Sorular çok basit den o ayetin mütaşabiholduğunu nereden biliyorsun? O ayeti gönderen senmisin yoksa tanrısının sözzlerinde yatan anlamı direkt tanrısından alabilen şanslı kişilerdenmisin(!)?

      • rammsteinn dedi ki:

        http://tr.wikipedia.org/wiki/M%C3%BCte%C5%9F%C3%A2bih
        Müteşâbih ayetler burada mevcut. ama şu yapılıyor. mantıksız olan cevaplanması zor olan ayetler için Müteşâbih denilerek top direk dışarı atılıyor.
        elimizde “mecaz ayetler” fihristi yok. melek varmıdır kaç kanadı vardır bunlar dindar arkadaşların işi.
        inanca göre toronun da omuzlarında melekler var. biri iyilikleri biri kötülükleri yazıyor. tanrı yazıcı olarak atamış. kader zaten çizili ama genede yazmak lazım. tanrı bu işleri meleklere devretmiş. acaba niye?
        öbür tarafta herşey ortaya dökülecek. elimiz ayağımız dile gelecek. toronun melekleri diyecekki “toro internette hep kuranı eleştirdi”
        toro da şöyle derse “yok efendim bunların hepsi yalan”
        toronun elleri dile gelecek ” ben toronun eliyim hep kuranı eleştirdi. ne yazdığını ben biliyorum”

      • yasir dedi ki:

        Toro, benim anlatım bozukluğum var ama senin anlama bozukluğunun olduğunuda düşünmeye başlıyorum…

        Yoğun cabaların ile konu girdaba girmiş bulunmakta…
        Aslında vermediğin cevaplar ve takıntı haline getirdiğin insan gözlemleri çok önemli ise sende bir gözlem yap diyorum, doğada simetriği bozuk canlılar var mı? acaba…yanlarında olan uzuvları tek sayılı olan canlılar var mı? var ise ben bilmiyorum…
        Yani kolu-baçağı-kanatı vs 1-3 gibi canlı türleri varda biz mi bilmiyoruz….
        İnsanlar kuşun uçması için gerekli olan en az iki kanatı gözlemliyorda ve bunun için resul meleklerin kanatlarını 2’den saymaya başlıyor ama dağada 3 kanatılı canlının olup olamıycağını nasıl gözlemleyemeyip kanatların simetriğini bozuyor…

        Ayette resul melekler tasvir edilmekte, yani babildeki 2 melekte insandılar aynı senin ve benim gibi ama olmarın malik oldukları Allahın onlara verdiği cenahlar vardır, yani ilimler-görüş(kanaat)ler-taraflar vardı ve insaları uyarmadan bunları kimseye öğretmiyorlardı…

        Tuttular da Süleyman’ın saltanatı aleyhine, Şeytanların kapıldıkları şeylere uydular. Halbuki Süleyman kâfir olmamıştı, Şeytanlar kâfir olmuşlardı. İnsanlara büyü yapmasını ve Babil’deki Hârût, Mârût adlı iki meleğe indirilen şeyleri öğretiyorlardı. O iki melek, hiçbir kimseye biz, ancak ve ancak Allah tarafından bir sınamayız, sakın kâfir olma demeden bir şey öğretmiyordu.2 / BAKARA – 102

        Ah toro ahhh…
        Bu ayette bahsedilen şeytanlardan kasıtta kafir-sapkın insanlardır…Bunuda tasvirlerindeki gibi yanlış anlama…

        Bazı nonteistler ufaktan, aile ve çevreden dini öğretilerle büyürler ister istemez zihin ve bilinç altılarında bir çok şeyler ufaktan aile ve çevresi tarafından zihin ve bilinç altında şekillendirilir ve ilerleyen yıllarda dini eylimleri değişse bile bilinçindekileri silmek ve değiştirmek o kişilere zor gelir ve zihnindeki saçmalıklar gerçek sanıp bunlar ile manipülasyon ve dezenfermayon yapmaya çalışırlar…

        Hadi kal sağlıcakla toro.

      • toro dedi ki:

        Sayın Yasir,

        Bana diyorsun ki ”insanların gözlemleri önemli ise”’ Yani sen o kafar önemsemiyorsun! Sen önemsemiyorsan bunun bir nedeni bir gerekçesi olmalı! Belki de sana bunu tanrın söylüyordur, ”sakın ha gözlemlerinizin değilde benim söylediklerimin peşiden gidin” diyordur size! Belkide tam tersidir ve bütün iddiasını gözlenebilenler üzerinden devşirmiştir, mesela;

        ”Üstlerinde KANAT ÇIRPARAK UÇAN KUŞLARA BAKMAZLAR MI? Onları (havada) ancak Rahmân tutuyor. Şüphesiz O, her şeyi hakkıyla görendir.” Mülk 19

        Üstlerinde KANAT ÇIRPARAK UÇAN KUŞLARA BAKMAZLAR MI, anlaşılıyor ki sen bakmamışsın!

        Yasirim, sana insanoğlunun bir işin olması için gerekli minumum techizatı gözlemlerinden edindiğini yani bunu temel yaparak üstüne işin yada eylemin olmasını engellemeyecek aksine eyleme görsellik ve statüsüne göre kudret yükleyecek benzetmeler yaptığını anlatmaya çalışıyorum!

        Kısa ve öz, gözleyen insan bilir ki bir kuş 2 kanatla uçar yani uçma eylemi için minumum 2 kanat gerekir, eylem için gerekli minumum techizat şağlandıktan sonra üstüne istediğin kadar eklersin! Bu hayal gücünün sınırlarıyla alakalıdır! Birde bunu birilerine anlatacaksan anlattıklarının da inanmasını bekleyeceksen, onların şaşırmayacağı bir tasvir yapacaksın! Örneğin;

        ”Hamd, gökleri ve yeri yaratan, melekleri BİRER,ikişer, üçer, dörder kanatlı elçiler yapan Allah’a mahsustur. O, yaratmada dilediğini artırır. Şüphesiz Allah’ın gücü her şeye hakkıyla yeter.” Fatr,1

        denildiğinde gözlemlenenle yoğrulan deneyimlerin tetiklediği akıl soracaktır;

        ”BİR kanatla nasıl uçulur?”

        Mesela sizin camiada ballandıra ballandıra Cebrailin 600 kanadı anlatılır, bu kanatların herbiri doğu ile batı arasını kaplayacak kadar uzunmuş!
        Cebrail bu kanatlarıyla cennetin üzerinde uçmuş da uçmuş ama bir türlü cennetin sonuna erişememiş! Sonunda yorulmuş ve bir ağaç gölgesine inmiş!

        Yukarıdaki hikaye senin peygamberim dediğinden alıntıymış! Ayrıntılarına, Mişkat’ül Envar,İmam Gazali den ulaş istersen!

        Diyorum ya sizin o tarafın hayalgücü inanılmazdır! An gelir 600 kanatlı bir varlığa 2 rekat namaz kıldırır, an gelir tanrısını meleklerin taşıdığı bir arzda hayal eder, bazen de tanrısının kendi kendini YARATTIĞINI söyleyerek hayalgücünde çığır açar!

        ”Ve sor senden önce peygamberlerimizden gönderdiklerimize: Rahmandan başka kulluk edilen mâbutlar yarattık mı?” Zuhruf,45

        ”Rahmandan başka kulluk edilen mâbutlar yarattık mı?”

        Hayal güçleri bu denli gelişmişlerin meleklere fazladan 3,4 kanat takamayacağını düşünüyorsan bu senin sorunun!

        Aslında bana örneklediğin ayetletdeki mantık hatalarına da değinmek isterdim ama bu konu dağılmasın diye onları sonraya bırakıyorum!

        Bitirirken bende sana tanrın hayalgücüne zeval vermesin diyorum!

  27. kadir dedi ki:

    sayın okuyucu..

    ““””””her iki kardeşimin görüşlerine de katılıyorum… değerli bilgileriniz için size teşekkür ederim..”””””

    her iki görüşe katıldığını söyleyerek Nuh tufanının hem bölgesel olduğunu, hemde bölgesel olmadığını kabul ediyorsun???”

    evet her iki görüşüde kabul ediyorum. çünkü hz. nuh zamanında dünyanın durumunun nasıl olduğunu bilemeyiz. bilal beyin dediği gibide olabilir, yasir beyin dediği gibide olabilir. allahtan başka kimse bunu bilemez. bilal bey yanlış, yasir bey doğru dersem eğer, kesin bilmediğimiz şeyler hakkında kesin konuşmuş olurum. veya bunun tam tersi.. ben bunu anlatmaya çalışıyorum..
    siz kesin bilebilirmisin bölgesel olup olmadığını? neye göre açıklama yapabilirsiniz?

    saygılarımla..

    • 1okuyucu dedi ki:

      Kadir;

      “”””siz kesin bilebilirmisin bölgesel olup olmadığını? neye göre açıklama yapabilirsiniz?””””

      bu soruyu bana değil, kesin olarak bildiğini iddia edenlere sor.

      • kadir dedi ki:

        diğer kardeşlerim bu konu ile ilgili kesin bilgiye sahibiz diye bir iddiada bulunmamışlardır.. yazıları okursanız, “en doğrusu allah bilir” demişlerdir.. bu sözü söyleyen bir insan sadece tahmini bir yorum yapmış olur.. kendi yorumu olabilirde olmayabilir de..

      • 1okuyucu dedi ki:

        Kadir;

        en doğrusunu Allahın bildiğine inandığınız şeyler hakkında fikir beyan etmek, Allah böyle söylemek istemiştir anlamına gelir, buna kendilerini tanrının yerine koyarak tanrı adına konuşmak denir, yani bir nevi empati yapmak denir,

        oysa Kuranın tanrısı hakkında kesin bilgi sahibi olmadığın şeyin peşine düşme diyerek nasihat ederken susmak yerine empati yapmaya kalkanlar aslında kendi fikirlerini empoze ederek tanrıyı devre dışı bıraktıklarının farkında değildirler.

        bana göre böylelerinin durumu, olaya Kuranın tanrısı açısından baktığımızda biz kafirlerden! daha beter bir durumdur.

  28. yasir dedi ki:

    Şahsen ben bu ortamda her zaman söylemeye çalıştım yine söylüyorum her peygamber kendi kavmine ve kendi kavmin dile ile tebliğini yapar lakin bu demek değilki diğer kavimlere doğruyu-hakkı tavsiye etmiyecek…
    Buh döneminde kavminin pozisyonunu bilen yok-kaç bin yıl önce olduğunu bilen yok-dünya çoğrafyası-denizlerin-kıtaların vs insan nüfusu-hayvanları durumları vs net bir bilği yok…

    Hakkında kesin bilgi sahibi olmadığın şeyin peşine düşme. Çünkü kulak, göz ve kalp, bunların hepsi ondan sorumludur.17 / İSRÂ – 36

    Kuranda sadece ortalama yunus peygamberin kavminin nüfusu verilir kaldıki Nuh Yunustan on binlerde yıl önce yaşamış ve tufan vuku bulmuş bir hadise…

    Hatırlayın ki, Allah sizi Nûh kavminden sonra onların yerine getirdi ve sizi yaratılış itibariyle daha güçlü kıldı. Allah’ın nimetlerini hatırlayın ki kurtuluşa eresiniz.”7 / A’RÂF – 69

    Halbuki Kuran Nuhtan sonraki gelen neslin yaratılış olarak üstün kılındığını bildirmekte…Bu yaratılış bedenen mi? yoksa beyinen mi? olduğunu tam kestiremiyorum…Lakin Kuranda Nuhun yaşama yılı bizim yıllarımızla aynı ise büyük ihtimal bütün insanların ortalama ölüm yaşları öyle olma ihtimali yükse bu durumda günümüzdeki insanlar bedenen değilde beyin fonksiyonları olarak üstünlüklari vurğulamıyor olabilir…Ayrıca Nuhtan sonraki insanların nuhtan öncekilerden yaratılışça üstün olmaları nuhtan önceki bazı insan toplumlarının beyin-akıl gelişimini tamamlamadığından onların tebliğede ihtiyaçları olmayabilir yani hayvanlara tebliğ yapılmaması gibi…

    Ve andolsun ki biz Nûh’u, kavmine gönderdik de aralarında tam bin yıldan elli yıl eksik bir müddet kaldı; derken onları tufan helâk etti ve onlar zâlimlerdi.29 / ANKEBÛT – 14

    Bu sebebten kesin emin olmadığım veya olmadığımız müteşabihler hakında ihtilafa gerek yok…
    Bilal kardeşimin söylediğide doğru olabilir, belki benim söylediğimde, hanğisi doğru veya yanlış hiç önemli değil çünkü insanlık ve dünya düzeni için bir getirisi yok…Lakin Alahın sünnetine en uyğun olarak ilim edip-araştırıp en doğruya tabi olmak en mantıklsıdır, her ne durumda olursa olsun bu husus iman temeli değildir ve fitne-şirk-ayrılık hususu yapılmadıkça Allah tövbeleri af edendir.
    Bilği hazinesi geniş olan bilel kardeşimin düşüncelerinede katıldığımı bildirerek En iyisini Allah bilir diyorum ve işter lokal-ister globol tufanda olsa hepsi Allahtandır ve her durumda iman edenleriz diyerek, kalın sağlıcakla.

    • rammsteinn dedi ki:

      tam onikiden vurmuşsun yasir
      özetle şöyle iki satırlık bir kitap yazalım
      “öylede olabilir,şöylede,ikiside olabilir,belki hiçbiriside olabilir.
      ama bu dediğim çok apaçıktır.”
      iki satırda tüm kitabınızı özetledim.

      • yasir dedi ki:

        Rams, anlayamadığın konular hakkında bu şekilde konuşman doğal…
        Seni hoş görmek lazım.

      • rammsteinn dedi ki:

        yasir
        sen anlayamamışsın ki “şöyle de olabilir , böyle de olabilir” diyorsun.

        yazının sonuna şöyle bir ifadeyle bitirmiş olsan kesinlikle çok büyük sevaba girerdin.

        “kendi üzerime yemin ederim ki ,söylediklerimin hepsi apaçıktır”

        tanrınız yemin etmeyi çok seviyor.
        yemin edenide seveceği kesin.

  29. sercan dedi ki:

    yasirden alıntı Halbuki Kuran Nuhtan sonraki gelen neslin yaratılış olarak üstün kılındığını bildirmekte…Bu yaratılış bedenen mi? yoksa beyinen mi? olduğunu tam kestiremiyorum…
    yasir bey ,,,,,,bu üstün kılma gaz verme her kitapta var
    tevratta israil oğulları nı üstün kılıyor inçilde hırıstiyanları
    tabikide islamda müslümanları
    üstün kılacakki müminler desinki bak biz onlardan üstünüz
    allah bizi özel yaratmış bizde ona hadi kulluk yapalım
    birkere mantık var allah niye birini diğerine düşman yapmak
    içinmi seni ondan üstün yaratım diyor
    peki bunu insan kendi çocuklarına söylese ne olur
    siz kendi coçuklarınıza seni kardeşinden üstün görüyorum ?
    sen ondan daha akıllı ve üstünsün desen
    kardeşler arasında düşmanlık başlarmı başlamazmı ????
    işte sözde tanrıda insanları birbirine düşman yaptığından
    bu kitaplara inananlar binlerce yıldır savaş içinde

    öyle diyeceğine şöyle dese
    EY KULLARIM BAZILARINIZ DAHA AKILLI DAHA GÜÇLÜ OLABİLİR
    AMA BENİM GÖZÜMDE HEP EŞİTSİNİZ
    bu daha barışçıl olmazmığdı
    yoksa tanrı savaştırmaktanmı hoşlanıyor…………..
    saygılar

    • yasir dedi ki:

      Sercan, üstünlük soyda değil takvadadır…
      Bu çok kez yazıldı çizildi, biraz zahmet et sayfaları karıştır bundan önce anlamaya gayret etmelisin…
      Nuh ve inananların dışındakilerin tasviye edilğini düşündüğünde ve nuhla birlikte kalanların takvaça helak onlardan üstün olduğundan, onlardan geleçek ümmetlerinde nuh ve öncesinden daha farklı olmaları çok mantıklı…

      Ve onlardan önceki Nûh kavmini de; şüphe yok ki onlar, daha da zâlimdi ve daha da azgın.53 / NECM – 52

      Kuranda nuh kavmi için özellikle daha azğın-sapkın-ipe sapa gelmezler olduğu belirtilir.

  30. sercan dedi ki:

    sığır suresi 47 Ey İsrailoğulları! Size lütfettiğim nimetimi, sizi âlemlere üstün kıldığımı hatırlayın.

    işte kanıtlarla konuşuyorum …önce israiloğullarını üstün kılyorki sözde inanmayanlara
    karşı savaşma cesareti versin..
    ama ne hikmetse onlardan üstünlük madalyasını alıp sonara muhammedin adamlarına veriyor…..

    saf suresi 9 Resulünü hidayet ve hak dini getirmek üzere o gönderdi ki, ortak koşanlar hoşlanmasa bile, onu tüm dinlerden üstün kılsın…

    tarihi vaka suresi 83 İşte âhiret yurdu! Biz onu, yeryüzünde üstünlük taslamayanlarla bozgunculuk peşinde koşmayanlara veririz. ,Sonuç, takva sahiplerinindir.

    ÜSTÜNLÜK VEREN KENDİ sonrada üstünlük taslayanlara ahiret yurdunu yasaklayan kendi bu nasıl bir çelişki……………..

    • yasir dedi ki:

      Sercan, senin yaşın kaç kulak-göz-kalbin beyin gelişime destek olamıyorlar her halde…

      Allah israiloğlularını üstün kılması ahidi bozmadan taşıyan damar olduğundandır…Bu ahidi onlardan değilde başka bir kavimden gelen damar devam ettirseydi üstün olanlar onlar olacaktı…Yani Allahın üstünlükten kasti Allaha olan inanç-bağlılık-Ahlak-adalet vs gibi kavramlardır…

      Kasas 83’teki Ululuk ise kişinin kendini diğerlerinden büyük görmesi-kibirlenmesi gibi halleri anlatmaktadır…

      Yahu önce şunları bir anlayarak okuyunda ondan sonra yazın, sırf yazmak için yazmış olmayın, bunu yapmanız ancak kendi seviyenizi ortaya koyar…

      Allahın israiloğlularına verdiği üstünlük herkese açıktır, o tarihtede öyleydi bu tarihtede böyle…Kendine güvenen üstün olmak isteyen Allahın ilke ve inkilaplarına, emir ve yasaklarına, Allahın kalite standartlarına uyduğu sürece üstündür…O dönemde bu niteliklere israiloğluları uyğundu ondan dolayı üstündüler lakin bu üstünlük soydan değil iman bağıyla sabittir…

      O zamanlar Rabbi, İbrahîm’i bâzı sözlerle sınadı. O, bunları yerine getirip tamamlayınca dedi ki: Ben seni insanlara imam edeceğim. İbrahîm, soyumu da imam et dedi. Allah, benim ahdime dedi, zâlimler nail olamazlar.2 / BAKARA – 124

      Bakara 124 bunun net kanıtıdır.İbrahimi insanlara iman kılacağını bildiren Allah, ibrahim soyumdanda dediğinde soyundanda olsa imansız-kötü işler yapanlar bunun dışındadır cevabı almaktadır…

      • sercan dedi ki:

        yasir önce şu konuda anlaşalım kişisel suçlamalara girersek
        unutmaki bu tartışma hiç hoş bitmez ….
        benim kulak beyin arasında bir sorunum yok ama senin olayları işine geldiği gibi anlama sorunun olduğu aşikar …..

        senden alıntı …… Yani Allahın üstünlükten kasti Allaha olan inanç-bağlılık-Ahlak-adalet vs gibi kavramlardır…
        şimdi konuya geçebiliriz …bu satırdan anlaşılan şu
        sözde allah… allaha olan inanç bağlılık bunları üstün kılmiş böyle saçma sapan bir açıklama olurmu hiç …..
        senden alıntı …… Allahın israiloğlularına verdiği üstünlük herkese açıktır, o tarihtede öyleydi bu tarihtede böyle…Kendine güvenen üstün olmak isteyen Allahın ilke ve inkilaplarına, emir ve yasaklarına, Allahın kalite standartlarına uyduğu sürece üstündür…O dönemde bu niteliklere israiloğluları uyğundu ondan dolayı üstündüler lakin bu üstünlük soydan değil iman bağıyla sabittir…

        böyle bir yazığla sen kimi kandıracan …… hem diyorsun allah üstün kıldı…. sonra kendini yalanlarcasına allahın kurallarına uyanlar üstün olma hakkına sahip diyorsun……
        karar ver allahmı üstün kılıyor yoksa inananlarmı inanınca üstün oluyor ……
        velevki öyle olduğunu varsayalım islam dünyasını allah demekki üstünlük sınavıdan… müslümanları sınıfta bırakmış …..
        baksana hallerine yerlerde sürünüyorlar açlık sefalet savaş insan hayatının köpek kadar değerinin olmadığı bir yaşantı içindeler …..senin tezini kabul ettiğimizde bu sonuç çıkıyor sen şuan islam dünyasını allah tarafında lanetlenmiş olduğunu diğer dinlerdekileri üstün
        kıldığını istemedende olsa kabul etmiş oldun

        bu arada senin yaşın kaç ……

      • rammsteinn dedi ki:

        sayın yasir
        dediklerin o kadar saçma ki.
        biraz tarih bilgisine ihtiyacın var
        diyorsunki

        O dönemde bu niteliklere israiloğluları uyğundu ondan dolayı üstündüler lakin bu üstünlük soydan değil iman bağıyla sabittir…

        gelelim israiloğullarının destansı hikayesine. bir gün musa isimli arkadaşımız (sizin peygamberiniz) allah ile kontak kuruyor. allah diyor ki
        “git mısırdaki israiloğullarını topla. kutsal topraklar diye bir yer var oraya gidin”
        musa mısıra gider firavunun karşısına çıkar. “benim milletimi serbest bırak. ben tanrının aracısıyım. eğer kabul etmezsen seni mahvederim” der. firavunda “git işine” der.
        aradan bir süre geçer. şehrin içinden geçen nehir birden kırmızıya döner. bunun sebebi bir bakteri çeşididir.bakteri nehirdeki oksijeni bitirir. ardından nehirdeki kurbağalar kendilerini dışarı atar. kurbağalar olmayınca haşareler artar. hepsi doğal bir tepkimenin ürünleridir.
        musa büyük sükse yapmıştır. nede olsa olanları tanrısı yapmıştır. kavmi ile giderken malum denizi yarması felan. kutsal topraklar denen yere gelir. bildiğin çöl.
        kavmi der ki “musa sen eğer peygamber isen senin bir kitabın olmalı. kitapsız peygamber olmaz”
        musa “merak etmeyin tanrıyla sözleştim. şimdi dağa çıkıyorum 30 gün sonra elimde kitapla döneceğim”
        musa kavmini kardeşine bırakarak kendini dağa vurur. 30 gün geçer. kitabı bitiremez. “bana 10 gün daha verin” der. 40 gün sonra dağdan iner. elinde yazdığı tabletler. bir bakarki kavmi bir sığıra tapıyor.kızgınlıkla kardeşinin sakalından tutttuğu sırada tabletlerden bikaçı düşer kırılır. halkına kızmıştır. kim kızmazki. o kadar mucizler ile mısırdan çıkardığı kavmi 40 gün içinde tapacak başka bir tanrı bulmuştur. ama peygamber bu. derki ” ey kavmim sapıttınız ama ben sizi gene de affediyorum benim dinime tanrıma dönün”
        elindeki tabletler okunur. ama tabletlerin içeriği mısır kanunlarından,sümer yazıtlarından başka bir şey değildir.

        şimdi bu hikayenin sonunda senin dediğini tekrar diyelim.
        allah israiloğullarını üstün kılmıştır.
        yahu bu üstün kılınan kavim o kadar mucize görmüş bir kavim (denizin yarılması dahil)
        40 içinde sizin tanrınızı bırakmış bir sığıra tapmaya başlamıştır.
        bir insanın bu mücizeleri gözüyle görüp ardından bikaç gün sonra başka bir tanrıya tapması için beyninin olmaması gerekir.
        bu kadar zekadan mahrum,sadakatsiz,kendini beğenmiş bir kavim nasıl oluyorda tanrının gözdesi bir kavim haline geliyorlar?
        üstelik onları üstün kılmakla yetinmemiş,üstüne üstlük onlar için öyle bir din oluşturmuşturki evlere şenlik. sonradan yahudi olunmaz. sadece yahudi doğanlar yahudi olur.
        peygamberlerine 40gün içinde sırtını dönen bir kavme tanrının cevabı “onları üstün kılmak” olmuştur.
        tanrı böyle bir şey yapmaz. yaparsada tanrı olmaz. insan evladını bile ayımazken tanrı kendine sırtını çeviren bir kavmi üstün kılmaz. bu hikaye kendini beğenmiş bir bir kavmin masalsı hikayesidir. bir kişi çıkmış işi ırkçılığa vurmuş, doğal olayları “tanrının mucizesi” diye yutturarak kendine bir din yaratmıştır.

      • yasir dedi ki:

        Sercan, öncelikle sana kişisel hakaret etmek değil amacım öyle alğıladıysan, kusura bakma…
        Şimdi, bu ortamda yeni olabilirsin, ama bunları defalarca anlattık, üstünlük soyda-ırkta vs gibi şeylerde değil takvada-yani sakınmadadır…
        Alçaltanda-yükseltende Allahtır…Allah eğriyi doğruyu ayırmıştır herkezin hür aklı vardır insanların eylemleri sonucu Allah her isteyene istediğini verir ister inansın ister inanmasın, bu böyledir…Müslümanım demekle veya inandım demekle olup bitmiyor, eylem ve amelin Allahın istediğine uyğun değil ise kişinin ben müslümanım üstünüm demesi sadece Allahın kişide görmek istemediği ve senin karıştırdığın üstün görme kibir olabilir…

        Rams, senin bu tarz mesajlarına alışığım…Okuyor ama biraz alğılamada sıkıntılar çekiyor gibisin…Tarih ve kronolojik olarak kendini geliştirmen beni sevindirdi…Şimdi tarihi bir vaka olarak o tarihte Kavim olarak dediğin gibi israiloğluları içinde gerçekten çok sapkınlar var lakin onların dışında olanları bir kıyasladığımızda diğerleri beterin beteri he yönden sapkınlar ve israiloğluları daha az sapkında olsa Allahın ahidini alabilecek ve taşıyabilecek damar buradan çıkmakta diğer kavimlerde bunun esamesi okunmuyor…Kuranı iyi oku Allah yarına bırakır ama kimsenin yanına bırakmaz…
        İsrailoğlularının az kısmı müstesna zaten gazaba-azaba urayanlar olmuşlardır Kuranda bunlar açıktır…Allah onları her halukarda üstünsünüz istediğinizi yapın serbestsiniz demiyor bana ve yoluna uyarsanız deniliyor, sapanlar aşşalıkların aşşağısı oldular ve oluyorlar ama allah yolunda yürüyen herkez Allah katında üstündür…

        Hani, biz İsrailoğulları’ndan, “Allah’tan başkasına ibadet etmeyeceksiniz, anne babaya, yakınlara, yetimlere, yoksullara iyilik edeceksiniz, herkese güzel sözler söyleyeceksiniz, namazı kılacaksınız, zekâtı vereceksiniz” diye söz almıştık. Sonra pek azınız hariç, yüz çevirerek sözünüzden döndünüz.2 / BAKARA – 83

        Bir zaman birbirinizin kanını dökmemek, yerinizden yurdunuzdan çıkmamak hususunda kesin söz almıştık sizden. Sonra siz de bunu ikrar etmiş, siz de buna tanık olmuştunuz.2 / BAKARA – 84

        Sonra siz, öyle kimselersiniz ki birbirinizi öldürüyorsunuz, sizden bir grubu yurtlarından çıkarıyorsunuz ve onlara karşı günah ve düşmanlıkta yardımlaşıyorsunuz. Eğer onlar, size esir olarak gelseler, onların yurtlarından çıkarılmaları size haram kılınmış olduğu halde (onların yurtlarında kalmalarına izin vermeyip) fidye karşılığı değiştirirsiniz. Yoksa Kitab’ın bir kısmına inanıp, bir kısmını inkâr mı ediyorsunuz? Artık sizden böyle yapanların cezası, dünya hayatında ancak rezilliktir. Kıyâmet gününde ise onlar azabın en şiddetlisine maruz bırakılır. Ve Allah, yaptığınız şeylerden gâfil değildir.2 / BAKARA – 85

        Onlar, ahireti dünya yaşayışına satmış kimselerdir. Onların azâbı da hafifletilmez, onlara yardım da edilmez.2 / BAKARA – 86

        İsrailoğullarından inkâr edenler, Davud ve Meryem oğlu İsa diliyle lânetlendi. Bu, onların isyan etmeleri ve hadlerini aşıyor olmalarından ötürüydü.5 / MÂİDE – 78

        Ah be rams, ne olacak senin bu halin…Allah mühlet verir işte bu yaşam süren senin mühletindir Allah ançak kötülükler ve şirk içinden ölüp tövbe etmeyenleri af etmez…Allahın yolundan çıkan kim olursa olsun sonucu ile yüzleşir…

        O zamanlar Rabbi, İbrahîm’i bâzı sözlerle sınadı. O, bunları yerine getirip tamamlayınca dedi ki: Ben seni insanlara imam edeceğim. İbrahîm, soyumu da imam et dedi. Allah, benim ahdime dedi, zâlimler nail olamazlar.2 / BAKARA – 124

        Nûh, Rabbine seslenip şöyle dedi: “Rabbim! Şüphesiz oğlum da âilemdendir. Senin va’din elbette gerçektir. Sen de hükmedenlerin en iyi hükmedenisin.” 11 / HÛD – 45

        Allah, “Ey Nûh! O, asla senin âilenden değildir. Onun yaptığı, iyi olmayan bir iştir. O hâlde, hakkında hiçbir bilgin olmayan şeyi benden isteme. Ben, sana cahillerden olmamanı öğütlerim” dedi.11 / HÛD – 46

        “Sura üflendiği zaman, o gün, aralarındaki soy yakınlığı fayda vermez ve birbirlerine de birşey soramazlar.” (Mü’minun 23/101)

        Ah be rams, anla şunu artık, Peygamber oğlu veya babası veya kardeşi olmak veya bilmen hanği kavimden gelmek bir fayda sağlamaz ançak Allah yolunda yürümek ile ALLAH katında dereceler sahibi olunur.

  31. sercan dedi ki:


    sayın okuyucu
    sizden alıntı

    ””siz kesin bilebilirmisin bölgesel olup olmadığını? neye göre açıklama yapabilirsiniz?””””

    bu soruyu bana değil, kesin olarak bildiğini iddia edenlere sor.

    izninle ben cevaplığım
    ben kesinlikle nuh tufanı olduğuna inanmıyorum
    iki iddam var
    birkere nuh tufanı sümerler tarafından kil tabletlere yazılmış
    sadece isimler farklı ve bu tabletler müzelerde var bu kesin delil
    muazzez ilmiye çığ ı biraz okuyan bunu bilir
    ikinci olarak bunu defalarca yazdım ama dinci arkadaşlar bir türlü anlamıyor
    tüm yer küre su olsa bu su ne oldu inek içti dağamı kaçtı
    biraz fizik bilen biri bunu bilir dünyadaki madde veya su herşey ne eksilir ne çoğalır
    global olmadığı kesin
    ikinci idda ya lokalsa lokal olsa sizinde dediğiniz gibi,,,, daha öncede benimde dediğim gibi aynı düşünmüşüz ,,,,isterse milyonlarca yıl yağsa yağmur yinede 2000 veye 200 metre gibi su yükselmez bütün sular denize akar tekrar buhar olur tekrar yağar
    denizlerin yağmurdan yükselme gibi durumu söz konusu değil
    buz dağlarının erimesi hariç………
    bu nuh tufanı ve bunun gibi masalların olması
    insan zihninin bunları üretmesi gayet normal birşey ama bunun doğru olduğu anlamına gelmez

    bu güne kadar binlerce kitap yazılmış filimler yapılmış bilim kurgu fantastik olarak
    ozamanında inandırıcı yazarları olayları abartarak
    bunları sanki bir tanrı gazabığmış gibi insanları
    yola getirmek için yazmış…….

    BİRDE surelerin türkçe yazılması konusunda ki yazın çok mantıklı
    SÖZDE(((( allahın ))))
    bildiğini bu dinciler neden saklamaya çalışırlar anlamadım
    ayeti hem türkçe hem arapça oku ama surenin ne anlama geldiğini
    bilmene gerek yok demek istiyor bu ne çelişki………

    saygılar…..

    • Serkan dedi ki:

      KURAN’IN TANRISI BİNLERCE YILDIR BU KADAR GÜZEL KONUŞURKEN,SİZİN ÇAKMA EVREN TANRINIZ NEDEN YENİ YENİ KONUŞMAYI SEÇTİ MERAK EDİYORUM…

      • sercan dedi ki:

        serkan arkadaşım kuranın tanrısının konuştuğunu sen kabul ediyorsun biz değil
        bizim tanrımızın da konuştuğunu idda eden olmadı

      • Serkan dedi ki:

        Kuran’ın Allah’ı var ki bu kadar güzel sözler sizin deyişinizle tövbe ÇÖL BEDEVİSİ Yazamazdi sanırım,Sizin evrenin TANRISI TORO Arkadasınızın deyişi ile inanan o ateist kardeşimiz BİNLERCE YILDIR çıkan bir güzel sözünüz var mı acaba?Yok tabiki tuturmussunuz Maymundan geldik yok bir halka eksik boş sözler iste DARWİMİN TEORİLERİ Bilim dunyası her zaman bu yalanları çürütdü.

      • rammsteinn dedi ki:

        yahu serkan
        hala “bilim dünya darwinizmi çürüttü” diyorsun.
        sadece dindarlar çürütmeye çalışıyor. ama bazı uyanık dindarlar evrim teorisinin tığkı big-bang teorisi kadar kabul göreceğini düşünerek şimdiden,evrim teorisi dine monte etmeye çalışmaya başladılar. google abiye “darvinizm siyaset meydanı” diye ara.seyretmesi uzun sürer ama ne demek istediğimi anlarsın

      • Serkan dedi ki:

        Yuh sana sen Kuran’ı CURUTEMEDİN ama biz sizin DARWİNİZM ÇAKMA DİNİNİZİ çürütdük!al sana bir evrim makalesi ve sana avrupalı bir bilim adamının kitabinida söyleyecem sen git araştır,

        Moleküler Karşılaştırmalar, Evrimin Kambriyen Çıkmazını Büyütüyor

        Evrim teorisini Kambriyen patlaması konusunda giderek daha fazla açmaza sokan bir diğer gerçek, farklı canlı kategorileri arasında yapılan genetik karşılaştırmalardır. Bu karşılaştırmaların sonuçları, evrimci biyologların yakın zamana kadar “yakın akraba” saydıkları hayvan kategorilerinin genetik olarak çok farklı olduklarını ortaya koymakta, böylece zaten sadece teoride var olan “ara form” varsayımlarını iyice umutsuz hale getirmektedir. Proceedings of the National Academy of Sciences dergisinde 6 ayrı bilim adamının imzasıyla yayınlanan 2000 tarihli bir makalede, DNA analizlerinin, “eskiden ara form sayılan” kategorileri bu durumdan çıkardığı şöyle açıklanmaktadır:

        DNA sekans analizleri, filogenetik ağaçlar için yeni yorumlar gerektirmektedir. Metazoa (çok hücreli canlılar) ağacının tabanında yer alan ve daha önceden birbirini izleyen komplekslik derecelerini temsil ettikleri düşünülen canlı sınıflamaları yer değiştirmekte ve ağacın çok daha üst kısımlarına taşınmaktadır. Bu, geriye hiç bir evrimsel “ara form” bırakmamaktadır ve bizi Bilateria (simetrik vücuda sahip canlılar)nın kompleksliğinin kökeni hakkında yeniden düşünmeye zorlamaktadır.37

        Yine aynı makalede, evrimci yazarlar, daha önceden süngerler, cnidarianlar, ctenophorlar gibi omurgasız deniz canlıları grupları arasında “ara form” saydıkları bazı kategorilerin, yeni genetik bulgular nedeniyle artık böyle sayılamayacaklarını belirtmekte ve bu gibi evrim ağaçları kurgulama konusunda artık “ümitlerini yitirdiklerini” şöyle ifade etmektedirler:

        Yeni moleküler temelli filogeninin bazı önemli sonuçları vardır. Bunların en önemlisi, süngerler, cnidarianlar, ctenophorlar arasındaki “ara form” sınıflamaların ve bilateryen canlıların son ortak atasının yani “urbilateria”nın ortadan kalkmasıdır… Bunun doğal sonucu olarak, urbilateria’ya giden soy ağacında çok büyük bir boşluğumuz var… Kademeli bir biçimde giderek artan bir komplekslik senaryosu yoluyla, “boşluktaki atayı” yeniden inşa etme yönündeki umudumuzu-ki bu eski evrimsel mantık yürütmede çok yaygındır-kaybetmiş bulunuyoruz.38
        38. André Adoutte, Guillaume Balavoine, Nicolas Lartillot, Olivier Lespinet, Benjamin Prud’homme, and Renaud de Rosa, “The New Animal Phylogeny: Reliability And Implications”, Proceedings of the National Academy of Sciences, 25 April 2000, vol 97, No 9, pp. 4453-4456

      • toro dedi ki:

        Sayın Serkan,

        Bence siz boş verin birileri evrime inanıyormuş, ya da inanmıyormuş diye düşünmeyi! Zaten etkilenmediğinizi düşünüyorsunuz evrimden! O halde neden evrim evrim diye bağıranlara kulak asıyorsunuz ki? Yok, hala bir kuşkunuz varsa size şunu tavsiye edebilirim;

        Sabah kalkıp bir ortopedi uzmanına gidin ve koksiks (kuyruksokumu) röntgeni çektirin! Uzman röntgene baksın, eğer röntgende kuyruksokumu kemiğiniz görünmüyorsa zaten evrimden etkilenmemişsiniz demektir! Sonra daha bir güvende hissederek dalga geçersiniz evrimcilerle!

      • Serkan dedi ki:

        Yuh be TORO kardesim,

        Sen demek kuyruksokumunun röntgenini çektirmişsin!Biz Allah’a İnananlar olarak böyle saçma sapan seylere inanmayız,Bilim adamlarından ornek istediniz bende verdim!Siz neyin cevabını verdiniz acaba?Biz evrimi tartışmadık siz Kuran’ı Kerim’i tartışırken size ayetlerimiZle cevap veriyoruz!Bu ayetler sizi susturuyor,demek kendi bilimimizlede konuşuyoruz ve cevap veremiyorsunuz.Sizin neden Tevrat ve İncil ile ısınız olmuyor çünkü siz onlar allahın sözü değil gercek soz Allah’ın Kuran’ı keriminde yazili buda sizlere kapak olsun

      • toro dedi ki:

        Sayın serkan,

        Şöyle forum konularına benim adımı yazarak bir tarama yap bakalım hangi arkadaşın hangi ayetle beni susturmuş?

        İşiniz gücünüz kendi kanaatinizi söylemek, bu kanaat üzerinden oyunlar oynamak!

        Kuyruksokumu kemiğin varmı, yokmu?

        Ya da ileri gidelim! Tanrınızın kromozomlarınızı dizayn ederken içine koymadığı herhangi bir özellik vücudunuzda ortaya çıkabilirmi? Yani kromozomlarına kuyruk işlenmemiş bir türün (insanın) her hangi bir üyesinden kuyruk çıkabilirmi?

      • Serkan dedi ki:

        Kuyruk sokumu kemiği ile ilgili hadisler Hz. Peygamber’in mucizelerinden biridir. Embriyoloji bilimi sayesinde hadis çok güzel açıklanmıştır. İnsan kuyruk sokumu kemiğinden meydana gelir ve yeniden diriltilir. Bu kemik embriyolojide başlangıç çizgisi (primitive streak) olarak adlandırılmıştır. Hücrelerin bölünmesi ve organların meydana gelmesini sağlayan budur. Bu izden sinir sistemi ilk haliyle ortaya çıkar. Ardından nöral tüp oluşur ve sinir sistemi tamamlanır. Daha sonra diğer organlar meydana gelir. Küçük bir parçası dışında bu çizgi kaybolur. Kalan parça kuyruk sokumu bölgesinde yer alır. Bu bölgede de kuyruk sokumu kemiği (koksiks) oluşur. İnsanın kıyamet gününde yeniden yaratılması da bu kemikle gerçekleştirilir. Aynen Hz. Peygamber’in bildirdiği gibi…1400 önce bunu bilen bir insan nasıl oluyorda bu kadar bilimin olmadıgı bir yerde BUNLARI biliyor siz TORO bey neyi bildiniz anlamış değilim?
        Bilimsel ispatı var ama sen düz mantık her sözünü takip ettim ve gerekli cevapları misli ile yemissin!
        Modern embriyoloji bilimi kuyruk sokumu kemiğinin (koksiks) başlangıç çizgisi olduğunu açıklamıştır. Çünkü bu başlangıç çizgisinin görünmesinin ardından embriyonun tamamı özellikle sinir sistemi biçimlenir. Daha sonra bu çizgi eskiyip kaybolur ve geriye yalnızca kuyruk sokumu kemiği olarak bilinen koksiks kalır. Hiç bir embriyo aynı DNA yapısında olamaz bunu bilmiyorsan öğren cahillik sadece kopyala yapıştırıla düzelmez

        Saygılarımla

      • toro dedi ki:

        Sayın Serkan,

        Demek hadis var! Ya keşke müslümanlar kuranı kitaplaştırmasaymış! İhtiyaçları yok ki hadislerlede bu işi götürebilirlermiş!

        Kuyruk sokumu mucizesi diye bana hadisden alıntı yapıyorsunuz! Bakın kuyruk sokumu ile ilgili en hadislerin geneli Ebu Hureyre den alınmıştır! Bu pek sayın arkadaş yahudi dönmesi yemenli bir adamdır ve hayatının sadece 3 yılını peygamberinizle geçirdiği halde ondan aktarılan hadis sayısı 5.375 tir. Ondan bu kadar hadis alınmışken peygamberinizin peygamberliğinin neredeyse tamamında yanında bulunan Ali ve Ömer den nakledilen hadis sayısı yaklaşık 500 tür! Bu arada Ali ve Ömer okuryazar iken hureyre nin okur yazarlığıda yoktur!

        Ondan aktarılan o meşhur hadisleride verelim!

        ”Sura üfürmeler arasında kırk vardır” Hadisi EBU HÜREYRE’den işiten ravi “kırk gün mü?” diye sordu. Ebu Hüreyre “Bilemiyorum” dedi. Ravi “kırk ay mı?” diye sordu. Ebu Hüreyre “Bilemiyorum” dedi. Ravi “Kırk yıl mı?” diye sordu. Ebu Hüreyre yine “Bilemiyorum” dedi. Ebu Hüreyre bu süreyi gün, ay, yıl ile sınırlamak istemedi. Ebu Hüreyre hadisi şöyle devam etti: “Daha sonra Allah gökten bir su indirir, insanlar bir bitki gibi yetişirler. İnsan bedeninde bir kemik hariç her şey toprağa karışmış ve yok olmuştur. O kemik de kuyruk sokumu kemiğidir. Kıyamet gününde yeniden yaratma bu kemikten olacaktır.” (Buhari, Tefsir, Zümer Süresi, 86. ayet tefsiri; Nebe Süresi, 18. ayet tefsiri).”

        ”Müslim es-Sahih’te benzer bir rivayeti EBU HÜREYRE’den nakletmiştir: “Toprak her insanın tüm bedenini yer, ancak kuyruk sokumu kemiği hariç. İnsan bu kemikten yaratılmıştır, yeniden yaratılması da yine bu kemikten olacaktır.” Hadisin bir diğer lafzı şöyledir: “Bir kemik hariç insan bedeni toprağa karışır ve yok olur. O da kuyruk sokumu kemiğidir. Kıyamet gününde yeniden yaratılış da o kemikten olacaktır”

        ”Ebu Davud Sünen’de Ebu Hüreyre’den naklen şöyle rivayet etmiştir: “Toprak her insanı yer, ancak kuyruk sokumu kemiğini yemez. İnsan ondan yaratılmıştır ve yine ondan var edilecektir”.”

        Bakın bu tip hadislere islam dünyasında itiraz edenler vardır. Bunlardan birisi araştırmacı Ferec Hüdür’dür ve durumu şöyle yorumlar;

        ”hadisler Arap olmayan kişiler tarafından ravi zincirleriyle birlikte Kur’ana karşı uydurulmuş sözlerden ibarettir ve birçok rivayet zincirinde birinci şahıs olan Ebu Hureyre de hayali bir şahsiyettir.”

        Tabi bu sözler milleti hadisle yönetmeye alışmış olanları küplere bindirir!

        Ben normal olarak islam dünyasının kendi içinde bile sahih ve sahih olmayan diye ayrılan hadisler üzerinden bir tartışmaya girmem! Çünkü hem mantıklı hemde etik değil! Ama siz doğruluğundan hiçbir zaman emin olamayacağınız insan aktarımı sözlerle tanrınıza ulaşmayı çok seviyorsunuz, bu anlaşılıyor! Kuranda tanrınız yahudi ve inciln insanlar tarafından değiştirildiğinden yakınıyor! Sizce insanlar o kitapları nasıl değiştirmişler? Bence sizin hadis icatçılarınıza yetişemezler!

        Şimdi bunları bırakalım hadislere gelelim! Hadislerde gözlerimiz ve algımızla alay eden bir ibare vardır! O da toprakta sadece kuyruk sokumu kemiğinin kaldığı! Yani vücudumuzdaki bütün kemikler yok olur geriye bir tek o kemik kalır! O halde biz binlerce yıl öncesine ait mezarlarda bulduğumuz insan iskeletlerini yanlış görüyoruz, bunlar çekilen fotoğraflarda da yanlış çıkıyorlar! Çünkü o mezarlardan sadece kuyruk sokumu kemiği çıkmalı!

        Madem bilim diyorsunuz, bu saçmalığa göz göre göre inanmayacaksınız! Madem tanrıya inanıyorsunuz, onu sözlerini kendi kitabında arayacaksınız!

        Ve size yazılan yazıları dikkatli okuyacaksınız! Benim yazımın neresinde DNA geçer? Size Kromozom dedim! Kromozom ”DNA’nın “histon” proteinleri etrafına sarılmasıyla, yoğunlaşarak oluşturduğu, canlılarda kalıtımı sağlayan genetik birimlerdir.”

        Şimdi hala soruma yanıt bekliyorum,

        Tanrınızın kromozomlarınızı dizayn ederken içine koymadığı herhangi bir özellik vücudunuzda ortaya çıkabilirmi? Yani kromozomlarına kuyruk işlenmemiş bir türün (insanın) her hangi bir üyesinden kuyruk çıkabilirmi?

      • Gencer dedi ki:

        Sen ne zaman duydun Kuran’ın Allahını konuşurken.? Abuk sabuk araplardan gelen akla mantığa aykırı bir çuval dolusu zırvaya Allahın konuşmaları diyorsun.

      • Serkan dedi ki:

        ALLAH ARAPLAR’A İLİMİ VERMEDİ VE KONUŞMADI,HER ZAMAN BİR ELÇİ YOLLADI!TORO BEY ; HADİSLER PEYGAMBER EFENDİMİSİN KURAN’I KERİM’İ ACİKLAMASİDİR!Bunu bilmeyecek kadar ateist olamazsın sanırım?cunku hadisler emin olmak için yıllarca araştırılarak yapılır,Senin Yahudi tohumu olduğunu iddia edebilirim,cunku sen islamı ve Allah’ın sözlerini yalanlıyorsun.Ebu Hüreyre en Sadık yardımcısı ve hadis yorumcusuydu bir yerinden uydurma.Ebû Hüreyre Hicretin 7. senesinde Müslüman oldu. Gençliğinde fakîrlik ve sıkıntı içinde yaşamıştır. Müslüman olduğunda 30 yaşını geçmişti. Yemen’deki Devs kabîlesinin ileri gelenlerinden ve meşhûr şâir olan Tufeyl bin Amr vâsıtasıyla Müslüman oldu.ölümü 678 yılındadir.Bide Yemende hiç bir zaman Yahudi olmamıştır bunuda bil cahil kalma?NE KADAR SİYONİST BİRİSİN FARKİNDAYSAN BANA TEVRAT’DAN BİR BİLİM İÇİN YAZILAN AYET SOYLESENE…😉

    • rammsteinn dedi ki:

      yasir
      bu sizin tanrınızın işleri gerçekten ilginç.
      bir kavimi seçiyor.onlar için peygamber gönderiyor. o kavimi bulundukları durumdan kurtarsın diye denizi bile yarıyor. ama buna karşılık bu kavim ne yapıyor? sadece ve sadece 40 içinde sığıra tapmaya başlıyor. ve hala sizin tanrınız bu kavim için “üstün ırk” diyor. üstelik bunlar için bahşettiği dine katılmak isteyenlerinde önünü kesiyor “bu ırk harici yahudi kimse olamaz”
      bu kadar saçma sapan akla mantığa ayrıkırı masalı yola yordama sokacaz diye binbir türlü laf cambazlığı yapıyorsunuz.
      herşeyi bilen tanrınız musanın kitabı yazış süresini bile tutturamıyor.
      musa diyor ki kavmine “tanrıyla sözleştim. şu dağda 30 gün içinde size kitap getireceğim”
      tanrı söylüyor musa yazıyor,tanrı söylüyor musa yazıyor
      30 gün bitiyor kitap yetişmiyor. “bana 10 gün daha verin” diyor.
      demekki tanrınız kitabın yazış süresini tutturamıyor. demiyor ki “musayı rezil etmiyeyim,yalancı çıkmasın. kitabı bitiremedi,şuna yardım edeyim”

      antin kuntin laflarla bu hikayenin saçmalığına yorum yapamıyorsun. yok allah şöyle affeder,böyle cezalandırır. herkezi sever. vs vs
      birde şu cümlen var
      “”””””””””” allah yolunda yürüyen herkez Allah katında üstündür…””””””””””””””””””””
      evet bunu destekleyen ayetler var
      ANKEBÛT – 62
      Allah, kullarından dilediğine bol verir ve (dilediğine) kısar. Şüphesiz Allah, her şeyi hakkıyla bilendir.
      —-
      şu anda dünyadaki müslüman ülkelerin oldukları duruma bak birde bu ayete bak.
      allah herşeyi biliyor ama musanın kaç günde kitabı yazabileceğini bile bilmiyor.
      bilmemesini geç,yardım da etmiyor.

    • 1okuyucu dedi ki:

      Sercan;

      mitolojik masallar, doğa olaylarının sebeplerini bilmeyen eski çağlardaki insanların, bu doğal felaketleri tanrıların gazabı olarak yorumlamaları ve nesilden nesile aktarılan anlatımlar aktarılırken beraberinde bazı ilaveleri (yamaları) eklemeleri sonucu ortaya çıkmış birer fantastik hikayeden ibarettir, eğer o dönemlerde insanlar doğa olaylarının sebeplerini biliyor olsalardı, böyle mitolojik masallar uydurmazlardı, o nedenle bulunduğu iddia edilen belgeler insan beynince üretilen uydurulmuş masallardan başka bir şey değildir.

      belli ki bir sel felaketi nesilden nesile aktarılırken abartılı ilavelerle tufan oluvermiş, gemiyi yüzdürebilmek içinde çok su lâzım olmuş, bu iş için gökyüzündeki bulutların tümü seferber olmuş, böylece gemi yüzüvermiş, öyle ya günlerce yağan sağanak yağmurun sebep olduğu Söke ovasındaki gölette kayık yüzdürmek bile çok zor iken gemi yüzdürmek için elbette bir tufana ihtiyaç duyulmuş???

      sure isimlerinin Türkçesini yazdığında parantez içerisinde Arapçasını da yaz, örneğin davar (enam) gibi, çünki yazdığın Türkçe kelimenin Arapça anlamını bilmeyenler hangi sureden bahsettiğini anlayamazlar.

      • sercan dedi ki:

        bir okuyucu yazının altına imza atıyorum benzerlerini bende yazdım aynı
        felsefi görüşte olmamız benim yalnız olmadığım anlamına geliyor
        kimbilir acaba bizim gibi tanrı korkularını yenebilen
        kaç kişi var ..
        dinle bilim iki zıt kutuplar ama dinciler kardeş yapmaya çalışıyorlar
        mantığın başladığı yerde din biter…………
        saygılar….

      • 1okuyucu dedi ki:

        Sercan;

        bir topluluk düşün, Mısırda bazı doğa olaylarına şahit oluyor, bunları mucize olarak görmeyebilir ama doğa yasalarını alt üst eden denizin yarılması olayına birebir şahit olan ve yarılan denizin içerisinden yürüyerek karşı kıyıya ulaşan bir toplumun, yiyecek bulamadıkları için tanrı tarafından gönderilen yiyeceklerle beslenen bir toplumun, Musa 10 emri almak üzere kısa bir süre aralarından ayrıldığında hemen putlara tapmaya başlamalarının akılla mantıkla izah edilecek bir tarafı yok, üstelik aynı olaya birebir şahit olan firavunun iman etmesi beklenirken Yahudileri yakalamak için ordusuyla peşlerine takılmasının hiçbir mantıksal açıklaması yok,

        hadi aradan yüzyıllar geçer, birebir şahit olmadıkları için mucizeleri de unutmuş olabilirler, birilerinin yanlış yönlendirmesiyle putlara tapmaya başlarlar, o zaman bir nebze olsun olabilirliği konusunda yinede akla aykırı düşse de olabilir denilebilir ama mucizelere birebir şahit olan bir toplumun putlara tapmaya kalkışması olasılıkla da açıklanamaz, üstelik tanrı tarafından görevlendirilen Musanın kardeşi içlerindeyken hiçbir şeyle açıklanamaz, yani anlatılan hikâye insan fıtratına uymayan baştan sona tutarsız bir hikâye,

        günümüzde biri kendisinin tanrının elçisi olduğunu söylese ve elindeki asasıyla denizi yarsa ve biz yarılan denizin içerisinden yürüyerek karşı kıyıya ulaşsak, emin ol, bırak ateistini, başka peygamber gelmeyeceğine inanan Müslümanı bile yeni peygambere biat eder, çünki bilir ki doğa yasalarını alt üst den bir durum ancak doğa yasalarından daha güçlü bir varlığın yapabileceği bir şeydir, hatta içlerinden bazıları mucizeyi gerçekleştirene tanrı diye tapmaya başlaması da mümkün, o nedenle Musa kıssasında anlatılan denizin yarılması olayı yukarıda anlattığım sebeplerle tamamen safsatadan ibaret bir uydurma,

        ama ne yaparsın, cehennem korkusu olmasa böyle saçmalıkları savunmak yerine gülüp geçecekler ama bir taraftan da cennet denilen ödülden mahrum kalma endişesi ile akla ve mantığa ters gelen şeyleri savunmak zorunda kalıyorlar, savunurken de öne sürdükleri iddialar, hani tabiri caizse, özrü kabahatinden büyük suç oluyor

  32. sercan dedi ki:

    bilalbey den alıntı
    Siz bir önce araştırın bakalım,kur’an’ın neresinde Zülkarneyn’in bir peygamber olduğuna dair vurgu yapılmıştır.???

    (( mağara)) kef suresi
    86 Nihayet, Güneş’in battığı yere varınca onu kara balçıklı bir gözede batar buldu. Onun yanında bir de kavim buldu. Dedik ki: “Ey Zülkarneyn, ya bunlara azap edersin ya da haklarında güzel bir tavrı esas alırsın.”

    BENİM YORUMUM,,,,ZULKARNEY SADECE ESKİLERDE YAŞAMIŞ BİR KOMUTAN OLDUĞU AÇIK,ama muhammat bunuda bir allahın elçisi gibi kurana uygulamış ..”

    bilal bey ben nerde zulkarney yin peygamber olduğunu yazdım
    mesnetsizce bana iftira atıp duraracağınıza
    yazılarımı magazin yazısı gibi okumayın diye daha öncede uyardım böyle okursanız hep hüsrana uğrarsınız şimdi olacağı gibi…..
    şimdi konuya gelelim ………….. şurayı iyice oku düşün
    (((((((kavim buldu. Dedik ki: “Ey Zülkarneyn, ))))))dedik ki değince allahın zulkarneyle bir irtibatı olduğu şüphesiz ,,,öyleyse ne olur elçi olur dimi bende peygamber demedim zaten elçi dedim….ŞİMDİ ANLADINIZMI YİNE DUVARA TOSLADINIZ
    BİLAL BEY,,,,,,
    saygılar…………….

    • bilal dedi ki:

      Sercan bey,

      1-Kur’an da birine Allah’ın elçisi,yani ‘’RESULULLAH ‘’ denildiği zaman bu kişi aynı zamanda‘’NEBİ ‘’ yani peygamberdir…!!!

      2-Ayrıca kur’an,Zülkarneyn için ‘’RESUL’’ yani elçi ifadesini de kullanmamıştır……
      3-Siz önceki yazınızda ..‘’ ama muhammat bunuda bir allahın elçisi gibi kurana uygulamış ..” diyorsunuz..’’ Peki ‘’..bunu da Allah’ın bir elçisi…’’ nedemek.???

      HİÇ KIVIRMAYA gerek yok,! siz bu ifadenizle kur’an da hz.Muhammed onu da Allah’ın bir elçisi,yani Allah’ın bir peygamberi gibi gösterdiğinizi anlatıyorsunuz,,..!!!!

      4-(((((((kavim buldu. Dedik ki: “Ey Zülkarneyn, ))))))dedik ki değince allahın zulkarneyle bir irtibatı olduğu şüphesiz ,,,öyleyse ne olur elçi olur.. ‘’ sizden alıntı.’’

      Eğer Allah tarafından elçi olarak tayin edilmemişse,bir insan sadece ilham irtibatiyle Allah’ın bir elçisi olamaz,Allah’ın elçisi olabilmesi için görevlendirilmiş olması gerekir..

      Mesela, KASAS-7.ayete de belirtildiği gibi hz.Musa dünyaya gelince yüce Allah onun annesine ‘’ ilham yoluyla irtibata geçmiştir…Peki hz.Musa’nın annesi de Allah’ın bir elçisi midir ???

      Saygılar…

  33. bilal dedi ki:

    Sercan,

    AŞAĞIDAKİ AYETLERDE GEÇEN ÜSTÜNLÜK NEDEMEK ?

    1‘’ sığır suresi 47 Ey İsrailoğulları! Size lütfettiğim nimetimi, sizi âlemlere üstün kıldığımı hatırlayın.
    işte kanıtlarla konuşuyorum …önce israiloğullarını üstün kılyorki sözde inanmayanlara
    karşı savaşma cesareti versin.. ” sizden alıntı ‘’

    Peki,bu ayet hangi zamanın İsrailoğullarına vurgu yapmıştır.??? Bu ayet,hz.Musa zamanındaki inanan İsrailoğulları için değil mi ? Onlar o zamanın mü’minleri oldukları için yüce Allah da onları O ZAMANKİ ALEME,İNANMAYANLARA maddi ve manevi yardımlarla üstün kılmıştır..’’ Burada vurgusu yapılan bu üstünlük O DÖNEM İÇİN söz konusu..Yani o dönemdeki inanmaynlara karşı kendilerine üstünlük verilmiştir. .Ayrıca ondan sonra hz.İsa veya hz. Muhammed zamanına kadar da onlara böyle bir üstünlük verileceğine dair bir anlam çıkmaz..O üstünlük o dönem içindir..Zaten ayete de ‘’ …HATIRLAYIN ‘’ diyerek geçmiş bir olaya vurgu yapılmıştır,her zaman için değil. !!! Bu nedenle galiba bir algılama sorunu yaşıyorsunuz..!!!

    2- ama ne hikmetse onlardan üstünlük madalyasını alıp sonara muhammedin adamlarına veriyor….. ‘’ sizden alıntı ‘’

    Tabiki her zaman Allah hakiki mü’minlere (zafer,başarı,maddi ve manevi gibi üstünlük verebilir. yeterki dört dörtlük müslüman olsunlar.Bu nedenle hz.peygamber zamanında da yüce Allah inananlara zafer üstünlük,başarı vs..vermiştir,… bunda ne var yani ???

    3- ÜSTÜNLÜK VEREN KENDİ sonrada üstünlük taslayanlara ahiret yurdunu yasaklayan kendi bu nasıl bir çelişki……………..’’ sizden alıntı ‘’
    Bu son ayeteki üstünlük taslamak ise ayri şeydir.!!! Yüce Allah,,, Vakia suresi 83 İşte âhiret yurdu! Biz onu, yeryüzünde üstünlük taslamayanlarla bozgunculuk peşinde koşmayanlara veririz. ,Sonuç, takva sahiplerinindir…’’ diyor…

    Bu ayetle,maddi ve manevi üstünlük değil,başkalara karşı taslanan kibir,enaniyet,böbürlenme gibi kötü huy ile kötü tum ve davranışlara vurgu yapılmıştır.Yani buradiki üstünlük ile diğer ayetlerdeki – ‘’ÜSTÜNLÜK ‘’ kelimesi farklıdır..Çünkü,Vakia-83.ayete ‘’ÜSTÜNLÜK TASLAYAN..! ( YANİ KİBİRLENİP BÖBÜRLENEN..) kişilerdeden söz edilmiştir..Önceki ayetlede ise,başarı zafer,maddi ve manevi gibi ÜSTÜNLÜKLERE vurgu yapılmıştır..!!!

    Peki bu ayete ‘’ Yeryüzünde üstünlük taslamayan ve bozgunculuk peşinde koşmayanlardan…’’ ifadesiyle siz neyi anlıyorsunuz.??? Buradaki üstünlük taslamak ve bozgunculuk yapmak ile daha önce inanan israiloğullarına veya hz.Muhammed zamanındaki müminlere verilen üstünlüğü aynı şey mi sanıyorsunuz.??? O zamanki inanan israiloğullarına veya hz. Muhammed zamanındaki mü’minlere verilen üstünlük düşmanlarına karşı verilen maddi,manevi,başarı vs.gibi üstünlükledir.

    Vakia-83.ayete ki ÜSTÜNLÜK ise,başkalara karşı kibir,bencillik,enaniyet ve büyüklük taslanmak gibi kötü huy ile kötü tutum ve davranışlardır.!!! Peki anlamları farklı olan buradaki üstünlüklerden söz eden bu ayetlerin neresinde bir çelişki vardır??? Demek ki bunu bile anlayamamışsınız,çünkü sizde doğru algılama sourunu var.!!! Bu nedenle kusura bakma,çeilişki ayetlerden değil,sizden kaynaklanıyor…!!!!!!!!!!!!

    • yasir dedi ki:

      Bilal bey kardeşim, sercan beya bu konu hakkında mesaj attıktan sonra mesajınızı okudum…Açıklamalarınız için Allah razı olsun yazınızın altına aynen imzamı atarım…

      Zulkarneyn Elçimi yoksa komutan mı gibi tartışmalara girmak bence abesle iştikal…Çünkü en ufak şeylere dahi kalpleri kapalı olanlar zulkarney olayını kavrayamayacağını düşünmekteyim…

      Ayrıca Allahın ahidinden çıkmadan yaymaya çalışan herkez Allahın elçisidir veya elçilerinin vekilidir, kişi bunu bilmeyebilir illaki bir vahi veya ALLAH ile diyaloğa girmasi gerekmez…Biz vahyimiz ve ruhumuz Kuran olduğu için bunu yaymakla mükellefiz…

      İşte peygamberler! Biz, onların bir kısmını bir kısmına üstün kıldık. İçlerinden, Allah’ın konuştukları vardır. Bir kısmının da derecelerini yükseltmiştir. Meryem oğlu İsa’ya ise açık deliller verdik ve onu Ruhu’l-Kudüs (Cebrail) ile destekledik. Eğer Allah dileseydi, bunların arkasından gelen (millet)ler, kendilerine apaçık deliller geldikten sonra, birbirlerini öldürmezlerdi. Fakat ayrılığa düştüler. Onlardan inananlar da vardı, inkâr edenler de. Yine Allah dileseydi, birbirlerini öldürmezlerdi. Lâkin Allah dilediğini yapar.2 / BAKARA – 253

      Yani ALLAHIN konuştuğu vahiy verdiği ve konuşmadığı ve vahiy vermediği elçilerde vadır…Bazı elçiler elçi olduklarını bilmeden görevlerini yapmışlardır lakin Allah katında bunlarda elçidirler…Yani zaten var olan zikir-vahiy-ruh, tevratın dışına çıkmadan görevlerini yerine getirmişlerdir ama bunlar elçi olduklarınıda idda etmemişlerdir lakin görevleri tevratın dışına çıkmadan uyğulamak ve yaymaktır…Burada önemli olan vahyin-zikrin-ruhun dışına çıkmadan bu tebliğe devam etmektir…Bu incil-kuran yani Kitap içinde geçerlidir…
      En iyisini ALLAH bilir.

      • sercan dedi ki:

        yasir ben de bilal beye aynen elçi dediğimde elçi illa peygamber olmalıdır diye
        inat etti ama siz en iyi açıklamayı yapmışsınız …..

      • 1okuyucu dedi ki:

        Yasir;

        “”””Yani ALLAHIN konuştuğu vahiy verdiği ve konuşmadığı ve vahiy vermediği elçilerde vadır…Bazı elçiler elçi olduklarını bilmeden görevlerini yapmışlardır lakin Allah katında bunlarda elçidirler…Yani zaten var olan zikir-vahiy-ruh, tevratın dışına çıkmadan görevlerini yerine getirmişlerdir ama bunlar elçi olduklarınıda idda etmemişlerdir lakin görevleri tevratın dışına çıkmadan uyğulamak ve yaymaktır…Burada önemli olan vahyin-zikrin-ruhun dışına çıkmadan bu tebliğe devam etmektir…Bu incil-kuran yani Kitap içinde geçerlidir…
        En iyisini ALLAH bilir.”””

        Güneşin battığı yere varınca, onu siyah balçıklı bir su gözesinde batar (gibi) buldu. Orada (kâfir) bir kavim gördü. “Ey Zülkarneyn! Ya (onları) cezalandırırsın ya da haklarında iyilik yolunu tutarsın” dedik. (kehf 86)

        Zülkarneyn, “Her kim zulmederse, biz onu cezalandıracağız. Sonra o Rabbine döndürülür. O da kendisini görülmedik bir azaba uğratır” dedi. (kehf 87)

        tanrının konuştuğu birisi için elçi olduğunu bilmiyor demek mümkün mü?

        ayrıca yukarıdaki söylemindeki hayal gücüne hayran kaldığımı söylemeden edemeyeceğim ama tanrı katında senin işin zor mu kolay mı orasını bilemeyeceğim,

        demek elçi olduklarını bilmeyenler de varmış? sakın sen elçi olupta haberin olmayanlardan olmayasın, aman ha! sakın beni ciddiye alıpta kendini mehdi ilân etmeye kalkışmayasın?

        not; ayetlerdeki parantezleri ben koymadım, söz konusu parantezler, bazı cin oğlu cinlerin yaptığı gibi diyanetinde ara sıra yaptığı cinliklerin bir sonucu koyulmuş parantezlerdir

      • yasir dedi ki:

        Okuyucu, anlayamaman çok doğal…
        Ayrıca, bilğin varsa tevratın bir kısmı Tarihlerdir işte orda tevrattan sonraki İsrailoğlularının tarihi yazmakta…Orada geçen bir kısım Kral veya kişiler için elçi denmez, en azından israiloğluları ve o kişilerin kendileri bunu idda etmezler ama Kuran onların Allah yolunda çalışan Elçiler olduğunu bildirir.

        Ayrıca, okuduğunu anlamanı tavsiye ederim…Ben o söylemimi sadece zulkarney için değil genel olarak söyledim…Zulkarney elçi olsa veya olmasa ne değişir, Kuranda anılaçak kadar Allah katında dereceye sahip olan biri için bunu tartışmak abesle iştikal…

        Yine ayrıca, fikir okuyup benim kendimi mehdi ilan edeceğimi söylemen trajıkomik olmuş…Allahın izni ile inşallah bizim vahyimiz-ruhumuz Kurandır onun dışına çıkmamaya çalışırız, Allahın katında dereceleri en iyi ALLAH bilir.

        Kur’an’ı sana farz kılan Allah, şüphesiz seni dönülecek bir yere döndürecektir. De ki: “Rabbim hidayetle geleni ve apaçık bir sapıklık içinde olanı daha iyi bilir.”28 / KASAS – 85

    • 1okuyucu dedi ki:

      Bilâl;

      Ey İsrailoğulları! Size verdiğim nimetimi ve (bir zamanlar) sizi cümle âleme üstün kıldığımı hatırlayın. (bakara 47)

      Ey İsrailoğulları! Size verdiğim nimetimi ve (bir zamanlar) sizi cümle âleme üstün tuttuğumu hatırlayın. (bakara 122)

      İşte ahiret yurdu. Biz, onu yeryüzünde büyüklük taslamayan ve bozgunculuk çıkarmayanlara has kılarız. Sonuç, Allah’a karşı gelmekten sakınanlarındır. (kasas 83)

      Can boğaza geldiğinde, onu geri döndürsenize! (vakıa 83)
      (vakıa 83 diye bahsettiğin ayet kasas 83’müş)

      hatırlatmak, unutulan bir şeye dikkat çekmek için yapılan bir söylemdir, unutulmuş olması unutulan şeyin varlığını ortadan kaldırmaz, şartlar yeniden tesis edildiğinde unutulan şeyin varlığı ortaya çıkar, çünki tanrı katında söz değişmez.

      Kuranın tanrısı genelde yok etmek istediği kavimlere peygamber göndermiş, bunun istisnası Yahudilerle Araplar olmuş? Demek ki kuranın tanrısı Yahudilerle Arapları yok etmek yerine onlara üstünlük vermek istemiş?

      SİZDEN SABIRLI, EĞİTİMLİ, KARARLI, CESUR yirmi (20) kişilik özel bir birlik oluşursa, iki yüz kâfire galip gelirler; (enfal 65’ten alıntı)

      SİZDEN SABIRLI, EĞİTİMLİ, KARARLI, CESUR yüz (100) kişilik özel bir birlik oluşursa, iki yüz düşmana galip gelirler. (enfal 66’dan alıntı)

      üstünlük taslanmasına gelince, sizler burada Kuranın tanrısının bizlerden söz ettiği ayetleri gözümüzün içine sokarken bize üstünlük taslamaya çalıştığınızın farkında değil misiniz?

      madem Kuran evrensel bir kitap, yani tüm insanlığa ve tüm zamanlara hitap ediyor, o halde Kuranın tanısının yukarıdaki şatlarını taşıyan bir Müslümanın kaç kafire bedel olduğunu söylediği ayetler günümüzde de geçerlidir,

      içinizde isteyen 10 kafire bedel olduğunu düşünebilir, isteyen 2 kafire bedel olduğunu düşünebilir, tabi hangi yükü yükleneceğinize karar vermeden önce silah sektöründeki gelişmeleri göz ardı etmemenizde yarar var? malum, okların yerini füzelerin aldığı bir çağda yaşıyoruz.

  34. sercan dedi ki:

    BİLAL DEN ALINTI Tabiki her zaman Allah hakiki mü’minlere (zafer,başarı,maddi ve manevi gibi üstünlük verebilir. yeterki dört dörtlük müslüman olsunlar.Bu nedenle hz.peygamber zamanında da yüce Allah inananlara zafer üstünlük,başarı vs..vermiştir,… bunda ne var yani ???

    1oooYILDIR NE HİKMETSE bu islam dünyasına bir üstünlük değil ama,,,,hep kaybetme sömürülme savaş kan yurtlarından sürülme çile yoksulluk kuraklık açlık verilmiş bu apaçık ortada
    her insan her toplum kendi kaderini çizer ilahi bir güçten beklersen
    kalırsın ortada kuru kütük gibi …………….

  35. kadir dedi ki:

    sayın okuyucu…

    “Kadir;

    en doğrusunu Allahın bildiğine inandığınız şeyler hakkında fikir beyan etmek, Allah böyle söylemek istemiştir anlamına gelir, buna kendilerini tanrının yerine koyarak tanrı adına konuşmak denir, yani bir nevi empati yapmak denir,

    oysa Kuranın tanrısı hakkında kesin bilgi sahibi olmadığın şeyin peşine düşme diyerek nasihat ederken susmak yerine empati yapmaya kalkanlar aslında kendi fikirlerini empoze ederek tanrıyı devre dışı bıraktıklarının farkında değildirler.

    bana göre böylelerinin durumu, olaya Kuranın tanrısı açısından baktığımızda biz kafirlerden! daha beter bir durumdur.” yazmışsınız……….

    yüce allah insanların körü körüne, sorgulamadan kendisine inanmasını istemiyor.. her zaman kuranda insanın aklına işaret ediyor.. beni araştırın, beni bulacaksınız diyor.. bizlerin kuranı araştırması şirke bulaşmış olduğumuz anlamına gelmiyor.. kesin bilgimizin olmadığı şeylerinde peşine düşmüş değiliz.. bu konu hakkında yorum yaparken, amaç kuran ayetlerini en doğru biçimde anlamaktır.. bizlere kapalı olan geçmiş olaylar, yaşanmışlıklar hakkında kesin bilgi sahibiyiz diye zaten demiyoruz. her zaman en doğrusunu allah bilir.. bizler allahın bizlere bildirdikleri dışında birşey bilmeyiz.. biliyoruz diyede iddia etmeyiz.. bizler allaha inanır, kuranın her ayetine iman ederiz.. rabbimizden gelen herşey bizim için en üstündür.. bunu her zaman böyle bilin..

    • 1okuyucu dedi ki:

      Kadir;

      O, sana Kitab’ı indirendir. Onun (Kur’an’ın) bazı âyetleri muhkemdir, onlar kitabın anasıdır. Diğerleri de müteşabihtir. Kalplerinde bir eğrilik olanlar, fitne çıkarmak ve onun olmadık yorumlarını yapmak için müteşabih âyetlerinin ardına düşerler. Oysa onun gerçek manasını ancak Allah bilir. İlimde derinleşmiş olanlar, “Ona inandık, hepsi Rabbimiz katındandır” derler. (Bu inceliği) ancak akıl sahipleri düşünüp anlar. (ali İmran 7)

      Hakkında kesin bilgi sahibi olmadığın şeyin peşine düşme. Çünkü kulak, göz ve kalp, bunların hepsi ondan sorumludur. (isra 36)

      Kuranın tanrısı bir yandan akletmezler mi? derken, diğer yandanda Alimlerin bile sorgulamadan iman ettiklerinden söz ediyorsa, bu sizin tanrınızın körü körüne inanmanızı istemesi değilde nedir? tanrınızın bu çelişkili tutumu karşısında, eşeği sağlam kazığa bağlamak için sorgulamaktan kaçınmaktan başka çareniz yok, çünki tanrınız “bu ne perhiz bu ne lahana turşusu” dedirtecek sözler ediyor,

      o nedenle yaptığınız yorumların sizi bilmediğiniz şeylerin ardına düşürme olasılığı var, bir defa hangi ayetlerin muhkem, hangi ayetlerin müteşabih olduğunu kesin olarak bilmedikten sonra yorum yapmaya kalkışmanız sizi bazı risklere muhatap kılar,

      zaten kuranın tanrısı, aklı beyin denen organda değilde kalpte sanıyor, öyle olmasaydı Muhammede inanmayanların kalbini değil, beynini mühürlerdi.

      sana ve rabbine cennette mutluluklar dilerim. bize kalbimize (vicdanımıza) hükmeden beynimiz yeter, öyle bir hükmetme ki mühürün en kralını bile söker atar,

      ayrıca, “kafirlerle dost olmayın” diyen bir tanrının kimlerin kalbine mühür vurduğu tartışmaya açık?

      • kadir dedi ki:

        sayın okuyucu

        “Kadir;

        O, sana Kitab’ı indirendir. Onun (Kur’an’ın) bazı âyetleri muhkemdir, onlar kitabın anasıdır. Diğerleri de müteşabihtir. Kalplerinde bir eğrilik olanlar, fitne çıkarmak ve onun olmadık yorumlarını yapmak için müteşabih âyetlerinin ardına düşerler. Oysa onun gerçek manasını ancak Allah bilir. İlimde derinleşmiş olanlar, “Ona inandık, hepsi Rabbimiz katındandır” derler. (Bu inceliği) ancak akıl sahipleri düşünüp anlar. (ali İmran 7)

        Hakkında kesin bilgi sahibi olmadığın şeyin peşine düşme. Çünkü kulak, göz ve kalp, bunların hepsi ondan sorumludur. (isra 36)

        Kuranın tanrısı bir yandan akletmezler mi? derken, diğer yandanda Alimlerin bile sorgulamadan iman ettiklerinden söz ediyorsa, bu sizin tanrınızın körü körüne inanmanızı istemesi değilde nedir? tanrınızın bu çelişkili tutumu karşısında, eşeği sağlam kazığa bağlamak için sorgulamaktan kaçınmaktan başka çareniz yok, çünki tanrınız “bu ne perhiz bu ne lahana turşusu” dedirtecek sözler ediyor,”
        ——–sizden alıntı——-

        sayın okuyucu yazılarımı okumadan önce algılama probleminizi çözün, çünkü asıl çelişki sizin algılarınızdadır..

        “ilimde derinleşmiş olanlar” sözünden ne anlıyosunuz. bu ayetin bir parçası olan bu söz size neyi ifade ediyor.. düşünseniz bulacaksınız ama bu yeteneğinizin nedense üstünü örtüyosunuz.. yüce allaha gönülden iman edebilmek için düşüncenin ve hissiyatın daima açık olması gerekir.. düşünce yeteneğini çok iyi kullananlar ilimde derinleşerek yüce allahın varlığına ve birliğine iman ederler.. kuran okuduklarında kalpleri ürperir.. siz bu duyguyu yaşayamadığınız için bunu pek anlayamazsınız.. ilimde derinleşmek demek, yaratılan her mahlukatta her olayda allahı görmek demek.. onun sanatına şahit olmak demek.. çünkü bir yaratıcıyı görmemek, herşeyin tesadüfi olduğunu düşünmek ilimle çelişir.. modern bilimlede her zaman çelişir.. düşünün…

        siz milli piyango oynuyosunuz size çıkma ihtimali milyonda 1 veya milyarda 1 dir. fakat o sene size çıkıyor.. herkes sizin için ne kadar şanslı bir insan diyor.. ertesi sene yine oynuyosunuz yine size çıkıyor.. insanlar sizin için “böyle şans olurmu ya” diyorlar..
        bir sonraki sene yine oynuyosunuz ve yine size çıkıyor.. insanlar sizin için “bu kadar tesadüfte fazla ama derler.” yada altında bir art niyet ararlar.. böylesine muhteşem dizay edilen “göklerin ve yerlerin kattirilyonda bir ihtimalle bu şekli aldı” düşüncesi ilimde ileri gidenler için ne kadar önem arz eder..

        bu bağlamda buna karşı çıkan yaratılılış ve hikmeti sunan, hüküm arzeden, hikmet ile doğru yolu gösteren, ve insanları uyaran, ayetlerin bir kısmının açık olduğunu, diğer ayetlerin birden çok anlam içerdiğini söyleyen bir kitaba iman etmek için düşünmek gerek, düşünceyi sürekli hareket ettirmek gerek.. çünkü muhkem ayetleri kendine uyarlayan bir insan, müteşabihinde allahtan geldiğine kesin iman eder.. gönülden iman budur.. bizler ancak yüce allahın bizlere bildirdiği kadar biliriz.. kibirlenip bilmediğimiz şeyleri biliyomuş havalarına yatmayız.. bu kibirden başka birşey değildir..

        cennetle ilgili tasvirler, allahın kürsisi, arşa istiva etmesi, cehhenmin özellikleri, meleklerin şekli, vs.vs. bunlar müteşabih olup sadece bize yetecek kadar bilgilerdir..

      • 1okuyucu dedi ki:

        Kadir;

        tanrının gücünü anlayıp tanrıya inanmak, aynı zamanda tanrıdan geldiği iddia edilen kitaplara da inanmayı zorunlu kılmaz, hele tanrının gücünü kavrayanların, o kitaplara sorgulamadan kayıtsız şartsız teslim olacağını düşünmek asla söz konusu olmaz, o nedenle evrenin tanrısıyla kitapların tanrısını birbirine karıştırma,

        müspet bilimlerde ileri gidenler kitapların tanrısına değil, evrenin tanrısına inanır, içlerinde önceden kitapların tanrısına inananlar varsa da tanrının gücünü kavradıktan sonra kitapların tanrısının tanrılık ilkesine uymadığını anlayarak inanılacak tanrının evrenin tanrısı olduğu anlarlar,

        kitapların tanrısına olsa olsa kendini din alimi olarak yutturmaya kalkan din tacirlerinin taraftar toplamak için çıkarları gereği teslim olmuş gözükenleri, kayıtsız şartsız inandığı martavalını okurlar, nede olsa her şey arz talep meselesi, talep edenler olduğu sürece arz edenlerde olacaktır,

        eğer tanrı bir kitap gönderiyorsa, o kitap gayet net ve anlaşılır olmak zorundadır, hatta hangi dile çevrilirse çevrilsin yinede gayet net ve anlaşılır olmak zorundadır, anlamak için Arapça öğrenmeyi şart koşmayacak bir kitap olmalıdır,

        o nedenle tanrı bir kısmı anlaşılacak bir kısmı anlaşılmayacak bir kitap göndermez, tanrının gücünü kavrayabiliyor olsaydın tanrının böyle bir acze düşebileceğine ihtimal vermezdin.

        ayrıca, hangi ayetlerin muhkem, hangi ayetlerin müteşabih olduğunu nereden bilebilirsin? elinde liste mi var? muhkem diye bildiğin bir ayetin müteşabih olabileceği olasılığı hiç aklına gelmez mi?

        iyisimi sen piyango olasılığını bir tarafa bırakta, hangi ayetin muhkem, hangi ayetin müteşabih olma olasılığı üzerine kafa yor,

        cennet ayetlerinin müteşabih ayetler olduğunu nerden biliyorsun? ya muhkem ayetlerse? örneğin “tomurcuk sineli kızlar” veya “turunç göğüslü yaşıt kızlar” veya “Allahın tahtı su üzerindedir” ifadelerine ne gibi bir mecaz anlam yükleyebilirsin? verecek bir cevabın vardır herhalde. yada doğrusunu Allah bilir de geç.

        zaten bizim yazdıklarımıza cevap vererek müdahil olmanız, bizim hiçbir ayırım yapmadan ister muhkem olsun, ister müteşabih olsun yaptığımız yorumlara müdahil olmanız anlamına geliyor,

        yani sizde bize ayak uydurarak hem muhkem hemde müteşabih ayetlerin peşinden koşuyorsunuz, hani başınıza bir kaza gelirse sorumlusu biz olacağız gibi bir durum çıkıyor ortaya?

        iyisimi siz bize aldırmayın, hatta buradan uzaklaşmanız kendi menfaatinize daha uygun, yoksa Atalarımıza ait veciz deyimlerden biri olan “koyunun aptalı kasabın bıçağını yalarmış” özdeyişinin muhatabı olacaksınız.

      • yasir dedi ki:

        OKUYUCU DEMİŞ Kİ———–zaten kuranın tanrısı, aklı beyin denen organda değilde kalpte sanıyor, öyle olmasaydı Muhammede inanmayanların kalbini değil, beynini mühürlerdi.—————-

        Kuranda, her şey gerektiği kaar geçer, beyin denilen orğanın gelişimi ve çalışımı o kuranda geçen orğanlar iledirler…

        Ayrıca, isra 36 ayeti hakkındaki zanların değişti mi? diye çok merak ediyorum…

        Bilği edinebilmek, bilğiye ulaşabilmek ayrıdır, gayb olan yani bilğiye ulaşamamak ayrıdır…Her bilğiye kesin olarak ulaşılaçak diye bir kaide yok…Yani ilim etmek-araştırmak ile iman etmeyi-inanmayı karıştırma…
        Kişi nuh tufanı genel mi? bölğesel mi? olmuş diye bilimsel araştırmalar yapabilir-konuşabilir ama kesin bilğiye sahip olmadan muhallak olarak iman edip bu yönde yönlendirme yapması yanlıştır…

        Yani bu durumda bizler ALLAHU ALEM deriz…

      • 1okuyucu dedi ki:

        Yasir;

        Hakkında KESİN bilgi sahibi olmadığın şeyin peşine düşme. Çünkü kulak, göz ve kalp, bunların hepsi ondan sorumludur. (isra 36)

        tanrı burada, hakkında kesin bilgi sahibi olmadığın şeyi araştırma diyor, yani mucize olarak sunulan mitolojik masallar, kader, ruh, vb. gibi kesin olmayan şeylerle ilgili İster araştırmacı olsun, ister araştırmacının ulaşmaya çalıştığı bilgiler olsun, bunların peşinden gitme diyor,

        ama insanoğlu her şeyi merak eden bir varlık olduğu için bilmediği şeyleri anlamaya öğrenmeye çalışmış, eğer bilim adamları yukarıdaki ayete itibar etmiş olsalardı, doğrusunu Allah bilir deyip hiçbir şeyi araştırma gereği duymazlardı, araştıranlar olduğuna göre demek ki kuranın tanrısını ciddiye almamışlar,

        sen zaten kesin bilgi sahibi olmadığın halde, Allahın yukarıdaki ayetini hiçe sayarak, kesin bilgi sahibi olmadığın şeylerle ilgili yorumlarda bulunuyorsun?

        o nedenle benim isra 36 ile ilgili düşüncelerimi merak edeceğine, kasabın bıçağını yalayıp yalamadığını araştır.

  36. Kaan dedi ki:

    Selamlar Arkadaşlar size farklı bir bakış açısı sunmaya çalışacağım yani bütün meseleyi kökünden halletmek istiyorum.

    Dinlere duyulan ihtiyaç, inanç ve iman, bilinmeyenlere karşı bilinememezlikten ve bunun sonucu olarak korkudan doğar .dolayısı ile insan beyni her şeyi bilemeyeceğine göre ve ayrıca en büyük bilinmezlik ve korkulan olan ölümden sonrası bilinmezliğini hiç bir zaman çözemeyeceğine göre (gidipte gelen varmı??) . bir insanın Dinlerin ölümden sonrasına ait tatmin edici , korkulanı yatıştırıcı söylemlerine inanması gerekli olandır. ve insan doğasına uygun olandır.
    aksini iddia etmek bu korkulanı tatmin etmeyi vede korkulmayacak olduğunu kat-i bilimsel mantıklı yollarla ispatini gerektirir.

    bu ispat yapılmadığı taktirde ki şuana kadar yapılamamıştır ( ve ayrıca yaşam, dünyada neden var olduğumuz ,bütün evrenin niçin ve kim tarafından nasıl var edildiği, ve en sonunda öldükten sonra ne olacağımız, vs.. vs… ) o zaman bizim sınırlı nakıs akıllımız ile yanlış yorumladığımız dine atfettiğimiz mantıksızlık, tutarsızlık ,çağ dışı gibi söylemleri bir kenara bırakıp biz insanların en büyük merakı ve korkusu olan ölümden sonrası buyuk bilinmezliğini ve korkularının açıklanmasını ve dahi diğer paradoxlarımızı imanımıza ve duygularımıza en yakın olan bir Dine Havale etmek en tatmin edici Akılcı ve en doğal yoldur.

    ve bana göre bütün dinsiz ,teist Ateist arkadaşların anlayamadığı Asıl mesele işte budur .kafatasında akılcı ,sorgulayıcı ,düşünen ,meraklı ,korkusuz tasasız bilinmeyene karşı tedbirini almış sağlıklı bir beyin taşıyan her iki ayağı üzerinde yüriyebilen insan bunu yapar . yani asıl bir dine inanmamak Akılcı olmayan bir seçimdir.

    yani bu Akılcı ve Mantıklı Düşünce önermelerine ve dahi Analiz ve Sentezimize göre Ey Dinin yeryüzünden neden hala silinmediğini Merak eden Dinsiz arkadaşlar
    İşte Budur Nedeni .

    eeee ne yani ? evet aynen öle yani .Akıllı Adam dine inanan Adamdır yani Demek istediğim yani bana göre benim Aklımın karı olarak tahayyüllerime göre
    en karlı sorunsuz depresyonsuz hastalıksız paradoxsuz yaşam istiyenlere göre Yani Benim inandığım en sağlam en son en duygusal zekaya uygun Yüce İslam Dinine göre,
    görmeyip gayba inanıp en sonunda ölmeden ölce ölüp görünmeyeni görenlere göre ve en sonunda hakikaten ölüp hakikati görenlere göre .

    Duygu ve düşüncelerimi sizler ile paylaşmak istedim . Gerçekleri okuyabilmemiz temennisi ile

    • Gencer dedi ki:

      Kaan senin olayı kökten çözmen böyle ise yazık bu yöntemi seçecek insanlığa.Bir arapa bir yahudiye körü körüne inanalım yani öylemi.Bir Çöl bedevisi kendi çıkarları yönünde yazılar yazmış ve bizde buna Din deyip buyruğu altına girelim boyunduruğu bilerek isteyerek boynumuza takalım.Bravo müthiş çözüm bulmuşsun.Ölüm için yapılacak bir şey ne yazıkki yok.Uzun yaşayabilirsin ancak ölüm eninde sonunda gerçekleşecek bir olgudur.Kesinlikle olacak bir olgudan korkupta bir saçmalıklar dizisine inanmak robot olmaktan başka bir şey değildir.
      Seni müthiş çözümünle başbaşa bırakıyorum Kaan.

      • Kaan dedi ki:

        İşte zaten senin bu söylemlerinin farklı olması yüzünden Dine inanıp inanmama kavramı ortaya çıkıyor . Sen Zor vede Cesur tarafı seçmişsin yani Dinin söylediği korkuya inanmıyorsun öldükten sonra hiç bir şey yok diyorsun hakikaten işte ben buna cesaret edemediğim için iman tarafını sectim

        çünkü her cesaretli yapılan haraket doğru olmaya bilir birde ayrıca Cahil cesareti denilen bir Kavram var. Hulasa bu senin imansız iddialarına Ait Kanıtların nerde ? ben yazımda yazdığım gibi Aksini iddia eden Kat-i bilimsel, mantıklı Deliller getirmesi lazım ölüpte geri gelen varmı ki sen kanıt bulasın??

        ama ben senden daha mantıklı inanıyorum çünkü benim Dini ,toplumsal,kültürel delillerim var bir de Bonus olarak koskoca nazmı ile,icazı ile aruz ölcüsü ,şiirsel kulağa hoş gelen dizaynı ve anlatımı ile ,içindeki ahlaki içtimai toplumsal meselleri ve öğütleri ile
        Değiştirilmemiş Kitap Kuran var .

        bende seni müthiş çözümsüzlüğün ile cahil cesaretin ile inkarın ile yanlış zannın ile başbaşa bırakıyorum Arkadışım .

      • Gencer dedi ki:

        Benim yazımdan sonra çıkardığın sonuç ölümden sonra başka boyutta bir yaşam formu olmadığımı? Din olunca diğer tarafta yaşam oluyor Din olmayınca diğer tarafta yaşam olmuyor mu? Diğer tarafta yaşamın olacağının garantisini sana bu abuk sabuk Dinler mi veriyor?Belki de en büyük hatayı bir beşerin ortaya attıklarına inanmakla yapıyorsun bunu bilebilirmisin? Korkak Tırsak ve biatkar birisi olduğun için Dini seçiyorsun.Ayrıca bu saçmalıklara inanmayı İman ile açıklamakta abesle iştigaldir.Doğmalara inanmayı imanla eşdeğer tutmamalısın.İnsanlığın yaptığı özellikle Müslümanların yaptığı büyük hata kendi inandıklarına İman demeleri.Her insanın içinde yaşattığı bir inanç dünyası vardır.Ateist olmakta bir iman çeşididir.Ateistte Tanrının olmadığına İNANMAKTADIR.(Buda bir imandır)
        Benim ne düşündüğüme gelince bunu kimse bilemez tek bilinmesi gereken bu saçma sapan DİNLERE inanmıyorum gerisi de sadece beni ilgilendirir.Bana ölümden sonra ne olacak ? onu ölünce anlayacağım veya anlayamayacağım bu kısıtlı zamanımı (Hayat) cevabı olmayan bir sorunun peşinden koşarak geçiremem.Bu yüzden ben bu Dünya’da bu Dünyay’yı yaşıyorum.Diğer tarafta bir Yaşam varsa ki onu kimse bilemedi (Eğer ölüpte geri gelen bir tanıdığın varsa o başka tabii) evet diğer tarafta bir Yaşam varsa onuda Yaşarız eğer yoksa zaten yapacak bir şey yok.
        Saygılarımla.

      • Gencer dedi ki:

        Kaan ayrıca şunu da eklemek istedim.Ben bir çözümsüzlük içinde değilim.Çözümsüzlük içinde olan sensin.Sen Mecburen bir yol bulamadığın için Dine inanmışsın.Benim herhangi bir endişem yok.Yani çözümsüzlük içinde değilim aksine kafam çok rahat.

      • bir kul dedi ki:

        Gencer dedi ki:
        BU TARİHLİ YAZINA İSTİNADEN

        ……..Çöl bedevisi kendi çıkarları yönünde yazılar yazmış ve bizde buna Din deyip buyruğu altına girelim boyunduruğu bilerek isteyerek boynumuza takalım……. DEMİŞSİN

        BEDEVİ BEDEVİLER KURANA KARŞIDIRLAR KURAN A MUHALİFLERDİR O BİR BEDEVİ DEGİLDİ O TAB BİR AHLAK SAHİBİ OLAN BİR ALLAH IN KULU OLAN ELCİSİYDİ PEYGAMBERİYDİ MERHAMET SAHİBİ İNSANLIK ADINA HAYATINI ORTAYA KOYDU BEDEVİLERLE MUCADELE ETTİ ÖZELLİKLEDE MEDENİ KILIKLI BEDEVİLERLE O KİTAPTA AHLAK VAR ADALET VAR ADİLŞAHİTLER OLUNDER PİS VE KÖTÜŞEYLERDEN UZAKDURUN DER İNSANLARIN YUVASINI YIKAN AİLESİNİ DAGITAN ELİNDE AVCUNDA HİÇ BİRŞEY BIRAKMAYAN HATTA MİRASCILARINI BİLE ZORA SOKACAK OLAN FAİZ YEMEYİNDER KUMAR OYNAMAYIN DER İÇKİ İÇMEYİN DER FİTNEDEN UZAK DURUN DER İFTİRA ATMAYIN DER TEMBELLİGİ DEGİL İNSANLIGI ONURU ERDEMLİGİ ŞEREFİ HAYSİYETLİ OLMAYI ÖNERİR ALIN TERİNİ İŞARET EDER İNSANLIK ADINA NE VARSA HEPSİNİ SÖYLER BUNLARI REDDEDEN BİR KİŞİ BEDEVİ DENDE AŞŞAGIDADIR ALLAH IN ELÇİSİ ZATEN KENDİ DEVRİNDEKİ BEDEVİLERLE ÇOK MUCADELE ETTİ MEDENİ GÖRÜNÜMLÜ BEDEVİLER BİR İNSANDA AKIL MELEKESİ TAM VE YERİNDE OLUPTA AKLETMEME AKIL ERDİREMEME GİBİ BİR DURUMU OLAMAZ ANCAK İNKAR EDER KENDİ KENDİSİNİ KANDIRIR

        6:33 – Onların söylediklerinin seni üzdüğünü elbette biliyoruz. Onlar aslında seni yalanlamıyorlar, fakat, o zalimler Allah’ın âyetlerini inkâr ediyorlar.

        SLAMİ TEBLİĞDE KUR’AN METODU

        http://kurantevhidsunnet.blogcu.com/islam-dinini-teblig-etmede-kurani-kerim-metodu/5322890

        İlk Bilgi
        Yazan: Bülent Tatlıcan

        Bir şeyin beyaz olduğunu nasıl anlarız? Limonun ekşi tadını nasıl hissederiz? Gülün güzel kokusunu neye göre tanımlarsınız?
        Bu tarz dış dünya ile ilgili tüm tanımlamalarımızı sağlayan duyu organlarımızdır. Örneğin bulutların beyaz olduğunu gözlerimiz vasıtasıyla görürü ve tanırız. Ya da karın soğuk olduğunu ona dokunarak hissederiz. Fakat bizim algılarımız sadece duyu organlarında bitmez. Aslına duyu organları bizim dış dünyayı tanımlamamız için gerekli fakat yeterli değildir. Bunu bir örnekle inceleyerek anlamaya çalışalım.

        Bir buluta baktığımızda onun beyaz olduğunu görürüz. Bu görme işleminin ilk başladığı yer bizim gözlerimizdir. Görme işlemi gözde başlar ama burada bitmez. Bulutlan bize ulaşan ışık fotonları bulutun rengi ile ilgili bilgiyi bize taşıyan birer bilgi paketçiği gibidir. Gözdeki değişik tabakalardan geçen bu ışık fotonları bazı fiziksel işlemlere maruz kaldıktan sonra en son gözün arka kısmında bulunan retina tabakasına gelir. Bu tabakada özellikle ışığa karşı duyarlı olan hücreler vardır. Bu hücreler gelen ışık fotonun niteliğine göre tepki gösterir ve biyokimyasal bir işlem başlar. Işık fotonlarının etkisiyle hücreler bir elektrik impulsu üretirler. Bu noktadan sonra artık ışık fotonunun ve gözün işi bitmiştir. Bundan sonra görmenin oluşabilmesi için başka işlemlerden geçilmesi gerekir. Bu yönüyle bakıldığında göz sadece bir dönüştürücü konumundadır. Göz kendisine gelen fotonları özelliğine göre değişik şekillerde ışık fotonlarına dönüştürür. Örneğin farklı renkler veya farklı parlaklıklara göre farklı uyarılar oluşur. Oysa görmenin gerçekleşmesi için daha birçok işlemin yapılması gerekir. Sinirler vasıtasıyla beyne iletilen bu elektrik impulsu beynin görme merkezine gelir ve burada işlemden geçirilerek yorumlanır sonuçta bizler bulutun beyaz olduğunu görürüz.

        Çok yoğun ve karmaşık bir işlem olan görmenin mekanizmasını kabaca böyle özetleyebiliriz. Burada dikkat çekmek istediğimiz önemli bir nokta vardır: “Beynin görme merkezine gelen bu elektrik uyarısının beyaz olduğunun beyin tarafından yorumlanması.” Nasıl olurda beyin kendisine gelen uyarının beyaz renk olduğunu anlar. Çünkü beynin görmem merkezine ulaşan ışık değil sadece bir elektrik uyarısıdır. Beyin bu uyarının karşılığının beyaz olduğunu ve öyle yorumlanması gerektiğini bilir. Çünkü beyin bu şekilde yorumlayacak şekilde programlanmıştır. Beyaz ışığı tanımlayan elektrik uyarısının karşılığı olan bilgi beyinde zaten vardır. Ve bu uyarı geldiğinde beyaz renk görüntüsü insan beyninde oluşur.

        Bunu en basit şekliyle bilgisayara benzetebiliriz. Bilgisayarda tuşlara basarak yazılar yazabiliriz. Örneğin “a” harfine bastığımızda ekranda “a” harfinin yazısını görürüz. Oysa tuşa bastığımızda klavyeden bilgisayara giden sadece bir elektrik uyarısıdır. Bilgisayar bu elektrik uyarısını yorumlar ve bunun “a” olduğunu anlayarak ekranda bu harfi gösterir. Bilgisayar bu işlemi yaparken kendisine ulaşan bu uyarıları yorumlayacak bir programa ihtiyacı vardır. Yazı yazma programı olmasa ve biz klavyedeki tuşlara basarak bu hiçbir şey yazamayız. Bu durumda bastığımız tuşlar bilgisayar için hiçbir anlam ifade etmez. Bilgisayar kendisine ulaşan bu elektrik sinyallerini yorumlayamaz.

        İşte bu bilgisayar örneğindeki gibi beynimizin de kendine ait bir yazılımı vardır. Beyne gelen elektrik uyarısı bu yazılım sayesinde yorumlanıp algılanır. Yani bizim beyaz rengi görebilmemiz için bu rengin bilgisini taşıyan elektrik uyarısının karşılığı olan bilgi ve bu bilginin nasıl yorumlanacağı beyinde bulunur ve buna göre yorumlanır.

        Nasıl bilgisayarın içindeki bilgiler kendi kendine durduğu yerde tesadüfen oluşamazsa insanın sahip kavramlara ait bu bilgilerde doğuşundan itibaren vardır. Örneğin bir bebek ilk defa tatsa bile limonun ekşi olduğunu bilir. Limonu tattığında buna tepki verir. Ya da etrafındaki nesneleri görüp onlara tepki gösterir. İnsanda doğumundan itibaren insan beyninde bulunan bu ilk bilginin bir yaratıcısı vardır.

        Bu bilginin sahibi ve yaratıcısı her şeyi bilen üstün güç sahibi olan Allah’tır. Doğuştan sahip olduğumuz bu donanım Hz Adem’in ilk yaratılmasından beri insanlarda vardır. İnsan bu ilk bilginin öğretilmesiyle ilgili Kuran’da Adem kıssasında şöyle söz edilmektedir.

        Hani Rabbin, Meleklere: Muhakkak ben, yeryüzünde bir halife var edeceğim demişti. Onlar da: Biz seni şükrünle yüceltir ve (sürekli) takdis ederken, orada bozgunculuk çıkaracak ve kanlar akıtacak birini mi var edeceksin? dediler. (Allah:) Şüphesiz sizin bilmediğinizi ben bilirim, dedi.

        Ve Adem’e isimlerin hepsini öğretti. Sonra onları meleklere yöneltip: Eğer doğru sözlüyseniz, bunları bana isimleriyle haber verin dedi.
        Dediler ki: Sen yücesin, bize öğrettiğinden başka bizim hiçbir bilgimiz yok. Gerçekten sen, her şeyi bilen, hüküm ve hikmet sahibi olansın.

        (Allah:) Ey Adem, bunları onlara isimleriyle haber ver dedi. O, bunları onlara isimleriyle haber verince de dedi ki: Size demedim mi, göklerin ve yerin gaybını gerçekten ben bilirim, gizli tuttuklarınızı ve açığa vurduklarınızı da ben bilirim. ( Bakara Suresi, 30-33)

        Bu ayetlerde görüldüğü gibi Hz. Adem’e ilk isimleri yani kavramların bilgisini öğreten Allah olmuştur. Rabbimizin bize bu kavramları öğretmesi sayesinde etrafımızdaki dünyayı algılar, kavrar ve tanırız. Eğer bizim beynimizde bu bilgi bulunmasaydı, çevremizdeki nesneleri görmemiz ve tanımamız imkansız olurdu.

        Bu yönüyle düşünüldüğünde algıladığımız her şey yüce Rabbimizin ilmiyledir. Övülmeye ve yüceltilmeye layık olan da yalnızca O’dur. Gerçek ilim sahibi olan da O’dur. Bütün bilgimiz sahibinin yüce Allah olduğu gerçeği Bakara suresinde bizlere şöyle buyurulmaktadır:

        Dediler ki: Sen yücesin, bize öğrettiğinden başka bizim hiçbir bilgimiz yok. Gerçekten sen, her şeyi bilen, hüküm ve hikmet sahibi olansın. (Bakara Sursi, 32)

        Kaynak: http://www.kurandaceliskiyoktur.com

        http://www.allah.web.tr/ilk-bilgi.html

        İYİ DÜŞÜNCELER

  37. sercan dedi ki:

    serkandan alıntı
    Küçük bir parçası dışında bu çizgi kaybolur. Kalan parça kuyruk sokumu bölgesinde yer alır. Bu bölgede de kuyruk sokumu kemiği (koksiks) oluşur. İnsanın kıyamet gününde yeniden yaratılması da bu kemikle gerçekleştirilir. Aynen Hz. Peygamber’in bildirdiği gibi…1400 önce bunu bilen bir insan nasıl oluyorda bu kadar bilimin olmadıgı bir yerde BUNLARI biliyor

    ya serkan bilimi ağzına alacak en son kişiler
    kusura bakma ama … arkadaşım sizin zihniyette olan kişiler
    kuran bire bir zıt bilimle
    nasılmı milyon yıldır insan var bu insanların kuğruk sokum kemiğinin toprak olduğunu bilmiyormusun bunlarar ahirette canlanmada muaffı
    eski insan iskeletlerine baktığında sadece kol bacak kafatası diş iri kemikler olur …..kuyruk sokum kemiği değil
    velevki hadi bunlar çürümedi diyelim
    peki binlerce insan yakılarak ve atom bombasığla
    yok edildi bunlar cennet cehennemden muafmı bunların sonu ne peki
    ha şöyle desen kuyruk sokumu olmadanda…. sözde allah ol dedi oldu bu saçmalık bile diğer iddadan daha az saçma olurdu
    BEN HERZAMAN DİYORUM NE ZAMAN BİR BİLİMSEL BİR ŞEY BULUNSA
    HEMEN AHA BAK BU YAZIYORDU DERLER
    PEKİ ÖNCE KURANIN SONRA BİLİM
    ADAMIN AÇIKLADIĞI BİR ŞEY SÖYLESENE ……

    • bir kul dedi ki:

      sercan dedi ki:
      08/05/2014, 19:19
      BU TARİHLİ YAZINA İSTİNADEN

      …….BEN HERZAMAN DİYORUM NE ZAMAN BİR BİLİMSEL BİR ŞEY BULUNSA
      HEMEN AHA BAK BU YAZIYORDU DERLER
      PEKİ ÖNCE KURANIN SONRA BİLİM
      ADAMIN AÇIKLADIĞI BİR ŞEY SÖYLESENE …DEMİŞSİN

      (12-16) Şüphesiz, Rabbinin yakalaması son derece çetindir. İnsanı yoktan yaratan ve sonra yeniden diriltecek O’dur. O, çok bağışlayandır; çok sevendir. Şanlı kudret tahtının sahibidir. Dilediği şeyleri mutlak yapandır.

      BAKARA 117. AYET (Allah) gökleri ve yeri örneksiz yaratandır. O bir şeyi (yaratmayı) hükmedip yerine getirmek istedi mi, ona sadece «ol!» der, o da oluverir.

      BAKARA 30. AYET Rabbin meleklere, “Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım” dediği vakit melekler, “Biz seni överek anarken ve yüceltip dururken, orada fesat çıkaracak, kan dökecek birini mi yaratacaksın?” dediler. Allah, “Ben sizin bilmediğinizi bilirim” diye cevap verdi

      NOT MELEKLER KAN DÖKECEK BİRİNMİ YARATACAKSIN DİYOR ALLAH MELEKLERE HAYIR DÖKMEYECEKLER DEMİYOR

      BAKARA 31. AYET Allah, Âdem’e bütün isimleri öğretti. Sonra o varlıkları ve nesneleri meleklerin karşısına çıkarıp “Görüşünüzde doğru iseniz, bunların adlarını bana söyleyiniz” dedi.

      BAKARA 32. AYET Dediler ki: “Yücedir şanın senin. Bize öğretmiş olduğunun dışında bilgimiz yok bizim. Sen, yalnız sen Alîm’sin, her şeyi en iyi şekilde bilirsin; Hakîm’sin, her şeyin bütün hikmetlerine sahipsin.”

      BAKARA 33. AYET Allah, Hz. Âdem’e: “- Ey Âdem! Eşyanın isimlerini meleklere haber ver.” buyurdu. Âdem Aleyhisselâm da, meleklere, o isimleri haber verince Allah: “-Ben size demedim mi ki, göklerin ve yerin gayblarını ben bilirim. Açıkladığınızı da, gizlediğinizi de elbette ben bilirim.” buyurdu.

      BENDE SANA ALLAH IN İLMİNDEN YANİ HAS BİLİMİNDEN ÖRNEKLER VERİYORUM

      MESELA ALLAH HAVADA UCAN KUŞ YANİ ÇANLI VARLIK VAR ETMESE İDİ İNSAN OGLU VAR OMAYAN BİR ŞEYİ NASIL AKLEDEÇEKTİ AKLINA GETİRECEKTİ BİR HAYAL DÜŞÜN KUR KAİNATTA VAR OLMAYAN VE HAYAL ET VE O HAYAL ETTİGİN ŞEY NE İSE ORTAYA CIKART TA BİZDE KENDİMİZİN BİR İLAH OLDUGUNU ANLAYALIM HERŞEYİN KENDİSİ KENDİSİNİ YARATTIGINI HERŞEYİN KENDİSİ KENDİSİNİN İLAHI OLDUGUNU BİLELİM NEDERSİN YAPA BİLİYORSAN BUYUR YAP HEMEN SENİN NEFERİN OLACAM ŞEKSİZ VE ŞÜPHESİZ İŞTE YÜCELER YÜCESİ ALLAH ODURKİ HERŞEYİ YOKTAN VAR ETMİŞTİR HERŞEYİN YARATICISI VAR EDİÇİSİ ALLAHTIR BİZLER İSE ÖRNEK EDİNEREK ALLAH IN VERDİGİ BU AKILLA UÇAK YAPIYORUZ HELİ KOPTER YAPIYORUZ KALBİ ÖRNEK ALARAK MOTOR YAPIYORUZ DAMARLARI ÖRNEK ALARAK SU BORULARI YAPIYORUUZ HEP BİR ÖRNEK MUTLAKA OLMALIKİ BİR ŞEYLER YAPA BİLELİM PEKİ ŞİMDİDE ÖRNEK OLMASINA RAGMEN YAPAMADIGIMIZ BİR KAC TANE ÖRNEKLER
      SÜT YAPTA GÖRELİM HEMDE PİSMİ PİS İŞKMBE İLE İŞKEMBEDEKİ SİSTEMDEKİ DAMARLAR YOLU İLE PİSLİKTEN SAF VE ARI DURU TEMİZ Mİ TEMİZ LEZİZMİ LEZİZ BEMBEYAY ADINA SÜT DEDİGİMİZ MUHTEŞEM BİR GIDA HADİ BUYUR TÜM TEKNOLOJİYİDE KULLAN TÜM İLİM ADAMLARINITOPLADA YAP ÜRET HEMDE ÖRNEGİ TAM YANI BAŞINDA DURUYOR MESELA ARININ ÜRETTİGİ BAL YAP BİRDE SEN SAF VETEMİZ LEZİZ KATKI MADDESİSİZ HERTÜRLÜ CİÇEKTEN TEKTEK TOPLA DOGADA HEPSİ VAR YADA BİR ÖRNEK DAHA AGACLAR GÜNÜN BİR BÖLÜMÜNDE OKSİJEN BİR BÖLÜMÜMDEDE KAR BONDİOKSİT SOLURLAR VE YAŞAMLARINDA HER HAN Gİ BİR DENGESİZLİK OLMAZ ÖLMEZLER HEMDE DOGAYA OKSİCEN SALARLAR HEP TÜKETMEZLER NERDEYSE YARIYARIYA PEK,İ CANLILAR ÖYLEMİ HAYIR
      ŞİMDİ BUYUR KENDİN AGACI ÖRNEK AL VE ONU TAKLİT ETDE ÖYLE YAŞAMAYA KARAR VER BAK BİR ÖRNEK BU SİSTEMLER KENDİLİGİNDEN KENDİ KENDİNE KENDİLERİ YOKKEN YOK HÜKMÜNDEYKEN KENDİLİGİNDEN KARAR VERİP OLUŞUYORLAR SİZCE BU SİZİN AKIL VE MANTIGINIZA UYUYORMU KABUL EDİYORMU YOKSA NEFSİNİZ AKIL VE MANTIGINIZI ESİR ALMIŞ SUSTURMUŞ NEFSİNİZMİ KONUŞTURUYOR NE DERSİNİZ SİZLERİNDE BİZLER GİBİ SOMUT VERİLERE DAYANARAK DELİLLERLE BİZLERİN DELİLLERİNİ CÜRÜTEREK BİZLERİ İKNA EDEBİLİRSİNİZ KENDİNİZE GÜVENİYORSANIZ İŞTE SİZİN ÖZGÜRMÜ ÖZGÜR SERBESTMİ SERBEST HER DÜŞÜNCENİZİ RAHATIKLA YAZA BİLECEGİNİZ BİR SİTE KENDİ ÖZ SİTENİZ SANSÜRLENMENİZ DE YOK BEKİLORUM

      BAKARA 118. AYET Bilmeyenler dediler ki: “Allah bizimle niçin konuşmuyor, yahut bize niçin bir âyet gelmiyor?” Onlardan öncekiler de tıpkı onların dediklerini demişlerdi. Kalpleri birbirine benzedi. Gerçekleri iyice bilmek isteyenlere âyetleri apaçık gösterdik.

      İYİ DÜŞÜNCELER

  38. sercan dedi ki:

    1 okuyucu tebrikler mükembel bir mantık süzgecin var

  39. sercan dedi ki:

    kaandan alıntı …….. Selamlar Arkadaşlar size farklı bir bakış açısı sunmaya çalışacağım yani bütün meseleyi kökünden halletmek istiyorum.

    bu yazdıklarının bir kısmının aynısı ben daha önce yazdım
    bu meseleyi ne sen
    nede bir filozof olsa anlatsa yine halolmaz
    insanlarda ölüm korkusu varken
    ölümden sonra ne olacağı allah varmı yokmu bu soruların kesin
    kanıtlanıp açıklığa kavuşmadıkca hal olmaz
    kökünden ucundan haladerim diye bir
    iddaada bulunman doğru değil……..

    • Kaan dedi ki:

      Filozoflar anlatınca iddia, tez,anti tez ,sentez,teori,hipotez,öngörü vs.. olup bütün bu iddiaları uygun ve doğru oluyorda Ben anlatınca neden iddaada bulunman doğru değil…….. oluyor. ben sadece onların Akıl süzgeçinden geçirip sonuca vardığı gibi sonuca yönelik güçlü öngörüler sonucu bir sentez ortaya çıkardım . ne yani sırf şu meşhur Filozoflaramı ait Akıl yürütmek ??? neden karşındakinin Aklını küçük görüyorsun.

      Arkadaşım Ben Diyorum ki : ((((( Dinlere duyulan ihtiyaç, inanç ve iman, bilinmeyenlere karşı bilinememezlikten ve bunun sonucu olarak korkudan doğar .

      dolayısı ile insan beyni her şeyi bilemeyeceğine göre ve ayrıca en büyük bilinmezlik ve korkulan olan ölümden sonrası bilinmezliğini hiç bir zaman çözemeyeceğine göre (gidipte gelen varmı??) .

      bir insanın Dinlerin ölümden sonrasına ait tatmin edici , korkulanı yatıştırıcı söylemlerine inanması gerekli olandır. ve insan doğasına uygun olandır.
      aksini iddia etmek bu korkulanı tatmin etmeyi vede korkulmayacak olduğunu kat-i bilimsel mantıklı yollarla ispatini gerektirir. )))))

      ve Sen Diyorsun: (((( insanlarda ölüm korkusu varken
      ölümden sonra ne olacağı allah varmı yokmu bu soruların kesin
      kanıtlanıp açıklığa kavuşmadıkca hal olmaz )))

      ve Ben Zaten bu senin Söylediğin şeylerin açıklamasını yaptım yazımda iyi okumanı tavsiye ederim ve dahi gene derim ki Zaten ben ölümden sonra allah varmı yokmu bilinemezlliği nedeni ile İslam Dinine ve onun Allahına iman ediyorum

      yani beni imana götüren etken Bilinememezlik ve Korku . ve bu iman duygusunun da gayet Doğal olduğunu söylüyorum bilinemeyen den kormamaktan ve öldükten sonra yok olup gideceğiz tıpkı bir hayvanın ölümü gibi diyen imansızlardan Ziyade.

      Ayrıca sen nerde yazdın şu benim yazdıklarımın aynısını linki verde bi görelim?

      • sercan dedi ki:

        ölümden sonra ne olacağı allah varmı yokmu bu soruların kesin
        kanıtlanıp açıklığa kavuşmadıkca hal olmaz
        kökünden ucundan haladerim diye bir
        iddaada bulunman doğru değil……

        kaan yazdığım gene bu sitede ara bul
        senle bir yere kadar aynı fikirdeğiz
        ama şurada anlaşamıyoruz

        senden alıntı ……… ve Ben Zaten bu senin Söylediğin şeylerin açıklamasını yaptım yazımda iyi okumanı tavsiye ederim ve dahi gene derim ki Zaten ben ölümden sonra allah varmı yokmu bilinemezlliği nedeni ile İslam Dinine ve onun Allahına iman ediyorum
        sen korktuğun için inanıyorsun ama biz kahramanlık yaparak korkmadığımızdan inanmıyoruz fark burada sen işi şansa bırakmıyorsun
        biz emin olduğumuz için …….. saygılar…

      • sercan dedi ki:

        kaan bizde aynı şeyleri söylüyoruz
        bilinemezlik yani tanrının olup olmadığı kesin ve kes öğrenilmediği sürece dine inanış korkudan yada geleneklerden dolayı devam edecek
        lütfen tezimi okursan demek istediğimi anlarsın….saygılar…

  40. sercan dedi ki:

    arkadaşlar yeni bir tez ortaya atmak istiyorum

    biraz hayal kurarak mantık yürütelm
    diyelimki dünyada bir manyetik dalga sayesinde insanların
    sadece inanç duygularını etkileyerek
    insanlar inancını allahı beyinlerinden
    silindi yani resetlendi sıfır din bilgisi var
    hiç bir peygamberde sözde gelmeseydi
    ne olurdu ?????????????
    bence insanlar yine kendilerine bir inanacak din yaratırlardı
    geçmişte olduğu gibi.. ateşe..aya.. güneşe. doğaya

    yada görünmez bir tanrı yaratırdı
    bir kısmıda yine inanmazdı
    bence bu gayet normal bir şey
    bir şeye inanmak
    insan düşünen bir varlık olduğu sürece
    ve aksi kesin kes ıspatlanmadığı sürece bir tanrıya inanmak
    her zaman olacak iman okumuşlukla ve ya okumamakla
    ilgili değil
    ıspatı… ülkemizde kuranı eline alıp birkere okumadan
    dini emirleri yerine getirenler var
    veya adam prof olmuş nadirende olsa……
    dine inanıyor
    AMA BU İNANDIKLARI ŞEYİN DOĞRU OLDUĞUNU KİMSE SÖYLEYEMEZ
    ADI ÜZERİNDE İNANÇ
    ÖYLE OLDUĞUNU VARSAYMAK,,,,, KABUL ETMEK SADECE BU ……

    • rammsteinn dedi ki:

      bütün dinlerin kökünde korku vardır.
      ilkel dönemlerde şimşek çakar insanlar ondan korkar,olmaması için şimşeği yaratan güce taparlardı. bu bütün doğal durumlarda böyle olmuştur. yunan mitolojisinin tanrılarına bakarsak bu alenidir. deprem olmuştur. bunu yapanın yeraltı tanrısı olduğu düşüncesi yayılmıştır. onu kızdırmamak için ona kurbanlar sunmuşlardır.
      insanoğlu ilkel dönemlerde kendisini korkutan herşeye tapmıştır.
      araplarda aya tapmıştır. onun ışığını kutsal kılmıştırlar. benim düşüncem,islamdaki kutsal ışık olan nur, ayışığının islama girmesidir. tıpkı büyünün,nazarın girmesi gibi. dinlerde 40 sayısını çokca görürsünüz. bu 40 sayısının kökü şamanizme dayanır. eski dinimizden biz hala kopamadık. şamanlarda doğan çocuğun 40 gün sonrası yapılan kutlama islam dininde aynen devam etmiştir. aynen ölen birisinin ardından geçen 40 gün sonra yapılan ayin gibi.
      dinler her daim birbirinden etkilenmiştir.
      bu kadar dinin arasında biriside görünmeyen tanrı kavramını ortaya atmış,bu tanrı insanlar arasında en çok kabul gören tanrı olmuştur. zira istediğin şekle sokabilirsin.
      “görünmeyen tanrı benimle kontak kurdu. benim dediklerimi yapın yoksa tanrı sizi cehenneme atar” diyerek insanları korkutur, onları yönlendirir zenginlik ve şöhrete kavuşursunuz.
      din her daim birileri için çok büyük kazanç kapısıdır.
      ama insanları inandırmak gerekir. başarının anahtarı budur. bu başarıya sadece bir kaç kişi ulaşmıştır. insanlık tarihindeki milyarlarca insanların ölümünden bu kişiler sorumludurlar.

    • Kaan dedi ki:

      Senimi kıracam ama zaten okumuştum . okumayı severim ayrıca düşünen insanlarada değer veririm saygı duyarım ve dahi düşüncelerin harflere bürünmüş halini ,birtakım fkirleri,bilgileri ,tezleri iyi analiz edip sentezleyen ve geliştirip değişik yorumlar ile süsleyip geliştiren Senin gibi beyinleri takdir ederim.🙂

      BENİM İLK YAZIMDA YAZDIĞIM gibi fikirlerimiz benzerlikler arz ediyor . aynı şeyleri söylüyoruz seninde dediğin gibi.

      TIPKI BURDA DEDİĞİN BENİM DAHA ÖNCE ARZ ETTİĞİMİNKİLERE ÇOK BENZİYOR

      ((( bence bu gayet normal bir şey
      bir şeye inanmak
      insan düşünen bir varlık olduğu sürece
      ve aksi kesin kes ıspatlanmadığı sürece bir tanrıya inanmak
      her zaman olacak )))

      VE BEN İSE DAHA ÖNCE AYNEN BENZERİ ŞEYLERİ ŞÖYLE DEMİŞİM:
      ((( Dinlere duyulan ihtiyaç, inanç ve iman, bilinmeyenlere karşı bilinememezlikten ve bunun sonucu olarak korkudan doğar .dolayısı ile insan beyni her şeyi bilemeyeceğine göre ve ayrıca en büyük bilinmezlik ve korkulan olan ölümden sonrası bilinmezliğini hiç bir zaman çözemeyeceğine göre (gidipte gelen varmı??) .

      bir insanın Dinlerin ölümden sonrasına ait tatmin edici , korkulanı yatıştırıcı söylemlerine inanması gerekli olandır. ve insan doğasına uygun olandır.
      aksini iddia etmek bu korkulanı tatmin etmeyi vede korkulmayacak olduğunu kat-i bilimsel mantıklı yollarla ispatini gerektirir.

      HEMEN HEMEN AYNI ANCAK BİR FARKLA.

      ((( bence bu gayet normal bir şey
      bir şeye inanmak
      insan düşünen bir varlık olduğu sürece
      ve aksi kesin kes ıspatlanmadığı sürece bir tanrıya inanmak
      her zaman olacak )))
      BURDA BENCE BİR ŞEY YAZMAYI UNUTMUŞ OLMALISIN ÇÜNKÜ İNANMA İMAN ETME ARGÜMANLARI ARASINDA ( KORKU ) ÇOK ÖNEMLİ FAKTÖDÜR

      OYSA BEN NE DEMİŞİM
      (((( Dinlere duyulan ihtiyaç, inanç ve iman, bilinmeyenlere karşı bilinememezlikten ve bunun sonucu olarak korkudan doğar )))) (((.dolayısı ile insan beyni her şeyi bilemeyeceğine göre ve ayrıca en büyük bilinmezlik ve korkulan olan ölümden sonrası bilinmezliğini hiç bir zaman çözemeyeceğine göre (gidipte gelen varmı??) .

      bir insanın Dinlerin ölümden sonrasına ait tatmin edici , korkulanı yatıştırıcı söylemlerine inanması gerekli olandır)))

      İŞTE ARAMIZDAKİ NÜANS FARKI BU OLMALI SEN TANRIYA İNANMA ARGÜMANLARI ARASINDA KORKUYA YER VERMİYORSUN OYSA BEN ZATEN KORKTUĞUMDAN İMAN EDİYORUM DİYORUM . BİLİNEMEZLİKTEN KAYNAKLANAN
      AKLİ MANTIKİ ,GELECEĞE YÖNELİK TEDBİR BABINDA OLAN KORKULARDAN

      ama seninde dediğin gibi ben korkularımı dikkate alıp işi şansa bırakmıyorum ama sizler ise cesaretli ve korkusuzluk yolunu seçip Amaaaaan boş şeyler bunlar insan var olur ve yok olur bu doğal olandır tıpkı bir sinek gibi veyahut bir köpek .

      OZAMAN BENDE DERİM Kİ BU KOSKOCA EVREN NASIL VAR OMUŞ VE NEDEN VE DAHİ KİM TARAFINDAN ?? ACABA SİZİN SÖYLEDİĞİNİZ GİBİ BOŞ ŞEYLER Mİ BUNLAR KAFA YORMAYA DEĞMEZ !!

      SORU 2. EVET DOĞRU ÖLÜM O SİNEK VEYA KÖPEK İÇİN BOŞ OLABİLİR
      NEDEN ÇÜNKÜ O BİR İNSAN İLE KARŞILAŞTIRILMAYACAK DERECEDE NİTELİK VE NİCELİKTE OLAN BİR YARATIK . BİZİM GİBİ YÜKSEK DERECEDE NEDEN VAR OLDUK?? NEDEN BURDAYIZ ?? SORGULAMALARINI YAPACAK DERECEDE AKLI OLMAYAN BİR VARLIK .
      YANİ BU BİLGİLER BİZİ NEREYE GÖTÜRÜR ? DEMEKKİ VAR OLUŞ VE YOK OLUŞ YANİ ÖLÜM HİÇTE BOŞ ŞEYLER DEĞİLMİŞ . TIPKI HAYVANLARIN VAR OLUŞ VE YOK OLUŞ MANTIĞI VE FELSEFESİ İLE KONUYA YAKLAŞAMAYIZ . BAŞKA BİR YOL ARAMALIYIZ . O YOL İSE BİZİM VAR OLUŞUMUZUN VE ÖLÜMÜMÜZÜN BOŞ BİR ŞEY OLMAYIP BİR PLAN BİR AMAÇ ÇİZELGESİ İÇİNDE DİZAYN EDİLDİĞİ DÜŞÜNCESİDİR .

      YANİ BENCE VAR OLUŞ VE YOK OLUŞ HİÇTE BOŞ DEĞİL

      ÖLÜMDEN SONRA SADECE BEDENİMİZ YOK OLUYOR BİRŞEYLER, BUNA BİLİNÇ GİBİ BİR ŞEY DE DİYEBİLİRİZ YAŞAMAYA DEVAM EDİYOR KAH SIKINTI İÇERSİNDE KABUS GİBİ TIPKI RÜYA OLAYINDAKİ GİBİ KAH MUTLU GÜZEL DUYGULAR İÇERSİNDE .

      İŞTE HAL BÖYLE İKEN BEN NASIL HAYAT VE ÖLÜM BOŞTUR DİYEBİLİRİM
      İŞİN İÇERSİNE (((KORKUDA))) GİRİNCE İŞTE BENDEKİ İMAN ORTAYA ÇIKIYOR
      SAYGILAR DERİN DERİN DÜŞÜNCELERE DEVAM

  41. sercan dedi ki:

    BAKARA –(((SIĞIR SURESİ))))253

    İŞTE arkadaşlar allah insanları bir birine kırdırdığını açıkca kendi ağzığla itiraf ediyor
    ne diyor….((Yine Allah dileseydi, birbirlerini öldürmezlerdi. Lâkin Allah dilediğini yapar.2 ))/

    demekki allah dilediği için 1400 yıldır milyarlarca insan din yüzünden boğazlanıyor…
    biz her zaman söylüyoruz bu din allah yüzünden savaşlar hiç bitmez
    bunu okuyan buna inanan dinci gruplar neler yapmazki
    kendi babasını bile boğazlar allaha yarana bilmek için ….
    günümüzde de bu olaylarla karşılaşıyoruz adam ,,adam boğazlığor sonrada
    allah söyledi ben yaptım gibi saçma bir savunma yoluna başvuruyor…

    İşte peygamberler! Biz, onların bir kısmını bir kısmına üstün kıldık. İçlerinden, Allah’ın konuştukları vardır. Bir kısmının da derecelerini yükseltmiştir. Meryem oğlu İsa’ya ise açık deliller verdik ve onu Ruhu’l-Kudüs (Cebrail) ile destekledik. Eğer Allah dileseydi, bunların arkasından gelen (millet)ler, kendilerine apaçık deliller geldikten sonra, birbirlerini öldürmezlerdi. Fakat ayrılığa düştüler. Onlardan inananlar da vardı, inkâr edenler de. (Yine Allah dileseydi, birbirlerini öldürmezlerdi. Lâkin Allah dilediğini yapar.2 ))/

    • Gencer dedi ki:

      Gelde buna inan.Bu saçmalığa da bir kılıf bulurlar hiç merak etme Sercan.

    • bilal dedi ki:

      Sercan bey,

      1.‘’BAKARA –(((SIĞIR SURESİ))))253
      İŞTE arkadaşlar allah insanları bir birine kırdırdığını açıkca kendi ağzığla itiraf ediyor
      ne diyor….((Yine Allah dileseydi, birbirlerini öldürmezlerdi. Lâkin Allah dilediğini yapar.2 ))/
      ” sizden alıntı ”

      Ayetin ne dediğini hiç anlamamışsınız.!!!

      1-Onları birbirlerine kırdıran yüce Allah değil,birbirleriyle savaşan kendileridir..Ayete yüce Allah onları birbirlerine kırdıran veya birbirlerine savaştıran kendisi olduğunu söylüyor mu? Ayete geçen ‘’ birbirleriyle savaşmaları…’’ onlara isnat edilmiş,yüce Allah’a değil… Demek ki onları birbirlerine kırdıran haşa yüce Allah olduğunu şeklindeki yorumunuzun bir anlamı ve mesnedi yoktur. Ama siz ayeti çarpıtarak onları birbirlerine kırdıran haşa yüce Allah’tır diye anlamsızca yorum yapıyorsunuz!!!

      2-Söz konusu ayetin verdiği mesaj şöyledir ! Yüce Allah dileseydi onların özgür iradelerine müdahele derek birbirleriyle savaşmalarına engel olabilirdi.Ama hiç bir konuda yüce Allah müdahale etmek suretiyle insana vermiş olduğu özgür iradesini elinden almaz.İnsanlar ister iyilik yapsınlar,ister kötülük bunu özgür iradeleriyle yapıyorlar.Allah onların bu iradelerine müdahale etmez…Eğer iradelerine müdahale ederek savşmalarına engel olsaydı,daha önce kendilerine vermiş olduğu iradeyi ellerinden almış oluyordu.. Peki,yüce Allah insanları hem özgür irade sahibini yapacak,hem de dilediği zaman bu iradeyi ellerinden alacak,öyle mi???

      İşte bu ve benzeri ayetlerle yüce Allah dilediği her şey yapabilir mesajını vermektedir…!!!
      Özetle,onları çatıştıran,birbirlerine kırdıran haşa yüce Allah değil,tam aksine onlar bunu kendi özgür iradeleriyle yapmışlardır…Ayrıca yüce Allah dilesydi özgür iradelerine müdahale edrek onların tümünü de imana getirip aralarındaki ihtilafı da kaldırabilirdi.!!!

      Eğer yüce Allah iradelerine müdahale ederek onların bu durumuna engel olmuş olsaydi,bu defa kendilerine vemiş olduğu özgür iradeyi ellerinden almış olurdu….!!! Halbuki yüce Allah insanı iradesi elinde olmayan bir robot gibi yaratmamıştır…!!!

      Ayrıca yüce Allah hiç bir kimseyi zorla ne imana getirir,ne de inkara götürür.!!! Yüce Allah iman ve inkarı insanın iradesine bırakmıştır.İnanıp inanmamak gönül işidir,bunlar zorla, korkuyla olursa hiç bir anlamı kalmaz.Bu nedenle ister inanç konusunda olsun,ister amel konusunda (iyilik yapmak,savaşmamak veya savaşıp kötülük yapmak gibi .konularda ) yüce Allah hiç bir kimsenin iradesine müdahale etmez..Ama dilerse insana vermiş olduğu özgür iradesine müdahale etmek suretiyle her şey yapabilir…!!! Fakat bunu yamaz.!!! Özetle,bu benzeri ayetlerle sadece Allah’ın her şeye kadir olduğuna vurgu yapılmaktadır.!

      Saygılar…

      • sercan dedi ki:

        bilalbey eğer ilahi bir güç varsa kendi yaratığı canlıların birbirini boğazlamasına göz
        yumuyorsa güçlüğü güçsüze karşı
        destekliyor anlamına gelir buda katliyamlarda onun sorrumlu luğu olduğunun analmına
        gelir………

      • 1okuyucu dedi ki:

        Bilal;

        “””””Bu nedenle ister inanç konusunda olsun,ister amel konusunda (iyilik yapmak,savaşmamak veya savaşıp kötülük yapmak gibi .konularda ) yüce Allah hiç bir kimsenin iradesine müdahale etmez””””

        aksine Kuranın tanrısı savaş konusunda insanların iradesine müdahale eder,

        varsayalım bedir ve uhud savaşları yapılmamış olsun, varsayalım, müşrikler Müslümanlara saldırmak için Medine önlerine gelmiş olsunlar, varsayalım müşrikler Medine önlerine geldiklerinde Müslümanlara savaş farz kılınmamış olsun, yani bakara 216 inmemiş olsun,

        bu durumda yaşadıkları toprakları saldırıya uğrayan Müslümanlar, bize savaşmak için izin verilmedi deyip boynunu kasabın bıçağına uzatan koyunlar gibi boğazlanmayı mı beklerlerdi? yoksa canlarını, mallarını, ırzlarını korumak için müşriklerle kanlarının son damlasına kadar savaşırlar mıydı?

        işine gelmeyen sorularımı pas geçtiğin gibi bu sorumu da pas geçeceğini biliyorum, çünki buradaki meşru müdafaa ile ilgili sorumu cevapladığında Müslümanlara farz kılınan savaşın ne savaşı olduğunun cevabınıda vermiş olacağından soruma cevap vermeyeceksin,

      • bilal dedi ki:

        Sn.1okuyucu,

        aksine Kuranın tanrısı savaş konusunda insanların iradesine müdahale eder.’’sizden alıntı’’

        1-Yüce Allah savunma savaşını emretse bile,bununla müslümanların iradelerini ellerinden almış olmaz.Bu savaunma savaşı farz kılınsa bile,isteyen bir mü’min bu emri yerine getirmeyip muhalefet ve isyan edebilir.. Yani yüce Allah mü’minlerden kendi emirlerine karşı muhalefet edebilme irade melekelerini ellerinden almış olmuyor.İsteyeyen kendi iradesiyle haraket ederek yüce Allah’ın emrrettiği bir şeye isyan ve muhalfet edebilir. Ama siz konuyu hep yanlış algılıyorsunuz.! Yüce Allah emretse bile,kişinin özgür iradesi elinden alınmıyor. Sizin mantıkınızla hareket edersek,hiç bir müslümanın yüce Allah’ın hiç bir emrine muhalefet ve isyan edememesi gerekirdi.Halbuki böyle bir durum söz konusu değil,inanan da aynen inanmayan gibi yüce Allah’ın emirlerine isayan ve muhalefet edebiliyor. Yani yüce Allah emretse bile, onun bu emrine ianananlar bile muhalefet edebilirler,bu emirlerle iradeleri yok edilmiyor. Eğer emirlerle mü’minin iradesi yok olsaydı,hiç bir mü’min yüce Allah’ın emrine muhalfet edemezdi…Peki mü’minler bile yüce Allah’ın emrine muhalefet edemiyorlar mı ? Eğer edebiliyorlarsa (ki edebiliyorlar) demek ki,emirlerle yüce Allah yine kimsenin özgür iradesini elinden almış olmaz.!!!! Bugun sen kendi iradenle nasıl yüce Allah’ın emirlerine,kur’an’ın mesajına muhalefet edebiliyorsan,yüce Allah’ın kur’an daki emirlerine inanan biri olarak,ben de senin gibi yine özgür irademle muhalefet ve isyan edebilirim !!!! Yüce Allah özgür irademi elimden alarak kendisine muhalefet ve isyan olabilme durumuma engel olmuyor,sadece bana inan ve muhalfet etme diyor.!!! Bu nedenle ister beni uyarmış olsun,ister olmasın,onun bu emir ve uyarısıyla,bendeki özgür irade işlevsiz olmuyor…Yine bendeki irade yerinde duruyor,yok olup kilitlenmiyor…Mesela; Devletin hukukunda hırsızlık yapanlara,suç işleyenlere ağır müeyyideler öngörüldüğü halde,yine hırsızlık yapılabiliyor ve her türlü suç ta işlenebiliyor. Çünkü emir veya yasaklar olsa bile,yine herkes te özgür irade melekesi vardır,bununla yok olmuyor.Eğer emir ve yasaklarla insanın irade melekesi yok olsaydı,hiç bir kimsenin hırsızlık yapamaması gerkeirdi.Yani emir ve yasaklar sadece yönlendirmedir,bununla kişinin irade melekesi ne yok oluyor,ne de elinden alınıyor…İşte kur’an’daki yüce Allah’ın gerek savunma savaşıyla ilgili olsun,gerekse diğer konularla ilgili olsun onun hiç bir emriyle,mü’minin irade melekesi yok olmuyor,elinden alınmıyor.!!! Çünkü buna rağmen mü’min istediği zaman yine yüce Allah’ın emirlerine isyan ve muhalfet edebiliyor… Eğer iddianız doğru olsaydı yüce Allah’ın emirleriyle bütün mü’minlerin irade melekeleri ellerinden alınmış olup bir robot gibi isyan ve muhalefet edemez bir duruma gelirlerdi.Peki buna rağmen mü’minler de yüce Allah’ın emirlerine isayan ve muhalfet edemiyorlar mı ?

        Özetle,yüce Allah’ın mü’minlere olan hiç bir emri,mü’minin irade melekesini yok etmiyor ve elinden almıyor.Yüce Allah’ın emir ve uyarılarına rağmen mü’minin irade melekesi aynen yerinde duruyor… Yani yüce Allah bir şeyi emretse bile,kişideki irade melekesi yok olup kilitlenmiyor.!! İ Ayrıca defalarca anlatıldığı halda siz bunu anlayamıyorsunuz..!!! İşte söz konusu ayetlere göre yüce Allah dilerse her şey yapabilir,ama kişinin iradesini elinden almak ve irade melekesini yok etmek suretiyle onun yapmak istediğine engel olmuyor..!!!!

        2-bu durumda yaşadıkları toprakları saldırıya uğrayan Müslümanlar, bize savaşmak için izin verilmedi deyip boynunu kasabın bıçağına uzatan koyunlar gibi boğazlanmayı mı beklerlerdi? ‘’ sizden alıntı ‘’

        Daha önce bu yorumunuza da doğru ve mantıklı bir cevap verildiğinden tekrar cevap yazmayı uygun bulmuyorum.! Ayrıca defalarca aynı konuyu yazmanın bir gereği de yok.. zaten doğru cevap verilmiştir.!!! Bu nedenle bazı soru ve yorumlarınızı pas geçmek bence uygundur.!!!!!

        Saygılarımla..

      • 1okuyucu dedi ki:

        Bilâl;

        cevap vermiş gözükmek için, sormak istediğimle alakası olmayan bir sürü şey söylemişsin, benim sana söyletmek istediğime cevap verseydin daha doğru olurdu?

        Kuranın tanrısının insanların iradesine müdahale edip etmemesi konusunda,

        Kendilerine kitap verilenlerden Allah’a ve ahiret gününe iman etmeyen, Allah’ın ve Resûlünün haram kıldığını haram saymayan ve hak din İslâm’ı din edinmeyen kimselerle, küçülerek (boyun eğerek) kendi elleriyle cizyeyi verinceye kadar savaşın. (tevbe 29)

        Baskı ve şiddet kalmayıncaya ve din tamamen Allah’ın oluncaya kadar onlarla savaşın. Eğer (küfürden) vazgeçerlerse, şüphesiz ki Allah onların yaptıklarını hakkıyla görendir. (enfal 39)

        yukarıdaki ayetlerde Kuranın tanrısı Müslümanları savaşa zorluyor, hemde kıyamete kadar sürecek bir savaşa zorluyor, Müslümanlara, gayrimüslimlerden cizye almak ve Allahın dinini egemen kılmak için savaşmayı şart koşuyor,

        Ey Peygamber! Mü’minleri savaşa teşvik et. Eğer içinizde sabırlı yirmi kişi bulunursa, iki yüz kişiye galip gelirler. Eğer içinizde (sabırlı) yüz kişi bulunursa, inkâr edenlerden bin kişiye galip gelirler. Çünkü onlar anlamayan bir kavimdir. (enfal 65)

        Şimdi ise, Allah yükünüzü hafifletti ve sizde muhakkak bir zaaf olduğunu bildi. Eğer içinizde sabırlı yüz kişi olursa iki yüz kişiye galip gelirler. Eğer içinizde (sabırlı) bin kişi olursa, Allah’ın izniyle iki bin kişiye galip gelirler. Allah, sabredenlerle beraberdir. (enfal 66)

        Savaş, hoşunuza gitmediği hâlde, size farz kılındı. Olur ki, bir şey sizin için hayırlı iken, siz onu hoş görmezsiniz. Yine olur ki, bir şey sizin için kötü iken, siz onu seversiniz. Allah bilir, siz bilmezsiniz.

        yukarıdaki ayetlerde de Müslümanları savaşa teşvik ediyor, öyleki insanların hoşuna gitmeyen “öldürüşmeyi” sevebileceklerini bile söylüyor,

        o nedenle Müslümanların egemen oldukları topraklarda, Allahın dininin, yani Allahın emirlerinin egemen olması için isteseniz de istemeseniz de size verilen emir gereği İslâm hukukunu (şeriat yönetimi) tesis edebilmek için savaşmak zorundasınız,

        yani sizin beşeri sistemle yönetilen bu Ülkede İslâm hukukunu egemen kılmak için isteseniz de istemeseniz de din Allahın oluncaya kadar savaşma zorunluluğunuz var. ve enfal-39 Kuranda durduğu sürece kaçarınız yok, eliniz mahkum?

        her ne kadar yapıp yapmama konusunda özgür iradeden bahsedilse bile farz kılınan bir şeyi yapmak istememek, cehenneme gitmeyi göze almak demektir, cennete cehenneme inanan bir kişi kendi özgür iradesiyle cehenneme gitmeyi istemeyeceğine göre, vereceği kararın kendi özgür iradesiyle değil, Kuranın tanrısının zorlamasıyla olacağı açıktır.

        meşru müdafaa durumu, zorunlu savunmayı gerektiren bir durumdur, yani saldırgana karşı verilen zorunlu bir savaştır, yani istesen de istemesen de kucağında bulduğun bir savaştır, böyle bir savaş için bir yerlerden izin almaya gerek yoktur,

        o nedenle Müslümanlara farz kılınan savaş, savunma savaşı için verilen bir izin değildir, farz kılınan savaşın savunma savaşı için verilen bir izin olduğunu söylemek aklı ve mantığı alaya almak demektir,

        özetle söylesek, farz kılınan savaş savunma savaşı için verilen bir emir değildir, bunun aksini iddia etmenin, tabiri caizse kusura bakma ama dürüstlükle hiçbir alâkası yoktur.

        pas geçtiğin sorularıma da cevap vermeyi denesen bence daha iyi olur, böylece seni, en azından tanıdığımız kadarıyla yetinmeyip daha iyi tanımış oluruz.

  42. sercan dedi ki:

    DİKKAT İNANÇLI VE SORGULAYICI MÜSLÜMAN ARKADAŞLAR İNANCINIZI KAYBETBEK İSTEMİYORSANIZ KURANI ÇOK OKUYUPTA SORGULAYICI OLMAYIN SAKIN
    SONRA ATEİST OLUP ÇIKARSINIZ ……
    Sercan, öncelikle sana kişisel hakaret etmek değil amacım öyle alğıladıysan, kusura bakma…
    yasirden alıntı ……………….
    benim yorumum bak örnek verdiğin ayetler nasılda celişiyor

    Bir zaman birbirinizin kanını dökmemek, yerinizden yurdunuzdan çıkmamak hususunda kesin söz almıştık sizden. Sonra siz de bunu ikrar etmiş, siz de buna tanık olmuştunuz.2 / BAKARA – 84
    BAKIN BU AYETTE ALLAHIN ,,, YAHÜDİLERİN BİRBİRİNİ ÖLDÜRMELERİNE MANİ OLAMAZKEN
    ANCAK ÖBÜR DÜNYADA GÖRÜŞÜRÜZ DERKEN ,,,,
    Sonra siz, öyle kimselersiniz ki birbirinizi öldürüyorsunuz, sizden bir grubu yurtlarından çıkarıyorsunuz ve onlara karşı günah ve düşmanlıkta yardımlaşıyorsunuz. Eğer onlar, size esir olarak gelseler, onların yurtlarından çıkarılmaları size haram kılınmış olduğu halde (onların yurtlarında kalmalarına izin vermeyip) fidye karşılığı değiştirirsiniz. Yoksa Kitab’ın bir kısmına inanıp, bir kısmını inkâr mı ediyorsunuz? Artık sizden böyle yapanların cezası, dünya hayatında ancak rezilliktir. Kıyâmet gününde ise onlar azabın en şiddetlisine maruz bırakılır. Ve Allah, yaptığınız şeylerden gâfil değildir.2 / BAKARA – 85

    BU AYETTEDE HIRISTİYANLARA (Yine Allah dileseydi, birbirlerini öldürmezlerdi. Lâkin Allah dilediğini yapar.2 ))/
    BURADA GÜCÜN KENDİNDE OLDUĞUNU KİMİ ÖLDÜTTÜRÜP KİMİN SAĞ KALACAĞINA KENDİSİ KARAR VERİYOR

    BAKARA –(((SIĞIR SURESİ))))253
    İşte peygamberler! Biz, onların bir kısmını bir kısmına üstün kıldık. İçlerinden, Allah’ın konuştukları vardır. Bir kısmının da derecelerini yükseltmiştir. Meryem oğlu İsa’ya ise açık deliller verdik ve onu Ruhu’l-Kudüs (Cebrail) ile destekledik. Eğer Allah dileseydi, bunların arkasından gelen (millet)ler, kendilerine apaçık deliller geldikten sonra, birbirlerini öldürmezlerdi. Fakat ayrılığa düştüler. Onlardan inananlar da vardı, inkâr edenler de. (Yine Allah dileseydi, birbirlerini öldürmezlerdi. Lâkin Allah dilediğini yapar.2 ))/

    NOT ARKADAŞLAR CEVAPLARI ALINTI YAPARAK EN ALTA YAPIN KONU KARMAŞASI OLUYOR KİM KİME DE DEDİĞİ KARIŞIYOR SAYGILAR…….

  43. sercan dedi ki:

    arkadaşlar sakın allahı sorgulamayın bu zulum olarak algılandığı için allah KAFANIZA YILDIRIM DÜŞÜREBİLİR DİKKAT EDİN …….

    nisa (kadınlar)) suresi 153 Ehlikitap, senden kendilerine gökten bir kitap indirmeni istiyor. Zaten onlar Mûsa’dan da bundan daha büyüğünü istemişlerdi. Demişlerdi ki: “Allah’ı bize açıktan göster.” Bunun üzerine zulümlerinden ötürü kendilerini yıldırım çarpmıştı. Sonra kendilerine açık-seçik kanıtların gelişi ardından buzağıya taptılar. Biz onların bu günahını da affettik. Biz Mûsa’ya apaçık bir kanıt/bir hükmetme gücü verdik.

    DÜNYADA ve diğer gezegenlerde her gün binlerce yıldırım zaten düşüyor …
    bu cezalandırma aracı değil ÖYLEYSE NEY
    ALINTI Yapılan araştırmalara göre yılda ortalama 3 milyar şimşek veya yıldırım oluştuğu yönünde. Özetle dünyamıza her saniye ortalama 100 yıldırım düşmekte.Yıldırımla müthiş bir enerjiye sahiptirler. Basit bir örnekle bir yıldırım hiroşima’ya atılan atom bombasından 100 kat daha fazla enerjiye sahiptir. Elektrik Mühendisleri yıldırım enerjisini kullanabilmek üzere çalışmalarına devam etmekteler.
    Bu bilgilerden sonra yıldırımın oluşmasından bahsedebiliriz. Suların buharlaşmasıyla oluşan bulutlar gök yüzünde yükseldikçe soğuk hava dalgasının etkisiyle içinde oluşan buz kristallerinin birbirine sürtünmesiyle statik bir elektriklenme oluşmaktadır. Bunun sonucunda bulutların üzeri pozitif (+) yüklenirken alt tarafları ise negatif (-) yüklenir. Bulutun içindeki yük havayı iyonize edecek güce ulaşınca şimşek oluşur.
    DEMEKKİ ALLAHIN BİR KIRBACI VEYA ÖLDÜRME ARACI DEĞİLMİŞ
    SAYGILAR………….

  44. Kaan dedi ki:

    Gencer dedi ki:
    09/05/2014, 10:57 ye Cevap.

    Arkadaşım ((( evet diğer tarafta bir Yaşam varsa onuda Yaşarız eğer yoksa zaten yapacak bir şey yok.))) varsa, yoksa diyorsun ve sonrada ((( .Benim herhangi bir endişem yok.Yani çözümsüzlük içinde değilim aksine kafam çok rahat.)))
    bu senin durumun Çözümsüzlük,Endişe,Korku,Bilinemezlik,Kendi kısıtlı ve önyargılı Düşünceler ile karar vermek,Muallakta kalmak Değilde Nedir ??????
    Senin durumun Benden farkı senin bu bütün varsa ,yoksa yaklaşımların seni endişeye götürmüyor ki tedbir alasın . yani sende korku yok kesin olarak bilmediğin bir fenomene karşı.
    ki korkasın . ama ben ise bilinnemeyen bir olaydan korkarım ama bu korku pısırıklık babında olan korkudan değil tedbirli olma babında olan korku .2 si farklı kavramlar karıştırmamak gerekir .sen tam anlamı ile çözümsüzlük içindesin . Doğal olan bir İnsan çözümleyemediği ,muallakta kaldığı şeylerden kormasıdır.

    teferruatlı derin bir araştır bakalım ölümden sonra yaşamın bir biçimde ,Bilinç düzeyinde veya rüya olgusallığı içinde,veyahut daha başka biçimlerde devam ettiğiğni semavi Dinlerden başka iddia edenler varmı??

  45. sercan dedi ki:

    bilal beyden alıntı
    bilal dedi ki:
    19/10/2013, 20:25
    ‘’ KABE KORUNMUŞ YER Mİ ? ” SORUSUNA VE BURADAKİ YANLIŞ İDDİALARA CEVAP: a) BAKARA-125 ve ALİ İMRAN-96.ayetlerde KABE’nin korunup güvende olacağını değil,buraya daha önce girmiş olanların emniyete olduklarına dair vurgu yapılmıştır.

    bilalbey sizin dediğiniz gibi olsun kuaranda kabenin korunduğu yazmıyor diyelim
    peki sözde allah kainatı yaratan
    kabenin sular altında kalmasını defalarca yıkılmasına neden göz yumuyor
    oysaki oraya sadıranları taşa cevirmesi gerekirdi…
    yoksa hiç yaptırım gücü yokmu????????????

  46. 1okuyucu dedi ki:

    şahin;

    bende bunu söylüyorum onlara, biz kafirlere uyup ta peşimizden gelmeyin, imanınız sakata girer, ondan sonra aha bulursunuz cenneti diyorum ama dinletemiyorum, umarım seni dinlerler.

  47. sercan dedi ki:

    BU KONUDA AÇIKLAMA BEKLİYORUM AMA KİMSEDEN TIK YOK TEKRAR YAZMAK İSTEDİM ……

    BİR ÇELİŞKİ DAHA En’am-108 ‘Allah’tan başka dua ettikleri şeylere sövmeyin ki, onlar da bilgisizlikte aşırıya gidip Allah’a sövmesinler…’

    Tevbe-28 ‘Ey inananlar’ Allah’a eş koşanlar mutlaka pisliklerdir…’

    allah insan gibi hiç küfür edermi
    sonra da kendi verdiği emri unutarak ve ya hiçe sayarak küfür eden kendisi
    bu ne büyük bir gaf !!!!!!!!!!!!!

    • 1okuyucu dedi ki:

      Sercan;

      Atalarımız, “kendine yapılmasını istemediğin şeyi başkalarına yapma” der.

    • bilal dedi ki:

      Sercan bey,

      ‘’ BİR ÇELİŞKİ DAHA En’am-108 ‘Allah’tan başka dua ettikleri şeylere sövmeyin ki, onlar da bilgisizlikte aşırıya gidip Allah’a sövmesinler…’ ve Tevbe 28……………….’’
      allah insan gibi hiç küfür edermi
      sonra da kendi verdiği emri unutarak ve ya hiçe sayarak küfür eden kendisi
      bu ne büyük bir gaf !!!!!!!!!!!!! ‘’ sizden alıntı ‘’

      1-Bu her iki ayeteki konu birbirinden farklı olduğundan burada ne bir küfür var,ne de bir gaf !!!
      Zira ‘’ EN’AM-108.ayete mü’minlere yönelik bir yasak söz konusudur.Burada yüce Allah mü’minlere ‘’siz onların taptıklarına,mukaddes saydıkları putlarına sövmeyin..’’ diyor.

      2-Tevbe -28.ayete ise,yüce Allah onların taptıkları putlara küfür değil,onların Allah’a şirk koşmaları ile kötü tutum ve davranışlarına vurgu yaparak bu durumun manevi bir pislik olduğunu söylemiştir. Yani Tevbe-28.ayete ‘’ En’am-108.ayete geçen putlara bir küfür söz konusu değildir,burada sadece müşriklerin kötü tutum ve davranışları ile şirk koşmaları yerilmiştir.! Putlarına hiç küfür edilmemiştir..!!!
      Ayrıca yüce Allah insanın kötü tutum ve davranışlarına necistir diyorsa,bununla küfür mü etmiş oluyor.? Özetle, bu durumla yanlız onların kötü tutum ve davranışları yerilmiştir..!!!

      3-Tevbe-28.ayetin doğru meal ve izahını aşağıya alıyorum..!!!!!

      Tevbe-28:‘’ Ey iman edenler ! müşrikler (manen) necistirler.Artık bu yıllarından sonra Mescidi Haram’a yaklaşmasınlar….’’ deniliyor.

      Burada bu müşriklerin kötü tutum ve davranışlarına vurgu yapılmıştır.Yani bunlar manen necistirler.Bunların fiziksel bedenleri için necistir denilmemiştir.Zira onları kötü yapan şirk ile kötü tutum ve davranışlarıdır.Bu yönüyle manen necistirler. ‘’وبهذا يقول اكثر العلماء وهو اصح الاقوال = الطبري = الرازي = التحرير والمنار= ابن عاشور = الزمخشري ‘’ Alimlerin kahir çokluğuna göre söz konusu müşrikler manen (yani tutum ve davranışları) kötüdürler..Şirk koşmaları, kabeyi çıplak tavf etmeleri,çevresinde defi hacet yapıp kirletmeleri,boşandıktan sonra üvey anneleriyle evlenmeleri vs.bu tür kötü tutum ve davranışları nedeniyle onlara manen necistir denilmiştir.. Özetle,fiziki bedenlerine değil,şirk koşmaları ile kötü tutum ve davranışlarına necistir, denilmiştir.. Zaten bütün kötülükler manen necistir.Onların bu yönüne vurgu yapılmıştır.Bu onlara bir hakaret değildir.Zira her insanın yaptığı kötülükleri manen necistir…. – . .. Aşağıdaki arapça tefsir ve rivayetlerin metninde de,müşrikler bedenen değil,onların şirk koşmaları ile kötü tutum ve davranışlarına yönelik böyle bir vurgu yapılmıştır deniliyor. Yani şahıslarına bir hakaret yok,şirk ile kötü tutum ve davranışları yerilmiştir.Bu da çok doğaldır. Mesela,hırsızlığa,zulme,haksızlığa,şiddete,cinayete vs.her türlü kötülüğe pis şeylerdir diyebiliriz.!!! Zaten ayete de onların bu tür kötü tutum ve davranışlarına vurgu yapılmıştır…. !!!

      Bu nedenle ‘’ En’am-108. ile Tevbe – 28.ayetler arasında asla ne bir çelişki var,ne de bir GAF !!!!!! Çelişki veya gaf ayetlerden değil,sizden kaynaklanmaktadır..!!!

      – يرى جمهور الفقهاء أن نجاسة المشركين مرجعها إلى خبث بواطنهم لعبادتهم سوى الله – تعالى – أما أبدانهم فطاهرة .
      وقد بسط صاحب المنار القول فى هذه المسألة فقال ما ملخصه : ”
      ويرى جمهور السلف والخلف وأصحاب المذاهب الأربعة أن أعيانهم طاهرة . لأنه من المعلوم أن المسلمين كانوا يعاشرون المشركين ويخالطونهم . ومع هذا فالنبى – صلى الله عليه وسلم – لم يأمر بغسل شئ مما أصابته أبدانهم .
      . بل الثابت أنه – صلى الله عليه وسلم – توضأ من مزادة مشركة وأكل من طعام اليهود . . وأطعم هو وأصحابه وفداً من الكفار ولم يأمر بغسل الأوانى التى أكلوا وشربوا …..

      • 1okuyucu dedi ki:

        Bilâl;

        en aşağılayıcı, en iğrenç küfürlerden biri de karşındakine pislik demektir,
        bilginize sunulur?

        bu ikazı yapmamın nedeni, gerçek alemde tartışmak zorunda kaldığın birine pislik dememen için yaptığım bir hatırlatma olmasıdır.

      • sercan dedi ki:

        bilalbeyden alıntı

        2-Tevbe -28.ayete ise,yüce Allah onların taptıkları putlara küfür değil,onların Allah’a şirk koşmaları ile kötü tutum ve davranışlarına vurgu yaparak bu durumun manevi bir pislik olduğunu söylemiştir.

        BİLAL BEY ALLAHIN KÜFÜRLERİ SAYMAKLA BİTMİYOR
        SİZE BİR ŞEY İTİRAF ETMEK ZORUNDAĞIM… KELİMELERİ ÖYLE BİR KIVIRARAK
        ÇARPITARAK HAKLI DURUMA DÜŞMEK İSTİYORSUNUZKİ İNANIN HAYRETLER İÇİNDE KALIYORUM …BEN BURADA ALLAH KAFİRLERİN İNANDIĞI PUTLARA KÜFÜR ETTİ DEMEDİM SADECE KÜFÜRÜ YASAKLADIĞI HALDE KENDİ NEDEN KÜFÜRLÜ KONUŞUYOR DEDİM …… BİKEREDE KABUL EDİN YA HER BULDUĞUMUZ HATALI AYETİ
        YOK ÖYLE DEMEMİŞTİRDE BÖYLE DEMİŞTİR SİZ YANLIŞ ANLADINIZ GİBİ
        SORUN AYETTE DEĞİL SİZDE GİBİ SÖYLEMLERİ BIRAKIN ARTIK ……
        SİZ BÖYLE DİĞEREK BİZE APTAL MUAMELESİ YAPTIYINIZIN
        FARKINDA DEĞİLSİNİZ GALİBA
        AŞAĞIDAKİ AYETLERİ SİZİN İÇİN BULDUM İYİ OKUMALAR
        SAYGILAR…………..

        Tevbe/28
        Ey iman edenler! Müşrikler ancak bir pisliktir. Onun için bu yıllarından sonra Mescid-i Haram’a yaklaşmasınlar.

        Bakara/65
        İçinizden cumartesi günü azgınlık edip de, bu yüzden kendilerine: Aşağılık maymunlar olun! dediklerimizi elbette bilmektesiniz.

        Maide/60
        De ki: Allah katında yeri bundan daha kötü olanı size haber vereyim mi? Allah’ın lanetlediği ve gazap ettiği, aralarından maymunlar, domuzlar ve tağuta tapanlar çıkardığı kimseler. İşte bunlar, yeri (durumu) daha kötü olan ve doğru yoldan daha ziyade sapmış bulunanlardır.

        Bakara/171
        Kafirlerin durumu, sadece çobanın bağırıp çağırmasını işiten hayvanların durumuna benzer. Çünkü onlar sağırlar, dilsizler ve körlerdir. Bu sebeple düşünmezler.

        Cuma/5
        Tevrat’la yükümlü tutulup da onunla amel etmeyenlerin durumu, ciltlerle kitap taşıyan eşeğin durumu gibidir.

        Araf/179
        Andolsun biz, cinler ve insanlardan, kalpleri olup da bunlarla anlamayan, gözleri olup da bunlarla görmeyen, kulakları olup da bunlarla işitmeyen birçoklarını cehennem için var ettik. İşte bunlar hayvanlar gibi, hatta daha da aşağıdadırlar. İşte bunlar gafillerin ta kendileridir.

        Furkan/44
        Yoksa sen, onların çoğunun gerçekten (söz) dinleyeceğini yahut düşüneceğini mi sanıyorsun? Hayır, onlar hayvanlar gibidir, hatta onlar yolca daha da sapıktırlar.

        Araf/176
        Dileseydik, onu ayetlerimizle üstün kılardık; fakat o, dünyaya meyletti ve hevesine uydu. Durumu, üstüne varsan da, kendi haline bıraksan da, dilini sarkıtıp soluyan köpeğin durumu gibidir. İşte ayetlerimizi yalan sayan kimselerin hali böyledir.

        Müdessir/50-51
        Onlar sanki arslandan kaçan yaban eşekleridirler.

        Muhammed/12
        Doğrusu Allah, inanıp yararlı işler işleyenleri içlerinden ırmaklar akan cennetlere koyar. Durakları ateş olduğu halde kafirler, zevklenirler ve hayvanlar gibi yerler.

        Bakara/142
        İnsanların beyinsizleri, “Yöneldikleri kıbleden onları çeviren nedir?” diyecekler; de ki: “Doğu ve batı Allah’ındır. O, dilediğini doğru yola eriştirir”.

        Kalem/10-14 ve 15
        Yemin edip duran, aşağılık, daima kusur arayıp kınayan, durmadan söz taşıyan, iyiliği hep engelleyen, saldırgan, günaha dadanmış, kaba saba; bütün bunların ötesinde bir de soysuz olan kimseye mal ve oğulları vardır diye, sakın boyun eğme. Âyetlerimiz kendisine okunduğu zaman, “Öncekilerin masalları!” der.

      • toro dedi ki:

        Sayın Bilal,
        Size hayranım, nasılda ayetleri sadece inen tanrı sözleri olarak gösteriyor onların iniş zamanlarını,altyapılarını ve sonuçlarını perdeliyorsunuz. Tek kelimeyle bravo!

        Bakın aşağıda sizin paylaştığınız ayet var!

        ”Tevbe-28:‘’ Ey iman edenler ! müşrikler (manen) necistirler.Artık bu yıllarından sonra Mescidi Haram’a yaklaşmasınlar….’’ deniliyor. ”

        Şimdi size soruyorum, tanrının inanırlarına müşrikleri kabeye yaklaştırmayın diye bir emri olabilir tamam da bu emir ne zaman ya da hangi durumda uygulanabilir?

        Mekke hala müşriklerin kontrolu altındayken sanki kabeyi onlardan kurtarmış ve bu sayede müşriklerin oraya ulaşmasını yasaklamış gibi davranabilirmisiniz?

        Bu nedir biliyormusunuz! Yıllarca verilen mücadele sonucunda alınan ve hükmedilen yerin yenilenlere yasaklanmasıdır! Aynı islamdan yıllar önce peygamberinizin ailesi putlarla dolu kabenin kapısını korumakla mükellefken dışarıdan kabeye gelenlerin giysilerine bile yasak koyularak onların kabeyi çıplak tavaf etmek zorunda bırakıldığı günler gibi…

        Bu ayet bir savaş galibiyeti olmadan edilebilecek bir kelamı içermez! Bu galibiyetin mağlup olanlara ödettirdiği bedeldir! Bu bedel dünya tarihi boyunca galip gelenler tarafından rakiplerine hep aynı yöntemle yani yenilenleri aşağılayarak ödettirilmiştir! Ve tarih sizleri de yazar! Çünkü yaşanıldığı yıllarda güçle sindirilmişlerin söyleyemedikleri, yapamadıkları uyarılar yüzyıllar sonra söylenebilir ve yapılabilir hale geldiğinde zamanında galipler tarafından umursanmayan yanlışlıklar sizin gibiler tarafından aklanılmaya çalışılır. Sayın Bilal, 1400 yıl önce bu ayet yüzüne okunan bütün müminler için algı müşriklerin ele geçirdikleri kabeye yaklaştırılmamaları gereken pislikler olduğudur! Manen ya da değil, onlar için pislik pisliktir!

        Bu arada ayetin çevirisinde (manen) şeklinde verdiğiniz sözcük arapça aslında da aynı şekilde yani parantez içinde yada dışında varmı? Yoksa siz yine hayallerinizi ve hayallerinizin size söylettiklerini tanrınızın söyledikleri olarak göstermeye devam mı ediyorsunuz?

        Bence tanrınız sizi değiştirmeyi düşünmeli! Çünkü onun ağzından replik yazma konusunda başarılı değilsiniz!

      • bilal dedi ki:

        Gösterdiğiniz ayetlerin tümünün doğru meal ve açıklanması daha önce de yapılmıştır,ama bu sayfaya giren sizin gibi inanmayan her biri aynı konuyu papağan gibi tekrarlıyor….!!! Neyse biz de tekrar yazalım.!!!

        1-TEVBE-28.AYETİN DOĞRU MEAL VE İZAHI !!!
        1-Tevbe-28:‘’ Ey iman edenler ! müşrikler (manen) necistirler.Artık bu yıllarından sonra Mescidi Haram’a yaklaşmasınlar….’’ deniliyor. ”الله اعلم ”

        Burada bu müşriklerin kötü tutum ve davranışlarına vurgu yapılmıştır.Yani bunlar manen necistirler.Bunların fiziksel bedenleri için necistir denilmemiştir.. Aşağıdaki arapça tefsir ve rivayetlerin metninde de,müşrikler bedenen değil,onların şirk koşmaları ile kötü tutum ve davranışlarına yönelik böyle bir vurgu yapılmıştır deniliyor. Yani şahıslarına bir hakaret yok,şirk ile kötü tutum ve davranışları yerilmiştir.Bu da doğaldır. !!!
        Mesela,hırsızlığa,zulme,haksızlığa,şiddete,cinayete vs.her türlü kötülüğe pis şeylerdir diyebiliriz.!!! Zaten ayete de onların bu tür kötü tutum ve davranışlarına vurgu yapılmıştır. .

        وقد بسط صاحب المنار القول فى هذه المسألة فقال ما ملخصه : ”
        ويرى جمهور السلف والخلف وأصحاب المذاهب الأربعة أن أعيانهم طاهرة . لأنه من المعلوم أن المسلمين كانوا يعاشرون المشركين ويخالطونهم . ومع هذا فالنبى – صلى الله عليه وسلم – لم يأمر بغسل شئ مما أصابته أبدانهم .
        . بل الثابت أنه – صلى الله عليه وسلم – توضأ من مزادة مشركة وأكل من طعام اليهود . . وأطعم هو وأصحابه وفداً من الكفار ولم يأمر بغسل الأوانى التى أكلوا وشربوا
        ________________________________

        2-BAKARA-65.AYETİN DOĞRU MEAL VE İZAHI !!! ‘’الله اعلم ‘’
        ‘’ ( Ey İsrailoğulları !) Sizden cumartesi günü haddi aşıp azgınlaşanları elbette bilirsiniz…. Bu davranışlarından ötürü onlara:sefil maymunlar gibi olun! dedik.’’ Yani onlar aç gözlü, dünya malına çok düşkün ve karekter bakımından sefil maymunlar gibi oldular….’’ Bunlar şekil ve fiziksel olarak maymun olmadılar.Bunlar maymun karekterli,aç gözlü ve dünya malına doyumsuz oldular ..’’قال عطاء وغيره هذا بالطبع لا با لصورة والشكل الخ

        Neden bu cezayı hak ettiler?

        Çünkü, ‘’السبت ‘’ Cumartesi günü,SAHİP OLMAMA,MÜLK EDİNMEME VE DİNLENME GÜNÜ,demektir. O gün herhangi bir şey için çalışılmayacak,eşitçe herkes bu yasaya uyacak,çalışma sonucunda haftanın altı gününde sahip olunan mal ve servet (çalışamayan,hasta,yaşlı,malül vs.dahil) aralarınada paylaşılacaktı,bu konuda kimse bu hükmü ihlal edip ihanet etmeyecekti..!!! (Bu hüküm aralarında ittifakla kararlaştırılmıştı.) Ama onlardan bir kısmı ihanet edip mal paylaşımını yapmadıkları gibi haddi aşıp ysağı da çiğnediler.Bu gurubun gözleri hep maddiyatta idi,yoksul,hasta,yaşlı,malül ve çalişamaynlarla mal paylaşımını yapmadılar……İşte bunların bu ihanetleri nedeniyle ceza olarak ruhen maymun karekterli gibi aç gözlü ve doyumsuz oldular…! ‘’الله اعلم ‘’ Bu nedenle onlardan ihanet eden bir kısım bu tür cezayı hak ettiler,bu tür ceza ile onlara bir hakaret söz konusu değildir.Onlara bir hakaret yapılmamıştır…!!!!!
        ————————————————————————

        3-MAİDE-59-60.AYETLERİN DOĞRU MEAL VE İZAHI !!!
        59: De ki: Ey Kitap Ehli! Elbette Allah’a imân etmemizden, bize indirilene ve bizden önce indirilene inanmamızdan ve bir de çoğunuzun Allah yolundan çıktığınızdan dolayı öfkelenip bizden hoşlanmıyorsunuz. ”

        MAİDE- 60 — ’’ قُلْ هَلْ أُنَبِّئُكُم بِشَرٍّ مِّن ذَلِكَ مَثُوبَةً عِندَ اللّهِ
        ” De ki : Allah katında bundan ( bize karşı öfke ve kininizden ) daha kötü bir karşılığın bulunduğunu haber vereyim mi ? مَن لَّعَنَهُ اللّهُ وَغَضِبَ عَلَيْهِ وَجَعَلَ مِنْهُمُ الْقِرَدَةَ وَالْخَنَازِيرَ وَعَبَدَ الطَّاغُوتَ ‚‘‘ Allah kimi kınar ve ona gazap ederse ( !!! ) Kimlerden maymunlar,domuzlar ve tağuta tapanlar kılarsa ( !!! ) أُوْلَئِكَ شَرٌّ مَّكَاناً وَأَضَلُّ عَن سَوَاء السَّبِيلِ ‚‘‘ Yerleri en fena olanlar,doğru yoldan büsbütün sapanlar işte onlardır‘‘ deniliyor. !!!

        Ayetin arapça ojinal metnine uygun olan bu doğru meale baktığımız da,böyle bir durumun gerçekleşmediğini,sadece,yüce Allah dilerse bunu yapabilir diye bir hüküm çıkıyor.!!!

        ZİRA ‘‘ ….KINAR VE GAZAP EDERSE ( !!! ) VE… KILARSA ( !!! ) şeklindeki ifadeler şartlı olup,bu durumun gerçekleşmediğini,ama,yüce Allah dilerse bunu yapabilir diye anlaşılıyor..Buna göre bunları ‘‘.YAPTI VEYA YAPIYOR.. ‘‘ diye hiç bir anlam çıkmıyor…Yani böyle bir şey yapmamıştır.Bu bir farzı misaldır,şayet isterse yapabilir. Ayrıca yüce Allah her yapabildiğini mutlaka yapıyor veya yapacak diye bir hüküm de yoktur…!!! Buralarda muşahhas bir insan veya belli bir gurup ta söz konusu değildir.Bu nedenle hiç bir kimseye hakaret yoktur.Çünkü ortada ne muşahhas bir insan, ne de malum bir gurup vardır.Mesela.Belli bir şahıs veya gurubu kast etmeden,zalimler, diktatörler,katller cenavarlardan,hatta domuz vs.hayvanlardan daha beterdir desek bile kimseye bir hakaret etmiş sayılamayız.Çünkü ortada belli bir şahıs veya gurup yoktur.!!!!
        ”الله اعلم ”

        4 – BAKARA- 171.AYETİN DOĞRU MEAL VE İZAHI !!!

        BAKARA-171: وَمَثَلُ الَّذِينَ كَفَرُواْ كَمَثَلِ الَّذِي يَنْعِقُ بِمَا لاَ يَسْمَعُ إِلاَّ دُعَاء

        Küfredenlerin misali; bağırıp çağırmadan başka bir şey duymayan, haykırıp duranınki gibidir. Onlar (gerçeği duyma da) sağırdırlar, (doğruyu konuşmada) dilsizdirler,(hakkı görme de) kördürler; düşünemezler…..‘‘ (BAKARA-171 )

        İşte burada ne ‘’ÇÖBAN ‘’ ne de ‘’ HAYVAN’’ ifadesi geçiyor…!!! Yani bu ifadeler asla söz konusu ayete yoktur…!!!

        5-CUMA-5.AYETİN MEALİ !!!

        Tevrat’ın yükü ile onurlandırılmış iken bu yükü taşıyamamış olanların durumu, sırtına kitaplar yüklenmiş (ama onlardan habersiz bulunan) merkebin durumuna benzer. Allah’ın mesajlarını yalanlamaya şartlanmış olanların durumu ne acıdır, çünkü Allah rehberliğini böyle zalim bir halka ihsan etmez…’’

        Dikkat edilirse bunlar merkebe benzetilmemiştir. Tavrat’ın hükmüyle üstlendikleri sorumluluğu yerine getirmeme durumuları,sırtında ilmin kaynağı olan kitapları taşıyan ve onlardan hiç istifade edemeyen merkebin durumuna benzetilmiştir..Yani burada onların menfi durumları merkebin durumuna benzetilmiştir,kendileri değil,.Burada da yine yerilen ve hoş karşılanmayan onların bu menfi durumlarıdr…!!! Bu nedenle yine bunlara da bir hakaret yoktur,çünkü kendileri merkebe benzetilmemişlerdir…

        6-A’RAF-179.AYETİN DOĞRU MEALİ !!! ‚‘‘الله اعلم ‘’

        ‚‘‘ولقد ذرأنا لجهنم كثيرا من الجن والانس الخ ‘’ Muhakkak (kötü tutum ve davranışları nedeniyle)
        cehennemlik olacak cin ve insanlardan bir çok kimseyi de yeryüzüne yaydık….’’( yani cennetlik olacaklara yaşama olanağını verdiğimiz gibi cehennemlik olacaklara da aynı yaşama olanağını verdik…) ‘’لهم قلوب لايفقهون بها الخ ‘’ Onların kalpleri vardır,fakat bunlarla (gerçeği) sezip kavramaya çalışmazlar,gören gözleri vardır,fakat bunlarla (gerçeği) görmeye çalışmazlar,işiten kulakları vardır fakat bunlarla (gerçeği) işitmeye çalışmazlar.
        Bundan dolayı onlar YOLCA davarlar gibi,hatta daha da şaşkındırlar…’’ deniliyor.
        Bununla da onlara bir hakaret yapılmış değildir,sadece gitikleri yol davarların gittikleri yola benzetilmiştir.!!!

        Ayrıca burada ‘’خلقنا ‘’ halakna ‘’ Biz yarattık…’’ diye hiç bir ifade yoktur…!!! Burada ‘’ذرأنا ‘’ ifadesi var..Yani ‘’نشرنا – بثثنا – في وجه الارض ‘’ yeryüzünde yaydık,yaşama olanağını verdik..’’ şeklindedir.Zira yüce Allah ayrım yapmaksızın bütün cinleri ve insanları ancak kendisini tanıyıp kulluk görevini ifa etmeleri için yaratmıştır,bu durum da insanın ebedi mutluluğuna vesiledir.demek ki,bütün insanların yaratılış gayesi ebedi mutluluğu kazanmak içindir.Hiç bir kimse cehenenm için yaratılmamıştır. Bu nedenle cin ve insanların bir ksımı cehennem için yartılmıştır demek ZARİYAT-56.ayete de aykırıdır……..!!!!

        Özetle bunlar doğru yolu bulmada davarlar gibi şaşkındırlar.’’Buraya dikkat edilirse,bunlar davarlara benzetilmemişlerdir.Doğru yolu bulmaya gayret etmedikleri için onların bu menfi durumları iç güdüsüyle hareket eden davarların durumuna benzetilmiştir…Zira inasının kendisi değil,onun kötü tutum ve davranışları davarlarınkine benzetilebilir…. ”’الله اعلم ” Bu yüzden onlara bir hakeret söz konusu değildir !!! Yüce Rabbim nasip ederse,diğer ayetleri de sizinle paylaşacağım.!!!

        Saygılarımla…

      • toro dedi ki:

        Sayın Bilal,

        Bazen papağan gibi tekrarlamak, arapça biliyorum diyerek arapça bir metin ile türkçesi arasındaki bariz hatayı görememekten ya da özellikle görmekten kaçınmaktan iyidir!

        Bazen papağan gibi tekrarlamak, tanrısının sözlerini canının istediği gibi değiştirmek, onlara eklemeler yapmak, sonra pişkince bunları yapmamış gibi davranmaktan iyidir!

        Bazen papağan gibi tekrarlamak, aldığı her yanıta aynı ayetin farklı versiyonlarıyla cevap veren münazaracının durumuna düşmekten iyidir!

        O nedenle bazen papağan gibi tekrarlamak bildiğinden emin olmaktır ve bildiğini iddia edenlerin bilmediğini göstermek için onların foyasını çıkarmak için gereklidir!

        Son olarak sayın bilal bir adam başka bir adama gerizekalı dediğinde kendine gerizekalı denilen kişi tepki verirse hakareti yapanın savunması ”üzülme ben sana madden değil manen hakaret ettim” şeklinde mi olacaktır? Bu durum hakarete uğrayan için sevindirici, hakaret eden için ise eylemin şiddetini hafifleten bir durum mudur?

        İsterseniz herkes cevabı kendini o adamın yerine koyarak versin!
        Siz başlamak istermisiniz?

      • Serkan dedi ki:

        TORO RAM…

        Herkes ağzınızın payını veriyor siz halen üste çıkmaya çalışıyorsunuz,bizim Rabb’imiz var sizin gibi hiç degilse boş yasamıyoruz.Bu kadar dansoz gibi kiviran sizin gibi ateist görmedim

      • toro dedi ki:

        Sayın Serkan,

        Madem bazıları ağzımızın payını veriyor siz neden atladınız mevzuya?
        Yoksa aslında ağzının payları verilenlerin düştükleri durumun sıkıntısı taa size kadar geldide bir silkinip kendinizi motive etmeyimi düşündünüz?

        Sizi cehaletiniz ve önyargılarınızla başbaşa bırakıyorum! Cehaletiniz benim yazılarımın %20 sini bile okuyup bir kanıya varamadan mevzuya girmenizdir, önyargılarınız ise karşınızdaki insanın tanrı inancı OLAN bir deist olduğunu bilmeden atar yapmanızadır!

        Evet ben bir tanrıya inanıyorum, ama hayır korkmayın benim tanrıma sizi dövmesini söylemem!

      • Serkan dedi ki:

        Sayın TORO

        GERCEK İSMİNİ SAKLAMAN HAYATINDA KORKULAR OLDUĞUNU GÖSTERİYOR!EH CAKMA TANRİNİZİ DOVMEYİZ SAKLAMA SEN?NE KADAR DEMOGOJİ YAPTIĞINIZIN FARKINA VARSANIZ KİMİN CAHİL OLDUĞU ORTAYA ÇIKACAK BİŞEY FARK ETTİM İYİ LAF CANBASİZİNİZ TEBRİK EDİYORUM SİZİ….İCİ BOŞ TANRINIZIN BİR İKİ SÖZÜNÜ DUYSAYDIK YAAA SAKLAMA İSMİNİ SAKLADIĞIN GİBİ TORO KARDES.SEN DEMEZMİYDİN BASTIRILMIŞ KORKULARDAN TANRI İNANCI DOĞAR?PEKİ SENİNKİSİ NE ANLATIRSAN SEVİNİRİM İSİMİN HER NEYSE😉

      • toro dedi ki:

        Sayın Serkan,

        Bana hitaben sarfettiğiniz sorguları kendi tanrınızada yapsanıza!
        Bakın aramızdaki fark nedir biliyormusunuz! Ben kimsenin konuştuğunu iddia ettiği bir tanrıya o konuştuğunu iddia edenin ölümünden tam 1400 yıl sonra inanan bir değilim?

        Siz kendinizin görmediği, konuşmadığı ama birilerinin görüşüp, konuştuğuna inandığı bir tanrıya inanıyorsunuz! Yani inancınızın çıkış noktası kendi deneyiminiz değil, başkalarını deneyimi!

        E uçurumdan atlayan koyunlarda en öndekinin onlara liderlik yapacağına inanıyordu!

        Ben ise kimsenin değil kendimin tanrısına inanıyorum! Ne eveliyorum, ne geveliyorum, nede sizi kendim gibi inanmaya çağırıyorum! Zorunuza giden nedir?

        Mesela 1.5 milyar gibi bir nüfusa sahip olmanıza rağmen karşınızda sizin gibi inanmayan 6 milyar insan da o boşluk betimlemesini sizin tanrınız için yapıyor! Ne yapacaksınız çoğunluk boş diyorsa boş olduğunamı inanacaksınız!

        Yoksa ana teması boşluk olan boş konuşmalarınıza devam mı edeceksiniz?

        İsmimi saklama meselesine gelince!

        Bence siz bana değil tanrınıza yapmalısınız o çağrıyı ve ona demelisiniz ki ben ismini ve cismini bildiklerimi ciddiye alırım, tıpkı insanlara yaptığım gibi!

        Psikolojiye merakınız olduğu belli oluyor! O halde söyleyin birdenbire büyük harflerle yazmaya başlamanız kendinize olan güvensizliğinizin tezahürümü, yoksa sizi okumayı atlayıp ciddiye almayacağımdan mı korkuyorsunuz? Ciddiye alınmaya, farkedilmeye ihtiyacınız mı var?

        O halde sizin için daha kolay olanı yapın, gidin tanrınıza farkedilme duası edin!

      • Serkan dedi ki:

        Sayın TORO

        Büyük harf kelimesi psikolojik değil tamamen az yazıp çok anlaman için yaptım.Bakiyorum kucuk yazılanı anlamamış olmanı görünce büyük harfle yazayım dedim.6 milyar insan dıyordun ve halen sallıyorsun semavi dinlerde ALLAH’A inananların sayısını bilmemen bile bir cahillik gösterkesi?Cunku Hıristiyan topluluğu 2 milyar 200 milyon kisisidit

      • Serkan dedi ki:

        Sayın TORO

        Büyük harf kelimesi psikolojik değil tamamen az yazıp çok anlaman için yaptım.Bakiyorum kucuk yazılanı anlamamış olmanı görünce büyük harfle yazayım dedim.6 milyar insan dıyordun ve halen sallıyorsun semavi dinlerde ALLAH’A inananların sayısını bilmemen bile bir cahillik gösterkesi?Cunku Hıristiyan topluluğu 2 milyar 200 milyon kisidir.musluman nüfusu 1.700 milyondur musevi topluluğu 35 milyondur. Toplamda 3.935 milyon insan ALLAH’A inanıyor geriye kalanlar Çinli hindu yani putperest v.s. olanlardır.sizin gibi ateist olan topluluk 100 milyon kadardır.yani sizin gibi koyunlar ancak bir tepeye sığar ve oradan diğer bas koyün gibi aşağı atlarsınız.1400 yıl önce gönderilen kitabı bu kadar mucizevi bir şekilde senin anlamaman doğal.daha dünyada kac din ve TANRI inancını bilmiyorsun ondan sonra yok senin tanrın saklanıyor yok senin tanrın bizimle konuşmuyor.iyide bizim Rabb’imiz elçi gönderdi onlarla konuştu,sizin elçiniz kim sizin çakma TANRInizi biz niye göremedik,salla İSKEMBENDEN yanmasın…

      • toro dedi ki:

        Sayın Serkan,
        Okuduğunuzu anlama konusunda kendinizi geliştirmnizi tavsiye ederim.Okuyun bol, bol okuyun ki size yazılanı okuduğunuzda anlayabilesiniz!

        Siz sizin dininizde Hristiyanlık diye bir mezhep olduğunu falan mı zannediyorsunuz? Hristiyanlar sizin inandığınıza inanıyor aynı tanrıya tapıyorlarsa sizin dininiz ile onların dini arasındaki çatışma nedir?Hristiyanlar haçlı seferlerini sizin tanrınız için mi yaptılar?

        Aynı tanrı içinmi diş biliyorsunuz birbirlerinize?

        Çıkarınız söz konusu olduğunda nasıl da yanyana düşünüyorsunuz birbiriniz!

      • Serkan dedi ki:

        Sayın TORO

        Okuyorum okuyorum okuyorum bişey anlamıyorum.hep üste çıkma telaşı var tamam BASTIRILMIŞ duyguların var egolarını tatmin etmen lazın?
        Tabiki Hıristiyanlık kutsal bizler için,Hz ısa a.s bunu seninle tartışmıştık ama halen bilgisiz oldugun aşikardır.hacli seferleri dedin dikkatini çekerse biz müslümanlar bizlerle savasirlarsa biz Allah yolunda savaşarız.dunyanin kanunu bu bunu unutma cunku senin gibiler nasıl üste çıkmak istiyorsayillar oncede bu böyle oldu.tek Allah’a inanan topluluğuz.sen öncelikle cevabıma karşılık ver kaçmakta Erdemir ama senin BASTIRILMIŞ duyguların yüzünden erdemini kaybetmek uzeresin…
        Saygılar

      • toro dedi ki:

        Sayın Serkan,

        Ne yaparsınız ki siz altta kalmayı seçince bende madem o altta kalmayı seçiyor o zaman bende onu kırmayım üste çıkayım dedim! İsa meselesini sizinle hiç tartışmadık! Başkalarıyla yaptığınız münazaraları benimle yaptığınızı hayal etmeye başladıysanız durumunuz kötüye gidiyor demektir!

        Erdemi dayatabilmek için erdemi biliyor olmanız gerekir! Bilmediğiniz bana hitaben yazdığınız ilk yazıdaki Bodoslama girişinizden bellidir!

        Siz benim için zihninizde ayırdığınız tarlaya öfke ekecekseniz, benden gelecek karşılığa da hazırlı olacaksınız! Gocunmayacak, sitem etmeyeceksiniz!

        Çünkü ben başlangıç yazısında ki öfkeye imza atan kişiye ayna tutmaktan çekinmem! Aynayı tutarım ki önce kendini görsün, önce kendini bilsin!

        Önce inanıp sonra adam olamazsınız, önce adam olacak sonra inanacaksınız!

      • bilal dedi ki:

        TEVBE -28.AYETE ‘’ PİSLİK ‘’ İFADESİ VAR MI ???

        ARKADAŞLAR ! Arapça sözlüklerini araştırdım ve gördüm ki,TEVBE-28.ayete geçen ‘’ NECESUN …‘’ kelimesi,NECİS veya PİSLİK anlamında değilidir. ..Eğer ‘’ NECES değil de ‘’ NECİS veya RİCS ‘’ ifadeleri olsaydı,o zaman PİSLİK anlamına gelirdi,ama burada geçen kelime öyle değildir.!!!.

        MESELA: TEVBE-28.ayet şöyle olsaydı ‘’ İnnemel müşriküne NECİSUN…’’ şekllnde, yani ‘’C ‘’ harfı esreli olsaydı ,o zaman bunun anlamı ” ONLAR NECİS veya PİSLİKTİRLER ‘’şeklinde olurdu..Halbuki ayet o şekilde değildir..Ayet ’’………. İnnemel müşriküne NECESUN..’’ şeklindedir….‘’C ‘’ harfı fethalı ‘’ üstünlüdür…!!! Bu nedenle söz konusu kelime,NECİS VEYA PİSLİK ANLAMINDA DEĞİLDİR..!!!

        BUNA GÖRE,TEVBE-28.AYETİN DOĞRU MEALİ AŞAĞIDAKİ GİBİDİR.!!!

        ’’ EY MÜ’MİNLER ! MÜŞRİKLER ANCAK NECES İNSANLARDIR……( ART NİYETLİ, GÜNAHKAR VS….) şeklindedir.Çünkü,‘’ NECESUN ‘’anlamı,ART NİYETLİ GÜNAHKAR vb. durumları ifade ediyor…!!!

        MESELA:

        a) ”رجل نجس اي خبيث فا جر ” RECULUN NECESUN ‘’ art niyetli,günahkar vs.bir adam..!!!
        b) ‘’ ‘’ ‘’ RECULUN NECİSUN ‘’ Necis veya pis bir adam !!!

        İşte kur’an daki ifade ‘’ İnnemel müşriküne NECESUN.’’..müşrikler NECES insanlardır. ( art niyeyetli,kötü huylu ve günahkar insanlardır..)

        YANİ TEVBE-28.AYETE MÜŞRİKLER İÇİN NECİS VEYA PİSLİK İFADESİ KULLANILMAMIŞTIR.! Ama mealesef,meallerde NECES İLE NECİS kelimesi birbirine karıştırılmıştır….!!!

        ‘’ NECES ‘’ KELİMESİNİN BÖYLE OLDUĞUNA DAİR HEM ARAPÇA LÜGATLARINDAN HEM DE NORMAL ARAPÇA KONUŞMALARINDAN BİR KAÇ METNİ AŞAĞIYA ALIYORUM !!!

        1- معنى نجس في معجم المعاني الجامع – معجم عربي
        نَجَس: ( اسم )
        الجمع : أنجاس
        النَّجَسُ :
        فلانٌ نَجَسٌ : خبيث فاجر { إِنَّمَا الْمُشْرِكُونَ نَجَسٌ ….}

        ‘’Fulanun necesun ‘’filankes,kötü niyetli,kötü huylu ve günahkardır.. ‘’ İnnemel müşriküne NECESUN…’’ Söz konusu müşrikler,art niyetli,kötü huylu ve günahkar,kimselerdir.!!!

        Aşağıdaki arapça ‘’Lügatlarında da ‘’necesun ‘’ kelimesinin anlamı aynen böyledir.!!!

        – 2 النَّجَسُ – نَجَسُ :
        النَّجَسُ :
        يقال : فلانٌ نَجَسٌ : خبيث فاجر .
        وهم نَجَسٌ أَيضًا .
        وفي التنزيل العزيز : التوبة آية 28 (( إِنَّمَا المُشْرِكُونَ نَجَسٌ ) ) . والجمع : أَنْجَاسٌ .
        المعجم: المعجم الوسيط
        ———————————————————-
        3 : النَّجَسُ – نَجَسُ
        جمع أنجاس ( لغير المصدر ):
        مصدر نجِسَ .
        خبيث فاجِر من باب الوصف بالمصدر ، يستعمل للمفرد والجمع ” { إِنَّمَا الْمُشْرِكُونَ نَجَسٌ } “.
        المعجم: اللغة العربية المعاصر
        ——————————————————————————————————-
        وجملة القول ان لفظ النجس في القران جاء بمعني اللغوى المعروف عند العرب لا بمعني العرفي عند افقهاء وكانت العرب تصف بعض الناس با لنجس وتريد به الخبث المعنوى كاالشر والاذي وفساد الاخلاق والغدر وغيرها { المنار }
        ———————————————————————————-
        ———————————————————————————-

        1-A’RAF-176.ayete bir şahıs veya bir gurup köpeğe benzetilmiş değildir.Burada bir şahsın olumsuz tutumu,bir örnekle köpeğin sık nefes almasına benzetilmiştir.Yani bir şahsın fiziki bedenine bir hakaret yoktur,onun negatif tutum ve davranışları köpeğin bu durumuna benzetilmiştir..Kötü şeyler için kötü örnekler getirilebilir.Bununla kişi değil,negatif tutum ve davranışı yerilir ve kötülenir.İşte burada da bu durum söz konusudur…. 2-A’RAF-175:واتل عليهم نبأ الذ ي اتيناه من ايا تنا فا نسلخ منها الخ ‘’ Onlara kendisine ayetlerimizi verdiğimiz kimsenin haberini de anlat.O,bu ilme rağmen o ayetlerin çerçevesinden sıyrıldı,şeytan da onu peşine taktı,derken azgınlardan biri olup çıktı.. Ayet-176:.ولو شئنا لرفعناه بها ولكنه اخلد الي الارض وا تبع هواه الخ ‘’ Eğer dileseydik,onu o ayetler sayesinde yüceltirdik,lakin o dünyaya saplandı ve nefsinin havasına uyup esiri oldu..(bu nedenle yüksek bir makama gelmesini hak etmedi,o dünyaya saplanıp nefsinin havasına uyduğu için biz de onu yüceltmek istemedik.) Onun misali,tıpkı köpeğin misaline benzer.Üzerine varsan,dilini salar solur, bıraksan yine dilini salar solur.İşte bu,tıpkı ayetlerimizi yalan sayan kimselerin misalidir.Bu olayı anlat ki,bakarsın,belki düşünür ders alırlar..’’ İşte bu ayete de belli bir şahıs değil,bir şahsın negatif tutum ve davranışları bir misal ile köpeğin misaline benzetilmiştir… Çünkü,söz konusu ayete ‘’فمثله كمثل الكلب ‘’misali,köpeğin misali gibidir‘’ deniliyor.O,köpeğe benziyor,denilmiyor.Eğer ayet ‘’هو كا لكلب ‘’ huve kelkelbi ‘’ şeklinde olsaydı,o zaman söz konusu şahsın kendisi köpeğe benzetilmiş olurdu..Ama ayet öyle değildir.Şahsın kendisi değil,onun negatif tutum ve davranışları benzetilmiştir..

        Ayet şunu gösteriyor ki,kıssadan maksat herhangi bir şahsın tarifi değil,onun negatif tutum ve davranışlarını dile getirmek ve karakterini söz konusu etmektir.Zira,o heva ve hevesine uyup azgınlaştı ve insanlık bakımından alçalıp dünyaya saplandı, Özetle, bu benzetme olayı onun şahısına değil,kötü tutum ve davranışlarına yöneliktir. Bu nedenle bunun kim olduğuna dair kur’an da hiç bir işaret de yoktur.!!!

        2-Furkan–44: Yoksa sen onlardan çoğunun gerçeği dinlediğini,yahut aklını çalıştırdığını mı sanıyorsun ? Onlar yolu şaşırma konusunda davarlar gibi,hatta yolca daha da şaşkındırlar..’’ deniliyor. Yani bunların fiziksel bedenleri değil,bu tür negatif tutum ve davranışları davarlarınkine benzetilmiştir..Benzetme olayı onların negatif tutum ve davranışlarına yöneliktir.Çünkü diğer canlı türleri gibi düşünüp gerçeği kavramaya çalışmazlar. Burada da hakaret olmadığı gibi tutum ve davranışları yerilmiştir.Ayrıca insanın kötü tutum ve davranışları davarlarınkinden daha da beterdir…..Çünkü davarlar kötülük yapmaz,ama insan insana her türlü kötülüğü yapar.İşte gerçeği bulmaya çalışmayan ,her türlü kötülüğü yapanların tutum ve davranışları davarlarınkine benzetilmiştir..Bu ayetle de hiç kimse aşağılanmış değildir….

        3-MUHAMMED-12.ayete de bunlar diğer canlı türleri gibi dünya da yer,içer ,eğlenir, öldükten sonra da dünyada yaptıkları hiç bir kötülüğün hesabını verceğini düşünmeyen ve bu nedenle de sorumsuzca davranan inkarcılara vurgu yapılmıştır.Onların bu durumu, düşünemeyen ve sadece iç güdüsüyle hareket eden diğer canlı türü olan davrlarınkine benzetilmiştir.Yine burada da kimseye bir hakaret yoktur,çünkü kendileri değil,sadece onların bu tür kötü tutum ve davranışları yerilmiştir…

        4-MÜDDESİR-50-51.ayetlerde de‘’bunların öğüt ve irşat neticesinde gerçeği öğrenip hidayet olmaktan kaçış durumları mecazi bir ifadeyle yabani merkebinin arslandan kaçışına benzetilmiştir.Yani burada da bunlar yabani merkebe benzetilmemişlerdir..Bu nedenle bir aşağılama söz konusu değildir…!!!

        5-BAKARA-142: İnsanlardan düşüncesizce hareket edenler : Bu müslümanları daha önce yöneldikleri kıbleden çeviren sebep nedir ? ‘’ diyecekler.’’ deniliyor.Burada da hiç bir kimse aşağılanmış değildir.!

        6-KALEM -10,11,12,13 VE 14.AYETLERİN DOĞRU MEALİ !!!

        :(10-11-12-13-14) Çok yemin eden, doğru söylemeyen, kusur araştırıp leke süren, ikiyüzlülük edip söz götürüp getiren, iyiliğe hep engel olan, saldırgan olup hakları çiğneyen,günah işleyen,kaba ve zorba olan ve üstelik de kötü huylu olan hiçbir kimseye mal ve oğullar sahibi oldu diye boyun eğme.!!! deniliyor.

        İşte burada da topluma her türlü kötülüğü yapan bu tip insanlara fırsat verip boyun eğilmemesinin gerekliliğine vurgu yapılmıştır…Bu tip insanlar,toplumu bibirbirlerine düşürerek huzur ve düzenini bozmaya çalışırlar !!! Ayrıca bu ayetle hiç bir şahsın ismi verilmeden bu tip insanlara karşı daima uyanık olunması istenmektedir.! Burada da bu tipte olan kişinin ismi belirtilmediği için hiç bir kimse de aşağılanmış değildir….!!!

        ÖZETLE,KUR’AN’IN HİÇ BİR AYETİNDE ASLA BİR SORUN YOKTUR.!!! SORUN GİBİ GÖRÜLEN YERLER KUR’AN’DAN DEĞİL,HATALI MEAL VE YORUMLARDAN KAYNAKLANIYOR….!!!!

        Saygılarımla…

  48. sercan dedi ki:

    64 Teğabün Suresi ((( Aldanış Suresi))))

    14-Ey iman edenler, haberiniz olsun ki, eşlerinizden ve çocuklarınızdan size düşman olan vardır, o

    halde onlardan sakının! Ne var ki, affeder, kusurlarına bakmaz, örterseniz, şüphe yok ki, Allah, çok bağışlayandır, merhamet edendir
    ALLAH ADAMIN KARISINI ÇOCUĞUNU BİLE DÜŞMAN GİBİ GÖSTERİYOR ÇOK GARİP

    15-Doğrusu mallarınız ve çocuklarınız bir fitne dir. Büyük mükafat ise Allah katındadır.

    16-Onun için gücünüz yettiği kadar Allah’tan korkun, dinleyin, itaat edin ve harcayın, kendiniz için hayır yapın. Her kim de nefsinin hırsından korunursa işte onlar kurtuluşa erenlerdir.

    ARKADAŞLAR BURADA ALLAH MÜMİNLERDEN PARA İSTİYOR AMA BORÇ OLARAK
    DAHA SONRA MİSLİĞLE GERİ ÖDERİM DİYOR ,,,,ALLAHIN PARAYA İHTİYACIMI VAR ACABA

    BUDA ÇOK GARİP İNANILMAZ
    17-Eğer Allah’a bir güzel borç sunarsanız onu sizin için katlayıverir ve sizi bağışlar. Allah, çok mükafat verendir, cezalandırmada acele etmeyendir.

  49. bilal dedi ki:

    Sercan bey,

    1 – TEĞABUN: 14 – 15. Ve 17.AYETLERİN DOĞRU MEAL VE İZAHI !!!
    :
    14-Ey inananlar! Eşlerinizden ve çocuklarınızdan bazıları size düşmanlık edenler olabilir. (size karşı kötü davranıp,eziyet ve saygısızlık edenler olur) Böyle olanlara karşı dikkatli ve ihtiyatlı olun! Ama,siz onları hoş görür,affeder, suçlarını örter ve bağışlarsanız bilin ki Allah da bağışlar ve acır.’’

    TEĞABUN-15: Mallarınız,evlatlarınız,sizin için sadece bir sınav konusudur.Asıl büyük mükâfat (ve mutluluk) ise Allah nezdindedir.

    Ayetlerin doğru meali bu şekildedir.!!!

    Bu ayetin sebebi nüzulune gelince,

    ‘’’قال ابن عباس والنحاس وحكاه الطبري عن عطاء بن يسار – نزلت هذه الاية با لمدينة في عوف بن مالك الاشجعي , شكي الي النبي جفاء اهله وولده فنزلت الخ

    İbn Abbas,Nuhas,ve Ata bin Yesardan Taberi’nin rivayet ettiğine göre,Medine’de Avf bin Malik El-Eşcai adında bir kişi hz.peygambere,eşinin ve oğlunun kendisine karşı çok kötü davrandıklarına, eziyet ve cefa çektirdiklerine dair şikayete bulunuyor.İşte bunun üzerine bu ayetler iniyor. 15.ayete bazı eşlerin birbirlerine karşı kötü devrandıklarına ,bazı çocukların da ebeveynlerine kötü davranıp adeta bir nevi düşmanlık yaptığına vurgu yapılmıştır.Ama ne olursa olsun yine de bu menfi duruma maruz kalan eş veya baba onları hoş görüp bağışlamaları istenmektedir..Ayrıca dünya var oldukça nice eşler ile çocuk ve ebeveyenler arasında bu tür şeylerin olabileceğine vurgu yapılmış olup,asıl olan ve onlardan istenen şey birbirlerine karşı hoş görülü olup hata ve kusurlarını affetmeleridir…!!!
    15.ayete ise,mal,mülk,servet,evlat ve her şey birer sınav konusudur deniliyor.İnsan mal,mülk ve servetini nasıl kazandığını,helal bir emek verip vermediğini,mal,mülk ve srevetini nasıl elde edip, nereye hacadığını,aç ve yoksullara yardım edip etmediğini,evlatlarını nasıl yetiştirdiklerini,onlara maddi ve manevi bir terbiye verip vermediğini,onların geleceği için uğraşıp uğraşmadığını,onları topluma,insanlığa hayırlı bir fert olarak yetiştirp yetiştirmediğini vs.bütün bu konularda ebeveynler ile mal,mülk ve servet sahipleri sınanmaktadırlar….!!!

    TAĞABUN-17.AYETİN DOĞRU MEAL VE İZAHI !!!

    Eğer Allah’a (rızası uğruna muhtaçlara) ödünç verirseniz, Allah onu sizin için kat kat arttırır ve sizi bağışlar.Allah çok mükâfat verendir,halimdir..‘‘ şeklindedir.!!!

    Yani, Allah rızası için toplumun muhtaç insanlarına faizsiz vb. karşılıksız ödünç verirseniz, Allah’da onu (sevabını vs.) sizin için kat kat artıtır.’’ deniliyor.Burada yüce Allah toplumun muhtaç ve yoksul kesimlerine karşılıksız verilen bir ödüncü sanki bizzat kendisine verilmiş gibi değerlendirir.

    İşte söz konusu ayetler bunlara vurgu yapıyor.Peki ayetlerin neresinde bir sorun var ??? Yoksa ayetleri doğru algılama sorunu mu yaşıyorsunuz ? Lütfen,ayetleri çarpıtmayın.Eğer bir sorun vardır diyorsanız, biliniz ki bu sorun ayetlerden değil,sizden kaynaklanıyor…!!!!

    Saygılarımla…

    • rammsteinn dedi ki:

      sayın bilal
      kuranınızız müşriklere ettiği hakaretler için “manen” diyorsunuz. mecaz ifadeler yani

      iki ayeti alt alta yazalım
      Tevbe / 28
      Diyanet İşleri Meali
      Ey inananlar! Doğrusu puta tapanlar pistirler, bu sebeple, bu yıllardan sonra Mescidi Haram’a yaklaşmasınlar. Eğer fakirlikten korkarsanız, bilin ki Allah dilerse sizi bol nimetiyle zenginleştirecektir. Allah şüphesiz bilendir, hakimdir.

      HACC – 30
      Bu böyle. Kim Allah’ın hükümlerine saygı gösterirse, bu, Rabbi katında kendisi için bir hayırdır. Haramlığı size okunanların (bildirilenlerin) dışında bütün hayvanlar size helâl kılındı. Artık putlara tapma pisliğinden kaçının, yalan sözden kaçının.

      iki net ifade
      puta tapanlar pistirler,
      Artık putlara tapma pisliğinden kaçının

      bu iki ifadeyi ben müslümanlar için söylesem acaba ne olur? “manen veya mecaz olarak pis diyorum” demem acaba bir müslüman için ne anlam içerir. pislik ne anlamda söylenirse söylensin hakarete girer.
      bir müslümanın tanrısına böyle bir şekilde hakaret etsem acaba ne tepki alırım. kesiinlikle orada kan gövdeyi götürür.
      lafa geldiği zaman “saldıran hep müşrikler oldu. müslümanlar sadece kendini savundu” diyorsunuz. adamların tanrısına hakaret ediliyor. saldırıyla cevap geldiğinde “vay efendim hep saldıran müşrikler oldu”
      islama en küçük bir eleştiri geldiğinde dünyayı ayağa kaldırıyorsunuz. hiç müsamaha yok.
      siz başkasının tanrısına hakaret ederken hiçbir sorun yok (hepsi mecaz veya manen)
      ama tersi olduğunda ortalığı yakıp yıkıyorsunuz.
      bu ne yaman çelişki

  50. sercan dedi ki:

    bilal bey sorun benim anlayış tazımda değil sizin
    kuranı çarpıtarak anlatmanızda
    siz kendi kafanızda göre ne hakla parantez içine yorum yaparak anlamını değiştirmeye çalışıyorsunuz 6 tane kuran yorumcusu var size hiç uymuyor
    madem çok biliyorsunuz o zaman onların yanlış sizin doğru olduğunuzu tüm dünyaya ilan edin de müslümanlar kuranı doğru okuyarak anlasınlar sayenizde………….. sorun bizde değil sizde..
    burda yoksullara yardım demediği halde parantez koyarak anlam değiştirmeyin
    saygılar…………

    Ali Bulaç 14- Ey iman edenler, gerçek şu ki, eşlerinizden ve çocuklarınızdan bir kısmı sizin için (birer) düşmandırlar. O halde onlardan sakının. Yine de affeder, hoş görür (kusurlarını yüzlerine vurmaz) ve bağışlarsanız, artık elbette Allah bağışlayandır, esirgeyendir.
    Diyanet Vakfı 14. Ey iman edenler! Eşlerinizden ve çocuklarınızdan size düşman olanlar da vardır. Onlardan sakının. Ama affeder, kusurlarını başlarına kakmaz, kusurlarını örterseniz, bilin ki, Allah çok bağışlayan, çok esirgeyendir.
    Edip Yüksel 14. Ey inananlar, eşleriniz ve çocuklarınız size düşman olabilirler. Öyleyse onlardan sakının. Ama affeder, hoşgörülü davranır ve bağışlarsanız, elbette ALLAH da Bağışlayandır, Rahimdir.
    Elmalılı Hamdi Yazır 14-Ey iman edenler, haberiniz olsun ki, eşlerinizden ve çocuklarınızdan size düşman olan vardır, o halde onlardan sakının! Ne var ki, affeder, kusurlarına bakmaz, örterseniz, şüphe yok ki, Allah, çok bağışlayandır, merhamet edendir.
    Süleyman Ateş 14. Ey inananlar, eşlerinizden ve çocuklarınızdan bazıları size düşmandır. Onlardan sakının. Ama affeder, hoşgörür, bağışlarsanız muhakkak ki Allah da bağışlayandır, esirgeyendir (O da sizi bağışlar).
    Yaşar Nuri Öztürk 14 Ey iman edenler! Şu bir gerçek ki, eşlerinizin ve evlatlarınızın içinden size bir düşman vardır; onlara karşı dikkatli olun! Eğer affeder, ellerini tutar, hatalarını görmezden gelirseniz, kuşkusuz, Allah da affedici, merhamet edici olur.
    Ali Bulaç 15- Mallarınız ve çocuklarınız sizin için ancak bir fitne (bir deneme)dir. Allah ise, büyük ecir (en güzel karşılık) O’nun katında olandır.
    Diyanet Vakfı 15. Doğrusu mallarınız ve çocuklarınız sizin için bir imtihandır: Büyük mükâfat ise Allah’ın yanındadır.
    Edip Yüksel 15. Paralarınız ve çocuklarınız bir sınavdır. Büyük ödül ALLAH’ın yanındadır.
    Elmalılı Hamdi Yazır 15-Doğrusu mallarınız ve çocuklarınız bir fitne (imtihan)dir. Büyük mükafat ise Allah katındadır.
    Süleyman Ateş 15. Mallarınız ve evladlarınız bir fitne(sınav)dir, (Allah, onlarla sizi imtihan etmektedir). Allah ise, işte büyük ödül O’nun yanındadır.
    Yaşar Nuri Öztürk 15 Şu da bir gerçek ki, mallarınız ve çocuklarınız bir imtihan aracıdır. Allah’a gelince, onun katında büyük bir ödül vardır.
    Ali Bulaç 16- Öyleyse güç yetirebildiğiniz kadar Allah’tan korkup-sakının, dinleyin ve itaat edin. Kendi nefsinize hayır (en büyük yarar) olmak üzere infakta bulunun. Kim nefsinin bencil-tutkularından (ya da cimri tutumundan) korunursa; işte onlar, felah (kurtuluş) bulanlardır.
    Diyanet Vakfı 16. O halde gücünüz yettiğince Allah’a isyandan kaçının. Dinleyin, itaat edin, kendi iyiliğinize olarak harcayın. Kim nefsinin cimriliğinden korunursa işte onlar kurtuluşa erenlerdir.
    Edip Yüksel 16. Gücünüz yettiği kadar ALLAH’ı sayın. Dinleyin, itaat edin ve kendi yararınız için yardımda bulununuz. Nefsinin bencillik ve cimriliğinden korunanlar başaranlardır.
    Elmalılı Hamdi Yazır 16-Onun için gücünüz yettiği kadar Allah’tan korkun, dinleyin, itaat edin ve harcayın, kendiniz için hayır yapın. Her kim de nefsinin hırsından korunursa işte onlar kurtuluşa erenlerdir.
    Süleyman Ateş 16. Öyle ise gücünüz yettiği kadar Allah’tan korkun, (O’nun öğütlerini) dinleyin, (O’na) ita’at edin ve kendi iyiliğinize olarak (mallarınızı Allah uğrunda) harcayın. Kim nefsinin cimriliğinden korunursa işte onlar, başarıya erenlerdir.
    Yaşar Nuri Öztürk 16 O halde, gücünüz ölçüsünde Allah’tan sakının, dinleyin, itaat edin. Ve benlikleriniz için bir hayır olarak infakta bulunun. Nefsinin cimrilik ve doymazlığından korunanlar, kurtuluşa erenlerin ta kendileridir.
    Ali Bulaç 17- Eğer Allah’a güzel bir borç verecek olursanız, onu sizin için kat kat arttırır ve sizi bağışlar. Allah Şekûr’dur (şükrü kabul edip çok ihsan eden), Halim’dir (cezayı vermekte acele etmeyendir).
    Diyanet Vakfı 17. Eğer Allah’a (rızası uğruna) ödünç verirseniz, Allah onu sizin için kat kat arttırır ve sizi bağışlar. Allah çok mükâfat verendir, ceza vermekte acele etmeyendir.
    Edip Yüksel 17. ALLAH’a güzel bir ödünç sunarsanız, O da onu sizin için katlar ve sizi bağışlar. ALLAH Değer verir, Şefkatlidir.
    Elmalılı Hamdi Yazır 17-Eğer Allah’a bir güzel borç sunarsanız onu sizin için katlayıverir ve sizi bağışlar. Allah, çok mükafat verendir, cezalandırmada acele etmeyendir.
    Süleyman Ateş 17. Eğer Allah’a güzel borç verirseniz, Allah onu sizin için kat kat yapar ve sizi bağışlar. Allah karşılık verendir, halimdir (hoşgörülüdür).
    Yaşar Nuri Öztürk 17 Eğer Allah’a gönül hoşluğuyla bir şey borç verirseniz O, onu sizin için katlayarak artırır ve sizin hatalarınızı bağışlar. Allah Şekûr’dur, şükredenlere karşılık verir; Halîm’dir, yumuşak ve merhametli davranır.

  51. kadir dedi ki:

    sayın okuyucu…

    “Bilâl;

    cevap vermiş gözükmek için, sormak istediğimle alakası olmayan bir sürü şey söylemişsin, benim sana söyletmek istediğime cevap verseydin daha doğru olurdu?

    Kuranın tanrısının insanların iradesine müdahale edip etmemesi konusunda,

    Kendilerine kitap verilenlerden Allah’a ve ahiret gününe iman etmeyen, Allah’ın ve Resûlünün haram kıldığını haram saymayan ve hak din İslâm’ı din edinmeyen kimselerle, küçülerek (boyun eğerek) kendi elleriyle cizyeyi verinceye kadar savaşın. (tevbe 29)

    Baskı ve şiddet kalmayıncaya ve din tamamen Allah’ın oluncaya kadar onlarla savaşın. Eğer (küfürden) vazgeçerlerse, şüphesiz ki Allah onların yaptıklarını hakkıyla görendir. (enfal 39)”

    kurana göre düşmanlık sadece zalimleredir.. yüce allah kafirlere, müşriklere, veya herhangi bir dine mensup olanlara düşmanlık besleyin demiyor.. “düşmanlık sadece zalimleredir” diyor..
    yani bu gruplardan zulmeden olursada onlara karşı düşmanlık beslenir..

    kısaca çelişki kuranda değil, sizin cahilliğinizdedir..

    • 1okuyucu dedi ki:

      Kadir;

      klişe laflarla cevap vermiş gibi yaparak bu iş olmuyor, sorularıma cevap vererek cehaletimi ortaya koyabilirdin.

      • kadir dedi ki:

        amac cehaletini ortaya çıkarmak değil sayın okuyucu fakat görüyorum ki bunu siz kendi kendinize yapıyorsunuz. size net olarak cevap verdim.. fakat görüyorum ki sizin bir cevabınız yok.. zaten yazımı anlamamanıza şaşırmadım değil.. namazda gözü olmayanın, ezanda kulağı olmazmış…

  52. kadir dedi ki:

    sayın okuyucu

    “Bilâl;

    en aşağılayıcı, en iğrenç küfürlerden biri de karşındakine pislik demektir,
    bilginize sunulur?”

    tevbe 28. ayette müşriller (şirke bulaşmışlar) pistirler, kirlidirler..

    şu bir türlü çalışmaya yüz tutmayan düşüncelerinizi biraz çalıştırıp, paslandırmamış olsaydınız. bakmakla görmek arasındaki farkı görürdünüz..

    yüce allah bir insana müşrik yakıştırmasını yapıyorsa o insanın manevi, hissi yönüne dikkat çeker..
    bedensel olarak o insana müşrik demez.. bu ayettede müşriklerin manevi yönüne dikkat çekmektedir.. kalbi şirke bulaşmış olanların manevi yönünün pislik içinde kaldığını, en büyük manevi kirliliğin allaha ortak koşmak olduğunu bildirir.. örnek…

    rabbin musaya; haydi git firavuna, o çok azdı.. ona deki; istermisin arınasın… (naziat 17-18)

    burada arınmanın manevi temizliğin tek yolu allahı birlemektir.. oysa firavun hem kendini, hemde nefisi şirke bulaştırmış, israiloğullarına zalimlik yapmıştır.. işte bu ayet diğer ayetin tefisiridir.. hatta ibirçok ayet var bununla ilgili… bizim dinimizde kalbin temizlenmesinin şarları şunlardır;

    allaha hiçbir şeyi ortak koşmamak,
    allah yolunda infak etmek, (allaha güzel bir borç vermek)
    nefisini kendine ilah edinmemek,
    cimrilik hastalığından kurtulmak..
    başkalarına zulmetmemek,

    bunlar en temelleridir.. bu liste dahada uzayıp gider..

    çelişki kuranda değil.. sizin beyinlerinizdedir..

    • 1okuyucu dedi ki:

      Kadir;

      söz konusu aşağılayıcı ayetleri gözümüzün içerisine sokmaya çalıştığınızda, misliyle tanrınıza iade ettiğimizi bilmenizi isterim, o nedenle size açıklandığında hoşunuza gitmeyecek olan şeylere vesile olmamaya çalışın.

      • kadir dedi ki:

        sayın okuyucu siz müşrik misiniz? kendi sıfatınızı önce bir tanımlayın… siz ateist misiniz? eğer ateistseniz siz niye üstünüze alıyorsunuz.. yok eğer müşrikseniz, yani allahtan başka şeylerede tapıyosanız o zaman sizin maneviyatınız kirlidir.. siz önce ne olduğunuza karar verir.. o ayette ateistlere birşey demiyor.. şirke bulaşmışlara diyor..

        o zaman siz müşrikseniz aynı zamanda da ateist misiniz.. anlamadım gitti.. siz nesiniz?

      • Serkan dedi ki:

        NE Olduklarını kendileri bile bilmiyor ki?kaldiki müşrik olsunlar ateist olsunlar?

      • 1okuyucu dedi ki:

        Serkan;

        bizim ne olduğumuzun bir önemi yok, en azından biz ne olmadığımızı biliyoruz?

      • 1okuyucu dedi ki:

        Kadir;

        kime söylendiğinin bir önemi yok, madem iddia ettiğinize göre Kuran evrenselse, yani tüm insanlığa ve tüm zamanlara hitap ediyorsa, Muhammede inanmayan herkes ayetin muhatabıdır.

        o nedenle sorduğun soru ancak Kuranın evrensel olmadığını düşünen birinin soracağı sorudur.

  53. kadir dedi ki:

    sayın okuyucu…

    “ayrıca, hangi ayetlerin muhkem, hangi ayetlerin müteşabih olduğunu nereden bilebilirsin? elinde liste mi var? muhkem diye bildiğin bir ayetin müteşabih olabileceği olasılığı hiç aklına gelmez mi?

    iyisimi sen piyango olasılığını bir tarafa bırakta, hangi ayetin muhkem, hangi ayetin müteşabih olma olasılığı üzerine kafa yor,” sizden alıntı….

    muhkem hükümler; kesin ve değişmeyen hükümlerdir.. kıyamete kadar doğru yolu gösteren ayetlerdir..

    yalan söylememek, zina etmemek, kibirlenmemek, hırsızlık etmemek, adil olmak, bir cana kıymamak, başkalarına zulmetmemek, allaha ortak koşmamak, infak etmek, yetimi, yoksulu gözetmek, vs.vs…. bunlar kesin hüküm içeren ayetlerdir.. örnek size bir tane muhkem ayet;

    “şüphesiz allah adaleti,iyiliği, akrabaya yardım etmeyi emreder. hertürlü kötülüğü, fenalığı, azgınlığı da yasaklar. düşünesiniz diye size böyle öğüt veriyor.” (nahl-90)

    kuranı bilmediğiniz için hangi hüküm asıl hüküm olduğunu farketmemeniz çok normal… bunları farketmek için temiz ve önyargısız bir kalp taşımanız gerek..

    • 1okuyucu dedi ki:

      Kadir;

      Maşallah, muhkem ayetleri ezbere biliyorsun, peki cennet ve cehennem tasvirlerinin yapıldığı ayetler muhkem midir? müteşabih midir? ayetleri tek tek anlayacağım bir şekilde açıklarsan öğrenmiş olurum.

      • rammsteinn dedi ki:

        kurandaki cennet ayetler için aslında dindar arkadaşlar güzel bir taktik izliyorlar.
        tasvirler için “bunlar gerçek” derseler onlarca hediye için sorulan sorulara tek tek cevap vermek zorunda kalacaklar. iri siyah gözlü huriler,nehirler,ballar,ipek elbiseler vs vs
        bunlar için gelecek sorularda hiç zorlanmamak için söylenebilecek en güzel cevap
        “bunların hepsi mecazidir” demek. böylelikle soruların önünü kesmek en mantıklısı. kısaca şöyle bir ifadeyle bütün soruların cevabı verilmiş olur
        “kuranda cennet içindeki ödüllerin hepsi mecazidir. allahın vereceği ödüller allahın takdiridir. herkesin ödülü kendine has kişisel olacaktır”
        bizim gibi sorgulayan kişiler istedikleri kadar soru yağmuruna tutsun. tek bir cümle ile yüzlerce soru cevabını bulur. bende olsam bu taktiği izlerdim. nede olsa kuranın hiçbir yerinde hangi tasvirin mecaz olup olmadığı belirtilmiyor..
        ayetin mantıklı bir cevabı varsa yanıtlanır yoksa “bu mecazdır” denip geçilir.
        tanrının insanoğluna gönderdiği,hükmü binlerce yıl sürecek kitap,mecaz ifadelerle dolu olabilir mi? zeka zeviyesi çok düşük bir insan bile bunu mantıklı bulamaz. ama önüne cenneti ve cehennemi sunarsanız, nekadar saçmada olsa,mantıksız da olsa bunu kabullenir.
        zira inanmakla kaybedilecek hiç bir şey yoktur.

      • kadir dedi ki:

        cennetle ilgili ayetlerde yüce allah kuranda bazı meyvelerin, ırmakların, canın çektiği herşeyin olacağını söylüyor.. bizler bu ayetleri ancak bu kadar anlayabiliriz. çünkü oraya girmeden hiç kimse net olarak şöyledir, böyledir, diyemez. mesela cennet meyvelerinin tadı, cennetin tam olarak şekli, ırmakların şekli, gölgeler, bunlar bizlere daima karmaşık gelir. bizler sadece bize vaad olunduğunu biliriz.. örneğin yüce allah kuranda meleklerden söz eder. meleklerin olduğunu biz biliriz.. fakat melekler bize müteşabihtir.. çünkü onların şeklini, sayısını, görevlerini, düşünce yapılarını, fiziki özelliklerini bilemeyiz..
        bunlar üzerinde kafa yormak, ben görmeden inanmam düşüncesini beraberinde getirir.. yeri gelir melekleri hiç görmedikleri halde “melekler allahın kızlarıdır” diye iftira atan mekkeli müşrikler gibi olur insan..

        bakın müteşabih ayetlerle ilgili kurandan size bir örnek vereceğim…

        bakara suresinde hz. musa israiloğlullarına bir inek kesmelerini emrediyor.. onlarda hz. musa ile alaycı bir tavırla tartışmaya girişiyorlar, “nasıl bir inektir bu” diye musaya soruyorlar.. musada özelliklerini sayıyor; “ne yaşlıdır, nede genç ikisi arasında bir sığırdır.”. onlar soruya devam ediyorlar; “rengi nedir” hz. musada; “bakanlara hoşnutluk veren sapsarı bir sığırdır.” diyor.. şimdi buraya dikkat;

        onlar şöyle diyor; “bizim için rabbine dua etde bize ne olduğunu iyice açıklasın. çünkü bu bize biraz karışık (teşabehe) geldi. bununla beraber allah dilerse onu elbette buluruz. (bakara-70)

        bu ayette yüce allah müteşabihin ne olduğunu açıklıyor.. sığır bilinmekle birlikte, öyle bir sığır daha önce görmedikleriden, tam olarak kafalarında netleştiremiyorlar.. işte müteşabih budur.. zaten ayetin sonundada onlar; allah dilerde biz ancak onu bulabiliriz. diyorlar… işte allahın dilediği kadar bize müteşabih ayetleri bilebiliriz.. o ayetler bize daima karmaşıktır..

        ayetleri tek tek açıkmama gerek yok.. rahman suresini okuyabilirsiniz..

  54. sercan dedi ki:

    BİLAL BEYDEN ALINTI
    15.ayete ise,mal,mülk,servet,evlat ve her şey birer sınav konusudur deniliyor.İnsan mal,mülk ve servetini nasıl kazandığını,helal bir emek verip vermediğini,mal,mülk ve srevetini nasıl elde edip, nereye hacadığını,aç ve yoksullara yardım edip etmediğini,evlatlarını nasıl yetiştirdiklerini,onlara maddi ve manevi bir terbiye verip vermediğini,onların geleceği için uğraşıp uğraşmadığını,onları topluma,insanlığa hayırlı bir fert olarak yetiştirp yetiştirmediğini vs.bütün bu konularda ebeveynler ile mal,mülk ve servet sahipleri sınanmaktadırlar….!!!
    BİLAL BEY şu açıklamanızla okuyanda sanacakki islam alemi zenginlikten malını parasını koyacak yer bulamıyor
    zenginlerin oranını 10.000 kişiden 1 kişi bu islam aleminde özellikle böyle
    müslümanların çoğu açlık sınırında yaşarken bu tezi nasıl yaparsınız
    peki 9999 kişinin maddi durumu kötü iken allah bunları neyle sınayacak
    DURUN sizin yerinize ben söyliyim ,,,
    onlarıda yoksullukla diyeceksiniz dimi
    işte bu tanrı kavramının nekadar geniş olduyu içini istediğin gibi doldura bileceğin bir şey
    hemde hiç bir kanıt ıspata ihtiyaç olmadan
    sadece mantığını beyninden çıkarıp atman yeterli!!!!

    sizden alıntı
    Yani, Allah rızası için toplumun muhtaç insanlarına faizsiz vb. karşılıksız ödünç verirseniz, Allah’da onu (sevabını vs.) sizin için kat kat artıtır.’’ deniliyor.Burada yüce Allah toplumun muhtaç ve yoksul kesimlerine karşılıksız verilen bir ödüncü sanki bizzat kendisine verilmiş gibi değerlendirir.

    burada sanki allah kendini ifade etmekte bir zorluk çekiyor ve siz tercümanlığını yapıyorsunuz
    allah yoksul ve fakirlere deseğdi bunu demekten acizmiydi ki siz yine
    öyle demek istemedi böyle demek istedi gibi her zaman aynı idda da bulunuyorsunuz
    bence sorun sizin anlama tarzınızda …………..
    saygılar ……….

  55. Gencer dedi ki:

    Müslüman arkadaşların Kankası Boko Haram Nijeryada 200 kızı kaçırıp pazarda köle ve cariye olarak satacağını açıklamış.Bun neye istinaden yapıyor tabii ki Kuran’a göre yapıyor ve diğer bir iddiası da Allah’la konuştuğudur.Şimdi siz 1400-2000 yıl önce Allah’la konuştuğunu iddia edenlere inanacaksınız ama şimdi ben Allah’la konuşuyorum bana bu kızları kaçırıp satmamı emretti diyen bir Müslümanın iddiasına inanmıyorsunuz öylemi.Her Allah’la konuştum diyen Müslümana kayıtsız ve şartsız inanmak zorundasınız.Dininiz yalan söylemeyi yasaklamadı mı ? Boko Haram’da sizden birisi olduğuna ve Müslüman olduğuna göre kesinlikle Yalan söylemiyordur.
    Müslümanlar lütfen Nijerya’daki kız kaçırma olayına destek olun,çünkü biz dinlere inanmayanlar destek olmuyoruz bizimle aynı yolda yürümek sizin için yasak olsa gerek.

    Cahilliğinizle ve Arap sevdanızla örnek birer Müslümansınız lütfen Kuran’ınızın emrettiğini uygulayın.
    Arapların Arapça okuyup anlayıp uyguladığı Müslümanlığı uygulayın tabii yerse.
    Birde Serkan adlı yorumcu arkadaşa acaba İsa ile ilgili bir kalıntı var mı bir araştır istersen Muhammedin sakalındaki kıllar hemen hemen her şehirde dolaşırken İsa’dan bir hırka bir eşya kalmış mı araştır bakalım ya da İsa diye bir Aleyhisselam yaşamış mı araştırıp bulursan bizimle paylaşmanı isterim.
    Ayrıca Hıristiyan birisine A.S. demeleri çok trajikomik oluyor.Aynı şekilde Yahudi Musa’yada A.S. diyorlar.

    Saygılar

    • MaMaLi dedi ki:

      Musa’da yaşamamışdır!selamun alehom!yahudi selamıdır,arapçaya,selamun aleyküm olarak,devşirilmişdir,manası,esenlikler dilerim dir.

  56. Gencer dedi ki:

    Apaçık Kitabın Apaçık ayetlerinden birisi daha anlayan beri gelsin.

    Meryem Suresi 1.Ayet

    1- Kâf, Hâ, Yâ, Ayn, Sâd.

    Var mı anlayan???

    • bilal dedi ki:

      Gencer bey,

      1.‘’ Apaçık Kitabın Apaçık ayetlerinden birisi daha anlayan beri gelsin.
      Meryem Suresi 1.Ayet
      1- Kâf, Hâ, Yâ, Ayn, Sâd.
      ‘’sizden alıntı ‘’

      Dini hüküm bakımından İnsan için gerekli olan ayetler açıktır.Öğrenmeye ve anlamaya çalışan her insan kendisine gerekli olan bütün dini hükümlerini ayetlerden çıkarabilir. Ama bazı surelerin başında bulunan bu tür harfların insan için gerekli olan dini bir hüküm içermediklerinden bunların açık olması gerekmediği gibi dini hüküm içeren ayetlerin açık olmasıyla da bir tezatlık oluşturmaz…. Çünkü bu huruf-i mukattaa insan için dini bir hüküm içermemektedir….Apaçık ayetler denildiği zaman insan için gerekli hükümleri içeren ayetler kastedilir.!!! Ama bu harflar ise,insan için dini bir hüküm içermezler,bu nedenle bunların açık olması gerekmez…!!!

      Peki,bunlar anlamsız mı ? Hayır ! Çünkü,

      a) Bunlar kur’an’ı gönderen yüce Allah’ın kullandığı birer şifredir,anlamsız değildir..!!!

      b) Yüce Allah bu tonlu seslerle (huruf-i mukattaalarla) sinyaller verip beşeriyetin dikkatlerini okunacak olan ayetlere çekmekte,bir an için,her işi bırakıp gelecek muazzam gerçekleri,ilahi mesajları dinleyip öğrenmelerini temin etmektedir….Yani bu harflarla insanın zihni,fikri ve dikkati okunacak olan bu ilahi mesajlara çekilmekte ve bunlarla kur’an’ı okuyan ve dinleyenin de kur’an’daki ilahi mesajlara konsantre olması sağlanmaktadır….!!!!

      MESELA: – Kâf, Hâ, Yâ, Ayn, Sâd…’’ !!! diye okunmaya başlandığın da,bu tonlu seslerle dinleyicinin dikkati okunacak ayetlere çekilmekte,bunun sonunda da bu ayetlerdeki ilahi mesajları kavrayıp öğrenebilmesi için konsantre olması temin edilmektedir.!!! ‘’الله اعلم ‘’

      Ayrıca,Soma maden ocağında meydana gelen patlama sonucu haytını kayıp eden tüm işçi kardeşlerimize yüce Allah’tan rahmet,yakınlarına sabri cemil ve yaralılara da acil şifalar diliyorum..!!!

      Saygılarımla…

      • rammsteinn dedi ki:

        sayın bilal
        diyorsun ki

        Yani bu harflarla insanın zihni,fikri ve dikkati okunacak olan bu ilahi mesajlara çekilmekte ve bunlarla kur’an’ı okuyan ve dinleyenin de kur’an’daki ilahi mesajlara konsantre olması sağlanmaktadır….!!!!

        dikkat çekmek için konmuş harfler. tanrımız yemin ederken de dikkat çekmek istiyor.
        http://tr.wikipedia.org/wiki/M%C3%BCte%C5%9F%C3%A2bih
        wiki de anlamı olmayan harflerle başlayan ayetler var. acaba tanrımız neye dikkat çekmek istiyor. bi kaç tanesine bakalım
        Kaf (50inci Sûre): 1-Kaf. Mecîd (Şanlı, şerefli) Kur’an hakkı için! (Kur’an’a and olsun ki!)
        Câsiye (45inci Sûre): 1-Hâ, Mîm. ; 2-Kitâb’ın indirişi o güçlü ve hikmet sahibi Allah’tandır. (6)
        Ahkaf (46ncı Sûre): 1-Hâ, Mîm. ; 2-Kitâb’ın indirişi o güçlü ve hikmet sahibi Allah’tandır. (7)

        Zuhruf (43üncü Sûre): 1-Hâ, Mîm. ; 2- O apaçık Kitâp hakkı için! (O apaçık Kitâb’a and olsun!
        Duhân (44üncü Sûre): 1-Hâ, Mîm. 2- O apaçık Kitâp hakkı için! (O apaçık Kitâb’a and olsun!
        ——–
        Zuhruf (43üncü Sûre)
        Duhân (44üncü Sûre)
        bu iki ayette aynı. tanrı kendi indirdiği kuran üzerine yemin ediyor. yemin etmesi zaten dikkat çekmek için. birde ha-mim ile başlayarak dikkati daha fazla çekmek istiyor.
        hiç tanrı,kendi yarattığı kulunun dikkatini çekmek için anlamsız harfler kullanıp,üzerine birde yemin edermi??

        bir öğretmenin öğrencilerine bu şekilde hitap ettiğini düşünsenize;
        “C-N-S kimya kitabının üzerine yemin olsunki yarın sınav var”

        bilal bey
        kendi anlattığınız hiç kendinize mantıklı geliyor mu?

      • bilal dedi ki:

        Sn.rammsteinn,

        ‘’ Zuhruf (43üncü Sûre)
        Duhân (44üncü Sûre)
        bu iki ayette aynı. tanrı kendi indirdiği kuran üzerine yemin ediyor. yemin etmesi zaten dikkat çekmek için. birde ha-mim ile başlayarak dikkati daha fazla çekmek istiyor.” sizden alıntı ‘’

        Zuhruf- 1:Ha,Mim !
        Duhan-1: Ha,Mim !

        1-İfadeleriyle ‘’ insanın zihni,fikri ve dikkati okunacak olan bu ilahi mesajlara çekilmekte ve bunlarla kur’an’ı okuyan ve dinleyenin de kur’an’daki ilahi mesajlara konsantre olması sağlanmaktadır….!!!!

        2-Zuhruf-2:‘’والكتاب المبين ‘’Açık olan ve gerçekleri açıklayan bu kitaba yemin olsun…….’’
        2-Duhan -2: ‘’والكتاب المبين ‘’Açık olan ve gerçekleri açıklayan bu kitaba yemin olsun..’’ Ayrıca sonraki ayetlerde de kur’an’ın önem ve özellikleri anlatılmaya devam ediliyor.!

        a) Şimdi buraya baktığımız zaman birinci ile ikinci ayetler arasında büyük bir farkın olduğunu görüyoruz.Burada her iki surenin birinci ayetlerinde insanın fikri,zihni ve dikkati okunacak olan ilahi mesajlara çekilmekte,okuyanın ve dinleynin buna konsatre olması sağlanmaktadır..

        b) İkinci ayetlere gelince burada farklı olarak özellikleri anlatılan kur’an’a yemin edilerek onun kymet ve önemine vurgu yapılmıştır.. Ama birinci ayetlerde kur’an’ın önem ve özelliklerine böyle bir vurugu yapılmamıştır…..Bu nedenle birinci ile ikinci ayetlerin vurgu yaptıkları husus ve özellikler birbirinden farklıdır…….Birinci ayetlerde kendisine yemin edilen kur’an’ın önem ve özellikleri açıklanmıştır.’’ MESELA:Hükümleri açık ve gerçekleri açıklayan kitaba yemin olsun..’’ deniliyor…Peki,bu durum,‘’Ha, Mim’’ifadesinde var mı ? Ki birinci ile ikinci ayetler aynı şeyi ifade ediyor,diyorsunuz.???

        c) ‘’ bir öğretmenin öğrencilerine bu şekilde hitap ettiğini düşünsenize;
        “C-N-S kimya kitabının üzerine yemin olsunki yarın sınav var” sizden alıntı ‘’

        Şimdi bu getirdiğiniz örnekte kimya kitabının hiç bir özelliğine vurgu yapılmamıştır. Burada her öğrencinin zaten bildiği kimya kitabına yemen edilmiştir.Bu nedenle bu şekildeki yeminin bir anlamı yoktur.!!! Ama her iki surede geçen‘’والكتاب المبين ‘’Açık olan ve gerçekleri açıklayan bu kitaba (kur’an’a) yemin olsun.denildiği gibi,ondan sonra da yine kur’an’ın önem ve özellikleri anlatılmaya devam edilmiştir.. Sizin getirdiğiniz örnekte ise böyle bir durum söz konusu değil,tamamen anlamsızca bir yemindir.Yemin ediliyorsa bilinmeyen bir şeyin önem ve özelliği için edilir.Getirdiğiniz örnekte böyle durum olmadığı için’’Yemin olsun ki yarın sınav vardır..’’ ifadesi anlamsızdır.’’ Ama öğrenciler yarın sınav olacağına inanmıyorlarsa,o zaman bunu teyit etmek için belki öğretmen yemin edebilir.. Fakat böyle bir durum yoksa,öğertmenin bu şekilde yemin etmesi zaten anlamsızdır. Kur’an’daki yemin ile buradaki öğretmenin yemini arasında büyük bir fark vardır..İkisi aynı şey değildir.. ’.Yani kur’an’daki yeminle bilinmeyen faydalı şeyler anlatılmıştır…..Burada insanın dikkatı önem ve özellikleri anlatılan kur’an’a ve onun önem ve özelliklerine çekilmiştir..Sizin getirdiğiniz örnekte ise kimya kitabının bilinmeyen önem ve özelliklerine hiç bir vurgu yapılmadığı gibi,faydasız yere de yemin edilmiştir..!!! İşte kur’an’daki yemin ile,getirdiğiniz örenketeki yemin arasında büyük bir fark vardır,ikisi aynı değildir…!!! Bu nedenle yaptığınız yarumu anlamsız buluyorum…!!!

        Saygılarımla..

      • toro dedi ki:

        Sayın Bilal,

        Bir dolu anlamsız ve kendi içinde çelişkilerler yoğrulmuş cümleden kendinizi savunma adına anlamlı bir sonuç çıkardığınızı düşünmeniz trajiktir! Sizin yaptığınız her defasında başka bir yerinden patlayan bir giysiye bakıldığında sırıtan yamalar yapmaktan öte birşey değildir!

        Yemin eden bir tanrı düşüncesi ne kadar anlamsızsa, kendi sözlerinin doğruluğu üzerine yani kendi kendine yemin eden bir tanrı düşüncesi ondan dahada anlamsızdır! Bir varlığın muhataplarına anlattıklarının delili o varlığın kendi sözleri olabirmi ki üstüne birde o sözlerin üzerine yamin edilsin?

        Sayın Bilal,
        Tanrı kavramını bir yemin yani olağanüstü bir inandırma ve delillendirme çabasıyla yanyana düşünmek tanrı kavramını en basit deyimiyle ucuzlaştırmak, ayağa düşürmektir!

        Yemin insanların aralarındaki anlaşmazlıkları ve ya itilafları çözebilmek adına kendi iddialarının doğruluğu üzerine muhataplarına verdiği olağanüstü bir taahhüttür! Bunun için ortada birbiriyle aynı olmayan iki farklı düşünce yada iddia olması gereklidir! İnsanların bireysel ilişkilerdeki anlık tıkanmaların çözümünde kullanılmak üzere kendiliğinden icad edilmiş bir kişisel savunma mekanizmasıdır!

        — Ben yapmadım!
        –Yemin ederim ki ben yapmadım!

        ”ben yapmadım” demenin yeterli olmadığı bir inandırıcılık, taşımadığı ve karşıdakini ikna etmediği görüldüğünde kişinin inandırıcılığını pekiştirmek amacıyla başvurduğu olağanüstü bir ikna çabasıdır! Ama zaman içerisinde bu da inandırıcı gelmemiş ve yeminler herkesin üzerinde mutabık olduğu kutsal figürler üzerinden kurgulanmaya başlamış!

        -Kur’an ın üzerine yemin ederim!
        -Bayrak üzerine yemin ederim!

        Bu insani bir reflekstir!

        Peki siz bu işin içine tanrıyı soktuğunuz zaman, yani tanrıyı yemin eden bir varlık olarak düşündüğünüz zaman ne oluyor?

        Öncelikle kainatın sadece dünyadan ibaret olmadığını, ucunu bucağını henüz bilemediğimiz bir genişlikte olduğunu unutmayın! Size göre tanrı bu boşluğu yaratıp, içindeki her şeyi insan da dahil olmak üzere kendisi dizay etti! Ve kendisi TEKLİĞİN sembolü!

        Bu durumda böyle bir yüce kudretin ikna etmek için ve zaten ikna etmek için gönderdiği sözler üzerine üstelik te kendi yarattığı bir varlığı muhatap alarak yemin etmesi inandırıcımıdır?

        Yemin ederim bu dağı ben yarattım!

        Bu yemin ikinci bir tanrı olasılığında diğer tanrının yaptığını kanıtlaması için kullanabileceği olağanüstü bir ikna çabası olarak değerlendirilebilir! Ama zaten kendi yarattığı varlığa ne diye kendini kanıtlasın? Üstelik kendisi insanlarla doğrudan muhatap olmadan sadece bir birey üzerinden mesajlarını iletme yolunu seçmiş ve insanlar da o bireyin tanrıdan mesajlar aldığına inanmışken(!) üstüne birde yine o birey aracılığıyla kendi sözlerinin doğruluğunun ispatı için neden yemin etsin?

        Burada sizin görmekten kaçındığınız şey aslında tanrının değil, tanrıyla konuştuğunu iddia eden bireyin bu iddiasının doğruluğuna ikna etmek için kendisinden soyutladığı( sözde kendisin değil tanrının sözleri) ama kutsallık atfettiği bir simge üzerinden devşirdiği ikna çabasıdır!

        Bunu anlamak için zufruf süresinde biraz ileri gitmek yeterlidir;

        ”Senden önce gönderdiğimiz elçilerimize sor: Rahmân’dan başka kulluk edilecek ilâhlar var etmiş miyiz?” Zuhruf,45-iniş sırası 63

        ”Rahmân’dan başka kulluk edilecek ilâhlar var etmiş miyiz?”

        Eğer bunu tanrı söylüyorsa, ortada iki tanrı var demektir, ya da kendi kendini yaratan bir tanrı ya da dünyadan yaratılan bir tanrı!

        Bu ayet açıkça, ben kulluk edesiniz diye sadece RAHMANI yarattım demektir! Yani kuranda konuşan tanrı başka, kulluk edilecek tanrı başkadır!

        Ama bu fahiş bir hatadır ve daha önce tutmadığı bizzat kuranda itiraf edilmiş olmasına rağmen yinelenmiştir!

        ”De ki: “(Rabbinizi) ister Allah diye çağırın, ister Rahman diye çağırın. Hangisiyle çağırırsanız çağırın, nihayet en güzel isimler O’nundur.” Namazında sesini pek yükseltme, çok da kısma. İkisi ortası bir yol tut.”İsra,110, İniş sırası,50

        Şimdi Sayın Rammstein’in hoşgörüsüne güvenerek onun örneğini yeniden düzenleyip buraya yazmak istiyorum!

        “Sınıfı geçmeniz için en az 3 almanız gereken,okutulması bakanlık tarafından zorunlu kılınan ve kimyanın bütün gerçekliklerinin yazılı olduğu açık olan C-N-S kimya kitabının üzerine yemin olsun ki biz sizi onunla yarın sınayacağız”Kimya Öğretmeni

        ‘’Açık olan ve gerçekleri açıklayan bu kitaba yemin olsun..’’ Duhan,2

        Kuranın tanrısına inanmayan bir insanın yorumunu kendi dünyasından alıntıladığı örneklerle yapmasını anlarım da, tanrıya inandığını söyleyen sizin insansı bir örneği tanrısal bir örnek gibi görerek tanrı davranışıyla eşitlemenizi ve bunun üzerinden bir cevap devşirmenizi anlayamam! Tanrınızın kudretini(!) kendi elinizle yok ettiğinizin farkında bile değilsiniz!

        Hele de savunma yapağım diye kırdığınız potların hiç farkında değilsiniz;

        ”Burada her öğrencinin zaten bildiği kimya kitabına yemen edilmiştir.” Bilal Beyden,

        O zaman kranın tanrısı için bunun tersi geçerlidir;

        Tanrı hiçbir inananın bilmediği kuran üzerine yemin etmektedir!

      • bilal dedi ki:

        Sn.Toro,

        Yemin eden bir tanrı düşüncesi ne kadar anlamsızsa, kendi sözlerinin doğruluğu üzerine yani kendi kendine yemin eden bir tanrı düşüncesi ondan dahada anlamsızdır! Bir varlığın muhataplarına anlattıklarının delili o varlığın kendi sözleri olabirmi ki üstüne birde o sözlerin üzerine yamin edilsin? ‘’ sizden alıntı ‘’

        Kur’an’daki yeminlerle yüce Allah ne kendini inandırmak,ne de sözlerinin doğruluğunu delillendirmek için yapıyor.!!! Zaten inanmayan bir insana binlerce defa yemin edilse de bu hiç bir şey ifade etmez.Bu nedenle kur’an’daki yeminler,inanmayanları inandırmak veya sözünün doğruluğunu delillendirmek için değil.! Kur’an’daki yeminlerin maksadı aşağıda anlatıldığı gibidir..

        1-Kur’an,insana hitap ettiği için onun fitret ve doğasında var olan yemini göz ardı etmemiştir.

        2-Yüce Allah indirdiği ayetlerini inandırmak için değil,pekiştirmek için bazen yemin etmiştir.. Bunda garip görülecek bir taraf yoktur…

        3-Yemin her zaman pekiştirmek veya bir şey inandırmak için değil, bazen de söz konusu şeyin kıymetine işaret etmek ve kadrini yüceltmek için yapılır..

        4- Yemin dinleyenlerin dikkatlerini anlatılacak hususlara çekmek için yapılır..

        5-Yemin,bir şeyin faziletli oluşuna ya da faydasına da işaret için yapılır… “
        İşte‘’الله اعلم ‘’kur’an’daki yeminler bunlar içindir,inandırmak veya sözünün doğruluğunu delillendirmek için değil…!!!

        ”Senden önce gönderdiğimiz elçilerimize sor: Rahmân’dan başka kulluk edilecek ilâhlar var etmiş miyiz?” Zuhruf,45-iniş sırası 63 ” Rahmân’dan başka kulluk edilecek ilâhlar var etmiş miyiz?” sizden alıntı ‘’

        Maalesef,gösterdiğiniz mealdeki ‘’….var etmiş miyiz ? ‘’şeklindeki ifade de hatalıdır.!!!
        Doğru çevirisi ‘’……kılmış mıyız,? şeklindedir..

        Çünkü,orada yaratmayı,var etmeyi ifade eden ‘ خلق’’ değil,’’جعل’’ kelimesi gelmiştir..

        Zuhruf-45.ayetin Meal ve izahı !!!

        Senden önce gönderdiğimiz elçilerimize sor: (onlara verilen bilgiyi incele)! Biz,Rahman (olan Allah’ın) dışında tapılacak birtakım ilahlar kılmış mıyız?‘’ Yani Rahman olan benden başka kulluk edilecek tanrılar meşru kılmış mıyız?? Rahman olan Allah‘tan başka tanrılara tapılmasına hiç izin vermiş miyiz? şeklindedir..Özetle,yüce Allah burada Rahman sıfatıyla kendi zatına işaret ederek böyle bir ifadeyi kullanmıştır !!! Yani yaratan veya yaratılan iki tanrı söz konusu değildir….Bu nedenle ayetin vermiş olduğu mesajı doğru algılamamışsınız!!!

        Ayrıca kur’an’da Rahman ile Allah aynı zatın iki ismidir.Yani Rahman yüce Allah’ın has bir ismi sıfatıdır.Bu nedenle Allah’da,Rahman da birdir.Aşağıdaki ayete de buna açıkça vurgu yapılmıştır..

        De ki: “(Rabbinizi) ister Allah diye çağırın, ister Rahman diye çağırın. Hangisiyle çağırırsanız çağırın, nihayet en güzel isimler O’nundur.” Namazında sesini pek yükseltme, çok da kısma. İkisi ortası bir yol tut.”İsra,110, İniş sırası,50

        İşte bu nedenle Zuhruf-45.ayete yüce Allah o inandığınız ‘’ Rahman,yani Allah olan benim dışında başka ilahları edinmeye,onlara tapılmaya müsaade ettik mi? Bunu meşru kıldık mı ? diyor…!
        Özetle, bu ayete yüce Allah Rahman ismiyle kendi zatına işaret ederek ondan başkasına ilahlar edinmeyi,onlara tapılmayı yasaklayıp müsaade etmediğine vurgu yapmıştır…….. Çünkü Rahman da yine kendi zatıdır.Zaten bunu İsra-110.ayetle de pekiştirmiştir..Yani haşa ortada yaratan ve yaratılan iki tanrı söz konusu değildir…’’

        ‘’ Şimdi Sayın Rammstein’in hoşgörüsüne güvenerek onun örneğini yeniden düzenleyip buraya yazmak istiyorum!
        “Sınıfı geçmeniz için en az 3 almanız gereken,okutulması bakanlık tarafından zorunlu kılınan ve kimyanın bütün gerçekliklerinin yazılı olduğu açık olan C-N-S kimya kitabının üzerine yemin olsun ki biz sizi onunla yarın sınayacağız”Kimya Öğretmeni ‘’sizden alıntı ‘’

        Öğretmenin bu şekildeki kimya kitabı üzerindeki yemini de yine anlamsızdır.Çünkü, a) Yeminler kutsal sayılan nesneler üzerine yapılır.Oysa kimya kitabı ne öğretmen,ne de öğrenciler tarafından kutsal sayılır. !!! Ama kur’an,inanmayanlar tarafından kutsal sayılmasa bile,hem onu gönderen Allah tarafından,hem de inananlar tarafından kutsal sayılır.Çünkü kur’an Allah’ın kelamıdır,onun nezdinde kutsaldır,bu nedenle buna yemin edilebilir…!!!

        b) Bu tür yeminlerle kur’an’ın insanların huzur ve mutluluğu için çok önemli mesajlar işerdiğine de dikkat çekilmiştir…!!!

        ‘’ O zaman kranın tanrısı için bunun tersi geçerlidir;
        Tanrı hiçbir inananın bilmediği kuran üzerine yemin etmektedir! ‘’ diyorsunuz.’’

        Bence iddianızın tam tersi geçerlidir.! Çünkü yüce Allah yemin ettiği bu kur’an’ın içindekleri bize bildirmiştir.Bizim için ne gerekli ise,konuyla ilgili hükmünü ve mesajını açıklamıştır,okuyup anlamaya çalışan herkes bunu öğrenebilir…!!!

        Ayrıca en büyük yanlışlarınızdan biri de,neden tanrı insan tarzında hitap ediyor demenizdir.!!! Peki yüce Allah’ın gönderdiği kur’an’ın ve ilahi mesajların muhatabı kimlerdir,insanlar değil midir.??? Eğer kur’an’ın muhtabı insanlar ise,anlayabilmeleri için insanın tarzıyla hitap etmesi gerekir.!! Şayet kur’an’ın muhatabı insanlar değil de,melekler olsaydı,o zaman kur’an’daki ilahi hitaplar onlara uygun olacaktı….!!!

        Saygılarımla…

      • Serkan dedi ki:

        Bu TORO kendi bildigini okuyor!demogoji laf canbazligi ve sayamadigim bir sürü marifeti var.Bence buna laf anlatmak eşeğe haydi yürü demekten daha zor İnan?Bilgi kirliliği ve cevap vermeden başka bir konuya değinmeyi yani kavirmayi iyi biliyor?O da Darwin gibi salla ya tutarsa modunda😉
        Benimle tartısınca Allah’a inanan dinlerin toplamını daha 1,5 milyar bilen cahille ne konuşacan 5 milyar insan var Allah’a İnan uç semavi dının toplamı bu digerleri putperest hindu vs ateist kac kisi desen onu bile sallar cahil adam iste!Bu adamla neyi tartışacaksın daha

      • toro dedi ki:

        Serkan,
        Eğer 1.5 milyarlık islam alemi haricinde ki semavi dinlerin inanırları inandıkları figüre Allah demiyorsa eşek olup dehlenmeye razımısın?
        Madem aynı tanrıya inanıyorlar o zaman birbirleriyle neyin s.diğini yarıştırıyorlar?

        Zor değilmi, sayın Bilal veya başkasıyla yaptığımız tarzda bir sohbete dahil olamamak, yarıştıracak bilgisi olmamak! Ben seni kendi haline bırakmak istiyorum, kendini bu sayede tanır bilirsin diyorum ama sen her defasında benden sana cehalet madalyası takmamı istiyorsun! Madalyaya ne gerek var ki, madalya olmadan cehaletini gösteremediğini mi sanıyorsun?

        Yazık sizin gibi gözü kinle bürümüş ezberci inanırlara! Daha öncede demiştim inanmak kolaydır, kalabalığın arasına katılır kaynarsınız, nasıl inandığınızı kimse bilmez! Adam olmak ise kalabalıklarda gizlenemeyecek kadar zordur! İnandığın tanrın üzerine yemin ederek söyle bana inanıyorum dediğin kitabı kendi başına eline alıp kelime kelime kaç defa okudun? Sizin gibiler okumaz, okumadığı için kendini inancının kendinde depolanan bilgisiyle savunmak yerine insanlara hakaret etme yolunu seçer! Tanrım bana ahlak diyor der ama ahlaksız olmaktan vazgeçemez!

        Yazık ki kitabınızı okuyarak sayınızı çoğaltmıyor, üreyerek sayınızı arttırıyorsunuz! Öncelikle ilk emri OKU olan bir kitabı aranızdan (1.5 milyar) kaçı kelime kelime baştan sona okumuştur, artist?

        Onu yemek kitabı gibi canınız çekince ya da ihtiyaç duyunca okuyacak sonra ona inanmadığı halde tamamını okumuş olanlara hakaret edeceksiniz!

        Önce insan olun, insan!

      • Serkan dedi ki:

        Senin gibi artış olmaktan iyidir TORO , halen boş konuşup DARWİN gibi atıp tutuyorsun!senin gibi bir bOktan anlamayan ateistle neyi tartışacağız İnan bilmiyorum.Semavi din dedim bunu bilmiyorsan öğren zoruna gitmesin sinirlenmene gerek yok koçum?eşeğe semer vurmuşlar eşek hep eşek kalmış o kitabı okuyoruz sen merak etme

      • toro dedi ki:

        Sayın Bilal,

        Bakın yazınızı okuduğumda doğrudan çelişkileriniz çarpıyor gözüme!

        Teker teker cevap vereceğim;

        ”Kur’an’daki yeminlerle yüce Allah ne kendini inandırmak,ne de sözlerinin doğruluğunu delillendirmek için yapıyor.!!! Zaten inanmayan bir insana binlerce defa yemin edilse de bu hiç bir şey ifade etmez.” Bilal Bey’den.

        ”Zaten inanmayan bir insana binlerce defa yemin edilse de bu hiç bir şey ifade etmez”

        Peki zaten inanan insanlara yemin edilmesinin mantığı nedir?

        Yemin niye edilir Sayın Bilal? Bir insan size kuranın üzerine yemin ettiriyorsa bu sayede size inanmak mı istiyordur, yoksa başka birşey mi? Sizi hayatınızda salt dikkat çekmek için kaç kere yemin ettiniz? Hadi diyelim ki dikkat çekmek için yemin ettiniz! Peki neye dikkat çekmek istiyorsunuz?

        Sırf cevap vereceğim kaygısıyla şu cümle nasıl kurulur?

        ”Zaten inanmayan bir insana binlerce defa yemin edilse de bu hiç bir şey ifade etmez”

        Mahkemelerde hakimlere ”yemin ederim ki ben yapmadım” diyenleri dışarımı salıyorlar, Bilal Bey? İşe başvuranlardan sabıka kaydının yerine sabıkası olmadığına dair yazılı yemin mi alıyorlar? Ne yapıcaz şimdi bu hakimleri, işverenleri! Binlerce yemin eden suçlunun masumiyetine, sabıkasızım diyen adayın sabıkasızlığına bir türlü inanmıyorlar! Nato mermer nato kafa yani? Ha birde insanoğlu o kadar inançsız ki yeminlere inanmayı, onunla tatmin olmayı bırakmış ”delil” diye birşey icat etmiş!

        ”3-Yemin her zaman pekiştirmek veya bir şey inandırmak için değil, bazen de söz konusu şeyin kıymetine işaret etmek ve kadrini yüceltmek için yapılır.. ” Bilal Bey’den

        ”5-Yemin,bir şeyin faziletli oluşuna ya da faydasına da işaret için yapılır… “
        İşte‘’الله اعلم ‘’kur’an’daki yeminler bunlar içindir,inandırmak veya sözünün doğruluğunu delillendirmek için değil…!!!” Bilal Bey’den.

        Bu itibarla başında yemin olmayan ayetlerin kıymetsiz,faziletsiz ve kadri yüceltilmeyecek kadar önemsiz olduğunumu düşünmeliyiz?
        Sizinle başında yemin olmadığı halde inancınızın temel taşları olan ayetlerden bir demet paylaşmamı istermisiniz? Sonra da sorarım, başında yemin olmayan bu ayetlerin kıymetli, faziletli ve kadrinin yüce olduğunu nasıl anladınız?

        ”Maalesef,gösterdiğiniz mealdeki ‘’….var etmiş miyiz ? ‘’şeklindeki ifade de hatalıdır.!!!
        Doğru çevirisi ‘’……kılmış mıyız,? şeklindedir” Bilal Bey’den.

        Eeee! Oraya ”var etmiş miyiz” yerine ”kılmış mıyız” koyduğunuzda ne değişti! Tanrı kendini tanrımı kılmış?

        ”Senden önce gönderdiğimiz elçilerimize sor: (onlara verilen bilgiyi incele)! Biz,Rahman (olan Allah’ın) dışında tapılacak birtakım ilahlar kılmış mıyız?‘’ Yani Rahman olan benden başka kulluk edilecek tanrılar meşru kılmış mıyız?? Rahman olan Allah‘tan başka tanrılara tapılmasına hiç izin vermiş miyiz? şeklindedir..Özetle,yüce Allah burada Rahman sıfatıyla kendi zatına işaret ederek böyle bir ifadeyi kullanmıştır !!! Yani yaratan veya yaratılan iki tanrı söz konusu değildir…” Bilal Bey’den.

        Yukarıdaki parağrafın nerdeyse her cümlesi hatalı!

        ”Yani Rahman olan benden başka kulluk edilecek tanrılar meşru kılmış mıyız?”

        Rahman kendini MEŞRU MU kılmış?

        ”Rahman olan Allah‘tan başka tanrılara tapılmasına hiç izin vermiş miyiz?”

        Kendisine tapılmasına İZİN Mİ vermiş? Birileri istiyor ama O
        tapılmasına izin vermiyormuymuğ?

        Neredeyse 30 kusur mealci benim size kopyaladığım ayetle aynı şekilde bir çeviri yapmış! Şimdi 30 a karşı sizemi inanalım? Hatta paylaştığım ayetin diyanet çevirisi olduğu düşünür ve bununda bir kurul tarafından yapıldığını bilirsek 30 dan daha fazla kişiyle aranızı bozmanız gerek! Baksanıza ayetin arapçasından sizin tanrınızı başka bir tanrının var ettiğini anlamış ve aktarmışlar! Yada sorun hiçbirinizde değil, başka bir dile çevrildiğinde herkesin canının istediği anlamlar yükleyeceği bir kitabı var eden de(!).

        ”Ayrıca kur’an’da Rahman ile Allah aynı zatın iki ismidir.Yani Rahman yüce Allah’ın has bir ismi sıfatıdır.Bu nedenle Allah’da,Rahman da birdir.Aşağıdaki ayete de buna açıkça vurgu yapılmıştır..” Bilal Bey’den

        Tamam diyelim ki Rahman ile Allah aynı ZATIN ın iki ismidir peki neden ayette sadece bu ikisi var? Kuranın tanrısının geri kalan 97 ismi nerede? Neden özellikle bu ikisi vurgulanmış? Diğer 97 si bunlardan daha az yüce olduğu için mi?

        ”Öğretmenin bu şekildeki kimya kitabı üzerindeki yemini de yine anlamsızdır.Çünkü, a) Yeminler kutsal sayılan nesneler üzerine yapılır.Oysa kimya kitabı ne öğretmen,ne de öğrenciler tarafından kutsal sayılır. !!! Ama kur’an,inanmayanlar tarafından kutsal sayılmasa bile,hem onu gönderen Allah tarafından,hem de inananlar tarafından kutsal sayılır.Çünkü kur’an Allah’ın kelamıdır,onun nezdinde kutsaldır,bu nedenle buna yemin edilebilir…!!!” Bilal Beyden.

        Doktorlar neyin üzerine yemin eder sayın Bilal? Bir kimya öğretmenin mesleğinin kutsalı nedir? Derslerini hangi kaynaktan aldığı bilgiyle anlatır? Bir öğretmen elindeki kitabın kendisi için ne kadar önemli olduğunu öğrencilerine göstermiş ve öğrenciler bu önemi kavramışsa o andan itibaren öğretmenin o kitapla ilgili söylemleri öğrencileri tarafından daha fazla ciddiye alınır!

        Sizin hayattan kopuk, insan ilişkilerinden ve sosyolojiden bihaber olduğunuza inanmak üzereyim! Hem tanrının insanlara hitap ettiği için insanaların anlayabileceği şekilde konuştuğunu söyleyeceksiniz hemde insanların kişisel olarak değer verdiği ya da herkesten daha fazla önemsediği bir şeyin diğer insanlar tarafından daha fazla ciddiye alınmaya başlandığını ve bu figür üzerine edilen yeminlerin de olduğundan fazla önemsendiğinden haberdar olmayacaksınız?

        Adamın birisi için en önemli şey bazen arabasıdır! Ve birgün o adam herkesin kendisi için ne kadar önemli olduğu bilinen arabasının üzerine yemin ederse bu yemin, yeminin muhatapları için fazladan anlam ifade eder!

        ‘’ -O zaman kranın tanrısı için bunun tersi geçerlidir;
        -Tanrı hiçbir inananın bilmediği kuran üzerine yemin etmektedir! diyorsunuz.

        Bence iddianızın tam tersi geçerlidir.! Çünkü yüce Allah yemin ettiği bu kur’an’ın içindekleri bize bildirmiştir.Bizim için ne gerekli ise,konuyla ilgili hükmünü ve mesajını açıklamıştır,okuyup anlamaya çalışan herkes bunu öğrenebilir…!!!”

        ”Bence iddianızın tam tersi geçerlidir.!”

        Bunu demeniz yeterli değildir! Çünkü benim tersini ifade ettiğim yorumun sahibi sizsiniz ben değilim!Yorumunuzu altta hatırlatayım;

        ”Burada her öğrencinin zaten bildiği kimya kitabına yemen edilmiştir.”

        Yukarıda ki gibi ”ZATEN bilmediği” derseniz kuranda bunun tersi mevcuttur demiş olusunuz! Dolayısıyla bu durumda cümle Kuran için şu şekilde kurulur;

        ”Burada hiçbir müslümanın bilmediği kuran a yemen edilmiştir.”

        Kusura bakmayın ama savunma yapacağım diye çalakalem yazdıklarınızın nereye gideceğini önceden hesaplamak zorundasınız!

        ”Şayet kur’an’ın muhatabı insanlar değil de,melekler olsaydı,o zaman kur’an’daki ilahi hitaplar onlara uygun olacaktı….!!!”

        Yukarıdaki yorumunuza konu olan tanrısal bilgiye nasıl sahip olduğunuza girmeyeceğim!Ben sadece tanrının meleklerine nasıl hitap edeceğini merak ediyorum!
        Mesela nasıl, tanrı meleklerle insanlarla konuştuğununda farklı bir şekilde mi hitap ediyor? Keşke bir kaynağımız olsaydı, nasıl konuşuyorlar bilseydik! Ama durun, kuranda bu konuşmalar yok mu?
        Bakalım nasıl konuşuyorlar;

        ”Bir zamanlar Rabb’in meleklere: “Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım” demişti. (Melekler): “A!.. Orada bozgunculuk yapacak ve kan dökecek birisini mi yaratacaksın? Oysa biz seni överek tesbih ediyor ve seni takdis ediyoruz” dediler. (Rabb’in): “Ben sizin bilmediklerinizi bilirim.” dedi.”Bakara,30

        Bana farklı bir hitap gibi gelmedi!

      • toro dedi ki:

        Serkan,
        Bak sayemde semerinle arandaki ilişkinin soyut olduğunu somut bir anlamı olmadığını öğrenmişsin! Sanırım yazarken bilgisayarın üzerinden de aynaya bakıp kendini kesiyorsun! Ne gördüğünü o kadar güzel anlatıyorsun ki seni gözümde canlandırabiliyorum!

        Bu arada cidden okuyormusun O KİTABI! Oh oh aynen işte böyle oku!

        Bu arada senin eşsiz vaya semerli bilgine güvenim yok! Şöyle internette bir yerlere bakıverde bana ateist ne demekmiş yazıver!
        Görelim bakalım papağanmısın, insan mı?

        Semavi din nedir öğren demek, ben aslında bilmiyorum cümlerimde süs olarak kullanıyorum demektir! Böyle yapma bilmediklerini bilmediğini itiraf edersen seni ayıplamam, hatta öğrenmene yardım ederim! Ama bilmediklerini biliyormuş gibi davranırsan seni son cevabındaki saçmalıklardan öte birşey konuşamayacak hale sokarım! Papağan gibi ezberden konuşur, durursun!

      • Serkan dedi ki:

        Ben telefonumdan yazıyorum ve telefona bakınca senin EVRİMLESMİS Yüzünü görüyorum…EH ATEİST OLMAK MAYMUN OLMAK DEMEK BAKTİKCA MAYMUNLARA SANA VE SENİN GİBİ ATEİSTLERE SAYGIM ARTIYOR

      • Gencer dedi ki:

        Dallama Serkan cevap ver bakalım Toro’nun ortaya çıkardığı Zuhruf 45 teki Rahman’ı kim yaratmış.Cevap verebilecekmisin Yobaz.
        Rahman kim Rahman’ı yaratan kim.Siz Rahman’amı inanıyorsunuz yoksa Rahman’ı yaratanamı.Adam bak ne demiş.Tapasınız diye ( EMbesillere) Rahman’dan başka ilah yaratmadık diyor.
        Sen bu tarz bir karşılığı hak ettin.

      • Serkan dedi ki:

        Lan dallama gencler ağzını bozma hani evrimde ağız bozmak yoktu it herif bak yobaz senin annanin kokos elbisesine takılan bir at buralarda adamın ağzını açma rahman Allah’ın adı senin. Gibi DARWİNlesmis EVRİMLESMiSLER Anlamaz

      • toro dedi ki:

        Serkan,
        İşte böyle! Kendini zorlama neysen osun! Bana anlat bir müslüman olarak daha ne türlü egzantrik küfürler öğrendin AHLAKLI olmak adına göster! Göster ki bilelim kimlerle aynı inancın parçası olmadığımız!

        Hani 3 mesaj geçtin ama hala sana egzantrik küfretme yeteneği kazanmanı tavsiye eden(!) kitabın tamamını birkere okuduğunu yine o kitabın üstüne yemin ederek ikrar edemedin! Hayır bana niye kızıyorsun söyleyince? Seni yargılayacak olan benmiyim yoksa adına ahkam kestiğin ama sana ne söylüyor diye kitabını okumadığın tanrın mı?

        Soğandan inanır olmanın seni düşürdüğü çukurda debelenmeyi bırakta neden bu çukura düştüğünü sorgula! Sonra git dağarcığına 3-5 kelime daha ekle! Senin döndürüp dolaştırıp söylediğin aynı cümlelerde kullandığın kelime sayısı kadar papağanların da kelime dağarcığı var! Kendin için bir fark yaratmak istiyorsan ezber konusunda papağanlarla yarışma, insanlarla yarış!

      • Gencer dedi ki:

        Bu Serkan hakikaten kaz kafalı birisi.Zuhruıf 45 i okusana kardeşim.malmısın sen bak ne diyor Rahman’ı yarattık diyor.Türkçe bilmeyen yazılanı anlamayan mallarla dolu bu ülke.Burada genelde saygı çerçevesinde yorumlar yaptık ancak seninle saygılı bir konuşma yapmak gerçekten zor.
        Kim Rahman’ı Yarattı ????? Sen ona cevap ver.
        Rahman’ı yaratan KİM?
        Yaratılan Rahman Kim?

        3 seçenekli yazdım umarım birisini anlarsın.

      • Serkan dedi ki:

        Dallama diyen sen seviyeyi korumayan sen ondan sonra saygı bekleme kardesim benden,ağzına sahip çık seviyeni koru gerizekali lafını sana aynen iade ediyorum.

        O DOĞMAMIŞ DOGRULMAMİSTİR, sen bunu biliyorsun o yoktan var eden peki senin evren tanrın seni neden insan yaratmatida önce maymun olarak yaratıp daha sonra insana çevirdi bunu sen bana anlat bakalım çok AKILLI herif

      • Gencer dedi ki:

        Zuhruf 45
        Ve senden önce gönderdiğimiz resûllerimizden sor (bakalım), Rahmân’dan başka tapılacak ilâhlar kıldık mı?

        Bak Serkan …. Öncelikle burada maymun’dan türedik diye bir söz benim ağzımdan çıkmamıştır.Sen her karşındaki kişiyi aynı kefeye koyarak önce sazanlığını açık seçik beyan ediyorsun.Eğer insanoğlu bir hayvandan türediyse bu senin gibilerden belli olduğu üzere Maymun’dan değil SIĞIR’dan türemiştir.Maymun’dan türemiş olsaydık senin gibi akılsız kişiler türemezdi.Bu birincisi buradan anlaşılacağı üzere ben Evrim teorisine inanmıyorum OK.( anlamlarınıda yazıyorum ki iyice bi anla)

        Şimdi yukarıdaki yazıdan sen bir b..k. anlamıyorsun bu anlaşıldı.Bak ne diyor arkadaş Rahman’dan başka tapılacak ilahlar kıldık mı? diyor.Şimdi tapılacak ilahı kılan başkası tapılacak olan Rahman başkası değil mi? Do you speak Turkish?

        Yani buradaki ölümcül hatayı anlamamakta neden ısrar ediyorsunuz?
        Çıkın açık seçik deyin kardeşim burada bir Hata var.Var arkadaş yüzlerce var.
        Ayrıca bir insan ondan önce gönderilen ölmüş resullere nasıl soru sorar?

        Bak iki cümle var orada ikisinde de FATAL ERROR.

      • bilal dedi ki:

        Sn.Gencer,

        Diyorsunuz ki, ‘’ Ayrıca bir insan ondan önce gönderilen ölmüş resullere nasıl soru sorar?

        Maalesef,Zuhruf-45.ayetin mesajını doğru anlamamışsınız.! Ayetin anlamı şöyledir. !

        ” Senden önce gönderdiğimiz elçilerimize sor; ( onlara verilen bilgiyi inceleyip araştır ve senden önceki peygamberlere gerçekten inanan kimslere sor,bu konuyu arıştır.vs..) şeklindedir…!!!

        Mesela:Bilmediğimiz bir konu için bunu yargıya sor ! dediğimiz de yanlışlık mı yapıyoruz? Yargıya soru sorulabilir mi ? Bunun anlamı yargıç ve hukuk uzmanlarına sor değil midir? Peki niye bu tür ifadeleri kullanıyoruz? Acaba yanlışlık mı yapıyoruz? İşte bu da böyle.!!!

        Ayrıca aşağıdaki bütün tefsir metinlerinde de bunun böyle olduğu anlatılıyor.!!!

        1-‘’ (وَسْئَلْ مَنْ أَرْسَلْنا مِنْ قَبْلِكَ مِنْ رُسُلِنا، أَجَعَلْنا مِنْ دُونِ الرَّحْمنِ آلِهَةً يُعْبَدُونَ) أي واسأل أمم من أرسلنا من قبلك من الرسل: هل حكمنا بعبادة غير الله؟ وهل جاء ذلك في ملة من الملل؟
        ‘’تفسير المراغي ‘’

        2- ‘’ وَاسْأَلْ مَنْ أَرْسَلْنَا مِنْ قَبْلِكَ مِنْ رُسُلِنَا أَجَعَلْنَا مِنْ دُونِ الرَّحْمَنِ آَلِهَةً يُعْبَدُونَ
        قَالَ مُجَاهِد { وَاسْأَلْ الَّذِينَ أَرْسَلْنَا إِلَيْهِمْ قَبْلك رُسُلنَا } وَهَكَذَا حَكَاهُ قَتَادَة وَالضَّحَّاك وَالسُّدِّيّ وَابْن مَسْعُود رَضِيَ اللَّه عَنْهُ وَهَذَا تفسير

        3- [الزخرف:45} معناها: أنه يسأل أهل الكتاب من أتباع الأنبياء،

        4- ‘’ حدثنا بشر, قال: ثنا يزيد, قال: ثنا سعيد, عن قتادة ( وَاسْأَلْ مَنْ أَرْسَلْنَا مِنْ قَبْلِكَ مِنْ رُسُلِنَا ) يقول: سل أهل التوراة والإنجيل: هل جاءتهم الرسل إلا بالتوحيد أن يوحدوا الله وحده؟ قال

        5-‘‘( وَاسْأَلْ مَنْ أَرْسَلْنَا مِنْ قَبْلِكَ مِنْ رُسُلِنَا ) إنما معناه: فاسأل وابحث كتب الذين أرسلنا من قبلك من الرسل, فإنك تعلم صحة ذلك من قبلنا, فاستغنى بذكر الرسل من ذكر الكتب, إذ كان معلوما ما معناه.

        İşte bütün tefsirlerde de bunun anlamı böyledir !! Siz bunlardan daha mı iyi biliyorsunuz ?

        Zuhruf-45.ayetin Meal ve izahı !!!

        ‘’Senden önce gönderdiğimiz elçilerimize sor;(onlara verilen bilgiyi incele,araştır vs..) Biz,Rahman (olan Allah’ın) dışında tapılacak birtakım ilahlar kılmış mıyız?‘’ Yani Rahman olan benden başka kulluk edilecek tanrılara kulluk edilmeyi meşru kılmış mıyız? deniliyor. Özetle,yüce Allah burada Rahman sıfatıyla kendi zatına işaret ederek böyle bir ifadeyi kullanmıştır !!! Yani yaratılan bir tanrı söz konusu değildir… !!!
        Ayrıca kur’an’da Rahman ile Allah aynı zatın iki ismidir.Yani Rahman yüce Allah’ın has bir ismi sıfatıdır.Bu nedenle Allah’da,Rahman da birdir.Aşağıdaki ayete de buna açıkça vurgu yapılmıştır..

        De ki: “(Rabbinizi) ister Allah diye çağırın, ister Rahman diye çağırın. Hangisiyle çağırırsanız çağırın,(fark etmez) nihayet en güzel isimler O’nundur.”Namazında sesini pek yükseltme,çok da kısma.İkisi ortası bir yol tut.”İsra,110, İniş sırası,50

        İşte bu nedenle Zuhruf-45.ayete yüce Allah o inandığınız ‘’ Rahman,yani Allah olan benim dışında başka ilahlar edinmeyi,onlara tapılmayı meşru kılmadık ‘’ diyor…!!!
        Özetle,bu ayete yüce Allah Rahman ismiyle kendi zatına işaret ederek ondan başkasına ilahlar edinmeyi,onlara tapılmayı yasakladığına vurgu yapmıştır…….. Çünkü Rahman da yine kendi zatıdır.Zaten bunu İsra-110.ayetle de pekiştirmiştir..Yani haşa burada yaratılan bir tanrı söz konusu değildir.!
        Bu nedenle yaptığınız yorum anlamsızdır.!!!

        Saygılarımla…

      • 1okuyucu dedi ki:

        Bilâl;

        Senden önce gönderdiğimiz elçilerimize sor: Rahmân’dan başka kulluk edilecek ilâhlar var etmiş miyiz (zuhruf-45) (diyanet tercümesi)

        ayetin aslı (yamasızı) yukarıda yazıyor, Muhammedin daha önce gönderilmiş peygamberlerle konuşmadığını nereden biliyorsun ki ayete yama yaparak, tanrınızın meramını anlatamayan bir varlık olarak algılanmasına sebep oluyorsunuz,

        ben şahsen öyle algılıyorum, herhalde tanrı meramını tam olarak anlatamamış ki Kuranı Araplardan bile daha iyi bilen Bilâl bey, ilâveler yaparak Kuranın tanrısının eksik bıraktığını tamamlamaya çalışıyor diye düşünüyorum,

        acaba mirac hadisinin ilham kaynağı bu ayet olabilir mi?
        böyle bir ayet olurda Muhammedi kendinden önceki peygamberlerle konuşturmamak olur mu hiç?

        ikinci cümlede kulluk edilecek varlık olarak sadece Rahmanı var etmişler?
        öznesi biz olan ayette, Rahmanı kimler var etmiş diye sormuyorum.

      • bilal dedi ki:

        Sn.Toro,

        1- ‘’ Rahman kendini MEŞRU MU kılmış? diyorsunuz !

        Cevap: Rahman kendine ibadet etmeyi meşru kılmış ve emretmiştir.!!!

        2- Yine ‘’ Kendisine tapılmasına İZİN Mİ vermiş? diyorsunuz.!

        Cevap: Kendisine tapılmasını meşru kılıp emretmiş,ama başkasına değil,başkasına ibadet edilmesine izin vermemiş ve meşru kılmamıştır… şeklindedir..

        Konuyu sulandırmaya gerek yok..!!!

        3- ‘’Tamam diyelim ki Rahman ile Allah aynı ZATIN ın iki ismidir peki neden ayette sadece bu ikisi var? Kuranın tanrısının geri kalan 97 ismi nerede? Neden özellikle bu ikisi vurgulanmış? Diğer 97 si bunlardan daha az yüce olduğu için mi? ‘’ diyorsunuz.!!!

        Cevap:Aşağıdaki arapça tefsir metninde de geçtiği gibi’Rahman‘‘ sadece Allah’a mahsustur.Allah’tan başka kimseye ‘’Er-Rahman ‘’denilemez.! Çünkü bunun anlamı,her canlıya, inanan veya inanmayan her insana merhamet edip rızk ve yaşam koşullarını yaratıyor.!!! Allah’tan başka böyle biri olmadığından kimseye böyle isim verilemez..Ama diğer ‘’ Es-mai Hüsnalar ‘’ böyle değildir.Bu diğer ismi sıfatlar insanlar için de kullanılabilir..Mesela: Yüce Allah’ın bazı sıfatları şöyledir.‘’سميع – بصير – عليم – حكيم – حليم – حميد – مجيد – عفو – كريم الخ ‘’ semi’ (işiten) Basir,(gören), Alim,(bilen) Hakim,( işini sağlam yapan) Halim,(halim), Hamid,(övülen) Mecid,(şan ve şeref sahibi) Afuvvun (hata ve kusurları af eden) Kerim,(kerem,cömert sahibi) vs. İşte bütün bu özellikler insanlarda da bulunabilir.Yani insan da,,işitir,görür,bilir,işini sağlam yapabilir,başkalarının kusur ve hatalarını af edebilir,cörmert ve kerm sahibi olabilir vs.. Bu nedenle bir insanın ismi,alim, hakim,halim,mecid,hamid,kerim vs. olabilir.!!! Çünkü bu isimlerdeki anlam ve özelliklerine insanlar da sahip olabilir.Ama Allah’a has olan ‘’الرحمن ‘’nın taşıdığı bütün anlam ve özellikler hiç bir varlıkta mevcut değildir……Yani ‘’ her canlıya,her insana merhamet edip rızk ve yaşam koşullarını yaratan sadece Rahman olan Allah’tır..‘’ İşte ‘’الرحمن ‘’ bunu ifade ediyor,bu nedenle bu ismi sıfat,sadece Allah’a has olduğu için özellikle buna vurgu yapılmıştır..!!! Aşağıdaki arapça tefsir metninde de ‘’الرحمن ‘’ nın bu durumu anlatılıyor…!!!

        الرحمن اسم يختص بالله ولا يجوز إطلاقه في حق غيره، والرحمن سبحانه هو المتصف بالرحمة العامة الشاملة على جميع خلقه حيث خلق عباده ورزقهم، وهداهم سبلهم، وأمهلهم فيما استخلفهم واسترعاهم في أرضه واستأمنهم في ملكه ليبلوهم أيهم أحسن عملا، ومن ثم فإن رحمت الله في الدنيا وسعتهم جميعا فشملت المؤمنين والعاصين والكافرين،

        Saygılarımla….

      • toro dedi ki:

        Sayın Bilal,

        Benim için bu konunun bir sonucu vardır! Ben bana seslendiğini iddia ettiğiniz varlığı onun işaretleri dediğiniz işaretlere ya da söylencelere baktığımda algılayamıyorsam o tanrı benim için yoktur! Bunun sonucunda bana münafık demeniz, kendini bana algılatamadığı için tüm kudretine rağmen aciz hale gelebilen bir tanrının bahaneleri ya da algılamamamın sebebinin kendisi olduğu hikayesi anlamlı değildir! Tanrı bilinmek için seslendiğinde bileceklerin önünde bu çağrıyı almasını engelleyecek engel olamaz!Engellenen, yada verilenlerden etkilenip inanmayan bir kişi bile varsa onlar için bahsedilen tanrı, tanrı değildir! Çünkü bir tanrısal sınavda olması gereken şey muhatapların tamamının mesajı almasının sağlanması ve mesajı alanların, aldıktan sonra yaptıklarının mesajlara uygunluğunun değerlendirilmesidir!

        Mesajı alamadın, mesajı alamadı, mesajı almasını ben(tanrı) engelledim şeklinde üretilen bahaneler geçersizdir!

        Bu minvalde ben sizin tanrıdan dediğiniz mesajda bahsedilen tanrının başka bir tanrıyı tapılsın diye var ettiğini, size göre kıldığını anlıyorum!

        Dolayısıyla ben böyle algılıyorsam, sizin 10 kişi başka anlamanız sonucu değiştirmez! Sonuç tanrı kendini herkese anlatamıypr demektir! Bu durumda ben mesajın bir tanrı ürünü olduğuna sizin var dediğiniz tanrı tarafından ikna edilememişsem benim için bahsettiğiniz tanrı hiçbir süreç başlatamaz! Kensisinin başaramadığı bir eylemin sonucu eylemin muhatabının cezalandırılması değildir!

        Tabi bunların hepsi tevatür! Çünkü gerçek tanrı bir kişinin bile alamayacağı bir mesajı göndererek başarısız duruma düşmeyi göze alacak bir varlık değildir! Çünkü tanrı başarısız olan bir tek denemenin bile kendisinin tanrılık vasfını yaralayacağını bilir!

        Bu yüzden sizin aşağıdaki yorumunuz tanrısallığın ne demek olduğunu anlamadığınız, bilmediğiniz anlamına gelir!

        ”Kendisine tapılmasını meşru kılıp emretmiş”

        Zaten kendisine tapsınlar diye (kurana göre) yarattığı muhatapları için tanrıya tapmak ne zaman gayri meşru imiş ki sonra meşru kılınmış? Sizin sözünüze göre doğrudan dönüp sormamız gerekiyor,adem tanrısına gayri meşru bir şekilde mi tapıyordu? Peki meşru kılıp emredilmemiş bir eylemi yapan ademin cezası ne olur?
        Ya da tanrı ademle meşrulaştırdığı ve emirle zorunlu kıldığı kendisine tapınma eylemini arada bir yerde gayri meşru ilan edip sonra tekrar gayrimeşru hale mi getirdi!

        Ben olayı sulandırmıyorum, siz karanlıkta her tarafta ışık varmış gibi yürümeye çalışıyorsunuz! Doğal olarak etrafta ne varsa çarpıyor, düşürüp parçalıyorsunuz!

      • toro dedi ki:

        -DÜZELTMEDİR-

        Mesajımın sonunda yazdığım parağraf aşağıdaki şekilde olmalıydı!

        Ya da tanrı ademle meşrulaştırdığı ve emirle zorunlu kıldığı kendisine tapınma eylemini arada bir yerde gayri meşru ilan edip sonra tekrar MEŞRU hale mi getirdi!

    • MaMaLi dedi ki:

      gencer!arapça da hiç bir anlamı yokdur bu harf lerin;var diyen olursa,sakın inanma,ya latife yapıyordur yada,cehalet belgeliyordur)bu harf ler çokdur,bilenen 3 anlaşılmaz! mesela!elif,lam,mim,sümer tabletlerindem,alınmadır,bunlarda sümer tanrısı,iştar’ın kızlarının adıdır.lakin,müslüman lar bu konuda çok sıkıştığı,için!elif(allah)lam(cebrail)mim(muhammed)olarak,takdim etmeye çalışırlarsada,rezaletlerini,örtüğünü zannederler))saygılar.

  57. kadir dedi ki:

    NE Olduklarını kendileri bile bilmiyor ki?kaldiki müşrik olsunlar ateist olsunlar?

    aynen serkan kardeşim. inkar en son noktaya kadar gelmiş. inkar uğruna kendilerini unutmuşlar..
    kalplerine perde çekmişler.. ne söylersen boş…

    • rammsteinn dedi ki:

      Duhân (44üncü Sûre): 1-Hâ, Mîm. 2- O apaçık Kitâp hakkı için! (O apaçık Kitâb’a and olsun!

      Tanrımız yemin ediyor. kendi üstüne,indirdiği kitabının üstüne. bir de anlamsız harfler kullanarak yemin ediyor.
      bunun açıklaması
      tanrı yemin ederek dikkat çekmek istiyor. anlamsız harflerle başladığı için daha da dikkar çekmek istiyormuş.
      peki nerden biliyorsunuz? belki canı istediği için yemin ediyor.
      belki kuranın araplara inişinde bir anlam var. araplar herşeye zırt pırt yemin eder. yeminsiz işleri yok.
      belki tanrı “bunlara yemin etmezsem inanmazlar” diye düşünerek yemin etti.belki de konu dikkat çekmek değil. ama yorumcu arkadaşlar “tanrının dikkat çekmek” için yemin ettiğini düşünüyor. peki nerden biliyorsunuz? tanrıyla özel bir diyoloğunuz mu var?
      tanrının yemin etme düşüncesi zaten baştan sona tartışılmayacak kadar saçma. bunun hiç bir izahı olamaz.
      bu kitabı “tanrının sözleri” diyerek inandırmanın peşinde olan biri ancak bu şekilde yeminleri kullanır.
      dikkat çekmek için tanrı hiç taşa,toprağa,kurda kuşa, 250 kusur yemin edermi?
      “tanrının dikkat çekmek için yemin etmeye ihtiyacı vardır” diye düşünmek için saçma bile diyemem. saçmalığında saçmalığıdır.

      • bilal dedi ki:

        Sn.rammsteinn,

        ‘’ dikkat çekmek için tanrı hiç taşa,toprağa,kurda kuşa, 250 kusur yemin edermi?
        “tanrının dikkat çekmek için yemin etmeye ihtiyacı vardır” diye düşünmek için saçma bile diyemem. saçmalığında saçmalığıdır. ‘’ sizden alıntı’’

        1-Tanrı hangi ayete isim vererek kurda kuşa yemin etmiştir.? bana gösterirseniz sevinirim.

        2-Kur’an’ı kerimde 250 küsür yemin vardır ifadesi de çok yanlıştır..Nice mealciler yemin olmayan yerleri de yemin olarak çevirmişlerdir..!!!

        Ayrıca şu bir gerçektir ki arapçaya tam vakıf olan biri mevcut mealleri güzelce gözden geçirirse,kur’an’ın arapça metniyle uyuşmayan nice hataları görecektir.Mesela:Bakıyoruz ki,nice ayetlerde yemin olmadığı halde,bir çok mealde ‘’muhakkak, şüphesiz’’doğrusu gerçekten’’gibi anlamlara gelen ‘’لقد ‘’ Lekad ‘’ vb…. kelimelerin, and olsun,yemin olsun, Vellah’i gibi ‘’ şeklinde çevirisi yapılmıştır…
        Anlaşılan odur ki maalesef,meallerde nice hatalar vardır.İşte kur’an’ı kerimi sorunlu gibi yapanlar,bu tür hatalı meal ve yorumlardır.Kur’an’ın orjinal arapça metninde en ufak bir sorun yoktur….

        3- “tanrının dikkat çekmek için yemin etmeye ihtiyacı vardır” diye düşünmek için saçma bile diyemem. saçmalığında saçmalığıdır. ‘’ sizden alıntı’’

        Bu ifadenize aynen katılıyoruz,tanrının ne yemin etmeye,ne de.başka bir şeye ihtiyacı vardır.!!! Ayrıca haşa yüce Allah ‘ın yeminlere ihtiyacı olduğu için kur’an da yemin etmiş değildir….Evreni yaratanın neye ihtiyacı olacak ki.??? Bu nedenle böyle düşünmek bile ifade ettiğiniz gibi saçmalığın da saçmalığıdır… !!!

        5-Kur’ân, âlemlerin Rabbi sıfatıyla Allah’tan, kullarına gelen İlâhî kelâmlar mecmuâsıdır. Bizim fikir,algılama ve anlayış seviyemize inen Kur’ân-ın,âyetlerinde ve beyanlarında yeminli ifâdelere yer vermesi de, bizim algıladığımız biçimde anlaşılırlığını, ciddiyetini ve sözlerinde hilâfı olmadığını anlamamızı sağlamak içindir. Cenâb-ı Hak, bazen yeminle bir takım varlıkları yemin konusu yaparak bu varlıkların insanlık için değerine ve kıymetine işâret etmiş ve dikkatleri bu varlıklar üzerine çekmiştir. Yani yüce Allah’ın değil,bizim bu şekildeki ilahi hitaba ihtiyacımız vardır….!!!!!!!!!!!!!!!!
        Özetle,Yüce Allah’ın ne yemin etmeye,ne de mesajlarını göndermeye ihtiyacı vardır. Bu ilahi mesajlara ancak bizim (insanlığın) ihtiyacı vardır.Çünkü ilahi mesajlar insanların huzur ve mtluluğu içindir……!!!

        Saygılarımla…

      • rammsteinn dedi ki:

        kurandaki yeminler başlıbaşına bu kitabı kimin yazdığının işaretidir. yeminin arap kültüründe ne kadar çok kullanıldığını herkes bilir. şiir kültürününde ne kadar önemli olduğunu söylemeye gerek yok. hersene paganlar şiir yarışması yapar,birinci seçilen şiir el-ilahın yanına asılırmış.
        şiir ve yemin. kuranın da yazım uslübu şiirseldir ve bir çok yemin barındırır.

        Apaçık Kitab’a andolsun; (ZUHRUF SURESİ / 2)
        Kaf. ‘Şerefli üstün’ Kur’an’a andolsun. (KAF SURESİ / 1)
        Apaçık Kitaba andolsun; (DUHAN SURESİ / 2)
        Andolsun hikmetli Kur’an’a, (YASİN SURESİ / 2)
        Sad, Zikir dolu Kur’an’a andolsun; (SAD SURESİ / 1)

        İncire ve zeytine andolsun, (TİN SURESİ / 1)
        Soluk soluğa koşan (at)lara andolsun, (ADİYAT SURESİ / 1)
        Kaleme ve satır satır yazdıklarına andolsun. (KALEM SURESİ / 1)
        Sonra iş(ler)i taksim edenlere andolsun. (ZARİYAT SURESİ / 4)
        Battığı zaman yıldıza andolsun; (Necm Suresi, 1)
        Artık, doğuların ve batıların Rabbine yemin ederim; Biz gerçekten güç yetireniz; (Mearic Suresi, 40)
        Hayır; aya andolsun, dönüp gittiği zaman geceye, ağardığı zaman sabaha, (Müddessir Suresi, 32-34)
        Hayır, kalkış (kıyamet) gününe and ederim. Ve yine hayır; kendini kınayıp duran nefse de and ederim. (Kıyamet Suresi, 1-2)
        Burçları olan göğe andolsun, o vadedilen güne, şahid olana (görene) ve şahit olunana (görülene). (Büruc Suresi, 1-3)
        Hayır; bu şehre yemin ederim, ki sen, bu şehirde oturmakta iken, babaya ve doğan-çocuğa da. (Beled Suresi, 1-3)
        Hayır, yıldızların yer (mevki)lerine yemin ederim. Şüphesiz bu, eğer bilirseniz gerçekten büyük bir yemindir. (Vakıa Suresi, 75-76)

        hepsini değil rastgele birkaçını buraya aldım
        daha detaylı şurda
        http://www.delinetciler.net/kurani-kerim/27318-kuranda-yemin-insanlar-hangi-yeminlerden-sorumlu-tutulacaklar.html?PageSpeed=noscript

        diyorsunuz ki
        Cenâb-ı Hak, bazen yeminle bir takım varlıkları yemin konusu yaparak bu varlıkların insanlık için değerine ve kıymetine işâret etmiş ve dikkatleri bu varlıklar üzerine çekmiştir

        yeminlerde zeytin,yıldız,at,şehir,kalem vs vs gibi nesnelerin ne önemi var ki bunların üzerine yemin etmiştir diye sorsam alacağım cevap belldir.
        bu nesneleririn ne kadar önemli olduğunu saya saya bitiremeyeceksiniz.

        Hayır, kalkış (kıyamet) gününe and ederim. Ve yine hayır; kendini kınayıp duran nefse de and ederim. (Kıyamet Suresi, 1-2)
        bu ayeti yazan kişinin sanırım işitme sorunu vardı.

      • bilal dedi ki:

        Sn.rammsteinn,

        1-Yüce Allah kendi yaratıklarıyla (eserleriyle) yemin edebilir..Bu tür yeminlerle bir takım varlıkları yemin konusu yaparak bu varlıkların insanlık için değerine ve kıymetine işâret etmiş ve dikkatleri bu varlıklar üzerine çekmiştir….!!!

        Hayır,kalkış (kıyamet) gününe and ederim. Ve yine hayır; kendini kınayıp duran nefse de and ederim. (Kıyamet Suresi, 1-2)
        bu ayeti yazan kişinin sanırım işitme sorunu vardı. ‘’ sizden alıntı ‘’

        2-KIYAMET-1,2,3 VE 4.AYETLERİN DOĞRU MEALİ !!!

        1-‘’ Hayır,gerçek öyle değil,(ahiretteki dirilişi yok saymanız doğru değil !) kıyamet günü hakkı için, 2- Ve yine hayır; gerçek öyle değil,kendini kınayıp hata ve kusurlarından pişmanlık duyan nefsin hakkı için ( ki siz mutlaka diriltileceksiniz). 3-İnsan zanneder mi ki ölümünden sonra (çürümüş) kemiklerini bir araya getirip onu diriltemeyeceğiz? 4-Evet,parmak uclarını (çizgilerini) bile yeniden eskisi gibi düzenlemeye güç yetiririz..’’ şeklindedir…Peki ,bunun neresinde sorun var.??? Hem de 1400 sene önce insanın parmak uclarına vurgu yaparak adeta her insanın kimliği kendi parmak uclarında saklı olduğuna da işaret etmiştir !!!

        Ayrıca ,Kıyamet-1-2.ayetlerinde farklı şeylere yemin edildiğinden insanın dikkati iki önemli olaya da çekilmiştir.1-Öldükten sonra yeniden dirilişe ve kıyamete.! 2- Hata ve kusurlarını görüp pişman olan ve bir daha hiç bir hatayı işlememeye içtenlikle karar veren nefsin kıymetine.!!!
        İşte bu ayetlerde de hiç bir sorun yok,eğer vardır diyorsanız bu sizden kaynaklanabilir.!!!

        Saygılarımla…

    • rammsteinn dedi ki:

      tanrısının ağzı bozuk olunca kulununda ağzının bozuk olması normal.
      bir yeminde sen patlat be serkan. neye dikkat çekmek istiyorsan ona yemin et.

      • Serkan dedi ki:

        Allahima yemin olsun size gazabını göstersin!bela sizi bulsun ve cehennem ateşinde yanisinizi bizlere izletsin?sizin çakma TANRINIZ bana ne verecek ceza merak ediyorum…

      • 1okuyucu dedi ki:

        Serkan;

        bu mesajında, aslında senin gibi düşünen ama itiraf edecek cesaretleri olmadığı için Müslüman olmayanlarla ilgi ayetleri gözümüzün içerisine sokarak dolaylı yoldan söylemek istediklerini, sen çekinmeden direkt olarak dobra dobra söylediğin için seni kutluyorum,

        bu davranışınla Müslüman aleminin hislerine tercüman oldun, seninle ne kadar öğünseler azdır.

      • toro dedi ki:

        Serkan,

        Demek sana ne dediğini pekte önemsemediğin tanrının O KİTAP diye bahsettiğin Kuran’ını bir kere tamamen okumadığın halde ondan başka insanlara gazabını göstermesini isteyecek yüzün var!

        Benim tanrım senin gibilerle ilgilenmiyor, hatta hiç kimseyle ilgilenmiyor! O yüzden seni Hinduların tanrısına havale edelim o ilgilensin! Tabi kendi tanrından ona fırsat kalırsa!

        Tabi ya serkana soracak;
        Ya serkan sen kendine müslümanım deyip bir kere benim kitabımı okuyup bitirmemişken, tartıştığın, hakaret ettiğin deist okumuş!🙂

        Serkan bak arkadaşım! Ben tanıdığım insanlara da tanımadığım insanlarada saygı duyarım! Sen benim düşmanım falan değilsin! İstediğin kadar küfür edebilir işi uzatabilisin ama senin seviyene beni düşüremezsin! Benim tek silahım yıllarımı biriktirmek için uğraştığım bilgim! O nedenle bu işi uzatmadan, seviyeyi daha fazla düşürmeden burada bırakalım!

        Şunu unutma, öncelikle bir insanın ahlaklı olmasının yolunun senin gibi düşünmek, senin gibi inanmak olmadığını bilmeli,öğrenmelisin!
        Bana sırf fikirlerimi paylaştığım için hakaret ediyorken beni aslında hiç tanımadığınıda unutmamalısın! 3 günlük dünyada hepimiz ölümün kapısından geçeceğiz ve anya ile konyayı bir şekilde göreceğiz! O nedenle birbirimizi yaralamaya çalışmanın, bundan zevk almaya çalışmanın bir anlamı yok! Burada ben fikirlerimi paylaşırken parçalanmış ve birbirine düşman hale gelmiş dünya insanlarının birbirlerine sadece insan olarak bakmalarının hayalini kuruyorum!
        Bize öğretilmiş kin ve öfkeler ile birbirimize akın etmenin sence bir mantığı varmı? Bu arada ben kitabını okumanı istiyorum, seni buna özellikle teşvik ediyorum! Git onu sonuna kadar oku! Sonucu beni ilgilendirmiyor sadece adına münakaşa edeceksen bildiğin birşeyin uğruna münakaşa et!

        Neyse silahımız bilgimiz ve sağduyumuz olmalı dostum! Bu dünya ölümlü, uğruna hiçbir şeye değmez!

      • Gencer dedi ki:

        Serkan asıl senin inandığın çakma birde Arap.Arapça yazıyor Arapça konuşuyor biz zaten onunla anlaşamayız.

  58. sercan dedi ki:

    BİLAL BEYDEN ALINTI
    TEVBE -28.AYETE ‘’ PİSLİK ‘’ İFADESİ VAR MI ???

    ARKADAŞLAR ! Arapça sözlüklerini araştırdım ve gördüm ki,TEVBE-28.ayete geçen ‘’ NECESUN …‘’ kelimesi,NECİS veya PİSLİK anlamında değilidir. ..Eğer ‘’ NECES değil de ‘’ NECİS veya RİCS ‘’ ifadeleri olsaydı,o zaman PİSLİK anlamına gelirdi,ama burada geçen kelime öyle değildir.!!!.

    1 BİLAL BEY siz açık açık şöyle diyorsunuz bu güne kadarki kuran çevirisi yapanlar hep yanlış yaptı
    elmalılı dahil ,,,en doğrusunu ben biliyorum onlara değil benim yorumum üzerinden kuranı eleştirelim diyorsunuz .
    bilal bey artık söylemekten bıktım
    gidin dinayet işlerine türkçeye yanlış çeviriyorsunuz kuranı değin doğrusunu sizden öğrensin
    türk halkı
    AŞAYIDA bakın bakalım sizin idda ettiğiniz gibi pislik kelimesi varmı yokmu
    hadi biri yanlış diyelim hepsimi yanlış siz doğrusunuz ???????????

    Ali Bulaç 28- Ey iman edenler, müşrikler ancak bir pisliktirler; öyleyse bu yıllarından sonra artık Mescid-i Haram’a yaklaşmasınlar. Eğer ihtiyaç içinde kalmaktan korkarsanız, Allah dilerse sizi kendi fazlından zengin kılar. Şüphesiz Allah bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.
    Diyanet Vakfı 28. Ey iman edenler! Müşrikler ancak bir pisliktir. Onun için bu yıllarından sonra Mescid-i Haram’a yaklaşmasınlar. Eğer yoksulluktan korkarsanız, (biliniz ki) Allah dilerse sizi kendi lütfundan zengin edecektir. Şüphesiz Allah iyi bilendir, hikmet sahibidir.
    Edip Yüksel 9:28 Ey inananlar, putperestler pistir; bu yıldan sonra Kutsal Mescid’e yaklaşmasınlar. Yoksulluğa düşmekten korkuyorsanız, (bilin ki) ALLAH0dilerse sizi kendi lütfuyla zenginleştirecektir. ALLAH Bilendir, Bilgedir.
    Elmalılı Hamdi Yazır 28-Ey iman edenler, müşrikler bir pislikten ibarettirler. Artık bu yıllardan sonra Mescid-i Haram’a yaklaşmasınlar. Eğer yoksulluktan korkarsanız, Allah dilediği takdirde sizi lütuf ve merhametiyle zenginleştirecektir. Allah, her halde bilendir, hikmet sahibidir.
    Süleyman Ateş 28. Ey inananlar, (Allah’a) ortak koşanlar pisliktir, artık bu yıllarından sonra Mescid-i Haram’a yaklaşmasınlar. Eğer (onların hacca gelmemeleri sonucu ekonominiz bozulup) yoksulluğa düşmekten korkarsanız; biliniz ki Allah dilerse yakında sizi kendi lutfundan zengin edecektir. Şüphesiz Allah, bilendir, hikmet sahibidir.
    Yaşar Nuri Öztürk 28 Ey inananlar! Müşrikler bir pisliktir. Artık bu yıllarından sonra Mescid-i Haram’a yaklaşmasınlar! Eğer yoksulluktan korkarsanız bilin ki, Allah dilediği taktirde sizi yakında lütfundan zengin edecektir. Allah herşeyi bilir, tüm hikmetlerin sahibidir.

    bilal beyden alıntı,,,,,,,,,, 1-A’RAF-176.ayete bir şahıs veya bir gurup köpeğe benzetilmiş değildir.Burada bir şahsın olumsuz tutumu,bir örnekle köpeğin sık nefes almasına benzetilmiştir.Yani bir şahsın fiziki bedenine bir hakaret yoktur,onun negatif tutum ve davranışları köpeğin bu durumuna benzetilmiştir..Kötü şeyler için kötü örnekler getirilebilir.Bununla kişi değil,negatif tutum ve davranışı yerilir ve kötülenir.İşte burada da bu durum söz konusudur

    2bilal bey ,,,biz allahın insanları aşağılarken ,,,köpek veya yaban eşeğine fiziksel olarak
    benzettiğini iddamı ettik
    burda verilen hayvanlar tabiki mecazidir
    küfür zaten insanın bedenine değil kişiliğine yapılır
    hal böyleiken bunu nasıl küfür olarak kabul etmezsiniz hayret

    peki siz birine küfür ettiğinizde veya size biri küfür edtiğinde
    küfür eden kişi ben senin bedenine değil karakterine yaptığın işe küfür ettim dediğinde,,
    durumdan sıyrılırmı yoksa .. en şiddetli şekilde karşılığını alırmı
    bu küfürmüdür değilmidir ???
    bilal bey durumu kurtarmak için inanılmaz (((((artık kıvırma demiğim )))))
    manevralar yapıyorsunuz
    ama konunun ciddiyetinden uzaklaşıyorsunuz
    kurandaki çelişkileri örtbas edecem diye
    kendinizi bu kadar yıpratmayın
    saygılar…………

  59. sercan dedi ki:

    SAYIN TORO GENCER RAMMSTEN ARKADAŞLAR BAKIN 18 GÜN ÖNCE SERKANIN NE AMAÇLA KONUŞTUĞUNU SÖYLEMİŞTİM DOĞRU ÇIKTI ……….

    02/05/2014, 21:07
    SEN NE LAF ANLAMAZ YARATIKSIN BEN DÜNYA YAŞINA GÖRE ORANTISAL DİYORUM SEN KALKMIŞ SALİYEYLE 5 MİLYARI ÇARPIYORSUN SENİN ZEKA SEVİYEN BU KADARMIŞ 10 YAŞINDAKİ ÇOÇUĞA ANLATSAM ÇOKTAN ANLAMIŞTI

    SEN BELLİKİ SEVİYELİ BİR ŞEKİLDE TARTIŞMA ÖĞRENME İÇİN DEĞİL
    KURANIN ALLAHINA İNANMAYANLARLA KAVGA ETMEYE GELMİŞSİN …..
    BU KAFAYLA SENLE BURDA KİMSE MUHATAP OLMAZ …..
    BU ZEKANLA BİRDE BİLİMSELLİKTEN BAHSEDİYORSUN .. SALLA GİTSİN İŞKEMBEDEN ,,,,,

  60. sercan dedi ki:

    SERKAN böyle hakaretli konuşursan sadace senin seviyenin düşük olduğunu göstermiş olursun
    toro beye hakaret etmene ramen o sana halen saygılı şekilde konuşuyor
    sözde senin dinin ahlaklı olmanı emrettiği halde
    unutmaki sen hakaret etme gücü kendinde buluyorsan
    karşındaki insanında o kadar gücü var
    kendine söylenmesini istemeyeceyin bir lafı başkasına söyleme…….

  61. yasir dedi ki:

    Kısa bir aradan sonra herkese merhaba…

    —TORO DEMİŞ Kİ—–”Bana diyorsun ki ”insanların gözlemleri önemli ise”’ Yani sen o kafar önemsemiyorsun! Sen önemsemiyorsan bunun bir nedeni bir gerekçesi olmalı! Belki de sana bunu tanrın söylüyordur, ”sakın ha gözlemlerinizin değilde benim söylediklerimin peşiden gidin” diyordur size! Belkide tam tersidir ve bütün iddiasını gözlenebilenler üzerinden devşirmiştir, mesela;”—-

    Sayın Toro, alıntında yazdıların beni yine hayal kırıklığına uğrattı, benim yazımdan bunları çıkarman hayret verici, benim onları yazmam insanların gözlemlerini hiçe saymam anlamına geliceğini sana kim söyledi, bilassa insanların gözlemlerine önem verdiğim için seninde bir gözlem yapmanı istemiştim lakin bunuda ya anlamadın yada saptırma yoluna gittin…İnsalar bir kuşun en az iki kanadı ile uçabileceğini gözleyebiliyorsa, simretriği bozuk kuşların olmadığınıda gözleyebilirler ve bu sebebten rakamsal değerleri 2-4 vs gibi vermelidirler demiştim, ama her neyse….Boş ver.

    —TORO DEMİŞ Kİ—–”Üstlerinde KANAT ÇIRPARAK UÇAN KUŞLARA BAKMAZLAR MI? Onları (havada) ancak Rahmân tutuyor. Şüphesiz O, her şeyi hakkıyla görendir.” Mülk 19

    Üstlerinde KANAT ÇIRPARAK UÇAN KUŞLARA BAKMAZLAR MI, anlaşılıyor ki sen bakmamışsın!”’————

    Torocum, ben şahsen bakmayı seven biriyim, doğa-hayvanlar vs, ama sen verdiğin ayete dahi bakmamışsın, önce bir ayete bak oku kuşları-kanatlarını gör ve kelime olarakta ayrıştır, ahh toro ahhh.
    E ve lem yerev ilet tayri fevkahum sâffâtin ve yakbıdn(yakbıdne), mâ yumsikuhunne iller rahmân, innehu bi kulli şey’in basîr.67 / MULK – 19

    Kendi tezini-iddanı çürütmek bu olsa gerek.

    —-TORO DEMİŞ Kİ—-Yasirim, sana insanoğlunun bir işin olması için gerekli minumum techizatı gözlemlerinden edindiğini yani bunu temel yaparak üstüne işin yada eylemin olmasını engellemeyecek aksine eyleme görsellik ve statüsüne göre kudret yükleyecek benzetmeler yaptığını anlatmaya çalışıyorum! ————-

    Toro, ben bu yazdıklarını hep anladım ama ben sana bazı şeyleri anlatamadım ya ben ona yanıyorum…
    Şimdi Kuranda dahi insanların tasvirlerinde oluşan bir melek tasviri vardır, Bu tasvirde melekler dişi olarak adlandırılır, ama sen ve senin gibilerde kanat eklediğinizde tasvir tamamlanır…Günümüzde tasvir olarak, insanlara kanatlı bir bayan göstersek %90 melek derler halbuki bu tasvir yanlıştır.Bunu anlatmaya calışıyoruz.
    Ve cealûl melâiketellezîne hum ibâdur rahmâni inâsâ(inâsen), e şehidû halkahum, setuktebu şehâdetuhum ve yus’elûn(yus’elûne). 43 / ZUHRÛF – 19
    Ve Rahmân’ın kulları olan melekleri, dişi saydılar. Onların yaratılışına şahit mi oldular? Onların şahadetleri yazılacak ve sorgulanacaklar. 43 / ZUHRÛF – 19
    Kuranda belirtilmiş olan bu yanlış görüş ile senin görüşün arasında pek fark olmadığını görüyoruz.
    Toro, ben yazarken hiçbir zaman Kuran dışına çıkmamaya çalışıyorum, sen bana hadis ve riyat yazmaya başlamaklada olayı farklı yönlere çekmeye çelıştığın kanısındayı, yanlışsam düzelt…Ama sana tavsiyem Kuranı 600 kanatlı bir melek olarak düşünebilirsin…

    Yine, zuhruf 45 ile amacın konuyu değiştiemek mi? Bilmiyorum…O ayeti konuşmak istiyorsan önce bir araştır derim, ondan sonra konuşalım…Hep aynı hatalar, cevirilerden düz mantık okuyup yorum yapmak acaba ne derece doğru…Ülkemizdeki bir çok çeviri ya eklemeli yada eksiltelmeli gibiii…Nonteistlerin bir çoğu bu yüzden mantıksal hatalara düşmektedir…Misal kurani kavramlar olan bir çok şey dilimize yanlış geçip yanlış alğılanmakt veya bu şekilde alğılatılmaktadır, ibadet-zikir-tesbih vsvsv daha çok çok uzatabiliriz…Bunların bu şekilde yanlış anlaşılmasında tasavvufun büyük payı var…Zikir kelimesini bir çok insan boncuklu tesbihle Allahı anmak bilmekte lakin Kuranda ”zikir” kelimesi Allahın öğütü-hatırlatması- olarak geçmekte…Yani Allahın bizlere gönderdiği emir ve yasaklar, İlke ve inkilaplar, kalite standartları hepsi bir öğüt-uyarı-hatırlatma-zikirdir.

    • toro dedi ki:

      Sayın Yasir,

      Hala tutturmuşsun bir simetri hikayesi! Bana ”melekler 2,3,4 cenahlı ya da kanaatlıdır” demeyi mantık olarak gösterip sonra bana simetri dersimi vereceksin? Eğer insanlar melekleri 2,3,4 kanatlı düşünemezse ,2,3,4 cenahlı ya da kanaatlı olarak da düşünemez! Arada mantıklı şekilde inanmak isteyen için ne fark var? Sen bana kendi hayali gierçek diye dayatmaya çalışıyorsun! Daha öncede söyledim, denin cenah ya da kanaat demen benimde öyle diyeceğim anlamına gelmez! Senin doğru gördüğünün delili olarak yine kendini gösteriyorsun! Oh ne ala. Bende sana ben öyle görmüyorum, mantık silsilesi uc uca eklendiğinde ben kanatt olarak algılıyorum diyorum!
      Yani sen tanrının arşını taşıyan meleklere inanıyorsunda, o meleklerin kanatları olduğuna inanmak niye zor geliyor? Tanrı ya da arş her neyse orada hala kas kuvvetiyle mi taşıma yapılıyor! Biz bile makinalara havale etmişken o işi! Yani yasir lütfen bana mantıktan, simetriden bahseden sen olma! Geçmişin hikayelerine üstelikte kaynağından bizat edinmediğn halde inanıp sonra bana ders vermeye kalkacaksın, bu olacak iş değildir!

      Sana Gazaliden öylesine bir örnek verdim ve alacağım tepkiyi bekledim! Kurandan dışarı çıkmamaya gayret ediyormuşsun! Neden çünkü hadisçiler veya diğer hikayecilerin yanlış yapma ihtimalinden korkarak yanlışa sürüklenmekten imtina ediyorsun! İyi de kitabını derleyen, toplayan ve 3 defa yazanda o insanlar ya da onların ataları! Birileri yanlış yapabilir birileri ise yapamaz! Bumudur mantıklı yaklaşım tarzı? Hayatı tanrıdan tanrıya atlamakla geçmiş bir halk bir anda kendini resetleyecek ve bir daha yanlış yapmamak üzere geleceği şekillendirecek! Tıpkı tanrının bir zamanlar en kutsalları olan yahudiler gibi değilmi?

      Sayın yasir, iddia ederim altınada imzamı atarım! Şu kitap geçmişte değilde bugün ortaya çıksa bir tek satırına bile inanmazdın! Eline kılıç alıp insanları kendine bağlanmış bir teba haline getirmek için kendi dinini onlara zorla kabul ettireceksin ardından yüzyıllar sonra bu dayatmalar hiç olmamış gibi bana kanatı, cenah diye yutturmaya kalkışacak mirasyediler çıkacak! Kusura bakma yasir, yanlış adamla yanlış tarzda bir iletişim kurmaya çalışıyorsun!

      Kuşları havada tutan kuranın tanrısı ama arş havada duramıyor taşınıyor! 1400 yıl öncesinin basit mantığı bu, kuşlar uçar çünkü kantaları vardır, hiçbirşey havada asılı kalamaz mutlaka bir taşıyanı vardır! Semavi dinlerin etkilendikleri hint inanışlarında dünyanın boşlukta değilde bir öküzün boynuzlarında durması bu düşüncenin eseridir!

      Sana tanrının ”BAKMAZLAR MI” dediği ayeti sırf bakamayanların göremeyeceği algısının bir tanrı ifadesi olarak kayıtlara girmesinden dolayı veriyorum! Orada kuşa ve kanatlarına işaret etmiyor sadece bak ve gör yönlendirmesine dikkat çekiyorum! Yani kuranın tanrısı ya da yazıcısı da farkındaki dünyada minumum düzeyde görmediğin bir nesneyi maksimum şekilde hayal edemezsin! Ama dedim klasik savunma hazır, yanlış tercüme! Bende seninkine yanlış tercüme diyorum şimdi söyle hangisi doğru tercüme nereden bileceğiz? Yukarıda da söyledim kendi iddianın delili senmisin?

      Ben sana bu zamana kadar meleklerin cinsiyetiyle ilgili bir şey söyledim mi? İşine gelmeyen kuran dışı alıntıları reddedip kurana sığınıyor sonra kendi tezini savunmak zorunda kaldığında bu defa kuran dışı olduğunu da söylediğin tasvirlere sığınıyorsun!

      Bir kere verdiğin ayet mantıklı değildir!

      ”Ve Rahmân’ın kulları olan melekleri, dişi saydılar. Onların yaratılışına şahit mi oldular? Onların şahadetleri yazılacak ve sorgulanacaklar. 43 / ZUHRÛF – 19”

      O halde melekler erkekmidir? Ya da melekleri dişi saymalarının meleklere ne zararı var, gururlarımı inciniyor?

      Bu güne kadar sadece verileni almışsın yasir! Benim sorduğum soruları hiçbir zaman sormadığın içinde verileni aldığın kaynağı mutlak doğru kabul etmişsin?

      Şaka gibi,

      Müminler kendine peygamberim diyenin evinde çok vakit geçirince kendine peygamberim diyen rahatsız olur ve araya kuranın tanrısı girip müdahale eder,

      Meleklere dişi dendimi demekki yine bir rahatsızlık olur ve hop kuranın tanrısı yine araya girer ve müdahale eder?

      Bütün dünyaya hitap eden ama sadece 1400 yıl öncesini ilgilendiren ayetlerin içindeki tutarsızlıkları savunmak için yeni kelimlerle yeni hayaller kurmak da sana düşer!

      • yasir dedi ki:

        —TORO DEMİŞ Kİ—Daha öncede söyledim, denin cenah ya da kanaat demen benimde öyle diyeceğim anlamına gelmez!—–

        Ah toro, birazda empati kurabilsen…
        Ben hep demedimmi, ”Allahu Alem” senin dediğin gibi kanatlı bizim alğılayamadığımız varlıklar olabilir ama, biz bütün olasılıklara açığız, çünkü verilmiş kesin bir bilği yok…

        Mülk 19 ayetini veriyorsun ama o ayette kanat için kullanılan kelimeye bakma gereği duymuyorsun…

        Meleklerin cinsiyeti ile ilğili ayeti sadece, temsil için verdim yani senin yaptığın ile onların yaptığı arasında bir fark yok demek istedim, yoksa meleklerin cinsiyeti hakkında bir şey söylediğini idda etmedim…

        Meleklere dişilik atfeden sapkın inanışa bir dokundurma var…Dediğimiz gibi melek kavramı Kuranda açık şekilde geçmektedir, bunu bir kalıba sokma-şekil vermek yanlıştır, her durum-zaman ve pozisyona göre melek kavramı değişik şeyler için ifade edilmektedir…

        Arşı taşıyan meleklerden ne anlıyorsun toro, çok merak ediyorum, o kadar çok teşbihli eski hadiss ve nakile inandırılmışsın ki sonradan bu inançlarından dönüp kinini kusan biri gibi konuşmaya başlıyorsun bazen, yanılıyorsam düzelt, kimseye kötü zanlarda bulunmak istemem…
        Şimdi burada arşı yüklenen melklerden kasıt, bir eneji-güç’te olabilir, yasa veya kanunda olabilir vsvs değiştirebiliriz…Şunu unutmaki seninde melekelere ihtiyacın var, işte o en önemli adli melekelerin olmadan sen burada veya hiç bir yerde istediğini yapamassın ama sen bu melekelerini kendinden ayrı düşünmüyorsundur, hatta ta kendinin olduğunu düşünmektesindir…
        Sence, ”melekul mevt” ne olabilir yani ölüm melekeleri, insanın canın almaya gelen hastalıklar-kazalar-vsvsvs bir çok unsur olabilir mi? yoksa senin tahmin ettiğin gibi kanatlara sahip metafizik varlıklar mı? olabilir…
        Yahut, ”Kiramen katibin” bunlar ne olabilir, senin zanların bütün melklerde kaslı kuş kanatları gibi tasvirler olacağıdır…

        ayrıca, kuranda resul kavramınıda bu bağlamda anlaman gerekmekte, çünkü elçi kılınmış meleklerden bahsedilmektedir…Bir çok nebiye-nezire bu resuller gelmiştir, ama bunların kanatlarını hiç bir nebi-nezire tasvirlerini zikrilerinde yaptırmamıştır, insanlar tamamen zanlarında israrçılık yapmışlardır…Ben ise bu hususlarda ısrarçılık yapmadım senin dediğin gibi olabilirde, olmayabilirde dedim ve diyorum ama kendi görüşümünde doğruluğu ve yanlışlığı hususunda ısrar etmiyorum, sadece kurandan kanıtları-kanatları getirip önüne koyuyorum…
        Hepnin, seninde-bende zanlarımın en iyisini Allh bilir.
        Bunlar benim zanlarımdır, zanlar hakikatten bir şey ifade etmez.

      • toro dedi ki:

        Yasir,

        Ben kin kusmam! Benim tek silahım aklım! Ama sen benimle yazışırken sürekli ha ha ha demeye, sen yenilmeyi kaldıramıyorsun şeklinde beni savaşan taraflardan biri gibi göstermeye ve mantığın almayacağı şekilde geri dönüşlere imza atmaya başlarsan yazılarımda sertleşirim! Bunun arkasında bir kin yoktur, olması mümkün değildir!

        Örneğin mülk süresini veriş sebebimin kuranın tanrısının gözlem yapmayı teşvik ettiğini göstermek ve senin ”insanların gözlemleri önemli ise” yorumun tersinin senin tanrın tarafından söylendiğine işaret etmek olduğunu söylediğim halde hala bana kanat deyip duruyorsan tabiki sertleşirim!

        Çünkü beni okumuyorsan ben ne diye sana cevap yazıp zamanımı harcıyorum! İşte aşağıda o ayeti ilk verdiğim an!

        ******”Üstlerinde KANAT ÇIRPARAK UÇAN KUŞLARA BAKMAZLAR MI? Onları (havada) ancak Rahmân tutuyor. Şüphesiz O, her şeyi hakkıyla görendir.” Mülk 19

        Üstlerinde KANAT ÇIRPARAK UÇAN KUŞLARA BAKMAZLAR MI, anlaşılıyor ki sen bakmamışsın!**********

        ”bakmamışsın” Burada kanata vurgu varmı?

        Sonra elimizde bilgi yok herşeyi bilemeyiz diyorsun ama bravo hangi ayet muhkem hangisi müteşabih benden iyi biliyorsun! Hangi ayet muhkem hangisi müteşabihtir şeklinde bir liste varmıdır tanrı tarafından verilen! O halde canının istediğini canın istediğinde muhkem ya da müteşabih yapamaz bunuda satır aralarına gizlediğin yenme duygusuyla bana dayatıp beni bir türlü anlamamakla suçlayamazsın! Bunu yaptığında ben sana kendi tarzımla karşılık veririm!Daha öncede şikayet ettin daha öncede sana bunun yanıtını verdim! Sen kendi tarzından bihaber benim tarzıma gönül koyuyorsun!

        ”Arşı taşıyan meleklerden ne anlıyorsun toro, çok merak ediyorum, o kadar çok teşbihli eski hadiss ve nakile inandırılmışsın ki”

        Yukarıdaki nasıl bir yorumdur!”İNANDIRILMIŞ”sın! Benim neye inandığımı sayın 1okuyucuyla yaptığım münazaradan okuyarak anlayabilirsin! Benim inandığım şeyin bir ustasımı vardır ki beni eskileri kötüleyip bu inancı pohpohlayarak kendine devşirsin! Ayetler senin hadisler senin! Burada onlarca kere yazdım hadisleri kullanmayı etik bulmam çünkü sahih ile sahih olmayan ayıramazsınız diye! Ama sana islam da başını nereye çevirsen aynı şekilde anlatılan bir hikayeyi veriyorum! Eğer sen sırf savunman güçlensin diye bu hikayeye yok diyorsan buna bu şekilde inanan bütün müslümanların tanrıya hesap vereceklerinide söylüyorsun demektir!

        Tanrı meleklerine DİŞİ denilmesine bile tahammül edemiyorken senin yoktur dediğin hikayede cebrailin anlatılış şekli karşısında ne tepki verir?

        Arşa gelelim! Arşı meleklerin taşımasının müteşabih olduğunu nereden anladın? 1400 sene önce arşı taşıyan meleklere inanmak şimdi inanmaktan kolay mıydı yoksa zor muydu?
        Beni anlamamakla suçlayıp hangi kriterlerle düşünce kuruyorsun anlaşılır değil! Putlarına niyet çektiren bir halktan bahsediyoruz!

        Yüz defa söyledim! Bu ayetlerin hepsi 1400 yıl önce yaşayanların anlayacağı şekilde gelmek zorundadır! O nedenle artı bir giz ve yıllar sonra yüklenecek yeni bir anlam devşirilemez! İslam alemi melekleri kanatlı hayal ediyor, cebrailin 600 kanadı var diyorsa ve bu sana göre doğru değilse bütün islam alemi sana göre şirke batmış demektir! Çünkü söylenilmeyen bir şeyi söylenmiş, tanımlanmamış bir şeyi tanımlamış oluyorlar! Bu durumda sen burada vakit kaybetmeyi bırakmalı ve paçaları sıvayarak şirke batmış islam alemini uyarmaya başlamalısın!

        Benim en büyük tikim inandırılmak, yönlendirilmek, kalıba sokulmaya çalışılmaktır! Bir daha bana aynı tarzda bir imada bulunursan aynı şiddetle karşılık vereceğimden hiç kuşkun olmasın! Ben kendisi bizatihi inandırılmış olanlardan ”inandırılmışsın” şeklinden bir saçmalık duymayı kabul edemem!

        Bu nedenle yasir eğer sen bir inandırılmışlık sorgulayacaksan önce kendi inandırılmışlığını sorgula sonra ben izin verirsem benimkini sorgularsın!

        Bu arada canın istediğinde herşeyi bilirmiş gibi davranıp başka zamanlarda ise topu ”Allahu Alem” diyerek tanrına atmanda örnek bir kul davranışı olarak sürekli açtığın yeni içtihatların arasında kendine yer bulmuştur!

        Ne diyelim hayrını gör!

      • yasir dedi ki:

        Sevğili Toro, öncelikle kimseyi kızdırmak ve kinlendirmek değildir amacım, bunu bilmeni isterim…Nonteistler arasında yazılarını ve uslubuna en değer verdiğim ve makul olduğunu düşündüğüm kişisel, en azından sayğı duymasan bile sayğısızlık boyuntunda değilsin…Lakin bazı nonteistle böyle değil, aynı şekilde kendilerine bazı müslümanım diyenlerde böyle değil, aslında onlar birbirlerini bu hale getirmekteler ama farkında değiller…
        Ayrıca, benim amacım seni bazı kalıplardan çıkarıp farklı düşünmeye sevketmekti, çünkü bunu kabul etmesende bazı inanmış ve inandırılmışlar gibi kalıpsalıltan çıkamıyor ve onlarla örneklemelerden geri kalamıyorsun…
        Kuranda cibril bildiğim kadarıyla 3 ayette anılmaktadır…
        Cibril ile Kuran’ın aynı şeyler olma olasılığı olabilirmi ve 6 bin kanat derken Kuranın ayetleri kastediliyor olabilir mi?
        Bu hadis-bu rivayet doğrumudur değilmidir bilemem.Allah bilir…
        Toro, senin söylediklerin sence doğru olduğu gibi, benim söylediklerimde bence bir farkla hem doğru-hemde yanlış olabilir, ben bunun aksini idda etmiyorum…Bu sebebten her şeyin en iyisini Allah bilir diyorum…Bu yüzden sende haklısın toro.

        Öyle ise sana vahyedilene sımsıkı sarıl. Şüphesiz sen doğru bir yol üzeresin.43 / ZUHRÛF – 43
        Muhakkak ki O, sen ve toplumun için bir zikirdir (hatırlatma)! Yakında sorumluluğunuzdan sorgulanacaksınız!43 / ZUHRÛF – 44
        Senden önce gönderdiğimiz elçilerimizden sor: Biz Rahman’dan başka kulluk edilecek ilâhlar kılmış mıyız?43 / ZUHRÛF – 45

        Toro, seninle bir munazara yaptık, lakin şahsen ben bunu bukadar uzatmamalıydım, ama uzattım…Çünkü bunlar müteşabihlerdir, ardına düşmesemde konuyu dallandırdık, yapmamalıydım, yaptım…
        Çünkü, şahsem kendim bu müteşabihlere değile, muhkemlerin peşine düşüleceğini anlamış olmakla birlikte, uyğulamaklada yükümlü olduğumu ve bunlardan sorumlu olduğumu biliyorum…
        Her şeyleri yaratan rabbim benide herkezide af etsin.
        Selametle.

      • toro dedi ki:

        Sevgili yasir,

        Şu verdiğin cevapla gönlümde taht kurdun! Dikkat et burada kolay kolay kullanmadığım kelimelerle hitap ettim sana zaman zaman! Şu andan itibaren ne olursa olsun ne yazarsan yaz benim bu platformda dostumsun! İnsan için en zor şey kendini eleştirmek hele de bunu herkesin ortasında ya da herkese ilan ederek yapabilmektir!Bunu yapabilen insanın benim nazarımda sadece duruşu önemlidir! Neye inandığının zerre kadar belirleyiciliği yoktur!

        Lütfen şunu unutma ne senin nede başkasının inancını değiştirmeye, yada küçültmeye çalışmıyorum! Yaptığım tek şey kendi gördüklerimi ve anladıklarımı paylaşmak! Bunu yaparken maksimum özeni göstermeye çalıştığımdan hiç şüphen olmasın! Özellikle bildiğim bir veriyi paylaşırken bile yanlış yapmamak adına o bilgiyi tekrar kaynaklardan teyit etmeden asla paylaşmam! Kimsenin inanma hakkı üerinden manipülasyon yapmam!

        Bu nedenle sevgili dostum eğer bende bir harf ile kalbinde ufacık bir kırıklık bile yaşattıysam sana özür dilerim.

      • Gencer dedi ki:

        Yasir arkadaştaki sıradışı değişime hayran olmamak elde değil.
        Saldırgan Yasir gitmiş yerine düzeyli bir Yasir gelmiş.
        Araya salça olmama kızacaksın ama Yasir bende bu şekilde tartışmayı yeğliyorum.
        Sonuçta her birinizin yorumları değerlidir.
        Değişim için teşekkürler.

  62. kadir dedi ki:

    zuhruf 45-. ayet ile ilgili..

    saygıdeğer kuran düşmanı arkadaşlar yine bir iftira ve yine bir anlayışsızlığın son noktasına değinmişlerdir.. bilal kardeşim konuyu güzel özetlediği halde yine değişik ve türlü türlü safsatalarla ayeti çarptırmaya devam edilmiştir..

    sayın bilal bey ayeti yazarken parantez içinde yazdığı yazılar. sizin anlamanız içindir.. ayete ekleme yaptığından değildir.. sizler maalesef o parantezler olmadan bir ayetin hükmünü anlamayamıyorsuz. bu konu hakkında bilal beyi değil. kendinizi suçlayın.. neden anlayamıyorum diye.. gerçi parantez olsada anlayamıyorsunuz ama neyse..

    şimdi… zuhruf suresinin 45. ayetine bakalım…

    “sende önce gönderdiğimiz elçilerimizi soruştur.. biz rahmandan başka tapılacak ilahlar yapmışmıyız..”

    yüce allah daha önce peygamberler gönderdiğini, ve bu peygamberlerin asıl görevinin tevhid inancı olduğunu kuranda defalarca bildirmiştir.. bu ayette ise bu peygamberlerin izinden gidenlere bu peygamberlerin hayatlarını soruşturması isteniyor.. hemen arkasından gelen ayette kendini tanrı zanneden firavunun uyarılması için musanın gönderildiğini, yani hz. musa firavuna allahı birlemek için ona gittiğini haber veriyor.. sonra hz. isaya geçiyor.. isayı tanrı zanneden ehli kitabın peşinden gidenlerin durumuna vurgu yapıyor.. oysa hz. isa ve musanın görevi yüce allahı tek ilah edinmektir.. yani ayet sizin zannettiğiniz, ve çarpıttığınız gibi değildir..

    kısaca çelişki kuranda değil, sizin beyinlerinizdedir..

    • toro dedi ki:

      Sayın Kadir,

      O muhteşem beyninizle kendine peygamberim diyenin kendinden önce gelen peygamberlere ”tanrı rahmandan başka tapılacak ilahlar yapmışmıdır” sorgusunu nasıl yapacağınıda yazsaydınızda beynimiz sizin engin beyin foksiyonlarınıza entegre olmakta zorluk yaşamasa idi!

      Kadir Bey şu platformda bir gün için şıracı değilde bozacı olmayı denemeni tavsiye ederim!

      • kadir dedi ki:

        sayın toro.. işiniz gücün edebiyat, gereksiz laf ve safsatalardır. hiçbir zaman net olmayı öğrenemediniz.. oysa siz böyle bir kapasiteye sahip değilsiniz.. gerçekten beni yanıltıyosunuz.. değişik tarzlarda laf kalabalığına girererek, laf cambazlığına soyunarak, ortalığı karman çorman hale getirerek.. ayetleri çarpıtmanız sizi ego olarak tatmin etsede, elinize hiçbirşeyin geçmeyeceğini sakın unutmayın.. kusur sahibi bir insan kendi egosunu tatmin etmek için başka şeylerde de kusur arar.. bilmem anlatabildim mi.. saygıdeğer ve çok muhterem toro…

      • Serkan dedi ki:

        TORO VE HAMSTER DİYE ATEİST arkadaslar hep kivirma dansoz biride var tam dallama o kendini biliyor zaten!

        Takmışlar bir at gözlüğü ne tarafa yönlendirsen o tarafa dehliyorlar?Ateistiz diyorlar maymundan turemeyi kabul etmiyorlar,bişey soruyoruz DARWİNe sığınıyorlar! Ne olduklarını anlasak yoksa varsa isleri Kuran’ı Kerim gidin Tevrat’ı çürütün incili çürütün,Ne olduda kurani kerîm bu kadar zorunuza gidiyor anlamıyorum.
        Hep kendinize göre çekiyorsunuz,arkadaslar gereken cevabı misli ile veriyor siz ise yenilen pehlivan gibi güreşe doymuyorsunuz.

        Dallama diyen ateİst arkadas vardı madem söylenenler zoruna gidiyor o zaman tartışma kardesim,laflarımız batıyorsa ayetlerimiz icini cizlatiyorsa yorum yapmada saha fazla küçülüp evrim geçirme

        Saygılar

      • 1okuyucu dedi ki:

        Serkan;

        toronun deist olduğunu halâ anlayamadıysan, sende anlama sorunu var,

        aşağıdaki ayetleri yorumlayarak, ağzımızın payını veren arkadaşlarına bir katkıda bulunabilirsin, böylece aralarına katılarak aynı safta el ele birlikte koşmuş olursunuz?

        O diri diri gömülen kız çocuğuna sorulduğunda, (tekvir-8)
        Hangi günah yüzünden öldürüldü diye!(tekvir-9)

        fazla zor bir şey sormadım, sanırım kolayca cevaplayabilirsin.

      • toro dedi ki:

        Sayın Kadir,

        Onca lafın arasına ”cevabını kesinlikle bildiğiniz”(!) sorumun yanıtını da koysaydınız, yaptığınız değerlendirmeler benim açımdan bir anlam ifade edebilirdi!

        Ama sizi artık cevap veremeyerek yarım bıraktığınız münazaralardan gayet iyi tanıyorum! Verecek cevabı olmayanlar laf salatası yapar sayın kadir, size cevabını veremediğim tek bir yazınızı gösterebilirmisiniz? Siz gösteremeyeceğiniz için bende sizin cavap veremediklerinizi gösterip sizi dönerek çember çizmek zorunda bırakmayacağım! Buda size kıyağım olsun!

        Çağımızda kendi fiziki varlığını yüceltip diğerlerininkini küçümseyenlere söylenen çok vurucu bir söz vardır! O nedenle birilerinin beyninde problem arama çabalarınız benim için sizi o kategoriye sokar! Umarım anladınız, anlamadınızsa Alman,İtalyan ve İspanyol tarihine bir bakınız!

      • toro dedi ki:

        Serkan,

        Sana insan gibi elimi uzattım! Ama sen karşılık vermediğine göre kendini farklı bir duruma kategorize ediyorsun! Zaten üzerinden buraya ışıl ışıl parlayan ve ekranlardan gözlerimizi kamaştıran anlamama problemin aşikar! Bari bunu aşmak için çaba sarfet! Bir kere okuduğunda anlayamıyorsan 2,3 yok bence sana az, 10 kere oku!

        Faydası olursa zaten belli olur, olmazsa zaten sende kendini farklı kategoriye koyduğun için umrumuzda olmazsın!

        Sadece şunu bilmek istiyorum! Bana hakaret etme hakkını hangi güçten aldınız? Bu hak size bilginizin yeterli olmadığı durumda kullanılmak üzeremi tahsis edildi?

        Kusura bakmayın benim gözümde şuan derdini hakaret etmeden anlatamayacak derecede yetersiz birisiniz! Beni yanıltırsanız mutlu olurum, aksi zaten normal halin!

      • Serkan dedi ki:

        Ben insan kategorisindenim,senin rammisten arkadasın bana hakaret edince o nerden kuvveti buluyorsa benimde buna karşılık vermem yüce Rabb’imin bir lütfu😉

        Sizin evren TANRISI uyuyormu bilmem ama benim Rabbim görüyor ve senin el uzatmanı bir sevgi gösterkesi olarak görüyor… Sen anladiysan bizim anlamamıza gerek yok zaten saygılar

      • toro dedi ki:

        Serkan,

        Ben kendimden sorumluyum. Başkasından değil! O nedenle sadece bana hitap et. Bak senin yazdığın her yazıya cevap veriyorum. Sana bir kin bir nefret beslemiyorum, öyle olsaydı sana dostum diyerek elimi uzatmazdım! Anlayamadığın ya da bizim anlatamadığımız şey biz baktığımızda sizin gibi görmüyoruz!

        Sen senin tanrının SANA doğrudan hitap ettiğini nereden biliyorsun? Eğer birisi tanrı benimle konuştu deyip etrafındakileri kendine bu kadar kolay (kılıçları saymazsak) inandırabiliyorsa şimdi sende bana inanmalısın!

        Ben benim tanrımın peygamberiyim(!)Onun aslında ne olduğunu insanlara anlatmak üzere görevlendirdim! Bana biat etmek zorunda değilsin ama etsen fena olmaz! İstersen sana tanrıyla alakalı merak ettiğin şeyleri anlatabilirim! Üstelik sana 1400 yıl geriden ve bu dini bu yüzyıla taşıyanlar aracılığıyla değil doğrudan sesleniyorum!

        Şimdi bana söylermisin,
        Benim peygamber olduğuma inanıyormusun!

      • Serkan dedi ki:

        Sayın TORO
        Benim sizinle bir sorunum yok.bana hakaret eden bir arkadasınız var ona BUNLARI anlatın?benim konuşmalarım seviyeli ve saygılı,lütfen sende onlara söylersen sevinirim.

        1400 yıl önce ve ondan oncede Allah inancı vardı.kilicla kimseyi islamı zorla kabul ettirtmedik.sen Allah ile konuşamazsın cunku son peygamber geldi ve herseyi tebliğ etti.sen ve senin gibi inanmayan olacak ve Kuran’ı Kerim’i değiştireceklerine dair ayet ve hadis mevcut,evrenin TANRISI sizi doğru yola iletsin…

      • toro dedi ki:

        Sayın Serkan,

        Benim yazılarımı gerçekten takip etmiş olsaydınız, gerektiğinde benim kimseyi ayırmadan
        ikazlarda bulunduğumu da görebilirdiniz? Ayrıca bu işin bu noktaya gelmesine sebep sizin bana attığınız ilk mesajdır, tekrar okumanızı tavsiye ederim!

        Diğerine gelince kılıçla yapılmadı diyorsanız islam adına yapılan cihad ları nereye koyuyorsunuz?

        Hem onu bırakın, ne kitap son olabili nede peygamber! Çünkü benim tanrım insanlarla ilk defa şimdi benim aracılığımla konuştu! Daha öncesi yok! Kendine peygamberim diyenle aynı dönemde Yemameli Müseylime’de tanrıyla konuştuğunu iddia etmişti ve insanları İnandırmıştı! Ama her ne olursa olsun varolan bir geröek var insanoğlu fikir değiştiren tanrıya aşinadır çünkü zamanında sizin inandığınız tanrı israiloğullarına benim en kutsalım sizsiniz demişti ama sonra fikrini değiştirdi! Bu nedenle benim peygamber olduğuma inanmalısın! Siz uçan kuşları, meyva veren ağaçları ve size fısıldıyan rüzgarları bilmezmisiniz!? David Copperfield’a canlı yayında özgürlük anıtını yok ettiren güçte benim tanrımın gücüdür! Amerika’nın marsa araç göndermesine izin verende odur! O size ders vermek için ozon tabakasında delik açan, ibret alasınız diye kuş gribini size musallat edendir! Mir uzay istasyonun dünyanın etrafında dönmesine izin veren yine odur! O insan menisine kuyruk takan sonra o kuyruğu ana rahminde geri alandır! O insanları renk renk ayıran kalplerini ise aynı renk yapandır! O yerçekiminden sizi kurtaran demirden kuşlarla uçmanızı sağlayandır!

        Siz gördüklerinizi anlamazmısınız?

        Benim peygamber olmadığımı kanıtlayabilirmisiniz, eğer kanıtlayamazsanız biliniz ki tanrımın iki eli yakanızdadır!

        Şimdi tekrar soruyorum benim peygamberliğime biat ediyormusunuz?

  63. Abuzittin zıpzıpoğlu dedi ki:

    Bu sitenin içeriğinin dine düşmanlık ve iftira olduğu konusunda görüşler var. Bence admin, dine değil fikirsizliğe karşı. Yıllarca bize anlatılan, hazmettirilen yalanları reddetmek, fikirsiz insanın karı değil. Bilgili olmak kolay, ancak akılını kullanıp o bilgiler arasından bir fikir üretmek sanılanın aksine zor. İnsan, bir kere bile düşünmez mi ? – “Ben İtalya’da doğsaydım. Koyu bir hiristiyan, Çin’de doğsaydım gözü kara bir budist olacaktım ve onun ilkelerini sonuna kadar savunacaktım. Canım pahasına…diye ” O halde din nedir? Doğduğun yerin (sana toplumca dikte ettirilen) adetleri değil mi? Ben hala ve her şeye rağmen ateist değilim.🙂 Ancak bana anlatılan hikayelere (safsatalara) de karnım tok. İnançlarıma uygun olmayan söz ve durumları, Orada şu kastedilmiştir. Burada şu murad edilmiştir diyerek, asla akla dayandırma acizliğine girmiyorum. Çünkü fikirsiz değilim. (Yazdıklarımdan kalbi kırılan varsa özür dilerim.)

  64. kadir dedi ki:

    ““Ben İtalya’da doğsaydım. Koyu bir hiristiyan, Çin’de doğsaydım gözü kara bir budist olacaktım ve onun ilkelerini sonuna kadar savunacaktım. Canım pahasına”

    bu sitedeki ateistlerin bir kısmı daha önce müslüman oldukları halde sorgulayarak islamı reddetmişlerdir. emin olun sizde mensubu olduğunuz dini (budizm,hristiyan, vs.vs.) sorgulayarak reddebilirsiniz.. koyu olacaksınız diye bir kural yoktur.. insan sorgulayarak kendine bir yön çizebilir. bu çizdiği yön doğrumu yanlışmı, onu öldükten sonra anlar…

    • 1okuyucu dedi ki:

      Kadir;

      “”””bu sitedeki ateistlerin bir kısmı daha önce müslüman oldukları halde sorgulayarak islamı reddetmişlerdir””””

      senden yaptığım alıntıdaki cümleye kendimi de katmak için aşağıdaki şekilde değiştiriyorum

      bu sitedeki ateistlerin ve deistlerin bir kısmı daha önce müslüman oldukları halde sorgulayarak islamı reddetmişlerdir

      demek ki sorgulamak tehlikeli bir şey, icabında adamı dinden imandan çıkarıyor, galiba en iyisi hiç sorgulamadan kayıtsız şartsız teslim olmak?

      ayrıca, dinleri reddedenlerin, yaşadıkları toplumda revaçta olan din, kendilerine doğdukları anda yamandığı için o dinin mensubuymuş gibi kabul edilmeleri, sanki o dini daha önce kabul etmişken sonradan reddettiği algısına sebep olmaktadır,

      yani dinleri reddedenler aslında hiçbir zaman o dinin mensubu değildiler, ama dini reddettiği halde, çıkarları gereği! dini reddetmemiş gibi görünenlerde yok değil.

  65. kadir dedi ki:

    “Onca lafın arasına ”cevabını kesinlikle bildiğiniz”(!) sorumun yanıtını da koysaydınız, yaptığınız değerlendirmeler benim açımdan bir anlam ifade edebilirdi!”

    sayın toro..

    sorunuza kısa ve net olarak cevap vereceğim..

    ayette yüce allah önceki elçileri hz peygamberden soruşturmasını istiyor.. bu durum kuranlada sabittir ki ehli kitap zümrelerinden birtakım gruplar.. allahı birlemekte, diğerleri ise allaha karşı şirk koşmaktaydılar.. oysa onların koştukları şirkten yüce allah münezzeh olduğunu, hz. isanın sadece bir peygamber ve insan olduğunu yüce allah bildiriyor.. sadece bir tahminim olmakla birlikte durum şundan ibaret olabilir..

    tevhid inancını yaymaya çalışan hz. peygambere; allahı şirk koşan bir takım ehli kitap mensupları, isanında bir tanrı olduğunu hz. peygambere anlatıyorlardı.. böylelikle hz. peygamberi yalanlamaya çalışıyorlardı.. veya aynı tutumu yahudiler sergilemiş olabilir.. bu tutumlarına karşı yüce allah şöyle buyurmuştur..

    “daha önce gönderdiğimiz elçilerimizi soruştur. biz rahmandan başka tapılacak ilahlar yapmışmıyız..”

    netice olarak olay benim anlattığım gibi olmasada.. ayetin sonucu ve neticesi bellidir.. yüce allah peygamberine önceki elçileri soruşturması istiyor..

    saygılarımla…

    • toro dedi ki:

      Sayın Kadir,

      Tatmin edici değil!

      Tanrı(!) o ayeti gönderirken sorgunun sonucunda kendi söylediğine geliniceğini yani kendine peygamber diyenin sorgu sonunda Rahman dan başka ilah gönderilmediğini iyice bileceğini iddia ediyor! Peki o söylediğiniz gruplar yine sizin söyleminize göre isayı bir tanrı yapma noktasına gelmişken o halleriyle nasıl olurda kuranın tanrısının iddiasının doğrulayıcı tanıkları olabilirler! Zaten tanrı tarafından yoldan çıkmış olarak nitelendirilen hatta kendi kitaplarında başka isimili tanrılara tapan o dini gruplar nasıl olurda bu iddiayı doğrular?

      Böyle bir sorgunun zaten yoldan çıkanlar diye belirtlen yahudiler ve hristiyanlar üzerinden yapılması mantıklı bir yaklaşımmıdır? Ama şöyle bir durumda var! Kuranın tanrısı ”sorgula” dyerek bir emir veriyor! Peki sizce bu sorgulama yapıldımı, yapıldıysa yahudiler ve hristiyanlar kendine peygamber diyene evet şahidiz mi dediler? Kimler şahidiz diyecek , bu yeni peygambere inanmayan ve sizin deyiminizle ”allaha şirk koşan bir takım ehli kitap mensupları, isanında bir tanrı olduğunu hz. peygambere anlatanlar” mı?

  66. kadir dedi ki:

    sayın toro..

    “Peki o söylediğiniz gruplar yine sizin söyleminize göre isayı bir tanrı yapma noktasına gelmişken o halleriyle nasıl olurda kuranın tanrısının iddiasının doğrulayıcı tanıkları olabilirler!”
    demişsiniz…

    yukarıdaki yazımı tekrar okursanız şunu farkedersiniz.. ehli kitaptan bir zümre allaha ortak koşmuyordu.. sadece allaha iman ediyorlardı.. bununla birlikte allaha ortak koşan bir takım ehli kitap zümreleride vardı.. bu durum kuranda da anlatılıyor.. ehli kitabın tamamı allaha şirk koşmamaktadır.. hatta günümüzde bile bu böyledir.. tamamı isayı tanrı edinmemiştir..

    • toro dedi ki:

      Sayın Kadir,

      İyi hoş, tamam, peki de sorumun cevabı nerede?

      Hatırlarsanız ben nasıl sorgulayacak diye soruyorum? Bu arada cevap verdiniz sesimi çıkarmadım, ben cevap verdikten sonra tekrar bakar dedim ama görüyorum ki bakmamışsınız. Ya da baktınız ve ortaya çıkan anlamı farklılaştırarak durumu kotarmaya çalıştınız! Bakıyorum müdahale etmediğimi görünce kendi açtığınız yolda canınız istediği gibi at koşturuyorsunuz!

      “daha önce gönderdiğimiz elçilerimizi soruştur.” şeklinde verdiğiniz çeviri kimin?

      Çevirmenlerin ezici çoğunluğu ”elçilerimize sor, elçilerimizden sor, resullerimize sor” derken siz nasıl oldu da peygamberlerden değilde, ümmetlerinden sorma yoluna gittiniz? Harflerin yerini değiştirerek cambazlık yapıyorsunuz!

      Taberi tefsirinde bile ”peygamberlerimize sor” şeklinde geçiyorken siz nasıl bir sanatla aşağıdaki gibi bir çeviriyi paylaşıp onun üzerinden benimle tartışmaya girersiniz?

      “daha önce gönderdiğimiz elçilerimizi soruştur.” dedektif gibimi?

      Tanrısı ile haberci melek vasıtasıyla konuşan peygamberler değilde ümmetleri demek ki? Konuyla ilgili ”ateist” olmayan birkaç sitede yapılan savunmaları okudum! Açık söylüyorum, düzeltmek için kıvranıyorlar! Ayette ümmetle alakalı hiçbir tabir geçmediği halde yine babadan kalma yolu yani parantez içinde tanrılarına replik yazma yöntemini kullanıyorlar!

      Durum ne biliyormusun sayın kadir! Ayetler ilk indiğinde bunları belli başlı kişiler biliyor ve gerektiğinde diğerlerine tebliğ ediyorlardı! Henüz kitap haline getirilmediği içinde ayetlerin bu tutarsızlıklarını tartışma konusu olamıyordu! Bu nedenle bu ayet ile ilgili hiç kimse peygamberim diyene, ”nasıl yani” diyemedi! Bu ancak kitaplaştırılıp elden ele dolaştırılmaya başlandığında birileri tarafından farkedildi ve kendine islam alimi diyenler tarafından kendi kendilerine niyet okuması yapılarak yorumlandı!

      Sonuç olarak ayetlerde ne demek istediğini sadece kuranın tanrısı bilir ve gerektiğinde bunu peygamberine aktarır(!) İslamı biliyorsan sistemin bu şekilde çalıştığını da bilirsin! O halde peygamberim diyenin ölümünden yıllarca sonra içindeki bu tutarsızlık farkedilen ayet kime sorulacaktı, kim cevap verebilirdi? Hiç kimse! Dolayısıyla bu sorunu çözemeyen ama çözemedikleri sorunun böyle kalması durumunda başlarını ağrıtacağını bilen birileri kendilerince tanrılarının ağzından parantez içinde replikler yazmaya başladılar! Ve sonuna kadar inanıyorum ki bunların tanrı ağzından replik yazma cesaretleri aslında olmayan birşeyi kullandıklarını bilmelerine dayanıyordu! Öyle olmasa kuran konusunda soru sorulacak yegane figürün peygamberim diyen olduğunu bilenler, kendi başlarına bu cüreti gösterenler yani tanrının söylemediği (çünkü ayette ümmet yok) birşeyi söylüyormuş gibi yorumlayanlar aynı kitapta kendileri ile konuştuğu söylenen tanrıları nezdinde şirke batmış olduklarını bilerek yaptıklarının tanrıları nezdindeki sonuçlarından korkarlardı?

      Sayın kadir, sizce tanrıya eş koşmak ne demek? Eğer tanrı ayette bir kelimeyi hiç kullanmamışsa siz sadece kendi kanaatinizle tanrı bu ayette aslında şunu demiştir şeklinde bir anlatım barındıran kelimeyi parantez içinde kullanabilirmisiniz?

      Eğer bu doğal ya da yapılmasına izin verilen bir mümin hareketiyse anlaşılamayan ayetler hakkında peygamberine gidip açıklama isteyenlerin hikayelerini nereye koyuyorsunuz?

      Sizi sürekli uyarmaktan sıkıldım! Zor anlarınızda, çözemediğiniz problemlerde topu insanların beyinlerinin içine atarak durumu kotarmaya çalışıyorsunuz! Ama tanrının söylemediği bir şeyi tanrının zihnini okumak değil tanrının söylediklerine inanmak zorunda olan sizler nasıl bir düşünce yapısıyla yeniden şekillendirebiliyorsunuz inanın anlamakta zorlanıyorum! Bana sadece şunu söyleyin tanrı size ayet yazma, yorumlama ya da ayet düzeltme şeklinde bir hakkı nerede veriyor? Özellikle tanrının bir zamanlar en kutsalı olan yahudiler ve hristiyanların yaptıkları ortadayken…

      Tanrıya inanan bir insan tanrısının hiç söylemediği bir kelimenin tanrısının ayeti içine parantezle hemde normal bir insan tarafından eklenmesini nasıl kabul edebilir? Yaptığınız şeyin tanrının salt sözlerine güvenmeyip başkalarından tanrıyı anlamak için yardım almak anlamına geldiğinin farkında değilmisiniz?

      • rammsteinn dedi ki:

        tanrı bir kitap göndermiş. “bu kitap apaçıktır” demiş.
        ama anlaşılamayınca parantezlerle anlaşılabilir yapılmaya çalışılmış.
        soru şu olur : parantezler neden var?
        cevap : anlaşılabilir olması için
        yorum : tanrının ne demek istediğine çevirmenler mi karar veriyor?
        haşaa
        kaldıki o kadar parantez varken bile hala birçok ayet değişik yorumlanıyor..
        savunma da şu : eğer kuran gelecekten haber verseydi,gerçek mucizeler içerseydi,dünya tarihinin nasıl şekilleneceğini kesin olarak bildirseydi herkes inanırdı. bu seferde herkes iman ederdi sınav olmazdı.
        tıpkı tanrının dünyadaki facialara,kötü olaylara müdahale etmeyişi gibi.
        tanrı şunun peşinde;
        bir kitap indiriyor. muallak,anlaşılmaz,mecazi anlatımlarla dolu. tanrı istiyorki insanların kafası karışsın bazıları inansın,bazıları inanmasın.yani bazı insanları cehenneme atmak istiyor.
        eğer herşeye müdahale etseydi sınav olmazdı.
        ilginç bir tanrı profili.
        tıpkı zeus gibi..
        şu kızdığı zaman şimşekleri çakan tanrı gibi.

      • kadir dedi ki:

        sayın toro..

        Çevirmenlerin ezici çoğunluğu ”elçilerimize sor, elçilerimizden sor, resullerimize sor” derken siz nasıl oldu da peygamberlerden değilde, ümmetlerinden sorma yoluna gittiniz? Harflerin yerini değiştirerek cambazlık yapıyorsunuz!

        Taberi tefsirinde bile ”peygamberlerimize sor” şeklinde geçiyorken siz nasıl bir sanatla aşağıdaki gibi bir çeviriyi paylaşıp onun üzerinden benimle tartışmaya girersiniz?

        “daha önce gönderdiğimiz elçilerimizi soruştur.” dedektif gibimi?

        sizden alıntı…

        sevgili toro… bu şekilde yazdığım ayet sizin ayetin asıl mesajını daha rahat anlamanız içindir.. mesela ben bu ayeti ” daha önce gönderdiğimiz elçilere sor” diye okusam bile ben ayeti sizin anladığınız gibi anlamıyorum.. amaç sizin daha kolay anlayabilmenizdir..

        şöyleki; hz. peygamberden önce gelmiş geçmiş elçilere hz. peygamber ne sorabilir, nasıl sorabilir.. onlar artık bu dünyada yokki onlara sorsun.. işte burada arapça dil yapısına uygun olarak bir anlatım tarzı vardır.. siz bunu türkçe dil kurallarına göre anlamaya çalışırsanız.. ayet size çelişkili gelir ki geliyorda… çünkü bakış açınız o yönde.. bakın size kurandan bir örnek vereceğim…

        “Sana indirdiklerimizde herhangi bir şüpheye düşersen, senden önce kitap okuyanlara sor. Gerçek şu ki sana Rabbinden hak gelmiştir. Sakın şüphe edenlerden olma!” (yunus-94).

        mesela bu ayette kitap okuyanlar kim.. hangi kitabı okuyanlara soracak peygamber.. sizin mantığınıza göre bu ayette çelişki var.. oysa anlayış tarzınıza bir yön vermeniz. sizi daha farklı düşünmeye sevk edecektir.. işte bu ayette de anlatılan “kitap okuyanları soruştur” yani daha önce allah katından inen ilahi kitap mensuplarını soruştur, araştır..
        anlamındadır.. hz. muhammet gitse bir müşrik olan hristiyana sorsa.. oda deseki; “isada bir tanrıdır.” hz. peygamber o zaman ne diyecekti; “bak hristiyana sordum meğer isada bir tanrıymış”

        bilmem anlatabildim mi?

        sağlıcakla kall.

      • kadir dedi ki:

        sayın toro…

        “Durum ne biliyormusun sayın kadir! Ayetler ilk indiğinde bunları belli başlı kişiler biliyor ve gerektiğinde diğerlerine tebliğ ediyorlardı! Henüz kitap haline getirilmediği içinde ayetlerin bu tutarsızlıklarını tartışma konusu olamıyordu! Bu nedenle bu ayet ile ilgili hiç kimse peygamberim diyene, ”nasıl yani” diyemedi! Bu ancak kitaplaştırılıp elden ele dolaştırılmaya başlandığında birileri tarafından farkedildi ve kendine islam alimi diyenler tarafından kendi kendilerine niyet okuması yapılarak yorumlandı!” …..sizden….

        sevgili toro… size bir metin verseler… ve bunu ezberle deseler.. ve sizde ezberleseniz.. metinin bir paragrafınsa şu ifade geçse “gökyüzü allah tarafından yaratılmıştır…” sonra başka bir paragraftada ” gökyüzü tesadüfen oluşmuştur, allah yaratmamıştır.” diye bir metin sizin ezberinizde olsa siz bunu fark etmezmisiniz..

        iki kere iki dört olduğu halde başka bir metinde beş ise böyle birşey olabilir mi deyip bu bilgileri ezberlediğiniz kitabı reddersiniz. bu açıklamalarımdan sonra asıl soru şu..

        kuranı kerimi ezbere bilen sahabeler bu çelişkileri nasıl fark edemez. öyleki onlar saf arapça bilen insanlar, bu size mantıklı geliyor mu? bunun kuranın kitaplaştırılması ile ilgisi yoktur.. çelişki gören ezberlerinde olanlarda da rahatlıkla çelişki görürdü..

        saygılarımla..

      • toro dedi ki:

        Sayın Kadir,

        Evet siz ayetin ilk halini okuduğunuzda da benim söylediğim gibi anlamıyorsunuz! Bunun sebebi belli! Üstelik bunu kendiniz söylüyorsunuz;

        ”hz. peygamberden önce gelmiş geçmiş elçilere hz. peygamber ne sorabilir, nasıl sorabilir.. onlar artık bu dünyada yokki onlara sorsun..”

        Ama bu gerçeği değiştirmiyor! Bu ayetin peygamberinizin ölümünden sonra farkedilip tartışıldığı ve islam alimlerinin bu ayeti kendi düşüncelerine göre ekleme yaparak düzeltmeye çalıştığı gerçeğini görmezden gelemezsiniz! Ayette problem olmasaydı ayetin anlamını yeniden yorumlayan ve ayete istedikleri anlamı versin diye eklemeler yapan din alimleri olabilirmiydi? Neden bu ayetle ilgili anlamı şudur şeklinde yorumlar yapılıyor da olduğu gibi bırakılmıyor? İnanmayanların ne düşündüklerinin inananlar için bir önemi varmı? Eğer varsa teblğ diye bir göreviniz ki bence yok, o zaman ne diyorsa onu nakledersiniz! Herkes anlamını kendi verir!

        Önceki yazımda yazdığım gibi! Kuranda ki bu ayetler ancak kitap haline gelip elden ele dolaşmaya ve herkes tarafından okunmaya başlandıktan sonra farkedilmiştir! Dolaysıyla ayetin anlamı için danışacağınız bir figür yoksa yapmanız gereken olduğu gibi bırakmaktır! Aksi halde bu tanrıcılık oynamak olur ve bunun cezasının ne olduğunu kuran’a gerçekten İNANAN herkes bilir!

      • toro dedi ki:

        Sayın Kadir,

        Sahabeler çelişkiyi görseler bile niye ikrar etsinler? Sizde biliyorsunuz ki sahabe peygamberlik iddiasında bulunanın en yakınında olmayı sağlar! Yani yeni düzenin en tepesinde güce en yakın yerde! Gözünüzün önüne getirin! Kendine peygamberim diyenin peygamber olduğuna biat etmiş 30 sahabenin içinden birden bire kalkıyor ve karşınızda ki peygambere ”bu işte bir gariplik” var diyorsunuz! Sonra ne olacağına dair bir fikriniz illa ki vardır!

        O yüzden size ısrarla elden ele dolaşmaya başladıktan sonra diyorum!

        Bu arada islamda önce müslüman olan sonra ”bunların hepsini benim söylediğim gibi yazdırıyordu” deyip islamdan dönen yazıcı sahabelerde yok değildir! Siz kelle koparmanın anormal değilde normal sayıldığı bir dönemden bahsettiğimizi unutmuş olmalısınız!

  67. sercan dedi ki:

    zuhruf suresinin 45. ayetine bakalım…

    “sende önce gönderdiğimiz elçilerimizi soruştur.. biz rahmandan başka tapılacak ilahlar yapmışmıyız..”
    BU AYET TAM BİR FACİA 1 burada muhammet allaha inanmamış gibi anlatılıyor ….
    2 allahta bana inanmazsan git senden önceki ((((sözde ))))peygamberlere sor diyor
    3 peki muhammet 600… 1500 yıl önce ölen kişilerle nasıl konuşacak ne soracak
    şunumu sizin zamanınızda kaç tane allah vardı diyemi??????????

    • Serkan dedi ki:

      Sercan bey

      ASIL Facia sizin türkceyi iyi çözemediğinizden anlaşılıyor? Ayette diyor ki ; daha önceki peygamberleri sorustur, kime soruşturacak kavramı var,yani siz bir inşaat yapacaksınız ve firmayı tanımıyorsunuz vede bunu ARAŞTIRMA ihtiyacı duyuyorsunuz.Bunu Rabbim sizin gibi ateist ve cahillere hitaben gonderdigi ayettir…

      Birde arapçayı anlamadık diyorsun,Be kardesim daha türkce özürlüsün bide kalkmissin burada gazel okuyorsun…

      • rammsteinn dedi ki:

        ben ne demişim ki hakaret etmişim

        tanrısının ağzı bozuk olunca kulununda ağzının bozuk olması normal.
        bir yeminde sen patlat be serkan. neye dikkat çekmek istiyorsan ona yemin et.,
        —-
        kurandaki bu kadar hakareti sıradan bir insan sarfetse acaba ona ne dersiniz?

        HACC – 30
        Bu böyle. Kim Allah’ın hükümlerine saygı gösterirse, bu, Rabbi katında kendisi için bir hayırdır. Haramlığı size okunanların (bildirilenlerin) dışında bütün hayvanlar size helâl kılındı. Artık putlara tapma pisliğinden kaçının, yalan sözden kaçının.

        Artık putlara tapma pisliğinden kaçının lafındaki put kelimesinin yerine “islam”ı yerleştirirsek acaba ne olur? küfürler hakaretler havada uçuşur.
        sizin tanrınız o kadar hakareti ederken size göre hiçbir sorun yok. ama aynısı size uygulandığı zaman ne oluyor bütün dünya biliyor.
        sizin peygamberiniz,kabe paganlardeyken, kabeye girip putlara yere çalarken hiç sorun yok. ama birisi camiye girse ortalığı kırsa geçirse ne olur acaba?
        iğneyi kendinize,çuvaldızı başkasına batırın.
        hakeret eden,aşağılayan,iki cümlede bir yemini eksik olmayan bir tanrınız var.
        birde matematiği bozuk
        ————-
        ZUHRÛF – 45
        Diyanet İşleri
        Senden önce gönderdiğimiz elçilerimize sor: Rahmân’dan başka kulluk edilecek ilâhlar var etmiş miyiz?

        ELÇİLERİMİZE SOR diyor.
        ayetleri sündüre sündüre nereye çekeceğinizi şaşırıyorsunuz.
        ama lafa geldiğinde ateistler kuranı çarptırıyor.
        http://www.kuranmeali.org/43/zuhruf_suresi/45.ayet/kurani_kerim_mealleri.aspx
        kaç çevirmen ELÇİLERİMİZE SOR diye çevirmiş
        kaç çevirmen ELÇİLERİMİZİ SORUŞTUR diye çevirmiş.

      • sercan dedi ki:

        SERKAN BEY
        şu ayeti iyice okusana anlama özürlü senmisin benmiyim
        burada allah kullara sormuyor muhammede söylüyor muhametete allaha ben pek ikna olmadım değince o zaman senden önceki peygamberlere sor diyor…anlamdığsan bi daha yazayımmı serkan……

        serkandan alıntı
        ASIL Facia sizin türkceyi iyi çözemediğinizden anlaşılıyor? Ayette diyor ki ; daha önceki peygamberleri sorustur, kime soruşturacak kavramı var,yani siz bir inşaat yapacaksınız ve firmayı tanımıyorsunuz vede bunu ARAŞTIRMA ihtiyacı duyuyorsunuz.Bunu Rabbim sizin gibi ateist ve cahillere hitaben gonderdigi ayettir…

        ŞU AYETİ SİNDİRE SİNDİRE OKU
        Elmalılı Hamdi Yazır 45-Senden önce gönderdiğimiz peygamberlerimize de sor: Biz Rahman’dan başka ibadet olunacak ilahlar yapmış mıyız?

      • Serkan dedi ki:

        Soruyorum kardeslerim o zaman ayetleri çarpıtmaktan vazgeçin zaten bir türlü beceremiyorsunuz YAA!bir birinizin açığını kapatmada üzerinize yok hayret ediyorum İnan!madem bilmiyorsunuz o zaman ayetleri neden ezberleme ihtiyacı duyuyorsunuz.

        Allah cc ona bu ayeti mirac gecesi indirdi.hafise söyle gerçekleşti.
        Ata ,İbn Abbas (ra)’ın şöyle dediğini rivayet etmiştir: “Hz.Muhammed (sas) Miraç için Mescid-i Aksa’ya götürülünce,Allah-u teala ,Hz. Muhammed (sas) için,Hz.Adem (as) ‘i ve zürriyetinden gelen büyün peygamberleri diriltti.Cebrail (as) ezan okudu ,sonra da kamet getirdi, “ Ey! Muhammed,öne geç ve onlara namaz kıldır..” dedi.Hz.Peygamber namazını bitirince,Cebrail (as) ona , “ Ey! Muhammed , “senden evvel gönderilen peygamberlere ,o Rahman’dan başka tapılacak tanrılar ,yapılmış mı sor?” dedi…Hz.peygamber (sas) de, “ Hiçbir şey sormuyorum,çünkü bunda şüphem yok” cevabını verdi.
        Şimdi siz bu duruşmada kılıf uydurursunuz.cunku sizin amacınız kurabi Kerimler uğraşmak ama nafile sizin bunlara karsı allahım en güzel cevabı böyle hazırlamış.acaba sizin evrenin TANRISI NERDE ben niye göremiyorum neden âyetlerinizi okmuyorsunuz yoksa dilinimi yuttu tek bir Allah’tan bu kadar güzel sözler çıkarken sizin TANRINIZIN dilimi tutuldu?

      • Serkan dedi ki:

        O zaman bir yerinden uydurma ayetlerimizi?bakiyorumda biriniz hata yapınca herkes onun açığını kapıyor ama bizim ayetlerin birinde AÇIK var mı? Sen AKILLI ol Sercan kardes bosa yormayın kendinizi Allah cc herkesten büyük😉

    • toro dedi ki:

      Sayın Serkan,

      Demek ki senin inanman için görmen lazım, görmeden inanamadığın için benim sana sözlerini ilettiğim tanrımı görmeyi istiyorsun;

      ”acaba sizin evrenin TANRISI NERDE ben niye göremiyorum”

      Demek ki sen kuranın tanrısına onu GÖREREK inandın! O halde bize de göster, göster ki bizde senin gibi sadece GÖREBİLDİĞİMİZ tanrıya inanalım!

      Bu arada hala benim peygamberliğime inanmanı , sizleri demir kuşlarla uçuran evrenin tanrısına biat etmeni bekliyorum!

      • Serkan dedi ki:

        Sayın TORO
        Ben size hiç bizim rabbimize İnan diye baskı yaptım mı?bizim dinimizde baskı olmaz sen bunu biliyorsun.birde evrenin TANRISI derken Demir’den uçak yapan dediğin kisi su ufolar geliyor dünyaya yoksa sen onları görüp tanrımı edindin?bravo sana peygamber olarak biat etme sen cunku peygamberlik Kuran’ın Rabb’ine mahsus bir kavram.sen istersen kendine başka isim bul cunku Kuran’ın tanrısına İnanmayan biri peygamberlik ismini alamaz dımı?

        UFO YAPTI uçakları değil mı?o zaman sen onları görüyorsun ve biat ediyorsun evrenin tanrısına.biz Allah’ı görmüyoruz onu kalbimizde hissediyoruz,onun yarattığı cinler bile onlara kulluk ederken siz kim oluyorsunuzda ona yüz çeviriyorsunuz.haa cinlere inanmak istemezsen sana bir önerim var git bir gece mezarlığın üstünde yatta görelim bakalım Kuran’ın tanrısından korkuyormusun yoksa korkmuyormusun…

      • toro dedi ki:

        Sayın Serkan,

        Lafı dolaştırmayın, kendi ikrarınızdır siz ”inanmak için görmek istiyorsunuz”! O halde hikayelerle vakit geçirmeyelim ve sonraki aşamaya geçelim! Siz bize, sizin size görünen tanrınızı gösterin! Gösterin,görelim ve bizde biat edelim!

        Baskı meselesine gelince! Bak yine su üstüne çıkmaya çalışan sensin! Bana ilk yazdığın mesajda söylediğin cümleler senin gibi inanmadığım için benim hakarete ve türlü kalıplara sokulabileceğimi ima ediyordu! Bu benim gibi olmazsan sana istediğim şeyi söyleyebilirim demektir, dolayısıyla senin gibi inanmak zorunda olduğuma dair bir baskılama hamlesidir!

        Şimdi Yine peygamberlik mevzuuna gelelim! Benim peygamber olduğuma neden inanmıyorsun! Sana bir tanrıyla konuştum ve o tanrı ilk defa beni elçi olarak dünya insanlarına gönderdiğini söyledi! Bana belirli aralıklarla sonradan kitap haline getirilecek metinler verecek!Ayrıca bu metinler bütün dünya dillerinde olacak ve kitap tamamlandığında dünya üzerinde e-mail kullanan bütün insanlara otamatik olarak gönderilecek! Tanrı dünyadaki bütün TV yayınlarını belli bir süreliğine keserek beni dünyadaki bütün TV lerden aynı anda onun mesajlarını iletmemi sağlayacak! Ben kendi dilimde konuşacağım ama beni izleyen her insan söylediklerimi kendi dilinde anlayacak!

        Tanrı bugüne kadar insanların varoluş amaçlarını anlamalarını bekledi! Birgün kaosun ortasında onları barındıran evrenin farkında olacaklarını düşündü! Bu sayede tanrılarına ulaşacaklardı!Ama onlar sadece kendi aralarında kavga ettiler, birbirlerini öldürdüler, başka tanrılar icat ettiler ve o tanrıların kendileriyle konuştuğunu iddia ettiler! Sonra o tanrılar için birbirlerini öldürdüler! Tanrı artık yeter, bilecekler diyor!

        O yüzden serkan bileceksiniz! Kibirlerinizden ya kendiliğinden ya da zorla arındırılacak, tanrının gözbebeği dünyaya ve içindeki canlılara verdiğiniz zararın hesabını vereceksiniz! Tanrı size cennet ve cehennem vaat etmiyor! Zaten hiçtiniz, hiçliğinizi varlığa çevirenden, size hareket bahşedenden birde cennet bekleme lüksünüz yok! Siz sadece sizi varedeni bilmekler sorumlusunuz! Bu noktaya ulaşamayanlar, tanrılarını anlayamayanlara sonsuz karanlığın içinde sonsuz bir yalnızlık vaad ediyor! Sizi sizinle cezalandıracak!

        Tanrıyı anlayanlar ise evrenin sonsuz döngüsü içinde tekrar hayat bulma ve yaşama şansına erişecekler!

        Zaman daralıyor serkan, sen daha önce yaptığın gibi yine GÖRMEDİĞİN bir tanrıya inanmak zorunda bırakıldın! Yaratılan herşey kendi kaderini çizer! Senin çizdiğin kaderde yine görmediğin bir tanrıya inanmak vardır!

        Ya inanırsın ya da sonsuz karanlıkta, sonsuz yalnızlığa atılırsın!

      • Serkan dedi ki:

        Sayın TORO

        Çok bilim kurgu flimi izliyorsun sanırım!bune ya peygamberlikten vazgeçip elçiliğe soyunmussun,Buda iyi bir gelişme nede olsa peygamberlik Allah’ın elçilerine verilen sıfattir.
        Şimdi dirmişsin ben çeviriyorum konuları,sana ne demeli verdigim soruları önce cevapla ondan sonra başka kOnuya geç.senin bu anlatımını güler okudum birden dünyalar savası flimi aklıma geldi ;;)) sen uzaylimisin yoksa evrenin TANRISI olan bir uzayliyami tapıyorsun İnan anlamadım.sen kendini Hz İsa’nın havarisimi sandin ondan ornek alıp bana anlatıyorsun.baska dilde konuşup biz senin dilinden anlayacağız,ne kadar saplantili birisin FARKİNDAYSAN?

        Allah 12 havariye o dilleri anlatıp konuşsunlar diye bu kudreti verdi yoksa sende bir muciZe göstereceksin bize anlaşılan?ah TORO kardesim biraz hayal dunyasında yasama,sen istersen bunlardan vaz geç sen geç dehilken cenneti yakala…

        Dünyalar savaşının sonunu hatirliyorsan,iyi olan kazanmıştı Allah’ın insana verdigi kudret yani imanları ve akılları sonuca götürdü…

      • toro dedi ki:

        Evet Serkan,

        İşte böyle! Sen kendine Müslüman diyorsun, yani tanrını onun gönderdiğiyle (kitabıyla) gördün, anladın ve artık biliyorsun!

        Peki anladığına emin misin? Eminsen bana aşağıda ne söylendiğini açıkla;

        ”Lâ İlâhe İllallah Muhammeden Resulullah”

        Demek peygamberlikten vazgeçip elçiliğe soyunmuşum! Bu durumda sana hadi diyorum, yukarıda ki metinin sonunda kendisinden bahsedilen kişi içinde aynen benim için kurduğun o cümleyi kur;

        ”bune ya peygamberlikten vazgeçip elçiliğe soyunmussun”

        Şimdi geçeceksin Kuranın tanrısına inanıyorum diye hurafelere inanma faslını! Az öncede görmediğin tanrı için yoktur diyordun, sonra ne olduysa kalbinle hissetmeye başladın!

        Tanrıyı tanımak mı istiyorsun tanıtayım;

        Gökyüzünde benim emrime uyarak uçuşan demirden kuşlara bakmaz mısınız? Şüphesiz ki gökyüzünde gördükleriniz her biriniz için anlaşılması gereken ibretlerle doludur!

        Doğada gezinen bütün varlıklar ve gökyüzünde uçanlar beni bilenlerdendir! Beni bulabilesiniz diye kendimi doğaya ve zihinlerinize kainatın en büyük sanatıyla resmeden benim. Bileceksiniz!

        Sizi aydınlığa kavuşturmak için güneşi merkeze koyan benim! Ayı gecelerinizi aydınlatsın diye etrafınızda bir yörüngede döndüren de benim! Her şeyi yapan benim, kendi yarattıklarınıza değil sadece bana inanmak zorunda olanlarsa sizlersiniz!
        Yukarıdakileri bilmek ve onların tanrıdan geldiğine inanmak zorundasın!
        Evet, Serkan tekrar soruyorum benim peygamberliğime inanıyor ve doğru yola giriyor musun? Seni hiç göremediğin ve senden 1400 yıl geride kalan bir hikaye ye inanmaya değil, seninle doğrudan temas eden ve tanrıyı sana bizzat anlatan bana inanmanı bekliyorum!

        Eğer buna inanmazsan, tanrıyla karşılaştığınızda ona, bana bizzat seni anlattığı halde ona inanmadım, şimdi benim halim ne olacak diye ağlama hakkın olmayacak! Senin bir tek amacın var O’na ama sadece O’na inanmak!

        Tüm bunlara rağmen yine de inanmayacaksan, kendi ağzınla söyle, kendi ellerinle yaz, benim neden O’nun peygamberi olamayacağımı! Yaz ki Tanrı nezdindeki yolun kendi sözlerinle çizilsin!

      • yasir dedi ki:

        Toro, Kuranda çelişki olduğunu söyleyip inananlardansın…

        Peki, Kuran ve Kuranın tanrısı adaletsizlik ve haksızlık emrediyor mu?

        uzun uzadıya yazmadan…Kısa ve net cevap verirsen sevinirim.

      • toro dedi ki:

        Sevgili dostum yasir,

        Kendi tanrı tasvirimle ilgili bütün detayları 1okuyucuyla ”DİNLERE GÖRE DÜNYANIN VE İNSANIN YAŞI” ve ”SOMA” ile ilgili başlıklarda yaptığımız münazaraları okuyarak görebilirsin!

        Ama sana son yazdığım yazıdan da göreceğin üzere değerlisin o nedenle istediğin cevabı aşağıya yazıyorum!

        Sevgili yasir, bir olgunun lafazanı olmakla o olgunun gerçekten savunucusu olmak farklıdır! Adalet ve hak kavramları net değildir, görecelidir!

        Sen bana inanaların kendi içlerinde birbirlerine karşı dillendirdikleri hak ve adalet kavramlarınımı soruyorsun yoksa inananların inanmayanlarla ilişkilerindeki hak ve adalet kavramınımı?

        Adalet nokta kadar boşluk kabul etmez! Şöyle diyeyim sen tanrıdan adalet bekliyorsan o adalet her insanın birbiriyle eşit şekilde tanrısından haberdar olması anlamına gelir! Yani hiç kimse tanrısını diğerinden eksik ya da fazla bilmez! Mutlak bir eşitlik söz konusudur! Şimdi tanrının direkt muhatap olduğu bir kişi yada bir halk ile, hiç muhatap olmadığı kişiler ve halklar için bir adaletten bahsetmek mümkün müdür? Tanrının direkt temas ettiği kişi ya da halklarla direkt temas etmediği kişilere ve halklara aynı sözlerle ya da kurallarla yaklaşmasımıdır adalet?

        Zaten dünya üzerinde sadece savaşın, öldürüşün ve tecavüzün emredildiği bir dini insanlara kabul ettiremezsiniz! Böyle dinler gerçekten dominant ve rakipsiz halkların içinden çıkar! Ama açlığın ve sefilliğin ve dahi köleliğin kol gezdiği yerlerde muhatabınız zaten çaresiz olanlar olacaktır! Dikkat edersen Kuran en başta onların üstünde etkili olmuş varsıl kesim mekkenin düşmesine kadar direnmeye devam etmiştir! Bu nedenle senin bahsettiğin tanrı adalet ve hakkın lafazanıdır ama asla temsilcisi değildir!

    • bilal dedi ki:

      Sercan bey,

      1-Diyorsunuz ki, ‘’ BU AYET TAM BİR FACİA 1 burada muhammet allaha inanmamış gibi anlatılıyor.’’

      Siz bu ayetin sebebi nüzulunu ve bundaki mesajı anlamadığınız için ileri geri yanlış yorumları yapıyorsunuz…

      ‘’وسبب هذ الامر أن المشركين … قالوا للنبي ان ما جئت به مخالف لمن كان قبلك من الرسل فأمره الله بسؤاله علي جهة التوقيف والتقرير الخ { القرطبي – ج—8 – ص – 405 }

      1-Yukarıdaki tefsir ve rivayetin metnine göre‘’Bu soruşturma ve inceleminin sebebi şudur: Müşrikler (puta tapanlar ) hz.peygambere senin getirdiğin din,senden önceki peygamberlerin getirdikleri semavi dinlere muhaliftir,aykırıdır.(zira onların getirdikleri dinlerde puta tapıcılık da vardı.yani Allah buna da izin vermişti vs…) diye iddia ediyorlar.! İşte bunun üzerine yüce Allah da elçisine ‘’ Senden önce gönderdiğimiz elçilerimizi soruştur. ( onlardan kalan bilgileri incele,senden önceki elçilere inananlara durumu soruştur,böyle bir şey var mıdı ki ,böyle söylüyorlar.??? Yani bunların iddiaları doğru olup olmadığı hakkında senden önceki elçilere inananlara sorun ve bu konuyu onlar anlatsınlar böyle bir şey var mıdı ? deniliyor.. Zaten Müşrikler puta tapınmayı da,Allah’a yaklaştırıcı bir ibadet olarak değerlendiriyor ve taptıkları putlar da Allah katında kendilerine şefaat edeceklerini iddia ediyorlardı.Hatta Allah bunu bizden istememiş olsaydı biz de putlara tapmazdık diyordular. Yani puta tapanmayı da haşa Allah’ın bir emri miş gbi algalıyorlardı..İşte bu ayet onların bu iftiralarına karşı bir cevap olarak inmiştir………. Bu nedenle ’’hz.peygamberin haşa Allah’a inanmamış gibi….‘’ tarzındaki yorumunuz bir saçmalıktan öteye geçmez!!! Ayetin sebebi nüzulunu ve verilen mesajı bilmeden her zaman olduğu gibi burada da anlamsızca bir yorum yapmışsınız.! Aşağıdaki rivayete de onların putlara tapmanın gerekçeleri anlatılıyor.’’ما نعبدهم الا ليقربونا الي الله زلفي الخ …‘’ Bizi ancak Allah’a yaklaştırsınlar, (bize Allah katında şefaat etsinler ) diye onlara (putlara ) tapıyoruz,diyorlardı..Yani putlara tapınmayı da haşa Allah’ın vermiş olduğu bir izin ve müsaadesi olarak görüyorlardı.İşte söz konusu ayet onların bu iftiralarına bir yanıt olarak iniyor…!!!

      2-Yine ‘’ allahta bana inanmazsan git senden önceki ((((sözde ))))peygamberlere sor diyor
      3 peki muhammet 600… 1500 yıl önce ölen kişilerle nasıl konuşacak ne soracak.’’diyorsunuz.

      Bu konu daha önce anlatıldığı halde,ya okumuyorsunuz,ya da anlamaya çalışmıyorsunuz…!!!

      Konuyla igili daha önceki yazıyı aşağıya alıyorum:

      ” Senden önce gönderdiğimiz elçilerimize sor; ( onlara verilen bilgiyi inceleyip araştır ve senden önceki peygamberlere gerçekten inanan kimslere sor,bu konuyu araştır.vs.) şeklindedir…!!!
      Ayrıca aşağıdaki bütün tefsir metinlerinde de bunun böyle olduğu anlatılıyor.!!!
      1-‘’ (وَسْئَلْ مَنْ أَرْسَلْنا مِنْ قَبْلِكَ مِنْ رُسُلِنا، أَجَعَلْنا مِنْ دُونِ الرَّحْمنِ آلِهَةً يُعْبَدُونَ) أي واسأل أمم من أرسلنا من قبلك من الرسل: هل حكمنا بعبادة غير الله؟ وهل جاء ذلك في ملة من الملل؟
      ‘’تفسير المراغي
      2-‘‘( وَاسْأَلْ مَنْ أَرْسَلْنَا مِنْ قَبْلِكَ مِنْ رُسُلِنَا ) إنما معناه: فاسأل وابحث كتب الذين أرسلنا من قبلك من الرسل, فإنك تعلم صحة ذلك من قبلنا, فاستغنى بذكر الرسل من ذكر الكتب, إذ كان معلوما ما معناه

      Mesela:Bilmediğimiz bir konu için bunu yargıya sor ! dediğimiz de yanlışlık mı yapıyoruz? Yargıya soru sorulabilir mi ? Bunun anlamı yargıç (yargı mensuplarına) , hukuk uzmanlarına sor değil midir ? Peki niye bu tür ifadeleri kullanıyoruz? Acaba yanlışlık mı yapıyoruz? İşte bu da böyle !!! Özetle,her konuda olduğu gibi bu konuda da maalesef,anlamsız bir yorum yapmışsınız…!!!

      Saygılarımla…

  68. sercan dedi ki:

    serkan bu yazdıkların nerde yazıyor hadislerdemi bakıyorumda işinize geldimi hadislere sarılırsınız işinize gelmedimi bu uydurma der geçersin ama unutma madem hadisler diyorsun sana 500 tane hadis yollarım altından kalkamazsın sonra ……

    HA BİDE cebrail muhammede ayetleri getiren sözde melek değilmi ….peki herşeyden haberi olan postacılık yapan bir melek başka rahmanı muhammede niye sorsun …asıl sen orandan burandan uydurma serkan …….

    • Serkan dedi ki:

      Ne kadar bOs yazılar yazıyorsun sana soru sordum kıvrımda cevapla!sen öncelikle ayetleri düzgün çevirde sonra hadislere geç kardesim.

      Cebrail as ayetleri indirirken Allah’ın sözlerini eksiksiz bir sekilde söylerdi.1400 yil önce bu kadar güzel bilimsel ayetler inerken sizin evren TANRISI Zeus gibi ağlıyormuydu?sende ağlama sakın hadisler var bide sizin uydurduğunuz hadisler var.heleki ateist uyduruyorsa vay halimize

      • Gencer dedi ki:

        Bu yazdıklarına KARGALAR bile güler.

        ”Cebrail as ayetleri indirirken Allah’ın sözlerini eksiksiz bir sekilde söylerdi.1400 yil önce bu kadar güzel bilimsel ayetler inerken sizin evren TANRISI Zeus gibi ağlıyormuydu?”

        Arkadaş sana ne içiriyorlar da 1400 yıl öncesini görmüş gibi yazıyorsun?
        Bu arkadaşı sakın ciddiye almayın hayli tahta eksik kendisin de..

  69. kadir dedi ki:

    sayın toro…

    “Evet siz ayetin ilk halini okuduğunuzda da benim söylediğim gibi anlamıyorsunuz! Bunun sebebi belli! Üstelik bunu kendiniz söylüyorsunuz;”

    önemli olan ayetin nasıl yazıldığı değil dil kurallarına göre anlamaya çalışmaktır.. siz nasıl ki ingilizce bir kelimeyi türkçe dil kurallarına göre anlayamayacağınıza göre.. arapçayıda türkçeye dil bilgisine göre anlayamazsınız. her dili kendi kuralları çerçevesinde anlamanız gerekmektedir. sanırım yukrıdaki bu sözümü gözden kaçırdınız.. ayrıca ben ilk halini okuduğumdada ayetin ne demek istediğini anlayabiliyorum.. yine yukarıdaki yazımdada bunu belirtmiştim..

  70. kadir dedi ki:

    sayın toro…

    “Sahabeler çelişkiyi görseler bile niye ikrar etsinler? Sizde biliyorsunuz ki sahabe peygamberlik iddiasında bulunanın en yakınında olmayı sağlar! Yani yeni düzenin en tepesinde güce en yakın yerde! Gözünüzün önüne getirin! Kendine peygamberim diyenin peygamber olduğuna biat etmiş 30 sahabenin içinden birden bire kalkıyor ve karşınızda ki peygambere ”bu işte bir gariplik” var diyorsunuz! Sonra ne olacağına dair bir fikriniz illa ki vardır!”

    sahabeden kastım.. aslında hz. peygamber zamanında yaşan insanlardır. ayrıca peygamber döneminde peygambere karşı oluşan ilk tepkilerin nedeni kuranı kerim değil, tek ilah inancını yaymaya çalışan hz. muhammetede gösterilen tepkidir.. çünkü geleneklerini terk etmek istemeyen müşrikler. kabede kabilelerin putlarını muhafaza ederek ticari olarak çıkardan mahrum kalmamaktır.. örneğin, ebu leheb, ebu cehil gibi mekkenin en zenginleri, bu itibarı ve zenginliği terk etmemek amacıyla hz. muhammeti red etmişlerdir.

    bakın size kurandan bir örnek vereceğim.. hz. peygamber mekkeli müşriklere kuranı tebliğ ettiğinde. mekkeli müşrikler kuranın kusursuzluğunu görmüş, hz. peygambere hitaben..

    “bu kuranı muhammete birileri öğretiyor” yüce allah kurandaki bir ayetinde böyle buyurmuştur..
    çünkü saf arapçaya hakim olan mekkeli müşrikler. kuranda kusur bulamamış, allahtan geldiğini inkar etmek için her türlü iftirayı hz. muhammete yakıştırmışlardır..

    • toro dedi ki:

      Sayın Kadir,

      “bu kuranı muhammete birileri öğretiyor” söyleminden, bunu söyleyenlerin kuranın kusursuz olduğunu görmeleri sonucuna nasıl ulaşıyorsunuz anlamadım!

      Kusursuz diyorsanız ve birileri kusursuz olduğunu görüyorsa yani hiç bir şekilde önündekini sürkülase edemiyorsa neden ona inanmasın da karalamaya çalışsın?

      Bu arada saf arapça demişken, şunuda gözden kaçırmayın şuanda kendine müslüman diyen 1,5 milyar insandan hiçbiri kuranın saf halini ve de ilk kitaplaştığı hali görmedi! Üstüne üstlük o saf arapçaya yıllar sonra Haccac sesli harfler ekledi! Bununla yetinilmedi, noktalandı, son olarak harekelendi! Şimdi bu noktada size sorum şu;

      Madem bu kadar kusursuz bir kitaptı neden ikinci kere yazılıp ilki yakıldı? Madem kusursuzdu neden sesli harfler eklendi? Madem kusursuzdu neden harekelendi? Madem kusursuzdu neden noktalandı?

      Kusursuz bir metin üzerinde yukarıdaki işlemlerin yapılmasını nasıl açıklıyorsunuz? Şimdi size tekrar soruyorum, sadece bir halka değil bütün dünya ya gönderilen bir çağrının ileride başka dillere çevrilme gereği doğduğunda çevirinin aslıyla çelişmemesi için diğer dillerde anlamı tek olan kelimelerin arapça karşılıklarıyla oluşturuması daha tanrısal bir eylem olmazmıydı? O durumda kimse kendi kafasına göre tefsir yapamaz, anlam devşiremezdi!

      Son olarak ben sorduğm sorunun yanıtını hala alabilmiş değilim! Bu ayeti savunmak için arapçanın saf hali diyerek savunma yapamazsınız! Öncelikle kuranın kureyş lehçesi ile indiğini (söylendiği) , o dönemde arapçanın emeklemekte olan bir dil olarak özellikle etrafındaki birçok dilden içine kelimeler devşirdiğini de bilmelisiniz!

      O yüzden savunmanızın temeli saf arapça olamaz! Bir kere mantıken şunu düşünmelisiniz! İlk halini göremediğiniz kitap şuan içine sesli harfler eklenmiş harekelenmiş ve noktalanmış olarak artık kuranın ilk hali değildir! Dolayısıyla özellikle harekelenip noktalanırken aynı zamanda edebi yönünün kuvvetlenmesi için şiirsel bir anlatım katılmış olabilir! Sonra bunu hadisler yaratarak normalleştirmek mümkündür!

      Bana kuranın ilk haliyle seslenemiyorsanız bu halinin çelişkilerini saf arapça konuşan müşriklerin olası etkilenmeleriyle savunamazsınız! Her zaman diyorum, kuranı yeniden dizayn edenin ebu süfyan ailesi olduğunu hiçbir zaman unutmayın!

      • MaMaLi dedi ki:

        sayın toro!sizi,anlamıyorum!neden serkan isimli,varlığa cevap veriyorsunuz?düşük
        profilli,informatik,bilgileri,olan,bu canlı ya,harcadığınız enerjiye yazık değilmi?
        Hararet har dadır sac da değil!
        Keramet baş tadır taç da değil!
        Ne ararsan kendinde ara!
        Kudüs de mekke de hac da değil!

        Hacı bektaşi veli ne güzel demiş değilmi!!!

  71. kadir dedi ki:

    sayın toro..

    “Madem bu kadar kusursuz bir kitaptı neden ikinci kere yazılıp ilki yakıldı? Madem kusursuzdu neden sesli harfler eklendi? Madem kusursuzdu neden harekelendi? Madem kusursuzdu neden noktalandı?”

    siz kusuru kuranın şeklinde arıyorsunuz.. kuranı kerimi arapça gramere göre araştırırsanız. kusursuz bir kitap olduğunu görürsünüz. global olarak dünyanın ülkeleri kitle iletişim araçları sayesinde birbirne yaklaştıkta lisanların saflığı bozulur.. arapçanında bozulması yabancı kelimelerin arapçaya girmesi çok normaldir.. önemli olan harekelerin eklenmesi değil, eklentilerin cümlenin anlamını değiştirmesidir.. örneğin eski çağlarda orta asya konuşulan türkçenin yazımı ile şimdiki yazım aynı mıdır? orhun kitabelerindeki yazı dilini şuan hangi türk anlar… veya en eski arapçayı şuan ki araplar ne kadar anlayabilir.. kendinize önce bu soruları sorun.. önemli olan kuranın şekli değil anlamıdır..

    • Serkan dedi ki:

      TORO bey bunada bir kılıf bulur?nede olsa evrenin TANRISI ona fisildiyor.bunlar ayeti yanlış yorumluyor biz düzeltince hem birden herkes savunmaya geçiyor,ben bunlardan bişey anlamadım İnan kendi bildikleri doğru bizimkisi yanlış?bunlara ayetler batıyor çürütmeye çalışıyorlar ama hiç bilimsel yaklaşmadan yok kanatı su kadar yok peygamberlere sor,yok arsı taşıyan melekler…vs

      Nedir sizi bu kadar sınır eden kurani Kerim mı?neden batıyor,neden Tevrat İncil değilde Kuran’ı Kerim?demek yüce bir kitap ve 1400 yıl önce bunlar yazılmış bunlarda doğru çıkınca hemen bir AÇIK yakalamaya çalışıyorlar.siz kim BUNLARI bozmak kim…
      TORO bey sende su sorulan cevaplara bir cevap yaz be kardesim,bir konu bitmeden öbür konuya atlamanı İnan anlamıyorum.bilim kurgu flimi seni ne hale getirmiş.en komik olan ne biliyormusun bütün Tv’lerin frekansına girip uzaylıca konuşup bizim onu turkce anlayabileceğimizmis ::))))

      TORO bey biraz gerçekçi ol lütfen hayal dunyasında yasam, sen dünyalısin ve bu kıyamet kopana kadar devam edecek.bing bang varya iste o hani bir daha ARAŞTIRMA diye diyorum…nede olsa bilim kurgu faZla izliyorsun🙂

      • toro dedi ki:

        Serkan,

        Eğer benim yani kendine peygamber diyen kişinin söylemlerinin bilimkurgu filmlerinden gelen bir etkileşim olduğuna inanıyorsan sence benimle aynı yöntemle (kılıç hariç) islamı yayan kendine peygamberim diyenin ne okumuştur, ne dinlemiştir?

        Benimle onun arasında ne fark olduğunu madde madde yazar ve neden bana inamayıpta ona inandığını söylersen memnun olurum! Bu arada anlaşıldı ki kuran 1400 yıl önce değilde bugün tebliğ edilmiş olsa tebliğ eden kişiyi bilimkurgu filmlerinden etkilenmekle suçlayacaksınız! Ne güzel! Ne sağlam bir inanış!

        Sana yazdığım tanrı sözlerine inanmakla yükümlüsün, inanmadıysan bana değil onlara inanmadığını açıkça söylemelisin! Biraz cesaret bekliyorum! Sence onlar tanrı sözü olamayacak kadar uçuk söylemler mi?

      • Serkan dedi ki:

        Yine TORO tradejisi!nerden bağlıyorsun konuyu İnan aklım ve mantığım almıyor.nasil oluyorda eskiden yaşayan insanların on görüşleri ile senin on görüşlerin bir olur onu anlamakta zorlanıyorum?teknoloji olmadan o kadar güzel sözler söyleyen bir bedevi nasıl oluyorda sizleri soruluyor anlamış değilim.o zaman bilim kurgu bile yokmuş :))

      • toro dedi ki:

        Serkan,

        Önce sayın sercana getirdiğin Türkçe eleştirisini kendinle de paylaşmayı düşünmelisin! Söylemek istediğini anlatamazsan, senin cahiliye dönemini herkesten daha iyi bildiğini bize nasıl gösterebilirsin?

        Sen o bedevilerin islamdan önce yazdıkları Meşhur Muallâkat-ı Seb’alarını (şiir) özenerek kabe duvarlarına astıklarını bilirmisin?

        ”Tağlib’i güzel ahlaktan mahrum eden,Nübüvvet ve hilafeti bize layık gördü./Bu benim amcamın oğlu Dımeşk’te halifedir./ Dilersem sizi bana hizmetçi kılar. ”
        ”Cerir”

        Ona karşılık olarak;

        ”Ey Kuleyboğulları benim iki amcam/Onlardır, kralları öldüren ve esaret zincirlerini kıran.”
        ”El- Ahtal”

        ”Biliyor musun ki, kişi için ölüm mukadderdir./
        Ya yırtıcı kuşlara bırakılacak ya da gömülecektir./
        Bu yüzden ölüm korkusuyla zulme razı olma/
        Hür bir şekilde öl, ama zillete olma.”

        ”El- Mütelemmis”

        ”Sana dokunması zayıf bir yalan getirdi.”
        ”En-Nabiğ”

        Bugün yapılmakta Devîd (Dureyd)’e evi (mezarı)
        Eğer eskitilebilseydi zaman eskitirdim onu ben
        Veya bir olsaydı rakibim yeterdim ona ben
        Hey! Ne de çok yararlı talan yaptım ben’
        ”Devîd (Duveyd-Dureyd)”

        Serkan bilgi en önemli şeydir! Bilmeden bildiremez, bilmeden iddia edemezsin! Bilmeden yapılan şeylerin sonucunda düşülen durum seninkine benzer!

        Daha ne kadar kendini oralarda dolaşmaya mahkum edecek ne kadar karşılık veremeyeceğin cevaplar alacaksın!

        Sana biraz cesaret demiştim! Neden o kadar emin olduğun dinine sığınıp benim sana yazdığım ve tanrıdan dediğim dizelerin uydurma olduğunu söyleyemiyorsun? Bana hem sataşıyor hemde arkamda olabilecek bir tanrıdan korkuyor gibi davranıyorsun!

        ”Gökyüzünde benim emrime uyarak uçuşan demirden kuşlara bakmaz mısınız? Şüphesiz ki gökyüzünde gördükleriniz her biriniz için anlaşılması gereken ibretlerle doludur!”

        ”Doğada gezinen bütün varlıklar ve gökyüzünde uçanlar beni bilenlerdendir! Beni bulabilesiniz diye kendimi doğaya ve zihinlerinize kainatın en büyük sanatıyla resmeden benim. Bileceksiniz!”

        ”Sizi aydınlığa kavuşturmak için güneşi merkeze koyan benim! Ayı gecelerinizi aydınlatsın diye etrafınızda bir yörüngede döndüren de benim! Her şeyi yapan benim, kendi yarattıklarınıza değil sadece bana inanmak zorunda olanlarsa sizlersiniz!”

        Bak yapacağın çok kolay sadece yukarıdaki dizelerin bir tanrı ağzından çıkamayacak metinler olduğunu söyleyip kendi inancına ne kadar bağlı olduğunu en önemliside onu ne kadar iyi bildiğini bana göstereceksin! İki durumda da olası iki tanrıdan biri seçiminden dolayı seninle gurur duyacak. Hadi biraz cesaret!

        Cesaretin yoksa bana cevap yazmayı bırakabilirsin! Merak etme seni ayıplamam!

      • Serkan dedi ki:

        Ah be TORO bey benim türkcem güzel ve sana gerekli cevaPlari bin misli verdim halen konuşuyorsun!daha ne diyeceğimizi bilemiyorum.

        Kabe duvarlarına siir yazmak cahiliye dönemine aittir,bu cahiliye dönemindeki kisileri her zaman eleştiren peygamberimiz olmuştur.

        Sen evrenin ayetlerini veriyorsun halen gülesim geliyor ve halen bilim kurgu senaryosunu yazıyorsun Allah sana akıl fikir versin. ;))

      • toro dedi ki:

        Serkan,

        Görüyorsun işte işin ucunda ufacık bir korku bile olsa, o korkuyla yüzleşemiyor etrafında dolanmayı tercih ediyorsunuz! Hadi cesaret, hadi yapabileceğine inanıyorum!

        Ne yapacağım seninle! Korkunu gülerek perdeleyebileceğinimi sanıyorsun! Ben senin işini kolaylaştırıyor, söyleyeceğin cümleleri bile önden yazıyorum!

        Bana diyeceksin ki, sen peygamber olamazsın çünkü tanrımdan dediğin (aşağıdaki) dizeler tanrısal olamayacak komik ve saçma!

        ”Gökyüzünde benim emrime uyarak uçuşan demirden kuşlara bakmaz mısınız? Şüphesiz ki gökyüzünde gördükleriniz her biriniz için anlaşılması gereken ibretlerle doludur!”

        ”Doğada gezinen bütün varlıklar ve gökyüzünde uçanlar beni bilenlerdendir! Beni bulabilesiniz diye kendimi doğaya ve zihinlerinize kainatın en büyük sanatıyla resmeden benim. Bileceksiniz!”

        ”Sizi aydınlığa kavuşturmak için güneşi merkeze koyan benim! Ayı gecelerinizi aydınlatsın diye etrafınızda bir yörüngede döndüren de benim! Her şeyi yapan benim, kendi yarattıklarınıza değil sadece bana inanmak zorunda olanlarsa sizlersiniz!”

        Hadi, senden söylemeni istediklerimi söyle ve beraberce görelim neler olacağını!

        E hadi…

      • rammsteinn dedi ki:

        incil niye bize batmıyor.
        incil tamamen yüzde yüz insan elinden çıkmıştır üstelik yüzlerce üstelik bu inciller isanın ölümünden yarım asır sene sonra yazılmıştır. isayı hiç görmemiş isayla hiç konuşmamış insanların yazdıkları incilleri kutsal kitap olarak ele almak saçmalıktır.
        isanın geriye yazılması için bırakmış bir ayet bile yoktur. insanlar isayı kutsallaştırmış,kuran peygamberiniz ise isayı peygamber zannetmiştir.
        isa peygamber bile değil ama onu peygamber zanneden bedevinin biri size bu dini yuttururken isayıda peygamber olarak size yutturmuştur.
        gidip kabedeki putları kırıp geçireceksin sonrada “senin dinin sana,benim dinim bana” diyeceksin,. el-ilah da demiyorki “bu iki eylem arasında bi tutarsızlık var” diye.
        bunun yerine “seninle göç eden kadınlar sana helaldir” diyor.

        ay tanrısına taptığınızın farkında bile değilsiniz.

        nede olsa bilim kurgu faZla izliyorsun..
        demişsin.
        her ramazan salya sümük izlediğiniz “çağrı” filmini izlemekten iyidir.
        “çağrı filmindeki hatalar” diye arattır bakalım google abiye…

    • toro dedi ki:

      Sayın Kadir,

      Farkında mısınız bilmem! Bahsettiğiniz şey sizin iddianızla tanrının öncekiler sonrakiler ve şimdikilere hep beraber seslendiği kitaptır! Orhun anıtları şimdikilerin de sorumlu olduğu kutsal bir metinmidir ki, kuran’ın günümüze taşınma sürecini onunla karşılaştırıyorsunuz? Şöyle derseniz anlarım, orhun anıtları bu anıtların ilk halidir ve bir kelimesi bile kendi üzerinden değiştirilmemiştir! Ama şuan elimizdeki kuran, kuran’ın ilk hali değildir! Değiştirilmesine izin verilmeyeceği tanrı taahhüdü olan bir metin farklı dillerdeki anlamı nasıl olur da dildeki değişimlerden etkilenir?

      Söylermisiniz sadace arapların sorumlu olmadığını sizin söylediğiniz bir metinin sadece arapça versiyonun korunacak olması mantıklımıdır? Şunu da söyleyelim diğer kitaplarda tanrının kuranda olduğu gibi ”değiştirlmesine izin vermeyeceğini” söylememesi, değişmesine izin vereceği anlamına gelmez! İşte bunu bilenler kuran ın içine kuranın tanrısının hiç söylemediği kelimeleri parantez içinde sokarlar!

      Bahsettiğimiz ayet için anlamasız tevatürlere gerek yoktur! Tanrı bir metnin değişmesine izin vermiyorsa o metinden yapılacak çeviriyle ortaya çıkacak bir değişimede izin vermez! Çünkü arapça bilmeyenler doğal oarak kendi dillerine yapılan çevirilerle o sözlere ulaşacaklardır! Bu nedenle eğer siz tanrının arapça metin değişmeyecek diğerleri değişebilir dediğini ima ediyorsanız sıkı durun! Harekeler arapçaya hakim olmayanlar için peygamberin ölümünden sonra halifelerin inisiyatifiyle geliştirilmiştir! Bu durumda kuranın arapça aslı değişmiş ama harekeli halinden yapılan çeviriler aynı kalmıştır! Arapçaya hakim olmayanlar harekeler olmadan kuranı okuyamamıştır!

      Eğer siz tanrının ”sizin sonradan sesli harfler ekleyeceğiniz, noktalayacağınız ve harekeleyeceğiniz kuran’ın değişmesine izin vermeyeceğim” dediğini iddia ediyorsanız konuyu benim açımdan uzatmanın bir anlamı yoktur.

    • MaMaLi dedi ki:

      Haklısın kadir!suud da kral,yapılan araştırmalarda,ateist,sayısı 10 milyonun üstüne çıkınca,ateizimi,yasakladı))ifade,eden,düşünen,konuşan her ateist!törerist muamelesi görecek dedi))firavun kral)))demek 10 milyonun üstündeki ateist suud’lu kuranı anlayamamış,kadir,bilal,serkan anlamış)))))dinini diddiğimin dedisi dütü dit))))))

  72. yasir dedi ki:

    Toro, Kuran öncesi arap edebiyatı ve şiirlerinden örnekler vermen çok manidar olmuş, bu arada o dönemde arap dili ve edebiyatı-şiiri zirvede olduğunuda söylemiş oluyorsun ve kabul ediyorsun…
    Çok merek ederek şunun altını çizmek istiyorum, nonteistlerin bilassa türk-nonteistlerin arapça bilmeden sadece çevirilerden bulduğunu sandığı çelişkileri, dönemin veya günümüzün müşrik ve kafir arapları nasıl bulamıyorlar.

    Ayrıca benim soruma yine cevap vermemiş ve yazını uzun tutmuşsun…

    Çok net bir soruydu, Allah haksızlık ve adaletsizlik emrediyor mu?

    TORO DEMİŞ Kİ—-Adalet ve hak kavramları net değildir, görecelidir!——–

    ayrıca, adalet inanan-inanmayan vs…ve her toplum ve zamanda allah için aynıdır değişmez, ancak ve ancak insanlar bunları değiştirir, yani haksızlık ve adaletsizlik yapar.Adalet net ve tektir.

    Kuranda, Allah katında herkez eşit hak ve adalete sahiptir, bunun aksi olsaydı Allah inanlara sadece inandıkları için, çalışmadan vermesi, inanmayanlarada sadece inanmadıkları halde çalışıp karşılığını vermemesi haksızlık ve adaletsizlik olurdu, lakin senin ve herkezinde bileceği üzere dünyada inanan-inanmayan-teist-nonteist-müşrik-kafir herkeze yaptığının ve ettiğinin karşılı vardır.Sence bunlar Allahın adaletinin tartışılmaz olduğunun kanıtları değilmidir.

    Ben, inanların kendi içlerindeki veya inanmayanlar karşı olan adaletini veya inanç farketmez insanların adaletini değil, Allahın adaletini soruyorum.
    Çok net ve kısa cevap verirsen sevinirim, Allah adaletsizlik ve haksızlık emrediyor mu?

    Cevap versende, vermesende canın sağ olsun.

    • toro dedi ki:

      Yasir,

      Çok net cevap veriyorum, EVET!

      Öncelikle arap şiirinin zirvede falan olduğunu iddia etmiş değilim, islamdan önce araplarda bir edebiyat olgusunun olduğuna işaret ettim! Arap kabileleri arasında, özellikle sürekli birbirleriyle savaşılan bir ortamda kahramanlık, savaş vede kadınlar hakkında yazılan şiirler olduğu bilinir! Bu şiirlerin en güzelleride kabenin duvarlarına özenle asılırdı! Kabile içindeki şairler önemsenir ve korunurdu!

      Dediğim gibi bildirmek için bilgi gerekir!

      Şimdi evet cevabımı açayım! Öncelikle kuran’a dolayısıyla Kuranın tanrısına inananlar adelet kavramını sadece insanların sorunu olarak göremezler! Bu kavram ilahi bir olgunun dünyadaki tezahrüyse kaynağı tanrı olmalıdır! O hade adaletin saf halini görmek için tanrının ne dediğine bakmanız gerekir!

      Bu nedenle kuran ın hiç bir yerinde insanların kendi içindeki en aşağılık ve adaletsiz sistem olan köleleliği doğrudan kaldırdığına dair bir emare göremesiniz! Sadece hatalı hür insanların yaptıklarının diyeti olarak malları olan köleleri serbest bırakmalarının istendiğine şahit oluruz! Bunu köleliğin iyileştirmesi olarak görenler çok saftır ya da öyle görmek işlerine gelir! Çünkü öyle görmeseler hatayı yapan için mal olan kölesinin salıverilmesi, parasal değeri üzerinden bir ceza niteliğindedir! Amaç köleyi kurtarmak değil, hatayı yapanın hatasının köle üzerinden telafisini sağlamaktır! Hata yapan hür hatasının bedelini parayla değil kendisinden eksildiğinde kendi hanesine zarar yazılacak kölesinin ederiyle öder!

      Daha insanları eşit görmeyen onları hür ve köle olarak ayıran tanrıdan hangi adaleti öğrenecekmişiz ya da siz adaleti ne sanıyorsunuz anlamış değilim! Hür ve köle kavramın aynı anda yaşandığı ve kölelerin haklarının hürler tarafından düzenlendiği yerde hangi adaletten bahsediyorsun?

      Ben anlayasınız diye o her türlü savunmaya karşın islamın doğduğu topraklarda ancak 1962 yılında BM zorlamasıyla kaldırabilen köleliğin islamın tebliğcisi açısından ne anlama geldiğini göstermek istiyorum!

      “Ey insanlar! “Cenab-ı Hak her hak sahibine hakkını vermiştir.Her insanın mirastan hissesi ayrılmıştır. mirasçıya vasiyet etmeye lüzum yoktur.Çocuk kimin döşeğinde doğmuş ise ona aittir.Zina eden kimse için mahrumiyet vardır.Babasından başkasına ait soy iddia eden soysuz yahut efendisinden başkasına intisaba kalkan köle Allahın meleklerinin ve bütün insanların lanetine uğrasın.Cenab-ı hakk bu gibi insanların ne tevbelerini nede adalet ve şehadetlerini kabul eder.” Veda Hutbesinden

      ”efendisinden başkasına intisaba kalkan köle Allahın meleklerinin ve bütün insanların lanetine uğrasın.”

      İşte size bizzat islamın tebliğcisinin ağzından tanrısının adalet anlayışı…

      Bakın bakalım satır aralarında tanrı tarafından kaldırılan bir bir kölelik bulabilecekmisiniz!

      • yasir dedi ki:

        Toro, yine edebiyat parçalamaya başladın…

        Yine yanılıyor ve İnsanların yapıp ettiklerini ve sonuçlarını yaradana malediyorsun, bu sence ne derece doğru…Ayrıca bunu yapman senin tanrı anlayışına ve tanrı tasavvuruna aykırı.

        Ben, Kuran ve Allah’ta bahsetim, sen veda hudbesinden örnek veriyorsun…O dömnemi çok iyi bilmek gerekiyor…Ayrıca Köle alğılamanı çok merak ediyorum…Amistad ve o tarz filimleri çok izlediğinden bilinaçtına yerleşen bir köle anlayışı benimsemiş olmandan olabilir mi?
        Ayrıca günümüzde kölelik yok mu? diyorsun.
        Allah köleliği teşfik mi ediyor?

        Her zman ki gibi, Kölelik-cariyelik bir çok kuran dışı veya yanlış anlaşılan kavramlar…

        Kuranda köle nerde geçiyor?

        Kimsesiz-yersiz-yurtsuz-işsiz-aşsız birnin çalışması kölelik mi?
        Günümüzde insaların zenğinlerin yanında çalışması-şöförlük-ahçılık-bahcıvanlık-uşaklık-bakıçılık vs yapmaları kölelik mi?…

        Veda hudbesinde dahi bahsedilen köleliğin ne olduğu, belliki yanlış anlaşılmaktadır…Bunlar tamamen dilimize geçerken veya yerleşirken bir şekilde antipati oluşturduğundan kaynaklıdır.

        Vallâhu faddale ba’dakum alâ ba’dın fîr rızk(rızkı), femellezîne fuddılû bi râddî rızkıhim alâ mâ meleket eymânehum fe hum fîhi sevâ’(sevâun), e fe bi ni’metillâhi yechadûn(yechadûne).16 / NAHL – 71
        Allah rızık konusunda kiminizi kiminizden üstün kıldı. Üstün kılınanlar ellerinin altındakilere rızıklarını vermezler. Oysa onda eşittirler. Öyleyken Allah’ın nimetini bile bile inkâr mı ediyorlar?16 / NAHL – 71

        Ve en leyse lil insâni illâ mâ seâ.53 / NECM – 39
        Bilsin ki insan için kendi çalışmasından başka bir şey yoktur.53 / NECM – 39

        Zâlike bimâ kaddemet eydîkum ve ennallâhe leyse bi zallâmin lil abîd(abîdi).3 / ÂLİ İMRÂN – 182
        ‘Bu, yaptığınızın karşılığıdır’. Yoksa Allah kullara asla zulmetmez.3 / ÂLİ İMRÂN – 182

        Şimdi, somada ölen madenciler sence köle mi? değil mi?…
        Somada olanlar, Allahın adaleti mi? yoksa adaletsizliğimi?
        Somada, insanlar mı suçlu yoksa, allah mı?

        Benim şahsi görüşüm şunladır, somada ölen işçi-madenci kardeşlerimiz senin tabirinle kölelerdir, bence ise kölelerden bile daha kötü şartlardadır, cahiliye araplarında en azından yatılı işçi olan-kölenin yeme-yatma-vs gibi bir çok dertleri yoktu ama günümüz madenci ve asgari üçretli çalşanın çok büyük dertleri vardır…
        Somada devlet-işveren ve işçiler olmakla birlikte suç tamamen insanındır ve insanın yaptığı-ettiği-çalışmalarının sonucudur, Allahta sonucu tecelli ettirendir yani müstahakı verendir, şilide müşrik olduğunu düşündüğümüz hiristiyan işçiler 2 aydan fazla yer altında kaldıktan sonra sağ salim çıkmalarıda kendi ellerini yaptıkları-ettikleri-çalışmalarının sonuçudur, Allah ayrım yapmadan sonucu tecelli ettiren yani müstehaklarını verendir…Burada hür ve köleler ile ayrımı yapmak sana kalsın, toro.

        Toro, Allahın adaletsizliği ve haksızlığı emrettiğini ”EVET” diyerek kabul ediyorsun…
        Bana bunları kurandan kısaca alıntılarmısın…
        Ayrıca, Kuranaın Allahı ona inanmadığın için sana nerde haksızlık ve adaletsizlik yaptı? yani ona inanmıyor ve hizmet etmiyorsun diye sana osijen yok-sana su yok-sana akıl-sana çalışmanın karşılığı-sınavına çok iyi hazırlanıpta sırf kuranın Allahına inanmadığın için ve sınavınıda çok iyi verdiğin halde sana iyi not yok vsss ayrımlar yaptımı?

      • toro dedi ki:

        Seygili yasir,

        Öncelikle senin hiç bir şekilde kendine peygamber diyenle konuşup ona ayetler şeklinde bir kitap indirdiğini kanıtlayamayacağın kuranın tanrısı ile ilgili senin ”adaletsizliği ve haksızlığı emrediyormu” şeklinde sorduğun soruya karşılık verdiğim yanıt EVET’tir!

        Edebiyat işine gelince, ben o konunun uzmanı değilim! Ben düşündüklerimi ve hissettiklerimi sözle ve yazıyla ifade etme konusunda uzmanım! Ha gerisi aynı şeyi yapamayan, yaptığı sadece sıkıştığı anlarda genel geçer tabirlerle ve ortada somut emareler varken hala ”hadi canım sende” vb. laflarla demogoji yapmayı seçenlerin sorunudur!

        Kuran’dan ayet veririz, anlamını beğenmez yeniden anlamlandırırsın, kuranın tanrısının dünyadaki temsilcisinin veda ederken ki sözlerini veririz veda hutbesi de neymiş dersin! Sen benimle dalga mı geçiyorsun! Hem tanrının hükmetme gücünden bahsedeceksin hemde onun peygamberinin onun bilgisi dışında kendi kafasına göre cümleler kuracağını söyleyip ya da ima edip sıyrılmaya çalışacaksın!

        Kusura bakma dostum ama, inancının sağlamlığını gözden geçirmesi gereken ben değilim! Bana kim olduğunu açıkça yazdırma!

        Bu arada ben amistad filmini hiç seyretmedim! Ve sen yine bana benimle alakalı ve senin kafandan uydurulmuş sebep-sonuç ilişkileriyle gelmeye başladın!

        Yasir, benim yazdığım çok açık, kölelik nedir bilirmisin, somadakiler köle değilmiydi tarzı anlam saptırmalarıyla gelme! Somayla ilgili benim ağzımı açtırma!Sana veda hutbesinden örnek veriyorum sen veda hutbesini dile getiren kişiye peygamber demiyormusun?

        Lafı niye dolandırıyorsun! Açıkça peygamberin o cümleyi kurmuş mu kurmamış mı söyleyecek cesaretin yokmu?

        Köleliği ağzıyla zikreden bir tanrı gerçek bile olsa adaletin ancak lafazanı olur! Biz adaleti senin gibi tanrı korkusuyla değil vicdanımızla tanımlarız!

        Yazıma veda hutbesinden paylaştığım sözün devamını vererek devam ediyorum, ibret almayacağını bile bile…

        “Ey insanlar! “Cenab-ı Hak her hak sahibine hakkını vermiştir.Her insanın mirastan hissesi ayrılmıştır. mirasçıya vasiyet etmeye lüzum yoktur.Çocuk kimin döşeğinde doğmuş ise ona aittir.Zina eden kimse için mahrumiyet vardır.Babasından başkasına ait soy iddia eden soysuz yahut efendisinden başkasına intisaba kalkan köle Allahın meleklerinin ve bütün insanların lanetine uğrasın.Cenab-ı hakk bu gibi insanların ne tevbelerini nede adalet ve şehadetlerini kabul eder.” Veda Hutbesinden

        ”efendisinden başkasına intisaba kalkan köle Allahın meleklerinin ve bütün insanların lanetine uğrasın.”Cenab-ı hakk bu gibi insanların ne tevbelerini nede adalet ve şehadetlerini kabul eder.”

        Peygamberin ”efendilerin” olduğu bir dünyadan bahsedecek ve sonra efendisinden başkasını sahip kabul eden kölenin tövbelerinin ve şehadetlerinin kuranın tanrısı tarafından kabul edilmeyeceğini bildirecek ve sende bana tanrının adaletininden bahsedeceksin!

        Bak sana adaletinizi göstereyim,

        Yanlışlıkla adam öldüren bir EFENDİ yani HÜR, kölelerinden birini serbest bırakarak öldürdüğü insanın kefaletini ödeyip tanrı nezdinde kendini kurtarıyor!

        Ama bir köle eğer mevcut efendisi haricinde başka bir efendinin himayesine giriyorsa ne tövbesi ne şehadeti nede tanrı katında kabul görmüyor!

        Hangisi daha ağır bir bedel ödemeli?

        Köle ibaresi kuranda nerede geçiyor diye soruyorsun! O halde bu araplar köleliği kuranda geçmediği için 1962 ye kadar uygulamaya devam ettiler! Aslında arapların tarihinde parayla alınıp satılan ve parasal değerleriyle değerlendirilen köleler hiç olmadı! Sulandırmanın ve yan çizmenin bu kadarına anca pes derim! Bana hikayeler ve bana yamadığın sonuçlarla geleceğine köleliğin kuranda olmadığını, düzenlenmediğini, veda hutbesine girmediğini kanıtla, kanıtlayamıyorsan da bana açıkça yalan söylüyorsun de ki bilerek inandığını göreyim!

        Bana edebiyat yapıp sonra yaptığını bana yamama yasir!
        Hele bilmeden ya da işine geleni bilerek inanan bir kimlikle benimle inanç münazarasını hiç girme! Ben bilerek inanmıyorum, ne bildiğimi de gayet açık bir şekilde ve bütün sorularınıza çekinmeden, kaçmadan, kıvırmadan cevap vererek gösterdiğime eminim!

        Ayetlerden en masumlarını seçip bana kendini ispatlamaya çalışıyorsun! Peki bende senin yolundan gideyim.

        ”Ey iman edenler! Öldürmede kısas size farz kılındı. Hüre hür, köleye köle, kadına kadın. Ama her kim, ölenin kardeşi tarafından bir şey karşılığı bağışlanırsa, o zaman örfe uyması, ona diyeti güzellikle ödemesi gerekir. Bu, Rabbiniz tarafından bir hafifletme ve bir rahmettir. Her kim bunun arkasından yine saldırırsa, artık ona acı veren bir azab vardır.” Bakara,178

        Adalet varya! Neden hüre köle değilde, hüre hür! Hür kim köle kim?

        Öldürülen kişinin ailesi ölenden bir karşılık aldığında öldüren yırtıyor! Hürlere hayat kıyak! Peki hangi kölenin ailesi kölenin öldürğü için karşılık verebilir? Ha birde olay örf, uyulması tanrı emri!

        Hüre hür, köleye köle! Sonra bana adalet neymiş sen öğreteceksin öyle mi…

      • yasir dedi ki:

        el hurru bil hurri vel abdu bil abdi vel unsâ bil unsâ–
        2 / BAKARA – 178

        Burada köle için kullanılan kelime ”abd” oluyor, bence iyi araştır toro bu kelime senin veya bir çok kişinin sandığı ”köle” ile sınırlanacak-daraltılacak bir kelime değildir…

        ni’mel abd–38 / SÂD – 44
        Allah eyup için ”ne günel köle” diyor…

        suleymân, ni’mel abd–38 / SÂD – 30
        Süleyman ne güzel bir köle…

        Kâle innî abdullâh19 / MERYEM – 30
        İsa“Muhakkak ki ben, Allah’ın kuluyum.

        Şimdi, bazı kavramları anlamadığımızda karğaşa ortaya çıkar bu karğaşada insan ne kendi bir şey anlayabilir nede başkalarına bir şey anlatabilir…

        Kuranda kölelik nerde geçmekte olduğunu sadece bu ayetle anlatman veya anlatamaman çok manidar ama istersen sana araştırma yapman için anahtar kelimeler verebilirm…Ayrıca senin bu aralar çok asabi görüyorum bence en azından hafta sonları akrandan uzak dur ekran insanı asabi hale getiriyor…

        Birde çariyelik var orasıda tam bir fiyasko, tamamen insaların Kuran ve Allahın ayetlerini kendi istek ve arzularına göre şekillendirmelerindendir…Kuranda ne kölelik nede çağriyelik yoktur lakin önceden var olan sapkınlıkları kademeli olarak konrol altına alıp kaldırmaktır…Allah Kuranda Alkolü dahi kademeli olarak haram-yasak kılmıştır…Allah tek eşliliğe teşvik eder ama maddi-bedeni güçüne güvenenler-sabrına güvenenler-Allahın çizdiği hududtlarda Allah onlarada hodri meydan istiyorsanız alın der…Çünkü insan sapkındır, günümüzde çok eşliliği çağ dışı gören din ayrımı yapmadan bütün insanlar iş kendilerine geldiğinde nikah dışı-gecelik vs bir çok sapkın ilişkiler ve aşklar yaşamaktasır, Allah ise bunu yapıyorsanız helalinden-temiz olarak, gizli değil açık olarak kimsenin hakkını yemeden yapın demektedir….Günümüzde Bir çok müslümanda dahil daha nikahın ne olduğunu bilmiyor…Yahu zenğinler evlilik anlaşması zaten hep yapıyorlardır, işte Allah ister bir yere bağlı olmayan zenğin ister , ister bir yere bağlı çalışan olsun bayanların hakkının korunması için akid-mehri zorunlu kılmıştır…Zenğinlerin yaptığı evlilik sözleşmesi ile mehir arasında ne fark var…

        Ayrıca, kuranda Kısas olayı bence bunuda tam anlamış değilsin…Kısas yani misli ile karşılık vermek buna ister inan ister inanma ama bu bütün dünyada amerika-avrupa var olan bir olğudur lakin Allah bundada af etmeye teşvik eder ve yapılacaksada haddi aşmayı yasaklar…Öldürülen kişinin en yakın velisi öldüreni afa ederse öldürenden diyet olarak kan parası alınır, kaldiki günümüzde bu gibi davalarda trafik kazalarında bile öldürülse mahkeme diyet olarak kan parası kesmektedir, lakin kasten olmadığından kamu cezası olarak minumun cezasını cekar…Lakin kasten yapılan cinayetin bedeli ölüm olup ölenin yakını af ederse idamı durur lakin diyetini ve kamu cezasını cekmelidir…

        Birde amel atmek vardır, belki bilirsin ”amele” diye tabir edilir, işte bu amele dilimize bu gibi kelimelerde, amel etmekten gelir…

        Abd-abid-ibat-ibadet-amel-amele-melek-ma melekut-rakik-rakib-cariye-kul-köle–Bir çok kavram iyi anlaşılmadan bazı şeyler anlaşılmaz ve anlatılamaz…

        Ayrıca, peygamberin veda hudbesi tamam çok güzel ama senin gibi yanlış anlayan için sakıncalı…Ayrıca Allah Bütün insanlara öğüt olarak kuranı indirdi, veda hudbesi şiiler başka suniler başka telafuz ediyorlar demek insanların-nefislerin karıştığı şeyler zamanla değişime uğrayabiliyormu…
        Ayrıca peygamber orada çok iyi bir açıklama yapmış tabiki anlayabilene…Şu an günümüzde insanın bağlı olduğu ve hizmet ettiği bir kurum-kuruluş-kişi veya tüzel kişilerin dışında iştem dışı ve gayri resmi olarak hizmet vermeleri sence ne derece doğru…Bu gibi işler yapanlar iyilik değil tamamen fitne ve kötülük yapmış olurlar bu sebebten Allahın-meleklerin-insanların hışmını-azabını-gazabını-kahrına üzerlerine çekerler…Benden yana senin verdiğin veda hudbesinde sorun yok lakin ve ben Veda hutbesindede çıkarımlar-öğütler alırım ama bizim ruhumuz-vahyimiz-zikrimiz Kuran.

        TORO DEMİŞ Kİ——-Bana kim olduğunu açıkça yazdırma!—————

        Bununla ne demek istediğini anlamadım lakin içinde ne varsa yazabilirsin.

        Toro, senin hatalarını ve yanlış anlamalarını düzeltmek biraz zaman alacak ama sabırla ve verdiğim dersleri çalıştığında anlayacağını düşünüyorum.

      • toro dedi ki:

        Sayın Yasir,

        İnanılmaz! İnsanların bir iddianın doğruluğunun saptanması için gereken iddiaya konu eylemin gerçekten olduğu bilgisini hemde 1400 yıl sonrasında başkalarına bu kadar rahat verebilmesine inanamıyorum!

        Yasir, ben peygamberim, benimle bir tanrı konuştu ve insanlara iletmem için bazı metinler verdi! Şimdi rica ediyorum benim yerime sen BENİM peygamber olduğumu KANITAYABİLİRMİSİN?

        Ricamı gerçekleştirmek senin için zor olmasa gerek, kendine peygemamberim diyenin peygamber olduğunu nasıl kanıtlıyorsan aynı şeyi benim içinde yapman yetecektir!

        Gelelim köleye! Hadi köle kuranda yok, peki HÜR varmı? Bence iyi düşün öyle cevap ver, çünkü HÜR var dersen toro sana ”HÜR’ün zıddı nedir, bir yerde Hürlerden bahsediliyorsa demek ki o yerde birde hür olmayanlar vardır değilmi?” diye soracaktır.

        Sonra sen bana kuranda geçmeyen köleliğin nasıl olupta 1962 yılına kadar Arap Yarımadasın da uygulanabildiğini de açıklayabilirsin diye umuyorum! Nasıl olmuşta islamdan sonra kurulan bütün islam devletlerinde cariyelik ve kölelik devam ettirilmiş, dayanakları neymiş sanırım bize anlatmak için sabırsızlanıyorsundur!

        Ben konuya oldukça hakimim yasir! Çünkü ben ataları tarafından dil öğretilir gibi din öğretilmiş bir birey olamadım! O yüzden yıllarca doğrudur diye anlatılan ve benimde artık doğru olduğuna inandırıldığım bir inanç benim düşüncelerimi sınırlamadığı için gayet rahat ve kendimden emin bir şekilde konuşabilyorum!

        Asıl rahatlağım nedir biliyormusun! 1400 yüzyıl önce yaşamış bir insanın o tarihe ait ”tanrı benimle konuştu iddiasının” gerçekliğine bütün mantık kurallarına aykırı olarak 1400 sene sonrasından inanmak zorunda değilim! Çünkü buna inanmam demek, o dönemde onlarca kişinin ”tanrı benimle konuştu” iddiasına da inanmam demek olacaktır! Ya da her kim ”tanrı benimle konuştu” diyorsa inanmam gerekecektir! Ya da o iddiada bulunanlardan hangisinin ordusu daha kuvvetli ise ve diğerlerin galip gelmişse ona inanmalı, güçlü olan aynı zamanda doğruyu söyleyendir demeliyim!

        İyiki Ridde olayları zamanında yaşamamışız! Düşünsene önce Kendine peygamber diyene inanıp, onun ordularını diğer peygamber namzeti Yemameli Rahman yenince, güçlü kimse onun iddiası doğrudur diye Yemameliye inanmak zorunda kalabilirdik!
        Onu bırak ya yemameli rahmanı anca 3. savaşta yenememiş olsa idiler ne olacaktı? Muhtemelen sen bana şimdi Yemameli Rahmanın Tanrıyla nasıl konuştuğunu anlatıyor olacaktın!

        Yasir Tanrı herşeyi biliyor ama, 610 yılından 622 yılına kadar Mekkede boşa zaman geçirip sadece 200/25.000 kişiyi inandırabileceklerini, insanları inandırmak için birbirleriyle savaştırması ve o savaşlaradan ganimet vaat etmesi gerektiğinin farkına ancak 12 yıl sonra varabiliyor! Hatta görüşü o kadar flu iki hicret için düşünülen ilk yer olan taif te peygamberinin taşlanıp, küçük düşürüleceğinide göremiyor!

        Aç sahih denen Buharinin kitaplarına bak bakalım, Kendisine peygamberim diyen tebliğini kabul etmeyip kendisini şehre sokmayanlara ”bu aramıda kalsın, mekkeliler duymasın” demişmi?

        İnanma hakkına saygı duyuyorum, neye inanmayı seçersen seç yine de saygı duyardım! Ama kusura bakmazsan bu hikayelere inanmadığım için kendime de saygı duyuyorum!

        Bütün aklımı, bilgimi hiç şahit olmadığım bir olayın gerçek olduğunu iddia etmek için kullandığımı düşünüyorumda… Yok ,yok aslında öyle bir durumu düşünemiyorum bile!

      • yasir dedi ki:

        TORO DEMİŞ Kİ———”Sonra sen bana kuranda geçmeyen köleliğin nasıl olupta 1962 yılına kadar Arap Yarımadasın da uygulanabildiğini de açıklayabilirsin diye umuyorum! Nasıl olmuşta islamdan sonra kurulan bütün islam devletlerinde cariyelik ve kölelik devam ettirilmiş, dayanakları neymiş sanırım bize anlatmak için sabırsızlanıyorsundur!———

        Toro, ben sana anlatıyorum ama sen ısrarla anlamamak için elin geleni yapıyor ve insanların dini kendi kılıflarına uydurmalarını veya hadis nakil dini oluşurmuşların rivayetlerini okuyup inanıyorsun sonra bu arğümanlar ile saldırıya geçiyorsun, halbuki inanman gereken Allahın hadisi-ahidi-zikridir…Biz buna inanıyor ve bundan çıkmamaya çalışıyoruz…
        Buna kanı ve sanıya nasıl vardığımızı ısrarla soruyorsun, aslıda biraz empati yapabilseydin bende senin için aynı şeyleri düşündüğümü düşünebilirdin…
        Kuran tamamen birliğe cağıran ve evrensel değerlerin, birlikte yaşanması gereken bütün evrensel değerleri içinde barındırdığı için inanılması ve uyulması gereken bir dindir…Yani dünyada yaşam biçimi…
        Lakin sen bunları günümüzde çoğunluk olan insanlara bakarsan bulamasın ve yanılğıya düşersin…Zaten Allah bunların her zaman ve devirde az olduğunu bildirmektedir…Kuran Allaha ve birliğe,adalete,ilime,ahlaka,doğruluğa yönelten ve ulaştıran bir yoldur bunları insanlar uyğularsalar bir deist olarak sen veya bir ateist veya diğer nonteistlerde kendi doğrulukları derecesinde rahat edeceklerdir…

        Toro, demek araplar kurana uyğun yaşamamışlar ki senin zannettiğin tarz bir köleliği kaldıramamışlar ama bu adaletsizliği kurana ve Allaha bağlaman centilmenliğede-adalete de sığmaz, lakin kuranda buna benzer bir ibare bulursan önüme getir ve göster.
        Açaba hür olmak sence ne demek, sen hürmüsün, ben hürmüyüm…
        Allah peygamberlerine dahi neden köle diye hitap etmektedir…
        Toro, kişi gerçekten Allha teslim olmuş bir müslümansa sen kafanda tasarladığın gibi bir köle veya senin kafanda canlandırdığın bir cariye sistemi kurmaz kuramaz, çünkü bu tarz şeyler Allahın adaletine ve sünnetine terstir…Lakin gerçekten Allaha teslim olmuş bir müslüman varlıklı ve nüfus sahibi ise yanında yatılı veya yatısız erkek-bayan çalışanlar çalıştırabilir ve bunların çalışma haklarını hakkettkleri usulde verir ve içlerinden gerçekten Allah rızası ve yolunda olmak şartıyla nikah kıyabilir kendine eş edinebilir…Buna hiç kimsenin ne itirazı olabilir nede kınaması…Allah zinayı kesin olarak yasaklıyorken kişi nikahsız bir şekilde nasıl cinsel bir faydalanmaya gidebilir, tavuk kümesinden seçer gibi bu geçe seninle yatıcam halveti hazırlayın, bunlar tamamen insanların-nefislerin azğın istek ve arzuları sonucu oluşmuş olan sitemlerdir…

        Toro, bana tarihle veya hadis-nakiller ile gelme, geçmişte olanların bir kısmı doğru veya yanlışta olabilir, ben bunları tartımıyorum…Bana şuan elimizde somut olan ayetler doğrultusunda oluşturulabilecek veya günümüzde yaşanılabilecek olan sürecin aydınlatıcısı Kuran ile gel…
        Şunu unutmaki Kuran şuan insanların çoğunluğunun uyduğu zanlarla uydurulmuş dininde düşmanıdır ve ançak kuranla temizlenir.

        Ve enkihûl eyâmâ minkum ves sâlihîne min ibâdikum ve imâikum, in yekûnû fukarâe yugnihimullâhu min fadlih(fadlihî), vallâhu vâsiun alîm(alîmun).24 / NÛR – 32
        Bekarlarınızı, erdemli kadın ve erkek hizmetçilerinizi evlendiriniz; eğer yoksul iseler, ALLAH onları kendi lütfundan zengin edecektir. ALLAH Cömerttir, Bilendir.24 / NÛR – 32

        Bu ayette Allah çalışan namuslu erkek ve kadın işçilerinizi evlendirin demekte, yani evlenmeye yava kurmaya teşvik var ve Allah işçiye yardım edilmesini ve ihsanda bulunulmasını emrediyor.

        Ey iman edenler! Mümin kadınlar hicret ederek size geldiği zaman, onları, imtihan edin. Allah onların imanlarını daha iyi bilir. Eğer siz de onların inanmış kadınlar olduklarını öğrenirseniz onları kâfirlere geri göndermeyin. Bunlar onlara helâl değildir. Onlar da bunlara helâl olmazlar. Onların (kocalarının) sarfettiklerini (mehirleri) geri verin. Mehirlerini kendilerine verdiğiniz zaman onlarla evlenmenizde size bir günah yoktur. Kâfir kadınları nikâhınızda tutmayın, sarfettiğinizi isteyin. Onlar da sarfettiklerini istesinler. Allah’ın hükmü budur. Aranızda O hükmeder. Allah bilendir, hikmet sahibidir.60 / MUMTEHİNE – 10

        Bu ayette Allahın adaleti apaçık ortada, kafirin dahi hakkını korumaktadır…Allah imansız bir kadını nikah altında tutmayı yasaklıyor ve zinayı zaten kesinkes yasaklıyorken ve teslim olmuş bir mümin adaletsizlik yapıp köle pazarından dini imanı belli olmayn beğendiği bir sks kölesi nasıl edinilebilir…Bu aklada mantığada ters veya kendi çalışanı olan birini nasıl olura kendi fatezilerine alet eder bunlar müslüman işi değildir…

        Ayrıca, avrupalı ressamlar nü çalışmaları için hep doğu tasvirli köle pazarları yapmışlar ve hayallerini tablolara yansıtmışlardır, halbuki kadınların serğilendiği çıplak köle pazarlarıda hiç bi zaman olmamıştır ama insanların bilinç altına bunlar ister istemez yerleşmiştir…o dönemde ressamlar kendi halkından olanları nü calışamadığından hep doğu kadınlarını bilassa köle pazarları ve haremleri nü olarak çalışmışlardır.

        Allah’a hizmet edin ve ona hiçbir şeyi ortak koşmayın. Ana babaya, akrabaya, yetimlere, yoksullara, yakın komşuya, uzak komşuya, yanınızdaki arkadaşa, yolcuya, ma meleket-elinizin altındaki (çalışan-işçi-hizmetçi-vs)iyilik edin. Şüphesiz Allah, kibirlenen ve övünen kimseleri sevmez.4 / NİSÂ – 36

        Acaba bir köleyi hürlüğüne kavuşturmak ne demek…Şimdi nüfuslu biri yanındaki köle olarak tabir edilen çalışanını seni azad ettim gidebilirsin derse bu köle diye tabir ettiğiniz çalşan işsiz kalmış olabilir mi? ardan 2 gün geçmeden geri dönüp yersi-yemeksiz kaldım diyerek patronu karşısında daha ezik duruma ve potronuda çalışanı üzerinde daha eğemen sahibi olmaz mı…Veya köle azad etmek yani hürleştirmek, tabiki köle sizin tabirnizle, şöyle diyelim bir çalışanı serbest bırakmak-serbest kalabilecek şartları ona sağlamak yani ekonomik olarak onu hür hale kimseye bağımlı olmayacak maddi zenğinliği ona vererek iş kurmasını sağlamak olmasın, aklı selim düşünüldüğünde hür hale getirmek bu olsa gerek ve olması gerekende budur…

        Evlenmeye güçleri yetmeyenler de, Allah kendilerini lütfuyla zengin edinceye kadar iffetlerini korusunlar. Sahip olduğunuz (amele-ma meleket)-çalışanlarınızda serbes kalmak isteyenlere gelince, eğer onlarda bir hayır görürseniz onlarla mükâtebe yapın. Allah’ın size verdiği maldan onlara verin. Dünya hayatının geçici menfaatlerini elde etmek için iffetli olmak isteyen (feteyâtikum-amele-ma melekt-)genç bayan çalışanları fuhşa zorlamayın. Kim onları buna zorlarsa bilinmelidir ki hiç şüphesiz onların zorlanmasından sonra Allah (onları) çok bağışlayıcıdır, çok merhametlidir.24 / NÛR – 33

      • 1okuyucu dedi ki:

        Yasir;

        Bir mü’minin bir mü’mini öldürmesi olacak şey değildir. Ancak yanlışlıkla olması başka. Kim bir mü’mini yanlışlıkla öldürürse, bir mü’min köleyi azad etmesi ve bağışlamadıkları sürece ailesine diyet ödemesi gerekir. (Öldürülen kimse) mü’min olur ve düşmanınız olan bir topluluktan bulunursa, mü’min bir köle azad etmek gerekir. Eğer sizinle kendileri arasında antlaşma bulunan bir topluluktan ise ailesine verilecek bir diyet ve mü’min bir köle azad etmek gerekir. Bunlara imkân bulamayanın, Allah tarafından tövbesinin kabulü için iki ay ard arda oruç tutması gerekir. Allah, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir. (nisâ-92)

        yukarıdaki ayet dışında, kefaret ödemeyle ilgili ayetlerde benzer söylemleri bulabilirsin,

        senin köle tanımına itirazım var,

        köle, sahibinin üzerinde HER TÜRLÜ TASARRUFTA bulunduğu bir MAL kapsamındadır, ayni şu anda, elimizin altındaki iletişim aracından (bilgisayar denilen eşyadan) hiç bir farkı yoktur,

        köle, sahibinin izni olmadan hiçbir şey yapamaz, kendine ait ne bir evi, ne bir eşyası vardır, yani sahibinin yanında karnı doyurulan bir sığıntı gibidir, ayni akaryakıtla (mazot veya benzinle) çalışan taşıt gibi,

        azat edilmesi, sap gibi sokağa atılması anlamına gelir, yani köle azat ettiğini söyleyen birinin, azat ettiği kölesinin, kalacağı evi, o eve lâzım olacak eşyayı, rızkını kazanmak için çalışacağı işi temin etmesi gerekir.

        şimdi soruyorum, Kuranda köle azad etmenin şartlarını düzenleyen ayetler var mı?

        yani köle azat edilmesini isteyen bir tanrının, azatlık şartlarını da belirlemesi gerekir,
        eğer, köle azat etmek belirli şartlara bağlanmamışsa, köle azad etmeye niyetlenen birisi, yaşlı, işe yaramayan köleleri azat edip, yani don gömlek sokağa atıp, “Allahın isteğine uyup, köle azad ettim, tanrı nezdinde iyi bir şey yaptım” diyerek, eleştiri getirmeye kalkışacak olanları susturmayı sağlayabilir,

        hatta işe yaramadığı için kimseye satamadığı köleleri başından def etmek kefaret ödemesi gereken eylemlerde bulunabilir, nasılsa bahanesi hazır, Allahın isteğini yerine getirme bahanesi…

        hepimiz geçimimizi sağlamak için bir takım işler yapıyoruz, kimiz işçi, kimimiz memur, kimimiz esnaf, kimimiz tarım işi veya her neyse, bir şekilde çalışıyoruz, bağımlılığımız ise sadece çalışma saatleriyle sınırlı, yani mesai bittiğinde herkes kendi evine gidiyor, hatta yanında çalıştığı patronuna dışarıda yemek bile ısmarlayabiliyor,

        yani herkes rızkını kazanmak için süresi belli olan bir zaman diliminde emeğini emanet olarak veriyor, benliğini, cismini, varlığını değil.

        o nedenle çalışma hayatını kölelik olarak nitelendiremezsin, hatta emeğini rehin veren emekçi, emeğini teslim etmeden önce patronuyla pazarlık yapabiliyor, oysa kölenin böyle bir şansı yok, onlar sahiplerinin yanında çalıştırdığı veya dışarıda çalıştırdığı! yatacak yer vermediyse toprak üzerinde uyuyan itiraz etme hakkı bile olmayan bir mal, (işin pazarlık boyutu ayrıca irdelenecek bir olay)

        yani mesai bitiminde gideceği kendi bir evi var, kendine ait eşyaları, kendine ait bir sosyal yaşamı var,

        bir köylü düşün, evi, tarlası, traktörü, her şeyi kendine ait olsun, bu köylü yetiştirdiği tarım ürünlerini, (emeğini) kendilerinin üretmesi için gerekli şartlar oluşmadığından açlık tehlikesiyle karşı karşıya olan şehirli açları doyurmak için niye üretiyor,

        senin tanımınla söylersek, her şeyi olan, işi olmayınca dut ağacının altında şekerleme yapan köylü, şehirli açların kölesi mi? oluyor.

        ayrıca mümin bir köle, yani Müslüman bir köle, kölelere özgürlük vermek istediği düşünülen bir tanrının, ey müminler, mümin kölelerinizi azad edin diye bir ayet göndermemesi ne tuhaf değil mi?

      • 1okuyucu dedi ki:

        düzeltme;

        hatta işe yaramadığı için kimseye satamadığı köleleri başından def etmek kefaret ödemesi gereken eylemlerde bulunabilir, nasılsa bahanesi hazır, Allahın isteğini yerine getirme bahanesi…

        hatta işe yaramadığı için kimseye satamadığı köleleri başından def etmek İÇİN kefaret ödemesi gereken eylemlerde bulunabilir, nasılsa bahanesi hazır, Allahın isteğini yerine getirme bahanesi…

        yukarıdaki metne, eksik olan “için” kelimesi eklenmiştir.

      • toro dedi ki:

        Sayın Yasir,

        ”Toro, ben sana anlatıyorum ama sen ısrarla anlamamak için elin geleni yapıyor ve insanların dini kendi kılıflarına uydurmalarını veya hadis nakil dini oluşurmuşların rivayetlerini okuyup inanıyorsun sonra bu arğümanlar ile saldırıya geçiyorsun, halbuki inanman gereken Allahın hadisi-ahidi-zikridir” diyorsun!

        Yasir o dini kendi kılıflarına uyduran ya da hadis nakil dini oluşturanlardan birinin de sen olmadığının garantisi varmı? Durum öyle komik ki, sanki biz seninle bu münazarayı 2014 yılında değilde 700 yılında yapıyormuşuz gibi yanıtlar veriyorsun! Madem dini kendi kılıflarına uyduran ve hadis nakil dini oluşturanlar var ve bunlar hayli kalabalık ve nüfuzlu o halde sen nasıl doğru olanı bildiğini iddia edebiliyorsun ki? Aradan sıyrılmanı sağlayan nedir? Sende herkes gibi 1400 yıldır binlerce, milyonlarca elin beraer yoğurarak bu güne taşıdığı bir dine inanıyorsun! 1400 yıl içinde kimin doğru kimin yanlış yaptığını bugünden nasıl söyleyebiliyorsun?

        Bak kendin ne güzel söylüyorsun, dini kendi kılıflarına uyduran ve hadis nakil dini oluşturanlar varmış! O halde bu arkadaşların mevcut kurana sesli harf eklemelerini, harekeleyip noktalayarak yeniden düzenlemelerini neden dini kendi kılıflarına uydurmak olarak görmüyorsun? Neden Emevi hanedanın (Ebu süfyan ailesi) kendilerini bertaraf eden peygamberim diyenden ve onun yakınlarından bu şekilde intikam almış olabileceğini yadsıyorsun? Hadislerin çoğunun bu dönemde türetildiğini ve bunun kuran üzerinde yapılan dezonformasyonu meşrulaştırmak amacıyla bilinçli olarak yapılmış olabileceğini neden düşünmüyorsun?

        Sayın Yasir,

        Elinde bir kuran var! Sesli harfler eklenmiş, harekelenmiş ve noktalanmış! İlk başta Kureyş lehçesiyle okunmuş sonra 7 farklı arap lehçesiyle okunmasına izin verilmiş! İlk yazıldığında 22 harfi karşılayan 15 harfte oluşan bir alfabe ile yazılmış! Şimdi arapçada 28 harf var! Ayrıca kurana sesli harfleri ve imla işaretlerini koyan kişide mekkeyi ele geçirmek için kabeyi mancınıkla yıkmaktan sakınmamış bir adam!

        Şimdi sen çıkmış beni elinde haccacın ve emevinin yeniden düzenlediği kuran olduğu halde ”anlamamak için elin geleni yapıyor ve insanların dini kendi kılıflarına uydurmalarını veya hadis nakil dini oluşurmuşların rivayetlerini okuyup inanıyorsun sonra bu arğümanlar ile saldırıya geçiyorsun,” diyerek suçlayabiliyorsun! Senin daha elindekinin aslının ne olduğunu bilmeden bana bu denli yakıştırmalar yapman beni cidden güldürüyor!

        Bana söylermisin Kabe yi yıkan ve yasak olduğu halde din kardeşini kabenin yanında öldüren Haccac’ın ve onun Emevi halifelerinin kuranı kendi saltanat çıkarlarına uygun şekilde yeniden düzenlemediğini nasıl bilebilirsin?

        Bu nedenle bana ”inanman gereken Allahın hadisi-ahidi-zikridir…Biz buna inanıyor ve bundan çıkmamaya çalışıyoruz…” demen mantıksızdır! Çünkü inandığınız şeyin inanmanız gereken şey olduğunu bile bilemeyecek noktadasınız! Son halifeden sonra hatta onunla beraber yönetme gücünü tekrar ele geçiren ebu süfyan ailesinin, özellikle peygamberin ve ilk halife ebubekirin yakınlarına karşı yaptığı asimilasyon ve yönetme erklerini pekiştirmek adına onları kutsal şehir medineyi(!) yağmalamak ve mekkede kabe yakınında din kardeşlerini kılıçtan geçirmekten alıkoyamayan şiddet duygusu ortadayken kuranı aslı gibi tutmak isteyeceklerini düşünmek saflık değilde nedir? Bu durumda size inanasınız diye taşıdıklarının gerçekten ”Allahın hadisi-ahidi-zikri” olduğunu nereden bilebilirsiniz?

        Sana katılmıyorum, Araplar kendilerine ne verildiyse (peygamber ve diğer hanedanlar dahil) uygulamışlarıdır! Öncelikle arapların kuranı yanlış yaşamaları tanrılarına isyan ya da şirk değilmidir? Şimdi hem araplarının kurana uygun yaşamadıklarını söyleyeceksiniz hemde kurana uygun yaşamayan bu arapların kuran üzerinde kendi çıkarlarına uygun düzenlemeler yapmadıklarını! Tanrının emirlerinin dışında bir eylemler dizis oluşturan bu arapları kuranı değiştirmekten alıkoyacak sebep ne ola ki? Zaten Tanrıdan korkmayan bu sayede onun dediklerini değilde kendi yapmak istediklerini ifa edenleri bu yaptıklarının dayanağını kuran da oluşturmaktan alıkoyacak çekince ne olabilir? En basitinden herbirini otobüs olarak düşündüğünüzde şoförlerinin herbirinin inanırlara sizi cennete ancak biz götürebiliriz dedikleri tarikatların ve ya mezheplerin ortaya çıkışını nasıl açıklayabilirsiniz ki? Sanki islamın 4 peygamberi varmış ve her peygamber arapların bir kısmına diğerlerinden farklı şeyler söylemiş gibi ayrılan ve birbirlerini öldürme boyutuna taşınacak bir şiddeti körükleyen inanırların taşıdığı islam mirasına güvenmek nasıl bir anlayışla açıklanabilir?

        Kusura bakma, köleye de takılma! Kuran da HÜR kelimesi geçiyor ve insanlar HÜR olanlar ya da olmayanlar olarak ayrılıyorsa senin köleliği yokmuş gibi göstermek adına argümanlar üretmen benim için anlamlı değildir! Boşuna uğraşıyorsun, ben umutların ya da olmasını istediklerinle dizayn ettiğin düşüncelerinle ikna edebileceğin birisi değilim! Bunun için muhatap olman gerekenler bellidir!

      • yasir dedi ki:

        Okuyucu, şu yazundan senin gürüş acının ne denli dar olduğunu anlayabiliyorum bu sebebten kuranı ve Allahın ayetlerini anlayamaman çok doğal…
        Allah dilemesse kise dileyemez…Alllahın sapırdığını kimse doğruya sokamaz, Allahtan başka…Şimdi sen bunları okuduğunda ALLAHIN insanlara gündelik hayatlarında bile diledikleri şeylere mudahale eden, sapanları sapıran, yola girenleri yola sokan vs gibi alğılayıp klaşik yaklaşımla bizde şuç yok suç varsa ALLAHIN diyeceğini düşünür gibiyim…
        Allah dilememizi dilediğigi için bizler bazı şeyleri dileyebilriiz, yani Allah bizlere hür irade vermeyi dilemiştir…Allahın fitneleri vardır, eş-evlat-dünyalık-kuran-alkol vs bunlarda birer fitnetullahtır, işte sen kuranı okuduğunda saparsın, sapan sensin, sorumlukluk tamamen sana ayit ama oluşumu Allah sağlar, kuranı ben okurum benimde imanım artar bu tamamen benim irademledir ama oluşumun tamamı Allaha ayittir…Çünkü ALLAH sanada banada Kalp-göz-kulak vermiş ve bunların sayesinde gelişen-çalışan kafanın içinde birde dimağ-beyin vermiş ve şuurlu kılmışki iman veya inkar edebiliyoruz, ama diğer insanların dışında ikimizide bunları kullanamaz halde özürlü-bilinçini kullanmaz olammızı dileseydi ne sen ne ben, ne inkar, nede iman edebilirdik…Hayvanlar gibi yer içer yaşadığımızı bile bilmeden göçer giderdik…

        Şimdi sen, sadece yaşadığın döneme ve sosya-ekomomik hayata ve halkalrın-yönetimlerin durumuna göre konuşuyorsun, şu an bile dünyad köle şartlarında çalıştırıldığı söylenen sadece çinde on milyonları aşmış sadece yatakanelerde yatan kalkan, prinç yiyen köleler mevcuttur, bunların dışında sks köleleri, başka işlerde kullanılan köleler hariç…

        Şimdi bizim konuştuğumuz açımasız-yağmacı-bir otoritenin olmadığı her türlü baskınların yağmanın olduğu dönemi düşünelim…Bu gibi işçilerin olması çok doğal, sen sanıyorsun ki herkez Allaha inanıyor, herkez merhametli, herkez adaletli yahu herkez böyle olsa zaten dünya cennet gibi olur, hiç zulüm olmaz….Müslümanlar bunu kaldırsa dünyada başka toplumlar bu sistemi kaldıracağınımı sanıyorsun amerikada bile köleliğin boyutlarını herkez biliyordur, bunu kaldırmayan arap ve müslümanlar demek tam müslüman olamamışlardır…İşte ALLAH bunun bıçak gibi kesilmeyeceğini bildiğinden bu tarz yersiz-yurtsuz-kimsesiz calışanlaraınıza iyi davranın, onları haklarını verin, zaten bu gibi kimsenin atsından dedesinden bir şeyi yoksa ve kimsesiz ise ne gibi bir mülk edinebilir…Şimdi günümüzde bir asğari üçretli 850 lira ile ne gibi bir mülk edinebilir hemde hür olduğu halde…

        Okuduğunu anlayamadığın bir önceki yazımda, sizin köle diye tabir ettiğiniz aslında bir müslüman için çalışanı olan yersiz-yurtsuz-kimsesiz- kişiyi hürleştirmek onu sen hürsün diyip sokağa etmek değildir, ona her türlü maddi imkanı sağlayığ iş kurabileceği bir ortamı sağlamaktır…Ama bunu anlamak için önce düşünmek gerekli…

        Birde anlamadığım şu konu var, yahu bu kölelerin kaçmak, hiçret etmek hiçmi akıllarına gelmiyor, koskoça dünya, sahibinden zulümmü görüyon kaç be kardeşim nasılsa arkanda bırakıcağın bir şey yok değil mi? düşünüyorumda kaçmakta çözüm değil ki, kaçmıyorlar…

        Kendilerine yazık eden kimselere melekler, canlarını alırken: “Ne işde idiniz!” dediler. Bunlar: “Biz yeryüzünde çaresizdik” diye cevap verdiler. Melekler de: “Allah’ın yeri geniş değil miydi? Hicret etseydiniz ya!” dediler. İşte onların barınağı cehennemdir; orası ne kötü bir gidiş yeridir.4 / NİSÂ – 97

        Bak kardeşim ALLAH hiçreti kaçmayı serbes bırakmış, sahibin sana kötü-pis işmi yaptırıyor veya zulüm mü yapıyor kaç-hiçret et…

        Okuyucu ben sana burada sayfalarca yazssam anlamasın…Bence önce kuranı anlamaya çalış…Alllah köleliği nerde önermiş, nerde teşvik etmiş, sizin bildiğiniz tarz bir kölelik zaten yoktu sizin izlediğiniz afro-amerikan köle filimlerinden etkilenmeniz sonucu hezeyanlar içindesiniz…Altındaki, sağ elinin malik olduğu amele-ma melekt’lere kötü davranan müslümanlar olmuş olabilir ama bunu kurana ve Allaha bağlayamassın o kişilerin kuranı ve Allahı anlamamalarından kaynaklanan adaletsizlikleridir…

        Kuranda kölelik yoktur ve köle azad etmekten kasın kimsesiz yersiz yurtsuz-muhtaç çalşana maddi destekle maddi özğürlük sağlamaktır…
        ayrıca illaki bir diyet karşılığı değil, çalışanın bunu istemesi ve kendisinde bir hayır var ise bunun yapılmasını Allah teşvik ediyor….

        Sahip olduğunuz (amele-ma meleket)-çalışanlarınızda serbes kalmak isteyenlere gelince, eğer onlarda bir hayır görürseniz onlarla mükâtebe yapın. Allah’ın size verdiği maldan onlara verin. 24 / NÛR – 33

        Tabiki eskiden bskınlar-yağmalar-savaşlar çok fazla olduğundan kimsesiz çoçuklar veya kimsesiz kadınlar fazlaydı…Ama günümüzde savaş olmayan ülkelerde bile bu tarz insanlar olup varlıklı insanların her türlü ev ve ayak işlerini yatılı olarak yapmaktalar…

        Ayrıca yusuf peygamberde bu gibi insanlardandı ama ona evini açana hiç hayinlik yapmadı ve saygı bile duyuyordu…Yani bunları geniş ve ince düşünmek ile anlayabilirsin…

      • 1okuyucu dedi ki:

        Yasir;

        Evlenmeye güçleri yetmeyenler de, Allah kendilerini lütfuyla zengin edinceye kadar iffetlerini korusunlar. Sahip olduğunuz kölelerden “mükâtebe” yapmak isteyenlere gelince, eğer onlarda bir hayır görürseniz onlarla mükâtebe yapın. Allah’ın size verdiği maldan onlara verin. Dünya hayatının geçici menfaatlerini elde etmek için iffetli olmak isteyen cariyelerinizi fuhşa zorlamayın. Kim onları buna zorlarsa bilinmelidir ki hiç şüphesiz onların zorlanmasından sonra Allah (onları) çok bağışlayıcıdır, çok merhametlidir. (nur-33)

        Mükatebe, köle veya cariye ile efendisi arasında yapılan bir akid olup, bu akidde köle veya cariye, belli bir bedel ödediği takdirde efendisinden, kendisine hürriyetini vermesini ister veya aynı teklifi efendisi ona yapar. Üzerinde anlaşmaya varılan bu bedel hazır ise köle bu bedeli hemen ödemek, değilse, efendisinin kendisine tanıdığı bir süre içinde temin ettikten sonra ödemek şartıyla hürriyetine kavuşur.

        “””””Okuyucu, şu yazundan senin gürüş acının ne denli dar olduğunu anlayabiliyorum bu sebebten kuranı ve Allahın ayetlerini anlayamaman çok doğal…””””

        sana yaptığım tasvirdeki 2 adam’da adam ayni adamdı, adam çocuklarından birini sevip okşuyordu, diğerini ise Muhammede inanmadığı için tekme tokat dövüyordu,

        sen dayak olayını korkuyla izlediğin için, kafanı başka tarafa çevirmeyi tercih ediyordun, yani sen görmek istediğine bakıyordun, ben ise her ikisine de bakıyordum,

        şimdi söyle bakalım hangimiz dar görüşlü, görmek istediğine bakan mı? yoksa resmin bütününe bakan mı?

        ayrıca kendi aklını, sana inandığın tanrının verdiği bir üstünlük sanıp kibirlenme huyundan vazgeç!

        kendine has olduğuna inandığım düşüncelerinden dolayı seni takdir ederim ama senin tanrın, bilmediğin şeylerin peşinden koştuğun kanısına varırsa halin nice olur diye endişe duyarım,

        ayrıca benim düşüncelerime pranga vuracak bir varlık tanımıyorum ben, yaşadığım sürece, düşünmek istediğim her şeyi düşünmekte özgürüm, ne Kuranın tanrısı, nede adına şeytan denilen ve dünyada hüküm sürdüğü söylenen tanrı bana vız gelir,

        insanları köleleştirmek, insanların yapacağı bir eylemdir, tüm insanlık bu tavrını, 1990’lü yılların başından itibaren terk etmiştir,

        söylediğin asgari ücret gayri safi millî hasıla baz alınarak belirlenen bir kişilik ücrettir, öyle olmasaydı, bir ailede sadece bir kişinin çalışması şartı getirilirdi,

        gayrı safi millî hasıla demişken, diğer Ülkelerde kişi başına (kelle sayısına) düşen gayrı safi millî hasılalara bir bak, gelişmiş ülkelerde çok yüksek olduğunu göreceksin, dolayısıyla kelle sayısının belirlediği asgari ücretin de daha yüksek olacağını göreceksin,

        dünyanın en büyük ekonomilerine sahip devlerinden biri olan Çinde, nüfus yoğunluğu nedeniyle, kişi başına düşen gayri safi millî hasıla bizim yarımız kadardır,

        ayrıca kimse kimseyi zorla çalıştırmıyor, kişiler kendi rızkı için, kendi istekleriyle çalışıyorlar, zorla çalıştırılmıyorlar,

        hatta rızkı için yurt dışına giden, gittiği Ülkede göçmen statüsüne sahip olarak her türlü ayak işlerinde çalıştırılan (ayni yurt dışına giden bizimkilerin, lağım işçiliği veya çöpçülük yapmaları gibi) insanlar, o Ülkeye zorla mı getirilmiştir?

        saydığım işleri küçümsemiyorum, kendi Ülkelerinde o tip işleri beğenmeyip çalışmak istemeyenlerin, yabancı Ülkelerde, varoş tabir edilen mahallelerde soğan ekmek yiyerek çalışmalarını kastederek söyledim, mahallemizin çöplerini toplamaya gelen çöpçülere denk geldiğimde, kolay gelsin diyorum, içimden ”iyi ki varsınız, siz olmasanız, biz .ok çukurunda yaşar dururuz” derim,

        mukatebe anlaşmasının, kölenin kendisini satın alması olarak anlıyorum da, kaçacağı yerde hiçbir şeyi olmayan kölenin nasıl yaşayacağını anlayamıyorum, bir şeyler çalıp kaçmaya kalkışsa, başına gelecekleri var sen hesap et,

        azat ettiği kölesine bir şeyler vermek isteyen iyi niyetliler olsa da, genel eğilim göz önüne alındığında, ayetlerin ne kadar ciddiye alındığını da göz önüne katarak, çoğunun don gömlek sokağa