HUBELÜEKBER mi ALLAHUEKBER mi?

Ebu Süfyan’ın Uhud’da Zafer Haykırışı

Uhud savaşında müslüman ordusunu hezimete uğratan Kureyş’in lideri Ebu Sufyan “Hubeluekber! Hubeluekber!” diye sevinçten haykırıyordu..
Öldüğünü sandığı Muhammed’in talimatıyla Ömer de “Allahuekber!” diye karşılık verdi.

Uhud’da “Hubeluekber!” diye coşkuyla haykıran Ebu Süfyan, Mekke’nin fethinden önce müslüman olacak ve artık “Allahuekber” diye bağıracaktı.
Üstelik ismi İslam tarihine peygamberin kayınpederi ve İslam’a oğlu Muaviye ve torunu Yezid’i halife olarak veren zat olarak yazılacak, isminin önüne de Hz. konması ihmal edilmeyecekti.

Hübel (Hobal), Kabe’deki 360 put içinde başputtu.
Kureyş putperestlerinin hayatında çok önemli bir yeri vardı.
Yeni bir işe başlayacaklarında, evleneceklerinde, seyahate çıkacaklarında, ticarete atılacaklarında, soyu belli olmayanın soyunu tespit etmede, öldürülen kişinin diyet parasını ödetmede, çocuklarını sünnet ettirmede ve daha bir çok karar öncesinde ona gitmeyi zorunlu kabul ediyorlardı.

İbnü’l-Kelbî’nin Kitabü’l-Esnâm’ına göre Hübel putunun Milattan önce Amr bin Luhay tarafından Suriye’den Mekke’ye getirildiği rivayet ediliyor.
İnsan suretinde ve kırmızı akikten yapılmış olan Hübel, Kureyşlilere sağ kolu kırılmış olarak ulaşmıştı. Kureyşliler kırık kolun yerine altından bir kol yaptırmıştı.

Fal okları şöyle kullanılıyordu:
Örneğin; Herhangi bir kimsenin soyundan şüphe duyulduğu zaman, soyunu belirlemek üzere, yüz dirhem para ve bir kurbanlık deve ile birlikte Hübel putunun önüne gelirlerdi. Getirdikleri para ve kurbanlık deveyi fal oklarını çekmekle görevli olan kişiye verdikten sonra, soyu şüpheli kişiyi putun önüne koyarlardı. Bu işler tamamlandıktan sonra;
“Ey Tanrımız, bu falan oğlu falandır. Ona şunu yapmak istiyoruz. Bu konuda gerçeği ortaya çıkar” anlamında dua ederlerdi. Dua faslı bittikten sonra, görevliye, “çek” denirdi. Eğer çekilen okun üzerinde “sizdendir” ifadesi yazılıysa, söz konusu kişinin soyu temiz ve kendisini oraya getirip ok çektirenlerin soyundan olduğuna hükmedilirdi. Şayet, “sizden değildir” ifadesi yazılı ok çıkarsa, o kişi içinde bulunduğu kabileye mensup olmadığı, ancak, anlaşmalı olduğuna hükmedilirdi. Eğer üçüncü, yani “sığıntıdır” ibaresi yazılı ok çıkarsa, soyunun belli olmadığına ve içinde yaşadığı aşiretle de anlaşmalı olamayacağına hükmedilir ve ona göre davranılırdı.

Hubel  Baal mi?

Kur’an’da Lat, Uzza, Menat putlarından bahsetmesine rağmen Hübel’den hiç söz edilmemesi ilginçtir.
Ancak Hübel yerine büyük olasılıkla “Ba’l” kullanılmış olabilir.
“Yaratanların en güzelini bırakıp da Bal’e mi yakarıyorsunuz” ayetindeki Ba’l, İbranice ‘Ha-Baal’ sözünden geliyor. Tevratta ‘Baal-Peor’ adlı put olarak geçiyor.

Hübel (hobal) = Ha-Baal = Ba’l ise;
Gerçekten de Kureyşliler Allah’ı bırakıp Hübel’e mi yakarıyorlardı?
Ebu Süfyan, “Hubelüekber” derken Allah’ı geri plana mı atıyordu?
Bazı kaynaklardaki gibi Allah ay tanrıçası, Hübel ise güneş tanrısı mıydı?
Yoksa Ebu Süfyan “Hübeluekber” derken “Allahuekber” mi demiş oluyordu?
Yani, Allah Hübel miydi?

“Ben iki kurbanlığın oğluyum”

Muhammed’in böyle dediği aktarılır. Ve yorumlanır ki: Kurbanlıklardan biri ibrahim’in oğlu İsmail’di; öbürü de Muhammed’in babası Abdullah. (Bkz. Aclûnî, Keşfu’1-Hafa, Arapça, 1985, 1 / 230, hadis no: 606. Ayrıca bkz. tefsirler, örneğin F. Râzî, 26 / 152.)

Ne var ki İbrahim’in oğlu, Tevrat’ın Yahova’sı ve Kur’an’ın Allah’ı için adanmışken; Muhammed’in babası Abdullah, Müslümanlar’ın “put” saydıkları “Hubel” için adanmıştı.
(Bkz. Ibn’ul-Kelbî, Kitabu’l-Esnâm, tahkik: Ahmed Zeki Paşa, Ankara, 1969, Arapçası, S. 18, Türkçesi “Putlar Kitabı”, Çev. Beyza Düşüngen, S. 36, İlahiyat Yay.)
Yani, putlara karşı olan Muhammed’in babası bir “put” için kurban olarak adanmış ama bir taraftan da benimsenmiş.

“Allah’ın kölesi” anlamındaki Abdullah, Allah’a değil, Hübel’e kurban edilecekti.
Ama aslında bunda bir terslik yoktu.
“Put” denen “Hubel”, gerçekte “el Ba’l” anlamındadır. Yani Fenikelilerin en büyük ve ünlü Tanrısı Ba’l. Mezopatamya’da ve Araplar içinde de son derece yaygın bir tapınma alanı bulan, tanınan “Ba’l’in anlamı da “efendi”dir. Yani;Tevrat’ın ve Kur’an’ın “Tanrı”sı nasıl “efendi (rab)” niteliğini taşıyorsa, bunlara kaynaklık eden “Ba’l” de bu nitelikteydi. (Bkz. Dr. Muhammed Abdulmuid Han, El Esatiru’l-Arabiyye Kable’l-lslâm, Arapça, Kahire, 1937, S. 114 ve öt.)

Baal Kartacalıların da tanrısıdır. Kartaca tanrılarının başında gökyüzü tanrısı Baal ile yazıtlarda esrarlı bir biçimde “Baal’ın yüzü”, yani Baal’ın dişi karşıtı ya da “yansıması” olan Tanit bulunurdu. Baal, anayurt Fenike’de tanınmış bir tanrı ise de, Tanit oralarda bilinmezdi ve İÖ 5. yüzyılda ortaya çıktıktan sonra baş dişi tanrıçalığı (Batı Sami Bereket Tanrıçası olan) Astarte’nin elinden almıştı.

Baal her nasılsa insanlardan uzak ve ürkütücü bir tanrıydı: Tepelerin ve özellikle dağ doruklarının tanrısıydı ama aynı zamanda verimli ovaların ve gökyüzünün de tanrısı kabul edilirdi. Kısacası, bütün evrenin tanrısıydı.

Herodot Tarih’inde Arap Tanrıları
İslamdan 1200 yıl önce yani M.Ö. 5. yüzyılda Herodot şöyle yazmış:

“Afrodit’e Suriyeliler Mylitta, Araplar Alilat, Persliler ise Mitra der.” Herodot’a göre, eski Araplar iki tanrı’ya inanırlardı. Bakhus ve Urania. Bakhus’a kendi dillerinde Orotal, Urania’ya ise Alilat diyorlar. (Bakhus = Dionysos, Urania = Afrodit)

Herodotus (Translated by David Grene) (1987). The History. Chicago University Press. ISBN 0-226-32770-1.

Herodot bunları yazarken Araplarda Hacer kültünün olup olmadığını bilemiyoruz.
Ama yakın islam tarihindeki Hristiyan eleştirilerinde Hacerülesvedden Afrodit heykelinin kırık kafası diye sözediliyor. Bu bilgi ilginç. Büyük olasılıkla Arapların bir Afrodit heykeli vardı ve saldırıya uğrayıp parçalandı. Ellerinde kalan parçaya saygı duymaya devam ettiler. Hacer ve Haceriler adının nasıl ortaya çıktığı da bir soru işareti. Hatta Haceriler dışında Sarazenler de deniyor ki, bu isimlerin Yahudilerin krallık dönemindeki hakimiyetleri sırasında almış olma olasılığı çok güçlü.

Hacerül Esved bilimsel olarak tetkik edilmeden doğruyu tespit etmek mümkün değil. Bölgeye düşen bir göktaşının yol açtığı bir kraterden alınmış parça olma olasılığı da yüksek.
Ama iddia edildiği gibi parçalanmış bir heykelin kafası olması da.
Sultanahmet caminin mihrabındaki taşın Hacerül esved’in bir parçası olduğu söylenir. Belki bu parçalardan başka yerlerde de vardır.

Kıble kelimesi Kıbele’den gelmiş olabilir.
Mekke’ye getirilenin ise Kıbele kültü olduğunu düşünüyorum.
Hacerül Esved’in Kıbele’den getirilmiş olması anlamsız.
Romalılar vasıtasıyle Kıbele kültü yerleşmiş ve Afrodit heykeline bir şekilde sahip olmuş olabilirler.
Ya da zaten mevcut olan kültleri benzerdi ama Romalıların etkisiyle isimler değişmiş olabilir.
Bence bölgede çok çeşitli ve içiçe geçmiş kültler vardı.
Bunlar zaman içinde birbirine karıştı.
Sahip oldukları kültlere benzerlik arz eden Yemen, Şam vb. yerlerden transfer edilen adet ve ibadetlere belki zamanla Yahudi etkisi eklendi.

Herodot zamanındaki Arap tanrılarının ismi zaman içinde değişmiş olabilir.
Herodot’un Alilat diye yazdığı tanrının Al-Lat olduğu savunuluyor.
Anlaşılan Herodot’tan çok zaman sonra Amr bin Luhay’ın getirdiği Hübel Orotal’ın yerini almış.

Hübel Allah mı?

Dinler ansiklopedisine göre:
“Allah, İslam öncesi Arapların ay tanrısı olup Babil tanrısı Ba’le karşılık gelir.
(Encylopedia of religion, 1:17 Washington D.C. Corpus Pub.1979)

Bununla beraber araştırmacıların bir kısmı Arabistan’da iki tanrı inanışı olduğunu, bunlardan birinin ay tanrıçası Allah (Hübel), diğerinin ise Allah’ın eşi olan güneş tanrısı olduğunu belirtir. Lat, uzza ve Menat da kızlarıdır.

El-İlah’ın yani Allah’ın Kabe’de putu yok.
Kabe’nin lordu, efendisi, baş putu Hübel.
Hübel ise Allah’la aynı karşılığa geliyor.
Daha doğrusu (Bana göre) Putperestlerin gözünde Hübel, Allah’ın yeryüzündeki yansıması. Nasıl ki buzağı putu, paganların gökteki tanrısının simgesi ise hübel’de öyle.

Yani, Allah = Hübel ve Baal’in simgesi olan hilal, artık Allah’ın simgesi olmuştur.

Peki Hübel Allah’sa ve ay tanrıçasıysa güneş tanrısı kimdir?

Genelde çok tanrılı pagan dinlerin bir yaratıcı tanrısı var. Bu yaratıcı tanrı, diğer tanrı ve tanrıçaların üstünde.
Tek tanrıcı dinlere geçişte önceki tanrıların en üstünü olan yaratıcı tanrı alınmış ve tek tanrı yapılmış.
Bu Kureyş’de de böyle, Mısır’da Akhenaton zamanında da.
Ama tek tanrıcı dinler, geçmişteki pagan izlerini taşımaya devam etmişler.

Bazı pagan dinlerde ise yaratıcı tanrı, en üstün tanrıdan sonra gelebiliyor.
Örneğin Hindu dininde Şiva en üstün Tanrı. Şiva, Brahma’yı yaratıyor. Brahma ise evreni yaratıyor. Genel inanç böyle ama Hinduların bir kesimi Brahma’nın üstünlüğünü savunuyor.

Dinlerde yaratıcı tanrının ortak bir ismi yok.
“Tanrı” kelimesi ise Türkçe “Tengri” den geliyor ki aslında yanlış bir kullanım. Nasıl ki İslam’da Allah özel isim sayılıyor ve Allahlar kabul görmüyorsa, Türklerde de Tengri özel isim ve tanrılar denmiyor, denmemiş.

Arap mitolojisine ait elde yeterince doyurucu kaynak yok. İslam öncesi Arapların tanrı ve tanrıçaları, putları hakkında birtakım bilgiler olsa da bunlar kısıtlı ve çelişkili bilgiler.

Bölgenin diğer mitolojileriyle benzerlik taşıdığı kesin.
Örneğin, Lat, Uzza ve Menat’a MS 3. yüzyılda Suriye’de Tedmür krallığını kuran Palmirliler de tapınıyorlardı. Palmirliler, yıkılan Nebatilerin devamıydı. Nebatilerin merkezi ise Ürdündeydi. 273’de Roma’nın işgaline uğradılar.

G. Ryckmans’a göre tanrıça el-Lât, Semûd, Safaî ve Lihyanî kavimlerine ait kitabelerde adı geçen tanrıça İlât ile aynıdır. El-Lât’ın ismi Palmir ve Nebat kitabelerinde de geçmektedir. Güney Arabistan’da rastlanan ve el-Lât’a gönderme yapan kişi isimleri Güney Arabistan’da da el-Lât’a tapıldığına dair kanıt olabilir.

Palmirlilerin de tapındığı bir başka ortak tanrıça El-Uzzâ idi.
Suriyelilerde de Venüs’ü sembolize eden El-Uzzâ göğün kraliçesiydi.
Menât da Nebat kitabelerinde adı geçen bir tanrıça idi.
Son dönem Nebatlılarda Uzza, İsis ve Afrodit’le ilişkilendirilirdi.

Kureyşlilerde kabilelere göre ilahlara ve putlara farklı bir yaklaşım ve inanış vardı. ilahlar hakkındaki inanışlar geçmişe göre değişim göstermişti.
Örneğin Putlar Kitabı`na (Kitab el-Esnam) göre Lat, Uzza ve Menat tanrıçalarının Allah’ın kızları olduğu bilgisi belirsizdir ve üç tanrıçaya tapıma farklı zamanlarda başlanmıştır. Buna göre ilk dönemlerde kardeş bile sayılmıyor olabilirler.
Kimi kabileler Uzza ve Menat’ın Lat’ın kızları olduğuna, Kimileri de Lat ve Menat’ın Uzza’nın kızları olduğuna inanır. Lat, aynı zamanda Hübel’in de annesidir.
Ama kimi kabilelerde ise Hübel’in Menat’la evli olduğuna inanılır. Petra’daki Nebatlılar Menat’ı Manawat ismiyle anıyor, Greko-Romen tanrıça Nemesis ile denk tutuyor ve Hubal’ın karısı olduğuna inanıyorlardı.

Bununla beraber, Hübel’in El-Lah ile aynı olduğuna karşın El-Lah’la eş olduğuna dair inanışlar da vardır. (Wellhausen)

El-Lah ismine Kureyş’in son döneminde rastlanır, şiirlerde adı Allah olarak geçer.
Kökeninin El-Lat’dan geldiği kanısı güçlüdür.
Ayrıca Allah’ın İbranice’deki Eloha’dan geldiği savı da yaygındır.

Herodot zamanındaki Arap tanrıları arasında Allah ya da El-ilah geçmemesi, Kureyş’in sonraki dönemlerde bu ilahı edindiğini, ya da başka bir ilahın Allah’a dönüştürüldüğünü ortaya koymaktadır. Bu da tek tanrıcılıktan paganlığa geçtiği hakkındaki iddiaları çürütmektedir. Görülen odur ki totem dininden pagan dinine geçen Araplar, ilahları içinde Allah’ı yaratıcı yüce ilah olarak benimsemiş, Hübel putuna da Allah’ın simgesi olarak inanmışlardır.
Allah ve Hübel’in Kureyş dinine sonradan katıldığı güçlü bir olasılıktır.

Arap Edebiyatında Hübel
Bir başka gerçek ise Muhammed’den önce Allah’a, Rahman’a inanan, putlara tapmayı redddeden müslümanların olmasıdır. Aşağıdaki Arap şiiri İslam öncesi döneme ait hanif bir şaire aittir:

Gerçekler ortadayken ben tek olan Rabbe mi yoksa binlerce rabbe mi ibadet etmeliyim?
Lat’ı da Uzzâ’yı da hepsini terk ettim; zaten benim gibi yiğit ve sabırlı biri böyle yapar.
Ne Uzzâ’ya tapınırım, ne de onun iki kızına; ne de Benî ‘Amr’ın iki putu etrafında dönerim.
Ben, henüz rüşde ermemişken rabbimiz sayılan Hubel’e de artık ibadet etmeyeceğim.
Hayran kalmışımdır! Çünkü gece ve gündüzlerin (düzenli olarak birinin diğerini takip etmesinde), sabırlı ve erdemli bir kişinin, idrak edebileceği nice mucizevî olaylar vardır.
Bilmiyor musun
Allah, işi gücü bozgunculuk olan nice kişileri helak etmiştir. (Diğer taraftan) bir kavmin iyiliği sayesinde diğerlerini de yaşatmıştır; dolayısıyla bunlardan olan çocuklar, büyüyüp (nesillerini) sürdürmektedirler.
Kurumuş bir dal, yağmur sayesinde yeşillendiği gibi kişi de ancak zaaflarından ve kuruntularından arındığı gün olgunlaşabilir.
İşte ben de,
günahlarımı affetmesi için bağışlayıcı olan Rabbim Rahman’a ibadet etmekteyim.

Rabbiniz Allah’a olan sorumluluğunuzun bilincinde olun ve o şuuru koruyun; zira takvaya bağlı kaldığınız sürece helak olmazsınız.
İyi kimselerin yurdunun
cennet, kafirlerin ise kor halinde yanan (cehennem) olduğunu göreceksin.
Onların dünya hayatında zelil ve rüsva bir hayatı vardır; ölümle de katlanamayacakları çok acı olaylarla karşılaşacaklardır.
(Vâfir)

Serdar Kaangil

Reklamlar
Bu yazı Din içinde yayınlandı ve , , , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

HUBELÜEKBER mi ALLAHUEKBER mi? için 13 cevap

  1. AYATA dedi ki:

    Eski Türklerde de Ay eril bir tanrıdır (Ayata) güneş dişil bir tanrıdır (Günana)

  2. ali burak dedi ki:

    El-İlah’ın yani Allah’ın Kabe’de putu yok diye kkendin demişsin neden çarpıtıyorsun olayaları işte geçekler:
    Ay kültü iddiası:

    Bu iddianın ilk çıkış noktası fanatik Hristiyanlardır. İslam dinini karalama çalışmasıyla bu iddiaları ortaya atmaktadırlar. Buna göre ‘Allah’ ismi, Kur’an’ın gelişinden de önce vardı. Araplar, İslam dininden önce de Allah’ı biliyorlardı. Bu iddiaya göre Allah yani El- İlah, Ay Tanrısının adıydı. İslam inancı da Ay kültünden gelmekteydi. Bu iddiaların ışığında İslam dininin ,diğer semavi dinlerle hiçbir ilgisinin olmadığını, arkeolojik bulgularda bulunmuş bazı kabartma resimleri delil olarak öne sürerek ispat etmeye çalışmaktadırlar.
    Bu iddiaların tümü açıkça saptırmadır. Bu iddialar detaylı incelendiğinde gerçek bir temelinin olmadığı ortaya çıkacaktır.
    Şimdi madde madde bu iddialara bakalım:

    1-Arapların İslam öncesinde Allah inancına sahip olduğu fikri yeni bir buluş değildir. Peygamberimizin babasının adı bizzat “Abdullah” (Allah’ın kulu) tır.
    İslam dininden önce de Allah kavramının Araplar tarafından bilindiği gerçeği Kur’an’da da bir çok ayette ifade edilir. Bunlarda birisi şöyledir:

    Haberin olsun; halis (katıksız) olan din yalnızca Allah’ındır. O’ndan başka veliler edinenler (şöyle derler:) “Biz, bunlara bizi Allah’a daha fazla yaklaştırsınlar diye ibadet ediyoruz.” (39 Zümer Suresi – 3)

    Bu ayetten de anlaşılacağı gibi peygamberimizin döneminde müşrikler Allah’ı biliyordu ama “Putlara bizi Allah’a yakınlaştırsın diye tapıyoruz.” diyorlardı. Onların inancında Allah’ı tümüyle bir inkar söz konusu değildi. Sadece bazı putları ona ortak koşuyorlardı.
    Allah inancı, İslam öncesi diğer hak dinlerden gelmektedir. İslam dininin ilk geldiği dönemde İbrahim dininden gelen “Hanef Dini ‘’ de bu ortamda bulunmaktaydı.Hanefiler, bu dini dejenere etmekle beraber ,ilk başından beri var olan birçok ibadet ve inancı ana hatlarıyla korumayı başarmışlardı. Bu yüzden İslam öncesinde de Allah inancı , hac, namaz, oruç gibi ibadetler bozulmuş da olsa halen mevcuttu. Dolayısıyla İslam geldiğinde, bu kavram ve ibadetleri onlardan almamış, aksine onları ilk defa insanlara buyuran Allah, yanlış yapılan uygulamaları düzelterek tekrar Hz. Muhammed vasıtasıyla bildirmiştir.

    2- Bu konuda delil olarak gösterilmeye çalışılan arkeolojik bulgular da kasıtlı olarak çarpıtılmaktadır. Bu bulgular Mekke bölgesinde değil oradan çok daha uzak olan Güney Arabistan bölgesinde bulunmuştur. Bu bulgular kasıtlı olarak Kuzey Arabistan’da bulunmuş gibi gösterilmeye çalışılmaktadır. Bunların Mekke bölgesinde yaşayan Araplarla hiçbir alakası yoktur.

    3- Ay tanrısı Arkeolojik bulgularda “Sin” olarak geçer. Allah (el-ilah) kelimesinin Ay Tanrısı olduğu iddiasını destekleyecek hiçbir kanıt yoktur. Buna rağmen bu tarz iddialarda bulunanlar, birkaç resim koyup altına da böyle bir yorum yazarak Ay Tanrısının, Allah olduğunu iddia ederler. Eğer bunun kökeni biraz araştırılırsa, bu iddiaların fanatik din düşmanlarının vehmi olduğu ortaya çıkacaktır.

    4- Camilerin kubbesindeki ay sembolünün de Ay kültünün bir uzantısı olduğu delil olarak sunulmaktadır. Bu da oldukça desteksiz bir iddiadır. Camilerin tepesine ay sembolü konulması Peygamberimizin döneminde kullanılan bir sembol değildir. Hatta halifeler döneminde de kullanılmamıştır. Bu sembolü ilk kullananlar Emeviler de olmamıştır. Bu adet ilk defa Araplar tarafından değil, Türkler tarafından uygulanmıştır. Alparslan 1064′te Ani’yi fethedince camiye çevrilen katedralin kubbesindeki büyük haçı indirtip yerine büyük bir hilal koydurmuştur. Ve bundan sonra bu uygulama gelenek haline gelmiştir.
    Ayrıca ay sembolü İslam öncesi Türk toplumuna ait bir simgedir. En son yapılan kazılarda bulunan sikkeler, ay sembolünün İslam öncesi Türkler tarafından kullanıldığını ve bir Türk adeti olduğunu ortaya koymaktadır.
    İslam öncesi Göktürklere ait sikkeler Kırgızistan’da yapılan kazılarda bulunmuştur. Bu sikkelerde göze çarpan bir nokta bunlarda da ay sembolünün kullanılmış olmasıdır.
    Göktürk Sikkelerinde Ay Yıldız başlıklı haberi okumak için tıklayınız
    (http://www.trt.net.tr/wwwtrt/hdevam.aspx?hid=117531&k=6)
    Müslümanların ay takvimi kullanmasının yine Ay kültüyle alakası yoktur. İslam geldiğinde var olan takvim budur. Ve Müslümanlar da bunu kullanmışlardır. ‘’Müslümanlar sonradan bu takvime geçmişlerdir’’ gibi bir iddianın hiç bir temeli yoktur. Sadece, akla gelen herşey, bu şekilde temelsizce vehimlerle, bilimden ve akıldan uzak bir şekilde açıklanmaya çalışılmıştır.

    5- Bu konuda en açıklayıcı nokta ise Allah kelimesinin kökeni ile ilgilidir. Allah kelimesi “El-İlah”tan gelir. “El” takısı İngilizcedeki “the” gibidir. Allah (El- İlah) “The God” anlamına gelir. Yani Allah El- İlah belli bir ilahtır. Bu kelime sadece Arap dilinde yoktur. Arapça’nın mensubu olduğu Sami dillerinde de bu kelime vardır. Örneğin İbranice’de “Elohim” ( Tanrı) kelimesi bu kökten gelir. Ayrıca yine aynı dil ailesinden gelen ve Hz.İsa’nın ana dili olan Aramice’de de aynı kelime vardır. Hem de Arapça’daki “İlah” kelimesiyle aynı kelimedir. Okunuşu da aynıdır.
    Bu konuda Aramice bir sözlüğe ulaşamayanlara bir filmi kaynak olarak gösterebiliriz. Mel Gibson’un yönettiği “Passion” filminde, konu orijinali gibi olması için o dönemde konuşulan diller seçilmiştir. Filmde, İsa rolünde oynayan kişi de Aramice konuşmaktadır. Bu filmde bir çok yerde Tanrı kelimesi kullanırken Aramice “İlah” şeklinde telaffuz edilir. (Bu filmi seyretme imkanı bulunanlar, Hz. İsa rolündeki kişinin çarmıha gerildiği sahnede, Aramice Allah’a dua ederken “İlah” diye seslendiğini duyabilirler, yine benzer bir şeyi Yahudi rolündeki kişinin Hz. İsa’yı sorgularken, “Sen Allah’ın oğlu musun?” diye sorarken, yine Aramice “ilah” kelimesini kullandığını duyabilirsiniz.”)

    Aşağıdaki linkleri tıklayarak filmin ilgili bölümlerine ulaşabilirsiniz.
    Passion1.mpg time cod: 00:27:10- 00:27:15

    Passion2.mpg time cod:01:38:40- 01:38:45

    Bu gerçek Fanatik Hıristiyanların iddialarını tümüyle boşa çıkartmaktadır. Eğer El-İlah Ay Tanrısı ise, Hz. İsa da bu tanrıya inanıyordu. Ona bu isimle dua ediyordu(!). Böyle bir şey söz konusu değildir. Hz. Muhammed’in seslendiği Allah ile Hz. İsa’nın seslendiği Allah aynıydı. Ve o her şeyin yaratıcısı olan eşi ve benzeri olmayan yüce Allah’tır.
    Dolayısıyla bu iddiada bulunan Hristiyanlar bilmeden kendi kendilerini yalanlamaktadırlar. Bu iddialarda bulunanlar kendi dinlerini bilmeden, Aramicede tanrının ne demek olduğundan haberleri olmadan, İsa’nın konuştuğu dilin farkında olmadan bu vehimleri söylemişlerdir.

    6- Bu tip çalışmalar yukarıda da söylediğim gibi fanatik Hristiyanlar tarafından ortaya atılmaktadır. Bağımsız bilim adamları bu iddialara destek vermez. Bu konuda Türkiye’deki ateist çevrelerin bu fikre destek olmasının sebebi, olayın bilimsel temellerine dayanması değildir. Adeta “Düşmanıma atılan çamur benim çamurumdur.” mantığıyla bu iddialara sahip çıkılmaktadır. Bu çevreler için söylenenlerin bilimsel olup olmaması önemli değildir. Önemli olan dine bir saldırıda bulunulmasıdır. Aynı çevreler İslam’ın kökeni “güneş kültü”dür diye de iddialarda bulunmaktadırlar. Bunlar çıkarlarıyla çelişen konularda işlerine gelen şeyleri söylemekten çekinmezler. Onlara göre, bunların bilimsel bir alt yapısı olmasına gerek yoktur.
    Sonuç olarak, bu iddialar tümüyle gerçek dışıdır. İslam tevhid dinidir. Bu din Adem’den günümüze kadar yeryüzünde hep varolmuştur. Allah elçileri vasıtasıyla bu dini insanlara ulaştırmıştır. Allah Kur’an’da insanların Aya, Güneşe değil sadece Allah’a tapmaları gerektiğini şöyle vurgulamaktadır:

    Gece, gündüz, güneş ve ay O’nun ayetlerindendir. Siz güneşe de, aya da secde etmeyin. Alah’a secde edin, ki bunları kendisi yaratmıştır. Eğer O’na ibadet edecekseniz. (41 Fussilet – 37)
    kur’anda çelişki yoktur

  3. SHADOWLAND PRENSİ dedi ki:

    ali burak adlı arkadaşın ay kültü paylaşımı bu konudaki gerçeği ortaya koyar.bunun dışında kalan bazıları bilmeden atıyor….camiler üzerindeki hilale bakıp ay kültü bağıntısını kurgulayan saflar..kibele yi kıble sanan beyinsizler…arapça dahil sami dillerde, bırakın harf düşmesini, en ufak işaret dahi önemlidir ve anlamı değiştirir.bu nedenle bu dillerde yazıma dikkat edilir.al – ilahı Allah a çeviren ahmaklar bunları iyi bilsinler…zaten bu safsatalarla ilgili hiçbir yerde hiçbir bilimsel ve tarihsel bir kanıt yok…bu konular üzerinde çok araştırmalar yaptım…bu tip iddiaları ortaya atanların tek delili dil sürtçmesidir.hiçbir gerçek kaynakları yoktur….

  4. yavuz tunaman dedi ki:

    shadowland prensi;savunma yapmana ve saldırgan davranmana hiç gerek yok,ortaya atılan bir hipotez ancak bilimsel kanıtlar ortaya konarak çürütülür böyle senin yaptığın gibi saldırarak değil.Madem ki bu konular üzerinde çok araştırmalar yaptın bulduğun kanıtları ortaya koy görelim,öğrenelim.Bak adam kaynakların isimlerini vererek bir hipotez üretmiş sen de ver kaynaklarını okuyalım öğrenelim.
    ali burak;670 yılından beri Türkler’le savaş halinde olan ve her fırsatta Türkler’i arkadan vurup sürekli isyan çıkaran hiç bir zaman barış halinde olmamış Arapların hilal sembolünü benimseyip camilerin tepesine dikmesi,bayraklarına alması,bir sembol haline getirmesi mümkün değildir.Bu olsa olsa tarih bilmemek ve sallamak demektir.Ayrıca ay,güneş,yeraltı,yer üstü tanrılarına ve bunların sembollerine bütün antik kültürlerde rastlanır,dolayısıyla islamiyet öncesi Arap kültüründe ay tanrısının sembolünün hilal olması ve İslamiyete bu şekilde etki etmesi anormal değildir.Hele de söylediğin gibi Hz.Muhammet Allah’ın daha önce gönderdiği dini düzeltmek için gelmişse ve daha önceki dinde hilal varsa hiç bir anormallik olmaması gerekir.
    Hacer-ül esved’e gelince,o bir gök taşıdır (meteor).meteorlar pagan kültüründe kutsaldır,siyah taş yine pagan kültüründe kadınlık organını simgeler,bereket ve bolluk demektir.Hacer-ül esved in bulunduğu gümüş muhafazaya baktığınızda tam bir vajina şeklinde olduğunu göreceksiniz.Bu islamiyet öncesi pagan kültürünün bir etkisidir.İslamiyet öncesinde 360 tane putun bulunduğu yer Kabe’dir,madem ki puta tapmak haramdır ve tüm putlar yıkılmıştır peki neden bütün putların bulunduğu Kabe yıkılmamıştır ve Hacer ül esved e dokunulmamıştır?Çünkü Allah (al-ilah) Kabe’deki güçlü tanrılardan biridir ve Hz.Muhammet’in de mensup olduğu sabiilerin en güçlü tanrısıdır.Hz.Muhammet tek tanrılı dini ortaya koyunca tek tanrıyı Allah, onun bulunduğu yeri de Allah’ın evi kabul etmiş ve Kabe’yi yıktırmamıştır.
    Tüm bunları söylemek İslamiyete bir saldırı değildir,bir milyardan fazla insanın inancıyla alay etmek hiç değildir,sadece bu dinin kaynağını bulma çabasıdır.Kur-an’ı kerim de ilk olarak “oku,Allahın adıyla oku” diye başlar,Hz.Muhammet de “ilim Çin’de de olsa öğrenin” der.İşin bilimsel tarafını araştırmak inaçlara saygısızlık değildir aksine insanları hurafelere inanmaktan korur.

    • myxl dedi ki:

      ilk ayet Allah’ın adıyla demez. rabbinin adıyla der. bu farka dikkat.

    • gunes dedi ki:

      hacerül esved taşının sandıgınız bir kutsallıgı yoktur.tavaf için bir ibadete başlama noktasıdır.eger bir şeyi benzetmeye kalkarsanız.agzınızı kulagınızı bir şeye burnunuzu parmaklarınızı bir şeye benzetebilirsiniz anladınız herhalde.çocuksu olmayın gerçekci olun
      hiçdegilse akılcı olu vesselam

  5. Geri bildirim: Anonim

  6. Hasan Yıldırım dedi ki:

    Kıble kybele bağlantısı o kadar da zorlama değil sayın yorumcu! Kybelenin de siyah taşla ilgili bir tapınağı vardır. Ve bkz. ompholos kavramı. Yuvarlak taş. Dünyanın göbek deliği/merkezi. Kabe nedir?. Hacer-i esved’in rahim biçimde korunması da oldukça manalıdır.

  7. seyhan dedi ki:

    ilk insan adem ve din ademden beri var bu gelen dinler daha sonra çarpıtılarak pagan tipi dinler oluşmuş olabilir.islama göre bir yaradan var ve 99 esması tecellisi var.rahman arşa yerleşti daha sonra levha melegini yarattı ve ona kudret verdi yani yaratma gücü oda kendinden kalem melegini yarattı ve 300-360 yıl tüm kainatın kaderini yazdı biz buna levh-i mahfuz diyoruz yazılanlarada kader.bir sistemi oluşturmak demek sadece ona yeni bir şeyler eklemek degildir ondaki fazlalıklarıda çıkarıp temiz düzgün işleyen bir sistemi vb şeyi ortaya koyacakktır.peygamberimiz ben son peygamberim diyor kendisinden öncegelenleri düzenliyor yeni olanları ekliyor yeni düzenli bir sistem ortaya koyuyor allahın emri dahilinde misal on emir islamda aynen var ve yeni emirler eklenmiş.ve siz hep dinlerin paganizimden türedigini düşünüyorsunuz .neden ademden beri var olan dinlerin zaman bozulup paganizm vs inanışlara dönüştügünü düşünmüyorsunuz.ikinciside insan sıfırdan hiç birşey yapamaz mutlak daha önce bir şekilde görmesi bilmesi gerekir bu da ayrı husus.kabil habili gömmeyi bir kuştan ögrendi .habil ile hubel aynı kökten gelir mutlakı mutlak bir yaradan vardır inkarı imkansız ve isimsiz kuran bunu o allah ki diye anar

  8. myxl dedi ki:

    kuran’da bahsi geçen kimi peygamberlere ait kıssaların o peygamberlerden önceki dönemlerdeki farklı gerçek ya da hayali kişilere ait kıssalar olması dinin kökeninin paganizm olduğu hususunda bir delildir. isa ile mısırdaki horus musa ile sargon arasındaki benzerlikler şaşırtıcıdır. hatta islam peygamberinin mirac hadisesi de gılgamış destanında yer almaktadır.

  9. agnostik dedi ki:

    dincilere göre hz ademden bu yana allah ın isimleri her yeni peygamberde ulaştırıldığı için , dinden puta geçenler arasında put isimleri ile dindeki isimler birbirine girmiştir.. islamdaki isim puttan alınmış olabileceği gibi, puttaki isimde dinden alınmış olması muhtemeldir…

    zaten benzer din ve tapınmalar dönmüş durmuş asırlarca… ateş olmayan yerden duman çıkmaz ama ateşin çıkış noktası (emir,yasaklar,ibadet vb) na sağlam bir şekilde ulaşılamamış. hepsi tahrif edilmiş..

    yaradan bu düzeneği bilinçli kurmuş olmalıdır tıpkı evren gibi.. ki akıl ve vijdan ile saflaşmamız ve gelişmemiz amacında olabilir…

  10. envoy dedi ki:

    ilk insan adem ve havva mıdır??

    adem ve havva hıkayesı cogunuzun da bildigi gibi sümer mitolojısinden devsirme olup semavi dinlere isimler zamanla değişerek kopya edilmiş oldugu artık aşikardır cogu ilahiyatcıda bunu kabul eder, hatta kanaltürk te yayınlanan sözden öte programına katılan muğla unı. ilahiyat profesoru mehmet öztürk “adem ve havva kronolojik olarak bakarsak gunumuzden 8 veya 10bin yıl once yasaması lazım gelir” diye bir beyanıda vardır, ama bilim bunu artık binlerce kez kanıtlamıstır ki ilk modern insanın tarih sahnesine çıkısı 200bin yıldır..
    (bu tur mitolojık olaylara gılgamıs destanındaki tufanın nuh tufanı sanılmasınıda sayabilirz.)

    şimdi farz edelim adem ve havva diye iki protetıp ınsan var, peki adama sormazlar mı? kuranda insanlık için bu kadar onemli olan ıkı sahıs hakkında geçiştirme bir iki ayetten baska neden birşey yoktur? bu düşündürücü değilmidir? müslümanların atası hakkında kutsal saydıgı kıtaptan ayrıntılı bilgi almak istemesi önemsiz anormal bi durummudur?

    kuran da, bukıtap kendinden önceki (tevrat ve incil kasıd ederek ) gelen kıtapları tasdik eder dediği ayetler vardır.. tevrat ta adem ve havva nın hangi yılda yasadığı bellidir, bugundene 5773 yıl önce.. şimdi kuran bize bir net tarih veremiyorsa tevrat ın verdiği tarihi dogruluyor demek değilmidir? he simdi cıkıp ama tevrat tahrif edildi kardeşim dersen ozaman sen bize bi tarih vermen gerekmezmıdir?

Bir Yanıt Bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s