MUHAMMED’İN ASIL İDEALİ

İslam peygamberi Muhammed’in Kureyş putperestliğini yıkıp yeni bir din ve devlet kurmakla hedefine ulaştığı düşünülür. Gerçekten öyle midir?

Kendisi göremese de kurduğu din, kısa sürede Arap Yarımadasını kaplamış, daha sonrada dünyadaki en büyük dinlerden biri olmuştur. Bu anlamda başarılı olduğu söylenebilir.
Ama acaba Muhammed yola çıkarken hedeflediği bu muydu?

Yoksa daha büyük ideal peşinde miydi de bunu gerçekleştirememiş miydi?
Ya da bu kadarını kendi dahi tahmin edemiyor muydu acaba?
Kur’an’daki ayetlerden İslam’ın tüm dinlere üstün geleceği iddia edilir.
Bu, Muhammed’in emelidir ama ömrü Arabistan’dan ötesini görmeye yetmez.
İslam Öncesi Kureyş:

Birtakım kanıtları olmasına rağmen yetersiz olmaları nedeniyle bu kanıtlara girmeden, bir komplo teorisi kurar gibi düşünerek peygamberlik ilanı öncesi Kureyş’in durumunu ele alalım:

Kureyş toplumunda hakim din putperestlikti. Kabe’de her kabilenin kendine ait bir putu vardı ve bunların toplamı 360 civarındaydı. Kabile sayılarına ve inanılırlıklarına göre putların da büyükleri, küçükleri vardı. Putların en büyüğü ve ana Tanrıça olarak niteleneni El-İlah – Allah’dı. Yaratıcı Tanrı olarak ona inanılır, dualarını kabul etmesi ve şefaat etmesi için de diğer putlara aracı olarak inanırlardı. Hübel, Lat, Uzza, Menat diğer büyük putlardı.

Kureyş’deki azınlık inançlardan ilki ve en büyüğü ise Haniflikti. İbrahim’in dinine ve tek tanrıya inanırlardı. Tanrılarına da Rahman derlerdi. İbrahim-Abraham, Rahman’ın vekili, elçisiydi. Allah da dahil hiçbir putu kabul etmezlerdi.
Muhammed’in de gençliğinde ve peygamberliğinden önceki yıllarda Hanifler içinde olduğu iddia edilir ama bir kanıtı yoktur.

Musevi Araplar ve Yahudiler Kureyş’deki bir başka güçlü dindi. Peygamberlik müessesesine sahip oluşları nedeniyle kibirli ve aşırı tutucu idiler. Hristiyanları da alaya alır, aşağılarlardı. Hristiyanlar o dönemde hala zayıftılar. Bilhassa ortadoğu’da mazlum, mağdur durumundaydılar. O nedenle Yahudilere nazaran daha insancıl, daha merhametli ve barış yanlısıydılar. Anadolu Hristiyanları kadar pagan etkisi altında değillerdi ama bir taraftan kilise, diğer taraftan kendilerini paganlıkla suçlayan Yahudiler arasında kalmışlardı.

Rahip Bahira ve Hatice’nin kuzeni Varaka’nın anlatımları doğruysa eğer, yöredeki Hristiyanlar’da da bir peygamber beklentisi vardı.

Bunun yanında Kureyş’de az da olsa Sabiiler, ateşe tapanlar vs. mevcuttu. Ama bu inançlar da komşu ülkelerde güçlüydüler. Yemen’de Sabiilik, İran ve Irak’ta Zerdüştlük yaygındı.

Bu dinlerin arasından nasıl ve ne tür bir inançla çıkılır ve egemen olunurdu?
Amaç ne olabilirdi ve nasıl bir strateji izlenebilirdi?

Nahl/ 103. Muhakkak biliyoruz ki onlar «mutlaka onu bir beşer ta’lim ediyor» da diyorlar, ilhad etmek istedikleri kimsenin lisanı A’cemîdir, bu Kur’an ise gayet beliğ bir Arabî lisan.Carullah Zamahşeri’nin “El-Keşşaf….” adlı tefsirinde ve Muhammed bin Cerir Taberi’nin ünlü Camiu’l Beyan adlı tefsirinde ve benzeri kayıtlarda Nahl Suresi’nin 103.ayeti için şöyle deniyor:”Mekke’de Tevrat ve İncil’i çok iyi bilen Cebr-i Rumi veya Yaiş adında bir demirci köle vardı. Kimileri de adı Yesar-i Rumi idi diyorlar. Çok kitapları vardı. Ayrıca onun yanında bir kardeşi de vardı, Muhammed sık sık bunlara gidip kendilerinden bilgi alırdı. Muhammed, peygamberlikle görevlendirilince, ona muhalif olanlar, “Muhammed bu bilgileri Allah’tan değil de, adı geçen demirci köleden almış” demeye başladılar. Bunun üzerine Nahl Suresi’nin 103.ayeti indi.Bu bilginin doğru olduğunu kabul edelim.
Bu durumda Muhammed’in bir hazırlık devresi geçirdiğini söyleyebiliriz.“Lailaheillallah” Bu, putperestlere bir el uzatmadır. “Allah’a evet, başka ilahlara hayır” diyerek.İsra/ 110. De ki: İster Allah deyin ister Rahman, hangisini deseniz, onundur en güzel adlar.
Bu da, Haniflere bir el uzatmadır. “Adı farkeder mi, önemli olan tek Tanrıya inanmak değil mi?” diyerek.

Muhammed’in İnancı:

Muhammed gerçekten Allah’a inanıyor muydu? Yani, ona Cebrail gelmediyse, Allah’tan bir görev almadıysa; ayetleri kendi uydurduysa,
Bu durumda Allah’a inanıyor olması bir çelişki değil midir?
Yaptığından dolayı Allah’tan korkmaz mıydı? Allah’a inanmıyorsa neye inanıyordu?
Yoksa Muhammed bir ateist miydi?
O devirde hem de bir ilkel Arap kabilesinden ateist çıkması pek normal değil ama olanaksız da değil. Eğer, Muhammed’in Tanrıdan vahiy almadığını düşündüğümüzde bence şu sonuçlara ulaşırız.
1- Muhammed, Tevrat’a, İncil’e, Zebur’a ve peygamberlere inanıyor olamaz. Dolayısıyla tevrat’taki Tanrı Yahve’ye, Adem ile Havva masalına, Nuh tufanına vs. de inanıyor olamaz.2- Kendi kavminin tanrısı olan Allah’a da inanıyor olamaz.

Çünkü, kavminin Allah’ından vahiy almadan onun hakkında görüşler sunması, onun Tevrat’ı ve İncil’i, peygamberleri gönderdiğini öne sürmesi, Adem-Havva masalını ona maletmesi inandığı Allah’a karşı gelmesi, onu çiğnemesi, onu kullanması demektir ki inanıyor olsa buna cesaret edemezdi. Bu şeytanî bir cesaret ya da delilik olurdu.

Bu durumda eğer peygamberlik ve Kur’an, Allah’tan vahiy olmayıp kendi uydurması ise, Muhammed’in Tanrıya ve dinlere inanmayan bir ateist olduğunu söyleyebiliriz.
Ya da bir deist. Tanrıya, bir yaratıcıya inanıyor olabilir ama o yaratıcının dünyayla, insanlarla ilgilendiğine inanmayabilir.

Eğer sahte bir peygamber olduğunu farzettiğimizde ateist veya deist değilse geriye tek şık kalmaktadır. Allah’a inanan ama şizofrenik rahatsızlıkları olan biri olduğu.

Toparlarsak:

1- Muhammed, Allah tarafından gönderilmiş bir peygamberdir ve Kur’an bir vahiy kitabıdır.

2- Muhammed, Allah’a inanmakta halüsilasyonlar, illüzyonlar, sanrılar görmekte-yaşamakta, olmayan sesler duymaktadır. Megalomanik sanrı neticesinde kendisinin Allah tarafından görevlendirildiğine inanmış ve olaylar-gelişmeler-sorular-sorunlar sonrası ürettiği şiirsel sözlerin Allah tarafından gönderildiği saplantısı içinde olmuştur.

3- Muhammed bir ateisttir ama dünya nizamının din yoluyla sağlanacağına inanmış ve bunun için yeni bir din kurmuştur. Bu arada kendi narsist özelliklerini de tatmin etmeye çalışmıştır.

Bu maddelerden 1 ve 2 en çok inanırı olan maddelerdir.
Ancak ateist olduğuna inananlar, buna kanıt olarak çok sayıda eş ve cariye sahibi oluşunu ve bu konularda ayetleri kullanmasını gösterirler. Allah korkusu olanın buna cesareti olamayacağını öne sürerler.

Lat ve Uzza’ya tapmam!

Muhammed’in inancına ve idealine bir ışık tutması için Ravi’den bir rivayeti sunalım:
Bir komşusu, Muhammed’in Hatice’ye şöyle seslendiğini duymuş;

“Ey Hatice! Vallahi ben Lat ve Uzza’ya tapmam. Vallahi onlara ibadet etmem.”

Hz. Hatice de “Boş ver Lat’ı, Uzzâyı Muzzâyı!” diye karşılık vermiş.       (Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 5, s. 362.) Bu söze neden gerek duymuştur Muhammed?
Rivayetin gerçekliğini ve peygamberlik ilanından önce mi sonra mı olduğunu bilemiyoruz.
Ama bu sözden şu çıkarımlar yapılabilir.
1- Ya Hatice, Lat ve Uzza’ya inanıyor, ibadet ediyor ve Muhammed’e de inanmadığı için sitem ediyordu.
2- Ya da Hatice, Lat ve Uzza’ya inanmıyordu. Muhammed’in bunlara ibadetini ya da bir zaafını görmüş ve tepki göstermişti.
3- Bu konu, şeytan ayetleri olarak bilinen olaydan sonra geçmiştir. Bu olayı duyan Hatice de eşine tepki göstermiş, bunun üzerine Muhammed o yanıtı vermiştir.
Muhammed, Kureyşlilerin direncini kırmak veya başta da belirttiğimiz “büyük ortak din” amacıyla Lat, Uzza ve Menat’ı şefaatçi meleklerden sayan ayetleri taviz olarak sunmuş, tepki görünce geri mi çekmişti de bu konuda Hatice ile ters düşmüştü?

Muhammed’i yönlendiren, onu tevhide, tek tanrıcılığa yönelten Hatice ve Varaka mı olmuştu? Bunları tam olarak bilemiyoruz. Çünkü Muhammed konusu tam bir muammadır. Gerçekten yaşadığına dair bile tek bir tarihi kanıtın olmadığı bir efsane hakkında tahminlerden öte gidemiyoruz. Kur’an’ı sadece kendisinin mi yazdığı yoksa bir ekiple birlikte mi hareket ettiği de bilmediğimiz bir konudur. Ancak bunun bir ekip işi olduğu ve ekibin liderinin de yazarlıkta esas söz sahibi olduğu, diğerlerinin fikir ve kaynak sağladığı kuvvetle muhtemel düşüncedir. Muhammed, sadece ekibinden yararlanmamış, ekip dışından da destek almıştır. Bu konuya “Muhammed’in Hocaları” yazımızda değinilmiştir. https://panteidar.wordpress.com/2009/11/01/muhammedin-ogretmenleri/

Vahiy Rivayettir, ispatı yoktur!

Muhammed’in kendisine vaadedilenleri reddetmesi, Ölümü göze alıp mücadele etmesi vs. vahiy aldığının ispatı olamaz.

İdealist insanların gözünü ne servet doyurur ne makam. Onlar satın alınamaz.
Onlar, idealleri için ölümü dahi göze alırlar. Ne aileleri ne mal-mülkleri onları frenleyemez.

Ama bir idealistin serveti-makamı reddetmesi, kelle koltukta mücadele etmesi onun idealinin doğru olduğu anlamına gelmez. İdealistler dini amaçlarla ortaya çıktıkları gibi, siyasi amaçlarla, milli amaçlarla da ortaya çıkmışlardır. Faşistin de idealisti vardır, komünistin de, dincilerin de..
Bu durumda Che Guavera’yı ve komünist fikirlerini de doğru kabul etmek gerekir.
Sonuç olarak bu bir geçerli ispat şekli değildir.

İster peygamber olarak ortaya çıksın, ister enternasyonal devrimci olarak bu ortak özellikleri taşıyorlar. Tabi tarihte kumar oynar gibi bir çıkarcı girişimde bulunup da canından olanlar da yok değil.
Kürşat destanını duydunuz mu? Doğruluğuna dair kaynaktan yoksundur ama destana göre 40 Türk koca Çin sarayını basıp Çin hükümdarını kaçırmaya kalkışıyor ve bedelini canlarıyla ödüyorlar. Kimilerine göre bir delilik, kimilerine göre yiğitlik. Tarihte benzer örnekler çok. Hallac ı Mansur, etleri lime lime edilmeden önce ” Beni yanlış anlamışsınız.” diye yan çizip canını kurtarabilirdi pekala. Nitekim bunu Mevlana da görebiliyoruz. Ya da Galileo’da. Ama Mevlanalar da, Galileo’lar da gözümüzde Hallac’larla, Bruno’larla aynı değere sahip. Tek farkı, Hallac’ları, Bruno’ları, yan çizmiş olsalar ve canlarını kurtarsalardı bugün konuşmayacak, anmayacak, tanımayacaktık.

Muhammed bir Devrimci miydi?

Muhammed’in önderliği ve kendisinden sonraki halifelerin kurulan yeni din ve devleti yükseltme, genişletme mücadelesi neticesinde 1400 yıldır dünya tarihinde yer almış bir gerçeği ele alıyoruz.
Örneğin bir Bolşevik devrimi dünyayı 80 yıl etkisi altında tuttu.

Bazıları Bolşevik Devriminin önemi ile kıyasladığında İslam’ı kesinlikle bir devrim olarak görmez.
İslamcılar’ın gözünde ise Bolşevik Devrimi, İslam kadar önemsenemez, İslam’la kıyaslanamaz.

İslam dininin diğer dinlerden farkı, insanlara sadece Tanrı öğretisi ve öğütlerinde bulunmak değil, insanları Allah’ın ve Kur’an’ın hükümleri doğrultusunda yönetmektir de. Ve Kur’an hükümleri dışında bir yönetimi kabul etmez, bu tür yönetimler altında olmayı esaret olarak görür. İslam dışı yönetimlerdeki kanunları da Tağut’un kanunları olarak düşünür.

Dolayısıyla Muhammed’in idealinin sadece din değil, ideolojik bir boyutu da vardır.
Bu ideoloji bir yönetim şekli olarak birkaç ülkede uygulandığı gibi, bir çok ülkede de partiler ve örgütler vasıtasıyla iktidar olma mücadelesi verilmektedir.
Yani, Muhammed’in ideali artık çağdaş rejimlere bir alternatif olarak görülmektedir.
Bu yönüyle de ele aldığımızda Muhammed, yaşadığı dönemin bir devrim önderi sayılamaz mı?

Doğu Perinçek’in de Muhammed’i büyük bir devrimci olarak gördüğünü açıklaması gündemi sarsmıştı. Ama Doğu Perinçek bunu ilk söyleyen değildir. Ondan eski tüfeklerden olan Dr. Hikmet Kıvılcımlı bu konuya geniş yer ayırmış bir sosyalistti. 80 öncesi sol gruplar arasında da Muhammed’in yaptıklarının bir devrim olup olmadığı tartışılırdı. Devrim olduğu görüşünde olanlar az sayılmazdı. Eğer devrimi sadece sosyalizm amaçlı görenler olmasa büyük çoğunluk Muhammed’i devrimci olarak tanımlardı.

Muhammed’in yaptıkları hem dini, hem idari, hem de kültürel anlamda bir devrim sayılabilir. Ama sadece dönemin Arapları için ve o bölge için.
Bugünün bakışıyla kabulü zor olsa da, dönemi itibarıyla düşünüldüğünde devrim olduğu görüşü ağır basacaktır.
Dini devrimdir, çünkü halkın büyük çoğunluğunun inandığı putperest dini yıkmış, yerine tek tanrılı bir din getirmiştir. Üstelik de başka bir dini transfer etmiş değil, yeni bir din kurmuştur. Evet çoğu taklittir. Putperest adet ve ibadetlerinin çoğunu ya aynen ya da kısmen değiştirip yeniden düzenleyerek yeni dine katmış, bir kısmını da Hristiyanlık ve Musevilikten almıştır. Ama Araplar açısından yeni bir din sayılır.Bu sayede Araplar çok tanrıcı dinden kurtulmuş, monoteist bir dine sahip olmuştur.
İdari devrimdir. Çünkü bir şehir devletinden tüm Arapları içine alan milli bir devlete geçilmiştir. Kısa zaman sonra da ümmet devletine geçilecektir. Ayrıca ilkel bir cumhuriyet meclisi ile yönetilen Kureyş rejiminin yerine İmam teokrasisini getirmiştir. Sağlığında imamlığı kendisi yapmış, ölümünden sonra halifeler sürdürmüştür.

Kültürel bir devrimdir çünkü daha önce kitap yüzü görmeyen bir toplumu kitap okuyan bir toplum haline getirmiştir. Bu okuma, zamanla ilmî araştırmalara ve bu alanda eserler yaratmaya yönelmiş ve bu toplumdan bilim dallarında başarılı çalışmalar ortaya çıkmıştır. 8. yüzyıldan 13. yüzyıla kadar olan bu dönem İslam’ın altın çağı – İslam’ın Rönesans çağı olarak anılmıştır.

Muhammed’in amacı Devrimdi!

Üstelik te bu devrim amacı Kur’an’da ayet olarak vardır.
Muhammed’in çağrılarına, tebliğlerine aldırmayan Kureyş yönetimi, istekleri kabul etmek bir yana baskı ve zulme başlamıştı. Haşimilerin etkisi ve amcası Ebu Talip’in koruması olmasa baskıların şiddeti çok daha aşırı olabilirdi.
Muhammed barış yoluyla iktidarın yıkılamayacağını anlamıştı. Artık tek yol devrimdi.
Ve kararını açıkladı. Tabi vahiy yöntemiyle:
Türkçe devrim sözünün Fransızca-İngilizce karşılığı revolution, arapçası, inkılab.
Bir de “qalebe” sözcüğü var ki Arapça’da “egemen olan yönetimin köklü ve şiddetli bir değişimle yıkılması” yani inkılap-devrim anlamına geliyor.

Şuara/ 227. İllellezıne amenu ve amilus salihati ve zekerullahe kesırav ventesaru mim ba’di ma zulimu ve seya’lemüllezıne zalemu eyye münkalebiy yenkalibun

İman edip güzel işler yapanlar, Allah’ı çok ananlar ve zulme uğratıldıktan sonra başarıya ulaşanlar müstesna. Zalimler, nasıl bir devrime uğrayıp baş aşağı devrileceklerini yakında bilecekler.

Mealcilerin büyük çoğunluğunun da ayeti devrim-inkılap olarak çevirdiğini aşağıda görebilirsiniz:
Diyanet İşleri: (…)   Haksızlık eden kimseler nasıl bir yıkılışla yıkılacaklarını anlayacaklardır.

Edip Yüksel:   (…)Zalimler, nasıl bir devrim ile devrileceklerini bileceklerdir.

Elmalılı Hamdi Yazır:  (…) haksızlık edenler, hangi dönüşe (hangi akibete) döndürüleceklerini yakında bileceklerdir.

Süleyman Ateş: (…)  Zulmedenler, yakında nasıl bir devrime uğrayıp devrileceklerini bileceklerdir!

Yaşar Nuri Öztürk: (…)  Zulmedenler, hangi devrime uğrayıp baş aşağı döneceklerini yakında bilecekler.

Muhammed’in Devrim Stratejisi

Devrim ayeti Mekkidir. Hicretten önce okunmuştur.
Daha ortada bir savaş yoktur. Ama Muhammed stratejisini planlamıştır.
Önce bir kurtarılmış bölge kazanacak. Burayı üs edinecek. Çete saldırılarıyla ve ayetleriyle silahlı propaganda yapacak. Daha sonra düzenli orduya geçecek ve savaşarak devrimi gerçekleştirecektir.

Nitekim kendisine daha çok inananın olduğu Medine’ye göç eder. Medine’de egemenliği ele geçirir. Azınlıkları ezer. Çevre kabilelere, Yahudilere baskınlarla güçlenir ve ordusunu oluşturur. savaşır ve sonunda Mekke’yi ele geçirir. Yönetimi devirir ve İslam devletini kurar. Tüm putları yıkar ve Kureyş toplumunu çok tanrılı dinden tek tanrılı dine geçirir.
Artık kabile yönetimi-şehir devleti yerine gerçek anlamda bir devlet vardır ve ilkel cumhuriyetin yerini teokrasi, Feodal kabileciliğin yerini ümmetçi İslam enternasyonalizmi almıştır.
Fetihlerle kısa zamanda devletin sınırları büyütülür. Bir müddet sonra 3 kıtaya yayılacak kadar genişler. Hele Mutezile döneminde akılcı-ilerici bir yönetim anlayışına kavuşur. Artık ümmi olan toplumdan felsefe, matematik, tıp alanlarında alimler yetişmektedir.
Muaviye döneminde yaşanan karşı-devrim girişimi de atlatılmış ve Türklerin de müslüman yapılmasıyla imparatorluğa dönüşecek bir aşamaya gelinmiştir.

Bu bir devrimdir. Kureyş’in bedevileri, kabileci Haşimileri-Abbasileri artık dünya devletidir.

Muhammed’in karıları, Kur’an’daki çelişkiler, hadislerdeki saçmalıklar ise bu devrimin yanında sadece yeşilliktir. Devrimi ne Atatürk’ün rakısı, ne Stalin’in votkası, ne Fidel’in purosu ne de Muhammed’in Ayşe’si-Zeynep’i devrim olmaktan çıkarabilir.
Devrimleri devrim yapan; devrim amacı/stratejisi – mücadele/savaş – yıkım/değişim – ve gelişim’dir. Bunların tümü de mevcuttur.

Ancak “Bu bir devrim olsa bile Araplara yaramıştır. İnsanlığa bir katkısı olmamıştır.” görüşüne katılırım. Hatta insanlığa yararından çok zararı olduğu tartışılması gereken bir konudur. İlerici-yenilikçi, çağına uygun ya da çağını aşan bir yanı olduğu söylenemez. Bu açıdan bir dinin ve bir devletin kuruluşu devrim sayılmayabilir. Fakat belki de insanlığı tehdit eden, batıyı korkutan yapısı nedeniyle batıdaki değişimde, reform ve rönesansların yaşanmasında, kalkınmada etkisi olmuş olabilir. Endüstri devrimi, bilim ve teknolojideki hızlı gelişime İslam tehlikesi etken olmuş olabilir. En azından bu açıdan yararı olmuş olabilir.

Serdar Kaangil

Reklamlar
Bu yazı Din içinde yayınlandı ve , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

MUHAMMED’İN ASIL İDEALİ için 100 cevap

  1. birkan fazlı dedi ki:

    eğer köleliği de kaldırsaydı o zaman devrim derdim ben buna

  2. canpolit dedi ki:

    çok güzel yorumlamışsınız tşk

  3. namename dedi ki:

    ee kuyuya taşı atmışsınız ama sizin dereceniz ne kaç tane kırk getirelim size 🙂

  4. hazal dedi ki:

    kim yazdiysa yazinisi okudum size kisaca bisey soyleyim HZ MUHAMMET MUSTAFA SEVGILI PEYGAMBERIM ALLAH askiyla yanan biriydi O TAM ANLAMIYLA GERCEK MUSLUMANDIR VEDE DUNYA VE ICINDEKI HERSEY VE HERKES ONUN ASKI ICIN YARADILMISTIR SIZLER BENIM PEYGAMBERIMIN ADINI AGZINIZA SAKIN ALMAYIN SIZLERIN INANCI SIZE AMA PEYGAMBERIME DIL UZATMAYIN AHIRET GUNU GELDINDE GORECEGIZ KIM HAKLI AYRICA HZ ISADA ALLAHIN TOVBE AHA OGLU DEYIL YANLIZCA PEYGAMBERIDIR SIZ HALA CAHILIYE DEVRINDESINIZ

    • Gencer dedi ki:

      O zaman senden ricam Hazal hanım bir bayan olarak Ahzap Suresi 50.ayeti bir oku bakalım Muhammed Allah dışında başka hangi ateşle yaşıyormuş.Bana kızacaksın ama bir oku sonrada anlamaya çalış lütfen.
      http://kuran.diyanet.gov.tr/Kuran.aspx#33:50
      Bak sana en güvenilir yerden diyanetten link gönderiyorum.
      Saygılar.

    • gundaysirma3492 dedi ki:

      hazal… bakıyorumda böyle derin konuların konuşulduğu platformlara katılmaktan da geri durmuyosun. madem katılıyorsun bari bişeyler öğrenmeye çalış. böyle saçmasapan yalaka dinci savunmaları yapma. yada en güzeli anlamadığın kitabının arapça okunduğu davetlere katıl rahatlat kendini. sen bize takılma boşver. aynı boyutta değiliz…

    • erkan dedi ki:

      el-ilah (allah) için yazınızın başında baş tanrıçadır demişsiniz. birincisi ataerkilin en koyusunu yaşayan bir toplumun tutup da baş tanrısını dişi yapması izaha muhtaçtır. ikincisi cinsiyet ayırımı dillerinde de görülür. kuran da allah için 3ncü tekil şahıs olarak ”huva” eril adılı kullanılır. eğer tanrıça olsaydı ”hiye” dişi adılı kullanılırdı. ayrıca huva veya hiye adıllarından herhangibirinin kullanılması allahın bir cinsiyeti olduğu anlamına gelmez. zira ingilizcedeki gibi cansız nesnelere işaret eden ”it” gibi bir 3ncü adılları yoktur.

  5. hazal dedi ki:

    BURADA SIZLERIN INACLARI BENI ILGILENDIRMEZ AMA DUNYA UZERINDE YASAYAN MILYONLARCA MUSLUMAN VAR BIZ NASILKI SIZLERIN DINLERINE SAYGI DUYUYORSAK SIZLERDE MUSLUMANLARA SAYGI DUYMAK ZORUNDASINIZ VE BENIM PEYGAMBERIM INSANLARIN EN SEREFLISI HER BAKIMDAN EN USTUNUDUR RABBIM O OLMASAYDI ALEMLERI YARATMAZDIM DEMISTIR ONA KIM LAF DERSE RABBIMIN AZABI UZERINDE OLSUN HERKES HADDINI BILSIN HZ MUHAMMET MUSTAFA ALEMLERIN PEYGAMBERIDIR VE PEYGAMBERLERINDE PEYGAMBERIDIR BILGINIZE

    • selim şerif dedi ki:

      Bu tarz tartışmalarda büyük harfle yazanların %99’u nedense dinciler oluyor,sizinle aramızda çok ciddi bir eğitim seviyesi farkı olduğunun yüzlerce kanıtından biri de bu.

    • gundaysirma3492 dedi ki:

      hazal…saygı duymak derken birşey söylendiği yokki sana..neden hep madurları oynamaktan zevk alırsınız bilmem. benim inandığım ALLAH …bir köle azad edin…diye ayet yollamaz. ama kur an da yollamış..bütün köleleri serbest bırakın tüm kullarım eşittir diye bir ayet göndermesi daha mantıklı değilmi..el insaf bir düşün…birde yapılan savaşlarda kocaları öldürülmüş kadınların cariye sıfatıyla ganimet sayılıp hertürlü kullanılmasını söyleyen bir ayet nasıl tanrıdan gelir…bir bayan olarak o cariye tabir edilen hemcinsin olan kadınlara bir hakaret değil mi. ben bir erkek olarak utanıyorum da sen bir kadın olarak bu kadınlara yapılmış zulmü nasıl reva görüyorsun.

      • bilal dedi ki:

        Sn. gundaysirma3492.

        ‘’ birde yapılan savaşlarda kocaları öldürülmüş kadınların cariye sıfatıyla ganimet sayılıp hertürlü kullanılmasını söyleyen bir ayet nasıl tanrıdan gelir ‘’ sizden alıntı ‘’
        1-HANGİ AYETE ‘’ SAVAŞLARDA KOCALARI ÖLDÜRÜLMÜŞ KADINLARI CARİYE YAPIN ’’deniliyor?

        İslam,önce almış olduğu tedbir ve müeyyidelerle köleliği kaldırmayı hedeflemiş,daha sonra uygun zaman ve zeminde de köleliğin bütün yollarını tamamen kapatmıştır… Peki,neden böyle.? Mesela:.Bir sigara tiryakisine hemen sigara yasağını koyarsanız olumlu bir neticeyi alamazsınız.Sigara tiryakisine hemen sigarayı veya alkollik birine hemen alkolü bırak demeniz ne kadar faydasız ise,kronikleşmiş toplumsal bir sorun olan köleliği de hemen yasaklamakla kaldırılması mümkün olmazdı.Zira kaldırılması o kadar zor olan köleliği ortadan kaldırmak için buna uygun zaman ve zemin gerekirdi.İşte Kur’an’ın almış olduğu tedbirler ile uyguladığı müeyyidelerle köleliğin ortdan kaldırılmasına çalışılmış olup buna uygun zaman ve zemin oluşunca da bu sistemin kökünün kurutulması için şartlar ne olursa olsun bütün esirlerin serbest bırakılması ve asla hiç birinin de köle edinilmemesi hususunda yüce Allah tarafından kesin bir hüküm bildirilmiştir.!!..Her yerde yayılmış ve kökleşmiş olan bir sorunu ortadan kaldırabilmeniz için bunun alt yapısını oluşturduktan sonra uygun zaman ve zeminde yasaklarsanız,o zaman bundan olumlu bir neticeyi alabilirsiniz… Bütün dünyada büyük bir sorun olan bu sistemi ortadan kaldırmak o kadar zordu ki,1926.yılına kadar bile dünyanın bir çok yerinde resmen devam edebilmiştir.Ama ne yazık ki hala modern kölelik yine devam ediyor..Evet ‘’ ŞAK ‘’ diye yasaklamakla bu kadar kronikleşmiş toplumsal bir sorunu ortadan kaldırmak hiç de mimkün değildi.. Özetle,kur’an aldığı tedbirler ve uyguladığı müeyyidelerle köleliği ortadana kaldırmaya çalışmış,daha sonra uygun zaman ve zeminde bunun bütün yollarını tamamen kapatmıştır.(1400 sene önce )
        Kur’an’da savaş esirlerinin bile köle edinilemeyeceği açıkça belirtilir…!!!
        “….esir olarak aldıklarınızın bağını sıkı tutun,sonra da onları ya karşılıksız veya fidye karşılığında (esir takası vb.) mutlaka serbest bırakın. ‘’ deniliyor “(47-4)

        Muhammed -4.ayette geçen KARŞILIKLI veya KAŞILKISIZ mutlaka esirlerin serbest bırakılması isteniyor.. Yani müslümanlara mutlaka esirleri serbest bırakacaksınız deniliyor.a) Ya karşılıksız, b) Ya da karşılıklı ( yani esir takası vb.yaparsınız ) Çünkü karşı tarafın elinde de müslüman esirler de olabilirdi.İşte bu nedenle bu seçenek te ayette bulunuyor.Ama neticede İster karşılıklı olsun,ister karşılıksız olsun mutlaka esirlerin serbest bırakılması kesin bir hükme bağlanmıştır.Peki neye dayanarak savaş ganimetleri cariye edinirdi diye mesnetsizce iddia ediyorsunuz.???

        Hani cariye edinirlerdi diyorsunuz.? Lütfen, araştırıp öğrenmeden kur’an’a iftira yapmayalım.Kur’an savaşta ele geçen bütün esirlerin serbest bırakılmasını istiyor,siz ise mesnetsizce tersini iddia ediyorsunuz.Kur’an,esirleri köle ve cariye edinmesini değil,hepsinin serbest bırakılmasını istiyor.!!! (Muhammed-4 )

        Ayrıca, gerçek anlamda kur’an ve islam hukuku halkı müslüman olan ülkelerde uygulanmış olsaydı,bu sorun yakın tarihimize kadar devam etmezdi. Bu sorun sadece müslümanların sorunu de değildi,bütün dünyanın sorunu idi..Bir de inanmayanların en büyük hatası bu surunun sebebini sadece müslümanları görmeleridir.Halbuki bu sorunun temel kaynağı gayri müslimlerdi Köleliği oluşturan islam ve müslümanlar değil.İslam gelmeden önce de bütün dünyada yaygın bir şekilde bu sorun zaten var idi.Bu kölelik sistemi yakın çağımıza kadar da gayri müslim olan Avrupa,Amarika vs.bütün dünyada resmen devam ediyordu..
        kur’an mevcut olan bir soruna (kölelik vb.) değinmişse onu benimseyip tescil etmiş anlamına mı geliyor ? Köleliği öven bir ayet var mıdır ? Kur’an’ indirildiği dönemde kölelik bir sistem olarak bütün dünyada yaygın idi… İlk inen ayetler mevcut olan bu duruma el atarak önce onlar için hukuki ve insanı düzenlemeler getiriyor ve daha sonra bu sistemi ortadan kaldırmak için de bir çok müeyyideleri uygulamaya koyuyor..Bundan sonra da bu köleliğin asıl kaynağı olan savaş ve baskınlarda ele geçen esirlerin köle edinilmesini yasaklayan MUHAMMED suresi 4.ayet iniyor.Burada şartlar ne olursa olsun,bütün esirlerin serbest bırakılmasına dair kesin bir hüküm veriliyor,yani esirleri köle edinme sistemine son veriliyor. (1400 sene önce ) Milletler Cemiyeti ise köleliği ancak 1926 yılında yasaklayabilmiştir.fakat modern kölelik hala devam ediyor…

        Kölelik islam ile gelmedi.Kölelik islamdan önce bir çok medeniyette bulunuyordu.. xxxxxxxxxxxxxx
        Çinlilerden asurlara babillilere romalılara bir çok toplumda kölelik asırlarca tatbik edilmiştir.
        Savaşta esir düşenler borçlarını,ödeyemeyenler sahipsiz kalan çocuklar köle tacirlerinin eline düşüyor köle olarak satılıyordu.onlara aşağılık mahluk muamelesi yapılıyor her türlü emri yerine getirmeleri için zorlanıyorlardı.. Daha garibi kölelik şekil değiştirerek günümüzde bile devam etmekte çok az ücretle çalışan işçiler ”ücretli kölelerdir.”
        İslam geldiği tarihte bile hata daha sonrasında avrupada ve amerikada kölelik sürüyordu.
        Adeta insanlık tarihinin bir hastalığı gibi neredeyse insanlık tarihi kadar eski olan bir uygulamadır kölelik…

        Şimdi diğer dinlerin köleliğe nasıl baktığına bir bakalım..
        Eğer bir erkek veya kadın kölesini döverse ve kölesi hemen ölürse döven cezalandırılmalı.Ancak köle bir iki gün hayatta kalırsa sonra ölürse efendiye ceza yoktur(Exodus(Mısırdan çıkış))
        Görüldüğü üzere kölenin öldüresiye dövülmesine izin veren bir hüküm.
        Bir başka yerde ise kölelerin temelde yahudi olmayan milletten olması gerektiğini söylüyor..
        Sizin erkek ve kadın köleleriniz etrafınızda ki milletlerden gelmeli.Onları köle olarak satın alabilirsiniz.aranızda geçici olarak ikamet edenlerden ve onların evlatlarından köle edinebilirsiniz.köle aldıklarınız sizin malınız olur.onları çocuklarınıza miras bırakabilirsiniz ve bütün hayatları boyunca köle yapabilirsiniz.Ama yahudilere karşı zalimce muamele etmekten men edilmişsiniz..(Leviticus)
        Görüldüğü gibi burada yahudilere zalimce muamele etmeyi yasaklanırken köleye zalimce muameleyi serbest bırakılıyor. Eğer bir adam kızını köle olarak satarsa o ebediyen köle kalmalı…(exodus)
        Dahada ilginç olan bir hüküm var yahudilere göre hırsızlık yapan borcunu geri ödemeyen kişilerde köle olarak alınır satılır.
        Eğer hırsız çaldığının karşılığını ödemesse ve buna maddi olarak gücü yetmiyorsa o zaman hırsızlığı karşılığında köle olarak satılmalı..(Exodus)
        Bu hükümlere bakarak yahudilerin köleye insan muamelesi yapmadığı öldüresiye dövebildiği borcuna karşı köle olarak satılabildiğini görüyoruz.

        Hristiyanlıkta durum hiçte farklı değil..
        ”..Ama o köle içinden efendim gecikiyor der kendisinden istenileni yapmazsa efendisi onun beklemediği günde ummadığı saatte gelecek onu şiddetle cezalandırıp imansızlarla bir sayacak.Efendisinin isteğini bilipte hazırlık yapmayan onun isteğini yerine getirmeyen köle çok dayak yiyecek….(luka 12:45-48)
        ”Kim borcunu ödemesse rabbi emrediyor ki o eşi ve çocukları köle olarak satılsın elde edilen parayla borcu ödensin.(Matthew 18:25)

        Yahudilik,hıristiyanlık ve diğer toplumlarda durum böyle iken islam gelmiş adeta devrim niteliğinde uygulamalar ile köleliği tedricen kaldırmayı hedeflemiş ve daha sonra esirlerin mutlaka serbest bırakılmasına ve asla köle edinilmemesine dair ilgili hüküm Muhammed-4.ayetle iniyor.Bununla köle edinme yolu da tamamen kapanmış oluyor…

        1400 sene önce İslam’ın köle ve cariyeleri hürriyete kavuşturmak için aldığı tedbirler, koyduğu hükümler, bulduğu çareler:

        1-Sayısız âyet ve hadislerde Allah rızası için köle azad etmenin fazileti, sevabı, güzel karşılığı dile getirilmiş ve buna teşvik edilmiş olup sonunda da esirlerin bile köle edinmesi yasklanıyor..!!!
        BELED-8-13:
        Biz ona (insana) görmesi için gözler,Gönlüne tercüman olacak dil ve dudaklar vermedik mi? Ona iki yolu (doğru ve eğriyi) göstermedik mi? Fakat o sarp yokuşu aşmaya çalışmadı. (Böyle yaparak verilen nimetlerin şükrünü eda etmedi.) Zor yolun ne olduğunu bilir misin? Köleleri özgürlüklerine kavuşturmaktır ‘’ deniliyor. İ

        2. Kaza yoluyla ölüme sebep olmanın kefareti ( cezası) KÖLE azad etmektir.
        3. Yemin bozmanın bir kefareti de KÖLE azad etmektir.
        4. Zıhar denilen ve kişinin karısına yaklaşmamak üzere yemin etmesi mahiyetinde olan davranışın kefareti de KÖLE azad etmektir.
        5. Zekatın sarf yerlerinden biri de KÖLE satın alıp azad etmektir……Yani İslam devletinin bütçesinde biriken zekat dünyadaki mevcut KÖLELERİN özgürlüklerine kavuşmaları için harcanacaktır.Bu köleler hangi ülkede olurlarsa olsunlar hiç fark etmez.İslam devletinin bütçesinde biriken bu zekat fonundan söz konusu ülkelerdeki kölelerin hürriyetlerine kavuşmaları için kullanılacaktır….1400 seneden beri dünyadaki tüm kölelerin hürriyetlerine kavuşmaları için islamdan başka hangi din veya hukuk sistemi böyle fon oluşturabilmiştir ? –
        kur’an 1400 sene önce mevcut kölelikte ilk önce insanı ve hukuki düzenlemeler getirerek adeta bir devrim niteliğinde bir takım uygulama ve müeyyidelerle köleliği tedricen ortdan kaldırmayı hedefle miştir… Bu uygulama ve müeyyidelerle islam mevcut köleliği ortadan kaldırıyor ve daha sonra inen Muhammed suresi 4.ayetle de hiç bir esirin köle edinilemeyceğine dair hüküm veriliyor ve böylece köleliği oluşturan sistemi de tamamen
        kaldırıyor.!!! Özetle,yukarıdaki iddianızın bir mesnedi yoktur…

        Saygılarımla..

    • rammsteinn dedi ki:

      “Sen olmasaydın kâinatı yaratmazdım”

      Lafını hep duyarız. bu lafı tanrı kime söylemiş acaba? peygambere dediyse niye kuranda yok? söyleyip kuranda yoksa , tanrı ile peygamberin kendi arasında kayda geçmeyen görüşmelerimi var?
      bu laf hadistir.
      akla mantığa aykırı hadislere “uyduruk” denir.
      tanrıyı peygamberi yücelten ayetlere “gerçek” denir.

      sayın bilal
      uzun uzadıya kölelik ve islam üzerine yazı yazıyorsunuz. isterseniz binlerce sayfa yazın ama,”kölelik islamda vardır” gerçeğini yok edemezsiniz.

  6. hazal dedi ki:

    serdar kaangil bunu okursun umarim adini okuyan bisey sanir ama sunu bilki dinsiz sensin neye inandin belli deyil bu sacma sapan fikirlerini kendine sakla sen kimsinki PEYGAMBERIMIZE DIL uzatiyosun o aptal fikirlerini kendin gibi dinsizlere sat senin ne oldu belli deyil yaziklar olsun sana

    • erka dedi ki:

      muhammedi gördün mü?onunla beraber o şartlarda beraber mi yaşadın?nereden biliyosun?

    • karmakan dedi ki:

      tutmayın küçük enişteyi.

      • oğuzhan dedi ki:

        Peki rüyalarımızda bizlere yol gösteren Hz muhammed i nasıl inkar edeceksiniz dünyadadolaşıp sorsanız en 1000 kişi Hz muhammedi rüyasında görmüştür bu tesadüf olamaz değilmi annem amaliyat olacaktı durumu çok kötüydübize sonradan anlattı Hz muhammedi rüyasında görmüş aneme iyileşeceğini söylemiş ve annemde iyileşti şu anda durumu mükemmel çok şükür siz ateistler yüzeysel olarak düşünüyorsunuz deistler ise dahada derinine inerek düşünürler sizce hangi insan böyle insanlık için bir dava uğruna canını ortaya koyar sizce bir dava taa ms 600 yüz yıllardan bu yana kusursuz bi şekilde ilerleye bilir lütfen derinsel olarak düşünün Kuranda yanlış yoktur yorumlamada yanlış vardır inanın ben hayatımda yaşadığım olaylardan Allaha ve peygambere kesinlikle inanıyorum şüphesiz zafer muttakilerindir…

    • Tarkan dedi ki:

      eeee serdarın dinsiz olması birşeye inanmaması sorunmu yani ? Dünya medeniyetlerine katkısı olanlar mucitler icatları yapanlar senin muhammedinin yetiştirdiklerinden değil ATEİST DİNSİZ veya GAYRİ MÜSLÜMlerden gelmiştir. Şu an kullandığın bilgisayarı ateist Bill GATES sana sunmuştur.

    • Tarkan dedi ki:

      Oğuzhan gece rüyanda muhammedi gördüm demişsin. Ben de Madonnayla sevişmiştim. NE yani şimdi onun çocuğu bendenmi ?

    • Gencer dedi ki:

      Dinsiz olmak günah mı? Allah’a inanmak için illaki bir kitaba ve onu yazana inanmak mı gerekiyor . İyide bu kişileri ve kitapları putlaştırmak anlamına gelmez mi.?

  7. munise dedi ki:

    ha gayret doğruyu bulacaksın…
    Allah kendisini anlamak için bu kadar kafa yoran birinin emeklerini boşa çıkarmayacaktır.

  8. KUBİLAY dedi ki:

    BRAVO İYİ GİDİYORSUN.SANA TAVSİYEM İKİLEMDE KALMA.BİRDE YAZINDA İSMİ GEÇEN MEVLANA’NIN DEDİĞİ GİBİ ARA İSTERSEN…BU DÜNYA DA AKILLI OLMAK GEREKİYOR.İNSAN ÖMRÜ KISA.YAŞIN BU İŞLER İÇİN YETMEYEBİLİR.
    SANA BU ÇALIŞMAN İÇİN YARDIMI OLURSA EĞER ACİZANE…
    HZ. MEVLANA DER Kİ;
    ‘-KİŞİNİN DEĞERİ NEDİR?
    -ARADIĞI ŞEYDİR!
    Eğer Sen can konağını arıyorsan,bil ki sen CANsın.
    Eğer bir lokma ekmek peşinde koşuyorsan,sen bir EKMEKsin.
    Bu gizli bu nükteli sözün manasına akıl erdirirsen,
    anlarsın ki;aradığın ancak SEN’SİN SEN.
    SEN’İN caının içinde bir CAN var,o CAN’ı ara!
    Beden dağının içinde mücevher var,o mücevherin madenini ara!
    A yürüyüp giden sufi,gücün teterse ara,
    Ama dışarda değil aradığını kendinde ara.’

    • Tarkan dedi ki:

      Mevlana yukarda bahsettikleirni söylediyse Alevi olsa gerek. O felsefeye yakın görünüyor

  9. ömer dedi ki:

    YAZIYI YAZAN KARDEŞ SEN ADAM OLURSUN BELKİ AMA ASLA MÜSLÜMAN OLAMASSIN

  10. DEİST dedi ki:

    peki siz müslümanlar araştırdınız mı dini nerden biliyosunuz bu anlatılanların gerçeğini nasıl böyle birşeye hiç mantıksız kuru kuruya sorgulamadan bağlanabiliyosunuz tanrı size bu aklı iradeyi neden vermiş o zaman.kurandaki çelişkileri görmeyecek kadar mantıksız mısnız dar kafalı mısnız kuran insanlara yol göstermek için gelmiş ve kuranda herşey apaçıksa herkez kurandan aynı şeyi algılar ve bu ayetlere baktığınızda çelişki üstüne çelişki yatar.kuran açık anlaşılır diyorsunuz e o zaman neden bu açık çelişkileri kuranın diline bağlıyosunuz basbaya apaçık ortada ben bir zamanlar müslümandım ve çok objektif şekilde eminim değerlendirdim ve gerçekten bu çelişkileri saçmalıkları gördüm sizde lütfen aklınızı kullanın bu dogmatik yargıları sorgulayın tanrı bu doğayı yaratacak kadar mükemmelse insanların ona tapmasıyla kendini tatmin edemez tanrı yaptıklarının karşılığını almak istemez çünkü zaten bunları tanrı yapmıştır tanrının insani egoları olamaz.Lütfen objektif olarak düşünün… siz müslümanlar çoğunuz korktuğunuz için islamın şartlarını yerine getirmeye çalışıyosunuz .tanrı korkutarak neden bizleri ibadet ettirmek istiyo neden sevdirerek değilde korkutarak … daha birçok somut deliller var . ve bu kitabın doğru olduğunu nerden biliyosunuz olağanüstü olayların olduğunu nerden biliyosunuz muhammetin peygamber olduğunu nerdne biliyosunuz bunları sadece duyumlardan öğrenebiliyosunuz başka türlü bir şekilde öğrenemiyosunuz. ben deist oldum çünkü herşeyi mantık çerçevesinde değerlendirdim mantığımla hareket ettim eğer tanrı varsa bu aklı mantığı bize verdiye düşünüp tartalım diye vermiş .ama siz müslümanlar nerden geldiğini bile bilemediğiniz sadece duyumlara dayanan olaylara kuru kuruya bağlanıyosunuz .ve bunları açıklamaya çalışıyosunuz size de saçma gelmiyor mu. ve çelişkiler apaçık ortadayken bu böyle olmaz o öyledir diyorsunuz. artık mantıklı olun lütfen herşeyi mantık çerçevesinde değerlendirin… bazı müsülman arkadaşlar demiş derinlere iniyosunuz bu konular derinlere inmeden nasıl anlaşılabilir peki size soruyorum. siz derinlere inmediğinizden kurandaki mantıksal hataları çelişkileri göremiyosunuz.tutturmuşsunuz yok efendim kuranda ne varsa doğru doğru doğru.işta açık deliller size daha ne mana çıkabilir bundan herşey apaçık ortada .tanrının kitabında dünyevi zevkler olmaz ama bakıyoruz dünyevi zevkler üzerine yazılmış birçok ayet var . tanrı oktan var ediyorsa insanın nedne yoktan var etmeyip topraktan yaratmış o zaman toprak tanrı varkende var mıymış. tanrı olağanüstüyse neden ateşten cin yaratıyo o ateşi o zaman kim yaratmış hani tanrı yoktan var edendi.adem ve meryem e değinelim şimdi adem oradaki elmayı yemiş ve tanrı onu ceza olarak dünyaya göndermiş eee bu elmayı yemeseydi eğer ademi tanrı bu dünyaya göndermeyecekmişve insanlık oluşmaaycakmış. ama birde şu varki tanrı muhammetin ruhunu ta baştan yaratmış şu çelişkiye bakar mısınız hz ademi sınamış haz adem elmayı yiyerek dünyaya geliyor insanlık çıkıyo (GÖYA)ortaya ama muhammetin ruhu çok önceden yaratılıyo … tanrı şeytanla iddiaya giriyor… şeytan cehenneme atılacağını bile bile acı çekeceğini bile bile iyiliğe yönelmiyor iyce kötülüğe saplanmaya çalışıyor tanrıyla iddiaya girerek. tanrıdan af dilemiyor tanrıya karşı geliyor tanrı o kadar kudretliyse şeytan o tanrıya nasıl karşı gelebiliyor huzurunda… tanrı herşeyi önceden görense bu sınavın anlamı ne !!! herşeyi bilen tanrı ademin elmayı yiyeceğini de bilir o halde ve ona bu elmayı yemeyeceksin demez. neden dinler arap kabilelerine geliyor sadece neden diğer ırklara gelmiyor arap kabillerinin bizden üstünlüğü ne(!)… ve kurandaki büyük çelişkiler(!)…artık bu kalıplardan kurtulun artık birşeye saplanıp kalmayın dogmatik düşüncelerle hareket etmeyin…kuranın türkçe meallaerini sorgulayarak okuyun derim ben dine inanlara ondan sonra yine de size kalmış…

    • Gencer dedi ki:

      Kardeşim süper yazmışsın.Bende 43 yaşıma kadar Müslümandım artık yeryüzündeki hiçbir dine mensup değilim.Sadece Tanrıya inanıyorum.Kendim içinde insanların uydurduğu yok deist teist veya ateist gibi unvanlarıda layık görmüyorum.Bu yazılan masallara inanmıyorum.Muhammed’de Tek tanrıya yöneltmiş ama kendisini de tanrı yapmış bu kitapta.Bütün kadınları Hatice öldükten sonra kendisine almış,ganimetleri Allah’la beraber paylaşmış.Yanındaki saf garibanları göz göre göre ölüme atmış.
      Saygılar.

    • sorgucuyuz dedi ki:

      Çok güzel bir yazı olmuş. Eline sağlık.

    • gundaysirma3492 dedi ki:

      deist kardeşim ben de aynı senin sorularından hareketle deist inancını benimsedim…yazını okuduğum zaman o kadar rahatladım ki. çok şükür ben normalmişim benim gibi birileri daha var dedim. yani kafayı yemişlerin dünyasında kendimi anormal görmeye başlamıştım. insanlara ispatlarıyla yani ayetlerle konuşuyorum. onlar papağan gibi böyle ayet yoktur bunları dinsizler uyduruyo diyerek garibim kendi kitabında şirke düşmüş oluyo. bende sinirlenip ne hali varsa görsün ot gelip saman gitsin diyorum onlar için. yani kur an bile bunlara şu mesajı vermiş bir ayetinde…ne kadar da az düşünüyorlar….vallaha bence kur an daki en doğru ayet de.. bu…

      • Gencer dedi ki:

        Tebrikler Gundaysirma aramıza yani düşünen sorgulayan ve sorguladığından dersler çıkaranların arasına hoş geldin.

  11. bilal dedi ki:

    DEİST ! 1- ”HZ.Muhammed’in ruhu Adem’den önce yaratılmıştır”diyen bir ayet veya sahih bir hadisi
    bana gösterebilirmisin ? Şunu bilki,kur’an ve sahih sünnete olmayan her şey uyduruktur,yalandır.
    Bunu söyleyen kim olursa olsun,ne kur’an-ı bilir,ne de hz.peygamberin sünnetini. Böyle bir inanışın
    yeri ne kur’an’ da,ne sünnet’te,ne de akıl ve mantıkta vardır. 2- Kur’an;insana hitap ederken tabi ki,
    onun olgusunu,zevk veya nefsani duygularını göz önünde bulundurarak ona mesajını iletecektir.Bu-
    nun yadırganacak bir tarafı var mı ? Hem insana hitap edecek,hemde insan olgusunu,onun duygu
    ve arzularını gözardı edecek değil mi ? Lütfen mantıklı düşünelim ! 3- Şeytan,Allah’ı inkar etmedi.
    O ilk insana karşı büyüklenip,kibirlenmeyi taslayarak,ilk insan şahsında bütün insanları küçük göre-
    rek,insana gereken saygıyı göstermediğnden,insan hak ve hukunu tanımadığından kovulmayı hak
    etti.Onun mücadelesi (haşa) Allah’la değil,insanladır.Bunu bu şekilde bilmenizi umuyorum. 4- Diyor-
    sun ki,mademki Allah her şeyi önceden görüyor. Neden bizi sınıyor ? Evet: Eğer dünyada beni,seni
    ve herkesi sınamadan ahirette bildiği gibi bize ceza verirse, biz ittiraz etmeyecek miyiz?Allah’ım
    ne den dünyada beni sınamadan bugün bana ceza veriyorsun.? Belki ben bu gunahları işlemezdim,
    diyerek ittirazda bulunurduk. İşte bunun için yüce Allah, bize özgür bir irade vererek,yaptığımız
    işlerle bizi sınıyor. 5- Siz, kur’an-ı anlamdan,art niyetinizle gösterdiğiniz gibi,kur’an-ın hiç bir yerin-
    de çelişki ve mantıksal hata asla yoktur.Bütün ayetler bibiriyle uyumlu ve mantıklıdır.Ayetlere çeliş-
    ki ve mantıksal hatayı siz katmaya çalışıyorsunuz. Gerçeklerin ortaya çıkmaması için,her şey sizin
    için mubahtır. Kur’an, 1400 sene önce inmesine rağmen bugünkü müsbet ilme ışık saçan bir kıla-
    vuzdur. Müsbet ilimle peraleldir. Ama bunu bilmek için art niyetli olmamak ve kur’an-ı yalnış çeviri
    ve yorumlardan değil,orjinal arapça metninden öğrenmek lazım. Eğer ben de kur’an-ın arapça or-
    jinal metnini bilmemiş olsaydım,belki beni de kandırabilirdiniz. Ama Bütün saçmalıklarınız ortaya
    çıkıyor. 6- Biz müslümanlar,doğmatik düşüncelerle hareket etmiyoruz. Çünkü inandığımız kur’an,
    bunu bize yasaklıyor.müteaddit ayetlerle taklidi bir iman ve inacı yermektedir. Bize sık sık,
    افلا تعقلون افلا تدبرون الخ ” ….Aklınızı,beyninizi kullanmayacak mısınız ? Düşünmez misin ? …Araştı-
    rıp gerçeği öğrenmeyecek misiniz ? diye hep emirler verip bizi doğmatik düşünceden men ediyor.
    Buna rağmen müslümanları doğmatik olarak değerlendirmek cahillikten başka bir şey değildir.
    Ararştırakrak bu imana sahip oldum. Bu nedenle Yüce Rabbime sonsuz şükürler olsun diyorum.
    Saygılar.

    • bilal dedi ki:

      ATEİSTLERE BİR KAÇ SORUM VAR ! 1- Bırakın bütün evreni; Sadece bir hücrenin
      inşası için gerekli olan binlerce farklı protein,tek bir tanesinin tesadüfen oluşması bile
      matematiksel olarak imkansızken nasıl meydana geldi.? 2- Hücre içindeki kompleks sis-
      temler tasadüfen nasıl meydana gelmiştir.? 3- Canlılardaki olağanüstü tasarım örnekleri
      doğal seleksiyon ile nasıl açıklanır.? 4- Cansız ve şuursuz atomlar nasıl olup ta tesadüfen
      bir araya gelerek canlı,şuurlu ve bilinçli organizmaları meydana getirmişlerdir.? 5- hiç
      bilinç sahibi olmayan atomlardan düşünen,hisseden,zevk alan,pılan yapan,üreten,icatlar
      yapan canlı insan tesadüfen nasıl olmuştur.? 6- İlk maddeye bir dış müdahale olmasaydı,
      ( yani madde üstü müessir bir Yaratıcı güç,müdahale etmeseydi.) o cansız madde,şekil ve
      boyut değiştirerek bugünkü mükemmel bir evren olarak meydana gelebilir midi.? Madde-
      nin şekil ve boyut değiştirebilmesi için,ona bir dış müdahale gerektirmez mi.? Şöyle bir
      örnek verelim; Bir bombanın üretilip patlayacak bir konuma gelebilmesi için,bir dış müda-
      haleye (insan faktörüne) ihtiyaç vardır.Yoksa kendilğinden üretilemez,söz konusu bomba,
      bir dış müdahale sonucu üretildikten sonra da,eğer ona yine bir dış müdahale söz konusu
      olmazsa,kendiliğinden patlayamaz. Evrenin ilk maddesi (atomları) tesadüfen,bir tesir edi-
      ci Güç olmadan nasıl meydana geldi.? Meydana geldikten sonra da,evrenin oluşumu
      için ilk ve büyük patlama olan ”Big Bang ” olayı kendiliğinden nasıl meydana geldi.?
      Bizim bildiğimiz gibi,patlamalar kaos yaratır. Ama,evrendeki ilk ve büyük patlama olan
      ”Big Bang ” tam tersini yapmış. ( yani kaos yerine bütün canlılar için evreni yaşanır ha-
      le ve mükemmel bir duruma getirmiştir.) Ancak, bunlar madde üstü,etkin ve üstün akıl
      sahibi Yüce bir iradenin ürünü olabilir.Bütün bunları tesadüfe bağlamak,mantığı ve
      ilmi bir izahı söz konusu olamaz. EVET:7- bir hücrenin var olabilmesi için,çok büyük bir
      bilge,son derece usta bir tasarım,büyük ve yüce bir akıl ve bilinç gereklidir.Bugün 21.
      yüzyılda sahip olunan bilgi ve teknoloji birikimi ile,zeki ve tecrübeli,bilinçli bilim adam-
      ları bir araya gelerek,raslantılara yer vermeden,istenmeyen durumları eleyerek çalışa-
      bildikleri halde,en basit bir bakteri hücresini dahi cansız maddeleri sentezleyerek üre-
      tememişlerdir. Tüm bu elverişli koşullara rağmen üretilemeyen hücre,acaba son dere-
      ce elverişsiz ve sadece tesadüflerden nasıl oluşmuştur.? 8- Her türlü teknolojiye sahip
      gelişmiş laboratuarlarda bugüne kadar,tek bir hücre üretilememişken,ilkel dünya orta-
      mında bu hücre kendi kendine tesadüfen nasıl var oldu.? İşte ateistler,bu sorulara bi-
      limsel ve mantıksal bir cevap veremezler.Zaten materyalizm,bilim ve mantık dışı bir
      felsefedir. Bunu söyleyenler yine kendileridir. Harvard Üniv.den ünlü bir genetikçi ve
      açık sözlü bir evrimci olan ”Richard Lewontin” şöyle diyor. ” Bizi dünyaya materyalist
      bir açıklama getirmeye zorlayan şey,bilimin yöntemleri ve kuralları değil,aksine
      ”a,Priori” ye olan bağlılığımızdır. Yani deneysel bilgiye dayanmayan ön yargı ve var-
      sayımlardır. Buna göre,bilimsel yöntem ve kurallarla Tanrı’yı inkar etmek mümkün de-
      ğildir. Yine ünlü bilim adamı,”Fred HOYLE” evrimci olmasına rağmen tesadüfun im-
      kansızlığı çarpıcı bir örnekle anlatır. HOYLE’nin tanımlamasına göre hücrenin rastlan-
      tılar sonucunde oluşması,”bir hurda yığınına isabet eden kasırganın savurduğu parça-
      larla tesadüfen bir Boeing 747 uçağın oluşması kadar imkansızdır.” EVET: Kullandı-
      ğınız bilgisayar vs,bir rastlantı sonucu olarak üretilemediği gibi,bu evrenin de tesadü-
      fen oluşması asla mümkün olamaz. ATEİSTLER ! Sizin yaptıklarınız sorgulama de-
      ğil,bilakis gerçekleri örtbas edip saldırmaktır. Sorgulamanın ne olduğunu bile bilmiyor-
      sunuz. İslamın ve kur’an’ın şü hükmü neden böyledir,burada yazılan doğrumu,yalnış
      mı ? diye soru surarak gerçeğin ortaya çıkmasına çalışsaydınız,bu bir sorgulama olur-
      du. Böyle bir sorgulama, hem sizin hemde herkesin tabii hakkıdır. Ama sizin yaptıkla-
      rınız sadece gerçeğin ortaya çıkmamasıdır. Bakın şuna emin olun ki,ben sizden daha
      fazla islam ve kur’an’ı sorgulamış biriyim.Ama sizin gibi saldırmak için değil,islamın
      hak bir din olup olmadığını öğrenmek içindi.Allah’a şükür gerçeği buldum. Evet; Ate-
      istlik,dünyaya,evrene ve var olan bütün mevcudata anlam vermemektir.Boş ve anlam-
      sız bir yaşam tarzıdır.Tabir caiz ise,dünyaya bir ot gibi gelip ot gibi gitmektir.
      NOT: Allah’ın varlığı hakkında ki detaylı bilgiler ”kur’an daki çelişkiler ” bölümünde aci-
      zane olarak yazdıklarımın arasında bulabilirsiniz.! Herhese saygılar.

      • Syra dedi ki:

        Sevgili Bilal,
        Madem bir hücre bile yaratıcısız var olamıyor, öyleyse tüm alemi yarattığını söylediğin allahın nasıl var oldu. Lütfen o hep vardı veya bizim aklımız ermez gibi sıradan laflarla kıvırma. O zaman bende bu alem için, canlılar için hep vardı derim. Ayrıca farzedelim ki tüm varlıklar yaratıldı. Ne malum senin allahının yarattığı, ya başka bir tanrı varsa, ya birden fazlaysa, ya kötü bir tanrıysa, veya iyi tarafları olduğu gibi kötü yanlarıda varsa, yada yalancı bir tipse, mesela birden çok tanrı varsa ve bunlar ekip halinde çalışıyorsa?

        Sen diyorsun ki madem bu alem var, mutlaka yaratılmış olmalı, o yaratan benim inandığım yaratan olmalı, benim işime gelecek şekilde bir yapısı olmalı..vs. öyle bir tanrı uydurmuşsunuz ki tüm vasıfları işinize gelecek şekilde. Koruyan,gözetleyen, merhametli, iyilik sever, sevecen, kötüleri cezalandıran, iyileri mükafatlandıra…. vs. ölüm gelince kötüler cehennneme atılacak, iyilerde sonsuza dek cennette mutlu mesut yaşayacaklar! Mutlu son 🙂 tam da insanın işine gelecek şekilde uydurulmuş bir masal…

      • bilal dedi ki:

        Sayın Syra ! ” Diyorsun ki, madem bir hücre bile yaratıcısız var olamıyor,öyleyse tüm alemi
        yarattığını söylediğin Allah’ın nasıl var oldu ? Her halde yazdığım nota bakmadın.”Kur’an daki çelişkiler” sayfasında daha önce bölüm bölüm ”ALLAH’IN VARLIĞI ”hakkında ve yine,” Tanrı,neden bir kısmı cennete,bir kısmı de cehenneme atacak” sorunuza cevap
        mahiyetinde Sami beye yönelik ” AHİRET,HESAP,CENNET VE CEHENNEM HAYAL MI ?
        ”Kur’an daki Çelişkiler ” sayfasında yazdıklarımı lütfen bulup okumanızı tavsiye ede-
        rim. 3- Biz,maddenin kendi kendine var olamayacağını akıl,mantık ve bilimsel deney-
        lerimizle algılıyoruz. Yani maddenin özelliklerini bildiğimiz için,bunları bilimsel
        deneylerimizle anlıyoruz ki,cansız ve şuursuz madde kendi kendine var olamaz ve
        bir rastlantı sonucunda da meydana gelemez. Biz bunları,maddenin özelliğinden anla-
        dığımız için,maddeyi kim yarattı,kim icat etti ? diye sorguluyoruz. Ama;maddeyi yara-
        tan,madde üstü mutlak bir güç olan Yüce Yaratıcı madde olmadığı gibi, maddenin
        özelliklerini de taşımadığı için,maddeyi kim yarattı ? Sorusu gibi,O’nu kim yarattı? diye
        bir soru soramayız. Çünkü o madde gibi değil,maddenin özelliklerini taşımıyor ki,onu
        madde gibi deneysel süzgeçinden geçirelim. O madde değil,madde gibi değerlendiri-
        lemez. Eğer madde ise,yaratıcı olamaz,o da maddenin bir parçası olur,maddeden far-
        kı kalmaz ve dolayısıyla,madde gibi bir yaratık olur. O’ madde üstü,etkin,üstün akıl
        sahibi, mutlak Yaratıcı bir güçtür.Maddeyi yaratandır,kendisi madde değil. Şöyle bir
        Örnek verelim; Dünya ışığını nereden alıyor ? Güneşten. Ay ışığını nereden alıyor ?
        Güneşten. Diğer gezegenler ışıklarını nereden alıyorlar ? Güneşten. Güneş ışığını ne-
        reden alıyor ? O ışığını başka bir cisimden almıyor.Güneşi oluşturan hidrojen ve hel- yum gazlarında ki patla-
        malarla,ışık ve enerji üretiliyor. Demek ki güneşın ışık alması için başka bir cisme gerek
        yok.O,ışık yansıtan değil,neşredendir. Maddeyi,evreni ve güneşi bu şekilde yaratabi-
        lenin de başka birine ihtiyacı yoktur.Nasıl ki,güneşın, ışığını başka bir cisimden alması-
        na gerek yoksa,evreni yaratanın da madde olmadığından varlığı için başka bir madde-
        ye ihtiyacı yoktur. Allah yaratan olduğu,madde veya yaratılan olmadığı için Allah’tır.
        Eğer Tanrı yaratılan veya madde ise,o zaman o,Tanrı değildir.Onu yaratan ama yara-
        tılmayandır Tanrı. Her şeyin ve ilk maddenin başı ve müsebbibi tek olan Allah’tır.
        Evet.Evrenin yaratılışındaki,tasarım,kasıt ve amaç madde üstü yaratıcı bir gücün var-
        lığını gösterir.Bunu elektronlarla açıklayalım. En güçlü mikroskopların bile göremeye-
        ceği kadar küçük bir alanda dönüp duran onlarca elektron,atomun içinde çok karışık
        bir trafik yaratır.Burada dikkat çeken en önemli nokta,çekirdeği elektrik yükünden olu-
        şan bir zırh gibi kuşatan bu elektronların atomun içinde en ufak bir kazaya yol açma-
        malarıdır.Üstelik atomun içinde yaşanacak en ufak bir kaza atom için felaket olur.Ama
        böyle bir kaza asla gerçekleşmez.Tüm işleyiş mükemmel bir düzen ve kusursuz bir sis-
        tem içinde devam eder. Çekirdeğin çevresinde saniyede 1000 km.akıl almaz hızla hiç
        durmadan dönen elektronlar birbirleriyle bir kez bile çarpışmazlar.Birbirinden herhan-
        gi bir farkı bulunmayan bu elektronların farklı farklı yörüngelerinde bulunmaları son de-
        rece şaşırtıcı ve ” kasıtlı,planlı ve bilinçli bir tasarımın ürünü olduğu apaçıktır.Bunları
        tesadüfe bağlamak mümkün değildir.1-Evrenin bir başlangıcı vardır,ezeli olması imkan-
        sızdır.”Prof.dr.Sır James JEANS.” 2-Alev alev yanan güneş,pırıl pırıl parıldayan sayısız-
        ca dev yıldızlar ve çeşitli hayat sahipleriyle dolup taşan dünyamız,bütünüyle evrenin
        belli bir noktadan başladığını,muayyen bir zamanda var olduğunu açıkça göstermekte-
        dir.” Prof.Dr.Frank ALLEN ” Kanadalı fizikçi.3-Üstün bir akıl,irade ve bilinç fiziğe,kimya-
        ya ve biyolojiye müdahale etmiştir.”Fred Hoyle” 4- Bu dev evreni,düzen ve uyum için-
        de yaratan kimdir.? Sorusuna,Bir mikrobun hayatı bile bana,yaratıcı Allah’ın ispat etme-
        ye yeter. ”Luıs Pastea UP.” 5- Pozitif bilimler tarfından doğanın dev yapısı hakkında
        bize öğretilen her şey,kesin bir plan,kasıt ve düzenin hüküm sürdüğünü göstermektedir.
        Algılarımızla tanımlayabildiğimiz kadarıyla,bu düzen ancak amaçlı bir düzenleme saye-
        sinde ortaya çıkmış olabilir. ( yani doğanın düzenleyicisi ve yaratıcısı vardır.) Dolayı-
        sıyla evrenin bilinçli bir düzene sahip olduğuna dair açık kanıtlar vardır. ”Nöbel Ödüllü
        Alman Fizikçi Max PLANCK ” Ve daha nice bilim adamları……..
        6-bilimsel araştırmalarda,evrendeki fizik,kimya ve biyoloji
        kanunlarının,yerçekimi elektromanyetizma gibi temel kuvvetlerin,atomların ve element-
        lerin tümünün,insanın yaşamı için tam olmaları gereken şekilde düzenlendikleri birer
        birer bulunmuştur.Bilim adamları,bugün bu olağan üstü yaratılışa ” Anthropic Principle”
        adını vermektedir.Yani evrendeki her ayrıntı,insan yaşamını gözeten bir amaçla yara-
        tılmıştır.Evrende tasarım,amaç ve düzen varsa,tsarımcı ve düzenleyici de var demek-
        tir. Bu evren yok iken sonradan var olmuştur. O halde başlangıcı olmayan bu evren,
        madde üstü, var edici mutlak bir gücün varlığına muhtaçtır. Varlığı ve yokluğu kendin-
        den olmayan bu alemin,varlığını yokluğuna tercih eden bir mücide ihtiyaç vardır. Her
        aklı selim sahibi,aklını kullanarak esere bakıp müessirini,yaratılmışlara bakıp yaratıcı-
        sını,binaya bakıp banisini keşfedebilir.
        EVET: Şöyle mantıksız bir soru soruluyor ! 1- HER ŞEYİ ALLAH YARATTI,PEKİ
        ALLAH’I KİM YARATTI ?
        bu soruya uzun uzun cevaplar yazmak yerine şü örnekle meseleyi anlamaya
        çalışalım.Meseleyi düşünerek iyi anladığımızda sorunun cevabını bulmuş olacağız.
        — Bilgisayar içindeki bir entegre diğer entegreye soruyor : – Ben 3 voltla çalışıyorum,
        sen kaç voltla çalışıyorsun ? Diğer entegre: – Benim voltajım 2,8 diyor.
        ….İkisi beraber merak ediyorlar: ACABA BİZİ DİZAYN EDEN MÜHENDİS KAÇ VOLT
        İLE ÇALIŞIYOR ? diye. Halbuki,bilgisayar denilen sistemi yapanın,O SİSTEMİN DI-
        ŞINDA OLMASI” gerektiği gibi,dizayn ettiği sistemin kurallarıyla KENDİSİNİN BAĞLI
        OLMAMASI lazımdır. KENDİSİNİN TAMAMEN O SİSTEMİN DIŞINDA BULUNMASI
        ve O SİSTEME HÜKMEDEBİLMESİ gerekir.Öyle değil mi ? Entegrelerin aralarında
        konuşup,dizayn edicilerini de, KENDİ TABİ OLDUKLARI BİR ELEKTRİK AKIMIYLA
        ÇALIŞMA KANUNUNA tabi kılmaları mantıklı ve mümkün değildir. SİSTEMİ DİZAYN
        EDEN,SİSTEME KOYDUĞU KANUNA,KENDİSİ MAHKÜM DEĞİLDİR. EVET:Madde-
        yi ve evreni yaratan,madde ve evrenin sistemi içinde değildir. Bu nedenle madde ve
        evrenin yaratılış sistemine bağlı olamaz.Bilgisayar mühendisi bilgisayardaki sistemin
        içinde olmadığı gibi,evrenin yaratıcısı da yaratılanların sistemi içinde olamaz.Zira
        sistem koyan,dizayn eden ve yaratan kendisidir. Yaratıp dizayn edeni,yaratılanların
        sistemine dahil edemeyiz.Sistem koyan ile sistemin kendisi birbirinden farklıdır.
        Bu nedenle,yaratılanlara bakıp,Yaratanı da onların içine dahil etmemek gerekir. Eğer
        onların içinde ise,zaten kendisi de onlardan bir parça olur.Ona yaratıcı ve dizayn edici
        denilemez. EVET: Evreni yaratan,madde ve yaratıkların dışında olup,maddeye baka-
        rak bunu yaratan Allah ise,O’nu yaratan kimdir ? diye bir soru somak,aklı ve mantığı
        bir izahı yoktur. Eğer O’da madde olsaydı,böyle suruyu sormak icap ederdi. O’yaratan
        dır,yaratılan değildir ki söz konusu suruya ihtiyaç duyulsun. O’ herşeyin varlık sebebi-
        dir.Bu evren de onun varlığını zorunlu kılar. Bir eser müessirini kanıtlar.Evren de Ya-
        ratıcısını kanıtlar. Sistem koyup, dizayn edeni,sitemin konumuna getirmemek ve onunla
        karıştırmamak gerekir. Yani Yaratıcı ile yaratılanı aynı konumda değerlendirmek,ilmen,
        aklen ve mantıken mümkün değildir. Bi de ekip tanrılar dan söz ediyorsun.! Eğer aynı
        yetkilere haiz iki kaymakam bir ilçeyi,iki vali bir ili,iki başbakan bir ülkeyi,iki cumhurbaş-
        kanı bir toplumu sağlıklı yönetebiliyor ve yetki kargaşası yaşanmıyorsa,sana hak vere-
        biliriz. Ama bu asla mümkün değildir. Akıl ve mantık da buna olanak vermiyor.
        Kur’an da ” لو كان فيهما الهة الا الله لفسدتا الخ ” Şayet her ikisinde ( Yerde ve göklerde ) Allah’tan
        başka ilahların hükümranlığı olsaydı,evrende işlenen düzen ve sistem bozulurdu. Yani
        Tanrı’lar arasında yetki kargaşası söz konusu olacaktı…! Ve böyle bir durumda evren
        fonksiyonunu gerçekleştiremezdi. Syra Bey ! Bu konuda mantıklı düşünmek lazım.
        EVET: ,Akıl,mantık ve bilim evrenin Yaratıcısı vardır,birdir ve hiç bir yaratığa benze-
        meyeceğini gösteriyor.

        TEKRAR EDİYORUM ” AHİRET,HESAP,CENNET
        VE CEHENNEM HAYAL MI ? Sorusuna verilen cevabı ”Kur’an daki Çelişkiler ” bölü-
        münde bulup okumanızı tavsiye ederim. Saygılarımla.

      • Syra dedi ki:

        Sevgili Bilal,
        Sorularıma cevap vermemişsin. örneklerin alakasız. allah gibi büyük bir varlık, ister madde olsun, ister bilmediğimiz bir şey olsun. Allah nasıl var olmuştur? tesadüfen mi yoksa onuda mı bir yaratan var! ayrıca neden herşey insanların işine gelecek, hoşuna gidecek şekilde kurgulanmış? neden allah tamda işimize gelecek şekilde özelliklere sahip? neden hoşumuza gitmeyecek yanları hiç yok? neden çocuklara anlatılan masallar gibi mutlu sonla bitiyor? Neden iyiler sosuza dek mutlu mesut yaşayacaklar? Neden kusursuz özelliklere sahip olan tanrı, birden fazla olunca çatışıyor? O zaman kusurlu olmuş olmaz mı? Kusursuz sa çatışmaması gerekir. insanlar bile takım halinde çalışabilirlerken, tanrılar neden anlaşamıyorlar? Bilal, neden hiç bir soruya net cevaplar veremiyorsun ve uzun uzun yazmak zorunda kalıyorsun? Bilal, net cevap ver lütfen? net, net, net….

      • Syra dedi ki:

        “Tanrı’lar arasında yetki kargaşası söz konusu olacaktı” demişsin. Kusursuz akla sahip tanrılar neden yetki kargaşası yaşasın. akıllarını kullanıp yetkileri paylaşamazlar mı? Yoksa okadar akılları yok mu? Bilal, ayette vermişsin. Yani allahın aynısından bitane daha olsa, iki allah yetkileri paylaşacak kadar akıllı değiller mi? Ayet resmen itiraf etmiş. Allah demiş ki, benden bitane daha olsa ben onunla anlaşamam, uzlaşama, düzen bozulur demiş. Bu ayette kendisinin kusurlu olduğunu, o yüzden yanlız olmak istediğini itiraf etmiş. Bilal, net cevap ver lütfen?

      • bilal dedi ki:

        Syra Bey ! 1- Peki bir kaç Tanrı’da olsa,onları kim yaratmış demez misin ? Yine bu sorun
        devam edecek. Halbuki onları yaratan kim ise,Tanrı O olur,diğerler ise,birer yaratık olurlar.
        Aklen ve mantıken Yaratıcı bir güç olan Tanrı kendi rakibini yaratmaz. Her şeye gücü yetti-
        ği halde neden rakibini yaratsın ? Hiç bir insan bile rakibinin olmasını istemezken,her şe-
        ye gücü yeten Tanrı neden kendisine bir rakip oluştursun.! Mantıklı düşünmek lazım.
        Bu evrendeki uyum,düzen,nizam ve değişmeyen fizik kuralları,aklen ve mantıken”Bu evre-
        nin tek bir elden ( tek bi Yaratıcı güç tarafından) idare edildiğini göstermektedir. Allah kav-
        ramı, daha somut kelimelerle ifade edeyim: Allah lafzı yerine” Gott,Tanrı,İlah Hüda vb.diğer
        dillerdeki ifadeleri de kullanabilirsin.Yeterki anlam aynı olsun hiç mahsuru yoktur. EVET;
        ”ليس كمثله شئ ” Allah’ın eşi,dengi ve benzeri yoktur. Zira O,maddeden müteşekkil bir varlık
        değildir.Maddesel hacım,şekil ve boyuttan münezzehtir.Madde sistemine dahil dahil değil-
        dir.Madde özelliklerini taşımaz. O’ madde üstü,üstün zeka,akıl ve mutlak bir manevi güçtür.
        O, maddeyi var olmaya zorlayan,yaratan,yaşatan,evrendeki fizik ve metafizik kuralları-
        nı koyan ve evreni idare eden etkin manevi bir güçtür. هو القوة المدبرة ذات ارادة حرة خالقة للكون وما فيها الخ ” O’ evren ve içindekileri yaratan,evrenin bütün fizik kurallarını koyan ve bu
        kuralları idare eden,madde ötesi,”üstün bir tesir gücün” ifadesidir.Yani maddesel bir
        yönü yoktur.O’ mutlak bir güç ve tesirin ifadesidir.O’ üstün akıl , etkin ve tesir edici güç,
        madde ötesinde zaten vardı ki,maddeyi etkileyip ortaya çıkarabilsin.
        Allah, evrenin ve metafizik alemin tümünü kuşatan,hüküm süren,onu yoktan var eden
        üstün akıl ve irade sahibi mutlak bir tesirin adıdır.O’ madde üstü mutlak tesir,maddeye
        ve evrene etki yaparak meydana getirmiştir. Önceden O’ manevi ve etkin güç olmasay-
        dı,etkilenen ve ortaya çıkan madde olmazdı. Yani etkilenen ve meydana gelmeye zor-
        lanan madde varsa,onu etkileyen ve meydana getirmeye zorlayan söz konusu tesir güç
        de var demektir.Çünkü etkilenmiş olan her şey,etki yapan müessir bir failin ürünüdür.
        Tesir ve etki yapan manevi güç Allah;etkilenen ve meydana gelmeye zorlanan ise,mad-
        dedir.Biz, sadece etkilenen ve ortaya çıkan maddeyi güzümüzle görebiliyoruz.Maddeyi
        ve her şeyi etkileyen ve ortaya çıkmasına zorlayan,O’ üstün akıl sahibi ve madde üstü olan tesiri göremeyiz.Çünkü O’ bir madde değildir.Maddeyi etkileyen manevi bir Yara-
        tıcı güçtür. ( müessir bir Yaratıcı güç.) Teşbih olmasın,( Allah’ın affına sığınarak) iyi
        anlaşılabilmesi için şöyle bir ifade kullanmak isterim: Allah,maddeyi ve evreni etkileyen,
        var olmaya zorlayan,madde ötesi,üstün akıl ve irade sahibi” manevi bir etkin gücün ”
        (müessir bir enerjinin) ifadesidir. Biz onu göremeyiz.O, bir madde değildir,maddeye
        benzemez,madde de ona benzemez. Sadece anlaşın diye parantez içindeki ifadeyi
        kullandım. Evreni kuşatan ve maddeyi etkileyen O yaratıcı,üstün gücün varlığı
        kandiliğindendir.Başka bir şeye ihtiyacı yoktur. ” O,ilk ve nihai manevi müessir bir
        güçtür.” O,etkileyen,yaratan ve var edendir. O, etkilenen,yaratılan ve var edilen değildir.
        ” لا اله الا الله ” Maddeyi ve evreni etkileyen, var etmeye zorlayan ve her şeyi yaratan
        üstün güç sahibi olan Allah’tan başka bir ilah (tanrı) yoktur. ” محمد رسول الله ”
        ” Hz.Muhammed’de,onun (kulu) ve elçisidir. ” Saygılarımla.

      • Syra dedi ki:

        Bilal,
        Cevap vermemişsin yine. Resmen slogan vari cümleler kurmuşsun. Eski bir islamcı parti lideri vardı, öldü. O da senin gibiydi. Soru işine gelmedimi, cevap veriyormuş gibi yapar, alakasız ve uzun cümleler kurar, biraz kıvırır biraz da yılışır, muhatabını kanser ederdi. Verecek cevabın yoksa mertçe delikanlıca bilmiyorum de. Herşeyi bilmek zorunda değilsin. Yukardaki sorularım açık, kısa ve net. Fakat sen cevap yerine o şöyledir böyledir gibi laflar ediyorsun. Ben sana onun ne mal olduğunu sormuyorum. Kendisi gibi birisini rakip gören, çatışan bir varlık nasıl mükemmel olur? Allah ister madde olsun ister başka bir şey, nasıl var oldu? tesadüflerle mi, yoksa onuda yaratan mı var? Senin mantığına göre var olan herşey yaratılmış ise allahta yaratılmış demektir. Yok yaratılmadıysa tesadüfen meyda gelmiş olabilir mi? tüm sorularıma cevap veremiyorsan bunlara cevap ver yeter.fakat lütfen cevap ver, o şöyle mükemmel, böyle süper diyarek kıvırma.

      • bilal dedi ki:

        Syra Bey ! Sorularınz 1- Kendisi gibi birisini rakip gören,çatışan bir varlık nasıl mükemmel
        olur ? 2- Allah nasıl var oldu ? tesadüflerle mi yoksa onu da yaratan mı var ?
        1- Ben de önce soru sorarak başlamak istiyorum ! Neden illaki,Evreni yaratan Tanrı’ bir
        değil, bir kaç tane olsun ? Sen bir Tanrı’nın varlığını mümkün göremiyorsan,bir kaç tane
        Tanrı’nın varlığını hangi akıl va mantıkla mümkün görebiliyorsun ? Bu bir çelişki değil mi-
        dir ? Bir Tanrı’nın varlığını mümkün görmeyen,nice Tanrı’ların varlığını nasıl mümkün gö-
        rür.? Mantıkan bunun izahı var mı ? Biz her şeyi akıl ve mantık çerçevesinde çözmek du-
        rumundayız. Hangi insanın akıl ve mantığına danışırsan,”hiç bir akıllı varlık kendisi ile mü-
        cadele edebilecek ve onu ortadan kaldırabilecek bir rakibini karşısına dikmek istemez” di-
        yecektir. Yaratan Tanrı,Yaratılan tanrılarla mücadele etmezse de,ya onlar baş kaldırır
        ve onu ortadan kaldırmaya çalışırlarsa,buna dersin.? Haydi yaratan mükemmel ise,ya
        diğerleri için bunu söyleyebilir misin ? Başta dedim ya,her şeyi akıl ve mantığımızla çöz-
        meye çalışırız.Tarih ve sosyal bilimleri hiç okumadın mı ? Aynı ana ve babadan
        meydana gelen nice kardeşler,taht ve iktidar yüzünden birbirlerini öldürüp yok etmedi-
        ler mi ? Neden illaki,bir Tanrı değil,bir kaç Tanrı olsun.? Evren ve bütün fizik yasalarının
        yönetimi hangisinin elinde olsun ? İnananlar hangisine ibadet etsinler.? Hangisine
        evreni yaratandır desinler ? En üstün güç ve kuvvet hangisinin elinde olsun? İnananlar,
        hangisinden yardım ve medet beklesinler ? Hangisine yalvarıp dua etsinler ? Bütün
        bu ve nihai yetkiler hangisinin elinde olsun ? Doğrusu bu konudaki mantıksız soruları
        senden beklemezdim. Sen kendi mantığınla mı tanrılara yetki paylaşımı yapacaktın ?
        İşte bu sorulara mantıkı bir cevap veremezsin.! Lütfen mantıklı sorular sor.!
        Sence rakibini yaratmayan Tanrı mükemmelsiz mi olur ? Her şeye gücü yeten Tanrı
        neden başka tanrıları yaratsın ?
        Şayet Tanrı,başka tanrıları yaratırsa,yine kendisi Tanrı,diğerleri ise benim ve senin gibi birer yaratık olurlar. Tanrı olamazlar. Evrendeki düzen,nizam ve değişmeyen fizik
        kural ve yasaları, evrenin tek bir güç tarafından yaratıldığını ve tek bir elden yönetildi-
        ğini göstermektedir. Yoksa,her şeyde terslik ve kaos olabilirdi. Mantık açısından bu söylediklerim doğrudur. Ama; Senin sorduğun sorular maalesef mantıklı değildir.
        2.- Sorunuza Cevap : Sen, evrenin Yaratıcı’sını muşahhas maddenin bir parçası ola-
        rak bir insan gibi tasavvur ediyorsun.Yani yaratılmış ibir nsan gibi,fiziksel bir bedene
        sahip,iki ayaklı,iki gözlü,iki el ve iki kulaklı vs.i olan bir insan gibi mi ? O’nu,fiziksel
        bir cisim olarak değerlendirdiğin için, Her şeyi Yaratanı,her şeyin yaratıcısnı kim ya-
        rattı diye mantıksız bir soru soruyorsun. Her şeyin yaratıcısı olan Tanrı,neden yaratılan
        biri olsun. Eğer kendisi de yaratılmışsa, Tanrı ve yaratıcı olamaz. ? Benim ve senin gibi
        biri olur.” ليس كمثله شئ ” Onun eşi,benzeri ve dengi yoktur.O,hiç bir şeye benzemez.
        Maddesel bir boyutu yoktur. O,madde değildir, maddeyi yaratan ve madde ötesi,üstün
        akıl ve irade sahibi olan manevi müessir ( etkin) bir yaratıcı güçtür. Gözle görülmez,
        elle tutulmaz, Evreni kuşatan ve her yerde kendini hissetiren manevi bir müessir güç-
        tür. Maddeyi analiz ettiğin gibi,böyle bir varlığı analiz edemezsin.Çünkü,maddeyi gö-
        rüp analiz ediyorsun. Ama,onu göremediğin için analizini yapamazsın. Madde ve
        özelliklerini bildiğimiz için maddeyi kim yarattı? diye soru sormak icap eder. Analizini
        yaptığımız maddenin kendi kendini var edemeyeceğini,varsa dahi,eğer bir dış faktör
        onu etkilemzse,bulunduğu konumdan şekil ve boyut değiştiremez. İşte bu nedenle bu
        maddeyi ve evreni kim yarattı ? diye soru sormak durumundayız.Çünkü,maddenin
        özelliği kendi kendini yaratamaz. Ama,her şeyi yaratan Allah,madde değil ki,onu da
        madde gibi değerlendirelim. Madde gibi özelliklerini bilmiyoruz ki,onu kim yarattı ?
        diyelim ? O,yaratıcı müessir güç,bir yere,bir mekana sığmaz.O,evren ve bütün uzay
        boşluğunu,fizik ve ötesini kuşatan,etkileyen menevi yaratıcı bir güçtür. ÖRNEĞİN,
        Bugün modern fiziğin kabul ettiği ve evrende Allah’ın yarattığı dört temel kuvvet vardır.
        1- Yer çekimi, 2- Elektromanyetik kuvvet,3- Güçlü nükleer kuvvet,4- Zayıf nükleer
        kuvvetler. İletişim ve dengesi sayesinde evrendeki tüm fiziksel hareketler ve yapılar
        meydana gelmektedir. İşte Yüce Yaratıcı’nın evrene koymuş olduğu bu kuvvetleri na-
        sıl göremiyor,onlara şekil ve boyut veremiyorsak, bunlar nasıl var edildi? diyemiyorsak,
        evreni,her şeyi ve bu temel kuvvetleri yaratan ,madde ötesi O,manevi müessir gücü-
        nü de tahlil edemeyiz ve nasıl var oldu? diyemeyiz. Çünkü,onun mahiyet ve özelliğini
        bilmiyoruz ki,O,nun hakkında bu tür soruları soralım. Kendi kendini var edebilir bir
        özelliğe sahip olabilir . Çünkü,O,mşahhas bir cisim değildir.Evreni ve her şeyi etkileyip
        var etmeye zorlayan madde ötesi, etkin bir güçtür. O, واجب الوجود ” varlığı zorunlu,ge-
        rekli ve kendiliğindendir. Yaratılmamıştır.Zira her şeyi yaratan kendisidir. Buna bir ÖR-
        NEK verelim: 14-16 milyar sene (Big Bang’la) önce yaratılan güneş,Yaratıcının koy-
        muş olduğu sistem ve proğramla o günden bu güne kadar kendi kendini üretmiyor mu ?
        Kendi kendini var etmiyor mu ? Tabir caiz ise,kendi kendini doğurmuyor mu ? Bunu
        bu şekilde yaratan O üstün Yaratıcı gücün özelliğinde böyle durumun bulunması söz
        konusu olamaz mı ? Evet varlığı kendiliğindendir. O,mutlak Yaratıcı bir güç ise,başka
        hiç bir şeye ihtiycı yoktur. O,her şeyin ilki ve varlık sebebidir.Tabir caiz ise,(onun affına
        sığınıyorum.) Madde,evren ve her şeyi oluşturan üstün akıl ve irade sahibi,evrenin
        müessir mutlak enerjisidir. O,güç vardı ki,madde ve evren var olabilmiştir.Yoksa her
        şey bir boşluktan ibaret olacaktı. Bir ÖRNEK daha verelim. Bir kaç vagondan oluşan
        bir Treni düşünün. 5. vagonu,4. vagon, 4. vagonu, 3. vagon,3.vagonu,2.vagon,2.vagonu
        1.vagon çekiyor.Bunlar birbilerini çekiyorlar. Ya lokomatifi kim çekiyor ? İşte bunu
        sormazsınız.Çünkü,onun bulunduğu konum ile diğer vagonların konumu değişik,onun
        içindeki yakıt ve makanizma sebebiyel hem kendini,hemde diğer vagonları çekebilmek-
        tedir. İşte Yüce Allah,her şeyin ilki ve her şeyin varlık sebebidir. Teşbih olamasın,her
        şeyi etkileyen ve oluşmaya zorlayan üstün akıl ve irade sahibi mutlak bir enerjidir.
        O’nun affına sığınıyorum. (sözümün anlaşılabilmesi için bu ifadeyi kullandım. )
        Yoksa,O yaratıcı güç, ne bir şeye benzer,ne de başka bir varlık ona benzer.Onun var-
        lığı kendiliğinden olup,başka bir şeye ihtiyacı yoktur.Varlığı da tesadüfi değildir.Eğer
        onun varlığı tesadüfi olabilirse,diğer varlıkların da varlıkları tesadüfi olabilecektir.
        EVET ateistler, ! Muazzam bir şekilde kurulmuş olan ve mükemmel bir şekilde işleyen
        bu kainat fabrikasına inanıyorsunuz, Peki onu kuran ve işleten teknik mühendisin (Yara-
        tıcı’nın) varlığına
        neden inanmıyorsunuz ! ? Bu tutumunuz mantıksızlık değilmi ? Bir yazı tahtaya
        yazılmışsa, bir eser yapılmışsa, bir heykel dikilmişse, heykeltraşın varlığına inanmıyor
        musunuz. ? İster o heykeltraşı görün,ister görmeyin onun varlığına inanıyorsunuz.
        Çünkü biliyorsunuz ki,heykeltraş olmadan,heykel oluşmaz. Bu Evrenin varlığı,bir hey-
        kel gibi de mi olmaz ? Nasıl düşünüyorsunuz. ? Akılı ve mantıklı düşünün.
        Saygılar.

      • Syra dedi ki:

        Bilal, sen böyle devam et kardeşim. Müslümanlar senin gibilerden çok hoşlanırlar. Çok alkış alır, çok mürit toplarsın. Kürt sait gibi yakında risalelerin çıkar. meşhur olurusn. Sana bin kere de sorsam nafile!

      • Tarkan dedi ki:

        Saçmalama hocam ya. Hücrenin oluşumu matematiksel olarak imkansız sa laboratuvarda nasıl hücre üretiyoruz;? Salak algılarla eksik bilgilerle ulaşamazsın o kuranın eksik verdiği kavrama

      • MaMaLi dedi ki:

        Sayın Bilal!Merak ettim gerçekden,Naısl yaratılmışız?tanrınız,muhammede kesin söylemişdir)sende biliyorsundur,muhammed yakın dostunuz olduğundan,şu yaradılış formülünü yazarmısın!))

    • mervece dedi ki:

      syra, bak bu sefer de sana başka bir link veriyoum…
      http://www.hakveadalet.com/ateizmde-paradigma-sorunu

  12. DEİST dedi ki:

    bilal sen anlattıklarımı iyi oku ben sana başka bişey demiyorum burda konu benim söylediklerimin dışına çıkarak bambaşka açıklamalar yapmışsın bütün bunları sende yaşamadığın için bilemezsin burada gelipte sanki önceden herşeyi görmüşsün bilmişsin gibi bilmişlik taslama bence sende benim gibisin seninde hiçbirşeyden haberin yok sadece bunları kendine göre yorumlayabilrsin ama ben objektifim çelişkiler apaçık ortada burda bunları yazmanda benim fikrimi hiç mi hiç değştiremez çünkü bunları sende cevap veremezsin verebilmen için üstün vasıflarda olman lazım olağanüstü olman lazım .ben bunları mantığıma göre söyledim senin gibi dogmatik e dayanarak deil .bir bilgiyi verici düzyazıyı herkez aynı derecede anlar bu şiir mi düzyazıki anlayamayacaksın başka anlamalr çıkaracaksın .bana birsürü yazımla alakalı birşeyler anlatmışsın .sadece bunların arkasına sığınabilrsin bunlarla savunabilirsin zaten .mantığınla irdele olayları vicdanınla ya da duygunla değil … bu yazılan çelişkilerin hiçbirine mantıklı bi cevap veremezsin çünkü sende kuranda o çelişkili yazılanlardan başka hiçbirşeyi bilmiyosun .sadece çeviri hata dersin . müslümanlık araştırmaksa ben araştırdım ve müslümanlıktan çıktım…ayrıca sen diyosun ya islamda dogmatiklik yok araştır araştırınca çelişkinin içinden çıkamazsın .kendin tutturmuşsun islam islam kuran kuran duygunla hareket et bakalım ne diyim ben sana .kuranda dogmatiklik yok diyosun ama ayetleri incelemediğinde burdan ortaya çıkıyo iyice incele bi bak ama objektif nesnel şekilde böyle saçma sapan açıklamalara sığınarak deil…kuran demiş ya hani sana göre araştrıın herşeyi öyle doğru yolu bulun ben araştrdım ve kuran ın dediği gibi kuran ı da irdeledim ve gördüm kuran ne saçmalıklar ne dünyevi zevklerle dolu olduğunu. eğer kuran dogmatik deilse neden bu kadar kural… neden bu kadar baskı…neden bu kadar saçma sapan masallar…bunları sende bilemezsin dediğim gibi hep bir noktadan açıklamaya çalışırsın çabalayıp durusun ama bunun yanıtlarını sen de bilemiyosun her insan gibi… sadece araştır kuru kuruya bağlanma dil hatasına gramer hatasına bağlama bunlar gerçekler aç gözünü iyi araştır…!!! seninle bu kadar konuşmamız yeter eğer birşey daha yazıp yazmassam zannetmeki cevap veremediğinden değil sadece bu islmdaki kurandaki çelişkilerden bıktığım için artık sölemeyecek kadar gereksiz benim için islam kuran artık banane inanan inansın bu saçma masallara bu büyük çelişkilere…

  13. adsiz dedi ki:

    insanların sosyo ekonomik seviyesi yükselmediği müddetçe, masallara inanmamaya ikna edemezsin. kültürel ve entelektüel bir birikim edinmedikleri müddetçe inanmaya devam edeceklerdir. zira, yorumlamak ve mantığı kullanmak için öncelikle argüman gerekir ki argüman olarak kurandan, dini hikayelerden başka bir şey kullanmıyorlar.. baksana “rüyamda gördüm, öyleyse var” diyor. freud’dan bi haber, bilinç altından bi haber. Yadırgamıyorum. aksine üzülüyorum. insanlar mutlu olduğu müddetçe inanışları da umurumda değil ancak, örgütleniyor ve benim yaşam alanıma nüfuz ediyorlar. zorluyor ve değiştiriyorlar. öldürüyorlar. tarihte defalarca kere gördük, hiç kimse bir saçmalığa sulh yoluyla inanmaz. ancak işkence ve savaşlarla bu altı boş inanışlar kabul ettirilir. korku kültürü ile yayılır ve toplumun tüm kesimlerini baskı çemberine alır. çünkü, eninde sonunda senin söylemlerinle onun söylemleri çatışacaktır ve ikna olmadığı taktirde, ödül alacağı beklentisiyle seni(diğerini) yok edecektir. bu nedenle, savaşarak yayılan bir inanç biçiminin de sevgi temelleri yerine, korku sistemi üzerine kurgulanmış olması pek de şaşırtıcı değildir. yadırgamıyorum. normal, her şey çok çok normal.
    “allah”ınız sizi sevmiyor. dinlerin tanrısı insanları sevmez. sevse, sıfır “günah”la doğmuş olan “yarattığını” dünyaya salıp test etmezdi. bildiğin oyun oynuyor sizle yahu.. ödül ceza sistemi var bi kere. sizse “allah” olmasa her şeyi yapardım ve bu karşılıksız kalmamalı algısındasınız. oysa ki, ben inanmayan bir insan olarak, her şeyi yapmaya kadir görmüyorum kendimi. sizce de bu şaşırtıcı değil mi? düşünsene beni (menevi olarak) yargılayacak hiç bir şey olmamasına rağmen, öldürmüyor, çalmıyor, haksızlık yapmıyorum. vicdan ve empati sahibiyim çünkü. çünkü korkmuyorum. seviyorum! seviyorsam çalmam, öldürmem.. ama senin inancına inanmadığım için beni öldürebilirsin! bunu defalarca kere yaptınız ve adım gibi eminim yine yapacaksınız. çünkü kuralların ve sınırların katı.. lütfen sizde saygı duyun, eleştirmek en doğal hakkım. küfür etmek dahi hakkım. madem ki durum budur “öteki dünya”da yanacak olan da.. hesabını verecek olan da benim. zira hesabını veremeyeceğim hiç bir şey yok. eğer “allah” varsa, emin ol önce ben onu sorguya çekicem! en basitinden, ayrımcı ve cinsiyetçi olduğu için! sevgiyi bile ölçütlere dayandırdığı için. ayrıcalıklı kullar ve bir sistem kurduğu için. “diğer dünyada” dahi hizmet eden ve edilenler olacağı için. arzu ve isteği olmayan bir varlığı bana hediye olarak verme saçmalığından bahsettiği için! umarım vardır “allah”! lütfen olsun, bana mantıklı bir açıklama yapsın ben de sonsuza dek “cehennem”de yanayım. bi çoğunuza göre, aklınızı çelmeye çalışan “şeytan”ım ben! işte bu yüzden beni bir kaşık suda boğmak istiyorsunuz. aslında boğmak istediğiniz kendi inancınızın bir parçası. aslında boğmak istediğiniz kendi inancınız.. ama yapmıyor yapamıyorsunuz, bunun yerine obsessif- kompülsif bir şekilde bana saldırıyorsunuz. normlarınıza uymuyorum. bu nedenle de anormalim! aslında garip olan sizlersiniz. bütün bu kan ve savaşların da tek nedeni o saçma dinleriniz ve hastalıklı beyinleriniz. sen olsan benim yerimde, emin ol bu kadar bile saygı duyamazdın. en kısa sürede sosyo ekonomik seviyemizin yükselmesi ve sorgulayan bir akıl dileğiyle…

    • Sami dedi ki:

      Çok güzel anlatmışsınız. Ben bu blogun sahibi olsam bu yazıyı kıskanırdım. Tüm yazılanların özeti olmuş. Fakat çocukluk çağında robot gibi yetiştirilmiş, sınırsız düşünebilme eğitimi verilmemiş insanların, sosyo ekonomik seviyelerinin yükselmesinin bu açıdan hiç faydası olacağını zannetmiyorum. Bilinç altlarına yerleştirilmiş duvarların dışına çıkabilmeleri nerdeyse imkansız. Güç ve imkanlar ellerine geçince, daha saldırgan ve zalim olacaklar. Kendileri gibi olmayanlar daha çok gözlerine batacak. Saldıracklar, dayatacaklar, yok edecekler. Sonrada tüm bu yaptıkları zalimlikleri fetih olarak gösterip böbürlenecekler.

    • klee dedi ki:

      Muhteşem bir yorum. Zihninize sağlık. İnsanlar sorgulamayı öğrense sorunlar çok azalırdı ama maalesef bu özellikle müslümanlar için pek mümkün değil 😦

      • MaMaLi dedi ki:

        Mervece!!Bektaşi,bir gün cuma namazına gitmiş,hoca vaaz de,allah,ne gökdedir ne yerde,allah ne şurdadır ne burda,allah ne sağdadır,ne solda,diye allah’ı tarif ederken,bektaşi seslenmiş,Hoca efendi!yok diyeceksinde bir türlü dilin varmıyor!demiş.

    • Agnostik dedi ki:

      Kesinlikle muhteşem bir yorum yapmışsınız.Bu sitede gördüğüm baştan sona dolu her kelimesinde bir anlam yatan “ibretlik” bir yazı teşekkür ediyorum kendi adıma sevgiyle kalın (:

    • Gencer dedi ki:

      Güzel bir yazı olmuş.
      Duygularımıza Tercüman olmuşsunuz.
      Saygılar.

    • sorgucuyuz dedi ki:

      Sayın Adsız 10 numara bir yorum.

  14. mervece dedi ki:

    syra; aslında mesaj yazmayacaktım ama çırpınmalarına dayanamadım…
    1. neden iyi insanlar sonsuzda dek mutlu mesut yaşayacaklar demişsin? mutsuz mu yaşasınlar?
    2. aslında sorularının cevaplarını yazında “neden allah tamda işimize gelecek şekilde özelliklere sahip? neden hoşumuza gitmeyecek yanları hiç yok? ” diyerek kendin vermişsin… sen ipad a bakıp, onun mucitinin ne kadar zeki olduğunu anlıyorsan, bende alemlere bakıp yaratanın mükemmelliğini anlıyorum…
    3. sorun şu… sen ” neden allah tamda işimize gelecek şekilde özelliklere sahip? neden hoşumuza gitmeyecek yanları hiç yok” dediğin Allaha, neden inanmıyorsun… kusurları olsaydı inanacak mıydın?
    4. neyin peşindesin… katillerin mutlu mesut yaşadığı, sapıkların ödüllendirildiği bir sistem mi olmalıydı kuran da…
    5. Hakaret etmekten asla hoşlanmam, niyetim de o değil, ama ne yiyor ne içiyorsan bizede söyle de onlardan “uzak duralım”…
    mervece.com

    • zfrerb dedi ki:

      ASLINDA BAKILDIĞINDA TÜM DİNLERİN (ALLAH TARAFINDAN GÖNDERİLEN PEYGAMBERLERİN VE DİĞER DİNLERİN BUDİZM ŞİNTOİZM VS VS.)
      ASIL AMACI ÇALMA ÖLDÜRME YOK ETME HAKSIZLIK YAPMA.
      GENELDE ÖĞRETİ BU VE GÜZEL ŞEYLER, İNSANLARI TOPLUM İÇİNDE HUZURLU Bİ ŞEKİLDE YAŞAMLARINI SÜRDÜRMELERİ BİRBİRLERİNİN KİŞİSEL HAKLARINA SAYGI DUYMALARI GİBİ…. AMA BİZ İNSANLAR HER ZAMAN OLDUĞU GİBİ HER ŞEYİN AŞIRISINA KAÇIP BUNLARI BİRBİRİMİZİN ÜSTÜNDE HÜKÜM KURMA GİBİ KENDİMİZE Bİ GÖREV ÇIKARIP HAYIR SENDE BENDEN OLACAKSIN DEYİP SEFERLER DÜZENLEYİP İNSAN KIYIMLARI, SAVAŞLAR,GANİMETLER VE SONUCU MADDECİLİK HANİ DİNLER MADDECİ DEĞİL RUHANİYDİ. BELKİDE DÖNGÜYÜ BOZAN DENGEYİ BOZDURAN BİZ İNSANLARIZ.
      ESAS OLAN, İNSAN TOPLUMA AYKIRI OLACAK ŞEYİ ALLAH KORKUSUNDANMI YAPMADIĞI YOKSA İNSANLIĞINA YAKIŞMADIĞI İÇİNMİ YAPMADIĞI. ALLAH KORKUSUYLA DEĞİLDE VİCDAN KORKUSUYLA YAŞASAK, ALLAHA İNANIYORSAKTA ALLAHA İBADETİMİZİ YADA ŞÜKRÜMÜZÜ YİNE YAPSAK. NEDEN HEP DERİZ “HİÇMİ ALLAH KORKUN YOK NEDEN YAPIYORSUN BUNU” ALLAHTAN KORKMASAKTA ONU SEVSEK. KORKUTARAK DEĞİLDE SEVGİYLE BİRİLERİNİ KAZANSAK. ONU YAPMAZSAN O RASI VAR YAPARSAN BURASI VAR DEMESEK ABA ALTINDAN SOPA GÖSTERMESEK.
      DİNİ VE SİYASETİ İNSANLAR ÇIKARDI DERLER!! Bİ BAKIMA ÖYLEMİ ACABA? SİYASET OLMASAYDI KANUNLAR YAZILMAYACAKTI KANUNLAR OLMASAYDI ADAM ÖLDÜRMENİN CEZASI YADA YAN KOMŞUNUN KARISINA TECAVÜZ ETMENİN YADA MALINI ÇALMANIN CEZASI OLMAYACAKTI, ALLAH KORKUSU OLMASAYDI BELKİDE KİMLER KİMLER NELER YAPACAKTI. DÜŞÜNÜNCE NE ACI DİMİ. AHIRIMIZDAKİ İNEK BİLE OTLAMAYA BIRAKTIĞIMIZ ZAMAN OTLADIKTAN SONRA AKŞAM EZANINDA KENDİSİNİ DÖNÜP AHIRA GİRERKEN, KAPIMIZDAKİ KÖPEĞE GÜNDE Bİ KAP YEMEK VERDİĞİMZ İÇİN TÜM GÜN KAPIMIZDA BEKÇİĞİ OLDUĞU HALDE ÖRNEKLER ÇOĞALTILABİLİR. BİZLERİ DİZGİNLEMEK İÇİN BUNLARIN OLMASI NE ACI… NE GÜZEL DEMİŞ Hz MEVLANA YARADILANI SEV YARADANDAN ÖTÜRÜ.
      SAYGILAR.

      • MaMaLi dedi ki:

        iyide o yazdığını mevlana demediki))araştır öğren sonra gel buralarda yazarsın))))

  15. mervece dedi ki:

    SYRA ; birde bir zahmet bana “tek” olmayan bir örnek ver…
    1 kar tanelerinin, hiç biri birbirne bnzemez.
    2. parmak izleri herkesin farklı.
    3. zebraların üzerindeki çizgiler
    4. kaplanların üstündeki desenler birbirinden farklı
    5. gözlerimiz, ellerimiz, ayaklarımız bile her biri diğerinden farlı…
    6 aynı yumurta ikizleri bile birbirinden farklı…
    daha çok örnek var… işte Allah bunun için mükemmel…
    Onun için Kur’an da “akıl etmezler mi” , “düşünmezler mi” gibi ifadeleri kullanıyor Rabbim.
    mervece.com

    • Tarkan dedi ki:

      Merve O 6 maddede allahının mükemmelliğini nitelemişsin kendince. Evrim, biyoloji ve anatomi üzerine daha çok kafa yorsaydın belki cevaplarını hemen yazardın. OK
      O zaman
      1. Neden erkeklerin meme uçları var? Kadınlardaki besleme için bizde neden var ?
      2. Apandisit gibi gereksiz bir bağırsak çıkıntısı neden var ? Hasta edip öldürmekten başka işlevi yok.
      3. Yirmilik dişleri neden var ? Dişleri sıkıştırıp şekil bozukluklarına neden oluyor
      4. Kuyruk sokumu neden var? gibi gibi sorular çok var. Bende senin yönteminle gideyim bunun neresi mükemmellik söylermisin?

    • bilal dedi ki:

      Tarkan bey !
      APANDİS’İN İŞLEVİ ? 1- ” Sindirim sistemi için mikroplar üretip onları koruyor.ABD.deki
      Düke Üniv.den Tıp Fak.Cerrah ve Bağışlılık Bilim uzmanları ” Apandisin sindirim sistemin-
      deki bakteri nüfusuyla ilişkili olduğunu ortaya çıkardı.Sindirim sistemindeki bakterilerin iyi
      ve yiyeceklerin sindirilmesine yardımcı oluyor.Fakat bazen bağırsaklardaki bakteri florası
      ölüyor veya yok ediliyor.Yeni çalışmaya göreyse,”apandis ” böyle durumlarda sindirim sis-
      temini yeniden yüklüyor.Apandis yararlı bakteriler için güvenli bir evdir. ” Prof.Bill Parker.
      2-Apandis,savunma sistemine destek olur.Vücuda giren mikroplara karşı mücadele eden
      lenf sisteminin bir parçasıdır.Bu gerçek,1997 tarihli bir tıp kaynağında şöyle belirtilir:
      ” Vücuttaki timus,karaciğer,dalak, APANDİS,kemik iliği başka organlar lenfotik sistemin
      parçalarıdır.Bunlar da vücudun enfeksiyonla mücadelesine yardım ederler.KAYNAK: The
      Merck Manual Of Medikal İnformation Home edition,The Merck Publishing Group,New
      Jersey,Rahway,1997. //
      3- Kalınbağırsakta bulunan mikropları yok ederek hastalık yapmalarını önler.Hayatın erken
      dönemlerinde vücut savunma sisteminin bir parçası olup,vücut savunma hücrelerinin eği-
      tim alanı olarak görev yapar…..”
      4- 20’lLİK DİŞLERİN GÖREVLERİ ? ” a) Bu dişler her insanda çıkmayabilir. b) Diğer azı
      dişler gibi çiğnemeye yardımcı olurlar. c) Önündeki dişlerin eksikliğinde köprü ayağı olarak
      destek görevi görürler.d) Dişsiz ağızlarda sonradan çıkan azı dişleri protezin tutuculuğuna
      yardımcı olur. e) Bu dişlerde problem yoksa ve diş dizisi üzerinde yeterli yerleri varsa,ko
      runmalı ve tutulmaldırlar.Bunlara dokunulmamsı tavsiye edilir.!!! Diş Hekimi Serpil Erçağ,
      Google de, ” Yirmili yaşın korkulu rüyası-kadın ve kadın ”
      ===============================================================
      Evet,daha önce ”Fonksiyonsuz ”denen aslında ”fonksiyonu henüz tespit edilmemiş”
      organlardır.Fonksiyonları tespit edildikçe,aslında her bir organın kendisine özel görevleri
      olduğu görülmüş ve sözde ” İşlevi olmayan organ ” görüşünün bilimle ne kadar çeliştiği
      bir kez daha anlaşılmıştır.Maalsef,söz konusu iddianız geçersizdir.!!! Saygıyla.

      • elevation dedi ki:

        “” Vücuttaki timus,karaciğer,dalak, APANDİS,kemik iliği başka organlar lenfotik sistemin
        parçalarıdır.Bunlar da vücudun enfeksiyonla mücadelesine yardım ederler”

        Burası biraz tartışmalı.. Vücuttan Karaciğeri, Dalak ve Timus’u çıkarırsan ölürsün. Apandisti çıkarırsan ölmezsin, bilhassa Apandis potansiyel bir tehlike taşır. İltihaplanıp Apandist denen hale dönüşerek ölüme kadar götürebilir. Yani zararı faydasından fazla bir şey. Kökeni, bitki kökleri ve meyvelerle beslenen primat atalarımızda selülozun sindirimine dayalı idi. Etle beslenmeye geçişle birlikte köreldi, tamamen yok olmadı. Ufak tefek işler görsede esas görevini kaybetmiştir.

        20 yaş dişleri içinde aynısı geçerli, çekildiğinde eksikliğini hissetmezsiniz, tersine bazı insanlarda korkunç diş ve ağız ağrılarına neden olur. Sebebi ağız boşluğunun evrim sürecinde küçülmesi ve daha ilkel primatlarda artçene bölgesinde kalan dişlerin çıkma çabasıdır. Yani evrim böyle hatalarda yapıyor ara sıra.

      • bilal dedi ki:

        Dalak vücudumuz için vazgeçilmez bir organ değildir.Dalağı alınan bir insan sağlıklı bir
        hayat sürdürebilir.Sadece bazı fonksiyonlarında bozukluk olur. Evet insan apandisiz
        yaşayabilir.Ama apindis omazsa bunda da bazı fonksiyonlarda bozukluk olur.” Yani
        apandis işlevsiz değildir.” Apandisi sağlam olan bir insanin apandisi olmayandan daha sorunsuz olduğu kesindir. Tabiiki bu organın riskleri de vardır.” Benim demek istediğim,
        bu organ işlevsiz değildir.” Eğer sorunsuz ise,çok faydalıdır,ama dediğiniz gibi potansiyel
        riskleri de vardır.Zaten her organın da kendine göre bir takım riskleri vardır.Ama apandi-
        sin riskleri de çoktur. Karaciğer,dalak,lenf bezleri, ve kemik iliği bibirinin görevini üstlene-
        bilen organlardır. BKZ: Google de ” İnsanın dalağı olmadan yaşayabilir mi ? ” Prof.Dr.
        Ahmet Resim Kücüküsta. ! Saygıyla .

      • elevation dedi ki:

        Dalağın görevi bağışıklıktır, dalak bir organdır. apandis bir organ değildir. Görevide bağışıklık değildir. Sadece lenf damarlarıda vardır kan damarları gibi, bu nedenle senin gibiler bağışıklık yaptığını iddia ederler. Dalağı alırsan belki ölmezsin ama bağışıklık sistemin geriler, kırmızı kan hücresi yapımı azalır, diğer bağışıklık ve ilik organlarının üstüne yıkılır bütün iş. Apandis alınınca ne eksiklik oluyormuş? linkle göster bakalım, kafadan atıyorsun. Dediğim gibi iltihaplanıp apandist hastalığına dönüşür ve ölüme bile neden olabilir. Çünkü körbağırsağın ucunda körelmiş bir uzantıdır, bir işlevi yoktur.

      • elevation dedi ki:

        Bağırsakla ilgili birşeyin ana işi sindirimdir. Apandis’in sindirim ve emilimde rolü yoktur, o halde körelmiş organdır. Karaciğer, Dalak, Timus, Kemik iliği, Lenf bezleri vs. ise bağışıklık organlarıdır, sindirimle ilgileri yoktur. Amaçları değişiktir. Sindirim ve Emilimde görevi olmayan körelmiş bir Körbağırsak uzantısına bağışıklıktan görev atfetmek kıvırmaktır. 🙂

      • bilal dedi ki:

        Kafadan atmıyorum ! Apandisin görevleri vardır,işlevsiz değildir.Ama,olmazsa da insan yaşayabilir.Fakat sorunsuz ise faydalıdır. İşlevsiz olmadığına dair Google deki bu Linklere girermisiniz.??? Google de 1- ” Apandist arşıvleri-Sağlık uzman .org.. 2-Apandis nedir ? Apandistin görevleri ? 3-Apandis ve Apandist nedir? Görevleri Belirtileri / Aktuel Bilgi.Net. 4-Organlarımız ve görevleri nelerdir ? 5- Hayatı Önem taşıyan organlar,bademcik,dalak,
        Apandist…-Sağlık.
        6- Apandis Vikipedi ” Burada da aynen şöyle geçiyor.” İnsan türünde sindirim organı ola-
        rak bir işlev görmemektedir.Ve evrimsel süreçte yavaş yavaş yok olduğu düşünülmektedir”
        =============================================================
        Dikkat edilirse burada a) Sindirim organı olarak işlev gördemediği !!!..ve yavaş yavaş yok
        olduğu düşünülmektedir. ” deniliyor. ( Yani bu görüş te kesin ve bilimsel değildir.Çünkü düşünülmektedir denilliyor. b) Vikipedi aynen şöyle devam ediyor.! ” Bununla birlikte
        APANDİSİN zengin kan damarları ve özel histolojik yapısından körelmiş bir organ olarak
        kabul edilemeyeceği de iddia edlir.” Prof.Dr.Kaplan Arıncı,Prof Dr.Alaattin Elihan ”
        KAYNAK: Anatomi : 2001.C / 1 / Sayfa / 253
        Özetle,İnsan apindistsiz yaşayamaz diye hiç bir iddiamız yoktur.Ancak işlevsiz de değildir.
        Zaten konumuz da ” İşlevsiz olup olmadığıdır.” !!! Onsuz yaşanıp yaşanmaması değildir.
        Konuyu başka tarafa çekmeyelim.! Çünkü onsuz yaşanır,diye ifadenize ben de katılıyorum,
        buna hiç bir itirazım yoktur.! Ama önemli görevi de vardır.Bunu kafadan atıyor değilim.!
        Siz de bu organın hiç bir işlevi yoktur diyemezsiniz.! Yeni görüşler,eski görüşlerden daha
        bilimsel oluyor.Çünkü bilim gittikçe gelişmektedir.!!!

      • elevation dedi ki:

        Yine her zamanki kıt düşünce tarzını sergiliyorsun.

        Apandis nerede? Körbağırsakta, Körbağırsak nerede Kalın bağırsakta, Kalın bağırsak ne işe yarar, dışkıların tutulması, suyun ve minerallerin emilimi, ayrıca otçullarda ve bitkiyle beslenenlerde selüloz sindirimi. Peki apandisin sindirimde ya da bu işlevlerde bir görevi var mı? yok, o halde körelmiş bir organdır. Tümden iş görmese zaten kaybolurdu, şu anki artık bile gözlenmezdi.

        “APANDİSİN zengin kan damarları ve özel histolojik yapısından körelmiş bir organ olarak
        kabul edilemeyeceği de iddia edlir.”

        e be aklıevvel. kan damarı olmasa, apandis nasıl yaşayacak? nereden besin ve oksijen alıp, hücrelerinin metabolizması için gerekli maddeleri elde edecek, atıkları tekrar dolaşıma verecek? elbette kan damarı olacak, lenf damarıda var, bu nedenle bağışıklıkla ilgili sanıyorsunuz. kuyruk sokumundada kan ve lenf damarları var, şimdi kuyruk sokum kemiğide bağışıklıktan sorumlu bir organ?

        bu çizim Körbağırsak yani çekum’a ait, solucansı uzantı apandis, Gördüğün gibi körbağısağın apandis olmayan bölümlerinde de apandiste olduğu gibi zengin damarlar var. Senin yaklaşıma göre bağırsağın tamamını lenf sistemine dahil etmek gerekir 🙂 Oysa o damarlar ilgili organları beslemek için vardır, bağışıklık için değil.

        bu görselde soldaki bir karnivor yani etçilin intestinal kanalı (bağırsak-mide sistemi), sağdaki ise bir herbivor yani otçulun, selüloz sindiren hayvanların sindirim kanalı yer alıyor. Cecum (çekum) diye koyu olarak gösterilen bölüm körbağırsak anlamına gelir. Apandis etçillerde yoktur, insan gibi hepçillerde ise körelmiştir, otçullarda gördüğün üzere çekum bölümü upuzun, çünkü burası işlevsel bu hayvanlarda. sadece otla beslendikleri için etçil ve hepçillerin sindirmeye gerek duymadığı şeyleri sindirirler bu bölgede.İnsan evrim sürecinde ilk primatlar bitki kökleri, meyve kabukları vs. ile beslendikleri için (şempanze ve benzeri insansılar halen böyledir) bu çekum bölümü otçullardaki gibi gelişkindi. Ancak Homo Habilis’ten itibaren etle beslenme ve omnivorlaşma ortaya çıktığında köreldi, ufaldıkça ufaldı ve yerini kısa bir çekum ile körelen kısımdan arta kalan apandise bıraktı.

        Şunlarda bir ,İneğin sindirim kanalına ait, 3 numaralı bölüm insandaki Apandis’in homoloğu olan organ ve hem büyük hem işlevsel,

        İnsan, Köpek, At, Domuz ve İneğin kanallarını karşılaştırırsak şu tablo çıkıyor,

        Görüldüğü gibi Köpekte solucansı uzantı hiç yok, İnsanda bildiğimiz apandis şeklinde, Domuz, At ve İnek gibi ağırlıklı olarak ot ve bitki ile beslenen hayvanlarda oldukça uzun ve büyük. Buradan Apandisin tamamen beslenme rejimi ile ilişkili bir aparat olduğunu anlıyoruz.

      • elevation dedi ki:

        Bilal,

        Pante sanırım mesajımı kıskanmış olacak ki, silmiş görünüyor, 🙂 denetimde bile yok şu anda oysa oldukça uzun, linklenmiş güzel bir comment idi.

        (Pante alınma lan, şaka yaptım)

        Burada o yazıyı özetleyip yanıt vereyim.

        Apandis, Körbağırsak denen selüloz gibi maddelerin sindirimin görevli, ince ve kalın bağırsak arasındaki bağırsak bölümünün uzantısıdır. Bu uzantı, İnek , At, Domuz vb. gibi otobur hayvanlarda işlevsel ve selülozu sindirirken, etçillerde ve insan gibi hem et hem bitki yiyen hepçillerde körelmiştir. Çünkü selüloz sindirimi yapmaz, yoğun kan damarlarıda muhtemelen, insanın bitki kökleri ve meyve kabukları ile beslenen atalarında işlevsel olmasından kaynaklanıyor. Körbağırsak kısaldıkça apandiste körelmiş ve işlevsizleşmiştir. Körbağırsağa bilimsel literatürde Çekum (Cecum) denir. Dilersen etçil ve otobur çekumlarının uzunlukları arasındaki devasa farkı görebilmek için Google’a “Carnivore Cecum” yazman ve görseller bölümünde aratman yeterli.

        (Neden link vermediğini şimdi anladım, denetime alıyor bu nedenle google’a şunu yaz bunu yaz diyorsun)

        Etçillerde yani Carnivore takımında apandis tamamen körelmiş gibidir, Özellikle Herbivorlarda işlevsel. Bu nedenle Apandisi körelmiş organ olarak nitelendirmek bilimseldir.

      • MaMaLi dedi ki:

        bilal!erkek de bulunan,memeler ne işe yarıyor!buna cevap vermemişsin!))şimdi yazsam öğreneceksin,öğrenmeni istemiyorum)en iyisi sen richard dawkıns’e sor))yada tanıdığın bir biyolog varsa ona sor cevabı öğrenince şaşıracaksın ,fen eğitimi görenler için,bilinen bir şey lakin sizin kuran-ı kerim bu işlerden anlamaz))

  16. mervece dedi ki:

    SYRA, ben cevap verdim sana… hala akıl etmeyecek misin?

  17. Kello dedi ki:

    Merve seni 9 yasindayken 52 yasinda azgin adama verselerdi bakayim simdi boyle konusrmuydun

  18. mervece dedi ki:

    Rivayetlerin dışında bu dediğinin doğru olduğunu “ispatlayan” bir delilin var mı? Rivayetlere bakarak islamı yorumlayamazsın… Kur’an dan böyle bir ayet var mı? Yok…
    Dedikodulara itibar edip, adam öldürmek mantıklı mıdır?
    sende bu soruma cevap ver?

    • Kello dedi ki:

      Merve cok kalin kafalisin itibar edip öne surdugun argumana bak kuran. Ne kadar zavvallisin

  19. Pirate dedi ki:

    Bilal bey. Size bazı sorular sorayım.

    1- Âdem ve Havva hangi tarihte yaşadılar?
    2- Nerede yaşadılar?
    3- Kaç yıl yaşadılar?
    4- Kaç çocukları oldu?
    5- Bu çocuklardan kaçının soyu devam etti? 2 mi, 4 mü, 6 mı? Daha çok mu?

    Hadi bunlara KURAN AYETLERİ ile ya da TARİHSEL KANITLAR ile cevap verin bakalım. Bunlara cevap verene kadar evrim hakkında tek kelime etmeyin.

  20. elevation dedi ki:

    Pante şu link eklendiğinde “yorumunuz denetim için bekliyor” ifadesini kaldırsan diyorum artık. Kimsenin porno linklediği yok, bunun yüzünden tartışmanın akışı bozuluyor. Üstteki yanıt niteliğindeki comment’i onayladıktan sonra bu mesajı o uyduruk kuralla kaldırmanı dilerim. 🙂

    • pante dedi ki:

      Denetime takılan link ekleme sayısını 2’den 5’e çıkardım.
      Artık sorun olmaz herhalde..

      • elevation dedi ki:

        Teşekkürler, elden geldiğince Evrim teorisi karşıtı, Ateizm aleyhtarı iddialara yanıt vermeye çalışıyorum. Bilal kadar vaktim yok ama, vakit buldukça mutlaka uğradığım siteler arasında bu baş sıralardadır. Esas savunduğum felsefi sistem, Diyalektik ve Tarihsel Materyalizm olmasına rağmen, aydınlanma ile dinin kalkacağına inanmamama ve dini insanın kendine yabancılaşması olarak tanımlamama rağmen ülkede kol gezen cahilliğe karşıda bir şeyler yazıyoruz. En azından eğlenceli oluyor. 🙂

  21. Burak dedi ki:

    Sirf bu devrimde insanlar oyalansin diye 5 vakit namaz, oruc, zekat getirmistir..ayrica gece namazi sadece kendisine farzdir..bir insan gece kalkip abdest alip namaz kilmasi dene bakalim kac gun yapiyorsun bre zindik..akli olan biraz dusunur..bir insan gunde 5 defa abdest alip namaz kilma zorlugunu kendisine getirmez..

  22. nihavent dedi ki:

    Bilal’in eline diline sağlık…

  23. elevation dedi ki:

    Körelmiş organlar vol.1

  24. Uğur dedi ki:

    Kölelik tarih boyunca vardı hep de var olacak. Eski tarz kölelik yasalarla kaldırıldı diye kölelik de kaldırılmış olmuyor. Bugün bu kavram hala hayattadır ve insanlık varolduğu sürece de devam edecektir.

    İslam ise bu gerçeğe mukabil bazı düzenleme ve yasalar getirmiştir. “Kölelik niye kaldırılmadı” diyenler gerçeklerden tamamen uzak tozpembe hayallerde yaşayan, sırf mana bulmak için konuşanlardır.

  25. elevation dedi ki:

    Zalimler, nasıl bir devrime uğrayıp baş aşağı devrileceklerini yakında bilecekler. (Şuara 227)

    Ayetin aslı şöyle pante, devrim mevrim yok içinde 🙂

    “Ancak iman edip salih amel işleyen, Allah’ı çok anan ve haksızlığa uğratıldıktan sonra öçlerini alanlar başka. Zulmedenler hangi akıbete uğrayacaklarını göreceklerdir.” (Şuara/227)

    Kıçınızdan devrim uydurmayın islama. İslamla devrimi en fazla İranlı şiiler bir araya getirebilmişlerdir İslam devrimi adıyla. Dünyanın başka bir yerinde ya da islamın tarihinde devrim diye bir şey bulunmamakta. Reform bile yoktur islamda. Şeriat ve kesin kanunlar vardır. 🙂

    • bilal dedi ki:

      ŞUARA-227: ” Ayetin aslı şöyle..”diye gösterdiğin meal doğru değildir. ” akibet ” kelimesi
      arapça ve türkçede aynıdır.KASAS-83: والعاقبة للمتقين …” Vel akibetu lil muttekin ” Akibet ,
      (güzel sonuç ) muttakilerindir.” Bakıyoruz ki ŞUARA-227.ayette böyle bir ifade asla yoktur.
      ŞUARA-227.ayet şöyledir. ” وسيعلم الذين ظلموا اي منقلب ينقلبون ……” Zulmedenler,nasıl bir inkila-
      ba (devrime ) uğrayıp baş aşağı devrileceklerini yakında bilecekler..” Bu ayette akibet keli-
      mesi geçmiyor.Devrilmek anlamında olan ” منقلب ” munkaleb ” ve masdardan türemiş fiili
      muzari’ olan ” ينقلبون ” Yenkalibune ” devrilecekler ” ifadesi geçiyor.” انقلب- ينقلب- انقلاب ” İnka-
      lebe,yenkalibu,inkilap ” Mazı,muzari’ ve masdar (kök ) Devrildi,devrilir,devrilecek ve devril-
      mek anlamındaki kipler böyledir Maalesef,bir çok mealci adeta bir birbirinden kopya çeker
      gibi, ” انقلاب ” İNKİLAP ” ve العاقبة ” Akibet ” kelimelerini birbirlerine karıştırmışlardır.Arapça ve türkçe bilen her insan ” İnkılabın akibet ” anlamında olmadığını biliyor.ŞUARA-227.de
      akibet değil,inkalap anlamı geçiyor. İNKILAP ne demektir.? Halk hareketiyle mevcut düze-
      nin yıkılması ve yeni bir düzenin kurulmasıdır.İhtilal da inkılabın bir parçasıdır.Zalimlerin
      inkilabi,onların devrilmesidir……

  26. bilal dedi ki:

    Arkadaş ! ŞUARA-227.ayette kafirler devrilecektir diye bir söz yoktur.Zulmedenler devrilecektir de-
    niliyor.Zulmedenlerin anlamı geniştir.Kim zulmediyorsa,zalimdir.ister Kafir olsun ister olmasın hiç
    fark etmez.Yüce Allah kafirler değil,zalimler devrilecektir demiştir.Lütfen siz saçmalamayın. Peki, zenginlerin devrilmesinden söz eden mı var.? Ayet, zalimlerin devrilmesinden söz ediyor.Al sana
    ayeti gösteriyorum,Burada bana ”Kafir ”kelimesini göster. .وسبعلم الذين ظلموا اي منقلب ينقلبون ” Ve se ya’le-
    mullezine ZALAMU eyye munkalebın yenkalıbune ” Burada طلموا ” Zalamu ” zulmedenler ” diye ge-
    çiyor. ” كفروا ” KEFERU ” kafir olanlar diye bir ifade geçiyor mu ki,kafirler devrilecektir diyelim.???
    Kim saçmalıyorsa belli olmuyor mu ?

    • elevation dedi ki:

      Kurandaki zulmedenler ayetin başı okunduğunda da anlaşılacaktır ki, Mekkeli müşriklerdir. Muhammed’de onlara karşı İslamın başarılı olacağından bahsetmek için bu ayeti uydurmuştur. Zaten Kuranda muhatap alınan tek kesim Müşrikler. Geçip kelime kelime ayet tercüme etme bize, komik duruma düşme 🙂

  27. kadir dedi ki:

    zalim kelimesinin anlamı çok geniş olduğu gibi kuranda genel anlamda zalim. “yüce allahın sözlerini işittiği halde onları inkar eden, veya değiştiren, kendi çıkarlarına göre yorum katanlardır. her kim kurandaki bir sözü veya hükmü kendi çıkarlarına göre uyarlarsa işte o kişi zalimdir.

  28. yasir dedi ki:

    LOKMÂN – 25–Andolsun ki onlara, “Gökleri ve yeri kim yarattı?” diye sorsan, mutlaka “Allah…” derler. De ki: (Öyleyse) övgü de yalnız Allah’a mahsustur, ama onların çoğu bilmezler.

    ANKEBÛT – 61–Andolsun, eğer onlara, “Gökleri ve yeri kim yarattı, güneşi ve ayı hizmetinize kim verdi?” diye soracak olsan mutlaka, “Allah” diyeceklerdir. O hâlde nasıl (haktan) döndürülüyorlar?

    Yukardaki 2 Ayetler munafık ver şirkçiler için inmiştir çoğaltabilirz bu ayetler…
    Allah inancı tek yaradan inancı Adem peygamberden beri var idi…
    İbrahim peygamber ve oğlu İsmail peygamber döneminden sonra tek ilah yani ALLAH inancı ve kabeyi tavaf başlamıştır…
    Allah kavramı çok eski ve ilk kavramlardandır…
    Sami dillerinin hepsinde ALLAH kavramı vardır…
    İbranice—ELOHİM, Aramice-süryanice—ALAHA—ALOHA
    Yani tek ALLAH inancına putperestlik sonradan eklenmiştir…
    ALLAH putu dediğiniz şey sonradan putlaştırılmış insanların saçmalığıdır…
    Zaten yaratıcıda buna karşı çıkıp istemiyor, putçuluk yapmayın aklınızı kullanın diyor…
    Kendine bile yararı ve zararı dokunamayan canlı ve cansız putlara tapmayın…
    Lat-menat-uza gibi sonradan çıkma kavramlar değildir…ALLAH’ın kızları yakıştırması, işte bunlar hep sonradan tek ALLAH inancına eklenmiş put perestliklerdir…

    NAHL–57 – Onlar, Allah’a kızlar isnad ediyorlar. O, bundan münezzehtir. Kendilerine ise erkek çocukları isnad ederler.

    NAHL–58 – Halbuki onlardan birine, kız doğum haberi müjdelendiği zaman içi öfkeyle dolar, yüzü kapkara kesilir.

    Bu kavramları iyi anlamak ve birbirinden ayırt etmek lazım…
    Tek yaratıcı inancı ilk insandan beri var ve yaratıcı ALLAH’tır ve bu inanca hep ortaklar koştular ve putlaştırdılar, peygamberlerde bu putları demizlemeye calıştı…

    • Drogba CC dedi ki:

      Desene Allah bile beceremedi bu işi dünya da 3 milyar küsür inanmayan var. 😉 124000 bin peygamber ordusu ile başarılı olamayan bir Allah tapılmayı hak eder mi? Ya da küçük bir Tanrı olsa gerek. Gerçi insanların çoğunu yakmak için kendinden söz çıkmıştır. Kime söylediyse bu sözü kankaları olsa gerek.

      • pante dedi ki:

        Drogba:
        YOrumlarının bazılarına onay vermedim.
        Hitapların bu sitenin düzeyine uymayacak ölçüde.
        O nedenle daha makul seviyede, üslubun daha uygun olacak şekilde yazman gerek.
        Aksi takdirde engellemek zorunda kalabilirim.

      • Gencer dedi ki:

        Bence daha makul düzeyde yorum yapmalısın.İnsanımız Dogmalarla büyüyor ve masallara inandırılıyor.Ben Tanrı ya yürekten inanıyorum ancak Kutsal Kitap ve Peygamber mavalına inanmıyorum.Fakat burada hiç kimse kimseyi incitecek bir şekilde yazı yazmamalı.Genellikle aşırı dinciler çok şiddetli saldırılarda bulunuyorlar.Bilime ve akla inanlar olarak bilgi paylaşımını daha düzeyli bir şekilde gerçekleştirebiliriz aksi takdirde aşırı dincilerden bir farkımız kalmaz.
        Saygılar.

  29. ismail dedi ki:

    Muhammedi masallara inanmayın,o allaha inansaydı ömrünü kadınlarla geçirmezdi,insanları kandırarak yağmacılık yaparak ömrünü tamamlamıştır,fazla bilgi isteyenler,biraz Turan Dursun okusunlar.

  30. Gencer dedi ki:

    ELÇİ”LİK İŞİNİN MUHAMMED’E KAZANDIRDIKLARI: “…BEN (KUR’AN’I TEBLİĞE) KARŞILIK SİZDEN… ÜCRET İSTEMİYORUM…”

    Kendisini “Tanrı elçisi” olarak kabul ettirmek suretiyle Muhammed, sınırsız bir iktidar ve itibara, maddi ve manevi çıkarlara sahip olma olasılığına kavuşmuştur.

    Her ne kadar “Peygamberliğini ilan ettiği andan itibaren hiçbir maddi kazanç, hiçbir ücret peşinde koşmadığını, kişisel ve bencil duygulara kapılmadığını tekrarlamış ve kendisini, sadece Tanrı’nın buyruklarını bildirmekle görevli bir elçi, “ulvi” ve “kudsi” bir davaya terk etmiş kimse olarak tanıtmaya çalışmışsa da, bunu “mahviyyet” (alçak gönüllülük) duygusuyla değil, fakat sırf bu yoldan Arapların güvenini kazanacağını ve onları Tanrı’ya ve dolayısıyla kendisine kolaylıkla boyun eğdirtebileceğini düşündüğü için yapmıştır. Çünkü Tevrat’ı ve İncil’i bilenlerden öğrenmiştir ki, geçmişteki “peygamber”ler de hizmet karşılığında hiçbir ücret beklemediklerini söyleyerek işe başlamışlardır. Onlardan örnek vermek üzere Kur’an’a koyduğu ayetler arasında Ad kavmine gönderildiği söylenen Hud peygamberle ilgili şu var:

    “Ad (kavmi) de Peygamberleri yalanlamışlardı. Kardeşleri Hud onlara şöyle demişti: ‘…bilin ki, ben size gönderilmiş güvenilir bir elçisiyim. Artık Allah’a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ecrimi verecek olan ancak alemlerin Rabbidir’…” (Şuara Suresi, ayet 123-127.)(ayrıca bkz. Yasin Suresi, ayet 21., Şura Suresi, ayet 23, Furkan Suresi, ayet 57)

    Yine bunun gibi Salih “peygamber” hakkında şunu koymuştur:

    “…Kardeşleri Salih onlara demişti: ‘… Bilin ki, ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Artık Allah’a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ecrimi verecek olan, ancak alemlerin Rabbidir…'” (Şuara Suresi, ayet 142-145.)

    Bu doğrultuda olmak üzere Kehf Suresi’ne koyduğu ayetlerle Zülkarneyn’i dahi Tanrı emirlerini ücretsiz olarak yerine getiren bir kimse olarak tanıtmıştır (bkz. Kehf Suresi, ayet 83-99). Gerçekten de bu ayetlere göre güya Tanrı Zülkarneyn’i, (1) yeryüzünde iktidar ve kudret sahibi kılar ve güneşin battığı ve doğduğu bölgelerde yaşayan halkları imana getirmek için gönderir; gönderirken de:

    “Onlara ya azap edecek veya haklarında iyilik etme yolunu seçeceksin…” der (Kehf Suresi, ayet 84-86).

    Zülkarneyn Tanrı’nın dediği gibi yapar ve nihayet iki dağ arasında söz dinlemeyen bir kavme rastlar. Bunlar Zülkarneyn’e dertlerini anlatırlar ve bozgunculuk yapan bir kavimden (Ye’cuc ve Me’cuclardan) yakınarak yardım dilerler; yardım karşılığında ona vergi vereceklerini, maddi kazanç sağlayacaklarını bildirirler. Fakat Zülkarneyn, onların para teklifini geri çevirir; maddi kazanç peşinde koşmadığını belirterek:

    “Rabbimin beni içinde bulundurduğu nimet ve kudret daha hayırlıdır…” der ve onlardan sadece kendisine destek olmalarını ister. Ve onların desteğiyle büyük bir set meydana getirir, ki bozguncu kavim onu ne aşabilecek ve ne de delebilecektir (Kehf Suresi, ayet 94-97). Bütün bu işleri ücretsiz olarak ve sadece Tanrı’dan bir rahmet olarak yaptığını anlatmak üzere şöyle der:

    “Bu Rabbimden bir rahmettir…” (Kehf Suresi, ayet 98.)

    Ve işte Muhammed, geçmişteki buna benzer örnekleri kendisine destek edinerek her vesileyle şunu tekrarlardı ki, “elçilik” görevi karşılığında hiç kimselerden ücret ya da maddi herhangi bir kazanç diye bir şey beklememektedir. Bu konuda Tanrı’nın kendisine seslendiğini söyleyerek Kur’an’a koyduğu ayetlerden biri şöyle:

    “(Ey Muhammed!) …De ki: Ben buna (Allah’ın müjdesini tebliğe) karşılık sizden akrabalık sevgisinden başka bir ücret istemiyorum…” (Şura Suresi, ayet, 23; ayrıca bkz. Yasin Suresi, ayet 21.)

    Burada geçen “akrabalık sevgisinden başka” deyimiyle ne anlatılmak istendiği kesin olarak bilinmez. Kimi yorumculara göre “akraba” sözcüğünden maksat Muhammed’in yakın akrabalarıdır; kimi yorumculara göre sadece kızı Fatma ile kocası Ali ve onların çocuklarıdır; kimi yorumculara göre Allah’a yakınlıktır. (2) Fakat her ne olursa olsun, yukarıdaki ayet ile anlatılmak istenen şey, Tanrı’nın buyruklarını ve müjdelerini bildirmek karşılığı olarak Muhammed’in herhangi bir ücret istemediğidir.

    Ne var ki, bunları söylerken Muhammed, “peygamber”lik mesleğinin kendisine her hususta kazanç sağlayacağından emindi. Nitekim maddi ve manevi nimetlere erişmesi, insanları kendisine baş eğdirtmesi, Tanrısal bir iktidara sahip olarak onlara hükmetmesi, çete saldırıları ve savaşlar yoluyla ganimetler, araziler, köleler, cariyeler ve güzel kadınlar edinmesi, kin ve düşmanlık beslediği kişilerden intikam alabilmesi, hep bu meslek sayesinde mümkün olmuştur.

    Gerçekten de İslami kaynaklardan öğrenmekteyiz ki, Muhammed, yirmi beş yaşma gelinceye kadar Mekke’de çobanlıkla meşguldü; ömrünü koyun sürüleri güderek yoksulluk, sıkıntı içerisinde geçirirdi. Yirmi beş yaşına bastığında, zengin, saygın ve itibar sahibi bir kadın olan Hatice ile evlenir; evlendikten sonra yaşamında büyük değişiklikler olur; Hatice sayesinde refah ve itibara kavuşur. Kur’an’a, koyduğu ayetlerle bunu Tanrı’nın bir lütfü olarak gösterir:

    “Ey Muhammed! (Rabbin)…seni şaşırmış bulup da yol göstermedi mi? Seni fakir bulup zengin etmedi mi? …” (K. 93, Duha Suresi, ayet 7-8.)

    Fakat şu muhakkak ki, Muhammed için asıl “izzet ve saadet devri”, kendisini Tanrı’nın “son” ve “en sevgili” elçisi olarak ilan edip de peygamberlik “mesleğini” seçmesinden sonra başlar. Bu meslek ona zamanla, iktidar, ihtişam, itibar ve maddi olanaklar yanında, bir de “…Bana cinsi münasebette 40 erkek gücü verildi” diyerek çok sayıda kadın edinme olasılığını sağlamak bakımdan da yararlı olmuştur. Her ne kadar “ücret” karşılığında iş yapmadığını söylemekle beraber, Medine’ye geçip de çete saldırıları ve savaşlar yoluyla ganimetler almaya ve ganimetin beşte birini kendisine ayırmaya başladıktan sonra oldukça varlıklı bir duruma geçmiştir; arazilere, hurmalıklara, kölelere sahip olmuş, bu arazilerinde köleler çalıştırmıştır. Kölelerinin sayısının sekseni bulduğu söylenir. Bedir Savaşı’nda ve daha sonra Yahudilere karşı giriştiği savaşlarda (örneğin Hayber’de) kendisine ganimet payı olarak düşen varlıklar yanında, savaşsız olarak ele geçirdiği arazilerin ve hurmalıkların tamamına sahip olmuştur (örneğin Benu Nadir ve Fedek gibi). (3) Öte yandan kendisine özgü ayrıcalıklar ve maddi olasılıklar sağlamanın başkaca yollarından da yararlanmaktan geri kalmamıştır; hem de öylesine ki, düğün masraflarını bile halka yüklediği olmuştur. Örneğin İslam kaynaklarından öğrenmekteyiz ki, Safiye ile evlendiğinde, “Kimde bir şey varsa getirsin” diye emretmiş ve halktan kişiler yağ, hurma cinsi şeyler getirip vermişler ve Muhammed bu getirilen şeyleri kendi “velimesi” olarak düğün merasimine katılanlara dağıtmıştır; daha başka bir deyimle halktan aldığı şeylerle halka düğün ziyafeti çekmiştir. (4) Yine bunun gibi, evlendiği kadınlara mehir verme zorunluluğundan kurtulmak maksadıyla ve sırf kendisine özgü olmak üzere hükümler getirmiştir. İlerideki sayfalarda bu hususları ayrıca ele alacağız. Fakat Muhammed bu seçtiği “meslek” sayesinde sadece mal mülk gibi şeyler bakımından varlıklı olmakla kalmamış, bir de aynı zamanda cinsel ihtiyacını gidermek bakımından sınırsız olasılıklara kavuşmuştur. Örneğin Tanrı’nın kendisine çok büyük bir şehvet gücü sağladığını anlatmak için şöyle demiştir:

    “Cebrail bana bir çömlek getirdi ve ben ondan içtim ve bunun üzerine bana cinsi münasebette kırk erkek gücü verildi. ” (5)

    Ve işte bu güç sayesindedir ki, altmış üç yıllık yaşamının “peygamberlikle geçen” 23 yılı içerisinde, birbirinden genç ve güzel iki düzineye yakın kadınla (ayrıca cariyelerle) yaşama mutluluğuna erişmiştir. Başka erkeklere dört kadınla evlenme olasılığım tanırken kendisini bu sınırlamanın dışında tutmuştur. Ve işte kendi çıkarlarına yatkın bütün bu işleri Muhammed, “vahiy” şeklinde Tanrı’dan geldiğini söylediği hükümlerle sağlamasını bilmiştir. Başka bir deyimle Tanrı fikrini o, günlük siyasetinin gereksinimlerini en bereketli şekilde karşılayacak bir ustalıkla işlemiştir. Bundan dolayı şunu söylemek yanlış olmayacaktır. Muhammed, İslamiyet adını verdiği dinsel kuruluşu, bu tür bir siyaset üzerine bina etmiştir. Bu kuruluşun temeli, onun Kur’an şeklinde ya da Kur’an olmayarak (6) yerleştirdiği hükümlerdir. Dostluklarına, düşmanlıklarına, kindarlıklarına, kıskançlıklarına, maddi ve manevi ya da şehevi ihtiyaçlarına varıncaya kadar kendi günlük yaşam gereksinimleriyle ilgili olarak akla gelebilecek ne varsa her şeyi “Tanrı’dan vahiy olundu.” diyerek, yerleştirdiği bu hükümlerle sağlamıştır. Her ne kadar Tanrı’yı konuşuyormuş gibi göstermekle beraber gerçekte konuşan bizzat kendisidir. Bundan dolayıdır ki, Kur’an dili, tıpkı Arapların konuştuğu türde bir dildir; Kur’an’daki Tanrı, tıpkı Araplar gibi, her söylediğini yeminlerle kanıtlamak ister; tıpkı Araplar gibi, her vesileyle hakir kılıcı laflar eder, örneğin kullarına “yabani eşekler”, “susamış develer”, “dilini sarkıtıp soluyan köpekler” ya da “alçak zorbalar” şeklinde sözler sarf eder; tıpkı Araplar gibi kin ve intikam besler, kıskançlıklarını belli eder ve kendisinden beklenmeyen tutum ve davranışları seçer!

    Muhammed’in Tanrı’dan geldiğini söylediği “vahiyler”, genellikle kendi günlük siyasetinin ve gereksinimlerinin ürünü niteliğinde şeyler olduğu için çelişkilerle doludur. Şu bakımdan ki, belli bir çıkar vesilesiyle koyduğu hükmü, bir başka çıkar vesilesiyle farklı şekle soktuğu çok olmuştur. Bu konuyu “Kur’an’ın Eleştirisi 1” isimli kitabımızda ayrıca incelemiş olmakla beraber, tipik bir örnek olmak üzere Ahkaf Suresi’nin 19. ayeti ile Enfal Suresi’nin 125. (ve benzeri olan Şura Suresi’nin 24.) ayetlerini kısaca hatırlatmakta yarar var. Ahkaf Suresi’nin 19. ayetinde kişinin davranışlarının (örneğin İslam olmasının) kendi istek ve iradesine bağlı olduğu belirtildiği halde, En’am Suresi’nin 125. (ve Şura Suresi’nin 24.) ayetinde bu işin kişi istek ve iradesiyle ilgili bulunmadığı bildirilmiştir. Gerçekten de Ahkaf Suresi’nin 19. ayetinde:

    “Herkese işlediklerinin karşılığı verilir…” (K. 46, Ahkaf Suresi, ayet 19.) diye yazılıdır ki, kişi davranışlarının sorumluluk yarattığına işaret sayılır. Örneğin İslam olan bir kimse, doğru yolu seçmiş ve davranışının sonucu olarak Tanrı’nın inayetlerine kavuşmuş sayılır. İslam’a girmemiş ise, yine kendi davranışının kötü sonuçlarına katlanır. Söylendiğine göre Muhammed bu ayeti, Ebu Bekir’in oğlu Abdurrahman’ın Müslümanlığı kabul etmesi üzerine koymuştur. Çünkü Abdurrahman, önceleri İslam’a girmeyi reddetmişken daha sonra kendi dileğiyle Müslüman olmuştu. İşte onun bu davranışını başkalarına örnek göstermek maksadıyla Muhammed, İslam’a girecek olanların mükâfatlandırılacaklarına dair Kur’an’a yukarıdaki ayeti koymuştur. (7)

    Ne var ki, kendi yakın akrabalarının, örneğin Ebu Talib ya da Ebu Leheb gibi amcalarının Müslümanlığı kabul etmeyip putperest kalmaları üzerine çevresindekilerin dedikodu yapacaklarını, örneğin: “Bu nasıl peygamberdir ki, kendi amcalarını bile Müslüman yapamadı” şeklinde konuşacaklarını ve bu yüzden prestijinin sarsılacağını düşündüğü içindir ki, İslam olup olmamanın kişi iradesine değil, doğrudan doğruya Tanrı iradesine bağlı bir şey olduğuna dair Kur’an’a ayetler koymuştur ki bunlardan biri şöyle: “Tanrı dilediğinin kalbini açar, Müslüman yapar; dilediğininkini kapar, kâfir yapar…” (En’am 125 ve Şura 24.)

    Söylendiğine göre bu ayeti, Ebu Talib’in Müslüman olmayı reddederek ölmesi üzerine koymuştur. Bununla anlatmak istemiştir ki, Ebu Talib’in Müslüman olmamasının sorumlusu Tanrı’dır, çünkü Tanrı onun gönlünü İslam’a açmamıştır. Görülüyor ki, yukarıdaki ayetler arasında çelişki yatmaktadır: Örneğin Ahkaf Suresi’nin:

    “Herkese işlediklerinin karşılığı verilir” (Ahkaf Suresi, ayet 19) şeklindeki ayeti ile kişi davranışlarının özgür iradeye bağlı olduğu belirtilmişken, En’am Suresi’nin “Tanrı dilediğinin kalbini açar, Müslüman yapar; dilediğininkini kapar, kâfir yapar” (En’am Suresi, ayet 125) şeklindeki ayeti ile kişi davranışlarında özgür iradenin etkisi bulunmadığı anlatılıştır. İlerideki sayfalarda bunlara benzer başkaca örnekler yer alacaktır. Bu örnekler şu gerçeği pekiştirmiş olacaktır ki Kur’an Muhammed’in günlük siyasetinin gereksinimlerine ve kişisel çıkarlarına dayalı hükümlerle ve bu hükümlerden doğma çelişkilerle dolu bir kitaptır.

    Dipnot:

    1) Kaynaklara göre Zülkarneyn, eski çağların fatihlerinden Büyük İskender’dir. Konuyu ileride kısaca tekrar ele alacağız. Daha geniş bilgi için bkz. İlhan Arsel, Arap Milliyetçiliği ve Türkler.

    2) Buhari, Müslim, Tirmizi gibi kaynaklara ve İbn Abbas, Said İbn Cubeyr ya da Abd İbni Harnid gibi kişilerin rivayetlerine göre farklı görüşler için bkz. Elmalılı H. Yazır, Hak Dini Kur’an Dili, Bedir Yayınevi, İstanbul 1993, c.V, s.4240 vd.

    3) Sahih-i Buharı Muhtasarı…, c.VIII s.235-6. İbn İshak ve İbn Hişam’ın Siret’i, İbn-i Sa’d’ın Tabakat’ı gibi İslam kaynaklanma hemen hepsinde bu konuda bilgi bulunmakta.

    4) Sahih-i Buhari Muhtasarı…, c.II, s.309-310.

    5) İbn-i Sa’d, et-Tahakaatu’l- Kühra, c.I, s.374, Beyrut 1960. Bu alıntı için bkz. Y.N. Özturk, Kendi Dilinde Son Peygamber, İstanbul 1984, s.59.

    6) Kur’an olmayarak yerleştirdiği hükümler “hadis”, “sünnet” hükümleri şeklinde bilinen hükümlerdir.

    7) Aslında Abdurrahman bu işi, daha çok babası Ebu Bekir’in etkisiyle yapmıştı. Fakat Muhammed onu, sanki kendi özgür iradesiyle İslam olmuş gibi göstermiştir.

    İlhan Arsel, “Kuran’ın Eleştirisi – 3”, Sayfa 8-11

  31. 1okuyucu dedi ki:

    Bilâl;

    —–Adeta insanlık tarihinin bir hastalığı gibi neredeyse insanlık tarihi kadar eski olan bir uygulamadır kölelik…

    4.ayetle de hiç bir esirin köle edinilemeyceğine dair hüküm veriliyor ve böylece köleliği oluşturan sistemi de tamamen
    kaldırıyor.!!! (senden alıntı)

    Kuranın tanrısı köleliği kaldırmak için binlerce yıl kulağının üstüne yatıp Muhammed dönemini mi beklemiş?

    Oysa Muhammede gelene kadar, bir sürü kitap, bir sürü peygamber gönderen Kuranın tanrısı, Muhammedden çok önce köleliği kaldırmış olması gerekirdi,

    (Savaşta) inkâr edenlerle karşılaştığınız zaman boyunlarını vurun. Nihayet onlara iyice vurup sindirince bağı sıkıca bağlayın (esir alın). Savaş sona erince de artık ya karşılıksız veya fidye karşılığı salıverin. Durum şu ki, Allah dileseydi, onlardan intikam alırdı. Fakat sizi birbirinizle denemek ister. Allah yolunda öldürülenlere gelince, Allah onların yaptıklarını boşa çıkarmaz. (Muhammed-4)

    Kuranın tanrısı, esirleri karşılıksız veya fidye karşılığı salıverin diyerek 2 ayrı seçenek sunuyor, karşılıksız salmak istemeyip fidyeyi tercih edenler, fidyeyi ödeyenin kim olduğuna bakar mı?

    Gördüğün gibi kuranın tanrısı insanlık tarihi boyunca süren kölelik sistemini kaldırmak! için ta Muhammed dönemine kadar bekleme aymazlığını göstermekle kalmayıp, esirlerin bırakılmasıyla ilgili 2 farklı seçenek sunarak köleliğin dolaylı yoldan sürdürülmesine açık kapı bırakmış,

    Muhammed-4’ü bitirdiysen, Kuranın tanrısının, gönderdiği kitapları koruyamayan aciz bir tanrı olduğunu ispatlama faslını bitirdiysen, bir ara bakara-178’e de bakıversen?

  32. enk dedi ki:

    ‘İNANMAK’ VE ‘İNANMAMAK’ ARASINDA GİDİP GELEN BİRİYİM. Şu sorularıma mantığıma uyan cevaplar bulabilirsem, inancım üzerine tekrar düşünmek istiyorum. En çok merak ettiğim ve kafamı bir hayli kurcalayan sorulara ciddi açıklamalar bekliyorum. Muhammed’in deli olmadığı açıktır. Çünkü düzene direkt müdahale eden ve alternatifler getiren fikirleri vardır. Muhammed ve öteki peygamberler, tek tanrı düşüncesinde niçin bu kadar ısrar etmiştir? Çok tanrılı düzenin peygamberler açısından ne gibi kötü özellikleri vardı? Başka bir çoktanrılı düzen kuramazlar mıydı? Hem o dönemlerdeki insanların tepkisini de bu kadar çekmezlerdi. Muhammed’i alt edemeyeceklerini anlayan müşrikler onun tanrısını kabul ettiklerini, o tanrının bir kısım emirlerine uyacaklarını ancak bunun yanında kendi tanrılarına da ibadet etmeye devam edeceklerini söylediklerinde Muhammed bunu neden kabul etmedi ve yine tek tanrıda ısrar etti? Buradaki amacı ne’ydi? Kuran’ı Muhammed kendi yazdıysa, bazı ayetlerde niçin kendisiyle tartışmaktadır, hatta kendisine kızmaktadır? Yoksa Muhammed aynı zamanda bir şizofren midir? Kuran’ın Allah sözü olduğunu kanıtlamaya mı ihtiyacı vardı? Bunu başka bir şekilde yapamaz mıydı? Ya da Kuran’ı bir başkası mı yazmıştır? Kuran’ı Muhammed yazdıysa niçin zekâtın büyük bir kısmının kendisine verilmesini emretmemiştir? Amacı zengin olmak değil miydi? Bir narsist ise niçin kendisini tanrı ilan etmemiştir de sadece onun emrine çalışan bir insan olarak tanıtmıştır? Onun peygamberliğine inanan, tanrılığına da inanmaz mıydı? Ya da Kuran’da niçin kendini çokça övmemiştir? Kendi üstünlüğünden sıkça bahsetmemiştir? Muhammed eğer kendi zevkleri için Kuran’ı şekillendirdiyse birçok zevki niçin yasaklamıştır? Evlilik dışı ilişkiyi niçin kabul etmemiştir? Öteki kutsal kitapları, Tevrat’ı İncil’i vs. neden değiştirme gereği duymuştur? Olduğu gibi alamaz mıydı? Eğer ateist bir devrimci ise namaz, kurban, oruç, hac gibi ritüelleri niçin icat etme gereği duydu? Bunların, Muhammed’in kurduğu düzene ne gibi bir faydası vardı? Amaç düzen değiştirmekse, bunu zaten yapmamış mıydı? İsa’nın Allah’ın oğlu olmadığında niçin bu kadar ısrar etmiştir? Bunu kabul etseydi ne olurdu? Şarap ve domuz etini neden haram kılmıştır? Domuz eti ne alâkadır? Dinlerin domuz etiyle ne alıp veremediği vardır? Muhammed yeni bir düzen kurmaya çalışıyorsa, kadınların örtünmesini neden istemiştir? Bunun, düzene ne gibi bir katkısı olacaktı? Eğer bunu kıskançlığından yaptıysa, sadece kendi akrabası ve eşi olan kadınlar için bunu geçerli kılamaz mıydı? Neden bütün inanan kadınlara bunu emretti? Bu konuda nasıl bir psikolojiyle hareket etmiştir? Sünnet olmak neden bu kadar mühimdir? Muhammed ve öteki peygamberler bunu ne amaçla yapmıştır? Herkesten farklı olmak için yaptılarsa, bunun kafa kazıtmak ya da özel renkte bir kıyafet giymek gibi daha kolay bir yolu bulunamaz mıydı? Bütün devrimciler böyle şekil ve ritüellere önem verir mi? Tevrat ve İncil’deki birçok konunun Kuran’da niçin düzeltmesi yapılmıştır? Bunun, Muhammed’in kurduğu düzene ne gibi bir faydası vardı? Amaç düzen kurmaksa, Yahudilere temkinli yaklaşılırken, Müslüman anlayışa daha uzak olan Hıristiyanlar niçin daha sıcak karşılanmıştır? Muhammed’in Hıristiyanlara bir sempatisi mi vardı? Devrimci bir ateistin Yahudilerle ne gibi bir sorunu olabilir? Muhammed dönemin Hİtler’i midir? Eğer öyleyse niçin bütün Yahudilerin öldürülmesi emrini vermemiştir? Canlıların bir balçık içinde ve dişinin erkekten koparak var olduğunu yani bir nevi kaba evrim teorisini Muhammed o çağlarda nasıl akıl etmişti? O sıralarda böyle bir teoriden bahseden bir bilimci falan var mıydı? Muhammed bu konu üzerine çalışmış mıydı? Dünyanın ilk başta bir gaz kütlesi halinde olduğunu Muhammed nerden biliyordu? Onun dönemindeki tarihi kaynaklarda bu bilgi mevcut muydu? Dünyanın, bulutlar gibi hareket ettiği fikri Muhammed’in aklına nerden gelmiş olabilirdi? Bu fikri ona birileri mi vermişti? Yoksa dünyanın hareket ettiği fikri çok mu eskiye dayanıyor? Yedi Uyurlar’ın hikâyesi gerçekten bir zaman yolculuğundan mı bahsediyor yoksa Muhammed’in hayal ürünü müdür? Zaman yolculuğu bilimsel olarak mümkün müdür? Eğer öyleyse, bu hikâyeyi Muhammed daha o dönemde nasıl uydurmuştur? O dönemlerde daha Doctor Who diye bir dizi, Back to the Future diye bir film bile yoktur(!) Amaç düzen kurmaksa bunca öyküye ne gerek vardır? Birkaç akla yatkın söylemle de düzen kurmak mümkün değil midir?… Sorularım bunlarla sınırlı değil, üstelik sadece Muhammed ve İslam’la da sınırlı değil. Sadece bu konu başlığı altında aklıma ilk gelen soruları sıraladım. Biri fark edip, bu yazıyı sonuna kadar okuyup da bana yardımcı olma zahmetinde bulunursa çok minnettar kalırım. Kafamdaki çelişkilerden kurtulmak ve artık bir tarafa ait olmak istiyorum. Ya dindar ya ateist… ama arada kalmaktan sıkıldım. Şimdiden teşekkürler.

    • bir kul dedi ki:

      enk
      İNANMAK’ VE ‘İNANMAMAK’ ARASINDA GİDİP GELEN BİRİYİM. Şu sorularıma mantığıma uyan cevaplar bulabilirsem, inancım üzerine tekrar düşünmek istiyorum. SENDEN ALINTI

      BENSANA YOL VE YÖTEMİNİ DEGİŞTİR TAVSİYESİNDE BULUNA BİLİYORUM

      1 kainat kitabı
      2 insanın kendi bedeni olan kitabı
      3 kitabını

      BU 3 KİTABI BİRLEŞTİREREK SAGLAMASINI YAPARAK dene göreceksinki celişkiler kalmayacak umud ediyorum
      yanlız bir şartla kulakdan dolma buzamanakadar duydugun BİLGİYE DAYALI OLMAYAN yada bildigin tüm bilgileri bir kenera bırakarak özellikle islam dini hakkında anlatılan tüm rivayetleri
      örnek
      miraca cıktı 50 rekat namazı 5 reketa indirdi gibi kuran da olmayan tüm bilgileri bir an lıgına safdışı et ederek başla
      bu saglamanın sana faydası olacagına inanıyorum
      birde kuran mealini okurken en az 3 tane mealden faydalan

      İMAN BÜTÜNLÜĞÜNDE MANTIGIN ROLÜ BUNU OKUMANI TAVSİYE EDİYORUM

      http://www.hilaltv.org/yeni/videos.php?catid=196&catname=ENV%C2RUL%20KURAN

      http://www.diniyazilar.com/2011/03/iman-butunlugunde-mantigin-rolu/

      ZÜMER 39/18 Sözleri dinleyip en güzeline uyanları müjdele. İşte Allah’ın doğru yola ulaştırdığı bunlardır. Gerçek akıl sahipleri de bunlardır.

      SAMİMİYETİNİZE İSTİNADEN YAZDIM

      • bir kul dedi ki:

        enk

        Sorularım bunlarla sınırlı değil, üstelik sadece Muhammed ve İslam’la da sınırlı değil.
        Sadece bu konu başlığı altında aklıma ilk gelen soruları sıraladım. Biri fark edip, bu yazıyı sonuna kadar okuyup da bana yardımcı olma zahmetinde bulunursa çok minnettar kalırım. Kafamdaki çelişkilerden kurtulmak ve artık bir tarafa ait olmak istiyorum. Ya dindar ya ateist… ama arada kalmaktan sıkıldım. Şimdiden teşekkürler. senden alıntı
        yazını okudum hemde sonunakadar

        birde tavsiyede bulundum

        Sorularım bunlarla sınırlı değil, üstelik sadece Muhammed ve İslam’la da sınırlı değil.
        Sadece bu konu başlığı altında aklıma ilk gelen soruları sıraladım
        diger sorularınıda vaktin oldugunda sıralamanı istiyorum bunu canı gönülden istiyorum

        ben sana yardımcı olamam fakat sen bana diger sorularınla faydalı ola bilirsin
        bekliyorum

    • Bi yabancı dedi ki:

      Sayın ENK ;

      __Muhammed’in deli olmadığı açıktır. Çünkü düzene direkt müdahale eden ve alternatifler getiren fikirleri vardır. Muhammed ve öteki peygamberler, tek tanrı düşüncesinde niçin bu kadar ısrar etmiştir? Çok tanrılı düzenin peygamberler açısından ne gibi kötü özellikleri vardı? Başka bir çoktanrılı düzen kuramazlar mıydı? Hem o dönemlerdeki insanların tepkisini de bu kadar çekmezlerdi. (SİZDEN ALINTI)

      Düzen değiştirmek radikal hamleler ile olur mevcut çok tanrılı sisteme alternatif olarak benzer bir sistem getirseydi söylediğiniz gibi kimse ciddiye almaz tepki göstermez kendi çalar kendi oynardı.

      __Muhammed’i alt edemeyeceklerini anlayan müşrikler onun tanrısını kabul ettiklerini, o tanrının bir kısım emirlerine uyacaklarını ancak bunun yanında kendi tanrılarına da ibadet etmeye devam edeceklerini söylediklerinde Muhammed bunu neden kabul etmedi ve yine tek tanrıda ısrar etti? (SİZDEN ALINTI)

      Bu sizin söylediğiniz resmen hezeyan! Bence soru sormadan önce bi kaç kez düşünseniz faydanıza olur. Muhammedin kendisini gönderen Tanrıyla iletişim hali ve kendisine inananlar ortadayken nasıl olur da müşriklerin senin Tanrının bazı kurallarını kabul ediyoruz ancak kendi Tanrılarımıza ibadet edeceğiz önerilerini kabul edebilir ! Bunu kabul ettiğinde alacağı tepkiyi hesaplamayacak kadar aptal değildi ! Kim bilir müşriklerin önerisi tuzaktır ! Muhammed bahsini ettiğiniz öneriyi kabul ettiğinde: Gördünüz mü bir ve tek olan Tanrısını ve isteklerini nasıl da hemen satıverdi diyerek Muhammedi çok zor durumda bırakabilirlerdi.

      __Kuran’ı Muhammed kendi yazdıysa, bazı ayetlerde niçin kendisiyle tartışmaktadır, hatta kendisine kızmaktadır? Yoksa Muhammed aynı zamanda bir şizofren midir? Kuran’ın Allah sözü olduğunu kanıtlamaya mı ihtiyacı vardı? Bunu başka bir şekilde yapamaz mıydı?(SİZDEN ALINTI)

      Kuran ayetlerini incelerseniz İslamın Tanrısının zaman zaman Muhammedi uyardığını görürsünüz.Örneğin abese suresi. Ama tutup da kendisiyle sürekli kavga halinde devamlı kendine kızıyor derseniz bu temelsiz bir sav olur. Şizofrenliğe gelince psikolojik olarak çok da sağlıklı olduğu söylenemez ! Allahın sözü olduğunu kanıtlamaya mı ihtiyacı vardı dediniz evet buna ihtiyacı vardı ama kanıtlamadı kanıtlayamadı sadece inandırdı.İnandırma eylemini başka şekilde yapabilir miydi ? Bence hayır dünyada ganimet ve cariye ölümden sonra ise cennette ki sınırsız zevk vaatleri ve korkutma taktiğiyle inanır sayısını artırmıştır…

      __Ya da Kuran’ı bir başkası mı yazmıştır? Kuran’ı Muhammed yazdıysa niçin zekâtın büyük bir kısmının kendisine verilmesini emretmemiştir? Amacı zengin olmak değil miydi? Bir narsist ise niçin kendisini tanrı ilan etmemiştir de sadece onun emrine çalışan bir insan olarak tanıtmıştır? Onun peygamberliğine inanan, tanrılığına da inanmaz mıydı? (SİZDEN ALINTI)

      Kuranı zaten Muhammed yazmadı bu konuda kuranın kitap haline gelene kadar geçirdiği evreleri incelemenizi tavsiye ediyorum. Kuranın nasıl yazıldığı nereden beslendiği gibi konular da ise Varaka Bin Nefvel ismine yoğunlaşmanızı öneririm.Muhammed zaten zengin bi kadınla evliydi hemde çok zengin bir kadınla.Kendini neden Tanrı ilan etmedi diyorsunuz ! Bakın tarih her zaman tekerrürden ibaret değildir tarihin her devrini önüne ne koyarsan koy yutar şeklinde tanımlayamayız. Firavunların devri çoktan tarihin karanlıklarına gömülmüştü.Ayrıca peygamber iken bile insanların mucize göster iddialarını tasarladığı ayetlerle bertaraf eden birisi kendisine Tanrı deseydi aynı iddialar karşısında ne cevap verecekti ? !

      __Ya da Kuran’da niçin kendini çokça övmemiştir? Kendi üstünlüğünden sıkça bahsetmemiştir? Muhammed eğer kendi zevkleri için Kuran’ı şekillendirdiyse birçok zevki niçin yasaklamıştır? Evlilik dışı ilişkiyi niçin kabul etmemiştir? Öteki kutsal kitapları, Tevrat’ı İncil’i vs. neden değiştirme gereği duymuştur? Olduğu gibi alamaz mıydı?(SİZDEN ALINTI)

      Kendisini övmemiş midir ? Beni her şeyin yaratıcısı Allah seçip sizin üzerinize halife kıldı diyen bir insanın ayrıca kendisini övmeye gerek var mıdır ?! Cariye kavramından habersizmişsiniz gibi konuşuyorsunuz.Cariyelik kavramı zaten evlilik dışı ilişkiye açık kapı bırakıyor.Hiç bir kitabı değiştirmedi sadece onlardan beslendi işine gelmeyen kısımlarda ise revizyona gitti !
      Nisa 3 diyanet meali : Eğer (kendileriyle evlendiğiniz takdirde) yetimlerin haklarına riayet edememekten korkarsanız beğendiğiniz (veya size helâl olan) kadınlardan ikişer, üçer, dörder alın. Haksızlık yapmaktan korkarsanız bir tane alın; yahut da sahip olduğunuz (cariyeler) ile yetinin. Bu, adaletten ayrılmamanız için en uygun olanıdır.

      __Eğer ateist bir devrimci ise namaz, kurban, oruç, hac gibi ritüelleri niçin icat etme gereği duydu? Bunların, Muhammed’in kurduğu düzene ne gibi bir faydası vardı? Amaç düzen değiştirmekse, bunu zaten yapmamış mıydı? İsa’nın Allah’ın oğlu olmadığında niçin bu kadar ısrar etmiştir? Bunu kabul etseydi ne olurdu (SİZDEN ALINTI)

      Saydığınız ritüelleri kendisi icat etmedi zaten o ritüeller vardı.Eğer bir düzen kuruyorsanız düzeninizin içi boş olmamalı öyle değil mi ?! Hem Allah doğmamıştır doğrulmamıştır bir ve tektir herşeyin yaratıcısıdır diyecek hemde İsanın Allahın oğlu olmadığı konusunda ısrarcı olmayacak bu ne menem bir çelişki olurdu düşünsenize ?! Kaldı ki İsa Mesih Allahın oğludur diyen gürühun dikkatini çekip o güruha karşı koymak revize işleminin bi gereği bi parçasıdır.

      __ Şarap ve domuz etini neden haram kılmıştır? Domuz eti ne alâkadır? Dinlerin domuz etiyle ne alıp veremediği vardır? Muhammed yeni bir düzen kurmaya çalışıyorsa, kadınların örtünmesini neden istemiştir? Bunun, düzene ne gibi bir katkısı olacaktı? Eğer bunu kıskançlığından yaptıysa, sadece kendi akrabası ve eşi olan kadınlar için bunu geçerli kılamaz mıydı? Neden bütün inanan kadınlara bunu emretti? Bu konuda nasıl bir psikolojiyle hareket etmiştir? (SİZDEN ALINTI)

      İbrahimi dinlere sadık birisinin yani kendisini Hanif olarak tanımlayan birisinin getirdiği yeni dinde geçmişte ki dinlerin etkisinin olmasından daha doğal ne olabilir ! Dediğim gibi yeni bir dinle gelen yeni düzenlemelerle de gelmelidir o yüzden hem ibrahimi dinlerin etkisi hemde kurmak istediği sistemin içi dolu olmasının gerekliliği sorduğunuz soruların cevabı niteliğindedir.

      __Sünnet olmak neden bu kadar mühimdir? Muhammed ve öteki peygamberler bunu ne amaçla yapmıştır? Herkesten farklı olmak için yaptılarsa, bunun kafa kazıtmak ya da özel renkte bir kıyafet giymek gibi daha kolay bir yolu bulunamaz mıydı? Bütün devrimciler böyle şekil ve ritüellere önem verir mi? (SİZDEN ALINTI)

      Bir grup inanırının islamın tek kaynağı olarak gördüğü Kuranda sünnet diye bir ritüel yoktur.Sünnetin kökeni çok daha eskilere dayanmaktadır ve öyle zannediyorum ki ananevi bir ritüeldir.

      __Tevrat ve İncil’deki birçok konunun Kuran’da niçin düzeltmesi yapılmıştır? Bunun, Muhammed’in kurduğu düzene ne gibi bir faydası vardı? Amaç düzen kurmaksa, Yahudilere temkinli yaklaşılırken, Müslüman anlayışa daha uzak olan Hıristiyanlar niçin daha sıcak karşılanmıştır? Muhammed’in Hıristiyanlara bir sempatisi mi vardı? Devrimci bir ateistin Yahudilerle ne gibi bir sorunu olabilir? Muhammed dönemin Hİtler’i midir? Eğer öyleyse niçin bütün Yahudilerin öldürülmesi emrini vermemiştir? (SİZDEN ALINTI)

      Zaten kendinden önceki kutsal metinlerden beslenen bir dinden bahsediyoruz.Üstelik tahrif edildiği iddialarına karşılık önceki kutsal metinleri aynen kurana soksaydı sizde taktir edersiniz ki bunun adı çelişki olurdu.Evet Muhammedin Yahudi düşmanlığı vardı.Kendisi de devrimci bir ateist değildi. Yahudilerle alakalı Beni Kureyza olayını okumanızı tavsiye ederim.

      __ Canlıların bir balçık içinde ve dişinin erkekten koparak var olduğunu yani bir nevi kaba evrim teorisini Muhammed o çağlarda nasıl akıl etmişti? O sıralarda böyle bir teoriden bahseden bir bilimci falan var mıydı? Muhammed bu konu üzerine çalışmış mıydı? Dünyanın ilk başta bir gaz kütlesi halinde olduğunu Muhammed nerden biliyordu? Onun dönemindeki tarihi kaynaklarda bu bilgi mevcut muydu? Dünyanın, bulutlar gibi hareket ettiği fikri Muhammed’in aklına nerden gelmiş olabilirdi? Bu fikri ona birileri mi vermişti? Yoksa dünyanın hareket ettiği fikri çok mu eskiye dayanıyor? (SİZDEN ALINTI)

      Ademin kaburga kemiğinden yaratılan Havva hikayesinin neresi kaba evrimi destekliyor çözemedim doğrusu !? Evrenin oluşumuyla alakalı göklerle yer bitişik iken biz onları ayırdık şeklinde ifadeler var fakat bahsini ettiğiniz diğer bilimsel verileri tekrar incelemenizi öneririm. Ayrıca islamdan önce bilim sümerlerde bilim gibi konular içinde zamanınızı feda etmek durumundasınız !Eh Sümerlerin tüm dinlerle kaynaklık ettiğini ayrıca belirtmeme gerek var mı ?

      __Yedi Uyurlar’ın hikâyesi gerçekten bir zaman yolculuğundan mı bahsediyor yoksa Muhammed’in hayal ürünü müdür? Zaman yolculuğu bilimsel olarak mümkün müdür? Eğer öyleyse, bu hikâyeyi Muhammed daha o dönemde nasıl uydurmuştur? O dönemlerde daha Doctor Who diye bir dizi, Back to the Future diye bir film bile yoktur(!) Amaç düzen kurmaksa bunca öyküye ne gerek vardır? Birkaç akla yatkın söylemle de düzen kurmak mümkün değil midir?… (SİZDEN ALINTI)

      Yedi uyuyanların hikayesinde zamanda yolculuk gibi palavralar yok. O efsanede zalim kraldan kaçan yedi kişi ve bir köpeğin 309 yıl boyunca uyuması söz konusudur. Ayrıca uyandıklarında zaman 309 yıl geçmiştir yani geçen zamandan daha ileri bir tarihte yada daha geri bir tarihte uyanmamışlardır.Bu tür Mitolojik hikayeler dinlerin olmazsa olmazlarıdır. Bir kaç akla yatkın yöntemle de düzen kurulabilir şeklinde ki ifadenizi kötü bir espri olarak kabul ediyorum.

      __ Kafamdaki çelişkilerden kurtulmak ve artık bir tarafa ait olmak istiyorum. Ya dindar ya ateist… ama arada kalmaktan sıkıldım. Şimdiden teşekkürler.(SİZDEN ALINTI)

      Bakın hiç kimse Tanrının üvey evladı değildir. Tanrı hiç kimseye ayrıcalıklı davranmaz.Tanrı diğer evlatlarının duyamayacağı şeyleri seçtiği insanın kulağına fısıldamaz.O yüzden sizi diğer tüm canlılardan çok daha yukarılara konumlandıran akıl nimetinden maksimum seviyede faydalanmanızı tavsiye ediyorum.
      Tarafları dindar yada ateist diye kategorize etmenize bi anlam veremdim.İlla ki bir tarafa ait olmak istiyorsanız sizi mutlu edecek bir taraf seçin bazen tarafsızlıkta mutluluktur…

Bir Yanıt Bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s