İLK İSLAM KOMÜNCÜLERİ

KARMATİLER

İslamiyet ilk dönemlerinden itibaren siyasi ve mezhepsel çekişmelerle hatta iç savaşlarla karşı karşıya kalmıştır. Hz.Muhammed’in ölümüyle başlayan iktidar mücadelesi sonrasında Hulefa-i Raşidun denilen 4 halife döneminin 3 halifesi cinayete kurban gitmiştir. Cemel ve Sıffin savaşları, Harra ve Kerbela katliamları iç savaşlar için tarihi örneklerdir. Daha İslam’ın ilk asrı tamamlanmadan, siyasi çatışmalar, toplumsal hareketlenmeler ve halk ayaklanmaları yükseldi. Bu hareketlenmelerin ilk çıkış nedeni Ehlibeyte yapılan zulüm ve katliamlardı. Ezilen, hakkı yenilen ve rejime muhalif tüm kesimler, Ehl-i Beyt davası güden Şia ve alt fırkalarında toplandılar.
Ehl-i Beyt davası adına ortaya çıkan, Emevilere karşı , bu kesimlerle ittifak kurarak iktidarı ele geçiren Abbasiler, mazlum halkların beklentilerini gerçekleştirmediler. Halka sırt dönüp, zalim ve despot bir düzen kurdular. Bu süreç, halkın daha radikal eğilimler göstermesine neden oldu.

İsmaililer

8. yüzyılın ikinci yarısından sonra Şia içinde ılımlı-radikal ayrışması yaşandı. İslama karşı tutum alan radikal İsmaili akımı ortaya çıktı. Ilımlı Şiiler, bu gelişen radikal hareketi Batınilik olarak görerek reddettiler. İsmaili hareketi, direk Abbasi yönetimini hedef alarak yeni bir İslam düzeni alternatifiyle ortaya çıktılar.
Diğer Batıni hareketlerde olduğu gibi İsmailiye’de de mehdilik-mesihçilik inancı hakimdir.   Kaim adını verdikleri bir gizli imamın geleceğine inanırlardı. İnançlarına göre peygamberler içinde natık (konuşan) olanlar vardır ve bunların her biri kendi şeraitini getirmiştir. Her gelen öncekinin şeraiti iptal etmiştir. Kaim de natık peygamberlerdendir ve öncekilerin şeraitini ortadan kaldıracaktır. Önceki natık peygamberlerin Adem, Nuh, İbrahim, Musa, İsa ve Muhammed olduğunu söylerlerdi. Kaim, bunların 7.si olacaktı ve yeni bir düzen kuracaktı. Yani ismaili akımın kurtuluş inacında Kaim vardı.

İlk dönem İsmailileri tarafından hareketlerinin adı dava, davaya katılanlar da Dailer olarak adlandırılmıştı. Dâîler, eylemlerini Irak, Pers, doğu Arabistan ve Yemen topraklarına yaymaya başlamışlardı. Dailer, Müslümanları onları kurulu düzenin adaletsizliklerinden kurtaracak ve Ehl-i Beyte yeniden hilafeti kazandıracağını söyledikleri İsmaili İmam Mehdi ile dayanışma yapmaya davet ediyorlardı. İsmaili Dailerin bu daveti başarıya ulaşmış ve Hicri 2.yüzyılda Kuzey Afrika’da ilk Şii devleti olan Fatımi devletini kurmuşlardı. (910)

Karmatiler

Karmat ya da Karmatî kelimesinin menşei hakkında çeşitli görüşler ileri sürülmüştür. Öyle anlaşılıyor ki bu kelime adını tarikatın kurucusu olan Hamdan b. Karmat’tan almış olmalıdır. Ancak bu sahsın adının Hamdan b. Eş’as olduğu da rivâyet edilmektedir. Kûfe yakınlarında kendi başına derviş hayatı yaşayan ve hamallıkla geçinen Hamdan, halkın yoksulluğu ve Abbâsîler’in ülkede meydana getirdiği baskıdan dolayı “ortak mülkiyet” anlayışını amaç edinen bir tarikat kurdu. Zenginlerin malını paylaşmayı ana ilke olarak benimseyen bu tarikat, kısa sure içinde bütün Irak’ta yayıldı. Görünüşte dini, gerçekte ekonomik bir hüviyet taşıyan bu tarikatın politik düşünceleri de vardı. İslâm Dini’nin getirdiği kuralların birçoğunu gereksiz sayıyor, özellikle Mazdekçiliğin görüşlerine uygun düşünceler ileri sürüyordu. (Neşet Çağatay, Ahilik, 66)

Abbasilerin despot yönetimine karşı gelişen hareketler içinden en sistemli inanç kılıflı ideolojik ürün M.S. 983’te yazıldığı tahmin edilen İhvan-ül Safa Risaleleridir. Eşitlikçi düşünceler ve sistem karşıtı düşüncelerini Basra ve Bağdat gibi merkezlerde geliştirdiler.

İhvan-ül Safa hareketi İsmaillilikten, Manicilikten ve Zerdüştlükten etkilenmiştir. Kişisel kurtuluş ve arınmadan ziyade, toplumsal kurtuluş ve yeni düzen anlayışı ve arayışı bu düşüncede egemendir. Felsefe ve mantığı inançla birleştirmeye çalışır. Dini akılla açıklamayı temel almışlardır. Yeni Eflatuncular arasında geliştirmiş fakat İslamileştirilmiştir.

Bu arada, Zerdüştlük ve Manicilikten çok şey almış bu hareketin sadece felsefeyle de yetmeyip aynı zamanda da o dönemin elverdiği koşullarda doğa bilimleriyle, toplumsal olaylarla iktidarı devirmek isteyen siyasal örgütlenmelerle, şeriatçı Abbasi sistemine karşı “Faziletli toplum” projesiyle ilgilendiği tarihsel belgelerle kanıtlanmıştır.

İhvan-ül Safa hareketiyle devlet dışı bir yaşamın ve komünal toplumun, o dönem şartlarındaki ideolojik-teorik perspektifi oluşturulmuş ve topluma taşınmıştır. Baskı ve sömürüyü bizzat derinden yaşayan Hamdan, İhvan-ül Safa düşüncesini benimser ve bu düşünceleri pratikleştirme çabasına girişir. Düşüncelerinin haklılığı, ağır sömürü ve baskı şartları onun önderliğiyle birleşince kısa sürede sayısız yandaş edinir.

Kurulu düzeni yıkmak amacıyla yola çıkan Karmatiler gizli örgüt kurarak yasa dışı bir hareket olarak bütün illegalite kurallarını uyguladılar. Buna uygun bir disiplin ve hiyerarşik sistem kurdular. Hücreler biçiminde ve en tepede İmam’ın bulunduğu hiyerarşik yapıda gizli bir teşkilat oluşturdular.

Karmatiler, toplumsal yanı ağır basan, birçok mazlum halkı ve ezilen çeşitli sınıf ve tabakaları bir araya getiren bir halk hareketi örgütlediler. Irak, Horasan, Azerbaycan, Şam, Yemen, Kuzey Afrika gibi geniş bir alana yayılan hareket; köylüleri, Arap kabilelerini, Arap-İslam hakimiyeti altındaki İranlı, Türk, Nabati; Süryani, Arami, Afrikalı ve Berberi halkları ve yanı sıra, aralarında esnaf, küçük tüccar ve çulsuz serseriler gibi şehirli kesim ile kırsal alandaki kabile yoksulları ve köylüleri, uzak bölgelerdeki Arap olmayan mazlum halkları ve Irak topraklarında angarya usulü çalıştırılan köleleri içeren geniş bir tabana yayılıyordu. Zalim Abbasi iktidarına, onlarla işbirliği yapan Fars aristokratlarına, büyük tüccar tabakasına, büyük toprak ağalarına karşı bir ihtilal hareketine dönüştü.

Nitekim beklenen ilk isyan Vasıt civarında (Kûfe) Hamdan ile başladı (Massignon, a. g. e. , VI, 353 a). Hareket çöldeki Arap bedevilerinden destek görmemekle birlikte Sevâd köylüleri arasında geniş bir şekilde yayıldı. Bu isyan özellikle her sene şahıs başına bir dinarlık yeni bir vergi konulmasına karşı bir tepki idi. Karmatilerin bu hareketi yaklaşık olarak on sene devam etti (890-901).

İkinci Karmatî hareketi ise Bahreyn’de ortaya çıktı (899). Ebû Said el-Cennâbi liderliğinde başlayan hareket, bedevilerden ve bu mezhebe bağlı olanlardan birçoğunun da desteğiyle bir hayli güç kazandı. Bahreyn Karmatilerin hâkimiyetine girdi.
Birçok bölgede komünal düzenler kurdu. Bu komün düzenleri 100-150 yıl boyunca varlıklarını sürdürdü. Bu nedenle, o döneme dek var olan kurulu düzenin tüm denge ve kavramlarını altüst etti.

Karmatî faaliyetinin en büyük merkezi durumuna gelen Bahreyn’de güçlü ve iktisâdî bakımdan başarılı ve dayanıklı bir devlet kuran Karmatiler Fatımîlerden de manevî yardım alarak Bağdat’ta ikâmet eden Abbâsi halifelerine korkulu günler yaşattılar. Nitekim Halife Mu’tezid tarafından gönderilen el-Abbâs Amr el-Ganavi ve kuvvetleri, Ebû Said ve Maiyyeti tarafından yenilgiye uğratıldı. (900)Bu noktada Ebu Said El Cenabi’nin Abbasi halifesine gönderdiği mektuba bir göz atalım:“Ey Abbasoğlu;
Yemin ederim ki; nefsin seni aldatmış; eremeyeceğin makama gözünü dikip tamah edersin ve bulamayacağın mertebeyi sana hoş göstererek seni hırslandırmıştır.
Bunun için kalktın, katiplerinin hakkımda görüş birliği içinde söyledikleri şeyi alıp yazdırdın; beni, kötülüklerle andın, karalayıp lekeledin ve çirkin sıfatlarla nitelendirip damgaladın.Ey Abbasoğlu ! onlar adına benimle tartışmaya girip, davaya (güya) Kuran’dan delil getiren adam ! Sen ki; (sarayda) her türlü içkiyi zıkımlanırsın, çalgı çalıp çengi ve rakkaseler oynatırsın; yabancı erkeklerin karşında çalıp oynamasına, gılmanların boynuna sarılıp kucağına oturmasına heveslenirsin; çeşit çeşit fisk-ü fücur ve bu arada livata ile vakit geçiren kişisin.İyi insanların camilerini yakıp yıktığımı söylüyorsun. Doğrudur, bu tür camilerin hepsini yaktırdım. Çünkü o ibadet yerine gidenlerin çoğu, Allah karşısında yalan söyleyip riyakârlık yapıyordu. Her türlü yozluğu, sapıklığı buralarda kararlaştırıp Allah şeriatı diye gösteriyorlardı. Oralarda bizzat Allah’ın peygamberine iftira edilip, sapkın yollar meşru gösteriliyordu. Böyle cami ve mescitlerden yıkılmaya ve viran edilmeye daha layık ve müstehak hangi mekan olabilir ki ?Güya “Muktedirbillah” ünvanı taşıyorsun. yani Allah’ın kudretine maliksin veya ondan güç kuvvet alıyorsun ! Bak hele sen ! Hangi orduyla savaşıp yenebildin; hangi düşmanı elde kılıç kovaladın? Dolayısıyla sen değil Muktedirbillah olmak; olsan olsan fasıkların emiri olursun. Müminlerin emiri olmak sana yakışmaz çünkü.Bir de bana bak; kabilesi ve yakınları arasından çıkmış biriyim. Hürmete itaat onlar için yaptıklarımdan kaynaklanıyor. Beni yüceltmiş şan ve şeref vermişlerdir. Onlar sayesinde onlarla birlikte yükseldim.Ey Abbasoğlu, bir daha beni tehdit etmeye kalkma; şimşek çakar gibi korkutma yoluna gitme. Her neye azmettiysen sözünde dur. Görülecek hesabın varsa, gel de gör !”
(Faik Bulut-İslam Komüncüleri)

Karmatiler, İslam şeriatının kimi söylemlerini oportünistçe kullandılar. Çoğu zaman İslamı bir maske olarak kullanıp propaganda yapıyorlardı. Amaç, yandaş kazanabilmek, toplumsal muhalefeti örgütleyebilmek; dini söylemleri kullanarak şeriat düzenini ortadan kaldırmaktı. Bunun için de gizli imam eksenli Batıni, metafizik bir söylem tutturdular. Din ile felsefe arasına köprü atıp, akılcı yorumlarla, kendi kuracakları düzenin propagandasını yaptılar; İslam şeriatının ve düzeninin iptali için teorik temel oluşturdular.

Karmatiler tenâsuha inanırlardı. İnançlarına göre cennet, dünya idi. Dünyada rahat, mutlu ve geçimi yerinde olan bir kişi cennettedir. Gerçek cennet insanın derin bir zevk ve keyf içinde yaşamasıydı. (Çağatay, Ahilik, 66) Karmatilerde içki haram değildi, şarap içiyorlardı. Güneş doğmadan iki rekat, güneş battıktan sonra da iki rekat namaz kılmanın, yılda iki gün oruç tutmanın yeterli olduğuna inanıyorlardı. Kıbleleri Mekke değil, Kudüstü. Dinlenme günü Cuma değil, pazardı. Laik bir yönetim uyguluyorlardı. Başlangıçta korsanlık yaparak zenginden alıp yoksullara dağıtıyorlardı. Bundan dolayı Robin Hood’un ataları denilebilir. Aynı zamanda komüncü uygulamalarıyla Şeyh Bedrettin hareketinin de ataları demek yanlış olmayacaktır.

Bahreyn’de Karmatî devletinin başında bir hükümdar bulunuyor ve halk, altı kişilik bir meclis tarafından yönetiliyordu. Bunlar oruç tutmuyor ve namaz kılmıyorlardı. Bir kişi fakirleştiği veya borçlandığı zaman, toplum fertleri tarafından yapılan yardımlar sayesinde eski haline gelebiliyordu. Bölgeye gelen yabancı bir zanaatkârın yerleşmesi için gerekli para derhal bulunuyor ve hatta fakirlerin evlerinin tamir masrafları devlet tarafından karşılanıyordu. (Bernard Lewis, Tarihte Araplar, çev. Hakkı Dursun Yıldız, İstanbul 1979, s. 133-134)
Devlet teşkilatı birçok yönden komünizme benziyordu. Örneğin vergiler toplanıyor ve toplumun fertleri arasında ihtiyaçlarına göre bölünüyordu. Komünal Karmati düzeninde üretim her işin başı sayılmıştır ve kadın-erkek, yaşlı-genç, büyük-küçük herkes üretim faaliyeti içinde konumlandırılmış; herkesin mülkiyet ortaklığına girmesi için siyasi faaliyet yürütülmüştür.
Bağış-vergi sistemiyle kurdukları dayanışma sandıkları, zamanla bütün mülkiyetin ortaklaştığı bir düzene dönüştürülmüştür. Toplumun bütün kesimlerinin elindeki mal ve mülk halkın malı haline getirilir.

İslam düzeninde geçerli olan bütün şeriat yasaları iptal ediliyor. Yerine insanı merkez alan bir felsefi yaklaşım oluşturuluyor. Yaygın bir eğitim faaliyeti örgütleniyor. Kimsenin inancına karışılmıyor. Her inanca hoşgörüyle yaklaşılıyor. Yalnız, İslam devletinin simgesi olan camiler yıkılıyor, şeriatı yeniden kurmayı amaçlayan faaliyetler yasaklanıyor. Kadına eş seçme, dilediğiyle birlikte yaşama ya da ayrılma hakkı tanınıyor, erkekle eşit statüde görülüyor.

Ebû Said’den sonra Karmatilerin basına küçük kardeşi Ebû Tahir Süleyman geçti. (914) Ebu Tahir zamanında da Basra ve Kûfe Karmatilerin eline geçti. Mekke yolunun Karmatiler tarafından tehdit edilmesi sebebiyle müslümanlar 925 yılında haclarını edâ edemediler. 930 yılında Ebu Tahir, Hac zamanı Mekkeyi fethetti. Kabe’yi basıp hacıları kılıçtan geçirdi. Binlerce Müslüman öldürüldü. Kabe’nin kapısı kırıldı, örtüsü parçalandı, duvarlarına hasar verildi. HacerülEsved taşı sökülüp Hecer’e götürüldü. 10 yıl boyunca Mekke’yi ellerinde tutarak haccı engellediler. Yaklaşık yirmi iki sene ellerinde tuttukları Hacerülesved taşını dost gördükleri Fatımî halifesi Mansur’un ricası ile iade ettiler.

İslam coğrafyasının her yanına yayılan ve kurulu düzenin bütün kurumlarını yerle bir eden bu hareket, başlangıcından sonuna kadar düşmanları olan Sünnilerin siyasi, ideolojik, askeri saldırılarına, hile ve entrikalarına, karalamalarına maruz kalmıştır. Bahreyn ve Yemen’de 100 yıl yaşayabilen komünler; geniş coğrafyada ise küçük komünal adacıklar halinde 150 yıl boyunca varlığını sürdürmüştür.Karmatiler, Fatımî Halifesi Mustansır devrinde yıkıldılar. Onların ortadan kaldırılmaları iki safhada gerçekleştirildi. Birincisi, Ehl-i Sünnet mensuplarının gerçekleştirdiği bir dizi isyandan sonra 1066 yılında Uval Adası, Bahreyn Karmatilerinin hâkimiyetinden çıktı ve Abbâsilerin hâkimiyetine girdi.
İkincisi, Bahreyn’deki Sünniler, Karmatilere karşı isyan eden Abbâsi taraftarlarının etrafında toplanarak, Ahsâ şehrinin kuzeyinde Karmatileri kuşattılar. 1078 yılında yapılan Hendek savaşında onları yendiler. Bu savaş, tarihin en önemli savaşlarından biri sayılır. Çünkü bu savaş, yaklaşık iki asır boyunca Abbasi devleti için korku ve heyecan kaynağı olan Karmatî Devletinin ortadan kalkmasına sebep olmuştur. (H. İbrahim Hasan, a. g. e. , IV/5, 314) Sünnî İslâm’ı ortadan kaldırmak hususlarında İslâm dünyasının başına büyük belalar açan ve şeraitçilere rahat nefes aldırmayan Karmatiler, arkalarında çok önemli tarihi dersler çıkarılacak şekilde tarih sahnesinden çekildiler.
Karmatiler tarih sahnesinden çekilirken İsmaililiğin en ihtişamlı saltanatı Mısır’da Fatimi devleti ile yaşanmaktaydı. Ve yine İsmailiğin ve Karmatiliğin bir uzantısı olarak finali Hasan Sabbah oynayacaktı. “Hasan Sabbah Efsanesi” için:

 

Bu yazı Felsefe içinde yayınlandı ve , , , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

İLK İSLAM KOMÜNCÜLERİ için 1 cevap

  1. MaMaLi dedi ki:

    Sayın penta!bir kaç yerde rastladım burdaki,yazınızda da,islamın ilk 3 halifesi öldürülmüşdür diye,peki ebu bekir kendi eceliylemi öldü?hayır,ebu bekir’de doktoru ile birlikde aynen muhamed gibi bal ve şerbetle zehirlenerek öldürüldü,yani,peygamber vede 4 halife,vede,peygamber yakınları,hepsi,öldürüldü.Kaynak Arif tekin bal şerbet olayı,kitabında ayrıntılarla yazılmışdır.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s