NUH TUFANI MAVALI

VE GERÇEKLER

Tarihteki eski toplumların çoğunda tufan ve benzeri efsaneler yer alır. Tevrat ve Kur’an’da geçen tufan’ın ise onlardan önce Sümer efsanesi olarak yazıldığı ortaya çıkmıştır. Ve aradaki benzerlik şaşırtıcı ölçüdedir. Önce Gılgamış destanını Muazzez Ilmıye Çığ’dan görelim:

GILGAMIŞ DESTANINDA TUFAN

Çok eski çağlarda, insanları yok etmek amacı ile Tanrı tarafından büyük bir tufan yapıldığı hikâyesinin, yalnız ilk kutsal kitap Tevrat’ta yazılı olduğu sanılıyordu. Fakat geçen yüzyıl içinde Ninive’de yapılan kazılarda çıkan Asur Kralı Asurbanipal’ın Kütüphanesi içindeki bir tablette aynı hikâye okununca (1872) büyük bir şaşkınlık yaşanmış ve bu inanç kökünden sarsılmıştı. Gılgamış Destanı’nın son kısmını oluşturan bu hikâye, ölümsüzlüğü arayan Gılgamış’a, tufandan kurtulup Tanrılar tarafından ölümsüzlük verilen Utnapiştim tarafından anlatılmıştı.
Buna göre kısaca:

İnsanlar öyle çoğalmıştı ki, Tanrılar onların gürültü ve şamatasından uyuyamaz olmuşlar. Bunun üzerine dört büyük Tanrı, bu insanları bir Tufan ile yok etmeye karar veriyorlar. Bilgelik Tanrısı Enki, yarattıkları insanların ortadan kaldırılmasına çok üzülüyor ve Şuruppak şehrinde yaşayan Utnapiştim’in evinin duvarından seslenerek, Tanrılann bir tufan yapmaya karar verdiklerini, bir gemi yapmasını söylüyor. Geminin tarifıni veriyor. Adam söylendiği şekilde gemiyi 7 günde tamamlıyor. Gemi yapıldığı müddetçe çeşitli hayvanlar kesiliyor; beyaz, kırmızı ve su katılmamış şaraplar nehir suyu gibi bol olarak içiliyor, adeta yılbaşı törenlerine benzer şenliklerle işler yapılıyor. Utnapiştim geminin içine ailesini, akrabalarını, sanatçıları, kırların evcil ve yaban hayvanlarını dolduruyor. Bu arada altın da almayı unutmuyor. Geminin kapısı kapanır kapanmaz şiddetli bir fırtına ile birlikte yağmur boşanıyor. Sular yalnız gökten boşanmakla kalmıyor, Yer Tanrıları da yerden fışkırtıyor suları. Tufan öyle azgınlaşıyor ki, onu yaptıran Tanrılar bile korkuyor. Bu kıyamet 6 gün 6 gece sürdükten sonra yedinci gün gemi Nisir Dağına oturuyor. 7 gün bekledikten sonra Utnapiştim bir güvercin salıyor dışarı. O konacak yer bulamadığı için geri dönüyor. Daha sonra bir kırlangıç gönderiyor, fakat o da geri geliyor. Son olarak uçurduğu kuzgun geri dönmeyince dışarı  çıkıyorlar. Utnapiştim dağın tepesine kurbanlarla içkiler sunuyor. Altlarında çeşitli ağaçların odunları yanan ocaklara 7 kazan konarak kurban etleri pişiriliyor. Onların tatlı kokusunu duyan Tanrılar üşüşüyorlar. Tufanı yaptıran Tanrı Enlil gelip gemiyi ve insanlan görünce çok kızıyor, kim bunlan kurtardı diye. Bilgelik Tanrısı ona karşı çıkarak, günah yapanı, kurallara karşı geleni cezalandır ama bu kadar ağır ve ölümcül olma diye onu yatıştırıyor. Böylece Utnapiştim ve karısı ölümsüz bir yaşam ile nehrin ağzındaki Tanrılar bahçesine yerleştiriliyorlar.

TEVRAT’TA TUFAN

“Yarattığım insanları, hayvanları, sürüngenleri, kuşları yeryüzünden silip atacağım” dedi, “Çünkü onları yarattığıma pişman oldum.”

Tanrı Nuh`a, “İnsanlığa son vereceğim” dedi, “Çünkü onlar yüzünden yeryüzü zorbalıkla doldu. Onlarla birlikte yeryüzünü de yok edeceğim.

Kendine gofer ağacından bir gemi yap. İçini dışını ziftle, içeriye kamaralar yap.

Sağ kalabilmeleri için her canlı türünden bir erkek, bir dişi olmak üzere birer çifti gemiye al.

Çeşit çeşit kuşlar, hayvanlar, sürüngenler sağ kalmak için çifter çifter sana gelecekler.

Yanına hem kendin, hem onlar için yenebilecek ne varsa al, ilerde yemek üzere depola.”

Nuh Tanrının emirlerini yerine getirir. Nuh, oğulları, karısı, gelinleri tufandan kurtulmak için hep birlikte gemiye bindiler.

Tanrı`nın Nuh`a buyurduğu gibi temiz ve kirli sayılan her tür hayvan, kuş ve sürüngenden erkek ve dişi olmak üzere birer çift Nuh`a gelip gemiye bindiler.

Nuh altı yüz yaşındayken, o yılın ikinci ayının* on yedinci günü enginlerin bütün kaynakları fışkırdı, göklerin kapakları açıldı.

Yeryüzüne kırk gün kırk gece yağmur yağdı.

Sular yükseldi, çoğaldıkça çoğaldı; gemi suyun üzerinde yüzmeye başladı.

Sular öyle yükseldi ki, yeryüzündeki bütün yüksek dağlar su altında kaldı.

Yeryüzünde yaşayan bütün canlılar yok oldu; kuşlar, evcil ve yabanıl hayvanlar, sürüngenler, insanlar, soluk alan bütün canlılar öldü.

Sular yüz elli gün boyunca yeryüzünü kapladı. Sonra Tanrı Nuh`u ve gemideki evcil ve yabanıl hayvanları anımsadı. Yeryüzünde bir rüzgar estirdi, sular alçalmaya başladı.

Sular yeryüzünden çekilmeye başladı. Yüz elli gün geçtikten sonra sular azaldı.

Gemi yedinci ayın on yedinci günü Ararat dağlarına oturdu.

Sular onuncu aya kadar sürekli azaldı. Onuncu ayın birinde dağların doruğu göründü.

Kırk gün sonra Nuh yapmış olduğu geminin penceresini açtı.

Kuzgunu dışarı gönderdi. Kuzgun sular kuruyuncaya kadar dönmedi, uçup durdu.

Bunun üzerine Nuh suların yeryüzünden çekilip çekilmediğini anlamak için güvercini gönderdi.

Güvercin konacak bir yer bulamadı, çünkü her yer suyla kaplıydı. Gemiye, Nuh`un yanına döndü. Nuh uzanıp güvercini tuttu ve gemiye, yanına aldı.

Yedi gün daha bekledi, sonra güvercini yine dışarı saldı.

Güvercin gagasında yeni kopmuş bir zeytin yaprağıyla akşamleyin geri döndü. O zaman Nuh suların yeryüzünden çekilmiş olduğunu anladı.

Yedi gün daha bekledikten sonra güvercini yine gönderdi. Bu kez güvercin geri dönmedi.

Nuh altı yüz bir yaşındayken, birinci ayın birinde yeryüzündeki sular kurudu. Nuh geminin üstündeki kapağı kaldırınca toprağın kurumuş olduğunu gördü.

Tanrı Nuh`a, “Karın, oğulların ve gelinlerinle birlikte gemiden çık” dedi,

Kendinle birlikte bütün canlıları, kuşları, hayvanları, sürüngenleri de çıkar. Üresinler, verimli olsunlar, yeryüzünde çoğalsınlar. (Tevrat, Yaratılış: 6,7,8. Bölüm)

Mitolojilerdeki tufanlarla Tevrat’taki tufanın benzerliği bir şekilde izah edilebilir. Gerçekten büyük bir tufan olduysa mitolojilerde de yer bulmuş olabilir. Ancak gemi dağa oturduktan sonra suların çekildiğini anlamak için kuş gönderilmesine kadar bir benzerlik izah edilemez. Anlaşılan o ki Tevrat’ı yazanlar tufan hikayesini Sümerlerden almışlardır, kaynağı Sümerlerdir.

Tabi Kur’an’ın kaynağı da Tevrat’tır. Şimdi de Kur’an’daki tufanı görelim:

KUR’AN’DA TUFAN

Ayrıca Nuh’a şöyle vahyettik: “Bil ki kavminden şimdiye kadar iman etmiş olanlardan başka artık kimse iman etmeyecektir. Onun için yaptıkları şeylerden dolayı kederlenme.”

Bizim gözetimimiz altında ve vahyimize göre gemiyi yap. Zulüm yapanlar hakkında da bana bir şey söyleme. Çünkü onlar kesinlikle suda boğulacaklardır.

Gemiyi yapıyordu, kavminden bazı ileri gelen gruplar, onun yanından gelip geçtikçe, onunla alay ediyorlardı. Nuh dedi ki: “Bizimle eğleniyorsunuz, biz de sizinle tıpkı bizimle eğlendiğiniz gibi alay edip eğleneceğiz.”

Nihayet emrimiz geldiği ve sular kaynamaya başladığı zaman dedik ki; “Erkeği ve dişisi olan her canlıdan ikişer tane, aleyhlerinde hüküm verilmiş olanların dışında, aileni ve iman etmiş olanları geminin içine yükle”. Zaten beraberinde iman edenler çok az idi.

Nuh dedi ki; “Allah’ın adıyla binin içine. Onun akışı da, duruşu da (O’nun adıyladır). Hiç şüphesiz Rabbim gerçekten çok bağışlayıcı, çok esirgeyicidir.

Gemi içindekilerle birlikte, dağlar gibi dalgalar arasında akıp gidiyordu. Nuh ayrı bir yere çekilmiş olan oğluna bağırdı: “Yavrucuğum, gel, bizimle beraber bin! Kâfirlerle beraber olma!”

O, dedi ki; “Ben, beni sudan koruyacak bir dağa çıkacağım”. Nuh da “Bu gün Allah’ın merhamet ettiğinden başkasını, Allah’ın bu emrinden koruyacak kimse yoktur.” dedi. Derken dalga aralarına giriverdi. O da boğulanlardan oldu.

Allah tarafından denildi ki: “Ey yeryüzü suyunu yut! Ey gökyüzü sen de suyunu kes! Ve sular çekildi. Emir yerine gelmiş oldu. Gemi de Cudi dağı üzerine oturdu. O zalim kavme böylece dünyadan uzak olun denildi. (Hud: 36-44)

FARKLILIKLAR

Tevrat’ta Nuh’un gemisinin Ararat Dağına, Kur’an’da ise Cudi Dağına oturduğu yazılıdır.

Tevrat’ta açıkça tufanın tüm dünyaya geldiği yazılmışken, İslamcılar sadece Nuh kavmine geldiğini öne sürer. Halbuki Yunus-73 ayetinde şöyle der:

Fakat onu yalanladılar. Sonra Biz, onu ve gemide onunla beraber olanları kurtardık. Ve onları, halifeler kıldık ve âyetlerimizi yalanlayan kimseleri, (suda) boğduk. Artık bak, uyarılanların sonu nasıl oldu.

“Halifeler kıldık” ifadesi geride onlardan başka insan kalmadığını belirtir.

Fakat şu nokta gözönüne alınmalıdır ki tevrat’a göre Nuh kavmi, insan neslinin ilk kuşaklarındandır. Dolayısıyla o dönemde insanlar aynı bölgede yaşıyor olabilirler. Ve tufan bu bölgeyi etkilemiş, böylelikle gemidekiler haricindeki tüm insanları yoketmiş olabilir.

Tufan konusunda Tevrat ile Kur’an arasındaki diğer farklar da şunlardır:

Tevrat, geminin ölçülerine varıncaya kadar tüm teferruatıyla tufanı anlatır. Kur’an ise detaylara girmez, yüzeysel olarak değinir.

Ama Kur’an’da Nuh’un müşrik oğlundan ve gemiye binmeyip boğulmasından sözeder. Tevrat’ta ise bundan bahsedilmez.

Tevrat’ta gemiye sürüngenler ve kuşlara varıncaya kadar her cins hayvandan bir çift alındığı yazılıdır. Kur’an’da ise “Herşeyden bir çift” şeklinde ifade edilir ki; Tevrat’tan daha geniş bir muhteva içerir. Binlerce çeşit canlıdan birer çiftin nasıl toplandığı ve gemiye nasıl sığdırıldığının, bunca canlının 1 yıl boyunca neyle-nasıl beslendiğinin bilimsel olarak izah edilmesi mümkün değildir. Zaten Tevrat’a göre her çeşit hayvanın kendiliğinden  gelip gemiye toplanması anlatımından, diğer bilimdışılıkları da normal görmek gerekir. Sonuçta ne de olsa efsanedir. Tufanın bir gerçeklik tarafı olsa bile efsanenin tamamının doğru olduğu düşünülemez.

Ankebut suresi 15. ayetinde “Ve gemiyi âlemlere bir ibret kıldık.” denmesine rağmen bugüne dek izine rastlanmış ve ibret alınabilmiş değildir.

SULARA NE OLDU?

Tufan hikayesinin bilime ters olan yanlarından biri de dünyayı sular altında bırakan o denli çok suyun nerden geldiği ve sonra nereye gittiğidir. İslamcıların bir kesimi tufanın tüm dünyada değil, sadece bir bölgede olmuş olabileceğini öne sürerler. Öyle olsa gemiye her hayvandan bir çift neden alınmış olsun? Buna rağmen öyle olduğunu varsaysak bile bu da saçmalığa çözüm olmaz. Tepelere, dağlara kaçmanın bile fayda etmeyeceği, bir gemi ile hayvanlardan birer çift doldurup kaçacak kadar yükselen bu sular nasıl oluşmuştur. Suların en az 300-500 metre yükselmesi korkunç bir rakamdır. Bu sular daha sonra nereye gitmiştir? Bu sorulara bilime uygun bir yanıt verilmesi mümkün değildir. Ancak mucizelere dayanacak şekilde, bilim dışı iddialarda bulunabilir. Yani “Allah yağdırdı, daha sonra da Allah suları yoketti” gibi. Nitekim Kur’an’da “Göğün kapılarını açtık”, “Ey gök, suyu tut” ve “Ey yer, suyu yut!” şeklinde ayetler vardır. Bir kuyruklu yıldızın çekim gücü ile yeraltı sularının yeryüzüne çıkabileceği ve depremler olabileceği öne sürülse de, yeraltı suları da yağmurla birlikte bu denli suların yükselmesini sağlayacak miktarda olamaz. Ayrıca bu suların daha sonra yeraltına inmesi veya buzullara dönüşmesi de bu miktarı karşılayabilecek ölçüde değildir. Bunun anlaşılabilmesi için şu örneği verelim. Bugüne kadar yağan en yoğun yağmur bile suları 1 metre yükseltebilmiş değildir. Asırlardır yağmış olan bütün yağmurları aynı güne toplasak yine bu 300-500 metrelik seviyeye ulaşılması mümkün değildir. O seviye ne milyarlarca ton suyla dolabilir ne de trilyonlarca ton suyla..

 Sümer, Asur tabletlerinde ve Mayalarda da tufanın anlatılması, bir tufanın yaşanmış olabileceği ihtimalini ortaya koyar. Ancak böyle bir tufan bir buzul çağı yaşanmasından sonra buzulların erimesi neticesinde ortaya çıkabilir. Ve büyük seller oluşabilir, düşük rakımlı yerlerde sular yükselebilir. Ama yine de Nuh Tufanı’nda anlatıldığı gibi sonuçlar doğurmaz. Dolayısıyla Nuh’un Gemisi diye birşey olamaz ve tekrar belirtelim, alemlere yani dünya halklarına ibret olacak bir gemi ortada yoktur, ibret olmuş değildir.. 

Reklamlar
Bu yazı Din içinde yayınlandı ve , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

NUH TUFANI MAVALI için 106 cevap

  1. Önceki kavimlere ait bilgiler olması bu konunun olmuş olduğunu gösterir.

  2. tolonbey dedi ki:

    Iste böyleee,

    Hz. Nuhun Gemisi buharla çalisiyormus

    Hz. Nuhun Gemisi, tahminlerin aksine tahtadan degil, metalden yapilmis. Geminin hareketini ise, kol gücü ya da yelken degil, buhar gücü saglamis.

    Aylik siyaset, strateji ve toplum dergisi Kirmizi Çizginin son sayisinda Ilhami Yanginin Hz. Nuhun Gemisi ile ilgili arastirmasi yer aliyor. Yaziya göre,
    günümüzden yaklasik 7 bin 500 yil önce cereyan eden büyük Nuh tufani, bilinmeyen pek çok bilgiyi barindiriyor.

    Nuhun Gemisi, daha ilk seferinde bin 500 kisiye mezar olan Titanic ile hemen hemen ayni hacim ve büyüklüge sahip bulunuyor. Islam alimlerinin yorumlari ve Tevrattaki bilgilere göre, Hz. Nuhun Gemisinin uzunlugu 205 metre 27 santim, denizden yüksekligi ise 20,5 metre. Alimlerin üstünde mutabakata vardigi diger bir husus ise geminin buharla çalistigi.

    Söz konusu yazida, Elmalili Hamdi Yazirin konuyla ilgili su görüslerine yer veriliyor: Gemi yelkenli olmayip, vapur gibi ocakli ve istim gibi feveranli yani kaynayip fiskiran bir kuvvetle harekete geçmistir. Simdi biz gemiden söz edilirken tam ocak feveran ettigi sirada;yükle emri verildigini isittigimiz zaman o geminin hareket etmeye hazir bir vapur oldugunu anlamakta hiç tereddüt etmeyiz.

    Hz. Nuhun Gemisi de Titanic gibi buharla çalisiyordu baslikli arastirmada, eski Diyanet Isleri baskanlarindan Ömer Nasuhi Bilmenin de tefsirlerinde Hz. Nuhun Gemisinin buharla çalistiginin onaylandigi belirtiliyor. Yazida,Geminin kazanli olduguna ve buharla çalistigina dair ilk bilgi ise Ebu Hayyanin tefsirinde yer almaktadir. Hayyan konuyla ilgili, tennurun suyun toplandigi yer oldugunu nakletmistir. Bu ifade hemen hemen geminin kazaninin oldugunu
    dogrulamaktadir. deniliyor.

    Kuran-i Kerimde Hz. Nuhun Gemisinin çalismasiyla ilgili ayet meali söyle: Nihayet emrimiz geldigi ve tennur (tandir veya geminin kazani) tutusup parladigi zaman dedik ki; erkegi ve disisi olan her canlidan ikiser tane, aleyhlerinde hüküm verilmemis olanlarin disinda aileni ve iman etmis olanlari geminin içine yükle. (Hud Sûresi, 40)

    Ankara, Cihan

    Selametle

    • Dost dedi ki:

      Çok enteresan bir araştırma. Nuhun gemisi ile ilgili ayetin mealından bence doğru anlam çıkarılamamış. Tennur tutusup parladığı zaman dedikde bence burada buhar kazanı deyil geminin nükleer reaktörünün çalışmaya başlaması kastedilmiş olabilir. Hatta geminin bir denizaltı olabileceği üzerinde bile durulması gerektiğini düşünoyrum. Yine de emin olamıyorum maalesef. Bence araştırmalara devam etmek lazım.

    • AVNİ dedi ki:

      Sn Tolonbey
      “Hz. Nuhun Gemisi, tahminlerin aksine tahtadan degil, metalden yapilmis. Geminin hareketini ise, kol gücü ya da yelken degil, buhar gücü saglamis.”
      Sanayi devrimi çoktan olmuşta bizim haberimiz yokkkk :)))
      Verdiğin ölçüde gemiyi yapmak için gereken metalı üretmek için fırınlara, sac için haddeleme gibi teknolojilere, buharlı motor yapmak içinde teknik donanıma sahip olmak gerekiyor. Ve gemiyi yapmak için bayağı bir adama ihtiyaç var.
      Ve şunuda sormak gerek madem o kadar teknoloji vardı, neden tufandan sonra kullanılmadı, tahtadan yapılan yelkenli gemilere, kılıç kalkana döndü insanlar.
      Sen yine iyimserlikten kazanlı ( odun kömür ) buhar teknolojisi demişsin, nükleer reaktör diyenlerde var bu arada.

    • Gencer dedi ki:

      Şura suresi 32 ve 33 . ayeti nasıl yorumlarsın Tolonbey???????
      Hud suresi 40 ta tandır veya buhar kazanı varken
      Şura suresindeki 32 ve 33. ayetler ne demek istiyor bizlere.
      Allah bir türlü çelişkilerden kurtulamıyor nedense ,bir ayette yazdığını diğer ayette yok ediyor.
      Şimdi siz buna da çelişki demezsiniz.

      Şura
      32. Denizde dağlar gibi yüzen gemiler, O’nun varlığının delillerindendir.

      33. O, dilerse rüzgârı durdurur da onlar denizin üstünde durakalırlar. Elbette bunda çok sabreden, çok şükreden herkes için ibretler vardır.

      Kuran çelişkilerle dolu saçma sapan Sümer Hikayelerini barındıran Tevrat’ın Arap lugatı ile ve oldukça bilgisiz birisi veya birileri tarafından yazılmış bir kitaptır.
      Fakat bu ayrımı yapabilecek insan sayısı İslam ülkelerinde oldukça azdır.

      Saygılar

      • Gencer dedi ki:

        Birde şu dikkatimi çekti.Şura 32 de bahsedilen dağlar acaba Gemileremi benzetilmiş yoksa yüzebileceklerinden mi bahsedilmiş.Bilal bey yardımcı olursa sevinirim.Malum kendisi orta doğunun en iyi Arapça bileni. 🙂
        Şura
        32. Denizde dağlar gibi yüzen gemiler, O’nun varlığının delillerindendir.

  3. Şeref YÜCEL dedi ki:

    – Nuh tufanının Sümer tabletlerinde de geçmesi Nuh tufanının efsane olduğu anlamına gelmez. Dünya dediğimiz yerkürede insanların yaşamaya başladığı ilk tarihlerden bu yana milyonlarca kez tufan olmuş olabilir. Afganistan’ daki sel bunun küçücük bir örneğidir.
    – Nuh tufanı benim kanaatimce bir defa küresel değil, bölgeseldir. Nuh kavmi Peygamberini dinlemiyor, inkâr ediyorsa diğer insanları Allah neden cezalandırsın ki?

    – Gemiye alınan hayvanların da bütün hayvanlar değil, tufandan sonra en çok işlerine yarayacak hayvanlar ve ayrıca gemide gıda olarak sütünden yararlanabilecekleri hayvanlar olabilir. Yoksa bugünkü teknik ve teknoloji ile dahi bir çoğunun nesli yok olmasına rağmen her canlıdan bir çift alıp taşıyacağınız bir gemi yapamazsınız.
    – Saygılar.

    • fatih dedi ki:

      Sevgili şeref; tufan bölgesel olamaz bence, çünkü Kuranda “71:26 – Nûh dedi ki: “Yeryüzünde kafirlerden bir tek kişi bırakma”, “29:15 – Fakat biz onu ve gemidekileri kurtardık ve bunu âlemlere bir ibret yaptık.” buradaki “alemlere” kelimesine dikkat edin ve “54:13 – Nuh’u da tahtalardan yapılmış, çivilerle (çakılmış gemi) üzerinde taşıdık.”

  4. ahmet dedi ki:

    Nuh Gemisini parçalayıp yakmış olamazmı

    • Drogba CC dedi ki:

      Bende öyle biliyorum. Nuh, Tufan bitince, Allah la konuşuyor, Allah da diyo ki ey Nuh sinirim geçti artık ümmetini kışın ısıtmak için, geminin parçala ve soba da yak, hatta ilk parçalarıyla, ev yapmış. Ondan gemi yok ortada. Bu ateyizler hala anlamıyor. Arkadaşlar bilimsel açıkladım. Hala mı inkar edersiniz!! İmana gelin.

  5. Geri bildirim: Büyük felaket: Nuh tufanı « Abra Kadavra!

  6. Ferit dedi ki:

    Bir böyle masalları, bir de doğal oluşu ispatlı olduğu halde eşcinsellik düşmanlarının kendilerince uydurduğu saçma masalları okuyunca daha bir bilime sarılıyorum. 😀

  7. Bir Dost dedi ki:

    Arkadaşlar şu Ağrı dağında bulunduğu söylenen Nuhun gemisi gerçek değil mi? Görüntüleri de var vede 2010 yılında bulunduğunda gündeme baya bi gelmişti. Hatta islami cepheden ertesi günü dönmeler başlayıpta kuranda yazan Cudi dağının şimdiki Cudi dağı olmadığını belirtmiştiler. Bu görüntüler gerçek değil diye söyleyen biride çıkmadı eee şimdi sonuç ne kimse bahsetmiyor. Bu konuda bilgisi olan var mı?

  8. Gencer dedi ki:

    Nuhun olduğu bölgede veya herhangi bir bölgede Dünyadaki Tüm canlı çeşitlerinin olması mümkün değil.Zaten Nuh diye biri yaşamış mı oda meçhul.Saçmalıktan başka bir şey değil.
    Eski insanların çocuklarına anlattıkları masallara binlerce yıl sonra insanlar gerçek diye inanmaya başlamış.
    Akıl ve mantığın dışındaki hiçbir şeye inanmamak lazım.
    Saygılar.

  9. bilal dedi ki:

    NUH TUFANI GENEL DEĞİL,BÖLGESELDİR…
    Bu Tufan sadece hz.Nuh’un tebliğ yaptığı kavminin bulunduğu bölgede vuku bulmuştur. Bu nedenle bütün hayvan türlerinden değil,sadece ellerindeki evcil hayvanlardan birer çifti gemiye almıştır.Bütün canlı türlerinden birer çifti gemiye olması mümkün olmadığı gibi buna da zaten gerek yoktu.Çünkü,Tufan sadece bulunduğu bölgede meydana gelmiştir.İlgili ayetin emriyle de ellerindeki evcil hayvanlardan birer çifti gemiye alıyor… Nuh tufanı bilimsel olarak da kanıtlan-mıştır.Konuyla ilgili haber 12-13 Aralık 2012 tarihinde ‘’ HABER TÜRK ‘’ te şöyle geçmektedir…-..‘’Ekibiyle birlikte Karadenizde çalışmalar yürüten Robert Ballard,Nuh Tufan’ın gerçekleştiğene dair kanıtlar bulduğunu açıkladı.Yapılan karbon testi ile bu felaket M:Ö.5000 yıllarına tarihlendi…. O zaman seller çok şiddetli bir biçimde bölgeyi vurdu ve 150 bin kilometrekarelik bir alan sular altında kaldı….’’ deniliyor. Saygılar…

    • Gencer dedi ki:

      Peki Cudi Dağımı Ararat Dağımı (Ağrı) Tevratı ve Kuran’ı Kutsal Kitap Tanrısı gönderdiğine göre ne olmuştur da dağların ismi değişmiştir.Yoksa MÖ 5000 lerde AĞrı Dağı ve Cudi Dağı yan yana mıydı?

      Japonlar çok değerli bir topluluk ve Tüm İnsanlığın Japonların ahlaki kavramlarını örnek alması gerekir.Bunu herkes biliyor herhalde.
      Japonlar bu kadar iyi insanlarken Tanrı neden Japonya’dan bir Nebi seçipte ona geçtiğimiz yıllarda yaşanan tsunami olayları için Gemi yaptırtma dı.Sonuçta Nuh’un zamanında da Kuran yoktu.
      Gemi yapılması emri için Kuran’a inanma şartı yok değil mi Bilal bey.

      Lütfen iki soruyada cevap verirseniz sevinirim Bilal Üstad.
      Senin sayende gerçekten çok bilgilendik.

      Teşekkürler.

      • Notch dedi ki:

        Japonlar mi ahlaki degeri yuksek insanlar? Yapmayin Allah askina. Gelin burada 2-3 sene bir yasayin da ne kadar “ahlakli”, ne kadar “dusunceli”, ne kadar “ornek alinasi” olduklarini kendiniz degerlendirin. Yuzeyde cok saygili, cok ahlakli, cok naziktirler Japonlar, evet, takdire sayan. Tabi eger dedikodu, zorbalik ve arkadan is dondurmeyi gormezsek. Yapmacikligin bu kadar yakistigi ve dis dunyaya bu kadar “dogal” gosterildigi baska bir diyar var midir acaba dunya uzerinde. Tabi istisnalari tenzi ediyorum. Sonuc olarak: Insan her yerde ayni insan. Nereye gidersen git ayni.

    • rammsteinn dedi ki:

      demekki tanrı 150bin metrekarede bir katliam gerçekleştirmiştir. nuh ve ailesine karşı milyonlarca çoluk çocuk bebek tanrının gazabına uğramıştır. belki bunların arasında inananlarda vardı. bu kadar büyük hacimde bir yerde nuh kapı kapı dolaşmadı heralde haber vermek için.
      bu tufanı savunmak ayrı bir gaddarlık,inanmak ayrı bir mantıksızlık.
      önceden bu efsane de “bütün canlılardan birer çift alındı” denirdi.çünkü bir bedeviye göre mantıklıydı.etrafında belki 10-15 çeşit hayvan vardı.gemiye rahat sığardı. ama bugün yaklaşık 10milyon canlı türü tespit edildiği için efsane revize edildi. baktılarki bu kadar canlı gemiye sığmaz. lazım olanlardan birer çift alındı. niye alındı ki. tanrı tufandan sonra ol deyiversin bütün canlılar tekrar önlerinde oluşuversin.
      insanoğlu marsa gitti orda koloni kurmanın peşinde bizim konuştuklarımıza bakıp utanıyorum. ondan sonra diyorsunuzki “herkes müslümanları sömürüyor,birbirine düşürüyor” çünkü hakediyorsunuz. bu cahillikle bu hikayelere inananlar sonuna kadar bu muameleyi hakediyor.
      eşşek olana semer vuran çok olurmuş.
      sene olacak 2500. dünya yaşanamaz bir yer haline gelecek.millet pılını pırtını toplayıp marsa yerleşecek. burda müslümanlar “oje sürmek günahmı,kadının kulağı gözükse olurmu?,oruçluyken kulağıma su kaçtı acaba bozulurmu? ” gibi işlerle uğraşacak.
      gerçekler acıdır. kabullenmeside zor olur. acıtır.

      • Gencer dedi ki:

        Rammsteinn dostum öncelikle 150 bin Kilometrekare olacak.Ayrıca ol deyince olması öyle kolay olmuyor.Öncelikle Çamur lazım sonra çamurdan inşa edilecek bir insanın kaburgasını söküp (uyuşturucusuz) kadın yapcan ondan sonra çocukları olacak sonra ensest ilişki yaşayıp üreyecekler ohooo baya iş anlayacağın.
        Bahsi geçen alan Türkiyenin yaklaşık 5 te 1 i (Ülkemiz 780 bin Kilometrekare.) Bu masal Tufan Dünya üzerinde bu kadar küçük bir alanda geçiyorsa ne gerek var her çiftten almaya?
        Geçenlerde Japonyaya da oldu kimse gemi yapmadı Dünya üzerindeki canlılarda bitmedi yani.

        Bu Kitapları komedi niyetine okuyacaksın.
        O kadar eğlenceli ki.
        Birde bunları gerçek zannedenler yok mu; bizim insanımız dolandırılmayı hak ediyor.
        Farz ve sünnetle uğraşıp dünyadan göçüyoruz.

        İyi akşamlar.

  10. Abdullah dedi ki:

    1500 sene önceden insanın değil bilim tuvaletini yapacak yer bulamadığı bir çağda, insanın oluşumunu detayları ile anlatan (Müminun suresi 14. ayet – Bakara 259. ayet) bilimin cortladığı yerde kuantum ve uzay olaylarını detaylı anlatan, 1500 yıl önceden GENİŞLEYEN UZAY tezini öne süren ve ancak günümüzde ispatlanabilen !! pek çok bilgiyi İlahi Kelimetullah olan KURAN’I- KERİM’de apaçık görebiliyoruz.. Ama görmek isteyene.. Madem modern bilimden bahsediyoruz, Bilimsel ispatları yapılan pekçok konu, Kuran’da mevcut ve açıp okumak isteyen oradan bakabilir bu ayetlere..

    Ama sizin ki Bilimsellik değil.. sizinki düpedüz Allah düşmanlığı.. Şeytan da sizin gibi kibirinden bu dolayı bu hale geldi. Sizin gibilere ancak şu söz söylenir: “Onlar istedikleri her mucizeyi görseler, yine de ona inanmazlar. Hatta o Allah’tan gelen gerçekleri örtbas etmeye çalışanlar sana geldikleri zaman, seninle çekişmeye kalkışarak: “Bu Kur’ân, eskilerin masallarından başka bir şey değildir” derler.” (En’Âm Suresi -25. Ayet)

    • 1okuyucu dedi ki:

      Abdullah;

      Yahut görmedin mi o kimseyi ki, evlerinin duvarları çatıları üzerine çökmüş (alt üst olmuş) bir kasabaya uğradı; “Ölümünden sonra Allah bunları nasıl diriltir acaba!” dedi. Bunun üzerine Allah onu öldürüp yüz sene bıraktı; sonra tekrar diriltti. Ne kadar kaldın? dedi. “Bir gün yahut daha az” dedi. Allah ona: Hayır, yüz sene kaldın. Yiyeceğine ve içeceğine bak, henüz bozulmamıştır. Eşeğine de bak. Seni insanlara bir ibret kılalım diye (yüz sene ölü tuttuk, sonra tekrar dirilttik). Şimdi sen kemiklere bak, onları nasıl düzenliyor, sonra ona nasıl et giydiriyoruz, dedi. Durum kendisince anlaşılınca: Şimdi iyice biliyorum ki, Allah her şeye kadirdir, dedi. (bakara-259)

      Sonra nutfeyi alaka (aşılanmış yumurta) yaptık. Peşinden, alakayı, bir parçacık et haline soktuk; bu bir parçacık eti kemiklere (iskelete) çevirdik; bu kemikleri etle kapladık. Sonra onu başka bir yaratışla insan haline getirdik. Yapıpyaratanların en güzeli olan Allah pek yücedir. (muminun -14)

      Göğü kendi ellerimizle biz kurduk ve biz (onu) elbette genişleticiyiz. (zariyat-47)

      bula bula bunları mı buldun?

      Kuran, eskilerin masallarının Kuranda güncellenmiş halidir ve güncellendiği çağda çakılıp kalmıştır, en azından orta çağ Avrupası ayarına gelebilseydi, yinede bir miktar mesafe kat etmiş sayılabilirdi?

      Müminin-14, iskelet görmüş, cenin görmüş, sezaryenle ameliyatın bile çok önceden bilindiği o günün toplumu için bilinmeyen şeyler değil, nuftenin ise kadının salgıladığı sıvıyla, erkeğin menisi olduğunu da biliyorlardı, ama Kuranın tanrısı meninin nereden geldiğini bile bilmiyor,

      bakara-259 ise doğa yasalarıyla hiçbir alakası olmayan, Kurana inandığınız için inanmak zorunda olduğunuz mitolojik bir masal,

      genişleyen gök yüzü değildir, çünki sonsuz boşluk içerisinde maddeyi çevreleyen boşluğun genişlediğinden söz edilemez,

      genişlemeden kasıt, henüz teoriden öteye gitmeyen bing bang teorisine göre gök cisimlerinin birbirinden uzaklaştığı mesafedir, onu da aralarındaki mesafe diğer galaksilere göre daha uzak olan galaksilerdeki renk değişikliğine göre açıklıyorlar ki, patlama esnasında etrafa gelişi güzel saçılan kimyasalların meydana getirdiği milyarlarca galaksinin birbirlerinden eşit uzaklıkta olacağı düşünülemez, yani bir balonun üzerinde kalemle gelişigüzel noktalar işaretleyip balonu şişirdiğimizde noktaların birbirinden farklı uzaklıkta olduklarını görürüz, o nedenle birbirlerinden mesafe olarak uzak olan galaksiler, gök cisimlerinin genişlediğinin kanıtı olamaz,

      özetle, eğer bing bang teorisi doğruysa genişleyen gökyüzü değil evrendir, yani gök cisimlerinin birbirlerinden uzaklaşmalarıdır,

      boşluk demişken sana da sorayım,
      tanrı sonsuz boşluğu yok edebilir mi?

      birde bakara-178’i yorumlamanı rica edeyim,

      Ey iman edenler! Öldürülenler hakkında size kısas farz kılındı. Hüre hür, köleye köle, kadına kadın (öldürülür). Ancak her kimin cezası, kardeşi (öldürülenin velisi) tarafından bir miktar bağışlanırsa artık (taraflar) hakkaniyete uymalı ve (öldüren) ona (gereken diyeti) güzellikle ödemelidir. Bu söylenenler, Rabbinizden bir hafifletme ve rahmettir. Her kim bundan sonra haddi aşarsa muhakkak onun için elem verici bir azap vardır. (bakara-178)

    • sarp mustafa dedi ki:

      Senin gibi cahilleri bilgilendirmek işe yaramaz ama yine de elimizden geleni yapalım.

      1. Kuran tek bilgi kaynağı değildir.
      2. Kurandan başka antik çağlarda yaşamış medeniyetlerin tabletlerinde yazanları hiç araştırdın mı?
      3. Araştırmadıysan nasıl oluyorda kuran 1400 sene evvel yazdı diyebiliyorsun.
      4. Kadim uygarlıkların tabletlerini çevirilerini bul ve oku. Bak o zaman ne göreceksin biliyor musun? Kuran 1400 sene evvel yazmış dediğin şeyleri kadim uygarlıklar 6000 sene evvel yazmışlar. Hatta daha eskileri de vardır. Senin kuranın mucize ise bu kadim uygarlıkların tabletleri mucize ötesidir. Bilgi hazinesidir. Senin kuranın onların yanında cin ali kitabı gibi durur.
      Yaptığınız cahil cesaretlidir. Bilgisizliktir. Bu laf bu forumda binlerce kez söylenmiştir. Ama gel gör ki din cahilleri ellerinde kurandan başka kitap olmadıklarından bu lafları her zaman yemek mecburiyetinde kalırlar.

      • Ess dedi ki:

        Kuran tek doğru hak kitaptır. En azından artık öyle diğerleri Değiştirilmiş olduğundan ve Yaradana ait olduğundan. Bir yaratılanın yazdıklarıyla mukayese bile edlemeeeeezzzzzz! Tabiiii inanıyorsanız yoksa zaten cahillere bende tartışmam

  11. hakan adanır dedi ki:

    abdullah bey bizdeki allah düşmanlığı değil bizdeki anasına bak kızını al misali o kadar çok güzel bilimsel bir kitabınız varsa neden her yıl müslümanlardan bir Albert Einstein çıkmıyor onu anlamıyoruz.Mümkünse bize bu mantık çelişkisini bildiğimiz mantık kuralları çerçevesinde anlatırmısınız.

    • bilal dedi ki:

      Sn.hakan adanır,

      Araştırmadığınızdan dolayı müslüman bilim adamlarından haberiniz yoktur.!!!

      Bazı Müslüman Bilim Adamları ve Buluşları !!!

      Abdüsselam : ( 1926 – ) Pakistanli Fizik Bilgini Ilk nobel ödülü alan müslüman bilim adami.

      Ahmed Bin Musa : ( 10. yüzyil ) Sistem mühendisliginin Öncüsü. Astronom ve Mekanikçi.

      Aksemseddin : ( 1389 – 1459 ) Pasteur’dan önce Mikrobu bulan ilk bilim adami. Istanbulun fethinin manevi babasidir. Fatih sultan Mehmet’ in Hocasidir

      Ali Bin Abbas : ( ? – 994 ) 1000 sene önce ilk kanser ameliyatini yapan bilim adami. Kilcal damar sitemini ilk defa ortaya atan bilim adamidir. Eski çagin en büyük hekimlerinden olan hipokratesin (Hipokrat) Dogum olayi görüsünü kökünden yikti.

      Ali Bin Isa :(11.yüzyil) Ilk defa göz hastaliklari hakkinda eser veren müslüman bilim adami.

      Ali Bin Ridvan : ( ? – 1067 ) Batiya tedavi metodlarini ögreten islam alimi.

      Ali Kusçu : ( ? – 1474 ) Ünlü Bir türk astronomi ve matematik bilginidir.

      Ammar : ( 11 yüzyil ) Ilk katarak ameliyatini kendine has biçimde yapan müslüman bilim adami.

      Battani : ( 858 – 929 ) Dünyanin en meshur 20 astrononumdan biri trigonometrinin mucidi, sinus ve kosinüs tabirlerini kullanan ilk bilgin.

      Dinaveri : ( 815 – 895 ) Botanikçi Ve astronom alimi olarak bilinir.

      Ebu Kamil Suca : ( ? – 951 ) Avrupaya matematigi ögreten islam bilgini.

      Ebu’l Fida : ( 1271 – 1331 ) Büyük Bir bilgin tarihçi ve cografyacidir.

      Ebu’l Vefa : ( 940 – 998 ) Matematik ve Astronomi bilginidir trigonometriye tanjant, kotanjant, sekant ve kosekanti kazandiran matematik bilginidir.

      Ebu Maser : ( 785 – 886 ) Med-cezir olayini (gel-git) ilk kesfeden bilgindir.

      Farabi : ( 870 – 950 ) Ses olayini ilk defa fiziki yönden ele alip açiklayip izah getiren ilk bilgindir.

      Fergani : ( 9. yüzyil ) Ekliptik meyli ilk defa tesbit eden astronomi alimi.

      Giyasüddin Cemsid : ( ? – 1429 ) Matematik alimi. Ondalik kesir sistemini bulan çemsid cebir ve astronomi alimi.

      Harizmi : ( 780 – 850 ) Ilk cebir kitabini yazan ve batiya cebiri ögreten bilgin. Adı algoritmaya isim oldu rakamlari Avrupa’ ya ögreten bilgin. Cebiri sistemlestiren Bilgin.

      Hasan Bin Musa :(–) Dünyanin çevresini ölçen,üç kardesler olarak bilinen üç kardesten biri

      Hazini : ( 6 – 7 yüzyil ) Yerçekimi ve terazilerle ilgili izahlarda bulunan bilgin.

      Hazerfen Ahmed Çelebi : ( 17. yüzyil ) Havada uçan ilk Türk. Planörcülügün öncüsü.

      Huneyn Bin Ishak : ( 809 – 873 ) Göz doktorlarina öncülük yapan bilgin.

      Ibni Avvam : ( 8. yüzyil ) Tarim alaninda ortaçag boyunca kendini kabul ettiren bilgin.

      Ibni Battuta : ( 1304 – 1369 ) Ülke ülke , kita kita dolasan büyük bir seyyah.

      Ibni Baytar : ( 1190 – 1248 ) Ortaçagin en büyük botanikçisi ve eczacisidir.

      Ibni Cessar : ( ? – 1009 ) Cüzzam hastaliginin sebeb ve tedavilerini 900 sene önce açiklayan müslüman doktor.

      Ibni Ebi Useybia : ( 1203 – 1270 ) Tip Tarihi hakkinda essiz bir eser veren doktor.

      Ibni Fazil : ( 739 – 805 ) 12 asir önce ilk kagit fabrikasini kuran vezir.

      Ibni Firnas : ( ? – 888 ) Wright kardeslerden önce 1000 sene önce ilk uçagi yapip uçmayi gerçeklestiren alim.

      Ibni Haldun : ( 1332 – 1406 ) Tarihi ilim haline getiren sosyolojiyi kuran mütefekkir. Psikolojiyi tarihe uygulamis, ilk defa tarih felsefesi yapan büyük bir islam tarihçisidir. Sosyolog ve sehircilik uzmani.

      Ibni Hatip : ( 1313 – 1374) Vebanin bulasici hastalik oldugunu ilmi yoldan açiklayan doktor.

      Ibni Havkal : ( 10. yüzyil ) 10 asir önce ilmi degeri yüksek bir cografya kitabi yazan alim.

      Ibni Heysem : ( 965 – 1051 ) Optik ilminin kurucusu büyük fizikçi. Islam dünyasinin en büyük fizikçisi, batili bilginlerin öncüsü, göz ve görme sistemlerine açiklik kazandiran alim. Galile teleskopunun arkasindaki isim.

      Ibni Karaka : ( ? – 1100 ) Dokuzyüz yil önce torna tezgahi yapan bilgin.

      Ibni Macit : ( 15. yüzyil ) Ünlü bir denizci ve cografyaci. Vasco da Gama onun bilgilerinden ve rehberliginden istifade ederek hindistana ulasti.

      Ibni Rüsd : ( 1126 – 1198 ) Büyük bir doktor, astronom ve matematikçidir.

      Ibni Sina : ( 980 – 1037 ) Doktorlarin sultani. Eserleri Avrupa üniversitelerinde 600 sene temel kitap olarak okutulan dahi doktor. Hastalik yayan küçük organizmalar, civa ile tedavi, pastör’ e isik tutmasi, ilaç bilim ustasi, dis belirtilere dayanarak teshis koyma, botanik ve zooloji ile ilgilendi, Fizikle ilgilendi, jeoloji ilminin babasi.

      Ibni Türk : ( 9. yüzyil ) Cebirin temelini atan islam bilgini.

      Ibni Yunus : ( ? – 1009 ) Galile’den önce sarkaci bulan astronom.

      Ibni Zuhr : ( 1091 – 1162 ) Endülüsün en büyük müslüman doktorlarindan asirlarca Avrupa’da eserleri ders kitabi olarak okutuldu.

      Ibnünnefis : ( 1210 – 1288 ) Küçük kan dolasimini bulan ünlü islam alimi.

      Ibrahim Efendi : ( 18. yüzyil ) Osmanlilarda ilk denizaltiyi gerçeklestiren mühendis.

      Idrisi : ( 1100 – 1166 ) Yedi asir önce bügünküne çok benzeyen dünya haritasini çizen cografyaci.

      Ihvanü-s Safa : ( 10. yüzyil ) çesitli ilim dallarini içine alan 52 kitaptan meydana gelen bir ansiklopedi yazan ilim adami. Astronomi , Cografya, Musiki, Ahlâk, Felfese kitaplari yazmistir.

      Ismail Gelenbevi : ( 1730 – 1791 ) 18 yüzyilda osmanlilarin en güçlü matematikçilerinden.

      Istahri : ( 10. yüzyil ) Minyatürlü cografya kitabi yazan bilgin.

      Kadizade Rumi : ( 1337 – 1430 ) Çagini asan büyük bir matematikçi ve astronomi bilgini. Osmanlinin ve Türklerin ilk astronomudur.

      Kambur Vesim : ( ? – 1761 ) Verem mikrobunu Robert Koch’dan 150 sene önce kesfeden ünlü doktor.

      Katip Çelebi : ( 1609 – 1657 ) Osmalilarda rönesansin müjdecisi cografyaci ve fikir adami.

      Kazvini : ( 1203 – 1283 ) Ortaçagin Herodot’u müslümanlarin Plinius’u , astronom ve cografyaci bilgin.

      Kemaleddin Farisi : ( ? – 1320 ) Ibni Heysem ayarinda büyük islam matematikçisi, fizikçi ve astronom.

      Kerhi : ( ? – 1029 ) Islam Matematikçilerinden.

      Kindi : ( 803 – 872 ) Ibni Heysem’e kadar optikle ilgili eserleri kaynak olan bilgin. Fizik, felsefe ve matematik alaninda yaptigi hizmetleri ile taninmistir.

      Kursunoglu Behram : ( 1922 – ? ) Genellestirilmis izafiyet teorisini ortaya atan beyin güçlerimizden. Halen prof. Behram Kursunoglu Amerika da florida üniversitesinde teorik fizik merkezinde baskanlik yapmaktadir.

      Lagarî Hasan Çelebi : ( 17. yüzyil ) Füzeciligin atasi, osmanlilarda ilk defa füze ile uçan bilgin.

      Macriti : ( ? – 1007 ) Matematikte baskan kabul edilen Endülüslü Matematikçi ve astronom.

      Magribi : ( 16. yüzyil ) Çaginin en büyük matematikçilerinden . Magribinin eseri olan “Tuhfetü’l Ada” isimli kitabinda üçgen, dörtgen, daire ve diger geometrik sekillerinin yüz ölçümlerini bulmak için metodlar gösterilmistir.

      Maasallah : ( ? – 815 ) Meshur islam astronomlarindandir. Usturlabla Ilgili ilk eseri veren bilgindir.

      Mes’ûdi : ( ? – 956 ) Kiymeti ancak 18. 19. Yüzyillarda anlasilan büyük tarihçi ve cografyaci. Mesudi günümüzden 1000 sene önce depremlerin olus sebebini açiklamistir. Mesûdinin eserlerinden yel degirmenlerinin de müslümanlarin icadi oldugu anlasilmistir.

      Mimar Sinan : ( 1489 – 1588 ) Seviyesine bugün dahi ulasilamayan dahi mimar. Mimar Sinan tam manasi ile bir sanat dahisidir.

      Muhammed Bin Musa : ( 9. yüzyil ) Dünyanin Çevresini ölçen 3 kardesten biri. Matematikçi ve astronom.

      Mürsiyeli Ibrahim : ( 15. yüzyil ) Piri reisten 52 sene önce bugünkü uygun Akdeniz haritasini çizen haritaci. Günümüzden 500 sene önce kadar önce yasamistir.

      Nasirüddin Tusi : ( 1201 – 1274 ) Trigonometri sahasinda ilk defa eser veren, Meraga rasathanesini kuran, matematikçi ve astronom.

      Necmeddinü-l Misri : ( 13 yüzyil ) Çaginin ünlü astronomlarindan.

      Ömer Hayyam : ( ? – 1123 ) Cebirdeki binom formülünü bulan bilgin. Newton veya binom formülünün kesfi ömer hayyama aittir.

      Piri Reis : ( 1465 – 1554 ) 400 sene önce bu günküne çok yakin dünya haritasini çizen büyük cografyaci. Amerika kitasinin varligini kristof kolomb ‘dan önce bilen ünlü denizci.

      Razi : ( 864 – 925 ) Kesifleri ile ün salan asirlar boyunca Avrupa’ya ders veren kimyager doktor ünlü klinikçi. Devrinin En büyük bilgini Ibni Sina ile ayni ayarda bir bilgin.

      Sabit Bin Kurra : ( ? – 901 ) Newton’ dan çok önce diferansiyel hesabini kesfeden bilgin. Dünyanin çapini dogru olarak hesaplayan ilk islam bilgini. Matemetik ve astronomi alimi.

      Sabuncu Oglu Serefeddin : ( 1386 – 1470 ) Fatih devrinin ünlü doktor ve cerrahlarindandir. Deneysel fizyolojinin öncülerindendir.

      Seydi Ali Reis : ( ? – 1562 ) Ünlü bir denizci, matematik ve astronomi alimidir.

      Semsettin Halili : ( ? – 1397 ) Büyük bir astronomi bilginidir.

      Sihabettin Karafi : ( ? – 1285 ) orta çagin en büyük fizikçi ve hukukçularindan.

      Takiyyüddin Er Rasit : ( 1521 – 1585 ) Istanbul rasathanesi ilk kuran çagindan çok ileride asrin önde gelen astronomi alimidir.

      Ulug Bey : ( 1394 -1449 ) Çaginin en büyük astronomu ve trigonometride yeni çigir açan ünlü bir alim ve hükümdar.

      Zehravi : ( 936 -1013 ) 1000 sene önce ilk çagdas ameliyati yapan böbrek taslarinin nasil çikarilacagini ve ilk böbrek ameliyatini gerçeklestiren bilim adami..

      Zerkali : ( 1029 – 1087 ) Keşif ve hizmetleri ile ün salmis astronomi alimidir.

      Saygılarımla..

      • rammsteinn dedi ki:

        bilal
        nerde bilimadamı lafı geçse bu listeyi kopyalayıp yapıştırıyorsun.
        bu listenin toplamı acaba 1 einstein yaparmı?
        çiçek aşısını bulan kişinin kaç milyon insan hayatını kurtardığını biliyormusun?
        bilmek istemezsin. çünkü sana göre
        Ibni Battuta : ( 1304 – 1369 ) Ülke ülke , kita kita dolasan büyük bir seyyah.
        çok büyük insandır. çünkü müslümandır. listeye kata kata bir seyyahımı katıyorsun? günümüzde bu adam gibi kaç seyyah olduğunu biliyormusun?
        sırf altta kalmamak için ortaya attığınız bu liste aslında sizin utanç listenizdir. eğer ben bir liste çıkaracak olursam bu listeyi ona katlarım. içinde sizin yazdıklarınızdan çok daha faydalı işler yapan bilimadamları olur.
        tv,internet,pc,telefon,genetikçiler,aşılar,elektrik, vs vs
        bunları bulan insanlar ile sizin listedekileri kıyaslamak bile insan aklıyla dalga geçmektir.

        sizin yapacağınız liste ancak terörizmi en iyi uygulayanlar listesi olur. dünyada şu anda islam ile birlikte kullanılan tek kelime terörizmdir. şimdi moda işid. ezidi erkekleri diri diri gömen , kadınlarına tecavüz eden,köle yapan sizin insanlarınız.
        bu olayları protesto edenleri gördünüz mü acaba? ben görmedim.
        ama yahudiler , müslümana saldırınca protestoların haddi hesabı yok. bu mudur sizin dininiz?

        yahudi , müslümana saldırır. dünyayı ayağa kaldırırsınız.
        müslüman ezidiye saldırır. tık yok.

        aman siz zahmet etmeyin lütfen . alacağım cevabı ben biliyorum.
        “bu terör örgütlerinin islam ile hiçbir alakaları olamaz”

        o müslüman değil,bu hiç değil,onlar zaten olamaz . ee
        lafa geldimi “1 milyar müslüman var dünyada” demesini iyi biliyorsunuz.

      • 1okuyucu dedi ki:

        Bilâl;

        saydıklarının içerisinde büyük çoğunluğu Arap değil, (bir çoğu Türk veya Asya Ülkelerinden) genellikle devletler ister güçlü (emperyalist) ister güçsüz olsun, siyaset olarak bilimsel çalışmalara karşı çıkmazlarsa da, din adamlarının egemen olduğu toplumlarda bilim adamları din adamlarına rağmen bilimle uğraşırlar, bilimle uğraşanlarının çoğununda dinle ilgisi olup olmadığı tartışılır?

        İslâm aleminde bilimsel çalışmalara Gazali dönemiyle birlikte son vermiştir, hristiyanlar ise rönensans ve reform hareketleriyle katolik din adamlarının egemenliğini yıkarak, tabiri caizse 1453 yıl önce yasaklanmış olan bilimsel çalışmaların önünü açmışlardır,

        bunda, İstanbulu fetheden Fatih Sultan Mehmet en önemli rolü oynamıştır, İstanbulun fethiyle (işgaliyle) birlikte istanbuldan Avrupaya kaçan bilim adamları Avrupada Rönesans ve reform hareketlerini başlatarak Avrupada orta çağ karanlığına son vermiştir,

        islâm aleminde ise Gazali, dini bilimler mi? müsbet bilimler mi? tartışmasının cevabını dini bilimler diyerek bilim adamlarının önünü kapatmıştır, yani İslâm alemini orta çağ karanlığına mahkum etmiştir, sanki ikisi bir arada olamazmış gibi?

        olamazmış herhalde ki daha düne kadar dinle bilim bir arada olamaz diyenler vardı,
        Arabistanda ise halâ bilimsel gerçekleri (dünyanın yuvarlak olduğunu ve kendi ekseni etrafında döndüğünü) reddedenler var

        eğer varsa bilimle ilgili bir bayrak, Avrupalılar bayrağı kaptırmamak üzere Müslümanlardan devralmışlardır, işin özeti bu?

        Ömer Hayyam’ı saymasaydın zılgıtı yemiştin.

      • karaca dedi ki:

        Haklısın kardeşim yukarıda yazılı olan islam coğrafasında yaşamış olan bu zatların reklamı
        olmamış, önem verilmemiş Albert Einstein gibi meşhur olmamıştır tek sebebi budur islam coğrafyasından ilim bilim insanı çıkmamıştır demek tamamen cahilliktir.

  12. hakan adanır dedi ki:

    Bilal bey özrünüz kabahatinizden beter ben her yıl bir albert çıkarmanız gerekir demişim sizde yaklaşık bir asırdır tık yok.

  13. hakan adanır dedi ki:

    Bide Bilal bey listede bayan ismi yok bunda islamın kadına verdiği değer etkilimidir acaba bu konudaki düşünlerinizi alabilirmiyiz?Listede 2-3 bayan ismi olması bence bu dinin daha bilimsel ve evrensel bir din olmasını sağlayabilirdi kanımca

    • Ess dedi ki:

      Bir kadın olarak Gözlerim yaşardı. Keşke her konuda Kadınları bukadar savunsanız. Şu islâmda olmasa kime saracaksınız. Bilimle açıklanamayan bir çok olay var. Arının uçması gibi. Gözlerinize set çekildiği için bir çok şeyi göremezsiniz. Istesenizde gördürülmez size çünkü😉

      • 1okuyucu dedi ki:

        Ess;

        Bir kadın olarak Gözlerim yaşardı. Keşke her konuda Kadınları bukadar savunsanız. Şu islâmda olmasa kime saracaksınız. Bilimle açıklanamayan bir çok olay var. Arının uçması gibi. Gözlerinize set çekildiği için bir çok şeyi göremezsiniz. Istesenizde gördürülmez size çünkü

        doğru söylüyorsun, sizin tanrınız bizim kalp gözümüzü mühürlediği için Kuranı anlayamıyoruz, anlayamadığımız içinde yanlış çıkarımlarda bulunuyoruz,

        örneğin; Kuranın tanrısının çok eşliliğe cevaz vermesi nedeniyle islâmiyeti kabul eden her kadının aynı zamanda üzerine kuma gelmesini veya başka bir eve kuma gitmeyi de kabul ettiğini düşüyoruz, bir kadın için onur kırıcı olan, kadını cinsel obje olarak gören, satılık mal olarak gören kadını aşağılayıcı böyle bir uygulamanın İslâmiyeti kabul eden kadınların onur meselesi yapmayacağını düşünüyoruz, çünki islâmiyeti kabul eden herkesin Kuranın tanrısının ayetlerine muhalefet etmeyeceği varsayımından hareket ederek böyle düşünüyoruz, yani İslâmiyeti kabul eden kadınların bile bile lades dediklerini düşünüyoruz, ayrıca hiçbir erkeğin adaleti sağlama konusunda erkeklik gururundan taviz vermeyeceğini, yani adaleti sağlama şartını mutlaka yerine getireceğini düşünüyoruz, ayrıca kadının ekonomik özgürlüğünün olmadığı toplumlarda, rahat bir yaşam sürmek isteyen kadınların zenginlerin bilmem kaçıncı eşi olmalarına aldırmayacaklarını düşünüyoruz,

        gördüğün gibi, biz Kuranı anlamadığımız için hep böyle yanlış zanlarda bulunuyoruz, sen artık bizim kusurumuza bakma, saç örtünü takarken de dikkat et saçın görünmesin?

        erkekler neyse de kadınların ataerkil bir dini savunmaya kalkmalarını doğrusu hiç anlayamıyorum.

      • 1okuyucu dedi ki:

        düzeltme;

        alıntı yaptığımı belirtmeyi unuttuğum aşağıdaki ifade bana ait değildir,

        Bir kadın olarak Gözlerim yaşardı. Keşke her konuda Kadınları bukadar savunsanız. Şu islâmda olmasa kime saracaksınız. Bilimle açıklanamayan bir çok olay var. Arının uçması gibi. Gözlerinize set çekildiği için bir çok şeyi göremezsiniz. Istesenizde gördürülmez size çünkü

    • bilal dedi ki:

      Sn.hakan adanır.

      Listede bayan ismi yok diyorsunuz !!

      Bunun sebepleri,

      a ) Peki bu islamın suçu mu,yoksa taa Emevilerden beri halkı müslüman olan ülkeleri yöneten ve kadına değer vermeyen islam dışı monarşi rejimleri mi ?

      b ) O günden beri halkı müslüman olan ülkeler şu an Suudi Arabistan da olduğu gibi hep islam dışı monarşi rejimleriyle yönetilmişlerdir.

      c ) Bu durum sadece müslümanlar için değil,genel anlamda müslüman olmayanlar için de aynen geçerlidir,çünkü bayan ismini onlarda da pek bulamıyoruz varsa da,erkeğe nazaran çok azdır.!!!

      d) Kadınlar bilimle vs.uğraşmamışlarsa,bunun yegane sebebi kadına değer vermeyen islam dışı rejimler olduğu gibi kadının da duyarsız kalması ikinci bir sebeptir.!!!

      Saygılarımla..

      • pamuk1kale dedi ki:

        Soru:Filistin ve Filistinliler…
        El Cevap:Ah o Yahudiler yokmu,ah o İsrail hepsi onların suçu
        Soru:Irak…
        El Cevap:Hepsi Abd nin suçu
        Soru:Mısır…
        El Cevap: Yine Abd ama bu kez mısırdaki Hristiyanlar,münafıklar
        Soru:Işid…
        El Cevap:Hiçbiri Müslüman değil,piyon bunlar
        Soru:Taliban…
        El Cevap:Onlar Müslüman değil
        Soru:S.Arabistan,kuveyt
        El Cevap:Onlarda Müslüman değil
        Soru:İran…
        El Cevap:Şeriatla alakaları yok,geçiniz Müslüman değil
        Sorular ve El cevaplar uzarda uzar…
        Bugün duydum haberlerde;
        Yolsuzluk beklentisi en düşük olan ilk 3 ülke sanırım Finlandiya,norveç diğeride yine oralardan bir ülke
        Biz nerdeyiz? Diplerde ve gittikçe aşağı doğru düşüyoruz.Başımızda karma eğitimden memnun olmayan,habire imam hatip okulları açan,onları taçlandıran,iki lafından biri allah peygamber olup araya ayetler sokuşturan…insanlar var ve yolsuzluk algısı gittikçede artıyor.
        Sen vermeden ben cevap vereyim Sayın Bilal:
        El Cevap:Onlar Müslüman değil,hadi yumuşatalım islamı yanlış anlamış,yanlış algılamış olanlar.

      • 1okuyucu dedi ki:

        pamuk1kale;

        —Sorular ve El cevaplar uzarda uzar… (senden alıntı)

        Kuranın tanrısının gönderdiği dinin uygulanmadığını söylemek, Kuranın tanrısının din gönderme konusundaki çabasını yok saymak anlamına gelir,

        Kuranın tanrısı taaa! Ademle başlayıp 1400 sene öncesine kadar süren binlerce yıllık bir zaman diliminde, emir ve yasaklarını bildiren bir din göntermiş ama her ne hikmetse, ortada gönderdiği dinden eser yokmuş, bu nasıl bir iştir ki Kuranın tanrısının gönderdiği dinin adı var ama kendisi yokmuş,

        bir tanrı binlerce yıl çabalayarak bir din gönderecek ama ortada gönderdiği dinden eser kalmayacak, bir tanrı böylesine beceriksiz olabilir mi? elbette olamaz,

        Kuranın tanrısının gönderdiği dinden bundan başka bir halt olmayacağını anlayamayanlar, din bu değil diyerek tepki gösteriyorlar, tepki gösterme konusunda haklı olsalarda ama din bu değil konusunda haklı değiller, çünki adına Kuran denilen kitapın getirdiği din bundan başka bir şey değil,

        —Biz nerdeyiz? Diplerde ve gittikçe aşağı doğru düşüyoruz.Başımızda karma eğitimden memnun olmayan,habire imam hatip okulları açan,onları taçlandıran,iki lafından biri allah peygamber olup araya ayetler sokuşturan…insanlar var ve yolsuzluk algısı gittikçede artıyor. (senden alıntı)

        eğitimi içine düşürdükleri durumu savunurken, talep var bahanesinin arkasına saklanıyorlar, talep edenlerde, 5 yaşındaki kız çocuğunu cinsel obje olarak gören sapıklarmış,

        bu arada, şeyhini Kuranın tanrısının sahip olduğu tüm özelliklere sahip olduğunu söyleyenlere Ülkemizdeki yetkili din adamlarından hiçbir tepki gelmemesi oldukça manidar?

        herhalde onlarda dinlerin uydurma olduğunu anlamış olacaklar ki çıkarları! zedelenmesin diye ses çıkarmıyorlar,

      • 1okuyucu dedi ki:

        Bilâl;

        —O günden beri halkı müslüman olan ülkeler şu an Suudi Arabistan da olduğu gibi hep islam dışı monarşi rejimleriyle yönetilmişlerdir (senden alıntı)

        yanılıyorsun, Emevileri bahane edip durma, çünki adına Kuran denilen kitaptan başka türlü helva olmaz,

        ayrıca, İslâm dini uygulama açısından (İslâm şeriatı) toaliter rejimlerin içerisinde en kötüsüdür, çünki İslâm şeriatında Ülkeyi yönetenler tüm yetkilerini Kuranın tanrısından aldıklarını öne sürme hakkına sahiptirler, yani verdikleri fetvalara karşı çıkılması söz konusu değildir, çünki İslâm toplumlarında Kuranın tanrısının öngördüğü biat kültürünün egemen olduğu kemikleşmiş bir toplum yapısı vardır, Ülkemizde ise bu yapının kemikleşmesinde Osmanlı baş rol oynamıştır?

        din adamlarının din adına ahkâm kesme konusunda (fetva) kendilerini sınırsız yetkili görmesi karşısında din adamlarının otoritesine son vermek isteyenler, din dışındaki yönetim şekillerine yönelme yoluna gitmişler, bu denemelerinde bazı diktatörlerin ortaya çıktığı istenmeyen durumlarla da karşılaşmışlarsada, insanlar doğrudan demokrasinin uygulama alanı olmaması nedeniyle en iyi yönetim şeklinin laik demokrasi olduğunda karar kılmışlar,

        hristiyanlar, yıllarca süren mücadeleri sonucunda, din konusunda en yetkili otorite olan papayı vatikana hapsedip, yani papayı Ülke yönetiminde yönetim dışına iterek, oldukça kanlı geçen laik demokrasi serüveni sonucunda insanlar için en iyisi olmasa bile mevcutların içerisinde açık ara en iyisi olan laik demokratik sistemi bulmuşlardır,

        onları arayışa iten en önemli sebep, din adamlarının aforoz etme yetkisidir, öylesine ki bu yetkilerini demoklesin kılıcı gibi krallara karşı bile koz olarak kullanmışlardır, bu sayede kralları bile susturarak, yani istedikleri gibi at oynatarak bilimin önüne bile set çekebilmişlerdir, dini uygulamalarda keyfi davranabilmişlerdir, istediklerini cadılıkla, istediklerini kâfirlikle suçlayabilmişlerdir,

        Ülkemizde ise, Atatürk’ün göle çaldığı maya, dinci yobazların gayretleri sonucu tutmamıştır, çünki halk dinci yobazların safında yer almıştır, böyle olması normaldir, çünki dini kurallara göre uygulanmayan yönetim şekli, Kuranın tanrısının dininin egemen olmasına engeldir,

        bulundukları coğrafya nedeniyle mecburen Müslüman oldukları için Araplara bir şey diyemem ama Türkler islâmiyeti seçerek tercihlerini biat kültürünün egemen olduğu ataerkil bir toplum yapısından yana, yani ortaçağ karanlığından yana yapmışlardır, o nedenle eşinin işi nedeniyle yıllarca şeriatle yönetilen ülkelerde kalıp, Ülkemize döndüklerinde iyi ki Atatürk gibi bir liderimiz varmış diyen baş örtülü hanımlardan özür dileyerek böyle bir saptamada bulunuyorum, ne yapalım ki realite bu? yani diğer Müslüman toplumlarda olduğu gibi Türklerinde zurnası Kuran, hoşafı İslâm şeriatı?

  14. Hakikat dedi ki:

    Ad kavmi semud kavmi gibi nice kavimler de ayrı tufanlar ile yok olmuştur.
    Mevla’nın verdiği akılla haşa Mevla’da bir noksan bulamazsın;aklın buna hüviyeti yoktur.
    Milyarlarca yıldır,oksijensiz ortamda yanan ve yok olmayan güneşi şahit tutarım ki fizik demişti ki oksijensiz ortamda ateş olmaz ve yanan her ateş yok olmak ve sönmek zorundadır.O halde ateizm ufkundan bakılarak ilim aranamaz!Yerkürenin altı muhakkak ki gördüğümüzün binlerce katını yutacak kadar geniştir.yerin altını ve üstünü katman katman yaratan Allah elbet o an için bir katmanı yükselterek dünyayı tekrar şekillenditmiştir;o yükselme anında meydana çıkan sular ve ıslak toprak heyelan ve göçükler ile bir alt katmana inmiş ve yükselen yeni katman ve dağlar ise üst katmanı oluşturmuştur.Zira KURAN da misal çıkartmamız gereken hadise de zannımca budur .

  15. Burak dedi ki:

    Bu kadar saçmalık olur mu? Kaplan,aslan vb. gemiden inince ne yediler son kalan 2 geyiği mi 🙂

    • 1okuyucu dedi ki:

      Burak;

      gemiye sadece otçul hayvanları aldılar, geyikleri ise karaya oturdukları bölgekeki aslanlar, kaplanlar yedi. 🙂

  16. karaca dedi ki:

    Hayret doğrusu nuh tufanına martaval diyorsunuz,ben görmedim yaşamadım o deviri.bu olayı kısmende olsa anlatarak bizlere bilgi veren kurandan şüphe duymak diğer ayetlerine de şüphe ile bakmaya neden olur bu inançsızlıktır.siz detaylı bilgi istiyorsunuz ha o zaman inanırız gibi bir şey bu
    niye versin ki kuran detaylı bilgiyi,inanan zaten inanır,ınanmayanın da gözüne soksan gerçekleri yine inanmaz bu mesele inanç itikat meselesi Allaha inanıyorsan yaptıklarına niye yapmış neden yapmış bunu şöyle niye yapmamış,bunu yapmışmı yapmamış mı diye sormazsın yaptım diyorsa yapmıştır yapmadım diyorsa yapmamıştır bize niye yaptın niye yapmadın diye sorgulamak düşmez,ibliste niye yaptın dedi rahmetten sonsuza kadar uzaklaşanlardan oldu inançsızlık boşlukta
    kalmaktır. kafanda kendi dünya düzeni ni kurmaktır sağlam temelleri olmaktan uzaktır. inanmayan iinsanlar yapsınlarda görelim bir sivri sinek kanadını veya bu sivri sineğe benzeyen bir hayvan türetsinler yaşasın çoğalsın yiyip içsin yapsınlar bakalım bir amaca yönelik bu sivri sineğe ne verebiliyorla mademki bir yaratıcıdan şüphe ediliyor veya yarattıklarının bir benzerini yaratsınlarda görelim e mademki yaratamıyorsun o halde her şeyi ben yarattım diyene niye inanmıyorsun ayetlerini bu akıldışı bu akıldışı değil diyerek ayrım yapıyorsun inanacaksan tam inanırsın yok inanmıyorsan kendini sorgula dur,hiç bir yere gidemezsin olduğun yerde çakılır kalırsın o zaman da kaybedenlerden olursunuz insana verilen onuru kaybetmeyelim kaybedenler için ise allaha dua etmekten başka bir çaremiz yok

    • Gencer dedi ki:

      Sayin Karaca .Tahrim Suresi 1-2-3-4 okuyun bakin Kuran inanılacak bir kitap’mi?Bu arada klavye İngilizce olduğu için bu sekilde yazmak zorunda kaldim.Tahrim suresi baslangici bize kuran’in ne amaçla yazildigini göstermektedir.

    • rammsteinn dedi ki:

      cümye bakarmısın

      inanacaksan tam inanırsın yok inanmıyorsan kendini sorgula dur,hiç bir yere gidemezsin olduğun yerde çakılır kalırsın

      günümüz dünyası acaba öylemi? müslüman ülkeler sefalet içinde. sebeb ne acaba? bir bedevinin kendi zevk ü sefası için yazdığı kitap olmasın?
      aynen bu kafayla devam edinki olduğunuz yerde saymaya devam edin. hep birilerine muhtaç kalın. sefaletten cehaletten hiç çıkmayın. çünkü ancak bunu hakediyorsunuz.
      ama demagoji de hazır. “bizi hep sömürüyorlar””
      bu sömürme sizin cehaletinizden kaynaklanıyor olmasın?
      bu cehaletin kaynağı da “dünyaya yuvarlak diyemeyen kitabınız” olmasın?


      insana verilen onuru kaybetmeyelim kaybedenler için ise allaha dua etmekten başka bir çaremiz yok

      aynen ;
      sabahtan akşama kadar ölene kadar dua edin.
      dualarla acaba bir keşif mi yapıldı? gökten bir aşımı indi? gökten yeni nesil bilgisayar mı indi?

      yüzüklerin efendisi ne kadar gerçek hikayeyse,nuh efendinin hikayesi de o kadar gerçektir.

    • hakan adanır dedi ki:

      Karaca emmioğlu sen biraz belgesel izle zihnin açılsın, belliki sen hala sende bir beynin olduğunun farkında değilsin,

    • 1okuyucu dedi ki:

      Karaca;

      —–Hayret doğrusu nuh tufanına martaval diyorsunuz,ben görmedim yaşamadım o deviri.bu olayı kısmende olsa anlatarak bizlere bilgi veren kurandan şüphe duymak diğer ayetlerine de şüphe ile bakmaya neden olur bu inançsızlıktır (senden alıntı)

      sana bilgi veren Kuranın tanrı sözü olduğunun ispatı var mı? biri çıkmış” ben tanrının elçisiyim” demiş, “ben tanrının elçisiyim” diyen tanrının elçisi olduğunu ispatlayamamışken tanrıdan geldiğini söylediği kitabın tanrıdan geldiğinin ispatı mümkün mü?

      tanrı elçi gönderdiğini ispatlamadıkça!!! “ben tanrının elçisiyim” demekle kimse tanrının elçisi olmuyor, “bakın tanrının gönderdiği kitap beni tasdik ediyor” demeklede, kitabın tanrıdan geldiği kanıtlanamıyor, ortaya atılan iddia bozacının şahidi bozacıdan öteye bir anlam taşımıyor, hani derler ya, kendin pişir kendin ye…

      eğer tanrı elçi ve kitap gönderdiyse bunu herkese ispatlamalıdır!!! herkesle (uykuda olabilir) kontak kurarak elçi ve kitap gönderdiğini bildirmelidir, herkes aynı rüyayı gördüğünü birbirine anlattığında, hiç kimsenin kafasında herhangi bir kuşkuya yer kalmaksızın tanrının varlığına elçi ve kitap gönderdiğine inanılır, işte o zaman tanrı, elçi ve kitap gönderdiğini herkese kanıtlamış olur, buda yetmez daha sonraki nesiller içerisinde akli baliğ olan herkesle kontak kurarak elçi ve kitap gönderdiğini kanıtlar,

      o nedenle birinin “ben tanrının elçisiyim” demesi onun tanrının elçisi olduğunun kanıtı olmaz, dolayısıyla tanrıdan geldiğini iddia ettiği kitabında tanrıdan geldiğinin kanıtı olmaz,

      museylimede tanrının elçisi olduğunu iddia ediyordu ama onun arkasında ona kol kanat geren bir kabilesi ve amcaları olmadığı için silinip gitti,

      o nedenle tanrının ispatlamadığı bir elçiliğin, kendisine “ben tanrının elçisiyim” diyenin kendi iddiasından öteye bir anlamı olmaz, “ben tanrının elçisiyim” diyene inananılmasınında, ölümle her şeyin biteceğine inanmak istemeyenlerin, öbür dünya umutlarına cevap veren bir söylemin, doğruluğunu sorgulamadan sarıldıkları can simidinden başka bir anlamı yoktur, sığındıkları argüman ise “ya doğruysa” beklentisinden öteye bir anlamı olmayan züğürt tesellisinden başka bir şey değildir?

      tanrının varlığının ispatını gönderdiğini iddia ettiğin kitaplarla yapmaya kalkarsan, hiçbir zaman ciddiye alınmazsın, çünki tanrının varlığını kitaplarla kanıtlamaya kalktığın zaman bir tanrının neden 4 kitap gönderip farklı dinlere sebebiyet verererek binlerce yıldır din savaşlarına sebep olmasının mantığını açıklamak zorunda kalırsın,

      anlaşılmaz ayetler göndererek, ayni din mensuplarının farklı ekollere bölünerek birbirlerini boğazlamasının sebeplerini açıklamak zorunda kalırsın,

      insanlığa çeki düzen vermek için gönderilen birkaç kitaba, bir sürü peygambere rağmen yeryüzünde din adına birbirlerini boğazlayanlar dışında ne değiştiğini açıklamak zorunda kalırsın,

      “onları yakaladığınız yerde öldürün” veya “onlarla karşılaştığınızda hemen boyunlarını vurun” diye kaba saba bir tanrının kin ve nefret tohumları ekmesinin sebebini açıklamak zorunda kalırsın,

      en başta cennetteki yasak meyve martavalında, cinselliğin farkına varılmasının neden suç olduğunu açıklamak zorunda kalırsın,

      tanrıya inanmanın şartını Kurana inanmak olarak açıklamaya kalkarsan, Kuranın tanrıdan gelmiş bir kitap olduğunu ispatlayamadığın sürece inandığın tanrı inandırıldığın tanrı olmaktan öteye gitmez,

      özetle, sivrisineğin fiziksel yapısını anlatarak, Muhammede inanmayı şart koşan Kuranın uyduruk tanrısından değil, evrenin tanrısından söz etmiş olursun,

      üstelik öyle bir tanrı ki koyduğu doğa yasalarıyla, adına mucize denilen safsatalara geçit vermeyecek bir düzenin tıkır tıkır işlemesini sağlıyor,

      sana şunuda söyleyeyim, sen tanrın yasakladığı için ateistle veya deistle dost olamazsın ama bir ateist veya deist seninle dost olmaktan çekinmez, çünki ateistle deistin gönlüne sınır koyan bir varlık yok, yani sen tanrının müsaade ettiği kadar gönlünü açabilirsin ama bir ateistle bir deist veya Müslüman olmayan herhangi biri gönlünü ardına kadar açar,

      aramızdaki farkı anlatmaya bu örnek yeter sanırım?

  17. karaca dedi ki:

    Ben anlayacağımı anladım siz hepiniz yoldan çıkmışsınız, kuran ve diğer kutsal kitaplar sizin gibi gerçekleri görmeyenlere yol göstermesi için Hakkı teala tarafından indirilmiştir. ama sizde o akıl ne gezer öyle olsaydı zerre kadar aklınıza danışsaydınız bunun sizin ifadenizle ispat edilemeyen bir kitap şeklinde yorumda bulunmazdınız valla siz bilirsiniz hemşerim inananda bu dünyada yaşıyor inanmayanda bu dünyada yaşıyor zamanı gelip bileti kesilince var mıymış yokmuymuş akla kara ortaya çıkar herkes hesabını verir gider sende dersin bana ispat edilmemiş bir kurana niye inanayım diye mazeretinisöylersin, olur bakalım seni yaratan bu mazeretini kabul edermi veya etmezmi burasını bilemem
    Ateistle dost olma meselesine gelince insanlara zarar vermeyen herkes benim dostumdur. insanlara zarar veren herkes benim düşmanımdır bu müslüman olmuş yahudi olmuş ateist olmuş veya bilmem ne olmuş hiç önemli değil insana değer verene bende değer veririm niteliği hiç önemli değil.
    sizi bilmem ama beni bir yaradanın olduğunu biliyorum ve bütün kalbimle inanıyorum bana insan olma şerefini verdiği için de şükrediyorum.
    doğrusu sen neye şükrediyorsun anlamıyorum seni yaradan Allaha ve onun gönderdiği kutsal kitaplara ve peygamberlere ispat edilemediği için inanmıyorsun gibi görünüyor.günü geldiğinde gözündeki bütün perdeler kaldırılırda gerçekleri o zaman tek tek görürsün ama unutma geriye dönüş yok.
    söylenen söz saçma bana inandırılmış olan dine inanıyormuşum, diye yazmışsınız
    Hemşerim benim aklım var,bakıyor takip ediyor yorumluyor,mukayese ediyor,ve bütün veriler tek bir yaratıcıya çıkıyor benim inandığım bu
    ister kuran ister tevrat ister incil hiç biri indirilmese bile hiç bir peygamber gönderilmemiş olsa bile
    ben yüce bir yaratıcının varlığını olduğu gibi kabul ettim bunu bana aklım söylüyor bana ne nuh nede isa nede musa nede Muhammed Aleyselam söyledi ben onlardan duymadım Allahın varlığını ve birliğini bana kuranın ışığında Aklım söyledi Allahın varlığını ve birliğini herşeyi onun yarattığını düşündüm ve inandım
    sizleri bir ağaç bir kaya bir hayvan bir nesne olarak yaratmayıp,İnsan olma şerefini size vermiş bunu görmüyorsunuz hayret ve beni kim yarattı diye sormuyorsun bu kainatı bilinen bilinmeyen herşeyi kim yaratmış diye sormuyorsun belki de soruyorsun ama senin itikatında bunun bir cevabı yok
    ama benim itikatımda basit bir cevap var hemde çok basit bu cevabı verirken hiç zorlanmıyorum
    Herşeyi YÜCE ALLAH yaratmıştır diyorum buna ondan başka hiç bir şeyin gücü yetmez diyorum
    ve bunu tasdikliyorum.
    ya sen

    • 1okuyucu dedi ki:

      karaca;

      açıklamak zorunda kalırsın dediğim şeylerden hiç söz etmeyip yuvarlak laflarla sadece inandım demişsin,

      yani boş boş konuşup hiçbir şey söylemişsin,

  18. karaca dedi ki:

    Unutmadan Tanrı deyip duruyorsun tanrı diye bir şey yoktur, bunu sen uyduruyorsun
    Tanrı diye birşey yoktur. ALLAH vardır.

    • 1okuyucu dedi ki:

      karaca;

      tanrının adı olmaz, tanrı yaratıcı olarak kabul edilir, Allah ise, Muhammet kendini peygamber olarak ilân etmeden önce Mekkelilerin ve ibadethane olarak Kâbeyi kabul edenlerin tanrısının adıdır, Kâbeyi ibadethane olarak kabul edenler kendilerinin İsmailin soyundan geldiklerine inanıyorlardı, Muhammet peygamberliğini ilân edince tanrının ismini Rahman olarak değiştirmek için uğraşmışsa da bunu Araplara kabul ettirememiştir, kabul ettiremeyeceğini anlayınca ister Rahman deyin ister Allah deyin demek zorunda kalmıştır, yani İslâmiyeti kabul edenler tanrılarının isminden ödün vermemişlerdir, dolayısıyla Kuranın tanrısı kerhen Allah ismini kabullenmek zorunda kalmıştır, yani Kuranın tanrısı bir puta verilen ismi kendi isim koleksiyonuna dahil etmek zorunda zorunda kalmıştır.

  19. karaca dedi ki:

    Ey Peygamber! Bu nidâ her şeyden evvel bir ta’zim hitabıdır. Sonra da yapılacak ihtardan asıl maksadın kendi şahsı itibarıyle değil, nübüvvet vasfı itibariyle ümmete tebliği istenen hüküm olduğuna işarettir.

    Niçin haram ediyorsun? Muzâri sîgası hal mânâsı ifade etmekle beraber, istikbâle de ihtimali vardır, binaenaleyh bu sözün mânâsı, “niçin haram kılıyorsun?” demek olabileceği gibi, “niçin haram kılacaksın?” şeklinde de olabilir. Cümlede yer alan soru edatı da inkâr anlamındadır. Bundan dolayı nehiy ifade etmektedir. Yani “İyi değildir, böyle yapma!” demektir. Yukarıda da işaret ettiğimiz gibi tahrim, itikâdî, sözlü veya fiilî olabilecek nitelikte inşâî (dilek kipiyle yapılan) bir haramlıktır. Allah’ın haram kıldığını, kimsenin helâl kılma selahiyyeti olmadığı gibi, helâl kıldığını da haram etmesi sözkonusu değildi. Zira “Allah ve Resulünün haram kıldığını haram saymazlar ve hak dini din edinmezler.” (Tevbe, 9/29); “Allah’ın haram kıldığının sayısını çiğnemek ve onun haram kıldığını helâl kılmak için..” (Tevbe, 9/37) âyetlerinde de geçtiği gibi Allah’ın hükmüne karşı haramı helâl veya helâlı haram itikad edecek yahut ettirecek şekilde bir haramlık meydana getirmeğe kalkışmak, küfür veya sınırlı olarak nehyedilmiş olduğundan bu husus, Peygamber şöyle dursun, müminler hakkında bile düşünülemez. Binaenaleyh burada tahrimden maksat, esas itibariyle fiilî, yahut terkedilmesi helâl olan sözlü veya fiilî bir tahrimdir. Sözlü tahrim, ya “şu haramdır” gibi ihbâr sigasıyla, veya “bana haram olsun” gibi inşâ şeklinde bir sözle olur. Sırf ihbar kasdıyla söylendiği zaman “Helâl olan şu şey bana haramdır.” demek bir yalan olur, tahrim olmaz. Fakat aldım, sattım, boşadım ve haram ettim gibi ihbârlardan inşâ kasdedilebildiği takdirde, yahut “haram olsun” gibi inşâ sigasıyla söylendiğinde, bu bir yemin olur. Zemahşerî, tefsirinde sözlü olarak haram kılma hakkındaki görüşleri özetleyerek der ki: “Helalı haram kılmanın hükmü, Ebu Hanîfe’ye göre, her şeyde yemin demektir. Bir kimsenin haram kıldığı şeyde maksada itibar edilir. Şayet bir yemeğe tahrim etmişse, onu yememeye; cariyesini kendisine haram kılmışsa cimâ etmemeye, karısını haram kılmışsa belli bir niyyeti olmadığı takdirde onun hakkında “îlâ”ya yemin sayılır. Zıhâra niyyet ederse zıhâr, talaka niyet ederse bâyin bir talak vuku bulur. İkiye veya üçe niyet ederse, aynı şekilde niyeti tahakkuk eder. Yalan söyledim derse o Allah ile kendisi arasındadır, yahut niyetine bırakılır. Fakat kazaya gelince îlânın iptaline gidilmemesi dinin gereği olur. “Her helâl bana haramdır.” derse, bir niyeti olmadığı takdirde yiyecek ve içecek için, niyeti varsa niyetine göre yemin olur.” Şâfiî, tahrimi yemin saymamış, lâkin yalnız kadınlar hakkında keffârete sebeb saymıştır. Ona göre boşamaya niyet ederse ric’î talak meydana gelir. Ebu Bekr, Ömer, İbnü Abbâs ve İbnü Mes’ûd (r.a)’dan nakledildiğine göre “Haram kılmak, yemin demektir.” Ömer’den: Boşamaya niyet ederse ric’idir, Ali’den: Üç talak vuku bulur, Zeyd’den: bâyin bir talaktır, Osman’dan: Zıhâr meydana gelir şeklinde rivayetler vardır. Ayrıca Mesrûk ve Şa’bî de böyle bir durumda herhangi bir şeyin vuku bulmayacağı görüşündedirler.

    Çünkü onlar “Allah’ın size helâl kıldığı iyi ve temiz şeyleri haram kılmayın…” (Mâide, 5/87) ve “Dillerinizin yalan olarak vasfettiği şeyler hakkında “Bu helâldir, bu da haramdır.” demeyin…” (Nahl, 16/116) âyetlerini delil getirerek Allah’ın haram kılmadığını kimse haram kılamaz, kılarsa onun haram etmesiyle haram olmaz demişler ve Resulullah’ın tahriminin yeminle gerçekleştiğini ileri sürmüşlerdir.” Ancak burada şunu söylemek lazım ki “Allah, kasıtsız olarak ağzınızdan çıkıveren yeminlerinizden dolayı sizi sorumlu tutmaz, fakat bilerek yaptığınız yeminlerinizden dolayı sizi sorumlu tutar…” (Mâide, 5/89) ve “Allah sizi, yeminlerinizdeki kasıtsız yanılmadan dolayı sorumlu tutmaz. Lâkin kalplerinizin kazandığı şeyler ile sorumlu tutar…” (Bakara, 2/225) âyetleri gereğince yemin ile haram kılmak da, Allah’ın haram kılması cümlesindendir. Yeminler de örfe dayalıdır. İhtilâfın da kaynağı budur. Fiilî tahrime gelince şöyle tarif edilebilir: Hiçbir şey söylemeksizin bir helâlden kendisini veya başkasını menetmeye denir. Mesela, gerektiğinde kendi helâl malını yemekten çekinmek veya birisini su içmekten zorla menetmek, fiilî bir tahrimdir. Nitekim “Biz daha önce onun süt analarının sütünü kabulüne müsaade etmedik…” (Kasas, 27/12) âyetindeki tahrim de böyle menetmek mânâsınadır. İşte Peygamber’in söz konusu edilen tahrimi, sadece fiilî bir tahrimden ibaret miydi? Yoksa sözlü bir tahrim de var mıydı? Bu surette de yemin miydi değil miydi? ihtilâf edilen mesele budur. İkinci âyette (Nahl, 16/116) yeminin zikredilmiş olması karinesiyle (alâmetiyle) tahrim olayında bir yeminin dahi bulunduğu anlaşılıyor. Rivayetler de bunu gösteriyor. Fakat bu yemin yalnızca “haram olsun” demekten ve bununla îlâya niyet etmekten ibaret miydi? İmam-ı A’zâm gibi birçokları birinciyi, bazıları da ikinciyi kabul etmişlerdir. Yukarıda zikredilen rivayetlerden anlaşıldığına göre Resulullah (s.a.v), sözle yaptığı tahrim veya yeminin ötesinde fiilen de kendisini birtakım şeylerden menetmiştir. Mesela, pöstekiyi bile sermeyip de bir hasır üstünde oturması ve bir izârdan başka bir şey örtünmemesi fiilen bunu kendisi için gerekli görmesinden ibaret demektir. Yemin ise, kadınlar ve nihayet bir de balla ilgili bulunmaktadır. “Allah’ın helâl kıldığı şeyler.” Soru edatından istifade edilen nehiy mânâsına göre bu cümle, genel bir mânâ ifade eder. Binaenaleyh, nikâh, talâk, yeme içme ve diğer helâl ve mübah olan fiilleri ve bu fiillerle ilgili olanların her birini kapsamaktadır. Yalnız Peygamber’in, nüzul sebebi olan tahrimine göre bunlar sınırlı ve belli şeylerdir. Hem “hıllin” kaydıdır hem de tahrimin bağlandığı (yeri) gösterir.

    Yani “Allah’ın senin için helâl kıldığını, kendi üzerine niçin haram ediyorsun?” mânâsını ifade eder. Helâl olan bir şeyin işlenmesi vacip olmayıp, vücub veya nedbin taalluk etmediği hususlarda yapılması da terkedilmesi de caiz ve mübah demek olduğundan, yerine getirilmesi bir vazife değil, bir hak teşkil eder. Bir kimsenin kendi hakkından fedakârlık ederek nefsini kendi helâlından söz veya fiil olarak mahrum etmesinde ise esas itibarıyla bir yasaklık yoktur, iki yönü de helâldır. Hatta, “Yakub’un kendisine haram kıldıkları dışındayiyeceğin her türlüsü İsrâiloğulları’na helâl idi…” (Al-i İmrân, 3/93) âyetinde olduğu gibi terkedilmesi bazen mendub da olabilir. Ancak başkasının hakkına veya Allah’ın haklarından birinin yerine getirilmesine mâni olacak şekilde nefsine zararlı olduğu durumda sözlü olarak veya fiilen mahrumiyeti gerektirerek helâlı haram gibi tutmak da caiz değildir. Bu gibi hususlarda yemin dahi edilmiş olsa keffâret verip o yemini çözmek caiz olur. Peygamber’in kendi kendine bir baskısı demek olan sözkonusu tahrimin, mutlak olmayıp bir durumla kayıtlı bulunduğuna işaret etmek ve sebebinin Allah’ın emri olmayıp kadınlarının hoşnutluklarını gözetmekle ilgili olduğuna tenbih etmek için de buyuruluyor ki:

    “Eşlerinin hoşnutluğunu ararsın.” Razî ve Ebu Hayyân bu cümlenin nün fâilinden hal olmasında ısrar etmişlerdir. Buna göre mânâ, eşlerinin rızalarını arayarak, hoşnutluklarını gözeterek veya gözetirken” demektir. Ancak, Zemahşerî, Kâdı Beydâvî ve Ebu’s-Suud gibi bazı müfessirler de bunun yü tefsir eden yahut da sebeplerini açıklayan başlangıç cümlesi olmasını uygun görmüşlerdir ki, bu durumda da mânâ, “niçin eşlerinin rızasını ararsın da kendini sıkarsın, yahut sen yalnızca eşlerinin hoşnutluklarını arıyorsun, o sebeple kendini sıkıyor, mahrumiyete katlanıyorsun da Allah’ın seni serbest bıraktığı haklarından vazgeçiyorsun, halbuki Allah buna razı değildir.” demektir. Buna göre üzerinde vakıf yapmak caizdir. Onun içindir ki secâvendi konularak bu cümlenin istinâf (başlangıç) cümlesi olduğu hususu tercih edilmiştir. Tahrimi bilhassa Mâriye veya bal yemini olayına göre düşünüp de îlâyı, Peygamber’in eşlerinin hepsiyle ilgili göstermeyen müfessirler bu hususu, “Eşlerinin hoşnutluğunu ararsın.” kaydına ters gibi görmüşe benziyorlar. İlk bakışta eşlerinin hepsini kendisine haram kılması, onların rıza ve hoşnutluklarını aramak maksadına zıt gibi görünebilir. Lakin şerbet yemini, hepsinin değil, olsa olsa yalnız bazısının hoşnutluğunu gözetmekten ibaret olacağı gibi, Mâriye yemini hepsini memnun edebilecek olsa da bunu rivayet edenler onun, yalnız bir eşi hoşnut etmek ve diğerlerine duyurmamak üzere yapıldığını söylemişlerdir ki, dolayısıyla bunda da, hepsinin rızası gözetilmemiş demektir. Gerçi lafzı, cins için kullanılarak bir veya ikisine de ihtimali olabilirse de doğru olan, eşlerin hepsini ifade etmesidir. Bu kayıtta ise, tahrimle, eşlerin hoşnut edildikleri söylenmemiş, onların hepsinin rıza ve hoşnutluklarını arama sebep ve maksadıyla yapılmış olduğu beyan edilmiştir. Yukarıda da izah ettiğimiz gibi îlâdan maksat da bu olduğu için, bunu Mâriye veya bal şerbeti hadisesine tahsis etmek, genel bir anlam ifade eden çoğulunun dış mânâsına ters düşmektedir. Onun için bunu, Mâriye ve şerbet olayını karıştırmadan îlâ meselesini anlatan Hz. Ömer’in yukarıda naklettiğimiz açıklaması dairesinde anlamak gerekir ki o da, Hz. Peygamber (s.a.v)’in, eşlerinin hepsinden uzlet ederek onların hoşnutluklarını gözetmek maksadıyla bir ay ayrılık ve meşakkati seçmiş olmasıdır. Keşşâf hâşiyesinde Ahmet b. Münir der ki: “Hz. Peygamber’e “Allah’ın helâl kıldığını niçin kendine haram ediyorsun?” buyurulması, hem tatlılık ve şefkat için, hem de, rütbe ve makamının, hanımlarını hoşnut etmek maksadıyla meşakkat yolunu seçmesinden yüce olduğuna tenbih içindir.” Râzî de bunun, azarlamak için değil, uyarı için olduğunu söyler. Şu halde Hz. Ömer’in açıklamasının sonundaki itâb (kınama) tabirinin ifade ettiği serzeniş (başa kakma) ve azarlama esas itibariyle Peygamber’in kendisine değil, ona karşı çıkan eşlerine yöneliktir ki bu da üçüncü âyette anlatılacaktır. “Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir.” Vâv, itirâziyye veya istinâfiyye olup bu cümle, Peygamber’in üzüntüsünü giderme anlamını ifade etmektedir.

    2. “Allah size farz kıldı.” Buradaki farz kelimesi, Razî tefsirinde “Sâhibu’n-Nazm”dan nakledildiği gibi bazen “Farz kılmak” bazen de Nur Sûresi’nin başındaki gibi beyan mânâsına gelir. Ancak “Biz müminlere neyi farz kıldığımızı bildirdik…” (Ahzâb, 33/50) âyetinde olduğu gibi “farz” kelimesi “alâ” ile kullanıldığı zaman şüphesiz “farz kılmak ” mânâsından başka bir anlama ihtimali yoktur. Lakin buradaki gibi “lâm” ile getirildiğinde yukarıda zikredilen iki mânâya da ihtimali vardır. Onun için Mukâtil bu âyeti, “Allah açıkladı”, diğerleri de “farz kıldı” diye de tefsir etmişlerse de, her iki mânâ da doğrudur.

    Tehille, aslı tecribe tekmile ve tekrime kelimeleri gibi tahlile şeklinde “tef’il” bâbında kaide dışı bir mastar olup kâideye uygun olan “tahlîl” veya “mâbihi’t-tahlîl” mânâsına isim olarak kullanılır ki helâl etmek, çözmek, çözülmek, çözümlük ve helâllık demektir. Yeminin helâllığı, çözümlüğü de; birincisi, yaptığı yemini doğru bir şekilde yerine getirmek; ikincisi, inşallah kaydıyla istisna etmek, üçüncüsü de ısrarında bir günah bulunduğu takdirde bozup keffâret vermektir. Yeminin keffâreti de “Allah, kasıtsız olarak ağzınızdan çıkıveren yeminlerinizden dolayı sizi sorumlu tutmaz, fakat bilerek yaptığınız yeminlerden dolayı sizi sorumlu tutar. Bunun da keffâreti…” (Mâide, 5/89) âyetinin tefsirinde açıklanmıştır. Bakılabilir.)

    Burada Peygamber’e ait olan “sana” hitabından onunla beraber bütün müminlerle ilgili “size” hitabına geçilmiştir. Bu âyette Peygamber’in yaptığı tahrimin yeminle alâkalı olduğuna dair bir işaret varsa da, yemini bozduğunu gösteren bir delil mevcut değildir. Ancak “Yeminlerinizi koruyun.” (Mâide, 5/89) emri gereğince yeminleri muhafaza etmek gerekmekle beraber, “îlâ” ve “tahrim” gibi zararlı ve sakıncalı yeminlerde ısrar etmenin iyi olmayıp, onu çözerek farz olan keffâreti vermenin daha iyi olacağına da işaret sözkonusudur. Nitekim bu hadiste de “Her kim yemin eder de, sonra ondan hayırlısını görürse, yemininden dolayı keffâret versin, sonra o hayrı yapsın.” buyurulmuştur.

    Ve Allah sizin mevlânız, yani sahibiniz, mâlikiniz ve âmirinizdir. Onun için kendi arzularınıza göre değil, O’nun emirlerine göre hareket ediniz. “O, her şeyi bilen, hüküm ve hikmet sahibidir.” Binaenaleyh size verdiği emirleri ve hükümleri de sizin ihtiyaç ve menfaatlarınızı bilerek ilim ve hikmetiyle vermiştir. Tahrimin asıl sebebini hatırlatmakla kadınların her hususta hoşnutluklarını aramanın neden dolayı iyi olmadığını açıklamak ve karı koca arasındaki sırların korunmasının gereğine işaret etmek, ayrıca kadınların kocalarına karşı çıkmalarının boşamaya sebebiyet verebilecek ve neticede ateşe sürükleyebilecek sakıncalardan olduğunu anlatmak ve öyle bir durumda tevbe etmeyip ısrar edecek olanları tehdid etmek suretiyle Hz. Peygamber’in eşlerine gereken vasıfları ve ahlâkı izah konusunda buyuruluyor ki:

    3. “Hani peygamber eşlerinin bazısına sır olarak bir söz söylemişti.” Vâv ibtidâiyyedir. “İz” edatı da hazfedilen fiiline bağlı olarak geçmiş zamanı hatırlatmak içindir. Nedensellik mânâsını da ifade edebilir. Hitap umûmadır. Yani aile hususunun önemini, tahrim ve boşamaya sebebiyet verebilecek halleri anlamak için daima o vakti hatırda tutmalı ki Peygamber eşlerinden birine sır olarak bir söz söylemiş ve bu sözü kimseye söyleme demişti; bu sır ne idi? Evvela buyurulmakla bunun bir fiil olmayıp karı ile koca arasında kalması gereken sade bir sözden ibaret olduğu anlatılıyor. Fakat ne o hanımın isminin açıklanmasına, ne de bu sözün neden ibaret olduğunun beyan edilmesine bir sebep olmadığı için Allah Teâlâ, âyette ne onun ismini ne de bu sözün ne olduğunu bildirmeyerek aile arasındaki bu nevi sırları bilenlerin de, onları yaymalarının caiz olmayacağını hatırlatmıştır. O halde en doğrusu bunların kim ve ne olduğunu Allah bilir deyip tecessüse (iç yüzünü araştırmaya) kalkışmamaktır. Ancak tefsir ve hadis kitapları bunu sükut ile geçiştirmemişlerdir. Bunlar, sözkonusu hanımın Hz. Hafsa olduğunda ittifak halindedirler. Sır olan söze gelince, bu konuda da üç sözden bahsedilmektedir. Birisi ve en sahih olarak rivayet edileni, bal şerbeti yeminidir. İkincisi esasen rivayeti zayıf olmakla beraber daha çok yaygın olan Mâriye yeminidir. Fakat bunların ikisinin de diğer eşlerden gizlenmesi gereken büyük bir sır olacağını, bundan dolayı iki kadına karşı çıkıp Peygamber’in nâil olduğu bütün kudret ve kuvvetin beyanıyla “Şüphesiz ki onun dostu ve yardımcısı Allah, Cebrail ve müminlerin iyileridir. Bunların ardından melekler de ona yardımcıdır.” (Tahrim, 66/4) diye gayet dehşetli bir ihtar ve tehdidin reva görüleceğini, akıl pek de kabul edebilecek gibi görünmez. Gerçi asıl mesele söylenen sırrın büyüklüğünde değil, zatında küçük de olsa, sır olması itibariyledir. Önemsiz gibi görünen birtakım şeyler vardırki, sırası gelince pek büyük bir öneme sahip olabilirler. Küçük bir sırrı saklayamayanın büyüğünü hiç saklayamayacağı cihetle kendisine verilen bir emaneti muhafaza edemeyeceğinden dolayı emniyet ve güveni zayi etmiş, bir töhmet ve hıyanet konumuna düşmüş olur. Bununla beraber ona yapılacak kınama ve azarlamanın da, sırrın mahiyetiyle uygunluk arzedeceği, “Bir kötülüğün cezası, ona denk bir kötülüktür. Kim bağışlar ve barışı sağlarsa, onun mükafatı Allah’a aittir.” (Şûrâ, 43/40) hükmüyle bilinmektedir. Bu yüzden kanaatimizce burada söylenen sırrın başka bir söz olması gerekir. Şöyle ki: Üçüncüsü; Hz. Peygamber (s.a.v.)’in kendisinden sonra devlet başkanlığının Ebu Bekr’e ve Ömer’e geçeceğini Hafsa’ya bir müjde olarak haber vermiş ve gizlenmesini emretmiş olmasıdır. Tefsirlerin birçoğunda zikredilmiş olan bu haber, gerçi Kütüb-i Sitte’de (altı kitapta) nakledilmemiştir. Ancak Mâriye olayını rivayet edenler içinde bu haberi de rivayet edenler olduğu gibi başka güvenilir zatlar da nakletmişlerdir. “el-Bahru’l-Muhît”de Ebu Hayyan şöyle diyor: “Hadis, Mâriye sebebiyledir; bir de bal içtim denilmiştir. Meymûn b. Mihrân dedi ki: “Hadis, Peygamber’in Hafsa’ya sır olarak söylediği şu hadistir: “Ebu Bekr ve Ömer benden sonra hilafet yoluyla benim emrime sahip olacaklardır”. Alûsî de bu rivayetleri daha derli toplu naklederek demiştir ki: “İbnü Merdûye İbnü Abbas’tan ve İbnü Ebî Hâtim Mücahid’den şöyle rivayet etmişlerdir: “Peygamber (s.a.v.) Hafsa’ya Mâriye tahrimini ve kendisinden sonra muhakkak Ebu Bekr ve Ömer’in insanlara emîr olacaklarını gizlice söylemişti. Hafsa da gizlice Aişe’ye söyledi. Hakikaten bu işin gizlice söylendiği hakkında daha başka haberler de vardır.” İbnü Ebî Adî ve Ebu Nuaym Hz. Ebu Bekr’in faziletleri hakkında ve İbnü Merdûye birkaç yolla Hz. Ali ve İbnü Abbas’tan şöyle rivayet etmişlerdir. Her ikisi de dedi ki: “Ebu Bekr ve Ömer’in emirlikleri Allah’ın kitabında vardır. “Peygamber, eşlerinden birine gizlice bir söz söylemişti…” (Tahrim, 66/3) Peygamber Hafsa’ya demişti ki: “Baban ve Aişe’nin babası benden sonra insanların vâlisidirler. Sakın kimseye söyleme.” Ebu Nuaym bir de sahabilerin faziletleriyle ilgili Dahhâk’tan şöyle bir rivayet nakletmiş ve demiştir ki: “Peygamber (s.a.v.) Hafsa’ya şunu gizlice söylemiştir. Kendisinden sonra halife, Ebu Bekr ondan sonra da Ömer olacaktır.” İbnü Ebî Hâtim bir de Meymûn b. Mihran’dan böyle bir rivayet nakletmiştir. Alûsî bunları zikrettikten sonra şöyle der: “Şia’nın ileri gelenlerinden Tabressi, “Mecmau’l-Beyân”da Zeccâc’dan naklen demiştir ki: “Resulullah (s.a.v.) Mâriye’yi tahrim ettiği vakit, kendisinden sonra Ebu Bekr ve Ömer’in mülke sahib olacaklarını haber vermişti. İyâşî’nin senediyle Abdullah b. Atâî’nin, Mekkî’den ve Ebu Cafer Muhammed Bakır (r.a.)’dan rivayet ettiği de buna yakındır. Âyetin bu haberlere göre tefsiri, şüphesiz bal hadisine göre yapılan tefsirinden daha doğrudur. Ancak bal hadisi daha sahihtir. Bütün haberleri bir araya cemetmek de mümkün gibi görünmüyor. Nihayet özet olarak şunlar söylenebilir: Anlatılan bu olayların üçü de (Mâriye ve şerbet olayı ile Ebu Bekr ve Ömer’in hilafetiyle ilgili hadise) vuku bulmuş, ravilerin bazısı bir kısmını, bazısı da bir kısmını rivayet ederek “Ey peygamber! Niçin haram ediyorsun?” âyeti nazil oldu.” demiştir. Bunlardan hiç birisi de yalnız kendi rivayetlerinin sahihliğini iddia etmemiş olduklarından, burada söylenen de doğrudur. Bu doğru olursa, ihtilafın çözümü de kolaylaşmış olur. Değilse başka çözüm yolu ara. En iyisini Allah bilir.”

    Bu muhakeme hayli güzel olmakla beraber biz buna şunu da ilave etmek istiyoruz. Yukarıda açıkladığımız şekilde sûrenin asıl nüzul sebebi, ne yalnız Mâriye, ne de bal şerbeti yeminidir. Doğrusu o, eşlerin hepsi için yapılan îlâ yeminidir. Diğerlerini, nihayet onun sebeb ve mukaddimelerinden saymak lazım gelir. Nitekim Hz. Zeyneb’in hediyeyi reddi, Hz. Aişe’nin “seni horlamış” demesi, ve nafaka istekleriyle birbirlerine arka çıkmaları, îlânın sebeb ve mukaddimelerindendir. Bu itibarla rivayetleri bir araya toplama ihtimali belki daha fazla mümkündür. Ancak Mâriye tahriminin sebebi hakkında söylenen rivayetlerin bazısı mantıksız bazısı da akla ters düştüğü gibi, şerbet rivayetinin de Zeyneb ile mi yoksa Hafsa ile mi ilgili olduğu hususunda ihtilaf vardır. Halbuki imamet haberi hakkındaki rivayetlerde bir tenakuz söz konusu değildir. Bu haberin Kütüb-i Sitte’de yer almaması da sahih olmamasını gerektirmez. Özellikle Meymûn b. Mihrân’dan gelen rivayet onun güvenilirliğini kuvvetlendirmektedir. Çünkü Meymûn b. Mihrân, “Tehzib” ve diğer biyografik eserlerde anlatıldığına göre Hasan el-Basrî ayarında bir zat olup tâbiînin büyüklerindendir. Hz. Ömer’den, Zübeyr ve diğer birçok sahabeden hadis rivayet etmiştir. Kendisinden de pek çok âlim feyz almış ve Ömer b. Abdulaziz’in son derece güvenine layık olarak kâtibliğini ve kadılığını yapmıştır. İbnü Mihrân yüz on yedi senesinde yüz yaşında olduğu halde, on yedi günde on yedi bin rekat namaz kılıp on sekizinci gün vefat etmiş büyük velilerden biridir. Ömer b. Abdülaziz bu zatı överken şöyle dermiş: “Bu ve bunun gibi birkaç kişi kaldı, vefat ederlerse dünya muzdarib olur.” Eğer sır hadisi hakkında Ebu Bekr ve Ömer’in hilafeti rivayetleri öyle güvenilir bir yolla ve Hz. Ali’den dahi çeşitli kanallarla nakledilmiş olmasaydı, Şia’nın ileri gelen âlimleri bunu dikkate bile almazlardı. Bir de bu sûreyi, Mülk Sûresi’nin takip etmesi ve baş tarafında ölüm ve hayatın zikredilmesi bize buradaki sırrın, Hz. Peygamber’in vefatından sonraki mülk ve imamet meselesiyle ilgili olduğunu imâ etmektedir. Kısacası bu açıklamalardan çıkan netice şudur. Gerek Mâriye’nin tahrimi olayı ve gerek şerbet yemini rivayetlerindeki izahlar, kısmen birbirine zıt ve muzdaribtir. Bununla beraber bir bal şerbeti içilmiş ve Mâriye hakkında dahi bir tahrim yapılmış olduğu da tafsilata bakılmaksızın rivayetlerin genelinden mutlak surette anlaşılmaz değildir. Fakat imamet hadisinin rivayetlerinde bir tenakuz bulunmadığı gibi büyük bir sır olmaya yakışan ve sır olduğu için fitneden korunarak diğerleri kadar yayılmamış olan da budur. “Peygamber bir kısmını bildirmiş, bir kısmından da vazgeçmişti…” (Tahrim, 66/3) âyetinden de anlaşılacağı üzere burada bahsedilen sırrın birkaç çeşidinden de söz edilmiş olmasından bunu, yalnız Mâriye veya sahih olan “Bal şerbeti içtim.” rivayetlerinden birine hasretmenin doğru olmayıp imamet haberleriyle beraber üç rivayetin birleştirilmesiyle meydana gelecek öz üzerinde mütalaa etmek ve asıl nüzul sebebinin Hz. Ömer’in beyan ettiği şekilde bu nevi birtakım sebeblerden doğmuş bulunan îlâ tahrimi ile Peygamber’in bir müddet inzivaya çekilmeyi gerekli görmüş olması hakikatine varmaktır. Bu âyetten anlaşıldığına göre hadisenin başlangıcı, Hz. Peygamber (s.a.v.)’in eşlerinden birine karşı bir fiil yapmış olması değil, sır olarak mühim bir söz söylemiş olmasıdır.

    Vakta ki o hanım bu sır sözü haber verdi, rivayetlere göre Hafsa gizlemeyip arkadaşı Aişe’ye gizlice duyurmuştu Allah da Peygamberine onu açtı. Demek ki Hz. Aişe söylememişti, lâkin Allah Teâlâ, vahy ile anlatmış, Cibril de haber vermişti. O vakit Peygamber, haberi duyuran eşine bazısını bildirdi bazısından da vazgeçti. O eşinin söylemiş olduğu sözün bir kısmını anlattı ise de bir kısmını yüzüne vurmadı. Tolerans gösterdi de tamamı kadar utandırmak istemedi. Ebu’s-Suud’un da zikrettiği gibi bunun, Resulullah’ın imamet (devlet başkanlığı) ile ilgili sözü olduğu söylenmiş ve şöyle rivayet edilmiştir: Resulullah: “Ben sana bunu gizle dememiş miydim?” buyurmuş, o da: “Seni hak ile gönderen o yüce zâta yemin ederim ki, arkadaşımın babasına Allah Teâlâ’nın bahşetmiş olduğu ikrama sevincimden dolayı kendimi zaptedemedim.” demiştir. Bazıları da burada geçen “bildirdi”den maksadın, “biraz azarladı, kınadı” anlamına geldiğini söylemişlerdir. Nitekim bu mânâ, “ben onu sana bildiririm veya tanıtırım” şeklinde dilimizde de vardır. Kur’an’ın birçok yerinde geçen âyeti de bu anlamdadır. Şüphe yok ki söylediğinin bir kısmını yüzüne vurmak da bir kınama ve başa kakmadır. Bununla beraber bir rivayete göre Hz. Peygamber Hafsa’yı ric’i bir talakla boşamış, bu yüzden Hz. Ömer de kızına, “Hattab ailesinde bir hayır olsaydı Peygamber seni boşamazdı.” demiş, sonra da Hz. Peygamber’e Cebrail gelip, “Ona dön, çünkü o çok oruç tutan ve çok namaz kılandır ve herhalde senin cennetteki kadınlarındandır.” diye tebliğ etmiştir. Ancak şunu hemen belirtelim ki bu rivayet desteklenmemiş ve yukarıda zikredilen Hz. Ömer hadisinde de boşamanın meydana gelmediği sabit olmuştur.

    Ona bunu böyle anlatıverince o hanım söylediği sırrın duyulmuş olmasından üzülmüş olarak ve inkâra da kalkışmayarak birdenbire heyecanla “Bunu sana kim haber verdi?” dedi, Aişe’nin haber verip vermediğini öğrenmek istedi. Buna karşı Hz. Peygamber de “Bana o bilen ve haberdar olan Allah haber verdi.” dedi. İşte kendine verilen bir sırrı saklamayıp da ne kadar gizli bir şekilde ve yakınına söylemiş olsa bile, Allah Teâlâ onu böyle utandırır ve hele aile arasında özellikle karı koca ile ilgili bir sırrı söylemek büyük pişmanlıklara sebebiyyet verebilir. İşte “Sizin hayırlınız, kadınlarına karşı hayırlı olanınızdır.” buyurmuş olan Peygamber bu kadar söylemekle yetindi ve yine onların hoşnutluklarını düşündü. Sonra bu yüzden onlarda gördüğü bazı dilekleri ve birbirlerine arka çıkmaları karşısında da başka bir şey yapmayıp sırf bir ibret dersi olmak üzere, bir ay müddetle onları kendi hallerine bırakarak bir yeminle yakın alâkadan mahrum etti. Öyle büyük irfân (bilgi, anlayış, kültür) sahibi olan kadınların daha fazla ıslah olmaları için de böyle acı bir dersin olması gerekirdi.

    4. Onun için bu İlâhî beyandan sonra Allah tarafından Hz. Peygamber’in eşlerine hitaben buyuruluyor ki eğer her ikiniz Allah’a tevbe ederseniz ki Hz. Ömer hadisinde bu iki hanımın Aişe ve Hafsa olduğu zikredilmişti. Çünkü kalpleriniz kaymıştır. Yani kalplerinizde tevbeyi gerektiren bir kusur bir kayma oldu. Size bir sır söylenmekle gönlünüzde o tarafa meyledip birbirinize uyarak Resulullah’a karşı ihlâs vazifesinde kusur ettiniz. Binaenaleyh tevbe ederseniz kalpleriniz yapılan nasihatı dinlemiş ve hizaya gelmiş olur.

    Sagat kelimesinin aslı (sagavet) olup, bir tarafa meyletmek demek olan mastarından fiil-i mâzi müfred müennestir. Müzârisi gelir. (En’am, 6/113) âyetinde olduğu gibi söz dinlemek veya dikkat edip kulak vermek anlamını ifade eden “isğa” da bu kökten türemiştir. Buhari’de “sağv” ve “isğa”ya, “meyletmek” mânâsı verildiği gibi Müslim’de de nakledilen mânâ, “ikinizin kalbi meyletti” şeklindedir.

    Müfessirler deki edatından dolayı bu cümleyi doğrudan doğruya şartının cezası yapmayıp, fâ-i ta’liliyye (sebep fâ’sı) olarak cezanın yerine geçen illet olduğunu söylemişlerdir. Bilinmektedir ki meyil denilince ilk akla gelen haktan meyildir. Bu ise tevbeyi gerektirir. Haksızlıktan hakka meyil de tevbenin gereği ve nasihate kulak vermek demektir. Bu sebeple iki hususa da işaret edilmesi için denilmeyip şeklinde ifade edilerek illet (sebep), ceza makamına konulmuştur. Üzerinde durulması gereken bir nokta da “kalpleriniz” izâfetidir. Zira kalp kelimesi şeklinde tesniye olarak getirilmeyip, çoğulu olan “kulûb”, tesniyeye muzaf kılınmıştır. Halbuki iki kişinin ikiden fazla kalbi olmaz. Müfessirler maksadın anlaşıldığı yerde iki tesniyenin bir yere getirilmemesi nüktesiyle bu şekilde ya çoğul ya da tekil sigasıyla kullanıldığını söylemektedirler.

    Ancak biz bunun dışında başka bir nükte de anlamak istiyoruz. Maksad, yalnız şahsen iki hanımın değil, Peygamber’in eşlerinin iki grup halinde toplandıklarına işaretle, iki grubun hepsinin de kalplerine tenbihde bulunmaktır. Çünkü Peygamber’in eşlerinin böyle iki grup halinde birbirine arka çıktıkları; Aişe ile Hafsa’nın bir taraf, Zeyneb’le diğerlerinin de bir taraf olduğu rivayet edilmiştir. Ve ihtimal ki, hep birlikte arz ettikleri dileklerinde Aişe ile Hafsa’nın önde bulunmasından dolayı, diğerlerinin o ikisinin etrafında toplandıklarına ve Peygamber’in hepsini kendisine haram kılmasının sebebinin bu olduğuna işaret edilmiştir. Bundan sonra gelen âyette hitabın “eğer sizleri boşarsa” diye hepsine yöneltilmiş olması da, bize bu fikri telkin etmektedir. Şu halde Hz. Ömer’in de Aişe ve Hafsa demiş olması, bunların önde bulunmuş olmalarından dolayı olsa gerektir.

    Ve eğer Peygamber’e karşı ikiniz veya her iki taraf birbirinize arka verecek olursanız fiilinin aslı, ‘dır. Böyle “tâ”nın tekrar ettiği sîgalarda müzârî fiilinin “tâ”sı kâide ile hazfedilir. Tezahür, birbirine arka verip yardımlaşmaktır. ile kullanıldığı zaman da bir diğerine karşı dayanışmaya girerek ve yardımlaşarak üstün olmaya çalışmak mânâsını ifade eder. Burada yardımlaşmak mânâsıyla tefsir edilmiş olmakla beraber ile getirilmesi Peygamber’e karşı birbiriyle yardımlaşma ve dayanışma içine girdiklerini göstermektedir “Her ikisi de birbirine arka verecek olursa.” denilmekle, bu dayanışmanın fiilen yapılmış olduğu ifade edilmiş olmaz. Çünkü farz etmek, gerçekleşmesini gerektirmez. Ancak yüz yüze gelme karinesi (delili) tevbeyi gerektiren meylin böyle bir dayanışmayı andırdığını ve bu sebeple büyük bir tehdide müstahak olduklarını işaret eder. Onun için Peygamber’e karşı öyle birbirlerine arka çıkacak olanların kendilerini büyük bir tehlikeye atmış olacaklarından dolayı, bundan sakınmalarının gereği anlatılmak üzere yine cezanın illeti, ceza makamına konarak Peygamber’in hak ve selahiyyeti, maddî ve manevî her kuvvete sahip olan yüce şanı ve maddiyattan ziyâde maneviyatının büyüklüğü şöyle izah edilmektedir. Hiç şüphesiz haberiniz olsun ki: Allah O Allah O Peygamber’in mevlâsı, yardımcısıdır. Yani hak onundur ve her şeyden önce onun sahibi ve yardımcısı Allah Teâlâ’dır. Hem de Cibrîl -Ruhu’l-Emin (güvenilir ruh) olan ve Peygamber’e vahiy getiren o manevî ve rûhânî kuvvet- de onun yardımcısıdır. Ve müminlerin salihi. O iki hanımın babaları Ebu Bekr ve Ömer’den her biri ve genelde müminlerin iyi olan her ferdi onun yardımcısıdır. Burada salih lafzı, bütün salihler cinsini göstermekle beraber tekil getirilmiş, iki kadının dayanışmasına karşı veya diye kuvveti çoğaltmakla topluluk halinde karşılaşma reva görülmemiş, iki hanımdan her birine göre izafette (isim tamlamasında) ahd ile en güvenebilecekleri babalarına, yani Aişe’ye göre Ebu Bekr’e, Hafsa’ya göre Ömer’e işaret olmak üzere “müminlerin salihi” buyurulmuştu. Yukarıda Müslim’in rivayet ettiği İkrime hadisinde geçtiği gibi Hz. Ömer’in “ben ve Ebu Bekr” demiş olması ve bu ikisinin Hz. Peygamber’in veziri durumunda bulunmaları cihetiyle müminlerin salihleri arasındaki ferdî üstünlüklerine ve Peygamber’e sevgi ve hizmet hususunda gösterdikleri samimiyet ve sadakatlerine işaret için Cibril’in peşinden denildiğini, müfessirlerin çoğu beyan etmişlerdir. Bundan başka “salih” kelimesinin tekil olarak zikredilmesinde iki nükte daha vardır. Birisi, müminlerden vecibelerini yerine getiren her ferdin, Peygamber’e yardım etme hususunda toplu halde bulunup bulunmadığı gözetilmeksizin Cebrail gibi tek başına koşacağını ifade eder. Nitekim sahabiler gerek tek ve gerek toplu olarak Hz. Peygamber (s.a.v)’in emir ve hizmetine tam bir sadakatle koşarlardı. İkincisi, terkibinin yazıda olmasa da söyleyişte “Müminlerin salihleri”şeklindeki çoğulundan farkı olmadığından okuma esnasında hem ferd hem cemaat mânâsı ihtimal üzere anlaşılır. Bu da, gerekeni hakkıyla yapan ferdlerin bir cemaat mesabesinde olduğuna ve diğer müminlerin tek olarak değilse de topluluk halinde onların arkasından gideceklerine delalet eder. Onun içindir ki bunu, alışılmış olsun olmasın genel anlamda salih ferdler cinsi diye anlamak doğrudur. Bu kadar da değil, onun arkasından yani Allah’ın, Cebrail’in ve salih müminlerin sevgi ile yardımlarından sonra bütün melekler de yardımcıdır.

    İşte Peygamber böyle bütün manevî ve maddî kuvvetlerin sevgi ve yardımına kavuşmuştur. O halde ona karşı çıkmanın nasıl bir felakete yol açacağını düşünmeli de bundan bütün müminlerin erkek ve kadınları korunup sakınmalıdırlar. Böyle bir kudret karşısında birkaç kadının birbirlerine arka çıkmalarının ne hükmü olabilir?

    Tahrim 1-2-3-4
    buyur birlikte okuyalım

    • 1okuyucu dedi ki:

      karaca;

      —-Tahrim 1-2-3-4
      buyur birlikte okuyalım (senden alıntı)

      sonuç olarak, uygunsuz bir ortamda yakalandığı için Muhammedin kendisine yasaklamak zorunda kaldığı cariyeyle kaldığı yerden devam etmesine karar verildi, ırın gurun edenler ise peygamber eşi olma avantajlarının cennette sağlayacağı ayrıcalıklardan mahrum kalmamak için “boşarım ha” tehdidi karşısında sinmek zorunda kaldılar.

  20. kadir dedi ki:

    sayın burak…

    “Bu kadar saçmalık olur mu? Kaplan,aslan vb. gemiden inince ne yediler son kalan 2 geyiği mi :)”
    sizden alıntı…

    siz hz. nuhun kaplanı aslanı gemiye aldığından nasıl olurda bu kadar emin oluyosunuz.. hz. nuh böylesine vahşi hayvanların peşine düşüpte onları yakalamak için uğraştığını mı sanıyosunuz.. ayrıca hz. nuhun yaşadığı kaviminde kaplanın da yaşadığını nasıl düşünebiliyosunuz..

    nuh tufanınında dünyanın kanunları yok olmamıştır.. tıpkı kasırga, fırtına gibi geçici bir cezalandırmadır.. yani kıyamet kopmuş değildir.. ayrıca nuh tufanı bütün yeryüzünü vurmamıştır. sadece nuhun inkarcı kavminin yaşadığı bölgede yaşanmıştır.. çünkü inkar eden onlardı.. azap onların üzerine hak olmuştur.. tıpkı lut kavmine yağan taşların sadece eşcinsel kavmine yağması gibi..

    işte hz. nuh bu yüzden bölgede yaşayan hayvanlardan gemisine almıştır..

    • rammsteinn dedi ki:

      kadir
      hala bu efsanevi hikayeyi kendi istediğiniz forma sokmaya çalışıyorsunuz. bunu yaparken biraz olsun karşınızdakinin aklına saygı duyun
      tufan yöresel olmuşmuş

      Nûh / 26
      Nûh dedi ki: “Yeryüzünde kafirlerden bir tek kişi bırakma.”

      sadece kendi ihtiyacı olan hayvanları almışmış.
      10 kişi için alırsın 10-20 koyun keçi her neyse tufan boyunca yersin.
      sizin tanrınız demiyormu “ben yoktan varederim”
      bu kadar hayvanı gemiye almanın alemi ne?

      bu hikaye 1500-2000 sene önce insanlara inanılır bir hikaye olarak gelebilirdi.. ama günümüzde böyle bir hikaye anca deli saçması olur. gerçeklik payını konuşmak bile akla mantığa eziyettir.

      karaca
      başkasının bilmemnesiyle gerdeğe girme
      kendi görüşün varsa dök. kimsenin anlamayacağı uzun tefsirlere inanıyorsan,dünyanın düz olduğuna da inanman gerekir.

      birileri cern de evreni anlamaya çalışıyor,
      birileri saçma sapan hikayelerin gerçek olduğunu ispat etmeye çalışıyor.
      cinlerin,perilerin,meleklerin,şeytanın,muskanın,büyünün,dabbenin,levhi mahvuzun olduğu hikayeleri birbirine ağlaya ağlaya anlatıyor.

      sömürülmeyi , sefaleti , cehaleti , geri kalmışlığı sonuna kadar hakediyorsunuz.

      • kadir dedi ki:

        ramsteinn

        bahsettin ayette “min el kafirine” ifadesi geçiyor.. yani belirli kafirlerden bahsediyor.. tebliğ almış ve inanmayarak kafir olmuşlardan bahsediyor.. eğer “el” takısı kullanılmasıydı dediğiniz bir nebze olsun doğru olabilirdi.. hz. nuh.. kendi kavminde ki kafirleri işaret etmektedir.. bunu defalarca konuştuk ama anlayışsızlık sende tavan yapmış.. tam bir facia sın..

      • 1okuyucu dedi ki:

        Kadir,

        Ey iman edenler! Cinayetlerde size kısas farz kılındı. Hür olan, öldürdüğü hür kimse yerine; köle, öldürdüğü köle yerine; kadın, öldürdüğü kadın yerine kısas olunur. Kim kardeşi tarafından bir affa uğrarsa, akla ve örfe uygun bir şekilde, diyetini güzellikle ödesin. Bu, Rabbinizden size bir indirim ve bir rahmettir. Bundan sonra kim haddi aşarsa, pek acı bir azabı hak etmiş olur. (bakara-178, Ümit Şimşek)

        Ey iman edenler! Öldürülenler hakkında size kısas farz kılındı. Hüre hür, köleye köle, kadına kadın (öldürülür). Ancak her kimin cezası, kardeşi (öldürülenin velisi) tarafından bir miktar bağışlanırsa artık (taraflar) hakkaniyete uymalı ve (öldüren) ona (gereken diyeti) güzellikle ödemelidir. Bu söylenenler, Rabbinizden bir hafifletme ve rahmettir. Her kim bundan sonra haddi aşarsa muhakkak onun için elem verici bir azap vardır. (bakara-178)

        “el hurru bi el hurri, ve el abdu bi el abdi, ve el unsâ bi el unsâ”

        —-eğer “el” takısı kullanılmasıydı dediğiniz bir nebze olsun doğru olabilirdi.. (senden alıntı)

        vay! demek “el” takısının ne olduğunu senden biliyorsun,

        o zaman sana bir şeyler sorayım, belki sen cevabınını bilebilirsin,

        biliyorsun, öldürülenlerle ilgili farz kılınan hüre hür, köleye köle, kadına kadın şartlarının bildirildiği bakara-178’deki “el” takılarının ölenin ve öldürenin kimliklerinin birebir bilindiğine işaret ettiği savunuluyor,

        yani “el” takısından dolayı, hürün öldürdüğü hürle, kölenin öldürdüğü köleyle, kadının öldürdüğü kadınla kısas edildiğini söylüyorlar,

        benim anlayamadığım ise şu, hür veya köle dediğimizde, hürlerin ve kölelerin cinsiyetlerinin zorunlu olarak kadın ve erkek olacağı açıktır,

        yani hür olan, öldürdüğü hür kimse yerine kısas edilir dendiğinde, hür olanlar ya kadındır yada erkektir,

        aynı şekilde,

        köle olan, öldürdüğü köle yerine kısas edilir dendiğinde, köle olanlar ya kadındır yada erkektir,

        yani hür veya köle dediğimizde, hür ve köle tanımları kadın ve erkek olmak üzere her iki cinsi bünyesinde zorunlu olarak barındırır,

        bu durumda kadın, öldürdüğü kadın ile kısas edilir demenin hiçbir anlamı yoktur, çünki hür ve köle tanımlarının içerisinde kadın zaten vardır,

        sence böyle düşünmekte haksız mıyım?

      • toro dedi ki:

        Dönüp durup bu hikayeye geri dönmek ve hala bu hikayeyi inanılır bulanlarla muhatap olmak ne acı!

        Bu hikayenin kutsal kitaplardaki anlatımları içindeki mantık hatalarını görememek ya da görmemek için özel gözlükler (Beyne takılan) takarak çabalamak ne elim!

        Öncelikle bahsedilen tufan son kitapta açıkça sadece nuh kavminin yaşayabileceği,sadece o kavime mensup olanların tufanla yok edileceği bir olay olarak kurgulanmıştır. Bütün dünyada gerçekleşmiş bir olay olması kendi anlatımıyla mümkün değildir! Anlatılar sürekli birbiriyle çelişmiş ve birbirlerini yaralamışlardır.Örneğin;

        ‘’Andolsun, biz Nûh’u kavmine peygamber olarak gönderdik. Onlara şöyle dedi: “Ben sizin için apaçık bir uyarıcıyım.” Hud,25-Diyanet

        Yukarıdaki ayette Nuh’un kimlere uyarıcı olarak gönderildiği bellidir, sadece kendi kavmine! Bakın bu uyarının sonucunda tufanla kimler yok edilmiş(!).

        ‘’Onu yine de yalanladılar. Biz de onu ve onunla beraber gemide bulunanları kurtardık ve onları ötekilerin yerine geçirdik. Âyetlerimizi yalanlayanları da suda boğduk. Bak, uyarılan (fakat söz anlamayan)ların sonu nasıl oldu!’’ Yunus,73-Diyanet

        Görülüyor ki kurgulanan tanrı ”ayetlerini yalanlayanları” ”suda boğmuş”. Kim bu inanmayanlar, Nuh’un uyardığı kendi kavmi! Eğer dünyada sadece bir kavim olsaydı mantıken NUHUN KAVMİ denmesi anlamsız olurdu! Kavim bir isim üzerinden kategorize edildiğine göre demek ki dünyada NUHUN KAVMİ dışında kavimler de var! İşte bu kavimlerden biri NUHUN KAVMİ olarak ayrıştırılmış! Peki hal böyleyken, yani dünyada tek kavim Nuh’un kavmi değilken ve Tufan konusunda uyarılan ise Nuh üzerinden sadece kendi kavmiyken nasıl oluyorda bu tufandan bütün dünya etkilenmiş oluyor?

        Bu noktada birileri çıkıyor ve bu tufanın bütün dünyayı etkileyen bir doğa olayı olamayacağı, aksi iddianın (bütün dünya) inanılan kitabı sakatlayacağı korkusuyla olayı bölgesel bir doğa olayına indirgeyerek durumu kotarmaya çalışıyor! Ama Kuran’a göre bu iddia da mümkün değil!

        ‘’Nihayet emrimiz gelip, tandır kaynamaya başlayınca (sular coşup taşınca) Nûh’a dedik ki: “Her cins canlıdan (erkekli dişili) birer çift, bir de kendileri hakkında daha önce hüküm verilmiş olanlar dışındaki âilen ile iman edenleri ona yükle.” Ama, onunla beraber sadece pek az kimse iman etmişti. Hud,40-Diyanet

        Yukarıdaki ayette açıkça ”her canlıdan” bir çift alınması isteniyor! Bu söylem mantıklı değildir! Çünkü sadece NUH KAVMİNİN yani sadece NUHUN uyardıklarının mesul tutulabileceği ya da cezalandırılacağı bir durumda (sadece kavmini uyarmak için gönderilmiş) yani durum o kavmin yaşadığı bölgeyi etkileyecekken neden her canlıdan bir çift alınsın? Dünyada yaşayan diğer kavimler ve hayvanlar bir yere gitmiyor ki?

        Ayrıca Kuran’ın tanrısının bilmesi gereken önemli bir şey var! Dünyada 5 kıta mevcut! Bu kıtaların hepsindede insan ve hayvan popülasyonu mevcut! Kuranın tanrısı özellikle peygamberinden(!) kavmini tufan konusunda uyarmasını ve uyarıyı dikkate almayanların cezalandırılacağını söylemesini istediğine göre uyarıya muhatap olmayanlar etkilenmeyecek! E Nuh’un bütün kıtaları gezip orada yaşayanları uyaramayacağı,uyarmadığı da açıkken nasıl olurda HER canlıdan bir çift alınabilir!

        Size birde beyin jimnastiği yapasınız diye soru sorayım! Nuh un gemisi Cudi dağı veya civarında karaya oturduğuna göre, sadece Avustralya kıtasında yaşayan Koala ve Kanguruların tufandan sonra hayatta kalan ataları oraya nasıl gitti? Sadece G.Amerika yaşayan Lamaların ataları tufandan sonra B.Okyanusu nasıl geçtiler? Bu örnekleri sadece kendi kıtalarına özgü hayvanları araştırarak genişletebilirsiniz!

        İşin dahada vahimi kitaptaki çelişkiler bitmiyor! Bu tufanın bütün dünyayı etkilediğine inananlara özellikle sormak gerekiyor! Bu tufandan gemiye binerek kurtulan üç beş kişiden tekrar çoğalan insanlık nasıl olduda, siyah, beyaz,sarı derili, çekik gözlü olacak şekilde evrim geçirdi? Sizce gemiye insan türlerindende birer çift alınmış olabilir mi?

        Tufan anında yaşanan mantıksızlıklara girmiyorum bile!

        Öyle boş bok konuşmak yok! Önce okuyun üstüne akıl yürütün!

      • 1okuyucu dedi ki:

        toro;

        —-Dönüp durup bu hikayeye geri dönmek ve hala bu hikayeyi inanılır bulanlarla muhatap olmak ne acı! (senden alıntı)

        ben bir kamu kuruluşundan emekliyim, yani memurların beklentilerinin ne olduğunu çok iyi bilirim, memurların en hoşuna giden şey maaşlarına zam yapılmasıdır ve zam memurların en önemli beklentisidir, biri memurlara zam yapılacağını söylediği zaman hiç kimse söylentinin doğru olup olmadığını araştırma gereği duymaz, yapılacak zammın oranının kaç olacağını öğrenmeye çalışırlar, tabi bu arada zam oranıda fısıltı olarak ortalıkta dolaşmaya başlar, bu sefer herkes verilecek zam oranına göre maaşında ne kadar artış geleceğini hesaplamaya başlar, tabi bir süre sonra zam söylentisinin balon olduğu ortaya çıkar, yani demek istediğim insan oğlu işine gelen, çıkarlarına uyan beklentilerine cevap veren her türlü söyleme doğruluğunu araştırmadan inanma eyilimi gösterir, bu arada beklenti içerisinde olanların hayâl kırıklığına uğrama olasılıkları oldukça yüksek olduğundan hiçbir zaman beklenti içerisinde olmadım, hemde her konuda…

        dinlerde aynen beklentilere cevap veren bir olgu olarak ortaya çıkmıştır, doğruluğunun araştırılması şöyle dursun, inanılan dinlerde bozacıya şahitlik yapacak bir şıracı bile yoktur,

        nasıl mı? araştırdığımızı varsayıp sorularımızı soralım

        Muhammedin tanrının elçisi olduğunun kanıtı var mı?
        cevap, tanrı Kuranda Muhammedin elçisi olduğunu söylüyor
        Kuranı tanrının gönderdiğinin kanıtı var mı?
        cevap: Muhammed Kuranı tanrının gönderdiğini söylüyor,

        böyle bir durumda inanmak için tek bir kişinin beyanı yeterli görülüyorsa, bunun nedeni tamamen psikolojiktir, her şeyin ölümle bitmesine inanmak istemeyenlerin, kendilerine öteki dünya yaşamını sunan birine inanmamaları için hiçbir sebep yok, sonuçta o kişinin söylemlerinin gözü kapalı alıcısı olmasının tek sebebi beklentilerine uyan bir yaşamı vaad ediyor olmasıdır, yani din denilen olguyu bir nevi umut tacirliği olarak adlandırabiliriz,

        bu durumda umutlarının kaybolmamasını isteyenler elbetteki günümüzde doğal afet olarak adlandırılan olayların Kuranda mitolojik masallar olarak sunulmasına itiraz etmeyecek,

        o nedenle geçmişte doğal afetlerin nedenlerini bilmedikleri için nedenini tanrının cezalandırması olarak sanan kavimlerin uydurdukları mitolojik masallara bilimsel gerçeklere rağmen inanmak zorundalar,

        değil günümüzde dinler durduğu sürece öteki dünya beklentisi içerisinde olanlar bu masallara inanmak zorundadır,

        o nedenle bunlara muhatap olmak kaçınılmaz bir durum, yani yapçek bişey yok,

      • toro dedi ki:

        -DÜZELTME-

        Öyle ”boş boş” konuşmak yok! Önce okuyun üstüne akıl yürütün!

        şeklinde olacaktı!

    • 1okuyucu dedi ki:

      Kadir;

      peki nuh ve lut’un, tanrının elçisi olduklarının ispatı var mı ki nuh ve lutun kavimleri onların elçi olduğuna inansınlar, bir insanın ispatı olmayan bir şeye inanmaması suçlama sebebi olabilir mi? bir tanrının ben elçiyim diyene inanmayanları suçlayabilmesi için elçi gönderdiğini ispat etmesi gerekmez mi? elçi gönderdiğini ispatlayamayan bir tanrının elçi gönderdiğine inanılır mı?

      yani ispatı yapılmadıkça “ben tanrının elçisiyim” diyene inanmak zorunluluğu olmaz, daha doğrusu elçi gönderdiğini ispatlayamayan bir tanrının “ben tanrının elçisiyim” diyene inanmayanları suçlama hakkı olmaz, suçlarsa haksız yere suçlamış olur,

      eğer nuh ve lut’a inanmadıkları için kavimlerin topyekün imha edildiğini düşünüyorsanız, elçi gönderdiğini ispatlayamadığı halde kavimleri top yekün yok etme zalimliğini gösteren bir tanrı figürüne inanıyorsunuz demektir.

      • rammsteinn dedi ki:

        kadir
        hep aynı şeylerin etrafında dönüyoruz.
        ben diyorum ki bütün yeryüzü,sen diyorsun belli bölge

        NÛH-26
        Nuh dedi ki: ‘Rabbim! Yeryüzünde hiçbir inkarcı bırakma.’

        http://www.kuranmeali.org/71/nuh_suresi/26.ayet/kurani_kerim_mealleri.aspx

        30 adet çevirmen “yeryüzü” kelimesini kullanıyor. 1 tanesi bie senin dediğin gibi demiyor. ama sen hala “belli bir bölge” diyorsun.
        lafa geldiğinde biz “kuranı çarpıtmış” oluyoruz.
        tamam nuh tufanı bölgesel demek için çarpıtmalara giriyorsunuz ama biraz olsun karşınızdakinin aklına mantığına saygı duyun. saçma sapan cevaplar veriyorsunuz sonrada “defalarca cevapladık” diyorsunuz.
        bilal olsaydı özneden girer,fiilden çıkar eklerle cümleyi senin istediğin şekle sokardı.
        bakıyorum da sende artık arapça uzmanı olmuşsun. diyanet işlerine email yaz.
        de ki ” arapça bilgim yok ama nuh 26 yı yanlış çevirmişsiniz”
        gece gece neşelendirdin beni. el muntakiminizde sizi neşelendirsin. sizin tanrınızın bir lakabı da intikamcı. bizden intikamını alırken sizde eğlenirsiniz artık…

        cinli perili şeytanlı hikayelerden beyniniz artık mantığını kaybetmiş.

      • kadir dedi ki:

        okuyucu… selamın aleyküm..

        “peki nuh ve lut’un, tanrının elçisi olduklarının ispatı var mı ki nuh ve lutun kavimleri onların elçi olduğuna inansınlar, bir insanın ispatı olmayan bir şeye inanmaması suçlama sebebi olabilir mi? bir tanrının ben elçiyim diyene inanmayanları suçlayabilmesi için elçi gönderdiğini ispat etmesi gerekmez mi? elçi gönderdiğini ispatlayamayan bir tanrının elçi gönderdiğine inanılır mı?” senden…

        inanmak zorunda değillerdir… inanmamak ayrıdır, bu davete karşı mücadele edip zulmetmek ayırdır.. yani hz. nuhu günümüz tabiriyle düşünce suçlusu ilan etmişler. ınun bu düşüncelerine karşı hz. nuh ile mücadele etmişlerdir. hz. nuhun sözlerine hiçbir zaman kulak asmamışlardır.. sözün doğruluğu araştırmadan inkar etmişlerdir.. bak bununla ilgili bir örnek vereceğim..

        hz. salih kavmini uyardıktan sonra kavminin salihe sözleri mübarek kuranda şöyle naklediliyor..

        “ey salih; sen bize tebliğ etsende, etmesende bizim için birdir. sana asla inanmayacağız”

        işte bak bütün bu kavimlerin helakının nedeni işte bu tutumlarıdır.. peygambelerin sözlerine kulak asmamalarıdır.. peygamberin sözlerini bir sinek vızıltısı olarak görmeleridir.. çünkü iktidar güç, zenginlik hep bu şimarık varlıklıların elindedir.

        işte hz. nuhta aynı tutumla karşılaşmıştır.. onun peygamber olup olmadığını anlamak için onun sözlerini dinlememişlerdir. bile.. çünkü onlar zengin, servetlerine güvenip ayak takımına inanmaya yeltenmezler. ve onları sürekli ezmeye kalkarlar.. bu senaryo günümüzde bile hala en şiddetli bir şekilde devam etmektedir..

        saygılar..

      • 1okuyucu dedi ki:

        Kadir;

        —-inanmak zorunda değillerdir… inanmamak ayrıdır, bu davete karşı mücadele edip zulmetmek ayırdır.. yani hz. nuhu günümüz tabiriyle düşünce suçlusu ilan etmişler. ınun bu düşüncelerine karşı hz. nuh ile mücadele etmişlerdir. hz. nuhun sözlerine hiçbir zaman kulak asmamışlardır.. sözün doğruluğu araştırmadan inkar etmişlerdir. (senden alıntı)

        inanmamak ayrıdır, davete karşı mücadele etmek ayrıdır demenin hiçbir anlamı yok, çünki inanmayanlar yapılan davetin kendilerinden adam ayartmaya yönelik olduğunu bilmeyecek kadar geri zekâlı değildir, o nedenle inanmayanların davete karşı mücadele etmeyeceği düşünülemez,

        eğer biri senin inancından değilse, senin dinin sana benim dinim bana der geçersin ama bu kişi senin tayfandan senin dinine mensup olanları ayartmaya kalkarsa orada dur dersin?

        örneğin; mahallende bir kahvede oturduğunu varsay, biri açmış içinden İncil okuyor, bence mahzuru yok dersin aldırmazsın ama o kişi kitaptan kafasını kaldırıp hristiyanlık propagandası yapmaya kalkışırsa sen dahil kahvedekiler adamı tekme tokat dışarı atarsınız,

        aynı şekilde hangi peygamber olursa olsun, geldikleri toplumun içerisinden taraftar toplamak için din yayma yoluna gitmişlerdir, haliyle inanmayanlar yeni bir din getirerek kendilerinden adam ayartmaya kalkanlara karşı mücadele etmişlerdir, inanmayanların, inanmadıkları birinin kendilerinden adam ayartmasına sessiz kalacaklarını düşünmek safdillik olur,

        o nedenle peygamber gönderdiğini ispatlayamayan bir tanrının, inanmayanların kendisinin peygamber olduğunu iddia edenin davetine karşı mücadele etmeleri nedeniyle cezalandırması ancak insan fıtratını bilmeyen, insan psikolojisinden anlamayan bir varlığın yapabileceği bir şeydir,

        özetle hiç kimse kendisinin tanrının elçisi olduğunu iddia edip istediği gibi at oynatamaz, din yaymaya kalktığında da kendisine inanmayanlar tarafından her türlü tepkiyi görür, çünki hiçbir toplum kendi çöplüğünde din pazarlanmasına sessiz kalamaz, din pazarlamaya kalkana karşı mücadele etmeyeceği düşünülemez,

        kendisinin tanrının elçisi olduğunu iddia edende din pazarlamaya kalktığında istediği gibi at oynatamayacağını bilir ama Kuranın tanrısı nedense bunu bilmez, din pazarlamaya kalkana tepki gösterenleri cezalandırma saçmalığını gösterir, hemde peygamber gönderdiğini ispatlayamamasına rağmen,

        —–yani hz. nuhu günümüz tabiriyle düşünce suçlusu ilan etmişler (senden alıntı)

        Museylime de kendisinin tanrının elçisi olduğunu iddia ediyordu, bu durumda Museylimeye karşı mücadele eden Muhammed de düşünce suçu işliyordu,

        —-hz. nuhun sözlerine hiçbir zaman kulak asmamışlardır.. sözün doğruluğu araştırmadan inkar etmişlerdir (senden alıntı)

        Nuhun peygamber olduğunu ispatı varmı ki sözlerinin doğruluğunu araştırsınlar, araştırdıklarında ne olacaktı, yoksa nuhun söylediklerinin tanrı sözü olduğunu ispatlamakla mı yükümlüydüler?

        “ey salih; sen bize tebliğ etsende, etmesende bizim için birdir. sana asla inanmayacağız”

        tanrı, Salihi peygamber olarak gönderdiğini ispatlayabilmiş mi ki? inanmayanlar Salihe inanma gereği duysun,

        —-işte hz. nuhta aynı tutumla karşılaşmıştır.. onun peygamber olup olmadığını anlamak için onun sözlerini dinlememişlerdir. bile.. çünkü onlar zengin, servetlerine güvenip ayak takımına inanmaya yeltenmezler. ve onları sürekli ezmeye kalkarlar.. bu senaryo günümüzde bile hala en şiddetli bir şekilde devam etmektedir.. (senden alıntı)

        bu işin zenginlikle güçle filan bir ilgisi yok, tabiri caizse biri çıkıp Müslüman mahallesinde salyangoz satmaya kalkıyor, haliyle tepki görüyor, işin özeti bu,

  21. karaca dedi ki:

    http://www.milliyet.com.tr/aile-cocugunun-gozlerini-oydu/dunya/detay/1938648/default.htm

    Haberi okumanı tavsiye ederim sizin gibi inançsızın birinin yaptığı
    Allaha inanan Allah korkusu taşıyan biri bunu yaparmı
    bu söylediğim müslümanlığı kabul etmiş olanlar için de geçerli
    şurdan burdan bahsetmenize gerek yok Ahiret hayatına inanmayanların yapabilecekleri
    gün gibi aşikar.

    • hakan adanır dedi ki:

      karaca bey Sizin gibileri gördükçe inançsızlığım artıyor iyiki dinlere filan inanmıyorum dinler insanı ne hale getiriyor.Satanizm de sonuçta bir dindir ha islamiyet ha satanizm aynı şey birinin müridi kedi keser birinin müridi insan keser.

      • karaca dedi ki:

        hakan adanır bey,
        satanizim dinmiş, uyduruk din
        temelsizlerin dini olabilir bunda haklısın

      • 1okuyucu dedi ki:

        Hakan Adanır;

        —-iyiki dinlere filan inanmıyorum (senden alıntı)

        iyi ki bende dinlere inanmıyorum, yoksa bütün ömrüm din Allahın oluncaya kadar savaşmakla geçerdi, bunun için tüm beşeri sistemlere savaş açardım, işe önce Ülkemizden başlardım, Laik Demokratik sistemi yıkıp yerine şeriat düzenini getirmek için mücadele edenlerin safında yer alır, dinin Allahın olması için elimden gelen her türlü çabayı gösterirdim, çünki Allahın hükümlerinin egemen olmadığı beşeri sistemlerde din kulun olsa bile Allahın değildir, bu arada Müslüman mahallesinde salyangoz satmaya kalkan misyonerleri öldürmektende geri kalmazdım, daha bir çok şey yapardım ama hepsini anlatıpta içini iyice karartmayayım,

        iyiki dinlere inanmıyorum, yoksa din denen bataklığın ürettiği sapıklardan olma ihtimalim, İslâm alemini kıstas aldığımızda % 90’ı aşardı herhalde.

  22. karaca dedi ki:

    + bizi cahillikle suçluyorsun kimin cahıl olduğu belli değilmi
    muhtemelen bu adamlarda sizin gibi okumuşlardır.

    • rammsteinn dedi ki:

      karaca
      http://tr.wikipedia.org/wiki/Ter%C3%B6r_%C3%B6rg%C3%BCtleri_listesi
      linkte terör örgütleri listesini bulacaksın. bak bakalım kaç tane islami terör örgütü var.
      dinlerine göre ayır terör örgütlerini.
      buraya yaz kaç tane satanist ateist terör örgütü var.
      islami terör örgütlerini kaç kişi öldürmüş?
      satanist ve atist gruplar kaç kişiyi öldürmüş?

      hapishanedekilerin yüzde kaçı acaba ateist veta satanist?

      israil filistine saldırır. heryerde protestolar.
      islami terör örgütü yezidileri katleder. tık yok.
      bumu sizin insaniyetiniz?

      • karaca dedi ki:

        verdiğin linke baktım hep hikaye
        Asala terör örgütünü almamış niyeki
        acaba terör örgütü olarak görmemişlermi
        işte kafa bu,bizden sizden meselesi

  23. karaca dedi ki:

    verdiğin linki incelemedim ama,senin açından baktığımda bütün terör örgütlerinin islamiyetle bağlantılı olduğu gibi bir varsayımdasın veya böyle düşünüyorsun bu terör örgutlerinin islamla dinle ne alakaları var onu anlamış değilim,ha terör diyorsan bak israile bak usa ya bak almanyaya
    bak ingilizlere bak roma imparatorluğuna bak rusyaya geçmişlerinde neler olmuş kızılderilileri mi katletmemişler,yahudileri gaz odalarına mı göndermemişler,geçmişte küdüste dökülen kan oluk gibi
    akmış,saddamın ülkesini yerle bir etmedimi bu usa bu teror değilmi,Asala terör örgütü değilmiydi kaç tane diplomatımızı öldürdü bilmezmisin,sen dışardan pompalanan terör örgütü hikayesine iyi dalmışsın,esas terörü kim estiriyor bunu görmezmisin ben sana bir şey söyleyeyim mi basarsan küreğin ucuna şak diye kafana sapı vurur basmazsan kureğin ucuna vurmaz kafana terör örgütlerinin savunulacak hiç bir tarafı yoktur terörü Allahtan korkan kimse asla savunamaz savunmamalıda,ama elin oğlu gelip seni dövecek sövecek sana eziyet edecek onun yaptığı terör olmayacak sende kafayı kaldırıp bir iki yumrukta sen atacaksın senin adın terörist olacak öylemi
    valla sen hep dövme taraftarısın anlaşılan hep döveceksin bir iki yumrukda sen yiyince bağıracaksın terör var diye ya elin oğlunun eli armutmu topluyor oda bir iki taş vuracak hasmına
    bu örnekleri ben senin uyanman için verdim bak devletlere nasıl terör uyguluyorlar gizli terör açık terör ne istersen var kavgada kaç yumruk attığının veya yediğinin hesabı tutulmaz hemşerim ya kavgaya girmeyeceksin yada başına gelenlere razı olacaksın
    ha şunu söyleyeyim bu terör örgütlerini İSLAMLA bağdaştırmana mana veremedim islam barışı emreder kan dökmeyi değil.insan olabilmenin yollarını izah eder hayvan olmanın yollarını değil
    ama bazıları lafı bilmem neresinden anlıyorsa islamın ne suçu var hayvan herif işine geldiği gibi anlamış bunu islamiyetle filan alakası yok.bak sen gerçek islamı hakikaten bir araştır. bunun senin kafanda geçenler gibi olmadığını anlayacaksın islamiyetin gerçekten hak dini olduğunu anlayacak ve olaylara daha sağlıklı bakacaksın.kim terörist kim değil daha iyi anlayacaksın

    • rammsteinn dedi ki:

      islam barışı emreder kan dökmeyi değil.insan olabilmenin yollarını izah eder hayvan olmanın yollarını değil

      çok haklısın.

      tevbe/9/29. kitap verilenlerden, allah`a, ahiret gunune inanmayan, allah`in ve peygamberinin haram kildigini haram saymayan, hak dinini din edinmeyenlerle, boyunlarini bukup kendi elleriyle cizye verene kadar savasin.

      maide/5/45.Biz, onda onların üzerine şöyle yazdık: Cana can, göze göz, buruna burun, dişe diş, yaralamada ödeşme. Kim de bu hakkını sadakasına sayarsa, o, günahlarının bağışlanmasına vesile olur. Her kim de Allah’ın indirdiği hükümlerle hükmetmezse, onlar hep zalimlerdir.

      Tevbe, 12
      Eğer sözlerinden sonra yeminlerini bozarlar ve Dininizi karalarlar ise, o takdirde küfrün önderlerini öldürün. . . Çünkü onların yeminleri yoktur. . . Umulur ki onlar vazgeçerler.

      TEVBE-14
      Onlarla savaşın ki, Allah sizin ellerinizle onlara azap etsin, onları rezil etsin, onlara karşı size zafer versin ve mü’minler topluluğunun gönüllerini ferahlandırsın.

      TEVBE-23
      Ey iman edenler! Eğer küfrü imana tercih ederlerse babalarınızı ve kardeşlerinizi kendinize dost edinmeyin. İçinizden kim onları kendisine dost edinirse işte onlar zalimdirler.

      TEVBE-29
      Kendilerine Kitap verilenlerden Allah’a ve ahiret gününe inanmayan, Allah ve Resûlünün haram kıldığını haram saymayan ve hak dini kendine din edinmeyen kimselerle, küçülerek elleriyle cizye verinceye kadar savaşın.

      TEVBE-41
      İsteyen, istemeyen, hepiniz savaşa çıkın. Allah yolunda mallarınızla, canlarınızla cihat edin. Bilirseniz bu sizin için hayırlıdır.

      hep derler ya “kuran türkçe okunursa sevabı olmaz. arapça okumak lazım”
      sebebi ortada.
      türkçe olarak kuranı okuyanların oranı yüzde 3-5 i geçmez. onlarında yarısı zaten bu ayetler üzünden dinden çıkıyor.

      MÂİDE-51
      Ey iman edenler! Yahudileri ve hıristiyanları dost edinmeyin. Onlar birbirlerinin dostudurlar. Sizden kim onları dost edinirse o onlardandır. Allah zalimler topluluğunu doğru yola eriştirmez.

      evet islam saygı sevgi dinidir. ama sadece müslümanlar için.
      kuran açıkça derki, yahudi ve hristiyanı dost edinmeyin,kafirlerlede savaşın.

      bu kadar islami terör örgütü bu vahşeti ne diye yapıyor?
      çünkü kuran emrediyor.
      “onlar müslüman olamazmış” size bu yetkiyi kim veriyor?
      belki tanrınız onları cennetin baş köşesine koyacak. çünkü onlar emredilenleri uyguluyor.

      • karaca dedi ki:

        kardeş bir şey diyemiyeceğim,o devirlerde ne oldu da bu yukarıda verdiğin bigiler kurana girdi öldürmek ve buna benzer cezalar dışında başka bir akıl yokmuydu.bu tavsiye edilemezmiydi. veya hangi şartlar oluştu da bu kurana girdi bilemiyorum.insan öldürmenin bir mantığı yok,varsa bile ben bilmiyorum. Asl olan insanı eğitmektir. doğruları göstermektir mutabakata varmaktır.anlaşmaktır. zor olanı kolay hale getirmektir. dünya nimetlerini adeletlice paylaşmaktır. ben şimdi seni anladım sen diyorsunki kutsal kitabınızda şartlar oluşmuşsa öldürmek kısas yapmak var ve bu hükümler çerçevesinde bu olaylar gerçekleşiyor.ama şunu da tavsiye ediyor.buna ne dersin bir insanı sebebsiz yere öldürmek bütün insanlığı öldürmek gibidir. buna ne dersin

      • Ess dedi ki:

        Dersine çok iyi çalışmışsınız tebrikler. Yalnız inanmayan birine biletleri açıklamak pek te kolay olmucaktır zannımca Ayeti tek başına Alıp irdelemek öncesi ve sonrasında bahsettiklerini görmezden gelmek. İşte bu ancak Kuran’ı suçlama psikolojisine yatkın insanların yaptıkları hareket olup. Zaten çevaplarınıda bilmek istemezler.kimin teröre yatkın OLDUĞUNU görüyoruz Dünya’da. Kimin eziyette bir numara OLDUĞUNU. İsrail. Sırplar. Alman Nazileri. Nerden beslendikleri Açıkça biliniyor siz mrk etmeyin . Sapkınlığa Düşen kendini Müslüman OLDUĞUNU sanan cahilleride içimizde yok ederiz şüpheniz Olmasın

    • 1okuyucu dedi ki:

      karaca;

      —bu terör örgutlerinin islamla dinle ne alakaları var onu anlamış değilim,ha terör diyorsan bak israile bak usa ya bak almanyaya
      bak ingilizlere bak roma imparatorluğuna bak rusyaya geçmişlerinde neler olmuş kızılderilileri mi katletmemişler,yahudileri gaz odalarına mı göndermemişler,geçmişte küdüste dökülen kan oluk gibi akmış,saddamın ülkesini yerle bir etmedimi bu usa bu teror değilmi,Asala terör örgütü değilmiydi kaç tane diplomatımızı öldürdü bilmezmisin (senden alıntı)

      bahsettiğin terör olaylarını, katliamları gerçekleştirenler, bunu yaparken “Allahuekber” diye bağırmıyorlardı, o nedenle diğer terör örgütleriyle radikal İslâmcıları aynı kefeye koyamazsın, onlar, ırkçı veya faşist zihniyette oldukları için katliamlar yapıyorlardı ve bunu kendi namı hesaplarına yapıyorlardı,

      radikal İslâmcılar ise bu işi Allah adına yapıyorlar, referanslarını da Kurandaki savaş ayetlerinden alıyorlar, bu ayetlerin hangileri olduğunu yazmama gerek yok, arkadaşlardan biri hepsini tek tek sıralamış,

      o nedenle kendi namı hesabına katliam yapan ırkçıları, faşistleri, diktatörleri, Allah adına katliam yapan İslâmcılarla aynı kefeye koyup örnek gösteremezsin, çünki onların katliam yapmak için referans aldıkları Kuran ayetleri yok, bahsetmen bile abesle iştigal,

      —–hayvan herif işine geldiği gibi anlamış bunu islamiyetle filan alakası yok (senden alıntı)

      hayvan herif işine geldiği gibi anlamamış, Kurandaki anlaşılmaz ayetlerin sebep olduğu yorum farklılıklarının sonucunda İslâm alemi mezheplere ve tarikatlara bölünmüş, herkes kendi anladığını doğru kabul etmiş, diğer anlayışları reddetmiş, hatta dinden çıkmayla eşdeğer görüp, diğer görüş sahiplerinin katlinin vacip olduğuna hükmetmiş, o nedenle öldürende ölende “Allahuekber” dediğinde her ikisininde kendi inanış şeklinin doğru olduğundan yana şüpheleri yok, yani farklı inanışlardaki herkes kendi inanışlarının hak din olduğuna inanıyor,

      eğer sen bazı grupları radikal olarak nitelendiriyorsan bu senin yanılgından başka bir şey değildir, çünki inanış şekillerinin Kuran ayetleriyle çok yakından ilgisi var, yani bir kişi selefi olduğundan söz ederken referans olarak kendi inancını destekleyen Kuran ayetlerini gösterir ve kendisinin en samimi Müslüman olduğuna inanır,

      o nedenle onlar terörist değil, Allah yolunda savaşan birer neferdir,
      daha doğrusu onlar Kuran denen ağacın tipik birer meyvesidir?

      • karaca dedi ki:

        1okuyucu
        Şunu söyleyebilirim, din adına bu vahşetler,katliamlar,yapılıyor diyorsunuz
        belki de dikkatinizden kaçtı büyücü kadınlar diye avrupa devletlerinde eskiden kadınların yakılarak öldürüldüklerini,haçlı seferlerini,engizısyon mahkemelerinin verdikleri kararları,
        tapınak şövalyelerini,yine israillilerin Allahın katında tek kıymetli ulus safsatalarını,bu sebebten diğer ırktan olanların öldürülmelerinin hak olduğunu,daha bu listeye pek çok şeyler eklenebilir.görmezden geliyorsunuz yada işinize öyle geliyor onların referansları ne olmuş olabilir ya onlar ne adına yapıyorlardı.bunu da mı fasistlikle,bilmem neyle izah edeceksin,kendilerine herhangi Allah katından kitab indirilmediği halde eskiden olmuş olayları mayaları hatırlayın aztekleri hatırlayın ellerinde hiç bir veri olmadığı halde kurban edilen insanları hatırlayın,
        siz diyorsunuzki dünya düz olduğuna inanıyorsunuz hala, aslında yok böyle bir şey kim nasıl olduğuna inanırsa inansın bana ne,dünya yuvarlak olsa ne yazar düz olsa ne yazar
        dünyayı yaratan nasıl olacağına illaki karar vermiştir. ve yaratmıştır.
        yağmurları yağdıran kim.dünyayı döndüren kim,herşey çerçöp olduktan sonra onlara hayat veren kim, yıldızları galaksileri,kainatı yaratan kim,ışığı yaratan kim soğuğu sıcağı yaratan kim,deryayı yaratan kim, bitkileri yaratan kim havayı yaratan kim,hayvanları yaratan kim bunlara kuralları koyan kim.aklı yaratan kim,insanı yaratan kim,bana diyemezsinki bunlar kendiliğinden oluşuyor,tabiat ana yaratıyor,tabiat anayı yaratan kim
        sizin mantığınız bunlara bir cevap bulamaz
        eğer bulabiliyorsanız açıklayın dinleyelim
        insanlar ister din adına,ister faşistlik ister sadistlik ister nefsi adına diğer insanları öldürüyorsa Allah bundan sorumlu tutulamaz
        insanları serbest bırakmıştır,yaptıklarından elbetteki insan sorumludur. bunun hesabını da verecektir.vermek de zorundadır.
        din insanlara yol gösterici,tavsiye edicidir.öğüt vericidir, insan ister tutar ister tutmaz
        Allaha ve dine inanma veya inanmama bu güne mahsus bir şey değildir.geçmiştede inananlar ve inanmayanlar olmuştur tıpkı bu gün gibi, gelecekte de olacaktır.
        siz inansanız ne olur inanmazsanız ne olur Allahın azametinden zerre kadar bir şey mi eksilir,veya çoğalır.Herkim ne yaparsa ancak kendine yapar
        olur,sizin mantığınızla hareket edecek olsak,ne bir yaratıcıya nede tebliğ ettiğı dinlere inanırız,
        o zaman ya güneşe,ya aya, ya ağaca, ya suya,ya ateşe,ya puta,ya dağa,ya yıldızlara
        yada vs şeylere tapmamız gerekirdi.İnsana yakışırmı bu
        o zaman hayvandan ne farkımız kalırdı.
        ama şunu samimiyetimle söyleyeyim Allah insana verdiği akıldan insanı sorumlu tutacaktır. belki benim vucudum sorumlu olmayacaktır.ama yaptıklarıma şahitlik edecektir
        orda istesemde yalan söyleyemeyeceğim.
        Akıl insana verilen en büyük nimettir,insanlar aklını zararlı işlerde kullanıyorlarsa bunun sorumlusu aklı veren olamaz
        yazıkki yazık akıl verilipte kullanmayanlara,

      • 1okuyucu dedi ki:

        karaca;

        ben, günümüzde popüler! oldukları için radikal İslâmcılardan bahsettim, ayni sapkın davranışları ister semavi olsun ister semavi olmasın tüm dinlerde de görebilirsin, haçlı seferleri, engisizyon mahkemeleri, cadılar, üstünlük taslama, toplu intiharlar, toplu katliamlar her dinde görülen bilinen şeyler, yani dinlerin ne olduğunu anlatırken sadece İslâmı dikkate almıyoruz, öyle olsaydı, dinin ne olduğunu anlatan kitabın adı “din bu” değil, “İslâm bu” olurdu,

        ayrıca tanrının varlığı dinlerle ispatlanamaz çünki dinleri tanrının gönderdiğinin ispatı yoktur,
        o nedenle tanrıya inanmak için illada dinlere inanmanın gereği yoktur,

        bir insan, canlıların fizyolojik yapısına bakarakta tanrının varlığına inanabilir,
        ayrıca dinlere inanmayanların putlara inanacağını da nereden çıkarıyorsun,

        tanrıyı aklıyla kavrayanlar, tanrının tapınılacak bir varlık olmadığını da bilirler,

        her şeyin ölümle biteceğini kabullenemeyenler, kendilerine öteki dünya yaşamını sunan umut tacirlerine doğruluğunu sorgulamadan inanma gereği duyarlar, çünki umut tacirleri duymak istedikleri şeyleri söylemektedirler, yani dinlere inanmak tamamen psikolojik bir olaydır,

        nasıl mı?
        Muhammedin tanrının elçisi olduğunun kanıtı var mı?
        cevap, tanrı Kuranda Muhammedin elçisi olduğunu söylüyor
        Kuranı tanrının gönderdiğinin kanıtı var mı?
        cevap: Muhammed Kuranı tanrının gönderdiğini söylüyor,

        bozacısıda şıracısıda kendisi olan birine inanmanın gerekçesinde tamamen öteki dünya beklentisine uyan söylemlerin etkili olduğu açıktır, çünki ortada ne tanrının elçi gönderdiğinin ispatı vardır, nede ben tanrının elçisiyim diyenin tanrının elçisi olduğunu ispatlayabildiğinin kanıtı vardır,

        o nedenle kendi inanış şeklini bize dayatmaya kalkma, biz tanrının varlığını canlıların fizyolojik yapısına bakarak, doğa olaylarını inceleyerek kavrayabiliyoruz ve sizin yarattığınız tanrı figürünün evrenin tanrısıyla uzaktan yakından bir ilgisi olmadığını anlayabiliyoruz, yani sizin tanrınızın bizim için sizin yarattığınız bir puttan öteye hiçbir anlamı yok,

        eğer yinede kendi tanrını savunmaya kalkacaksan, işe cennette yasaklanan meyvenin ne olduğunu söyleyerek başlayabilirsin?

  24. kadir dedi ki:

    ramsteinn

    “30 adet çevirmen “yeryüzü” kelimesini kullanıyor. 1 tanesi bie senin dediğin gibi demiyor. ama sen hala “belli bir bölge” diyorsun.
    lafa geldiğinde biz “kuranı çarpıtmış” oluyoruz.
    tamam nuh tufanı bölgesel demek için çarpıtmalara giriyorsunuz ama biraz olsun karşınızdakinin aklına mantığına saygı duyun. saçma sapan cevaplar veriyorsunuz sonrada “defalarca cevapladık” diyorsunuz.” senden alıntı…

    hz. nuhun bulunduğu bölge uzayda mı oluyor.. orayı yeryüzü olarak neden kabul etmiyosun.. saçmalamaya son hızla devam….

    hz. nuh inkarcılardan dolayı kederlenmiş, zulme uğramış.. onları bir türlü allaha yöneltemediği için artık pes etmiştir. “yeryüzünde bir tane bile kafir bırakma” ifadesinde inanmayanlardan bahsetmiyor.. kafir; müslümanları yok etmek için allahla mücadele içine giren, allahın dinine karşı her türlü zulmü kötülüğü yapan kişiye denir. nitekim hz nuhun kavmindekilerde nuh ile mücadele etmişlerdir.. işte hz. nuh böyle insanlara karşı allaha dua etmiştir.. “yeryüzünde birtek bile kafir bırakma” bu ifadeyi kendi kavmi için, kendi yaşadıklarına istinaden kullanıyor..

    allah kuranda kendisine ortak koşanlara müşrik, müslüman gibi görünenlere münafık, sıfatını kullanır.. fakat hiçbirşeye inanmayan kimselere herhangi bir sıfat kullanmaz.. eğer bu kişiler müslümanlara zorbalık eder mücadele içine girerse bu durum değişir kafir sıfatını kullanır..

    “ey rabbim yeryüzünde tek bir tane bile kafir (allaha mücadele eden, müslümanları yok etmeye çalışan, zulmeden vs.) bırakma.”

    yüce allah hz. nuhun bu duasını kabul etmiş. kafirler suda boğulmuştur.. hz. nuhun dünyanın diğer bölgelerinde yaşan insanlar hakkında bu şekilde dua etmesi, peygamberlik sıfatına yakışmaz.. çünkü diğer bölgelerde yaşayanların önce tebliğ almaları gerekir. sonra allaha karşı suçlu olmaları gerekir..

    “biz peygamberleri ancak bir uyarıcı ve müjdeleyici olarak göndeririz..”
    “senin görevin ancak tebliğden ibarettir.”

    uyarılmayan ve müjdelenmeyen hiçbir insan kafir olamaz ve azaba uğrayamaz..

    • rammsteinn dedi ki:

      kuranda 18 kere “kuran apaçıktır” der.
      levhi mahvuz kitabında bütün herşeyin yazılı olduğu bilinir.
      tanrının tüm geleceği bildiği söylenir.

      bu 3 verinin doğru olduğunu kabul edersek;
      nasıl oluyorda hala kurandaki bazı konularda insanlar birbirine ters düşüyor.
      şefaat var mı yokmu?
      miraç yaşandı mı yaşanmadı mı?
      ay yarıldı mı? yarılmadımı?
      sizin tanrınız ya geleceği bilmiyor ya da biliyor gibi yapıp hava atıyor.

      bugün yaşanan bu terörizmi tanrı biliyor olsaydı kuranda 2 satırla bu olacakları hiç yaşatmazdı.
      ama pardon, sizin tanrınız bedeviye hangi kadınlar helal onları tespit etmekle meşgul…

    • hakan adanır dedi ki:

      kadir bey dürüst olun biraz dürüst size yazmıyacam diyorum ama o kadar çok saçmalıyorsunuzki size yazmamak elde değil, bir iki tane arap cahilide gelip sizin haklı olduğunuzu sanabilir buna mahal vermemek için yazıyorum ,milletide ahmak yerine koymayı bırakın

      günümüzde görüyoruzki sadece 1 saatlk sağanak yağışta her taraf allak bullak oluyor ozamanki yağışların boyu bazı dağların yükseklikleri kadarmış bide sizin allahın gazabı var heralde sen allahın gazabını ciddiye almıyorsun gerçi sen yazdıklarınla allahı küçümsüyorsun herneyse, ozaman kanal ,alt yapı gibi şeyler olmadığından bu sular nereye gidiyor heralde sizin köydeki dereye birikmiyor bu sular
      küresel ısınma nedir biliyormusun sen? bu tür şeyleri bilmezsiniz tabi belgesel izleme kültürü yok bugün yarım metrelik kutuplarda buz erimesi kaç tane ülkenin sular altında kalmasını sağlıyor.
      Bu gibi şeylerden anlamazsınız tabi çünkü bunlar bilimsel şeyler
      size filmsel şeyler lazım milleti kandırmak için, göz göre göre yalan konuşuyorsunuz utanmıyormusunuz hiç, müslümümanların yüzde 90 nı nuhun tufanının genel olduğunu söylüyor yeryüzünü kaplamış diyor.Hem arkadaşımız bu tufanın yeryüzünü kapladığına dair ayetide gösteriyor dahada pişkin pişkin cevap yazıyorsunuz helal olsun bu kadar genişlik yahudide olmaz.

    • rammsteinn dedi ki:

      NÛH-26
      Nuh dedi ki: ‘Rabbim! Yeryüzünde hiçbir inkarcı bırakma.’

      diyorsunki ;
      burada ki yeryüzü kelimesi sadece nuhun yaşadığı kavmin olduğu bölgeyi belirtir.

      şimdi başka bir ayet

      EN’ÂM-92
      Bu indirdiğimiz, kendinden öncekileri doğrulayan, Mekkelileri ve etrafındakileri uyaran mübarek Kitap’dır. Ahirete inananlar buna inanırlar, namazlarına da devam ederler.
      —————————————————————————————————————
      “mekke ve etrafındakiler” lafı sizin için bütün yeryüzü demek,
      yeryüzü lafı ise sadece belli bir bölge demek.

      kadir;
      sence bu iki ayetteki bölgelerin anlatılışı ters değilmi?
      yani şöyle olmalımıydı?

      –kuran yeryüzüne herkes için indirilmiştir.
      –rabbim bu bölgede yaşayan hiç bir inkarcıyı bırakma.

  25. kadir dedi ki:

    hakan adanır…

    sizin hakaret dolu yazılarınızı sizin cahilliğinize veriyorum.. siz önce insan olunda insanlara karşı saygılı olmayı öğrenin.. dürüstlüğü senden öğrenecekte değilim… allaha şükürler olsun ki müslümanım. ve onun tebliğini en doğru şekilde yaşamaya çalışıyorum.. sizin gibi insalara hakaret ederek değil.. ayrıca

    senin bilgi birikimin bu sitedeki bir çok arkadaş gibi yeterli değildir. kuranı kerimden haberin bile yok… sağdan soldan aldığın kanıtsız bilgilerle kendini coşturmuşsun.. ne halin varsa gör.. .fakat önce kendine saygılı ol, sonrada karşındaki insanlara…

    son olarak senin yaptığın hakaretleri aynen sana iade ediyorum..

    bilgi birikimi yeterli olmayan insanlar çareyi başkalarına saldırmakta bulur.. bunun en güzel örneğisin..

    • hakan adanır dedi ki:

      he kadir he işin gücün konuları sulandırmak yine herzamanki gibi ortaya bir şey koymamış ajitasyon yapmışsın her zamanki haliniz alışkınız bunlara kardeş sen yalan yanlış bilgi verip insanları kandırırsan tabiki hakerete uğrarsın kendini allah yerine koyarsan tabiki hakarete uğrarsın ne bekliyorsun bizden başka, hele siz önce yazdıklarınıza bakın resmen dalga geçmişsin bu hakaret değilmi buradaki insanlar belli bir emek verip gerçekleri anlatmaya çalışıyor saygı göstermessen tabiki hakarete uğrarsın,emeğe saygısızlık edersen tabiki hakarete uğrarsın,sen kalkıp karşındaki insanı kendin gibi düşünmeye zorlarsan tabiki hakarete uğrarsın senin bunca alaycı tavrına karşılık bu kadar da hakaret olsun yani,sende bu kadarını hoş gör, burada yeri gelmiş sizin gibilerden özür dilemesinide bilmişiz ama bu karşılığı senin gibilerden hiç görmedik bir tek sizmi üzülür incinirsini,bir tek siz mi insansınız?

      • hakan adanır dedi ki:

        Ha bu arada unutmadan ben cahil bir insan olabilirim.Benim cahil bir insan olmam öğrenmem için engel değildir,ben illaki benim dediklerim doğrudur onunda derdinde değilim,ama yalan yanlış konuşan insana acımam aslında sende haklısın bence senin ekmek teknen dindir. belki üzülüyorsundur burada bazı kişilerin senin ne mal olduğunu bilmesinden üzüntü duyuyorsundur.
        kadir burada tartışmak için profesör olmaya gerek yok sen düşündüklerini yazarsın bende düşündüklerimi yazarım olur biter.
        Bizler sizin gibi insanların düşüncelerine sınıf koymuyoruz buraya bir çocuk bile gelip kendi düşüncelerini iletebilir bu onun cahil bir insan olduğunu göstermez tam tersi buranın ne kadar hür,demokratik bir yer olduğunu gösterir.

      • Ess dedi ki:

        Bir insan başka birinin dini için terör ifadesi kullanırsa cvp yazma hakkı doğabilir Bana göre emek değil karalamak üzere Yazılmış yazılar. Sizde öyle düşünüyosunuzki Kadir beyin söyledikleri size ağır gelmiş kanaatimce. Küresel Isınma falan demişsiniz size göre herşey tesadüf değil mi? Onun bile neden şimdi olduğu. Hakkında en ufak bilginiz yok. Küresel Isınma işteee!!!Dünya’nın sonu geldikçe insanlar sapıttıkça. ( Müslüman olsun Hıristiyan olsun. Ateist olsun). Sapıttıkça bu afetlerin hız kazanacağı. Bazen de küresel Isınma adı Altın’da gerçekleşeceği biz inananlarca (inanan bireylere)bilinen bişey belgesel falan izlemeye gerek yok ki fazlasıylada izliyorum…yani hemen cahil akılsız gibi yaftalamalar siz Çağdaş insanlara yakışmıyor!😉cahillik göreceli. Size göre ben,bana görede siz cahil olabilirsiniz yani sizin lafınızla olunmuyor. Bu yazıları yeni okuduğum için cvp yazmak istedim Diğer arkadaşlarla uğraşmam bile imanı yoksa ne anlatıcan bi adama😅

  26. nestor dedi ki:

    Nestor: Hadi diyelim Tufan tevrat ve kuranda yazıldığı gibi olsu, Nuh peygamberdi, Herşey bilimsel..En büyük soru nedir biliyor musunuz? Neden Allah sapmış toplumu çoluk çocuk demeden yok eder? Çocuğun suçu ne? İlerde belki bozguncu olur diye mi düşündü allah?..E Nuh’tan sonra neden o coğrafya inançlı ve temiz yaşamını sürdürmedi? Maden toplum gene bozuşacak ve bu bozulmaya karşı Muhammed gönderilecekseydi neden çocuklar yok edildi? Allah bunları öngöremedi mi? Öngördüyse herşeyden habersiz çocuklara yazık değilmidi?..Hakkatten bunları hiç düşündünüz mü? Madem allah ikide bir duruma müdahale ediyorsa neden bütün insanları iyi yapmıyor? Yok sınav var diyorsanız neden eski dönemlerde ikide bir afet-tufan yapıp duruyor? Herşey mükemmel de ilk çocukta hata neden yapıldı (Habil-Kabil). 80 adam bırakıldı ve tufandan sonra anında saptılar.. Biraz mantık derim..

  27. cS dedi ki:

    hakikat güneş neden sönmüyo diyosun işte sizin bilminiz hep buraya kadar güneş her saniye senin aklının alamayacağı patlamalar oluyor. neyse yazmıcaktımda he bide hezarfena uçan ilk türk demişsin bu nasıl bi cahilliktir bilader nereye uçtu kanat takıp az yükselene uçmayı buldu diyosun trajikomik 😀

  28. İnanan arkadaşlar İslamın neden geri kaldığını merak ediyorsanız Bernard Lewis’in Yanlış Giden Ne Oldu ( What Went Wrong) adlı kitabını okumanızı tavsiye ederim. Ben ateist olmakla birlikte dinlerin miadının henüz dolmadığına bu yüzden inanmayanların inanan samimi insanlara karşı biraz daha yumuşak davranmaları gerektiğine, onlar sizin seçiminize saygı duymasalar dahi sizin onların inançlarına saygı duymanız gerektiğine inanıyorum. Çünkü gerçeklerin farkına varıp inancından vazgeçmek ve bu yeni duruma alışmak zordur ve kişiden kişiye değişerek uzun zaman alır. Atatürk’ün dediği gibi dinler faydalıdır.En azından faydalı olması gerekir kanımca. Ancak inananların da bilmesi gereken bazı şeyler vardır. Adı üzerinde bir inancı yaşıyorsunuz ve onun öyle olduğuna sadece siz inanıyorsunuz. Bilimsel ispatı veya doğruluğu söz konusu bile olamaz. Olsaydı adı inanç olmazdı zaten. Bilimsel gerçeklerle kıyaslama yapamazsınız. İnancınızı bilime karşı savunamazsınız. Meryem bakire olmasına rağmen bir çocuğu olmuş. Şimdi bunun bilimsel olarak yenilir yutulur tarafı yok. Buna inanıyorsan inan ama buna herkesin inanmasını bekleme. Verdiğim Meryem örneği ve onun gibi olan diğer yüzlerce binlerce olay var ki sadece inanç seviyesinde var olabilir ancak. Buradan şu da çıkar. İnancı bilimsel olarak tartışmak da abesle iştigaldir. Bilimsel çalışmalar zaten kendiliğinden çoğu şeyin aslında inanıldığı gibi olmadığını gösteriyor tartışmasız. Bundan isteyen bir şeyler öğrenir ve kendine göre yolunu çizer istemeyen de bilime aldırmaz zaten çoğunlukla. Biz millet olarak birbirimize saygı duyalım. Kimse kimsenin seçimlerine karışmasın. Yargılamasın. Nuh’a inanıyorsa birisi inansın. Bunun sana bir zararı olmaz. Aynı şekilde bunun tersi de geçerli. Neyse demek istediklerim bunlardı.

  29. Ess dedi ki:

    Yazık herkesin yazdıklarını okudum gayesiz inançsız insanlar topluluğu😔 herbildiğiniz doğru sizin değil mi? Amma değil elbet☺️Neyse anlatmakla vakit harcamııcam çünkü harcayanlara tamaat etmemişsiniz zaten.sizin bildiğiniz sizeeeeeeeee bizimki bize😉😉. E cehenneme odun Lazım 😅😅şaka belli olmaz o tabiii.. İslam tebliğ dini ama sizler çok biliyorsunuz ya. Allah yardım etsin sizlere. Ama pardon inanmıyodunuz!!!!! O halde bilim yardım etsin. Yok saydığınız mucizelere görmezden geldiğiniz herşeyi için yazık diyom. Herseye bir cvp vardır sizlerde Ama unutmayın fıtratınız üzere yaratıldınız ve o fıtrat siz inkar etsenizde Allahı tanıyor Birgün biryerde muhakkak çıkacak ortaya bekleyin Müslüman olmayanlara gelince. Tabi herkes kendi dinini savunucak. Bunu yaparken hakaret etmeyin benim dinime ve Peygamber’ime çünkü biz bunu yapmıyoruz çünkü iman ettik onun Gereği yapmıyoz😉. Hoş imansızlara bunu anlatacak değiliz. İslam terör dini değildir. Ama siz öyle bilip korkun. Dünya’ya vediğiniz eziyetlere bakıldığında kimin teröre yatkın olduğu Apaçık ortada ama dsiz onuda göremezsiniz😉 İslam ülkelerindede yanlışlıklar oluyo tabii bizim tufanlarımızda olmakta Hırs şöhret Dünya’ya mallarına bağlılık arttıkçada olucak ta. Bu bedeli herkes öder Müslüman olsada öder Ama dinime kitabıma Yaradanı a küfür etme Hadsizliğinde bulunan cahillere gelince. Gerçekte. Acıyorum sizlere yazık diyorum sığınacak bir yaradanının olmaması. Dua edecek zor anlarda bir varlığa inanmamak zor Olmalı ama unutmayın siz kabul etmesenizde o sizin yaradanınız elinizi açıp yöneldiğinizde orda olcak o sizi kabul etmeye hazır 😌 yalnız değilsiniz unutmayın😉

  30. MaMaLi dedi ki:

    Evet islam tebliğ dinidir)))tüm akraba kadınlarını ve mehiri verilmiş kadınları becere bilirsin,tebliğ edilmişdir))minik aişe nin canı genç erkek istemiş(saffan)işi bitirmiş))iftira denilmiş)),allah da ayet göndererek,muhammede tepliğ et bunu demiş”Zina olması için 4 şahit gerek”diye))4 şahid demek,600 yıllarda canlı porno,izleme tebliğ olsa gerek))yerim sizin tebliğ dininizi))))

    • bilal dedi ki:

      MaMali,
      ”tüm akraba kadınlarını ve mehiri verilmiş kadınları becere bilirsin” ” sizden ”

      Bakınız konuyla ilgili ayet neyi anlatıyor,ama siz neyi saçmalamışsınız ?

      AHZAB-50.AYETİN AÇIKLANMASI !

      AHZAB-50:Hz.peygambere bunlarla evlen denmiyor.Onun şahsında bütün inananlara mesaj veriliyor…Nikah yoluyla kimlerin kimlere helal olduğunun vurgusu yapılıyor..!! Verilen mesaj şudur….a) Nikah yoluyla himayenize aldığınız eşleriniz helaldır.. b ) Elinizin altında bulananlardan (müslümanlığı seçip rızasıyla evlenmek isteyen esirlerden.) nikah yoluyla size helaldır…c) Amca kızlarından ,hala kızlarından,dayı kızlarından ve teyze kızlarından biriyle evlenmek halaldır.( yani bu tür evlilğe ruhsat vardır) Bu ayette,bir insan isterse amcasının,halasının,dayısının ya da teyzesinin bir kızıyla evlenebilr,hükmü vardır..!!! Bütün bunlarla evlen diye bir anlam çıkarmak kur’an’ın söz konusu ayeti zerre kadar anlamamaktır.Böyle iddia de mesnetsiz ve saçmalıktır… hz.Peygamber elçi sıfatıyla insanların mümessili olduğu için bazen onun şahsında herkesi ilgilendiren genel hükümler geliyor…!!! MESELA: KEVSER SURESİNDE hz.peygamberin şahsında bütün müslümanlara namaz kılmaları ve de yosullar için kurban vermeleri emredilmektedir. .’’…فصل لربك وانحر الخ ‘’….Rabbin için namaz kıl ve kurban kesiver….’’ İşte,elçilik sıfatıyla mümessil olan hz.peygambere ve onun şahsında müslümanlara namaz kılmak ve kurban kesivermek emredilmektedir….. AHZAB-50. ayette de hz.peygamber şahsında insanlardan kimin kiminle evliliği helaldır, dinen sakıncası yoktur diye herkesi kapsayan genel bir hüküm vardır..‘’

      a ) Ayette adı geçen kişilerle evlenme emri yoktur,burada hz.peygambere hitaben bu tür evliliği yapmak isteyenler için bunlardan sadece biriyle evlenme ruhsatı verilmştir.

      b ) Hz.peygamber bu tür evliliği SADECE dul kalan halasının kızı zeynep’le yapmıştır. bunun dışında ayete adı geçen akrabaların hiç briyle evlilik yapmamıştır..

      c ) Bu ayete hz.peygamber dahil,her insana helal olan sadece nikah akdiyle mehirleri verilmiş olan eşleridir.(bu eşler ister bu tür akrabalardan olsun, veya olmasın fark etmez.) İşte söz konusu ayette bu tür evliliğin ruhsatına vurgu yapılmıştır..” Bu nedenle ”tüm akraba kadınlarını becerebilirsin ” şeklindeki ifadenizle ya ayetin verdiği mesajı anlamaktan acizsiniz,ya da bilerek hep ayetleri çarpıtmaya çalışıyorsunuz.!!!

      d) Hani hz.peygamber ” tüm akraba kadınlarıyla evlendi mi ? böyle bır olay oldu mu ? Artık aslı astarı olmayan bu tür saçma sapan yorumları bırakırsanız iyi olur!

      Ayrıca ağzınızı bu kadar bozmada usta olmanızın sebebi nedir ? Bunu,yanlış icraatine karşı en ufak bir tepkide bulunan vatandaşlarına yaşama hakkını bile tanımayan ve ülkesini islam dışı monarşi rejimiyle yöneten kral ve familesinden mi öğrendiniz???

      Halbuki biz taa baştan beri Suudi Arabistan islamla yönetilmediğini,kral ve familesinin islam ve kur’an’la en ufak bir alakası olmadığını defalarca anlattığımız halde,sizin gibiler hiç de inanmıyordular,ama işinize geldiği için bugün kral ve familesinin islam,kur’an ve peygambre inanmadıklarını,hatta Allah kelimesini bile ağızlarına almadıklarını söylemenizle de bu konuda ne kadar haklı olduğumuz ortaya çıkmaktadır.Yani islam,kur’an ve hz.peygambere inanmayan ve hatta Allah kelimesini ağzına bile pek almayan ve sizin tabirinizle kureyşten (yani kral ve familesinden) islam ve kur’an hukukunun uygulanması düşünülebilir mi ? İnsan bir şeye inanmıyorsa onu uygular mı?

      Saygılar.

      • pamuk1kale dedi ki:

        Sayın Bilal;
        Suudiler islam,kuran ve peygambere inanmıyorlar,hatta Allah kelimesini bile ağızlarına almıyorlar…(Sizden alıntı)
        Uzaklarda aramaya ne gerek bize ne suudlardan,ülkemizde ağızlarından islam,kuran peygamber düşmeyen Allah eksilmeyenleri görüyoruz hep beraber!!!
        Kul hakkı çatırrrr çatırrrr nasıl yenir,haram kütür kütür nasıl yenir,döne döne nasıl yalan söylenir,hiç kimse bunlarla aşık atamaz!
        Madem suudlar Müslüman değil,nedir o zaman cevabıda sizde vardır herhalde?Hristiyan,yahudi,pagan,budist,deist,ateist…nedir bu suudların inancı ben merak ettim.

      • 1okuyucu dedi ki:

        pamuk1kale;

        —Madem suudlar Müslüman değil,nedir o zaman cevabıda sizde vardır herhalde?Hristiyan,yahudi,pagan,budist,deist,ateist…nedir bu suudların inancı ben merak ettim. (senden alıntı)

        Suudlar, Kurana tabi olma konusunda en hassas davranan bir topluluktur, bunu ışidin ele geçirdiği yerlerde kurmaya çalıştığı düzene bakarak görebilirsin,

        vahhabilik ve selefilik konularını incelersen, peygamberlik dönemindeki din yaşayışını esas aldıklarını, dini peygamber ve sahabilerin yaşadığı şekilde yaşamayı amaçladıklarını görürsün, dolayısıyla Suudların hiç kıvırtmadan Kuran ayetlerini olduğu gibi kabul ettiklerini, sonradan dine sokulmuş hurafeleri kaldırıp çöpe attıklarını görürsün.

        hiçbir mecaz anlam yüklemeden, müteşabih ayetleri olduğu gibi kabul ederler, “Allahın hikmetinden sual edilmez” der geçerler,

        sınav mantığını sakatlayan ayetleri bile eğip bükmeden, anlamını değiştirmeye çabalamadan olduğu gibi kabul ederler, ayetlerle ters düşen bilimsel gerçekleri reddederek ayetlere itibar ederler?

        çünki ilk muhataplarınca doğruluğu kabul edilen ayetlerin sonradan bulunan bilimsel keşiflerle çürütülemeyeceğini savunurlar, ve daha bir çok şeyi inceleyerek görebilirsin.

      • 1okuyucu dedi ki:

        Bilâl;

        —Hani hz.peygamber ” tüm akraba kadınlarıyla evlendi mi ? böyle bır olay oldu mu ? Artık aslı astarı olmayan bu tür saçma sapan yorumları bırakırsanız iyi olur! (senden alıntı)

        izin vermek başka şey, verilen izini kullanmak başka şey, ikisini birbirine karıştırma?

        Muhammede şeyinin keyfi için sağlanan imtiyazları Muhammed isteseydi sonuna kadar kullanabilirdi, hiç kimsede bir şey diyemezdi, çünki kendisine Kuranın tanrısı tarafından verilmiş izin var, o nedenle kimi evlilikleri yapmamış olması kendisine Kuranın tanrısı tarafından sağlanan imtiyazları ortadan kaldırmaz???

        eğer Muhammed isteseydi, Mekkeye geri döndüklerinde, eğer varsa diğer akraba kızlarıyla da evlenebilirdi? evlenseydi kim ne diyebilirdi?

        yani Muhammed diğer akraba kızlarıyla evlenmiş olsa da olmasa da ortada sizin için gocunacak bir durum yok, hatta evli olmayan tüm kadınlar mehirsiz olarak Muhammedle evlenmek için kapısını aşındırsalardı, yinede ortada sizin için gocunacak bir durum olmazdı,

        Bundan sonra artık başka kadınlarla evlenmen, elinin altında bulunan cariyeler hariç, güzellikleri hoşuna gitse bile, bunların yerine başka hanımlar alman sana helâl değildir. Allah her şeyi gözetler. (ahzab-52)

        o nedenle tepki göstermen oldukça anlamsız ama biri kalkar Muhammede sağlanan imtiyazlardan önce değilde, Muhammede sağlanan imtiyazlardan sonra da “güzellikleri hoşuna giden kadınlara imreniyordu, onları elde etmek istiyordu” diye bir iddiada bulunursa, o zaman gocunmakta haklısın?

    • karaca dedi ki:

      MaLaLİ
      siz kendi çevrenizi unutmuş,ölmüş kişilerin sokak dedikosunu yapar olmuşsunuz

  31. kadir dedi ki:

    sayın mamali

    bilmiyorsunuz.. bilmediğiniz şeylerin peşinden gidiyosunuz.. bizim kitabımızın tebliğini anlamıyosunuz.. fakat görüyorum ki ağzınızı bozmada da çok ustasınız.. inşallah birgün bu söylediklerinizden pişman olsunuz.. .

    saygılarımla…

  32. kadir dedi ki:

    sayın pamukkale…

    “Suudiler islam,kuran ve peygambere inanmıyorlar,hatta Allah kelimesini bile ağızlarına almıyorlar…(Sizden alıntı)
    Uzaklarda aramaya ne gerek bize ne suudlardan,ülkemizde ağızlarından islam,kuran peygamber düşmeyen Allah eksilmeyenleri görüyoruz hep beraber!!!
    Kul hakkı çatırrrr çatırrrr nasıl yenir,haram kütür kütür nasıl yenir,döne döne nasıl yalan söylenir,hiç kimse bunlarla aşık atamaz!
    Madem suudlar Müslüman değil,nedir o zaman cevabıda sizde vardır herhalde?Hristiyan,yahudi,pagan,budist,deist,ateist…nedir bu suudların inancı ben merak ettim.
    sizden alıntı

    kuranı kerim bu yazdığınız çirkin davranışların hangisini emrediyor? hepsini yasaklamıyor mu? bu davranışları yapanlar sizce islama sıkı sıkı bağlı insanlar mı? yoksa kendi nefisleri doğrultusunda yeryüzünde bozgunculuk ve adaletsizlik yapan insanlar mı? bu insanlar böyle diye islamın kuranın ne suçu var… işte allahın ipine tutunmayanlar böyle karanlıkta kalıp nefsi kendisine ne emrediyorsa onu yaparlar… kuranın “nefsini kendine ilah edineni gördün ya” ifadesi tamda böyle insanlar içindir.. mısıra müslüman diyoruz, günümüzde firavundan bile daha beter katliam yapıyorlar. suudlara müslüman diyoruz.. emperyalistlerin uşağı olmuş durumundalar. işte bütün bunların nedeni kuran değil, kendi çıkarlarıdır.. bana göre nefsini kendine yönetici seçenler münafıktır.. işte bu insanlar allahla insaları aldatıyorlar..

    saygılar..

  33. pamuk1kale dedi ki:

    Sayın Kadir;
    Kusura kalmayın ama ”Yok öyle yağma” Bu şekilde işin içinden sıyrılamazsınız!
    Bu insanlar 5 vakit namaz kılan insanlar,döne döne kuran okuyan ağızlarından kuranı,allahı eksik etmeyen insanlar.
    Kuran okumak bizi kötülüklerden uzaklaştırır değil mi? Habire kuran okuyorlar ama yemedikleri halt yok! Gece gündüz dua ediyorlar,allaha yakınlar sonuç? Harama köküne kadar bulaşmak,yalana ortak olmak,kandırmak,”Bu dünya geçici gerçek öbür dünya” diyerek bu dünyada makamın,maddiyatın peşinde benden önce dört nala koşuyorlar! Bu koşuda ağızlarından allahı peygamberi,dini,ayetleri eksik etmiyorlar.

    Müslümanlar kula kul olmuş,düşünme yetisi olmayan,insanlık adına insanlığa hiç bir şey sunmayan,bilgi üretmeyen,sorgulamayan,biat eden,birbirinin boğazını kesen,topluma doğru adına hiçbirşey sunmayan,üretmeyen ve devamlı Müslüman olmayan kişilerin ürettikleri ile hayatını devam ettiren,bu yüzyılda hala namusu kadının saç telinde arayan…bitmez bu sayın kadir!!
    Bunların rehberi kuran!her alanda rehberleri kuran,sorun bu insanlarda değil sorun rehberde diye hiç düşünmediniz mi?
    Sorunun kuranda olduğunun en basit kanıtı;
    1400 yıl olmuş 1400 yıl sonra hala burada ”Yok o ayet böyle dememiş şöyle demişşşş” 1400 yıl dile kolay ve biz hala ayetlerin ne anlama geldiğini anlamaya çalışıyoruz APAÇIK olan kuranda!!

  34. kadir dedi ki:

    sayın pamukkale…
    “Kuran okumak bizi kötülüklerden uzaklaştırır değil mi? Habire kuran okuyorlar ama yemedikleri halt yok! Gece gündüz dua ediyorlar,allaha yakınlar sonuç? ” sizden…

    bu insanların kuran okudğunu namaz kıldığını nerden biliyorsun.. ayrıca kuranı okumak değil, yürüyen kuran olmak kötülüklerden uzaklaştırır.. kuranı hayatına geçirmedikten sonra istediğin kadar kuran oku… hiçbirşey ifade etmez.. işte kuranda yasaklanan ve emrolunan şeyleri yapmayan bu insanlar müslüman kimliklerinin altına gizlenerek münafıklık yapmaktadırlar.. allaha yakın olmak için allaha karşı sorumluluk bilincine sahip olarak takvalı yaşamak gerekir.. allaha değilde nefsine karşı sorumlu olanların kuranı kerimle hiçbir ilişkisi yoktur… bak namazın amacı insanları kötülüklerden uzaklaştırmaktır.. eğer insan nefsine hakim olamıyor çürkün davranışlar içine giriyorsa kıldığı namazda bir bozukluk var demektir.. işte kuran okumakta böyledir.. kuran seni kötülüklerden uzaklaştıramıyorsa, okuduğun kuranı anlamamandan ve bunun neticesinde nefsine uymandan kaynaklıdır.. şeytan bir uyuşturucu gibidir.. birkere ona uydun mu kurtulman çok zor olur. resmen nefsinle savaşırsın.. kötü davranışlar hep sana güzel gözükür.. yüce rabbimiz zuhruf suresi 44. ayette şöyle buyuruyor..

    doğrusu o (allahın zikri) senin içinde kavmin içinde bir öğüttür.. ve siz ondan (allahın zikrinden, vahiyden, kurandan) sorguya çekileceksiniz… (zuhruf-44)

  35. pamuk1kale dedi ki:

    Ülkedeki kokuşmuşluk had safhaya gelmiş,ülkeyi yönetenler çalma,çırpma,kul hakkı yemede ve yalanda rekor üstüne rekor kırıyor ve bütün bunlara rağmen Diyanet işleri başkanı olsun çıkıp ”Noluyoruz” dahi diyemiyor.O diyemiyorsa kim diyecek?
    Müslümanlar ”şak şak şak” hırsız bizden,kul hakkı yiyen bizden…sözleriyle ”ucundan ne koparırsak kar” bu talan düzeninde devammm…
    Nerde Bilal bey sizin kuran Müslümanları? Diyanet işleri başkanı dahi Müslüman!olamıyorsa,dinin gereklerini yerine getiremiyorsa kim getirecek? O dahi dini,kuranı anlamamışsa kim anlayacak?

  36. karaca dedi ki:

    pamuk1kale

    pamukkale bizler sorguluyoruz ve lanetliyoruz yukarıda bahsettiklerini tasvip de etmiyoruz sizinde tasvip etmediğinizi anlıyorum bizim yapabileceğimiz bu diğerleri suskun kalmışsa ağızlarından tık
    çıkmıyorsa bunlar lafta inanmışlar menfaatleri için suskun kafirlere dönmüşler ne yapalım
    adamların boğazına yapışacak halimizmi var memleketin hakimi var savcısı var çoğuna söylesen inanmıyor bunun böyle olduğuna inandıramıyorsun bunda din suçlu değildir kişilerin suçudur aradaki farka lütfen dikkat et suçlayacaksan kişileri suçla din asla kusurlu değildir.dinimiz mi bunlara böyle yapın diyor,böyle yapanları lanetliyor,karınlarını ateşle doldurduklarını beyan eder.
    ama bulacaklar belalarını hak ettikleri şekilde endişen olmasın

  37. pamuk1kale dedi ki:

    o yapıyorsa banane! veya en ileri tepki ”bulacaklar belalarını inşallah”
    Bu kafada olursanız pislikten asla çıkamazsınız,çıkamıyoruzda.Senin dinin demekki kullanılmaya çok müsait,lastik gibi çek uzat bir tarafa,her türlü pisliği ye nihayet bir çıkış yolu vardır dinde!
    Haram ye üstüne namaz kıl geçer,iki allah iki peygamber de senden büyük Müslüman yok.
    Genele bak karaca;
    Sorgulamayan insanları bu yüzden istiyorlar işte,1,2 ve 3. sınıflarada din dersi gelecekmiş,niye?dini ritüel verecekki ileride din kardeşi ne pislik yerse yesin arkasında dursun,cahil insanlarla yürür bu düzen,ver dini sömürrrr.
    Buraya ordan burdan islam alimlerinden ballandıra ballandıra alıntı yaparsınız,sizin o alimleri daha görmedim ben ”bunlar harama battı,bunlar münafık” diyen!
    Kardeşim islamın yaratacağı düzen bu,başkada hiç bir şey beklemeyin.

    Bu ülkede insanlar dinini kurandan değil hadislerden öğrendi,bu şekilde yer tuttu islam.Peygamber çocukları şöyle severdi,fakirlere şöyle yaptı,darda kalanlara sahabeler şöyle yardım etti…ballandıra ballandıra hikayeler.
    Kuran sadece anlamını bilmeden dualarda namazlarda ve papağan gibi kuran okumalarda vardı ve halada öyle.
    Sonra ballandıra ballandıra anlatılan hadislerin yanında,insanın midesinin kaldırmayacağı hadiselerinde olduğu,akla mantığa ters,ahlak dışı anlayışlarında olduğu görüldü.
    Şimdi bakıyoruz ”Hadislere itibar etmeyin” tutturmuşunuz kimi hadisler yalan işinize gelenler doğru!!
    Bilal,kadir gibiler bakıyorlar ki bu mantıksız tek kaynak var kuran diyorlar.onuda 1400 yıl sonra ayetlere farklı,kendi kafalarına göre anlam yükleyerek savuşturma savaşlarındalar!

    Tekrar söylüyorum islamın vereceği bu ”haram,her türlü pislik ve iğrençlik,yalan,sömürü,biat eden koyun sürüsü…” Bunu es geçip fellik fellik Müslüman aramaya devam edin siz! Bulursanız bizede haber verin!

  38. karaca dedi ki:

    pamuk1kale

    yazdıklarının tamamını okudum.
    peki ne yapılması gerekir,fikrin ne.

    • 1okuyucu dedi ki:

      karaca;

      —peki ne yapılması gerekir (senden alıntı)

      cevap çok basit, en kısa anlatımıyla tanrınızın en temel isteğini yerine getirmenizdir,

      insanları dizayn etmek için din tesis ettiği iddia edilen bir tanrının, gönderdiği dinin yer yüzünde vücut bulmasını (egemen olmasını) istemesi, o tanrının en doğal hakkıdır?

      çünki din gönderdiği iddia edilen bir tanrı, laf olsun torba dolsun kabilinden din göndermez, tanrılık ilkesi gereği, tüm insanlara hitaben gönderdiği dinin yerel değil evrensel olmasını haklı olarak ister,

      Fitne ortadan kalkıncaya ve din tamamen Allah’ın oluncaya kadar onlarla savaşın! (İnkâra) son verirlerse şüphesiz ki Allah onların yaptıklarını çok iyi görür. (enfal-39)

      o nedenle yapmanız gereken tek şey, fitne ortadan kalkıncaya kadar ve din Allahın oluncaya kadar bir nefer olarak veya bir finansör olarak gereken her türlü çabayı göstermenizdir.

      tabi bunu sağlamak için önce kendi içinizdeki fitneyi ortadan kaldırmanız gerekeceğini söylemeye gerek yok?

Bir Yanıt Bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s