VAHİDETTİN HAİN MİYDİ?

YOKSA MASUM MU?

16 Mart 1922… Londra… Başkanlığını Yusuf Kemal Bey’in yaptığı Ankara Hükümeti’ni temsil eden heyet, ayağının tozuyla soluğu İngiltere Dışişleri Bakanı Lord Curzon’un karşısında alır. Konuşulacak konu bellidir: Anadolu’da daha fazla kan dökülmeden barış yollarını aramak. Türk heyeti, Misak-ı Milli sınırları içinde her şeyi konuşmaya hazırdır. Lord Curzon bir yandan çayını yudumlar, bir yandan Yusuf Kemal Bey’in anlattıklarını dinler.


Gün boyu süren görüşme boyunca, Yusuf Kemal Bey’in, yanındaki beş arkadaşının, hatta Ankara’daki milli mücadelenin önderi Mustafa Kemal Paşa’nın bile asla öğrenemeyeceği küçük bir ayrıntı vardır. Bu ayrıntı, Lord Curzon’un masasındaki çekmecede gizlidir: Türk heyetinin yanlarında taşıdıkları gizli belgelerin İngilizce çevirileri… Yapılacak pazarlığın gidişatını belirleyecek bu gizli belgeler, Türk heyeti gelmeden çok daha önce Londra’ya ulaşmış, üstelik İngilizceye bile çevrilmiştir.

Türk heyeti hiçbir olumlu sonuç alamadan Ankara’ya geri döner. Ne Lord Curson’un çekmecesindeki belgelerden haberleri olacaktır. Ne de bu belgeleri önce çalan, sonra İngilizceye çeviren, sonra da İngilitere’deki “dostlarına” ulaştıran kişiden… Son Osmanlı padişahı Sultan Vahdettin’den…

İngiltere’nin İstanbul’da en üst düzeydeki diplomatik temsilcisi olan Yüksek Komiser Sir Horace Rumbold, İngiliz Dışişleri Bakanı Lord Curzon’a 7 Mart 1922 tarihinde gönderdiği, 232 sayılı, “gizli” ibaresi taşıyan belge, padişahın ülkesini “sattığının” kelimenin tam anlamıyla “kanıtıdır…

Peki Vahdettin’in benzerlerine casusluk filmlerinde rastlanan bu operasyonuna sebep olan, İngilizce tercümeleri İngiliz arşivlerinde “çok gizli” damgalarıyla saklanan bu gizli belgelerde neler yazıyordu? Ve nasıl bir operasyonla ele geçirildi bu belgeler?.. İşte öyküsü:

Ankara’dan gelen heyet, İstanbul’da görüşmeler zincirine devam ederken, heyetteki altı kişiden biri olan katip Kemal Bey, kayınpederinin evinde kalmaktadır. Heyetin beraberinde getirdiği, içinde önemli evrakların bulunduğu valiz de Kemal Bey’in kayınpederinin evinde muhafaza edilmektedir. Katip iki gün kayınpederini evine uğramaz, başka evlerde kalır. İşte ne olduysa o iki gün zarfında olur. Durumdan bir şekilde haberdar olan Vahdettin’in hafiyeleri bir gece gizlice eve süzülür… Valizi alıp kayıplara karışır. İçindeki altı adet gizli belgenin fotoğraflarını çekip daha sonra çaktırmadan eve geri bırakırlar. Bu kopyalar ise daha sonra, 6 Mart 1922 günü, Vahdettin’in emektar bir mabeyincisiyle İngiltere Yüksek Komiserliği baş tercümanına gönderilir.

“Belgeler sağlam”
Komiser de bu kopyaları Londra’ya rapor eder ve bu kopyaları kendisine Sultan’ın göndermiş olduğunu da açıkça ifade eder. Hazırlanan raporda, bu gizli belgelerle ilgili şöyle bir not da düşülmüştür: “… Bu belgelerin mevsuk (sağlam) olup olmadığı konusunda size güvence veremem; ama bana mevsuk görünüyorlar…”

Belgeler nihayetinde İngiltere Dışişleri Bakanlığı’na ulaşır. Doğu Masası yetkililerinden D. G. Osborne, belgelerin üzerine 14 Mart 1922 tarihinde şu notu düşer: “… Belge B ve Belge C’deki işaretli pasajlar ilgi çekicidir. Padişah, Yusuf Kemal’in valizinden çalınan belgelerin suretlerini bize göndermekle, aralarındaki ilişkilerin durumunu en iyi biçimde gösteriyor. Rusların Anadolu’da neden maden imtiyazları istediklerini anlayamıyorum. Kendi ülkeleri işlenmemiş maden kaynaklarıyla doludur. Herhalde Türkiye üzerindeki kıskaçlarını daraltmak ve bizi içeriye sokmamak için olsa gerek….

Bütün bu hikâyenin üzerine tek bir soru sormak yeterli:  Vahdettin, Ankara’dan gelen heyetin elindeki bu belgeleri bir şekilde çaldırarak, Türkiye’yi işgali altında bulunduran düşman bir ulusun diplomatına göndermişse bu ihanet değil de nedir?

Son Osmanlı Padişahı Vahidettin (Belleten Makale)
  • SON OSMANLI  PADİŞAHI  VAHİDETTlN VE İNGİLİZLER (*)
    Dr.   Salâhi R. SONYEL

Büyük Millet Meclisi yönetiminin Dışişleri Bakanı Yusuf Kemal (Tengirşenk)in özel kâtibi Kemal Bey’in valizinden çaldırarak İngilizlerin eline geçen gizli belgeler.

1922 yılı başlarken, Mustafa Kemal’in önderliğindeki Türk milliyetçilerinin, Anadolunun ortasında kurmuş oldukları yönetim kök salmış, sağlam temeller üzerine oturtulmuştu. Bu yönetimin başlıca amacı, 15 Mayıs 1919’dan beri Batı Anadolu’da bulunan Yunan istilâ gücünü ve Mondros Bırakışmasının imzalanmasından sonra Türkiye’nin en verimli bölgelerini ele geçiren İtilâf devletlerini (1) hudut dışı etmekti. Bu nedenle Doğu’da Afganistan, Sovyet Rusya ve peykleri Azerbaycan, Gürcistan, Ermenistan ve Ukrayna (2); Batı’da Fransa ve İtalya (3) ile çeşitli antlaşmalar imzalamış; Balkan devletleri, İslâm ülkeleri ve boyunduruk altındaki sömürgelerle ilişki kurmuş; ülkenin maddî ve manevî tüm gücünü, ulusal amaca yöneltmişti (4).

Bu amaca barış yoluyla ulaşmayı ve ülkeyi korkunç bir savaşın felâketlerinden kurtarmayı, Türk önderleri pek doğal olarak yeğ tutuyorlardı; ama yurt içindeki düşmanların ses çıkarmadan çekilip gitmelerini beklemek safdillik olurdu. Nitekim Mustafa Kemal, düşmanların Anadolu’yu kavgasız gürültüsüz bırakmıyacaklarına inanıyordu (5). Bununla birlikte, bu inancını kanıtlamak, İtilâf devlet adamlarının içyüzlerini açıklamak, Türk tezini Batı’ya duyurmak ve o tarihlerde Yunanistan’a destek kazandırmak amacıyla Avrupa’da dolaşıp duran Yunan Başbakanı Dimitrios Gunaris başkanlığındaki kurulun ilişkilerini etkisiz bırakmak amacıyla, Avrupa’ya bir kurul göndermek için Bakanlar Kurulunda bir karar aldırıyordu (6).

Kurula, Dışişleri Bakanı Yusuf Kemal (Tengirşenk) başkanlık edecekti. Yusuf Kemal, Tevfik Paşa yönetiminin de desteğini elde eder umuduyla, İstanbul yoluyla gitmek görüşündeydi. Oysa Mustafa Kemal, Beyrut yoluyla gidilmesini diliyordu. Ama, kurulun 4 Şubat 1922 günü Meclisin onayım alması ve Misak-ı Milli’ye bağlı kalacağına dair söz vermesi üzerine, İstanbul yoluyla gidilmesini kabulleniyordu (7). Büyük Millet Meclisi yönetimi, böyle bir kurulun Avrupa’ya gönderileceğini, daha önce, İstanbul’daki İtilâf diplomatik temsilcilerine bildirmiş; kurulun Roma, Paris ve Londra’ya gitmesi için gereken izni dilemişti (8). İngiltere Dışişleri Bakanı Lord Curzon, İngiliz yönetiminin müsaadesini İstanbul’daki İngiliz Yüksek Komiseri Sir Horace Rumbold’a bildirirken, ne vakit isterse ayrı bir temsilci gönderebileceğini Sadrazam Tevfik Paşa’ya bildirmesini buyurmuştu (9).

Kurul, Dışişleri Bakanı Yusuf Kemal’e ek olarak, Dışişleri Bakanlığı hukuk danışmam Münir Bey, siyasî işler müdürü Hikmet Bey, kalem-i mahsus müdür vekili Ferit Beyle iki kâtipten oluşuyordu. Batı savaş kesimi harekât bölümü müdürü, Genelkurmay subaylarından Binbaşı Tevfik Bey de yolda kurula katıldı (10). 7 Şubat 1922 Salı günü Ankara’dan ayrılan kurul, 15 Şubat günü İstanbul’a ulaşıyordu. Ertesi günü, kurul başkanı Yusuf Kemal, İstanbul yönetiminin Sadrazamı Tevfik Paşa ve Dışişleri Bakanı Ahmet İzzet Paşa ile görüşüyor; kukla yönetimin bu iki önderi, onu destekleyeceklerine dair söz veriyor, ama daha sonra ona oyun oynamaya yeltenerek, bir arzuhalci gibi Padişahın yanına sokuyor, zor bir durumda bırakıyorlardı. Yusuf Kemal, Padişahtan, Büyük Millet Meclisi yönetimini tanımasını dilediyse de, Vahidettin, ona karşılık vermek tenezzülünde bile bulunmadı. Yusuf Kemal’in daha sonra, “başarısızlıklarını görebilmesi için gözlüğe gereksindiğini” öne sürdüğü Vahidettin (11), Kemalistlerin en azılı düşmanıydı; dolayısıyle Yusuf Kemal’in sözleri onu hiç etkilemiyordu (12).

Bu yetmiyormuş gibi, Vahidettin, İstanbul yönetimi üzerinde etkisini kullanarak, bu yönetimi Avrupa’da resmen temsil etme yetkisini Yusuf Kemal’e verdirmedi (13), İstanbul yönetimi, Ahmet İzzet Paşa başkanlığında Avrupa’ya ayrı bir kurul göndermek kararım aldı. Böylece, siyasal durum karışık bir biçime getiriliyor; Yusuf Kemal’in görevi güçleştiriliyor ve Türkiye’nin düşmanlarına, bu ikilikten yararlanma fırsatı veriliyordu(14).

Tevfik ve Ahmet İzzet Paşaların ortaklığı biçimine gelen kukla İstanbul yönetiminin, ulusal soruna zararlı davranışlarına ek olarak, kurtuluş mücadelesine en büyük darbeyi indiren Vahidettin olmuştur. İngiltere’nin İstanbul’daki diplomotik temsilcisi Sir Horace Rumbold’un, İngiliz Dışişleri Bakanı Lord Curzon’a 7 Mart 1922 tarihinde gönderdiği 232 sayılı gizli bir yazıdan anlaşıldığına göre, Vahidettin, Yusuf Kemal kurulu üyelerinden özel kâtip Kemal Bey’in, kayınpederinin evinde bulunan valizini, kâtibin iki günlük gaybubetinden yararlanarak ajanlarına açtırmış; içindeki altı gizli belgenin fotokopilerini çektirerek, belgelerin gene valize yerleştirilmelerini buyurmuş; fotokopileri, 6 Mart 1922 günü, emektar bir mabeyincisiyle, İngiltere Yüksek Komiserliği baş tercümanına göndermişti.

 

Çalınan Belgeler (15)

Belge A : Batı    Savaş    Kesimi    Komutanı    General    İsmet Paşa’dan Yusuf Kemal’e   mektup
1 Şubat 1338  (1922)

“Kardeşim Yusuf Kemal Bey,
Bazı sorunların Bakanlar Kurulunda görüşülmesini doğru bulmadım. Sizin sükûtu sürdürmeniz çok iyi oldu. Kanaatımca, Avrupa gezisinden tek amaç, Misak-ı Millî’nin gerçekleşmesini sağlamak olmakla birlikte, Fransızların ahmakça kucaklarına düşmekten kaçınmalıyız. Birçok kereler belirttiğim gibi, Asya’dan başka koruyucu ve melce bulamayız. Tanrı göstermesin, Rusların canını sıkarsak, bu, çökmemize neden olabilir. Gözönünde bulundurduğumuz amaç uğruna, Paris’e varışınızda, Bouillon’un16 düzenlerine kapılmayıp, ulusal şanımızı arttıracağınıza dair verdiğiniz demeçten çok memnun oldum. Geziniz sırasında tutumunuzu saptayacağınızdan, size biraz cesaret vermek için bu birkaç satırı yazıyorum. Paris’den mektubunuzu beklerim. Dönüşünüzde herhalde bizi yine düşmanla boğuşur bulacaksınız. Tanrı sizlere ve bizlere başarı sağlasın. İmza: İsmet”.

Belge B : Yusuf Kemal Kuruluna rehber olmak üzere kaleme alınan yönerge

“Dışişleri Bakanlığı, No. 21 — İzmir sorunu. Ulusal dileğimizin İzmir’in boşaltılmasıyla yerine getirileceğini Poincare’ye anlatmalı (17).

Ruslarla yapılan antlaşmaların metinlerini anlatmalı ve mümkünse yanlış (!) bilgi vermeli.

Fransızları, ilkbaharda yapılması kararlaştırılan savaşta kullanılacak mühimmatı göndermeye inandırmalı.

Franklin-Bouillon’u, maddî ve manevî araçlarla kazanmaya çalışmalı; bunda başarı sağladıktan sonra, Londra’ya yapılacak Öneriler konusunda kendisiyle danışmalarda bulunmalı.

Paris’de başarı sağlandıktan sonra, Londra’ya hareket edilmeli. Aksi durumda, İngilizlere yaltaklanmaktan (!) kaçınmalı”.

Belge C : Asya’daki İslâm devletleriyle yapılan anlaşmalar ; Ruslara ve Fransızlara   maden   işletmeleriyle   ilgili   olarak verilecek ayrıcalık hakları

“Son Öneriler. Dışişleri Bakanlığı, No. 17 (gizli dosya), Yusuf Kemal Bey’de.

(a) Asya’daki İslâm yönetimleriyle yapılan anlaşmalar, Misak-ı Millî’ye tümüyle uymuyor. Bu anlaşmaların hazırlanması sırasında bir Sovyet delegesinin hazır bulunması, ulusal şeref için bir lekedir. Anadolu yönetiminin bu anlaşmalardan siyasal veya askerî her hangi bir yarar elde ettiğini sanmak gülünçtür. Batı’lı yönetimlerle bir anlaşmaya varmak, bu anlaşmaların iptalini gerektiriyorsa, bunun mümkün olabileceğini sezdirmeli, ama yapılacak anlaşma, Misak-ı Millî’nin çizdiği sınırları esas tutmalıdır (18).

(b) Demir madenlerini işletme imtiyazı için Rusların Çiçerin (19) aracılığıyla Önerdikleri yıllık beş buçuk milyon altın rubleye karşılık, bu imtiyaz Fransızlara verilirse, onların ne kadar ek imtiyaz bedeli ödeyeceklerini gizlice öğrenmeli.

(c) Çiçerin’in II.I.1922 tarihinde Büyük Millet Meclisi Başkanına gönderdiği notada sözünü ettiği madenler konusunu Franklin-Bouillon İle görüşmeli; bu sorunu en geç 20 Marta kadar çözüme bağlamalı ve vereceği karşılığı gizlice Mustafa Kemal Paşa’ya bildirmeli”.

Belge D : Dışişleri Bakanlığı kalem-i mahsus   müdür  vekili Ferit Bey’in İzzet Paşa’ya gönderdiği   mektup

“Dışişleri Bakanlığı, 29.1.1338  (1922), şifre.

Mîsak-ı Millî’yi gerçekleştirmek için yakında İstanbul’a hareket edeceğiz. Roma’ya gitmemiz daha önce kararlaştırılmış olduğu halde, orada durum çok karışık olduğundan, İstanbul’da dört gün kaldıktan sonra Paris’e hareket etmemizi daha uygun gördük. Paris’deki temsilcimiz Ferit Bey’le Bouillon, daha Önce sözünü ettiğimiz belgeyi ivedilikle hazırlayarak tamamlamamız için bize telyazısı gönderdiler. Sevr Antlaşması ve son 40 yıl zarfında verilen kapitülâsyon ve ayrıcalık haklarının İngilizleri ilgilendiren madde ve bölümlerini kapsıyan belgelerden oluşan dosyaları gizlice hazırlamanızı dileriz. Kurulumuz, İstanbul’da etkili ve Fransızların güvendiği bir kişinin yardımından yararlanmayı, siyasal nedenlerden ötürü gerekli görüyor”.

Belge E : İki zarf üzerindeki adresler

”Bay Albay Welch,

İstanbul’da  İngiliz  İşgal  Ordusu Kpmutanı,  kişisel”.
Ankara: M. A., 27.1.1922.
Naile Sultan, Ankara: Halide Edip.

“İstanbul’da resmî hükümet daireleri ve devlet adamlarıyla ilişki kurmaktan kaçınmalı; ama belgelerle ilgili olarak İzzet Paşa’yla görüşmeli. Ekselans Mustafa Kfmal Paşa, Roma’ya gitmeden önce Paris’e hareket etmenizi doğru bulur. Yarın gece bizimle birlikte. . .”

Sir Horace Rumbold’un bu belgeyle ilgili mektubunun altıncı paragrafında yazdığı  yorum :

“Belge E — iki zarf üzerinde yazılı adresler ve görünüşte İstanbul’da yapılacak işlerle ilgili Özel yönergenin bîr bölümü. Söylendiğine göre, Yusuf Kemal kurulu, Albay Welch’e verilmek üzere bir tavsiye mektubu taşıyordu. Kurul, İngiliz işgal gücüne mensup olan Albay Welch’-den, İngiltere’deki kişilere ve Lord Lamington’a verilecek tavsiye mektupları almayı umud ediyordu. Halide Edip Hanım, Milliyetçilerden yana ve Mustafa Kemal’in ordusunda onbaşı olarak görev aldığı söylenen İstanbullu meşhur bir hanımdır”.

Belge F: Ferit Bey’den İzzet Paşa’ya Mektup
“Kapalı,  30.1.1338  (1922)

Uçakla yapılan araştırma sonunda, Yunanlıların Eskişehir savaş kesiminde gene harekete geçtikleri anlaşıldı. Elde ettiğimiz bilgiye göre, ilkbahar harekâtıyla ilgili plânlar ve kararlar, birkaç güne kadar İzmir’de hazırlanacak ve İngiliz Kurmay subaylarının da hazır bulunacakları gizli bir askerî konseyde görüşülecek. Savaş kesimlerinde görülen bazı olaylar, bu haberleri doğrulamakla birlikte, Ekselansınızdan bu konuda hiçbir bilgi alınmadı. Avrupa’ya yapacağımız gezinin esasları yarın gece Ekselans Mustafa Kemal Paşa’yla saptanacağından, bu konuyla ilgili soruşturmanın sonucu, İstanbul’daki siyasal çevrelerin görüşleri ve oradaki Rumların ne dereceye kadar harekete geçip faaliyet gösterebilecekleri konularında, Ekselânsımızca gizlice soruşturma yapılmasını dilemek cesaretinde bulunuyoruz”.

İngiliz diplomatik temsilcisi, bu gizli belgelerle ilgili yazısının son paragrafını şöyle bitiriyordu :

“Bu belgelerin mevsuk olup olmadıkları konusunda size güvence veremem; ama bana mevsuk görünüyorlar” (Bkz. Belge No. 2 ve 2A).

Belgeler, İngiltere Dışişleri Bakanlığında büyük bir ilgiyle izlenmiş; Doğu Masası yetkililerinden D. G. Osborne, 14,3.1922 tarihinde şu derkenarı kaleme almıştı :

“… Belge B ve C’deki işaretli pasajlar ilgi çekicidir. Padişah, Yusuf Kemal’in valizinden çalman belgelerin suretlerini bize göndermekle, aralarındaki ilişkilerin durumunu en iyi biçimde gösteriyor. Rusların Anadolu’da neden maden imtiyazları istediklerini anlıyamıyorum. Kendi ülkeleri işlenmemiş maden kaynaklarıyle doludur. Herhalde Türkiye üzerindeki kıskaçlarını daraltmak ve bizi içeriye sokmamak için olsa gerek. . .” (Bkz. Belge No. 3) (20).

Görüldüğü gibi, İngilizler, bu belgelerin mevsuk olduklarına inanıyorlar. Belgeler mevsuk olsun olmasın; son Osmanlı padişahı Vahidettin bunları gerçekten çaldırarak, Türkiye’yi işgalinde bulunduran düşman bir ulusun diplomatik temsilcisine göndermişse, ulusal akıma ve yurdu kurtarma çabalarına hıyanet etmiştir.

Belgeler
Belge No. 1 :
Vahidettin’in çaldırdığı söylenen belgelerin metinlerini kapsıyan dosyanın ön sayfası.

Belge No. 2 ve 2A: İngiltere’nin İstanbul’daki Yüksek Komiseri Sir Horace Rumbold’un, İngiliz Dışişleri Bakam Lord Curzon’a  belgelerle ilgili  olarak gönderdiği gizli  mektup.

Belge No. 3: İngiltere Dışişleri Bakanlığı Doğu Masası yetkililerinden D.G. Osborne’un belgelerle ilgili derkenarı.

Not: Bu yazıdaki belgelerin fotokopileri, Londra’daki İngiliz Devlet Arşivi Genel Müdürünün müsaadesiyle yayımlanmıştır.
Dipnotlar:

(1) İtilâf devletleri, özellikle ingiltere, Fransa ve İtalya’dan oluşuyordu.
(2) Bu antlaşmalar için bkz. Düstur, II. tertip, s. 70, 72-78 ve III. tertip s. 24 vd.;
Kâzım Karabekir, İstiklâl Harbimiz, İstanbul, 1960, s. 1017; Yusuf Kemal Tengirşenk, Vatan Hizmetinde, İstanbul, 1967, s. 218-219 ve 293-302; Ali Fuat Cebesoy, Moskova Hatıraları, İstanbul, 1955,8. 147-151; Hakimiyet-i Milliye No. 334 ve 25.4.1921 sayısı; Teni Gün, 25.4.1921; Harp Tarihi Vesikaları Dergisi, Belge No. 1321; Jane Degras, Soviet Doeuments on Foreign Policy, 191J-1924, c. r, Londra, 1951, s. 237-240 ve 263-267; Arnold J. Toynbee, Sıtrvey of International Affairs, 1920-1923, Londra, 1925 s. 361-376; J. G. Hurewitz, Diplomacy in the Near and Middle East, c. 2, New Jersey, 1956, s. 95-97; I. Shapiro, Soviet Trealy Series, 1917-1928, Washington, 1950, s. 100-102 ve 136-137; British and Foreign State Papers, c. 118, s. 10-11 ve 990-996.

(3) Fransa ve İtalya ile yapılan antlaşmalar için, bkz. PRO, FO 371/6468/E 3988 (PRO kısaca İngiliz Devlet Arşivi; FO 371, İngiltere Dışişleri Bakanlığı siyasî belgeleri sınıf 371; Journal Officiel, Debats Parlementaires, Chambre de Deputes, Paris, 16.3.1921, s. 1272-1273; Oriente Moderno, c. 1, 15.6.1922, s. 18; L’Europe Nouvelle, 28.5.1921; Count Sforza, Diplomatic Europe since the Treaty of Versailles, New Haven, 1928, s. 104-105; Atatürk, Nutuk (Söylev), C 2, Ankara, 1964, s. 406-409; A Speech Delivered by Mustafa Kemal, Ankara,  1963, s. 497-498.

(4) Mustafa Kemal’in bildirgesi, 5.8.1921. bkz. Türk İnkılâp Tarihi Enstitüsü Arşivi, No. 126/19243; Atatürk’ün Tamim, Telgraf ve Beyannameleri, c. 4, Ankara, 1964, s. 393.

(5) Atatürk, Nutuk (Söylev), c. 1, Ankara, 1963, s. 445; A Speech Delivered by Mustafa Kemal, a.g.e., s. 542.

(6) Tengirşenk, Vatan Hizmetinde, a.g.e., s. 254; Tevfik Bıyıkboğlu, Trakya’da Milli Mücadele, c.  1, Ankara,  1955, s. 422-426.

(7) Tengirşenk, a.g.e., s. 254-255; Hikmet Bayur, Teni Türkiye Devletinin Harici Siyaseti, İstanbul, 1935, s. 255; Hakimiyet-i Milliye, No. 4231, 5.2.1922; PRO, FO 371/7855/E 1426, İngiliz Yüksek Komiseri Sir Horace Rumbold’dan Dışişleri Bakanı Lord Curzon’a  telyazısı,  İstanbul,  6,2.1922.

(8) PRO, FO 371/7854/E 1068, Sir Horace Rumbold’dan Lord Curzon’a tel yazısı, İstanbul, 30.1.1922.

(9) A.g.e., Lord Curzon’dan Sir Horace Rumbold’a telyazısı, Londra, 31.1.1922.

(10) Tengirşenk,  a.g.e., s.  255.

(11) PRO, FO 371/7857/E 2670, Yusuf Kemal – Celâl Muhtar görüşmesi; Sir Horace Rumbold’dan Lord Curzon’a yazı, İstanbul, 7.3.1922.


(12) Tengirşenk, a.g.e., s. 256-257; Söylev, c. 2, s. 445; Speech, a.g.e., s. 548; PRO, FO 371/7856/E 2195, Lord Curzon’dan Sir Horace Rumbold’a telyazısı, Londra, 26.2.1922; a.g.e., E 2567, Rumbold’dan Curzon’a telyazısı, İstanbul, 6.3.1922; Pall Mail Gazette, 27.2.1922; PRO, FO 371/7942/E 4366, İngiliz gizli istihbarat raporu, 1.3.1922; PRO, FO 371/7857/E 2756, Rumbold – Tevfik Paşa görüşmesi, 6.3.1922.

(13) Başbakanlık Arşivi, Karar Defteri, Osmanlı Vükelâ Meclisi Zabıtnamesi, 4/3; Bıyıklıoğlu I, a.g.e., s. 417-419; PRO, FO 371/7945/E 3243, Osmanlı Bakanlar Kurulu toplantısı, 27.2.1922.

(14) Bayur, a.g.e., s. 104; PRO, FO 371/7856/E 2329 ve E 2567; Documents on British Foreign Policy, ı/XVII, s. 639-640, Rumbold’dan Curzon’a telyazısı, is tanbul, 27.2.1922 ve 6.3.1922; Türkiye Büyük Millet Meclisi £abıt Ceridesi, c. 18, 6.3.1922, s.  60-73.

(15) Bu belgeler İngilizceden çevrilmiştir.

(16) Franklin-Bouillon, Seine-et-Oise mebusu, Radikal Sosyalist ve Fransız Senatosu’nun Dışişleri Encümeni başkanı, ayrıca Ankara Antlaşması olarak anılan, 20 Ekim 1921’de Türk-Fransız Antlaşmasını imzalayan Fransız önderiydi.

(17) Bu paragraf,  İngiltere Dışişleri Bakanlığında altı çizilerek işaretlendi. Raymond Poincare, 1922’de Fransız Devlet Başkanı ve Dışişleri Bakanıydı.

(18) Bu paragraf, İngiltere Dışişleri Bakanlığında bir çizgiyle İşaretlendi.

(19) Çiçerin,  Sovyet Rusya Dışişleri  Komiseriydi.

(20) PRO, FO 371/7857/E 2757,   Sir Horace Rumbold’dan Lord Curzon’a gizli yazı, No. 232, İstanbul, 7.3.1922.

* Kaynak: Belleten Cilt: XXXIX, Sayı: 154, Nisan 1975, s. 257-264  (Türk Tarih Kurumu Yayınları Belleten Dergisi)

Serdar Kaangil

Reklamlar
Bu yazı Tarih içinde yayınlandı ve , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

VAHİDETTİN HAİN MİYDİ? için 16 cevap

  1. Son Sultan dedi ki:

    İstersen vahidettini Atatürkten dinliyelim;

    Türkiye’nin Roma Büyükelçisi (Suat Bey) Ankaraya şöyle bir telgraf çekti.Talgraf şöyledir:

    Vahideddin’in füc’eten vefat ettiği şimdi haber alınmıştır.

    Bu sarada M. Kemal Paşa Adanada bulunuyordu.Telgraf alınınca bu sefer Adanaya ,Mustafa Kemal Paşya iletildi.O sırada tanıdıkları ile yemek yiyen Cumhurbaçkanı M. Kemal Atatürk haberi övrenince dudaklarından şu kelimeler çıkar:

    Çok namuslu bir insan öldü.İsteseydi Topkapı’nın bütün cevâhirini götürür ve öyle bir ordu kurup geri dönerdi ki…
    Kaynak: Son padişahın ablası Mediha Sultan’ın torunu olan Fethi Sami Batlimanlı söyler.Fethi sami’ye bu bilgileri kuzeni Hamdullah Suphi Tanrıöver söylemiştir.Hamdullah suphi bu bilgileri birebir M. Kemal’den alır.Zira M. Kemal ,Sultan Vahideddin hakkındaki bu sözlerini söylerken Hamdullah Suphi orada bulunmaktaydı.Ayrıntılı bilgi için Murat Bardaçının”Şahbaba” adlı kitabının 413. sayfasına ve kaynak için 669. sayfasına bakınız.

  2. Son Sultan dedi ki:

    Ayrıca Vahidettin ikili oynamak zorunda kaldı.Düşünsene Milli mücadeleye yardım etmek istiyorsun ancak İngilizler ,Farnsızlar ,Yunanlılar seni izliyor ve yanlışını bekliyor.Bir kötülüğünü görseler ülkeyi işgal edicekler.Sen olsan ne yaparsın?

  3. Karaca Serin dedi ki:

    O çalındığı söylenen belgelerin çalındığı ne belli? Uydurma olmadığı ne malum?

  4. Ezgi dedi ki:

    Bunun gibi bir sürü belge var hepsi yanlış olamaz … Osmanlı Padişahı bu duruma düşmemeliydi Atatürk’te isteseydi koca bir ordu kurardı demiş neden istememiş. Neden ülkesini kurtarmayı seçmemişte yalakalık yapmayı seçmiş. TBMM’ye ”İSYANCI FİTNE” diye neden hitap etmiş onun yanında yer almak varken…. Derinlemesine araştırmanız dileğiyle!

  5. sinan dedi ki:

    Sivas’ta çıkan İrade-i Milliye gazetesinin 14 Eylül 1919 tarihli ilk sayısında çıkan Mustafa Kemal Paşa’nın Vahdettin’e çektiği telgrafın orijinali.

    Müthiş bir metin tabii. Ancak telgrafın bu şeklini başka kaynaklarda bulabileceğinizi sanıyorsanız aldanıyorsunuz. “Nutuk” dahil diğer kaynaklarda “ilkâ” kelimesinin “dilhah”a dönüştürüldüğünü görüp hayrete düşüyorsunuz (mesela “Atatürk’ün Bütün Eserleri”, c. 2, s. 375). Meğer, diyorsunuz, Atatürk’ün kendi sözleri de zamanla kitabına uydurulmuş.

    Peki sonradan tamamen unutulacak olan bu “fikir çelme” hadisesi neyin nesiydi? Ona dair de bazı ipuçları bulabiliyoruz aynı telgrafta. Mustafa Kemal Paşa, Samsun’a çıktıktan bir ay kadar sonra şu gerçeği itiraf ediyor:

    “İstanbul’da iken milletin bu kadar kuvvetli ve az vakitte felaketlerden bu derece müteyakkız [uyanmış] olduğunu tahayyül edemezdim.”

    İlginç değil mi? Devam ediyor Paşa:

    “Millet baştan aşağı uyanık olup istiklal-i millet ve devleti ve hukuk-i âliye-i saltanat ve hilafeti teyid için kavi bir azim ve iman ile mücehhez bulunuyor.” Yani uyanmış olan millet, milletin ve devletin bağımsızlığı ile saltanat ve hilafetin yüce haklarını desteklemek için sağlam bir kararlılık ve imanla donanmış durumda.

    Mustafa Kemal Paşa’nın bir ay içerisinde çektiği bu net resim çok mu çok önemli. Neden? Piyasadaki inkılap tarihlerinde o yıllarda milletin yere serilmiş olduğu ve sonra Atatürk’ün gelip onu dirilttiği anlatılır da ondan. Oysa gerçek hiç de öyle değilmiş. Üstelik bunu bizzat kendisi söylüyormuş.

    Daha neler söylüyormuş? Devam edelim okumaya.

    Mustafa Kemal’e göre Vahdettin son hatt-ı hümayunuyla bütün milletin azim ve mücadele gücünü uyandırmış imiş. Peki kime karşıymış bu mücadele? Cevabını telgraf sahibi veriyor zaten:

    Milletin beka ve varlığına düşman olanlara karşı. Yani İngilizlere ve İngilizlere yaltaklanmayı meslek edinen zayıf karakterlilere karşı.

    Şimdi düşünelim:

    Beni Anadolu’ya ikna ettiniz diyen kim? Atatürk.

    Anadolu’ya geçmeden önce milletin bu kadar uyanık ve mücadeleye hazır olacağını hayal bile edemezdim diyen kim? Yine Atatürk.

    Uyanmış olan milletin bağımsızlık ateşiyle tutuşmuş olduğunu ve saltanat ve hilafetin haklarını desteklemek için kararlılık içinde olduğunu söyleyen kim? Yine Atatürk.

    Vahdettin’e, hatt-ı hümayununuz milletin mücadele gücünü uyandırdı diyen de o, İngilizlere ve onların destekçilerine karşı mücadele etmek üzere anlaştıklarını söyleyen de.

    Peki Turgut Özakman neyi savunuyor: Canım Vahdettin gönderdi ama Atatürk’ün ne için gittiğini bilmiyordu ki. Bilse asla göndermezdi.

    Şimdi Havza telgrafıyla görüyoruz ki, ikna eden de, gönderen de, hatt-ı hümayunuyla halka direniş mesajı veren de, İngilizleri barışa ikna etmek için Mustafa Kemal’le gizlice mutabakat sağlayan da Vahdettin’den başkası değil. Aralarında bütün bunlar önceden konuşulmamış olsa Mustafa Kemal ne diye anlatsın ki derdini sultana?

    Üstelik Vahdettin’in Anadolu halkına, yanınızdayım mesajını veren bir beyannamesi var ki, gazete sütunlarında alkışla karşılanmış. Mustafa Kemal, 28 Eylül 1919 tarihli nüshada bu beyannamenin Osmanlı tarihinde her bakımdan benzersiz olduğunu yazıyor. “Padişahımız” diyor, “Anadolu harekâtının tamamiyle meşru olduğunu ilan ederek mevcut cereyanı, yani Kuva-yı Milliyeyi lütfen teşvik etmekte ve hatta katılarak kuvvetlendirmektedir.”

    Daha ne desin?

  6. sinan dedi ki:

    vahdettin kesinlikle hain değildi paşaları da kendi gönderdi konuyla ilgili kazım karabekirin hatıralarını hiç irdelememişsiniz.

    • Araştırmacı dedi ki:

      Sadece Vahidettin değil,hiçbir Osmanlı Padişahı hain değildi.İngilizlerin ,Krallarını kovmadıkları gibi keşke bizde Padişahımızı kovmasaydık.Onlar,Türkiyede bu kadar yolsuzluk yapılmasına izin vermezlerdi.

      • Kutlu dedi ki:

        Kral İngiltere’de, 11.yüzyılın başından beri -Magna Karta ile- etkisini yitirmeye başladı. Şimdi de sembolik, hiçbir şeye karıştığı yok. Analojin yanlış kanaatimce. Eğer Türkiye’ye, bir örnek gösterilecekse, şu 14.Louis’i asan, Fransa olabilir 🙂

  7. darkness dedi ki:

    kazım karabekirden neden bahsetsinler hastamısın sen . kazımkarabekir dindar bir insan olduğu için komplo kurularak istiklal mahkemeleri tarafından idam edilmeye kalkmışlardır. sizler yanlış biliyorsunuz vahdettin haindi atatürk ve ismet inönü peygamberlerdi.
    bahsettikleri mektubun orjinal veya kopyası yoktur. bu tamamen halk tekrar padişahı istemesin diye ve halifelik konusunda halkı karşılarına almamak için ortaya atılmış bir karalama kampanyasıdır.
    dersim katliamındada söz konusu olan isyan veya huzuru bozmak değildir. bir kürt olan şeyh said yandaşlar toplayarak abdulmecid efendiyi tekrar hilafet makamına getirtmek için çabalamış olması ve bunun ankara ya casuslar tarafından ulaştırılmış olmasıdır. aksi takdirde çoluk çocuk demeden nasıl böyle bir katliam olabilir. isteyen olursa kaynaklartım çok saglam isteyene gönderebilirim. sözde ders kitaplarından ve masonların hatıratlarıyla böyle suçlamalarda bulunulamaz.
    lozanda egedeki adaları yunanlılara hibe eden ve yaklaşık 4 milyon tl tazminatı masada bırakarak dönen ismet inönü bunun karşılığında ne aldı acaba . vahdettin egerki birşey almış olsaydı bahsettikleriniz dogru olsaydı. öldüünde tabutu 30 gün boyunca kızı italyan prenslerinden borc bulana kadar rehin kalıp kokmazdı. adam ülkeyi satıyor be ac bir sefil halde ölüyor. mantık çerçevesinde düşünün bunları mümküm olurmuydu böyle birşey. asıl hain olanlar 600 yıl boyunca osmanlıyı nyöneten hanedanı yurtsuz bırakarak ellerindekileri alarak sınır dışı eden ve ülkeye giriş yasagı koyanlardır. ders kitaplarında dogu cephesini kahramanca müdafa ederek meydan savaşları kazanan kazımkarabekir paşayı yok sayan kendi başarısızlıklarını başarıymış gibi gösterenler milleti salak zannediyorlar. o kadar çok kaynak bulup böyle şeyleri ortaya çıkarmayı seviyorsanız kazım karabekirin 1937 yılında zamanın gazetelerinde yayınlanmaya baslandıktan 2 gün sonra yasak getirilen hatıratlarını araştırın onlarıda yayınlayında bende size teşekkür edeyim böyle asılsız şeyletre itibar etmeyin. sinan beyinde dediği gibi bu hatıratları okursanız dudaklarınız uçukjlar buna eminim.

  8. ankara rehber dedi ki:

    Öncelikle yazınız için teşekkür eder çalışmalarınızda başarılar dileriz.

  9. gürsel başdemir dedi ki:

    cevat abbas gürer atatürkün birinci cihan harbinde ve istiklal harbinde yaverliğini yapmıştır.oğlu turgut gürer hatıratını yayınlamıştır. kaynak turgut gürer atatürkün yaveri cevat abbas gürer cepheden meclise büyük önder ile 24 yıl gürer yayınları istanbul 2008 bu hatıratta cevat gürer atatürkün samsuna hareketinden önce sultan vahideddin ile görüşmesinden bahseder mustafa kemali nasıl görevlendirdiğini ona başarılar dilemesini onun harekat planını kendisinin nasıl bir yol izleyeceğini ingilizleri oyalacağını gerekirse istanbul hükümetine karşı asi gibi davranmasında bahseder yani kurtuluş savaşını başlatan vahideddindir 3. ordu müfettişliği görevi ile nasıl geçmiştir anadoluya zaten ingilizlerin istediği hilafetin kaldırıması laik bir devletin kurulmasıdır atatürkte bunu yapmıştır ingilizlerle gizli görüşmeler yapmıştır elinizde belge diye sunduklarınızın orijinal fotokopilerini yayınlayın

    • Kutlu dedi ki:

      Bu, İstanbul’dan uzaklaştırılmaya razı olmak için pohpohlamalardı sadece. Eğer, bunlar pohpohlama değil de, gerçek olsaydı, hakkında idam kararı çıkartmazdı.

    • İsmail Mızrak dedi ki:

      Allah size akıl fikir versin, bu osmanlı hayranlığınıza inanmak çok zor.

  10. MaMaLi dedi ki:

    Peki hain değildi!neden,ülkeden kaçdı?neden yurt dışında öldü?neden ülkesinin,istiklal savaşına,katılmadı,blaa,blaa,blaa,Hain değilmiş))))

  11. bir kul dedi ki:

    Serdar Kaangil

    VAHİDETTİN HAİN MİYDİ?

    YOKSA MASUM MU? Demiş

    şte bizlere araştırarak hareketetmek kalıyor heva ve heveslerimizle degil

    bu video yu tarafsız ideolojilerden uzak tarafsız hakı ve adleti gözeterek haktan yana haksıza karşı olmalıyız bu kim olursa olsun hiç kimse kendisini birbaşkasını kandırmasını istemez doğrulukta insanın en yakınıda olsa doğruya doğru yanlışa yanlış diye bilmeli işte ozaman birlik ve beraberliğimiz pekişir güven artar herkes farklı düşünebilr fakat doğrularda farklılık olamaz doğrudan yana haklıya haklı haksıza haksız demeliyizki tedirginliklerimiz kalmasın güvenli bir ortam olsun birbirimize sevgi ve saygıyla topluca hareket ede bilelim
    oyüzden herkez kendikendine bir empati yapsın kendisini vahdettinin yerine koysun bir anlığına kesin bilgi emin kaynak doğru bir bilgiyle hareket etsin her hangi birini suçlarken en az 40 kere düşünmek lazım çünki suçlama çok vahim ihanet aslında 40kere bile az en uc noktayla suçlanıyor lütfen tarafsız doğru kriterlerle her söze kulak vermek ve inanmak nekadar doğru olabilir bizler kandırılıyor olamayızmı mesela okulda öğretilen tarih bilgilerini hangibirimiz teste tabi tuttu araştırdıkmı hep dersinizya aklını başkasına verme kendin karar ver başkasının aklı ile hareket etme inanma

    TAKIM TUTAR GİBİ hareket etmek yanlıştır haklıya haklı haksıza haksız demeklazım vesselam
    ———————————————————————————————————————

  12. bir kul dedi ki:

    TENGİRİ

    bir kul dedi ki:
    14/02/2015, 19:36 <—–BU TARİHE İYİ BAK YANİ BENİM YAZMIŞ OLDUGUM
    Serdar Kaangil

    VAHİDETTİN HAİN MİYDİ?

    YOKSA MASUM MU? Demiş

    İşte bizlere araştırarak hareketetmek kalıyor heva ve heveslerimizle degil

    bu video yu tarafsız ideolojilerden uzak tarafsız hakı ve adleti gözeterek haktan yana haksıza karşı olmalıyız bu kim olursa olsun hiç kimse kendisini bir başkasını kandırmasını istemez doğrulukta insanın en yakınıda olsa doğruya doğru yanlışa yanlış diye bilmeli işte ozaman birlik ve beraberliğimiz pekişir güven artar herkes farklı düşünebilr fakat doğrularda farklılık olamaz doğrudan yana haklıya haklı haksıza haksız demeliyizki tedirginliklerimiz kalmasın güvenli bir ortam olsun birbirimize sevgi ve saygıyla topluca hareket ede bilelim
    oyüzden herkez kendikendine bir empati yapsın kendisini vahdettinin yerine koysun bir anlığına kesin bilgi emin kaynak doğru bir bilgiyle hareket etsin her hangi birini suçlarken en az 40 kere düşünmek lazım çünki suçlama çok vahim ihanet aslında 40kere bile az en uc noktayla suçlanıyor lütfen tarafsız doğru kriterlerle her söze kulak vermek ve inanmak nekadar doğru olabilir bizler kandırılıyor olamayızmı mesela okulda öğretilen tarih bilgilerini hangibirimiz teste tabi tuttuk araştırdıkmı hep dersinizya aklını başkasına verme kendin karar ver başkasının aklı ile hareket etme inanma

    TAKIM TUTAR GİBİ hareket etmek yanlıştır haklıya haklı haksıza haksız demeklazım vesselam
    NOT
    SAKINA BANA TARİHTEN MAVAL OKUMA BENİM KİTABIMA KARŞI İSLAMIN YANİ YÜCE ALLAH IN KİTABINA KARŞI

    İŞTE SANA TARİH HEMDE EN YAKIN TARİH DELİLSİZ BELGESİZ KİTABIMA KARŞI ASLA HAKARET VARİ ARAKLAM DİYEMEZSİN YALAN DİYEMEZSİN

    İNANMAMAK EN DOGAL HAKKIN İNAMIYORUM DERSİN OLUR BİTER

    İLLAKİ DİYECEKSEN SAYGILI BİR ŞEKİLDE DELİLLERİYLE BELGELERİYLE TESTTEN GECMİŞ İNCELENMİŞ resmi RAPORUYLA YADA BENİM GİBİ RESMİ KAYNAKLI VİDE OYLA İŞTE DERSİN HEPSİ BU SAKINA KENDİNİ KANDIRMA KARŞINDA CAHİLYOK

    OKUMAMIŞ OLMAM BİLGİSİZ OLDUGUMU GÖSTERMEZ HESAS OKDUGU HALDE TARİHİNDEN HABERİ OLMAYANLAR KANDIRILDIKLARINI BİLMEYENLERDİR SAF HERDENİLENE İNANLAR ARAŞTIRMADAN SARILANLAR BU VİDEOYA NASIL CEVAP VERECEGİNE İNAN ÇOK MERAK EDİYORUM
    BAKALIM KEMKÜMMÜ EDECEKSİN YOKSA SAVSAKLAYACAKMISIN YOKSA NASIL CEVAPLAMAYI DÜŞÜNÜYORSUN

    BEN TARİHİN ÇOK BÜYÜK BİR KISMINA ASLA İNANMAM
    SADECE BELGELİ BİLGİLİ DELİLLİ OLANLARINI BAZ ALIRIM KANITLANA BİLENLERİ
    GERİSİ HİKAYE DOGRUDA OLSA DAN KASTIM BİR OLAY OLMUŞTUR FAKAT TAM MANASI İLE BİZLERE YANSITILAMAMIŞTIR DİYE CARPITMA VE EKSİLTME OLACAGINDAN HELE HELE CİDDİ KONULARSA ONA DAHA Bİ DİKKATLİ YANAŞIRIM BAKARIM İŞTE VERDİGİM ÖRNEK GİBİ OLAN VİDEO

Bir Yanıt Bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s