ALLAH İSMİNİN KÖKENİ

İslam dışı kesimler tarafından, Allah kelimesinin kökenine dair, “El-İlah” ve “Al-İlah” adlı Ay tanrısı adları ortaya atılmış ve Allah kelimesinin kökeninin bu olduğu söylenmiştir. Bunu ilk olarak kimin ortaya attığını bilmiyorum fakat bu yanlıştır. Tarihte hiç bir zaman “El-İlah” veya “Al-İlah” adında bir tanrı oluşmamış ve böyle bir ad ile herhangi bir tanrıya tapılmamıştır.

Bu iddiaya bir zamanlar ben de inanmıştım fakat iyice araştırdıktan sonra gördüm ki, bu içi boş bir idddiadır. İşin garip tarafı ise, bazı İslamcı yazarlar, bu iddiayı yutmuş ve buna karşı savunmaya geçmişlerdir. Ve “Al” ve “El” kelimelerinin Arapça’da, İngilizce’deki “the” artıkelinin karşılığı olduğunu, İlah kelimesinin ise, Arapça’da tanrı manasına geldiğini ve dolayısıyla Allah kelimesinin kökeninin bu olmasının normal olduğunu” söyleyerek yanlışın üstüne yalan katmışlardır. Bu da bize gösteriyor ki, bütün din alimleri, yanlış veya doğru bütün eleştirileri, uydurma ve yalan savunmalarla cevaplamaktadırlar. Zaten dinleri bu günlere kadar taşıyan ve ayakta durmasını sağlayanlar, şimdiye kadar sayıları milyonları bulan bu din tüccarları değil midir? Elbette malının kötülenmesine karşı çıkacak ki, müşterisi azalmasın.

Her şeyden evvel, Arapça’daki “El” ve “Al” ekleri İngilizcedeki “the” sözcüğünün karşılığı filan değildir. Eğer böyle olsaydı, Kuran denmez, “El Kuran” veya “Al Kuran” denirdi; tıpkı İngilizce’de “the Quran” dendiği gibi.

İngilizcedeki “the” artikeli manasız bir sözcük değildir. Onun manası şunlardır: “şu bildiğimiz”, “hani şu malum”, “hani şu herkesin bildiği”…

Örnek olarak “on the table” dediğiniz zaman bunun manası “hani o masa var ya! İşte onun üstünde” cümlesidir. “On a table” derseniz, “bir masanın üstünde” anlamına gelir ve bu durumda o kişi o masanın hangi masa olduğunu bilmiyordur. Başına “the” koyduğunuz zaman, “şu bildiğimiz masa” , “hani şu malum masa” , “hani şu herkesin bildiği masa” olur. Başka bir örnekle, Hitap edilen kişi, bahsedilen kişiyi mutlaka tanıyorsa veya bahsedilen kişi insanların çoğunluğu tarafından tanınıyorsa, isminin başında the the kullanılır ki o isim bir başkası ile karıştırılmasın. Eğer “Al” ve “El” ekleri, the ile aynı anlamda artıkeller olsalardı, Muhammed için de “El-Muhammed” veya “Al-Muhammed” denmesi gerekirdi.

Al ve El sözcükleri Arapça filan değildir. Bunlar İbranice de vardır ve İbranice de değildir. Bu sözcükler Sümer ve Babil dillerinden İbranice ve Arapçaya girmiştir ve artıkel filan da değillerdir. Onların manası şudur: Tanrı.

Evet, “al” ve “el” kelimelerinin manası tanrı’dır. Örneğin Babil dilinde, “Ba-al” adlı tanrının adının manası; “Bağ tanrısı”dır”. Babil’in meşhur asma bahçelerini korumakla görevli bağ tanrısıdır. Asıl adı ise “Bağ-Al” dır.

Bu al ve el kelimeleri Yahudilerin Babiller ve Sümerler ile olan yoğun teşviki mesaileri sırasında İbraniceye girmiştir. Ve normal olarak da, aslen Yahudi olan Araplara da, onların esas dili olan İbraniceden geçmiştir. Bu kelimeler hangi kelimelerin başlarına eklenmiştir? Başta ithal ettikleri tanrıların adları olmak üzere, Sümer ve Babilden aldıkları kutsal isimlerin bazılarının başlarına geçmiştir. Bunların çoğunluğu tanrı ve tanrıça adlarıdır.

Al ve el kelimeleri sadece tanrı manasına gelmez, aynı zamanda da yüce, ulu gibi manalara gelir. Hatta bu kelimeler, insan isimlerinin başlarına da takı olmuştur. Çünkü o dönemler, tanrılaştırılmış kutsal rahipler ve hükümdarlar çoktu.

Ara not: Şimdi kimileri yine Arapça düşünmekten kopamayarak; “Allah kelimesi İlah veya İlou kelimesinden türemiştir” diyecekler. Arapça düşünmekten kurtulamazlar çünkü Arapça yüzyıllardır millete dünyanın en eski ve en mükemmel dili olarak anlatılmıştır. Bu bir yalandır. Arapça tam aksine Dünyanın en yeni ve en ilkel dilidir. Çünkü İbranice dilinin dejenere olmuş halidir.

Biz burada Arapça’sından değil, Sümer, Babil, Akad gibi, Araplardan ve Arapça’dan binlerce yıl önceki dillerden bahsediyoruz.

Aşağıda, Sümer ve Babil’den ithal bazı tanrıların adlarını görüyorsunuz:

Al-Lat

Al-Uzza

Al-Menat

Al-Mah

Al-Qaum

Kıb-el-La

She-el-la(Şila veya Şi-el-la veya She-Al-lah olarak da okuyabilirsiniz)

Hub-al

Ba-al

Bu örnekler daha da çoğaltılabilir.

El ve Al kelimeleri, bu gün halen İbranice’de “tanrı” manasında kullanılmaktadır. http://en.wikipedia…./El_%28deity%29

Hatta El veya Al kelimesinin yanına hiç bir şey ilave edilmediğinde, “tanrıların babası” yani “baba tanrı” manasına gelmektedir. Zaten ki sadece İbranice’de değil, Sümerce, Akada’ca, Babil dilince ve eski mısır dillerinin bazılarında, al ve el kelimeleri tanrı manasındadır, hatta baş tanrı manasındadır. Francois Lenormant, “Chaldean magic and its origin and development” adlı kitabında, Al kelimesinin tanrı manasında olduğunu, hiç bir tartışmaya yer bırakmayacak şekilde detaylarıyla anlatıyor.

Allah kelimesindeki “Al” hecesini açıkladık. Şimdi geçelim “lah” hecesine. O hece aslında “lah” değil, “la” hecesidir. İbranice ve Arapçaya “lah” olarak girmiştir. Bazı diller, sonlarında H olan kelimeleri ithal ederken, onu konuşurken yuta yuta bir zaman sonra yok ederler. Arapça ve İbranice’de ise tam tersine, bazı kelimelerin sonlarına H harfi eklerler. Çünkü bu dillerde H harfi bir ayraç gibi kullanılarak, üstüne vurgu yapılarak kullanılır. Hata bazen agh gibi, gırtlaktan çıkarılarak iyice vurgulanır. Bu diller için boşuna yallah, fellah, vallah dili dememişler. Çünkü çok sayıda H harfi işitilmektedir.

Allah kelimesinin esası “AL-La” dır. “EL-La” veya “EL-Le” de diyebilirsiniz. Çünkü sadece lehçe farkı yapmış olursunuz.

La hecesi ise dişilik ekidir. Sümer ve Babil kaynaklı bazı tanrıçaların ve hatta bayanların isimlerin sonlarına eklenir. Örnekler:

Sinder-el-la

Mu-Al-la

Raffe-el-la

Ley-la

Sühey-la

Gabri-el-la

Annabel-La

Şimdi “Al” ve “La” hecelerini toplayalım. Al+La=Tanrıça.

Devam edelim:

Nitekim bu “Ella” veya “Alla” sözcüğü, pek fazla kullanılmayan bir sözcük olsa bile halen İbranice’de manası “tanrıça” olarak kalmıştır:

El-La: אלה

Kaynak: http://en.wikipedia….Ella_%28name%29

“La ilahe il Allah” diyenler aslında “tanrıçadan başka tanrıça yoktur” diyorlar. Çünkü Al-Lah zaten üniversal dilde tanrıça demektir. “İlahe” ise Arapça’da tanrıça demektir. Kimileri “tanrıça” kelimesinin Arapça’da karşılığının “elahim” olduğu yalanını söylese de, elahim, İbranice’deki “Elohim” kelimesidir ve her iki dilde de “tanrılar” manasına gelmektedir. Bu cümledeki manasızlığın sebebi ise, Al-La kelimesinin Arapça’ya en az 500-600 yıl ara ile iki kere girmiş olmasıdır. İlk girişinde değişime uğradı ve sonra başka bir kelimeymiş gibi gibi tekrar girdi ve o dönemin Arapça’sına uygun olarak tekrar değişime uğradı.

“La ilahe il Allah”. Yani bir değil iki kere tastikli tanrıça.

Yahudiler, tüm orta asya ve Anadolu’nun ana tanrıçası olan Kıb-El-Le’yi, Kab-Al-Lah olarak telahfus ederek tanrıları arasına kattılar. Fakat onu fazla önemsemediler. Çünkü Yahudilerde tanrı ve tanrıçadan bol bir şey yoktu.(*1)

Arapoğulları’nın Kıb-El-La’yı önemsemiş olması gayet doğaldı çünkü yeni kurulan milletler tek bir tanrı ile inşaa olur. Çünkü şimdilerde bile geçerli olduğu gibi, o zamanlar da birleştirici etki, tanrı ve din idi. Bu yüzden, doğal olarak çok tanrı üzerine bir millet kurmak, zorlu bir yönetim oluşturacağından imkansıza yakındır.

Al-la veya Al-lah Yahudiler ve şimdiki Araplarda farklı manalarda kullanılır. Çünkü aslen eski Yahudilerden bir soy olan Araplar, Sümerlilerin ana tanrıçası Kıb-El-La’yı ana tanrıça edinmişlerdi. Ana tanrıça edindikleri için ise, başındaki kıb hecesine gerek duymamışlardır. Çünkü Al-La veya El-La veya El-Le kelimesi, zaten tanrıça demekti. Fakat şimdiki Yahudiler olan Israiloğulları bunu yapmadılar çünkü onlar Kıb-El-La’yı ana tanrıça edinmediler. Zira onların tanrıları ve tanrıçaları çoktu. Diyebilirsiniz ki, “Arapların da tanrı ve tanrıçaları çoktu”. Evet ama Kıb-El-La’yı ana tanrıça edindiklerinde, onun eş değerinde başka bir tanrı veya tanrıçaları yoktu. Diğer tanrı ve tanrıçaları daha geç dönemlerde ithal edilerek önem kazanmaya başladı. Kabe’de o dönemlerde baş put’un Allah olmasının sebebi budur. Çünkü o, Arap milleti ortaya çıktığında onların ilk tanrıçaları idi.

Allah da aslında Ay kökenli bir tanrıçaydı. Çünkü Mezapotamya ve anadolu’nun ay tanrıçası Kıbele(Kıble)’den devşirmedir. Daha sonraları ataerkil dinlerin etkisiyle melezleştirilerek cinsiyeti yok edildi. Özellikle İslamın gelişiyle tamamen erkek hüviyetine büründürüldü ve cinsiyeti de inkar edilmeye başlandı.

Allah(Kıble, Kıbele) neden Ay kökenlidir? Ay’ın manası nedir?

Bilinç insanoğlu’nun ortaya çıkışından çok sonra başladı. Ancak, bilinç başlar başlamaz aniden şimdiki seviyesinde ortaya çıkmadı. Dolayısı ile, insanoğlu yarı bilinçli, hatta az bilinçli dönemlerini de yaşadı. Yani, seviye bakımından, şimdiki hayvan ve insan arası birşeydi.

Kendinizi o dönemde doğmuş yarı bilinçli, zekası kıt bir insan olarak düşünün. Kendinizin hakkında hiç birşey bilmediğiniz bir gezegende buluyorsunuz. Böyle bir ortamda, o kıt zekanızla bile olsa, ilk gözlemlemeye çalışacağınız şeyler, yeryüzündeki canlılar ve gökyüzündeki yıldızlar, gezegenler olacaktır. Çünkü ilk dikkat çekecek olanlar bunlardır.

Yıldızlar taşlar gibi ölü değildi, onlar hereketliydi. Bir görünüp bir kayboluyorlardı. Bunların içinde en hareketli olanları Güneş ve Ay idi. Aynı zamanda da onların gözünde, gökyüzündekilerin en büyük olanlarıydı. İşte bu yüzden, yıldızlar canlı olmalıydı.

Hele ki; bazen yarım ay olup, şekilden şekile giren, bazen büyüyüp, bazen küçülen Ay, mutlaka canlı olmalıydı, Ayrıca Ay, hem ışık veriyor, hem de doğarak, batarak çok uzun bir mesafede hareket ediyordu. O mutlaka canlı olmalıydı. Pekiyi ya Güneş? O en koskoca olanı? Ne kadar ilginç bir şey o değil mi? Bazen ormanlar yanarken çıkan o sıcak ve sarı şeyden yayıyordu.(Alev)

Bu çok büyük bir etkinlik; koskoca dünyayı ısıtıyor, bitkileri yeşertiyordu. O da Ay gibi çok fazla hareket ediyordu. Evet evet, o mutlaka canlıdır. Canı ne zaman isterse o zaman ısıtıyor, bitkileri canı istediği zaman yeşertiyor. Kızdığı zaman, ormanlara o sarı ve sıcak şeyden gönderip yok ediyor.

O, o sarı şeylerden bizim üzerimize de gönderiyor. Demek ki bizi görüyor ve biliyor. O sarı ve sıcak şeyleriyle bazen bizi bunaltıyor, ceza veriyor, bazen ise soğuk kış aylarında bizi bunaltmadan ısıtıyor, üşümekten kurtarıyor. Evet, evet bütün bunları yapan, bizi tanımıyor olamaz, hele hele ölü hiç olamaz.

Ay da geceleri o sarı şeylerden gönderiyor ama onunkiler sıcak değil. Fakat bize yol gösteriyor. O ikisi neden hep buradalar? Neden başka yerlere gitmiyorlar? Gitseler bile geri geliyorlar? Neden bizlerle ve bizim Dünyamız ile bu kadar ilgileniyorlar? Yoksa burası onların mı? Güneşin o sarı şeylerden gönderdiği bitkiler, onun kendi bitkileri mi? O yüzden mi onları yeşertip yaşatıyor? Kendi bitkileri olduğu için mi? Ama bize de o sarı şeylerden gönderiyor? Bizimle de ilgileniyor. Yoksa biz de mi onunuz?

Onlar çok güçlü, hiç düşmanları yok. Şimdiye kadar onlardan daha güçlü bir şeyin onları kovaladığını veya avladığını görmedik.

Pekiyi ya yıldızlar? Onlarda da var o sarı şeylerden. Onlar kim? Olsa olsa o iki tane büyük şeyin çocukları olabilirler. Acaba bu iki şeyden hangisi dişi? Olsa olsa o geceleri çıkan dişi olabilir. Çünkü o daha küçük ve daha az güçlü. O büyük olanı ise çok büyük ve çok güçlü. O sarı şeylerden en çok onda var. Demek ki o da erkek olanı.

İlk bilinç başladığında, işte buna benzer, ilkel ama çok da mantıksız olmayan düşünceler ürettiler. Ve bunun neticesinde, Güneş ve Ay’ı efendileri olarak kabul edip, onlara tapınmaya başladılar. İnsanoğlunun ilk tapındığı şeyler, Güneş ve Ay’dır. Bütün diğer tanrılar bunlardan türemiştir. Çünkü doğaya gözle görülür bir biçimde en çok etki edebilen bu ikisi idi. Doğayı yönetiyorlardı.

Allah kelimesinin manasının tanrıça olduğunu anlattık. Pekiyi ama onun bir de simgesi olması gerekmiyor mu? Evet gerekiyor. Yukarıda ne demiştik? “İlk tanrılar Ay ve güneş idi” demiştik değil mi? Allah bir tanrıça olduğuna göre, onun simgesi ne olabilirdi? Elbette ki çoğu tanrıça figürlerinde olduğu gibi, onun da simgesi Ay olacaktı. Çünkü ilkel insanlardan başlamak üzere binlerce yıl güneş ve Ay’ı canlı sandılar, ve Ay’ın dişi, Güneş’in ise erkek olduğunu, yıldızların ise onların çocukları olduğunu düşündüler. İşte bu yüzden Allah’ın simgesi Ay’dır.

İşte size Allah’ın bir kaç simgesi:

1

2

3-

Neden Allah’ın simgesi Ay’dır? Çünkü o bir Ay tanrıçasıdır da ondan. Tanrıçaların hepsi Ay kökenlidir. Tanrıların ise hepsi Güneş kökenlidir. İneğin boynuzları da Ay’ı simgeler. Çünkü iki boynuzu tek parça olarak düşündüğünüzde hilal şeklindedir. Bazı dinlerde ineğin kutsal olmasının sebebi de budur. Bazı simgelerde hem boynuz(Hilal olarak) hem de daire şeklinde dolunay birlikte verilir. Aşağıdakiler bazı tanrıçaların simgeleridir:

Tanrıça Hekate: Kıb-El-Le’nin bir başka devşirmesi:

4

Dolunay’ın üzerinde tanrıça Victoria:

5

Tanrıça selena: Boynuz/Hilal simgesi önünde poz veriyor:

6-

Selena için Luna da deniyor.

Tanrıça Hator: Hilal içinde dolunay ile birlikte:

7

Hator tanrıçaların en eskilerindendir. O da Kıble gibi ana tanrıçadır.

Tanrıça Isis: Hilal içinde dolunay ile birlikte:

8

Mısır tanrıçası Tehuti, Yunan versiyonundaki adı: Thot. Hilal içinde dolunay ile birlikte:

9

Bu örnekler de daha da çoğaltılabilir. Yani Ay ile ilişkisi olanlar mutlaka tanrıçadır.

Şimdi aşağıdaki iki resmi inceleyip arada bir fark olup olmadığına bakmanızı isterim:

10

Yukarıdaki iki resimin birbirlerine benzerliğini gördünüz değil mi? Neye benziyor onlar?

Figur 1’deki resim tanrıça Şila’nın vajinası. Figür 2’deki resim ise, Allah’ın diğer putunu içinde barındıran metal kap.

Şimdi yukarıdaki figürlerin orijinallerini gösterelim:

11

Üstteki her iki put da doğumu, doğurmayı, hamileliği simgeliyor.

Fakat Allah putunun bir başka özelliği daha var. Çünkü o aynı zamanda da içinde yuvarlak bir kara taş barındırıyor.

O kara taş, Allah’ı simgeleyen diğer putdur. İslam öncesi putperest Araplar, aynen şimdiki müslümanların yaptıkları gibi, Allah putunun etrafında dönerek hac vazifelerini yerine getiriyorlardı. Ve aynen şimdiki gibi, orada şeytan taşlıyorlardı.

Aşağıdaki ise, Ay tanrıçası Kıb-el-le’nin, yani gerçek Kıble’nin kara taşı:

12

Yukarıdaki resimdeki, kıble’nin elinde bulunan taş; mermerden yapıldığı için kara gözükmüyor fakat Ay tanrıçası Kıble’nin gerçekte öyle bir taşı vardı ve tıpkı Kabe’deki put gibi kara idi. Onun kara taşı kayıp yada çalındı. Söylentilere göre, Roma imparatorluğu zamanında, Roma şehrine götürüldü. Yine bir rivayete göre şu anda Vatikan’da saklanıyor. Hatta Kıbele’nin kara taşının çalınarak Kabe’ye götürüldüğü ve o kara taşın oradaki taş olduğu dahi söyleniyor. Fakat Kıble’nin kara taşı her nerede olursa olsun, onun bir kara taşı vardı.

http://en.wikipedia.org/wiki/Cybele

Kıbele inanırları, o kara taşın etrafında dönerek hac vazifelerini yerine getirirlerdi. O zamanki inanışa göre, Tanrıça Kıble ve tanrı Attis birbirlerine aşık oldular fakat kavuşamadılar. Bunun üzüntüsünden, tanrı Attis kendi cinsel organını keserek erkekliğini bitirdi ve bu sırada kan kaybından öldü. Kıbele yüzyıllar boyunca üzüntüsünden gözyaşı döktü. Bunun üzerine bazı dindar kişiler Kıbele ayinleri esnasında hüzünlenerek kendi cinsel organlarını kesme yoluyla mahtem tuttular. Bunu yapanlar, Kıbele rahipleri, yani gallos oldular ve saygı duyuldular. Ve sonunda Kıble’nin döktüğü göz yaşları tanrı Attis’i diriltti ve bu adet kalktı. İşte İslamdaki sunnetin kökeni de buradandır. Maksat Kıble’nin yas’ına ortak olmaktır.

Not: Gerçek Kıble, gerçekten de sevilesi bir tanrı idi. Ve gelmiş geçmiş tüm tanrılar arasında hiç bir tanrı onun kadar sevilmemiştir. İnsanlık ona çok şey borçludur. Çünkü o erkekleştirilmiş sahte Kıble olan Allah ve benzeri tanrılar gibi savaşmayı ve kavgayı değil, sevmeyi aşıladı.

Tanrıça Kıbele’nin dininde çok fazla tapınak yoktur. Çünkü her nerede olurlarsa olsunlar, Kıble’ye yönelerek selama durmak vardır. Matthew Bunson’un “A dictionary of the Roman Empire” kitabında, bu rituellerin bir kısmını bulabilirsiniz.

Dua ederken elleri avuçları yukarı doğru açmanın kökeni de Ay tanrıçalarının dinlerindendir. Ay’ın ışığına nur denirdi. Avuçlar açık ve yukarıya bakacak şekilde dua edilirdi ki; avuçların içi Ay’dan gelen nur ile dolsun. Sonra da avuçlarda toplanan nur, yüze sürülür. Yani nur ile yüz yıkayıp, günahlardan arınmak…

by Notamatik

 

 

Reklamlar

About pante

Araştırmacı sosyal medya editörü...
Bu yazı Din içinde yayınlandı ve , , , , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

8 Responses to ALLAH İSMİNİN KÖKENİ

  1. seyfullah dedi ki:

    İslamiyette Ay kültü yoktur. Camilere bayraklara hilal&ay motifinin girmesi Türklerin İslamiyeti kabulü ve Anadolu’nun ele geçirilmesi ile olmuştur. Zira İslamdan önce zaten Göktürklerden beri paralarda bile ay sembolü kullanılıyor idi.

    1000li yıllara kadar İslam ve ay bağlantısı asla kurulamaz,ne o dönemin bayraklarında ne emevi ne abbasi bayrak veya Camiilerinde ay yoktu. Bilakis bir çok ayette Ay’a ve Güneş’e atıfta bulunularak onların sadece bir yaratılan olduğu,kul olduğu,Allah’ın emrinde mahlukatlar olduğu ve onlarında bir sonu oldugu, asla tapınılmaması medet umulmayacağı abartılmayacağı belirtilmektedir.

    Uzun lafın kısası,kurşun dökme,tahtaya vurma,kandiller,mevlidler aklına gelecek ne sacmalık hurafe varsa Türklerin İSLAM’a sokmasıdır,ay hilal kültüde bundan biridir,araplar da böyle bir şey yoktur,onlarda türbe mezar bile yoktur.

    • toro dedi ki:

      Sayın seyfullah,

      Yani diyorsunuz ki, bahsedilen inancın ilk sahiplerinin değilde o inanca sonradan dahil olanların borusu öttü ve sonradan gelen önceden gelenin elindekini değiştirdi! Örneğin önceden gelenlerin ibadet ettikleri mekanların tepesine kendilerinin olan ayı sonradan gelenler yani Türkler ekledi!

      Bu durumda bu dominantlığın devamını da görmemiz gerekmez mi önce gelenlerin öz yurdunda? Örneğin şu saydıklarınız;

      ”kurşun dökme,tahtaya vurma,kandiller,mevlidler” sizden alıntı

      oralarda neden yok? Türklerin bunları o toprakların ve o inancın ilk tapınıcılarına domine etmeye gücü yetmemiş mi? Ay sembolünü ibadethanelere ekleyebilecek ama devamını getiremeyecek kadar mı güçleri varmış?

      Bu durumda merakımı hoşgörürseniz sormak istiyorum, Hicri takvim hangi gök cismini baz alarak icad edilmiş bir takvimdir? O sırada Türkler bahsettiğiniz inanca girmiş ve girdikleri inancın temellerini de değiştirme çalışmalarına başlamış mıdır?

      ”1000li yıllara kadar İslam ve ay bağlantısı ”ASLA” kurulamaz” sizden alıntı

      Velev ki Türkler bahsedilen inanca girmiş ve onun kaidelerini değiştirebilmiş olsunlar! Ki sizin iddianız budur! Bu durumda siz aynı zamanda bahsedilen inancın tanrısının bu inancın değiştirilemeyeceği, olası değişimin kendisi tarafından engelleneceği iddiasının boşta kaldığını ve Türklerin bu iddayı yenebilecek kadar güçlü olduğunu mu söylemeye çalışıyorsunuz?

      • Seyfullah dedi ki:

        Toro,

        Benim söylediklerim tarihi vakalar fakat sizin söyledikleriniz komple teorileri ve ihtimaller üzerinden yapılan yorumlar. Ben diyorum ki; Anadolu’nun Türkler tarafından alınmasından öncesi kabul ettiğimiz yıllarda İslam ve ay-hilal sembolü arasında bir ilişki kurulamıyor diyorum. “Kurulamaz” değil aslında yanlış olmuş, “Kurulamıyor” yani bilimsel bulgular buna izin vermiyor,çünkü İslam’ın temel akaidlerinden birisi sembollerin yok edilmesi,çizim olsun atıf yapılan cisimler olsun,bunların reddidir. Örneğin düz siyah veya fatımi gibi düz yeşil bayraklar kullanılmıstır,sadece üzerine Kelime-i Tevhid yazılmıştır.Hilaldi yıldızdı,pers güneşi idi pers arslanıydı bunlar İslam öncesi inançlardan kalma milletlerin DNAlarına adeta işlemiş geleneklerdir.

        İnançların sonradan tahrif olabilmesi sonradan gelenlerin bunu bozabilmesi neden garibinize gidiyor ki? Türklerde tarikat şeyh zikr halkası düdüklü zikir,mevlid,kandil vardır. Araplarda bu ASLA yoktur,bak yine yaşadığımızı İslam zannediyoruz. İlk Hristiyanlar bugunkü gibi miydi? İsa bir kilise kurdu mu? Yoksa onu Pavlus mu kurdu? İnsandan bahsediyoruz 15 sene içinde Türkiye’nin çehresi ne kadar değişti, 1400 senede bir inanca hurafe sokulması neden zor olsun ki?

        Bunun temel sebebi Türklerin araplardan baskın olmasıdır,Hilal Osmanlıda da kullanıldı ve arapları işgal ettik,Mısır Libya Suud çölleri Irak Suriye dile kolay 400 sene Türk hakimiyetinde idi,hatta Mısır bayrağı 1950-60lara kadar sanırım 3 Hilalli bayraktı,bunlar bizim etkimizdir,araplar çokta meraklı değil bunlara.

        Yani benim bir anlamadığım da yeryüzünde bizim bildiğimiz iki gök cisminin hareketinden yola çıkarak insanlar takvim oluşturulmuş.Güneş ve Ay.

        Güneşi baz alsalar,Sümerler kullanıyordu,Mısırlılar kullanıyordu RA’ya tapıyorlar diyecektiniz. İnanmanın ve inanmamanın bahanesi bitmez kardeşim.Mesela ön Türklerin kullandığı 12 hayvanlı Türk takvimi Güneş baz alınarak yapılmıştır,Selcuklunun kullandıgı Celali takvim güneşi baz almış,Miladi Güneş’i baz almış,Hicri Ay’ı baz almış. Türkler ne kadar güneşe tapıyorsa,Müslümanlarda o kadar Ay’a tapıyorlar(!)

        Mekke’nin Kureyşin Kabenin baş ilahı Hubel’dir, AL LAH değildir,böyle bir put yoktur,asla da olmamıstır. Bu The God,Tengri ne ise odur,ulaşılamayan görülemeyen en yüce tanrıdır, putlar veya mitolojik karakterler bu ilaha yaklasmak için aracı birer torpil uygulamasıdır.Bence uydurulan değilde indirilen dinden eleştiri yapılan,cübbeli tarzı insanları bu dine mâl edip sünni ateisti olmayın yazıktır günahtır.İyi günler

      • toro dedi ki:

        Sayın Seyfullah,

        ”İnançların sonradan tahrif olabilmesi sonradan gelenlerin bunu bozabilmesi neden GARİBİNİZE gidiyor ki?” sizden alıntı

        Sizce din nedir? Ya da bir dine inanmanın amacı nedir? Bu yola girenler varlığına inandıkları tanrıdan gelmiş olduğu söylenerek kendilerine verilmiş olanlara uymaya mükellef hale gelmiş olmuyorlar mı? Yani normalde yaşadıkları hayata ait kural ve öğretilerden sıyrılıp tüm yaşamlarını bu yeni kurallara göre yeniden dizayn etmeyi taahhüt etmiş olmuyorlar mı?

        Bu durumda bu insanların aldığı ya da bu insanlara verilen ve tanrıdan geldiği söylenenlerin değiştirilmemiş veya aslını korumuş olması gerekmiyor mu? Burada söz konusu tanrıyla konuştuğunu iddia edenle ya da edenlerle aynı dönemde yaşayanlar değildir! Sonradan gelip aslında birinin ”tanrıyla konuştum” iddiasını şahsen hiç duyamayanlar, duymayanlar! Yani inancının kaynağı kendi tanıklığı değil de ailesinin kendisine öğrettikleri olanlar!

        Bu durumda bahsedilen dinin kişiye iletilmesinde ya da aktarılmasında bir farklılık olması mantıklı mıdır?

        İşte bu noktada bahsedilen inancın tanrısından geldiği söylenen şu sözler sizin için değerli hale gelmez mi?

        ”Şüphesiz o zikri (Kur’an’ı) biz indirdik biz! Onun koruyucusu da elbette biziz.” Diyanet,Hicr-9

        ”Rabbinin kelimesi (Kur’an) doğruluk ve adalet bakımından tamdır. Onun kelimelerini değiştirebilecek yoktur. O, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.”Diyanet,Enam-115

        İnanç ya da inançlar bir yaşam biçimi getirir, işaret ve sembolleleriyle beraber! İşte bende bu yüzden size korunacağı en yüksek makam(!) tarafından taahhüt edilmiş bir inanç ve onun yansımalarının nesillere, yeni semboller eklenmiş, bu sayede yeni anlamlar katılmış ve sonuç olarak zihin algısında değiştiği şekliyle algılanmaya başlamış bir halde NASIL sunulabildiğini sormuştum!

        Ama görüyorum ki oraya değinmemeyi seçmişsiniz!

        Bir insan başkaları tarafından yapısı değiştirilen dolayısıyla kendisine doğrudan ulaşmayan yni artık saf olmayan bir çağrıdan dolayı sorumlu tutulabilir mi?

        Peki çağrının saflığını korumak kimin sorunu?

        Bu durumda kusura bakmayın ya kaynakta problem var demiş oluyorsunuz ya da bahsettiğiniz sembol ekleyici dominant kavim kaynağıda aşan bir güce sahip diyorsunuz!

        Bu arada Lat, uzza, menat kimin(!) kızlarıdır?

        Öte yandan yanına şuan yaklaşan birinin ben senin gerçek babanım ya da ben tanrı ile konuşan bir aracıyım sözlerine gülüp geçecek, itibar etmeyecek insanların, kendilerinden yüzlerce yıl önce yaşadığını sadece kayıtlardan bildiği veya nesiller boyunca birbirine aktarılan inanmışlığın veya inandırılmışlığın öğrenilmiş gerçeklik haline muhatap olarak bilebildiği kişilerin, kesinlikle doğruyu söylediğini iddia ederek savunmaya geçebilmeleri de ayrı bir vakadır!

        Onlar belki de zaman yolcularıdır! Gerçekten görmüş ve ölmeden bu güne kadar gelebilmiş olanlardır! O yüzden onlar inançlarının kaynağının doğdukları çoğrafya itibariyle aileleri ve çevreleri olduğunu da görmezden gelirler ve bir zulu çocuğu olarak dünyaya gelmeyip dolayısıyla şuan zulu tanrısına inanmak ZORUNDA kalmadıkları içinde kendilerini belkide SEÇİLMİŞ sayarlar!

        Burada önemli olan kim neye nasıl inandı ya da kim neyi nasıl değiştirdi değildir! Kafayı kaldırıp gökyüzüne baktığınızda sadece bizim dünyamızdan görülebilen kesitinde 2 trilyon galaksi barındran bir evreni yaratma gücü atfedilen bir tanrının(!) aslında insanlar karşısında ne kadar aciz duruma düşebildiğine inanabilmektir! Üstelik bunu doğrudan ona inanarak yapabilmektir!

        İşte bu noktada dostum, tanrının ya da herhangi bir tanrının varlığı sizin öz deneyim ve algılarınızla ortaya çıkmış bir gerçeklik değilde hiç yaşamadığınız zamanlardan kopup gelen bir birbirinin söylediğine inanma halinin tezahürü ise yani iddia ya da sizin inanacağınız türde bir iddia, iddiasını iddia edilerek ve ailenizin ona inanması sayesinde kanıtlamış sayılıyorsa ben size diyorum ki bende tanrı ile konuşan bir aracıyım ve size bunu doğrudan ben söylüyorum, inanacak mısınız bana?

        Ayrıca siz türkçeyi kendiniz mi öğrendiniz yoksa size öğretildiği için mi öğrendiniz?

        Hiç ya japon olsaydım diye aklınızdan geçirdiniz mi? Yine türkçe mi konuşurdunuz?

    • kadir dedi ki:

      sayın seyfullah

      müsadenizle yazınıza küçük bir katkı yapmak istiyorum..

      dediğiniz gibi islamda ay/hilal sembolü yoktur.. dahası islamda hiçbir sembol yoktur.. sembol,marka,tanıtma, çağrıştırma gibi şeylere de eleştiri geririr. ad kavminin yapmış olduğu sembol ve sütünlara kuranın yapmış olduğu eleştirilere örnek verilebilir. insanlar sembollere zamanla tapar hale gelmişler.. örneğin dolar ne kadar bir para ve değişim aracı olsada aslında bir semboldür. belli bir zümreyi temsil eder.. cahiliye devrinin tapmış olduğu putlarda aslında birer semboldür. Onlara tapmalarının nedeni allaha yakınlaştırmaları, şefaatçi olmaları ve bir takım özelliklerinin olması..

      hilal sembolü sizinde bahsettiğiniz üzere islam önce türklerde kullanılan bir semboldür. Nitekim Sultan Alparslan malazgirt savaşından sonra rum ve hristiyan Anadoluya girdiğinde hristiyanların hac sembolüne tepki olarak camilerde hilal sembolü kullanmıştır.
      o günden bu güne camilerde hilal sembolü kullanılır.

      saygılarımla..

  2. Ubeydullah dedi ki:

    Bir dakika önemli bir ayrıntı var. Hacerül Esved taşının görüntüsü o değildir, dışında ki metalik gri şey bir kaptır, taş içinde ki siyahlıktır. Sadece Siyah olan taştır yani. Ve bu taş Kabe’nin köşesine yerleştırıldiği için koruma kapıda köşeye uygun yapılmıstır,ilk dönemde o koruma kabı falan yoktu yani.

    Kısaca vajina görüntüsü ile uzaktan yakından ilgisi yoktur,zaten o taşta o gri kap ile bağlantısı yoktur,köşeye yapıştırılmaktan vazgeçilip bir müzeye sonra Aslî görüntüsü zaten ortaya çıkacaktır.

    • Yaşar Subhi dedi ki:

      O gördüğünüz siyah taş Hacerül Esved değildir. Gerçek ve asıl Hacerül Esved H 318 yılında Kırmıtiler tarafından gasp edilerek parçalandı ancak, 339 H tarihinde Mısır Fatimi devleti Halife’sinin Kırmıtlara uyguladığı baskı ve tehdit
      sonucu 50 bin Dinar karşılığı ufalanmış hurma çekirdeği büyüklüğünde 8 küçük kalıntı parça geriye iade edildi.
      Bu gün gördüğümüz o siyah taş, siyah mermer tozuyla yapılmış. Sözde Hacerül Esvetten geriye iade edilen o 8 parça siya taşın içine yerleştirilmesinden başka bir şey değildir. Google de Hacerül Esved Fotoğrafına iyi bakın söz konusu 8 parça taşı net bir şekilde görebilirsiniz.

  3. Yaşar Subhi dedi ki:

    Yazı güzel ancak Arapça El veya Al tarif eklemesiyle ilgili düşünceniz tamamen yanlıştır. Belli ki Arapça gramerinden haberiniz yok. Araplar Kuran demez Al Kuran der ancak Kuran’da desen yanlış olmaz çünkü “ismi alemdir” tanınmış isimdir. Arapçada bazı tanınmış İsimlerin Al veya El alması gerekmez mesela Bağdadi kelimesinin önüne Al veya El konulması gerekmez çünkü zaten kelimenin neye işaret ettiği bellidir. Al veya El bazende tarzlı işaretidir “en iyi, en üstün” anlamına gelir. Bu nedenle Al-İlah, El-İlah manası allahların Allahı veya en büyüğü anlamına gelebili.Al veya El’in İngilizce karşılığı tamı tamına “The” dir.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s