ALLAH HER ŞEYİ BİLİR Mİ?

KUR’AN’A  GÖRE  ALLAH  HER ŞEYİ  HEM BİLİYOR HEM DE BİLMİYOR!

Evrenin ve varlıkların yaratıcı Tanrısı herşeyi biliyorsa eğer, Allah Tanrı değildir.
Çünkü Allah herşeyi tam bilmiyor.
Melekler birçok şeyi Allah’tan daha iyi biliyor.

Kıyametin ne zaman kopacağının haberini dahi başkalarından alan, kimin ne günah işlediğini, ne sevap kazandığını meleklerden öğrenen, kimin neye taptığını bilmeyen ya da yanlış bilen için “Herşeyi bilir” denilebilir mi?

Mesela ben bir Hristiyan’a desem ki:
“Siz Hristiyanlar Muhammed’e tapınıyorsunuz.”
Hristiyan da bana:
“Hayır, biz Muhammed’e inanmayız. Biz İsa’ya tapınıyoruz.” demiş olsa;
Bu benim Hristiyanların kime tapındığını bilmediğimi gösterir.

Bu örneği abartarak değiştireyim:
Ebubekir, Muhammed’e demiş olsa ki:
“Bu Hristiyanlar sana tapınıyorlar”
Muhammed de ona:
“Hayır, Hristiyanlar bana değil İsa’ya tapınıyorlar. Onlar İsa’ya inanır.”
Bu da Ebubekir’in Hristiyanların kime inandığını bilmediğini gösterir.

Ben ya da bir başkası, Ebubekir hatta Muhammed dahi hata yapabilir, bilmeyebilir.
Peki ama Allah bilmeyebilir mi?

Allah, kimin, kimlerin neye taptığını bilmiyor. Melekler daha iyi biliyor. İşte ayetler:

Sebe-40. Ve yevme yahşüruhüm cemıan sümme yekulü lil melaiketi e haülai iyyaküm kanu ya’büdun

O gün Allah, onların hepsini toplayacak; sonra meleklere: Size tapanlar bunlar mıydı? diyecek.

Sebe-41. Kalu sübhhaneke ente veliyyüna min dunihim bel kanu ya’büdunel cinn ekseruhüm bihim mü’minun

(Melekler) derler ki: “Seni eksikliklerden uzak tutarız. Onlar değil, sen bizim dostumuzsun. Hayır, onlar cinlere ibadet ediyorlardı. Onların çoğu cinlere inanıyordu.”

Aslına bakarsanız Allah bilmediği gibi melekleri de yanlış biliyor.

Ayetlerden görüldüğü gibi kıyametten sonra hesap gününde Allah Mekkeli Müşrikleri topluyor ve meleklere “Bunlar mı size tapıyordu?” diye soruyor.
Melekler de ” Hayır, onlar bize değil cinlere tapıyordu” diyor.

Müşriklerin yaratıcı olarak Allah’a inandıklarını ama putları da aracı olarak, şefaatçi olarak kullandıklarını biliyorduk da müşriklerin cinlere taptıklarını bilmiyorduk.
Kur’an’da da hep putlara tapmakla, Allah’a ortak koşmakla suçlanmışlardır.
Cinlere inandıkları için cinlere tapmakla suçlanmaları ise Kur’an’da sadece bu ayette geçiyor.
Halbuki kendisi de, müslümanlar da cinlere inanıyor. Kur’an cinlerden bahsediyor.
Yoksa Sebe suresinin Mekki olması Muhammed’in putperestleri suçlamak için cinlere tapma iddiasını da ortaya attığını mı gösteriyor?
Daha sonra bu iddiadan vazgeçmiş olmalı ki bir daha üzerinde durmamış..

Neden Allah yanlış kanı içinde?
Neden müşriklerin meleklere tapındığını zannediyor?
Bunu açıklayamıyorlarsa hala Allah’ın herşeyi bildiği konusunda tereddütleri yok mu?

Mesela kıyametin ne zaman kopacağına dair bazı çok bilmişler çıkıp tarih dahi verebiliyorlar.
Bunlardan biri de Said Nursi.
Halbuki “kıyametin ne zaman kopacağını Allah’tan başka kimse bilmez” diye yazar Kur’an.
İslam’da da “kıyametin kopacağı anı sadece Allah bilir” inancı vardır.
Gerçekten öyle midir?
Kıyametin ne zaman kopacağını herkesten önce Allah mı bilir?
Örneğin şu anda Allah bu tarihi biliyor mudur?

Füssilet-47. İleyhi yüraddü ılmüs saah ve ma tahrucü min semeratüm min ekmamiha ve ma tahmilü min ünsa ve la tedau illa biılmih ve yevme yünadıhim eyne şürakaı kalu azennake ma minna min şehıd

Kıyametin ne zaman kopacağına ilişkin bilgi O’na havale edilir. Meyveler tomurcuklarından ancak O’nun bilgisi altında çıkar, dişi ancak O’nun bilgisi altında hamile kalır ve doğurur. Allah onlara, “Nerede bana ortak koştuklarınız?” diye seslendiği gün şöyle derler: “Sana arz ederiz ki, içimizden onları gören hiçbir kimse yok.”

Herhalde Allah’a kıyametin saatini ulaştıranlar melekler olsa gerek.
Kıyametin kopacağı kesinleşince, vakti belirlenebilir hale gelince bu bilgi Allah’a iletilecek anlamı çıkıyor ayetten. Yani bir süreç, bir evrim tamamlanacak ve artık sona doğru yaklaşılacak da, Allah öyle haber alacak.
Örneğin evrenin genişlemesi duracak, büzülmeye başlayacak ve çökecek. Bu aşamada melekler çökmenin hesabını yapıp zamanı Allah’a bildirecekler.

Bu meleklere güven olmaz. Yanlış hesap yapar, Allah’a yanlış bilgi verebilirler.
Bunun örnekleri çok.
Örneğin Enfal-65.

Bakalım herşeyi bilen Allah, Enfal-65 ayetinde ne demiş:

Enfal-65. Ey Peygamber! Müminleri cihada teşvik eyle. Eğer sizden sabredecek yirmi kişi olursa ikiyüze galip gelirler ve eğer sizden yüz kişi olursa kâfirlerden bin kişiye galip gelirler. Çünkü onlar hakkı ve akıbeti düşünmeyen anlayışsız bir kavimdirler.

Yani, “1 müslüman 10 kafire bedeldir” demiş Allah.
Bunu söyleyen Allah olunca akan sular durur. 9, demiyor, 8 de demiyor, 10 kafir diyor.
Demek ki bir bildiği var. Allah hiç yanlış yapar mı?
Üstelik bunu kanıtlamak için “Çünkü” diyerek izah ediyor:
“Çünkü onlar hakkı ve akıbeti düşünmeyen anlayışsız bir kavimdirler.”

Ve müslümanlar bu moralle savaşa giriyorlar. Öyle ya! Allah her birinin 10 düşmana bedel olduğunu söylemiş..
Ama şaşkınlığa uğruyorlar. Savaş çok çetin geçiyor ve ağır bir yenilgiden zor kurtuluyorlar.
Öyleyse neydi kendilerini yanıltan o ayet?
Ve Allah durumu kurtarmak için bir ayet daha gönderiyor:

Enfal-66. Şimdi Allah sizden yükü hafifletti ve sizde bir zaaf olduğunu bildi. O halde sizden sabredecek yüz kişi olursa ikiyüz düşmana galip gelirler, sizden bin kişi olursa Allah’ın izniyle ikibin düşmana galip gelirler. Allah sabredenlerle beraberdir.

Allah sonradan anlamış ki bu müslümanların zaafı var. Rivayetlere göre kadın zaafı.
Müşrik kadınlar savaşta etekleri kaldırınca müslümanların zaafı ortaya çıkmış?!
Allah da bakmış ki bu 1’e 10 oranı bayağı bir uçuk oldu, yeni ayetiyle oranı 1’e 2 ye indirmiş ve
“1 müslüman 2 kafire bedeldir” diye düzeltmiş.

Teknolojide bile kabul edilebilir hata oranı %2-3’tür.
Allah’ın hatası ise %500.
Bunun izah edilebilir, kabul edilebilir bir yanı yok.
Demek ki Allah herşeyi bilmiyor.

Kıyametten sonra Allah, insanları hesaba çekip günahkarları cehenneme gönderiyor.
Sonra da cehenneme daha yeri olup olmadığını soruyor.

Kaf/ 30. O gün Cehenneme, “Doldun mu?” deriz. O da, “daha fazlası var mı?” der.

Allah, cennet, cehennem hepsini gerçek kabul edelim.
Peki ayetteki bu soru normal midir?
O gün, gerçekten Allah cehenneme bu soruyu soracak mıdır?
Herşeyi ezelden bilen Allah, cehennemin hacmini de hesaplayarak yaratmamış mıdır ki cehenneme bu soruyu yöneltsin?

Ayeti müteşabih olarak niteleyenler olabilir. Sadece intak sanatı var ayette. Yani cansız varlıkları konuşturma sanatı. Herhangi bir mecazilik yok. Cehenneme sadist nitelik vererek insanlara korku salmak amacı taşıyor ama diğer taraftan Allah’ın cehennemin dolup dolmadığını bilmediğini ortaya koyuyor.

Sözde herşeyi ezelden bilen Allah’ın bazı konuları sonradan anlayıp bilmesi ve düzeltmesi bize insan biçimli bir Tanrıyı akla getirtiyor. Üstelik akıl, bilgi kapasitesi de insan ölçüsünde bir tanrı.
Halbuki evreni ve varlıkları yaratan bir Tanrı denildiğinde mükemmellliği, üstünlüğü, kudreti sonsuz bir varlık düşünüyor insan.
Bu durumda Allah=Tanrı denilebilir mi?

Bir örnek daha verelim:

Allah, Muhammed’e gecenin yarısını ya da biraz eksiğini veya fazlasını ibadetle, kuran okumakla geçirmesini istiyor.
Daha sonra “Bunun zorluğunu anladım ve bu yükü senin ve müslümanların üstünden kaldırdım” diyor.

İşte ilk gece ibadetine ait ayetler:

Müzemmil/ 2-7. Kalk, birazı hariç olmak üzere geceyi; yarısını ibadetle geçir. Yahut bundan biraz eksilt. Yahut buna biraz ekle. Kur’an’ı ağır ağır, tane tane oku. Şüphesiz biz sana ağır bir söz vahy edeceğiz. Şüphesiz, gece kalkışı daha tesirli ve o zaman okumak daha elverişlidir. Çünkü gündüzün sana uzun bir meşguliyet vardır.

Bu da Allah’ın gece ibadetinin zorluğunu bildiğini-anladığını söyleyerek azalttığı ayet:

Müzemmil/ 20. Rabbin, senin gecenin üçte ikisinden daha azında, yarısında ve üçte birinde kalktığını, seninle beraber bulunanlardan bir topluluğun da böyle yaptığını biliyor. Gece ve gündüzü Allah takdir eder. O, sizin onu yapamayacağınızı bildi de sizi affetti. Bundan böyle Kur’ân’dan size ne kolay gelirse okuyun. Allah, içinizden hastalar, yeryüzünde gezip Allah’ın lütfunu arayan başka kimseler ve Allah yolunda savaşan daha başka insanlar olacağını bilmiştir. Onun için Kur’ân’dan kolayınıza geldiği kadar okuyun, namazı kılın, zekatı verin ve Allah’a güzel bir borç verin (Hayırlı işlere mal sarfedin). Kendiniz için gönderdiğiniz her iyiliği, Allah katında daha hayırlı ve sevapça daha büyük olarak bulacaksınız. Allah’tan bağış dileyin. Kuşkusuz Allah bağışlayandır, merhamet edendir.

Kainatın yaratıcısı diye İslam’ın insanlara sunduğu Allah’ın tek başına eli kolu bağlıdır.
En başta meleklere muhtaçtır. Melekler haber götürür, bilgi getirir, yağmur yağdırır, rüzgar estirir, afet getirir.
Melekler savaşta müslüman olmayanlara karşı savaşır. Melekler insanların yaptıklarını kaydeder. Canları alır, ölüleri sorguya çeker. Kıyametin saatini Allah’a ulaştırır. Meleklerin herbiri herşeyi bilmez ama herbiri kendi dalında uzmandır. Herbirinin bilgisi Allah’a ulaşınca Allah herşeyi bilmiş olur.
Allah kendisini ve katını meleklerle koruma altına almış, yıldızları şeytanlar için bir atış tanesi yapmıştır.
Allah katına yaklaşmaya kalkanlar yıldızlarla taşlanarak önlenir.

Bu melekleri insanlardan daha güçlü, daha akıllı, yetenekli sanmayalım.
Örneğin, Bedir Savaşında 3000 meleğin Mekkelilere karşı müslümanlarla birlikte savaştığı yazılıdır Kur’an’da.
Şavaştaki müslüman sayısı 300 küsur, Putperest sayısı ise 900 küsurdur. Yani fark yaklaşık 600 düşman.
600 insana karşı 3000 melek.
Yani 1 insana 5 melek düşüyor.
Aslında hesap 1 insana 10 melek. neden?
Çünkü Enfal-66’da 1 müslümanın 2 kafire bedel olduğu bildirilmişti ya!
O halde 300 müslüman 600 kafire bedel.
Kalan 300 kişiye karşı 3000 melek. Yani 1 insana 10 melek.
İşte insanla melek arasındaki güç farkı.

Görünmeyen bir melek, bırakın savaşmayı düşman askerinin kulağını çekse, gıdıklasa, cimciklese yine yeterdi.  Demek ki akıl-yetenek yönünden de zayıf.

Melekler ve meleklerin acizliği konusuna girmişken bir başka örnek daha aklıma geldi, Kur’an’dan.
Ben pek hadis örneği vermeyi sevmiyorum, çünkü “uydurma” denilerek reddi kolay oluyor.

Büyü Öğreten Melekler:

Bakara/ 102. Tuttular da Süleyman mülküne dair şeytanların uydurup izledikleri şeyin ardına düştüler. Halbuki Süleyman inkâr edip kâfir olmadı, lakin o şeytanlar kâfirlik ettiler; insanlara sihir öğretiyorlar ve Bâbil’de Harut ve Marut’a, bu iki meleğe indirilen şeyleri öğretiyorlardı. Halbuki o ikisi “biz ancak ve ancak sizi denemek için gönderildik, sakın sihir yapıp da kâfir olmayın!” demeden kimseye birşey öğretmezlerdi. İşte bunlardan karı ile kocanın arasını ayıracak şeyler öğreniyorlardı. Fakat Allah’ın izni olmadıkça bununla kimseye zarar verebilecek değillerdi. Kendi kendilerine zarar verecek ve bir fayda sağlamayacak bir şey öğreniyorlardı. Yemin olsun ki, onu her kim satın alırsa, onu alanın ahirette bir nasibi olmayacağını da çok iyi biliyorlardı. Hakkiyle bilselerdi, uğruna canlarını sattıkları şey ne çirkin bir şeydi.

Allah tarafından gönderilmiş 2 melek var.
Bu 2 melek kendilerine indirilenleri insanlara öğretiyorlar.
Karıkocanın arasını açacak büyü bilgilerini öğretmeden önce ise uyarıda bulunuyorlar:
“Sakın bunları uygulayıp kafir olmayın” diyerek.
Ama kötü niyetliler bu bilgilerle ve Allah’ın izniyle büyü yapıyor ve başkalarına zarar veriyorlar.

Büyünün şeytan veya cinler tarafından öğretilmiş olması normal de,
uyarmış olsalar dahi melekler tarafından öğretilmesi ilginç.
Melekler alalade insanlara, hem de kötü niyetli büyücülere vahiy mi getirmiş?
Nasıl bir insan-melek ilişkisi bu?
Yoksa İslam’ın kabul etmediği ama Hristiyanlıkta var olan “düşen melek” inancı Kur’an’da da mı var?
Fakat ayette bu 2 melek eleştirilmiyor, savunuluyor.
Meleklerin saf olduğu düşünülür de bu saflık temizlik, güzellik anlamındadır.
Yoksa bu melekler akıl yönünden de mi saftılar ki insanlar tarafından kandırılabildiler?

Allah’ın bazı şeyleri tecrübelerle öğrendiğine, ezelden bilmediğine bir örnek daha vereyim:

Kur’an’da Allah, sapkın kavimleri helak ettiğini yazar. Nuh kavmi, Ad kavmi, semüd kavmi vs.
Bu helak edilen kavimlere gönderilmiş peygamberler de vardır. Nuh, Lut, Salih gibi.
Bu peygamberler içlerindeyken yani kavimleriyle beraberken helak haberini almış ve kendilerinden yana olanları alıp kavimlerinden ayrılmışlardır.

Şimdi bakalım aynı konuda Allah, Muhammed’e ne diyor:

Enfal/ 32-33. Hani onlar, “Ey Allah’ım, eğer şu (Kur’an) senin katından inmiş hak (kitap) ise hemen üzerimize gökten taş yağdır veya bize elem dolu bir azap getir” demişlerdi. *
Oysa sen onların içinde iken Allah onlara azap edecek değildi. Bağışlanma dilerlerken de Allah onlara azap edecek değildir.

Yukarıdaki ayetlerde sözde Allah, üzerlerine taş yağdırılmasını isteyen inanmayanlar için Muhammed’e “Yapardım ama aralarında sen varsın” diyor.

Halbuki yine Kur’an’dan öğreniyoruz ki birçok kavmi aralarında peygamber varken helak etmiş, peygamberleri ve inananları kurtarmıştı.
Şimdi ise “aralarında sen varsın” diyor.

Hadi Muhammed varken gazap etmiyor, Muhammed öldükten sonra aradan 1400 küsur sene geçtiği halde ve insanlar daha da sapkınlaştığı halde Allah’tan bir hareket yok. Tersine müslümanların sapkın olarak gördüğü ülkelerin çoğu bol nimetler içinde refah bir yaşam sürdürüyorlar. Herhalde Allah, gazapla, helakla toplumların düzelmeyeceğini anladı, bildi ve ümidini kesti. Hesabını kıyamete saklıyor olmalı.

Bu kadar örnekten sonra Allah’ın herşeyi bildiğini iddia etmek zor.
Zaten daha baştan insanı yaratacağını söylediğinde melekler karşı çıkmışlar ve sonuçta Allah’a karşı haklı çıkmamışlar mıydı?

Bakara-30. Bir zamanlar rabbin meleklere: ” ben yeryüzünde bir halife yaratacağım.” demişti. Melekler:  “Orada bozgunculuk yapacak ve kan dökecek  olanı mı yaratacaksın. Oysa biz seni överek tesbih ediyor ve takdis ediyoruz.” dediler. Rabbin: “ben sizin bilmediğinizi bilirim.” dedi.

Dünya tarihinde insanların yaptığı bozgunlara ve dökülen kanlara, katliamlara bakınca meleklerin doğru söylediği anlaşılmıyor mu?

Mealcilerin tahrif ettiği ayetler

Aşağıdaki ayetlerde “Allah bilsin diye”, “Allah bilinceye kadar” anlamındaki ifadeler tahrif edilerek “Allah ortaya çıkarmak için” şeklinde meallendirilmiştir.

Tevbe 16, Hadid 25, Ali İmran 140

Allah evreni nasıl yarattığını da bilmiyor, önce göğü mü yoksa yeri mi yarattığını karıştırıyor:

Bakara-29.  O ki, yeryüzünde ne varsa hepsini sizin için yarattı . Sonra göğe yöneldi, onları yedi gök olarak düzenledi. O, her şeyi bilir.

Füssilet-9. De ki: “Gerçekten siz mi yeri iki günde yaratanı inkâr ediyor ve O’na birtakım eşler kılıyorsunuz? O, alemlerin Rabbidir.”

Füssilet-10. O, yerin üstünde sabit dağlar yarattı. Orada bereketler meydana getirdi. Orada araştırıp soranlar için rızıkları tam dört günde belli bir seviyede takdir edip, düzene koydu.

Füssilet-11. Sonra duman hâlinde bulunan göğe yöneldi; ona ve yeryüzüne, “İsteyerek veya istemeyerek gelin” dedi. İkisi de, “İsteyerek geldik” dediler.

Füssilet-12. Böylece onları, iki gün içinde yedi göğe tamamladı ve her göğün işini kendisine bildirdi. Yakın göğü ışıklarla donattık ve bozulmaktan koruduk. İşte bu, bilen, güçlü olan Allah’ın kanunudur.

Her iki surede de,  önce yerin sonra göğün yaratıldığı söylenmekte. Aşağıdaki ayette ise tam tersi:

Naziat/27-29.  ‘Sizi yaratmak mı daha güç, yoksa gökyüzünü yaratmak mı, ki onu Allah bina etti, onu yükseltip düzene koydu. Gecesini kararttı, gündüzünü aydınlattı.

Naziat /30-33. Ondan sonra da yerküreyi döşedi. Kendiniz ve hayvanlarınız için bir faydalanma olmak üzere, yerden suyunu ve otlağını çıkardı ve dağları sağlam bir şekilde yerleştirdi.

Serdar Kaangil

Bu yazı Din içinde yayınlandı ve , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

ALLAH HER ŞEYİ BİLİR Mİ? için 1.032 cevap

  1. zinike dedi ki:

    yorumlar ve ayetlerden sonraki açıklamalar mükemmel yanlız biz allah tanımayan ateistlerin yorum sitesinde hıristiyan propagandsı yapmak neiş yavur diye birşey yoktur.ey reklam alan ateistsende çelişkedesin.ateist diyor

  2. pusat dedi ki:

    yalan yanlıs dusunceler bunlar allahn kmsee ıhtıyacı yoktur meleklerı ona ibadet ıcın yaratmadımı yoksa benmı yanlıs bılıyorm.Allah evreni nasıl yarattığını da bilmiyor buda çok yanlıs bı dusunce allah herseyı bilendir elbet sonunda ona dönücez bunları yazmana ne gerek wardı?

    • hz.Muhammed dedi ki:

      senin zihnindeki Allahtan bahs edilmiyor…kuranın allahından bahs ediliyor…nerenizle okuyorsunuz yazıları….

      • speranza41 dedi ki:

        ayetlerden yola çıkarak Allah ın meleklerine sorması durumunu Allah bilmiyor diye bağıntı kuramazsınız. Allah her konuda şahit ister.Kul yalan söylemesin,kendine bahane üretmesin diye.buda yaratanın adaletli olduğunu gösterir.yargısız infaz yok.işte adalet. meleklerine soruyor.vekillik yapmasını istiyor.

      • mete oran dedi ki:

        allahın melekleri şahit göstermesine gerek yok çünkü bugün nasıl ki kameralar herşeyi kaydedebiliyor o zaman allah da dünyada yaptıklarını onlara izletebilir. yani kamera görüntüleri varken şahitliğe gerek yok. tabii 1500 sene önce kamera olmadığı için böyle bir şey düşünülmemiş.

  3. berk çakan dedi ki:

    ne yokturu birader.ben böle saçam kitab görmedim kuran gibi.alllah herşeyi bilir dio.bi dier ayette insanların omuzlarına günah yzsın die melek koyduk dio.allah herşeti biliosa nie melek koyuyo omza .ayriı bi saçmalık daa

    • Bşra dedi ki:

      insan ahirete gelince inkar ettiği zaman melekler ve kitap onune konulcak ve sustrurulcakta ondan ispatlanmış olacak yaniiiiii !!!

      • FERHAT 1106 dedi ki:

        hımmm allah katiplerle ispatlı iş yapacak yani buna ne ihtiyacı var teknoloji gelişti direk gözlerinin içine yerleştirilen optik lenslerle beynin loplarına bu görüntüler ulaştırılabilir. yada ol deyince oluyorsa eğer kimse yalan söyleyemez der ol der olur kitaba gerek kalmaz ne gerek var bu kadar yazılı kayıt tutmaya😀

      • csk dedi ki:

        allahın teknolojiye ihtiyacı yok ve elbette kimse yalan söyleyemiyecek bunu allah ayetlerinde açıklıyor.

        “O gün kendi dilleri, elleri ve ayakları yapmış oldukları şeylere şahitlik edecekler.” (Nur: 24)
        “Suçlular simalarından tanınırlar, alın saçlarından ve ayaklarından yakalanırlar.” (Rahman: 41)
        “O gün ağızlarının üstüne mühür basarız. Bizimle elleri konuşur, ayakları da yaptıklarına şahitlik eder.” buyurmaktadır. (Yâsin: 65)

        “Kendilerine ‘Yeryüzünde fesad çıkarmayın.’ denildiği zaman ‘Biz ancak ıslah edicileriz’ derler. İyi bilin ki asıl ortalığı ifsad edenler kendileridir, lâkin anlamazlar.” (Bakara: 11-12)

        “Sonunda oraya varınca, kulakları, gözleri ve derileri, yaptıkları hakkında onların aleyhinde şahidlik ederler.

        Derilerine ‘Aleyhimize niçin şahidlik ettiniz?’ derler. ‘Bizi her şeyi konuşturan Allah konuşturdu. İlk defa sizi O yaratmıştır, yine O’na döndürülüyorsunuz.” cevabını verirler.

        Siz kulaklarınızın, gözlerinizin ve derilerinizin, aleyhinize şahidlik edeceğinden korkarak kötü iş işlemekten çekinmiyordunuz. Hayır, Allah’ın yaptıklarınızın çoğunu bilmediğini sanıyordunuz.” (Fussilet: 20-21-22)

        demekki allahın teknolojiye ihtiyacı yokmuş.o kitap senin yaptıklarını sana göstermek için var allahın o kitaba da ihticayı yok.

      • yasir dedi ki:

        “O gün kendi dilleri, elleri ve ayakları yapmış oldukları şeylere şahitlik edecekler.” (Nur: 24)
        Csk Kardeşim, çok güzel bir konuya değinmişsin…
        Günümüzde gelişen tekneloji ile Parmak izleri-doku örnekleri vs bir çok analizler sayesinde elde edilen deliller sayesinde suçluları yine kendi elleri-derileri-dilleri-tükürükleri vsvs bir çok uzuvları ele vermektedir…
        Acaba buna ne kulup bulacaksınız….

      • csk dedi ki:

        tşk ederim yasir kardeşim
        bugün bilim teknolojinin yeni bulduğu bir çok şeyi kuran 1400 yıl önce söylüyor.
        buna rağmen ayetlerin insan uydurması olduğu söyleniyor.

      • susuna dedi ki:

        …insan ahirete “gelince” diyen Bşra, sen bunu yazdığında ahiretteydin galiba.
        Beni bütün kirli çamaşırlarımın sayılıp döküldüğü bir kitapla susturacaklarsa bayağı acizlermiş desene. Yahu Allah’ın huzurundasın, o konuş demeden konuşamazsın bile.

        Bu düşünceden şunu anlıyorum: biz car car konuşacağız, bizde bir inkar kıyamet; ama Allah, al diyecek bana inanmıyorsan melekler şahit, olmadı kitaba bak, boşuna mı yazdık bunları!

      • mete oran dedi ki:

        o kadar yazılı kayıda gerek yok. anında önüne koyarsın kamera görüntülerini. zaten kimsenin de itiraz edecek durumu yok. Pardon! o zaman daha kamera icat edilmemiş miydi? Ee! artık bundan sonra yazılı kayıda gerek yok. Çünki artık hd kalitesine kameralar var, hatta üç boyutlu kameralar dahi var D))

  4. ismail dedi ki:

    bence bu adam deli allah hakkında nasıl böyle konuşur allah her daim meleklerden daha iyi bilir.
    bu adam herşeyi yanlış yazmış. gerizekalı kafir.

    • kello dedi ki:

      bilir dedğin allah meleklere soruyor işte, onlarda yanlış cevap veriyor beyinsiz

      • cevahir dedi ki:

        arkadaşlar bu saçma şeyleri yazan müslüman değil.islamiyeti karalamak istiyor..kanmayın bunlara…

    • Gencer dedi ki:

      Siz okuyup anlamayanlardanmısınız?Serdar bey Kuran’da bahsi geçen ALLAH diyor.
      Bir sürü yanlışla dolu Kuran’dan bahsediyor.

  5. MusLumanGenC dedi ki:

    Hani Allah(c.c)
    Bakara suresi, ayet 30- “Bir zamanlar Rabb’in meleklere: “Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım” demişti. (Melekler):Orada bozgunculuk yapacak ve kan dökecek birisini mi yaratacaksın? Oysa biz seni överek tesbih ediyor ve seni takdis ediyoruz” dediler. (Rabb’in): “Ben sizin bilmediklerinizi bilirim.” dedi.”

    Şüphesiz ki Allah (c.c)’In Âlim ismi O’nun son derece tum bilgilere sahip oldugunu bilir…
    Bu siteyi acipta Allah’In hicbirsey bilmedigini (haşa) soyleyen zat , ortaliga hep konuyu çarpıtan ayetler ortaya koymuştur;fakat devamInI gecirmistir …
    Şüphesiz ki Âlim olan Allah herseyi hakkIyla bilendir.
    Dusunen insanlar icin bunda ibretler vardir!
    2.hususta şudur :
    Allah’In meleklere soru sormasI Allah’ın o konuyu bilmedigini gostermez zaten boyle birsey soz konusu degildir… Soru sormasindaki maksat kendisine ŞAHİT tutmaktir …
    Eğer ki insanoğlu Mahşerde hesap cekilecegi vakit , yaptiklarini yalanlarsa Allah’ın suâl sordugu melekler o kulun yapitigi gunahlara sahit oldugundan , yalan soyleyen kisinin gunahI apacik ortaya cikacaktir …Allah’ın meleklere soru sormasindaki maksat budur !

    • hz.Muhammed dedi ki:

      insanlar allahın huzuruna çıkacak da allahın şahitliğini mi kabul etmeyecek….melek mi tatmin edecek insanları…saçma sapan konuşuyorsunuz..

    • FERHAT 1106 dedi ki:

      yani ayetin devamında isminin alim olduğunu söylemesi her şeyi bildiğine apaçık kanıttır. ve bunu ispat etmek için kendi yarattığı varlıklardan şahitlik istiyor buda şüphesiz sana mantıklı geliyor ilginç sen bilmezmisin benimde isimlerinden biride alim dir ve bunda şüphe yoktur ben her şeyi bilirim hadi banada iman et

  6. Ömer dedi ki:

    Bak bu yazıyı yazan kisi senin kafa ya düşüne düşüne kafayı yemiş yada tek basına kaldığın için sapitmis durumda aklın basına al bu yazıyı yazdığın için belki ılerde çok pişman olacaksın olmasanda öte tarafta hüsrana uğrayanlardan olursun aklını basına devşir ayetleri tamamen kendi yorumunu katarak yorumlamissin bu da son derece yanlış kendine gelmeni tavsiye ederim bak uyarmadı deme hemen tövbe et yani yazdıklarını bı don oku sen nasil bunları yazmışsınız Allah a resmen karsı gelmissin uzak deyil kendine bir bak neyin eksik vücudunda ornegin duşun 5parmagindan bas parmağın olmasaydı ne olurdu bı duşun burnunu duşun dünyadaki bütün kokuları alsaydı ne olurdu bir de Suna bak kulağının almış olduğu seslere bak daha hassas frekanstaki sesleri duysaydınız ne olurdu en basitinden bir karıncanın ayak seslerini duysaydın ne olurdu hepsi birer isgence olurdu sana bide nefes almayı duşun ne muhteşem birsey havada o kadar gaz olduğu halde sadece oksijeni alması bı tesadufmu bı duşun topraga ekilen sebze meyve ne varsa aklına getir bir topraktan bunlar nasil çıkabilir hiç düşündün mü sürekli yiyorsun bı duşun bunlar nasil oluyor o aciz toprakta herseyin yaratıcısı Allah sayesinde tabiki arkadas kendine gel tövbe Allah tövbe edenleri kabul edendir.

  7. Bir Hanif Müslüman dedi ki:

    Öncelikle Ömer beye katılıyorum.
    Ben melekleri cenabı Allah’ın icra kuvvetleri olarak anlıyorum. Yani melekler öyle ara forumda kalmış,düşünen varlıklar değildir. “meleke” nin kelime anlamı,yetenek,güç, kuvvet,yönetmek anlamlarına gelir.
    Allah’ın cebri,icra güçleri anlamına geldiklerini düşünüyorum.

    Allah’ın meleklere sormasını da,birincil olarak bir edebiyat sanatı,insanların bilincine holografik bir imaj bırakma,ibret olması,kayda geçirilmesi amacını taşıdığına kanaat getiriyorum.
    Kur’anda geçen bu tür ifadeler,insanların zihinlerinde düşünmeyi kolaylaştırıcı, çağrışım yaptırıcı etkiler sağlar.
    Her peygambere, gönderildiği toplumun en güçlü olduğu özelliklerde mucizeler verilir. Musa zamanında sihir ön plandaydı. Musa’ya sihirleri alt edici mucizeler verildi.
    İsa zamanında tıp çok üstündü. İsa’ya da tıpla ilgili mucizeler verildi.
    Muhammed zamanında ise, Araplar şiir ve edebiyat alanında çok ileriydiler. O’na da Arapların şiir,edebiyat alanındaki üstünlerini alt eden bir mucize,yani Kur’an gönderildi. Kur’anı araştıran birisi,Kur’anda tüm edebi sanatların en etkin ve verimli bir şekilde kullanıldığına şahit olur. Her ne kadar gereksiz olarak düşündüğünüz tekrarlar,kopyala yapıştır tarzında izlenim veren ayetler olsa da;Kur’anda hiçbir kelimenin, cümlenin aslında boş yere kullanılmadığını görürsünüz. Her bir dizilişte aslında bir ahenk vardır. Bunu Kur’anı okumuş olmak,fikir sahibi olmak amacıyla okuyan birisi farkedemez. Ancak çok derinlemesine düşünüp,tahlil ederek, bağlantılar kurarak farkındalığı farkedebilirsiniz.
    Saygılarımla

    • hz.Muhammed dedi ki:

      “meleke” nin kelime anlamı,yetenek,güç, kuvvet,yönetmek anlamlarına gelir.
      yazmışsın…meleklerin ne kadar güçlüymüş ki düşman ordusunu yenememiş….sana küfretmek istiyorum da neyse

    • Gencer dedi ki:

      Abi gerçekten sizler kafayı sıyırmışsınız.Bu Melekler Muhammed zamanında neredeyse zamanlarının çoğunu yerde geçiriyormuş.1500 yıldır ne yapıyor bu arkadaşlar.Birde yukardaki ağıldan koç getiren Melek var.Sonra bu Melek demişki İbrahim çocuğu keserken yetişemeyeceğimden korktum.Ulan bir avuç uyuşturucu bile alsa insan bu kadar abuk sabuk zırvalara inanmaz.

      • Eski Dindar dedi ki:

        Gencer, deminden beri gülüyorum yazdığın yoruma. İnan ki ancak bu kadar iyi tasvir edilebilir şu humakanın ahvali!

  8. doğatürkmen dedi ki:

    Esasen Tanrı insanın gökyüzündeki gölgesidir. En çokta nemrutların, firavunların gölgesi. Bu yüzden tanrının melekleri hükümdarın bakanları ve görevlileriyle paraleldir.

  9. orhan afyon dedi ki:

    bu dünyada inananlarda inanmayanlarda olacak taki herkes allahın varlığına tek hakim ve tek yaratıcı olduna inandığı zaman bu dünya bitecek işte o zaman inanmayanlar için ne büyük azap var tadına varacaklar.ya bütün canlılar bitkiler toprak su gök bile allahı zikrediyo halbuki yaratılanların en üstünü en değerlisi biz insanlarız aklı fikri bize vermiş mevla ama yarattıklarının içinde en çok biz insanlar acımasız olmuşuz birtek bizler görevimizi yapmıyoruz bu dünyadada öbür dünyadada allahın nimetlerini rızasını haketmiyoruz bence.

  10. emre dedi ki:

    sayın yazar bu konudaki düşüncelerinizi neye dayanarak yazıyorsunuz onu bende anlamıyorum yaradan bir çok ayetinde sadece kendisiniz bildiğini ve yerin göğün yaratıcısı olarak gözteriyor kendini bunlara neden kafa yormayıpta cevabı içinde belli olan ayetlerle inanların karşısına gelip akılları bulandırmya çalışıyosunuz ALLAH meleklerini yada cennet cehennemi teyit ettirmek namına yarattıklarının aklında her hangi bir soru işareti kalmasın diye sorular yöneltmekte yapmayın daha tutarlı tartışmalar yöneltin…

    • hz.Muhammed dedi ki:

      sayın yazar bu konudaki düşüncelerinizi neye dayanarak yazıyorsunuz demişsin yazara…
      adam kendi yazdığı kitaptan mı yazıyor….
      senin inandığın kurandan yazıyor…ulan nerenizden okuyorsunuz…
      kendime salak diyeceğim lan sizin yüzünüzden…
      okuduğumu anlamıyorum gibi bir düşünce oluştu lan beynimde…

    • Gencer dedi ki:

      Ben Yaratana inanıyorum ama bu Yaratan Tevrat,İncil ve Kuran’Da tarif edilen kesinlikle değil.İnsanın bir yaratıcıya inanması için aracıya gerek varmı?

  11. Yalın gerçek dedi ki:

    kuranda sık sık geçen Allah çok merhametlidir ayeti ve Allah hiç kimseye zerre kadar haksızlık etmez sözü mantıklı düşünen ve sorgulayabilen herkes için zaten gerçekle hiç bağdaşmadığından olayı bitiriyor.gerisi teferuat..
    Merhametli bir yaratıcı her şeye kadir ise, masum çocukların korkunç acılar çekerek ölmesine seyirci kalmaz.ne denemek için ne de sevdiğinden yanına almak için ..ne de başka hikayelerle..

    • Gencer dedi ki:

      Gerçekten umutluyum ki sizler gibi aklı başında İnsan çok sayıda ve Giderek artıyor.Hurafelere inanmak için can atan deli topluluğunun içinde yaşamak çok tuhaf geliyor insana.İbrahim Mancınıkla ateşe atılacak ateş serin ol dencek ateş serin olcak.İyide Mancınıkla yere düşünce kıçı başı kırılmayacak mı?Mancınıkla atılan biri ölmezmi abi?İsa Bebekken konuşacak Tanrı beni Peygamber yaptı bana Kitap (incil) verdi diyecek sonrada diyecekki bana hayatımın sonuna kadar Namaz ve Zekat öğütleyecek.Hıristiyanlara Namaz Zekat bu ne çelişkidir.?İyi ki varsınız .

      • bilal dedi ki:

        HZ.İBRAHİM’İN ATEŞTE YANMAMASI İLE BEBEK İKEN HZ.İSA’NIN KONUŞMA MÜCİZESİ !!! Kur’an ve sahih sünnete hz.İbrahim’in mancınıkla ateşe atıldığına dair bir işaret bulunmamaktadır.Mancınık olayı,kur’an ve sünnet dışı rivayetlerdir… Ateşe atıldığı bir gerçektir,ama ne ile atıldığı kesin bilinmemektedir.Mancınıkla ateşe atılmış olsa bile,bu evreni yaratan yüce Allah haşa onu korumaktan aciz midi.? Ateşi yakıcı özellikte yaratan yüce Allah,istediğinde ateşi oluşturan atomları tersine,pozitif durumdan negatif duruma çeviremez mi. ? Ateşin atomlarındaki,sistemi tersine çevirmekten haşa aciz mi ? Ateşi yakıcı özellikte yaratan yüce kudret istediği zaman bundaki yakıcı sistemi anti yakıcı sisteme de dnüştürebilir. Bugün bilimsel olarak antimaddenin varlığı da tespit edilmiştir.’’ Antimadde (ters ikizi) Paul Dirac denklemiyle ortaya çıkarılmış ve daha sonraki gözlemlerle de varlığı doğrulanmış- tır. ’’Bkz:Antimadde-vikipedi ‘’Evet madde ve antimaddeyi yaratabilen yüce Allah,yakı- cı özellikte yaratmış olduğu ateşi de antiyakıcı bir özelliğe getirebilir. Mesela: Split klimalar soğutmayı gerçekleştirdiği gibi ısıtmayı da gerçekleştirebiliyor.Yani aynı cihaz istendiğin de soğutabildiği gibi,tam tersine de ısıta bilir.İnsan böyle bir cihazı üretip bu duruma getirebiliyorsa,ateşi normal yakıcı özellikte yaratan yüce kudret olan Allah’da istediği zaman bu ateşle hem yakabilir,hem de serinletebilir..Yani nasıl ki split klimalar iki zıt fonksiyonu gerçekleştirebiliyorsa,istediği zaman yüce Allah’da yaratmış olduğu ateşe iki zıt özellik ve fonksiyon verebilir. ..Bu evreni yaratan yüce kudret olan Allah ateşi şu veya bu şekle sokması onun için hiç de zor bir şey değildir. Bu nedenle,yüce Allah da yakıcı bir özelliğe sahip olan ateşi serinletici bir özelliğe sokarak elçisi olan hz. İbrahim’i böyle bir mücizeyle kurtarmıştır. Yüce Allah’ın yaratmış olduğu insan,bilimsel mücizleri icat edebiliyorsa,evreni ve mücizeleri üreten insanı yaratan yüce Allah istediğinde de mücizeleri de yaratabilir… ( bugün elimizde bulanan bütün teknoloji ürünleri,telefon,bilgisayar,uydu araç garekçleri vs.ne varsa hepsi birer mücize değil midir ? Bir kaç yüz sene önce bunların icat edileceğine kim inanabilirdi ? Bütün bunlar hayal değil midi ? Bugün bütün bunlar gerçekleşmemiş mi ? ) Öyleyse evreni ve mücizeleri üereten insanları yaratan yüce Allah her istediğini yapabilir…Mücüzeler bizim için zor olabilir,ama evren onun yasalarını yaratan yüce Allah için bunlar hiç de zor bir şey dğildir. 2-Evren ve onun bütün yasalarını yaratan yüce Allah bir yaşından sonra bebek konumundaki çocuğa anlamlı konuşma yeteneğini verebiliyorsa, istediğinde de bebek daha da küçük iken bir mücize olarak ona bir anlık anlamlı bir konuşma yeteneğini de verebilir…Bebeği yaratan ve daha sonra ona konuşma yeteneğini veren yüce Allah dilediğinde de hemen onu konuşturabilir…İşte hz. Meryem’in iffetini ispat ettirmek için yüce Allah da bebek yaştaki oğlu hz. İsa’yi bir mücizeyle konuşturmuştur…Bu,yüce Allah için zor bir şey midir.??? 2-Hz.İsa’nin ifade ettiği namaz ve zekat nedemektir.? MERYEM-31 : واوصاني بالصلاة والزكاة ما دمت حيا ‘’ ..Yaşadığım müddetçe bana salatı (dua vb.) ile zekatı (arınmayı,temiz ve iyi işler yapmayı ) bana öğütledi.” Çünkü arapça da ‘’ صلاة ‘’ salat ) اقيموا ‘’ gibi emir kipiyle gelmeyince bunun anlamı,dua,Allah’a yalvarmak,zikir vb.gibilerdir..İşte burada bana namaz kılmayı değil,dua vb.yapmayı öğütledi” şeklindedir.Kur’an’daki namaz anlamına gelen salat iafadelerinin başında ‘’ اقيموا ‘’ namaz kılınız,ikame ediniz ifadeleri vardır. ‘’ Zekat ‘’ ise arınmak,temizlenmek anlamına gelir.Kur’an da da ‘’ Normal bildiğimiz mali bir ibadet olan zekat ‘’زكاة ‘’ ifadesi de daima emir kipi olan ‘’ واتوا لزكاة ‘’ ve atuz zekate ‘’ zekatı veriniz diye şeklinde gelmektedir…Bu her iki emir kipi olan ’’ اقيموا – واتوا ‘’ ifadeleri Meryem 31.ayette olmadıklarından dolayı buradaki ‘’Salat ‘’ dua vb.’’ Zekat de ‘’ arınmak,temizlenmek ve iyi şleri yapmak anlamındadır.Bu nedenle meallerde geçen namaz ve zekat,günde beş vakit kılınan namaz ve maldan verilen zekatle alakası yoktur.Yani yüce Allah islamdaki namaz ve zekatı hz.İsa’ya emretmemiştir.. Bu nedenle müslümanlıktaki namaz ve zekat verme durumu hıristiyanlıkta yoktur…MERYEM-31: ayetteki Salat ve zekat ne anlama geldiğine dair Arapça ‘’ تفسير بحر المحيط ‘’ adlı esere bkz: Özetle MERYEM-31:ayette göre hz.İsa’ya öğütlenen veya emredilen namaz ve zekat islamdaki beş vakit namazla ve mali bir ibadet olan zekatle hiç alakası yoktur.Bu nedenle çelişki diye bir şey söz konusu asla değildir.Bunların hıristiyanlıkta olmaması bu ayetle hiç bir şekilde çelişmez..!!! NOT: ‘’ İNTERNET HABERDE ‘’ 6.Ma.2009 tarihinde şöyle bir haber geçiyor: Rusya’nın Norilsk kentinde dünyaya gelen bir bebek doğumdan bir kaç dakika sonra konuşmaya başladı…’’ Google de ‘’ Rusya’da doğar doğmaz konuşan bebek ‘’ şeklindeki haberi bulabilirsiniz… Özetle,evreni ve her şeyi yaratan Allah bir mücize olarak bebek yaştaki hz.İsa’ya konuşma yeteneğini verebilir ve bu onun için çok kolaydır.. Kur’an,ne diyorsa doğrudur…Çünkü o bir beşer sözü değil,evreni yaratan yüce Allah’ın sözüdür……… Saygılar…..

      • yasir dedi ki:

        ÂLİ İMRÂN – 43 –Yâ meryemuknutî li rabbiki vescudî verkai mear râkiîn(râkiîne).
        ÂLİ İMRÂN – 43 –Ey Meryem! Rabbine ibadet et; secdeye kapan, (O’nun huzurunda) eğilenlerle beraber sen de eğil.

        ŞÛRÂ – 13 –Şerea lekum mined dîni mâ vassâ bihî nûhan vellezî evhaynâ ileyke ve mâ vassaynâ bihî ibrâhîme ve mûsâ ve îsâ, en ekîmûd dîne ve lâ teteferrekû fîhi, kebure alâl muşrikîne mâ ted’ûhum ileyh(ileyhi), allâhu yectebî ileyhi men yeşâu ve yehdî ileyhi men yunîb(yunîbu).
        ŞÛRÂ – 13 –“Dini dosdoğru tutun ve onda ayrılığa düşmeyin!” diye Nûh’a emrettiğini, sana vahyettiğini, İbrâhim’e, Mûsâ’ya ve İsâ’ya emrettiğini size de din kıldı. Fakat senin kendilerini çağırdığın şey (İslâm dini), Allah’a ortak koşanlara ağır geldi. Allah, ona dilediğini seçer. İçtenlikle kendine yönelenleri de ona ulaştırır.

        Bilal Kardeşim…Yazılarını ilğiyle takip edip seni tabrik ediyorum.
        İsa Peyğambere Emredilen Zekat ile Namazın günümüzdeki Namaz ve zekat ile aynı olmadığını belitmişsin…
        öncelikle yukardaki ayetleri sana birer örnek olarak veriyorum ki Nuh peygamberden , İbrahi, İsmail, İshak,Musa, davut, İsa ve ALLAH Resülüne kadar ve şimdide ALLAH’ın şeriyatı ve dini Aynıdır Lakin bunu insanlar değiştirmiş ve fırkalara ayrılmıştır…
        Salat ve zekat kelimesi anlam olarak geniş cümleler, lakin içini ayırlarla doldurmak biz kulara kalmıştır…Farsçadan bize geçen ”NAMAZ” kelimesi şu an için bizim kafamızı çok karıştırmaktadır biz Türkler namazdan sadece Kıyam-Rüku ve secde anlamaktayız lakin bu üç ritüelde dahil olmakla birlikte ALLAH’a hamd etmek şükretmek ve dünya yaşamındaki her alandada ALLAH’a secde etmek emirlerine itaat etmek gerekir secdemiz sadece namazdaki secde ile kalmamalıdır ve rükümüzde aynı şekilde hayatımızın her alanında ALLAH’a rükü edip eğilmeliyiz, Kıyamımızda hayatımızın her alanında haksızlıklara kıyam etmek ve sadece Allah huzurunda secde – Rüku ve kıyam etmeliyiz…
        Zekatımızda aynı şekilde hayatımızın her alanında temizlenmeliyiz, sadece malımızın zekatını verip temizlendim demekle temizlenmiş olunmuyoruz…
        Aile ilişkilerimiz-komşu ve sosyal hayatımızda örnek birer bireyler ve aileler olmalıyız…
        Kuranda salat-namaz nasıl kılınması ve ritüellerü 3 şekilde açıklanmakta Kıyam-rükü-secde bu üç ana ritüel ve bunların hayatının her alanınana yansıtmak İlk insandan günümüze kadar bütün insanlara farzdır, zekatta aynı şekilde,oruçta aynı şekildedir…
        Önceki geçmiş ümmetlerin salat anlayılı ve ritüel şekilleri farklılıklar ve günün belirli saatlerinde farklılıklar olabilir veya günümüzdeki bazı islam Meshebi olanlarında uyğulamaları farklı olabilir lakin burda esas alınan nokta ALLAH huzurunda ALLAH için namazını-zekatını veya oruçunu tutmaktır….

        HACC – 26 –Ve iz bevve’nâ li ibrâhîme mekânel beyti en lâ tuşrik bî şey’en ve tahhir beytiye lit tâifîne vel kâimîne ver rukkais sucûd(sucûdi).
        HACC – 26 –Hani biz İbrahim’e, Kâbe’nin yerini, “Bana hiçbir şeyi ortak koşma; evimi, tavaf edenler, namaz kılanlar, rükû ve secde edenler için temizle” diye belirlemiştik.

      • yasir dedi ki:

        SÂD – 24–Kâle lekad zalemeke bi suâli na’cetike ilâ niâcih(niâcihî), ve inne kesîren minel huletâi le yebgî ba’duhum alâ ba’dın illellezîne âmenû ve amilûs sâlihâti ve kalîlun mâ hum, ve zanne dâvûdu ennemâ fetennâhu festagfere rabbehu ve harre râkian ve enâb(enâbe).
        SÂD – 24–Davud dedi ki: “Andolsun, senin koyununu kendi koyunlarına katmak istemek suretiyle sana zulmetmiştir. Esasen ortakların pek çoğu birbirine haksızlık eder. Ancak iman edip salih ameller işleyenler başka. Onlar da pek azdır.” Dâvûd, bizim kendisini imtihan ettiğimizi anladı. Derken Rabbinden bağışlama diledi, eğilerek secdeye kapandı ve Allah’a yöneldi.

        HÛD – 87 –Kâlû yâ şuaybu e salâtuke te’muruke en netruke mâ ya’budu âbâunâ ev en nef’ale fî emvâlinâ mâ neşâ’(neşâu), inneke le entel halîmur reşîd(reşîdu).
        HÛD – 87 –Dediler ki: “Ey Şu’ayb! Babalarımızın taptığını, yahut mallarımız hakkında dilediğimizi yapmayı terk etmemizi sana namazın mı emrediyor. Oysa sen gerçekten yumuşak huylu ve aklı başında bir adamsın.”

        İBRÂHÎM – 40 –Rabbic’alnî mukîmas salâti ve min zurriyyetî rabbenâ ve tekabbel duâ(duâi).
        İBRÂHÎM – 40 –Ey Rabbim! Beni namaz kılan biri eyle. Soyumdan gelenleri de. Ey Rabbimiz! Duamı kabul eyle.

        RÛM – 31–Munîbîne ileyhi vettekûhu ve ekîmûs salâte ve lâ tekûnû minel muşrikîn(muşrikîne).
        RÛM – 31–Hepiniz O’na yönelerek O’na karşı gelmekten sakının, namazı kılın; müşriklerden olmayın.

        BAKARA – 43–Ve ekîmûs salâte ve âtûz zekâte verkeû mear râkiîn(râkiîne).
        BAKARA – 43–Namaz kılın, zekât verin, rükû edin rükû edenlerle.

        NİSÂ – 103 –Fe izâ kadaytumus salâte fezkurûllâhe kıyâmen ve kuûden ve alâ cunûbikum, fe izatma’nentum fe ekîmus salât(salâte), innes salâte kânet alâl mu’minîne kitâben mevkûtâ(mevkûten).
        NİSÂ – 103 –Namazı kıldınız mı, gerek ayakta, gerek otururken ve gerek yan yatarak hep Allah’ı anın. Güvene kavuştunuz mu namazı tam olarak kılın. Çünkü namaz, mü’minlere belirli vakitlere bağlı olarak farz kılınmıştır.

        Bilal Kardeş, Yukarda bazı salat ayetleri verdim yukarda İsa peygambere söylenen salat ile şimdiki Resülullah ümmetine söylenen salat farklı olduğunu söylüyorsun, bu konuyu tekrar gözden geçirmeni istiyorum, belki ben yanlış olabilirim bizler hatasız değiliz, hatamızdan dönmek bizim en büyük erdemimizdir, en iyisini tabiki ALLAH bilir lakin Salat Adem yaratıldığından beri bütün müminlere aynı sekilde emredilmiştir…
        Salat, sadece dua etmek değildir sadece dua etmek olsa İbrahim peygamberin duasınında Arapça olaan Dua kelimesi ile salat kelimesi aynı ayette geçmektedir Bizleri salat edenlerden kıl ve soyumuzuda derken Dua mızı kabul buyur diyor Salatımızı demiyor….
        Ayrıca salat,Destek vermek -yanında olmak-taraf olmak -yüceltmek-övmek vsvsvs anlamlarada gelmektedir…

        AHZÂB – 56– İnnallâhe ve melâiketehu yusallûne alen nebiyyi, yâ eyyuhâllezîne âmenû sallû aleyhi ve sellimû teslîmâ(teslîmen).
        AHZÂB – 56–Şüphesiz Allah ve melekleri Peygamber’e salât ediyorlar. Ey iman edenler! Siz de ona salât edin, selâm edin.

        Ahzap 56’da ALLAH ve Melekleri Nebiye Salat ederler diyor budaki sallu-sellim-salah-salat kelimeleri tamamen cümle içerisinde anlamını tamamlamaktadır ve burdaki anlamıda ALLAH ve melekleri Nebiye Onure etmsi-yüceltmesi-destek olması-yardım etmesi-Nebinin tarafındadır anlamındadır…
        Allah ademi yarattığında, meleklere emredip secde ettirmektedir bu ayeti göz önüne aldığımızda Meleklerin Nebiye salat etmesi mantıklıdır ve ALLAH’ta dilediğini yüceltir-över ve onure eder-edebilir, lakin biz insanlar sadece ve sadece ALLAH’ı yüceltir-över ve hamdedebiliriz…Çünkü bütün övğüler-yücelikler-hamdler ve sükürler şüphesiz ALLAH’a aittir ve onun içindir…

      • yasir dedi ki:

        Bilal Kardeş, Arapçanın çok iyi olduğunu bildirmiştin…
        Bu sebebten sana şu soruyu sormak istiyorum, şimdiden tüm haklarını helal et…

        Ahzap 56 ayetinde…
        İnnallâhe ve melâiketehu yusallûne alen nebiyyi,
        Şüphesiz Allah ve melekleri Peygamber’e salât ediyorlar.

        Burada ALLAH ve Meleklerin Nebiye Salat ettiklerini söylüyor ve akabindede

        yâ eyyuhâllezîne âmenû sallû aleyhi ve sellimû teslîmâ(teslîmen).
        Ey iman edenler! Siz de ona salât edin, selâm edin.

        derken… burda ey iman edenler sizde teslim olarak salat edin denilirken çoğu çevirmen ve tefsirciler peygambere salat edin gibi çeviriyor,,,lakin bu ikinci cümlede ne ALLAH nede Peygamber geçmemekte sanki bir muhallaklık var ”ONA” derken kastedilen kimdir? ALLAH’a mı Yoksa Nebiye mi? salat edin denilmektedir…

        Senin arapçan çok iyi olduğundan gramer olarak daha iyi kavrayabilirsin, lakin ben arapça bilmiyorum aşinalığımdan dolayı arapça metini okuduğumda ilk cümlede ALLH ve Melekleri Nbiye salat etmektedir, sizde ALLAH teslim olarak salat edin gibi bir anlamda çıkrmaktayım…
        Zannın çoğu kötüdür Bütün zanlarımızdan dolayı RABBİM bizi af etsin…

        AHZÂB – 56–
        İnnallâhe ve melâiketehu yusallûne alen nebiyyi,
        Şüphesiz Allah ve melekleri Peygamber’e salât ediyorlar

        yâ eyyuhâllezîne âmenû sallû aleyhi ve sellimû teslîmâ(teslîmen).
        Ey iman edenler! Siz de ona salât edin, selâm edin.

      • yasir dedi ki:

        Bilal Kardeş, aşşağıda bakara 83 ayetinde ALLAH israiloğlularına Namaz kılmayı ve zekat vermeyi aynı bize buyurduğu gibi buyurmaktadır ”””ekîmûs salâte ve âtûz zekât(zekâte),””’ İsrailoğlularından öncede bütün zekat ve salatlar aynıdır lakin kişi tertemiz kalbiyle sırf ALLAH için yapmışsa eksik veya fazla veya sekil ne olursa olsun ALLAH bunların hepsini kabul buyuracaktır, çünkü RABbimiz çok bağışlayan ve af eden olduğunu her fırsatta söylemektedir, en önemli olan temiz bir kal ile ALLAH’a teslim olmak ve her şeyi ALLAH için yapmaktır…

        Oruç’ta aynı şekilde Salat ve zekat gibi önceki ümmetlere farz olduğu gibi bizlerede farz kılınmıştır…

        BAKARA – 83 –Ve iz ehaznâ mîsâka benî isrâîle lâ ta’budûne illâllâhe ve bil vâlideyni ihsânen ve zil kurbâvel yetâmâ vel mesâkîni ve kûlû lin nâsi husnen ve ekîmûs salâte ve âtûz zekât(zekâte), summe tevelleytum illâ kalîlen minkum ve entum mu’ridûn(mu’ridûne).

        BAKARA – 83 –Hani, biz İsrailoğulları’ndan, “Allah’tan başkasına ibadet etmeyeceksiniz, anne babaya, yakınlara, yetimlere, yoksullara iyilik edeceksiniz, herkese güzel sözler söyleyeceksiniz, namazı kılacaksınız, zekâtı vereceksiniz” diye söz almıştık. Sonra pek azınız hariç, yüz çevirerek sözünüzden döndünüz.

        BAKARA – 183 –Yâ eyyuhâllezîne âmenû kutibe aleykumus sıyâmu kemâ kutibe alellezîne min kablikum leallekum tettekûn(tettekûne).

        BAKARA – 183 –Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten sakınmanız için oruç, sizden öncekilere farz kılındığı gibi, size de farz kılındı.

      • yasir dedi ki:

        Yahudilerde abdest ve namaz-Salat…

        MÂİDE – 12 — Pek azı müstesna daima hainliklerini duyarsın, gene de bağışla onları, geç suçlarından. Şüphe yok ki Allah, iyilik edenleri sever.

        NİSÂ – 46 –Küfürleri sebebiyle onları lânetledi. Artık onların pek azı hariç, îmân etmezler.

        Maide 12 ayetinde ””ekamtumus salâte ve âteytumuz zekâte”” İsrailoğlularına emredilen Salat-namaz ile zekat son peygamberin ümmetine yani bizlere emredilen Salat-Namaz ve zekat aynıdır…

        MÂİDE – 12 –Ve lekad ehazallâhu mîsâka benî isrâîl(isrâîle), ve beasnâ minhumusney aşera nakîbâ(nakîben) ve kâlellâhu innî meakum lein ekamtumus salâte ve âteytumuz zekâte ve âmentum bi rusulî ve azzertumûhum ve akradtumullâhe kardan hasenen le ukeffirenne ankum seyyiâtikum ve le udhılennekum cennâtin tecrî min tahtıhel enhâr(enhâru), fe men kefere ba’de zâlike minkum fe kad dalle sevâes sebîl(sebîli).

        MÂİDE – 12 –Andolsun, Allah İsrailoğullarından sağlam söz almıştı. Onlardan on iki temsilci -başkan- seçmiştik. Allah, şöyle demişti: “Sizinle beraberim. Andolsun eğer namazı kılar, zekâtı verir ve elçilerime inanır, onları desteklerseniz, (fakirlere gönülden yardımda bulunarak) Allah’a güzel bir borç verirseniz, elbette sizin kötülüklerinizi örterim ve andolsun sizi, içinden ırmaklar akan cennetlere koyarım. Ama bundan sonra sizden kim inkâr ederse, mutlaka o, dümdüz yoldan sapmıştır.”

        MÂİDE – 12 –Fe bimâ nakdihim mîsâkahum leannâhum ve cealnâ kulûbehum kâsiyet(kâsiyeten), yuharrifûnel kelime an mevâdııhî ve nesû hazzan mimmâ zukkirû bih(bihî), ve lâ tezâlu tettaliu alâ hâınetin minhum illâ kalîlen minhum fa’fu anhum vasfah innallâhe yuhıbbul muhsinîn(muhsinîne).

        MÂİDE – 12 –Ahitlerini bozdukları, verdikleri sözden döndükleri için lânet ettik onlara ve kalplerini katılaştırdık. Onlar, sözlerin yerini değiştirirler, kendilerine verilen öğütten bir hisse de almazlar. Pek azı müstesna daima hainliklerini duyarsın, gene de bağışla onları, geç suçlarından. Şüphe yok ki Allah, iyilik edenleri sever.

      • yasir dedi ki:

        NEML – 76 –İnne hâzel kur’âne yakussu alâ benî isrâîle ekserellezî hum fîhi yahtelifûn(yahtelifûne).
        NEML – 76 –Şüphesiz bu Kur’an, İsrailoğullarına üzerinde ayrılığa düştükleri şeylerin çoğunu açıklıyor.

        MÂİDE – 82 –Le tecidenne eşedden nâsi adâveten lillezîne âmenûl yehûde vellezîne eşrakû, ve le tecidenne akrabehum meveddeten lillezîne âmenûllezîne kâlû innâ nasârâ zâlike bi enne minhum kıssîsîne ve ruhbânen ve ennehum lâ yestekbirûn(yestekbirûne).

        MÂİDE – 82 –İnsanlar içerisinde iman edenlere düşmanlık bakımından en şiddetli olarak yahudiler ile, şirk koşanları bulacaksın. Onlar içinde iman edenlere sevgi bakımından en yakın olarak da “Biz hıristiyanlarız” diyenleri bulacaksın. Çünkü onların içinde keşişler ve râhipler vardır ve onlar büyüklük taslamazlar.

        Hiristiyanlarda Namaz…

      • bilal dedi ki:

        Sayın Yasir kardeşim !
        Önce hakkınızı helal edin, AHZAB-56.ayetle ilgili yazınızı tesadüfen şimdi gördüm, bu iliginizden ve özellikle çok değerli açıklamarınızdan dolayı da size çok teşekkür edrim,Allah razı olsun….! AHZAB-56: …….يا ايها الذين امنوا صلوا عليه وسلموا تسليما ‘’ Ey iman edenler ! Siz de ona (peygambere) salat getirin.( onun için dua ve istiğfar edin.) وسلموا تسليما ‘’ Ve sellimu teslima’’ ifadesinden müfessirler ‘’… ve ona,( yani peygambere ) tam bir içtenlikle selam verin.’’ diye yorumlamışlardır. ”Ve sellimu ” cümlesindeki ‘’ و ‘’ atıf edatı olduğu için burada ( o ) zamiri yoksa da yine ‘’ matufu aleyhinin’’ ( kendisine atıf yapılan cümlenin) hükmü ne ise,bu hüküm ‘’ matuf ‘’ (atıf edilen ) cümleye de verilmek-tedir… Yani,müfessirlere göre peygambere selam de getirin… ‘’ Tam bir içtenlikle selam edin..’’ ifadesi makul görülüyor. Fakat, ‘’ Allah’a teslim olarak selam da edin..’’ ifadesi ayetin metniyle daha uyumlu görünüyor…Yani ‘’ selam edin…’’ ifadesi vardır. ( Allah’a teslim olarak peygambere salat ve selam edin..’’ şeklindeki ifade daha isabetli oluyor diye düşünüyorum… Zaten selam da bir duadır..(esenlik anlamına gelir) Özetle,’’ Ve sellimu ‘’ yerine ‘’ ve eslimu teslima ‘’ olsaydı,o zaman anlamı şöyle olurdu, ‘’ Bu konu da Allah’a tam teslim olarak peygambere salat edin.’’ yani selam ifadesi geçmezdi…Ama ‘’ ve sellimu ‘’ ifadesi selam etmeyi, ‘’ teslima ‘’ ise,Allah’ın emrine teslimiyeti ifade ediyor… Ben şahsem,bu şekilde anlıyorum….(yani,Allah’a teslimyetle selam verme de vardır… 2-BKARA-83: te ifade ettiğiniz gibi,’’ israiloğullarına emredilen namaz ve zekat bizimkiyle aynıdır…Tabiki,teferruatlar veya rekatlar ayrı olabiilir.Fakat namaz da,zekat da aynen bizimki gibidir. Çünkü burada tıpkı kur’an’da ki gibi ‘’ اقيموا == واتوا ‘’ ifadeleri vardır.. Namazı ikame ediniz. (kılnız) .. Zekatı veriniz.. ‘’ bu ifadelerden anlışaılan onların namaz ve zekatları da bizim ki gibidi….. ‘’ MERYEM- 31. İse, bazı mufessirler burada ki,namaz ve zekat hz.İsa’ya has bir ibadet idi…..”.Fakat yine de Tevrat’taki namaz ve zekat aynen devam etmiştir,diyorlar. Yani ifade ettiğiniz gibi,Tevrat’taki namaz Hıristiyanlıkta da devam etmiştir…Bu konuda beni aydınlattığınız için ayrıca size çok teşekkür ederim,Allah razı olsun.. Allah’a emanet olun…Selamlar…

  12. TEBLİĞCİ dedi ki:

    SEN BİR ŞEY SÖYLEMİYORSUN…
    KURAN DA NE YAZIYORSA
    ONU GÖZLERİNE SOKUYORSUN
    ONU BİLE OKUMAKTAN VE ANLAMAKTAN ACİZLER…

    YUSUF SURESİ BİR MASAL..
    ALLAH BANA NEDEN MASAL ANLATSIN DİYE SORAMAMIŞ.

    AZHAB SURESİ
    MUHAMMEDİN OĞLUNUN KARISIYLA EVLENMESİNİ ANLATIR.
    BABANIN OĞLUNUN KARISIYLA EVLENMESİNİ YASALLAŞTIRIR.
    BUNU OKUMAYI BİLMEDİĞİ GİBİ..
    BÖYLE BİR ŞEY VAR..
    BAK SENDE ÖĞREN..
    BEN SÖYLEMİYORUM
    KURAN YAZIYOR DİYENİDE ANLAYAMIYOR.
    ÇOKK AKILLI ÇÜNKÜ..

  13. allah herşeyi bilir! dedi ki:

    bunu yazan yaratığa sesleniyorum.. cehennemdeki yerin hayırlı olsun canım benim.. saçmalayacağına ayetleri ordan burdan cımbızla çekip alacağına ADAM gibi bir bütün olarak ver.. aradan dereden cımbızla çektiğin ayetlerin öncesini ve sonrasını yazmadan saçmalaya saçmalaya yazarak bi yerlere varmak istemişsin ama yemezler koçum.. bu yazdıklarına kargalar inanmaz.. yazık sana..

    • kello dedi ki:

      madem öyle sen yaz buraya o dediğin ayetleride görelim aydınlat bizi kargamel

      • cevahir dedi ki:

        Allah o kadar büyük ki senin gibilere bile hala nimet veriyo…

    • Gencer dedi ki:

      Niye hepsini yazsin ki.Kuran ı aç oku.Gerçekleri açıkladığı için Turan Dursun’u öldürdüler.(senin zihniyetindekiler).

  14. AHMET dedi ki:

    MERHABA ARKADAŞLAR.

    BURDA YAZILAN YAZIDAN %60 INA BENDE KATILIYORUM.

    EĞER ALLAH HERŞEYİ BİLİYORSA SONUMUZU BİLİYORSA NEDEN BİZİ YARATMIŞ . ZATEN HERŞEYİ BİLMİYORMU BU YARATICI ? BİLİYORSA ZATEN BENİM NE GÜNAH İŞLEYECEĞİMİDE BİLİYOR.E DİYORSUNUZ ŞİMDİ AKIL VERMİŞ.İKİ YOL VERMİŞ FALAN FİLAN.E PEKİ BENİM BU AKILLA NE YAPACAĞIMI BİLMİYORMU ? SEN Bİ MAKİNE YAPSAN NE YAPACAĞINI BİLMEZMİSİN?
    ÇÜNKİ SEN YAPMIŞSIN. HERKES DEMİŞKİ İŞTE YOK YARATILIŞI İNCELEYİN.ARKADAŞLAR BUNLAR BİZİ TATMİN EDEN DÜZGÜN SONUÇLAR DEĞİL NASIL ŞU ANDA YAZDIKLARIM SİZE SAÇMA GELİYORSA BANADA ONLAR SAÇMA GELİYOR ANLATABİLİYORMUYUM?.
    EĞER İNANANLAR BİLE BU SORULARI YANITLAYAMIYORDA ÇIKMAZA DÜŞÜYORSA İNANMAYAN ADAM NASIL BÖYLE BİR DİNE İNANABİLİRKİ?
    O ZAMAN MÜSLÜMAN OLAN HERKES ALLAH’I BİLMEDEN NELER OLDUGUNU BİLMEDEN HİÇ SORGULAMADAN İNANIYOR.SORGUSUZ SUALSIZ İNANMAK.

    saygılar adam gibi düzgün cevap bekliyorum.

    • bilal dedi ki:

      AHMET BEY ! ” Diyorsun ki,eğer Allah her şeyi biliyorsa neden bizi yaratmış..vs… ?
      CEVAP : Allah,insana özgür irade vererek,onu imtihan etmek için yaratmıştır.MÜLK SU-
      RESİ AYET 1- 2: الذي خلق الموت والحياة ليبلوكم ايكم احسن عملا الخ ”…..O ki,hanginizin daha güzel (ve
      iyi) davranacağını sınamak için ölümü ve hayatı yaratmıştır.O,mutlak galiptir.Çok bağışla-
      yıcıdır.” ( Hayat,tesadüf ve anlamsız bir var oluş olmadığı gibi ölüm de sonu hiçlik olan bir yok oluş değildir.Aksine hayat,bir hayırlı faaliyet alanı,ölüm ise bu faaliyetlerin karşılığı-
      nı bulacağımız ebedi varlık sahasına geçişi sağlayan bir dönüm noktasıdır. Bilgisayardan
      tutun bir aspirin tabletinin üretimi; tesadüfi,anlamsız ve amaçsız değilse,bu evren ve için-
      deki bütün varlık aleminin varlığı da tesadüfi,anlamsız ve amaçsız değildir.) Basit bir as-
      pirin tabletinin üretilebilmesi için,akıllı,bilgili,irade sahibi ve düşünebilen canlı bir varlık
      olan insana (eczacıya) ihtiyacı varsa; evren ve içindekilerin varlığı da,madde ötesi ,üstün
      akıl ve irade sahibi etkin bir yaratıcaya ihtiyacı vardır.Bu üstün akıl ve irade sahibi olan
      Yaratıcı güç fiziğe,kimyaya ve biyolojiye müdahale ederek her şeyi var etmiştir. EVET:
      ………….NİYE İMTİHAN OLUYORUZ…..? Evreni Yaratan Allah, imtihanı kendisi için değil,insanlar için yapıyor. İmtihan etmeden de,kendi eseri olan insanların ne yapaca- ğını elbette bilir.Bilgisayarı icat edip üreten mühendis, bilgisayarın hangi fonksiyonları gerçekleştireceğini bilmez mi ? İşte evreni yaratan yüce Allah’da, kendi eseri olan ev-
      renin içinde olup bitenlerin tümünü bilmektedir. Tek bir fark vardır ki,insan bir robot gibi
      değildir.Özgür iradesini kullanarak her şeyi yapabiliyor.Yani tabir caiz ise,insanın ku-
      mandası kendi elindedir.İnsanı yaratan Allah,ona özgür bir iradeyi bahşetmiştir.
      .Bu nedenle; özgür iradesiyle sergilediği tutum ve davranışları yüzünden sorumlu tutu-
      lacaktır. Allah,insanı yaratıp imtihan etmeden ve henüz kendi özgür iradesiyle suç iş-
      lemeden cazalandırırsa,ahirette insan,” Ey Rabbim! Ben suç işlemeden,kötülük yapma-
      dan bugün beni cazalandırman doğru değildir.” demiyecek mi ? Suç işleyenle işleme-
      yenin belli olması,ahirette hiç kimsenin ben haksızlığa uğratıldım dememesi,herhangi
      bir bahane ileri sürmemesi için,iyiliği yapma ve kötülüğü yapmama konusunda emir ve
      yasaklar konmuştur. Söz dinleyenle dinlemeyen,suç işleyenle işlemeyen,kendileri de
      bilsin diye,iyilik ve ibadet yapmayı emretmiş,insanlara haksızlık ve kötülüğü de yasak-
      lamıştır. Elbette Allah,kendi eseri olan kullarını özgür iradesiyle ne yapacağını bilir.Ken-
      dileri bizzat görsün,bir bahane bulamasınlar diye,dünyada imtihana tabi tutuyor.Böyle-
      ce kötüler,daha kötüler,zalimler, daha zalimler, iyiler ve daha iyiler meydana çıkıyor.
      Ahirette herkes dünyada yaptıklarının karşılığını buluyor. Bir ÖRNEK VERELİM :Dünya-
      da bir öğretmen bile,öğrencisinin sınıfta kalacağını kesin bilse de, ( Sen zaten bilmiyor-
      sun,imtihana girmene gerek yok ) demez. Öğretmen,öğrencisinin durumunu çok iyi bil-
      diği için,imtihan etmeden sınıfta bıraksa, öğrenci, (Ben çalıştım,eğer imtihan etseydin,
      elbette bilirdim ) diyebilir. Bunun gibi bir itiraz etmemesi için,öğrenci imtihan ediliyor.
      İyi bilen öğrecinin de derecesini ölçmek,yani orta,iyi veya pekiyi almasını kendisine
      göstermek için imtihana tabi tutuluyor. ALLAH’IN insanın yapacakları hakkında ki
      bilgi, ”بالوصف والكشف لا بالحكم ” Allah’ın bu bilgisi,vasıf ve keşif iledir,hüküm ile değildir.
      Bu nedemektir.? Yani yüce Allah,insanların inanç,tutum ve davranışları konusunda bir
      hüküm vermiyor. Sorumluluk alanımızda olan inanç,tutum ve davranışlarımızda yüce
      Allah bizi zorlamıyor. Bunları bizim özgür irademize bağlamıştır.Sorumluluk alanı-
      mızda olan inanç,tutum ve davranışlarımızı kendimiz belirliyoruz.Yüce Allah,bu konuda
      müdahil olmuyor. Onun bunları bilmesi,geleceğimize ait bir rapordur.Raporun eylem ve
      tutumlara bir etkisi yoktur. Olay,tutum ve davranışlar gerçekleşeceği için,raporlar yazı-
      lır.Bunu şöyle bir örnekle açıklayabiliriz.Bir astronomi uzmanı,yaptığı hesap sonucu gü-
      neşin tutulacağını tesbit ederek önceden haber veriyor.Günü gelince de (ay dünya ile
      güneş arasına girince) güneş tutuluyor. Bu uzman haber verdiği veya takvim yaprakla-
      rına yazdığı için mi tutuluyor ? Yoksa güneş tutulacağı için mi uzman bunu önceden
      tesbit edip bildiriyor. Şuphesiz güneşin tutulacağı,uzmanın bunu tesbit edip haber ver-
      mesine sebep olmuştur.Yoksa uzman bunu yazıp haber verdiği için güneş tutulmuş
      değildir. METEOROLOJİ uzmanının ,geleceğin hava raporunu önceden tesbit edip
      haber vermesi ile hava şartlarının de etkilenmediği gibi, Allah’ın bu ezeli bilgisi ile de,
      sorumluluk alanımızda olan inanç,tutum va davranışlarımız da etkilenmez. Çünkü bun-
      ları gerçekleştiren bizzat özgür irademizdir. Yani bu konuda kendi kaderimizi kendimiz
      belirliyoruz. Biz kendi irademizle yaptığımız işleri,Cenab-ı Hak sınırsız ilmiyle önceden
      biliyor. Ama, O bildiği için biz onları yapmak zorunda kalmıyoruz. çünkü,Allah’ın o bilgi-
      si,geleceğin bir raporudur,hükmü değildir. Evet,insan özgür iradesini kullanarak iyilik te
      yapabilir,kötülük te yapabilir. İnsan için büyük nimet olan otomobili düşünelim ; Aşırı
      hız,alkol veya trafik kurallarına uymamak nedeniyle,kaza yaptığımızda biz, otomobili icad eden mücid veya üretici firmayı sorumlu tutabilir miyiz.? Bu otomobili firma üretme-
      seydi,kaza yapmazdım demeye hakkımız varmı ? Burada suçlu,trafik kurallarına uy- mayan ve kazaya sebebiyet veren biz değil miyiz.? İşte,bizi yaratan yüce Allah’da, bize,akıl,düşünme ve özgür irademizle hareket edebilme kabiliyetini bahşerederek,
      önümüze de tehlikeli yolun trafik lavhalarını koymuştur. kim, o tehlikeli yolu sçerse,
      kazayı yapar ve sorumlu da kendisi olur. Çünkü,tehlikeli veya tehlikesiz yolu özgür ira-
      demizle seçen biziz.Allah,bizi uyardığı halde,tehlikeli yolu seçmekle kendimiz suçlu
      oluruz. Peki, insan kendi kaderini değiştirebilir mi ? Evet,sorumluluk alanımıza giren
      kaderimiz,bizim tutum va davranışlarımıza göre değişebilir. Bu konuda delilimiz kur’an
      dır. FURKAN SURESİ 63-70: ”……………الا من تاب وامن وعمل عملا صالحا فاؤلئك يبدل الله سيئاتهم حسنات وكان الله غفورا رحيما الخ ”…… Rahman’ın ( Allah’ın has ) kulları onlardır ki,…………
      Yine onlar ki,Allah ile beraber başka bir ilaha yalvarmazlar,Allah’ın haram kıldığı cana
      haksız yere kıymazlar ve zina etmezler. (başkasının namusunu kirletmezler.) Bunları
      yapan,günahı (nın cezasını ) bulur. Kıyamet günü azabı kat kat artırılır ve onda alçal-
      tılmış olarak temeli kalır. Ancak tövbe ve iman edip iyi davranışta bulunanalar müstes-
      nadır. Allah,onların kötülüklerini iyilklere çevirir.Allah çok bağışlayıcıdır.” EVET: Ayete
      baktığımız zaman görüyoruz ki ,söz konusu günah ve suçları işleyenlerin kaderi, azap
      olur. Ama; Sonradan iman edip iyi işler yapmakla da,kötülükleri iyiliklere çevirilir ve söz
      konusu azaptan kurtulurlar. Yani sergiledikleri tutum ve davranışlarıyla kaderleri deği-
      şiyor. Özet olarak,insan sorumlu tutulduğu konularda,kendi kaderini değiştirebilir.
      Bu konuda ki Allah’ın takdiri,insanın tutum ve davranışlarına göre tecelli eder.Bu özgür
      irade insanın elinde olmasaydı,kendi buyruklarını bildirmek için, Allah ne bir elçi,ne de
      yol gösteren bir kitap (kılavuz ) gönderirdi. Biz, özgür irademizle neyi tercih edersek,
      onun sonucu ile karşılaşırız. Yani ebedi mutluluk yurdu olan cennet veya istirap yurdu
      olan cehennem bizim inanç,tutum ve davranışlarımızın ürünüdür. Hangisine girmek
      için çaba gösterip uğraşırsak ona gireriz. İyilik yapanlar ödüllendirilir,kötülük te yapan-
      lar cezalandırılır. .Hangisinin yoluna tutnursak,ona varırız. Sorumlu biziz. Saygılar.

      • bilal dedi ki:

        mustafa cengiz ! 1- Evet gösterdiğin ayetler,gece ve gündüzlerin oluşmasından söz ediyor.
        Ama dünyanın her yerinde gece ve gündüzlerin gerçeklştiğine dair kur’an da bir ifade var
        mı ? 2- Kur’an da gece ve gündüzlerin süresi ( 24 saatlik) devam eder diye bir ayet var mı ? 3- kur’an bunu açıklamadığına göre,her yerin gece ve gündüzleri aynı olmayabilir.
        Kimi yerde her ikisinin süresi 24 saat’ta olabilir. kimi yerlerde,3 ay vaya 6 ayda sürebilir.
        Gece ve gündüzlerin süreleri ister uzun, ister kısa olsun,yine güneşin güründüğü süreye
        gündüz ve güneşin görünmediği süreye yine gece denir. Eğer kur’an,her yerin gece ve
        düzünü eşit saysaydı o zaman,sana hak verebilirdik. 4- ”Allah,gece ve gündüzü 24 saata
        sokamadı ” demen,büyük bir saçmalıktır.Mantıksızlıktır.Çünkü kur’an,gece ve gündüzün
        24 saat sürdüğünü söylemiyor.Bunun 24 saat olduğunu bizler söylüyoruz. 5- Kur’an,sade-
        ce gece ve gündüzlerin oluşmasından ve bunların hayat açısından önemine vurgu yapı-
        yor. Ne dünyanın her yerinde gece ve gündüzlerin oluştuğunu, ne de gece ve gündüzlerin
        süreleri 24 saat olduğunu söylüyor. Kaldıkı kur’an’ın mesajı geneldir.Gece ve gündüzler,
        hemen hemen dünyanın her yerinde gerçekleşiyor. Sadece NORVEÇ’ın kuzey enleminde
        bulunan çok küçük bir yerde güneşın batışı gerçekleşmiyor. Burayı m2 ye böldüğümüz
        de dünyanın milyonda biri etmiyor. Veya kaba bir hesapla; Dünyanın %99.99’ün üzerinde
        gece ve gündüzler oluşurken, (ama kısa,ama uzun fark etmez) çok küçük bir yerde güneş batmıyor diye,kur’an gece ve gündüzlerin varlığından söz ettiği için,kur’an’ı mantıksız mı buluyorsun.? O mantıksızlık, senin kıt algılayışın ürünüdür,kur’an’ın değil. Kur’an,genel mesaj verir.Dünyanın %99.99’ün üzerinde gece ve gündüzler gerçek-
        leştiği için,bu konuda mesajı da genel olur.İstisnalar kaideyi bozmaz. Bir ÖRNEK vere-
        lim : ”Türkiye halkı zengindir ” dediğimde, Türkiye de 74 milyon üzerinde yaşayanların
        tümü zengindir.Anlamına mı gelir,? yoksa büyük çoğunluğu zengindir anlamına gelir ?
        Burada ” Türkiye halkının tümü zengindir ” ifadesi kullanılmadığı için,yukarıdaki sözden
        çoğunluk kastediliyor.Bu her dilde var. Kur’an,dünyanın her yerinde gece ve gündüzle-
        rin oluştuğunu söylemdeği için,bu ifade çoğunluk ifadesidir.Güneş batmadığı Norveç’ın
        o küçücük yerde dünya nüfusunun yüzde kaçı yaşıyor ? Norveç’ın bütün nüfusu 4.5 mil-
        yonu geçmiyor.Söz konusu güneşin batmadığı o küçücük yerde ( bir gölün çevresinde) kaç kişi yaşıyor.? Dünya nüfusu şayet 7 milyar ise, neredeyse bu 7 milyar inasanın
        tümü gece ve gündüz olayı ile karşılaşmaktadır. Bunun için,Yüce Allah,gece ve gün-
        düzlerin oluşmasından ve bunun insanların hayatı üzerinde olumlu etkilerinden söz
        ediyor. bir yerde gece ve gündüz yoksa,yaşam da çok zor olur.Enerji kaynağımız gü-
        neştir.Güneşten enerji almayan yerde hayat felçtır.İşte Kur’an’ın ”MÜ’MİNÜN” Suresi
        61.ayeti gece ve gündüzlerin yaşam için ne kadar önemli olduğunu bize haber veriyor.
        Ama ”mustafa beyefendi ” bunu nereden bilecek.! Küre tv.yi izlemeden bu durumdan
        haberi bile yoktu.Ama islam alimleri, seneler önce bunu bildikleri için böyle yerlerde
        ibadetlerin nasıl yapılacağına dair çözüm bile getirmişlerdir. 5- Kur’an sadece
        Mekke halkı için mi gelmiş,yoksa evrensel olup bütün insanlar için mı gelmiş ? Kur’an,
        yüce Allah’tan toptan gelmemiştir.Toplumu bir eğitim sürecinden geçirerek,sorun ve ih-tiyaçların da göz önüne almak suretiyle 23 sene içinde inmesi gerçekleşmiştir. وما ارسلناك
        الا كافة للناس بشيرا ونذيرا ” …Ey (Resulüm!) biz seni ancak bütün insanlara,müjdeleyici ve
        uyarıcı (elçi) olarak gönderdik. ” İfadesiyle,hz.Muhammed,bütün insanlara peygamber
        olarak gelmiştir.” يا ايها الناس قد جاءكم برهان من ربكم ” ..Ey insanlar ! Rabbinizden size bir reh-
        ber ( yol gösteren bir kur’an) gedi.” İfadesiyle de,kur’an,bütün insanlara gelmiştir.
        Böylece hem kur’an ve hemde Hz.muhammed bütün insanlar içindir. Tebliğ meselesin-
        de ise,hedef kitle küçüktan başlanmış olup,yavaş yavaş büyütülmüş ve genişletilmiştir.
        Mesela ilk inen ayatlerde ”وانذر عشيرتك الاقربين ” Ey (Resulüm !) önce yakın çevreni uyar.”
        Tebliğ için henüz şartlar oluşmadığı için, hz.peygamber sadece çevresinde güvendiği
        kimselere gizliden tebliğ yapıyor. 3 sene sonra bu tebilğin açıktan Mekke ve çevre-
        sinde bulunan yerleşim merkezlerine de yayılması istiniyor. ” لتنذر ام القري ومن حولها ”
        ”Ana merkez ve çevresini uyarasın diye….” ikinci aşama da hedef kitle daha da geniş-
        letilir. ” Daha sonra, ” يا ايهالرسول بلغ مانزل اليك فان لم تفعل فما بلغت رسالته ” Ey elçi ! sana in-
        dirilen (kur’an’ı her yere) tebliğ et.Eğer bunu yapmasan bilki,elçilik görevini yapmamış
        olursun. ” Bu ve buna benzer ayetlerle hedef kitle evrenselleşiyor.Ve her yere tebliğin
        yayılması emrediliyor.İşte bu aşamalarla kur’an 23 senede tamamlanıyor.İlk önce,tebli-
        ğin açıktan yapılması mümkün değildi.Bu nedenle gizliden yakın çevreye tebliğin yapıl-
        ması emrediliyordu.Şartlar biraz iyileşince,Yüce Allah,فاصدع بما تؤمر ” Ey Resulüm ! teb-
        liği açıkla ve ana merkezle birlikte çevresine de tebliği götür.” Şartlar ve durum daha da
        iyileşince,her yere tebliğin gitmesi emrediliyor. Kur’an’ı bir bütün olarak ele almayan,
        ayetlerin sebebi nüzulunu,ayetlerin hangi şartlarda,hangi sorun ve olay üzerine in-
        diğini ve kur’an’ın orjinal metninin anlamını bilmeyenler,maalesef ! kur’an’ın gerçek
        mesajını anlayamazlar. Bu ayetle kur’an, sadece ”Ana merkez ve çevresini uyarasın”
        diye bir ifade kullanmadığı için,evrenselliğine mani hiç bir işaret yoktur. Eğer ”Sadece
        ana merkez ve çevresini uyarasın diye” bir ifade olsaydı, o zaman evrensel olmayabi-
        lirdi. Ama öyle bir ifade yoktur. Kur’an’ı muhatabı bütün insanlardır. Sık sık,يا ايهالناس ”
        ” Ey insanlar ! ” diye hitap eder. Hiç bir yerde, ” يا ايها العرب ” Ey Araplar ! ” diye bir ayet
        var mı ? Yoktur.Öyleyse,kur’an mesajının muhatabı bütün insanlardır. O bütün insanlı-
        ğın huzur ve mutluluğu için gelen ilahi bir rehberdir.Ona sarılan her iki cihanda huzur
        ve mutlu olur. EVET : KUR’AN’ da en ufak mantıksal bir hata ve çelişki yoktur.Çelişki
        ve mantıksal hata, kur’an’ı anlmaktan aciz kıt beyinlerin ürünüdür. Saygılar.

      • rammsteinn dedi ki:

        bilal kopyala yapıştır yapmayı bırak.
        öğretmen öğrenci örneklerini okumaktan bıktım.
        her işine gelmeyen meal için “yanlış çeviri” demenden bıktım.

      • bilal dedi ki:

        Sayın rammsteinn !
        1-Galiba Kur’an’ın doğru ve düzgün anlaşılması hususu sizi çok rahatsız etmişe benziyor. Hiç endişelenmeyin şartlanmışsanız,doğruları görseniz bile inanıp kabullenmezsiniz.Zira Ebu Cehil,Ebu Lehep gibilerin de etkilenmemeleri için kur’an okunduğun da gürültü çıka-rıp kulaklarını tıkıyordular… Siz de onların mukallidi olabilirsiniz. Bu nedenle,doğruları görüp kabullenmek gibi bir amacınız olmadığından bıkıp rahatsız olmanızı doğal karşı-lıyorum… 2- Benim kopyalayıp yapıştırdıklarım yine benim önceki yazılarımdır,hiç kimseye ait değildir. Konu aynı olunca,yeniden aynı yazıyı yazacağıma kopyalayıp ya- pıştırıyorum.Çünkü onları görmüş ve okumuş değilsiniz.Yeniden yazarsam aşağı yukarı aynı olacak.Bu nedenle haklı olarak bana ait olan söz konusu yazılarımı gösterebilirim,bu durum gayet doğaldır. Ama görüyorum ki,kur’an’ın doğru anlaşılması zizi çok rahatsız ediyor,bu nedenle de bıkkınlığınızı ifade ediyorsunuz…!!! Saygılarımla…

      • mete oran dedi ki:

        allah bir kısım insanları cehenneme atmayı planlamış fakat allah onları bu cezayı hak ettiğini onları ikna etmek için onları dünyaya gönderiyor ve günah işlemelerini ve böylece itiraz etmemelerini sağlamak için imtihan ediyor. O kişi zaten cehennem gidecekdi de itirazını önlemek için bu iş yapılıyor. Yaw o kişi itiraz etse ne olacak? zaten herşey kurgulanmış o sadece rol yapıyor. ey allahım beni de uygun yerde iyi bir insan neden yapmadın deme hakkı var mı? allahım sen beni ortaçağda avrupada yarattın ben de haçlı seferlerine katılıp öldüm. benim müslüman olma şansım varmıydı? oysa ömeri müslüman bir ailede yarattın bütün çevresi müslümandı o da müslüman oldu. benim suçum ne?

    • Gencer dedi ki:

      Ahmet selam yerinde yorumundan dolayı teşekkürler.Diyorlar ki sana Allah iki yol veriyor.Biri iyi diğeri kötü yol iyide Alınyazımız ne olacak?Yani hangi yolu seçeceğimizde belli değilmi?O zaman neden iki yol veriyor direk Alınyazmızdaki Kaderimizdeki yolu verse ya.Birde ölümler var.niye herkes aynı zamanı yaşamıyor resmen adaletsizlikle yaratılmış bu dünya.Kötü işler yapanlar zengin oluyor alnının teriyle çalışanlar karın tokluğuna fit oluyorlar.Ben farklı bir yaşam formatının olduğuna inanıyorum.Çünkü bu farklı formatı hissettiren ve ailemin şahid olduğu iki olayı yaşadım.Şunu söyleyebilirimki Kuran da yazılanlar bence zırvadan öteye geçemez.Muhammede elbetteki iyi bir şeyede hizmet etmeye çalışmış putlara tapmayın diye ama sonunda ipin ucunu iyice kaçırmış.Zamanının Fethullah Gülen’i diyebiliriz.Saygılar.

  15. mustafa cengiz dedi ki:

    Dikkatsiz okuyuculara atfolunur.
    Nûr(*) Sûresinin 44 . Ayetinde
    Allah, geceyi ve gündüzü döndürüp duruyor. Şüphesiz bunda basiret sahibi olanlar için bir ibret vardır.

    Furkân Sûresinin 47 . Ayetinde
    O, geceyi size bir örtü, uykuyu istirahat zamanı ve gündüzü de hareket ve çalışma vakti yapandır.

    Furkân Sûresinin 62 . Ayetinde
    O, öğüt almak isteyen ve çok şükredici olmayı dileyen kimseler için geceyi ve gündüzü birbiri ardınca getirendir.

    Neml Sûresinin 86 . Ayetinde
    Onlar görmüyorlar mı ki biz geceyi içinde rahat etsinler diye, gündüzü de (her şeyi) gösterici (aydınlık) olarak yarattık. Şüphesiz bunda inanan bir toplum için elbette (Allah varlığını gösteren) deliller vardır.

    Kasas Sûresinin 71 . Ayetinde
    De ki: “Ne dersiniz? Allah, üzerinize geceyi kıyamete kadar sürekli kılsaydı, Allah’tan başka hangi ilah size bir aydınlık getirir? Hâlâ duymayacak mısınız?”

    Kasas Sûresinin 73 . Ayetinde
    Allah, rahmetinden ötürü geceyi içinde dinlenesiniz; gündüzü de, lütfundan isteyesiniz ve şükredesiniz diye sizin için yarattı.

    Lokman Sûresinin 29 . Ayetinde
    Görmedin mi ki Allah geceyi gündüzün içine ve gündüzü de gecenin içine sokuyor. Güneşi ve ayı da koyduğu kanunlara boyun eğdirmiştir. Her biri (kendi yörüngesinde) belli bir zamana kadar akar gider. Şüphesiz Allah işlediklerinizden hakkıyla haberdardır.

    Fâtır Sûresinin 13 . Ayetinde
    Allah geceyi gündüzün içine sokar, gündüzü de gecenin içine sokar. Güneşi ve Ay’ı da koyduğu kanunlara boyun eğdirmiştir. Her biri belirli bir vakte kadar akıp gitmektedir. İşte bu Allah’tır, Rabbinizdir. Mülk yalnızca O’nundur. Allah’ı bırakıp da ibadet ettikleriniz, bir çekirdek zarına bile hükmedemezler.

    Zümer Sûresinin 5 . Ayetinde
    Gökleri ve yeri hak ve hikmete uygun olarak yaratmıştır. Geceyi gündüzün üzerine örtüyor, gündüzü de gecenin üzerine örtüyor. Güneşi ve ayı da koyduğu kanunlara boyun eğdirmiştir. Bunların her biri belli bir zamana kadar akıp gitmektedir. İyi bilin ki, o mutlak güç sahibidir, çok bağışlayandır.

    Mü’min Sûresinin 61 . Ayetinde
    Allah, içinde rahat edesiniz diye geceyi ve (her şeyi) gösterici (aydınlık) olarak da gündüzü yaratandır. Şüphesiz Allah, insanlara karşı sonsuz iyilik sahibidir, fakat insanların çoğu şükretmezler.
    Ayetlerde görüldüğü gibi Allah geceyi istirahat gündüzüde çalışıp nafakamızı kazanmamız için yaratmış, Sizleri bilmeme ama ben burda hemfikirim. şimdi soru Küre tv nin bir yayınını izledim 24 saat içinde “akşam olunca akşam olmuyor.” güneş batmadan (güneşin batmayacağı gerçeğini unutmayalım) güneş özden kaybolacağı sırada tekrar görünmeye başlıyor ve bu düzen üç ay gibi bir süre devam ediyor. Hani nerde kaldı “Görmedin mi ki Allah geceyi gündüzün içine ve gündüzü de gecenin içine sokuyor. Güneşi ve ayı da koyduğu kanunlara boyun eğdirmiştir. Her biri (kendi yörüngesinde) belli bir zamana kadar akar gider. Şüphesiz Allah işlediklerinizden hakkıyla haberdardır.” Allah geceyi gündüzün içine 24 saatlik bir süre içinde sokamadı. Yukardaki ayetlerin hiç birisi “ekinoks” bölgelerine uymuyor, eğer uyduran varsa işte meydan. Çok kısa geçiyorum bu ayetleri dünyanın nasıl bir sistem olduğunu bilmeden arap yarımadasında çıplak gözle baktığınızda gecenin ve gündüzün ayetlerle uyumlu olduğunu görebilirsiniz ama bu kural norveç ve kutup ülkeleri için geçerli değildir.Şimdi yine soru, peygamber arabistanlı olmasada norveçli olsaydı böyle bir ayet mevcut olurmuydu? “Herşeyi bilen mutlak güç ve kudret sahibi Allah” bu ayetleri neden göndermiştir? Bu sitede ismi gecenler veya yorumları ile asıl tartışmacıyı eleştirenler bu ayetlere ne diyecekler merak ediyorum. Kainata şamil evrensel olduğunu iddia eden Bu Kuran “Mekke ve etrafındaki yaşayanları korkutması için in Secde Sûresinin 3 . Ayetinde
    Yoksa “Onu Muhammed uydurdu” mu diyorlar? Hayır o, kendilerine senden önce hiçbir uyarıcı gelmemiş olan bir kavmi uyarman için, doğru yolu bulsunlar diye Rabbin tarafından indirilmiş gerçektir.
    İşte buradada görüldüğü gibi o güne kadar tüm peygamberler yahudilerin kralları idi ama Muhammed yahudilere bazı sebeplerden dolayı şirin gözükmek için Yahudilerin kırallarını peygamber olarak tanımış sizde benim peygamberliğimi tanıyın artık demiştir. Ayette de anlaşıldığı gibi daha önce hiçbir peygamber gönderilmemiş kavimden kasıt peygamberin arap kavmidir. saygılarımla

    • mete oran dedi ki:

      burda gece ile gündüz birer yaratılmış varlık gibi gösterilmiş. ama asıl olan ışıktır. ışık varsa gündüz, yoksa gecedir. asıl varlık güneştir.

  16. mustafa cengiz dedi ki:

    Bilal bey in kaçamak cevaplar verdiğini asıl konuyu görmezden geldiğini dikkatli okuyucular veya anlamak isteyenler farkına varmıştır. örneğin peygamberlerin yahudiliğine hiç değinmemiş ama bu sefer eminim bir uzak dopulu bir peygamber adını verecektir ve kurandada yeri vardır şimdi saayın bilal bey sıkılmazsanız size 1999 yılı not düştüğüm satırları okumanı dilerim
    2/187- “Oruç gecesi kadınlarınıza yaklaşmanız, size helâl kılındı. Onlar, sizin için bir örtü, siz de onlar için bir örtü durumundasınız. Allah, nefsinize güvenemeyeceğinizi bildiği için müracaatınızı kabul buyurdu ve sizi bağışladı. Şimdi onlara yaklaşın ve Allah’ın sizler için yazdığını isteyin. Ta fecrin beyaz ipliği siyah iplikten size seçilinceye kadar yiyin, için. Sonra da ertesi geceye kadar orucu tam tutun. Bununla beraber siz mescitlerde îtikaf halinde iken onlara yaklaşmayın. Bunlar, Allah’ın sınırlarıdır, sakın onlara yaklaşmayın. Allah, âyetlerini insanlara böyle açıklıyor ki sakınıp korunsunlar.”
    “Allah sizin kendi nefsinize kötülük ettiğinizi bildi tövbelerinizi kabul etti ve sizi bağışladı.” Artık eşlerinizle Ramazan ayında da sevişebilirsiniz, Allah’ın buna günah yazmayacağını artık bilin demek istediği açık. Yaradılıştan kıyamete kadar alemlerin Allah ı olduğu ve hangi tarihte, Ramazan orucunu alemlere farz kıldığı ve oruç gecesi de onlara hanımlarına yaklaşmalarını yasaklamıştı ki o gün birden bire ne oldu da, anladı bildi ki, sizler benim eskiden yasakladığımla kendinize çok eziyet etmişsiniz diyerek koymuş olduğu yasağı geri aldı. Şimdi söz konusu tarihe kadar insanlara oruç ayında verilen ceza, o tarihten sonra Kureyş kabilesinden Hz. Muhammed ve ümmetine jest olarak verildi ise daha önceki kullara neden verilmediğini Allah ın taktiri ilahisi diye mi sinemize çekeceğiz. Yoksa o güne kadar oruç tutan Arap ve Yahudiler başka Allah için mi oruç tutuyorlardı. Zaten “eskilere farz kılındığı gibi size de farz kılındı” dediği orucu o zamanlar ki puta tapar Araplar ve bunlarla beraber yaşayan Hz. Muhammed ve kabilesi de putlara tapıyorlardı. Hz Muhammed de puta tapıyordu demek, bazılarınca abesle iştigal gibi görünse de bunun böyle olduğu açık bir şekilde şu ayetle de. (“Seni şaşırmış bulup, doğru yola eriştirmedi mı?” 93/7) bilindiği halde dile getirilmemesi veyahut ta alenen konuşulmaması, seçilmiş bir kulun ben “Müslümanların ilkiyim” diye ortaya çıkan birine bu çirkin iddiayı kendilerince yakıştırmak istemedikleri gerçeğidir. orucun aslında kaç gün olduğu o güne kadar hiçbir zaman belli olmadığı gibi belirttikleri sayılarda kanıtsız ve birer varsayımdan ibarettir.
    Her zaman her tartışmada kutuplardaki veya kuzey ülkelerinde ki insanların ne şekilde ve hangi zamanlarda oruçlu olması gerektiği tartışma konusu olmuştur. Bu gibi soruları soracak olanlara muhatap olan din alimleri olayı geçiştirmek için soruyu soranın oruç tutup tutmadığını sorarlar, oysaki soruyu soranın amacı tüm alemlere indirilen Kuranın bu bölgelerde yaşayan has bel kader Müslüman olmuş insanlara nasıl oruç tutmasını nasıl ibadet edilmesini açıklamış olduğunu öğrenmektir. Çoğu zaman derler ki eğer oruç tutmak istiyorsan en yakın memlekete yani uzun zaman güneş alan bölgeye uy. Veyahut ta halisane bir fikirle niyetinde ciddiysen, amacın eleştirmek değilse sen ibadet etmenin yolunu nasılsa bulursun, bırak orda yaşayanlar nasıl ibadet edeceklerini kendileri düşünsün. Bu gibi açıklamalar en büyük ağızlardan Siyaset Meydanı 1999 kurban tartışmasında dile getirilmiştir. İşte bu kadar kolay olan bu açıklamayı her nasılsa Kuran akıl edememiş, ama bizim din alimlerimiz soruyu çok kestirme olarak cevaplamışlardır. Oysa ki Kuran 2/bakara 187 de gayet açık olarak siyah iplikle beyaz ipliğin gözle ayrışmasını örnek vererek, oruca başlama gece olunca da bitirme zamanını kabul ederek, oruç süresini tespit etmiştir.
    Bu konuyla alakalı başka bir; Bakara 2/187 ayetten hareketle İslam Peygamberi adlı, yapıtında islami yazar Pr. Doktor Muhammed Hamidullah kutuplarda ki oruç ve diğer ibadetlerin nasıl yapılması hakkında yaptığı zorlamalı açıklamalar dikkate değer görünmekte.
    “…..Norveç, Finlandiya, Kanada, vs. bölgelerde altı ay sonra ise, gayet uzun geceler hüküm sürecektir. Günlük haftalık veya yıllık namazların kılınmasında oruç tutulmasında, zekat verilmesinde zamanla ilgili dini vecibelerin yerine getirilmesinde, bu çeşit müşgüllerin üstesinden nasıl gelinmelidir. Böyle uzun gün ve geceye sahip ekinoks bölgelerde Cuma namazı üç yılda bir mi kılınacaktır, yoksa bu namaz çeşidinin vakti güneydeki normal bölgelere göre mi hesap edilip uygulanacaktır? Kuranı Kerim bu konuda açıkça şunu söyler.
    ‘Gerçektende güçlüğün yanı başında kolaylıkta vardır.’ (K. 94/5-6) veya ‘Allah kimseye çekip kaldıramayacağı bir yükü (mükellefiyeti yüklemez…..’ (K. 2/286) ayeti de yer almıştır. Bu ayetler bize bu gibi müşkül durumlarda aranacak çözümler için en iyi yolu göstermektedir. ….. Resulullah daha da açık ifadelerde bulunur; o eyaletlere tayin edip gönderdiği vali ve memurlarına ‘Kolaylık gösteriniz! Güçlük çıkarmayınız! İnsanları yıldırıp bezdirmeyiniz!…’ diyerek yollar göstermiştir”
    Sayın yazarın yapmış olduğu konu ile ilgili yorum, zevahiri kurtarmaktan aciz olduğu gibi, Allah ve Resulünün, yaratmış olduğu dünyada, böyle anormal ülkelerin varlığından bile haberdar olmadığı gayet açıktır. Eyaletlere gönderdiği valilere, dini yeni tanıyanlara kolaylık göstermeleri doğrultusunda tembihlerde bulunmuş olduğu doğrudur. Fakat o valileri dini kolaylaştırın diye Norveç’te ki Müslüman olacaklara değil, hemen yanı başındaki komşu ülkeleri kastettiği açıktır. Şöyle ki “güçlük çıkarmayın kolaylık dileyin” gibi Kuran ve hadislerden alıntı yaparak yapılan açıklamalar bu gibi durumlarda değil, fakat bazı fiziksel arızalı ve hastalıklı Arapların dini ibadet ve vecibelrini yerine getirmekte zorlandıklarında baz alınması gerektiğindedir. Ve yine aynı eserden, hadisler ve diyanet yayınlarından anlaşıldığına göre Muhammet bu gibi ayet ve hadislerin açıklamalarını hiçte Sayın Yazarın yaptığı gibi değil, ona göre bakınız;
    “Bir gün o, sahabelerinden birinin gece boyunca namaz kıldığını…. Bir diğerinin de Ramazan ayı dışında aralıksız bütün günlerini oruç tutarak geçirdiğini, bazılarının da bebek yaşta ki çocuklarına bile oruç tutturduklarını duyduğunda Resulullah bu sahabelerin yapmış olduklarını yasakladı ve ‘Dini kolay hale getiriniz, zorlaştırmayınız” eyaletlere valiler gönderdiğinde talimatlar vererek onlara da aynısını tembihle ‘Dini kolay hale getiriniz, zorlaştırmayınız ve bu dinden kimseyi korkutup kaçırmayınız.’ Seklinde talimatta bulunmuştur
    Oysa ki Allah ve Resulünün böyle kuzey ülkelerindeki gece ve gündüz farklarından dolayı ibadet etmekte zorlanacaklarından haberi olmuş olsaydı, Muhammed Hamidullah gibi açıklamalarda bulunmayacak, tam aksine o ülkeler içinde, farklı ibadet ayetleri yazarak veya indirerek o ülkelerin insanlarında dini ibadetlerine kolaylıklar getirecekti ve insanlarda yaratıcılarına nasıl ibadet edeceklerini öğreneceklerdi. A.g.e sayın yazarın şöyle bir çekincesi daha var.
    “Bu gün Finlandiya, Norveç ve Kanada gibi ülkelerde çok sayıda Müslüman var….. Fakat gerçek şu ki. Bu bölgelerdeki insanlar güneş kış mevsiminde bir hafta boyu hiç doğmadı diye bütün hafta boyu yataklarında uyumamaktadırlar. Aynı şekilde yazında bir hafta boyu güneş hiç batmadı diye bütün bir haftayı uykusuz geçirerek çalışmamaktadırlar.” Der. (İslam peygamberi sayfa 797)
    Bu ülkeler için yapmış olduğu tespitler buraya kadar doğru ve bu insanlarda, orada ki doğanın yasalarına uyum sağlayarak ve de gece gündüz fark etmez demeden yaşamaya, aşağıda ki ayetlere aldırış etmeden de çalışmaktadırlar.
    Şimdi asıl mesele yazarın burada, Allah ve Resulünün o zamanki Arap gelenek ve kültüründen ve daha evvelki dini geleneklerden fazla bir şey bilmediğini söyleme cesaretinden yoksun olduğundandır. Oysaki, Allah ve Resulü Muhammed, bu yazarın bilerek görmezlikten geldiği aşağıda ki ayetlerle Arabistan daki görünen güneş sistemine uygun ve buna göre “Mekke halkı ve çevresindekileri uyarasın” (K. 42/7) diye açıklamalarda bulunmuştur. İşte bu ayetlerden bir kaçı;
    “Tanyerini ağartan, geceyi dinlenme zamanı, güneş ve ayı vakit ölçüsü kılandır. Bu, Güçlü olanın, Bilenin nizamıdır. 6/96 Size geceyi dinlenesiniz diye karanlık ve gündüzü çalışasınız diye aydınlık olarak yaratan Allah’tır. Kulak veren millet için bunlarda ayetler vardır. 10/67 Size geceyi örtü, uykuyu rahatlık kılan, gündüzü çalışma zamanı yapan Allah’tır. 25/47 De ki: “Söyler mısınız? Eğer Allah geceyi üzerinize kıyamete kadar uzatsaydı, Allah’tan başka hangi tanrı size bir ışık getirebilir? Dinlemez mısınız?” 28/71
    Durum hiçte Sayın yazarın, Allah ve Resulünün “dini kolaylaştırın” gibi ayetleriyle kuzey ülkelerindeki yaratıklarının dini ibadetlerini kolaylaştırma gibi bir derdi olmayıp, Bakara 2/187 ayetinde görüldüğü gibi oruç ve tüm ibadet vakitlerinde güneşi; ölçü olarak doğuşu, tam tepede (zeval) ve batışıyla bahsi geçen dini ibadetlerin zamanlarını tespitte kullanmıştır, Tüm bunlardan esinlenerek şöyle bir soru sorulabilir: eğer peygamber Finlandiya da doğmuş olsaydı ibadet zamanları neye göre düzenlenecekti? Cevaben de şöyle denilebilir. Bu bölgede böyle alemleri kapsayacak tek tanrılı bir din ve bu dini konuların üretildiği ve daha da önemlisi hayali senaryoların yazılma sı geleneği olmadığı için cevapta olmayacaktır. Hemen denile bilir ki bu bölgelerde yaşayan insanlarında tapındıkları doğmalar var ve en azından Hıristiyan dırlar, doğrudur ama yinede bu dinlerinde üretim merkezleri Araplardır ve Arap yarımadasıdır.
    Bunlardan daha da ilginci (İslam Düşünce Rehberi Şah Veliyullah Dihlevi nin yazmış olduğu iki ciltlik eserinin 67. sayfası namazlar bölümünde birde kuşluk vaktinin tespiti var ki akıllara zarar. Şöyle ki: “Kuşluk namazı için en uygun zaman, günün yükselmeye başladığı, kumların ısındığı, deve yavrularının artık sıcaktan gezemez olduğu zamandır” şimdi tüm alemleri kapsadığını iddia eden Kuran ve savunucusu İslam yazar ve ilimcilerinin bu gibi durumlarda bahsi geçen kuzey ülkelerinde zorda olsa yaşamaya çalışan insanlar has bel kader Müslüman oldularsa, hangi hayvan yavrusunu, hangi güneşi ve hangi sıcağı baz alacak ve hepsinden de önemli yaratıcılarına niyazda bulunmak, bir kuşluk namazı kılmak için “üç yıl” mı? Bekleyecekler.

    • bilal dedi ki:

      Mustafa Cengiz ! 1- Ramazan ayının orucu ( bir ayın orucu ) bütün alemlere farz kılınmış-
      tı diye,kur’an’ın neresinde geçiyor.? Bak kur’an nasıl diyor ? Bakara suresi 183-185.
      ayetler : ”ىا ايها الذين امنوا كتب عليكم الصيام كما كتب علي الذين من قبلكم الخ ” Ey iman edenler ! Oruç siz-
      den öncekilere yazıldığı gibi,sıze de yazıldı.(farz kılındı.) Dikkat ederseniz,” Oruç öncekilere de farz kılındığı gibi ” şeklindedir. Ama; bir ay olan Ramazan orucu değildi. Onların orucu bir
      kaç günlük idi. Bir ay oruç tutmak sadece kur’an’ın gelişi ile farz kılınıyor. Yani bir ay oruç
      tutmak sadece islam ümmetine mahsustur.Zaten kur’an’ın inmesiyle Ramazan ayı değer buluyor.
      . İslamdan önce Ramazan diye bir oruç ayı yoktu. Bu nedenle;Bir ay olan Ramazan ayı-
      nın orucu diğer toplumlara da farz kılınmıştı diye, iddia etmek tamamen yalnıştır. Önceki
      toplumlara sadece belirli bar kaç gün oruç farz kılınmıştı. Onların da oruçları tıpkı islamiyete
      olduğu gibi,gündüz vaktine takabul ederdi. Geceleyin onlara bir şey yasaklanmamıştı.
      Oruç gecelerinde onlara bu tür yasakların konulduğuna dair hiç bir ayet yoktur.
      Hatta, müslümanlara nazararan öncekiler daha az ibadetle mükellef kılınıyordu.. Zamanla oruç tutma şekli bozuluyor .Kur’an indiği döneme kadar de bu şekil devam ediyordu.İslamın ilk dönemine kadar devam eden o yanlış oruç tutma şekli,(sahura kalkmama,uyku vaktin-
      den sonra yemek,içmek ve cinsi ilişkilerden uzak kalma gibi yalnış uygulamalar,)Bakara suresi 187.ayetin inmesi ile kalkıyor. Söz konusu yasaklar onların yalnış inançlarından kaynaklanıyordu..
      İşte öteden beri yanlış olarak tutulan oruç şekli,Bakara suresi 187.ayetle ortadan kalkıyor.
      ” احل لكم ليلة الصيام الرفث الي نسائكم الخ ”..Oruç gecelerinde eşlerinize yaklaşmanız (ilişkide bulunmanız) size helal kılınmıştır….” Yani öyle bir yasak yoktur. Ayetin devamın da,
      ” علم انكم كنتم تختانون انفسكم الخ ”Doğru meal; ”Allah,sizin kendinize kötülük ettiğinizi biliyordu.
      ”….Allah kendinize kötülük ettiğinizi bildi.” şeklindeki çeviriler tamamen yanlıştır.
      Çünkü, ” احل ve علم geçmiş fiil kipleridir. Şuan ki zamanla hiç alakaları yoktur.Çeviri-
      ler yalnıştır.
      2. Konuya kısaca değinmek istiyorum: Kur’an daki kural,kaide ve mesajlar geneldir.
      Hitap yaptığında çuğunluk baz alınır. İnsanların % 99’un üzerinde gece ve gündüz-
      lerin normal seyrettiği yerlerde yaşıyorlar.Gece ve gündüzlerin anormal seyrettiği yer-
      lerde çok az sayıda insan yaşıyor. Bunlar için özel bir ayetin inmesi mi gerekiyor.?
      İslamda asıl olan inanç,niyet ve ibadettir. Nasıl ki mazeret olduğunda veya yolculukta,
      kaza etmek suretiyle oruç tutulmayabilir ve namazlar kısaltılıp birleştirilebilrse,gündüz
      ve gecelerin normalından uzun sürduğu bölgelerde de yaşayanlar, kendilerine yakın
      normal bölgelerin yerel saatlerine göre ibadetlerini yapabilirler.Yeterki ibadetlerini
      yapsınlan .Allah kabul eder.Önemli olan niyetleridir.Bunlar için özel bir ayetin inmesi-
      ne gerek yok. Evreni,dünyayı ve güneşi yaratan yüce Allah,elbette Norveç gibi yerle-
      rin durumunu (haşa) bilmemesi söz konusu olamaz.Her yer onun eseridir.Kendi eserini bilemez mi ? Önemli olan ona yönelmektir.
      MAİDE SURESİ 90-91. Ayette; ” انما الخمر والميسر الخ ” Ey iman edenler ! İçki, (sarhoş
      edici,aklı gideren,) kumar,dikili taşlar (putlar) ve fal okları şeytan işi birer pisliktir, on- lardan kaçının ki kurtuluşa eresiniz ” diye buyurulur . Burada içkinin ifadesiyle aynı
      özelliği taşıyan her türlü madde yasaklanıyor. Teker teker hepsinin isimlerinin zikre-
      dilmesi gerekmez.Çünkü kur’an’ın kaide ve kuralları geneldir. Her bir içki türü için, bir
      ayetin inmesi gerekmediği gibi,Norveç’ın kuzey enleminde yaşayanlar için,özel bir
      ayetin gelmesine de gerek yoktur. 3-Veliyullah Dihlevi den getirdiğin görüş,onun böl-
      gesel yorumudur.Hiç bir alimin yorumu müslümanları bağlayamaz.Yorum yorumcuya aittir.
      Hiç bir mezhep de müslümanları bağlayamaz.Mezhepler din değildir.Mezheler yorum-
      lardır. Müslümanları bağlayan tek unsur kur’an ve mütevatir (kesin ve sahih olan )
      sünnettir. İlk dönemde mezhepler mi vardı ? bunlar sonradan ortaya çıkmıştır.Mez-
      hepler yorumların ürünü oldukları için yalnış yönleri de var,doğru yöneleri de.Asıl olan
      dinin tek kaynağı kur’an dır. Mütevatir sünnet ise,kur’an’ın uygulama şeklidir.Bizi ilgi-
      lendiren kur’an ve sahih sünnettir.
      3- Diyorsun ki,eğer peygamber Finlandiya da doğmuş olsaydı ibadet zamanları neye
      göre düzenlenecekti ? Kur’an, evrensel çözüm getiriyor. Bakara suresi 286.
      ”لايكلف الله نفسا الا وسعها الخ ” Allah her kesi, ancak gücünün yettiği ölçüde mükellef kılar.”
      Burada yaşayanlar,diğer normal bölgeler de yaşayanlardan daha fazla ibadet yapmak
      veya daha uzun oruç tutmakla mükellef tutulmazlar.Normal bölgelerin yerel saaleri
      baz alınır ve herkes için süre aşağı yukarı aynı olur.
      4- ” Ta fecrin beyaz ipliği………” ,dünya nüfusunun %99’un üzerinde bu fecr olayına
      şahit oluyor. Böyle yerlerde yaşıyorlar.Ayet genele hitap ediyor. Yüce Allah’ın bizden
      istediği iman,ibadet ve ona yönelmektir.şekil önemli değildir. Fecrin olmadığı yerler de
      yaşayanlar, yeterki Allah’a yönelsinler.Güneşin olduğu veya olmadı zamanın önemi yok-
      tur.Ona inanıp gücün nisbetinde ibadetini ifa etsen yeterlidir. Hani yolculukta namaz-
      larını kısaltıyorsun ya.! İşte bu da öyle. Orada yaşayanlar ay ve seneleri nasıl hesaplı-
      yorlarsa,ibadetlerini de öyle hesaplayarak yapacaklar. Onlara sorun çıkarmanın hiç bir
      anlamı yoktur. Saygılar.

  17. sinan dedi ki:

    enfal 65 ile enfal 66 yı açıklayabilecek bir müslüman var mı?

    • Hakikat dedi ki:

      Sinan Bey,
      Enfal suresinin 65. ve 66. ayetinin sebebini; Enfal suresinin 64. ayeti yeteri kadar izah edip açıklıyor. Ayetleri yargılamak yerine anlamaya çalışırsanız anlarsınız. Saygılarımla…

      Enfal suresi 64.
      Ey Peygamber! Allah ve inanananlardan seni izleyenler sana yeter/Allah, sana da seni izleyen müminlere de yeter!

      Enfal suresi 65.
      Ey Peygamber! Müminleri çarpışmaya teşvik et! Sizden sabırlı yirmi kişi olsa, küfre sapanların iki yüzüne galip gelir; sizden yüz kişi olsa, onların binine galebe çalar. Çünkü onlar gereğince anlamayan bir topluluktur.

      Enfal suresi 66.
      Şimdi, Allah yükünüzü hafifletti. Bilmiştir ki, sizde bir zaaf var. İçinizden sabırlı yüz kişi olsa, iki yüz kişiye galip gelir; sizden bin kişi olsa, Allah’ın izniyle iki bin kişiye galebe çalar. Allah, sabredenlerle beraberdir!

  18. Baha dedi ki:

    65- Ey Peygamber, müminleri savaşa teşvik et. Eğer içinizden sabırlı yirmi kişi çıkarsa iki yüz kişiye galip gelir. Eğer sizden yüz kişi olsa, kâfirlerden bin kişiye galip gelir. Çünkü onlar, anlamayan bir kavimdir.

    Âyet-i kerime, bir müminin, on kâfire bedel olacağını bildirmekte, se­bep olarak ta, kâfirlerin, savaşırken herhangi bir sevap elde etme inancından yoksun olmalarını göstermekte bu nedenle savaşta metanetli olmayacakianna, dünyalıklarını kaybedecekleri korkusuyla savaşta korkak davranacaklanna dik­kati çekmektedir. [90]

    66- Şimdi ise Allah, yükünüzü hafifletti. Çünkü içinizde zaaf bulun­duğunu biliyordu. Bundan böyle İçinizden sabırlı yüz kişi çıksa, ikiyüz kişiye galip gelir. Eğer sizden bin kişi olsa, Allah’ın izniyle iki bin kişiye galip gelir. Allah, sabredenlerle beraberdir.

    Abdullahb. Abbas diyorki:

    “Eğer içinizden sabırlı yirmi kişi çıkarsa iki yüz kişiye galip gelir…” ayeti nazil olunca, bir müslümanın on düşman karşısında direnmesi farz kılınmıştır. Bu ise Müslümanlara çok zor geldi. Bunun üzerine bu âyet nâzii oldu. Ve Müs­lümanların yükünü hafifletti. Ancak, Allah teala, karşı konacak düşman sayısını eksilttiği nisbette müminlerin sabrını da eksiltti[91]

    Taberi diyor ki: “Âyet-i kerime’de, her ne kadar ifâde emir şeklinde de­ğilse de mana itibariyle emirdir. Yani, bir Müslüman en az iki düşman karşısın­da savaşmak farzdır.

    Abdullah b.Abbas, İkrime, Hasan-ı Basri ve Süddi’den nakledilen bir gö­rüşe göre bu âyet, bundan Önce gelen âyetin hükmünü neshetmiştir. Artık bir müminin on kâfirle savaşma mecburiyeti kalmamıştır. Ancak bir mümi’nin iki kafire karşı savaşması farzdır. Onların önünden kaçması haramdır. Taberi de bu âyetin bundan Önceki âyeti neshettiğini söylemiş ve ayetlerin emi mı ahi yetinde olduğun söylemiştir.

    Mücahid diyor ki: “Bir mümin’in on kâfire karşı savaşması hükmü, Bedir savaşına katılan sahabiler içindi. Bu durum onlara ağır geldi. Bununüzerine, bir-mümin’in iki kâfirle savaşması hükmü geldi.”

    Abduah b. Abbas da diyor ki: “Bir müminin on kâfir karşısında on mümi­nin de yüz kâfir karşısında.savaşıp sabretaıesi emri, müslümanlannın sayılarının az olduğu zamanda idi, Müslümanlar çoğalamca Allah onların yüklerini hafifletti Bir müminin iki kâfir karşısında, on müminin de yirmi kâfir karşısında svaşmalan emredildi. [92]

    65- Ey Peygamber, müminleri savaşa teşvik et. Eğer içinizden sabırlı yirmi kişi çıkarsa iki yüz kişiye galip gelir. Eğer sizden yüz kişi olsa, kâfirlerden bin kişiye galip gelir. Çünkü onlar, anlamayan bir kavimdir.

    Âyet-i kerime, bir müminin, on kâfire bedel olacağını bildirmekte, se­bep olarak ta, kâfirlerin, savaşırken herhangi bir sevap elde etme inancından yoksun olmalarını göstermekte bu nedenle savaşta metanetli olmayacakianna, dünyalıklarını kaybedecekleri korkusuyla savaşta korkak davranacaklanna dik­kati çekmektedir. [90]

    66- Şimdi ise Allah, yükünüzü hafifletti. Çünkü içinizde zaaf bulun­duğunu biliyordu. Bundan böyle İçinizden sabırlı yüz kişi çıksa, ikiyüz kişiye galip gelir. Eğer sizden bin kişi olsa, Allah’ın izniyle iki bin kişiye galip gelir. Allah, sabredenlerle beraberdir.

    Abdullahb. Abbas diyorki:

    “Eğer içinizden sabırlı yirmi kişi çıkarsa iki yüz kişiye galip gelir…” ayeti nazil olunca, bir müslümanın on düşman karşısında direnmesi farz kılınmıştır. Bu ise Müslümanlara çok zor geldi. Bunun üzerine bu âyet nâzii oldu. Ve Müs­lümanların yükünü hafifletti. Ancak, Allah teala, karşı konacak düşman sayısını eksilttiği nisbette müminlerin sabrını da eksiltti[91]

    Taberi diyor ki: “Âyet-i kerime’de, her ne kadar ifâde emir şeklinde de­ğilse de mana itibariyle emirdir. Yani, bir Müslüman en az iki düşman karşısın­da savaşmak farzdır.

    Abdullah b.Abbas, İkrime, Hasan-ı Basri ve Süddi’den nakledilen bir gö­rüşe göre bu âyet, bundan Önce gelen âyetin hükmünü neshetmiştir. Artık bir müminin on kâfirle savaşma mecburiyeti kalmamıştır. Ancak bir mümi’nin iki kafire karşı savaşması farzdır. Onların önünden kaçması haramdır. Taberi de bu âyetin bundan Önceki âyeti neshettiğini söylemiş ve ayetlerin emi mı ahi yetinde olduğun söylemiştir.

    Mücahid diyor ki: “Bir mümin’in on kâfire karşı savaşması hükmü, Bedir savaşına katılan sahabiler içindi. Bu durum onlara ağır geldi. Bununüzerine, bir-mümin’in iki kâfirle savaşması hükmü geldi.”

    Abduah b. Abbas da diyor ki: “Bir müminin on kâfir karşısında on mümi­nin de yüz kâfir karşısında.savaşıp sabretaıesi emri, müslümanlannın sayılarının az olduğu zamanda idi, Müslümanlar çoğalamca Allah onların yüklerini hafifletti Bir müminin iki kâfir karşısında, on müminin de yirmi kâfir karşısında svaşmalan emredildi. [92]
    65- Ey Peygamber, müminleri savaşa teşvik et. Eğer içinizden sabırlı yirmi kişi çıkarsa iki yüz kişiye galip gelir. Eğer sizden yüz kişi olsa, kâfirlerden bin kişiye galip gelir. Çünkü onlar, anlamayan bir kavimdir.

    Âyet-i kerime, bir müminin, on kâfire bedel olacağını bildirmekte, se­bep olarak ta, kâfirlerin, savaşırken herhangi bir sevap elde etme inancından yoksun olmalarını göstermekte bu nedenle savaşta metanetli olmayacakianna, dünyalıklarını kaybedecekleri korkusuyla savaşta korkak davranacaklanna dik­kati çekmektedir. [90]

    66- Şimdi ise Allah, yükünüzü hafifletti. Çünkü içinizde zaaf bulun­duğunu biliyordu. Bundan böyle İçinizden sabırlı yüz kişi çıksa, ikiyüz kişiye galip gelir. Eğer sizden bin kişi olsa, Allah’ın izniyle iki bin kişiye galip gelir. Allah, sabredenlerle beraberdir.

    Abdullahb. Abbas diyorki:

    “Eğer içinizden sabırlı yirmi kişi çıkarsa iki yüz kişiye galip gelir…” ayeti nazil olunca, bir müslümanın on düşman karşısında direnmesi farz kılınmıştır. Bu ise Müslümanlara çok zor geldi. Bunun üzerine bu âyet nâzii oldu. Ve Müs­lümanların yükünü hafifletti. Ancak, Allah teala, karşı konacak düşman sayısını eksilttiği nisbette müminlerin sabrını da eksiltti[91]

    Taberi diyor ki: “Âyet-i kerime’de, her ne kadar ifâde emir şeklinde de­ğilse de mana itibariyle emirdir. Yani, bir Müslüman en az iki düşman karşısın­da savaşmak farzdır.

    Abdullah b.Abbas, İkrime, Hasan-ı Basri ve Süddi’den nakledilen bir gö­rüşe göre bu âyet, bundan Önce gelen âyetin hükmünü neshetmiştir. Artık bir müminin on kâfirle savaşma mecburiyeti kalmamıştır. Ancak bir mümi’nin iki kafire karşı savaşması farzdır. Onların önünden kaçması haramdır. Taberi de bu âyetin bundan Önceki âyeti neshettiğini söylemiş ve ayetlerin emi mı ahi yetinde olduğun söylemiştir.

    Mücahid diyor ki: “Bir mümin’in on kâfire karşı savaşması hükmü, Bedir savaşına katılan sahabiler içindi. Bu durum onlara ağır geldi. Bununüzerine, bir-mümin’in iki kâfirle savaşması hükmü geldi.”

    Abduah b. Abbas da diyor ki: “Bir müminin on kâfir karşısında on mümi­nin de yüz kâfir karşısında.savaşıp sabretaıesi emri, müslümanlannın sayılarının az olduğu zamanda idi, Müslümanlar çoğalamca Allah onların yüklerini hafifletti Bir müminin iki kâfir karşısında, on müminin de yirmi kâfir karşısında svaşmalan emredildi. [92]

  19. din yalan dedi ki:

    Yazara aynen katılıyorum.Din yalan hem de kocaman bir yalan.İyi insan olmak gerekiyo sadece buna inanıyorum iyiden kasıt kötülük yapmamak.muhammed resmen uydurmuş.eski zamanların siyasetini yapmış işte.

    • csk dedi ki:

      madem din,yaratıcı, yok bilim adamlarına göre dünya büyük bir patlama sonucu oluştu.bu durumda biz nerden geldik nasıl olduda hayvanlar insanlar oluştu doğanın dengesi nasıl oluştu.

      • Gencer dedi ki:

        Kimse Yaratıcı Yoktur iddiasında değil.Din demek Tanrı demek mi?Din İnsan icadı olamazmı?Mesela Sabatayizm inancıda insan icadıdır.Sabetay Sevi adında birisi çıkıp 1600 lü yıllarda ben Mehdiyim demiş ve arkasından bir sürü sazan gidi vermiş.Al sana Sabetayistlik inancı.

      • csk dedi ki:

        İnsanlık tarihinin en başından bu yana bir çok kişi çıkıp ben tanrıyım ben kurtarıcıyım demiş.
        birisi çıkıp ben peygamberim dedi bizde onun peşindenmi gittik.
        evet insan icadı olan toplumda dinler de var kimi insan güneşe kimisi taşa toprağa tapıyor yaratıcı onların kafasında bu kadar basit.
        İnsanın fıtratındaki hiçbir duygu Allah’ın Zat-ı Akdesini anlayacak kapasite ve ayarda yaratılmamıştır.
        Bu sebeple İslam Allah’ın Zat-ı Akdesi hakkında düşünmeyi yasaklayıp men etmiştir.
        Aklımıza Allah’ın Zat-ı Akdesi hakkında ne geliyorsa, Allah ondan beri ve mukaddestir.
        Yani Allah o düşündüğümüz ya da tasvir ettiğimiz şey değildir. Bu bakış açısı mümin insanların önemli bir iman prensibidir.
        Hiç kimse kuran ın bir benzerini yapamaz.Bunu allah kuran da net bir şekilde söylüyor.

        (Kulumuza [Resule] indirdiğimizden [Allah’tan geldiğinden] bir şüpheniz varsa, iddianızda doğru iseniz,
        Allah’tan gayri şahitlerinizi [bilginlerinizi] de yardıma çağırıp, haydi onun benzeri bir sure meydana getirin!
        Bunu yapamazsınız, asla yapamayacaksınız da.) [Bekara 23, 24]

        (De ki: Bu Kuranın bir benzerini ortaya koymak üzere insanlar ve cinler toplanıp,
        birbirine destek de olsalar, yemin olsun ki yine de benzerini ortaya koyamazlar.) [İsra 88]

        Ayın kendi ışığımı yoksa yansıyan ışıkmı?
        Önceden ayın kendi ışığı olduğu düşünülüyordu fakat son olarak ay ışığının yansıyan bir ışık olduğu bilim sayesinde ortalama 200 yıl önce öğrendik

        Kur’an 1400 yıl önce Furkan(25) suresi 61. Ayette
        Gökte burçları var eden onların içinde kandil(güneş) ve nurlu bir ay barındıran Allah yüceler yücesidir.
        Arapçada ay ışığı için kullanılan “münir” yada “nur” yansıyan ışık manasına gelir.

        Üzerinde yaşadığımız dünya nasıl bir şekle sahiptir.?

        1597 de Sir Francis Drake dünya çevresinde yelkeniyle dolaştı ve dünyanın küre biçiminde olduğunu kanıtladı.

        Fakat Kur’an bize 1400 yıl önce Naziat suresi 30.Ayette diyorki
        “Ve yeri de yumurta biçimine soktu” Arapçadaki “deha ha”
        kelimesinin anlamlarından bir tanesi “genişlemek yaymak”
        iken diğeri Arapçası “dahv” olan kelimeden türemiştir
        ve deve kuşu yumurtası manasına gelir.

        Bugün bilim bize diyorki evren genişliyor?

        Bu durumda bizde Zariat suresi 47. ayete bakalım
        Ve sema; Biz onu büyük bir kudret ile bina ettik.
        Ve muhakkak ki (onu) genişletici olan elbette Biziz.

        Bugün öğrenmeye başladıkki bitkilerin cinsiyeti olduğunu ki önceden bilmiyorduk.
        Kur’an Taha suresi 53. ayette bundan bahsediyor.
        Böylece onunla çeşitli bitkilerden çift çift çıkardık.

        Yine öğrendikki iki tip su vardır. Tatlı ve tuzlu
        Ve aralarında bir bariyer vardır.
        Rahman 19-20. ayette”iki denizi birbiri ile karşılaşacak”
        (birbirine kavuşacak) şekilde akıttı.İkisi arasında
        berzah(engel) vardır.ikisi birbirinin sınırını geçemez.
        (özelliğini, düzenini bozamaz).

        Bugün bilim adamları diyorki dağlar deprem olmasını
        engellemektedir.
        Nebe suresi 6-7 ayetlerde bahsedilmiştir
        Arzı döşek kılmadık mı?
        Ve dağları (yeri sabit tutan) kazıklar (yapmadık mı?)

        Bunun gibi yüzlerce ayet daha söylenebilir.

        1400 yıl önce hiç bir teknolojinin olmadığı bir dönemde
        okuma yazma bilmeyen birisi çıkacak bilimin son zamanlarda açıkladığı
        şeyleri söyleyecek
        siz diyeceksiniz ki islamiyet dini insan uydurmasıdır.
        kuran arapça indirildi sizlerin kuran hakkında yorum yapabilmesi için arapça da bilmesi gerekiyor.
        en önemlisi baştan sona okumalısınız ayetlerde bir parça alarak yorum yapamazsınız.

      • MaMaLi dedi ki:

        csk!sen önce evreni,tanıyacaksın,çok çalışıp,öğreneceksin,dünyanın,büyüklüğünü,öğreneceksin,içinde bulunduğun,samanyolu galaksi’sinin,büyüklüğünüde öğreneceksin,dünyanın evrende ne kadar yer kapladığınıda,öğreneceksin,sonra şu soruyu kendine,sormaya başlarsın merak etme))yahu toplu iğne başı kadar evrende,duran soluk mavi,bir yerde yaşıyorum,ve tanrı beni,burda,epilepsi,ensest,pedofoli,hastası,kendini,allahın genel müdür sanan,ilkel,bir,çöl,bedevisinin,kendi siyasetini,bana allahın dini diye yutturmasını,içime sindiremiyorum!demeye başlarsın.Sen yeterki,evreni,samanyolu galaksisini,çalış öğren ok.

      • bilal dedi ki:

        MaMaLi,

        Bir arkadaşa ‘’ ….ve tanrı beni,burda,epilepsi,ensest,pedofoli,hastası,kendini,allahın genel müdür sanan,ilkel,bir,çöl,bedevisinin,kendi siyasetini,bana allahın dini diye yutturmasını,içime sindiremiyorum! demeye başlarsın ‘’ demektesiniz.

        Peki hz.peygamberin epilepsi,ensest,pedofoli hastası vs.olduğunu hangi kaynaktan ve hz.peygamber zamanında yaşamış olan hangi uzman düşünür ve Dr.lardan öğrendin.? Neye dayanarak böyle bir iftirayı yapıyorsunuz. ? Senin kanıtın nedir ??? Eğer bu iddilarını kanıtlarla ispat etmezseniz,bilinizki en büyük iftirayı yapmış olursunuz. !!!

        1-AYRICA,TARAFSIZ BAZI BATILI DÜŞÜNÜRLERİN HZ.MUHAMMED HAKKINDAKİ SÖZLERİ DE SENİN BU TÜR İDDİALARINI GEÇERSİZ KILMAKTADIR.!!!

        Batılı düşünürlerin Efendimiz(sav)hakkında sözleri Mumsema
        Encyclopedia Britannica, (Vol. 12):

        “Eski zamanlardan birçok incelik bize gösteriyor ki, Muhammed samimi ve dürüst bir insan idi,o samimi ve dürüst olan başka insanların saygısını ve bağlılığını kazanmıştı.”

        Johann Wolfgang Goethe, (Noten und Abhandlungen zum westlıchen Diwan, WA1,7, 32):

        “Onu bir peygamber olarak görmek lazım, bir şair olarak değil. Bunun için Kur’an’da ilahi Kanûn olarak görmek lazım, bir insanın kitabı olarak değil Âlemlerin Efendisi – Muhammed.”
        Hiç kimse Hazret-i Muhammed(sav)’in prensiplerinden daha ileri bir adım atamaz
        avrupaya nasip olan bütün başarılara rağmen bizim konulmuş olan bütün kanunlarımız,islam kültürüne nispetle eksik——.biz avrupa milletleri medeni imkanlarımıza rağmenHazret-i Muhammed(sav)’in son basamağına varmış olduğu merdivenin daha ilk basamağındayız.şüphe yokki;hiç kimse bu yarışta O’nu geçemiyecektir

        Michael H. Hart, (“100 Kişiler: Dünya tarihindeki en etken 100 Kişi, New York: Hart Yay. 1978, S. 33):

        “Muhammed’i dünya tarihindeki en etken insanlar listesinde ilk başa koymam, bazı okuyucuları şaşırtabilir,hatta bazıları bunu sorgulayabilir. Ama o tarihte tek insan olarak hem dünyevi hem dini acıdan büyük etki yapabilmiştir.”

        Lamartine (Paris 1854):

        “Düşünür,hatib, havari, kanun koyucu, mücadeleci, fikirleri feth eden, rasyonel inançları onaran,resimlere ve putlara tapmaya son veren, yirmi tane dünyevi devletin kurucusu olan ve bir tane manevi devlet kuran – işte bu Muhammed’tir. Bir insanın büyüklüğünü tespit edebilmek için kullanılan bütün kıstaslara göre Muhammed’ten başka birisinin hiç daha büyük olabileceğini düşünebilirmiyiz?

        K.S. Ramakrishna Rao (“Muhammed, İslam’ın Peygamberi”):

        “Muhammed’in bütün kişiliğini anlayabilmek güçtür. Ançak bazı hususlarını anlayabiliriz. Ne kadar ders verici olan dramatik olaylar. Bakıyoruz peygamber olan Muhammed, mücadele eden Muhammed, tüccar olan Muhammed, devlet adamı olan Muhammed, hatib olan Muhammed, reform edici olan Muhammed, öksüzleri kuçaklayan Muhammed, köleleri koruyan Muhammed, kadınları kurtaran Muhammed, hakim olan Muhammed, mukaddes olan Muhammed. İnsanoğlunun bütün hayat alanındaki göstermiş olduğu bütün bu müthiş roller o’nun bir kahraman olduğunu gösterir.”

        W. Thomas Carlyle (“Kahramanlar ve Kahramanlara Tapmak”)

        “ bir insan tek başına 20 seneden az bir zaman içinde, nasıl olur da birbirleri ile savaşan kabileleri ve yörük olarak gezen bedevileri,kuvvetli ve cağdaş bir topluluğa kenetleyebilir?

        W. Montgomery Watt (“Muhammad in Mecca, 1953”):

        “İnancı uğruna baskılara sabır etmesi, yüksek derece karekterli insanların, o’na inanıp o’na lider olarak bakmaları, ve neticede ulaşmış olduğu başarı – bütün bunlar o’nun tam bir emin insan olduğunu gösterir. Muhammedin bir dolandırıcı olduğunu zan etmek, problem cözeceğine daha çok problem getirir. Bunun yanında söylemek gerekir ki batı tarihi büyük şahışları değerlendirirken hiç bir sahışa bu kadar az takdir göstermiştir O’nun için, biz o’nu hakikaten anlayabilmemiz için, Muhammed’e içtenlikle ve samimi bir şekilde saygımızı göstermemiz lazım.”

        RVC Bodley (“The Messenger, 1946”):

        “O sadeliği seven bir adam, fakat gönlünde ümmetinin hayrını gözeten büyük bir şahıs idi, maneviyat’dan güç alıp, hareketlerini son derece mantıklı bir şekilde planlayan idi Muhammed yaşadığı toplumda kendisini huzurlu hissetmiştir. O evli idi, ve çoçukları vardı. O ata iyi binebiliyor, kendi ayakkabılarını yapıyor ve kıyafetini kendi yamayabiliyor idi. İnce bir mizah anlayışına da sahip idi. O kendisinin bir lider olduğunu bildiği halde, hiç bir zaman kendini beğenmişliğe kapılmamıştır. O, köleler ile beraber yemek yemeğe veya hurmalarını bir fakir ile paylaşmayı da çok görmez idi.”

        Maxime Rodinson (“Mahomet, 1971”):

        “Muhammed dini bir dahi, müthiş bir sıyasi düşünür – ve insan olarak, senin benim gibi idi. Dindar olan bir insanı ve o’nun mesajını anlamak isteyen her insan o’nun hareketlerindeki dini olmayan amaçlarından ve yaptıklarının neticelerinden çok şeyler öğrenebilir. Ama o’nu daha çok tarihi bir şahış olarak değerlendirenler, o’nu bu büyüklüğü kazandıran nizam hakkında, ve tabii ki nizamın kendisi hakkında düşünmelidir.”

        Lev N. TOLSTOY (1828 / 1910)

        “Bunu söylemek ne kadar tuhaf olsa da benim için Muhammedilik . Haça tapmaktan (Hıristiyanlık’tan) mukayese edilemeyecek kadar yüksekte duruyor.Eğer insan , seçme hakkına sahip olsaydı , aklı başında olan her bir insan, şüphe ve tereddüt etmeden Muhammediliği ; tek Allah’ı ve onun peygamberini kabul ederdi.”

        ( shebol)
        1927 hukuk kongresi başkanı

        Hazret-i Muhammed(sav)’in insan olması itibariyle,bütün insanlık muhakkak iftihar eder.
        çünkü O’zat ümmi olmasıyla beraber,on üç asır evvel öyle kanunlar ve esaslar getirmiştir ki;biz avrupalılar ikibin sene sonra O’nun kıymetine ve hakikatine yetişsek en mes’ud en saadetli nesiller oluruz. ” alıntı”

        Ve daha nice tarafsız batılı düşünürlerin hz.Muhammed hakkındaki görüşleri !!!
        Özetle,hz.Muhammed hakkındaki iddilarınızın tümü mesnedi ve kanıtı olmayan saçmalılklardır.

        2- Hz.Aişe hz.peygamberle evlenirken yaşı 18-20 arasında idi.İşte bunun delillerle kanıtı.

        HZ:AİŞE’NİN EVLİLİK YAŞI ?

        Hz. Ebû Bekir’in kızı Aişe ile Hz. Muhammed’in bu nikâhı, Bazı Hadisçiler ve sapık düşünceler ile farklı yönlere çekilmiştir. Cübeyr ile Aişe arasındaki sözün “Sahih” kaynaklardan nakledilmesi, bize bazı gerçekleri de göz önüne getirirken, Başta “Hadis Âlimi” olarak görülen İmam BUHÂRÎ’ nin (H.194-256/M.S.810-869) Peygamberimizin vefatından 200 sene sonra kaleme aldığı hadislerinin ve Tırmızî’nin hadislerinin ne kadar yanlışlıklarla dolu olduğunu ve “Sahih” olmadığını ortaya çıkarıyor.
        Şöyle ki; Hz. Ebû Bekir’in kızı Aişe’yi Mut’ım’in oğlu Cübeyr ile söz kesmesi, Müslümanlığı seçmeden önce olduysa, Bu Hz. Aişe’nin Hz. Muhammed’in Peygamberliğinin “Vahy” edildiği (M.S.610) yılından önce olması gerekir. Diyelim ki Hadisçilerin Hz. Aişe den rivayetleri; “Ben altı yaşında iken sözlendim…” demesi, doğru olsun. O zaman bahsedilen söz kesilmesi Hz. Muhammed ile değil, Mut’ım’in oğlu Cübeyr iledir. Onlarda yaşının küçük olmasından dolayı belirli bir olgunluğa erişmesini beklemişler ve bu sırada da tabiî ki Hz. Ebû Bekir Müslümanlığı seçerek, Mut’ım’in Ailesinin amaçlarına ulaşamamasına neden olmuştur. En düşük ihtimal ile Hz. Aişe’nin 6 yaşındaki bu söz kesilme olayı, (M.S.610) yılına tekâmül eder. Buna göre Hz. Muhammed ile Hz. Aişe’nin sözlenmesi, M.S.621-622 yıllarında olması gerekir. Tabii ki Kıyılan nikâhta M.S.624 yılında olunca, Hz. Aişe’nin Nikâh akdinin yapıldığı yaş; 20 dir.
        Bu konuda başta araştırmacı yazarlardan Ömer Rıza DOĞRUL (Asrısaadet’in Büyük Kadınları; ‘Hz. Âişe’ bahsi sayfa: 29-65) somut deliller ileri sürerken, Prof. Dr. Rıza SAVAŞ, Prof. Dr. Yaşar Nuri ÖZTÜRK, Prof. Dr. Bayraktar BAYRAKLI ve Prof. Dr. Abdulaziz BAYINDIR ile birçok günümüz İlahiyatçıların yanı sıra, Mısır-Kahire de bulunan Araştırmaları ile ünlü Tarih Prof. Muhammed Ebu Zehra da, aynı görüş ve Hz. Aişe’nin yaşının büyük olduğuna dair benzer tezleri savunmaktadır.

        XXXXXXXXX

        Ben şunu iddia ediyorum ki, Hz. Muhammed en seçkin bir kıymettir. Yaradan’ın, böyle ikinci bir vücudu imkan sahasına getirmesi de ihtimalden uzaktır. Seninle aynı asırda bulunamadığımdan dolayı üzgünüm Ey Muhammed…
        Prens Otto Von Bismarck (Modern Almanya’nın ilk şansölyesi -başbakanı)

        Evet,hz.Muhammed’in peygamberliğine inanmayabilirsiniz,fakat iftira ederek lütfen kendinizi müfteri konumuna düşürmeyin.!!!

        Herkese saygılar.

      • 1okuyucu dedi ki:

        Bilâl;

        —Hz.Aişe hz.peygamberle evlenirken yaşı 18-20 arasında idi.İşte bunun delillerle kanıtı. (senden alıntı)

        —Hz.Aişe Hz. Peygamberle evlendiği zaman yaşı 9 değildi. Evlendiği zaman yaşı
        18’i buluyordu. Bunun hesabını yapalım :
        1- Hz. Muhammed’in D.Tarihi Miladi : 571 :
        2-Hz. Aişe’nin Doğum Tarihi Miladi : 606
        – Hz.Muhammed’in Hicret tarihi : 622
        – Hicreten iki sene sonra evlilik gerçekleşiyor. ( 624 )
        – Hz.Aişe’nin doğum tarihi olan 606’yi ,624’ten çıkardığımız zaman evlilik yaşı 18.oluyor.
        ÖRNEK : EVLİLİK TARİHİ MİLADİ : 624
        DOĞUM TARİHİ MİLADİ : 606
        EVLİLİK VE DOĞUM TARİHİ : 624- 606= 18 (Evlilik tarihi ) (sana ait başka bir mesajından alıntı)

        Ayşenin yaşıyla ilgili rivayetlerin doğruluğu bilinemeyeceği için Ayşenin yaşından söz edecek değilim, ben burada insanları ahmak yerine koymanın tipik bir örneğinden bahsedeceğim,

        Ayşenin yaşıyla ilgili işine gelen rivayetleri kaale almışsın, buna diyeceğim bir şey yok, çünki siz işinize gelen şeylere gönülden imanınızın gereği kanıt olmasada inanırsınız,

        daha önce yazdığın bir mesajda, sanki Ayşenin nüfus bilgilerine ulaşmışsın gibi bir anlatım yapmana bir anlam veremedim???

        sanki bana, Ayşenin evlenme tarihinden 18 sayısını çıkararak bulduğun sayıyı, Ayşenin evlenme tarihinden çıkararak Ayşenin yaşını 18 olarak buluşsun gibi geldi,

        yani, 624-18=606, 624-606=18 gibi,

        bence Ayşenin yaşını 40 olarak gösterseydin daha iyi olurdu, yani Ayşenin doğum tarihini 624-40= 584 olarak gösterseydin daha iyi olurdu,

        çünki Ayşenin doğum tarihinden Muhammedin doğum tarihini çıkardığımızda aralarındaki yaş farkınının 35 olduğunu görürüz, (606-571=35)

        bu yaş farkından Muhammedin kızı yaşındaki bir kadınla evlendiği anlaşılır,

        toplumumuzda kızı yaşındaki kadınlarla evlenen erkeklere hoş gözle bakılmadığı, ahlâki açıdan etik bulunmadığı herkesin malumu?

        bence Ayşenin yaşının söz konusu olduğu başka bir mesaja cevap verdiğinde Ayşenin evlenme yaşıyla ilgili hesaplama yaparken, Ayşenin yaşını en az 40 olarak göster,

        böyle yapmaktan çekinme, soranlara ben yaptım oldu dersin?

        —Evet,hz.Muhammed’in peygamberliğine inanmayabilirsiniz,fakat iftira ederek lütfen kendinizi müfteri konumuna düşürmeyin (senden alıntı)

        batılılar Muhammedi Devlet kuran (belkide ilk Arap Devletini kuran) bir devrimci, usta bir siyasetçi olarak görürler, bizde genellikle öyle görürüz, yaptıkları değerledirmeler bu yöndedir ve hiç biri Muhammedin cinsel yaşamından söz etmez, çünki söz etmeye kalksalar kendi peygamberlerinin de cinsel yaşamını tartışmaya açmış olurlar, Muhammedin cinsel yaşamından söz eden, Muhammedin cinsel yaşamını düzenleyen Kuranın tanrısıdır, (ahzap, nisa vs. gibi) dolayısıyla Kurandaki muhammedin cinsel yaşamıyla ilgili ayetlerden söz etmemiz veya ayetlerde yer almamış evliliklerden söz etmemiz Muhammede iftira etmek anlamına mı gelir?

        örneğin ben, Muhammed kızı yaşındaki Ayşeyle evlenmiştir desem, Muhammede iftiramı etmiş olurum?

  20. Necron dedi ki:

    Madem İsa Tanrının çocuğu biz neyiz…? Hadi diyelim ki bizler de Tanrının çocuklarıyız hangi baba evladını ne hata yaparsa yapsın ne yanlış yaparsa yapsın cehennem de ateş dolu kaynar kazanlarda yakmayı göze alsın benim oğlum olacak yada kızım değil onu canlı canlı kazanlarda yakmayı ne suç işlerse işlesin bağrıma basarım o zaman şu tez çürüyor Allah affeden ve bağışlayandır…..

    • csk dedi ki:

      İslama göre Hz isa tanrının çocuğu değildir.Allah doğmamış ve doğurmamıştır ve ondan öncesi de yoktur.O inanış hristiyanlığa sonra girdi.Bunlar kuran da net bir şekilde anlatılıyor.
      Sen demişsinki hangi baba evladını ateşe atar ne hata yaparlarsa yapsınlar bağrıma basarım.
      Bundan 1400 yıl öncesinde doğan kız çocuklarını diri diri gömen babalar vardı.O bebeklerin ne suçu vardı?
      Şuan toplumda annesine kız kardeşine tecavüz edip öldüren binlerce insan var.Böyle insanlık dışı vahşeti yapan birini affetip bağrınamı basacaksın.

      • MaMaLi dedi ki:

        csk!1400 yıl önce kız çocuklarının,canlı canlı,gömülmesi,külliyen yalandır)öyle bir şey olmuş olsa,islam öncesi,şaiirlerin dizelerinde yer alırdı,bu palavralarla,bu yalanlarla,bu bilgisizlıikle,zaten islam size din diye sokulmuş))

      • bilal dedi ki:

        MaMali,
        ‘’ csk!1400 yıl önce kız çocuklarının,canlı canlı,gömülmesi,külliyen yalandır) diyorsunuz.

        Bunun yalan olduğunun delilleri var mı ? Varsa bu delilleri göster,yoksa tarihi gerçekleri hiçe mi sayıyorsunuz.? Biliniz ki tarihi gerçekleri yalan saymanızla yalan olmaz.!!!

    • MaMaLi dedi ki:

      Sayın Bilal!!Ensest,olduğu ahzap 50 ayeti ile tasdiklenmişdir,pedofil,olduğu,buhari,tırmızi,müslim,taberi,ebu davut ile tasdiklenmiş,olup,vebali onlara ait dir,)epilepsi!o devirde düşme hastalığı deniyordu,titreme,terleme,üşüme,beilirtiledir,tedavisi,mağara,da,gecelemek(peygamberinizin devrinde)tedavi,için,tek altarnatifdi,siz buna vahi geliyor ondandır,dersiniz genelde;iddaam ve tesbitlerim,şimdiye kadar yeterli kanıt olmadığı için,malesef,sizin,”İnformatik”bilgileriniz,tesbit ve iddamın yanında çok sönük kalıyor.Sayın Bilal!minik aişe’nin yaşına gelince;2010 yılı temmuz ayı ilk haftası,suud baş imamı,şöyle açıklama yaptı”müslümanlar,kız çocukları ile 1 yaşında nişan,9 yaşında nikah yapa bilirsiniz,bu peygamberimizin sünnetidir”dedi;o tarih türk,ve suud gazeteleri arşivde,göz ata bilirsiniz.Ayrıca,suud’a hiç gittinizmi?ben çok meraklı oldğum için,değil gitmek,uzun yıllar onlarla yaşadım!ve kureyş’liler le,çok,sıkı fıkı,ilişkilerim oldu)çoğu zenginleştirilmişdır;ve susturullmaya çalışılmışdır;suud, da,türkiye den daha çok ateist’in olduğu,geçen aylarda bu korkunç rakamlara vardığından!kral tarafından atesit’lik,yasaklanmışdır)demek kral dininden emin değil))neyse,sizin benden,istediğiniz kanıtlarım bunlar!lakin sizin sunduğunuz kanıtlar,andersen den masallar kadar bile ciddi değil,

  21. daha genç dedi ki:

    ya Allah orda meleklere şahitlik yapsın diye soruyor.Çünkü sağ ve soldaki melekler sevap ve günahları yazar .Ha Allahı inkar edenler Hz.Muhammedi (s.a.v.) yazarlıkla suçlayanlar yazıklar olsun size

    • Gencer dedi ki:

      Kimseye hakaret etmeye hakkın yok senin.Kimse Allah’ı inkar etmiyor.Ateist’ler zaten hiç inanmıyorlar.Ancak Kuran’ı Muhammed yazdı iddiaları çokta haksız bir iddia değil.Kuran’ı Muhammed’in yazmış olması Allah’ın olmadığı anlamına gelmez.
      Hurafeler ile yaşayanlar biraz beyinlerini kullanırlarsa Kuran’daki bir çok çelişkiyi görebilirler.

  22. can dedi ki:

    in ordan aşşağı ordan büyüklük taslamak senin haddin değildir

    neden böyle demiş acaba allah zülümkarmıdır der insan
    hayır allah gaybı seyreyleyendir onu bilendir sen ondan iyimi bileceksin eğer biliyorsan kendini kurtar eğer kurtardım dersen bilki seni kurtaran odur eğer azap göreceksen bilki sana azabı verecek olan yine odur kul buna şahitlik edecektir eğer insan bilseydi kurtulup yan gelip yatmazmıydı ama yine kendini kandırır o ondan öncesinide bilir

    şimdi bir soru soracağım ibrahimi içine düştüğü durumdan kurtaran kimdir yoksa ibrahimmi kendini kurtardı?

    bu ona pek zor geldi aklını çelip durdu ve suyun yanından geçerken o leşten parçalar koparan balıkları gördü sonra kuşlarda gelip nasibini aldı
    İbrahim içi içini yiyordu

    ey rabbim bana ölüleri nasıl dirilteceğini göster

    ey İbrahim bununla ilgili imanınmı eksik yoksa içinde bir şüphemi mevcut

    İbrahim( rabbim tövbelerim sanadır ne imanım eksiktir nede bir şüphem vardır yalnız sen içimdekini bilirsin ben sana sığınırım sadece göz seyrelemek ister

    İbrahim bana dört tane kuş getir

    şimdi onların kafalarını çek .
    tüylerini yol ….
    etlerini parçala …..
    sonra etleri çamurla hamur yap ………..
    İbrahim tereddüt etmez ve yapar ………………..
    sonra onları dört bir yana bırak ve sen gel de onlar gelecektir

    ve İbrahim gördü birbirinden ayrılanlar yine birbirine döndü ……….
    kuşlar başsız bir şekilde uçup geldiler ve başlarını aldılar ve ibrahime baktılar …………

    ben İbrahim şahidimki sen herşeye kadirsin sana hiçbir şey zor gelmez ……………………………..

    şeytan size kan damarlarınız kadar yakındır
    onunla dalaşmayın …………………………………………………….
    sen onun karşısında duramazsın ve sen içine düştüğün durumdan ona sığın
    şunuda bilki onun karşısındada hiçbirşey duramaz ……………………………………………..
    sanma o var eden yapılanları aynı hakkıyla yerine getirmeye gücü yetmez ……………
    herşey onun elinde değilmidirki onun gücü yetmez zamana mekana geri gelmesin onlar …
    o gaybdanda öncesini bilendir

    el-aziz hiçbir yönden mağlup edilemeyen her daim üstün gelendir
    ogün geldiğinde kul şahitlik yapacaktır ………
    sanma bunu yazan kişi bilendir bilki onu ona veren yine rabbidir
    musa ister rabbim bana cemalini göster ….
    ey musa hiçkimse beni cemalimle kemalimle herşeyimle bilemez

    musa – ey rabbim göz görmek ister
    o halde musa o dağlara bak onlar yerinde durursa sende durursun onlar duramazsa sende duramazsın
    allah tecelli eder sadece ve o dağlar duramaz karşısında yokoluverir ve musa düşüp bayılır
    musa kendine geldiğinde derki seni bütün eksikliklerden tenzih ederim
    şimdi bir düşün şeytan acaba musayı böylemi yok etmek istedi ..
    yoksa allah kalplerden geçeni bilmezmi…
    o evvelden bilendir ki musayı düştüğü durumdan başka kim kurtarabilirdi ,,
    el hakim.. o herşeye gücü yetendir kuvvet yalnız ona mahsustur……
    eğer allah zulumkar olsaydı musaya tecelli eder ve onu yok ederdi eğer allah bilmeseydi musayı nasıl kurtarırdı ,,,,,,,,,,
    o bütün eksikliklerden münezzehtir ………..
    önce onun sıfatlarını bilde öyle konuş ama insan nankördür
    şimdi söyle evvelden seni o karanlıktan çekip çıkaran sana o vücudu veren senin rabbin değilmi eğer o olmasaydı seni ordan çıkarmaya hangi kuvvet yeterdi ………..
    şimdi o güzel insanada muhammed mustafaya damı iftira atarsın o gün geldiğinde senin için ona yalvaracak olan o zata hangi yüzle bakacaksın ……demeyecekmisin o gün ne kadarda nankörüm peki o içine düştüğün durumdan seni kim kurtaracak kimin kuvveti buna yeter …
    Cebrail firavuna genç bir insan olarak gelir ve derki …..
    senin verdiklerine karşı gelen biri var seni istemez ben ondan daha iyi bilirim der
    firavun şöle der ,,,,,,,,,benim verdiklerime karşı gelen nerdedir ..
    Cebrail deniz kıyısında birisidir
    o halde o denizde boğulmak ona haktır
    ama dinlemiyor bizi bir buyruk yaz imzala bende götüreyim ve fermanın yerine gelsin yazar ve verir

    ve gün olur deniz yarılır firavun içine düşecekken ahiretin kapısı açılır ve derki musanın ilahına sığındım ama Cebrail ona o fermanı gösterir ve allah buyurur …şimdimi….
    inananlar için apaçık deliller vardır ….

    üstünlük yalnız takvadadır
    allah kullarını çok sever onun sevgisi lütüfları ana babanınkine benzemez
    allah kızmazmıydı musayada diğerlerinede onun lütüflarıda pek hoştur o pek yücedir
    içinde zerre kadar imanı olan varsa allahın rahmet kapısı sonuna kadar ona açıktır ama yanlış anlama rahmetin kapısı sadece onun bildiği süreye kadar …
    şimdi şeytana dilediğini veren rabbin değilmidir oysa onada kapılar açıktır ama allah bilendirki
    şöyle demiş o kapılar kapandığı gün güneş batıdan doğduğu gün secde edecek ama o gün artık çok geçtir ……… şimdi bing bang teorisine göre dünya 12 milyar yıldır ayakta ve söyle o ne yapıyor o günden beri neden secde etmiyor acaba senin dediğinmi çıkacak yoksa allahın dediğimi ama kul nankördür
    ve karanlık bir çağdayız galiba o gün yaklaşıyor ….
    insan bile kopyalansa bilki ona diyecek olan allahtır allah onada istediğini verecek sanma allah ona kullarını verecek .. bilki seninle gelenler senin gibidir ama onların ilki rabbinedir ……….
    şimdi söyle bunlara güç yetiren allah herşeye güç yetirecek değilmidir
    zerre kadar imanı olana o kulun istediğini yerdemi bırakacak ….
    o gün geldiğinde buyurur kim kaldı ,,,
    rabbim izninle hayatta olanlar müstesnadır
    allah buyurur ….
    kimlerdir ,,,
    Cebrail hayatta Mikail hayatta İsrafil hayatta ve arşa sahip çıkan meleklerin şimdide deme allah bilmiyorda ona soruyor hayır o şahittir …
    allah buyurur ölüm onlarıda yakalasın ……….
    allah buyurur kimse kaldımı
    rabbim kimse kalmadı
    allah buyurur eminmisin bidaha bak..
    Azrail bakar ama hiçbirşey yokturki zaten
    rabbim kimse yok
    allah ben seni neden yarattım
    beni bir nedenden dolayı … (ama allah herkesin hakkını verendir gaybı yalnız o bilir sanma onun hakkı ölmektir)
    allah buyurur ve sende onu yerine getirdin …
    Azrail anlar sıra onada gelmiştir
    evet rabbim yerine geldi ….
    Azrail a.s ağlamaya başlar ve diz çöker
    allah buyurur neden …
    rabbim bütün canları ben aldım ama teslimiyetin bu kadar zor olduğunu bilmezdim
    ölüm senide yakalasın . ve oda teslim olur .. sonra allah şöyle der …
    nerede o güvendikleriniz …………
    nerde o zalim önderleriniz ………..
    nerede o krallarınız………….
    kimindir bugün kutsal olan yönetim ……
    kuvvet bana mahsustur………..
    kralların kralı benim ……..
    hükümranların hükümdarı benim ……
    ALLAH BENİM
    ve sonra diriltilirler o zalimler bakar acaba noldu herşeye
    hani güneş hani ay hani o yıldızlar …….
    ve derlerki acaba bugün o günmü ……………………………………………

    şimdi bunu yazan kardeşin sana bir faydası dokunmuşsa bilki o vesiledir allahın banamı ihtiyacı var tövbeler olsun yalnız ona sığınırım ve eğer sen inananlardan olursan bilki sana onu veren bana uzun süredir yazdıran ve senin karşına getirende odur .. hiç şüphen olmasın …………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………….bilki o çok merhamet edendir…. ne kadar nankörsünüz değilmi
    sen yalnız ona sığın ..el aziz el hakim el kadir ..
    dediğim gibi kardeşim ben bilsem kendimi kurtarırım ne malum inkar etmeyeceğim insan bilebilirmi hiç gaybı ancak şunuda bilirimki o kullarının niyazını geri çevirmez çünkü o haktır
    ve ben yalnız ona sığınırım
    kulun niyazını yalnız rabbin bilir ve bu onunla onun arasındadır o utançlıklarında üstünü örter sanma o bağışlayan değildir ……………..
    sanmaki birşeyide bilmez

    • Adem dedi ki:

      Selamun aleykum can kardesim
      Wallahi su yazdigin her harf icin allah sana ve ahvaline rahmet eylesin oyle bir anlatim olmus ki gozum deki su taneleri sel oldu mashaallah allah feyzini artirsin ben de yukariya yorum yaptim eger senin yaptigin yorumu anlamayip da halen ustun cikmaya calisiliyorsa artik allaha havale ettim yorumun
      Karsisinda pek bir ezik kaldim valla hi binlerce aferin
      Iste allah istedigi kullarina mukafat bahsedendir inshaallah allah katinda bu dinsizlerle savasmis olmakla en yuksek mertebeye girenlerden olursun

    • MaMaLi dedi ki:

      Can!İslam tarihi,hep işinize geldiği yerden alıp,malzeme çıkarıyorsunuz))bu kadar cehalet,recep ivedik de bile yok))Arkadaş!Tarihe bakarsak mekke!deki kabe,ilk olarak,isa dan önce 60 senesinde,roma’lı bir tarihçi olan,Diodorus’un kitaplarında geçiyor.Onu bütün araplar tarafından,büyük saygı gören bir”putevi”olarak anlatıyor.İbrahim isa!dan 2000 yıl önce yaşadı.Bütün bu zaman içinde bir kere olsun,tarihciler mekke’deki,kabeyi anlatmıyorlar;mesela tarihcilerin babası olan Herodot!isa dan 440 sene önce,iran!ı ve arabistanı anlatırken,arapların adetleri ve inaçlarından söz ediyor,kuran!da geçen ,Al ilah putununun adı kullanıyor fakat kabe den hiç söz etmiyor,ilginç demekki kabe herodut’un zamanı(isa dan önce 430 senesi)ile Flavius’un(isa dan önce 60 senesi)zamanın arasında yapıldı ve bütün bunlar gösteriyorki kabe,ibrahimden çok sonra yapıldı,Tarih bunları yazıyor,saygılar.

  23. cococero dedi ki:

    Hayatta sizin bizim bilmedigimiz dengeler vardir.bedenin aci cekerek ölmesi hicbirsey ifade etmez. Tipki bedeninin aci cekmesi uyandiktan sonra birsey ifade etmeyecegi gibi. Yure Sarraf herseyi belirli bir duzene koymus o duzen tikir tikir islemekte. İster inanin ister inkar edin bu dunya bir ruya kadar kisa surecek ve uyandigimizda dunyadaki bedensel acilarin hicbir onemi olmayacak. Elbetteki inkar eden ateistlerin sayisi hayli fazla. Kimse kimseyi zorla ikna edemez. Onlarin da sinavi ” inkarcilik” yadirgamamak gerekli. Hosgoru her sartta hayatimizda olmali. İnsallah hepimiz en dogru yol ne ise onu bulur ve huzura kavusuruz. 

  24. Adem dedi ki:

    Bu yaziyi yazan kimdir nedir bilmem AMA emegi gecen Kim varsa apacik bir kufur icindesiniz allah size hidayet versin diyecem AMA sizin gozunuz kor kulaginiz sagir olmustur sizin icin artik yapilacak hicbirsey yoktur gorunuse gore deccal gelmis de ise coktan baslamis
    Allah inshallah bizleri deccal ve ona tabi olanlardan etmesin
    Wallahi acinacak haliniz var
    Ve ala kulli sey in kadir !!!!!!!!!!!

    • hz.Muhammed dedi ki:

      adem bak…adam sadece kuran dan yazmasa ben de inanmazdım….adam kurandan yazıyor…bende elmalılının kiabı var…karşılaştırıyorum aynı…şimdi ben nasıl adama yalan söylüyorsun diyeyim?

      • Bşra dedi ki:

        ya ayetler öyle ama bu verilen ayetlerin tamamını okursan cevabını allah veriyor zaten bu sayfa sahıbının yorumlaması yanlış anlıyosunuz mu . Kanmayın bizizm tefsir üsdadlarımızdan ogrenın bu ayetlerde Allah’ın ne demek istediğini.

      • eyrizen dedi ki:

        hz.muhammed bi kere senin kullandıgın rumuzdan niyetin acıkca belli oluyor. bi kere sen ateistin önde gidenisin. gelelim 2.ye
        şimdi bu konuyu açan arkadaş diyor ki allah sordugu sorunun cevabını bilir mi bilmez mi bilmezse tanrı degildir. çünki herşeyi bilir deniyor. yahu arkadaşlar hiç mi beyin diye bi organınız yok. bir insan bile cevabını bildigi soruları sorarken örnegin sınavlara giriyoruz universite sınavlarına v.s önümüze sorular cıkıyor şimdi bu soruları soranlara diyebilir miyiz bunlar bu soruların cevabını bilmiyorlar bizden ögrenmek için bize soruyorlar diye. veya herhangi bi mülakat sınavına giriyoruz cevap şıkkı olmayan sınavlar. bu sınavlarda diyebilirmiyiz hocalara siz bize bilmediginiz soruların cevabını niye soruyosunuz diye.

  25. serkan dedi ki:

    İnsan ve dünya hayatının anlamı üzerine yazılmış en iyi yazılardan birinin linkini aşağıda veriyorum.Deizm ve negatif ateizm’in kıyılarında yürüyen bir insan olarak Elhamdülillah Rabbim bana doğru yolu yani hakikati göstererek karanlıklardan aydınlığa çıkardı.(Bakara 213 bunun en somut örneğidir).Dileyen Rabbine bir yol tutup benliğini arındırarak Hakikate ulaşır..
    Burada amacım ne bir kimsenin reklamını yapmak ne de propaganda yapmaktır.Benim gibi hakikati arayan ve biryerde tıkanıp kalanlar için bir vesile olabilir..Tabiki Rabbimizin izniyle,Elhamdülillah..
    Sevgiyle kalın.. Selam ile..

    http://www.temizfikir.com/?p=807

  26. havva dedi ki:

    malmısn ya Allah herşeyi bilir

    • arastirmaci dedi ki:

      hahahahha
      Yanlis anlasilma olmasin. soyledigine degil soyleyis sekline guluyorum…

  27. Geri bildirim: ALEVİLİK GERÇEĞİ | Özgür Halkın Sesi

  28. T.TAŞPINAR dedi ki:

    Yüce Allah bilmek istediği her şeyi bilir,önceden bilmek istemediği şeyleri ise önceden bilmemeyi irade edebilir.Her şeye kadir olma sıfatıyla bunu hiç bir şey engelleyemez..Allah’ın insanlara yönelik imtihan amacı da bunu belli etmektedir.İnsanlara cüzi irade vermiştir.Her şeyi önceden bilmeyi arzu etseydi bu cüzi iradeye de gerek kalmazdı..Sizin yaptığınız mantık hatası işte buradadır..Zaten ateizmin temelinde bu gibi mantık hataları vardır..

  29. cococero dedi ki:

    Sevgili İnanan ve inanmayan arkadaslar,
    Evren cok buyuk bir mekanizmadir. Dunyamiz her gun kendi ekseni etrafinda, ayni zamanda gunesin de etrafinda donerken ve yine galaksimizle beraber andromeda galaksisine spiral bir donme hareketiyle yol almaktadir. Yani ayni anda 3 hareketi yaparken bir gectigi yerden bir daha asla gecmiyor, daima ilerliyor.

    Ustelik bilim insanlari evrenimizin her gun genisledigini kesfetmislerdir.

    Evren her gun genislerken, olaylarin, insanlarin, esyalarin, fikirlerin vs degismesi cok dogaldir. Yani degisen fikir ve olaylara karsi hosgurulu olmaliyiz.

    Bugun bir baskasini Allah’a inanmiyor diye kinayabiliriz ama yarin bizim ne dusunecegimizden asla emin olamayiz.
    Ben sahsen inancli bir insan olarak Allah’a son nefesimi verirken bile imanli vermek en buyuk duamdir. Cunku zaman denilen hizli mekanizma ne gosterir hic belli olmaz.

    Bugun Allah’a sallayan milyarlarca insan var. Oysa her bir hucremiz kime ait oldugumuzu bilir. Siz bilmeseniz de hucreleriniz bilir. Ve ona kavusmadikca huzur yuzu goremezsiniz.

    Allah hepinizi huzura kavustursun

  30. ABDUSSAMED dedi ki:

    Öncelikle yukarıda beyan edilen Allah her şeyi bilmiyor tezini kanıtlamaya yönelik Kur’an ayetlerinin meallerinden hareket edilerek getirilmeye çalışılan ispatların hiç bir bilimsel yanı olamaz, eğer siteniz bilimi esas alıyorsa !

    Çünkü Kuran İlahi bir Kitap olmasının yanında aynı zamanda , Arap lisanıyla indirilmiş Edebi bir eserdir. İçinde bir çok mecaz, vurgu, deyim ve o dilin belagatına uygun kinaye yapan harkulade cümle ve sözleri barındıran bir şaheserdir.

    Bilal Kardeşim yukarıda yapılan bazı karalamalara çok veciz ve parlak cevaplar vererek konuları aydınlığa kavuşturmuş , bende eksik kalan bir kaç konuya cevap vermek isterim.

    Yazık ki bunu anlamanız ve bilimsel bir yorum yapabilmeniz için Arapçayı ve edebi sanatlarını bilmeniz gerekirdi. Öyle olsaydı belki O gün Cehenneme, “Doldun mu?” deriz. O da, “daha fazlası var mı? der gibi Türkçemize çevrilen ayetlerde gösterilen BELAGATI anlayabilirdiniz. ( mecaz sanatı demiyorum, belagat diyorum çünkü yukarıda bir müddei burada intak sanatı olduğunu mecaz olmadığını dolayısyla Allah’ın cehennemin henüz dolup dolmadığını bilmediğini, hatta buradan şu da çıkar sayı sayamadığını iddia ediyor .. :))

    BELAGAT ; Hitap edilen kimselere göre uygun, tam yerinde, düzgün ve hakîkatlı söz söyleme sanatı veyahut hâlin gerektirdiğine uygun söz söylemek sanatıdır.

    O dönemde Arap Yarımadasında Edebiyat ve Şiir ve Belagat gibi sanatlar tavan yaptığı için Kuran tam bir edebi şahaser sayılmıştır.Kime göre bize göre değil ! O dönemde edebiyat ve şiirle iştigal eden bu işin erbablarına göre .. Hemde onu topluma bildiren kişinin okuma yazma bilmeyen bir ümmi olduğu düşünülürse ! Bununla ilgili bir çok tarihi belge mevcuttur. Konuya objektif ve ön yargısız bakmak isteyenler araştırabilir. Fakat iddiacı ‘ Herhangi bir mecazilik yok. Cehenneme sadist nitelik vererek insanlara korku salmak amacı taşıyor ama diğer taraftan Allah’ın cehennemin dolup dolmadığını bilmediğini ortaya koyuyor ‘ demek suretiyle aslında bu ayetten kastın korkutma olduğunu ve burada intak sanatının kullanıldığını zaten kabul etmiş.

    Madem mesele korkutmadır, tehdittir . Bunda bizim açımızdan bir behis yoktur, Çünkü Kuran ve diğer İncil, Tevrat ve Zebur gibi semavi kitaplarda müjdeleyici ayetler bulunduğu gibi insanları küfür karanlığından ve şeytan işi tağutların yolundan kurtarmak maksadıyla tehdit ibareleri bulunmaktadır. Bu Kainatı evirip çeviren , Müsebbibil Esbab (sebepleri yaratan ) ve her şey onun dizginin de olan Yaratcının en tabii hakkıdır. İmtihanında sırrıdır. Çünkü konuyu fazla uzatmadan neticeye varmak gerekirse ; bu sitedeki iddiacıların çoğunluğu Ateistlikten ziyade Deist bir inanca sahipler. Yada ataistler ve Kainatı ve İnsanın varlığını bir yaratıcı olmaksızın açıklayamadıklarından bu yolu tercih edip Evet bir Yaratıcı vardır bu gerçektir, demektedirler.

    Zaten yukarıda ki iddiacı da Evet bir Tanrı var Fakat O ALLAH değil ibaresini kullanmış…

    Dolayısıyla sizin inancınıza geçebilmem için ve sizin iddialarınızı kabul edebilmem için önce sizden aklıma takılan bazı suallere cevap vermenizi rica ediyorum.

    Öncelikle Adem’in , İbrahim’in, Yakub’un Yusuf’un İsa’nın , Musa’nın ve bu Peygamberleri kabul etmezseniz müslüman olamazsınız diyen Muhammed Mustafa’nın Rabbi olan ALLAH onlarla konuşuyor , onlara isteklerini bildiriyor, isteklerine uyanlara ebedi bir yaşam vadediyor.. Benim eşim , benzerim , ortağım yok diyor , doğmadım , doğrulmadım diyor , Ezeliyim, Ebediyim diyor , Hayyım- hayat sahibiyim, Kayyumum her şeyi ben kaim ve ayakta tutarım diyor.. Diriltirim ve Öldürürüm diyor .. Sizi ben yarattım dönüşünüz banadır diyor.. Ben Evvelim İlk Benim ve Ahirim Sonum, Baki olan ancak benim diyor… Hayatlarında hiç yalan dahi söylememiş kişiler olan bütün bu peygamberlerin hepsi hep bir ağızdan bunu tasdik ediyor ve insanlara bildiriyor…

    Bunlara karşılık sizin TANRINIZ ne diyor .. İstekleri nelerdir.. Ona inanmayan Müslümanlara karşı veya ataistlere karşı ne tehdit hazırlamış ? Kuran ayetlerine karşılık olarak ayetleri var mı ? Çünkü size göre Muhammed Mustafa, kendi sözlerini millete beyan etmiş , dolayısıyla bir iddiada bulunmuş ‘ Rabbim bana ve inananlara Cenneti ve inanmayanlara da cehennemi hazırladı diyor.. Bu iddiaları yalanlamak için hali hazırda ve ya geçmişte bir kitap indirmiş mi ve yahut indirecek mi ? İndirdi ise Bu kitabın hükümleri esasları nelerdir ? Fihristesi nasıldır ? Haksız yere cana kıyanlara , insanlara zulüm edenlere ne gibi cezalar öngörmüş ? Fakirlere yardım için Zekatı ve Kurban Kesmeyi emretmiş mi ? Yahut aç insanların halini anlamaları için hayvan gibi yemekten kendilerini alıkoyacak Oruç gibi bir ibadeti emretmiş mi ? Hem Muhammed Mustafa’nın Rabbi ; İnsan, kemiklerini bir araya getirmeyeceğimizi mi sanıyor ? Evet onun parmak uçlarını bile tekrar yaratmaya gücüm yeter diyor.. (kıyamet 3-4) Parmak izinin bilinmediği bir devirde parmakları o dönemin cahil insanlarına örnek gösteren Muhammed Mustafa’ ya, senin Rabbin göz gibi kalp gibi harika organlar dururken ne diye parmak ucunu örnek gösterdi diye soranlara, ne cevap vermiş, o zaman şartlarında çok alakasız gözüken bu tezat örneği o insanlara nasıl anlattığını duymuş mu yahut hatırlıyor mu ?

    Evet bu sorular binlercesiyle uzayıp gidebilir, son olarak O, Kuran tek ve bir olan ALLAH’ın Kelamıdır diyor..,

    EVET ; KURAN insanlara rehber ve mürşid olduğundan onların anlayabileceği tarzda beşer konuşması şeklindedir, Eğer Tur-u Sina’da Musa ‘nın işttiği gibi Kelamullah tarzında olsa idi insan bunu işitmekte ve dinlemekte tahammül edemezdi ve Kuran’ı kendisine mercii ve rehber edinemezdi .,

    Siz ise bu yüzden yanılıp insan kelamıdır diye iddia ediyorsunuz.. Malesef Hain Şeytan sizi desiseleriyle ve Bu kitabın beşer konuşması şeklinde indirilmesini bir tuzak olarak kullanarak sizi esfele safiline yani aşağıların en aşşağısı olan en kötü bir mertebeye ve küfür karanlığına yuvarlıyor.. Hem size, kafanızda sizin istediğiniz tarzda , sizin hayatınıza karışmayan , istediğiniz gibi yaşamanıza izin veren hayali bir tanrı çiziyor.. Bu ise onun çok büyük bir hilesidir.. Ve bunu size tanrı çok merhametli olmalı canım, bizi yakmak için yaratmadı ya,, iki de bir tehditler savuran bir tanrı nasıl merhametli olabilir gibi desiseli ve hileli sözlerle diyerek yapıyor ve sizi küfür bataklığına sokuyor.. Bunu yaparken imtihan sırrınca ALLAH’ın insanın yaratılışına derc ettiği yani yerleştirdiği, hep kötülüğe meyilli ve kötülüğü emreden nefsini , nefsil emmaresini çok şiddetli bir şekilde kullanıyor.. İmtihan gereği insan içinde bitmeyen hırs ve isteklerle dolu bir yaratılışta dünyaya yollanmıştır. Ayrıca insan yaratılış gereği özgürdür ve hür irade sahibi olmak ister , anne , babası öğretmeni veya amiri , komutanı vesaire ona kim karışsa rahatsızlık duyar.. İsterki kimse ona karışmasın , işine burnunu sokmasın ama aynı zamanda insanda birde VİCDAN denen bir meleke vardır ki o da insanı daima iyiliğe götürmek ister .

    .Ancak insan şeytanın kafasında oluşturduğu bu hayale kapılıp giderse o tehditler ve korkutmalar nefsine ağır gelecektir. Çünkü bir günah işlediğinde Vicdanı ona diyece BAK ALLAH SENİ GÖRÜYOR bu günahtan vazgeç Ona saygısızlık etme , seni yarattı sana rızık verdi yedirdi içirdi giydirdi ve sana ebedi bir hayat vermeyi vaadediyor..ama böyle gidersen ateşte yanacaksın dediği anda bu söz insanın nefisne ağır gelir ve bu cehennem tehditleri vicdanını yaralar,, VİCDANINDA YAŞADIĞI BU ACIYI BERTARAF ETMEK için inkara gitmenin yollarını arar vicdanı onu rahatsız ettiğinden bütün bütün ahireti , kur’an’ı ve peygamberleri inkar ederek ölüm sonrası korkusundan kurtulmaya çalışır.

    AMMA NE YAZIKKİ ÖLÜM VAR VE HERKEZ ONU TADACAK .. VE AKABİNDE KABİR VAR HERKEZ ORAYA GİRECEK ..

    İŞTE ORAYA SELAMETLİ VE GÜVENLİ GİRMEK İSTERSEN VE O YAŞAMDA MUTLU OLMAK İSTERSEN O CÜMLE PEYGAMBERLERİN VE SON PEYGAMBERİN YOLUNU TUT.. KURANI KENDİNE REHBER ET Kİ KURTULUŞA ERESİN..

  31. ABDUSSAMED dedi ki:

    İddiacının , her bir iddiasını dikkatle okuyarak , her bir iddiasına ayrı ayrı cevaplar vermek suretiyle yorumlarıma devam edeceğim.. Ta ki ALEMLERİN HAKİMİ olan ALLAH Azze ve Celle , Bilim ve Felsefe adı altında şeytanın ve onun yardımcılarının ağına düşmüş saf yürekli , henüz aklını kaybetmemiş ve vicdanını yok etmemiş , birisinin kurtuluşuna, bu garibi vesile etsin.

    İddiacı, Kıyametin ne zaman kopacağına ilişkin bilgi O’na havale edilir. tarzında Türkçeye çevirilen ayetten hareketle diyor ki;

    – ‘Herhalde Allah’a kıyametin saatini ulaştıranlar melekler olsa gerek.
    Kıyametin kopacağı kesinleşince, vakti belirlenebilir hale gelince bu bilgi Allah’a iletilecek anlamı çıkıyor ayetten. Yani bir süreç, bir evrim tamamlanacak ve artık sona doğru yaklaşılacak da, Allah öyle haber alacak.
    Örneğin evrenin genişlemesi duracak, büzülmeye başlayacak ve çökecek. Bu aşamada melekler çökmenin hesabını yapıp zamanı Allah’a bildirecekler.Bu meleklere güven olmaz. Yanlış hesap yapar, Allah’a yanlış bilgi verebilirler.’
    :))

    Bizde Ona deriz; Şu ayetin kelimelerine bir bakalım , gerçekten senin dediğin gibi mi yoksa ortada bir kelime oyunu mu var ? zira İslamda KELAM ilmi diye bir İlim var..

    1. ileyhi : ona
    2. yureddu : döndürülür, reddedilir
    3. ilmu es sâati : o saatin ilmi ( kıyamet saatinin ilmi )
    4. ve mâ tahrucu : ve çıkmaz
    5. min : den
    6. semerâtin : ürünler, meyveler
    7. min : den
    8. ekmâmi-hâ : onun tomurcukları
    9. ve mâ tahmilu : ve taşımaz, hamile kalmaz
    10. min unsâ : (kadınlardan) bir kadın
    11. ve lâ tedau : ve koyamaz, doğuramaz
    12. illâ : den başka, hariç, olmaksızın, olmadan
    13. bi ilmi-hi : onun ilmi ile
    14. ve yevme : ve gün
    15. yunâdî-him : onlara seslenilir
    16. eyne : nerede
    17. şurekâî : benim ortaklarım
    18. kâlû : dediler
    19. âzennâ-ke
    (ezene)
    (âzene) : sana bildirdik, arz ettik
    : izin verdi
    : ilân etti, bildirdi
    20. mâ : yok
    21. min-nâ : bizden
    22. min şehîdin : bir şahit

    ‘İleyhi yüraddü ilmü es saati ‘ ( O saatin, yani kıyametin ilmi yalnız O’na döndürülür , reddedilir.. Yani ifade gayet net.. Size kıyamet saati sorulduğunda .. Bu konu hakkında yorum yapmayın, o bilgi ancak ALLAH’a aittir, O’na mahsustur.. Hiç kimse o konu ile ilgili kesin bir saat bildiremez., söyleyemez .. Nitekim Bu sual Peygamber Efendimiz (s.a.s.) ‘e sorulmuş ve cevap olarak O saatin ilmi Allah’a aittir .. demiştir. Yani ALLAH’ a havale etmiştir. Ben de bilmiyorum demiştir. Zaten ayet akabinde devam ediyor.. O’nun ilmi olmaksızın, ne mahsûller tomurcuklarından çıkar, ne bir dişi hâmile kalır, ne de doğurur! Yani ,Yalnız Ben kıyamet saatini bildiğim gibi dünya üzerinde halihazırda olup biten ne varsa bitkilerden, tohumlara rahimlerden, insanlara , ne oluyorsa benim eserimdir ve hepsi ilmim dedir diyerek AZAMETİNİ , KUDRETİNİ ve İLMİNİ ilan ediyor.. Eğer ;

    Havale etmek kelimesine takıldıysanız ben burda Havale kelimesini göremiyorum. :))
    1. ileyhi : ona
    2. yureddu : döndürülür, reddedilir
    3. ilmu es sâati : o saatin ilmi ( kıyamet saatinin ilmi )

    Burada döndürülmek kelimesi bir çok mealci tarafından havale etmek tarzında çevrilmiştir. Hiç bir behis ve hata yok .. Çünkü buradaki anlam hiç bir kimsenin bu konuda ilmi olmadığı için bu saati bilemeyeceğini ,gösteriyor. yani kıyametin bilgisinin yalnızca ALLAH’ a dönük bir hakikat olduğu ve Ondan başka kimseye bu konunun havale edilemeyeceğini gayet açık , net ve parlak bir şekilde beyan ederek bu konuda kesin bir saat verilemeyeceğini bildiriyor..

    Tıpkı bir devlet memurundan yetkisi olmayan bir bilgi hakkında sorulduğunda onu üst merciiye veya direk en üst merciiye havale etmesi gibi ,(Kaymakama, Valiye , Başbakana veya Cumhurbaşkanına )bu konuda bilgisinin bulunmadığını belirtmesi gibi.. Şimdi sen desen ki Cumhurbaşkanının bu konuda bilgisi yokmuş , çünkü memur cevap veremedi havale etti .. herhalde memur işi cumhurbaşkanına öğretecek o da bize bildirecek -havale etmek demek bu olsa gerek .. Sana Hakkarinin , Şemdinli İlçesinin ,Günyazı Köyünün , Tekeli Mezraasındaki Saf Köylü Çoban dahi güler, Hadi ordan, ben daha aklımı kaybetmedim der !

    Şimdi benimde aklıma takılan bir sualim var .. Picasso gibi , Da vinci gibi ressamlar ..Resimlerini ve sanatlarını insanlara teşhir etmek, istidat ve kaabiliyetlerini göstermek, ,alkışlanmak , beğenilmek ve takdir edilmek için mi yapmışlar ? Yoksa resimlerini yırtmak, yok etmek için mi yapmışlar ! Nice sanatkarlar sanatlarını, heykeltıraşlar heykellerini yıkmak için mi yapmışlar , yoksa sergilemek için mi yapmışlar ?

    Ya da aylarca emek ve zaman harcayarak icra ettiği sanat eserini , yok eden ( henüz aklını kaybetmemiş) bir sanatçı gördünüz mü ? Ben görmedim

    Öylede, Latif bir ruhtan yaratılmış ve göz , kalp gibi harkulade organlarla donatılarak maddi bir beden elbisesi giydirilmiş ve şahsına münhasır bir yüz ve çehre ve ses tonu verilen ve ekseriyette % 99 aynı özelliklerle bezenmiş fakat simaca her biri birbirinden farklı ama aynı zamanda birbirine benzeyen ferdlerin .. ÖLÜM gibi bir sonla ortalama 60 – 80 sene zarfında yok olması , HESAPSIZ- KİTAPSIZ (bi iddacı yukarda insanın sevap ve günahlarını yazan omuzlarında buluna meleklere hayret etmiş böyle şey olurmu ya demiş :)) ) boşluğa gönderilmesi.. Akla ve Mantığa hatta ADALETE uygunmudur ?

    Oysa ki Ruhu ve gönlü ebedi yaşamak isteyen, hayatı , yemeyi , içmeyi , gezmeyi,seven ailesi sevdikleri ve dostlarıyla muhabbet içinde yaşamak arzusunda olan bu harika varlık , Ölümle Bir anda kaskatı , cansız rengi kaçmış ve donuk et yığınına dönüşerek çürümeye terkediliyor …

    Sizce İNSAN denilen Bu Varlığın bu eserin Müsebbibi olan SANATKÂR-I ZÜLCEMÂL : (Sonsuz güzellik sahibi ve herşeyi sanatlı yapan Allah.) şu mükemmel eserini, binlerce yıldır kaim olan ve ayakta duran dünya içinde ve o dünyanın ömrü ile kıyaslandığında bir kaç saat hükmünde sayılabilecek yetmiş seksen senelik kısa bir ömür için mi yaratmıştır ? Yoksa Seni imtihan sırrı ile mükafat veya mücazat için mi yaratmış ! İşte sizin küçümsediğiniz KURAN-I KERİM ekser ayetlerinde bu yeryüzünün boş yere yaratılmadığını, oyun, oyalama için yaratılmadığını, çok büyük hikmetlerin ve sırların bulunduğunu insanlara beşer kelamı şeklinde onların anlayacağı şekilde haber veriyor.. ve İnsana diyor Ey İnsan ölümle yok olmuyorsun bizim dergahımıza asıl evine geliyorsun.. Onca alimler dahi demişler .. Ölüm Adem (yokluk) değil, Fena (zeval,son bulma) değil Olsa olsa bir kapıdan diğer kapıya geçmektir.. Yer değiştirmektir.. Bir halden başka bir hale geçmek.. maddeden manaya terakki etmek, yükselmektir.

    İddiacı diyorki ,

    Kaf/ 30. O gün Cehenneme, “Doldun mu?” deriz. O da, “daha fazlası var mı?” der.

    Allah, cennet, cehennem hepsini gerçek kabul edelim.
    Peki ayetteki bu soru normal midir?
    O gün, gerçekten Allah cehenneme bu soruyu soracak mıdır?
    Herşeyi ezelden bilen Allah, cehennemin hacmini de hesaplayarak yaratmamış mıdır ki cehenneme bu soruyu yöneltsin?

    Ayeti müteşabih olarak niteleyenler olabilir. Sadece intak sanatı var ayette. Yani cansız varlıkları konuşturma sanatı. Herhangi bir mecazilik yok. Cehenneme sadist nitelik vererek insanlara korku salmak amacı taşıyor ama diğer taraftan Allah’ın cehennemin dolup dolmadığını bilmediğini ortaya koyuyor.

    Sözde herşeyi ezelden bilen Allah’ın bazı konuları sonradan anlayıp bilmesi ve düzeltmesi bize insan biçimli bir Tanrıyı akla getirtiyor. Üstelik akıl, bilgi kapasitesi de insan ölçüsünde bir tanrı.
    Halbuki evreni ve varlıkları yaratan bir Tanrı denildiğinde mükemmellliği, üstünlüğü, kudreti sonsuz bir varlık düşünüyor insan.
    Bu durumda Allah=Tanrı denilebilir mi?

    Evet intak sanatı değil Cehennem bizzat Lisanı hali ve lisanı kaali ile konuşacaktır. Çünkü Ölümle beraber her şey terakki edecektir. Nasıl bir maddi yiyeceği örneğin ekmeği yediğin vakit onun varlığı ve atomları senin vücuduna karışıp sana gıda olmaktadır. Bitki ve hayvanın sana sunduğu gıdalar dahi senin bedenine karışıp insan vücudunda terakki etmekte ve sana yapmış olduğu hizmetle yükselmektedir..Aynı şekilde İnsan dahi ölümle terakki ederek ruhen yükeselecektir. Bir çok alimin ve hadisin belirttiği husus üzere Cenette bitkiler ve ağaçlar ve çeşitli varlıklar konuşacaktır.. Öylede Mahşer yerinde insanın uzuvları elleri ayakları dahi konuşacaktır.. Cehennem ne diye konuşmasın.. Bir kuş olan Papağan konuştuğunda sana normal geliyorda Hz. Peygamberimiz aleyhisselama konuşan nice hayvanat anormal ve kabul edilemez gelmekte ? veyahut kendiside bir varlık olan cehennem !

    Her şeyi mükemmel bir sanatla muvazeneli (dengeli) bir şekilde yaratan ALLAH elbette insanı da ebediyete mümtaz olarak yaratmıştır. Yoksa öyle olmasaydı Kainat ebediyeti içermeseydi ve kıyamet ve tekrar diriliş olmasaydı, güneşin hareketinden gezegen ve galaksilere , ve zemin üzerindeki kıştan bahara , bitkilerin ve hayvanların yaşamından insanların hayatlarına kadar ;akılları hayrette bırakan kainatta en bariz ve en mükemmel şekilde görünen şu nizam; aldatıcı zayıf bir suretten ibaret kalırdı. İçindeki bütün ölçü , denge ve güzel sanatlar boşu boşuna meydana getirilmiş , havadan, ucuz şeyler olarak terakki edilirdi.. Oysa milyonlarca insan bir araya gelse bir dünya veya bir yıldız meydana getiremeyecekleri gibi, bir sineğin kanadını bile yaratamazlar..

    Had ve Hesaba gelmeyen sergiler misali dünya içinde insanların ve diğer türlerin yararına ve hizmetine çok çeşitli gıdalar ,insanına diline damağına hizmet eden lezzetler, gözüne ve kulağına huzur veren manzaralar , sesler ve müzikler , gönlüne huzur veren aşk ve sevgi gibi hisler adeta mücehverler misali dünyaya konulmuş.. demek bu dünyanın sahibinin sonsuz bir sehaveti (hibe etme ) yani cömertliği var hesapsız dolu hazineleri var..Halbuki böyle bir cömertlik ve tükenmez hazineler , istenilir ki daimi ve sonsuz olsun..

    İşte Hz. MUHAMMED MUSTAFA aleyhissalatü vesselam ve ondan önce gelen bütün peygamberlerimiz bizi bu daimi sofraya davet ediyor.. Diyor ki O ALLAH’ın ŞU GÜZEL SANATLARINI İSTİHSAN ET (BEĞEN) ONU HER TÜRLÜ EKSİK VE NOKSANLIKTAN MÜNEZZEH VE BERİİ KILARAK , ONUN EMİRLERİNE UYARAK , YASAKLARINDAN KAÇINARAK ONU TESBİH ET .. HER SANAT SAHİBİ SANATINI GÖSTERMEK İSTER , İŞTE ODA İNSANLARI MELEKLERİ CİNLERİ HAYVAN VE BİTKİLERİ İHTİYACI OLMADIĞI HALDE SANATLARINI GÖSTERMEK VE İSTİHSAN EDİLEREK , TESBİH VE TAKDİS EDİLMEK İÇİN YARATTI. ONLARA EBEDİ BİR YAŞAMI VAADEDİYOR..

    GEL BU YÜCE ÇAĞRIYA SENDE KULAK VER .. ÖLÜMÜ TEBESSÜMLE KARŞILA ..

  32. Gencer dedi ki:

    Çevre ve Şehircilik Bakanlığı İzmir Bölgede bir işçi var.Görevi nedir bu çalışanın akşama kadar Tespih Çekmek.Yaklaşık 2.500. TL maaş alıyor tespihçi.

  33. Gencer dedi ki:

    Sayın csk;
    Demişsin ki ”Bu sebeple İslam Allah’ın Zat-ı Akdesi hakkında düşünmeyi yasaklayıp men etmiştir.”

    Peki neden İslam’da Allah’ın 7 kat yukarda tahtında oturan ve el sıkışan biriymiş gibi tanımlamaları vardır?

    • csk dedi ki:

      Böyle bir ayetmi var eğer 7 kat yukarda oturup el sıkışıyorsa onunda bizim gibi vucudu bir şekli şemali olması gerekmiyormu.

      Allah bize zatı sıfatlarını böyle bildiriyor.
      1- Vücud: Ezelden ebede kadar vardır.
      2- Kıdem: Varlığının öncesi yoktur, ezelidir.
      3- Beka: Varlığının sonu yoktur, ebedidir.
      4- Vahdaniyet: Eşi, benzeri ve ortağı yoktur.
      5- Kıyam bi-nefsihi: Mekana muhtaç değildir. Madde, mekan yok iken de, o vardı.
      6- Muhalefetün lilhavadis: Yarattıklarına yani hiçbir mahluka benzemez.

      Ve HADÎD Suresi 4 ayetinde
      Gökleri ve yeri 6 günde yaratan O’dur. Sonra arşın üzerine istiva etti. Arza gireni ve ondan çıkanı ve semadan ineni ve orada uruç edeni (yükseleni) bilir. Ve siz nerede iseniz O, sizinle beraberdir. Ve Allah, sizin yaptıklarınızı en iyi görendir.

      Allah bizim düşündüklerimizin ötesinde bizim ne aklımız yeter nede gözümüz idrak eder.

      • Gencer dedi ki:

        Miraç’a inanılıyor ve Kandili yapılıyorsa demek ki bütün Müslümanlar inanıyor.

      • csk dedi ki:

        evet miraç isra suresinde geçiyor ve ona müslüman olan herkes inanıyor. sen miraç tan şunu mu anlıyorsun
        peygamberimiz(s.a.v) 7 kat sema dan geçerek allahın yanına ulaşıp onunla sohbet edip elmi sıkıştı.
        peygamberimiz(s.a.v) allahı gördüğünü söylemiyor.allahın yanına gittiğini de söylemiyor.nurunu gördüğünü söylüyor.
        zaten kuranda da enam 103 de “Gözler onu görmez o ise bütün gözleri görür. ayeti var.
        isra suresinde de bu olay anlatılıyor…bence miracı tam olarak anlıyamamışsın.
        o zaman da peygamberimiz(s.a.v) miracı anlattığında yalancısın dediler
        ayı ikiye böldü büyücüsün dediler
        kuran ayetlerini okudu şairsin dediler

    • bilal dedi ki:

      Sayın Gencer,
      ‘’ Allah’ın 7 kat yukarıda tahtında oturan ve el sıkışan biriymiş gibi…’’ şeklindeki anlam sayın csk.kardeşimin de sorduğu gibi kur’an’ın hangi ayetinde vardır ? Böyle bir işaret veya ifade hiç bir yerde yoktur..!!! HADİD-4.ayetin izahını yapalım.! ‘’هوالذي خلق السموات والارض في ستة ايام ثم استوي علي العرش ‘’ O’dur ki gökleri (bütün gök cisimlerini) ve yeri altı eyyam da ( altı evrede) yaratıp sonra arşa kuruldu.( her şeye egemen oldu.) ‘‘العرش – الما لكية والحاكمية الالهية علي كل شئ ‘’ Kamusul meani ve bir çok kaynaklarda ‘’Arş,’’ Yüce Allah’ın her şeye olan hükümranlığını ‘’ ifade eder..’’ diye geçmektedir…..!!! Ve ayetin devamı da, ‘’ Arş’ın ‘’maddi bir taht veya mekandan ibaret olmadığını ve yüce Allah’ın bir yerde değil her yerde olduğunu ‘’ ifade ediyor.Ayetin devamı şöyledir..وهو معكم اينما كنتم ‘’ ….Hasılı siz nerede olursanız olun O,daima sizinle beraberdir…’’ Demek ki,yüce Allah bir mekanda değildir.O,her yerdedir. Onun fiziksel bir boyutu yoktur ki bir mekanda olsun..!!! İslam inancına göre,haşa yüce Allah’ın fiziksel bir boyutu olduğuna veya bir mekanda oturduğuna inanmak,kişiyi dinden ve imandan çıkarır.Fiziksel boyut madde ve enerji için kullanılır.Allah ise,ne maddedir,ne de enerji…O,madde ve enerjinin yaratıcısı-dır…… Madde ve enerji ayrıdır,bunları yaratıp var eden üstün zeka,akil,bilinç ve irade sahibi olan yüce YARATICI ayrıdır….. Saygılarımla….

      • MaMaLi dedi ki:

        Sayın bilal!Burda,yaratıcı,Tanrı veya Allah sorgulanmıyor;muhammedin,kuran-ı kerime yazdırdığı tutarsızlıklar,yalanlar,çelişkiler,yeminler,küfürler,hakaretler,yazışılıyor!siz illa allah!a hakaret dir,allah vardır,iddasındasınız,vardır veya yokdur lütfen siz kuran-ı kerimin,hakkında’daki iddalaı kanıtlayın.Kuran,tevradın,incilin,arapcalaştırılmasıdır!kuran Brahma!nın,sözlerinin çalınıp allah,kelamıdır,diye yutturlmasıdır(rahman 19-20)6000 yıl önce yazmış Brahma,bunları,kral,hamurabi nin kanunların çalınmasıdır,siz hayır değildir diye bunları kanıtlayın,mesele kuran,allah değil.Hani kuran allah kelamı ya!allah!a atılan en büyük iftiradır,kutsal kitaplar,bu sahtekarlığı,meşrulaştırmak,için,konuyu saptırıp duruyorsunuz.saygılar.

  34. Gencer dedi ki:

    Arkadaşlar biz boşuna tartışıyoruz.Bu sitede açıkça Kur’an’daki çelişkiler belirtilmiş.Sitede başlık başlık toparlanmış konularda açıkça karşılaştırılmış ve hataları çıkarılmış ayetler hadisler var.Bizler ise bir kaç noktaya takılıp kendimizi o noktalarda saatlerce tartışır hale getiriyoruz.
    En başında Muhammed bir Türk düşmanıymış biz ne kadar az şey biliyormuşuz.Kılıçla Müslüman olmuşuz.Araplar bizim analarımıza bacılarımıza zamanında çok tecavüz etmişler köle pazarlarında satmışlar.Bizde sanıyoruzki bir nehirin yanında karşılaştık ve onların dini bize yakın geldi ve değiştirdik.Din değiştirmek kolaydı da Osmanlı zamanında bir sürü hıristiyan uyruklu vatandaşlarımız neden dinlerini değiştirmediler.Sonra Osmanlıya karşı gelip bağımsızlıklarını ilan ettiler.???Hala daha kendi dinlerini uyguluyorlar.
    Din zorla Kılıçla asmayla kesmeyle değiştirilir.Kur’an’dada açıkça asın,kesin,öldürün diye ayetler mevcut.Semerkand’ta,Baykent’te binlerce Türk’ü öldürmüş asmışlar işkence etmişler şerefsiz pislikler.
    Bir de ayetleri incelediğimizde hep Muhammed’in ve etrafındakilerin isteklerine göre şekillenmiş ayetler.
    *Ömer içkinin yasaklanmasını istemiş ; ayet inmiş.
    *Ayşe’nin Muhammed’i aldatmadığı ayetle belirlenmiş.
    *Ganimetlerin paylaşımı ayetle belirlenmiş.
    *Kadınlar kızlar bacılar kime yar olacak ayetle belirlenmiş.
    Akşam ayeleri yazmışlar sabah tebliğ etmişler;Allah böyle istiyor diye.Nedense Allahın istekleri hep Muhammed’in istek ve arzularıyla örtüşmüş.

    Kimse kimseyi kandırmasın kardeşim.
    Kur’an İncil Tevrat Zebur bu kitapların hiç birisi Tanrı Kelamı değildir.Kurnaz İbraniler tutturmuş bir peygamberlik ;millette saf tabii her şeye inanıyor.Kılçıksız yutmuşlar.

    Saygılar.

    • bilal dedi ki:

      1-Hangi ayet veya sahih bir hadiste hz.Muhammed’in (s.a.s) Türklere düşmanlığı ifade ediliyor.???. iddia sahibi,iddiasını ispat etmek zorundadır….!!! 2- TÜRKLER KILIÇLA MI MÜSLÜMAN OLDULAR ??? TALAS savaşı 751 yılında müslüman araplar ile Çinliler arasında olmuştur…Bu savaşın üç önemli sonucu şunlardır… a ) Bu savaş Türklerin yardımıyla Abbasiler kazanmıştır. Yani Türkler de Çinlilere karşı Abbasilere yardım etmişlerdir. b ) Bu savaş sonunda Türkler islamiyeti tanımışlardır. Karluk,Yağma ve Çiğil boyları islamiyeti seçen ilk Türk topluluğudur. c ) Bu savaştan sonra Türk- Müslüman Arap ilişkileri gelişmiştir…..!!! Peki,durum böyle iken,hangi mantıkla Türkler kılıçtan geçirilerek zorla müslümanlaştırıl-mıştır diye iddia ediyorsunuz…??? Ya tarihi gerçeklerden sizin haberiniz yoktur,ya da, bile bile tarihi gerçekleri çarpıtıyorsunuz…!!!! Saygılar….

      • Gencer dedi ki:

        NASIL MÜSLÜMAN OLDUK ?

        Türklerin Müslümanlığı Kabulü Hakkında Ne Biliyoruz?

        Bu konuda pek fazla birşey bildiğimiz söylenemez. Çünkü Türklerin müslüman oluşuyla ilgili olarak ne okullarda, ne tarih kitaplarında ayrıntılı bilgi verilir. Verilen bilgilerden ise sanki İslam’ı duyan-dinleyen Türklerin akın akın müslüman oldukları ima edilir. Bu gerçek değildir. Gerçeğin bilinmesi istenmez.

        Bakın Diyanet bu konuda ne diyor:

        Türklerin İslâm dinine girmesi, Türk milletinin tarihinde bir dönüm noktası olmuş, müslümanlık için hayırlı sonuçlar doğurmuştur.

        Türkler, İslâm dinini hiç bir zorlama olmadan kendi istekleri ile kabul etmiştir. Bunun başlıca sebepleri şunlardır:

        1) İslâm dini ve İslâm medeniyetinin üstünlüğü.

        2) İslâma girmeden önce Türklerin eski dini inançlarının İslâm inancına yakın olması ve İslâmın getirdiği üstün prensiplerin Türk milletinin ruhuna ve manevi yapısına uygun düşmesi.

        ” Hiç bir zorlama olmadan ” ifadesi büyük bir yalandır. Bunu aşağıdaki dökümanı sabırla sonuna kadar okuyabildiğinizde göreceksiniz.

        Türkçü Turancı çizgide siyaset yapanların ise bu konuda gerçeği gizlemeleri çok ilginçtir. Hem Türkçü geçinip hem de Türklerin tarihinde uğradıkları en büyük vahşet ve katliamdan bahsetmemelerine anlam vermek mümkün değildir.

        Aşağıdaki bilgilerin tamamı İslami kaynaklardan, Taberi ve Zekeriya Kitapçı gibi İslami tarihçi ve yazarlardan alınarak düzenlenmiştir.

        Türklerin kılıç zoruyla Müslümanlaştırılmaları ile ilgili 670’li tarihlere dayanan bilgiler maalesef okullarda bizlere hiçbir zaman verilmemiş, verilen bilgiler ise, Türklerin Müslümanlığa geçişleri kendi istekleri ile olmuş gibi gösterilerek, 740’lara kadar ki tarih atlanarak verilmiştir.

        İslam”ın Türklere zorla kabul ettirilmeleri ile ilgili 670’lerden başlayarak 740’lara kadar uzanan tarihin bize okullarda anlatılmamasının nedenlerini, bu kısa tarihi öğrenince biraz daha anlamak mümkün olabilecektir. Şimdi, bu atlanan 70 senelik tarihe bir göz atalım..

        Arapların Türklere İlk Saldırıları

        Seyhun ve Ceyhun nehirleri arasında bulunan bölge tarihi ipek yolu üzerindedir.. Türk beylikleri, bu bölgedeki, Buhara, Semerkant, Talkan, Baykent gibi şehirlerde yerleşmiş yaşıyorlar, deri imal ediyor ve pamukdan kağıt üreterek bunları satıyor ve iyi de para kazanıyorlardı.. Bu üretimlerinin yanı sıra altın madenleri çalıştırıyorlardı..Özellikle adı zengin şehir manasına gelen, Semerkant’ın zenginliğinin o devirde dillere destan olduğu söylenir. Bu zenginlik öteden beri talancı Arapların iştahını kabartıyorduysa da, Türklerden çekiniyorlar ve araya sınır olarak koydukları Ceyhun nehrini geçmeye pek cesaret edemiyorlardı.. Çünkü daha önce Halife Osman zamanında, Muhammed bin Cerir komutasındaki Araplar İslam’ı yayma bahanesiyle oraları talan etmek için 2700 kişilik bir ordu ile Fergane’ye kadar girdiyse de Türkler tarafından yok edilmişlerdi.. Ancak daha sonraları Muaviye tarafından, Ceyhun nehrinin altında kalan Horasan’ın tamamıyla işgal edilmesi ile o bölgede ilk Araplaştırma ve İslamlaştırma girişimleri başlamış oldu..

        Buhara”nın Talan Edilmesi

        Horasan’ın kendileri tarafından tamamen işgal edilmesinden cesaret alan Araplar, Muaviye’nin ilk Horasan valisi olan, Ubeydullah bin Ziyad 673 yılında bu sefer ilkinden çok daha kalabalık 24.000 kişilik bir ordu ile Ceyhun nehrini geçerek Kibac Hatun yönetimindeki Buhara’yı kuşatır. Kibac Hatun diğer Türk beyliklerinden yardım isterse de bu yardım kendisine gelmez ve Araplar verdikleri kayıplardan dolayı Buhara’yı işgal edemezlerse de tam anlamıyla talan ederler.. Daha sonra, Muaviye’nin ikinci Horasan Valisi, Halife Osman’ın oğlu Said’de Buhara’ya saldırmaya hazırlanır. Kendisine diğer Türk Beyliklerinden yardım gelmeyeceğini anlayan Kibac Hatun, Said’le anlaşma yapmak zorunda kalır. Bu anlaşmaya göre, Kibac Hatun, Said’e diğer Türk Beyliklerine yapacağı saldırılarda önüne çıkmayacağına dair güvence ve bu güvencenin teminatı olarak da Buhara’daki Türk asilzadelerinden rehinler verir. ( Bu sayı kimi tarihçilere göre 50 kimine göre de 80’ dir. ) Bu anlaşmanın verdiği rahatlıkla Said, zenginliğini öteden beri duyduğu Semerkant’a saldırır.. Semerkant’ı baştan aşağı talan eder ve topladığı binlerce Türk gencini, köle pazarlarında satmak için Horasan’a getirir.. Said daha sonra Kibac Hatun’dan aldığı 80 kadar rehine tarafından bir punduna getirilmiş ve hançerlenerek öldürülmüştü….( Said’i öldürdükten sonra dağa kaçmayı başaran rehinlerin orada açlıktan öldüğü söylenir ) Said’den sonra, Horasan Valisi Salim bin Ziyad olur. Horasan’da Muaviye’nin oğlu Yezid’e bağlıdır.. Ziyad’da ayni şekilde 680 yılında Türkleri İslamlaştırmak ve şehirlerini talan etmek için saldırır fakat püskürtülerek geri çekilirler.. Bu sefer, kendi orduları Türkler tarafından talan edilerek silahları alınır.. Daha sonra Araplar daha güçlü bir orduyla tekrar saldırır ve Türkleri gene talan ederler. Bu talandan her Arap 2400 dirhem alır.. ( Bir kölenin satış fiyatı 300 ile 500 dirhem arasında olduğu düşünülürse, bu durumda aldıkları ganimet adam başına 7 veya 8 köleye eş değerdedir..)

        Haccac ve Rutbil

        İslam’da ilk asimilasyon 685 yılında Abdülmelik ile başlar.. Abdülmelik, etrafını İslamlaştırmaya adı İslam tarihine kan dökücü zalim olan Haccac’ı kendisine yardımcı seçerek başlar. Abdülmelik önce civar halkların dillerini Arapçalaştırdı.. Haraç karşılığı önceden bazı hakları kabul edilmiş olan gayri müslimlerin bütün haklarını geri aldı.. Bu arada Haccac’ı Irak genel valiliğine atadı.. Haccac’ın Irak’a genel vali atanmasından sonra Türklerin kaderinde ilk köklü değişikler başlamış oldu.. Haccac ilk olarak Ubeydullah ibni Ebi Bekri’yi Sicistan’a, Muhalleb ibni Ebi Sufra’yi da Horasan’a vali yapar.. O tarihte, Sicistan’ın Türk Hükümdarı Rutbil’dir ve Araplara vergi vermektedir.. Haccac, bununla yetinmez ve Ubeydullah’ı Rutbil’in üzerine göndererek ondan tam olarak teslim olmasını ister.. Rutbil önce bu teklifi kabul etmek istemez.. Bunun üzerine Ubeydullah Rutbil’in üzerine yürür. Rutbil 18 fersah geriye çekilerek Ubeydullah ve ordusunu kuşatma altına alır. Ubeydullah, Rutbil’den kurtulmak için 700.000 dirhem teklif ederse de Rutbil kabul etmeyerek Arap ordusunu büyük bir bozguna uğratır. Buna çok kızan Haccac 40.000 kişilik büyük bir ordu toparlayarak, Abdurrahman ibn Esas komutasında Rutbil’in üzerine gönderir.. Rutbil’i yenemiyeceğini anlayan Esas, bu sefer onunla anlaşır. Bu olay karşısında çılgına dönen Haccac, Esas’ı yakalatmak üzere bir birlik gönderirse de, Esas’ın ordusu bu birliği yenilgiye uğratır ve geri kalanları da Basra’ya kadar sürer. Ancak burada yenilen Esas’ın ordusu dağılır ve Esas Rutbil’e sığınır.. Bunun üzerine Haccac, Esas’ı kendisine vermesi için Rutbil’i tehdit eder.. Vermediği taktirde çok büyük bir ordu ile üzerine yürüyeceğini ve bütün Türk şehirlerini harap edeceğini, verirse de kendisinden 7 sene hiç vergi almayacağını söyler.. Türk şehirlerinin tekrar bir savaşa girmesini istemeyen Rutbil, 7 sene haraçtan muaf tutulacağını da düşünerek Haccac’ın bu teklifini kabul eder ve Esas ve yakınlarını Haccac’a teslim eder.. Ancak, Rutbil Haccac’a güvenmekle hata yaptığını daha sonra anlayacaktır.. Haccac Rutbil’den Esas’ı teslim aldıktan sonra derhal yeni bir ordu düzenleyerek 699 yılında Muhelleb bin Ebi Sufyan komutasında Türk şehirlerinin üzerine gönderir.. Hocente, Kes, Sogd ve Nesef’i ele geçirirsede Türkler direnirler.. Horasan valiliğine Muhelleb’in oğlu Yezid gelir.. Yezid ibni Muhelleb’de Türk şehirlerini talan eder.Yezid’in savaşçıları, Harzem’den ele geçirdiği Türkleri boyunlarına damga vurarak köle pazarlarında satarlar.. Bu tarihlerde, Araplar Türklerin yurtlarını devamlı olarak istila edip şehirlerini talan ettilersede kalıcı bir üstünlük sağlayamamışlar, elde ettikleri yerleri sonunda tekrar Türlere geri vermek zorunda kalmışlardı..

        Kuteybe ibni Müslim

        705 yılında Abdülmelik öldüğünde yerine oğlu Velid geçer. Ve Türk tarihini önemli şekilde etkileyecek olay, Kuteybe ibni Müslim’in Horasan’a vali atanması olur. Bu zamana kadar kalıcı bir başarı elde edemeyen Araplar onun zamanında Türk yurtlarında kalıcı başarılar elde etmişlerdir.

        Türklerin gerçek anlamda kılıç zoru ile Müslümanlaştırılmaya başlamaları Kuteybe zamanında olmuştur. Vali olduğu andan itibaren, Türk Beyliklerinin toptan işgal edilerek İslamlaştırılması için çok güçlü bir ordu kurmaya başlar. Merv’de askerleri toplayarak,

        ” Allah kendi dininin aziz olmasi için size bu toprakları helal kıldı ” der. Kuteybe ilk olarak Baykent’i kuşatır. Diğer Beyliklerden Türk Savaşçılar Baykent’in savunmasına yardıma gelirler. İki ay süren bir savaş olur. Kuteybe tam bir zafer kazanamazsa da, Türkleri haraca bağlayan bir anlaşma yapmaya zorlar. Şehir yıkımdan kurtulur ama, şehre giren Araplar anlaşmaya rağmen şehrin bir kısmını yağmalarlar ve şehirden ayrılırlarken arkalarında bir de askeri garnizon bırakırlar. Başlarına gelecekleri anlayan Türkler ayaklanmaya başlarlar ve kendi aralarında silahlanarak karşı bir mücahit birliği kurarlar, Baykent’de karışıklıklar başlar. Bunun üzerine Kuteybe Baykent’e tekrar gelerek ne kadar silahlanan Türk varsa hepsini öldürtür. Kadınları ve çocukları esir alır ve şehri tekrar baştan aşağı yağmalar..

        Taberi’nin anlatımlarına göre, Kuteybe’nin aldığı ganimetlerin haddi hesabı yoktur. Taberi, bütün Horasan’ı işgal ettiklerinde dahi bu kadar ganimet toplayamadıklarını söyler.

        Şehrin yağmasından sonra, daha önce Horasan’da Merv’e getirilmiş olan Arap aileleri, Merv’den getirilerek Baykent’e yerleştirilir. Muhafız birlikleri oluşturulur. Valilik den vergi tahsildarlığına kadar bütün denetim organları Araplar’dan oluşturulur. Türklerin Budist ve Zerdüşt inançlarını simgeleyen bütün heykeller toplatılır, taş olanlar kırılır, altın olanlar eritilerek ganimet olarak Araplar tarafından alınır. Bunlar, Enfal suresinde yazdığı gibi, sanki Araplara Allah’ın verdiği ganimetlerdir. Daha sonra esir edilen kadın ve çocuklar kocalarına ve babalarına geri satılır. Müslümanlar, Baykentli Türklerin neleri var neleri yoksa almışlar, şehrin onarımı da gene Türklere kalmıştır. Bundan sonra sıra gelir Buhara’nın tamamen işgal edilip Müslümanlaştırılmasına..

        Buhara’nın Tekrar Kuşatılması ve İlk Türk Katliamı

        Kuteybe Merv’de büyük bir hazırlık yapar.. Bu arada Vardana ve Buhara beylikleri arasında çatışmalar vardır.. Müslümanlara karşı mücadele etmek için bu çatışmalar derhal durdurulur ve Vardan Hudat, Kuteybe’ye karşı Türklerin başına geçer.. Kuteybe önce, Numiskent ve Ramitan’a saldırır ve buraları kolayca istila eder.. Demirkapı önlerinde Vardan’la çarpışırlar.. Vardan savaşı kaybeder ve Buhara’ya doğru çekilir.. Ancak Kuteybe’de, savaştan yorgun düştüğü için Buhara’yı alamadan Merv’e geri döner.. Haccac bunu başarısızlık olarak kabul eder ve, Buhara’yı mutlaka almasi için Kuteybe’ye emir verir..Kuteybe büyük bir hazırlık yaparak bir sene sonra tekrar Buhara’yı kuşatır.. Türkler direnir ve Kuteybe başarılı olamaz, ordusu dağılmaya başlar.. Bunun üzerine Kuteybe her bir Türk başı için askerlerine 100 dirhem vaad eder.. Para hırsı ile gayrete gelen Araplar, şehri istila ederler..Bütün direnen Türkler kılıçtan geçirilerek tam bir katliam yapılır, Araplar Türk kadınlarına tecavüz ederler, beğendikleri kadınları ya cariye olarak kullanmak yada köle pazarında satmak üzere alıkoyarlar.. Erkeklerden de binlerce kişiyi köle olarak satmak üzere beraberlerinde götürürler.. Araplardan oluşan yeni bir idari kurumlaşma yapılır.. Diğer beyliklerden tepkiler gelmeye başlayınca da, Buhara Melikesi Hatun’un oğlu Tuğ Sad kukla hükümdar yapılır.. Tuğ Sad tarihe hain bir işbirlikçi olarak geçer.. Daha sonrada Müslüman olarak oğluna da, efendisi Kuteybe’nin ismini vererek bağlılığını kanıtlar.. Etkili bir kolonizasyon yapmak isteyen Kuteybe bunun için öncelikle yerli halkı İslamlaştırmaya başlar.. Buhara halkı önceleri Müslüman olmuş gibi görünseler de bu dini kabul etmek istemezler..Kuteybe Türklerin aslında Müslüman olmadıklarını, evlerinde İslami kuralları tatbik etmediklerini anlar ve yeni bir yöntem geliştirir..Bu yönteme göre Türkler evlerini Araplarla paylaşmak zorunda bırakılırlar ve bu şekilde bire bir kontrol altına alınırlar.. İslami kurallara uymayanlar ise ağır cezalara uğratılırlar..

        ( Bugün, bazı İslami yazarlar bu getirilen tedbirlerin İslam”ın Türkler tarafından kabul edilmesinde çok yarar sağladığını açıkca ifade ederler..Bu yaklaşım da üzerinde düşünülmesi gereken bir konudur.. )

        Kuteybe’nin bu zorlamaları karşısında, halkdan bazı direnişçiler çıkar.. Gizlice silahlanırlar..Bu durum karşısında Araplar camiye dahi silahsız gidemez olurlar..Kuteybe baskıları arttırır, kendi aralarında örgütleşen Türkleri yakalattırıp öldürtür.. Bu arada yeni vergi yasaları getirir.. Yerli halk, halifeye senede 200000 dirhem, Horasan valisi Haccac’a da 10000 dirhem vergi ödemeye mecbur bırakılır.. Bunun dışında Arap askerlerinin atlarına yem temin etmeye, oraya getirilip yerleştirilen Arap ailelerine odun temin etmeye ve onlara tahsis edilen arazilerde çalışmaya mecbur bırakılırlar.. Kadınlar, kızlar Araplara cariye yapılırlar.. Buhara Türkleri bu yıllarda dünyadaki çok az milletin yaşadığı vahşeti ve ızdırabı yaşar.. Kuteybe’nin getirip Türk evlerine yerleştirdiği Arap’lar, Türklerin o zamana kadar yaptıkları bütün birikimlerinin üzerine konarlar, Türklerin tarlalarını alır ve Türkleri o tarlalarda çalıştırırlar.. İste Tek din İslam oluncaya kadar savaşın diyen ayet, Arapları Türklerin sırtından geçimlerini sağlayacak ortamı yaratmıştır..Allah dini dedikleri İslam, Ahzab Suresi / 50 de olduğu gibi, savaşta gasp edilen Türk kızlarını da ganimet olarak görür, ve Araplara cariye olmalarını helal kılar..Cuma namazı zorunlu hale getirilir.. Genede Türkerden rağbet görmez. Bunun üzerine Kuteybe, namaza gelenlere 2 dirhem vaad ederek önce fakirler üzerinde İslamın etkili olmasını temine çalışır.. Bu uygulama nispeten başarılı olur.. Fakir halktan para için camiye gidenler olur..

        1. Büyük Katliam – TALKAN KATLİAMI

        Buhara’da olanlar diğer Türk Beyliklerinde de etkilerini gösterir.. Aynı şeylerin kendi başlarına geleceğinden korkmaktadırlar.. Sogd meliki Neyzek Tarhan şehrinin yıkıma uğramaması için Kuteybe ile anlaşmak zorunda kalır.. Bu anlaşmaya göre Tarhan haraç verecek ve tarafsız kalacaktır.. Ancak bu tarafsız kalmalar ve Türklerin birleşememeleri Arapların işlerini kolaylaştırmış ve Türk beyliklerini istedikleri gibi istila edip talan etmişlerdir.. İlk olarak saldırıya uğrayan Kibac Hatun’a diğer beyliklerden yardım gelmeyince, o yardımı esirgeyenler aynı akibete uğramışlardır.. Bu olaylarda Türklerin belli bir şekilde organize olamamaları da onların Araplar tarafından istila edilmelerini kolaylaştırmıştır.. Neyzek Tarhan daha sonra Kuteybe ile yaptiğı anlaşmada hatalı olduğunu ve bu anlaşmanın kendisine hiçbir güvence getirmeyeceği gibi diğer Türk Beylerine de ihanet etmiş olacağını anlar.. Tohoristan’a dönerek bütün Türk Beyliklerine birer mektup yazar ve onları ortak bir direnişe girmeleri için uyarmaya çalışır.. İlk olumlu yanıt Talkan meliki Sehrek’den gelir..Tarhan’ın planlarını öğrenen Kuteybe, buna karşılık Belh şehrinde hazırlık yaparak, baharda büyük bir ordu ile Talkan şehrine doğru yürür.. O ana kadar bir direniş hazırlığı yapamayan Talkan şehri meliki Sehrek, Kuteybe’nin gelişinden önce şehri terkeder.. Şehre hiç savaşmadan giren Kuteybe’nin adamları şehirde eli kılıç tutabilen nekadar erkek varsa hepsini kılıçtan geçirirler.. Bu katliam o zamana kadar yapılanların en büyüğüdür.. Kuteybe bu katliamı diğer beyliklere ibret olması için yapar.. Kuteybe’nin askerleri öldürebildikleri kadar öldürürler, geri kalanları da, Talkan yolu üzerindeki ağaçlara asarlar.. Bu yolun 4 fersah ( 24 Km.) mesafelik bölümü Türklerin ağaçlara asılan cesetleri ile doludur.. Talkan katliamı tarihe, Arapların o güne kadar yaptıkları katliamların en büyüğü olarak geçmiştir.. Halk, Müslüman Araplarla savaşmadığı halde, Kuteybe ve askerleri sırf diğerlerine örnek olsun diye 40.000 kadar kişiyi kılıçtan geçirmiş, ağaçlara asmıştır.. bütün bunlar hep İslam adına yapılmıştır..

        Kuteybe, Talkan katliamından sonra Suman’a girer.. erkeklerin pek çoğunu öldürterek, kadınlarını ve kızlarını cariye olarak alıkoyar.. Daha sonra Kes ve Nesef’de aynı şeyleri yapar.. Erkekler öldürülür, Türk kadın ve kızları utanç verici bir şekilde Araplara cariye olurlar.. Daha sonra Faryab’a yönelir ve Faryab’ın teslim olmasını ister.. Faryab halkı başlarına gelecekleri bildiklerinden teslim olmaya yanaşmazlar.. Erkekleri dövüşerek ölürler.. Bütün şehir yakılır.. Araplar bu şehre yakılmış şehir anlamında Muhtereka derler.. Kuteybe, Faryab’dan sonra, Tarhan’ın çekildiği kale Bazgis’i kuşatır.. 2 ay süreyle devamlı olarak buraya saldırır fakat bir sonuç elde edemez.. Bu arada kış yaklaşır..Kuteybe’nin kışın savaşacak gücü yoktur ancak, kale içindeki Türklerin de yiyecekleri bitmiştir.. Her iki tarafta savaşın kendileri için kaybedildiğini düşünür.. Kuteybe son olarak bir hileye baş vurur.. Tarhan’ın yanına Muhammed bin Selim adındaki adamını gönderir.. Muhammed ibni Selim Tarhan’ın teslim olması durumunda kendisine hiç bir şekilde zarar gelmeyeceği güvencesini verir.. Kalenin açlık içinde olmasından dolayı Tarhan’ın Kuteybe’nin teklifini kabul etmesinden başka yapılacak bir şeyi yoktur.. Komutanları ile görüşüp teklifi kabul ederler.. Silahlarını teslim ederek kaleden çıkarlar.. Tarhan kaleden çıkar çıkmaz yakalanır, etrafı hendek açılmış bir çadırda zincire vurulur..Kuteybe bu arada Tarhan’ı hemen öldürmez.. Haccac’a haber göndererek ne yapacağını sorar.. Haccac Tarhan için, “ O bir Müslüman düşmanıdır hiç aman vermeden öldür” der.. Kuteybe önce Tarhan’ın iki oğlunu, Tarhan’ın ve toplanan halkın gözü önünde öldürtür.. Arkasından 700 kadar Türk savaşçısının başlarını gene Tarhan’ın ve halkın gözü önünde kestirir.. Tarhan’ı da bizzat kendisi öldürür.. Bütün kesilen başlar Haccac’a gönderilir.

        Tarhan’ın öldürülmesinden sonra, Kuteybe, Aral Gölü’nün altında bulunan Harzem bölgesine yürür.. Harzem’de Caygan ile Havarizat arasında taht kavgası vardır.. Kuteybe Caygan’la işbirliği yapar.. Önce Havarizat ile etrafındakileri öldürtür.. Arkasından Camhud melikini yenerek 4000 civarında esir alırlar.. Ancak, daha sonra bunlar Kuteybe’nin emri üzerine öldürülürler..

        Bu olay, Ziya Kitapçı”nın, İslam Tarihi ve Türkler adlı kitabında aynen şöyle anlatılır ;

        Bu harblerden birinde, et-Taberi”nin bütün tafsilatı ile anlattığına göre, bir defasında Abdurrahman b. Müslim, Kuteybe”ye, 4000 esirle gelmişti. Kuteybe, Abdurrahman”ın böyle kalabalık Türk esirleri ile geldiğini görünce hemen tahtının çıkarılmasını ve bir meydana kurulmasını istedi. Tahtının üzerine mağruru bir eda ile oturan Kuteybe, bu Türk esirlerinden bin tanesini sağına, bin tanesini soluna, bin tanesini arkasına ve bin tanesinide önüne dizilmelerini söylemiş ve sonrada Arap askerlerine dönerek yalın kılıç bu Türklerin kafalarının koparılmasını emretmiştir. Cebbar, zorba, insafsız Arap komutanının etrafının bir anda bu Türklerin kafa kol ve gövdeleri ile bir kan gölü haline geldiğinden hiç kimsenin şüphesi olmamalıdır. Bu harblerde öldürülen Türklerin haddi hesabı yoktu. Nitekim bu vahşetten adeta gururlanan bir Arap şairi Kaah el-Aşkari şöyle haykırmıştır,

        ”Kazah ve Facfac önlerinde korkudan birbirlerine sarılmış zavallı Türkleri öldürdüğünüz geceleri hele bir hatırlayınız.

        Herkesi kılıçtan geçirdiniz. Sadece ata dahi binmeyecek yaşta küçük çocuklar kaldı. Binenlerde o hırçın atların sırtında sanki bir yük gibiydiler.”

        Harzem’de ayaklanan halk, Kuteybe ile işbirliği yaptığı için Caygan’ı öldürür..Bunun üzerine, Kuteybe bütün Harzem’i yakıp yıkar, halkı kılıçtan geçirir.. Harzemli ünlü Türk bilgini, Biruni Harzem’deki uygarlığın yok edilişini şu şekilde anlatır.. “Kuteybe, her çareye baş vurarak Harzemlilerin yazılı dilini bilenleri, geleneklerini koruyanlarını, bütün bilginleri öldürttü, böylece herşey karanlıklara gömüldü.. İslam Harzemlilerin içinde girerken, onların tarihi hakkında bilinenleri artık öğrenme olanağı bırakmadı..Harzem’i yıktıktan sonra Kuteybe, Semerkant üzerine yürür..Semerkant meliki Gurek üzerine gelen Müslümanlara karşı diğer Türk Beyliklerinden yardım ister.. Taşkent ve Fergane’den yardım gönderir, fakat gelen birlikler yolda Kuteybe’nin askerleri tarafından pusuya düşürülerek yok edilirler..Semerkant, kuşatılır.. Araplar mancınık ateşi ile saldırırlar.. Daha fazla dayanamayacağını anlayan Gurek, Kuteybe ile anlaşmak zorunda kalır..Bu anlaşmaya göre,

        1.Semerkant Araplara her sene 2.200.000 altın ödeyecektir..
        2.Bir defaya mahsus olmak üzere 30.000 Türk gencini esir olarak verecektir..
        3.Şehirde Cami yapılacaktır..
        4.Şehirde eli silah tutan kimse dolaşmayacaktır..
        5.Tapınak ve putlardaki tüm mücevherler Kuteybe’ye teslim edilecektir..

        Daha sonra Kuteybe, altından yapılan putları erittirerek alır ve Merv’e geri döner.. Dönerken kardeşi Abdurrahman bin Muslim’i Semerkant’ın başına vali olarak bırakır..

        Kuteybe’nin Merv’e dönüşünden sonra, Türkler kendi aralarında işgalci Müslümanlara karşı bir direniş birliği kurarlar.. Zaman zaman Ceyhun ırmağını geçerek Araplara pusu kurar ve ciddi zararlar verirler.. Haccac Kuteybe’ye Taşkent ve Fergana’yi işgal etmesi talimatını verir.. Kuteybe Taşkent’e gider fakat başarılı olamaz.. Bu arada Haccac ölür. Halife Velid, Kuteybe’ye Türklere karşı savaşları devam ettirmesini söyler.. Kuteybe bu sefer Kasgar’a doğru yola çıkar.. Tam Kasgar’ı kuşatacakken Halife Velid ölür, yerine Süleyman ibni Abdülmelik halife olur.. Bu yeni Halife ile arası hiç iyi olmayan Kuteybe Kasgar seferini yarıda bırakarak ona karşı ayaklanır, ancak kendi komutanları tarafından 11 yakını ile birlikte 716 senesinde kafası kesilerek öldürülür.. Çünkü Kuteybe’nin komutanları Halifeye karşı gelmek istememişlerdir..

        2. Büyük Katliam – CURCAN KATLİAMI

        Kuteybe ve Haccac’ın ölümü, Arapların Türkleri Müslümanlaştırmak ve Türk şehirlerini talan etmek politikalarında bir değişiklik yapmamıştır.. Öncelikle, Araplardaki Türklere karşı olan korku ortadan kalktığı için, Araplar, Kuteybe’den sonra da aynı şekilde Türk yurtlarına saldırılarını sürdürmeye devam etmişlerdir.. Kuteybe’nin öldüğü aynı yıl olan 716 da, Yezid ibni Muhelleb Horasan’a vali atanır.. İlk iş olarak Dağıstan’ı işgal eder.. Dağıstan meliki Saltekin, Yezit’e karşı uzun süre dayanır.. Sonunda Dağıstan düşer.. Şehir yağmalanır ve 14000 kişi öldürülür..Dağıstan’dan sonra Curcan’a yönelir.. Curcan 300.000 dirhem karşısında savaşmadan teslim olur.. Yezid, Curcan’a bir bölük asker yerleştirerek, Taberistan’ a doğru yola koyulur.. Taberistan Meliki, İsfehbed, Deylem melikinden 10000 kişilik bir yardım alarak savaşa başlar.. İsfehbed savaşırken, Curcan halkı da ayaklanarak Esed ibni Abdullah komutasındaki askerleri imha ederler.. Yezid öfkeye kapılır, Curcan’lı Türkleri yendiğinde kanlarından değirmen döndürüp ekmek yiyeceğine dair Allah’a yemin eder.. Askerlerini toplayarak Curcan üzerine yürür.. Curcan beyi, şehirden çıkarak Curcan kalesine çekilir. 7 ay süren savaştan sonra, kale düşer.. Curcan beyi öldürülür.. Kaledeki askerler esir alınır.. Araplar, daha sonra Curcan şehrine girerler.. Burada da aynı şekilde Kuteybe’nin yaptığı katliama benzer bir katliam yapılır.. Türkleri öldürerek, 4 fersah boyunca sağlı sollu ağaçlara astırır.. Allah’a verdiği sözü yerine getirmek için, esir aldığı binlerce Türk’ü, Enderiz vadisindeki nehrin kenarına sürükler, orada askerlerine korumasız Türkleri öldürtür.. Öldürülen Türklerin kanlarını nehire akıtır.. Nehrin suyuyla akan kanlardan, ilerideki değirmenden un ve ekmek yaptırarak yer ve Allah’a verdiği sözü yerine getirir.. Katliamdan geriye kalan kız ve kadınlardan beş de biri cariye olarak halifeye ayrıldıktan sonra, geriye kalanlar askerler arasında ganimet olarak paylaştırılır..

        Kaynaklar Curcan katliamında Talkan katliamında olduğu gibi yaklaşık 40.000 Türk’ün öldürüldüğünü söylerler..

        717 yılından sonraki zaman, Arapların kendi aralarındaki çatışmalarla geçer.. Buraya kadar dikkat ederseniz, ilk Arap saldırıları başladığında Kibac hatun diğer Türk Beyliklerinden yardım istediği halde istediği yardım kendisine verilmemişti.. Sonra o yardımı göndermeyenler, yardıma muhtaç duruma düştüler.. Bu olaylardan Türklerin daha o zaman da aralarında tam bir birlik ve beraberlik sağlayamamış olduklarını görüyoruz.. 717 yılında Ömer ibni Abdulaziz halife olur..İki yıl sonra hastalanır yerine, 719’da, Yezid ibni Abdülmelik geçer.. Yezid ibni Abdülmelik ile Yezid ibn Mehleb’in arası iyi değildir.. Yezid ibn Mehleb hapse attırılır ancak, Yezid ibni Mehleb hapisten kaçarak, Basra’da örgütlenir ve Yezid ibni Abdülmelik’e karşı ayaklanır.. 721’de Abbas ve Mesleme adında iki komutan önderliğinde kurulan hilafet ordusu Yezid ibni Mehleb ile savaşır.. Bu savaşta Abbas ve Yezit ibni Mehleb olur.. Yezit’in kafası kesilerek halife Yezit ibn Abdülmelik’e yollanır.. Mesleme, Mehleb’in yakını olan yaklaşık 300 kişinin daha kafasını kestirerek öldürtür. Yezid ibni Mehleb’in oğlu olan, Muaviye ibni Yezid’de elinde bulundurduğu 32 kadar Mesmele taraftarının kafasını kestirtir.. Aralarındaki savaş, Mehleb taraftarlarının tamamen yok edilmesi ile biter… Mesmele, Mehleb’den ele geçirdiği aralarında Türklerin de bulunduğu cariyeleri Cerrah ibni Hakem’e satar..Bu arada, Yezid ibni Mehleb’in yerine getirilen yeni Horasan Valisi, Cerrah ibni Abdullah, Türkmenistan’ın iç kısımlarına bazı saldırılar yaparsada başarılı olamaz..

        Kuteybe’nin ölümüyle birlikte Türk topraklarına yapılan akınlar eskisi kadar başarılı olamamışlardır.. Bu dönemde İslam yayılmacılığı bir duraksama içine girer.. Halife II. Ömer ibn Abdülaziz, işgal altında bulunan yörelerdeki Arap egemenliğinin her geçen gün biraz daha zorlaşır bir hale gelmesinden dolayı bu bölgelerde yaşanan gerginliğin azaltılarak İslam’ın kuvvetlendirilmesine çalışır.. Kendisine bağlı yöneticilere, “ Bundan böyle Türk Beyliklerine saldırmayın, hakimiyetiniz altında bulunan bölgelerde gücünüzü arttırarak İslamı yaymaya çalışın” demiştir.. Ayrıca, II. Ömer, Müslüman olan halklardan cizye alınmamasını isterse de, Arapların gelirlerinde önemli ölçüde düşme olmasından dolayı bu karardan daha sonra, Türklerin Müslümanlıklarında samimi olmadıkları bahane edilerek vazgeçilmiştir.. Bu arada Horasan’da Cerrah ibni Abdullah, yerine Abdurrahman ibni Nuaym atanmıştır..

        Hakan Sulu”nun Göktürk Boylarının Başına Geçmesi

        Türkler, Arapların istilasına karşı direnişlerini Çin’den yardım isteyerek sürdürürler.. Daha önce Araplarla işbirliği içinde olan Tugsad da, 718 yılında Çin imparatorundan yardım ister.. Çin, Türklere yardım göndermez.. Turgis Kaani Sulu, Bati Göktürk Boylarının başına geçerek, 720 yılında Sogd’daki Türklerin Araplara karşı isyanını desteklemek için bir birlik gönderir.. Sulu’nun, Kur-Sul adındaki komutanı, Seyhun nehrini geçerek, Sogd’a gelir ve oradaki diğer Türklerle birleşerek, Semerkant’a doğru yürür.. Arap Valisi, Said ibni Haris, Türkleri durduramaz ve Semerkant’a çekilir.. Ancak Türkler Semerkant’ı kuşatamazlar.. Bu arada Said ibni Haris yerine 721 yılında Horasan’a Said ibni Harasi atanır.. 722’de Hisam Halife olur, Said ibni Harasi’yi görevden alarak yerine Müslim ibni Said’i atar.. Müslim ilk olarak Afşin’i haraca bağlar.. Seyhun’u geçerek bütün ekinleri ve ağaçları yakarak ilerler.. Bunun üzerine Turgis Hakanı Sulu, Müslim’in üzerine yürür.. Sulu’nun üzerine geldiğini ögrenen Müslim geri çekilmeye başlar.. Seyhun nehri yakınlarında, bir başka Türk birliği tarafından durdurulur.. Bir yandan yukardan Sulu’nun birlikleri ilerlediği için acele eden Müslim, zayiat vermesine rağmen, Seyhun nehrini geçerek Semerkant’a çekilir.. Bu yenilgi üzerine, Müslim görevden alınır, yerine Esed ibni Abdullah atanır..Esed ilk olarak Hoten şehrini ele geçirerek yağmalar.. Ancak, Turgis Hakanının Müslim’i kovalamasından cesaret alan halk Araplara karşı ayaklanır.. 726 yılında Turgis Hakanı Sulu kararlı bir şekilde Esed’in üzerine yürür.. Huttal’da çarpışırlar.. Esed, Sulu karşısında ağır bir mağlubiyet alır.. Bunun üzerine 727’de Esed’de görevden alınarak yerine Esres ibni Abdullah atanır..

        Esres halk üzerinde baskı uygulayarak denetim kurabileceğini düşünürsede başarılı olamaz.. Bir kısım halk Müslüman olduklarını söyleyerek vergi vermek istemezler ve Turgis’lerden yardım isterler. Turgis Hakanı Sulu 728 yılında Buhara’yı zapteder.. Bu arada Esres’in yerine Cüneyt ibn Abdurrahman geçer..Araplar Semerkant’a çekilir..Hakan Sulu ve Kur-Sul idaresindeki Turgis kuvvetleri 729 yılında 58 gün süreyle Arapları Kemerce kalesinde kuşatma altında tutarlar.. Açlıktan ölme noktasına gelen Araplar Kemerce’den çıkarak teslim olurlar, yapılan anlaşma gereğince teslim olanlar Debusia’ya gönderilirler.. Daha sonra Hakan Sulu, Semerkant’ı kuşatır.. Semerkant’ın işgal komutanı Savra ibni Hurr, Cüneyd ibni Abdurrahman’dan yardım ister.. Cüneyd yardıma gelmeden Savra ve Hakan Sulu Semerkant yakınlarında savaşırlar.. Araplar savaşı kaybeder, Semerkant’ın Arap Karargah komutanı Savra bu savaşta ölür.. Halife Hisam, Kufe ve Basra’dan 20000 kişilik ek bir kuvveti Cüneyd ibni Abdurrahman’a gönderir.. Hakan Sulu 732’de Buhara’yı terk ederek çekilir.. 734’de Cüneyd ibni Abdurrahman ölür, yerine Asım ibni Abdullah geçer, bir yıl sonra onun da yerine Halid ibni Abdullah geçer..

        Hakan Sulu”nun Ölümü ve Cuzcan Beyinin ihaneti

        Hakan Sulu, 737 yılında Halid’in üzerine yürür.. Araplar zayiat vererek Ceyhun’un güneyine çekilir.. Türkler Ceyhun nehrini geçerek Arapları Belh’e kadar çekilmeye zorlar, ancak Cuzcan önderi, Arap’larla birleşerek Hakan Sulu’nun ülkesine çekilmesine sebep olur.. Göründüğü kadarı ile eğer Cuzcan önderi Araplarla işbirliği yapmamış olsaydı Hakan Sulu’nun ordusu muhtemelen Arapları Türk topraklarından temizleyecekti.. Hakan Sulu ülkesine döndükten sonra bir zamanlar Araplara karşı beraber savaştığı Kur-Sul tarafından şahsi nedenlerden dolayı öldürülür..

        Bu gelişmenin birazda Çin tarafından tezgahlandığı, ve tarihte Çin’in Türk Beyliklerini birbirine düşürme siyaseti olarak görülür.. Hakan Sulu’nun ölmesi Araplar arasında sevinçle karşılanır.. Öyle ki Horasan Valisi Araplara Hakan’ın öldürülmesinden dolayı şükür orucu tutulmasını ister.. Haberi Halife Hisam’a ulaştırırsa da, Halife bu haberin doğruluğunu anlamak için güvendiği adamlarını yollayarak haberin doğruluğunu öğrenmelerini ister.. Hakan Sulu’nun öldürülmesinden sonra Türkler bir daha toparlanamazlar.. Arapların Türk yurtlarından temizlenmeleri ile ilgili umutları bir anda söner.. Öncelikle Dikhanlar denen yerel egemenlikler Araplara büyük tavizler verirler.. Müslümanlığı kabul eden kişilere büyük ekonomik çıkarlar sağlanır.. Cizye olarak alınan vergilerin miktarları düşürülerek önceki zorlamalara göre çok daha yumuşak bir sömürü politikası uygulanır.. Buraya kadar ki tarihte Türklerin zorla Müslümanlaştırılmalarına hizmet etmiş olan en önemli 2 isim, Arap Komutanı Kuteybe ve Hakan Sulu’nun tam önemli bir darbe indirmek üzereyken kendini Araplara satarak onlarla işbirliği içine giren hain Cuzcan Beyi’dir.. Kur-Sul’da, Turgis Hakanı Sulu’yu şahsi çıkarları uğruna öldürerek ister istemez Arapların korkulu rüyasını ortadan kaldırmış, Müslümanlığın Türk topraklarında daha rahat bir şekilde yayılmasına neden olmuştur..

        Kur-Sul”un Ölümü ve Türk Ordularının Dağılması

        Emevilerin son valisi, Nasır ibni Seyyar’ın valiliğe gelmesi ile birlikte Güney Türkistan’da Arap güçlerinde bir toparlanma başlar. Nasır, Arap hakimiyetinin yumuşak bir politika ile daha kolay bir şekilde yayılabileceği bilinci ile güçlü bir ordu kurarak Türk topraklarına yayılır. 739 yılında Araplar Semerkant’a tamamen yerleşirler.. Ancak, Seyhun nehrini geçmeye çalışırlarsada, Kur-Sul komutasındaki Türk ordusu tarafından durdurulurlar.. Sayı olarak Kur-Sul’un ordusundan daha kalabalık olmalarına rağmen, nehrin öte tarafına geçmeye cesaret edemezler.. Ancak bu arada Araplar için hiç beklemedikleri bir gelişme olur.. Araplara karşı saldırı düzenlemeyi planlayan ve bu nedenle nehrin etrafında keşif yapan Kur-Sul, Arap askerlerine yakalanır.. Nasır, Kur-Sul’u hemen öldürerek cesedini Türklerin görebileceği şekilde Seyhun nehrinin kenarına astırır.. Bu manzara çok geçmeden Türkler üzerinde beklenen etkiyi yapar ve Türk ordusu zaten sayıca üstün olan Araplar karşısında dağılır.. Taşkent ve Fergana da teslim olur.. Nasır,bundan sonra Arap hakimiyetini daha yumuşak politikalar uygulayarak sürdürür.. Yurtlarını terk ederek giden Türklerin geri dönmeleri halinde vergi borçları affedilir.. Halk içinden Müslüman olanlara bazı ekonomik ve sosyal çıkarlar sağlanarak, onların kendiliğinden Müslümanlığı seçmeleri teşvik edilir.. İslam’ın taraftar bulabilmesi için, gerek korkutarak, gerek teşvik ederek gereken her türlü tedbiri alınır.. Bu alınan tedbirler yavaş da olsa sonuç verir.. Türk topraklarındaki son Emevi Arap valisi Nasır ibni Seyyar Türklere İslam’ı kabul ettirtmeyi başarmıştır..

        Bizi ilgilendiren tarih buraya kadardır. Bundan bir süre sonra Arap topraklarında, Emevi Hanedanının egemenliği son bulur ve Abbasilerin devri kendini gösterir.
        749’da Abbasiler Emevi Hanedanını zorlamaya başlar. Arap topraklarında başlayan iç savaş, Emevilerin dışarı yayılmaları için gerekli olan kuvvetin bölünmesine yol açar.. Abbasilerle birlikte, Müslümanlaştırılan halklar üzerinde daha uyumlu, onların örf ve ananelerine uyan bir İslam uygulanır.. Emevilerden sonra İslamiyetin evrensel bir din olduğu şeklinde uygulamalar yapılarak İslam”ın daha geniş kitlelere yayılmasına özen gösterilir.. Bu şekilde önceleri Arap dini olarak kurulan din, giderek daha bir evrensel görünüm kazanır.

        Bu arada Araplar arası çatışmalar da giderek şiddetlenir. Araplar arası kavgada azat edimiş köleler de belli bir önem kazanırlar..

        Bu çatışmaların içinde olan Arap şefleri köleleri kendi taraflarına çekmek isterler.. Ancak, bütün Müslümanları eşit gören İslam karşısında kölelerin durumu belirsizdir.. Köleler eşitliği öngören İslam adına, Arap üstünlüğüne karşı çıkar.. Ali tarafı ve Peygamberin amcası Abbas’ın soyu, Emeviler tarafından kendilerinden hile ve zorbalıkla alınan iktidarlarının asıl sahipleri olarak görünmeleri, beraberinde bir takım siyasal sorunları da başlatır.. Bu arada, sınıfsal farklılıklar ve beraberinde yaşanan olumsuzlukların nedeni olarak, ezilen sınıf tarafından İslamın kendisi değil, Emevi hanedanın iktidarı sorumlu tutulur..

        Müslüman Araplar Türklere Neden Saldırmıştır

        Genelde, bu tarihi bilen İslami çevreler, Müslüman Arapların Türklere saldırmasını, onları İslam dinine davet etmek, gerekirse bu uğurda zor kullanarak, onları İslam”a boyun eğdirmeye zorlamak şeklinde yorumlarlar.. Ancak tek neden bu değildir..

        Bu konu da ayrıca Zekeriya Kitapçı”nın Yeni İslam Tarihi ve Türkler adlı Kitabında anlatılmıştır.. Aşağıdaki pasaj, aynı kitaptan alınma bir bölümdür.

        Değişen Arap Toplumunun Yeni Hayat Anlayışı

        a-) Harbeden Askerlerin Servete Kavuşma İsteği

        Arapları, Orta Asya’yı fethe zorlayan bir diğer faktörde harbeden askerlerin kısa zamanda büyük servet ve zenginliklere sahip olmaları idi. Değil daha sonraki devirler, ilk devirlerdeki fetih hareketlerinde bile sosyo-ekonomik nedenlerin çok önemli bir faktör olduğu ortaya çıkmaktadır. Genellikle Bedevi, çölde yaşayan, fakr-u zaruret içinde çok insafsız bir hayat mücadelesi içinde yoğrulan Araplar, daha İslam’ın ilk devirlerinde harbeden askerlerin verilen yüksek maaş ve ganimetler dolayısıyla kısa zamanda büyük bir servet ve zenginliğe kavuştuklarını görmüşlerdir. Mücahit gazilerin bundan sonraki yaşantıları ve hayat seviyeleri bir anda değişmiş ve harbe iştirak etmeyenlere nazaran çok daha iyi ve müreffeh bir hayat sürmeye başlamışlardır. Bu kabil Arap bedevilerinin o zamanki durumu, bugün Anadolu”nun iç kısımlarından kalkarak aynı sosyo-ekonomik nedenlerle çalışmak için Almanya”ya giden Türk köylüsünü ve onun sosyal hayatında da meydana gelen baş döndürücü değişiklikleri hatırlatmaktadır. Bunun içindir ki Arap kabileleri çeşitli cephelerde savaşmak için hata Hz. Ömer devrinde Medine”ye çok büyük kafileler halinde akın akın gelmeye başlamışlardır. Daha sonraları bunları Bedevi aileler takip etmiş ve dolayısıyla Arap yarımadasının dışına daha o devirlerden itibaren çok büyük bir Müslüman Arap göçü L. Caetani”nin ifadesiyle tarihte ilk defa Sami ırkının göçü başlamış oluyordu.

        Tarihte belki ilk defa vaki olan bu Sami Arap göçü, Emeviler devrinde de bütün canlılığı ile devam etmiş, sadece İran”a değil, Türkistan”ın Buhara, Baykent, Semerkant gibi daha birçok büyük şehirlerine önemli ölçüda Arap aileleri yerleştirilmiştir. Özellikle Buhara”ya yerleştirilen bu kabil muhacir Arap aileleri o kadar çoktu ki, Kuteybe b. Müslim be yerleşik Arap nüfusu ve kesafetine dayanarak bu büyük Türk şehrini nerede ise kolonize etmeye kalkışmış ve bunda önemli ölçüde de muvaffak da olmuştur. Genellikle 25-50 bin arasında değişen ve aile efradıyla birlikte yapılan bu göçler, bir taraftan İran ve Türkistan”ın büyük şehirlerinin Arap nüfusuyla iskan edilmesine, diğer taraftan da siyasi Arap hakimiyetinin bölgede daha kolay bir şekilde yerleşmesine ve hatta İslam dininin gelişme ve yayılmasına da yardım etmiştir.

        b-) Yaygın Geçim Sıkıntısı

        Müslüman Arapları komşu ülkeleri ve bu arada Türkistan’ı fethetmeye zorlayan önemli sebeplerden bir diğeri de çok yaygın hale gelen geçim sıkıntısıdır..Nitekim, el-Mesudi”nin en güzel kitap olarak tavsif ettiği ve fetih hareketlerini çok daha objektif kriterler içinde ele alan ilk tarihçilerimizden Belazuri”nin Fütuhu”l Büldan adındaki kıymetli eserinde, Arapların geçim sıkıntısı yokluk ve mahrumiyetler içinde sürdürdükleri hayat mücadelesi nedeniyle komşu ülkeleri fethetmeye zorlandıkları ve bu ülkelerde çok büyük sayıda yerleştikleri hakkında sarih ifadeler vardır.

        Taberi Anlatımları

        Aşağıdaki pasajlar doğrudan Taberinin anlatımından alınmıştır.

        Tarih-i Taberi / Cilt 3/(Syf-343)

        Her kim Türk’lerden baş getirirse yüz dirhem vereceğim. İmdi müslümanlar bir bir Türk’lerin başını kesip getirip 100 dirhemi aldılar.Ve Türk’leri dağıtıp hesapsız kırdılar ve mübaleğa ile mal ve ganimet alıp yine dönüp Merv’e geldiler.

        Yaz gelince Kuteybe Horasan şehirlerine nameler gönderip asker topladı. Sonra göçüp Talkan’a vardı. Şehrek ki Talkan meliki idi. Neyzekle müttefik idi. Kuteybe’nin geldiğini işitince kaçtı. Kuteybe Talkan’a girdiği vakit hükmetti ki ahalisini kılıçtan geçireler. Ne kadar kırabilirlerse kıralar. Bunun üzerine Kuteybe’nin askeri orada hesapsız adam öldürdü.

        Rivayet ederler ki 4 fersenk yol iki taraftan muttasıl ceviz ağacı dallarına adamlar asılmış idi. Oradan göçtü. Mervalarüd’e kondu. Oradaki melik kaçtı. Kuteybe onun da iki oğlunu tuttukta kalan şehrin beyleri itaat edip istikbale geldiler.(Syf-344)

        Kuteybe dedi: – Vallahi eğer benim ömrümden üç söz söyleyecek kadar zaman kalmış olsa bunu derim ki (Uktülühü uktülühü uktülühü). ( Hepsini öldürün, hepsini öldürün, hepsini öldürün )
        Bunun üzerine Neyzek’i ve iki kardeşi oğulları ki biri Sol ve biri Osman’dır. Ve yine o kendisi ile mahsur olanların hepsini öldürdüler.hepsi 700 adam idi. Buyurdu başlarını kesip Haccac’a gönderdiler.(Syf-347)
        Kuteybe deve palanı demek olur.(Syf-351)

        Ganimet malının beşte birini Haccac’a gönderip Semerkant’ın fethini de ilan etti. Haccac da bu haberi işitip sevindi. Kuteybe tekrar Merv’e döndü. Kardeşi Abdullah’ı Semerkant’a emir yaptı. Askerlerinin bir miktarını onun yanında bıraktı ve lüzumu kadar harp aleti verip, Abdullah’a dedi: Kafirlerden hiç kimseyi Semerkant’a girmeye bırakma, ancak eline bir parça balçık ver ve o balçığın üzerine mühür vur.(Syf-353)

        Kuteybe’nin Havarizem Şehrine Gitmesi Haberi

        Havarizem melikinin adı Çaygan idi. Ondan küçük Havarizad adlı bir kardeşi vardı. Çaygan’ın üzerine galebe etmiş idi ve onun bütün işini tutmuş idi. İşitse ki Çaygan’ın eline güzel bir cariye girmiş, yahut bir nefis bir kumaş almış derhal adam gönderip aldırırdı. Yine işitse ki bir kişinin güzel kızı var yahut güzel bir avreti var derhal mecal vermez,çekip alırdı. Hiç kimse men edemezdi. Ve Çaygan’a ondan şikayet etseler ben ona bir şey diyemem, derdi. Çaygan da onun elinden bunalmış idi. Bu işi bu şekilde uzatınca Çaygan’ın tahammül etmeye takatı kalmadı. El altından Kuteybe’ye adam gönderdi. Havarizem şehirlerinden üç şehrin kilitlerini bile gönderdi.

        Ve Kuteybe’ye dedi: Havarizem’e gelip kardeşimi öldürürsen her ne dilersen vereyim,dedi. Lakin bu haberi hiç kimseye bildirmedi. Bu haber Kuteybe’ye ulaşınca gaza vaktı idi. Kuteybe kavmine Segat gazasına varırız diye bildirdi. Çaygan’ın adamını geri gönderdi. Havarizad’e haber verdiler ki Kuteybe Segad’a gazaya gider. O da gayet sevindi. Ve kavmine bildirdi ki bu yıl cenkten eminsiniz,zira Kuteybe segad’a gidermiş. Ve bizde iş’e meşkul olalım dedi. Bilmedi ki Kuteybe kendi üzerine gelir. Bu esnada Kuteybe ansızın bin atlı ile Medinet-ül Fil ki Havarizem’in ulu ve muazzam şehridir. Zira Havarizem ülkesi üç şehirdir. Ondan ulusu yoktur. Kuteybe çıkıp geldi. Havarizem halkı Kuteybe’yi görüp korktular. Kuteybe doğru Çaygan’ın yanına geldi. Ve Havarizad’a haber verdiler ki ne gafil durursun işte Kuteybe erişip alemi fesada verdi. Havarizad anladı ki bu iş Çaygan’ın başı altındadır. Diledi ki Çaygan’ı öldüre.Lakin fırsat ve mecal bulamadı. İmdi hazır bulunan sipahi ile sürüp Medinetil Fil’e geldi. Çaygan o üç şehri Kuteybe’ye verip kendisi de Kuteybe’nin yanına geldi. Ve Havarizad şaşkına döndü. Nihayet Kuteybe’ye adam gönderip aman diledi.

        Kuteybe dedi: Amanı kardeşinden dile eğer o aman verirse benden emin ol.Havarizad dedi: -İmdi bildim ki benim ölmem lazım. Zira benim kardeşime boyun eğmem ölmek demektir. Belki ölmek muti olmaktan iyidir, dedi. Bunun üzerine cenge koyuldu. Bir saat cenk edip sonunda tutuldu.Kuteybe’ye getirdiler. Kuteybe dedi: Kendini nasıl görürsün.

        Havarizad dedi: -Ey emir, beni melamet etme ki ben kılıca eli onun için vurdum ki seninle benim aramda bir hüküm zahir ola. İmdi fırsat senin oldu,bana ne öğünmek gerek, ne dilersen et. Bunun üzerine Kuteybe buyurdu. Dışarı çıkıp boynunu vurdular. Çaygan dedi: -Ey emir, henüz gönlüm şifa bulmadı.
        Kuteybe dedi: -Daha ne dilersin?

        Çaygan Dedi: -Dilerim ki onunla bile olan kimselerin hepsini öldüresin.
        Kuteybe dedi: -İmdi sen benim yanıma topla, ben öldüreyim. Çaygan da hepsini tutup getirdi. Kuteybe cümlesini öldürüp mallarını aldı. Çaygan şöyle şart etmiş idi ki: Bin baş esir ve nice bin kumaş vere. İmdi Kuteybe Medinetül File girip o malı Çaygan’dan aldı.

        Çaygan Kuteybe’den yardım diledi. Zira Camhüd meliki daima gelip Çaygan ile cenk ederdi. Ve Çaygan’ı gayet incitirdi. Kuteybe Abdurrahman’ı ona yardıma gönderdi. Ve Abdurrahman varıp muharebe etti ve o meliki öldürdü. Çaygan o yerleri fethedip dört bin baş esir aldılar. Kuteybe buyurdu. Hepsini öldürdüler. (Syf-349-350)

        -Şaş askeri bize gece baskın etmek dilermiş, imdi varın onların yolunda filan yerde pusuda durun.Ve onlar çıktığı vakit üzerlerine sürünüz. Ola ki bir fetih edesiniz, dedi. Muslih b.Müslim’i bunlara kumandan tayin etti. Muslih de gelip o 700 adamı üç bölük etti. Bir bölüğünü yolun sağ yanına, bir bölüğünü sol yanına koydu ve kendisi bir bölükle yolun üzerine durdu. Gece yarısı geçince Şaş askeri çıkıp geldiler. Muslih’i yol üzerinde görünce cenge meşgul oldular.Ve o iki bölük gaziler de iki taraftan hamle edip aç kurdun koyuna girdiği gibi kafirleri tarumar ettiler. Gazilerde Şübe adlı bir bahadır yiğit vardı. Kendisini Şaş güruhuna ve kalabalığına vurdu.Onların ortalarında bir melikzadeleri vardı.Yetişip Şübe onu kulağı tözünden kılıç ile çaldı. Öyle bir çaldıkı başı top gibi havaya uçtu. Şaş askeri bu heybeti gördüklerinde hepsi bozguna uğradılar. Müslümanlar ardına düşüp onları hesapsız kırdılar. Onlardan kurtulan pek az oldu. Ve onların ekserisi Melikzadeler idi. Ziynetli ve silahlı kimselerdi. Onların başlarını ve silahlarını ve elbiselerini hepsini aldılar geri dönüp Sürür ile Kuteybe’nin yanına geldiler. Ertesi gün Kuteybe hükmetti ki cenge atılalar.

        Gavrek Kuteybe’ye adam gönderip dedi: -Bu ettiğin harbi öyle zannetme ki Arapların kuvveti ile edersin belki acemden benim kardeşlerimdir ki sana yardım edip cenk ederler. Yoksa harbe arapları gönder. Gör ki biz de neler ederiz,dedi. Kuteybe bu sözü işitip gazaba geldi ve münadilere çağırttı. Müslüman mübarizleri toplanıp kafirlerin üzerine yürüyüş ettiler ve buyurdu ki mancınık kurdular ve bir burcu döğe döğe yıktılar. Ve Müslümanlar o yıkılan yerden hücum ettikçe kafirlerden bir bahadır er gelip o gedikte durdu her kim ileri gelse mecal vermez öldürürdü. Müslümanlarda silahşörler çok idi. Kuteybe onları çağırtıp dedi ki: Sizden kim ki o şahsı ok ile vurursa ben ona on bin dirhem veririm. O silahşörlerden biri ileri yürüyüp ok ile o şahsı atıp gözünden vurdu ve ensesinden çıktı. Derhal düştü. O kişi Kuteybe’nin yanına gelip on bin dirhemi aldı.(Syf-351-352)

        Bu 70 yıl süren Türk-arap savaşlarının en önemli noktaları ve sonuçları ;

        1- 100.000’in üstünde Türk katledilmiştir.
        2- 50.000’in üstünde Türk genci köle ve cariye yapılmıştır.
        3- Şehirler yağmalanmış , ganimet diye halkın herşeyi talan edilmiştir.
        4- Tüm zenginlikler , tarihi eserler yokedilmiş , yakılmış , yıkılmıştır.
        5- Dünyanın en büyük katliamlarından biri olan “Talkan Katliamında” 40.000 Türkün kesilerek
        24 km yol boyunca ağaçlarda sallandırılmıştır.( Tarihte örneği çok azdır.)
        6- Aynı şekilde “Curcan Katliamında da esir alınan 40.000 Türk’ün nehir kenarında kafaları
        kesilmiş , nehrin suyu kıpkızıl olmuş , cesetler yine ağaçlarda sallandırılmıştır.
        7- “Teslim olursanız canınız bağışlanacak” sözü hiç bir zaman yerine getirilmemiş ,
        “Şeriat söz tanımaz” denilerek kadın-erkek kılıçtan geçirilmiştir.
        8- Araplar tarihte yaşadıkları bu en büyük yağma ve talandan çok büyük servet elde etmişlerdir.
        9- Türkler böyle bir vahşet ve mezalimi Çinlilerden dahi görmemişlerdir.
        10-Bu tarihi gerçekler “islam etkilenmesin” düşüncesiyle gizlenmekte , bahsedilmemektedir.
        Türkçü siyasetçiler dahi konuyu geçiştirmektedir. Bundan da Araplar nasiplenmektedir.

        Selam ve Saygıyla,

      • Drogba CC dedi ki:

        Gencer daha güzel anlatılamazdı. Bu lanet Araplardan çektiği kadar kimseden çekmedi bu Türk halkı, Onların dini asla bize uymadı. Bizim Türk kültürü ile hiçbir zaman da uyuşmadı. O nedendendir ki Türkiye’nin şu an %80 i aslında Deisttir. Müslüman gibi görünür ama İslamın hemen hiçbir kuralına uymaz. 11 ay içer, kadına değer verir, nazara, mezara, ermişlerden evliyalardan türbelerinden medet umar, (Şamanizm den gelen birikimler yani), mezara gidip dua eder, Türk’ün yönelmesi gereken bir din varsa o da öz dinimiz Atalarımızın dini şamanizm, Tengri iyidir

        Arapların bu çağ dışı ve insanlık dışı uydu putperest dini yüzünden Türkler, ilimde bilimde, insan haklarında geri gitmeye başladılar, malesef hakimiyetmizi, şeyhüislam ın Osmanlı da etkinliği artması sonucu yok olmaya kadar gitmiştir. M. Kemal ile Türkler gerçek kimliğini bulmaya başlamışken tekrardan gerilemeye girdik.

      • MaMaLi dedi ki:

        Bilal Kardeş sen tarihden!de bir habersin!Sen,TALKAN ve CURCAN katliamlarını bilirmisin hiç okudunmu,araştırdınmı?Kuteybe ve ibni müslim,celladlarını tanırmısın?Buhara’da,horasan’da,semerkant’da neler oldu tarihi,bir araştır olurmu!Bak sana senin gibi uzun yazıp,insanları sıkmadan kısa örneklerler veriyorum,kısa bir örnek sana!kuteybe celladı!Türkleri,kılıçdan geçirdikden sonra şu 5 maddeyi,kanunlaştırdı,iyi oku!1-semerkant hersene araplara 2.200.200 altın ödeyecek.2-Bir defaya mahsus olmak üzere 30.000 türk gencini esir olarak verecekdir.3-şehirde cami yapılacakdır.4-şehirde eli silah tutan kimse dolaşmıyacakdır.5-Tapınak ve putlardaki tüm mücevherler Kuteybe’ye teslim edilecekdir.ha sen şimdi kaynak da sorarsın verelim tabiki)Tarih-i Taberi/cilt 3(syf 343)oku,öğren sonra,kopyalı yapıştırla,cevap verirsin))))

    • csk dedi ki:

      sayın gencer bu konuda pek birşey bildiğimiz söylenemez diyorsun. arapların türklere zulmettiğini tecavüz ettiğini müslüman olmaya zorladığını söylüyorsun.elinde böyle bir kanıtta yokken.şuan insanların kafasına silahmı dayıyorlar.isteyen istediği dini seçmekte özgür.insanların kalbinemi girdiniz türkiyenin %90 deist olduğunu söylüyorsun.sizler seviyeli tartışmadan bahsediyorsunuz aynı zamanda insanların inançlarına küfredip iftira ediyorsunuz.şuan yanı başımızda ermeniler azeri türklere zulmediyor katlediyor tecavuz ederek öldürüyorlar. niye sesiniz çıkmıyor…..

      • Gencer dedi ki:

        Yukarıdaki yazılar ve kaynakları belirtilmesine rağmen hala elinde ne kaynak var diyorsan ben sana ne diyeyim.Ayrıca sizin gibi at gözlüğü takmış arkadaşlara da cevap vermek istemiyorum ama iğneliyici konuşmalarınız yüzünden cevap yazıyorum.Ben sana Kaynak göstereyim ama buna cevap vermeden önce o kaynakları alıp okumanı tavsiye ederim.
        İlhan Arsel Kitapları.
        Nasıl Müslüman Olduk (Kitap) yazar Erdoğan Aydın
        İslamiyet Gerçeği 1-2 Erdoğan Aydın
        Turan Dursun yayınları.
        http://www.turandursun.com/
        https://ateistcanavar.wordpress.com/category/ilhan-arsel-makaleleri/

        Korkma Şirk Koşmazsın.
        Ben okudum ve çarpılmadım.

      • csk dedi ki:

        neyin şirk neyin şirk olmadığını biliyorum çok şükür. öncelikle hadisleri kuranı reddediyorsun uydurma hadislerden kaynak sunarak islamın türk düşmanlığından bahsediyorsun.öncelikle sen kendinle çelişiyorsun.

        fatih sultan mehmet türk değilmiydi niye övgüyle bahsetti.
        ‘istanbul elbet feth olunacaktir , istanbul’ u fetheden komutan ne güzel komutan , onun askeri ne güzel asker.”

        Madem ırkçı türk düşmanıydı neden bu ayetler var
        ey insanlar!
        rabbiniz birdir. babaniz da birdir. hepiniz adem’in cocuklarisiniz, adem ise topraktandir. arabin arap olmayana, arap olmayanin da arap üzerine üstünlügü olmadigi gibi; kirmizi tenlinin siyah üzerine, siyahin da kirmizi tenli üzerinde bir üstünlügü yoktur. üstünlük ancak takvada, allah’tan korkmaktadir.

        allah yaninda en kiymetli olaniniz o’ndan en cok korkaninizdir.”

        size savaş açanlarla allah yolunda çarpışın. fakat haksız saldırıda bulunmayın. çünkü allah, haksız saldırıda bulunanları sevmez.

        savaş size farz kılındı, gerçi o size hoş gelmez. olabilir ki siz, bir şeyden hoşlanmazsınız; oysa ki o sizin için bir hayırdır. yine olabilir ki, siz bir şeyi seversiniz, oysaki o sizin için bir kötülüktür. allah bilir, siz bilmezsiniz.

        iman edenler, allah yolunda savaşırlar. inkâr edenler de tağut yolunda savaşırlar. o halde siz şeytanın taraftarlarına karşı savaşın. çünkü şeytanın hilesi zayıftı.

        ey insanlar! doğrusu biz sizi bir erkekle bir dişiden yarattık. ve birbirinizle tanışmanız için sizi milletlere ve kabilelere ayırdık. muhakkak ki allah yanında en değerli ve en üstününüz o’ndan en çok korkanınızdır.* şüphesiz allah bilendir, her şeyden haberdar olandır.(hucurat :13)

        biraz daha kaynak istersen buradan devam edebilirsin.
        http://www.sorularlaislamiyet.com/qna/158021/buhari-de-hz-muhammed-in-turkler-aleyhine-sozleri-oldugunu-ileri-surerek-onun-turk-dusmani-oldugunu-iddia-edenlere-ne-dersiniz.html

      • bilal dedi ki:

        Gencer bey,
        1-Belliki asil at gözlüğü takan sizsiniz.Çünkü gördüğümüz kadariyla objektif olmayan ve sürekli islama saldıran süpürgeci t.dursun ve ilhan arsel’ın saçmalık kitapları dışında hiç bir şeyi okumuyorsunuz.Bunların saçmalıkları sizin temel inanç ve felsefeniz olmuştur. Bunlara şartlanmışsınız.Siz bunların saçmalıklarını kendinize amentu edinmişsiniz..!!! Lütfen,at gözlüğünüzü çıkarın.atrafınızı görüp okuyun..Sadece bu iki adamın saçmalık-larını değil,diğer kaynakları da okuyun..2-Araplar ne olursa olsun,onlara pis arap diyen sizin gibilerden insanlık ve medeniyet beklenir m.?.Irkçılık yapmakla Nazileri bile sollamışsınız.Çünkü onlar,‘’ Bir Nazi dünyaya bedeldir ‘’ve ‘’ Ne mutlu naziyim diyene.” dememişlerdir….ama bu tür ırkçı söylemler sizin amentunuz olmuştur..İslama göre her kes Allah’ın kuludur.Kimse kimseden üstün değildir.İnsanların ırk,milliyet,renk ve dilleri ne olursa olsun bütün bunlar yüce Allah’ın vergisidir.Bütün insanların kökü ve atası bir- dir.HUCURAT-13:يا ايها الناس انا خلقناكم من ذكر وانثي وجعلناكم شعوبا وقبائل الخ ‘’ Ey insanlar ! Biz sizi bir erkekle bir kadından yarattık. Birbirizi tanyıp sahip çıkmanız, (haklarına saygı göster-meniz vs.) için milletlere,boylara ve kabilelere ayırdık….’’ RUM-22: ‘ومن اياته خلق السموات والارض واختلاف السنتكم والوانكم الخ ‘’ O’nun (varlığının ve kudretinin) delillerinden biri de; gökleri ve yeri yaratması,dillerinizin ve renklerinizin farklı olmasıdır..’’ İşte islam ve kur’an,ayırıım yapmadan,insanın ırkı,rengi ve milliyeti ne olursa olsan hepsini aynı katagoriye koymuştur..farklı diller,renkler ve miliyetler yüce Allah’ın birer belgesidir… Bu nedenle, durumları ne olursa olsun 300 milyonu geçen bir arap milletine sırf islama olan kin ve nefretiniz yüzünden pis araplar demenizle, ırkçılıkta Nazleri bile geçmiş durumdasınız… Bu ırkçılığınız yüzünden bir ülkede,bir coğrafyada yaşayan farklı ırk ve milletler bugün adeta birbirine düşman olmuşlardır. İslamın şiddetle reddettiği bu faşitslik ve ırkçılık zihniyeti yüzünden maalesef farklı ırk ve milliyetlere mensup insanların birlikte yaşamaları neredeyse olanaksız hale gelmiştir.. !!! Buna somut bir örnek vermeye de hiç gerek yoktur..!!! Ayrıca burada doğru ve çok güzel bir bilgi paylaşımı yaptığından dolayı da sayın Csk.nickli arkadaşı da tebrik ediyorum…. …. Saygılarımla….

  35. Gencer dedi ki:

    CSK Arkadaşım,
    İstanbul’u Fetih edeceği yazıyı bulup paylaşırsan sevinirim.Ayrıca İslam adına Türklere yapılan vahşeti yukarda okuyup ta eğer için sızlamadıysa ben artık bir şey diyemem sana.
    Araplar her daim Türk Düşmanı olmuştur.Haindirler ve pis insanlardır.Sen Ortadoğuda din adına yapılan gırtlak kesmeleri de alkışlıyorsundur korkarım.
    Bundan dolayıdır ki bu bir birimize yazacağımız son cevap olsun.
    Benim senin gibi Arap sevdalıları ile asla işim olmaz.
    Ben Her zaman NE MUTLU TÜRK’ÜM Diyen birisiyim.
    Senin de bana yazacağın cevabın olursa son olarak okuyabilirim.Fakat bir sonraki yazıların olursa ben sana asla cevap vermeyeceğim.
    Herkes kendi yolunu kendi çizer arkadaş.
    Bu site Kuran’ın hatalarının tartışıldığı bir site.Hata yok diyorsan bu sitede işin olmamalı.
    Bırak biz sağduyulu düşünen ve araştıran kişiler olarak burada bilgi paylaşımımızı yapalım.
    Sizler lütfen bu konuda bizim zamanımızı harcayıp ayak bağı olmayın.
    Saygılar sevgiler Arap Hayranı arkadaşlar.

    • yasir dedi ki:

      (((((((((((((——GENCER DİYOR Kİ————Bu site Kuran’ın hatalarının tartışıldığı bir site.Hata yok diyorsan bu sitede işin olmamalı.——-ALINTI——-)))))))))))))

      Gencer sen ve senin gibi bütün diğerleriniz neye inanıyorsanız inanın, inanmadığınız ALLAH ve Kurana laf atmayı-hatalarını aramayı-karalamayı ve saldırmayı bırakın bizde bu siteden gidelim…
      Sizler inanmadığınız bir inancı sorğulayacak-hatalarını arayacak ve iftiralar atacaksınız bizlerse bunlara sessiz mi kalacağız, bu nasıl bir mantıktır ki böyle bir talepte bulunabiliyorsun…Bizim size, inanmıyorsanız bizim Kitabımızı bırakın kendi inancınızı istediğiniz gibi yaşayın dememiz gerekirken sen çıkmış biz burada kurandaki hataları tartışıyoruz yok diyorsan git, var diyorsan kal, ohh ne güzel…
      Senin şu yazmış olduğundan dolayı ne kadar tek taraflı, mantıksız,sığ,dar ve bencil bir mantığının olduğunu hatta mantığının olmadığını anlayabiliyoruz…
      Bunları sakın bir hakaret olarak alğılama çünkü bunlar senin gerçeklerin…
      Nasıl olurda bir soğrulama yaparken, karşı tarafa bir söz hakkı vermeden bana katılıyorsan kal, katılmıyorsan git, biz senin değerlerni ve inancını istediğimiz gibi tartışırız diyebiliyorsun…Nasıl bir mantıktır buuu.

      • csk dedi ki:

        yasir kardeşim çokda güzel özetlemiş..

        gencer bey kaç gündür tartışıyoruz.konudan konuya atlayıp durdun.sevyeli tartışma dediniz.insanların inançlarına demediğinizi bırakmadınız. o kadar soru sordum cevap vermediniz.
        şimdi de gelmiş diyorsun ya söylediklerimizi doğrula yada bu siteden git.bizler insan olan herkesi severiz ırk ayırmadan.senin taraf tuttuğun aşikar.dünyada binlerce insan zulme uğruyor katlediliyor.ermenilerin sırpların çinlilerin ve bunun gibi bir çok ülkelerin yaptıkları ortada. gerçi
        size göre dünyada ki katliamlardan müslümanlar sorumlu.
        siz ne yaparsanız yapın bizler inançlarımızı savunmaya devam edeceğiz.

      • Gencer dedi ki:

        Arkadaşlar sizin kafanıza saksı mı düştü ? Burada Allah’a veya Tanrıya inanmıyoruz diye bir şey söyleyen oldu mu?Kendi adıma ben böyle bir şey söylemedim.Benim Tek bir Tanrı inancım sonsuz.Kaldı ki söylersem de bundan size ne? Br,urada Kur’anın Tanrı Kelamı olmadığını bir sürü örnek vererek tartışıyoruz.Sizde kendinizi Kuran’ın ve Peygamberin avukatı gibi görüyorsunuz.
        Kur’an’a inanmayı zaten bıraktık merak etmeyin.Hurafelerle masallarla ömrümü çürütemem.
        Türkler nasıl Müslüman olmuş açıkça kaynak belirterek hatta çok önemli bir siteden kopyalayarak yapıştırdım.Burada Irktan bahseden yok.Kaldıki tabiiki Türklüğü sonuna kadar savunacağım.Ben Türk’üm arkadaş sizlerden içinizde başka ırktan olanlarda vardır.Ben burada Arapların Türklere yaptığı zulümü yazdım.Zorunuzamı gitti.?
        İstediğiniz kaynağı açın bakın.Bir vahşet sonucu zorla din değiştirmek zorunda kalmış Türklerin gerçekleri bilmesi yanlış bir şey mi?Bilsinler nasıl Müslümanlığı seçtiğimizi ondan sonra devam edene etsin.
        Ayrıca İyiki de Kuran’a inanmayı bıraktım abuk sabuk bir sürü şey yazıyor.(Bu benim için artık değişmez bir gerçektir.)
        Bir daha da benim yorumlarıma cevap vermeyin olsun bitsin.
        Saygılar.

      • yasir dedi ki:

        ((((((((((————GENCER DEMİŞ Kİ——–Kur’an’a inanmayı zaten bıraktık merak etmeyin.————–ALINTI———–)))))))
        İnanmayı bıraktıysan tartışmayıda bırak o zaman…
        Senin olmayan bir inancı ve değeri neden tartışıyorsun? Tartışıyorsanda gelen cevaplara açık olacaksın ve her zamanda cevabını alırsın…Cevap almak istemiyorsan bunun en kolay yoluda tartışmayı bırakmaktır…
        Bu sitede farkındaysan İslam ve Kuran harici yazılarda var okuduğum halde şahsım adıma yorum yapmıyorum, benim cevaplarım sadece İslama ve Kurana atılan iftira ve yalanlara karşıdır…
        Sen Türklük diyorsun Müslüman olmayan Türk toplumlarına bir göz at Rusların-Moğolların içinde eriyip gitmiştir, senin şu an yaşadığın bu ülke tamamen İslam eseridir Osmanlı ve Müslümanlar olmasaydı bu milleti ve ülkeyi kuranlar kurabilecekmiydi…
        Şimdi sen Türk tarihi diye bana burada Moğol ve Tatarları anlatırsın, bizim popüler tarihimizde kavimler göçü ve öncesi Orta asya ve cevresinden çıkmış bütün toplulukları Türk yapma politikamız vardır bunlara Kızl derililerden-Bulğarlara-macarlara kadar dayanır…
        Adam Atilla’yı atası sayıyor, yahu git bir macara sor bakalım Fatihi-yavuzu veya Atatürkü atası sayacakmı…Macarlara sadece biz Macaristan diyoruz orjinali Hungaria’dır yani adamlar Harbi Hun’lar ama biz tutturmuşuk yok siz Türksünüz Hunlarda Türk, ırkçılığın insanı ne komik durumlara düşürdüğü aşikar ortadadır…
        Koskoca Profesörler çıkmış tartışma proğramlarında Mısırdaki Pramitleri-inka, maya medeniyetleri ve pramitlerini Türkler yaptı onlarda türk diyor dahası var Sümerler- Trovalılar-Estrükler vs bunların hepside Türkmüş benim anlamadığım şey bunlara inanırsak Türk=insan olması gerekiyor yani bütün insanlık Türklerden türemiş oluyor…Daha neler var neler…

      • csk dedi ki:

        tşk ederim yasir kardeşim allah senden razı olsun

      • MaMaLi dedi ki:

        Yasir!Bu konuda haklısın,tez varsa,anti tezde,vardır,git,gelme,gibi,olumsuz,emir kipleri,haksızlıkdır;bu söylemler için,şahsım adıma özür dilerim;lakin!sizin burda,sınırsız ve sansürsüz,yaptığınız,tüm,savunmaları,ben ve benim gibi,dinlerin çakma olduğunundan,emin,olan,insanlar,islami,hiç bir site ve form da,iki satır bile yazdırılmıyoruz;elmahamdüllillah müslüman değilm)saygılarımla.

  36. csk dedi ki:

    Bu yazıda Turan Dursun’un 3 tane İftirasına Cevap verilmiştir.

    1-Kuran- Kerimde Irkçılığın bulunduğu

    2-Kuran Mekke ve Çevresine İndirilmiştir

    3-Peygamberin Türkler hakkındaki yorumları

    Materyalistlerin belirgin özelliklerinden biri, savundukları görüşlerin son derece sığ ve basit olması ve bunları savunurken çeşitli göz boyama ve sahtekarlıklara kolayca başvurabilmeleridir. Özellikle din aleyhinde yürütmeye çalıştıkları propaganda, tarih boyunca yalanlar ve çarpıtmalarla dolu olmuştur.
    Türkiye’de bu rolü üstlenenlerin başında ise Turan Dursun gelmektedir. Yazdığı İslam ve Kuran aleyhindeki kitaplarla, bu kitaplardaki basit çarpıtmalarla, ciddiyetsiz iddialarla, bozuk mantıklarla, bir kısım cahil veya din aleyhinde önyargılı kimseleri etkilemiştir. Çoğu kez cevap bile vermeyi gerektirmeyecek kadar saçma ve tutarsız iddialar öne süren Turan Dursun, aslında öne sürdüğü iddialar açısından değil de, sahip olduğu bozuk mantık örgüsü nedeniyle ele alınması ve incelenmesi gereken bir isimdir. Yazdıkları, Allah’ın Kuran’da inkarcılar için verdiği “akletmeyen bir kavim” (Haşr Suresi, 14) hükmünün birer teyidi durumundadır.

    Turan Dursun’un çeşitli iddiaları arasında dikkat çekici olanlardan biri, Kuran’ı ve dolayısıyla İslam’ı ırkçılıkla itham etmesidir. İslam’ın sadece Araplara vahyedilmiş bir din olduğunu, peygamberimiz Hz. Muhammed’in de Türklere karşı olumsuz hisler beslediğini ileri sürmüştür. Ancak bu iddiasını ne gibi mantıklara ve delillere dayandırdığı incelendiğinde, son derece basit çarpıtmalar, cehalet ve yalanlar ortaya çıkmaktadır.

    Bu makalede, Turan Dursun tarafından yazılıp 1990 yılında 2000′e Doğru dergisinde yayınlanan, ve takipçileri tarafından hala internette yayınlanmaya devam eden bir yazıyı ve bu yazıdaki çarpık iddiaları ele alacağız.

    1) Kuran’da Irkçılığın Olduğu Ve Yahudilerin Üstün Irk Olarak Belirtildiği İftirası

    Turan Dursun, sözkonusu yazısında Kuran’da ırkçı bir yaklaşım olduğunu iddia etmiştir. Hem de bu ırkçılığın “Yahudi ırkçılığı” olduğunu ileri sürmüştür. Kuran’da “En üstün toplum, İsrail toplumu” dendiğini iddia etmiş ve ardından kendince bir “çelişki” vehmetmiştir:

    “Bir yanda İslam dünyasındaki “yahudi düşmanlığı”, öbür yanda da, Kur’an’daki “Tanrı”nın “İsrailoğulları”na böyle seslenişi… Bir çelişkidir bu.” (2000′e Doğru 28 Ocak 1990, Yıl 4, Sayı 5)

    Oysaki gerçekler incelendiğinde Turan Dursun’un bu iddiasının son derece saçma bir itiraz olduğu açıkça görülmektedir. Turan Dursun’un iddiasına dayanak gibi göstermeye uğraştığı Kuran ayeti şu şekildedir:

    Ey İsrailoğulları, size bağışladığım nimetimi ve sizi alemlere üstün kıldığımı hatırlayın. (Bakara Suresi, 47)

    Normal bir akla sahip olan herkes anlar ki, bu ayette geçmiş zamandaki bir “üstünlükten” söz edilmektedir. Allah, İsrailoğullarına, onları bir zamanlar nimetlendirdiğini ve üstün kıldığını hatırlatmaktadır. İsrailoğulları’yla ilgili diğer Kuran ayetlerine ve kıssalarına baktığımızda, bu nimetin ve üstünlüğün nasıl olduğunu da açıklıkla görebiliriz. Allah, İsrailoğulları’nın atası olan Hz. İbrahim’den başlayarak, onlara peygamberler göndermiş ve aralarında yaşadıkları putperest kavimlere karşı onları manen üstün kılmıştır. Firavun döneminde Mısır’da baskı ve zulüm görürlerken, onları Hz. Musa vesilesiyle kurtarmış, ardından Hz. Musa’ya Tevrat’ı indirmiş ve İsrailoğulları’nı bu kutsal kitapla doğru yola yöneltip şereflendirmiştir. Hz. Musa’dan sonra da İsrailoğulları’na pek çok peygamber gönderilmiştir. Bunlar, Allah’ın bu kavme olan lütuf ve nimetleridir.

    Ancak İsrailoğulları’nın önemli bir bölümü bu nimete layık olamamış, kendilerine gönderilen peygamberlere itaatsizlik etmiş, Allah’ın vahyi olan Tevrat’a başkaldırmış, hatta Tevrat’ı kendi menfaatlerine uygun olarak değiştirip tahrif etmiştir. Böylece Allah’a vermiş oldukları sadakat ahdini bozmuşlardır. Bir ayette İsrailoğulları’nın bu durumu şöyle anlatılır:

    Andolsun, Allah İsrailoğullarından kesin söz (misak) almıştı. Onlardan oniki güvenilir- gözetleyici göndermiştik. Ve Allah onlara: “Gerçekten ben sizinle birlikteyim. Eğer namazı kılar, zekatı verir, elçilerime inanır, onları savunup-desteklerseniz ve Allah’a güzel bir borç verirseniz, şüphesiz sizin kötülüklerinizi örter ve sizi gerçekten, altından ırmaklar akan cennetlere sokarım. Bundan sonra sizden kim inkar ederse, cidden dümdüz bir yoldan sapmıştır.”Sözleşmelerini bozmaları nedeniyle, onları lanetledik ve kalplerini kaskatı kıldık. Onlar, kelimeleri konuldukları yerlerden saptırırlar. Kendilerine hatırlatılan şeyden pay almayı unuttular. İçlerinden birazı dışında, onlardan sürekli ihanet görür durursun. Yine de onları affet, aldırış etme. Şüphesiz Allah, iyilik yapanları sever. (Maide Suresi, 12-13)

    Görüldüğü gibi, İsrailoğulları’nın Turan Dursun’un iddia ettiği manada, yani tüm bir ırk olarak üstün kılınmaları sözkonusu değildir. Allah, İsrailoğulları’nı bir ırk olarak, yani ahlak ve tavırlarından bağımsız olarak, kalıcı bir şekilde “üstün kılmış” değildir. Allah’ın Hz. İbrahim’e olan vahyini bildiren bir ayet, bu gerçeği vurgulamaktadır:

    Hani Rabbi, İbrahim’i birtakım kelimelerle denemişti. O da tam olarak yerine getirmişti. (O zaman Allah İbrahim’e): “Seni şüphesiz insanlara imam kılacağım” dedi. (İbrahim) “Ya soyumdan olanlar?” deyince (Allah:) “Zalimler benim ahdime erişemez” dedi. (Bakara Suresi, 124)

    Görüldüğü gibi Allah Hz. İbrahim’in soyundan olanları bir ırk olarak üstün kılmamış, aksine bu ırktan olup da zalim olanların Allah’ın ahdine, yani İsrailoğulları’na verdiği üstünlük ahdine dahil olmayacağını haber vermiştir. Allah’ın Hz. İbrahim’e ve soyuna verdiği üstünlük, ırk manasında bir üstünlük değil, her kim Hz. İbrahim’in yolunu izler, onun ahlak ve inancını takip ederse, onun tarafından devralınacak manevi bir üstünlüktür. Nitekim Allah “doğrusu, insanların İbrahim’e en yakın olanı, ona uyanlar ve bu peygamber ile iman edenlerdir. Allah, mü’minlerin velisidir” buyurarak (Al-i İmran Suresi, 68), çağımızda Hz. İbrahim milletinin Müslümanlar olduğunu bildirmiştir.

    Allah, insanlar arasındaki ırk, soy, kabile bağlarının bir üstünlük konusu olmadığını da aşağıdaki ayetiyle açıkça bildirmiştir:

    Ey insanlar, gerçekten, biz sizi bir erkek ve bir dişiden yarattık ve birbirinizle tanışmanız için sizi halklar ve kabileler kıldık. Şüphesiz, Allah katında sizin en üstün olanınız, (ırk ya da soyca değil) takvaca en ileride olanınızdır. Şüphesiz Allah, bilendir, haber alandır.” (Hucurat Suresi, 13)

    Dolayısıyla Kuran’da ırkçılık olduğunu iddia etmek, ancak bu konuda hiç bir şey bilmeyen ve muhakemesi de zayıf olan insanları kandırabilecek bir iftiradır.

    Turan Dursun ve diğer materyalistler, eğer ırkçılığın kaynağının ne olduğunu gerçekten öğrenmek istiyorlarsa, kendi dünya görüşlerinin temelini oluşturan evrim teorisini incelemelidirler. Çünkü, yeryüzündeki ırklar arasında kalıtsal “üstünlükler” bulunduğu, bazılarının “ileri” bazılarının ise “geri” olduğu iddiasının kaynağı, Darwin’in evrim teorisinden başka bir şey değildir.

    2) Kuran’ın Sadece Araplar Ve Mekke Çevresindekiler İçin Gönderildiği İftirası

    Turan Dursun’un bir diğer iddiası, Kuran-ı Kerim’in sadece Araplara yönelik bir kitap olarak vahyedildiği, diğer milletlerin Kuran’dan sorumlu olmadığı şeklindedir. Bunu, şu sözleriyle ileri sürmektedir:

    “Kur’an’ın bütünü içinde, Muhammed’in “kavm”ından, yani “toplum”undan “Tanrı vahiyleri”ni, bu “toplum”a iletmek zorunda olduğundan, bunu yaptığından söz edilir. Muhammed’in “toplum”u, “Arap toplumu”dur. Öyleyse “muhattap” da bu toplumdur. Kur’an, kendi deyimiyle “Arapça”, seslendiği kesim de, “Araplar”. Ama “Araplar”ın da tümü değil; yalnızca “bir kesimi”. Korkutma yalnız “Mekke ve çevresi”ne. Ayetler çok açık. “Kur’an”la yapılan “uyarı”ların, “korkutma”ların, “Mekke” (Ümmü’l-Kura) ve “çevresi”ne yönelik olduğu, En’am suresinin 92., Şura suresinin 7. ayetinde, kuşkuya yer bırakmayacak bir açıklıkla anlatıyor.” (Turan Dursun, 2000′e Doğru, 28 Ocak 1990, Yıl 4, Sayı 5)

    Turan Dursun’un bu iddiasına delil olarak kullanmaya çalıştığı ve bu amaçla çarpıtarak yorumlamaya kalktığı ayetin meali şu şekildedir:

    İşte bu (Kur’an), önündekileri doğrulayıcı ve şehirler anası ile çevresindekileri uyarman için indirdiğimiz kutlu Kitaptır. Ahirete iman edenler buna inanırlar.(Enam Suresi, 92)

    Turan Dursun’un “Mekke” anlamında yorumladığı kelimenin ayetteki asıl ifadesi “ümmü’l kura”dır. Bu kelimenin sözlük karşılığı ise “köylerin, kasabaların, kentlerin anası” demektir. Yani bu kelimeyle sadece Mekke değil, bütün ana şehirler, kasaba ve köyler ifade edilmiş olur. Mekke de bir şehir merkezidir, fakat “ümmü’l Kura” Mekke ile sınırlı olmayıp, tüm zamanların tüm merkezi şehirlerini kapsamaktadır. Dolayısıyla, “Kuran sadece Mekke çevresindekilere yöneliktir” diye bir iddiada bulunmak, sadece bu iddia sahibinin cehalet veya samimiyetsizliğini gösterir.

    Gerçekte üstteki ayette Turan Dursun seviyesindeki kişilerin hiç kavrayamayacakları bir hikmet açıklanmakta, İslam’ın bir tebliğ yöntemi olarak önce merkezi şehirlere, ardından bunların çevresine yayılmasına işaret edilmektedir.

    Dikkat edilirse Turan Dursun, bir önceki başlık altında (ırkçılık iddiasında) karşılaştığımız çarpıtma yöntemini burada bir kez daha kullanmaktadır. Bir ayeti ele almış, içinde geçen bir kavramı kasten yanlış yorumlamış, dahası bu konuyu açıklayan, tefsir eden diğer Kuran ayetlerini kasten görmezlikten gelerek basit bir çarpıtma yapmıştır.

    Nitekim bu konuyla ilgili diğer ayetlere baktığımızda, Turan Dursun’un ne kadar büyük bir çarpıtma yaptığı tüm açıklığıyla ortaya çıkar. Hz. Muhammed’in tüm insanlığa gönderilmiş bir peygamber olduğu ve Kuran hükümlerinden kıyamete kadar tüm insanların sorumlu tutulduğu pek çok ayette vurgulanmıştır. Aşağıdaki iki ayet, konuyu açıklığa kavuşturmaktadır:

    Biz seni ancak bütün insanlığa bir müjde verici ve uyarıcı olarak gönderdik. Ancak insanların çoğu bilmiyorlar. (Sebe Suresi, 28)

    De ki: Ey insanlar, ben Allah’ın sizin hepinize gönderdiği bir elçisi (peygamberi)yim. Ki göklerin ve yerin mülkü yalnızca O’nundur. (A’raf Suresi, 158)

    Görüldüğü gibi İslam peygamberi Hz. Muhammed, tüm insanlar için bir uyarıp korkutucudur. Tüm insanlar da Kuran’a uymakla sorumludur.

    Turan Dursun’un iddiasının ikinci kısmı ise, Kuran’ın sadece Arapça bilenlere gönderildiği şeklindedir. Oysa Kuran’ın Arapça olması, bu kitaptan sorumlu olanların sadece Araplar olduğu anlamına gelmez. Yeryüzünde pek çok farklı dil konuşulmaktadır ve insanlara vahyedilecek bir kitabın doğal olarak bu dillerin birisinde olması gerekmektedir. İslam peygamberi Hz. Muhammed Arap olduğu ve etrafındaki insanlar da Arapça konuştuğu için, Kuran da Arapça olarak vahyedilmiştir. Ancak Kuran’ın anlamı her milletin kendi dilinde rahatlıkla tefsir edilebilir, açıklanabilir ve hükümleri anlaşılabilir. Nitekim öyle de olmuştur. Kuran’ın Arapça olması, diğer milletlerin İslam dinini öğrenmelerini ve uygulamalarını hiç bir şekilde engellememiştir.

    3) Peygamberimizin Türkler Hakkında İthamlarda Bulunduğu İftirası

    Turan Dursun’un milliyet konusundaki üçüncü asılsız iddiası, peygamberimiz Hz. Muhammed’in Türklere düşman olduğu yönündedir. Bu iddiasına delil olarak bazı sahih (doğru) olmayan, “mevzu” (yani peygambere atfedilerek sonradan uydurulan) hadisleri göstermeye çalışmıştır. Turan Dursun’un aktardığı hadisler şu şekildedir:

    “Müslümanlar, Türklerle öldürüşmedikçe, kıyamet kopmayacaktır. Yüzleri kalkan gibi, üst üste binmiş(kalın) derili olan bu toplumlar…. kıl giyerler.”
    “Siz (müslümanlar), küçük gözlü, basık burunlu, yüzleri kalkan gibi, derisi üst üste binmiş olan toplumla öldürüşmedikçe kıyamet kopmayacaktır.”

    Turan Dursun’un aktardığı bu hadislerin, peygamberimiz tarafından söylenmemiş, vefatından çok sonra bir takım art niyetli kimseler tarafından uydurulup ona atfedilmiş sözler olduğu bilinen bir gerçektir. “Mevzu hadisler” olarak bilinen bu gibi hadisler, başlı başına bir inceleme alanıdır. Bu konuda pek çok İslam alimi eserler yazmış, mevzu hadislerin genel özelliklerini tespit etmişlerdir. Bu konuda kabul edilen bir prensibe göre, bir milleti sırf milli kimliğinden dolayı yeren veya öven hadislerin hepsi uydurmadır. Bu şekilde pek çok uydurma hadis vardır. Turan Dursun’un aktardığı gibi Türkleri yeren ve kötüleyenler olduğu gibi, Türkleri dünyanın en üstün milleti gibi tanıtan uydurma hadisler de bulunmaktadır. Aynı şekilde Arapları da abartılı derecede öven veya yeren uydurma hadisler olduğu malumdur. Tüm bunlar, milli bir taassup içindeki kimseler tarafından uydurulmuş ve peygamberimize atfedilmiş uydurma sözlerdir.

    Bu sözlerin uydurma olduğunun en büyük ispatı ise, Kuran’a aykırı olmalarıdır. Allah, başta da belirttiğimiz gibi, milletler, kavimler veya kabileler arasındaki farkların önemli olmadığını, önemli olanın takva (Allah korkusu ve bundan kaynaklanan ahlak) olduğunu Kuran’da açıklamıştır. Allah’ın hükmü bu iken elbette peygamberimizin farklı bir düşünce içinde olması düşünülemez. Aksine peygamberimiz, Kuran’ı en iyi şekilde anlayan, uygulayan, hayata geçiren ve Kuran’ın hiç bir hüküm ve ilkesinden taviz vermemiş kutlu bir insandır.

    Sonuç

    Turan Dursun’un burada ele aldığımız ve cevaplandırdığımız iddiaları, bu kişinin Kuran ve İslam aleyhindeki iftiralarının ne kadar cahil, akılsız ve samimiyetsiz bir yaklaşımın ürünü olduğunu da göstermektedir. Basit kelime oyunlarıyla, bir ayetin anlamını Kuran’ın genelinden koparıp çarpıtarak ileri sürdüğü iddialara, küçük kurnazlıklar ve göz boyamalar hakimdir. Kullandığı üslup, adeta “çocuk kandırma yöntemi” gibidir.

    Turan Dursun’un İslam ve Türk milleti hakkındaki iddiaları, bu “çocuk kandırma yöntemi”nin bir örneğidir. Kuran’ı ve peygamberimizi sadece Araplara hitap eden ve Türkleri kötüleyen kaynaklar gibi göstererek, kendince Türk milletini İslam’dan soğutacağını zannetmiştir. Oysa Kuran’ı bilen ve muhakemesi düzgün işleyen bir insanın bu gülünç kışkırtmalara asla itibar etmeyeceği, aksine bunları öne süren kişilerin zeka ve kültür düzeyini gülünç bulacağı aşikardır.

    Gerçekte sadece Turan Dursun’un değil, onunla aynı çizgideki Kuran ve İslam düşmanı ateistlerin tüm iddiaları; Kuran’ın Allah’ın Hak Kitabı olduğunu, içinde hiç bir çelişki ve uyumsuzluk bulunmadığını, Kuran’a karşı çıkanların ise sadece iftiralar ve yalanlar öne sürebildiklerini gösteren önemli bir “iman hakikati”dir. Allah inkarcıların içine düştükleri bu acze, Kuran’da şöyle dikkat çeker:

    Sana nasıl örnekler vererek saptıklarına bir bak, artık onların bir yola güçleri yetmemektedir. (İsra Suresi, 48)

    • rammsteinn dedi ki:

      csk
      kopyala yapıştır yapıyorsun.ya kopyalıdığın kısmı okumuyorsun ya da kuranı okumuyorsun.
      cevaplardaki iddiaların doğruluğunu kontrol etmeye gerek duymuyorsun.

      yahudiliğin üstün ırk olduğu kuranda açıkça belirtilmiştir.
      yahudiler her daim kendilerini üstün ırk olarak görür. tanrı onları o şekilde yaratmıştır ki, yahudiliğin bir numaralı kuralı; “yahudi olunmaz doğulur” kuralıdır.

      kurandaki ayetlerimiz

      Duhân 32 Andolsun biz İsrailoğullarına, bilerek, alemlerin üstünde bir imtiyaz verdik.

      Câsiye 16 Yemin olsun, biz, İsrailoğullarına Kitap’ı, hükmetme gücünü, peygamberliği verdik, onları temiz yiyeceklerden rızıklandırdık ve kendilerini âlemler üzerine imtiyazlı kıldık.

      Bakara 40 Ey İsrailoğulları! Size verdiğim nimetlerimi hatırlayın, bana verdiğiniz sözü yerine getirin ki, ben de size vadettiklerimi vereyim. Yalnızca benden korkun.

      Bakaa 47 Ey İsrailoğulları! Size verdiğim nimetimi ve sizi cümle aleme üstün kıldığımı hatırlayın.

      Bakara 122. Ey İsrailoğulları! Size lütfettiğim nimetimi hatırlayın. Ben sizi âlemlerden daha üstün kılmıştım.

      • csk dedi ki:

        rammsteinn

        Kurana inanmayan birçok insan gibi sende art niyetle yaklaşıyorsun.Bana kuran okuyup okumadığımı soracağına öncelikle sen bir kaç ayete bakarak kuran hakkında yorum yapma.Kuran-ı bütünüyle oku.Hangi ayet ne için inmiş tefsirine bak en azından.
        Kur’an-ı kerim ve hadis-i şerifler, ırkçılığı, ırk üstünlüğünü kesin olarak reddetmektedir.
        Bununla ilgili birçok ayet mevcut.

        Ey insanlar, gerçekten, Biz sizi bir erkek ve bir dişiden yarattık
        ve birbirinizle tanışmanız için sizi halklar ve kabileler (şeklinde) kıldık.
        Şüphesiz, Allah Katında sizin en üstün (kerim) olanınız, (ırk ya da soyca değil)
        takvaca en ileride olanınızdır.
        Şüphesiz Allah, bilendir, haber alandır. ( 49 Hucurat Suresi, 13)

        Yüce Rabbimiz Kuran;da insanların peygamber soyunda bile gelse
        doğuştan bir üstünlüğünün olamayacağın İbrahim kıssasında şöyle vurgulamaktadır:

        Hani Rabbi, İbrahimi birtakım kelimelerle denemişti.
        O da (istenenleri) tam olarak yerine getirmişti.
        (O zaman Allah İbrahime): Seni şüphesiz insanlara imam kılacağım dedi.
        (İbrahim) Ya soyumdan olanlar? deyince (Allah:) Zalimler Benim ahdime erişemez; dedi.
        ( 2 Bakara Suresi, 124)

        Allah katında ölçü insanların ırkı yada cinsiyeti değildir.
        Doğuştan sahip olunan özellikler bir üstünlük vesilesi olamaz.
        Allah; Tekasür suresinde kendi soyuyla ve çokluklarıyla
        insanların övünmesini açıkça eleştirmektedir:

        ( 102 Tekasür Suresi, 1-3)
        Çoklukla övünmek, sizi tutkuyla oyalayıp, kendinizden geçirdi.
        ;Öyle ki (bu) mezarı ziyaretinize (kabre gidişinize, ölümünüze) kadar sürdü
        Hayır; ileride bileceksiniz.

        (Müminun Suresi, 101)
        Böylece Sur’a üfürüldügü zaman artık o gün aralarında soylar yoktur
        ve (üstünlük unsuru olarak soyluluğu) soruşturmazlar da.

        Kuran yahudiler hakkkında neler söylemiş o ayetleri incelersek

        Kur’an Yahudileri lanetlenmiş bir millet olarak zikretmekle beraber,
        onlara Allah’a ve ahiret gününe inandıkları ve iyiliği emredip,
        kötülüğü nehyettikleri takdirde müjdelerin olduğunu beyan etmiştir.
        Kur’an’da geçen ayet

        “Onlar (Yahudiler) nerede bulunurlarsa bulunsunlar,
        Allah’ın ahdine ve insanların (müminlerin) himayesine sığınmadıkça,
        kendilerine zillet (damgası) vurulmuştur;
        Allah’ın hışmına uğramışlar ve miskinliğe mahkum edilmişlerdir.
        Çünkü onlar, Allah’ın âyetlerini inkâr ediyorlar ve haksız yere peygamberleri öldürüyorlardı.
        Bu da, onların isyan etmiş ve haddi aşmış bulunmalarındandır.
        Hepsi bir değildir; Ehl-i kitap içinde istikamet sahibi bir topluluk vardır ki,
        gece saatlerinde secdeye kapanarak Allah’ın âyetlerini okurlar.” (Al-i İmran, 3/112-113)

        Kur’an-ı Kerim’de Yahudilerin sözünde durmamak ve
        anlaşmaları bozmak gibi kötü bir adetlerinin de olduğu,

        “Ne zaman onlar bir antlaşma yaptılarsa, yine kendilerinden bir gurup onu bozmadı mı?
        Zaten onların çoğu iman etmez.”(Bakara ,2/100)

        BAKARA SÛRESİ
        (83) Hani, biz İsrailoğulları’ndan, “Allah’tan başkasına ibadet etmeyeceksiniz,
        anne babaya, yakınlara, yetimlere, yoksullara iyilik edeceksiniz,
        herkese güzel sözler söyleyeceksiniz, namazı kılacaksınız, zekatı vereceksiniz” diye söz almıştık.
        Sonra pek azınız hariç, yüz çevirerek sözünüzden döndünüz.

        BAKARA SÛRESİ
        (211) İsrailoğullarına sor; biz onlara nice açık mucizeler verdik.
        Kendisine geldikten sonra kim Allah’ın nimetini değiştirirse, (bilsin ki) şüphesiz
        Allah, cezası pek çetin olandır.

        BAKARA SÛRESİ
        (246) Mûsâ’dan sonra İsrailoğullarının ileri gelenlerini görmedin mi (ne yaptılar)?
        Hani, peygamberlerinden birine, “Bize bir hükümdar gönder de Allah yolunda savaşalım” demişlerdi.
        O, “Ya üzerinize savaş farz kılındığı halde, savaşmayacak olursanız?” demişti. Onlar,
        “Yurdumuzdan çıkarılmış, çocuklarımızdan uzaklaştırılmış olduğumuz halde
        Allah yolunda niye savaşmayalım” diye cevap vermişlerdi.
        Ama onlara savaş farz kılınınca içlerinden pek azı hariç, yüz çevirdiler.
        Allah zalimleri hakkıyla bilendir.

        MÂİDE SÛRESİ
        (32) Bundan dolayı İsrailoğullarına (Kitapta) şunu yazdık:
        “Kim, bir insanı, bir can karşılığı veya
        yeryüzünde bir bozgunculuk çıkarmak karşılığı olmaksızın öldürürse,
        o sanki bütün insanları öldürmüştür.
        Her kim de birini (hayatını kurtararak) yaşatırsa sanki bütün insanları yaşatmıştır.
        Andolsun ki, onlara resûllerimiz apaçık deliller (mucize ve âyetler) getirdiler.
        Ama onlardan birçoğu bundan sonra da (hâlâ) yeryüzünde aşırı gitmektedir.

        MÂİDE SÛRESİ
        (70) Andolsun, İsrailoğullarından sağlam söz almış ve onlara peygamberler göndermiştik.
        Fakat her ne zaman bir Peygamber onlara nefislerinin hoşlanmadığı bir hükmü getirdiyse;
        onlardan bir kısmını yalanladılar, bir kısmını da öldürdüler.

        MÂİDE SÛRESİ
        (7 İsrailoğullarından inkar edenler, Davud ve Meryemoğlu İsa diliyle lanetlendi.
        Bu, onların isyan etmeleri ve hadlerini aşıyor olmalarından ötürüydü.

        İSRÂ SÛRESİ
        (4) Biz, Kitap’ta (Tevrat’ta) İsrailoğullarına,
        “Yeryüzünde muhakkak iki defa bozgunculuk yapacaksınız
        ve büyük bir kibre kapılarak böbürleneceksiniz” diye hükmettik.

        NEML SÛRESİ
        (76) Şüphesiz bu Kur’an İsrailoğullarına üzerinde ayrılığa düştükleri şeylerin çoğunu açıklıyor.

        Senin örnek verdiğin ayetlere bakalım

        (Duhan 32)
        “Gerçekten biz, İsrailoğullarını, bilerek âlemlere üstün kıldık.”

        Ayet-i kerimede, İsrailoğullarının iman ettikleri dönemlerde, iman etmeleri sebebiyle,
        zamanlarında yaşayan bütün insanlardan üstün kılındıkları zikredilmiştir.
        Onların bu üstünlüğü, iman etmeleriyle kaimdir.
        İmandan ayrılanların, derece bakımından hayvanlardan bile aşağı olduktan,
        diğer bir âyette beyan edilmekte ve şöyle buyurulmaktadır:

        “Yemin olsun ki biz, cinlerden ve insanlardan birçoğunu cehennem için yarattık.
        Onların kalbleri vardır ama onunla gerçeği anlamazlar.
        Gözleri vardır ama onlarla hakkı görmezler.
        Kulakları vardır ama onunla hakkı işitmezler. İşte onlar hayvanlar gibidir.
        Hatta daha da sapıktırlar. İşte onlar gafillerin ta kendileridir.” (A’raf Suresi, âyet: 179)

        “Ey İsrailoğulları, size verdiğim nimetimi ve sizi (bir zaman)
        âlemlere üstün kıldığımı hatırlayın.” (Bakara 47)

        Ey İsrailoğulları, ey Yahudi topluluğu, ey Yakub’un torunları,
        geçmişlerinize, ecdadınıza verdiğim nimetlerimi ve sizi bir zaman âlemlere üstün kıldığımı
        hatırlayın.
        Allah teala, İsrailoğullarını, Firavunun zulmünden kurtarmış,
        denizi yarıp onları karşıya geçirmiş, çöllerde onlar için taşlardan sular fışkırtmış,
        gökten yemekler indirmiş, soylarından bir çok Peygamberler getirmiş ve böylece onları,
        kendi zamanlarında yaşayan insanlardan üstün kılmıştır.
        Yoksa bu ifadede, onların, gelmiş geçmiş bütün insanlardan üstün oldukları kastedilmemektedir.

        Bu ayetler yeteri kadar açıklayıcı olmuştur umarım…

      • yasir dedi ki:

        Andolsun ki onları , bir İLİM ile âlemlere üstün seçtik!–44 / DUHÂN – 32

        Ey İsrailoğulları! Benim size vermiş olduğum nimetimi ve sizi alemlere üstün kıldığımı hatırlayın.–2 / BAKARA – 47

        İsrailoğluları Proto Müslümanlardır…Üstünlükleri ise tamamen takva ve Allahın dinini-zikrini unutmadan, inkar etmeden aktarmalarıdır, yani zikrin aktarıcılarıdırlar, diğer toplumlar gibi sapıp-müşrik ve putperest olmamışlardır…Lakin bu üstünlük sadece İsrailoğlularına verilen bir ayrıcalık değil bu kapı iman etmiş, Allahı birleyen- İnsan olabilmek için Allahın kişide görmek istediği kalite standartlarını yakalamış, Allahın ilke ve inkilaplarına bağlı, emir ve yasaklarına uyan her kişi Allah katında ”nas” insan kategorsindedir ve diğer her kişi ve canlıdan üstündür…

        Allahı tek rab ve ilah edineceksin- Adaletli olacaksın –Anne, Baba ve uzak yakın akraba komşuya yardım edeceksin, zekat vereceksin–Yetim,öksüz ve mazlumun hakkını koruyacak ve yardım edeceksin- Allaha yönelerek yalnız ondan isteyecek ve ona ibadet edeceksin, Allaha salat ve salah ta bulanacaksın– İyilik yapacaksın, iyiliği emredip, kötülükten sakındıracaksın—Sabrı tavsiye edeceksin ve kendinde sabırlı olacaksın—azimle ve sabırla çalışacak ve helalinden kazanacaksın, Her şeyin temiz(helal) ve kalitelisini, zararlı olanını değil faydalı ve yararlı olanını yemeye-içmeye-giymeye çalışacaksın—Senin gibi Allaha teslim olmuş, Allahın ilke ve inkilaplarını, emir ve yasaklarını yerine getiren insanlarla birlik olup destekleşeceksin-Allah yolunda, Allah ile birlikte canın-malın ile mücadele vereceksin-Bunları yapacak ve yapılmasını yayğınlaştırmak için çalışacaksın.

        Allaha Şirk Koşmayacaksın-Irkçılık yapmayacaksın-Karşılıksız haksız yere can almayacksın-Kıssasa Kıssas yapacaksın, yaparkende haddi aşmayacaksın-Kesinlikle Çalmayacaksın—Kesinlikle Zina yapmayacaksın—Kesinlikle ölçü ve tartıda adaletsizlik yapmayacaksın, bu ölçü ve tartıyı sadece manav ve marketlerdeki sanmayın, ilim adamı, üreten sanayi gurpları, inşaat sektörü, ilaç sanayi vs her dalın ve üretimin kendine has kalite standartları vardır, bunların altına düşmayeceksin—Kesinlikle Faiz yameyecek ve yedirmeyeceksin—Kesinlikle Yalan söylemeyeceksin—Kesinlikle Zulüm yapmayacaksın—Kesinlikle Alkol ve kumardan uzak duracaksın—Kesinlikle İsraf yapmayacaksın—Kesinlikle Pintiliğini ve Cimriliğini yenmeye çalışacaksın—Kesinlikle haddi ve hududu aşmayacaksın, azğınlaşmayacaksın…

        Ey insanlar! Şüphe yok ki, biz sizi bir erkek ve bir dişiden yarattık ve birbirinizi tanımanız için sizi boylara ve kabilelere ayırdık. Allah katında en değerli olanınız, O’na karşı gelmekten en çok sakınanınızdır. Şüphesiz Allah hakkıyla bilendir, hakkıyla haberdar olandır.49 / HUCURÂT – 13

        İşte Üstünlükte, Allaha yakınlıkta bunlardadır…Allahın düşünen ve irade-akıl sahibi canlı olan insanın, insan olabilmesi için ondan istediği kalite standartları bunlardır, bunları yakalamayanlar ve bunlaraın aksini yapanlar, fabrikalardaki tefolu mallar statüsündedir…Allah bunları yakalamayan kişilerin çoğunlukta olduğunu bizlere bildirmekte, onlar sizleri yurtlarınızdan sürmeye çalışmaz ve zulüm yapmazsalar ve bunalrı yapanlara ile yardımlaşmazsalar onlara karşı adalettli olmayı emreder…Yani Allah kimseye bu standartları yakalayın diye zorlamaz, sadece açıklar ve kişilerin hür iradesine bırakır, bunlara uyanlar Allah katında üstündürler yani eşrefi mahlukattırlar, uymayanlar ise aşşaların aşşası yani esfeli safilindir…

        Allah, sizi, din konusunda sizinle savaşmamış, sizi yurtlarınızdan da çıkarmamış kimselere iyilik etmekten, onlara âdil davranmaktan men etmez. Şüphesiz Allah, âdil davrananları sever.60 / MUMTEHİNE – 8

      • kadir dedi ki:

        sayın ramsteinn…

        “Bakara 122. Ey İsrailoğulları! Size lütfettiğim nimetimi hatırlayın. Ben sizi âlemlerden daha üstün kılmıştım.”

        israiloğullarının alemlere üstün kılınması ne demek?

        hz.musa esaret altında olan ve zulme uğrayan israiloğullarına bir kurtarıcı olarak allah tarafından gönderilmiştir. yani sadece israiloğullarına gönderilen hz.musa o millete hidayet getirmiştir.. allah o millete rahmet etmiş, onları doğru yola iletmiştir.. allahın bu rahmeti bütün alemlere bedeldir.. buna karşılık yüce allah onlardan bağlılık ve samimiyet istemiştir.. fakat israilevlatlarının büyük bir kısmı allahın bu rahmetinin önemini kavrayamamışlardır.

        şöyleki; hz. muhammetten geldikten sonra alemlerin en hayırlı olanları allaha teslim olmuş (islam olmuş) kişilerdir.. müslümanlardır.. “ben sizi vasat (bir şeyin en hayırlı olanı, en sağlam yeri, ortası) kıldık” yani allah nezdinde bu özellikleri taşıyan ümmet, en üstün ve hayırlı ümmettir..

        işte ayet bunu anlatıyor..

        ayeti iyi anlamadan yorumlamaya kalkarsanız, kendinizi dinden çıkarırsınız. zaten çıkarmışsınız..

      • yasir dedi ki:

        Kadir Kardeşim, Musa sadece İsrailoğlularına gelmiş bir resul değildir, hatta resullah hariçi diğer peygamberlerin sadece kendi kavimlerine geldikleri söylemide pek Kurani bir söylem değildir…

        Firavuna git, muhakkak ki o azdı.79 / NÂZİÂT – 17
        De ki: İster misin temizlenmeyi.79 / NÂZİÂT – 18
        Ve sana Rabbinin yolunu göstereyim de korkasın, saygı duyasın?79 / NÂZİÂT – 19

        ‘İkiniz Firavun’a gidin, o çok azdı.’20 / TÂHÂ – 43
        Ona yumuşak söz söyleyin. Umulur ki öğüt alır veya korkar.20 / TÂHÂ – 44

        İsrailoğlularının üstünlüğü ise sadece takva ve döneminde kendilerinden başka müslüman kavmin olmaması ve zikrin-ahidin taşıyıcıları ve aktarıcıları olmalarıdır…Azğınlaştıkları ve resulleri öldürdükleri, haramları helal sayıp bilassa faizi meşrulaştırdıkları için zikir-ahid el değiştirmiştir, tabiki içlerinde müslüman olanlar hariç lakin bunlarda çok azdır…

        Bütün dünyanın illeti olan faiz bunların tekelinde ve Allah bunu kesinlikle haram-yasak kılmasına karşın en önemli kazanç kapıları olmuştur…

        İbrahim epygamber, süleyman, zülkarneyn vs bir çok elçide sadece kendi kavmine değil Allahın zikrini-ahdini ulaştırabildikleri her yere ulaştırmakla görevlidirler…

        Tabiki en iyisini Allah bilir.

  37. T.TAŞPINAR dedi ki:

    Yüce Allah önceden bilmek istediği herşeyi bilir..Çünkü Allah her şeye kadirdir..Bazı şeyleri önceden bilmek istemeyebilir ve bazı şeylerin -deyim yerindeyse- kendisine de sürpriz olmasını tercih edebilir..Bu engelleyecek hiçbir şey yoktur.. bazı şeyleri önceden bilmemeyi beceremezse zaten her şeye kadir olma özelliği kalmaz..insana kendi ruhundan üflemesi ve bunun sonucunda verdiği cüzi iradenin ne yapacağı konusunda bilmeme durumunu tercih edecektir..yoksa imtihan amacı anlamsız kalır..özellikle de bir müslümanın 10 inançsıza bedel olması ve 1 müslümanın 2 inançsıza galip gelebilmesi olayı buna örnektir.. cüzi iradenin vereceği tepki yani ne kadar cesaret gösterecekleri konusu bilmemeyi tercih ettiği konulardır..eğer ki ,”karşınıza çıkan düşman ordusunun sayısını bilmiyordum sonradan öğrendim” gibi bir şey deseydi o zaman haklı olabilirdiniz.Bzı ayetlerdeki meleklere vs.sorular sorması bunları bilmemesinden değil onların tarafından beyan edilmesini istemesindendir..kıyametin vaktinin bilgisi Allah a havale edilirin anlamı
    bu bilginin Ona gönderileceği değildir..o vaktin geldiğine artık imtihan sürecinin bittiğine ancak O karar verir demektir..Bunlardan başka yazdıklarınızın hepsinin bir mantıklı açıklaması var aklımda ama hepsine birden değinemiyorum..eğer sizin müslüman olmamama sebepleriniz buna benzer şeylerse yazık olmuş sizlere…

    • Gencer dedi ki:

      Bu nasıl mantık bir türlü anlamadım.Burada islamiyeti savunan arkadaşalrın hepsi Allah’la bire bir konuşup Her konudaki fikrini almış gibi yorum yapıyor.Bazı şeyleri önceden bilmek istemeyebilir cümlesi tam bir paranoyaklık boyutundaki bir insanın kullanacağı bir cümledir.
      İslamiyete mensup olanlar tüm bunları konuşurken neye dayanarak konuşuyorlar cevap açık Kuran’a.
      Peki şöyle bir Çözümsüz üçleme var bu konudaki düşünceleriniz ne olacak merak ediyorum?

      1-Muhammedin peygamber olduğunu söyleyen kim? Cevap hiç kimsenin görmediği ve duymadığı ALLAH ( cevap doğrudur umarım)
      2-Evreni yaratan bir Tanrı olduğunu ve adının da ALLAH olduğunu,onun koyduğu kurallara ve inanılması şart olan şeylere harfiyen uyulması gerektiği nerede yazıyor ? Cevap Kuran’da yazıyor.
      3-Kuran’ın Allah’ın sözü olduğunu söyleyen kim ? Cevap Muhammed.

      Şimdi bu kısır bir döngü değilmidir.???

      • T.TAŞPINAR dedi ki:

        “Bazı şeyleri önceden bilmek istemeyebilir cümlesi tam bir paranoyaklık boyutundaki bir insanın kullanacağı bir cümledir.” diyorsanız”her şeyi önceden bilmek ve bilmeyi istemek zorundadır” iddiasını kabul ediyorsunuz demektir..Bir şeyleri bilmek istememesi-bilememesi değil-ondan bir şey eksiltmez..O her şeye kadirdir demekki buna da yani bilmek istememeye de kadir olmalıdır..Bu çıkarımı yapmak için Allah la birebir konuşmaya vs. gerek yoktur.
        Bahsettiğiniz kısır döngüye rağmen bunların doğruluğuna dair kanaat oluşuyorsa işte buna “inanç” denir..bilimsel ve felsefi anlamdaki “bilgi”den farkı da budur..

    • 1okuyucu dedi ki:

      T.TAŞPINAR;

      Ey Peygamber! Mü’minleri savaşa teşvik et. Eğer içinizde sabırlı yirmi kişi bulunursa, iki yüz kişiye galip gelirler. Eğer içinizde (sabırlı) yüz kişi bulunursa, inkâr edenlerden bin kişiye galip gelirler. Çünkü onlar anlamayan bir kavimdir. (Enfal-65)

      Şimdi ise, Allah yükünüzü hafifletti ve sizde muhakkak bir zaaf olduğunu bildi. Eğer içinizde sabırlı yüz kişi olursa iki yüz kişiye galip gelirler. Eğer içinizde (sabırlı) bin kişi olursa, Allah’ın izniyle iki bin kişiye galip gelirler. Allah, sabredenlerle beraberdir. (Enfal-66)

      ileri sürdüğün iddia ilgimi çektiği için bir şeyler söyleme gereği duydum,

      sanırım, sınavdan söz edilebilmesi için Kuranın tanrısının insanların eylemlerini (cüzi irade) önceden bilmemesi gerektiğini ima ediyorsun, bunu da tanrının bilmek istememesi olarak açıklamaya çalışıyorsun, öyle olduğunu varsaysak bile tanrının eylemlerini bilmek istemediği kulunun kapasitesini (gücünü) bilmemesi söz konusu olamaz, çünki yarattığı varlığın özelliklerini en iyi tanrı bilir,

      ama gelgelelim Kuranın tanrısı nedense yaratığı varlığın özelliklerini bilememiş, öğrenmeye çalışacağına sabreden 1 müslüman 10 kafire bedeldir diyerek, inananları inanmayanlarla kıyaslayan absürd bir ifade kullanmış, realitede durumun öyle olmadığı anlaşılınca da sabreden 1 müslüman 2 kafire bedeldir diyerek yine absürd bir ifade kullanmış,

      ayrıca eylemleri bilmek istemeyen bir tanrı, bir elçi aracığıyla uyulması gereken kuralları bildirir, (böyle yapması için bir kitap göndermesi yeter) kimlerin uyduğuna, kimlerin uymadığına karışmaz, nasılsa hesap günü kimlerin uyduğu, kimlerin uymadığı belli olacaktır, o nedenle eylemleri bilmek istemeyen bir tanrının inananlarla inanmayanları birbirine kapıştırmak gibi bir amacı olamaz, yani eylemleri bilmek istemeyen bir tanrı her şeye burnunu sokmaya kalkmaz, inanırların cesaretini veya sabrını anlamaya çalışmaz

      ayrıca Kuranın tanrısı test etmeyi de bilmiyor, kıyaslamaları ancak yönettikleri toplumları motive etmek isteyen, onların hoşlarına gidecek, onların gururunu okşayacak absürd ifadeler kullanan yönetici veya komutanlar yapar, (insanlık tarihi boyunca tüm liderler bunu yapmıştır) böyle ifadelerin hangi amaçla söylendiğini bilenler bu ifadeleri hiç ciddiye almazlar, söyleyenler yanılsalar bile kınanmazlar, çünki insandır, sonuçta liderde hata yapabilir derler ama bunu tanrı yaparsa ciddiye alınır, çünki tanrının hata yapması düşünülemez ama Kuranın tanrısı % 80’lik bir hataya düşmüş? durumu örtbas etmek için inanırların zaafı nedeniyle yanıldığını söyleyerek inanırları suçlu gibi göstermesinin yanı sıra onlardan yükü azalttığını söyleyerek onları engin merhametine mazhar kılmış???

      sonuçta Kuranın tanrısının, savaşın kelle kıyaslamasıyla değil, plânla, taktikle, teçhizatla kazanılacağını da bilemediği anlaşılmış,

      Muhammed gelen vahiyleri tebliğ etmeye başladığında inanan olsun, inanmayan olsun, insanların kafalarına yatmayan durumları sormaları sonucu cevap veremedikleri durumları bertaraf etmek amacıyla bir ayetle Kuranı sorgulayanların kalp gözü kapalı, kulakları duymayan, Kuranı anlamayan kafirler olduğu söyleyerek cevap veremedikleri soruların önünü kesmeyi amaçlamış, böyle bir durumda bir inanır, bir soru sorarım Muhammed cevap veremezse Kuranı sorgulayan kafirlerden mi olurum kaygısıyla soru sormaktan çekinir hale gelmez mi? öyle ya inanmak isteyeni kayıtsız şartsız teslim almak için bundan güzel bahane mi olur, sorgulayanı kafir ilân et, işin içinden sıyrıl.

      onun için sizde aklınıza yatmayan şeyleri tanrının avukatlığına soyunarak açıklamaya kalkmayın, yanıldığınız anlaşılırsa bu sizin için çok büyük bir sürpriz olur, doğrusunu Allah bilir deyip geçin.

      • T.TAŞPINAR dedi ki:

        “…tanrının eylemlerini bilmek istemediği kulunun kapasitesini (gücünü) bilmemesi söz konusu olamaz, çünki yarattığı varlığın özelliklerini en iyi tanrı bilir, ” diyorsunuz..Evet kulunun fiziksel kapasitesini; en çok ne kadar ağırlığı kaldırabileceği,ne kadar mesafeyi koşabileceği gibi konularda bilememe gibi durumlar olmaz..Ancak cüzi iradenin ne tepki vereceği yani ne derece cesaret ve sabır gösterebileceği gibi konular bunlardan değildir.Allah kimin ne derece iman edebileceği konusundaki kapasitesini bilebilir ancak ne durumda hangi olayda ne tepki vereceği gibi konularda harfiyen bir bilme durumunda olmaz diye düşünüyorum..(Bilmek istememeyi tercih ettiği için demek istiyorum)Bir öğretmen de öğrencilerinin ne kapasitede olduklarını bilir ancak bu onları değişik sorularla sınav yapmaktan vazgeçirmez..Örneğin öğrencilerine aslında ben sizin çok çalışarak ve dikkatinizi tamamen vererek bu sınavlardaki soruları 1 saatte doğru olarak çözebilirsiniz diyor.Onların bu kapasitede olduğunu biliyor..Ancak bazılarının tembellik gösterip yeterli çalışmayı yapmayacağını ve sınavda gerekli dikkat ve özeni gösteremiyeceklerini de takdir ediyor ve ancak 2 -3 saatte yapabileceklerini söylüyor..Şimdi bunu diyen öğretmen yanlış bir tahmin mi yapıyor,yanlış bir değerlendirme mi yapıyor..?
        Ayrıca Allah’ ın benim avukatlığıma ihtiyacı yok..Ben sadece onun mesajlarını anlamaya çalışıyorum..

      • 1okuyucu dedi ki:

        T.TAŞPINAR

        ……..Eğer içinizde sabırlı yirmi kişi bulunursa, iki yüz kişiye galip gelirler……(Enfal-65)

        ……..Eğer içinizde sabırlı yüz kişi olursa iki yüz kişiye galip gelirler……(Enfal-66)

        “”””””ben sizin çok çalışarak ve dikkatinizi tamamen vererek bu sınavlardaki soruları 1 saatte doğru olarak çözebilirsiniz diyor.Onların bu kapasitede olduğunu biliyor..Ancak bazılarının tembellik gösterip yeterli çalışmayı yapmayacağını ve sınavda gerekli dikkat ve özeni gösteremiyeceklerini de takdir ediyor ve ancak 2 -3 saatte yapabileceklerini söylüyor..Şimdi bunu diyen öğretmen yanlış bir tahmin mi yapıyor”””””””

        verdiğin örnekte öğretmen çok çalışıp sınava konsantre olanların soruları 1 saatte, yeterli çalışmayanların sınava konsantre olamayacakları için soruları 2-3 saatte çözebileceklerini söylüyor, öğretmen böyle söylemekle akla mantığa uygun bir ifade kullanıyor, öyle ya çok çalışanlarla yeterli çalışmayanların ayni süre içerisinde soruları cevaplaması beklenemez,

        bunu yaparken verdiği soruların zorluk derecelerini bilen biri olarak talebelerin ancak çok çalışıp sınava konsantre oldukları taktirde soruları 1 saatte çözebileceklerini söylüyor, bu öğretmenin kendi deneyimlerine dayanarak yaptığı bir tahmindir ve yanılma payı vardır, deneyimli birinin yapabileceği yanılma payı, %5 bilemedin %10 olsun,

        ama bu öğretmen, önce çok çalışıp sınava konsantre olanların soruları 1 saatte çözebileceğini, sonra çok çalışıp sınava konsantre olanların soruları 2-3 çözebileceğini söyleseydi, bu bir tahmin değil mantık kurallarının alt üst olduğu bir söylem olurdu, çünki kendine referans aldığı kriterle (çok çalışıp sınava konsantre olma) ilgili iki farklı bir söylemde bulunmuş olurdu ve bu öğretmen ciddiye alınmayacağı gibi tamamen saçmaladığı düşünülürdü,

        oysa Kuranın tanrısı, kendine referans olarak aldığı SABIR kriterini 2 farklı söylemde kullanıyor,

        önce, eğer içinizde SABIRLI 20 kişi bulunursa, 200 kişiye galip gelirler diyor,
        sonra, eğer içinizde SABIRLI 100 kişi bulunursa, 200 kişiye galip gelirler diyor,

        kafir sayısının (200) sabit kaldığı bir söylemde sabırlı Müslümanların sayısı önce 20 sonra 100 olarak ifade ediliyor, eğer referans alınan kıstas sabır ise sabırlı müslümanların sayısı niye 2 farklı şekilde telaffuz edilsin?

        yine söylüyorum, tanrı böyle absürd şeyler söylemez.

        şimdi burada biri olsaydı, sayıların Kuranın tanrısı için hiçbir önemi olmadığını söyler, sayıları sonsuza böler hepsini sıfırlardı, yani Kuranın tanrısı için hiçbir önemi olmadığını söylediği sayıların insanlar için önemli olduğunu bilmeyen (bilmek istemeyen değil) bir tanrı figürü çizerdi,

        bak şimdi merak ettim, SABIRSIZ 1 müslüman kaç kafire bedel acaba?

      • 1okuyucu dedi ki:

        mesajımda, 2-3 sayılarının yanına “saatte” kelimesini eklemeyi unutmuşum,
        cümle, “2-3 saatte çözebileceğini söyleseydi” şeklindedir.

      • toro dedi ki:

        Sayın T.TAŞPINAR,

        O kadar güzel ifade etmişsiniz ki pozisyonunuzu altını çizmeden edemedim!

        ”Ben sadece onun mesajlarını anlamaya ÇALIŞIYORUM..”

        Eminim ki size anlamaya çalışmanın eş anlamlısının anlamak olmadığını ayrıca söylemeye gerek yok!

        Size tavsiyem özellikle inanç konusunda bilgiçlik taslayacaksanız yazdıklarınıza azami derecede dikkat etmek zorunda olduğunuzdur! Çünkü istediğiniz kadar caf caflı süslü cümleler kurup ve bakın ne kadar motiveyim algısı yaratırsanız yaratın bilinçaltınızın dışavurumlarından kaçamazsınız!

        Sevgili dostum, bu dünyada hepimiz ANLAMAYA ÇALIŞIYORUZ! Yani hepimizin elindeki yegane umut bir gün anlayabilmek! Hepimiz bu noktada eşitiz ve hiçbirimizin sadece öğretilene dayanarak ben doğru taraftayım demeye hakkı yok! Dünyada yaklaşık 1000 yıldır yaşayan bütün insanlar sadece atalarının öğretilerine inandı! Ezici çoğunluktan hiçbiri ben bunu seçiyorum diyerek bir inanca dahil olmadı! O inanca dahil edildiler!

        Başta dediğim gibi süslü ve caf caflı motivasyon cümleleri veya insanları örneklediğiniz hikayelere tanrısal örnekler devşiremezsiniz!

        Dünya o kadar enterasan dönüşümlere şahit olmuştur ki yüzyıllar sonrada bizim devrimizden ve inançlarımızda da mitoloji diye bahsedilmeyeceğinin garantisi yoktur!

        Heralde Yunanlılar Zeusa, İskandinavlar Odin’e, Ortadoğulular İşthar’a, Sümerler Anu’ya, Mayalar Cabrakan’a, Türkler Ak Ana’ya ileride mitoloji diye adlandırılsınlar diye inanmamış, tapmamışlardı!

      • T.TAŞPINAR dedi ki:

        Sayın toro,
        Her cümlenizin sonundaki ünlem(!) işareti neyin tepkisi oluyor onu anlamadım..Bu tarz tepki gösterecek bir üslup ya da sözler vs.kullanmadığımı biliyorum..Yıllardır İslam aleyhinde kullandığınız argümanlara karşı akla yatkın açıklamalar görmek sizi bir hayli etkilemiş anlaşılan…yıllardır araştırıyorum,Kuran’da hata ya da mantıksızlık olarak gördüğünüz hemen her şeyin öyle olmadığını bizzat gördüm..şimdi sizin yaptığınız gibi savunduğum iddaları çürüt(e)meden sadece laf kalabalığı şeklinde karşılık verenlere de çok alışığım..şimdi sizin yazdığınız hangi husus benim yukarıda yazdığım iddiaları çürütebiliyor ayrıntısıyla açıklayabilir misiniz.?.Ayrıca Kuran’ın ALLAH kelamı olduğuna dair kanıt arayanlar için http://www.yenimucizeler.com sitemi incelemelerini şiddetle tavsiye ederim..bizzat kendi araştırmalarım ve daha önce bilinmeyen pek çok Kuran mucizesini ortaya koyuyor..

      • toro dedi ki:

        Sayın T.TAŞPINAR,

        Öncelikle şunları bir açıklığa kavuşturalım!

        ”’Yıllardır İslam aleyhinde kullandığınız argümanlara karşı akla yatkın açıklamalar görmek sizi bir hayli etkilemiş anlaşılan”

        Biz sizinle yıllardır tanışıyormuyuz? Ya da siz karşınızdakileri kategorize ede ede klişe cümler oluşturdunuz ve ezbere kullanmaya kendinizi alıştırdınız! O özgüveninize de hayranım! Hani siz hicri takvim kullanan araplar için miladi takvim hesabına göre mucize çıkaran, sonrasında ilgili iddiayı ben iddia etmiyorum sadece sitemde paylaştım diye çarkeden arkadaş değilmisiniz? Anlaşılan beni unutmuşsunuz!

        ”yıllardır araştırıyorum,Kuran’da hata ya da mantıksızlık olarak gördüğünüz hemen her şeyin öyle olmadığını bizzat gördüm.”

        Yukarıdaki cümlede sizin gibi kendine yazar diyen birinden beklenmeyecek derecede tutarsız bir anlatıma imza atmışsınız!

        ”Kuran’da hata ya da mantıksızlık olarak GÖRDÜĞÜNÜZ hemen her şeyin öyle olmadığını bizzat GÖRDÜM!”

        Demek ki siz bizzat görünce bizim gördüğümüz mantıksız oluyor! O nasıl bir görüştür anlatın da bilelim! Aynı zamanda nasıl bir kibirdir! Siz göremediniz ama ben gördüm ya da sizin gördüğünüz gibi değil siz göremiyorsunuz diyecek kadar görüşü kuvvetli bir fani oluşunuza dayanak nedir? Ben bakınca kapanan size açılıyor, ya da ben bakınca bana surat yapan size gülücükler mi saçıyor? Tutturmuşsunuz gördüm de gördüm! Göreceksiniz tabi göreceksiniz ki siteme gel ki görem şarkılarıyla arzı endam edebileceksiniz başka yerlerde!

        Bana kendinizi anlatırmısınız! Sizi ve içinizdeki fırtınaları daha yakından görmek ve değerlendirmek isterim! Çünkü inanamıyorum! Araştırdım ve mucizeleri buldum diyorsunuz! Arkadaşım, bu kitap şifre kitabımı? Kitabın kendi tanrısının APAÇIK tır iddiası sizin nezdinizde geçersizmi? 1400 sene önce sizin içinde mucize olduğunu iddia ettiğiniz ayetin yüzüne okunduğu herhangi bir insanın o an göremediği mucize nasıl olurda 1400 sene sonra sizin tarafınızdan görülür? Bu kitap ona ilk muhatap olanlaramı APAÇIK yoksa size mi? Sizmi daha üstünsünüz ve varsa gizli mesajlarını görmeyi hakediyorsunuz yoksa onu kitap haline getirmek için kan döken,kanı dökülen ve çaba gösteren ilk muhataplarımı? Adınızın sonuna ünvanda istermisiniz, mesela (R.A.)!

        ”Ayrıca Kuran’ın ALLAH kelamı olduğuna dair KANIT arayanlar”

        Harikasınız! Sizin inancınızın neresinde size, başkasına tanrınızın kelamının doğruluğunu kanıtlama görevi verilmiş? Siz tanrının sözlerinin doğruluğunu kanıtlama uzmanımısınız? Kendinize yüklediğiiz payeye bakın! Yazarken biraz durunda ne yazdığınızı okuyun!Ne söylüyorum, laf nereye gidiyor bir görün!

      • T.TAŞPINAR dedi ki:

        sn.toro,
        http://www.yenimucizeler.com/kuranda-gecen-gunyevm-kelimelerinin-sayisina-dair-ilginc-bir-tespit/kuranda-gecen-gunyevm-kelimelerinin-sayisina-dair-ilginc-bir-tespit-t79.0.html
        adresinde beni haksız yere çark etmekle suçladığınız konu açıklanmaktadır.Bir kez olsun okursanız ne demek istediğimi anlarsınız.Ayrıca Arapların hicri takvim kullanmasıyla dünyanın Güneş etrafında dönüş süresine dayanan bir mucizenin Kuran’da bulunması arasında ne gibi bir mantıklı çelişki bulabilyorsunuz onu hiç anlamadım..
        Kuran her zaman apaçık kitaptır. Ancak içerdiği apaçık mucizelerin ortaya çıkarılabileceği bilgi ve teknoloji düzeyi farklı zaman dilimlerine denk gelebilir..Kuran aleyhinde son yüzyıllarda evrim ve materyalizm gibi fikirlere karşılık Allah dini inancı korumak için bu tür bilimsel mucizeleri gelecekte ortaya çıkabilecek şekilde Kuran’a yerleştirmiş olabilir diye düşünüyorum..Bir de şu bazı surelerin başında bulunan mukataa harflerine değinmek istiyorum.Bu harflerden hemen sonra bir çok surede “işte bunlar apaçık kitabın ayetleridir” denmektedir.Bundan, ilk bakışta bir anlam veremeseniz bile apaçık olan kitabın içinde bazı bilgiler bulunabilir mesajını alıyorum ben..paylaşırsınız paylaşmazsınız bilemem tabii..
        ”Kuran’da hata ya da mantıksızlık olarak GÖRDÜĞÜNÜZ hemen her şeyin öyle olmadığını bizzat GÖRDÜM!” ün ne anlama geldiğini Enfal 65-66 ile ilgili olarak yukarıda açıkladıklarım iyi bir örnek oluşturuyor..Ne yani, siz göremiyor ya da çözemiyorsanız kimse de görüp çözemez mi demek istiyorsunuz.Asıl kibir bu değilmidir?Ama yine bahsettiğim konuları ve diğer mucize iddiaların çürütebilecek hiçbir şey ortaya koymadan uzun uzun yazmışsınız..

      • T.TAŞPINAR dedi ki:

        sn.1okuyucu,
        Enfal 65. -66 ile ilgili olarak sadece SABIRLI kriterine bağlı bir şey söylememektedir.
        66.ayetin başında “şimdi Allah yükünüzü hafifletti ve sizde bir zaaf olduğunu bildi” denmektedir.Cesaret ve fedakarlık yönünden bir zayıflık gösterdiğiniz için yükünüz hafifletildi deniyor ..

      • 1okuyucu dedi ki:

        M.TAŞPINAR

        “”””””Enfal 65. -66 ile ilgili olarak sadece SABIRLI kriterine bağlı bir şey söylememektedir.
        66.ayetin başında “şimdi Allah yükünüzü hafifletti ve sizde bir zaaf olduğunu bildi” denmektedir.Cesaret ve fedakarlık yönünden bir zayıflık gösterdiğiniz için yükünüz hafifletildi deniyor ..”””” (senden alıntı)

        hiçbir şey söylemeden sadece ayetlerin içeriğinden bahsetmişsin, onu da çarpıtarak yapmışsın,

        ayetlere bak bakalım, kelle kıyaslaması hangi kritere göre yapılmış?

        Ey Peygamber! Mü’minleri savaşa teşvik et. Eğer içinizde sabırlı yirmi kişi bulunursa, iki yüz kişiye galip gelirler. Eğer içinizde (sabırlı) yüz kişi bulunursa, inkâr edenlerden bin kişiye galip gelirler. Çünkü onlar anlamayan bir kavimdir. (Enfal-65)

        Şimdi ise, Allah yükünüzü hafifletti ve sizde muhakkak bir zaaf olduğunu bildi. Eğer içinizde sabırlı yüz kişi olursa iki yüz kişiye galip gelirler. Eğer içinizde (sabırlı) bin kişi olursa, Allah’ın izniyle iki bin kişiye galip gelirler. Allah, sabredenlerle beraberdir. (Enfal-66)

        Eğer içinizde SABIRLI yirmi kişi bulunursa, iki yüz kişiye galip gelirler. (Enfal-65)

        Eğer içinizde SABIRLI yüz kişi olursa iki yüz kişiye galip gelirler. (Enfal-66)

        ayetlerde göz önüne alınan kriterin SABIR olduğunu göremiyor musun? hadisleri inkâr etmenize diyeceğimiz bir şey yok ama ayetleri çarpıtmaya kalkışmanıza ne demeliyiz acaba?

        üstelik daha iyi anlaman için, sabır kıstasını senin verdiğin öğretmen örneğini referans alarak anlatmıştım,

        yine tekrarlıyorum, tanrı böyle absürd ifadeler kullanmaz, (kelle kıyaslaması)

        ayrıca, tanrı yarattığı varlığın özelliklerini bilmekten aciz mi ki? zaaf gösterip göstermeyeceklerini bilememiş olsun? Kuranın tanrısı bilememişse bence bir mahzuru yok, deneme yanılma yoluyla öğrenir herhalde?

        “”””verdiği cüzi iradenin ne yapacağı konusunda bilmeme durumunu tercih edecektir..yoksa imtihan amacı anlamsız kalır.. “”” (senden alıntı)

        (kelle kıyaslanmasına odaklanmam sebebiyle önemli bir ayrıntıyı gözden kaçırmışım, daha önceki mesajımda tanrının bir kitap gönderebileceğini söylemiştim ama yeterince düşününce insanların eylemlerini bilmek istemeyen bir tanrının insanların eylemleri konusunda nötr olması gerektiğini gözden kaçırmışım)

        tanrının, cüzi iradenin ne yapacağını önceden bilmek istememesi ilk insan dahil, (Adem ve Havva) tüm insanların eylemlerini bilmek istememesi anlamına gelir, insanların eylemlerini bilmek istemeyen bir tanrının insanların eylemleriyle ilgilenmesi, bu eylemlere müdahale etmesi söz konusu olamaz, yani insanların eylemlerini bilmek istemeyen bir tanrının Ademe bir şeyler öğretmesi veya peygamber göndermesini düşünülemez, dolayısıyla bir sınavdan da söz edilemez.

        zaten gönderdiği kitaplarla ve peygamberlerle, azgın ilân ettiği toplumlara verdiği cezalarla, anlaşma yapıp söz aldığı toplumlarla, vb. kısacası insanları yönlendirmek için kitaplar, peygamberler gönderen bir tanrının insanların eylemlerini bilmek istememesinden söz edilemez, yani sınavın anlamı olması için senin öne sürdüğün şart Kuranın tanrısı için geçerli değil, çünki Kuranın tanrısının insan yaşamında müdahil olmadığı hiçbir şey yok, sınavı anlamlı kılmak için başka argümanlar bulmak zorundasın yoksa sınav safsatası gümbürtüye gidecek.

      • toro dedi ki:

        Sayın T.TAŞPINAR,

        Ortada bir iddia var değil mi? Ve bu iddia sizin iddianız! Kuran ın 1400 yıl önce yüzyıllar sonra peyderpey açılmak üzere şifreli olarak ya da sonradan anlaşılacak şekilde gönderildiğini iddia ediyorsunuz! İddianız bu olmalı ki araştırdım ve mucizelerini gördüm diyebilesiniz!

        Bunun sonucunda size tarafımdan sorulan sorular gayet basitti! Siz kendi arayıp bulma ya da başkalarından farklı olarak görülemeyeni görebilme eyleminizi tanrının hangi sözüne dayandırıyorsunuz?
        Sizin tanrınız kitabının neresinde inanırlarına benim ayetlerimde gizlenmiş mucizeleri T.TAŞPINAR veya başkaları görecek ve sizinde görmenizi sağlayacak diyor?

        Birde çıkmış pişkince benim sizin iddialarınızı somut olarak çürütebilecek birşey ortaya koyamadığımı söylüyorsunuz! Arkadaşım siz bir müslüman olarak kaynağı kuran olmayan bir eylemi yapma hakkına sahipmisiniz? Biz sizinle bir inancın münazarasını yapacaksak öncelikle sizin çıkış noktanızın o inancın temel kitabı olması zorunludur! Siz referansı kutsal kitap olmayan bir eylemi ifa edip sonrasında benim dayanaktan yoksun olan eyleminizin size göre sonuçlarını çürütmeye çalışmamı nasıl beklersiniz? Sizin iddianızın münazaramıza konu kitapla ilgisi yok ki!Binanızın temeli yok hala kat çıkma derdindesiniz!

        İşin trajik yanı savunduklarınızdan emin bile değilsiniz? Bakın tezatlar aşağıda;

        ”Kuran her zaman APAÇIK kitaptır. Ancak içerdiği apaçık mucizelerin ortaya çıkarılabileceği bilgi ve teknoloji düzeyi farklı zaman dilimlerine denk GELEBİLİR.”

        ”Kuran aleyhinde son yüzyıllarda evrim ve materyalizm gibi fikirlere karşılık Allah dini inancı korumak için bu tür bilimsel mucizeleri gelecekte ortaya çıkabilecek şekilde Kuran’a yerleştirmiş OLABİLİR diye DÜŞÜNÜYORUM”

        Yani mucize arama eyleminizin dayanağı size göre OLABİLME, GELEBİLME ihtimali ve bunu bilmiyorsunuz, bir yerlerden açıkça destek almıyor sadece kendi kendinize DÜŞÜNÜYORSUNUZ!

        Sizin olmasını DÜŞÜNDÜĞÜNÜZ başka neler var biz aynı şekilde düşünmez isek bizi GÖREMEZ, ANLAYAMAZ yapacak baştan söyleyinde bilelim!

        Böyle bir keyfiyeti size kim veriyor! O zaman bu noktada her inanır kendi keyfiyetiyle şu ayette bence şunu diyor şeklinde bir sonuca ulaşıp aynı sonuca ulaşmayan başkalarını suçlama yoluna gitmeye başlamazmı? Yani size göre tanrınızın önceliği siz ve benzerlerinizin bu keyfiyetine karşı kitabını korumaktansa gelecekte kendisine sorun olabilecek evrim ve materyalizme karşı kitabını korumaya çalışmak!

        Tanrınıza yönmü çiziyorsunuz! Önce sizinle değilde evrim ve materyalizm ile mi uğraşsın?

        Tekrar soruyorum, sizin tanrınız bir kitap ile muhataplarına kendini ,yaptıklarını,sebeplerini,isteklerini ve isteklerinin sonucunu bildirdikten sonra söylediklerinin tartışılmasını ya da eğilip bükülmesini ya da ben böyle anladım, beriki böyle anlıyor bahanelerine sığınmalarını önlemek için ona baştan APAÇIK demiş olamaz mı? Belkide sırf sizin gibi tanrı gibi düşünme sevdalılarını, tanrısının söylemediklerini söylemiş göstermek üzerinden çıkar ve nufuz sağlama çabalarını baştan bertaraf etmek için kendi mesajına APAÇIK demişti!

        Sayın T.TAŞPINAR bu dünyada 1400 yıldır kaç kişi tanrısının sözleri üzerinden gizemler yaratarak, kitaplar yazarak para ve nüfuz kazandı ve kazanıyor sayısını tahmin edebilirmisiniz? Bu dünyada sırf din denen olgu üzerinden düzenli olarak para kazanan yani mesleği din olan kaç milyon insan var hiç düşündünüzmü? Oh ne ala memeleket! Bedava sermayeniz din ve tanrı sömürün sömürebildiğiniz kadar! Sonrada sizin yaptığınıza tevessül etmeyenleri görmemekle itham edip kendinizce cinlik yaparak kendinizi aklayın!

        Bu dünyaya zerre hayrınız yok! İki lafın arasında kendi sitenize atıf yapıp sonra burada din adına ahkam keseceksiniz bizde sizi görmezden geleceğiz! Yok öyle yağma!

        Hayatta herşeye tahammül ederim ama bezirganlık yapana asla!

        Burada insanların anlayamadığı nokta sizin gibi inanmayan çoğumuzun sizin inanıyor olmanızla derdi yok! Hatta ben dinlerin ortaya çıktıkları andaki saflıklarına ve güce karşı direnme kararlılıklarınıda takdir ederim! Ama direndikleri şey gibi davranmaya başladıkları anda eleştirim başlar!

        İşte bu eleştiriyi yapmaya başlamamızı sağlayan durumun oluşumuna kusura bakmayın ki siz ve sizin gibiler fırsat verir! Yoksa insanlar şuna inanırmış, buna taparmış kimi ilgilendirir?

        Bu sitede sürekli sitenizin dolayısıyla egonuzun reklamını yaparak yazmaya devam edeceksiniz kusura bakmayın bu tarz cevaplar almaya devam edeceksiniz!

      • T.TAŞPINAR dedi ki:

        sn.toro,
        “Sizin tanrınız kitabının neresinde inanırlarına benim ayetlerimde gizlenmiş mucizeleri T.TAŞPINAR veya başkaları görecek ve sizinde görmenizi sağlayacak diyor?” diyorsunuz.

        İnsanlara ufuklarda ve kendi nefislerinde âyetlerimizi göstereceğiz ki onun (Kur’an’ın) gerçek olduğu, onlara iyice belli olsun. . .

        Fussilet Suresi / 53. Ayet
        ayrıca mucizeler gizlenmiş değildir..anlaşılması geleceğe ertelenmiş ayetlerdir..
        Bugüne kadar site ve kitap için çok masraf yaptım..kitapları bedava dağıttım ve dağıtıyorum..ama tek kuruş bile kazanmadım..niyetim şahsi reklam vs.olsaydı sitemde ya da kitabımda veya sosyal medyada vs. resimlerimi görürdünüz..simdiye kadar internette hiçbir yere resmimi bile koymuş değilim..düşünmüyorum da…
        Hoşunuza gitmeyen şeyler söyleyip mutlu,kendinden emin ve huzurlu bir ateist olarak yaşamanıza engel olduğum için kusuruma bakmayın..
        Ben böyle DÜŞÜNÜYORUM dememin sebebi zaten Allah adına konuşuyormuş gibi anlaşılmasın diyedir..
        HA BU ARADA YİNE ÇÜRÜTEBİLDİĞİNİZ HİÇBİR ŞEY YOK YAZDIKLARINIZDA…BU YÜZDEN YAZILARINIZ GİTTİKÇE DAHA DA UZUYOR..

      • yasir dedi ki:

        sn T.TAŞPINAR;
        Sitenize gözattım üye böyle forumlara üye olmak bana zor geldiğinden üye olup ordan cevap veremedim…

        6 gün-yevnm-evrede yaratılan-düzenlenen evren değil dünya ve bizim güneş sistemimizdir…

        En iyisini Allah bilir.

      • T.TAŞPINAR dedi ki:

        SN.yasir,
        ilgili ayetlerde 6 günde yaratmadan bahsederken “gökleri ,yeri ve ikisi arasındakileri” diye geçer.. siz neye dayanarak “gökler”i sadece güneş sistemiyle sınırlandırıyorsunuz acaba…tüm evrenin en basit şekilde tanımlamasını yapmak için gökler, yer ve ikisi arasındakiler sözleri en uygunudur diye düşünüyorum..

      • toro dedi ki:

        Sayın T.TAŞPINAR,

        Bula bula Fussilet 53’ümü buldunuz kendinize dayanak olarak! Bakın eğer kendinize araştırmacı diyorsanız verdiğiniz her bilgiyi özellikle test edip araştırmak ve ondan sonra her şeyiyle emin olarak muhatabınıza iletmekle mükellefsiniz!

        Şimdi değerli araştırmacı arkadaşım! Bahsettiğiniz sure mekkede söylenmiştir! İniş sırası 61/114 tür! Yani henüz yeterli sayıda inanana sahip olunamamış bir dönemde insanlara zamanla iddia edilenlerin anlatılacağı ve onlarında bunları anlayacakları iddiası vardır! Eylem devam etmektedir! Bahsedilen süreç Kuran ın iniş sürecidir, Kurandan sonraki süreç değildir! Daha kuranın inişi tamamlanmadan, müslümanlık bilinci yerleşmeden, ibadet şekilleri ve beklentiler oturmadan neden gelecekten haber vermeye çalışılsın? Sevgili araştırmacı arkadaşım Kuran müslümanlık sürecinin ilerlediği zaman diliminde yaşanan ve yaşanmış olaylarla ilgili söylemlerden ibarettir! Ama bazıları onlar için maalesef ki, secaat arz ederken merd-i kıpti sirkatin söylermiş! Hani önceki yazınızda diyordunuz ya;

        ”Kuran aleyhinde son yüzyıllarda EVRİM ve MATERYALİZM gibi fikirlere karşılık Allah dini inancı korumak için bu tür bilimsel mucizeleri gelecekte ortaya çıkabilecek şekilde Kuran’a yerleştirmiş olabilir diye düşünüyorum.”

        işte siz gün geçtikçe gelişen akıl ve edinilen bilgiler ışığında sadece inanma ve inandırmaya dayalı bir öğretinin kendini koruyabilmesi adına onu güncelleme derdindesiniz! Mucize arayışlarınızın sebebi budur!

        Bakın araştırmalarınıza yardımcı olsun diye size ilgili ayetle ilgili Taberi tefsirine girmiş bazı İslam alimlerinin yorumlarını kopyalayayım;

        ”Ayette zikredilen: “Dış âlemdeki deliller”den maksat, Süddî’ye göre Hz. Muhammed (s.a.v.)in müşriklere galip gelmesidir. İbn-i Zeyd’e göre ise, gökler­deki güneş,ay, yıldızlar vb. gezegenlerdir. “İç âlemdeki deliller”den maksat ise Süddî’ye göre, müşriklerin içinde yaşadıkları Mekke’nin fethedilmesi, diğerleri­ne göre ise insanın vücudunun zahirî ve bâtını halleridir. [62]”

        Çürütmeye gelince! Hala temelinizi göremedim ki çürütme gibi bir dert edineyim! Hala temelsiz ve kendi kendinize düşünüyorsunuz!

        Bu arada yine kendi kendinize düşünerek gördüğünüzü zannettiğiniz başka birşey de benim ateist olduğumdur! Çünkü başka bir algı geliştirememişsiniz! Otomatik kapı gibi verilecek yanıtlar sabit! Görev sabit! Sayın araştırmacı ben bir tanrıya inanırım ama benim inandığım tanrı sizin inandığınız tanrı değil!

        Bu arada aşağıda söylediğim gibi beklemeye devam edeceğim;

        Sizin olmasını DÜŞÜNDÜĞÜNÜZ başka neler var biz aynı şekilde düşünmez isek bizi GÖREMEZ, ANLAYAMAZ yapacak baştan söyleyinde bilelim!

      • T.TAŞPINAR dedi ki:

        SN.toro,
        Fussilet 53 de ayetlerimizi “göstereceğiz” deniyor..gelecek zaman kullanılıyor..bu gelecek zamanın içine bugün de girer bundan sonrası da..sizin dediğiniz gibi sadece indirildiği döneme hitap ediyor demek için hiçbir mantıklı gerekçe yok..

      • toro dedi ki:

        Sayın T.TAŞPINAR,

        Ne kadar maharetlisiniz! Ya siz söz konusu tanrı olduğu halde nasıl bu kadar vurdumduymaz ve dalavereci olabiliyorsunuz? Gerçekten korktuğunuz birşey varmı, yoksa korkuyor gibimi yapıyorsunuz!

        Arkadaşım, Surenin tamamının okuyun tamamını! Fussilet 53 tek başına bir suremidir yoksa bir sureyi tamamlayan parçalardan birimidir?

        Bakın;

        ”De ki: “Ne dersiniz? Eğer o (Kur’an) Allah katından olup da siz de onu inkâr etmişseniz, o zaman derin bir ayrılık içinde bulunan kimseden daha sapık kim olabilir?” Fussilet,52

        arkasından devam ediyor;

        ”Varlığımızın delillerini, (kâinattaki uçsuz bucaksız) ufuklarda ve kendi nefislerinde onlara göstereceğiz ki, o Kur’an’ın gerçek olduğu onlara iyice belli olsun. Rabbinin, her şeye şâhit olması yetmez mi?” Fussilet 53

        Burada De ki diyen kim, sayın araştırmacı? Kuran ın tanrısı değilmi?
        Peki De ki denilen kim? Kuran ın peygamberi değilmi?

        Mevzu ne, o ana kadar inmiş olan ayetlere inanmayanların inandırılması değilmi?
        Peki kim inandıracak onları De ki, denilenmi yoksa siz mi?

        ”De ki” diye başlatılan ve peygamberden yapması istenen bir eylem nasıl olurda onun yaşamadığı bir gelecekte de vücut bulmaya devam eder?

        Kendi hikayenize inandığınızı iddia ettiğiniz tanrının önsöz yazmasını sağlamaya çalışıyorsunuz!

        Daha iyi arayın belki başka ayetlerde bulabilirsiniz!

      • yasir dedi ki:

        ”Mevzu ne, o ana kadar inmiş olan ayetlere inanmayanların inandırılması değilmi?
        Peki kim inandıracak onları De ki, denilenmi yoksa siz mi?

        ”De ki” diye başlatılan ve peygamberden yapması istenen bir eylem nasıl olurda onun yaşamadığı bir gelecekte de vücut bulmaya devam eder?”

        Toro, bu yazıyı senin yazmadığın düşüncesindeyim, keşke sen yazmasaydında demek istiyorum…

        Bu ayetlerde, 3.cü şahısa kendini koyarak okumayı denemelisin…

        Sen Kuran okuyorsun, kuranı sadece indiği dönemdeki müşriklere ve kafirlere değilde, şahsına hitap ediyormuş gibide okumalısın…

      • T.TAŞPINAR dedi ki:

        sn.toro,
        bahsettiğiniz DE Kİ kelimesi sadece Fussilet 52 de geçiyor ve 53 ü de kapsadığına dair bir işaret yok.53 de “ayetlerimizi” deniyor..bunu diyen peygamber olamaz..o ayetler ya da mucizeler Allah’ındır..
        Ayrıca, her DE Kİ ile başlayan ayet sadece peygamberin yaşadığı döneme yöneliktir diye bir sonucu nereden çıkarabilyorsunuz..? DE Kİ ile başlayan ayetlerdeki sözler çok sonraki çağlarda yaşayan insanlara da mesajlar içerir..
        şu “dalevereci”lafını da size aynen iade ediyorum..akıl ve mantık ve doğruluk kuralları dışında hiçbir yorum yapmıyorum..

      • toro dedi ki:

        Sayın T.TAŞPINAR,

        Diyorum ya araştırmacı araştırmadan,emin olmadan bir iddiada bulunmaz! Ben Fussilet 53 ü paylaşmadan önce 52 yi okumanazı beklerdim, okumadınız ben paylaştım, sonrasında devam edip bu sefer 54. okumanız gerekirdi ki konuşma nereye gidebiliyor görülebilsin, onuda okumamışsınız belli!

        ”De ki: “Ne dersiniz? Eğer o (Kur’an) Allah katından olup da siz de onu inkâr etmişseniz, o zaman derin bir ayrılık içinde bulunan kimseden daha sapık kim olabilir?” Fussilet,52

        ”Varlığımızın delillerini, (kâinattaki uçsuz bucaksız) ufuklarda ve kendi nefislerinde onlara göstereceğiz ki, o Kur’an’ın gerçek olduğu onlara iyice belli olsun. Rabbinin, her şeye şâhit olması yetmez mi?” Fussilet 53

        ”İyi bilin ki, onlar Rablerine kavuşma konusunda şüphe içindedirler. İyi bilin ki, O, her şeyi kuşatandır.” Fussilet 54

        Şimdi hepsini birleştirelim;

        De ki;

        “Ne dersiniz? Eğer o (Kur’an) Allah katından olup da siz de onu inkâr etmişseniz, o zaman derin bir ayrılık içinde bulunan kimseden daha sapık kim olabilir? Varlığımızın delillerini, (kâinattaki uçsuz bucaksız) ufuklarda ve kendi nefislerinde onlara göstereceğiz ki, o Kur’an’ın gerçek olduğu onlara iyice belli olsun. Rabbinin, her şeye şâhit olması yetmez mi? İyi bilin ki, onlar Rablerine kavuşma konusunda şüphe içindedirler. İyi bilin ki, O, her şeyi kuşatandır.”

        Birde sizin dediğiniz gibi yapalım;

        ”Varlığımızın delillerini, (kâinattaki uçsuz bucaksız) ufuklarda ve kendi nefislerinde onlara göstereceğiz ki, o Kur’an’ın gerçek olduğu onlara iyice belli olsun. Rabbinin, her şeye şâhit olması yetmez mi?” Fussilet 53

        ”İyi bilin ki, onlar Rablerine kavuşma konusunda şüphe içindedirler. İyi bilin ki, O, her şeyi kuşatandır.” Fussilet 54

        Şimdi Sayın T.TAŞPINAR şu 53 ve 54 ü okuduğunuzda çözülmeye çalışılan ya da çözüleceği söylenen problem nedir?

        İman etmiş bir müslümanın Kuranın gerçekliğine ya da tanrının varlığına inanmaması gibi bir sonuç olamayacağına göre yukarıdaki hitabın muhatabı müslümanlar olabilirmi?

        Siz inanmıyormusunuz ki inanmak için delil aramaya ya da mucize görmeye uğraşıyorsunuz? Bu ayette szin iddianızı doğru olarak kabul edip gelecekle ilgili bir beklenti içine girsek bile beklentinin muhatabı inananlar değil inanmayanlardır! Üstüne üstlük sizin ”de ki” yi 53 ten ayırmanızın sonucunda gösterecek kişi peygamber değil tanrının ta kendisi oluveriyor (onlara göstereceğiz ki)! Yani birilerine birşeyler gösterecekse O gösterecek başkası değil!

        Yani siz GÖRDÜM, BULDUM, ANLADIM deme hakkına sahip değilsiniz! Kibiri olmayan hangi insan tanrısının insanların bazılarını görebilen bazılarını ise göremeyen olarak dünyaya gönderdiğini iddia edebilir?

        ”DE Kİ ile başlayan ayet sadece peygamberin yaşadığı döneme yöneliktir diye bir sonucu nereden çıkarabilyorsunuz..”

        Peki siz yukarıdaki soruyu nasıl sorabiliyorsunuz?

        Diyecek olan yani tebliğci yani kendisiyle konuşulan kim? Peygamber değilmi? Peki bu tebliği yani DE Kİ ye konu olan eylemi hayatta olmadığı zaman yapabilirmi? Peki yapabilmesi için hayatta olması gereken bir eylemi hayatta olmadığı bir gelecekte nasıl yapabilir?

        Diyelim ki benim yorumum da farklı bir bakış, siz iki yorum arasından doğru olanın kendinizin ki ollduğuna hangi ruhsatla karar verdiniz?

        Bu arada sayın araştırmacı ayet indiği anda 61/114 lük bir bildirim sözkonusu! Yani 114 sureden 61 i yani yaklaşık yarısı söylenmiş! Yani henüz Kuran denilebilecek bir kitap vücut bulmamış! O halde bu ayette söylenen şey, söylenen 61 sureye inanmayan ya da sorgulayanlara mı birşeylerin gösterileceğidir? Çünkü muhataplar hala inanmak zorunda oldukları 53 sureyi görmüş değiller!

        Bu arada tarih günümüze yaklaştıkça mucizeler(!) görünmemeye başlar! Bunun yerine eskiden olduğu iddia edilen mucilere inanılması beklenir!

        Örneğin ben size falanca kişi elindeki sopayla karadenizi ikiye böldü desem inanmazsınız! Bunu neyle yaparsınız sahip olduğunuz ve size tanrı tarafından bahşedildiğine inandığınız duyularınızın dünya algısı ve bu algılarının işlendiği beyninizle! Peki bu duyuları size verdiğine inandığınız aynı tanrı bu duyuların gerçekten algılamadığı yani şahit olmadığı bir doğaüstü olaya inanmakta zorlanacağını bilerek insanların geçmişte olduğu iddia edilen bir doğaüstü olaya inanmalarını bekleyebilirmi?

        Hadi diyelim ki buda olabilir! Peki o zaman insan karşılaştığı doğaüstü olayların yani mucizelerin tanrıdan geldiğini nereden bilecek, ya şeytan da kandırmak için doğaüstü hareket ediyor ve mucize gösteriyorsa! Sizce tanrı şeytanın da kullanacağını bile bile böyle bir kapıyı açmış olabilimi?

        Bakın Fussilet 51 de deniyor ki;

        ”İnsana nimet verdiğimizde yüz çevirir ve yan çizer. Başına bir kötülük gelince de yalvarmaya koyulur. ”

        Tersten düşünelim, Tanrı kendisine inananlara aferin deyip inanmayanlara yuh olsun diyebilimi? Ya da inananlara inandırdım(!) inanmayanlara inanmadılar(!) diyebilirmi?

        Bu arada mucize arama eyleminize bütün dayanağınız Fussilet 53 müdür? Siz mucize aramaya fussilet 53 ü okuduktan sonramı başladınız?

      • toro dedi ki:

        Sayın Yasir,

        ”Bu ayetlerde, 3.cü şahısa kendini koyarak okumayı denemelisin…”

        Tavsiyeni dinleyip 3.şahısa kendini koyarak ayet okuyan milyarlarca insanın bugüne taşıdığı din ortada! Kardeş kavgası, güç savaşı, bu savaşlarda yıkılan kutsal şehirler, Kabe,mezhep ayrılmaları ve savaşları, tarikatlar, tanrısallaştırılan şeyhler!

        Birde şöyle düşünün belki de tanrı kendini özne sanarak her haltı berbat eden insana aslında bir halt olmadığını anlatmak için doğrudan muhatap almayıp elçi vasıtasıyla iletişim kurmuştur! Her denemede her kitapta tanrısını yanılttığı tanrı tarafından iddia edilen insana saflık derecesinde itimat edecek ve gönderdiği son dini yine onların insansı ellerine teslim edecek bir tanrı vardır diyebiliyorsan ne mutlu sana! Sen aynı saflıkta kendini 3.şahıs olarak düşün O da aynı saflıkta o 3.şahısın doğru şahıs olacağına güvenmeye devam etsin!

      • T.TAŞPINAR dedi ki:

        ”Varlığımızın delillerini, (kâinattaki uçsuz bucaksız) ufuklarda ve kendi nefislerinde onlara göstereceğiz ki, o Kur’an’ın gerçek olduğu onlara iyice belli olsun. Rabbinin, her şeye şâhit olması yetmez mi?” Fussilet 53
        YANİ “DE Kİ ” SÖZÜNÜ 53.AYETE DE UYGULARSAK HZ.MUHAMMED (SAV) VARLIĞIMIN DELİLLERİNİ SİZE GÖSTERECEĞİM DİYOR ÖYLE Mİ?
        Ben de uzun uzun yazdıklarınızı okuyorum..yazık…

      • T.TAŞPINAR dedi ki:

        sn 1okuyucu,
        Siz öyle istiyorsunuz diye “Şimdi ise, Allah yükünüzü hafifletti ve sizde muhakkak bir zaaf olduğunu bildi. ” kısmını görmezden mi geleceğiz..Yani Allah hiçbir gerekçe göstermeden (haşa aptalca bir şekilde) bir önce söylediğiyle çelişen bir şey mi söylemiş..? eğer sizin yazdığınız gibi ayetler sadece “Eğer içinizde SABIRLI yirmi kişi bulunursa, iki yüz kişiye galip gelirler. (Enfal-65)

        Eğer içinizde SABIRLI yüz kişi olursa iki yüz kişiye galip gelirler. (Enfal-66)
        şeklinde olsaydı haklı olabilrdiniz…

      • 1okuyucu dedi ki:

        T.TAŞPINAR

        “”””””Siz öyle istiyorsunuz diye “Şimdi ise, Allah yükünüzü hafifletti ve sizde muhakkak bir zaaf olduğunu bildi. ” kısmını görmezden mi geleceğiz..Yani Allah hiçbir gerekçe göstermeden (haşa aptalca bir şekilde) bir önce söylediğiyle çelişen bir şey mi söylemiş..? eğer sizin yazdığınız gibi ayetler sadece “Eğer içinizde SABIRLI yirmi kişi bulunursa, iki yüz kişiye galip gelirler. (Enfal-65)
        Eğer içinizde SABIRLI yüz kişi olursa iki yüz kişiye galip gelirler. (Enfal-66)
        şeklinde olsaydı haklı olabilrdiniz…””””” (senden alıntı)

        “””””ayrıca, tanrı yarattığı varlığın özelliklerini bilmekten aciz mi ki? zaaf gösterip göstermeyeceklerini bilememiş olsun? Kuranın tanrısı bilememişse bence bir mahzuru yok, deneme yanılma yoluyla öğrenir herhalde?””” (benden alıntı)

        zaaf kısmını görmezden geldiğimi kim söyledi, YARATTIĞI VARLIĞIN ÖZELLİKLERİNİ BİLMEYEN BİR TANRI OLABİLİR Mİ? ama Kuranın tanrısı bilemiyor, Müslümanları savaşa teşvik etmek için anca insanların kullanabileceği bir argümanı (gaz verme) kullanma teşebbüsünde bulunuyor, realitede gerçeğin öyle olmadığı anlaşılınca gaz kesmek zorunda kalıyor, bunu da Müslümanların zaafı olarak sunmaya çalışıyor,

        hiçbir Müslümanda çıkıp, “ey! Allahım! benim özelliklerimi benden bile daha iyi bilmen gerekirken, benim zaaflarımı nasıl bilemezsin?” diye sormuyor,

        sorsa, dinden çıkacak, sorupta durduk yerde başına iş mi alsın?

        eğer ne demek istediğimi anlayamadıysan, bir örnekle anlatayım, ben şimdi taşpınar 100 metreyi 10 saniyenin altında koşar desem, sen 100 metreyi 15 saniyede koşsan, ben bunu senin zaafın olarak göstermeye kalksam, benim, senin süratini BİLMEDİĞİM için böyle abuk sabuk konuştuğumu düşünürsün, işte Kuranın tanrısının da yaptığı bu? başka bir şey değil,

        sınavla ilgili anlattıklarıma bir cevap vermemişsin, yoksa Kuranın tanrısının cüzi iradeyi önceden bilmek istememesi fikrinden vaz mı geçtin?

      • toro dedi ki:

        Sayın T.TAŞPINAR,

        Evet sanırım okuyorsunuz, ama sadece okuyorsunuz! Verdiğiniz yanıta bakın, anladığınız şeye bakın! Arkadaşım ben size ne diyorum okuyunca çözemiyormusunuz! Bu halinizle araştırıp mucize buluyorsunuz öylemi!

        Size diyorum ki Fussilet 52 deki De ki anlatımın sürekliliğine bakıldığında 53 ve 54 üde kapsar! Yani kuran ın tanrısı peygamberine onlara DE Kİ diyerek neleri söylemesini istediğini anlatıyor!

        Siz cidden araştırmacımısınız yoksa insanlarla oyun oynamayı seven şakacı bir arkadaş mı?

        Siz kusura bakmayın türkçe yazılanı bile anlayamıyorsunuz!

        Okumayı beceremediğiniz ya da okuyup anlamayı beceremediğiniz yorum sanırım aşağıdaki!

        ”Diyecek olan yani tebliğci yani kendisiyle konuşulan kim? Peygamber değilmi? Peki bu tebliği yani DE Kİ ye konu olan eylemi hayatta olmadığı zaman yapabilirmi? Peki yapabilmesi için hayatta olması gereken bir eylemi hayatta olmadığı bir gelecekte nasıl yapabilir?”

        Evet yazıklık bir durum var! Kendi adınıza bunu bilmenizde sizin için büyük bir kazanç!

      • T.TAŞPINAR dedi ki:

        sn.toro,
        DE Kİ ile başlayan ayetlerde peygambere kendi ifadeleriyle (yani Allah tan aldığı vahyi olduğu gibi Allah ın söylediği şekliyle değil) bazı şeyleri söylemesi istenir.Sizin anlayışınıza göre peygamber kendi ifadeleriyle “varlığımın delillerini size göstereceğim”diyor..bunu nasıl eğip bükerseniz bükün söylediğinizin saçmalığını ortadan kaldıramazsınız..
        Ayrıca DEKİ diye başlayan ayetlerde o devirde yaşayan insanlara hitap edilmiş olması “onlardan sonra yaşayacak olan insanlar bu sözleri üzerlerine alınmasınlar” anlamına gelemez her halde değil mi..sonuçta savunduğunuz şeylerin elle tutulacak bir tarafı yok..gerçekten kendinize yazık ediyorsunuz..Allah boşuna demiyormuş-zaten hiçbir şeyi boşuna söylemez-” kendinize zulmediyorsunuz diye

      • toro dedi ki:

        Sayın T.TAŞPINAR,
        Şakamısınız siz! Çok mu zorladım sizi, okuduğunuzu anlayamaz hale mi geldiniz?

        Nerede yazmışım,

        ”Sizin anlayışınıza göre peygamber kendi ifadeleriyle “varlığımın delillerini size göstereceğim”diyor”

        şeklinde bir ifadeyi? Halisünasyon mu görüyorsunuz?

        Gördüm gördüm dedikleriniz de böyle şeyler mi?

        Cidden o kadar savrulmuşsunuz ki ayetlerde ne söyleyeceği yazılı olan Peygamberin kendi ifadeleriyle tebliğ yaptığını iddia eder hale gelmişsiniz! Nasıl olabiliyormuş bu aşağıdaki ayetlere rağmen?

        ”(Ey Muhammed!) Onu (vahyi) çarçabuk almak için dilini kımıldatma.” Kıyame,16
        ”Şüphesiz onu toplamak ve okumak bize aittir.” Kıyame,17
        ”O hâlde, biz onu okuduğumuz zaman, ONUN OKUNUŞUNA UY.” Kıyame,18
        ”Sonra onu açıklamak da bize aittir.” Kıyame,19

        Şimdi anlıyormusunuz kitaplarınızı neden bedava dağıtmak zorunda kaldığınızı!

        Ha burada ben ne kadar açıklasamda siz aynı saçmasapan algıyla saçmasapan çıkarımlar yapmaya devam edeceksiniz! Bari durumunuz ortadayken saçmasapanlığınızı bana yamayıp hedef şaşırtmaya çalışmayın! Bu sizi daha kötü duruma sokmak için beni motive etmekten öteye size birşey kazandırmaz!

      • T.TAŞPINAR dedi ki:

        sn.toro,
        …”Nerede yazmışım,

        ”Sizin anlayışınıza göre peygamber kendi ifadeleriyle “varlığımın delillerini size göstereceğim”diyor”…” diyorsunuz.Ayrıca daha önce şunları da siz yazmıştınız..:
        “Şimdi hepsini birleştirelim;

        De ki;

        “Ne dersiniz? Eğer o (Kur’an) Allah katından olup da siz de onu inkâr etmişseniz, o zaman derin bir ayrılık içinde bulunan kimseden daha sapık kim olabilir? Varlığımızın delillerini, (kâinattaki uçsuz bucaksız) ufuklarda ve kendi nefislerinde onlara göstereceğiz ki, o Kur’an’ın gerçek olduğu onlara iyice belli olsun. Rabbinin, her şeye şâhit olması yetmez mi? İyi bilin ki, onlar Rablerine kavuşma konusunda şüphe içindedirler. İyi bilin ki, O, her şeyi kuşatandır.”(09.04.2014 13:09 tarihli yorumunuzdan alıntı)
        bunun yanında şu ifade de önemli:”Üstüne üstlük sizin ”de ki” yi 53 ten ayırmanızın sonucunda gösterecek kişi peygamber değil tanrının ta kendisi oluveriyor …” (09.04.2014 13:09 tarihli yorumunuzdan alıntı)
        DEMEK Kİ SİZ “DE Kİ” SÖZÜNÜ 53 AYETTEN AYRILMAMASI GEREKTİĞİNİ VE 52,53,VE 54 AYETLERDE DE GEÇERLİ SAYMAMIZ GEREKTİĞİNİ SÖYLÜYORSUNUZ..ŞİMDİ 53.AYETİ DE DEKİ İLE BAŞLATALIM SİZİN YAPTIĞINIZ GİBİ.
        DEKİ,Varlığımızın delillerini, (kâinattaki uçsuz bucaksız) ufuklarda ve kendi nefislerinde onlara göstereceğiz ki, o Kur’an’ın gerçek olduğu onlara iyice belli olsun.
        ŞİMDİ ŞÖYLE BİR DÜŞÜNELİM..BU AYETİN GEREĞİNİ YERİNE GETİRMEK ÜZERE ÜZERİNE PAYGAMBER MEKKE AHALİSİNİ KARŞISINA ALIYOR VE ONLARA VARLIĞIMIZIN DELİLLERİNİ GÖSTERECEĞİZ DİYOR..
        GERÇEKTEN SİZİN GİBİ BİRİYLE TARTIŞMA ORTAMINA GİRDİĞİM İÇİN VE BOŞ BASİT VE BARİZ YANLIŞ ARGÜMANLARA KARŞI AÇIKLAMA YAPMAK ZORUNDA KALDIĞIM İÇİN KENDİME YAZIK ETMİŞİM..

      • T.TAŞPINAR dedi ki:

        sn.1okuyucu,
        YARATTIĞI VARLIĞIN ÖZELLİKLERİNİ BİLMEYEN BİR TANRI OLABİLİR Mİ? diyorsunuz..buna daha ilk başta cevap vermiştim.Hatırlatayım
        …”Evet kulunun fiziksel kapasitesini; en çok ne kadar ağırlığı kaldırabileceği,ne kadar mesafeyi koşabileceği gibi konularda bilememe gibi durumlar olmaz..Ancak cüzi iradenin ne tepki vereceği yani ne derece cesaret ve sabır gösterebileceği gibi konular bunlardan değildir.Allah kimin ne derece iman edebileceği konusundaki kapasitesini bilebilir ancak ne durumda hangi olayda ne tepki vereceği gibi konularda harfiyen bir bilme durumunda olmaz diye düşünüyorum..(Bilmek istememeyi tercih ettiği için demek istiyorum)Bir öğretmen de öğrencilerinin ne kapasitede olduklarını bilir ancak bu onları değişik sorularla sınav yapmaktan vazgeçirmez..”…
        Sınav konusuyla ilgili olarak önceki mesajınızda şöyle demişsiniz:
        …”insanların eylemlerini bilmek istemeyen bir tanrının insanların eylemleriyle ilgilenmesi, bu eylemlere müdahale etmesi söz konusu olamaz, yani insanların eylemlerini bilmek istemeyen bir tanrının Ademe bir şeyler öğretmesi veya peygamber göndermesini düşünülemez, dolayısıyla bir sınavdan da söz edilemez. …”
        İnsanların eylemlerini ne yaptıklarını bilmek istememek değil,ne yapacaklarını “önceden” bilmek istememek söz konusu..
        Eğer söz konusu Enfal suresi ayetlerinde “sizin fiziksel gücünüzün on katı kişiye yetmeyeceğini anladı-bildi denseydi haklı olurdunuz..ama on katı kişiye karşı savaşmaya cesaret edip edemeyecekleri konusu bundan farklıdır..

      • 1okuyucu dedi ki:

        T.TAŞPINAR;

        “””””Eğer söz konusu Enfal suresi ayetlerinde “sizin fiziksel gücünüzün on katı kişiye yetmeyeceğini anladı-bildi denseydi haklı olurdunuz..ama on katı kişiye karşı savaşmaya cesaret edip edemeyecekleri konusu bundan farklıdır””””””

        tanrı yaratığı varlığın özelliklerini bilmez mi? derken buna maddi ve manevi olan her şey girer, dolayısıyla tanrı yarattığı varlığın gücünü de bilir, sabrını da bilir cesaretini de bilir, yani tüm özelliklerini bilir, o nedenle öne sürdüğün gerekçe tamamen geçersiz,

        “””””Allah kimin ne derece iman edebileceği konusundaki kapasitesini bilebilir ancak ne durumda hangi olayda ne tepki vereceği gibi konularda harfiyen bir bilme durumunda olmaz diye düşünüyorum..(Bilmek istememeyi tercih ettiği için demek istiyorum)”””””

        yukarıdaki alıntıda tanrının kullarının olaylar karşısında ne tepki vereceğini bilememeyi, bilmek istememeyi tercih etmesi nedeniyle olacağını söylüyorsun, peki bilmek istemeyen bir tanrının her şeye müdahil olmasını neyle açıklıyorsun, öyle ya bilmek istemeyen bir tanrı niye kullarının sabrıyla veya cesaretiyle ilgili ahkâm kesmeye kalksın?

        madem tanrı kulunun hangi olayda ne tepki vereceğini önceden bilmek istemediği için bilemeyeceğini söylüyorsun, cesaret veya sabır konusunda öyle bir kıyaslamada bulunarak önceden bilemediği bir şey hakkında fikir yürütmüş olmaz mı? böyle bir şey, tanrının önceden bilmek istememesiyle açıklanamaz, olsa olsa kulunun sabrını veya cesaretini bilmeyen bir tanrının yanılmasından başka bir şey olamaz.

        ayrıca, kulunun eylemlerini bilmek istemeyen bir tanrı figürüyle, Kuranın tanrısını değil evrenin tanrısını tasvir ettiğinin farkında mısın? dikkat et, kader konusuna kılıf uydurmaya çalışırken dinden çıkmayasın.

      • toro dedi ki:

        T.TAŞPINAR,

        Bakın haddinizi iyiden iyiye aşmaya başladınız! Ben bu sitede bu şekilde bir tepkiyi ilk defa size gösteriyorum! Sebebini yazdım herşeye sabrım vardır ama bezirganlığa asla! Ama yalancılığa katiyen!

        Şimdi benim size hitaben yazdığım yazılarımdan herhangi birinin her hangi bir yerinden,

        *******”Sizin anlayışınıza göre peygamber kendi ifadeleriyle “VARLIĞIMIN DELİLLERİNİ SİZE GÖSTERECEĞİM ”diyor”…” diyorsunuz.(T.TAŞPINAR) *******

        yukarıda bana atfen tırnak içine aldığınız ve benim büyük harflerle belirginleştirdiğim ifadeyi bulup çıkarmakla yükümlüsünüz! Bu nasıl bir terbiyesizliktir! Bir insan,kendine yazar diyen bir insan üstelikte müslüman olduğunu iddia eden bir insan nasıl olurda kendi kurduğu cümleyi başkası kurmuş gibi tırnak içine alır ve kendi kurduğu cümleyi ”diyorsunuz” diyerek başkasına atfeder? Nasıl bir insansınız siz? Bu kadar mı gözünüz dönüyor yakalandığınızda! Şarlatanlığınız bu kadar mı kutsal sizin için!

        Efendi siz benim düşmanım değisiniz! Ama olsaydınız bile sizi alt edeceğim diye yalana sığınmazdım! Benim vicdanım sizinki gibi çalışmaz! Yalanla elde edilecek kazanımlara tamah etmez! Özellikle inanç konusunda olmayan bir şeyi olmuş gibi göstermeye ya da anlatmaya ya da aktarmaya tenezzül dahi etmem! Siz önce içinizi temizleyeceksiniz! İçiniz bu denli kirli iken herhangi bir inançla ilgili bırakın araştırma yapmayı o inançları ağzınıza bile alamazsınız!

        *****De ki;
        “Ne dersiniz? Eğer o (Kur’an) Allah katından olup da siz de onu inkâr etmişseniz, o zaman derin bir ayrılık içinde bulunan kimseden daha sapık kim olabilir? Varlığımızın delillerini, (kâinattaki uçsuz bucaksız) ufuklarda ve kendi nefislerinde onlara göstereceğiz ki, o Kur’an’ın gerçek olduğu onlara iyice belli olsun. Rabbinin, her şeye şâhit olması yetmez mi? İyi bilin ki, onlar Rablerine kavuşma konusunda şüphe içindedirler. İyi bilin ki, O, her şeyi kuşatandır.”(09.04.2014 13:09 tarihli yorumunuzdan alıntı)********

        Evet bunu ben yazdım. Neden yaptığımıda yazdım! ”De ki” ile başlayan yönlendirmenin sonrasında okunan 3 ayetin birbiriyle bağlantılı olduğunu idrak edin diye yazdım! Çünkü BENİM İDDİAM ”De ki” ile başlayan 52.ayetin aynı zamanda 53 ve 54 ünde başı olarak görülmesi gerektiğiydi! Yani sizin ”De ki” yönlendirmesinin sadece 52.ayeti ilgilendirdiği iddianızın aksi bir iddiaydı! Ama idrak probleminizin bu denli büyük olduğunu bilemezdim, bağışlayın! Sizden istediğim şeyin size büyük geleceğini düşünmeliydim!

        Devam edelim;

        ******”bunun yanında şu ifade de önemli:”Üstüne üstlük sizin ”de ki” yi 53 ten ayırmanızın sonucunda gösterecek kişi peygamber değil tanrının ta kendisi oluveriyor …” (09.04.2014 13:09 tarihli yorumunuzdan alıntı)
        DEMEK Kİ SİZ “DE Kİ” SÖZÜNÜ 53 AYETTEN AYRILMAMASI GEREKTİĞİNİ VE 52,53,VE 54 AYETLERDE DE GEÇERLİ SAYMAMIZ GEREKTİĞİNİ SÖYLÜYORSUNUZ..ŞİMDİ 53.AYETİ DE DEKİ İLE BAŞLATALIM SİZİN YAPTIĞINIZ GİBİ.”***********T.TAŞPINAR

        Hadi ya gerçekten öyle mi diyormuşum? Demek ben De ki sözünün 52,53 ve 54.ayetleri kapsaması gerektiğini anlatıyorum! Cidden böyle anladınız değilmi, sonra başka birşey anlamış olduğunuz ortaya çıkmasın? Neyse bununla yetinelim ve devam edelim!

        *********”DEKİ,Varlığımızın delillerini, (kâinattaki uçsuz bucaksız) ufuklarda ve kendi nefislerinde onlara göstereceğiz ki, o Kur’an’ın gerçek olduğu onlara iyice belli olsun.
        ŞİMDİ ŞÖYLE BİR DÜŞÜNELİM..BU AYETİN GEREĞİNİ YERİNE GETİRMEK ÜZERE ÜZERİNE PAYGAMBER MEKKE AHALİSİNİ KARŞISINA ALIYOR VE ONLARA VARLIĞIMIZIN DELİLLERİNİ GÖSTERECEĞİZ DİYOR..
        GERÇEKTEN SİZİN GİBİ BİRİYLE TARTIŞMA ORTAMINA GİRDİĞİM İÇİN VE BOŞ BASİT VE BARİZ YANLIŞ ARGÜMANLARA KARŞI AÇIKLAMA YAPMAK ZORUNDA KALDIĞIM İÇİN KENDİME YAZIK ETMİŞİM..”***********T.TAŞPINAR

        Eeee! Sonuç ne dediniz şimdi?

        ”ŞİMDİ ŞÖYLE BİR DÜŞÜNELİM..BU AYETİN GEREĞİNİ YERİNE GETİRMEK ÜZERE ÜZERİNE PAYGAMBER MEKKE AHALİSİNİ KARŞISINA ALIYOR VE ONLARA VARLIĞIMIZIN DELİLLERİNİ GÖSTERECEĞİZ DİYOR..”

        Yani? Meramınızı anlatamıyormusunuz? Ne demeye çalıştınız?

        Yoksa bundan önce verdiğim ayetlerden utandınızda konudan ufak ufak sıyrılmaya mı niyetleniyorsunuz?

        Hatırlatayım mı?

        ”(Ey Muhammed!) Onu (vahyi) çarçabuk almak için dilini kımıldatma.” Kıyame,16
        ”Şüphesiz onu toplamak ve okumak bize aittir.” Kıyame,17
        ”O hâlde, biz onu okuduğumuz zaman, ONUN OKUNUŞUNA UY.” Kıyame,18
        ”Sonra onu açıklamak da bize aittir.” Kıyame,19

        Hani size göre (öyle olması sizin münazarada elinizi kuvvetlendirir)

        ”DE Kİ ile başlayan AYETLERDE PEYGAMBERE KENDİ İFADELERİYLE (yani Allah tan aldığı vahyi olduğu gibi Allah ın söylediği şekliyle değil) BAZI ŞEYLER SÖYLEMESİ İSTENİR” di!

        Yani size göre peygamber TANRISINDAN aldığı vahyi olduğu gibi iletmiyor, VAHYİ KENDİ KELİMELERİYLE YENİDEN ŞEKİLLENDİREREK TEBLİĞ EDİYOR!

        Vay vay vay! Siz bu cümleyi gidip mekke de falan kursanızya! Neyle suçlanacağınızı tahmin edermisiniz?

        Parantez içine basit bir münazara kazanmak için ”yani Allah tan aldığı vahyi olduğu gibi Allah ın söylediği şekliyle değil” şeklinde yazmak kolay! Zor olan aşağıdaki ayeti bilipte bu yazıyı yazabilmek!

        ”O hâlde, biz onu okuduğumuz zaman, ONUN OKUNUŞUNA UY.” Kıyame,18

        Siz karşınızdakini çocukmu zannettiniz ki kendinizce cinlikler yaparak, yalanlar üreterek muaffak olabilesiniz!

        Kendine müslüman deyip, Kuranın tanrısına inandığını söyleyen bezirgan,

        ”O hâlde, biz onu okuduğumuz zaman, ONUN OKUNUŞUNA UY.” Kıyame,18

        diyen bir tanrıya inat,

        ”yani Allah tan aldığı vahyi olduğu gibi Allah ın söylediği şekliyle değil”

        şeklinde yaptığınız bir yorum sizi islama göre NE yapar açıkça söyleyebilecek cesaretiniz varmı?

      • T.TAŞPINAR dedi ki:

        TORO,
        ÖNCELİKLE GEREKSİZ VE HAKSIZ YERE YAPTIĞIN HAKARETLERİ SANA AYNEN İADE EDİYORUM.
        TIRNAK İÇİNDE SÖYLENİLEN SÖZLER KONUSUNA GELİNCE:ORADA, “SİZİN ANLAYIŞINIZA GÖRE BÖYLE BİR ŞEY SÖYLEMEK İSTEDİĞİNİZ ANLAMI ÇIKAR” ANLAMINDA SÖYLEMİŞTİM.AYNEN SENİN YAZDIĞIN BUYDU ANLAMINDA DEĞİL..BEN TIRNAK İŞARETLERİNİ ÖZELLİKLE BELİRTMEK İSTEDİĞİM KELİMELERİ VURGULAMAK İÇİN KULLANIRIM ÇOĞUNLUKLA..
        DİĞER YAZDIKLARIN İSE YAPTIĞIN BASİT BİR HATANIN ALTINDAN KALKAMAMANIN VERDİĞİ HEZEYANLA SAÇMALAMAKTAN İBARET…
        ÖYLE OLMASAYDI SENİ BU SİTEDEN TANIYAN KİŞİ DE SANA HİTABEN -HEM DE BİZİM YAZIŞMALARLA İLGİLİ OLARAK- “BU SEN OLAMAZSIN” SANA İNANAMIYORUM”
        BUNLARI SENİN YAZMADIĞINI DÜŞÜNMEK İSTİYORUM ANLAMINDA SÖZLER SÖYLEME GEREĞİ DUYMAZLARDI..BUNDAN SONRA SADECE YAPTIĞIN HAKARETLERİ SANA İADE ETMEK İÇİN CEVAP YAZARIM..

      • toro dedi ki:

        T.TAŞPINAR,

        Öncelikle sitede konuşmanın tamamını büyük harflerle yapmak bildiğim kadarıyla yasak!

        Sonrasında ise yaptığınız şeyi yaptım diyecek cesaretiniz olsun!

        Hala hata diyorsun! Hala okuduğunu anlayamıyorsunuz!

        Öncelikle farkettimki siz DE Kİ kelimesini tanrının bütün insanlara bir hitabı olarak görüyor olabilirsiniz! Sanırım anlayamama probleminiz buradan başlıyor!

        Bu nedir biliyormusunuz,
        Ben size diyorum ki şu karşıdaki kalabalığa benim adıma şunları söyleyin! Yani T.TAŞPINAR onlara DE Kİ,

        “Ne dersiniz? Eğer o (Kur’an) Allah katından olup da siz de onu inkâr etmişseniz, o zaman derin bir ayrılık içinde bulunan kimseden daha sapık kim olabilir? Varlığımızın delillerini, (kâinattaki uçsuz bucaksız) ufuklarda ve kendi nefislerinde onlara göstereceğiz ki, o Kur’an’ın gerçek olduğu onlara iyice belli olsun. Rabbinin, her şeye şâhit olması yetmez mi? İyi bilin ki, onlar Rablerine kavuşma konusunda şüphe içindedirler. İyi bilin ki, O, her şeyi kuşatandır.”

        DE Kİ herkese DE Kİ değil! Sözleri aktarana DE Kİ! Sözleri aktaran zaten Peygamberin kendisi değilmi.Neyi zorluyorsunuz!

        Üstelik ben zaten bahsettiğimiz kitabın tanrı sözü olmadığını iddia biriyim! Ama sizinle yaptığımız münazaranın hiçbir yerinde konuyu bu perspektiften yazmadım! Sadece sizin dayanak gösterdiğiniz ayetin sizin dayanak gösterdiğinin ayeti barındıran kitap tarafından çürütüldüğünü yorumladım!

        Ama laf döndü dolaştı ve siz inandığınız tanrınızın inandığınız peygamberinin tanrının sözlerini doğrudan iletmek yerine o sözleri kendi kelimeleriyle yeniden düzenleyerek topluluklara ilettiğini söyleyiverdiniz!

        Bu bilinçaltınızın dışa vurumudur! Çünkü aslında sizinde kuranda kim kimdir, kim kiminle konuşuyor şeklinde sorgularınız olmalı, aksi halde bu durumu kendinizce çözmek için peygamberinizi tanrının sözlerini temize çekiyor şeklinde anlaşılacak bir tasfirin iine yerleştirmezdiniz!

        Bu arada hala duyamadım, neden kaçıyorsunuz,

        ”O hâlde, biz onu okuduğumuz zaman, ONUN OKUNUŞUNA UY.” Kıyame,18

        yukarıdaki ayetten?

        Siz kendi peygamberinizi neyle itham ettiniz T.TAŞPINAR? Laf kalabalığı yapmayın, cesaretle söyleyin! Sizce peygamberiniz tanrıdan aldığı sözleri canının istediği şekilde ve canının istediği kelimelerle mi topluluklara tebliğ etmiştir?

        3 yazıdır bu sorunun kıyısına bile değmeden geçiyorsunuz! Niye söylemiyorsunuz, bu iddianız yine sizin görebildiğiniz bir mucizemidir yoksa?

        Bu arada kendinizi kurtarmak için artık başkalarıyla yaptığım münazaralaramı bel bağladınız? O bahsettiğiniz arkadaş sizin bir iddianızada muhalefet etmişti, hatırladınızmı? Hani evrenin yaratılışı hadisesi! Yasir bey ile hukukum başkadır, sizinle başka!

        Ben size hakaret etmiyorum! Siz hakaretlerinizin aynadan size geri yansıdığına şahit oluyorsunuz!Siz bir inancın içinde görünüp sonrasında o inancı tahrif ederek dayanağı olmayan sonuçlar yaratan ve bu yarattığı dayanaksız sonuçları tanrısına mal etmek yoluyla kendine nüfuz veya çıkar sağlama yoluna tevessül eden bir bezirgansınız! İşin acı tarafı bu tepkiyi benim değil müslümanlığından kıl koparttırmayan diğer arkadaşların vermesi gerekirdi! Ama her zaman ki gibi veremezler!

        Siz de müşriklere bile belki de en gerekli anlarda mucize göstermeyen bir tanrının mucizelerinini satır aralarına gizlendiğini iddia ederek yarattığınız gizemle, kendisine inandığınızı iddia ettiğiniz
        tanrınızın sırtından çıkar devşirmeye devam edersiniz! Bunu bilerek veya bilmeyerek yapın farketmez! Sonuç itibariyle siz din üzerinden payeler toplamaya çalışan basit bir bezirganden öte birşey değilsiniz! Sizin gibilere sizin inandığınız kitap daha ağır şeyler söylerken bir faninin bir inanca yapığınız hakaretleri ayna tutup size geri yönlendirmesine bu kadar içerlemeniz ilginç!

        Unutmayın ki sizin inancınıza göre dine karşı işlediğiniz suçların cezası olarak sizi CENNET ya da CEHENNEM e gönderecek olan kişi ben değilim!

      • T.TAŞPINAR dedi ki:

        toro,
        Kıyame Suresi
        16. (Ey Muhammed!) Onu (vahyi) çarçabuk almak için dilini kımıldatma.
        17. Şüphesiz onu toplamak ve okumak bize aittir.
        18. O hâlde, biz onu okuduğumuz zaman, onun okunuşuna uy.
        vahiyi çabucak ezberleyebilmek için dilini kımıldatarak tekrar etmeye çalışma sadece okunuşunu takip et deniyor değil mi?
        Sen nasıl bir sonuç çıkarıyorsun bundan Allah bilir..
        Ayrıca peygamber vahyi aynen aldığı gibi “de ki” kelimeleri ile birlikte açıklar ve vahiy katiplerine yazdırır.Sonra da “de ki” bunu ayetin muhatap aldığı müşriklere vahyi okur böylece “de ki” ile istenilen şeyi de söylemiş olur.. bunun yanında sadece “de ki “diyerek başlayan mesajı -başında de ki demeden – söyler..peygamber o zamanki yaşayan muhataplara bizzat vahyi iletir..sonraki nesiller ise bu vahiyleri kendi çağdaşlarına iletirler ve verilmesi gereken mesajı iletmiş olurlar..önceki müşriklerle aynı özellikleri gösterdikleri için mesaj kıyamete kadar iletilmiş olur..
        sen “deki” yi fussilet 53 de de varmış gibi düşünün demiyor musun?..bunu böyle anlamak doğrudur demiyor musun?..ben de bunun mantıksız olduğunu defalarca anlattım..o zaman ki muhatapların karşısına geçip “baştaki de ki kelimesini kullanmadan” -de ki -den sonra gelen cümleyi söyleyebilmeli ve karşısındakiler de “bu ne saçmalıyor,varlığımızın delillerini göstereceğiz diyor,biz onun (Hz.Muhammed’in) varlığını zaten karşımızda görüyoruz dememelidirler..zira “de ki” ile başlayan ayetler genel tebliğin dışında bizzat muhatapların karşısına geçip ne denmesi isteniyorsa demeleri konusunda emir de içerir..sonraki nesiller de bunu peygamberimiz yaptığına göre biz de aynı kafadaki inançsızlara bunları demeliyiz diye mesajı kıyamete kadar iletirler..

        kENDİ YAPTIĞIN HAKARETLERİ GÖRMEYİP BİR DE BENİM YAPTIĞIM HAKARETİN YANSIMASI FALAN DA DEDİN YA..YİNE İADE EDİYORUM SANA..
        YUKARIDA YAPTIĞIM AÇIKLAMALARI DA SEN ANLAYASIN DİYE DEĞİL OKUYANLARIN KAFASINDA SORU İŞARETİ KALMASIN DİYE YAPTIM..

      • toro dedi ki:

        T.TAŞPINAR,

        *****Kıyame Suresi
        16. (Ey Muhammed!) Onu (vahyi) çarçabuk almak için dilini kımıldatma.
        17. Şüphesiz onu toplamak ve okumak bize aittir.
        18. O hâlde, biz onu okuduğumuz zaman, onun okunuşuna uy.
        vahiyi çabucak ezberleyebilmek için dilini kımıldatarak tekrar etmeye çalışma sadece okunuşunu takip et deniyor değil mi?
        Sen nasıl bir sonuç çıkarıyorsun bundan Allah bilir..***********

        Problemimiz benim ne sonuç çıkardığımdan çok sizin hala nasıl sonuç çıkaramadığınızdır!

        Tanrınız,
        ”18. O hâlde, biz onu okuduğumuz zaman, onun okunuşuna uy.” diyor peygamberine!

        Ama siz peygamber tanrıdan aldığı vahyi orjianal haliyle değil kendi sözleriyle iletir diyorsunuz! Hatırlayamıyor musunuz?

        Açıkça peygamber tanrısının hükmünü tanımaz diyormusunuz, demiyormusunuz?

        ”De ki” lere gelince demek ki size göre başında ”de ki” olmayan ayetleri ”DE Kİ” varmış gibi düşünmeyecez!

        O halde söyleyin bakalım başında DE Kİ olmayan şu ayetlerde konuşan kim?

        ”Şüphesiz ben size O’nun tarafından gönderilmiş bir uyarıcı ve müjdeleyiciyim.” Hud,2

        ”O hâlde Allah’a koşun. Şüphesiz ben, size O’nun katından gönderilmiş açık bir uyarıcıyım.” Zariyat 50

        ”Allah ile beraber başka bir ilâh edinmeyin. Gerçekten ben, size, Allah tarafından gönderilmiş açık bir uyarıcıyım.” Zariyat,51

        Kuran tanrının sözlerimidir, yoksa peygamberinin sözlerimi?

        Yine dönelim Fussilet 53 e!

        ”Varlığımızın delillerini, (kâinattaki uçsuz bucaksız) ufuklarda ve kendi nefislerinde onlara göstereceğiz ki, o Kur’an’ın gerçek olduğu onlara iyice belli olsun. Rabbinin, her şeye şâhit olması yetmez mi?”

        Tamam diyelim ki bu ayetin başında DE Kİ yok! O halde söyleyin burada kim kiminle konuşuyor? Özellikle ”Rabbinin, her şeye şâhit olması yetmez mi?” diye soran kim ve bu soruyu kime soruyor?
        Bu ayete göre kuranın gerçek olmadığını iddia edenler kim ki gerçek olduğu onlara belli edilecek deniyor! Bakalım içlerine kendinizi de koyacakmısınız?

        Hakaret olarak algıladığınız bütün yorumlarımın altını kalın bir çizgiyle tekrar çiziyorum ve belki de tanrınız beni size bunları söylemeye aşağıdaki ayete dayanarak yönlendirdi diyorum;

        ”Allah’ın izni olmadıkça hiçbir benlik iman edemez. Allah, PİSLİĞİ, aklını kullanmayanlar üzerine bırakır.”Yunus,100

        Her şeyden bir mucize aramaya alışkın olduğunuzdan başınıza gelen bu durumun nedenini de tanrıdan aramanızda bir sakınca yoktur bence! Onun istemediği birşeyi yapıyor olabilirmisiniz? O da size ders olsun diye sizi bir deist eliyle uyarıyor olabilirmi? Hadi toplayın çıkarın bölün bakalım bu iki gün den kaç tane mucize çıkarabileceksiniz!

      • T.TAŞPINAR dedi ki:

        toro,
        Kıyame 18 de “Kuran’ın okunuşuna uy- derken onu farklılaştırarak kendi kafana göre ifade etme ” denmiyor.Böyle bir çıkarımı senden başka yapan bir insanoğlu var mı acaba merak ediyorum..sadece dilini oynatarak hemen ezberleme telaşına düşme demek isteniyor..sadece okunuşu dinle ve takip et demek isteniyor..
        Ayrıca benim daha önce yazdıklarımdan peygamberin vahiyleri kendisine iletildiği gibi değil kendi ifadeleriyle ilettiği sonucuna varabilecek tek kişi de sensindir…bu konuyu bir önceki mesajımda ayrıntılı olarak açıklamıştım..ben yine de senin için değil okuyan diğer kişiler için tekrar edeyim..
        “Ayrıca peygamber vahyi aynen aldığı gibi “de ki” kelimeleri ile birlikte açıklar ve vahiy katiplerine yazdırır.Sonra da “de ki” ile başlayarak bunu ayetin muhatap aldığı müşriklere vahyi okur böylece “de ki” ile istenilen şeyi de söylemiş olur.. bunun yanında sadece “de ki “diyerek başlayan mesajı -başında de ki demeden – söyler..peygamber o zamanki yaşayan muhataplara bizzat vahyi iletir..sonraki nesiller ise bu vahiyleri kendi çağdaşlarına iletirler ve verilmesi gereken mesajı iletmiş olurlar..önceki müşriklerle aynı özellikleri gösterdikleri için mesaj kıyamete kadar iletilmiş olur..

        ”Şüphesiz ben size O’nun tarafından gönderilmiş bir uyarıcı ve müjdeleyiciyim.” Hud,2

        ”O hâlde Allah’a koşun. Şüphesiz ben, size O’nun katından gönderilmiş açık bir uyarıcıyım.” Zariyat 50

        ”Allah ile beraber başka bir ilâh edinmeyin. Gerçekten ben, size, Allah tarafından gönderilmiş açık bir uyarıcıyım.” Zariyat,51
        bu ayetlerin anlamından “de ki” diye bir şey söylemeye gerek olmadığı açıktır.DİKKAT ETSEYDİN AYETLERİN İLK İKİSİNDE -O’nun tarafından gönderilmiş-O’nun katından gönderilmiş-DİĞERİNDE İSE -Allah tarafından gönderilmiş – DENDİĞİNİ BUNUN DA AÇIK BİR ŞEKİLDE PEYGAMBERİN BU ŞEKİLDE-BAŞINDA DE Kİ OLMADAN DA- İFADE ETMESİNİN ALLAH TARAFINDAN İSTENDİĞİNİ ANLAYABİLİRDİN..AMA SENİN BAHSETTİĞİ FUSSİLET 53 DE İSE BUNUN TAM TERSİ BİR DURUM VARDIR.VARLIĞIMIZIN DELİLLERİNDEN BAHSEDİLMEKTEDİR.. VARLIĞIMIN DELİLLERİ DİYE PEYGAMBER KENDİNDEN BAHSEDER Mİ?YA DA SEN HİÇBİR ZAMAN ANLAYAMAYABİLİRSİN..PEYGAMBER DÖNEMİNDE YAŞAYAN MÜŞRİKLERİN DE SENİN GİBİ BİR İTİRAZDA BULUNDUKLARINI SANMIYORUM..ÇÜNKÜ KURAN LEHİNE OLABİLECEK ŞEYLERE KARŞI BEYNİNİ KAPATMIŞSIN..

      • toro dedi ki:

        T.TAŞPINAR,

        Öncelikle sürekli görmezden geldiğiniz bir soruya nihayet yanıt verebildiğiniz görmek ne mutluluk!

        Kıyame Suresi
        ”(Ey Muhammed!)Onu (vahyi) çarçabuk almak için dilini kımıldatma”16
        ”Şüphesiz onu toplamak ve okumak bize aittir.”17
        ”O hâlde, biz onu okuduğumuz zaman, ONUN OKUNUŞUNA UY.”18
        ”Sonra onu açıklamak da bize aittir.” Kıyame,19

        ”Kıyame 18 de “Kuran’ın okunuşuna uy- derken onu farklılaştırarak kendi kafana göre ifade etme ” DENMİYOR.” diyorsunuz!

        O halde şöyle anlamalıyız! Size göre,Tanrı peygamberine,

        ”Onun okunuşuna uyma, onu farklılaştırarak kendi kafana göre ifade et”

        Diyor!

        Yani sizi referans alırsak, peygamberinizin Kuran içinde bazı ayetleri belki de hepsini ”FARKLILAŞTIRARAK KENDİ KAFASINA GÖRE İFADE ETTİĞİNİ” düşünmeliyiz!

        Eğer bu konuda bir yanlış anlama varsa lütfen düzeltin! Ama eğer yoksa sizi bu sitede Kuranın öz be öz tanrı sözlerinden oluştuğunu iddia eden arkadaşlara havale edeceğim!

        Ha bu arada, yine aşağıdaki yorumunuzu referans aldığımızda,

        ”sadece dilini oynatarak hemen ezberleme telaşına düşme demek isteniyor..sadece okunuşu dinle ve takip et demek isteniyor..”

        Eğer peygamber tanrıdan aldığı vahiyleri farklılaştırıp kendi kafasına göre ifade edecekse vahiyin inişi anında tanrı vahiyi doğru olarak almasına neden bu kadar dikkat etsin ve özellikle bunun için onu uyarsın?

        Öyle ir yazı yazmışsınızki bildiğiniz ibretlik!

        Yazının başında beni;

        ”Kıyame 18 de “Kuran’ın okunuşuna uy- derken ONU FARKLILAŞTIRARAK KENDİ KAFANA GÖRE İFADE ETME ” DENMİYOR.”

        diye uyardıktan hemen sonra yine kendi yazınızda;

        ”Ayrıca benim daha önce yazdıklarımdan peygamberin vahiyleri kendisine iletildiği gibi değil kendi ifadeleriyle ilettiği sonucuna varabilecek tek kişi de sensindir”

        diye savunma yapabilecek size benzeyen kaç tane AKLI BAŞINDA insan tanıyorsunuz?
        Yazdığınız yorum virgülüne dokunulmadan aşağıya kopyalanmıştır! Bir daha okuyun belki daha mantıklı bir kıvırma yolu bulabilirsiniz!

        ****”DE Kİ ile başlayan AYETLERDE PEYGAMBERE KENDİ İFADELERİYLE (yani Allah tan aldığı vahyi olduğu gibi Allah ın söylediği şekliyle değil) BAZI ŞEYLER SÖYLEMESİ İSTENİR” di!****

        Zaten bana yazdığınız son yazının başlangıç cümlesiyle düşündüğünüz şeyin ya da iddianızın aslında ne olduğunun altını kalın bir çizgiyle tekrar çizmişsiniz! Sonra yazdığınızı unutup aşağıda savunma yapmaya çalışmışsınız! Olmuşmu siz karar verin!

        Aşağıdaki surelere gelince;

        ”Şüphesiz ben size O’nun tarafından gönderilmiş bir uyarıcı ve müjdeleyiciyim.” Hud,2

        ”O hâlde Allah’a koşun. Şüphesiz ben, size O’nun katından gönderilmiş açık bir uyarıcıyım.” Zariyat 50

        ”Allah ile beraber başka bir ilâh edinmeyin. Gerçekten ben, size, Allah tarafından gönderilmiş açık bir uyarıcıyım.” Zariyat,51

        Ben bu ayetlerde konuşan kim diye soruyorum! Çünkü DE Kİ ayette konuşanın PEYGAMBER olduğu düşünülmesin, Tanrının peygamberini kendi sözlerini insanlara (onlara De ki) iletmesi için DE Kİ şeklinde yönlendirdiğine inanılır! Sanırım siz bu inancıda reddediyorsunuz!

        Ama yukarıdaki ayetlerin başında bir DE Kİ yönlendirmesi yok ve o ayetler tanrı sözü yani tanrının hitabı olması gerekirken hitabın başka biri tarafından yapıldığı açıkça görünüyor! Sanırım bu ayetlerdeki mucuzeyi araştırıp GÖRMEK de size düşüyor! Sanırım sizi bu işle özel olarak görevlendirmişler!

      • yasir dedi ki:

        ”—–”Şüphesiz ben size O’nun tarafından gönderilmiş bir uyarıcı ve müjdeleyiciyim.” Hud,2

        ”O hâlde Allah’a koşun. Şüphesiz ben, size O’nun katından gönderilmiş açık bir uyarıcıyım.” Zariyat 50

        ”Allah ile beraber başka bir ilâh edinmeyin. Gerçekten ben, size, Allah tarafından gönderilmiş açık bir uyarıcıyım.” Zariyat,51——”

        Toro bir sen farklı bir yaklaşım serğiliyorsun ama sıradan nonteistlerin söylemleri gibi söylemlere başlaman bir hayli manidar…

        Diyelim ki senin dediğin doğru olsun, Bu üç ayet peygamberin sözü olsun Allahın zikrinden neyi eksiltir veya neyi fazlalaştırır…

        Sizler bunlara takıldıkça zaten inanmanız imkansız…

        Bazı şeyleri anlamak için düşünmek gereklidir, Ruh ne demek bunu iyi bilmek lazım…
        Siz sanıyorsunuz ki Ademe ruh üflenince canladı, ruh insanın bedenine değil maneviyetına canlılık verir…Bir tefte düşün o sadece defterdir içi boş ama içini bilğiyle-ruhla doldurdunmu kitap olur…

      • toro dedi ki:

        Sayın Yasir,

        Adam her zamanki gibi evine gitmek için apartmanın kapısından girer ve oturduğu kata ulaşmak için asansöre biner!4. Kata çıkar, koridorun sonundaki evine gitmek için yürürken komşusunun kapısının açık olduğunu farkeder! Kapıyı aralar ve komşusunun karısının kalbine bir bıçak saplı olduğu halde holde yattığı görür! Dehşetle elindekileri yere atarak yardım için eve girer! Kadını yattığı yerden biraz doğrultarak yaşayıp yaşamadığını anlamaya çalışır! Sonra bıçağı çıkarmalıyım der ve bıçağı kabzasından yakalar, işte o anda içeri karşı komşular girer ve gördükleri ilk resim kucağındaki kadının kalbine saplı bıçağı tutan adamdır! Üstü kan içindedir! Adamın olayı anlatma girişimlerine kulak vermeksizin katil diye bağırmaya başlarlar! Bütün apartman toplanır, adam tutuklanır ve şahitlerin ifadeleriyle cinayet suçuyla yargılanmaya başlar! Suçunun cezası idamdır! Mahkeme sürerken cinayetin işlendiği evin sahibi boşaltılan evde tamirat yaptırmaktadır ve giriş kapısının üzerinde hola bakan minyatür bir kamera farkeder! Biraz uğraştığında kameranın arkasında gizlenmiş bir kapak ve kapağın altında ise bir kaset!

        Şimdi sayın yasir evsahibi bu detayı polisle paylaşırsa ne olur paylaşmaz ise ne olur! Bu ufacık kameranın çektikleri belkide bir insanın haksız yere idamını engelleyecektir ya da bu kamera aman bana ne diyen evsahibi tarafından doğrudan çöpe atılacak ve sadece yardım etmek istiyen bir adam ölecektir!

        Şimdi bunu daha global düşünelim! Eğer bizim takıldığımız detay bir gerçeğe giden yolu açacak ve bu gerçek aslında olmayan birşeye inanıldığını ortaya çıkarıp şuan dünyanın heryerinde birbirlerinden farklı mezheplere inanıyor olmaları hasebiyle ölüyor olan binlerce insanın hayatını kurtaracaksa bu detaya dikkat etmeye değmez mi?

        Tabi sen şuan birbirleriyle savaşan mezheplerin Kuran olmasaydı olmayacağı fikrinede sıcak bakmayacaksın! O nedenle olan olmuş biten bitmiş diyecek öldürülenleri ya da ölenleri pekte önemsemeyeceksin! Bunu nereden mi çıkarıyorum,

        Çünkü sen bu yazıya konu olan yazıyı yazmak için benim başka bir arkadaşa yazdığım yazıyı okudun! O yazının başında kendine müslüman diyen bir arkadaşın,

        ”****”DE Kİ ile başlayan AYETLERDE PEYGAMBERE KENDİ İFADELERİYLE (yani Allah tan aldığı vahyi olduğu gibi Allah ın söylediği şekliyle değil) BAZI ŞEYLER SÖYLEMESİ İSTENİR” di!****

        şeklindeki yorumunu okuduğun halde bu detayı önemseyip savunmaya geçmektense bana yazımın diğer yarısında ki yorumum için cevap yazmayı tercih ettin!

        Bende bu sayede neye nasıl bakıyor olduğunu ve gerçekte neyi ne kadar önemsiyor olduğunu görmüş oldum! Bak bu detaylar bile bu ayetlerle alakalı takıntılarımın ne kadar haklı olduğunun kanıtıdır! Eğer o ayetlere takılmasaydım senin ve diğer arkadaşların peygamberinizin tanrısından aldığı vahiyleri farklılaştırarak ve kafasına göre insanlara ileterek bu sayede bir kutsal kitabın oluşturduğu iddiasına karşı bu kadar pasif duracağınızı göremeyecektim!

        Demekki sizin için önemli olan müslüman olmayanların sizin hoşunuza gitmeyen yorumlarla gelmesi, çünkü eğer yorumu yapan kendine müslüman diyorsa en fantastik iddiası bile sizin için sorun teşkil etmiyor!

        Umarım şimdi islam dünyaındaki bunca bölünmüşlüğün ve ayrılmşlığın nedeninide anlamışsınızdır! Kendi evinizdeki tozları temizlemektense dışarıyı gözlemeyi seçmenizin sonucudur bu!

      • T.TAŞPINAR dedi ki:

        toro,
        *****Eğer bu konuda bir yanlış anlama varsa lütfen düzeltin! *****
        diyorsun .KUSURA BAKMA AMA SENİN NEREDEYSE HER ANLAYIŞIN YANLIŞ ANLAMADAN İBARET..ANLATMAK İSTEDİĞİM HER ŞEYİ -İŞİNE ÖYLE GELDİĞİ İÇİN- YANLIŞ ANLAMIŞ GÖRÜNÜYORSUN…
        ”Kıyame 18 de “Kuran’ın okunuşuna uy- derken onu farklılaştırarak kendi kafana göre ifade etme ” DENMİYOR.” DİYE YAZDIĞIMDA BUNUN TAM TERSİNİ YANİ -KENDİ KAFANA GÖRE İFADE ET-YADA EDEBİLİRSİN DEMEK İSTEMEDİĞİMİ ASLINDA KOLAYCA ANLAMAN LAZIM TAM OLARAK NE DEMEK İSTEDİĞİMİ AÇIK VE NET BİR ŞEKİLDE ANLATMIŞTIM..
        “DE Kİ” İLE BAŞLAYAN AYETLERE GELİNCE:
        DE Kİ OLAN KISMIYLA BİRLİKTE VAHİY OLARAK ALIR VE VAHİY KATİPLERİNE BU ŞEKİLDE YAZDIDIR.AYETİ TEBLİĞ EDERKEN YİNE BAŞTAKİ “DE Kİ”İLE BİRLİKTE AYNEN OKUR YANİ TEBLİĞ EDER..BUNUN DIŞINDA VAHYİN BİREBİR AYNEN TEBLİĞ AMACININ DIŞINDA MÜŞRİK VEYA İNANÇSIZLARA KARŞI DEKİ EMRİYLE SÖYLENMESİ İSTENEN ŞEY SÖYLENİR -BAŞINDA DE Kİ DEMEDEN ,DOĞRUDAN
        SENİN YANLIŞ ANLAYIP AYETLERİ KEDİ İFADESİNE GÖRE DEĞİŞTİRİP SÖYLER DEDİĞİMİ İDDİA ETTİĞİN KONUNUN ASLI BUDUR..AYETİN YANİ VAHYİN AYNEN TEBLİĞİNDE DEĞİŞTİRMEYE İMKAN YOKTUR TABİİ Kİ..ANCAK ÖRNEĞİN BİR MÜŞRİK İLE TARTIŞMAYA GİRDİĞİNDE YA DA ONA İNANÇSIZLAR TARAFINDAN SORULAR SORULDUĞUNDA -DE Kİ- EMRİNİN GEREĞİ OLARAK AYETTEKİ KONUDAN BAHSEDER AMA BAŞTAKİ DEKİ Yİ KULLANMAK ZORUNDA DEĞİLDİR..KONUNUN ÖZÜNÜ BİRAZ DEĞİŞİK KELİMELERLE DE ANLATABİLİR..

      • T.TAŞPINAR dedi ki:

        SN 1 okuyucu,
        Cevabındaki iddiaların temelini hep aynı yanlış anlama oluşturuyor..Allah cüzi iradenin ne yapacağını bilmemeyi değil,”ÖNCEDEN” bilmemeyi tercih etmektedir diyorum..-tabii bu benim şahsi düşüncem,alimler vs. farklı düşüyor olabilir-sonuçta insanın cüzi iradesinin istisnasız her konuda ne yapacağını “önceden” bilmek ,sonucu baştan belli bir sınavı başlatmak ve devam ettirmektir..
        Benim tamamen şahsi fikrime göre “KADER” ;sınavda karşımıza çıkacak sorulardır..bunları biz belirleyemeyiz..bahtımıza ne çıktıysa o soruları cevaplamak zorundayız..verdiğimiz cevaplar yani olaylar karşısında verdiğimiz tepkiler ise kader değildir..bir hırsızın çalması y ada katilin öldürmesi kader değildir..aynı şartlarda olan bir başkası paraya çok ihtiyacı varken yoldan geçen yaşlı kadının taşıdığı yiyecekleri çalıp kaçabilecekken tersine onun taşımasına yardım edebilir..tabii herkesin sınav soruları;diğer bir deyişle hayatta başına gelecek şeyler ve hayat şartları aynı değildir..o nedenle adaletin sağlanması için herbir puan değeri olarak katsayısı farklıdır..

      • 1okuyucu dedi ki:

        T.TAŞPINAR,

        yanlış anlama filan yok, bir tanrının önceden bilmek istemediği eylemlerin yapıldıktan sonraki sonuçlarına bakarak bazı çıkarımlarda bulunmaya kalkışması, kullarını yönlendirmeye kalkışması, olagelen şeylere müdahil olması, önceden bilmek istemeyen bir tanrının yapacağı şeyler değildir,

        sana göre, yaşayanların eylemlerini yapıldığı anda öğrenen bir tanrının bu eylemlerin sonuçları karşısında bana göre bir analiz yapması beklenemez, çünki tanrı yarattığı varlığın eylemlerini de yaratmıştır, yani insanlar kendilerine verilen özellikler nedeniyle tanrının bilmediği bir davranışta bulunamazlar, çünki yaratığı varlığın özelliklerini bilen bir tanrı için yapılan eylemlerin hiç biri sürpriz olmaz ama eylemleri yapıldığı anda öğrenmek isteyen Kuranın tanrısının, ilk başta (aslında bilmesi gereken şeyleri bilmediği için) öğrendiği şeyleri sonradan yanlış öğrendiğini fark ederek sözlerini değiştirmek zorunda kalması ancak yarattığı kulunun özelliklerini bilmeyen bir tanrının yanılmasıyla açıklanabilir, yanılan bir tanrıda tanrı olmaz, ben işte bunu vurgulamaya çalışıyorum,

        kader konusunda sınavda sorulacak soruları bilemeyiz diyorsun, sen gerçekten bu söylediğinde ciddi misin? o zaman sana bir tiyo vereyim, sorulacak sorular Kuran isimli bir kitaptan çıkacakmış, onu temin edip dersine çalışabilirsin,

        ilk olarak, yasak meyvenin cennette ne işi varmış? sorusunun cevabını öğrenmeye çalışabilirsin, öğrendiğinde gel, kader konusunu konuşalım.

      • toro dedi ki:

        T.TAŞPINAR,

        ****”DE Kİ ile başlayan AYETLERDE PEYGAMBERE KENDİ İFADELERİYLE (yani Allah tan aldığı vahyi olduğu gibi Allah ın söylediği şekliyle değil) BAZI ŞEYLER SÖYLEMESİ İSTENİR” di!****

        Bana peygamberinizin kendi ifadeleriyle bazı şeyler söylemesine örnek olarak bazı şeyler söylermisiniz? Ama o bazı şeyler tanrısından aldığı vahiyden farklı olsun!

        Öncelikle vahiyin sahibi ve vahiyin tebliğini yapacak kişi belli iken, yani vahiyi alan kişi o vahiyi zaten tebliğ etmekle görevli olduğu topluluklara iletecekken ona vahiyi ayrıca De ki şeklinde bir yönlendirmeyle iletmek nasıl bir tanrı zekasına işaret eder anlatın!

        Yazar olduğunu iddia eden siz değilmisiniz! O zaman ne düşünüyorsanız onu anlatacaksınız! Bu kafayla Kuran tefsiri yazdığınızda ortaya neler çıkarırsınız hiç düşündünüz mü?

        Biz ilgili kitapta tanrı olduğu iddia edenin kendisine ben veya biz dediğini görmüyormuyuz! Demek ki yapabiliyor! O halde kendisinin yerine başkasının konuştuğu izlenimini verebilecek başka bir ”ben” figürünün araya karışıp anlamın önüne geçmesini istememesi mantıklı olacaktır!

        Ayrıca bazı deki ler arapça nuskhalarda yok oluyor! Sizce bu dekiler olmadığı zaman başka bir ”ben” konuşuyor izlenimi veren ayetleri düzeltmek için harekeleme ve noktalama zamanında veya 2.yazılışında aralara yazılmış olamazmı? Çünkü her ne hikmetse kuranın kitaplaştırması yani editoryal düzenlemesi peygamberim diyenin ölümünden ta abbasi döneminin ortalarına kadar İNSAN ELİYLE devam ettirilir!

        Bu arada benim Fussilet 52 nin başındaki deki Fusilet 53 üde kapsamalı tezim sizin hayrınızaydı! Benim değil! Ama olsun sayesinde sizin fantastik vahiy süreci yorumlarınıza da nail olmuş olduk!

        Dikkat edin ben yazılarımda ve-veya/ ya-ya da şeklinde yönelmeler yaparak olası bir yanlış anlamayı önlemek için önceden tedbir alıyorum! Ve ben sizin dininize mensup değilken buna bu denli önem verirken sizin araştırmacı-yazar ve kurandan mucize bulucu kimliğinizle bu denli çalakalem yazılar yazabilmeniz düşündürücü!

      • toro dedi ki:

        T.TAŞPINAR,

        ”Allah cüzi iradenin ne yapacağını bilmemeyi değil,”ÖNCEDEN” bilmemeyi tercih etmektedir diyorum.” .(.-tabii bu benim şahsi düşüncem,alimler vs. farklı düşüyor olabilir)

        Öncelikle ben sizin yorumunuzla ilgilenmek istiyorum! Öncelikle sizin tarifinizdeki tanrı cüzi iradenin ne yapacağını önceden bilmemeyi tercih ediyorsa bu durumda nasıl oluyorda kuran ayetleri sadece indirildiği devire değilde geleceğe yani bugüne de hitap edebilir? Ne yapacağımızı bilmemeyi tercih etmişse önceden ne yapmamız gerektiğini söylermi? Önceden bilmemeyi tercih ediyorsa sonradan yani özgür olduğu iddia edilen iradenin tezahüründen sonra bilecektir! O halde önceden siz bulabileyin diye mucizeler koymuş olabilirmi? Bakın mucizeler başlıbaşına özgür iradeye müdahaledir! Çünkü mucize olağan durum içinde olağan olmayan bir eylemin gerçekleşmesi demektir! Bu eylemin arkasında eğer bir tanrı olursa tanrı bu eylemiyle olağan haliyle ve kendi özgür iradesiyle devam eden sürece olağanüstü bir eylemle müdahale etmiş olur! Tanrının kendi olağanüstü gücüyle yaptığı her müdahale, peygamber olsun, kitap olsun,melek olsun özgür iradeyi yok eder!

        T.TAŞPINAR doğumuna karar veremeyen hiç kimse için özgür iradeden bahsedilmez!

        Adamın birini duvarlarla kapalı bir bahçeye koyup bahçedeki ağaçların meyveleriyle beslenmeye zorunlu bıraktığınızı düşünün! Yiyecek seçenekleri bahçedeki ağaçların yemişleriyle sınırlı! Şimdi o ağaşların arasından seçtiği herhangi bir ağacın meyvesiyle beslenmesi özgür irade olabilimi? Bahçede yaşamaya zorlanışı (iradesi dışında) özgür iradesi sonucumuydu? Etrafında mevcut olan hiçbir şey onun iradesinin eseri değilken etrafında mevcut olan şeylerle etkileşimi nasıl özgür iradesinin sonucu olabilir?

        Burada söylenemeyen şeyi ben söyleyeyim! Aslında özgür irade diye bir şey yoktur kardeşim! Tanrı bizi yaratıp hayat verdi ise verdiğinin karşılığı olarak bizden herşeyi istemesi, bizi istediği oyunda kullanması, bizim cennette gülüşerek gezmemizi izlemesi, cehennemde yanarkenki bağırtılarımızı dinlemesi onun hakkıdır! Sınava gireceksin diyorsa,gireceksin okadar!

        Kendinizi bu kadar eğip bükmeyin, inandığınız dinin gerçeğinin bu olduğunu bildiğinizi biliyorum! Ama bu durum insanı ipleri yukarıdan sarkan bir kukladan öte birşey yapmıyor işte! Arada iplerden birini çekiştirerek özgür irade diye ağlaşmakda işin eğlencesi olmalı!

      • T.TAŞPINAR dedi ki:

        sn 1okuyucu
        “”””bir tanrının önceden bilmek istemediği eylemlerin yapıldıktan sonraki sonuçlarına bakarak bazı çıkarımlarda bulunmaya kalkışması, kullarını yönlendirmeye kalkışması, olagelen şeylere müdahil olması, önceden bilmek istemeyen bir tanrının yapacağı şeyler değildir,”””” diyorsunuz..
        Peki, insanların yapacağı eylemleri önceden bilen ,sonuçlarına bakarak çıkarımlarda bulunur mu? Zaten her şeyi biliyor…Kullarını yönlendirmeye çalışır mı?Önceden bildiği şeyi değiştirmeye mi çalışacak…değişirse önceden bildiği yanlışlanmayacak mı?
        örneğin bir takımın teknik direktörü oynanacak olan maçın sonucunu, golleri kimlerin atacağını ,kimlerin ne gibi hatalar ya da iyi hareketler yapacağını vs. tamamen biliyorsa ne diye oyunculara yönlendirme yapsın..neyi değiştirecek? değişirse de zaten bildiği yanlışlanacak değil mi?
        İşte bunlar bunlar düz mantıkla çözülecek şeyler değildir..
        Kader konusunda sınav soruları dediğim şey,başımıza gelecek olaylardır..Allah’ın bizim tepkimizi görmesi için meydana gelen olaylardır..
        yasak meyve de yine aynı amaçla yani sınav amacıyla cennettedir…cennette kalmayı hak edip etmeyeceklerini bilmek içindir..

      • 1okuyucu dedi ki:

        T.TAŞPINAR;

        insanların yapacağı şeyleri önceden bilen tanrı eylemlerin sonuçlarına bakarak çıkarımda bulunmaz, çünki önceden bildiği eylemlerin sonuçlarını da bilir,

        ama önceden bilmek istemediği için sonradan öğrendiği sonuçlarla ilgili çıkarımda bulunan bir tanrı, üstelik kıstas olarak aldığı sabır veya cesaret konusunda iki farklı çıkarımda da bulunma yanılgısına da düşmez, yani % 80’lik vahim bir hataya düşmez,

        bu ancak bir şey bilmeyen (bilmek istemeyen değil) bir tanrı figürünün yapacağı bir şeydir, Kuranın tanrısının yaptığı budur, bilmediği şeyler konusunda ahkâm kesip, realitede işin öyle olmadığını anladığında yanıldığını örtbas etmek için kullarının zaafını bahane eden bir tanrı…

        bana aynı şeyleri tekrarlatıp durma, Kuranın tanrısı için önceden bilmek istememesi diye bir durum söz konusu değil, çünki Kuranın tanrısının önceden bildiği hiçbir şey yok, ne yarattığı varlığın özelliklerini biliyor, nede onların eylemlerinin sonuçlarını analiz edebilme yeteneğine sahip, sonradan öğrendiklerini de tam öğrenemediği için vahim hatalar yapıyor, yanılgıya düşüyor,

        bir antrenör, takımdaki oyuncuların kapasitelerini, neler yapabileceklerini az çok sezinleyebilir ama maçın sonucunu veya hangi futbolcunun maç esnasında nasıl bir performans sergileyeceğini bilemez, o nedenle futbolcuları maça en iyi şekilde hazırlamaya çalışır,

        ama tanrı yarattığı kulun özelliklerini bilir, yaratığı eylemlerin dışında herhangi bir eylemde bulunamayacağını da bilir, o nedenle yönlendirmeye gerek duymaz, ayrıca kaliteli (erdemli) olmaya çabalayan insanların ödül beklemediğini de bilir,

        yasak meyve, sınav martavalını uyduranların icad ettiği bir argümandır, sınavın başlaması için Ademin yasak meyveyi yemesi gerekiyordu, Ademin yasak meyveyi yemesi için yazılan senaryoda şeytana aldatıcı rolü verildi, şeytan ademi kandırarak yasak meyveyi yemesini sağladı, yani Adem kendi özgür iradesiyle değil, şeytanın onu kandırması sonucu yasak meyveyi yedi, insanın kandırılmaya müsait bir varlık olduğunu realiteye bakarak görebilirsin?

        özetle söylersek sınavın başlaması için Ademin yasak meyveyi yemesi gerekiyordu, öyle ya Ademin yemeyeceği bir yasak meyvenin cennette ne işi olabilirdi? herhalde laf olsun, torba dolsun diye cennete konmadı, yani yasak meyve Ademin kaderine yazıldığı için Adem yasak meyveyi yedi,

        yani Adem istese de, istemese de yasak meyveyi yiyecekti, çünki yasak meyve Ademin kaderine yazılmıştı, tabi bu senaryonun kader konusunu işin içinden çıkılmaz bir hale sokacağı hesap edilmediği için 1400 yıldır kader konusu tartışılıp durmaktadır, tartışmanın kıyamete kadar da biteceği yoktur,

        madem tanrı inancın var, gel sen evrenin tanrısına itibar et, (tabi bu durumda ödül beklentinden de vazgeçmen gerekecek?) çünki evrenin tanrısı böyle abuk sabuk şeylerle uğraşmaz,

      • T.TAŞPINAR dedi ki:

        sn.toro,
        “”””Ne yapacağımızı bilmemeyi tercih etmişse önceden ne yapmamız gerektiğini söylermi?””” diyorsunuz.
        Peki, bir öğretmen yapacağı sınavda önceden her bir öğrencinin ne yapacağını bilmediği halde önceden ne tür soruları nasıl çözebileceklerini anlatmıyor mu derslerde….?
        Kuran’daki mucizelerin benim veya bunları tespit eden diğer kişilerin tespit edeceğini önceden bilmesi ayrı konu,bu kişilerin tespit etmesini sağlaması ayrı bir konudur..zamanı geldiğinde bu konuları en çok merak eden ve en çok istekli olan kişilere bunların tespiti için yardımcı olmuş olabilir..(tabii bu vahiy alma vs. şeklinde değildir..bu kişileri kutsallaştırmaz..)
        Ya da bazı olguları önceden bilmeyi tercih ettiği için önceden bilebilir.. belki zamanda ileri gidip görebilir vs. (bilmeyi istemezse de bilmez) buna hiçbir şey engel olamaz..

      • 1okuyucu dedi ki:

        T.TAŞPINAR;

        bahsettiğin öğretmenin görevi, doğa yasaları denen kitabın incelenmesiyle elde edilen bilgileri öğrencilerine aktarmaktan başka bir şey değildir, üstelik o bilgiler, insanoğlunun nesilden nesile doğayı keşfettikçe, deneyim elde ettikçe üstüne ekleyerek biriktirdiği bilgilerdir, yeni nesillerin dünyayı yeniden keşfetmeleri beklenemeyeceğine göre, birilerinin onlara aile yaşamında, okullarda, yaşamının diğer kesitlerinde bir şeyler öğretmesi gerekmektedir, bir öğretmeninde yaptığı öğrencilerine ihtisas alanına giren bilgileri aktarmaktan ibarettir,

        o nedenle bir öğretmen, öğrencilerinin sınavda ne yapacaklarını bilmeyebilir ama o öğrencilerin öğrenmedikleri şeyleri bilemeyeceğini de bilir, üstelik öğrettiği bilgilerde başarısız olanları sonsuza dek cezalandırmayı da düşünmez,

        evrenin tanrısı koyduğu doğa yasalarıyla insanoğlunun bilmesi gereken her türlü bilgiyi yeryüzüne serpiştirmiştir, gerisini insanoğlunun bu bilgileri araştırıp bulmasına bırakmıştır,

        yani tanrının insanoğluna bir şey öğretmesine gerek yoktur, çünki doğa yasaları denen kitap insanoğluna öğrenme konusunda rehberlik etmektedir, öyle bir kitap ki oku oku bitmiyor, sonsuza dek okunsa yinede bitmeyecek bir kitap?

        tanrıyı insanla kıyaslamaktan ne zaman vazgeçeceksiniz? doğrusu bilemiyorum.

      • T.TAŞPINAR dedi ki:

        sn. 1okuyucu,
        “”””””insanların yapacağı şeyleri önceden bilen tanrı eylemlerin sonuçlarına bakarak çıkarımda bulunmaz, çünki önceden bildiği eylemlerin sonuçlarını da bilir,””””” diyorsunuz.İnsanların yapacağı her şeyi; öncesini sonrasını yani bilinebilecek her şeyi bildikten sonra biz insanları hayat sahnesine koymanın ne anlamı vardı..?.insanlara bir şeyleri ispat edebilmesi için bir şans verilmelidir ve Allah tarafından verilmiştir..
        Öğretmen örneği ile ilgili yazdıkların benim yazdıklarımı pek karşılamıyor..Evrenin tanrısı inancınız da bana göre şirkten ibaret..

      • 1okuyucu dedi ki:

        T.TAŞPINAR;

        tanrının önceden bildiği şey, eylemlerini yaratığı insanın tanrının bilmediği bir eylemde bulunamayacağıdır, yani insanoğlu hangi eylemi yaparsa yapsın, bu tanrının bilmediği bir şey değildir, o nedenle tanrı şu anda benim ne yaptığımı bilme gereği duymaz, çünki ne yaparsam yapayım onun bilmediği bir şeyi yapmış olmam mümkün değildir, yapabilmem için benim tanrısal gücümün olması gerekir, zaten tanrı koyduğu doğa yasalarıyla insanoğlunun yapabileceklerini belirlemiştir, varlığı zorunlu olan zıt kavramlar nedeniyle de insanların yaptığı eylemlerin sonucu ya olumlu olacaktır yada olumsuz olacaktır,

        örnek vermek gerekirse, şu anda tüm insanlığın yapmakta olduğu her şey tanrının bilmediği şeyler değildir, tanrının insana verdiği akılla ve yeryüzüne serpiştirdiği materyallerle teknolojik devrimi gerçekleştirmesinin bir sonucu olarak insanoğlunun bilgisayarı, interneti icad edeceğini bildiği için benim laptopta yazı yazmam tanrının bilmediği bir şey değil, ben bıçakla elmada kessem, adamda öldürsem bu tanrını bilmediği bir şey değildir, çünki bu eylemleri tanrı yaratmıştır, o nedenle benim tanrının bilmediği bir eylemde bulunmam söz konusu olamaz,

        yani tanrı sistemi kurmuş, doğa yasalarıyla kurallarını koymuş, sistemi otomatiğe bağlamış ve sistem tanrının kurguladığı şekilde tıkır tıkır çalışıyor, arkasına dönüp bakmasına, merak etmesine, kimin ne yaptığını bilmesine gerek bile yok..

        zaten hiç bitmeyecek olan bir geleceği bilmeye çalışmanın anlamsızlığı göz önüne alındığında tanrının geleceği bilmek gibi bir çabaya girmesinin mantıkla açıklanacak bir tarafı da yoktur,

        maddenin olmadığı bir sonsuz boşlukta tanrının hiçbir anlamı olmaz, işte ben tanrıya bir anlam katabilmek için varım, bunun için benim ödüllendirilmem veya cezalandırılmam gerekmez, çünki ben varsam tanrının bir anlamı olur, ben yoksam tanrının hiçbir anlamı olmaz, işte canlı yaşam (hayat sahnesi) bunun için var, sınav için değil…

        ama dini inanç alanında tanrıdan (başöğretmen) aldıklarını iddia ettikleri kitapları inanırlarına (öğrencilerine) açıklayan peygamberlerin (öğretmenlerin) tanrının insanları sınava tabi tuttuğunu iddia ederek dayattıkları tanrı kurallarını, tanrını kitabı budur diyerek sahte tanrılara kapı açmaları, uydurdukları tanrıların avukatlığına soyunmaktan başka bir şey değildir, tabi kendilerine pay çıkarmaları işin başka boyutu…

        o nedenle evrenin tanrısı gerçek, enlerin tanrısı ise sorgulanmaya muhtaç, yani ben gerçek tanrıya inanıyorum, siz ise inandırıldığınız tanrıya inanıyorsunuz, kimin şirk koştuğu ortada…

        korunduğunu iddia ettiğiniz kitap, iyi ki korunmuş, yoksa ipe sapa gelmez şeyleri savunmak için binbir takla atan insanların bugün bile var olduğunu nereden bilecektik,

        iyisimi siz, tanrınızın günümüze uymayan ilkel yaşam tarzına harfiyen uymaya çalışın, tanrınızın emirlerini eksiksiz yerine getirmeye çalışın, tanrınızın bunca peygambere, bunca kitaba rağmen egemen kılamadığı dinini egemen kılmaya çalışın, yoksa tanrınız bu gidişle bunca peygambere, bunca kitaba rağmen yeryüzünde egemen kılamadığı dinine bakıp saçını başını yolacak,

        yani tanrınızın muradını yerine getirmek sizin en önemli vazifeniz olmalı, yoksa tanrınız yeryüzünde egemen kılamadığı dini nedeniyle kendisini beceriksiz hissedecek, onun için burada takla atmakla zaman kaybetmeyin, bir an önce tanrınızın muradını gerçekleştirin,
        bunun en kestirme yolu Muhammede inanmayanları yok etmektir, yok ettiğinizde geriye Muhammede inananlar kalacaktır, o nedenle sizin çok işiniz var, kaybedecek zamanınız ise hiç yok,

      • toro dedi ki:

        T.TAŞPINAR,

        Bir öğretmen ile sizin tanrınız eşit sıklette örneklermidir? Siz tanrıyı örneklediğinizde onun eşiti olarak öğretmenlerimi kullanmayı uygun buluyorsunuz? O zaman bende bir kaplan ile bir karıcayı aynı sıklette düşüneyim ne dersiniz? Bakın size güzel bir örnek vereyim, kağıt saymayı öğrenmiş birinı tarihte 400 yıl geriye gönderelim o kişi oynadığı ilk kağıt oyununda geleceği görme yeteneği olan tanrısal bir kişilik olarak görülebilir! Ama adam sadece kağıt sayıyordur!

        Sürekli ya da , olabilir, görebilir deyip bir ihtimalden bahsediyor sonrasında ise ”buna hiçbir şey engel olamaz..” deyip hüküm veriyorsunuz! Kafanız fazla karışık!

  38. 1okuyucu dedi ki:

    Bilal,

    melek sayılarıyla boşuna uğraşma, Yılmaz melek sayılarını sonsuza bölüp hepsini sıfırladı, yani melekleri yok etti, dolayısıyla Allah meleksiz kaldı.

  39. rammsteinn dedi ki:

    csk
    yahudilerin net olarak üstün kılındığı ortada.
    neden cezalandırıldıklarıda ortada
    Bakara, 2/65-66
    Ve andolsun ki siz, içinizden cumartesi günündeki (avlanma yasağını) çiğneyenleri biliyordunuz. O zaman onlara: “Hakir (aşağılık) maymunlar olun.” dedik.

    http://www.kurantefsiri.com/kuran_tefsiri/bakara/bakara_suresi_tefsiri.aspx?ayet=65
    sitede ilginç bir de cümle var

    Cumartesi yasağını çiğneyen bir grubu Allahû Tealâ maymun haline çevirmiştir. Bugün Fransa’da yapılan araştırmalarda, bazı maymunlarda insanlıktan sonra maymun olduklarına dair kesin deliller bulunmuştur. Kur’ân-ı Kerim’in bu âyeti de o maymun türünü ispat etmektedir.

    hikaye zaten saçma. açıklaması ondan da saçma. bazı maymunlar insan olduktan sonra tekrar geri maymuna dönüşmüşler. ve kesin deiller varmış mış mış… nerede?

    esas sorun
    diyorsunuzki kuranın bütününe bakmak lazım. bakalım bakmasına ama kararı neye göre vereceğiz.
    şiddet içeren onlarca ayet var. saygı sevgi içeren ayetlerde var.
    şu meşhur terör örgütleri şiddet içeren ayetlere bakıyor.
    ılımlı islam alemi saygı sevgi içeren ayetlere bakıyor.
    tanrı bir sağ diyor bir sol diyor.
    ben sağa giderim,sen sola gidersin. öbür tarafta ikimize de tanrı “neden o tarafa gittin” diyemez.
    çünkü kuranda net olmayan birçok konu var. peygamber efendimiz hayatını şekillendirirken kuran da ona göre şekillenmiş. onun işine nasıl geliyorsa kurandaki ayetler ona göre işlenmiş.

    asıl hikaye musaya kadar gider. musa efendimiz o zamana kadar kimsenin aklına gelmemiş olan bir fikir atar. “görünmeyen tanrı” baktı tutunca kendini üstün görmeye başlar. nedense kurduğu dinin bütün temellerini eski antik kavimlerden alır.
    bu devirde kendini üstün ırk görenlere ne denir bilirsiniz. ben demeyeyim zira “hakaret ediyorsun benim peygamberlerime” dersin.

    kısaca
    bir kitap eğer gökyüzü için hem mavi hem kırmızı der.
    ne yapalım. mavi dediği için kırmızıyı görmezden mi gelelim?

    • csk dedi ki:

      İslamı ılımlı ve şiddet olarak ikiye ayırmışsın.Bu söz konusu olamaz.Kuran da tek bir çizgi vardır.
      Yine diyorum ki kur’andaki ayetleri bütünsel olarak ve kendi bağlamlarında ele alındığında görülecektir ki savaş ancak saldırıya uğranılmışsa, ya da zulüm görme/zulme uğrama durumu varsa veya hayat hakkınız elinizden alınacaksa/fitne ve terör ortamındaysanız bu durumu sonlandırmak için meşrudur.
      Fakat savaş durumunda bile adaletten, aşırıya kaçmaktan, intikam duygularıyla zulme yönelmekten kaçınmak esas olup yapılması gereken bir an önce barış ortamına geçebilmektir.

      “Allah, sizinle din uğrunda savaşmayan ve sizi yurtlarınızdan çıkarmayanlara iyilik yapmanızı ve onlara âdil davranmanızı yasaklamaz.
      Çünkü Allah, adaletli olanları sever. Allah, yalnız sizinle din(inizi terk etme) uğrunda savaşanları,
      sizi yurdunuzdan çıkaranları ve çıkarılmanız için onlara yardım edenleri dost edinmenizi yasaklar.
      Kim onlara dost olursa işte zalimler onlardır.”
      Mümtehine: 60/8-9.

      Vatanınıza saldırıp, çoluğunuzu, çocuğunuzu eşinizi,ana- babanızı gözlerinizin önünde öldürüp türlü işkenceler ederken sizlerin onlara sadece bakmakla
      ya da öğüt vermeklemi yetineceksiniz.
      İşte Kur’andaki savaş ve savaşta öldürme ile ilgili ayetler bu bağlamda ele alınmalıdır.
      Kur’an savaşta korkak davranılmamasını ve zulmü ortadan kaldırıp barış ortamı sağlanıncaya
      kadar cesurca mazlumların haklarının korunması gerektiğini vurgular.
      Savaşta bile aşırıya gitmemek, yani işkenceye, zulme, kötü muameleye, katliamlara bulaşmamak
      ve bir an önce barışa yönelik adımlar atmak Kur’an’ın öngördüğü esas tavırdır.
      Aşağıda savaşın hangi durumlarda meşru olacağı ile ilgili ayetleri incelersek.

      “Kendilerine savaş açılan müslümanlara, zulme uğramaları sebebiyle cihad için izin verildi. Şüphe yok ki Allah onlara yardım etmeye kadirdir,”
      Hac: 22/39
      “Size karşı savaş açanlara, siz de Allah yolunda savaş açın. Sakın aşırı gitmeyin, çünkü Allah aşırıları sevmez.
      Onları (size karşı savaş açanları) yakaladığınız yerde öldürün. Sizi çıkardıkları yerden siz de onları çıkarın.
      Fitne, adam öldürmekten daha kötüdür.”
      Bakara: 2/190-191
      “Size ne oluyor da Allah yolunda ve “-Rabbimiz! Halkı zâlim olan şu ülkeden bizi çıkarıp kurtar ve kendi katından işlerimizi (idare edip)
      düzene koyacak bir sahip ve kendi tarafından bize bir yardımcı gönder!” diyen zavallı erkekler, kadınlar ve çocuklar uğrunda savaşmıyorsunuz?”
      Maide: 5/2.

      “İyilik ve takva hususunda yardımlasın, günah ve saldırganlık üzerinde yardımlaşmayın.
      Allah’tan korkup (kötülüklerden ve her türlü tecavüzden) sakının. Şüphesiz ki Allah’ın cezası çok şiddetlidir.”
      Nisa: 4/75

      Savaşa yönelik çoğu ayet sürekli anlaşma yapıp da bozan ve üstünlüğü ele geçirdiklerinde katliam ve zulüm yapan topluluk “müşrikler”e yöneliktir.

      Fitne de adam öldürmekten daha büyük bir günahtır. Onlar eğer güçleri yeterse, sizi dininizden döndürünceye kadar size karşı savaşa devam ederler.
      Bakara: 2/217.

      Verilen bunca örneklere rağmen kuranın ırkçılık ve şiddetten yana olduğunu anlıyorsunuz.Allah her zaman güzelliği iyiliği emreder.

      Kadir ve yasir arkadaşlarım da senin örnek verdiğin ayeti çok güzel bir şekilde açıklamışlar.Onlara teşekkür ediyorum.İnş tatmin olmuşsundur.

      • rammsteinn dedi ki:

        dönüp dolaşıp bir kısır döngünün içine giriyoruz.
        inanmayanlar şiddet ayetlerini ortaya dökerler
        dindar arkadaşlar aynen csk nın yaptığı gibi sevgi-saygı ayetlerini dökerler

        terör örgütleri şiddet dolu ayetleri referans alırlar,ılımlılar sevgi-saygı ayetlerini referans alırlar. her iki tarafta kendince tanrının takdirini kazanmak için kendine bir yön çizer. her iki tarafta kendince haklıdır. bu dindarların,ayrıca kuranın çelişkisidir.
        ben kendimi peygamber zamanında yaşayan yeni müslüman olmuş biri olarak farzediyorum. peygamberim bir gün bana diyorki;

        Tevbe / 5
        Haram aylar çıkınca bu Allah’a ortak koşanları artık bulduğunuz yerde öldürün, onları yakalayıp hapsedin ve her gözetleme yerine oturup onları gözetleyin. Eğer tövbe ederler, namazı kılıp zekâtı da verirlerse, kendilerini serbest bırakın. Şüphesiz Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir.

        ben bu ayeti dinleyince emri yerine getirmekle mükellef olurum. hemen bir gözetleme yerine geçerim. bakarım bir putperest yaklaşıyor. çekerim kılıcı onu bir yere çeker hapsederim. derim ki “tevbe et müslüman ol namaz kıl ve zekatını ver” iyi ihtimal kabul eder. zekatı alırım cebime koyar diğerini beklerim. eğer kabul etmezse işin rengi oldukça değişir. biraz tartaklarım. adamın ölmesini istemem çünkü müslüman olma ihtimali var. öldürmek son seçenek. çünkü işin ucunda bir de zekat var. ölürse zekat haram olur. tartaklamadan da sonuç çıkmazsa son seçenek öldürmek kalır. müslüman olmazsa kaçınılmaz son. ne kadar istemesemde adamı öldürmek zorunda kalırım.

        bu hikaye farzı misal. zannediyorum ki defalarca yaşandı. artık kaç kere yaşandı kimbilir?
        şimdi diyeceksiniz ki “efendim ayetin ilerisinde saygı-sevgi ayetleri var. allah öldüreni sevmez ayetleri var” tamam olabilir. ama arada o ayetlere kadar kimbilir ne kadar zaman geçti? bu hikaye hiç yaşanmadı diyebilirmiyiz? “saldıranlar hep müşriklerdi” diyebilirmiyiz?
        “ayetler sadece savunma amaçlıydı” diyebilirmiyiz?
        tanrı bu ayeti gönderirken acaba bu tarz hikayelerin yaşanıp yaşanmayacağını bilmiyormuydu?

      • 1okuyucu dedi ki:

        rammsteinn;

        “”””””Tevbe / 5
        Haram aylar çıkınca bu Allah’a ortak koşanları artık bulduğunuz yerde öldürün, onları yakalayıp hapsedin ve her gözetleme yerine oturup onları gözetleyin. Eğer tövbe ederler, namazı kılıp zekâtı da verirlerse, kendilerini serbest bırakın. Şüphesiz Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir.””””””

        onları bulduğunuz yerde öldürün dendiğinde, bunun anlamı onları ele geçirdiğinizde, aman dilemesini, tövbe etmesini hiç dikkate almayın, hatta onları esir almayı bile denemeyin, yakaladığınızda öldürün anlamına gelir, çünki verilen emir “öldürün” emridir, bu emrin gereği ise öldürmektir,

        dolayısıyla akabinde söylenenlerin ilk cümleyle ilgi kurulacak hiçbir mantıklı açıklaması olamaz, çünki ilk cümlede verilen emir, “öldürün” emridir, bu emrin gereği ise öldürmektir.

        ayrıca, bunca peygambere, bunca kitaba rağmen yeryüzünde halâ tanrının dini egemen olmamış, buradaki Müslüman arkadaşlar bile İslâm aleminde yaşanan dinin Kurana göre yaşanmadığını iddia ediyorlar, yani onlara göre İslâm alemi Kuranı saf dışı etmiş, Kuranla ilgisi olmayan bir dini yaşıyorlarmış,

        görünen o ki, tahrif edildiği söylenen diğer kitaplar Müslümanlara göre bir işe yaramıyor ama İslâm alemi Kurana göre yaşamadığı için Kuranda bir işe yaramamış, yani ortada kitaplar var ama uygulayan yok, deyim yerindeyse ortada hiçbir işe yaramayan kitaplar var,

        ama yinede kitapların bir işe yaramadıkları söylenemez, en azından inanırlarının birbirlerini boğazlamaları için buldukları en uygun bahane olmuş.

  40. kadir dedi ki:

    sayın ramsteinn…

    “Cumartesi yasağını çiğneyen bir grubu Allahû Tealâ maymun haline çevirmiştir. Bugün Fransa’da yapılan araştırmalarda, bazı maymunlarda insanlıktan sonra maymun olduklarına dair kesin deliller bulunmuştur. Kur’ân-ı Kerim’in bu âyeti de o maymun türünü ispat etmektedir.”

    sevgili kardeşim… dönüp dolaşıp hala aynı şeyleri söylüyorsun. bu ayete yüzlerce kez cevap verildi.. ama papağan gibi aynı şeyleri tekrarlayıp duruyorsun. işin ilginç tarafı kuranı araştırmıyorsun bile.. yüce allah bu ayette o insanları maymuna çevirmemiştir.. allah nezdinde o insanlar maymun iştahlı, maymun karakterli, doyumsuz olmuşlardır.. günümüzdede yahudilerin bir kısmı böyle değilmidir.. allaha yakın olmanın şartı bu dünyada çok zengin olmaktan geçer mantığıyla hayatlarını sürdürmektedirler.. bak sana bir ayet;

    “allahın sünnetinde (yaradılış kanununda) asla bir değişiklik bulamazsın..”

    bu ayeti dön dolaş anlayana kadar sürekli oku.. nasıl dünya sürekli olarak dönüyor, ay sürekli olarak görevini yapıyor, gezegenler, güneş, yerçekimi, vs.vs. bunların hepsi hiç aksamadan sürekli olarak kendi işini yapıyor.. bu ayete istinaden insanın maymuna dönüşmesi söz konusu bile değildir.. ama yüce allahın bunu yapmaya gücü her zaman yeter. o ayrı bir konu.. fakat diyor ki.. ben sizi kurduğum bir düzen içinde yarattım.. kıyamete kadar o kanunlar devam edecek… yani insanın fiziki olarak maymuna dönüşmesi söz konusu değildir.. türkçede çok kullanırız. aç gözlü insanlara “maymun iştahlı” deriz.. işte bu deyim dilimize arapçadan geçmiştir..

    • yasir dedi ki:

      Ah bee ramsteinn…

      Kaç kere anlattık…Hala akıl edemiyorsun…Hür bir iradeye-akıla sahip canlı olanlar, bunlara insan deniyor ama gerçekten insan olabilmen için gerekli olan kalite standartları vardır ve bunları Allah Kuranda açıklamıştır toplu olarak bunları yazdık, bunları altına düşenler hatta bunları bildikleri halde bu standarların altına düşenler bırak maymun olayı maymunun bile aşşağısındadır…

      Bu standartları yakalayanlar ve uyanlar, eşrefi maklukattır yani yaratılıştan gelen Ahseni takvim’ini korumuş olursun, yok ben bu standartlara uymam ve Allahın koymuş olduğu bu kalite standartlarının karşındayım deyip bunlara aykırı işler yaparsan esfeli safilin olusun yani aşşalaklarında aşşası olusun…

    • rammsteinn dedi ki:

      . nasıl dünya sürekli olarak dönüyor, ay sürekli olarak görevini yapıyor, gezegenler, güneş, yerçekimi, vs.vs. bunların hepsi hiç aksamadan sürekli olarak kendi işini yapıyor.
      —-
      kuranın zaten araştıralacak neresi var. araştıranlar nereye vardı?
      benim kulak verdiğim sadece bilimdir.
      bilimde der ki “dünyanın dönüş hızı yavaşlıyor,ayın yörüngesi hersene dünyadan uzaklaşıyor”
      allah kainatı düzenli yaratmıştır,her şey sistemlidir.
      bu laf sadece tanrının kudretini simgelemekten öteye geçmez. kainat kaotiktir. bunu bu sitede onlarca defa yazdım. hala aynı şeyler söyleniyor. evren düzen içinde gözükebilir ama kesinlikle düzenli değildir.
      yok efendim neymiş “tanrı kusursuz insanı yaratmış. daha insan bir kalp,bir göz yapamıyor”
      bu laflara ancak cahil tayfa inanıyor. doğuştan sağır bir kadına biyonik kulaklık yapıldı. kadının ilk defa duymaya başladığında ki tepkisini nette bulursunuz. haberlere çıktı.
      bunu din adamları nasıl yorumlar?
      koyu din adamı “allahın işine karışılmaz.kadında doktorda cehennemliktir”
      ılımlı din adamı “allah istemeseydi şifa olmazdı. kadın gene duyamazdı”
      her iki görüşte saçma.

      maymun olma olayı.
      defalarca konuşuldu. saçmalığında saçması.bir şeyi savunuyorsunuz. bunu da size nasıl öğretildiyse hiç sorgulamadan inanıyorsunuz.zaten sorgulayanlarda dinden çıkıyor.

      “allahın sünnetinde (yaradılış kanununda) asla bir değişiklik bulamazsın..”
      öyle değişiklikler yapılıyor ki. artık insanlar doğacak çocukların fiziksel tüm özelliklerini seçebilecek döneme girdi. canlıların yüz yıl içerisinde evrimsel değişikleri ispatlandı.
      marsta yerçekimi oranı bellidir. bunu yeryüzündeki çekim oranına uyarlama çalışmaları yapılıyor.
      tanrı bile kendi yarattığı doğa kanunlarına boyun eğerken,insanlar doğa kanunların karşısına çıkmaya başlıyor.

      on tane din adamının ortasına kuranı getirin. her din adamı kendine göre değişik yorumlar. nerde apaçıklık? herşeyi yaratan bir güç nasıl bu kadar anlaşılmaz bir kitap yazdırır? en basidi “maymun olun” lafı. hadi biz yanlış çeviriyoruz. araplar bile işin içinden çıkamıyor. net konuşamıyor.
      böyle anlaşılmaz bir kitabı en kötü yazar bile yazmaz. yazsa zaten yazar olmaz.
      konu maymun olmanın anlamı değil,burda ki anlamsızlıktır. bunun gibi fikir birliği edilmemiş onlarca ayet var. buna da kılıf hazır “tanrı öyle bir kitap yazdırdı ki,yüzlerce yıldır araştırdıkça yeni anlaşılıyor”

      mısırın gizemleri üzerine yapılan araştırmalar,gizemler bile insanlara çok daha çekici geliyor. acaba niye? çünkü ortada gerçeklik var. kurana insaların ilgisi ne? sıfır.
      sadece elinde hesap makinesiyle mucize avcılarının yaptığı komik araştırmalar var.
      eğer başka bir dinden olsaydınız kuranı okusaydınız “bu nasıl bir kitap,birbiriyle ters anlamlı onlarca cümle var” derdiniz. ama çocukluktan itibaren cehennem korkusuyla yetişen birisi hiçbir çelişki göremez. çünkü sorgulamaz. içinde ne varsa inanmaya mecburdur.

      ortada gerçektende bu kadar mucizelerle dolu bir kitap olsa,inanın dünyada müslüman olmayan tek bir kişi kalmazdı. kalırmıydı ? bunun cevabına “kalmazdı” diyemezsiniz. çünkü işin ucunda cehennem var. kim ister mis gibi sübyan huriler varken cehennem ateşini?

  41. kadir dedi ki:

    sayın ramsteinn.. arapçanın a sından haberin yok. bide burada kuran hakkında ahkam keserek yorumlarda bulunuyorsun.. sana araştır diyorum. onuda yapmıyosun. iftira üstüne iftiralara devam ediyorsun.. bilginin olmadığı şeylerin peşinden gidiyosun.. sana defalarca sordum. sen ayın dünyanın yörüngesinden bir anda ayrılıp savrulduğuna şahitmi oldun.. periyodik uzaklaşmaları hangi mantıkla kendine kanıt ediniyorsun.. evrenin genişlediğini bilmiyormusun.. bundan milyarlarca yıl önce belkide ay daha yakındı dünyaya.. asıl sorgulamadan ateist sitelerin peşinden giden sensin.. seni çok fena kandırmışlar.. bilinç altına kuranın hatalı olduğunu yerleştirmişler.. araştırmaya tenezzül bile etmiyosun..

    “on tane din adamının ortasına kuranı getirin. her din adamı kendine göre değişik yorumlar. nerde apaçıklık? herşeyi yaratan bir güç nasıl bu kadar anlaşılmaz bir kitap yazdırır? en basidi “maymun olun” lafı. hadi biz yanlış çeviriyoruz. araplar bile işin içinden çıkamıyor. net konuşamıyor.”

    arkadaş günümüzde kuran meallerinin birbirinden farklı olmasının nedeni, yorumlayanların arapça gramere tam vakıf olamamalarından kaynaklıdır.. çeviri yapmak ciddi bir iştir.. bunu yapan insanın bilgi birikimi tam ve eksiksiz olmalıdır.. ayrıca yorum faklılığını insan düşünerek çözer.. kuran daima insanın aklına hitap eder. insanın düşünmesini ister.. ebu cehil, ebu leheb, arapçayı su gibi konuştukları halde kuranı yanlış yorumlamışlardır.. inanmamışlardır.. onlardada arapça vardı fakat düşünmek yoktu.. işte bu işin en önemli noktası budur.. düşünmeden birşeyleri anlayamazsınız..
    bir resme bakarsınız, resmin ne anlatmak istediğini anlamanız için düşünmeniz gerekir.. siz resme düşünmeden bakıyorsunuz..

    “ortada gerçektende bu kadar mucizelerle dolu bir kitap olsa,inanın dünyada müslüman olmayan tek bir kişi kalmazdı. kalırmıydı ? bunun cevabına “kalmazdı” diyemezsiniz. çünkü işin ucunda cehennem var. kim ister mis gibi sübyan huriler varken cehennem ateşini?”

    kuranın mucizesini ancak ona iman eden fark eder. ona iman etmeyenler ise açık açık gözlerinin içine gire gire muzice isterler.. oysa asıl mucizenin yüce allahın rahmeti olduğunu kavrayamazlar.. tıpkı sizin kavrayamadığınız gibi.. ben kuranı her okuduğumda yüce allahın eşsiz yaratma sanatıyla ve bizlere olan rahmetiyle karşılaşıyorum..

    ayrıca kuranda sübyan hurilerin olduğunu ispatlayamazsan en büyük iftiracısın.. sen önce “hurin” kelimesi arapçadan ne anlama geliyo onu öğren ondan sonra yorum yapmaya kalk.. sen iftiradan başka birşey bilmiyorsun.. bana ayet göster kardeşim.. göstereceğin ayetleride tahmin ediyorum zaten.. ateist sitelerin iftiralarının sorgulamadan peşinden gitmeye devam et..

    • toro dedi ki:

      Sayın Kadir,
      Bana kim ”bilmediğini bilmediğini bilebilir” söyleyebilirmisiniz?

      Bu sorunun cevabını beklerken sizinle bir bilgiyi daha paylaşmak isterim!

      Hani Arapça deyip duruyorsunuz ya! Kuran indiği anda Arapçada Hareke ve Noktalama kullanımı yoktur! Bu işlem açıkça anlam kaydırması ya da yeniden düzenleme olarak algılanabilir! İşin trajedisi işlem Emeviler zamanında ve bir defa değil tam 3 defa yapılmıştır! Hadi diyelim ki Kuranın kitap haline gelişi kuranın peygamberinin ölümü sonrasına kaldı! Peki harekelenme ve noktalama işleminin özellikle kuranın peygamberinin ailesine karşı kin besleyen ve onlarla açıkça savaşan Emevi dönemine denk gelmesine ne diyeceksiniz? Özellikle Kabeyi mancınıklarıyla yıkan Haccac ın kitapta kullanılmak üzere kitaba sesli harfler ve imla kuralları eklettiğini biliyormuydunuz?

      Bu harekeleme ve noktalama işini yapanlar ise sırasıyla,
      Ebu’l-Esved ed-Düeli (69/688), Nasr b. Asım (89/708), Halil b. Ahmed (175/791) dır.

      Bu işlemlere neden gerek duyuldu sorusuna islam alimleri şöyle cevap verirler;

      ”Arap olmayanların İslam’a girmeleri ve bunların Arapçaya vakıf olmamaları sebebiyle Kur’an-ı Kerim’i yanlış okuma olaylarına sık sık rastlanılır olmuştu. Dolayısıyla Kur’an’ı sağlıklı ve kolay okumayı sağlayacak nokta ve hareke gibi bir takım düzenlemelere gitmek gereği belirmişti.”

      Sanırım bu başından hesap edilememiş bir durumdu! Çünkü madem kitap bütün dünyaya hitap ediyordu, o halde neden herkesin anlayabilmesi için gerektiği düşünülen düzenlemeler insan eline bırakılmıştı? Bu harekeleme ve noktalama işlemlerinin emir ile yaptırıldığınıda gözardı etmeyelim! Ama bu emir Kurandan gelen bir emir değildi! Öyleki Hareklenmesi ve noktalanmasına rağmen kuran

      ”(Ey Muhammed!) Onu (vahyi) çarçabuk almak için dilini kımıldatma.” Kıyame,16
      ”Şüphesiz onu toplamak ve okumak bize aittir.” Kıyame,17
      ”O hâlde, biz onu okuduğumuz zaman, onun okunuşuna uy.”Kıyame,18
      ”Sonra onu açıklamak da bize aittir.” Kıyame,19

      bunları yapmayın demektedir!

      Sevgili kadir, hareke ve nokta direk okunuşla ilgilidir, dilin nerede nasıl kullanılacağı ve metnin nerede sonlanacağı!

      Şimdi şöyle düşün elimizde bir taslak metin var ve bu taslak metin günümüze ulaşana kadar defalarca yeniden düzenlenmiş! Elimizde ham hali yani ilk kullanılan kureyş lehçesi hali yok! Aynen kitap editörlerinin yayımlamadan önce kitaplarının ön düzelmesini yapmaları gibi yapılan revizyonlar! Dolayısıyla kitabın kendisinin dediği gibi ”Sonra onu açıklamak da bize aittir.” sözüne rağmen türeyen tefsirci ve meallcileride düşünürsek medine ve mekkenin yağmalandığı müslümanların birbirini kabe önünde katlettiği hatta bu kavgalar sırasında kabenin kendisinin bile yıkıldığı bir dönemde hakim yönetim gücü Emevilerinin tanrı aşkına Kuranı revizyona soktuğunu düşünmek bence pek mantıklı değil! Kuranı kendi yönetimlerini meşrulaştıran bir metin haline dönüştürmüş olmaları hiçte küçümsenmeyecek bir olasılıktır!

      Bu yüzden diyorum ki okuyorsunuz ama neyi okuyorsunuz, kendisine peygamberim diyenin ağzından dökülenlerimi yoksa emevilerin revize ettiği metinimi?

      Sadece ilk anda olmayan sesli harflerin bile kurana sokuluşu başlı başına tahrif değilmidir!

      • rammsteinn dedi ki:

        kuranın o ham halini gerçekten merak ediyorum.
        en eski kaynak ile yazılışının arasında 2-3 yüzyıl var. ne oldu aralarda yazılanlara?
        kuran kendisine “açık” demiyor. “apaçıktır diyor. yani açıktan daha açık
        bu apaçıklık nasıl bir apaçıklıktır.
        ilk yazılan herekesiz. yazılanlar anlaşılmıyor diye herekeler konuyor.
        tam çözüm olmuyo. gene apaçık olmuyor.
        “de ki” ekleri konuyor. gene apaçık olmuyor
        parantez içindeki ifadelerle anlaşılır yapılmaya çalışılıyor. gene olmuyor.
        zira ayetlerin anlamları hala din adamları arasında tezat oluşturuyor.
        mucizedir denilen kitap bumudur?

        sayın kadir
        diyorsun ki
        günümüzde kuran meallerinin birbirinden farklı olmasının nedeni, yorumlayanların arapça gramere tam vakıf olamamalarından kaynaklıdır

        katılıyorum. dediğin doğru olabilir. hadi biz yanlış çeviride bulunuyoruz. dünyanın düz olduğuna işaret eden ayetler var diyoruz. siz çevirip yuvarlak yapıyorsunuz.
        peki bu kitabın anadili olan ülkedeki araplar niye “dünyanın yuvarlak olduğunu söyleyen dinden çıkar” diye fetva veriyor. biz yanlış anlıyoruz. araplarda mı yanlış anlıyor???
        diyorum ya, araplar bile kuranı anlayamamışken biz nasıl anlayalım.
        “arapça bilmiyorsan ahkam kesme” diyorsun. kusura bakma din senin dinin. ama hayal ürünü fantastik masallarla süslü bu dinin gerçekliğini kimse konuşmayacak mı?
        siz kalkıp “yahudilik ve hristiyanlık değiştiği için islam indirilmiştir” derken neye göre ahkam kesiyorsunuz. değişen nedir? “isanın yazılması için bıraktığı bir ayet varmıdır?” diye soruyorum cevap yok. insan elinden yazılmış incil nasıl olurda değiştirilmiş olur diyorum. cevap yok.
        siz kalkıp başka dine iftira atacaksınız,değiştirilmiş diye ahkam keseceksiniz sonra kalkıp islamı eleştirenlere “ahkam kesme” diyeceksin.
        camilere ateistlerden aldığınız vergileri sokacaksınız,sonra da islam daki kul hakkından bahsedeceksiniz.
        ateist kadının sütünü kendi çocuğunuza içirmeyeceksiniz,sonrada saygıdan sevgiden islamın insanları eşit tutmasından bahsedeceksiniz.
        yanıt basit. “bu iki uygulamayı tasvip etmiyorum”
        peki elinizde gizli bir islam tanıtım broşürümü var? tanrıyla konuşarak mı bunların islama uygun olup olmadığına karar veriyorsunuz?

        şöyle desem;
        görünmeyen bir ejdarha var. tanrı odur. kimse eleştirmeye,yok demeye yanaşmasın. ahkam kesmesin.aksi takdirde bunu saldırı olarak algılar,kendimi savunmaya alır,elimde saldırma hakkım olur.

        sizin tavrınız tam da budur. geçmişte de yaşanan buydu. umarım gelecekte olmaz

      • kadir dedi ki:

        ”Arap olmayanların İslam’a girmeleri ve bunların Arapçaya vakıf olmamaları sebebiyle Kur’an-ı Kerim’i yanlış okuma olaylarına sık sık rastlanılır olmuştu. Dolayısıyla Kur’an’ı sağlıklı ve kolay okumayı sağlayacak nokta ve hareke gibi bir takım düzenlemelere gitmek gereği belirmişti.”

        Sanırım bu başından hesap edilememiş bir durumdu! Çünkü madem kitap bütün dünyaya hitap ediyordu, o halde neden herkesin anlayabilmesi için gerektiği düşünülen düzenlemeler insan eline bırakılmıştı? Bu harekeleme ve noktalama işlemlerinin emir ile yaptırıldığınıda gözardı etmeyelim! Ama bu emir Kurandan gelen bir emir değildi! Öyleki Hareklenmesi ve noktalanmasına rağmen kuran”

        sayın toro..cebrail a.s. kuranı ilk kez hz. muhammede getirdiğinde arapça söz olarak getirmiştir. hz. peygambere yazılı bir metin vermemiştir.. çünkü o devirde kullanılan ve anlaşılan arapça ile bildirmiştir. islam alimlerinin ortak görüşüne göre hz. peygamber bu ayetleri vahiy katipleri o zamanın arap yazı kurallarına göre yazdırmıştır.. yüce allah her peygamberi kendi milletinin dili ile gönderdiğine göre arapça olarak gelmeside çok normaldir.. o devrin arapları arapçayı ve yazı dilini en iyi şekilde anlamalarıda arap oldukları için çok normaldir.. vahiy katipleri kuran nüshalarını harekeli olarak yazmış olsaydı, o devrin arapları o yazıyı bir saçmalık olarak görürlerdi.. tıpkı türk alfabesinin yazı diline bir takım eklemeler işaretler konularak yazılmasını bizler garip ve samimiyetsiz karşılarsak, araplarda harekeli yazıyı garip karşılarlardı.. işte bu nedenle kuranı kerim harekeli olarak yazılmamıştır.. çünkü ilk uyarılması gereken o devrin arapları kendi dillerinde anlamaları gerekiyordu.. islam yayıldıkça arapça konuşmayan diğer milletler kuranı okumakta güçlük çekmeleri çok normaldir. çünkü her dilin telfafuzu ağzın ve gırtlağın şekline göre değişir. kuranın aslına müdahale etmeden sadece okumakta ağız yapısı değiştirecek ve okumayı kolaylaştıracak işaretler konulmuştur. yani kuranın anlamına ve harflerine bir müdahale edilerek değiştirilmeden onun okunuşunu arapça dil yapısına uygun hale getirilmiştir.. bu aynı şuna benzer.. hz. peygamber zamanında kuran bir kitap halinde oladığı halde iddialar göre hz. ebubekir ve hz. osmanın kuranı kitap haline getirmesi gibidir.. hz. peygamberin peygamberliğinin risaleti boyunca kuran peyderpey indirilmiştir. hz.peygamber vefat edene kadar bu devam etmiştir.. hiçbir şekilde kuranın anlamına müdahale edilmemiştir..

        saygılarımla..

    • rammsteinn dedi ki:

      ayrıca “kuranda sübyan hurilerin olduğunu ispatlayamazsan en büyük iftiracısın..” demişsin
      allahın varlığını ispatlayamazsan acaba sen ne olursun?

      sübyan hurileri ispatlamaya gerek yok. çünkü herkes biliyor. arap bir tanıdığın varsa cennet ile ilgili ayetleri çevirmesini iste.

      senin kafanda nasıl bir cennet var bilmiyorum ama bir arabın hayalindeki cennet nasıl oluyor gayet açıktır.
      bir arabın hayalindeki cennet
      hurmalar,üzümler,nehirler,meyveler,ballar+atlastan yataklar+huriler….. (bal huri ve yatak kombinesine dikkat)

      dikkat edersen bu istekler bir arabın istekleri. arap kültürüne bak. bu kadın düşkünlüğünü gör.
      (eskimo yazsa kesinlikle şöminelerle dolu sıcacık bir cennet tasviri olurdu)

      peki şu anda yeni ergenliğe giren bir genç acaba cennet için neler hayal eder;
      ps4,iphone5s,free sms konuşma paketi,gökten kola yağması,ağaçlarda yetişen cips,her köşede lüks spor araba,
      vs vs

      kuranı ergen yazsa cennet heralde böyle olurdu. sonra birisi de çıkar “bunlar sadece tasvirdir.fiziksel değildir” demeye çalışırdı. o birisi kim oluyor acaba? siz mi ben mi?

      siz sorgulamadan bu dinin peşinden gidiyorsunuz. çünü tek istediğiniz cennete girmek. cehennemden kaçıyorsunuz. yani çıkarınız var
      peki ben ateist sitelerin peşinden giderek elime ne geçiyor?? hiç. çıkarım yok.

      • kadir dedi ki:

        “ayrıca “kuranda sübyan hurilerin olduğunu ispatlayamazsan en büyük iftiracısın..” demişsin
        allahın varlığını ispatlayamazsan acaba sen ne olursun?”

        dikkatini çekerim burada kurana saldırılarda bulunan sizsiniz.. madem inanmıyorsunuz niye bilmediğiniz şeyler hakkında yorum yapıyosunuz. benim allahımdan size ne.. ben kimseye iftira atmadan kalbimde yaşıyorum allahımı.. inanmadığınız bir kitap sizi niye bu kadar ilgilendiriyor.. yoksa birşeylerden mi korkuyorsunuz.. siz gidin ineğe tapın beni zerre kadar ilgilendirmez.. benim allahım sizi niye bu kadar ilgilendiriyor.. zorunuzamı gidiyor birşeyler.. hala papağan gibi aynı şeyleri tekrarlayıp duruyorsunuz. madem subyan huriler vardır diye iftira atıyosun. o zaman ispatlayacaksın bu durumu.. ispatlayamazsan, ne kadar samimiyetsiz, başkalarının peşinden giden, bir insan olduğunuzu kanıtlıyacaksınız..

        “sübyan hurileri ispatlamaya gerek yok. çünkü herkes biliyor. arap bir tanıdığın varsa cennet ile ilgili ayetleri çevirmesini iste.”

        sen çeviriyi arap tanıdığına değil, ateist sitelerin yorumlarına göre yaptığın gün gibi ortadadır. kuranda “hurin” diye geçen ifadeler cennet nimetlerinin temizliğini, saflığını, berraklığını ifade eder.. “ayn” ise hem “göz” hemde “pınar” anlamlarını taşır.. kuranda onlarca kez bu anlamda kullanıldığını görürsünüz.. böyle iken..
        kuranda geçen “hurin ayn” ifadeleri “temiz pınar”, “berrak pınar” “saf pınar” anlamına gelir.. burada iri gözlü hurilerden bahsetmek erkek düşüncesinin ürünüdür.. bu ayetlerde anlatılan cennet nimetleridir..

        “dikkat edersen bu istekler bir arabın istekleri. arap kültürüne bak. bu kadın düşkünlüğünü gör.
        (eskimo yazsa kesinlikle şöminelerle dolu sıcacık bir cennet tasviri olurdu)”

        oyüzden mi kuranı kerim kadınların edepli olmalarını, erkeklerin zina etmemelerini, kadınların kapalı giyinmesi gerektiğini, belirli şartlar dışında tek eşliliği önerdiği, kadın ve erkeğin bir ailede birbirlerinin velileri olduğunu, yani söz hakkının erkekle aynı olduğunu, çalışma, evin geçimini sağlama gibi bir yükümlülüğünün bulunmadığını vs vs. emreder..

        “siz sorgulamadan bu dinin peşinden gidiyorsunuz. çünü tek istediğiniz cennete girmek. cehennemden kaçıyorsunuz. yani çıkarınız var
        peki ben ateist sitelerin peşinden giderek elime ne geçiyor?? hiç. çıkarım yok.”

        bizim tek isteğimiz bu dünya hayatında yüce allahın varlığına iman etmek, onun varlığını bilerek yaşamaktır.. cennet cehennem allahın ödülü ve cezasıdır. hiçkimse kesin olarak cennete ve cehenneme gideceğini bilemez.. o yüzden allah rızası için hayat sürdürmek, bunun takdirinide allaha bırakmak gerekir.. yani amaç cennet cehennem değildir, bu dünya hayatında allahın rızasını kazanmaktır.. sonsuz ebedi hayata giderken onun karşısına mahçup olarak gitmemektir.. bizim inancımızı temelini bu oluşturur. ayrıca allaha hamd olsunki böyle davrananlara mükafat vaad etmiştir. istese böyle bir ödül vermeyebilir. siz birşeyleri düşünmediğiniz için cezanın ve mükafatın ne olduğunu kavrayamıyosunuz. aslolon bu cezanın ve mükafatın insanın kendi elinde olduğudur. isteyen özgür iradesini istediği gibi kullanır. tabi bunun bir bedeli olmak zorundadır..

  42. kadir dedi ki:

    “Kadir Kardeşim, Musa sadece İsrailoğlularına gelmiş bir resul değildir, hatta resullah hariçi diğer peygamberlerin sadece kendi kavimlerine geldikleri söylemide pek Kurani bir söylem değildir”

    yasir kardeşim.. kuranda yüce allah hz. musayı firavunu uyarmak ve israiloğullarını onun elinden kurtarmak için gönderildiği anlatılır. bundan sonraki kıssalar ise israiloğulları ile ilgili yaşadıklarını konu edinir.. mesela hz. salih kıssalarında semud kavmi dışına çıkılmaz. lut ise yine öyle, veya ad kavmi, bu kavimler helak olduktan sonra bu kavimlerin peygamberleri (salih,lut,hud,nuh,vs.vs.) başka milletleri de uyarmakla görevlendirilmiş olabilir. fakat bunlar kuranda geçmez.. ben kuranın dışına çıkmamaya çalışıyorum.. örneğin “semud kavmine kardeşleri salihi gönderdik” veya “ad kavmine kardeşleri hud u gönderdik.” diye kuran bahseder.. fakat peygamberimizden “bütün insanlığı uyarasın, alemlere rahmet olarak” seni gönderdik” der yani “araplara kardeşleri muhammedi gönderdik gibi bir tabi geçmez” tabiki sizinde dediğiniz gibi en doğrusu allahtan başka kimse bilemez… yanılıyosamda allahın affına sığınırım..

    allaha emanet olun..

    • yasir dedi ki:

      Kadir kardeşim, resuller yani elçilerin görevi uyarmak ve müjdelemektir…

      Tek farkla ki Allahın resulü Muhammet ve ona verilmiş olan risalet ile birlikte adem ile başlayan din tamamlanmıştır…

      İbrahim kavminden göç etmedden önce çevresini ve babasını uyarmıştır ve onlar içinde bir uyarıcı ve müjdeleyicidir ama imana gelmedikleri için hiçret etmiştir…
      Zulkarneyn kendi kavminden hariç 3 kavme ulaşmıştır…
      yani anlatmak istediğim bir resul sadece kendi kavmini uyarmakla değil bütün Allah kullarını uyarmakla görevledirler…

      Allah’ın indirdiği kitaptan bir kısmını gizleyip onu az bir bedel ile değişenler (var ya); işte onlar karınlarına ateşten başka bir şey doldurmuyorlar. Kıyamet günü Allah, onlarla ne konuşacak, ne de onları arıtacaktır. Onlar için elem dolu bir azap vardır.2 / BAKARA – 174

      Hani Allah, kendilerine kitap verilenlerden, “Onu (Kitabı) mutlaka insanlara açıklayacaksınız, onu gizlemeyeceksiniz” diye sağlam söz almıştı. Fakat onlar verdikleri sözü, arkalarına atıp onu az bir karşılığa değiştiler. Yaptıkları bu alışveriş ne kadar kötüdür!3 / ÂLİ İMRÂN – 187

      İşte yahudiler bu işi yağıyorlar kitabı-risaleti gizliyorlar ve kendilerinin seçilmiş millet ve üstün olduklarını ileri sürüyorlardı sonunda Allah mesih İsa ile zikrini insanlığa yama görevini verdi lakin onuda şirke buladılar ve bir yığın eziyetler yaptılar, zekeriya ve oğlu yahya peygamberi öldürdüler ve Mesihi çarmığa gerdiler veya germeye çalıştılar…İsaya yapılan bu zulümün tek sebebi Allahın zikrini insanlığa duyurması-açıklamasıdır, yahudiler ise Allahın zikrini ve kitabını gizlemek ve kendilerine has kılma peşlerindeydiler…
      Sonunda Allah onlardan o kavimden Risaleti alıp buna daha layık bir millete-ümmete verdi.

      Kuran hariçi diğer kitaplarda Ahiret hayatı pek anlatılmaz kuranda ise herşey ayan beyan açıklanmıştır…

      Şüphesiz bu Kur’an, İsrailoğullarına üzerinde ayrılığa düştükleri şeylerin çoğunu açıklıyor.27 / NEML – 76

      Yani resuller insan-millet-kavim ayrımı yapmadan herkeze Allahın zikrini iletirler ama kimseye zorlayıcı olamazlar, bir çok elçi kendi kavmini dahi aşamadığından başkalarına ulaşamamıştır…

      En iyisini Allah bilir, Allaha emanet.

      • kadir dedi ki:

        sayın yasir kardeşim. değerli bilgilerin için teşekkür ederim..

      • rammsteinn dedi ki:

        aslında herşeyin en iyisini benim görünmeyen ejdarham biliyor ama konuşmuyor. onun ne düşenebileceğini neyin nereye işaret edebileceklerini yazalım.
        124 bin peygamberimiz var. rakam uçuk.kanıtı yok. kuranı referans alsak 25. bu peygamberlerden 3ü başarılı. kaldıki bunların hepsinin arkasında tanrı var. ve bunlara bahşedilen mucizeler var. bu 25 peygamberin %12 sinin başarılı olduklarını görüyoruz.
        orta halli bir tesisin bir departmanın da işçi alımlarına bakan bir müdürü farzedelim. bu müdürün işe aldıklarının %12 sinin iyi olduğunu farzetsek patron o dakika o müdürü kapının önüne koyar. bir müdür için %60-70 başarılı personel seçimi bile tartışılır.
        tanrının seçimleri,bugün en kötü müdürün seçimlerinden bile kötüdür.
        yahudilerin üstün ırk oldukları kuranda bile yazılıyken kendinizi niye ezik hissedip, bu ayetleri çarpıtmaya çalışıyorsunuz?
        konu musa ve tanrının neyi bilip neyi bilmediği;
        musa binbir türlü mucizelerle yahudileri mısırdan alıp kutsal topraklara geliyor. halk diyorki
        “sen peygambersen kitap nerede?”
        musa “tanrıyla anlaştık. dağa çıkacam 30 gün sonra elimde kitapla geleceğim”
        musa halkını kardeşine bırakır çıkar dağa. gel zaman git zaman 30 gün dolar musa kitabın yazımını bitiremez. 10 gün daha kalır. kitabın kaç günde yazılacağını ne tanrı,ne musa doğru tahmin eder. musa dağdan iner. bakarki kavmi ineğe tapıyor. kardeşine kızar.çıkan tartışmada yazılı levhaların bir kaçının kırıldığı farzedilir.
        yasir kardeşim.
        bana böyle fantastik hikayelerle gel.
        en iyisini allah bilir diyorsun ama tevratın kaç günde yazılabileceğini tutturamamış.
        kötü bir mühendis bile 30 günde ne kadar iş yapılabileceğini bir kaç gün hata payıyla bilir.

        isanın gördüğü zulüm ne acaba? isanın geride bıraktığı,yazılmasını kitap haline getirilmesini istediği kaç ayet var? isanın peygamber olduğunun ne kanıtı var? %100 insan elinden çıkma inciller mi?
        çarmıha gerilme vakası sadece isa için değildi. toplum içinde sivrilen,imparatorluğa ters düşen söylemlerde bulunan herkes çarmıha geriliyordu.

        sn kadir
        arapların ne kadar kadın düşkünü olduğunu dünya bilir. sırf ucuzluğundan arap ülkelerinde tatil yapan turistlerin yorumlarını dinledin mi ? ya da nette okudunmu?
        buraya yazsam miden bulanır.
        islam zinayı yasaklamış.
        dünyada kaç dinde “zina yapın” der?
        kaç dinde “kadın tarla gibidir istediğiniz gibi sürün” der?
        dövün,eve hapsedin der?

        ilk önce siz başka dinleri yerin dibine sokmaktan vazgeçin.
        bunlar dini değiştirmiş,bunlar kitaplarını değiştirmiş,bunlar ineğe tapıyor,bunlar putlara tapıyor amaa bizim kitabımızda allahımızda dinimizde tertemiz.
        geçin bunları.siz başka dinleri eleştirirken,kanıtlanmayan tezlerle yerin dibine sokacaksınız,iftira atacaksınız; sonrada kalkıp benim dinimi kimse eleştiremez diyeceksiniz.

  43. kadir dedi ki:

    “sn kadir
    arapların ne kadar kadın düşkünü olduğunu dünya bilir. sırf ucuzluğundan arap ülkelerinde tatil yapan turistlerin yorumlarını dinledin mi ? ya da nette okudunmu?
    buraya yazsam miden bulanır.
    islam zinayı yasaklamış.
    dünyada kaç dinde “zina yapın” der?
    kaç dinde “kadın tarla gibidir istediğiniz gibi sürün” der?
    dövün,eve hapsedin der?”

    arkadaş arapların kadın düşkünü olduğu veya olmadığının islamla ne alakası vardır.. kuranı kerim bunların yanlış olduğunu bildirmesi seni niye bu kadar rahatsız ediyor. kadınların tarla gibi olmasından tabi senin bunu anlaman çok normal.. çünkü düşünme yeteneğini kullanamıyosun sayın ramsteinn.. tarlada çalışanlar, ürün yetiştirenler bunu çok iyi bilir.. bir tarlanın verimli kullanılması için hasat zamanından önce tarlaya çapa yapılır, sonra ona tohum serpiştirilir, sonra dahada verimli olması için üstüne hayvan gübresi atılır, bir müddet sonra tarla sulanmaya başlanır. daha sonra allahın izni ile ilk tomurcuklanmalar meydana gelir, toprağı yararak ürünler topraktan bir bitki olarak çıkmaya başlar…
    işte müslüman bir erkek için kadınıda böyledir. kadının refahı iyiliği için ona gözü gibi bakar, rızkını kazanmak için çalışır, onun için çaba gösterir, besler, giydirir, sonunda allahın izni ile kadını hamile kalır, ve allah onlara bir evlat bahşeder.. buradan çıkartılacak sonuç şudur..
    kadın neslin devamı sağlayan üretken bir varlıktır. erkekte onun bu özelliklerini bilerek ona daima sevgiyle ve şefkatle yaklaşmalı, onun bütün ihtiyaçlarını allah rızası için karşılamalıdır.. işte ayetin anlamı budur..

    ayetleri çarpıtarak kendini çok zeki zannediyorsun ama kaç kişin vebaline girdiğinin farkında değilsin.. kardeşim inanmıyosan eğer bari ayetleri çarptırtma kuran bana göre yanlış de, inanmıyorum de, sonuna kadar saygı duyarım.. ama bilginin olmadığı şeyler hakkında birtakım sitelerden aldığın bilgilerle yorum yapmaya kalkarsan başlkalarının vebaline girersin..

    ayrıca ben hiçbir zaman başka dinleri kötülemedim. benim o dinler hakkındaki olumsuz düşüncem hakaret anlamına gelmez, bir budist bana islam saçmadır, ben inanmıyorum derse saygı duyarım, ama sizin ayetleriniz şöyle, böyle diyerek aslını araştırmadan yorum yapamaya kalkarsa o zaman işler değişir.. işte sizin yaptığınızda tamda budur.. kafanızki enjderhaya mı inanıyosunuz, ineğemi tapıyosunuz, ne olduğunuz beni ilgilendirmez. sizi eleştirmeye hakkım yoktur.. tabi aynı şeyi sizden beklemek çok zor. çünkü öyle bir kapasiteniz yok..

    • rammsteinn dedi ki:

      ya kadir
      arapların kadın düşkünlüğü ile islamın ne alakası var?
      örnekle açıklamaya çalıştım gene olmamış galiba.
      kurandaki cennet tasvirlerine baktığında,atlaslar,ipekler,huriler,nehirler,ballar vs vs geçer.
      bunlar arabistanda bolmudur? elbette değildir. her arabın hayalindeki ödüller. araplarda az bulunan mallar. elbette bunların hayallaerini kuracaklar. develerle,çöllerle çevrili bir cennet mi olacaktı sanki.

      ayetleri çarpıtıyormuşum. bunu bana değil; “tomurcuk göğüslü huriler” diyen çevirenlere söyle. ben anlamam arapçadan.işimde olmaz. çevirelere bakarım.
      burada bize ayetleri çarpıtıyorsunuz derken ilk önce siz kendinize bir bakın. hala karar veremediniz. ay yarıldımı ? yarılacak mı? miraç var mı yok mu? ayetleri değişik yorumlayan din adamları size göre çarpıtmıyor ama ben çarpıtıyorum. cennette huri var diyorum. cevap “ayetleri çarpıtma” bunu kim diyor? ömrünü dine vermiş din adamları,kuranın anadili olan araplar. sende kalk hala “çarpıtıyorsun” de. o zaman araplarda çarpıtıyor. adamların ana dili arapça.size göre onlarda çarpıtıyorsa, arapçayı sonradan öğrenenlermi doğruyu söylüyor. gülünç durum.

      bu site dahil her müslümanın ağzından düşmeyen cümledir.
      “yahudiler,hristiyanlar dinlerini kitaplarını değiştirdiler. onun için islam indirildi.”
      isa ölmeden önce yazılması için kaç ayet bırakmıştır? diye defalarca sordum. ne cevap geldi.
      incil yüzde yüz insan elinden çıkmadır dedim. ne cevap geldi?
      kuran isayı peygamber kabul eder bu büyük bir hatadır. tamamen insan elinden çıkma incili bütün islam alemi tanrıdan geldiğini bilir. kuranda bunu doğrular.

      diyorsunki
      ne olduğunuz beni ilgilendirmez. sizi eleştirmeye hakkım yoktur.

      çok güzel. ama bunu bütün müslümanlar söylese zaten ortada hiçbir sorun olmayacak. ama ortada islam ülkelerin,müslümanların uyguladığı vahşet,terör varken sizin tek başınıza bunları söylemeniz hiç bir şey ifade etmez.
      cevap ta hazır “onlar müslüman olamaz”
      onlarda aynı şeyi sizin için söylüyor.

      sanki elinizde sadece sizde olan islam kuralları broşürü var
      kimin müslüman kimin olmayacağını ona bakarak karar veriyorsunuz.

      • kadir dedi ki:

        “ya kadir
        arapların kadın düşkünlüğü ile islamın ne alakası var?
        örnekle açıklamaya çalıştım gene olmamış galiba.
        kurandaki cennet tasvirlerine baktığında,atlaslar,ipekler,huriler,nehirler,ballar vs vs geçer.”

        sizden alıntı…

        sayın ramsteinn siz nerede yaşıyosunuz bilmiyorum ama siz hayatınızda baldan, sütten ırmaklar gördünüz mü? yada hepimiz bir nehir kenarında mı yaşıyoruz. hergün ipekten kıyafetler mi giyiyoruz.. dünyanda sadece araplar değil bir çok millet vardır. bunlara sahip olamayan.. ayrıca bu sayılanlara rağmen arap toplumunda islama girmeyen nice insanlar vardır.. yani bu ayetlerin amacı teşvik edici değil, müjdeleyici olmasıdır.. cennette bu sayılanların ne olduğu, tadı nasıl olduğu net olarak hayal edilemez.. bunu ancak oraya giren insanlar bilebilir..

        ben zaten çeviri yapanlara araştırmadan itibar etmeyin derken aslında onları eleştirdiğimi anlamanız gerekirdi… “göğüsleri tomurcuk kızlar” çevirisini kendinize kanıt gösterirseniz, sizide eleştiririm..

        ayın yarılması ile ilgili…;

        “kıyamet yaklaştı, ayın yarılması da…” (kamer-1)

        yüce allahın zamandan öte ilmine göre kıyamet yaklaşmıştır.. ay kıyametle paralel olarak yarılacaktır. yani ay geçmişte veya günümüzde yarılmış değildir.. “gezegenler savrulup, dağıldığı zaman” ayetide bu kıyamet sahnesiyle paraleldir.. yüce allahın ilmine göre 1400 yıl önce kıyamet yaklamıştır.. fakat bu daha ne kadar sürer biz bilemeyiz. ayeti iyi ve dikkatli okursanız ne demek istediğini anlarsınız..

        hz. peygamberin bir gecede mescidi haramdan-mescidi aksaya gitmiştir. bu yüce allahın kudreti tarafından yapılmıştır.. bunun amacı hz.peygambere allahın ayetlerini göstermek içindir.. fakat bizim hadis bilginleri bu durumu dahada fantastikleştirmiş, necm suresinide kanıt göstererek hz. peygamberin allah katına çıktığını, orada cenneti gördüğünü hz. musa ile namaz hakkında konuştuğunu, sonra hz.peygamberin allah ile namaz pazarlığı yaptığını vs.vs. bunlar tamamen islam dışı, yalan yanlış hadislerin ürünüdür.. kısaca hz. isra 1. ayet ve necm suresinin mirac ile alakası yoktur.. kuranda mirac mearic suresinde geçer.. orada meleklerin yüce allahın mearicine (mirac) süresi 50.000 yıl olan bir günde yükseldiğinden bahseder.. bunlar gaybla ilgili haberlerdir.. kesin bir bilgiye ulaşmak imkansızdır..

        saygılarımla…

  44. yasir dedi ki:

    T.TAŞPINAR, bizim alğımıza kapalı olan yani gayp olan evren sonsuzluk, kuranda neden anlatılsın…
    Evrenin yaratılması diye bir şey düşünmek bile insanı çıkmaz bir düşünceye sokmazmı…
    6 evrede anlatılan halketme-düzenleme geçen ayetlere bakıldığında dünya ve dünyayı saran atmosfer anlatıldığı anlaşılmaktadır…
    Tabiki en iyisini Allah bilir.

    • rammsteinn dedi ki:

      ya kadir
      benim anlatmak istediğim kuranın anlaşılmaz bir üslupta olmasıdır. her din adamının ayrı ayrı yorumlamasıdır. üstüne bir de apaçık kelimesinin kullanılmasıdır. yoksa beni ne ilgilendirir cennette neler olduğu,ayın yarılıp yarılmadığı.
      ortada bir levhi-mahvuz diye bir kitap var. içinde her ne olacaksa yazılı deniyor. kader var deniliyor. t6anrının herşeyi bildiği deniliyor. ama bunların üstüne onlarca ayette her kafadan ayrı bir ses çıkıyor. tanrı neyin peşinde? anlaşılmaz ayetlerle insanların kafasını karıştırıp,doğruyu tespit edenlere mi mükafat verecek? ya da; gerçektende mucizelerle dolu bir kitap indirmiş olsa,bu kitaba bütün insanlar inansa herkes cennete girse cennetin anlamı olmaz diye mi düşündü? insanların bir kısmıda cehenneme girmeli,bunun içinde kitap da bir takım anlaşılmaz ifadelerle bazı insanların inanmamasını mı istedi?

      A’RÂF – 50
      Cehennemdekiler, cennettekilere: “Bize biraz su akıtın veya Allah’ın size verdiği rızıktan bize de verin.” diye seslenirler. Cennettekiler de: “Allah, bunların ikisini de kâfirlere haram kıldı.” derler.

      bu ayetteki “su” damı mecaz? mecaz değilse bu ne sadistliktir.

      KEHF – 31
      İşte onlar için içlerinden ırmaklar akan Adn cennetleri vardır. Orada tahtlar üzerine kurularak altın bileziklerle süslenecekler, ince ve kalın ipekten yeşil giysiler giyeceklerdir. O ne güzel karşılıktır! Cennet de ne güzel bir yaslanacak yerdir!

      SÂFFÂT – 48
      Yanlarında bakışlarını yalnızca kendilerine çevirmiş iri gözlü eşler vardır.

      Duhân / 54
      İşte böyle. Ayrıca onları iri siyah gözlü hurilerle evlendirmişizdir.

      TÛR – 20
      Onlara, “Dünya’da yapmakta olduklarınızın karşılığında, sıra sıra dizilmiş koltuklara dayanarak afiyetle yiyin için” denir. Biz, onlara, iri gözlü güzel hurileri eş olarak vermişizdir.

      daha onlarca cennetle ilgili ayet var. hurilerin nasıl olacağı,gözlerinin şekline kadar tasvir edilmiş. hala “huri yok” diyerek kim ayetleri saptırıyor. bunlar mecaz diyorsunuz. neresinde mecaz diye açıklama var? bütün tasvirler de mi mecaz? eğer mecaz ise cennete girenlerin bunun hesabını sormaya hakkı olmazmı?
      bütün ödüller araplara göre dizayn edilmiş.

      bir düzenbaz eskimo kendini peygamber ilan etse,herkesi de buna inandırsa,tasvir edeceği cennet sıcacık bir cennet olurdu. bu bu kadar nettir.

      KAMER – 1
      Kıyamet yaklaştı ve ay yarıldı.
      KAMER – 2
      Onlar bir mucize görseler yüz çevirirler ve “Süregelen bir sihirdir” derler.
      KAMER – 3
      Peygamberi yalanladılar, nefislerinin arzularına uydular. Hâlbuki her iş, (Allah nasıl takdir ettiyse öylece) gerçekleşecek (değişmeyecek)tir.

      demişsinki
      ayeti iyi ve dikkatli okursanız ne demek istediğini anlarsınız..

      bin kere okusam ne değişecek. 2 seçenek var. ya yarıldı ya yarılacak.
      bu ayeti sadece dikkatli okuyanlar mı anlıyor? sadece zeka seviyesi yüksek olanlar mı bu ayeti doğru anlıyor? içinde gizli bir şifre varda sadece sizin gibi düşünenlermi bunu görüyor?
      ama ayetin ilerisine bakarsan yarıldığını işaret eder (hadisleri hiç hesaba katmıyorum)
      1400 sene önce kıyametin yaklaştığını neye dayanarak söylüyorsunuz?
      ne yani,tanrı peygamberi gönderiyor ama bir yandan da “kıyameti koparsammı? koparmasammı?” diye düşünüyordu.
      sonra da bana ayetleri çarpıtıyorsun diyorsun. kendin çarpıta çarpıta masalları kendi hayalindeki dine uyarlamışsın haberin yok.
      1400 sene önce kıyat yaklaşmımış. tanrıyla özel bir diyoloğun varsa ancak bu bilgiyi alabilirsin.
      benim fikrimce bu ayeti sayın peygamberimiz kendinden mucize isteyen müslüman adayları için yazdırmıştır.
      ama size göre tanrı bir gün kıyamet zamanının geldiğine karar verecek. önce ayı ortadan ikiye ayırarak başlayacak. sonrada inanmayanlardan biri gökyüzüne bakacak, şöyle düşünecek;
      “ilginç sanki ay ortadan ikiye ayrılmış gibi , yahu bu kuranda yazıyor. ama bu sihir olabilir.ama dur bi teleskopla bir bakayım. teleskopum bozulmuş o halde bir internete bakayım. gökbilimciler acaba ne diyor? aaa bilimadamları gerçektende “ay yarıldı ,müslümanlar haklı çıktı” diyor..ama ben gene de inanmayayım.bilimadamları da üçkağıtçı olabilir. ”
      diyemi düşenecek?

      sizin tanrınız bu yukarıdaki olacakların olmasını istiyor.
      sizin inanmak istediğiniz bu..
      bu olaya nereden bakarsanız bakın saçmadır.

      kim neye isterse inanır. ama bunlara inanmamayı seçenlere hakaret etmek,akılsızlıkla suçlamak,aşşağılamak neyin nesidir?
      bir din nasıl olurda kendine inanmayanlara bu şekilde hitap edebilir?

  45. T.TAŞPINAR dedi ki:

    sn.yasir,
    evren bizim algımıza kapalı gayb değildir..evren hakkında astronomi-astrofizik bilimi her geçen gün yeni bilgiler ortaya koyabiliyor..günümüzde evrenin haritası bile çıkarılıyor..galaksilerin ve galaksi kümelerinin yeri belirlenebiliyor..neden sadece atmosfer olarak anlamak zorundayız,onun mantığını hiç anlayamadım…insanlar evreni algılayabiliyor sonuçta..

    • yasir dedi ki:

      Evet alğılayabiliyoruz ama anlayamıyoruz…Yani bilmediklerimiz bildiklerimizden çok-çok fazladır…Bize en yakın gezeğenleri bile daha tam net bilemezken evrenin sonsuz boşluğunu düşünmek-tasavur etmek bu boşluğun soznsuzluğun nerde bitiğini, sonsuz boşluğun nerde olduğunu, sonsuz olduğunu düşündüğümüz sonsuzluğun bir sonunun olup olmadığını düşünmek bir hayli ilğinç…

      Bence bunlarda önce insanların ilk yapması gereken şeyler kaliteli bir insan olabilmek için yaşanılabilir bir dünya oluşturmak için Allahın kalite standartlarını yakalamak ve insanlara bunları aşılamaktır…

      Allahın ilke ve inkilaplarına, emir ve yasaklarına, Allahın kalite standartlarına ulaşmak-uymak-uyğulamak ve yayğınlaştırmaktır…

      Bence diğerleri ikinci kısmdır diye düşünmekteyim…Yani Allah 6 evrede evreni mi? yoksa Bizim yaşadığımız dünya ve güneş sistemini mi? düzenledi sorusuna cevap aramaktak önce, Allahın kuran ile bizlerden istediği kalite standartlarına, ilke ve inkilaplara, emir ve yasaklara uymak-uyğulamak ve yayğınlaştırmanın daha fazla önem arzettiğini düşünmekteyim…

      Bunlar benim zanlarım, zan ise hakikatten bir şey ifade etmez…
      Her şeyin en iyisini Allah bilir…

  46. yasir dedi ki:

    Muhammed, ancak bir peygamberdir. Ondan önce de peygamberler gelip geçmiştir. Şimdi o ölür veya öldürülürse gerisin geriye (eski dininize) mi döneceksiniz? Kim gerisin geriye dönerse, Allah’a hiçbir zarar veremez. Allah, şükredenleri mükâfatlandıracaktır.3 / ÂLİ İMRÂN – 144

    Bu ayetten anlaşıldığı gibi, Allahın zikri her dönem ve geleceğede hitap etmektedir, sadece indiği döneme ve resulun muhataplarına değil bütün insanlığa gelmiştir…

    Onu okuduk mu, uy okuyuşuna.75 / KIYAME Suresi – 18
    Sonra onu açıklamak da bize aittir.75 / KIYAME Suresi – 18

    Kuranı açıklamak sadece peygambere ayit değilmiş…Allah bize ait diyor..

    Şüphesiz, sen ölülere işittiremezsin. Dönüp gittikleri zaman çağrıyı sağırlara da işittiremezsin.30 / RÛM – 52
    Ve sen, körleri dalâletlerinden kurtarıp hidayete erdirecek değilsin. Sen ancak âyetlerimize îmân edenlere duyurursun. İşte onlar teslim olanlardır.30 / RÛM – 53

    (Ey Muhammed!) Biz sana Kitab’ı (Kur’an’ı) insanlar için, hak olarak indirdik. Kim doğru yola girerse, kendisi için girmiş olur. Kim de saparsa, ancak kendi aleyhine sapar. Sen onlara vekil değilsin.39 / ZUMER – 41

    Allah dileseydi ortak koşmazlardı. Biz seni onların başına bir bekçi yapmadık. Sen onlara vekil (onlardan sorumlu) da değilsin.6 / EN’ÂM – 107

    Peygamber inandırmaklada görevli değildir, uyarmak ve müjdelemekle görevlidir, peygamberin açıkladığı Allahın açıkladığıdır, peygamberin okuduğu Allahın okuduğudur, peygambere veya kurana inanıp yola girenleri Allah yola sokmuştur.
    Demek peygamberinde açıklayamadığı ve inandıramdığı kişiler mevcutmuş…

    Baki olan hiç ölmeyen Allah her dönem ve zamana hitap eder…

  47. yasir dedi ki:

    ”Tavsiyeni dinleyip 3.şahısa kendini koyarak ayet okuyan milyarlarca insanın bugüne taşıdığı din ortada! Kardeş kavgası, güç savaşı, bu savaşlarda yıkılan kutsal şehirler, Kabe,mezhep ayrılmaları ve savaşları, tarikatlar, tanrısallaştırılan şeyhler!”

    İşte sizin en büyük yanılğılarınızdan biride budur…
    Çünkü sizler Allaha- resullerine ve kitaplarına uymayıp nefislerini ilah edinenleri-ağalarına-paşalarına-şehlerine-şıhlarına uyup onları putlaştırıp Allahın sözünü çiğneyip putlaştırdıklarına uyanları, kendilerini 3,cü şahış olarak düşünüp kitabı okuyup-uyğulayan kişilerle karıştırıyorsun…

    Senin bahsettiğin çoğunluk, bırakın kendini üçünçü şahıs olarak düşünmeyi onların çoğu kitabı bile okumuyorlar…Okusalar bile uyğulamıyorlar.

    Çoklukla övünmek sizi oyaladı,102 / TEKÂSUR – 1
    Mezarlara varıncaya (ölünceye) kadar…102 / TEKÂSUR – 2

    De ki: ‘Pis olanın çokluğu hoşuna gitse de, pis ile temiz bir olamaz. Şu halde ey akıl sahipleri, Allah’a karşı gelmekten sakının. Umulur ki kurtuluşa erersiniz.’5 / MÂİDE – 100

    Eğer yeryüzündekilerin çoğunluğuna uyarsan seni Allah yolundan saptırırlar. Çünkü onlar sadece “zann”a uyarlar ve saçmalarlar. 6 / EN’ÂM – 116

    Demek çokluk, doğruluğun-temizliğin-hakkın- ölçüsü değilmiş…Önemli olan azda olsa temiz-kaliteli ve doğru olmakmış…

    Allaha-resulüne ve kitaplara uymayıp çoğunluğa uyanlar ile oluşturduğun önyarğılarından dolayı şu an sadece önyarğılarının zanları ile konuşmaktasın.

    • toro dedi ki:

      Sayın Yasir,
      Sen kaygılanma ben ne söylediğimin bilincindeyim!

      Ama sana şaşıyorum! Bak detaya hiç girmeden anlatacağım;

      Tekasur suresi; İniş yeri mekke, kevser suresinden hemen sonra!

      Dolayasıyla muhatabı mekkeli müşrikler!

      Maide Suresi; iniş yeri medine, adını İsa için gökten indirildiğine inanılan sofra kelimesinden alır! Genelde hristiyanlardan bahseder!

      ”(Ey Muhammed!) De ki: “Pis ile temiz bir olmaz. Pisin çokluğu hoşuna gitse bile.” Ey akıl sahipleri! Allah’a karşı gelmekten sakının ki kurtuluşa eresiniz.”

      Ayette kuranın tanrısı olduğu iddia edilen ne diyor?
      De ki.

      Kime Diyor?
      Peygamberine.

      Peki diyecek olan kişi demişmi dememişmi? Kime demiş? Şuan sana diyebiliyormu?
      Sayın Yasir zorluyorsunuz! O gün karşısında kim varsa De ki denilere demesi instenenleri onlara söyledi! Bitti ve gitti!

      En’am suresi senin örneklediğin ayet te dahil çoğunluğu mekkede inen bir suredir! Surede arapların bir takım kurban gelenekleri kınanmaktadır! İniş zamanı itibariyle ve içeriğiyle muhattap mekkeli müşrikleridir!

      Çıkmış bunları zamanı aşan bir ruha büründürüp bana okuyorsun komik oluyor!

      Benim önyargılarım yok ama senin maalesef ön kabullerin var! Maalesef ki artık kavramları ezbere kullanmaya şartlamışsın kendini! Her ayeti geçmişten çekip bugüne uyarlamaya uğraşıyorsun! Sana şöyle söyleyeyim Kuran kendisine peygamber diyenin 23 yıl süren peygamberlik tarihinin günlüğüdür! Olaylara karşıdır, olayların sonucudur! Bugünle yakından uzaktan bağı yoktur!

      Sadece ufacık bir örnek istiyorsan şunu okuyabilirsin;

      Müzemmil Suresi;

      ”Ey örtünüp bürünen (Peygamber)!” 1
      ”Kalk, birazı hariç olmak üzere geceyi; yarısını ibadetle geçir. Yahut bundan biraz eksilt.” 2-3
      ”Yahut buna biraz ekle. Kur’an’ı ağır ağır, tane tane oku.” 4
      ”Şüphesiz biz sana (sorumluluğu) ağır bir söz vahyedeceğiz.”

      Gerisini yazmıyorum! Şimdi bana söylermisin tanrı olduğu söylenenin peygamberiyle arasında geçen bu özel görüşme insanlara indirilen kitapta neden yer alsın!

      Sonra bu sure Mekkede inmiştir! (10-11-20 hariç) Bu sure 3.sırada indirilen suredir! Yani bu sure indiğinde elde sadece 2 sure vardır (alak ve kalem)! Ama Kuran oku diyor! Bu ne zaman Kuran olur biliyormusun son ayet indiğinde! Çünkü bu ad bir bütünü ifae ediyor, parçaları değil!

      Şimdi sana soruyorum fetretu’l Vahiy nedir? Düşünür, araştırır cevaplarsın!
      Yada keyfin bilir!

      Ama iki farklı düşünceye sahip kişilerden biri olarak diğerine kendi sahip olduğun düşünceyi doğru kabul ederek yanlış ya da önyargılı diyemezsin! En azından bu bende tutmaz! Çünkü başkalarına kendi doğrularını referans alarak yaptığın çağrı mantıklı değil! Doğru olsa bile bu dünya da kanıtlayamayacağın bir iddianın mutlak doğru olduğu zannıyla beni yanlış olmakla itham edemezsin! Bu en iyi renk yeşildir en iyi renk yeşil değildir diyenler ise önyargılıdır demekle aynı şeydir! İkiside kişisel kanaattir herkesin aynı kanaatte olması beklenemez, düşünülemez!

      • yasir dedi ki:

        sayın toro, şimdi sen kendini fetret-ara dönemde olduğunumu sanıyorsun, eğer öyle düşünüyorsan çok yanılıyorsun…

        diğer bir mesajımda söylemiştim, sizler eski rivayet-hadis-nakillere daldığınız ve onlardan kaynaklı oluşan bilinçiniz sizin inanmanıza ve mani olmakta…

        Maide süresi, sofra demektir havarilerin İsadan istediği Allah katından istedikleri sofraya itafendir.

        Senin söylemine göre Kuranda her söylenen sadece iniş dönemindeki peygaberle yaşayanlar sorumludurlar, ondan sonra gelenler sorumlu değildirler…Maide süresinde açıklanan helel ve haramlarda o gün ve tarihler için geçerlidi demek mi oluyor…

        Toro sana inanmak elde değil…

        Günümüzdeki müşriklere söylenmiyor demek, günümüzdeki insanların çoğu yine çoklukları ile övünüyolar…

        her ayetin inişinde yaşanmışlık ve birebir muhatapları tabiki vardır lakin onların üzerinden geleçek nesillerede bir öğüt ve zikirdir…

        Kuranda bir çok ayette israiloğluları için kitapta onlara şunu-şunu yazdık derken zamanın müminleri-müşrikleri veya günümüz insanlarınada bir hitap yokmudur…

        İnanamıyorum sana toro…Bu sen olamassın…

      • toro dedi ki:

        Sayın Yasir,

        Zaten T.TAŞPINAR ın anlama problemi ortadayken beni birde kendinle uğraşmak zorunda bırakma lütfen!

        Ne yani ben yazdığım her yazının altına anlamama ihtimalinizi de düşünerek ayrıyeten genel bir açıklama metnimi eklemeliyim?

        Ben nerede Fetret-ara dönmedeyiz diyorum? Sana Kuran ın inişi sırasında yaşanan ve adına islam tarihçileri tarafından fetretu’l vahiy denen bir dönemin olduğunu hatırlatıyorum!

        ”diğer bir mesajımda söylemiştim, sizler eski rivayet-hadis-nakillere daldığınız ve onlardan kaynaklı oluşan bilinçiniz sizin inanmanıza ve mani olmakta…”

        Yukarı daki yorumun geçersiz değerli arkadaşım! Eğer sen rivayet ve hadisleri yok sayarak yani olmadıklarını iddia ederek ya da dikkate almayarak bir inancı kurtarmaya çalışıyorsan o zaman kuranın peygamber nezareti olmadan kitap haline getirilmesini, sonra tekrar yazılıp ilk nüshanın yakılmasını, sonra arap alfabesinde olmadığı halde sesli harflerin kabe yıkıcısı Haccac tarafından kurana sokuluşunu ayrıca görev verilen insanlarca harekelenmesi ve noktalanmasını da yok saymalısın! Saydıklarımın hepsini çıkart elinde ne kalıyor?

        Kardeşim, bunlara takılma hatta olmadı say hatta bunların hepsi yalan diyorsan o zaman bu kitap yazılı halde birinin eline gökten düştü diyelim sende rahatla bende göbeğimi gerçeğin peşinden koşacağım diye çatlatmaktan kurtulayım!

        Bana inan diyen kim! Ben sadece kendin için doğru inan diyorum! Ben ne bir paye ne bir çıkar peşindeyim! Ne alkışa, ne övgüye ne de başka birşeye tamah etmeyeceğimi az çok anlamış olmalısınız!

        ”Kuranda bir çok ayette israiloğluları için kitapta onlara şunu-şunu yazdık derken zamanın müminleri-müşrikleri veya günümüz insanlarınada bir hitap yokmudur…”

        Vardır! Ama o an onlarla artık bir savaşda vardır! Sen bana söylermisin Kabe ilk andan beri oradayken yahudilerin kutsal mekanını kıble görerek namaz kılmak kimin aklına gelen bir cinliktir?

        Sen sürekli doğruluktan, dürüstlükten, ahlaktan hiç bir şartta bunlardan vazgeçmemekten asıl korkulması gerekenin bunlardan vazgeçildiğinde düşülücek durum değil bunlardan vazgeçildiğinde tanrının vereceği tepkinin olmasını öğütleyen bir dinin temsilcisi olarak bana söylermisin, yahudilerin şehrinde kıbleyi onların kutsal mekanına sabitlemek, sonrasında güçlendiğinde asıl yönüne yani kabeye çevirmek nasıl bir ahlak anlayışının temsili resmidir?

        O halde zavallı köle bilal de onca işkenceye rağmen islamdan dönmemekte direnmese ”tamam döndüm” deyip eziyetten kurtulsa ve sonra müsait bir anda yeniden müslüman olsa idi!

        Her şey o günler içindi! O sözler içindeki nihai hedef mekkenin yani güçler savaşının yaşandığı şehrin ele geçirilmesi idi!

        Bak dostum!Arap yarımadasında kurandan hemen önce ortadaki düzensizlikten rahatsız olup bu durumu düzeltmek isteyen aklı başında bir grup vardı! Bunların yapmak istedikleri şey insani olarak yapılması gereken şeylerdi!Ezilmişlerin yanıda olmak, tarafsız muhakemeler ve arabulucuklar yapmak vs. İşte o grup içinden biri, o grubun yaptıkları iyi şeylerinnüfuzunun da etkisiyle zaman içinde yükseldi!

        Bak dostum! Başlangıçta iyi birşey yaptı! Ama sonu bana göre iyi bitmedi! Yapılmak istenen şeyin arkasında kesinlikle bir tanrısal güç yoktu! Başlı başına zulkarneyn hikayesi buna örnektir!

        ”Bir de sana Zülkarneyn’den soruyorlar. De ki: Size ondan bir hatıra okuyacağım.”Kehf,83

        Kim soruyor, niye soruyor diye düşündünmü hiç? Sorulmasa adından kuranda bahsedilmeyeğinin farkındamısın? Yani eğer kuran tanrıdan gelen bir şey ise o tanrının kurana ne yazdıracığına zulkarneyni soran insanlar karar vermiş! Zulkarneyni sorarak zulkarneynin anlatılmasını ve kuranda geçmesini sağlamışlar! Ya da zaten konuya girilecekmiş ama birilerinin sorması beklenmiş!

        Bak Kuranda arap kabilelerinden bazılarının hayvancılık gelenekleriyle kurban ritüelleri sapıklık olarak tarif edilerek kaldırılır! Bu evrensel(!) bir kitapın içinde evrensel olmayan bir kabilenin diğer bütün dünya halklarını hiç ilgilendirmeyecek şekilde yer almasıdır! Örneğin bir Türk, Malezyalı veya bosnalı için bu geleneğin kaldırılması anlamsızdır çünkü onların böyle bir geleneği yoktur! Bedir savaşı, uhud savaşı ve diğer savaşlar orada savaşan veya savaştığı varsayılan melekler de onlar için anlamsızdır çünkü onlar bu olaylar olurken muhatap taraflardan herhangi birinin içinde değildirler! Bir türk için mekkeli müşriklerin sayısının medineli müslümanların gözünde azaltılmasının ne anlamı olabilir! Türkler savaşırken araplar gibi sayısal korkulara gark olup motive edilmesi şart olan bir toplummuydu ki?

        Açık açık yapılan dilinin arapça olduğu vurguları ve coğrafya tanımları ortadayken sen bunu alıp nasıl zamansal ötesi bir hitap olarak gösterebilirsin ki?

        Ya bir kere indirlmeye başlandığında ortada oturmuş bir arapça dili yoktur! Gelişim aşamasındadır! Buna en büyük örnek sesli harlerin olmayışıdır! Sesli harfler kabe yıkıcısı Haccac tarafından çok sonra harekelenme ve noktalama çalışmaları içerisinde dile ve kitaba sokulmuştur! Şimdi düşün mevcut kitabın içindeki harfleri sayarak onlarca mucize iddiası türetiyorlar! İlk indiğinde sesli harfi olmayan bir dille yazılan bir kitabın içinden değil sesli harfler eklendikten sonraki bir kitabın harflerini sayıyorlar!

        Sonra bu din durduğu yerde yayılmadı! Hristiyan misyonerler nasıl bütün kolonilerine ele geçirdikleri toprakların yerlilerine kılıçla ya da çeşitli misyonerlik çalışmalarıyla dinlerini yaydı ise bahsettiğimizde o şekilde yayıldı! Arapların ta Özbekistanda ne iş vardı? Ta İspanya da ne işi vardı?

        Dünya tarihi kurulan ve yıkılan devletlerle doludur! Eğer bir devlet yönetiyor ve bunun sonucu toprak kazanıyorsan o topraklarda yaşayan halkın tekrar ayrılmasını engellemek için onlarla bir bağ üretmeye çalışırsın! Kendi dilini ya da dinini dayatırsınki ayrılmak istemesinler! Bu bir yönetme tarzıdır!

        Ben neler yazdığımın oldukça farkındayım sevgili yasir! Ben bu noktaya 1 ayda 1 yılda gelmedim! Bir ömür verdim! O nedenle benim de kendime göre gördüklerim ve bildiklerim vardır! Bu yüzden bana aslında hiçbirşey bilmiyor sadece elindeki kitabı sana yazarak anlatıyor muamalesi çağrıştıran ünlemlerle gelme!

      • yasir dedi ki:

        Sayın toro, aslın senin şu an bilerek veya bilmeyerek bir önceki yazınla çeliştiğinin farkına varmış oldum, inşallah sende varıcaksın…

        Diyorsun ki, kendimi 3,cü şahıs yerine koyup kuranı okuyanların dinini görüyoruz, milyarlaca insan ve göz yaşı diyorsun…Aslında bahsettiğin o milyarlarca müslümanım diyen ve karğaşanın içinde olun kişilerde senin mandyığında düşünüp kuran indiği döneme ve peygamberin muhatap olduğu kişilere hitap etti deyip günümüzdeki milyarlarca insanlarda kendi muhatapları olan tarikat-cemaat şehlerini-şıhlarını Allahının kitabının önüne koymaktadırlar…Aslında bahetmiş olduğun milyarlarca insanın ile senin aranda bir fark yok ama sen bunu farkedemiyorsun, dışardan bakan bir göz olarak sende bunu farkedebiliyorum…

        Senin demene göre Kuran veya kuranda ”kul” deki diye başlayan ayetler veya diğer ayetler kendi dönemlerine peygamberin muhataplarına hitap ediyorsa, kurandaki peygamber kıssaları neden kuranda var ve onlarda örnekler vardır söylemi geçmekte…

        Yine senin mantığınla gidersek, atatürkün genliğe hitabıda sadece kendi dönemindeki gençlere hitap ediyor olur…

        Bu (Kur’an) insanlar için bir beyan sakınanlar için de bir hidayet ve öğüttür.Âl-i İmrân / 138

        Torocum önce bir kere Kuranı-zikri-kitabı 2 kısımda ele almalısın ben bunu daha öncelerde defalarca yazdım…Ümmül kitap(ana kitap) ve diğer mütaşabih kısım…

        Şimdi ümmül kitap Adem den beri değişikliğe uğramadan günümüze gelen zikir’dir Tevrat ve İncildede Allahın sözü korunacaktır kısmı bunlardır…Önce bunu anlaman temennisiyle sana tavsiyem böyle düşünmendir…

        Allah Kuranda ve daha önceki zikirlerde, insanın insan olabilmesi için indirdiği kalite standartlarını açıklamıştır…Yani Allahın Kalite standartları–İlke ve inkilapları–Emir ve yasakları Ademden beri korunan zikirdir-ahid’tir-Söz’dür…İşte İnsanların öncelikle kaliteli bir insan yani eşrefi mahlukat olması için uyması ve uyğulaması gereknler bunlardır…
        Diğer müteşabihler tabiki önemsizdir diyemeyiz ama öncelikle ana kitap olanları insanlara-insanlığa aşılamalıyız ki kaliteli insanlar ve yaşanılabilir bir dünya olsun…Yok bunları aşılamaz ve insanların çoğu bunlara aykırı işler yaparsalar günümüzde olduğu gibi dünyanın çoğunluğu kalitesiz- defolu insanlar kaplar ve bu dünyada ne sen nede ben ve diğerleri rahat edemeyiz, kan ve göz yaşı-zulüm hiç bitmez…

        ALLAHIN KALİTE STANDARTLARI…
        ALLAHIN İLKE VE İNKİLAPLARI…
        ALLAHIN EMİR VE YASAKLARI..
        Allahı tek rab ve ilah edineceksin—Resullerine, meleklerine, kitaplarına ve Ahirete inanacaksın– Adaletli olacaksın –Anne, Baba ve uzak yakın akraba komşuya yardım edeceksin, zekat vereceksin–Yetim,öksüz ve mazlumun hakkını koruyacak ve yardım edeceksin- Allaha yönelerek yalnız ondan isteyecek ve ona ibadet edeceksin, Allaha salat ve salah ta bulanacaksın– İyilik yapacaksın, iyiliği emredip, kötülükten sakındıracaksın—Sabrı tavsiye edeceksin ve kendinde sabırlı olacaksın—azimle ve sabırla çalışacak ve helalinden kazanacaksın, Her şeyin temiz(helal) ve kalitelisini, zararlı olanını değil faydalı ve yararlı olanını yemeye-içmeye-giymeye çalışacaksın—Senin gibi Allaha teslim olmuş, Allahın ilke ve inkilaplarını, emir ve yasaklarını yerine getiren insanlarla birlik olup destekleşeceksin– sesinde ve yürüyüşünde ağır ve vakar olup orta hal tutaçaksın, alçak gönüllü ve mütevazi olacaksın –Kinini, nefretini yeneceksin, nefsinin aşırı istek-arzu ve heveslerini uymayacaksın, bastırmaya çalışacaksın—Boş şeyler, batılla karşılaştığında ve Cahiller söz söylediğinde selam deyip kötülüğü iyilikle savacaksın ve onlardan yüz çevireceksin–Allah yolunda, Allah ile birlikte canın-malın ile mücadele vereceksin-Tövbe edeip işlemiş olduğun günaha bir daha dalmayacaksın—Her zaman hayır dualar edeceksin—Allahtan başka hiçbir şeyden korkmayacaksın–Bunları yapacak ve yapılmasını yayğınlaştırmak için çalışacaksın.

        Allaha Şirk Koşmayacaksın-Irkçılık yapmayacaksın-Karşılıksız haksız yere can almayacksın-Kıssasa Kıssas yapacaksın, yaparkende haddi aşmayacaksın-Kibirlenmeyeceksin, böbürlenmeyeceksin –Kesinlikle Çalmayacaksın—Kesinlikle Zina yapmayacaksın—Kesinlikle ölçü ve tartıda adaletsizlik yapmayacaksın, bu ölçü ve tartıyı sadece manav ve marketlerdeki sanmayın, ilim adamı, üreten sanayi gurpları, inşaat sektörü, ilaç sanayi vs her dalın ve üretimin kendine has kalite standartları vardır, bunların altına düşmayeceksin—Kesinlikle Faiz yameyecek ve yedirmeyeceksin—Kesinlikle yalancı şahitlik yapmayacaksın–Kesinlikle Yalan söylemeyeceksin—Kesinlikle Zulüm yapmayacaksın –Zulüme ve zalimlere destek olmayacaksın—Kesinlikle Alkol ve kumardan uzak duracaksın—Kesinlikle İsraf yapmayacaksın—Kesinlikle Pintiliğini ve Cimriliğini yenmeye çalışacaksın—Kesinlikle haddi ve hududu aşmayacaksın, azğınlaşmayacaksın…

        Şüphesiz zikri biz indirdik ve onun koruyucuları da elbette biziz.15 / HİCR – 9

        Aslında Kuranı okuyanda değil, düşünen anlar…

        Rabbin dileseydi yeryüzünde bulunanların hepsi de inanırdı. Artık inansınlar diye insanları zorlayıp duracak mısın?10 / YÛNUS – 99

        Bak toro, Allah dilesydi muhakkat herkez iman ederdi, ama rab insanları hür bırakmayı dilediği için imanı ve inkarı seçenler kendileri yollarını seçtiler, yani Allah hür irade vermeyi dilemeklede iman ve inkar edenlerede Allah izin verdiğinden Allahın dilemesiyle iman ve inkar edersin…Allah sana hür bir irade vermeyi dilemeseydi sen ne iman nede inkar edebilirdin…

        Yeryüzünde haksız yere büyüklük taslayanları âyetlerimden uzaklaştıracağım. (Onlar) her âyeti görseler de ona iman etmezler. Doğru yolu görseler onu yol edinmezler. Ama sapıklık yolunu görseler onu (hemen) yol edinirler. Bu, onların, âyetlerimizi yalanlamaları ve onlardan hep gafil olmaları sebebiyledir.7 / A’RÂF – 146

        Aslında Allah inkarcıların inkarını, inanlarında imanını artıracağını açıklamakta…İnkar eden kuranı okursa inkarı artar, iman eden okursa imanı artar…

        De ki: “Bildirdiklerim için sizden karşılık istemiyorum ve ben size asılsız iddialarla da gelmedim. “38 / SÂD – 86
        O (Kur’ân), ancak âlemlere Zikir’dir(öğüttür).38 / SÂD – 87
        Onun haberlerinin doğruluğunu bir süre sonra mutlaka öğreneceksiniz.”38 / SÂD – 88

        Bunlar Allah’ın doğru yola eriştirdikleridir ki sen de onların doğru yollarına uy. De ki: ‘Buna karşılık ben sizden bir ücret istemiyorum. Bu sadece alemlere bir hatırlatmadır.’6 / EN’ÂM – 90

        Alemlere zikir-söz-öğüt olan bir kitap–Allahın mektup’u nasıl olurda sadece indiği döneme hitap edebilir anmalış değilim–akıl tutulması yaşıyorum…Tabiki direk muhatapları dönemin insanlarıdır lakin onların üzerinden bütün insanlığa bir uyarıdır…

        Ve mâ huve illâ zikrun lil âlemîn(âlemîne).
        Ve O (Kur’ân), âlemlere zikirden (öğütten) başka bir şey değildir.68 / KALEM – 52

        Şimdi torocum senin dinler ve senin mantığınla gidersek Alemlere öğüt-zikir olarak gelen kitabın bir kısmını kale almamamız gerekir ve israiloğlularının düştüğü duruma düşmüş oluruz, bu durumdan Alla sığınırız…

        İnsan çok aceleci (tez canlı) yaratılmıştır. Size yakında âyetlerimi göstereceğim. Şimdi acele etmeyin.21 / ENBİYÂ – 37

        İnsanlara ufuklarda ve kendi nefislerinde âyetlerimizi göstereceğiz ki onun (Kur’an’ın) gerçek olduğu, onlara iyice belli olsun. Rabbinin her şeye şahit olması, yetmez mi?41 / FUSSİLET – 53

        Şimdi torocum bu ayetlerin dönemin insanları ve müşriklerine ise onlara ayetler doğada-yeryüzünde-gökyüzünde ve kendi zihinlerinde gösterilip gösterilmediğinide bilmiyoruz ama gelecek nesiller ve şimdiki zamanın insanları bu ayetlerden müzzeh ve Allah şimdiki insanlara ayetlerini göstermiyor mu? Yapılan keşifler vs bunlarda yeni çıkan şeyler Allahın ayetleri ve delilleri değilmidir…Sen ayette kası olarak kuranda yazılı numaralı ayetlerimi sanmaktasın, uzay-canlı-cansız-toprak-su-ateş-tıp-nükleer bunlar hep Allahın ayetlerinden değilmidir her geçen gün insanlığı hayrete düşüren keşif ve buluşlar olmuyormu…
        Yani bundan 10 bin yıl önce elektirik enerjisi yokmuy du? insan elektiriği açığa çıardı diyemi var yoksa Allah var etti diyemi var…Günümüzde elektirik-atom enerjisi-petrol-kömür vs gibi daha açığa çıkmayan kimbilir kaçlarca enerji türü vardır bunları insanlar açığa çıkardığı için değil Allah var etiği için varlar ve Allah insana hür irade vermeyi dilediği için bulabiliyorlar ve Allah ayetlerini her gün ve her dönem göstermekte ama inkar edenler anlasalar dahi kibir ve gururları inanmalarının önüne geçer…

        Fravunu yarılmış denize girecek kadar gözünü kör eden ve Allahın ayetlerini görmeyecek hale getirende buydu işte…

        Yüzünü ekşitti ve döndürdü.80 / ABESE – 1

        Yanına kör geldi diye.80 / ABESE – 2

        Belki o temizlenecek,80 / ABESE – 3

        Yahut öğüt alacak da bu öğüt kendisine fayda verecek.80 / ABESE – 4

        Fakat kendini ihtiyaçtan uzak görene gelince,80 / ABESE – 5

        Sen ona yöneliyorsun,80 / ABESE – 6

        O arınmazsa sana ne?80 / ABESE – 7

        Fakat koşarak sana gelen,80 / ABESE – 8

        Ve korkan kişi.80 / ABESE – 9

        Sen onunla ilgilenmiyorsun!80 / ABESE – 10

        Hayır, muhakkak ki O (Kur’ân), bir Zikir’dir (Öğüt’tür).80 / ABESE – 11

        Dileyen ondan öğüt alır.80 / ABESE – 12

        Toro, Muhakkak peygamberlerde insandır ve hata yaparlar, abese süresinin 1’den 12,ciye kadar olan ayetlerinde açıkça dileyen bundan öğüt alır derken, sence yine sadece muhataplarınamı bir sesleniş var yoksa bütün insanlığa mı?

        Şüphe yok ki bu Kur’ân, insanları en doğru bir yola sevk eder ve iyi işlerde bulunan inanmış kimselere, gerçekten de büyük bir mükâfâta nâil olacaklarını müjdeler.17 / İSRÂ – 9

        Bu Kur’an, âyetlerini düşünsünler ve akıl sahipleri öğüt alsınlar diye sana indirdiğimiz mübarek bir kitaptır.38 / SÂD – 29

        Torocum biz kitaba inanıyoruz şimdi kitapta bunca ayet varken sana inanmamızı bekleme bizden…Seninde bize inanmayacağın şu anlık açık ilersini Allah bir…

        Selametle.

      • toro dedi ki:

        Sayın Yasir,
        Çok uzun yazmışsın! Bu kadar uzun cevap vermek istemiyorum!

        Öncelikle birbiriyle çelişme yok! Sen benim her defasında yaptığım akıl oyunlarını kendince miksleyip yeni türetmeler yapıyorsun!
        Neyse seninle hukukumuz benim için farklı bir noktada o yüzden senden söylediklerinden ne alınırım nede sana kızabilirim.🙂

        Böyle bolca ayet paylaşman sence benim için birşey ifade ediyormu? Ya da ben zaten ”Bana inan diyen kim! Ben sadece kendin için doğru inan diyorum” demişken, ”Torocum biz kitaba inanıyoruz şimdi kitapta bunca ayet varken sana inanmamızı bekleme bizden” şeklinde bir cümle kurmana lüzum varmıydı?

        Bana ezberletile ezerletile düzeltile düzeltile bugüne kadar taşınmış ve artık aksi düşünülemez bir gelenek haline gelmiş bir inancın ayetlerini dayanak gösterip duruyorsun!

        Bunu yapma bana sadece son yazımda dikkat çektiğim zulkarneyni anlat! Bana zulkarneynin kutsal kitaba girme nedenlerini akıl süzgecinden geçirerek anlat,lütfen!

        Çok basit dostum! Eğer birileri kendine peygamberim diyene sormasaydı, tanrı onlara zulkarneynin yolculuklarını yinede anlatacakmıydı? Bu hikayenin kuranda anlatılabilmesi için peygamberim diyene soru soranları kim ayarladı?

        Çok uzatmaya gerek yok!

        Zulkarneyn neden ısrarla peygamberim diyene sorulmuştur?

      • yasir dedi ki:

        Sayın toro, dediğim gibi sen zikirden çıkıp Müteşabihlere(teşbih-benzetmeli ayetlere) giriyor ve onu tevillerini yanlış anlıyor veya yorumluyorsun…

        Kuranın anlattığı ve anlatmadığı bir çok elçi ve resulde vardır…Hatta kıssasını anlattığı ama ismini vermedikleride vardır…Dönemin gelişen olaylarına karşı zulkarneyn değilde kuranda kıssası anlatılan peygamber veya salih kullarda anlatılabilirdi…Sorulara karşı hitap ve anlatım değişebilirdi, ama müteşabihler zikir değil, belki zulkarneyn sorulmasa hiçte anlatılmayabişlirdi, bunu anlamalısın zikir-ümmül kitap ile bunların alakası yok…Belki sorulsaydı Musanın yolculuk yaptığı ilim sahibde isim ile geçebilirdi veya İsra süresinde 1’de gece yolculuğu yapan kul Musa mı? yoksa Muhammet mi? oda açık olarak geçebilirdi ama geçmemekte, bunlar zikri etkilemez, Allahın kalite standartları- amir ve yasakları-ilke ve inkilapları açıktır değişmez diğermleri ilim sahiplerinin işidir…Zulkarneynin anlatılıp anlatılmaması Allahın zikri olan kalite standartları–ilke ve inkilapları-emir ve yasakları bütünlüğünden bir şey ne eksiltir nede fazlalaştırır…Ama zikirden adalet-faiz vs gibi ayetleri eksiltip tevilini değiştirdiğinde bozulma başlar…
        İşte yahudiler bunu yaptılar…Allahın indirdiği zikre-tevrata aykırı işler yapıyorlar faizi-zinayı halkın sınıflarına-tabakalarına göre farklı cezalar veriyorladı

        Yanlarında, içinde Allah’ın hükmü bulunan Tevrat varken nasıl oluyor da seni hakem yapıyorlar, sonra bunun ardından verdiğin hükümden yüz çeviriyorlar? İşte onlar (kendi kitaplarına da, sana da) inanmış değillerdir.5 / MÂİDE – 43

        Halbuki gelişen bir olay üzerine tevrattaki zina suçu ağır geldiğinden Resul ve Kuran hakem kılınıyor ama zina ayetleri tamamlanmadığından resul onlara hükmünü tevrattaki ile verdiğinde yine yüz ceviriyorlar…Halbuki her resul dini hafifletmek bazı helalleri haram bazı haramlarıda helal kılmay gelmiştir ama bunada razı olmamışlardır…Resulü bir ton sınamaya sokmuşlar ama hep malup olmuşlar ama yine iman etmemişlerdir…

        her neyse bende fazla uzammayım…dediğim gibi fazla müteşabihlere girme öncelik zikirdir, kaliteli-ikeli-sınırları olan insanlar olmak ve yetiştirmektir…

        O, sana Kitab’ı indirendir. Onun (Kur’an’ın) bazı âyetleri muhkemdir, onlar kitabın anasıdır. Diğerleri de müteşabihtir(teşbih benzetmeli). Kalplerinde bir eğrilik olanlar, fitne çıkarmak ve onun olmadık yorumlarını yapmak için müteşabih(teşbih benzetmeli) âyetlerinin ardına düşerler. Oysa onun gerçek manasını ancak Allah bilir. İlimde derinleşmiş olanlar, “Ona inandık, hepsi Rabbimiz katındandır” derler. (Bu inceliği) ancak akıl sahipleri düşünüp anlar.3 / ÂLİ İMRÂN – 7

        Şimdi sen zulkarneyni yolculuklarını olduğu gibi alırsın ve yoldan saparsın, halbuki olduğu gibi kabul edip iman etsen ve hepsi Allahtan desen aklın ermediği için Allah tövbeleri kabul edendir…Ama İlim sahipleri zulkarneynin yolculuklarını farklı ele alırlar her ikiside doğruda olabilir yanlışta ama bu ayetleri fitne ve şirk yapmadan salih-iyi-kaliteli bir insan olup zikre uyarsan hiç bir zaman kaybetmessiz…

      • yasir dedi ki:

        Salih bir mümin-Allahtan korkan ve hesaba çekileceğini inanan bir mümin, müteşabihlerden değil, ümmül kitaptan-Allahın kalite standartlarından-ilke ve inkilaplarından-emir ve yasaklarından hesaba çekileceğini bilir ve ona göre hareket eder ve etmelidirde…

        Yani Allah katında kalite kontroldan geçebilmek için kaliteli bir insan olabilmek için Allahın zikri olan, Allahın kalite standartlarını yakalamak, Allahın ilke ve inkilaplarına — emir ve yasaklarına uymak gereklidir ve kişinin öncülüğü bunlar olmalıdır…

        Bunlara uymayanlar ve bunlara karşı olup karşı iş yapanlar, kalite kontrolden geçememiş defolu ve kalitesiz mallar statüsünde olacaklardır…

      • toro dedi ki:

        Sayın Yasir,

        ”Şimdi sen zulkarneyni yolculuklarını olduğu gibi alırsın ve yoldan saparsın, halbuki olduğu gibi kabul edip iman etsen ve hepsi Allahtan desen aklın ermediği için Allah tövbeleri kabul edendir…Ama İlim sahipleri zulkarneynin yolculuklarını farklı ele alırlar her ikiside doğruda olabilir yanlışta ama bu ayetleri fitne ve şirk yapmadan salih-iyi-kaliteli bir insan olup zikre uyarsan hiç bir zaman kaybetmessiz…”

        Yazının bence en önemli bölümü yukarıdaki kısım!
        Aşağıdaki de en can alıcı yeri!

        ”halbuki olduğu gibi kabul edip iman etsen ve hepsi Allahtan desen aklın ermediği için Allah tövbeleri kabul edendir”

        Aman itiraz etme, aman sorgulama, sonra cız olursun, kurtlar kapar, kartallar götürür! Böyle ol ki ben seni istediğim gibi tanrı ile korkutarak yönetebileyim! Ama sorgularsan ne olur? Benim foyamı ayrıntılarda bulabilirsin? Foyamıayrıntılarda bulursan ben seni nasıl yönetebilirm, hele birde bulduğnu başkalarıyla paylaşırsan! Sakın ha detaylara ilişme ”şeytan ayrıntılarda gizlidir” sonra başına olmadık işler gelebilir!

        O nedenle senin aşağıdakileri sormamızın gereksiz olduğuna inandığını anlıyorum;

        —Kuran da sel var,rüzgar var,fırtına var, güneş var, ay var gece var, gündüz var, yağmur var da neden KAR yok? Arap yarımadasında görülmeyen doğa olayları kurana girmiyormu?Peki hayatında yağmurdan çok kar gören kutup bölgesi sakinleri ne düşünsün?

        —Elimizde bulunan kitap kuran ın yazılan ilk nushasının kopyası değil bunu biliyoruz! Peki peygamber olmadan (yaşamıyordu) kitaplaştırılan ilk kitabın peygamberin gerçek iletileri olduğunu nereden biliyoruz? Ya da nasıl bilebiliriz?

        —Kendine peygamberim diyenin hayatının neredeyse sonuna kadar savaştığı müşriklerin lideri konumundaki bir ailenin müslman olduktan sonra yönetimi ele geçirip belkide islam tarihindeki en önemli 2.figür olan Ali yi öldürdükleri ve kabeyi yıkıp, medineyi ve mekkeyi yağmaladıkları ortadayken onların noktalama,harekeleme ve sesli harf üretme yoluyla kuran üzerinde yaptıkları revizyonun yönetim hakkı seçeneği yaratmaya dönük (emevi saltanatının idaresine dayananak olacak şekilde) bir manipülasyon olduğunu görmezdenmi geleceğiz?

        —Bir norveçli ve bir arap için cennet hayalinin aynı istekler üzerine inşa edildiğinemi inanacağız! Mesala bir norveçliye daha önce hiç karşılaşmadığı bir yiyeceği yani hurmayı cennet vaadi olarak sunmak tanrısal bir mantıkmıdır?

        —Amazon kıyısında yaşayan veya hayatı boyunca su sıkıntısı çekmeyen insanlara araplar gibi suya hasret bir halk muamelesi yapıp bol su tasfirli bir cenneti müjdelemek tanrısal bir akılmıdır?

        —Yazılı tarihte bilinen 2 adet çok önemli ve çift boynuz (Zulkarneyn) olarak anlatılan figür varken, bunlardan birisinin ya da ikisinin hikayesinin birden sırf sorulduğu için (soruyorlar çünkü sürekli tanrının gücünü ve büyüklüğünü anlatan birinin zulkarneyn denen figürün yaptıklarının ve gücünün arkasında da ne olduğunu bilip bilmediğini test etmek istiyorlar) kurana giriverdiğine koşulsuz inanmalımıyız? Bu bize mesela İskender ya da Oğuz Kağan gibi figürlerin arkalarında tanrısal güç olmadan hiç bir halt yapamayacaklarınımı göstermeli? Yani biz bütün başarıların arkasında tanrının başarısızlıkların arkasında ise kendimizi mi aramalıyız?

        Sevgili dostum, türkçeyi nasıl konuşuyorsan ana bahsettiğin dine de öyle inanıyorsun! Emin ol bir çinli olarak doğup çince konuşmayı öğrenmiş olsaydın o zamanda çince konuşur gibi udaya inanacak ve bana budanın tebliğini yapmaya uğraşacaktın!

        Senin şuan bir müslüman olmanın en önemli sebebinin müslüman bir coğrafyada müslüman bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelmiş olman olduğunu görmezden mi gelmeliyim? Doğuştan müslüman ol, müslüman olarak yetiştiril, etrafın müslümanlarla çevrili olsun ve bana maya tanrısı cabrakanın doğru tanrı olduğunu savun! Sence olurmu? Tabiki sana, genlerine işletilen öğretiye sahip çıkacaksın ve onu tek seçenek olarak göreceksin! Düşün ki bir anda türkçe konuşmayı unuttun nasıl antırdın derdini? Ya da bir anda müslümanlığın elinden alındı, nasıl yaşardın müslüman toplumun içinde müslüman olmayarak?

        Kendine iyi bak.

        Beni farklı yerlere götürmeye uğraşma! Şöyle yap, en imkansız dediğin ne varsa senin, işte benim senin beni götürmeye ya da göstermeye çalıştığın yere gitmem ya da görmem ondan daha imkansız!

      • yasir dedi ki:

        ”Aman itiraz etme, aman sorgulama, sonra cız olursun, kurtlar kapar, kartallar götürür! Böyle ol ki ben seni istediğim gibi tanrı ile korkutarak yönetebileyim! Ama sorgularsan ne olur? Benim foyamı ayrıntılarda bulabilirsin? Foyamıayrıntılarda bulursan ben seni nasıl yönetebilirm, hele birde bulduğnu başkalarıyla paylaşırsan! Sakın ha detaylara ilişme ”şeytan ayrıntılarda gizlidir” sonra başına olmadık işler gelebilir!”

        Her zaman ki gibi yine yanlış anladın…
        Sen Kuran okayan birisin, Kuranda peygamberlerin yaptığı sorğulamalarda sana bir örnek olsun…Başka bir şey diyemem…

        Benim demek istediğim müteşabihleri fitne ve şirk yapmadan inanan her salih-iyi-kaliteli Allahın kalite standartlarını yakalamış- emir ve yasaklarına- İlke ve inkilaplarına bağlı olan kişi müteşabihleri yanlış yorumladı ve inandı diye ahirette, ben bunları böyle indirmemiştim sen neden böyle inandın gibi bir sorğuyla karşılaşmıycağını tahmin ediyorum, tabiki en iyisini Allah bilir…

        Misal sen Zulkarneyni salih kul kabul edersin, kimi resul, bunlardan 2’side doğru, 2’side yanlış olabilir veya sadece biride doğru olabilir gerçekten iman etmiş salih-iyi işler yapan biriysen Allah senin amellerini boşa çıkarmaz demek istiyorum…

        Aslında benim söylediğim yolda her kezi sorğulamak vardır, amirini-şehini-paşanı vs ama, Allaha bağlanan allahın emir ve yasaklarına-ilke ve inkilaplarına aykırı iş-emir yaparsa sorğulanmalıdır…Kuran açıkça şeytan ALLAHIN affı ile sizleri kandırmasın diye ayet vardır…

        Ama her zamanki gibi sen yanlış anlayacaksın…

        Her neyse Selam.

  48. 1okuyucu dedi ki:

    Yasir,

    “”””Diyelim ki senin dediğin doğru olsun, Bu üç ayet peygamberin sözü olsun Allahın zikrinden neyi eksiltir veya neyi fazlalaştırır…””””” (senden alıntı)

    bu üç ayetin Muhammedin sözü olmasının zikir yönünden hiçbir sakıncası olmadığını düşünmekle, tüm Kuranın Muhammedin sözü olmasını düşünmek açısından arasında hiçbir fark yok, ya sözünü geri al, yada dinden çıktığını kabul et, çünki Allahtan geldiğine inanılan bir kitapta Muhammedin sözü diye bir şey olamaz.

    • yasir dedi ki:

      Okuyucu, resulleri sadece insanlardan sanmakta sizin büyük hatalarınızdandır, Kuran bir Ruhtur ve aynı zamanda kuran-ruh resuldür…

      Hamd, gökleri ve yeri yaratan, melekleri ikişer, üçer, dörder kanatlı elçiler yapan Allah’a mahsustur. O, yaratmada dilediğini artırır. Şüphesiz Allah’ın gücü her şeye hakkıyla yeter.35 / FÂTIR – 1

      İşte böylece sana da emrimizden Ruh vahyettik. Sen, kitap nedir, iman nedir bilmezdin. Fakat biz onu kullarımızdan dilediğimizi kendisiyle doğru yola eriştirdiğimiz bir nur kıldık. Şüphesiz ki sen doğru bir yolu göstermektesin.42 / ŞÛRÂ – 52

      Kuran Allahın emridir ve Allahın emrindeki ruhtur, melektir ve elçidir…
      Tabi tefekkür etmek lazım.

      Ayrıca yok dinden çıktın gibi söylemler ançak imanı pomuk ipliğine bağlı kişileri etkiler ve onları korkutabilirsin…

      • toro dedi ki:

        Sayın Yasir,
        İnsanoğlu garip bir varlıktır. Hayallerini etrafında gördüğü eylemlerden kurgular! Mesela meleklerin kanatlı olması!
        İnsanagöre uçmak için kanat gerekir! E meleklerden yukarıdan aşağıya doğru gelirken uçmak zorundadırlar ve uçuyorlarsa bu kanatsız olmaz!

        Öncelikle sayın yasir, uçma eylemine konu olan kuşların uçması için sadece kanatlar yeterli değildir! Bu dizaynı tamamlayan, denge görevini ve manevra hakimiyetini sağlayan kuyruk ve gagalarıda hayale eklemek gerekir! Ama buda yeterli değildir! Kuşlar uçmak ve süzülmek için hava akımlarına ihtiyaç duyar! Mesela kuşların uçarken V harfi şeklinde dizildiği görülür. Burada güçlü olan kuş sürünün en başına geçerek havayı kırar ve daha zayıf olan diğerlerinin havanın zararlı koşullarından daha az şekilde etkilenmelerini sağlar! Tabi birde sürtünme olayı var!

        Bu minvalde sizce bu meleklerin normal yaşam alanları nasıldır ki kanat kullanma gerekleri oluşmuştur? Normal yaşam yerlerinde uçarak mı yolculuk ederler? Örneğin altıyüz tane kanadı olduğu söylenen cebrail bu kanatlarını havada kalmak için çırptığında ne şiddette bir hava akımı oluşur? Peygamberler bu akımdan etkilenmezlermi? Ortalığı toz duman kaplamazmı? Ya da bu akım peygamberleri nezle yapmazmı? Ya da altıyüztane kanat çırpılırken ses çıkmazmı? Çıkarsa o gürültüde vahiyler anlaşılabilirmi?

      • yasir dedi ki:

        Ah be Toro…
        Hala hayal kırıklıklarına sokmaya devam ediyorsun…

        Nasıl bu kadar dar cenahlı olabilirsin.

      • toro dedi ki:

        Yapacak birşey yok yasir,
        Hayalgücüm inanamayacağın kadar geniştir ama bu bile 600 kanatlı bir varlığa inanmama yeterli değil! N yapalım ki, evreni yaratıp, karanlık madde ve karanlık enerjiyi tekamül ettirdiğine inanılan tanrının elçilerini hala kas kuvvetiyle uçurduğuna inanmak pey te kolay olmuyor! Senin istediğin gibi bakarsak kanatlı ruh hiç inanılası bir mizansen değil! Belki bundan 300-500 yıl sonra ışınlamayı keşfedersek meleklerede uçmadan seyahat etmeyi öğretebiliriz! Buradan yukarıya 50 000 sene kanat çırpmak hiçde kolay bir iş olmasa gerek!

      • yasir dedi ki:

        Seni böyle konuşturan kanıların-kanaatların seni yanıltıyor olabilir…
        Etimolojik bazı araştırmalar yapman lazım.

      • toro dedi ki:

        Terside senin için mümkündür yasirim.

        Sende yüzyıllardır yanıltılanlar arasında olabilirsin! Ben iddia ettiğim hiçbir konu için kesin bir yargı iletmiyorum sana! Sadece kullanmaktan sakınmayacağım ve hiçbir sınırla sınırlandırılmasına izin vermeyeceğim aklıma dayandırıyorum fikirlerimi!

        Sen direkt yazışabildiğin kişiyle yani benimle bile kendince güven bunalımı yaşarken, 1400 yıl geriden gelen herşeye mutlak bir güvenle itimat ediyor olman benim aklımın alabildiği bir durum değildir! Tercih senindir, sonuna kadar saygı duyuyorum ama bu benim bu durumu anlayabilmemi sağlamıyor!

        Başka bir yerde yazdım sanada yazayım!

        Tanrısal aklın yanında insan aklı yer tutamaz olmalı! Çünkü aslında hiçbirşeyini bilmediğimiz ir evreni yaratan tanrıdan bahsediyoruz!

        İşte biz insan aklımızla, tanrının bizden görmediğimiz bir şeye (duyularımızı inkar ederek) inanmamızı istediğine inanabiliriz!Ama bu normal bir durum.

        Anormal olan tanrının bizden görmediğimiz birşeye inanmamızı beklemesinin nasıl bir tanrısal akıl olduğunu düşünmememizdir!

        İnsan aklımızla tanrıyı insan gibi davranan, insanın beklentileriyle tamamen örtüşen beklentilere sahip bir varlık olarak düşünmek ne kadar mantıklıdır!

        Tanrının bütün hitabı,tarzı tamamen insansıdır! İnsanın normal şartlarda göstereceği, öfke,şiddet,cezalandırma duygusu,sevgi,hoşgörü ve ödüllendirmeden farklı hiç bir farklı söylemi yoktur!

        Bak komik olan, ortada bir ktap ya da kitaplar olsada her bireyin inanmak için kendine özgü bir stil yaratmasıdır!Etrafına görmek için baktığında her insanın kendi nevi şahsına münhasır bir inanma şekli geliştirdiğini görürsün! Bu beklentilerin her insan için farklı olmasından kaynaklanır! Benim bütün çıkış noktam insanın, insanların tarih içinde yaptığı eylemler ve düşünsel sisteme yaptıkları etkileşimlerdir!

        Bu bir gözlemdir! Yıllarca kargaları izlersin, beslenme,üreme ve uçma alışkanlıklarını, kendi aralarındaki iletişime bakarsın ve sonra gözlediğin herşey bir sonuca bağlanır!
        Bende hayatım boyunca insanları gözleyip bunuda bol bol okumayla birleştirdiğimde ortaya çıkan sonuç toro dur! Bu noktada neredeyse okumaya başladığım yaştan beri harcanan bir emek var! Bu emeğin doruğu toro dur! Yani hiç şaşırmana gerek yok!

      • yasir dedi ki:

        ”tanrının elçilerini hala kas kuvvetiyle uçurduğuna inanmak pey te kolay olmuyor!”

        Toro, sen hala Müteşebih ayetlerden çıkamamışsın, bu gidişle çıkamassın…Fatır 1’de geçen ”ecnihatin” yani canah-taraf-görüş kanaat-kanatlar senin hayalinde kurduğun kaslı kanatlar olma ihtimalide olabilir ama senin düşündüğün gibide olmayıp bunlar kanılar-kanaatlar-inanışlar-sağlam bilği de olabilir…

        İşte senin gibi inanıp, bu kanatları kuş kanatı sanıp bu müteşabihleri fitne ve şirk yapmamış saf kalpli salih bir müslümana Allah mizan terazisinde, bu müteşabih-teşbihli ayette anlatılan canah-kanat senin sandığın gibi değildi ve bütün salih amellerin boşa gitti deyebileceğini düşünüyormusun, ben düünmüyorum çünkü bizim rabbimiz sonsuz kerem-sonsuz bağış ve sonsuz rahmet sahibidir…

        Üstüne üstelik birde melekleri veya ruhu hayalet casper gibi hayal ettin mi, kendi aklına güvenmiş kişi Allaha değil kendine-nefsine inanır ve ona itaat eder…Senin tasvirin gibi metafizik varlıklar oladabilir çünkü Allahın yaratmasına kim karışabilir, o dilediğini yaratır.

        Oysa ki, ümmül kitaptaki zikir-öğüt açıktır yani Allahın kalite standartları, Allahın ilke ve inkilapları, Allahın emir ve yasakları işte bunlar muhkem-açık ve nettir, Ruhun-kuranın getirdiği sapasağlam bilğilerdir, hepsini maddeler halinde yazdım tekrar yazmaya gerek yok, sen onları biliyorsun…

        Sana ruhtan soruyorlar. De ki: ‘Ruh Rabbimin emrindendir. Size ilimden ancak az bir şey verilmiştir.’17 / İSRÂ – 85

        Sonsuz evrende-kainatta işte senin ve herkezin beynine-kalbine ruhtan az bir şey üfürülmüştür, insanı uçuranda veya uçuracak olanda senin zannettiğin kaslı-güçlü kanatlar değil salih ameller-Allahın kalite standartlarını yakalamak–Allahın ilke ve inkilaplarına, emir ve yasaklarına uymakladır…

      • toro dedi ki:

        Sevgili Yasir,
        Senin bana örnek verdiğin ayette KANAT yazıyormu ya dayazmıyor mu? Ben hayal kurmuyorum! Senin örnek verdiğin ayetten yola çıkıyorum! Kanatlar sayılarına kadar yazılmış!

        Hem sende yazarken kesin diyebilecek bir noktada olmadığını gösterip ”olabilir” diyorsun! Bende kesin bilginin olmaması sendekinin kesin bilgi olduğunu göstermez!

        Yine ayetlerden gidiyorsun! O ayetleri söyleyenin ya da söyleyenlerin yaptığı işin aynı zamanda ikna etmeye çalışmak olduğunuda göz ardı etmemelisin! İster güzellikle, ister korkutarak, ister ödülle! O nedenle sizde ki bilgi bizimkinden azdır o yüzden siz kendi bilginizin değil bizim bilgimizin peşinden gelin denecektir! Bu doğal bir durumdur! Aksi halde ikna etmeye çalıştığını ondan daha fazlasına sahip olduğuna inandırmazsan tabiki senin peşinden gelmesini sağlayamazsın!

        Ne demek istediğimi bir pazarlamacı bulup sorarsan sana en ince ayrıntılarına kadar anlatacaktır!

      • yasir dedi ki:

        ”Ne demek istediğimi bir pazarlamacı bulup sorarsan sana en ince ayrıntılarına kadar anlatacaktır!”

        Torocum neyin ne olduğunu bilen biri için, pazarlanan malın-kalitenin veya pazarlayanın hiç önemi yoktur, alıcı bilinçli ise ne pazarlamaya nede reklama gerek yok…

        O ayete ”ecnihatin” yazmaktadır kaç mesajdır yazıyorum ama hala ısrarla beni uğraştırıyorsun…Yani cenahlar demektir, buna kanatta derler, kanaatte veya görüş-taraf-inanç-bilği vs…

        Sana Kitab’ı indiren O’dur. Onun (Kur’an’ın) bazı âyetleri muhkemdir ki, bunlar Kitab’ın esasıdır. Diğerleri de müteşâbihtir. Kalplerinde eğrilik olanlar, fitne çıkarmak ve onu tevil etmek için ondaki müteşâbih âyetlerin peşine düşerler. Halbuki Onun tevilini ancak Allah bilir. İlimde yüksek pâyeye erişenler ise: Ona inandık; hepsi Rabbimiz tarafındandır, derler. (Bu inceliği) ancak aklıselim sahipleri düşünüp anlar.3 / ÂLİ İMRÂN – 7

        Müteşabih ve Muhkem, ümmül kitabıda iyi araştırman gerekiyor, bu bağlamda ödevlerin çoğaldı…Bence eski hadis-nakil ve 600 kanatlı söylemlerinden önce senin kuran terimlerini ve etimolojik olarak baya bir araştırma yapmak gerekeçektir…

        Misal Bakara, sığır demektir…Bak torocum İnek veya buzağı demiyorum, sığır -bakara işte sadece bakara süresinde geçen bu müteşabih anlatım harici diyer ayetlerde hep ”ıcle” yani buzağı olarak geçmektedir…Şimdi Bakara süresinde İsrailoğlularından kesilmesi istenen bakara-sığır acaba gerçek sığırmı yoksa bir teşbih mi?

        Şimdi torocum sığır bizlerde etinden-sütünden ve güç olarak yararlanılan çift toynaklı büyükbaş hayvanların hepsine denilmektedir…Arap veya samilerdede Bakar-bakara bu anlamdadır…Gerisini sen araştır…
        Ebu bekir’in ismide sana bir anahtar olsun…

      • yasir dedi ki:

        ”Hem sende yazarken kesin diyebilecek bir noktada olmadığını gösterip ”olabilir” diyorsun! Bende kesin bilginin olmaması sendekinin kesin bilgi olduğunu göstermez!”

        Ali imran 7. süre müteşabihler hakkında kesin yorum ve hükmü kaldırmaktadır…

        Misal muhkemleri yani Allahın kalite standartları-ilke ve inkilapları-emir ve yasakları evrenseldir değişmez…Net ve açıktır hükümler ihtiva eder.
        Sanırım açıklayıcı olmuştur…

        Şimdi saf kalpli, dürüst,çalmayan,yalan söylemeyen, zinadan uzak duran, adaletli olan vs bir mümin senin inandığın gibi ”Kuş Kanatı” sanması o kanıya varması o müminin salih amellerini boşa çıkarmaz yeterki bu müteşabihlere dalmasın ve onları iman esası gibi lanse etmesin veya fitne-şirk konusu yapmaması dışında…

      • 1okuyucu dedi ki:

        Yasir;

        ben resullerden bahsetmedim, ayrıca resullerin kim olduğunun fazla bir önemi de yok, söz konusu olan, Allahtan geldiği iddia edilen Kuran, tanrı sözü müdür? değil midir? sorusunun cevabıdır,

        ben Allahtan geldiğine inanılan bir kitapta Muhammedin sözü diye bir şey olamaz dedim, sen ise olmasının zikir yönünden bir sakıncası olmadığını söylemekle Kuranın Muhammedin sözü olabileceğini farkında olmadan ima ettin, yani bizim tezimize bilerek değil de farkında olmadan istemeyerek ortak oldun ama tövbe ederek bu sözünden dolayı tanrından af isteyebilirsin, tövbe etmezsen o senin bileceğin bir iş,

        ayrıca dinden çıktın derken imanını sakatladın demek istedim, bu sakatlamanın öyle pamuk ipliğiyle falan ilgisi yok, çünki Allahtan geldiğine inanılan bir kitapta insan sözünün olmasının bir sakıncası olmadığını söylemek gibi çok vahim bir hata var?

        biliyorsun İslâmda dinden çıkarılma (aforoz) yoktur, yani sen dinden çıkmadıkça kimse seni dinden çıkaramaz, o konuda müsterih ol.

      • yasir dedi ki:

        Okuyucu, Ademden beri değişmeyen zikir-öğüt aşşağıda yazdıklarım muhkem-açık ve hükümler ihtiva eden ayetlerdir…Rams’ın veya sizlerinde dediği gibi hiç bir zina yapın-adaletsizlik yapın gibi emirler vermez, zaten bu gün sapmış olan bir çok dinin kökenini araştırdınmı yine Allaha ve onun gönderdiği dinlere dayanacak zamanla deforme olup bozulmuş hallerini bu gün görmekteyiz…

        Verilen o 3 ayette velev ki peygamberin konuşmuş olduğunu saysak diyorum, konuşmuştur demiyorum aşşağıdaki evrensel zikir-öğütlerden ne eksiltir veya fazlalaştırır…Ama anlamamaklada ısrar ediyorsunuz….Kuranda bir ruh ve resul olduğu için o ayetlerdeki yerlere ruh-Kuranı neden koymuyorsun…

        Allahı tek rab ve ilah edineceksin—Resullerine, meleklerine, kitaplarına ve Ahirete inanacaksın– Adaletli olacaksın –Anne, Baba ve uzak yakın akraba komşuya yardım edeceksin, zekat vereceksin–Yetim,öksüz ve mazlumun hakkını koruyacak ve yardım edeceksin- Allaha yönelerek yalnız ondan isteyecek ve ona ibadet edeceksin, Allaha salat ve salah ta bulanacaksın– İyilik yapacaksın, iyiliği emredip, kötülükten sakındıracaksın—Sabrı tavsiye edeceksin ve kendinde sabırlı olacaksın—azimle ve sabırla çalışacak ve helalinden kazanacaksın, Her şeyin temiz(helal) ve kalitelisini, zararlı olanını değil faydalı ve yararlı olanını yemeye-içmeye-giymeye çalışacaksın—Senin gibi Allaha teslim olmuş, Allahın ilke ve inkilaplarını, emir ve yasaklarını yerine getiren insanlarla birlik olup destekleşeceksin– sesinde ve yürüyüşünde ağır ve vakar olup orta hal tutaçaksın, alçak gönüllü ve mütevazi olacaksın –Kinini, nefretini yeneceksin, nefsinin aşırı istek-arzu ve heveslerini uymayacaksın, bastırmaya çalışacaksın—Boş şeyler, batılla karşılaştığında ve Cahiller söz söylediğinde selam deyip kötülüğü iyilikle savacaksın ve onlardan yüz çevireceksin–Allah yolunda, Allah ile birlikte canın-malın ile mücadele vereceksin-Tövbe edeip işlemiş olduğun günaha bir daha dalmayacaksın—Her zaman hayır dualar edeceksin—Allahtan başka hiçbir şeyden korkmayacaksın–Bunları yapacak ve yapılmasını yayğınlaştırmak için çalışacaksın.

        Allaha Şirk Koşmayacaksın-Irkçılık yapmayacaksın-Karşılıksız haksız yere can almayacksın-Kıssasa Kıssas yapacaksın, yaparkende haddi aşmayacaksın-Kibirlenmeyeceksin, böbürlenmeyeceksin –Kesinlikle Çalmayacaksın—Kesinlikle Zina yapmayacaksın—Kesinlikle ölçü ve tartıda adaletsizlik yapmayacaksın, bu ölçü ve tartıyı sadece manav ve marketlerdeki sanmayın, ilim adamı, üreten sanayi gurpları, inşaat sektörü, ilaç sanayi vs her dalın ve üretimin kendine has kalite standartları vardır, bunların altına düşmayeceksin—Kesinlikle Faiz yameyecek ve yedirmeyeceksin—Kesinlikle yalancı şahitlik yapmayacaksın–Kesinlikle Yalan söylemeyeceksin—Kesinlikle Zulüm yapmayacaksın –Zulüme ve zalimlere destek olmayacaksın—Kesinlikle Alkol ve kumardan uzak duracaksın—Kesinlikle İsraf yapmayacaksın—Kesinlikle Pintiliğini ve Cimriliğini yenmeye çalışacaksın—Kesinlikle haddi ve hududu aşmayacaksın, azğınlaşmayacaksın…

        Rams, evet senin dediğin gibidir Kuran iki kısım ve iki anlatımdır bir kısmı açık ve hükümler ihtiva eden bölüm ümül kitap diğer kısım ise yoruma açık müteşabih-teşbih-mecaz anlatımdır herkez bunlardan frklı yorumlar çıkarabilir hepsi doğruda olabilir, hepsi yanlışta olabilir, bir tanesi doğruda olabilir, müteşabihlerde dikkat edilmesi geren o ayetlerin iman temeli yapılmaması, fitne ve şirk konusu yapılmamasıdır bunları yapmadan herkez istediği gibi inanabilir…

        İnsanların önceliği olanlar muhkem ayetlerdir bunları uyğulamak ve uyğulanmasını yayğınlaştırmaktır…Bunları geçipte müteşabihlere daldın mı birde kendini çok akıllı sanıp yav he he ben bu hikayelere inanırmıyım dersen işte kendi kendine zulmetmiş olursun ve farkına varamassın.

      • 1okuyucu dedi ki:

        Yasir;

        söz konusu 3 ayetteki sözler Muhammedin sözüdür, Muhammed kendisiyle ilgili bir şey söyleyeceği zaman bunu kendi söylemez, tanrı söyletir, yani tanrının anlattığı kıssalar veya genel tebliğlerde herhangi bir giriş cümlesine gerek yoktur ama tanrı kendisiyle ilgili veya Muhammedle ilgili bir şey söyleteceği zaman “ey Muhammed!” , “sen”, “ey Muhammed deki!” veya“deki!” anlamında bir yönlendirme veya giriş cümleleri kurar,

        söz konusu ayetlerde, “deki!” yönlendirme veya giriş cümlesi olmadığı için o sözleri Muhammed söylemiş oluyor,

        Muhammed ayetleri tebliğ ederken giriş cümleleri kullanmayabilir ama Kuranda Muhammedin söyleyeceği sözleri tanrı söylettiği için giriş cümlelerinin olması gerekir, çünki Kuran inanırlarını, Muhammedin inanırlara yaptığı tebliğ şekilleri değil, Kuranın sözleri ilgilendirir,
        ”O hâlde Allah’a koşun. Şüphesiz ben, size O’nun katından gönderilmiş açık bir uyarıcıyım.” Zariyat 50
        yukarıdaki ayet;

        ”DEKİ! O hâlde Allah’a koşun. Şüphesiz ben, size O’nun katından gönderilmiş açık bir uyarıcıyım.” Zariyat 50

        bu şekilde olsaydı, söz Muhammedin değil, Muhammede söyletilmiş bir söz olurdu, yani “deki” yönlendirmesi olmayan ayetteki sözü söyleyen Muhammeddir,

        aşağıdaki ayette tanrının Muhammedden söz ettiğini anlayabiliyoruz,

        Biz onların ne dediklerini çok iyi biliyoruz. SEN, onlara karşı bir zorba değilsin. O hâlde SEN, benim uyarımdan korkan kimselere Kur’an ile öğüt ver. (kaf-45)

        aşağıdaki ayette biri Muhammede yaratılışı anlatıyor, tanrı ve melekler arasında geçen bir konuşmayı naklediyor ama anlatanın tanrı veya Cebrail olmadığı anlaşılıyor,

        Hani, Rabbin meleklere, “Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım” DEMİŞTİ. Onlar, “Orada bozgunculuk yapacak, kan dökecek birini mi yaratacaksın? Oysa biz sana hamdederek daima seni tesbih ve takdis ediyoruz.” DEMİŞLER. Allah da, “Ben sizin bilmediğinizi bilirim” DEMİŞTİ. (bakara-30) diyor,

        herneyse, kurandaki tutarsızlıkları say say bitmez, gelelim apaçıklık konusuna,

        bir defa apaçık olarak gönderildiği iddia edilen kitapta (ki tanrı gönderdiğine göre öyle olması gerekir) müteşabih ayet olmaması gerekir ama bazılarını cehenneme göndermeye kararlı olan tanrı, Kurana anlaşılmaz ayetler koyarak bu ayetlerin peşinden gidenleri (sorgulayanları) kafirlikle suçlamak için kendine bahane yaratıyor,

        bunu yaparken tanrı sözü olması nedeniyle apaçık olması gereken bir kitabı karmaşık hale getirerek, apaçıklık ilkesini hiçe sayıyor, yani kaş yapayım derken göz çıkarıyor,

        aslında müteşabih ayetleri sorgulayanları kafirlikle suçlayarak muhkem ayetlerinde sorgulanmasının önünü kesiyor, işin özü kayıtsız şartsız teslim olmayı sağlamak için Kuranın sorgulanmasının önüne set çekiyor,

        ayrıca ayetleri muhkem müteşabih olarak sınıflandırmak hangisinin muhkem hangisini müteşabih olduğu konusunda tereddütlere sebebiyet verir, böyle bir durumda anlamı anlaşılır olan ayetlerdeki bazı anlatımları kendi inanırları bile ilkel bulduğu için bu anlatımların mecaz anlatım olabileceğini savunmaya kalkarlar, örnek vermek gerekirse, dünyada ve ahiretteki fiziksel cezaları veya cennet cehennem anlatımlarının mecaz anlatım olabileceğini söylerler ama hiçbir mantıklı açıklamada bulunmazlar, açıklama beklediklerimiz ise bizi art niyetli olmakla veya işkembeden atmakla suçlama kolaylığına kaçarlar,

        oysa İslâm tarihine baktığımızda, anlaşılamayan ayetlerle ilgili din ulemasının yaptığı farklı yorumlar nedeniyle İslâm aleminin mezheplere, tarikatlere bölündüğü herkesin malumu, yani İslâm alemi 1400 yıldır anlaşılmayan (müteşabih) ayetlere kafa patlatmış, herkes bir şeyler söylemiş, sözlerinin sonuna da “doğrusunu Allah bilir” deyip topu tanrıya atma kurnazlığını göstermişler, ama sebep oldukları sonuç ortada, “doğrusunu Allah bilir” demekle bu işin içinden sıyrılacaklarını sanmasınlar,

        yani 1400 yıldır, müteşabih ayetlerin peşinden gidenler İslâm alemi, muhkem ayetlerin peşinden gidenler ise Kurana inanmayanlar oluyor, İslâm aleminin ne olacağı beni ilgilendirmez ama Kurana inanmayanlar için muhkem ayetlerdeki ilkelliklerin açık ve belirgin olması Kuranın tanrısının ne olduğu konusunda bir dayanak teşkil ediyor,

        yukarıda bir yığın şey saymışsın ama sanırım kendi düşüncelerini saymışsın, oysa saydığın bir çok şey bile halâ İslâm aleminde tartışılıp durmaktadır, sen bile meleklerin kanatlı olmadıklarını savunmaya kalkıyorsun, ne işin var senin meleklerin şekliyle? meleklerin varlığına inan geç git, meleklerin şeklini anlamaya çalışıp eline ne geçecek,

        kısasa kısasta tanrın, hüre hür, köleye köle, kadına kadın diyorsa, uygulamada tanrının emirlerine uy gerisine karışma, yani öldürenin değil, öldürülenin kim olduğuna bak, kafana ters gelse bile öldürülenin kim olduğuna bak, çünki tanrın öyle istemişse, senin itiraz etmen söz konusu olamaz, kafana yatmasa da olamaz,

        daha bir çok şey sayabilirim ama verdiğim örneklerden ne demek istediğim anlaşılmıştır sanırım, hele müteşabih ayetlerin peşinden kimlerin gittiğini, muhkem ayetlerin kimlerin mecaz olabileceğini iddia ettiğini yeterince anlatabilmişimdir umarım.

      • yasir dedi ki:

        Okuyucu, bütün doğru-hak yollar Allahındır, bütün kötü-yanlış yollarda insanın-nefsin-şatanındır…

        Çünkü Allah hakkı-sabrı-temiz olanı emreder, lakin insan aceleci-sabırsız ve kolay-pis olana meyillidir…

        Bir örnek, Allah faizi kesin olarak yasaklar, çünkü faiz kolay-zahmetsiz kazançtır ve sömürüye dayalıdır, insanlar buna meyilli olduğu için günümüzde dünya bu faizin üzerinde dönmektedir…Yani şu an dünya en büyük haramlardan biri olan faizin üzerinde dönmektedir.

      • 1okuyucu dedi ki:

        Yasir;

        Sonra onu şekillendirip ona ruhundan üfledi. Sizin için işitme, görme ve idrak duygularını yarattı. Ne kadar az şükrediyorsunuz! (secde-9)

        aksine, ister iyi olsun ister kötü olsun bütün yollar tanrıya çıkar, hele kötülüğün oldukça kolaylaştırıldığı, iyiliğin oldukça zorlaştırıldığı insan fıtratında tanrıya çıkan yolların başında kötü yollar gelir, o nedenle iyilik benden, kötülük sizden diyen Kuranın tanrısı sizi kandırsa da bizi kandıramaz,

        size göre,
        senin nefis dediğin şey, tanrının ruhundan üflediği bize canlılık veren bir şeydir, tanrının ruhundan üflediği şey içerisinde iyiliği de kötülüğü de barındırıyorsa, bu tanrının bunları kendi ruhunda barındırıyor olmasıyla açıklanır, kişi öldüğünde ise ölen bedendir ruh değil, hesap günü dirilme ise ruha yeniden ait olduğu bedeni giydirme şeklinde olacaktır, zaten Kurandaki cennet cehennem tasvirleri fiziksel bir varlığı anlatıyor,

        o nedenle tanrı ahirette üflediği ruha beden giydirip meydana getirdiği fiziksel varlığı ödüllendirecek veya cezalandıracaktır, daha doğrusu tanrı kendine ait olan ruhu ödüllendirip veya cezalandırmakla kendisini ödüllendirecek veya cezalandıracaktır, kafan karıştıysa, ruhun varlığını kabul et, geç git, gerisini düşünme,

        senin tanrının enflasyon denen bir olgudan haberin yok galiba, sanırım paranın satın alma gücünden de haberi yok, enflasyon oranındaki ilâve değer, paranın enflasyon karşısında kaybettiği değeri korumaya yöneliktir ve faiz kapsamına girmez, bunun İslâm alemindeki karşılığı kâr payıdır ve bana göre doğrudur, kaldı ki yeterli bilgi birikimine sahip olmadığı için parasını üretime yatıramayan bir insanın vazgeçtiği parasını kullananların elde ettiği kazanç, borç verenlerin ona sağladığı bir avantajdır, borç vermeselerdi, o kişi o kazancı elde edemeyecekti, yani borç alan borcunu geri öderken enflasyon oranının üzerinde bir şeyler ödemesi gerekir, eğer ödeme üretimle ilgili bir şeyse fazladan verilen faiz kapsamına girmez ama geri dönme riski adı altında tefecilik mantığıyla hareket edilip geri ödeme oranlarını olması gerekenden yüksek tutmaya çalışmak faiz kavramına girer,

        risk bahanesiyle enflasyonun üzerindeki aşırı oranlar nasıl insanların istemediği bir durumsa, kâr etmedik diyerek mudilerine kâr payı vermeyen cinliklerde insanların istemediği bir şeydir,

        ayrıca hiç kimse enflasyon denen belânın olmasını istemez ama ekonomideki bu durumları önlemenin bir yolu da yoktur, tanrının şöyle yapın böyle yapın öğütleri de realitede temenniden öteye gitmez, çünki ekonomiyi yöneten gizli bir el vardır, arz ve talep dahil her şeyi o belirler, üstelik bunu yaparken tanrı filan dinlemez,

        sömürü olayına gelince, doğa yasaları güçlünün ayakta kalacağı, güçsüzün yok olacağı şekilde dizayn edilmiştir, (bunu Kuranın tanrısının bilmesi lâzım) insan oğlu, zorunlu olarak girdiği yaşam kavgasında güçlü kalabilmeyi hedeflemiştir, o nedenle insanoğlu, insanlık tarihi boyunca güçlü devletler kurmayı hedeflemiştir, güçlü kalabilmenin kuralı güçsüzleri sömürmekten geçer, en yakın örneği Osmanlı, egemenliği altına aldığı toplumları sömürerek yüzyıllar boyu ayakta kalmayı başarabilmiştir, teknolojik gelişmelere ayak uyduramadığı için tarih sahnesinden silinmiştir,

        günümüzde ise başta Amerika olmak üzere gelişmiş bazı ülkeler diğer ülkeleri sömürerek güçlü kalabilmektedirler, en basitinden önemli rezervde bor kaynaklarına sahip olduğumuz halde bor’u işletecek teknolojiye sahip olamadığımız için dışarıya ham madde olarak 10 liraya sattığımız bor’u, işlenmiş olarak 100 liraya geri alıyoruz,

        yani tarih sahnesi bazı ülkelere insanlık tarihi boyunca emperyalist ülke olma görevi vermiştir, ama bu düzen içerisinde dahi insanların yapabilecekleri bir şeyler vardır, herkes kendi açlarını doyurma yolunu benimsese, yani kendi açlarına sahip çıksa yeryüzündeki açların sayısında azımsanmayacak oranda azalma olurdu, örneğin Amerika, kendi evsizlerine sahip çıksaydı, Amerikada çöp bidonlarından beslenen insan kalmazdı, (bu Amerikalıların ayıbıdır) insanlar kendi açlarını doyurmaya kalksaydı, Kızılay, Kızılhaç gibi örgütlere de gerek kalmazdı, o zaman bu örgütler sadece doğal afetlerde görev yapmak amacıyla çalışırlardı,

        sadede gelirsek dünya doğa yasalarının çizdiği rotada dönüyor, yani anormal bir durum yok, bu dünyada cenneti arayanlar, ancak boş beklentilerin içine girenlerdir, çünki bu dünya cehennemin ta kendisidir ve doğa yasaları gereği öyle kalacaktır, üstelik bu dünyanın dahada cehenneme dönüşmesinde ektikleri tohumlar nedeniyle dinlerin çok önemli bir rolü vardır.

      • toro dedi ki:

        Sevgili Yasir,
        Bak ben burada aylardır yazarken aynı suali sorup duruyorum! Son kitabı anlamak için ayrıca bir yardımcı kitaba mı ihtiyaç vardır!Veya son kitabın tanrısı kitabının neresinde ben bazen insanlar anlayamasınlar ve anlamı üzerinde tartışırken bir birlerine düşşünler diye bazı ayetleri her yere çekilecek şekilde gönderdim, ya da herkesin idrak edemeyeceği benzetmeler yaptım şeklinde konuşmaktadır?

        Sevgili yasir bak anlatmaya çalışıyorum ama anlamakta direniyorsun! Şimdi bir tanrı olduğu düşünülüyor! Bu tanrı insanları kendine çağırırıyor ve bu çağrıyı yaparken de muhataplarına kendi argümanlarını sunuyor! Öncelikli problem şudur! Tanrı eğer insanları kendine çağırıyorsa sözleri bütün insanlar tarafından ayını şekilde algınacak şekilde olmalıdır! Kitabın kendi iddiası APAÇIKLIK ise anlam üzerinde hiç kimsenin farklı bir algısı olamaz! Yasir tanrıdan bahsediyoruz, benim sözlerim APAÇIKTIR diyorsa sen o sözlerde benzetme vardır, ironi vardır, ima vardır diyemezsin! İşte bu noktadan sonra insanlar aynı şekilde anladıkları bir kitabın peşinden gidip ile gitmemek arasında seçimlerini yaparlar! Çünkü kitabın her ayeti her insan için okunduğunda aynı anlama gelmektedir!

        Aksi durumda ortada bir problem vardır!

        Ayette kanat diyorsa sen bana ima ediyor, bire şu anlama geliyor, aslında böyle olmalı ya da en vahimi tanrı bunu demeye çalışmıştır ya da çalışıyor diyemezsin! Tanrı söylemek istediklerini APAÇIK söyleyebilecek kudrete sahip değilmidir ki sözlerinin onun adına yorumlayacak insanlara ihtiyaç duysun?

        Bu kitap için kitabın tanrısının iddiası APAÇIK olduğumudur, değilmidir? Senin söylediklerini takip edersek, tanrı kendi kitabını bilmemektedir çünkü sana göre kitap apaçık değil imalıdır, anlamlar sadece bazıları (mesela sen) anlayabilsinler diye maskelenmiştir! Böyle bir tanrısallık olurmu? Oyunmu bu? Bazılarına göre farklı, diğerlerine göre daha farklı bir algılamaya sebebiyet verecek ayetler bazılarını kitabın tanrısının cezasına yani cehenneme götürecek! Şaka mı bu?

        Gelelim verdiğin ayete;

        Yasir bir insan bir iddiada bulunduğunda bazı insanlarda çıkacak ve bu iddianın gerçekliğini sorgulayacaktır! Bu doğal bir sonuçtur! Mesela ben sana peygamberim desem sen benim peygamberliğimi hemen kabul edermisin yoksa kendi argümanlarınla beni sorgularmısın? Peki ben beni vahiy olarak nitelediğim sözlerdeki anlam farklılıkları için sorguladığında daha önceden kendime inandırdığım kişileri kaybetme riski ile karşı karşıya kalırsam ya da olası riski baştan bertaraf etmeye çalışırsam ne yaparım? Bu şekilde bir durumda olan bir insan ne yapar?

        ”Sana Kitab’ı indiren O’dur. Onun (Kur’an’ın) bazı âyetleri muhkemdir ki, bunlar Kitab’ın esasıdır. Diğerleri de müteşâbihtir. Kalplerinde eğrilik olanlar, fitne çıkarmak ve onu tevil etmek için ondaki müteşâbih âyetlerin peşine düşerler. Halbuki Onun tevilini ancak Allah bilir. İlimde yüksek pâyeye erişenler ise: Ona inandık; hepsi Rabbimiz tarafındandır, derler. (Bu inceliği) ancak aklıselim sahipleri düşünüp anlar.3 / ÂLİ İMRÂN – 7 ”

        Tabiki geldiğim pozisyonu muhafaza etmek için beni sorgulayanların yalanlıyacağım ve ftneci ilan edeceğim! Aksi halde onlar kazanırsa bana fitneci ve yalancı diyecekler! O nedenle yukarıda söylenen sözler insanın kendi kendisini gözlem yeteneği ve buna bağlı olarak gerçeği arama uğraşına sabotajdır! İnsanı en iyi yaratıcısı tanıyacağına göre yukarıdaki şekilde bir söylemin tanrısal bir akıla ait olduğunu düşünüp sadece salt gerçeği aramak için kendi argümanlarıyla sorgulama yapanarı fitneci ilan etmek tek kelimeyle aymazlıktır, kendini ve iddialarını koruma içgüdüsüyle dile getirilmiş hezeyanlardır!

        Hiç bir kudretli tanrı APAÇIK dediği sözlerini daha sonra APAÇIK değildir diyerek tekzip etmez! Eğer tanrının APAÇIK dediği sözlerini herkes farklı bir algıyla içselleştiriyorsa kusura bakma o sözler anrının sözleri değildir! Çünkü tanrının APAÇIK iddiası bizim için apaçık olduğudur, kendisi için değil! O nedenle ayette kanat diyorsa kanattır! 1 kişi bile kanat değildir diyorsa tanrının APAÇIKLIK iddiası sakatlanır! Ben kendi sözlerini yine kendi sözleriyle sakatlayan bir tanrı tanımıyorum! Benim inandığım tanrı böyle bir tanrı değil!

      • yasir dedi ki:

        Zaten hiç bir yerde Allah kapalı ayetler vardır demiyor…
        Müteşabihlerde açıktır lakin adı üstünde teşbihli ayetler demek isteniyor yani sen Kanat anlarsın, diğeri taraf anlar…

        Şimdi sağ kannatta oynayan bir futbolcu senin düşündüğün kanattamı otnamış oluyor…Romörkörlerin kenarlarına takılan kanatlar vardır onlarda senin tasvirlediğin kaslı kuş kanatlarımı demektir…

        Elhamdu lillâhi fâtırıs semâvâti vel ardı câilil melâiketi rusulen ulî ecnihatin mesnâ ve sulâse ve rubâa, yezîdu fîl halkı mâ yeşâu, innallâhe alâ kulli şey’in kadîr(kadîrun).35 / FÂTIR – 1

        ”ecnihatin” yani arapça kökenli olan ”cenah’2 kökünden türeme ve aynı anlamlısıdır, şidi sen hiç ”sağ cenah” veya ”sol cenah” diye bir şey duymadınmı, duymadıysan bu senin eksikliğin, hemen araştır…Bu kelime aynı zamanda kuş kanadı manasınada gelmekte ama aynı zamanda taraf-yan-yandaş veya kanı-sanı-kanaat bu manalarada gelmekte…

        Yani ne olmuş oluyor bu ayette kullanılan kelime çift manalı müteşabih-teşbihli olmuş oluyor, kapalılık diye bir şey söz konusu değil açıktır lakin, açık olduğu gibi yorumada açıktır farklı anlam ve manalarda çıkarılabilir ama bunları iman veya şirk-fitne konusu yapmamak gereklidir….

        Misal sen bu kanatlara kaslı kuş kanadı olarak inandın ve senin inandığın gibi inanmayanları dinden çıkmak ve kafirlikle suçlarsan, benim inandığım gibi inanmayanlar imansızdır dersen büyük hata ve yanlış yapmış olursun…

        Misal ben bu cenah kanat’lara senin inandığın kuş kanatı değilde, taraf-yan-yandaş-kanı-kanaat-inanç-bilği yani Allahın canahında-tarafında-kanatında-Allahın sağlam bilğisine dayalı kanaat ve kanatında olmak ve bunlara sahip olmak olarak alğılarsam değişen bir şey olmaz ama bu inandığımı benim gibi inanmayanları dışlayıp, benim gibi inanmayanlar imansız gibi söylemlere girersem kötü yapmış olurum…

        Yani dürüs bir müslüman olduktan sonra bu kanatlara istediğin gibi inan ama bu inandığını kimseye dayatma ve iman esası yapma, fitne ve şirk konusu yapma…

        Zaten Allah ali imranda bu ayetlerin tevilini yanlız Allah bilir, ilim sahipleri ise hepsi Allahtandır iman ettik derler diye bildirmekte…

        Allah insanları muhkem ayetleri ile sorumlu tutmaktadır, onları defalarca yazdık…

        Allahın kalite standartlarını yakalamak, ilke ve inkilaplarına, emir ve yasaklarına riayet etmek, uymak, uyğulamak ve uyğulanmasını yayğınlaştırmaktır, gelecek nesillerimizi bu ilke ve inkilaplara göre yetiştirmektir…

      • toro dedi ki:

        Sevgili Yasir,
        Bak yine beni dikkatimi sorgulamaya ya da hafife almaya başladın:)

        ”Hamd, gökleri ve yeri yaratan, melekleri ikişer, üçer, dörder kanatlı elçiler yapan Allah’a mahsustur. O, yaratmada dilediğini artırır. Şüphesiz Allah’ın gücü her şeye hakkıyla yeter.35 / FÂTIR – 1”

        Senin bana örneklediğin ayette kanat yazıyorsa, sen o ayetteki kelimenin kanat olduğuna inanıyorsun demektir! Bu ayeti sen paylaştın ben değil! Peki diyelim ki kanat değilde yine senin dediğin gibi ”taraf-yan-yandaş veya kanı-sanı-kanaat” olarak değerlendirelim kelimeyi! O halde kanat hariç diğer anlamları başına ”ikişer, üçer, dörder” koyarak ayete tekrar yaz bakalım ortaya ne çıkıyor! Sevgili yasir mesela ”dörder cenah” nedir? Bana bizim normalde kullandığımız ”dörder cenahlı” bir cümleyi örnek verebilirmisin? Dörder cenah, dörder taraf-yan, dörder yandaş veya dörder kanı-sanı-kanaat!

        Şimdi gelelim diğer ayete;

        ”Sana Kitab’ı indiren O’dur. Onun (Kur’an’ın) bazı âyetleri muhkemdir ki, bunlar Kitab’ın esasıdır. Diğerleri de müteşâbihtir. Kalplerinde eğrilik olanlar, fitne çıkarmak ve onu tevil etmek için ondaki müteşâbih âyetlerin peşine düşerler. Halbuki Onun tevilini ancak Allah bilir. İlimde yüksek pâyeye erişenler ise: Ona inandık; hepsi Rabbimiz tarafındandır, derler. (Bu inceliği) ancak aklıselim sahipleri düşünüp anlar.3 / ÂLİ İMRÂN – 7 ”

        Şimdi ayette sözde tanrı diyor ki;

        ”Kalplerinde eğrilik olanlar, fitne çıkarmak ve onu tevil etmek için ondaki müteşâbih âyetlerin peşine düşerler”

        Peki müteşabih yani manası açık olmayan ayetler olmasaydı peşine düşülecek birşey olurmuydu? Bu ayet kendi içinde çelişkili? Tanrı olduğu iddia edilen hem kurana müteşabih ayetler koyuyor hemde insanların bu müteşabih eyetleri sorgulamasına kızıyor! Birde bunu yapanların problemininde ”kalplerindeki eğrilik” oğluğunu söylüyor!
        İyide bu adamların kalpleri eğri ise bu bir üretim hatasıdır! Peki üretici kim?

        Birde insanlara akliselim olmanın tarifine yapıyor! Hepimiz biliriz ki hiç kimse toplum içinde aptal, eksik ya da anlamıyor görünmek istemez! Dolayısıyla bunları itiraf etmektense akıllı, tamam ve anlıyor gibi görünmeye çalışır! Bu nedenle bir topluluk içinde birisi topluluğa şöyle seslendiğinde;

        ”İlimde yüksek pâyeye erişenler ise: Ona inandık; hepsi Rabbimiz tarafındandır, derler. (Bu inceliği) ancak aklıselim sahipleri düşünüp anlar”

        ayrık otu olup yukarıda saydığım niteliklere sahip görünmektense susacaktır!

        Bu ayette kendine peygamber diyen aklı selim olmayı kendi söylediklerne sorgusuz inanmak olarak tarif etmektedir! Kusura bakma ama dostum, bu ayette müteşabih kelimesi eğer bir tanrı tarafından kullanılmışsa sonuç benim önceki yazımda söylediğim gibidir! Bir kutsal kitapta yazılı sözlerin bir tanrı tarafından söylendiği iddia edildiğinde o tanrının bazen tartışmaya yer vermeyecek kadar açık bazen de tartışılacak kadar anlamı değişken sözler söylediği düşünülemez! Çünkü aynı tanrı aynı zamanda APAÇIK tır demektedir! APAÇIK lığın eş anlamlısı müteşabih değildir ki bazı sözlerin anlamı APAÇIK lık iddiasına karşın APAÇIK olamasın!
        Birde ”Halbuki Onun tevilini ancak Allah bilir” diyerek sorgulamanın kesilip atılması beklenmektedir! Bu siz bunu anlayamazsınız demektir! İyi de bu kitap insanlara anlayacakları ve itaat edecekleri bir çağrı olsun diye indirilmedimi?O halde sadece tanrının anlayabileceği benzetmelerin bize hitap eden bir kitapta ne işi var?

        Benim için iki ayetinde amacı son derece açıktır! Ben insanların tarihini dolayısıyla ciğerini bilirim! Amaca ulaşabilmek için neler söyleyebileceklerini ve neler yapabileceklerini kestirebilirim! Kendi adıma son derece eminim bahsedilen sözler herhangi bir tanrıya ait olamayacak kadar insansıdır!

      • yasir dedi ki:

        Vahfıd lehumâ cenâhaz zulli miner rahmeti ve kul rabbirhamhumâ kemâ rabbeyânî sagîrâ(sagîren).17 / İSRÂ – 24

        Vahfıd cenâhake li menittebeake minel mu’minîn(mu’minîne).26 / ŞUARÂ – 215

        Yukardaki ayetlerde geçen ”CENAHA” yani cenah-kanat bunlarda kaslı kuş kanatları olabilir mi acaba?…

        Ahh toroo ahhh, sen yapma barii…Kimsenin kimseyi inandırma veya kandırma gibi bir derdi olmamalı ve şahsım adına benim hiç olamaz ama bazı gerçekleride kabullenmek erdemdir…İnanmak zorunda değilsin.

      • toro dedi ki:

        Sevgili yasir,
        Bir önceki yazımda çok açok yazarak sordum! Şimdi son verdiğin ayetlere istinaden tekrar soruyorum

        ”Vahfıd lehumâ cenâhaz zulli miner rahmeti ve kul rabbirhamhumâ kemâ rabbeyânî sagîrâ(sagîren).17 / İSRÂ – 24”

        ”Vahfıd cenâhake li menittebeake minel mu’minîn(mu’minîne).26 / ŞUARÂ – 215 ”

        Oralarda da ikişer,üçer,dörder diye sayı belirtiliyormu?

        İlgiyi dağıtmaya çalışma! Yanlış adama kelime oyunu yapma! Sen benim ne yazdığımı okudun ve ne dediğimi de çok iyi anladın!

        Sence son yazdığım yazının en kolay savuşturabilir bölümü kanat mevzuuyla ilgili olan bölümmüydü🙂

      • yasir dedi ki:

        Bu kadar beyin jimlastiğine rahmen hala seni düşünmeye sevkedememek çok üzücü…

        Bu kadar dar cenahlı olmaman gerektiğini çok önceki mesajlarımda yazmıştım ama hala tek cenahtan çalışıyorsun hatta git gide var olan canahınıda daraltıyorsun…

        Cenahlarını çoğaltmalısın.

      • toro dedi ki:

        Sevgili Yasir,
        Hiç üzülme yasirim, bizim gibi inanç sahiplerinin düşünmeye ihtiyacı yoktur! Tanrımız bizim adımıza düşünür ve düşündüklerini ben sizin adınıza düşündüm diyerek bir kitapta derler ve bize iletir! O noktadan sonra sorularımızın cevapları belli olduğundan düşünmeye ihtiyaç duymayız! Darısı senin başına…

        Umarım senin tanrında birgün sana bir kitapla ulaşır ve seni herşeyi düşünme ve sorgulama eziyetinden kurtarır, rahat edersin!

      • yasir dedi ki:

        Toro, ironi yaptığını sanıyorsun ama bilmeden bastırdığın gerçekleri su yüzüne çıkartıyorsun…

        Bizim inançımızda sorğulama vardır, bir şeye hemen körü-körüne inanmak veya hemen körü-körüne reddetmek yoktur…

        Allahın ilke ve inkilaplarına, emir ve yasaklarına, kalite standartlarına uyğun mu değil mi diye araştırmak-soruşturmak vardır…Aksi durumda kesinlikle uzaklaşıp uyulmamalıdır…

        Seni bazı şeylere inandıranlar körü-körüne biad kültürünede inandırdığından, bilinç altına hep bunlar yerleşmiş…Okuduklarında-izlediklerinde sana verilen subliminal mesajları hemen almışsın, sende sorğulamadan-araştırmadan bir kısıma-canaha inanır hale gelmişsin, yani kuranda dediği gibi kınadığın-aşşaladığın şey seni kuşatmış ama farkında değilsin.

      • toro dedi ki:

        Sevgili Yasir,

        İroni yaptığımı zannetmiyorum ironi yapıyorum! Sana ironi yapılmasına tahammülün yok ise sende başkalarına ironi yapmaya çalışmayacaksın!

        Sonra bilinçaltı meselesine gelirsek! Burada da kendi gerçekliğini başkalarının da gerçekliğiymiş gibi dayatmaya çalışmak var! Münazara belli bir noktaya geldiğinde hemen görünmeyen bazı kişilere kabahat isnat etme başlar!

        ”İnandıranlar” ”subliminal mesaj verenler” ”bir kısım cenah” ! Kim bunlar yasir! Sen hayatında kapı kapı dolaşıp misyonerlik yapan ya da ağına düşürdüğü genç öğrencileri veya insanları inançlarından döndüren ateist ya da deist örgütlere rastladınmı? Ben rastlamadım! Rastlasamda ilgimi çekmezler! Çünkü ben bu noktaya kendi içgüdülerimle geldim! Ne bir yönlendirircim nede kandıranım olmadı! Hiç kimsenin de düşünsel tahakkümüne girmem!

        Bunu yapma! Doğrudan benimle yap münazaranı! Karşında çocuk yok ki kandırımış kayıp insan muamelesi yapabilesin! Senin bana söylediklerinin aynısını sana söylediğimde söyleyecek neyin var? Böyle saçma bir değerlendirme olabilirmi? Beni düşünemediğim iddasıyla sözde eleştirmeye çalışıyor sonra karşılığını alınca bu seferde beni birşeylerin kuşattığını iddia edip yeni bir aşamaya geçiyorsun! Ondan sonrada arada sözde savunmaya geçip beni birşeyleri aşağılamakla tekrar suçluyorsun! Hareket tarzınız hep aynı! Düşünen insan hele birde düşünerek sizi zorlayan bir insanla karşılaştığınızda hemen onu bir takım görünmezler yaratarak suçlamaya, sindirmeye çalışıyorsunuz!

        Ben kendi düşüncelerimi, sende kendi düşüncelerini söylüyorsun! Senin düşüncelerinin doğru benimkinin de yanlış olduğunu söyleyen bir hakem yada notermi vardır ki senin doğru benim yanlış düşündüğüm zannıyla bana suçlamalar getirebilesin? Söylediğin inanç benim inancım değil senin inancındır! Sen bana kendi inancının sana yüklediği sorumlukları dayatamazsın! O inancın sana göre doğru olduğu zannıyla beni yanlış yapmakla suçlayamazsın! Neye inanıyorsan seni bağlar beni değil! O nedenle yorumlarını yaparken benim ne yazdığımı birkaç kere önceden okumanı tavsiye ederim! Çünkü beni anlamadan kendi ezberinle suçlamaya başlıyorsun!

        Seni severim ama her yanlış yaptığında sineye çekecek kadar değil!

        Seni daha öncede uyardım! Ben benim! Benim yolum kendi aklımın yoludur! O nedenle bir daha benimle münazara yaparken görünmez kimlikler yaratıp beni onların müridiymiş gibi gösterirsen bu kadar tahammüllü cevaplar vermeyeceğimden emin ol!

        Ben kimliği,kişiliği,rütbesi ne olursa olsun kimsenin kendi öz düşüncesi önünde eğilmem! Eğilenlerin kendi eğilmişliklerini bana yamamasına ise asla izin vermem!

      • yasir dedi ki:

        Bu yüzden yaptıklarının kötülükleri onlara ulaştı ve alaya aldıkları şey kendilerini kuşattı.16 / NAHL – 34

        Yaptıklarının kötülükleri karşılarına dikilmiş ve alay edip durdukları şey, kendilerini kuşatıvermiştir.45 / CÂSİYE – 33

        Andolsun ki, eğer azabı onlardan belirli bir süre ertelesek; kesinlikle: “Onu tutan nedir?” derler. . . Kesin olarak bilin ki! Onlara geldiği gün, onlardan geri çevrilecek değildir! Alay etmekte oldukları şey her yönden onları kuşatmıştır.11 / HÛD – 8

        kazandıkları şeylerin kötülükleri karşılarına çıkmış, alay etmekte oldukları şey onları kuşatmıştır.39 / ZUMER – 48

        Torocum bukadar sinirleneceğini bildeydim o son mesajı atmazdım…Ben kimsenin kızmasını-üzülmesini istemem…İnsan psikolojisi böyle bir şey, kendinde olupta olmadığını idda ettiği şeylerde üzerine alınma ve savunma durumuna geçerler…Bence relaks olmaslısın, kendinden emin isen telaşa gerek yok…Birbirimizi sadece yazılarımızdan biliyoruz, sende daha önceki yazılarında benim ve inançım hakkında bazı zanlarda bulundun veya öyle olduğunu tahmin ettin veya benim yazdıklarımdan o çıkarımları yaprın…Biraz empati yaparsan aslında ortada bir sıkıntının olmadığını ve seni kimsenin suçlamadını anlayabilirsin…Bunları açıklayarak aslında seni yanlış anladığımı anlatabilirdin ama sen savunmayı seçtin, açıklamayı seçmedin…Oysa ben hep açıklamalar yaparak senin zanlarına karşılıklar vermeye çalışıyorum.

        Selam sana olsun.

      • toro dedi ki:

        Sevgili Yasir,

        Bana demogoji yapma, yemezler🙂

        Sen bana bundan önce yazdığın yanıtı okumadın herhalde! Ya da yazıyorsun sonra unutuyorsun yazdıklarını! Seni kimse suçlamıyor kaçamağına girme şimdi, herşey ortada! Ben sürekli benimle münazara yaparken sadece benimle yap araya başka figürler girmesin diyormuyum demiyormuyum? Sonuç itibariyle söylediklerimin karşıdan sekip aynı şekilde bana dönmesinden hoşlanmam! Yazıyı uzatmanın gereği yok, gayet açık yazıyorum, gayet açık kaçıyorsun! Hatırlarsan sana bir zamanlar islamda çığır açıyorsun demiştim! Şimdi de herşey yazılı olduğu halde demogojide çığır açıyorsun!

        Bana ayetlerle gelme yasir! Hazırcı olma, birazda kendin mantıksal kurgulama yap! O ayetlerin hiçbiri onlara sadece senin inandığın sürece aramızdaki hiç bir tartışmada senin lehine kanıt olamaz! Çünkü ben inanmıyorum! Dolayısıyla onları kopyalamak için mause a basan parmaklarına yazık! Bak bunuda kaçıncı defa söylüyorum!

        Benden de sana selam olsun!

      • yasir dedi ki:

        ”O hâlde Allah’a koşun. Şüphesiz ben, size O’nun katından gönderilmiş açık bir uyarıcıyım.” Zariyat 50

        Allahın katından insanlara gönderilen ruh-kuran’dır…
        Bu bağlamda Kuranda Meleklerdendir bunu anlarmısın bilemiyorum…

        ””””””meleklerin varlığına inan geç git, meleklerin şeklini anlamaya çalışıp eline ne geçecek,”””””’

        Arkadaşım güzel bir tespitte bulunuşsun, işte bizimde söylemek istediğimizde budur…İnsanların öncülüğü Allahın ilke ve inkilapları, emir ve yasakları, Allahın insanda görmek istediği kalite standartlarını yakalamasıdır…Müteşabihleri iman esası, fitne ve şirk konusu yapmadığın sürece aklının aldığı gibi inanabilirsin ve her inandığında doğru olabilir, misal toro bu kanatları kaslı kuş kanadı sanar, bense Allahın sağlam bilğisi ruhuna dayanan Kanı-kanaat-taraf olarak alığılarım ikimizin inandığıda doğru olabilir…Seninde dediğin gibi bütün mesaini bu müteşabihlerin ayrıntı ve detaylarına ayırmamandır uyulması gereken kısım Muhkem-ümmül kitaptır onların çoğunu diğer mesajda yazdım…Ayrıca Meleklerin kanatlarına ben değil sizler takılıyorsunuz ve takıldığınız bu kanatlar yüzünden bir adım ileri gidemiyorsunuz, işte Allah bunları sizler için söylüyor onlara takılırsan 1 adım ilerleyemessin…İnsanlara Muhkemleri aşıla ve yayğınlaştır…

        Faiz konsunda ise, hadis ve nakilcilerle aynı çizğide olduğunu bir kere daha ıspatladın okuyucu…Şimdilerde faizin adını değiştirip meşrulaştırmak için Kar payı diyorlar bunu müslümanlar yemez ançak yemek isteyenler yer…Dünyada enfilasyonuda-faizide yaratanlar hepsi aynı kaynaktır birileri istiyor diye varlar…Değersiz kağıtlara dayalı bir ekonomi yaratırsan ve bu ekonomiyide tekelde toplarsan enfilasyonda olur, faizde olur…

        Riba (faiz) yiyen kimseler, şeytan çarpan kimse nasıl kalkarsa ancak öyle kalkarlar. Bu ceza onlara, “alışveriş de faiz gibidir” demeleri yüzündendir. Oysa Allah, alışverişi helal, faizi de haram kılmıştır. Bundan böyle her kim, Rabbinden kendisine gelen bir öğüt üzerine faizciliğe son verirse, geçmişte olanlar kendisine ve hakkındaki hüküm de Allah’a kalmıştır. Her kim de yeniden faize dönerse işte onlar cehennem ehlidirler ve orada süresiz kalacaklardır. 2 / BAKARA – 275

        Borclu darda ise, eli genisleyinceye kadar ona muhlet verin. Bilmis olsaniz borcu bagislamaniz sizin icin daha hayirlidir.2 / BAKARA – 280

        Müslümalık çok güzel olduğu gibi ağır bir yüktür, enfilasyondan korkmıycan Allahtan karkacaksın, enfilasyon verdiğin borçu eritiyorsa veya kenardaki birikimini eritiyorsa onları sadaka olarak düşüneceksin…Farkının olmasını istiyorsan bunu böyle düşünüp uyğulaman gerekir…Birine bor verdiysen kişi onu sana tam ödemelidir, faiz düşünmek bir yana borç verdiğinin durumu bozuksa alacağını sadaka etmeni öğütlüyor Allah, tabi tutabilenlere…Şimdi senin faiz anlayışınla benim faiz anlayışım bir olamaz ama seninki kar payı söylemi yapanlarla aynı düzeye gelmiş…Dünya bu borsaların-faizlerin-fuhşiyatların üzerinde döndükçe hiç bir zaman huzur bulamaz, sonra bütün suçu Allaha atarlar, Afrikada bebekler ölüyor falan-filan yahu onları öldürenler nefisni-arzularını-şeytanlarını ilah edinmiş vizdansızlardır, Allahın ne suçu var burda…

        ”””””’aksine, ister iyi olsun ister kötü olsun bütün yollar tanrıya çıkar, hele kötülüğün oldukça kolaylaştırıldığı, iyiliğin oldukça zorlaştırıldığı insan fıtratında tanrıya çıkan yolların başında kötü yollar gelir, o nedenle iyilik benden, kötülük sizden diyen Kuranın tanrısı sizi kandırsa da bizi kandıramaz,””””””””’

        Arkadaşım dediğin doğru ister iyi ister kötü bütün yollar Allaha çıkar, bunda hemfikiriz ben aksini söylemiyorum…Bu kavramıları iyi ayrıştır her şey Allahın dilemesiyledir, yani Allah insalar hür olmalarını dilemesiyle İyilik ve kötülük yapmalarınıda dilemiş oluyor, lakin Allah her zaman iyiliği emredip sabrı tavsiye eder, nefis ise kolay-pis olanı arzular ve acelecidir…Bunu aksi olsaydı hürlük diye bir şey söz konu olabilir miydi? lakin Allah ilkeleri-kitabı-zikri-öğütü-ruhu indirir dileyen uyar, dileyen uymaz, Allah buna mudehale etseydi muhakkak şu an sende burada muhalefet ediyor olamazdın…Yani sana hür irade verilmekle aynı sürümde şeytanında içinde geliyor senin en büyük düşmanın-şeytanın yine kendinsin başkası değildir…
        Nefis ile ruh’u karıştırma…Nefis tamamen insanın bedensel yaratılışıdır bedensel istek-arzuları vsdir…Ruh ise tamamen Allahın sağlam bilğisine dayalı doğru yoludur-erdemlik-ahlaktır-bilğeliktir-…
        Ruhu olan birisi erdemlidir-sınırları vardır-ilkelidir-dürüsttür-dosdoğrudur bu kişiden kimseye kötülük gelmez…Ruhsuz biri ilkesizdir-sınırsızdır-arsızdır-namussuzdur-yanlıştır kafasına her estiğini yapandır, nefisinin her istediğini yapandır bu kişiden herkeze zarar gelir…

      • 1okuyucu dedi ki:

        Yasir;

        Kuranın melek olduğuna dair ayet var mı? ayetlere göre Kuran levhi mahfuzda yazılı olan bir kitaptır, içerisinde yazılmış bir şeyler bulunan kitap nasıl melek olur, bak gene kesin olmayan bir bilginin ardına düşmüşsün, ne yani Kuranda tanrı konuşuyor, cebrail konuşuyor, peygamber konuşuyor, peygamberin hocaları konuşuyor, yetmedi, kitap dile gelip konuşuyor, mubarek kitap, sanki kitap değil, yol geçen hanı, eline mikrofonu alan bir şeyler konuşuyor,

        biliyorsun bizim kalp gözümüz kapalı olduğu için ancak akıl gözümüzle değerlendirmeler yapabiliyoruz, o nedenle tanrının bize verdiği akılla mantık süzgecimizden geçiremediğimiz şeyleri anlayamıyoruz, ne demek istediğimi anlar mısın bilemiyorum…

        geç git derken, bir şeyleri kurtarmak adına ahkâm kesmeye çalışma, ahkâm kesipte yanılırsan sonra öbür tarafta yamulursun gibisinden bir uyarı sadece? yoksa amacım susmanı istemek değil, yeterki sen anlamı son derece açık olan kelimelere başka anlamlar yüklemeye kalkma?

        bahsettiğin kalite standartları, tanrının üflediği ruhun kendini geliştirmeye çabalamasıdır, her varlık varlığını sürdürebilmesi için uygun koşullar arar, Kuranın tanrısı da ruhunu geliştirebilmek için beden denen bir varlığa ihtiyaç duymuş, peki geliştirebilmiş mi? ne gezer, kendine inananlara karşı sonsuz bir merhamet gösterirken kendine inanmayanlara kin ve nefretini kusmaktan başka bir şey yapmamış, ayni mafya babalarının psikolojisini yansıtmış…

        bizimde yaptığımız o zaten muhkemleri koruma altına aldık, mesela; tomurcuk sineli kızlara mecaz anlamlar yüklemeye kalkan uyanıkları hemen teşhir ediyoruz, kısasa kısasta hüre hür, köleye köle, kadına kadın emrinde öldürülenin karşılığının aynen bedel olarak ödenmesini savunuyoruz, kısaca muhkem ayetlere mecaz anlamlar yüklemeye kalkanlara karşı muhkem ayetleri savunuyoruz,

        Ey iman edenler! Akitlerinizi yerine getirin…… (maide-1)

        Borclu darda ise, eli genisleyinceye kadar ona muhlet verin. Bilmis olsaniz borcu bagislamaniz sizin icin daha hayirlidir.2 / BAKARA – 280

        günümüzde devletler bile borçlanabiliyor, varsa önereceğin bir yöntem söyle onu yapsınlar, yuvarlak laflar, realitede temenniden öte bir anlam taşımazlar, yani lafla peynir gemisi yürümüyor, ayrıca tanrı insanoğlunu yaratmasaydı, yeryüzünde böyle şeyler olmazdı, bu nedenle baş suçlu tanrının ta kendisi, eğer hesaba çekilecek birileri varsa tanrı ilk sırada yer alır,

        faiz konusunda benim yıllar önce söylediklerime sonradan kurulan dinci bankalar uydu, yani ben onlara değil, onlar bana uydu, çünki faiz tanımının enflasyon denen bir olguya göre yapıldığında paranın yitirdiği değerin telafisinin faiz kapsamında düşünülemeyeceğini anladılar,

        peygamber döneminde gümüş sikkeler kullanıldığı için birkaç kalemden meydana gelen ticaret hacminde bu sikkelerin değer kaybetmesi söz konusu olmadığından enflasyon denen bir olgudan haberleri yoktu ama geleceği bildiği söylenen bir tanrının günün birinde kâğıt paranın icad edileceğini, altın veya gümüş karşısında veya bin küsür kalem mal karşısında devamlı değeri değişen kağıt paranın satın alma gücünde azalmaya sebep olacağını bilmesi gerekirdi,

        nefisle ruh aynı şeydir, ayrı ayrı olsalar bile ikisi de tanrıdandır, tanrıda bize kullanmayalım diye bir şey vermez, tanrının verdiğini kullanıyoruz diye de ödüllendirilmemiz veya cezalandırılmamız gerekmez, insanoğlu düşüncesinde özgürdür ama eylemlerinde özgür değildir, en başta birlikte yaşadığı toplumun koyduğu kurallara uymak zorundadır, yani insanoğlunun eylemlerini yönlendiren otokontrol sistemleri vardır, gerisi insanların bu kurallara uyup uymamasına bağlıdır, kötü eylemlerde bulunan kişiler bu eylemlerinin sonuçlarına katlanmak zorundadırlar, yani tanrı karışmasa bile insanlar başka türlü davranmayacaktı, karışmasa dinlerin getirdiği belâlar başımıza gelmeyecekti, sapık üretmeye müsait din diye bir bataklık olmayacaktı, karışmasaydı, insanların birbirlerini boğazlama sebepleri arasında din olmayacaktı, hemde en önemli sebep…

        erdemli olmak ise karşılığında bir ödül beklenmiyorsa bir anlam kazanır, ödül beklentisiyle yapılan iyi işler beklentileri karşılamaktan öte anlam taşımayan samimiyetsiz (ruhsuz) gösteriden başka bir şey değildir, çünki biri vicdanının sesini dinliyor, diğeri vaat edileni gözlüyor.

      • toro dedi ki:

        Sayın yasir,
        Sanırım sen yapamıyorsun ya da yapmak işine gelmiyor! O halde ben senin için yapayım;

        **ORJİNAL**
        ”Hamd, gökleri ve yeri yaratan, melekleri ikişer, üçer, dörder kanatlı elçiler yapan Allah’a mahsustur. O, yaratmada dilediğini artırır. Şüphesiz Allah’ın gücü her şeye hakkıyla yeter.35 / FÂTIR – 1”

        Yasir Beyin fatazisi 1;
        ”Hamd, gökleri ve yeri yaratan, melekleri ikişer, üçer, dörder KANILI elçiler yapan Allah’a mahsustur. O, yaratmada dilediğini artırır. Şüphesiz Allah’ın gücü her şeye hakkıyla yeter.

        Yasir Beyin fatazisi 2;
        ”Hamd, gökleri ve yeri yaratan, melekleri ikişer, üçer, dörder KANAATLİ elçiler yapan Allah’a mahsustur. O, yaratmada dilediğini artırır. Şüphesiz Allah’ın gücü her şeye hakkıyla yeter.

        Yasir Beyin fatazisi 3;
        ”Hamd, gökleri ve yeri yaratan, melekleri ikişer, üçer, dörder TARAFLI elçiler yapan Allah’a mahsustur. O, yaratmada dilediğini artırır. Şüphesiz Allah’ın gücü her şeye hakkıyla yeter.

        Herkesin aradan beğendiğini seçebildiği bir ilahi çağrı ile karşı karşıyayız anlaşılan! Her birey çağrıyı kendi mantığına uydurmak için sözlükten bir kelime seçmeli demek ki? Tabi ki özgür iradenin sınırı yok! Tanrınızın sözlerini isterseniz istediğiniz gibi dizayn edebilirsiniz! Bu konuda yardım almak isteyenler konunun uzmanı yasir kardeşime başvurabilirler🙂

        O size ikişer,üçer,dörder KANATI nasıl başka bir şeye dönüştürebileceğinizi mantığınıza rağmen izah etmeye çalışacaktır!

    • yasir dedi ki:

      **ORJİNAL**

      Elhamdu lillâhi fâtırıs semâvâti vel ardı câilil melâiketi rusulen ulî ecnihatin mesnâ ve sulâse ve rubâa, yezîdu fîl halkı mâ yeşâu, innallâhe alâ kulli şey’in kadîr(kadîrun).35 / FÂTIR – 1

      Hamd, gökleri ve yeri yaratan, melekleri ikişer, üçer, dörder kanatlı elçiler yapan Allah’a mahsustur. O, yaratmada dilediğini artırır. Şüphesiz Allah’ın gücü her şeye hakkıyla yeter.35 / FÂTIR – 1”

      Toro, hatadan dönmek bir erdemdir…Ama hatalıda olsam üste çıkmak psikolejimi tatmin etmek istiyorum diyorsan senin dediğin olsun, ama yinede gerçekleri değiştiremessin…

      Ayette geçen ”ecnihatin” yani cenah bunu araştır ve sana yazdım sende araştır sadece senin sandığın kanat anlamında olmayıp 2-3 anlama gelemktedir…

      Dediğim gibi bunlar müteşabih olup birden fazla anlam çıkarılabilecek ayetlerdir ve iman temelli değidir yani meleklerin kanatlarına böyle inanmak iman esası değildir lakin meleklere inanmak iman esasıdır…Yine söylüyorum senin inandığın gibi inanmakta yanlış değildir veya benim inandığım gibi inanmakta yanlış değildir biri daha çıkar ikimizdende farklı bir anlam çıkarabilir oda yanlış değildir önemli olan bu muteşabih ayetleri iman esası-fitne ve şirk konusu yapmamasıdır…

      Hamd, gökleri ve yeri yaratan, melekleri ikişer, üçer, dörder (Allah katından sağlam güvenilir görüşe-bilğiye-ilime-kanıya-tarafa sahip) elçiler yapan Allah’a mahsustur. O, yaratmada dilediğini artırır. Şüphesiz Allah’ın gücü her şeye hakkıyla yeter.35 / FÂTIR – 1

      Lâ temuddenne ayneyke ilâ mâ metta’nâ bihî ezvâcen minhum ve lâ tahzen aleyhim vahfıd cenâhake lil mu’minîn(mu’minîne). 15 / HİCR – 88
      Kâfirlerden bir kısmını faydalandırdığımız şeylerde sakın gözün kalmasın. Onlara karşı mahzun olma ve mü’minlere kanadını indir.15 / HİCR – 88

      Vahfıd lehumâ cenâhaz zulli miner rahmeti ve kul rabbirhamhumâ kemâ rabbeyânî sagîrâ(sagîren).17 / İSRÂ – 24
      Onlara merhamet ederek tevazu kanadını indir ve de ki: “Rabbim! Tıpkı beni küçükken koruyup yetiştirdikleri gibi sen de onlara acı.”17 / İSRÂ – 24

      Cenah kelimesi Buradada geçmekte, ayetleri iyi okuduğunda cenah kelimesinin bilği-görüş-taraf-kanı-taraf olarak geçmektedir…Yani onlara kanadını ger, ilminle-görüşünle onları tarafına al ve taraftarlarınla birlikte tut denilmekte…

      İlim sahibi olan, görüş ve duruş sahibidir böyle insanlar isteristemez bir cenaha-kanata-kanaate-tarafa sahip veya mensupturlar…

      Allahın yeryüzündeki-gökyüzündeki melikleri-melekleri birden çok güçe-ileme sahip olabiliyorlar…

      Kuranda bu melekelerdendir ve bilenler için çok fazla cenaha-kanata sahiptir…İşte Kuran insanları çok taraflı düşünmeye ve dünyevi-ahirevi bir çok ilimler-görüşler vermeye sahip çok kanatlı meleklerdendir…Bu kanatlar nelerdir doğruluktur-erdemliktir-ahlaktır-bilğeliktir-allah yoluna-tarafına bağlılıktır-dünyevi ve ahirevi ilimlerdir vsvsvs…

      Yani Allahın verdiği ve Allah yolu ve tarafı için kullanılan her doğru ve hayırlı şeyler bir kanattır, bunlar kiminde hiç yoktur kiminde 1, kiminde 1’den fazladır önemli olan bunları Allah yolunda insanlık için kullanmaktır…

      • yasir dedi ki:

        Torocum, en azından şuna inanıyorum ki zorlamaylada olsak seninde kanatlarını geneşletmeye başladık, artık Kuranı okurken eskisi gibi okumıycaksın, çünkü seninde ister istemez bakışaçın-görüşün yani kanaatlerin-kanatların çoğalmaya başladı…Artık kurana veya ayetlere tek kanattan değilde farklı kanatlardan bakacaksın…
        Artık bundan kaçamassın🙂

      • toro dedi ki:

        Sayın Yasir,

        Bak ayeti ilk defa sen 1okuyucuya hitaben,
        14/04/2014, 09:00 da aşağıdaki gibi paylaştın!

        ”Hamd, gökleri ve yeri yaratan, melekleri ikişer, üçer, dörder kanatlı elçiler yapan Allah’a mahsustur. O, yaratmada dilediğini artırır. Şüphesiz Allah’ın gücü her şeye hakkıyla yeter.35 / FÂTIR – 1”

        Daha öncede yazdım, ayeti nasıl paylaşıyorsan öyle inanıyorsundur! Yukarıdaki gibi olduğuna inanmadığın bir ayeti süs olsun diye paylaşmayacağını düşünüyorum! O halde kelime oynuyu yapmaya gerek yok! Ben öyle anlamıyorum, böyle anlıyorum bak burada da böyle geçiyor şeklindeki kaçamak cevaplara da gerek yok!

        Ben sadece senin cevabını merak ediyorum! Bana var ya da yok şeklinde bir yanıtla dönersen beni bahtiyar edeceksin!

        Meleklerin kanatları var mı, yok mu?

      • yasir dedi ki:

        Toro, hala anlayamadın mı?
        Ben nerden bilebilirim ki? cenah-kanat-cephe kelimesi orada ne manada kullanıldı, şu kesin ki 1’den çok anlama gelmektedir her olasılığı göz önünde tutmak gerekebilir benim mantığıma en uyğun olanını benimserim lakin doğruluğu konusunda kesin hükümler vermem veya başkalarının benden farklı inanmalarınıda reddetmem…

      • toro dedi ki:

        Sayın Yasir,

        Sen muhatabı olduğun tanrının sana hitabını ”Ben nerden bilebilirim ki” şeklinde nasıl geçiştirebiliyorsun? Ya da böyle bir durum nasıl olabiliyor?

        Yani bir tanrı var sana doğru bir cümle kuruyor ve sen bu cümlede kullandığı bir kelimenin gerçekte ne anlama geldiğini bilmiyorsun? Bu yüzden elinde bulunan o kelimeyle ilgili seçeneklerden birini ”benim mantığıma en uyğun olanını benimserim” diyerek değerlendirme yoluna gidiyorsun!

        Bu durum ne demektir gayet açık! Bahsettiğin tanrı derdini anlatamamış! Farkındaysan kainatı yarattığına inandığın bir tanrıdan bahsediyorsun ama o tanrının söyledikleri çoktan seçmeli! Bende haliyle sana soruyorum, bir tanrının mutlak sonuçları olan sözleri nasıl muallak ya da çok seçenekli olabilir? Bir tanrı nasıl olurda sözlerini birden fazla anlama gelecek şekilde kurgular?

        İnsan dediğmiz şey bilirirz ki tutarlı bir varlık değildir! Eylemleri ya da eylemlere tepkileri kendi çıkarlarına göre farklılık gösterebilir! Ama bir tanrı için tutarsızdır ya da tutarsızca söylemler üretebilir diyebilirmiyiz?

        Öyleyse ortada iki seçenek var!

        Ya tanrı gerçekte tutarlı ve söylediği çok açık, ya da ortada bir tanrı yok ve birileri tanrıymışcasına ama insani bir tutarsızlıkla birilerine hitap ediyor!

        Sana söylediğim şeyleri anlamamakta ısrar ediyorsun! Benim derdim inançla ilgili değil! İnsanların herbirinin kendi kafasına göre dizayn ettiği bir tanrıyı herkesin tanrısı olmaya zorlamasınadır! Kusura bakma eğer sen tanrının hitabında mevcut bir kelimeye kendi insiyatifinle bir anlam tayin ediyorsan tanrıyı kendi kafana göre bilerek ya da bilmeyerek dizayn ediyorsun demektir! Çünkü bir insan yaratıcısının söylediği söz için ”herhalde böyle söylemek istemiştir” deme noktasında bir seçime gidemez ve isteyen ve anlatan bir tanrı isteğinin ve anlattıklarının farklı şekilde algılanabileceği bir kurgulama yapamaz!

        İmanın şartları içinde ne vardır yasir,

        Meleklere inanmak!

        Peki söylermisin inanmanın zorunlu olduğu meleklerin tasvir edildiği bir tanrı cümlesinde nasıl olurda meleği ”cenah-kanat-cephe” kelimelerinden birini kendi insiyatifinle seçerek tasvir edebilirsin?

        Tanrı sana orada meleklere 2-3-4 er kanat verdim diyorsa (mesela) sen meleklerin 2-3-4 er kanadı olduğuna inanmak zorundasın çünkü meleklere yani tanrının sana anlattığı meleklere inanmak imanının şartlarından! Bu durumda eğer sen cenahı olan meleklere inanıyorsan ve aslında tanrı sana cenah değil de kanat diyorsa sen sana şart koşulan şeye inanmış mı olursun? O nedenle kendi inisiyatifinle anlam devşiremezsin çünkü sonucu kesin olan (meleklere inanmak) bir tanrı hükmünün o hükmün öznesi olan melekleri tasfir ettiği tanımlamaları çoktan seçmeli, boşluk doldurmalı, kişisel inisiyatifli olamaz!

      • yasir dedi ki:

        وَكَوَاعِبَ أَتْرَابًا
        Ve kevâıbe etrâbâ.78 / NEBE – 33

        Okuyucu, sen bu ayeti çöz ondan sonra diğerlerini konuşuruz…

        Zamanında biri bu ayeti senin dediğin gibi çevirisini yapmış arkasından gelenlerin hepsi aynı çeviriyi kullanmışlar…Halbuki bu ayette ifade yer almaktadır….

        Sadece nebe 33 çevrilecekse ”göz alıcı standartlık” vurgulanmaktadır…
        Yani cennetteki güzelliklerin kalita standartlarına bir vurğu vardır…Yani sen kaç yaşındasan, eşinde senin yaşında, yiyeceklerin hepsi en kaliteli standartlarda-boyutlarda, giyeceklerin vss gibii…

        Şüphesiz takva sahipleri için bir kurtuluş vardır.—78 / NEBE – 31
        Bahçeler, bağlar,—78 / NEBE – 32
        ve Genç yaşıtlar…—78 / NEBE – 33
        Dolu kadehler!—78 / NEBE – 34
        Orada boş söz ve yalan işitmezler.—78 / NEBE – 35
        Rabbinden bir karşılık olmak üzere yeterli bir bağış(tır bu).—78 / NEBE – 36

        Okuyucu, fazla zorlama nebe 33’ten bir şey çıkaramasın…Nebe 33’te ne sine, ne göğü, nede eş kelimesi geçmez, orada mümin bayan ve erkeklerin hepsine aynı yaşta yaşıt gençlerin varlığı bildirilmekte…Nebe 31 ila 36’ya kadar olan ayetleri bütün alıp okuduğunda daha iyi anlıycağını düşünüyorum…

      • 1okuyucu dedi ki:

        Yasir;

        benim ayeti çözmem söz konusu değil, çünki Arapça bilmiyorum ama Kuranı Türkçeye tercüme edenler, tercümelerde ergen kızlar veya tomurcuk sineli kızlar şeklinde çeviriyor, turunç göğüslü yaşıt kızlar da diyenler var, demek ki Arapça öğrenen herkes ayeti benzer şekilde tercüme etmiş, ayrıca tercüme yapanlar ilk çeviriye itibar edeceklerse kendi adlarına tercüme yapmalarının bir anlamı olur mu? demek ki hepsi ayetten başka anlam çıkmadığı için benzer tercümeler yapmışlar, o nedenle kendini boşuna zorlama,

        “””””orada mümin bayan ve erkeklerin hepsine aynı yaşta yaşıt gençlerin varlığı bildirilmekte…””””

        yukarıdaki cümlede ne demek istediğini anlayamadım?

        sık sık kalite standartlarından bahsediyorsun, İslâm alemine baktığımızda, İslâm alemi kalite çıtasını öyle yükseğe çıkarmış ki? hırsızları bile tanrısal özelliklere sahip, hırlılarının neye sahip olduklarını var sen hesap et, yani öylesine yüksek bir standart ki ahlâk, fazilet, erdem tavan yapmış, başkalarının o standarda ulaşması ise mümkün değil, o nedenle dünya milletleri İslâm alemindeki kaliteye bakarken aşağılık kompleksine kapılıyorlar, bir yandan İslâm alemindeki kaliteyi imrenirken bir yandan da kıskanmaktan geri kalmıyorlar, İslâm alemi gibi olacakları günü dört gözle bekliyorlar?

      • yasir dedi ki:

        Oysa onun gerçek manasını ancak Allah bilir. İlimde derinleşmiş olanlar, “Ona inandık, hepsi Rabbimiz katındandır” derler. (Bu inceliği) ancak akıl sahipleri düşünüp anlar.–3 / ÂLİ İMRÂN – 7

        Toro, ali imran 7’yi iyi okumak gerekiyor…Senin sorularına cevap nitaliğinde diye düşünüyorum…

        Allah kulları bu ayetlerden sorumlu tutmuyor, insanlar Allahın kalite standartları- Allahın ilke ve inkilapları- Allahın emir ve yasaklarından sorumlu ve yükümlüdürler…Her sorduğunda hep söyledim yine söylüyorum, yine sorduğunda yine söyleyebilirim…

        Allah insanlara meleklerin kanatları veya müteşabih anlatımlara böyle inanlar cennete, böyle inanmayanlar şuraya-buraya diye bir ibare yoktur ama adalet-zulüm-hak-hukuk-faiz-zina-iyilik-kötülük gibi açık-emir ve yasakları uyğulanıp uyğulanmadığından sorumlu tutmakta ve bunların karşılığında bazı yaptırımlar uyğulanacağını bildirmektedir…

        Dediğim gibi senin ödevlerin çoğaldı ama çalışmıyorsun…
        Etimolojik olarak çok eksiklerin var…
        Melek kelimesinin etimolojik araştırmasınıda yapman gerekir…
        Misal ”memlük” kelimesi ne anlama gelmekte bu kelime sana anahtar olsun…

        Bakara kelimesini araştırdın mı bilmiyorum…

        Çünkü nonteistlerin çoğu kavram karğaşası yaşadığından kendi yanılğılarında hata üstüne hatalar yapmaktadır…

        Hadi iyi çalışmalar…

      • yasir dedi ki:

        Okuyucu, şu anki islam ülkeleri veya kendini öyle nitelendiren topluluk veya ülkelerin Allahın kalite standartlarını yakalama, Allahın ilke ve inkilaplarına, Allahın emir ve yasaklarına bağlılığı ve uyğulandığı konularında büyük tereddüdlerim var ve hiç şüphen olmasın bu konuda ben senden daha eleştirel bile olabilirim…Çünkü Allah bunu emrediyor doğruya doğru- yanlışa yanlış….

        Nebe 33’te dediğim gibi Arapça bilen birinede göster o ayette ne sine, ne göğüs,nede eş kelimeleri geçmez…O ayette cenette kişiye- kendine yaşıt gençlerin veya standart güzelliklerin varlığından bahsediliyor…Meallerin çoğu zaten arapçaya tam hakim olmayıp eski meallerin yardımı ile yapılan sadeleştirmelerdir yani meal bile değildir…Elmalılı meali yapmıştır ama eski dilden kelimeler çok olduğundan şimdikilerde yeni nesilin anlaması için sadeleştirme niteliğinde mealler yapmaktadır…

      • 1okuyucu dedi ki:

        Yasir;

        ne yani Kuranı tercüme edenler Arapça bilmiyorlar mı? tercüme ettikleri kitabın rastgele bir kitap değilde Kuran olduğunu bilmiyorlar mı? ki hangi cüretle Arapça bilmeden Kuranı tercüme etmeye kalkışsınlar?

        kusura bakma ama Araplar bile ayni tasvirleri yapıyor, zaten diyanetin çevirilerin doğruluğunu teyid ettirmek için Arap Ülkeleriyle iştişarede bulunmaması düşünülemez, çünki diyanetin topluma karşı olan sorumluluğu nedeniyle dini yanlış anlatması düşünülemez, yani kimse kafadan uydurma çeviri yapamaz, yaparlarsa da bu yapanları bağlar,

        senin, ait olduğun İslâm alemini eleştirme hakkın yok, çünki Kuranda herkese göre malzeme var, onlarda kendilerine sunulan seçeneklerin içerisinden tercih yapıyorlar, realite hoşuna gitmiyorsa, o senin sorunun İslâm aleminin değil,

        olagelen her şey sebep sonuç ilişkisine dayanıyorsa sonuçların sebeplerini irdelemek için Kuran sana yeter diyeceğim ama sizin alimleriniz bile kayıtsız şartsız teslim olmuşlarsa senin de kayıtsız şartsız sualsiz teslim olman gerekiyor, yani sorgulama hakkın yok, kısaca söylersek İslâm alemindeki din Kuranın getirdiği dindir, başka bir şey değil,

        kaliteden söz etmişken, muhkem ayetleri (anlaşılır ayetleri) müteşabih ayet (apaçık gönderildiği söylenen kitapta anlaşılmaz ayetlerin ne işi varsa?) olarak göstermeye çalışanlardan söz etmeyi unutmuşum?

      • toro dedi ki:

        Sayın Yasir,

        Ayetlar arası dolaşarak olayı gargaraya getirmeyelim! Birde burada karşılıklı münazara yapıyorsak birbirimize neler yazdığımızı da unutmayalım!

        Bak ben sana Ali imran 7 ile ilgili bir yazıyı,
        15/04/2014 10:44 te zaten yazmıştım! Şimdi tekrar getirip önüme koyuyorsun! Şimdi tekrar okuyup yine unutmaman dileğiyle o yazıyı buraya yeniden kopyalıyorum!
        **************************************************************************************
        ”Sana Kitab’ı indiren O’dur. Onun (Kur’an’ın) bazı âyetleri muhkemdir ki, bunlar Kitab’ın esasıdır. Diğerleri de müteşâbihtir. Kalplerinde eğrilik olanlar, fitne çıkarmak ve onu tevil etmek için ondaki müteşâbih âyetlerin peşine düşerler. Halbuki Onun tevilini ancak Allah bilir. İlimde yüksek pâyeye erişenler ise: Ona inandık; hepsi Rabbimiz tarafındandır, derler. (Bu inceliği) ancak aklıselim sahipleri düşünüp anlar.3 / ÂLİ İMRÂN – 7 ”
        Şimdi ayette sözde tanrı diyor ki;
        ”Kalplerinde eğrilik olanlar, fitne çıkarmak ve onu tevil etmek için ondaki müteşâbih âyetlerin peşine düşerler”
        Peki müteşabih yani manası açık olmayan ayetler olmasaydı peşine düşülecek birşey olurmuydu? Bu ayet kendi içinde çelişkili? Tanrı olduğu iddia edilen hem kurana müteşabih ayetler koyuyor hemde insanların bu müteşabih eyetleri sorgulamasına kızıyor! Birde bunu yapanların problemininde ”kalplerindeki eğrilik” oğluğunu söylüyor!
        İyide bu adamların kalpleri eğri ise bu bir üretim hatasıdır! Peki üretici kim?
        Birde insanlara akliselim olmanın tarifine yapıyor! Hepimiz biliriz ki hiç kimse toplum içinde aptal, eksik ya da anlamıyor görünmek istemez! Dolayısıyla bunları itiraf etmektense akıllı, tamam ve anlıyor gibi görünmeye çalışır! Bu nedenle bir topluluk içinde birisi topluluğa şöyle seslendiğinde;
        ”İlimde yüksek pâyeye erişenler ise: Ona inandık; hepsi Rabbimiz tarafındandır, derler. (Bu inceliği) ancak aklıselim sahipleri düşünüp anlar”
        ayrık otu olup yukarıda saydığım niteliklere sahip görünmektense susacaktır!
        Bu ayette kendine peygamber diyen aklı selim olmayı kendi söylediklerne sorgusuz inanmak olarak tarif etmektedir! Kusura bakma ama dostum, bu ayette müteşabih kelimesi eğer bir tanrı tarafından kullanılmışsa sonuç benim önceki yazımda söylediğim gibidir! Bir kutsal kitapta yazılı sözlerin bir tanrı tarafından söylendiği iddia edildiğinde o tanrının bazen tartışmaya yer vermeyecek kadar açık bazen de tartışılacak kadar anlamı değişken sözler söylediği düşünülemez! Çünkü aynı tanrı aynı zamanda APAÇIK tır demektedir! APAÇIK lığın eş anlamlısı müteşabih değildir ki bazı sözlerin anlamı APAÇIK lık iddiasına karşın APAÇIK olamasın!
        Birde ”Halbuki Onun tevilini ancak Allah bilir” diyerek sorgulamanın kesilip atılması beklenmektedir! Bu siz bunu anlayamazsınız demektir! İyi de bu kitap insanlara anlayacakları ve itaat edecekleri bir çağrı olsun diye indirilmedimi?O halde sadece tanrının anlayabileceği benzetmelerin bize hitap eden bir kitapta ne işi var?
        **************************************************************************************

        Şimdi Ali İmran 7 yi tekrar buraya alalım;

        ”Sana Kitab’ı indiren O’dur. Onun (Kur’an’ın) bazı âyetleri muhkemdir ki, bunlar Kitab’ın esasıdır. Diğerleri de müteşâbihtir. Kalplerinde eğrilik olanlar, fitne çıkarmak ve onu tevil etmek için ondaki müteşâbih âyetlerin peşine düşerler. HALBUKİ ONUN TEVİLİNİ ANCAK ALLAH BİLİR. İlimde yüksek pâyeye erişenler ise: Ona inandık; hepsi Rabbimiz tarafındandır, derler. (Bu inceliği) ancak aklıselim sahipleri düşünüp anlar.3 / ÂLİ İMRÂN – 7 ”

        sonra şunlarıda kopyalayalım;

        ”(Ey Muhammed!) Her ümmetin kendi içinden üzerlerine bir şahit göndereceğimiz, seni de onların üzerine bir şahit olarak getireceğimiz günü düşün. Sana bu kitabı; HER ŞEY İÇİN BİR AÇIKLAMA, doğru yolu gösteren bir rehber, bir rahmet ve müslümanlar için bir müjde olarak indirdik.” Nahl,89

        ”Böylece biz Kur’an’ı APAÇIK âyetler hâlinde indirdik. Şüphesiz Allah, dilediğini doğru yola iletir.” Hacc,16

        Şimdi surelerin iniş sırasına göre kuranın tanrısı önce;

        HER ŞEY İÇİN BİR AÇIKLAMA (Nahl,70 -iniş sırası-70)

        sonra;

        ”HALBUKİ ONUN TEVİLİNİ ANCAK ALLAH BİLİR.” (Ali İmran 7 -iniş sırası 89)

        en sonra;

        ”Böylece biz Kur’an’ı APAÇIK âyetler hâlinde indirdik” (Hacc 16 -iniş sırası 103)

        bu 3 sözün sahibi 3 ayrı tanrımı yoksa hepsi aynı tanrının sözlerimi?

        ”HALBUKİ ONUN TEVİLİNİ ANCAK ALLAH BİLİR.” ise nasıl ”APAÇIK âyetler hâlinde” indirilmiş olabilir?

      • yasir dedi ki:

        Toro, Müteşabih ayetler kapalı ayetler değildir…
        Her zaman ki gibi yine yanlış anlıyorsun….
        Müteşabih, çift manalı veya benzetmeli-teşbihli ayetlerdir….
        Bunlada apaçıktır, lakin bu ayetlerden herkez farklı dersler çıkarabilir….
        Zaten Allah bunları insanlara dersler herkes farklı anlasın ve farklı dersler çıkarsınlar diye böyle göndermiştir…
        Yoksa Allah kuranda müteşabihlere dokunmayın yanırsınız demiyor…
        Sadece onları iman temeli-şirk ve fitne konusu yapmayın, kalbinde eğrilik olanlar bu ayetlerden ders çıkarmak yerine bunlar iman temeli-şirk ve fitne konusuna getirip müslümanlar arasına ayrılık sokmaya çalışırlar denilmekte….Umarım anlamışsındır…

        Ayrıca senin sorularını cevaplarken, benim sana sorduklarımı cevaplamıyorsun…Takıldığın müteşabih kelimelerin etimolojik araştırmalarını yaptın mı?

        Cenah, melek, bakara vss….
        Kendine iyi davran.

      • 1okuyucu dedi ki:

        Yasir;

        “””””Ayrıca senin sorularını cevaplarken, benim sana sorduklarımı cevaplamıyorsun…Takıldığın müteşabih kelimelerin etimolojik araştırmalarını yaptın mı?
        Cenah, melek, bakara vss….””””””

        sende şu, tomurcuk sineli kızlar veya turunç göğüslü yaşıt kızlar cümlelerindeki kelimelerin etimololojik araştırmalarını yapıversen?

        benim pek fazla etimolojik bilgim yok, sadece muhkem ayetleri müteşabih ayet olarak yutturmaya kalkanları anlayacak kadar kısıtlı bir bilgim var, o nedenle ilk ikisi hakkında pek bilgim olmasa da bakaranın makara olduğunu öğrenmiş bulunuyorum?

      • toro dedi ki:

        Sayın Yasir,

        Kusura bakma bu defa konunun etrafında dönmene izin vermeyeceğim! Hala bahsettiğimiz kitabın muhatabı olarak o kitabın ilgili ayetinden ne anladığını anlatabilmiş değilsin! Sen bir inanır olarak anlayamıyor ya da çelişkiyi mantıklı bir çerçevede bertaraf edecek şekilde savunamıyorsan bunun adı ”İLAHİ KOMEDYADIR”

        Tekrar okuman ve bu defa anlaman dileğiyle aynı yazıyı yeniden kopyalıyorum!

        **************************************************************************************
        ”Sana Kitab’ı indiren O’dur. Onun (Kur’an’ın) bazı âyetleri muhkemdir ki, bunlar Kitab’ın esasıdır. Diğerleri de müteşâbihtir. Kalplerinde eğrilik olanlar, fitne çıkarmak ve onu tevil etmek için ondaki müteşâbih âyetlerin peşine düşerler. Halbuki Onun tevilini ancak Allah bilir. İlimde yüksek pâyeye erişenler ise: Ona inandık; hepsi Rabbimiz tarafındandır, derler. (Bu inceliği) ancak aklıselim sahipleri düşünüp anlar.3 / ÂLİ İMRÂN – 7 ”

        Şimdi ayette sözde tanrı diyor ki;

        ”Kalplerinde eğrilik olanlar, fitne çıkarmak ve onu tevil etmek için ondaki müteşâbih âyetlerin peşine düşerler”

        Peki müteşabih yani manası açık olmayan ayetler olmasaydı peşine düşülecek birşey olurmuydu? Bu ayet kendi içinde çelişkili? Tanrı olduğu iddia edilen hem kurana müteşabih ayetler koyuyor hemde insanların bu müteşabih eyetleri sorgulamasına kızıyor! Birde bunu yapanların problemininde ”kalplerindeki eğrilik” oğluğunu söylüyor!
        İyide bu adamların kalpleri eğri ise bu bir üretim hatasıdır! Peki üretici kim?

        Birde insanlara akliselim olmanın tarifine yapıyor! Hepimiz biliriz ki hiç kimse toplum içinde aptal, eksik ya da anlamıyor görünmek istemez! Dolayısıyla bunları itiraf etmektense akıllı, tamam ve anlıyor gibi görünmeye çalışır! Bu nedenle bir topluluk içinde birisi topluluğa şöyle seslendiğinde;

        ”İlimde yüksek pâyeye erişenler ise: Ona inandık; hepsi Rabbimiz tarafındandır, derler. (Bu inceliği) ancak aklıselim sahipleri düşünüp anlar”

        ayrık otu olup yukarıda saydığım niteliklere sahip görünmektense susacaktır!

        Bu ayette kendine peygamber diyen aklı selim olmayı kendi söylediklerne sorgusuz inanmak olarak tarif etmektedir! Kusura bakma ama dostum, bu ayette müteşabih kelimesi eğer bir tanrı tarafından kullanılmışsa sonuç benim önceki yazımda söylediğim gibidir! Bir kutsal kitapta yazılı sözlerin bir tanrı tarafından söylendiği iddia edildiğinde o tanrının bazen tartışmaya yer vermeyecek kadar açık bazen de tartışılacak kadar anlamı değişken sözler söylediği düşünülemez! Çünkü aynı tanrı aynı zamanda APAÇIK tır demektedir! APAÇIK lığın eş anlamlısı müteşabih değildir ki bazı sözlerin anlamı APAÇIK lık iddiasına karşın APAÇIK olamasın!

        Birde ”Halbuki Onun tevilini ancak Allah bilir” diyerek sorgulamanın kesilip atılması beklenmektedir! Bu siz bunu anlayamazsınız demektir! İyi de bu kitap insanlara anlayacakları ve itaat edecekleri bir çağrı olsun diye indirilmedimi?O halde sadece tanrının anlayabileceği benzetmelerin bize hitap eden bir kitapta ne işi var?
        **************************************************************************************

        Şimdi söyle bakalım tanrı mütaşabih ayetlerin peşinden koşulmasından bu kadar rahatsız ise, rahatsızlığı geleceği okuyup müteşabih ayetlerin bir fitne(!) vesilesi olarak kullanılacağını görememesindenmidir? Kusura bakma ama tanrı kendi eyleminin olumsuz sonuçlarından başkalarını sorumlu tutmaktan daha öte bir kudrete sahip olduğunu gösterebilmeli!

      • 1okuyucu dedi ki:

        toro;

        “””””Kusura bakma bu defa konunun etrafında dönmene izin vermeyeceğim! Hala bahsettiğimiz kitabın muhatabı olarak o kitabın ilgili ayetinden ne anladığını anlatabilmiş değilsin! Sen bir inanır olarak anlayamıyor ya da çelişkiyi mantıklı bir çerçevede bertaraf edecek şekilde savunamıyorsan bunun adı ”İLAHİ KOMEDYADIR”
        Tekrar okuman ve bu defa anlaman dileğiyle aynı yazıyı yeniden kopyalıyorum!
        **************************************************************************************
        ”Sana Kitab’ı indiren O’dur. Onun (Kur’an’ın) bazı âyetleri muhkemdir ki, bunlar Kitab’ın esasıdır. Diğerleri de müteşâbihtir. Kalplerinde eğrilik olanlar, fitne çıkarmak ve onu tevil etmek için ondaki müteşâbih âyetlerin peşine düşerler. Halbuki Onun tevilini ancak Allah bilir. İlimde yüksek pâyeye erişenler ise: Ona inandık; hepsi Rabbimiz tarafındandır, derler. (Bu inceliği) ancak aklıselim sahipleri düşünüp anlar.3 / ÂLİ İMRÂN – 7 ”
        Şimdi ayette sözde tanrı diyor ki;
        ”Kalplerinde eğrilik olanlar, fitne çıkarmak ve onu tevil etmek için ondaki müteşâbih âyetlerin peşine düşerler”
        Peki müteşabih yani manası açık olmayan ayetler olmasaydı peşine düşülecek birşey olurmuydu? Bu ayet kendi içinde çelişkili? Tanrı olduğu iddia edilen hem kurana müteşabih ayetler koyuyor hemde insanların bu müteşabih eyetleri sorgulamasına kızıyor! Birde bunu yapanların problemininde ”kalplerindeki eğrilik” oğluğunu söylüyor!
        İyide bu adamların kalpleri eğri ise bu bir üretim hatasıdır! Peki üretici kim?
        Birde insanlara akliselim olmanın tarifine yapıyor! Hepimiz biliriz ki hiç kimse toplum içinde aptal, eksik ya da anlamıyor görünmek istemez! Dolayısıyla bunları itiraf etmektense akıllı, tamam ve anlıyor gibi görünmeye çalışır! Bu nedenle bir topluluk içinde birisi topluluğa şöyle seslendiğinde;
        ”İlimde yüksek pâyeye erişenler ise: Ona inandık; hepsi Rabbimiz tarafındandır, derler. (Bu inceliği) ancak aklıselim sahipleri düşünüp anlar”
        ayrık otu olup yukarıda saydığım niteliklere sahip görünmektense susacaktır!
        Bu ayette kendine peygamber diyen aklı selim olmayı kendi söylediklerne sorgusuz inanmak olarak tarif etmektedir! Kusura bakma ama dostum, bu ayette müteşabih kelimesi eğer bir tanrı tarafından kullanılmışsa sonuç benim önceki yazımda söylediğim gibidir! Bir kutsal kitapta yazılı sözlerin bir tanrı tarafından söylendiği iddia edildiğinde o tanrının bazen tartışmaya yer vermeyecek kadar açık bazen de tartışılacak kadar anlamı değişken sözler söylediği düşünülemez! Çünkü aynı tanrı aynı zamanda APAÇIK tır demektedir! APAÇIK lığın eş anlamlısı müteşabih değildir ki bazı sözlerin anlamı APAÇIK lık iddiasına karşın APAÇIK olamasın!
        Birde ”Halbuki Onun tevilini ancak Allah bilir” diyerek sorgulamanın kesilip atılması beklenmektedir! Bu siz bunu anlayamazsınız demektir! İyi de bu kitap insanlara anlayacakları ve itaat edecekleri bir çağrı olsun diye indirilmedimi?O halde sadece tanrının anlayabileceği benzetmelerin bize hitap eden bir kitapta ne işi var?
        **************************************************************************************
        Şimdi söyle bakalım tanrı mütaşabih ayetlerin peşinden koşulmasından bu kadar rahatsız ise, rahatsızlığı geleceği okuyup müteşabih ayetlerin bir fitne(!) vesilesi olarak kullanılacağını görememesindenmidir? Kusura bakma ama tanrı kendi eyleminin olumsuz sonuçlarından başkalarını sorumlu tutmaktan daha öte bir kudrete sahip olduğunu gösterebilmeli!”””””

        başka söze gerek yok, çünki Kuranın tanrısının ne olduğu! bundan daha iyi anlatılamazdı.

      • yasir dedi ki:

        nebe 33, ayetinin abartılıda olsa kelime karşılıklarını veriyorum…

        1. ve kevâıbe : ve genç, göz alıcı, şahane endamlı
        2. etrâben : aynı yaşta, yaşıt

        Bu ayette ne eş, ne sine, ne göğüs vs gibi kelimeler geçmez, hatta dişil ve erilde değildirler yani iki cinsede hitap edetmektedir…

        Ayetin kısaca meali Cennetteki herşeyin kalite standartlarının uyumluluğudur…Sen bundan eş anlarsan eştir, başkası meyve-yiyecek anlarsa onlardır, başkası giyecek-binecek anlarsa onlardır yani aklına ne gelirse insanlarda dahil hepsi kalite standartlarını geçmiş düzende-ahenkte olacağı vurğulanmaktadır…
        Yani cennette kalitesiz insanda olmayacaktır, zinakar-faizci-tefeci-zulümkar-katil-vs insanlarda olmayacaktır, yiyecek-giyecek-binek ve bunlarında kalitesizleri olmayacaktır, ayette yapılan vurğu budur….

        Ama sen anlamıyorsan veya anlayıp saptırma yoluna gidiyorsan benim veya başkasının sana yapacak bir şeyi yok…Ancak kendini kandırıp doğruyu eğri gösterdiğinden kendinde olduğunu idda ettiğin standartların dışına çıkmış olursun ki buda kendinle çelilştiğinin açık ıspatıdır…

        Bence her şeyi hazır bekleme biraz araştır…

      • 1okuyucu dedi ki:

        Yasir;

        araştırdım, tanrının ödüllerinin muhteşem olması gerektiği sonucuna vardım,

        Cennette kaliteli insanlar olacağı için cennetteki ödüllerinde kaliteli olacağı muhakkak, herhalde Kuranın tanrısının vereceği ödüllerin alelade olması düşünülemez,

        mutlaka umduğunuzun çok çok üstünde hayal bile edemeyeceğiniz, gördüğünüzde gözlerinize inanamayacağınız muhteşem ödüller olacağı aşikardır, kalite kıyaslamasında ise dünyadaki en iyi armudun cennetteki en iyi armudun yanında esamesinin bile okunamayacağı türden bir kalite farkı olacağı aşikardır???

        tek yapmanız gereken cenneti hak etmek için çaba göstermeniz, bunun içinde tanrınıza şirin görünmeye çalışmanızdır, yani köprüyü geçinceye kadar ayıya dayı demeniz gerekiyor.

      • yasir dedi ki:

        Torocum, farkındamısın bilmiyorum lakin bana isnat ettiğin girdabın içindesin ama ısrarla bunları bana yüklüyorsun…

        Yapma toro, Kurandaki müteşabihler anlaşılmaz değil veya insanlar anlamasın diyede değildir…Kurandaki müteşabihler farklı alğılanması için varlardır…Ama muhkemler 10 bin yıl öncede aynıdır şimdide, 10 bin yıl sonrada, misal adelet-zulüm-faiz-zina-can alma vsvsvsvs bunlar her toplum, her dönemde aynıdır değişmez, bilmem anlatabiliyormuyum…

        Bu son mesajların ile sabit ve tek görüşlü, değişime açık olmadığında anlaşılmaktadır…

        Bunu kaç kere söyledim yine söylüyorum, Allahın Kuranda bizlere açıkladığı, en azından benim anladığım, Allah bir insanın akıllı-kurnaz-zenğin-güçlü olmasından çok-çok önce istediği Ahlaklı-dürüst-sayğılı-erdemli-zararsız-yardımsever-barışçıl-sınırları olan-kişiye huzur veren bir insan profili oluşturmaktır…

        Bunu oluşturmadıktan sonra, akıllı veya akılsız-bilğili veya bilğisiz-güçlü veya güçsüz bir insan ahlaksız-sahtekar-sınırsız-zararcı-kişiyi-toplumu huzursuz eden bir profilden herkeze zara gelir…Güçlüyse güçüyle ezer-asar-keser, güçsüz ise güçü elde etmek için her türlü işe başvurur…

        Ben sana bunu anlatamadımya hala buna yanıyorum…

        Ben aslında benden istenen gibi savunmaya çalıştım, şu an konuyu çıkmaza sokan sensin fakat farkında bile değilsin, kendinin yaptığını bana isnat etmen ve konuları karıştırmandan ve sana yöneltilenlere cevapsız kalman ve görüşünü sabitlemenden dolayı kendi yaptığımın doğru oladuğunu anlamaktayım.

      • yasir dedi ki:

        Okuyucu, saldırmak veya saptırmaktansa almış olduğun ironik pozisyondan dolayı seni tebrik etmeliyim…

        Nebe 33’ü yanlış alğılaman veya bilmeden-araştırmadan peşine düşmenden dolayıda kula-göz-kalp bunların sorumlu tutulacağınıda anlamış olduğunu düşünmekteyim, lakin nebe 33’ü bu şekilde inanmadan veya inandırılmadan önce ayeti tam araştırıp, ilmedip-akletmiş olsaydın körü-körüne bu inacın veya inandırılmanın peşine düşmemiş olacaktın…

        Hakkında kesin bilgi sahibi olmadığın şeyin peşine düşme. Çünkü kulak, göz ve kalp, bunların hepsi ondan sorumludur. 17 / İSRÂ – 36

        Nebe 33’ü araştırman sonucunda veya ironide yapsanda o ayette ne eş- ne sine- ne göğüs- ne eril- dişil bir ifade kelime geçmemektedir…
        Nebe 33’ü yanlış anladığın ve inandırıldığın gibi Allah-kuran ve islam hakkındada bilmeden-ilmetmeden ve akıl etmeden yanlış bildiğin bir çok doğruları reddedip muhalefet olmaktasın veya olmaktasınız.

        Cennet ve cennet nimetleri sadece ahirette değildir, sanada tavsiyem ”cenet” kelimesinin etimolojik araştırmasını yap bu terim hem dünya hem ahiret için kullanılmaktadır…Cennet veya cennet nimetleri bir ödül değil bir sonuçtur…Lakin kalitesi bozuk olan ve Allahın kalite standartlarının altında olanlar için bir ödül veya ödül olarak alğılanabilir…Bir kişi bastıramadığı sapkın duyğu ve düşüncelerini belki bu yönden ötürü bastırması hem inanlar hemde inanmayanlar için huzur verici bir ortam yaratmasınada vesile sayılabilir, o kişinin samimi ve samimi olmaması Allah ile onun arasındadır…Bunu söylede düşünebilirsin, denetlemeye gelmeden önce denetleme olacağını haber verip kişi veya kurumun pozisyonun düzeltmesi veya hazırlanması gibi alğılamalısın…Yani uyarı mahiyetinde, bu uyarıya rağmen hazırlanmassan veya kurallara uymassan sana gelecek cezayı hakketmiş olman kaçınılmazdır ve bu durumlarda cezalandırmakta adelettir temelidir…İçinden gelen, nefsini dizğinleyemeyenlerin sırf Allah için veya cennet nimetleri için köprüyü geçesiye kadar ayıya dayı demeleri yani zulüm yapmamalrı-zina yapmamaları-faizden uzak durmaları-haksız yere can almamaları- ölçüde tartıda adeletli olmaları-ihtiyaç sahiplerine yardım etmeleri- vsvsvs daha bir çok yapılması gerekeni yapıp, yapılmaması gerekenden uzak durmaları sence iyi mi? kötü mü?
        İçinden kötülük gelmeyip Allaha uyan ile içinden kötülük gelip sırf Allah için bu kötülükleri bastıran arasında bir kıyaslama yapsak belkide içiden kötülük gelipte bunları sırf Allah için bastıran belkide daha üstün konumdadır, ne bilebiliriz ki değil mi? okuyucu.

        İnsanların duyğu ve düşüncelerini, yani nefsini-şeytanını bastırmanın-dizğinlemenin kolay olduğunu mu sanıyorsun.

      • 1okuyucu dedi ki:

        Yasir;

        “”””İçinden kötülük gelmeyip Allaha uyan ile içinden kötülük gelip sırf Allah için bu kötülükleri bastıran arasında bir kıyaslama yapsak belkide içiden kötülük gelipte bunları sırf Allah için bastıran belkide daha üstün konumdadır, ne bilebiliriz ki değil mi? okuyucu.””””

        (31-34) Şüphesiz Allah’a karşı gelmekten sakınanlara bir kurtuluş, bahçeler, üzümler, kendileriyle bir yaşta, göğüsleri çıkmış genç kızlar ve dolu dolu kadehler vardır.

        yukarıda diyanete ait tercümeyi Kuranmeali sitesinden kopyaladım, siteye gir bak bakalım diğer tercüme edenler ne diyor, gördüğün gibi benim kafamdan uydurduğum bir şey yok, kızacaksan tercüme edenlere kız, bana değil,

        hem sen niye gocunuyorsun? söz konusu ayet ahlâk anlayışına mı ters geliyor? yazdığı anayasaya 9 yaşındaki kızlarla evlenebileceği maddesini koydurmaya çalışan Arabın gocunmadığı yerde sen niye gocunuyorsun? Kuranın tanrısının ne vaat edeceği kimi ilgilendirir? ne isterse onu vaat eder, elini tutan mı var? hesap soran mı var? karışacak olan mı var?

        dinlere inanmayanlar içerisinde erdemli olanların samimiyetine inanırım, çünki onlar hiç bir ödül beklemeden kendi vicdanlarının sesini dinleyerek erdemli olmayı seçmişlerdir ama Müslümanlar içinde erdemli olanların samimiyetine inanmam, çünki vaat edilen ödül ortada durdukça ister kendi rızalarıyla ister bastırdıkları duyguları nedeniyle erdemli görünmeye çalışmaları samimiyet yönünden her zaman sorgulanmaya muhtaç olur?

        cennet kelimesini araştırmaya gerek yok, söz konusu ayet öteki dünyadaki cennetten bahsediyor.

      • toro dedi ki:

        Sayın Yasir,

        Kendimi bir kamera şakasının ortasındaymış gibi hissediyorum ama ortada kamera yok. Ortadaki şeyin adı gerçeklik! Seninle münazaramızın her aşamasında aslında senin ”sabit ve tek görüşlü, değişime açık olmadığında ” iyiden iyiye inanmaya başlıyorum. İşin garibi halin bu iken bana benim senin gözlerinle görebilmem için ”sabit ve tek görüşlü değil de değişime açık” olmamı öğütlüyorsun! Sonrasında senin gibi gördüğümde ne olacağım ”sabit ve tek görüşlü ve değişime açık olmayan” birimi?

        İnanılmaz bir şekilde destan yazıyorsun! Sanki içinde bulunduğun din kendisi hakkında sana ”sabit ve tek görüşlü değilde değişime açık olman” konusunda fırsat veriyormuş gibi! Kendini ben, beni de sen zannetmen çok hoş! Ama acilen silkinmelisin çünkü ben benim, sende sen!

        Israrla ayeti tekrar tekrar kopyalatıyorsun bana!

        ”Sana Kitab’ı indiren O’dur. Onun (Kur’an’ın) bazı âyetleri muhkemdir ki, bunlar Kitab’ın esasıdır. Diğerleri de müteşâbihtir. Kalplerinde eğrilik olanlar, fitne çıkarmak ve onu tevil etmek için ondaki müteşâbih âyetlerin peşine düşerler. Halbuki Onun tevilini ancak Allah bilir. İlimde yüksek pâyeye erişenler ise: Ona inandık; hepsi Rabbimiz tarafındandır, derler. (Bu inceliği) ancak aklıselim sahipleri düşünüp anlar.3 / ÂLİ İMRÂN – 7 ”

        Kuranın tanrısı ne diyor insanlara;

        ”Halbuki Onun tevilini ancak Allah bilir”

        Peki kuranın tanrısına RAĞMEN sen ne diyorsun;

        ”Kurandaki müteşabihler ANLAŞILMAZ DEĞİL veya insanlar anlamasın diyede değildir”

        Peki ben bu durumda tanrısının sözlerini ve niyetini tanrısından daha iyi bildiğini iddia eden biriyle nasıl münazara yapabilirim?

        Sonra sözünü ilginç bir şekilde şöyle devam ettiriyorsun;

        ”Kurandaki müteşabihler farklı alğılanması için varlardır”

        Kim söylüyor bunu sana? Kuranın tanrısı sana ”tevilini ancak ben bilirim” dediği halde ona değilde kime inanıp sadece tanrının yorumlayabileceği mütaşabih ayetleri yorumlayabileceğini ya da anlayabileceğini düşünebiliyorsun?

        İşte temel problem bu! Eğer kuranın tanrısı diye adlandırdığımız tanrı gerçekten var olsa idi senin onun kendi içindeki tutarsızlıklarını savunmaya çalışırken bir çıkmazın içine düşmene izin vermezdi!

        Daha önce söylediğim bir şeyi yineleyerek yazımı sonlandıracağım!

        Şimdi söyle bakalım tanrı mütaşabih ayetlerin peşinden koşulmasından bu kadar rahatsız ise, rahatsızlığı geleceği okuyup müteşabih ayetlerin bir fitne(!) vesilesi olarak kullanılacağını görememesindenmidir? Kusura bakma ama tanrı kendi eyleminin olumsuz sonuçlarından başkalarını sorumlu tutmaktan daha öte bir kudrete sahip olduğunu gösterebilmeli!

  49. KUANTUM-AGNOSTİK dedi ki:

    UZUN UZUN YORUM YAZANLARA HAKA DANSI GÖNDERİYORUM…. BÜTÜN DİNLEREDE AYNI DANSI GÖNDERİYORUM :d
    http://www.zaplat.com/video/dans_videolari/197805/Haka_Dansina_Sende_Katil

    • rammsteinn dedi ki:

      sayın yasir
      elinizde tanrıdan gelme bir fihrist felan mı var? hangi ayet mecaz,hangi ayet mecaz değil oraya bakarak mı karar veriyorsunuz?
      allah affedicidir > mecaz değil
      yalan söylemeyin,zina yapmayın > mecaz değil
      yıldızların kandillere benzetilmesi > mecaz
      huriler > mecaz
      meleklerin kanatları > mecaz
      yüzlerce örnek çıkar.
      dağa taşa yemin eden tanrınızın gönderdiği kitabın yarısı mecaz anlamlarla,fantastik hikayelerle dolu. geri kalan kısmında hırsızlık yapmayın,zina etmeyin gibi her dinde olan emirler var.
      savunmalarınızın iki temel direği mecaz anlam ve yanlış çeviri.

      Hamd, gökleri ve yeri yaratan, melekleri ikişer, üçer, dörder kanatlı elçiler yapan Allah’a mahsustur. O, yaratmada dilediğini artırır. Şüphesiz Allah’ın gücü her şeye hakkıyla yeter.35 / FÂTIR – 1

      senin yerinde olsam kanat sayılarını,ışık hızına benzetirdim. dört kanatlı olan melekler ışıktan 4 kat hızlı hareket eder. üç kanatlılarda üç kat hızlı. nasıl olsa kimse kanıtlayamaz. üstüne birde bundan mucizevi anlam çıkarırsınız. “1400 yıl önce ışık hızı nasıl bilinebilirdi?” gibisinden süslü bir kaç cümle de kattınız mı hem dindar arkadaşlardan alkış alırsınız hemde tanrıdan bir kaç huri daha kazanmış olursunuz. şu iri ve siyah gözlü olanlardan.

      ayrıca yarılan denizde firavunun ölme hikayesi.
      mısır kayıtlarında böyle bir olay yok. her firavunun hikayesi mısır kaynaklarında bulunur. ayrıca hiç bir firavun fiziksel olarak ne savaşa girer ne de düşmanının peşinde koşar.
      secdedeymiş gibi gözüken bir çürümüş insan bedenini kanıt olarak sunarak sadece kendinizi kandırıyorsunuz.
      mısırın hiçbir kaynağında ne denzin yarılması gibi bir olay,ne de firavunun orda ölme hadisesi vardır.
      her din yanılmaya devam ediyor.
      hristiyanlar nuh tufanının m.ö 2300 lü yıllarda olduğunu öngördü. mısır kayıtları büyük bir selden bahseder ama hristiyanların verdiği tarihten binlerce sene önceye tarih verir.
      geçenlerde isanın da evli olduğunun kanıtı çıktı.
      ama dikkat edilmesi gereken nokta,islam bu tarz bilimsel kanıtlara müsamaha göstermiyor. sıfır tolerans. bir bilimadamı muhammed aleyhinde ortaya bir kanıt atsa, ne ailesi kalır ne kendisi ne de ülkesi.

      • kadir dedi ki:

        sayın ramsteinn…

        kuranda semud kavmi ile ilgili bir ayette.. hz.salih onları hidayete davet ettiğinde onların cevabı ayette şu şekildir..
        “sen bize ne söylersen söyle, sana ne indirildiyse indirilsin biz seni tanımıyoruz.. seni reddediyoruz”

        bu ayette semud kavmi insanın fıtratında olan hidayete girme duygularının üstünü örtmüşlerdir.. hissi duygularını tamamen körleştirmişlerdir.. bu ayetten anlaşılıyorki akıllarını kullanarak analiz etme kabiliyetlerini hiçbir zaman devreye sokmamışlardır.. sadece inkara saptanmış duygularının esiri olmuşlardır..

        sizin durumunuzda aynen bunun gibidir.. kalbine mühür vurma konusunda çok güzel bir örneksiniz.. ha bu arada ateist siteler sizi çok fena kandırmış.. umarım birgün bu hatanızın farkına varırsınız..

  50. Gencer dedi ki:

    Günümüzde dini siyasete ticarete alet edenlere herkes ateş püskürüyor.1400 yıl önce Din üzerinden siyaset ve ticaret ve bu uğurda kan dökmüş olanlara tapıyorlar.Çok İronik değil mi?

  51. 1okuyucu dedi ki:

    arkadaşlar;

    lütfen mesajlarınızı büyük harflerle yazmayın, büyük harflerle mesaj yazmak “hakaret” anlamına geliyor, belki bilmiyor olabilirsiniz diye bu uyarıyı yaptım,

    hepinize saygılarımla.

  52. yasir dedi ki:

    Okuyucu, bence sende ve diyanette kendilerinizi resetleyip-kendinizi bir gözden geçirmelisiniz…
    Ben değil sizler yani diyanette dahil kendinize üzülmelisiniz…
    Hiç bir şeye inanmayan okuyucu diyanet mealine inanmakta, çelişki yumağında bunu farkedememen çok doğal…
    Nebe 33 ayeti senin ve diyanetin yazdığı gibide olsa gocunmazdım, neden gocunayım kiii….
    Allah gerçekleri söylemekten çekinmez, cennet ve cennette kişiye yaşıt ve göz alıcı eşlerin olmasıda çok doğaldır ve bu dünyadada bu tarz eşler kim istemez ki…Helalinden, hayırlı-temiz-güzel-ahlaklı bir eşi bu dünyadada ahirettede isteriz, bunda ne gibi bir yanlışlık ve gocunmalık olabilir…Ama sizler bu gibi şeylerin kuranda olmasını sapıklık görüorsunuz, sanki sizler kendinizi her türlü evliliğe ve cinsel ilişkiye kapamış rahiplersiniz…

    Erdem doğuştan gelen bir özellik değil sonradan kazanılan bir özelliktir…Çok eğitimli, asil bir soydan gelen kişide erdemsiz-saldırgan-sızırsız olabilir, veya eğitimsiz-taşralı bir kişi çok erdemli-sayğılı-dürüst vs gibi özellikleri üzerinde taşıyabilir…

    Okuyucu, bazı husuların gerçekliğini anladığında şimdide pozisyonunu saldırı moduna almış gibi görüyorum, yanılıyorsam düzelt…Ama kendi gocunmanı, ”kişi kendinden bilir işi” misali benim gocunduğumu söyleyip olayı sapyırıyorsun..Daha önceki yazılarıma bakabilirsin, nebe 33’ü ve hurileri kimler sorun yapmış…Sizn gocunmalarınızı ve rahatsız olduğunuz konuları bir silah olarak kullanıp saldırmaktasınız bizlerde, sizlere izahlarını yapmaktayız…Umarım yapabilmişiktir…
    Unutmaki karşı tarafa ve değerlerine saldırı-hakaret, ançak çaresizliğin bir gösterğesidir.

    Vahfıd lehumâ cenâhaz zulli miner rahmeti ve kul rabbirhamhumâ kemâ rabbeyânî sagîrâ(sagîren).17 / İSRÂ – 24
    Onlara merhamet ederek tevazu kanadını indir ve de ki: “Rabbim! Tıpkı beni küçükken koruyup yetiştirdikleri gibi sen de onlara acı.”17 / İSRÂ – 24

    İsra 24’te geçen ”cenahaz” kelimesi ile Fatır 1’de meleklerin ”cenah”ı aynı kelime ve manalarıda aynıdır…
    Yani isra 24’te ”””Onlara merhamet ederek tevazu kanadını indir ve de ki”” demektedir…Merhamet ve tevazu sahibi olmak, kanat-taraf-cenah sahibi olmakla eş tutulmaktadır…

    Yani yenilğiyi kabullenmek bir erdemdir, erdem sahibi olmakta bir kanat sahibi olmakla eş değerdir…

    • yasir dedi ki:

      ””’Yani yenilğiyi kabullenmek bir erdemdir, erdem sahibi olmakta bir kanat sahibi olmakla eş değerdir…””’

      Yukarıda yenilği diyerek hata yapmış, kusuruma bakmayın…
      Doğruyu kabulenmek demeliydim, en azından benim düşüncem bu yönde…
      Doğruyu kabullenmek bir erdemdir…
      Ben burada kimseyi yenmek için yazmıyorum, böyle bastırılmış duyğularımın olmadığını düşünüyorum…

    • 1okuyucu dedi ki:

      Yasir;

      beni diyanetle ayni kefeye koymana bir anlam veremedim, diyanetin çevirisini yanlış buluyorsan, bunu diyanete bildirir düzeltmelerini istersin, hatta aramışken bir de fırça atarsın, niye yanlış çeviri yapıp ta bu Ülkedeki Müslümanları kandırmaya kalkışıyorsunuz gibisinden okkalı bir fırça?

      diyanetin hali üzülecek bir hal ise ona siz üzülün ben değil, çünkü koskoca bir Türk milletinin kaderiyle oynuyorlar, utanmadan yanlış çeviri yapıp bazı egolara hitap ediyorlar???

      benim yaptığım ise aynen tüm MÜSLÜMANLARIN yaptığı gibi, Kuranla ilgili ayetlerin tercümesini bulabileceğim en güvenilir kaynak diyanet çevirisi olacağına inandığım için bahsetmem gerektiğinde diyanet çevirisine itibar etmiş olmam,

      hatta diyanet çevirilerinde de bazı şüphelerim var, İslâm ülkelerinin İslâmı yaşayış şekillerine baktığımda Türklerin İslâmı yaşayışı Araplara göre biraz daha iyi gibi, sanki diyanet, Kuranın orijinalinden yaptığı çevirilerinde bazı anlamları yumuşatacak kelimeler kullanmış gibi, yani Kuranın orijinali, diyanet çevirinden daha beter olabilir gibime geliyor, Arapça bilmediğim için iki toplumun İslâmı yaşayış şekillerine bakarak böyle bir öngörüde bulunuyorum.

      ben saldırı modunda filan değilim sen fazla alıngansın, Kuranın tanrısının vereceği ödülleri sorgulamak kimin haddine, istese cennette öyle ödüller verir ki insanlar hayallerinde bile tasavvur edemedikleri ödülleri görünce şaşkınlıklarından küçük dillerini yutarlar, yani tanrının bir farkı olması gerekir öyle değil mi?

      dilerim Kuranın tanrısı cennetteki beklentilerinin 100 kat daha güzelini versin sana,

      melekler kanatlı olsa ne olur? kanatsız olsa ne olur? cenahlı olsa ne olur? cenahsız olsa ne olur? neli olursa olsun sonuçta melek sıfatına bir halel mi gelecek? varlığına inan gerisine karışma,

      benim Kuranın tanrısının merhametine ihtiyacım yok, inanmadığım tanrıdan bir beklentim olabilir mi? ama size göre beni cehenneme koyacaksa, olsun onunda egosunu tatmin etmeye ihtiyacı var,

      yenilgiyi kabul etmek erdemdir de bunun şartı nedir, diyanet çevirisini reddetmek mi? sen söyle kime itibar edeyim, var mı bildiğin bir alim?

      • yasir dedi ki:

        Şu an dünyada türkler, araplar,afganlar,farslar vsvs bir çok kavim, islam olmuş kavimler, Allah-Kuran islamından çok kendi örf-anane-törelerine giydirilmiş bir İslam anlayışı yaşamaktadırlar, bu yüzdendirki Allahın istediği tek millet yani milleti ibrahim olabilme ihtimeli çok düşüktür…Türkiyede çeviriler ister doğru ister yanlış olsun zaten toplumu etkilemez, çünkü kuranı anlayarak okuyanlar nüfus oranının sadece milyonda biridir…

      • 1okuyucu dedi ki:

        Yasir;

        Kuranı okuyanlar niye anlayarak okumaya çalışsınlar ki, alimlerinin bile sorgulamadan teslim oldukları bir kitabın nesini anlamaya çalışacaksın, anlamana gerek yok, teslim ol gitsin.

  53. yasir dedi ki:

    ””Şimdi söyle bakalım tanrı mütaşabih ayetlerin peşinden koşulmasından bu kadar rahatsız ise, rahatsızlığı geleceği okuyup müteşabih ayetlerin bir fitne””

    Toro, Allah müteşabih ayetlerin konuşulmasına veya peşine düşülmesinden rahatsız olduğunu sanmıyorum, senin söylediğin gibi bir şey varsa kurandan ayeti bana sunmalısın…Kuranda yazan, kalplerinde inançsızlık olanların bu ayetlerin tevillerini yanlış anladıklarından insanlarıda bu ayetler üzerinden inançsızlığa sevketmeleridir…

    in huve illâ zikrun lil âlemîn–12 / YÛSUF – 104
    O (Kur’an) âlemler içinde ancak bir öğüttür.–12 / YÛSUF – 104

    Alemler için öğüt olan bir kitapta konuşulmıyacak veya dokunulmuyacak ayetler neden konulsun, bu Allahın sünnetine ters…

    Hiç şüphe yok ki Allah, iman edenleri doğru yola iletir.22 / HACC – 54

    Torocum bazı şeyleri anlayabilmen için önce inanman gerekir, inanmadan bazı şeyleri göremessin-anlayamassın, Allah kimseye zulmetmez kişi kendine zulmeder ve kişi kendi kalbini-kulağını-gözünü mühürler inanmadığın sürecede Allah onları kaldırmaz…

    Şüphesiz Allah, zalimler toplumunu doğruya iletmez.28 / KASAS – 50
    Allah’ın ayetlerine inanmayanları Allah, doğru yola sevketmez; onlara elemli bir azap var.Nahl / 104

    Sen inamıyorsan Allahın sana başka yapaçak bir şeyi yok, ilahi düzenin harekete geçmesini istiyorsan inanmakla veya gayret etmekle başlamalısın…Kuranı yavaş yavaş anlamaya çalışa çalışa okumalısın…

    Eğer Allah, yaptıkları yüzünden insanları (hemen) cezalandırsaydı, yeryüzünde hiçbir canlı yaratık bırakmazdı. Fakat Allah, onları belirtilmiş bir süreye kadar erteliyor. Vakitleri gelince (gerekeni yapar). Kuşkusuz Allah, kullarını görmektedir.35 / FÂTIR – 45

    “Şayet Allah zulümleri yüzünden insanları cezalandıracak olsaydı dünyada tek canlı bile bırakmazdı. Fakat onları takdir ettiği bir vâdeye kadar bekletir. Vâdeleri gelince ne bir an öne alabilir, ne bir an geriye bırakabilirler.” (Nahl, 16/61)

    Toro, sana ve herkese verilmiş bir süre var, aynı zamanda hür bir irade işte senin burada Allaha mühalefet etmende onun izninledir seni hemen cezalandıracak olsaydı burda muhalefet edemezdin…Ya Allahın halifi olunur yada muhalifi, Allahın tuzağıda olur, fitneside…Bunların hepsi bir aşamadır zayıf halkalar koparlar sağlamlar zaten bu aşamalardan etkilenmezler,çünkü okadar sağlamdırlar ki hatta bu tuzak ve fitneleri farketmezler bile onlar geçerlerken…Bu aşamaları fabrikalarda elekleden geçirilen meyve taneleri gibi düşünmelisin, çürükler veya standartın altındakiler otamatikman düşerler sağlam ve standartın üstündekilerde otamatikman elemelerden geçerler…

    Yoksa Allah içinizden cihad edenleri belli etmeden, sabredenleri ortaya çıkarmadan cennete gireceğinizi mi sandınız?–3 / ÂLİ İMRÂN – 142

    Yoksa siz, sizden öncekilerin başına gelenler, sizin de başınıza gelmeden cennete gireceğinizi mi sandınız–2 / BAKARA – 214

    Şimdi Allaha-Kurana inamayıp eski litaratüre-hadis ve nakillere inan dostlarımız toro ve okuyucu sizler bu şekilde inanmaya devam ettikce sadece hadis ve nakilcilerin tam negatif-pozitifi olarak nonteislerin rivayet ve nakilci inananları olarak kalmaya devam edeceksiniz…Yani kuranı kendilerine öncü değilde şehlerinin yazdığı kitapları öncü yapan müslümanlar ile sizin aranızda pek fark yok, sadece siyah-beyaz kadar terssizniz, tek farkınız bu…

    • toro dedi ki:

      Sayın Yasir,
      Kendinle aynı yazıda çelişiyorsun;

      ”Toro, Allah müteşabih ayetlerin konuşulmasına veya peşine düşülmesinden rahatsız olduğunu sanmıyorum”

      Biz hangi ayet üzerinden tartışıyoruz yasir? Üzerinden münazara yaptığımız ayette kuranın tanrısı müteşabih ayetler üzerinden sorgulama yapanların ”kalplerinin eğri” olduğunu bir memnuniyet ifadesi olarak mı söylüyor? Bu ayeti artık unutmam gerektiğini düşündüğün içinmi benden başka bir ayet bulmamı istiyorsun?

      ”Alemler için öğüt olan bir kitapta konuşulmıyacak veya dokunulmuyacak ayetler neden konulsun, bu Allahın sünnetine ters…”

      diyorsun! Hakikaten mantıklı bir yaklaşım tarzı! Ama sen şuan mantığınla tanrının mantığını sorgulamaya başladın çünkü yine ayeti unutuverdin!

      ”Sana Kitab’ı indiren O’dur. Onun (Kur’an’ın) bazı âyetleri muhkemdir ki, bunlar Kitab’ın esasıdır. Diğerleri de müteşâbihtir. Kalplerinde eğrilik olanlar, fitne çıkarmak ve onu tevil etmek için ondaki müteşâbih âyetlerin peşine düşerler. Halbuki Onun tevilini ancak Allah bilir. İlimde yüksek pâyeye erişenler ise: Ona inandık; hepsi Rabbimiz tarafındandır, derler. (Bu inceliği) ancak aklıselim sahipleri düşünüp anlar.3 / ÂLİ İMRÂN – 7 ”

      Bak şöyle yapalım kuranın tanrısının yorumunu önce seninkini sonra yazalım, bakalım ne oluyor!

      ”Diğerleri de müteşâbihtir. Kalplerinde eğrilik olanlar, fitne çıkarmak ve onu tevil etmek için ondaki müteşâbih âyetlerin peşine düşerler. Halbuki Onun tevilini ancak Allah bilir.” Ali İmran,7

      ”Alemler için öğüt olan bir kitapta konuşulmıyacak veya dokunulmuyacak ayetler neden konulsun, bu Allahın sünnetine ters…” Yasir, bilmem kaç🙂

      Tevilini sadece tanrının bileceği tanrı(!) tarafından açıkça söyleniyorken sen hala nasıl bir akış açısıyla ”Alemler için öğüt olan bir kitapta konuşulmıyacak veya dokunulmuyacak ayetler neden konulsun, bu Allahın sünnetine ters…” diyebiliyorsun?

      Tevilini sadece tanrının bileceği bir ayet için konuşabilirmisin? Tevilini sadece tanrının bildiği bir ayeti anlayabilirmisin? Tevilini sadece tanrının bildiği bir ayet alemlere öğüt olabilirmi? Bilinmeyen birşey nasıl öğüt kabul edilir?

      Yazının sonunda yine ezberden konuşarak klişelediğiniz cümlelerlere bir sonuç devşirmeye çalışıyorsun!

      ”Şimdi Allaha-Kurana inamayıp eski litaratüre-hadis ve nakillere inan dostlarımız”

      Ben seninle bugüne kadar bir hadis üzerinden münazaraya giriştim mi? Yazılarımı takip ediyorsan geneli için sahih ve sahih olmayan şeklinde bir ayırımın yapıldığı hadisleri referans olarak almayı hiç bir zaman etik bulmam! O nedenle senin ezberinden değil benim realitemden yola çıkarak yorum yapmanı daha etik bulurum!

      Son olarak ben Kuranda yazılırak yapılmak istenen şeyleri kesinlikle anlıyor ve onların peşinden gittikleri bir idealleri olduğuna inanıyorum! Ama bu yapılmak istenen şeyler ve peşinden gidilen hayallerin bir tanrı tarafından onlara verildiğine inanmıyorum!

      Yoksa tarihe bakarsın Kuran olmasa araplar ne olurdu? Kuran sayesinde ne oldular diye sorarsın, güç savaşlarını, ailelerin iktidar mücadelelerini, bu uğurda kendi kutsallarını bile zaman zaman çiğneyebildiklerini görüp ne yapmaya çalıştıklarını algılayabilirsin! Senin bakış açınla 1400 yıl sonrasından 1400 yıl öncesine bakıp kitabı iktidar yolunda kullananların bunu peygamber tanrıdan aldı iddiasına kolaylıkla inanmak gerekir! Bilemeyeceğimiz ve bu yüzden hiçbir zaman emin olamayacağımız bir olaya inanmak mantık, bilemediğimiz ve bu yüzden hiç bir zaman emin olamayacağımız bir olaya inanmamak ise mantıksızlık! Tanrıya mantıksız beklentiler yükleyip o mantıksız beklentiler üzerinden kendine özgü bir gerçeklik dizayn edip sonra o gerçekliğe biat etmeyenleri yanlış yapanlar olarak tanımlamak da ayrı bir ilahi mantık tezahürü olmalı! İnsansı bir ilahilik! Ne hoş…

      Sevgili yasir sen inanabilirsin ama ben insanlara ;

      ”Yemeği yiyince de hemen dağılın” Ahzab,53

      diyebilen bir tanrıya inanamam!

      • yasir dedi ki:

        Sayın toro,

        ”Diğerleri de müteşâbihtir. Kalplerinde eğrilik olanlar, fitne çıkarmak ve onu tevil etmek için ondaki müteşâbih âyetlerin peşine düşerler. Halbuki Onun tevilini ancak Allah bilir.” Ali İmran,7

        denildiği üzere senin ayeti anlamakta zorluk çektiğini düşünmekteyim, yanlışsam düzelt…
        Ali imran 7’de denilmek istenen, kalbinde inançsızlık bulunanlar muhkem ayetlerin uyğulanması ve uyğulanmasının yayğınlaştırılmasını bırakıp muhkem ayetlerin tevillerine dalıp bunları iman esası-şirk ve fitne yaparlar…Oysaki Allah muhkem ayetler olarak gönderdiklerini hep yazdım, artık yazmıycak emir ve yasaklar, ilke ve inkilaplar, insanın yakalaması gereken kalite standartlarıdır, bunları bilen bilir hep yazdık…
        Ama kişi bunları bırakıp süleymanın cinlerden-kuşlardan vs ordularına veya karınca ile kuş ile konuşmalarına takılırsa veya zulkarneyn ayetlerine veya yunusun balığına, meleklerin kanatlarına vs gibi teşbih-benzetme-sembolizimle anlatılmış ayetlere takılıp kalırsa ne inanşlı olabilir nede muhkem ayetleri hayatında amel edip uyğulayamaz…Lakin ilim sahibi salih-iyi müslümanlar muhkem ayetleri uyğulamaya ve uyğulanmasını yayğınlaştırmaya kendilerini vakfederler yani iyiliği yayğınlaştırıp kötülükleri önlemek, kuranda üstüne basa basa salih ve iyi amel sahipleri cenet ehlidirler denilir, bu cennet hem dünya hem ahiret içindir ama kuranda namaz kılan oruç tutan için cennete girelecek denilmez yani bundan oruç ve namaz kılanlar cennete girmeyecek anlamı çıkmasın, inanıp-iyilik yapıp-namaz kılıp-oruç tutup-zekat verenlerden bahsedilmekte yani burada iyilik yapmak herşeyden önce gelir….
        Salih iyi bir müslüman bu müteşabihlere takılmaz, belki doğru belki yanlışsa olsa bir şekilde o ayetlerden bir mana-ders-öğüt çıkarır kendisine Allah bu müslümanın doğru veya yanlışsada inansa bu müteşabihlere inandığını fitne-şirk ve iman temeli yapmadıktan sonra ilim sahibi salih müslümanın müteşabihlere olan inacını ve tevilini yanlış bulmayacaktır, Allah çok bağışlayan ve tövbeleri kabul edendir…

        Yani salih iki müslüman düşün, meleklerin anatlarını biri kuş kanatı diğeri ise kannat-görüş olarak inanmakta bu iki müslümanın meleklerin kanatı hakkında tevili ve inanışı yanlış değildir iki inanışta Allah katında yanlış değildir…Çünkü salih bir müslüman bunlardan yükümlü değildir, okuyucununda dediği gibi meleklere inan kanatlarınada inan ama kuş kanatımı yoksa görüş-kanaatmı bunlara takılma senin işin bunlar değil senin işin dünyada insanlar içinde iyiliği emredip kötülüklerden sakındırmaktır….

        İnşallah bunları anlarsın, aliimran 7’yide anlarsın….

        De ki: Ey inanan kullarım, çekinin Rabbinizden; bu dünyâda iyilik eden kişileredir iyilik ve Allah’ın yeryüzü, geniştir; sabredenlerin mükâfatları, sayısız bir sûrette ödenir.–39 / ZUMER – 10

        sakınanlara: “Rabbiniz ne indirdi?” denildi. “İyilik” dediler. Bu dünyada iyilik yapanlara iyilik vardır. Ahiret yurdu ise daha hayırlıdır. Takva sahiplerinin yurdu ne güzeldir!–Nahl / 30

        Sizden, hayra çağıran, iyiliği emreden ve kötülükten men eden bir topluluk bulunsun. İşte kurtuluşa erenler onlardır.3 / ÂLİ İMRÂN – 104

        Mümin erkeklerle mümin kadınlar da birbirlerinin velileridir. Onlar iyiliği emreder, kötülükten alıkorlar, namazı dosdoğru kılarlar, zekâtı verirler, Allah ve Resûlüne itaat ederler. İşte onlara Allah rahmet edecektir. Şüphesiz Allah azîzdir, hikmet sahibidir.9 / TEVBE – 71

        Bunlar, tövbe edenler, ibâdet edenler, hamdedenler, oruç tutanlar , rükû’ ve secde edenler, iyiliği emredip kötülükten alıkoyanlar ve Allah’ın koyduğu sınırları hakkıyla koruyanlardır. Mü’minleri müjdele.9 / TEVBE – 112

        İman edip salih amel işleyenler var ya, onları içinden ırmaklar akan ve içinde ebedî kalacakları cennet köşklerine yerleştireceğiz. Çalışanların mükâfatı ne güzeldir!29 / ANKEBÛT – 58

        Andolsun Zikir’den sonra Zebur’da da: “Yeryüzüne iyi kullarım vâris olacaktır” diye yazmıştık.–21 / ENBİYÂ – 105

        Toro, şimdi bu ayetler gibi yüzlercesini yazarız ama gerek yok anlayan tek ayetle bile anlar…Salih-iyi-temiz kul olmak nedek? yani kişi kötülüklerden uzak iyiliklere yakın bu kişi müteşebihleri yanlış anlasa Allah bu temiz-salih-iyi kulun amellerine boşa çıkaracağınımı sanıyrsun bu salih-temiz-iyi kul müteşabihlere bir şekilde inanır ve üstünde durmaz ama muhkemlerin üzerinde yoğunlaşır ve muhkemleri uyğulamaya çalışır hayatına geçirmeye çalışır, müteşabihlerden ise dersler çıkarmaya çalışır ve her mümin müteşabihlerden farklı dersler-öğütler alabilir…

        Toro sende Kurandaki elemelere takılrısın, mşsal senin verdiğin ahzap 53 ayeteine bakarak imanı ve inanmayı nefsine-aklına bir hakaret sayarsın…Halbuki Allah mikro alemden mokra aleme herşeyi yarattığı-hükmettiği gibi her şeyi misal verebilir.

      • toro dedi ki:

        Sayın Yasir,

        Sana sadece ilahi yasir diyorum!

        Sen şuan da savunma yapacağım diye oradan oraya atlıyor, kavrmalrı birbirine karıştırıyor, sorumluları ve sorumluluklarını görmezden geliyorsun. Öncelikle;

        ”Ama kişi bunları bırakıp süleymanın cinlerden-kuşlardan vs ordularına veya karınca ile kuş ile konuşmalarına takılırsa veya zulkarneyn ayetlerine veya yunusun balığına, meleklerin kanatlarına vs gibi teşbih-benzetme-sembolizimle anlatılmış ayetlere takılıp kalırsa ne inanşlı olabilir nede muhkem ayetleri hayatında amel edip uyğulayamaz…”

        diyorsun!

        Ayetlere takılmak derken, inananların inandıkları tanrının bazı sözlerini ciddiye almalarını diğerlerini ise almamalarınımı söylüyorsun?
        O takılma dediğin ayetleri oraya takılanlar koymadı farkındasın, değilmi? Senin tabirin ile ”Allah mikro alemden mokra aleme herşeyi yarattığı-hükmettiği gibi her şeyi misal verebilir” se ona takıl buna takılma diyebilecek noktaya nasıl gelebiliyorsun?

        İşin başka yönü, bu durumdan rahatsız olan kuranın tanrısının kendisi! Ve sen neden taraf tutuyorsun? Neden muhkem ayetlerle iman etmeye karar verenlerin mütaşabih ayetleri görünce tekrar sorgulamaya başlayıp iman etmekten vazgeçebileceklerini düşünmüyorsun? Bu durumda imandan imanını sorgulamaya dönüş yapanların bu hale evrilmesinin şuçu nasıl kendilerinin olabilir? Sen bile bunlara takılındığında inançlı olunamayacağını söylerken, tanrı ne demeye bu sana göre inançlı olmayı zorlaştıracak mütaşabih ayetleri kitabına koysun? Sen bile tanrına bunlara takıldığımızda inançlı olamayız mesajını gönderdin bile.

        Bak yine bir dolu ayet paylaşmışsın! En hoşuma giden İYİLİĞİ indiren tanrı! Kötülüğü indiren kim, ya da kötülükte bendendir ya da benden değildir sizdendir diye bocalayan bir tanrı!

        ”Nerede olursanız olun, sağlam ve tahkim edilmiş kaleler içinde bulunsanız bile ölüm size ulaşacaktır. Onlara bir iyilik gelirse, “Bu, Allah’tandır” derler. Onlara bir kötülük gelirse, “Bu, senin yüzündendir” derler. (Ey Muhammed!) De ki: “Hepsi Allah’tandır.” Bu topluma ne oluyor ki, neredeyse hiçbir sözü anlamıyorlar!” Nisa,78

        ”Sana ne iyilik gelirse Allah’tandır. Sana ne kötülük gelirse kendindendir. (Ey Muhammed!) Seni insanlara bir peygamber olarak gönderdik. Şahit olarak Allah yeter.” Nisa,79

        İşte bir tanrı(!) mikro alemle makro alemi birbirine karıştırınca böyle herşeyi birbirine girer ve bir söylediğini hemen arkasından söylediğiyle düzeltme yoluna gider!

        Neden bu düzeltme arkadan gelen ayetle yapılarak aslında hata daha da büyütülür biliyormusun! Kuran ilk geldiğinde hemen kitaplaştırılmadığı için bu ayetlerin tamamına bütün iman edenler değil vahiy alışına(!) şahitlik edenler ve kendisine peygamberim diyenin etrafındakiler vakıf olabildiğinden ve bu kişiler artık çıkılan yolun ortağı olduğundan onları ikna etmek kolay oluyordu! Ama okuma yazma bilmeyen büyük çoğunluk uzunca bir süre bu arka arkaya gelen ayetlerden haberdar olamadılar! Dolayısıyla çoğunluğun diline düşmeden hemen arkadan gelen bir düzeltme ayetiyle yapılan yanlışlar kendince çözülüvermiş oldu! Bazen yapılan yanlışı kendine peygamberim diyene en yakınları yüksek seslerle söylediler! Onlara kendi peygamberlik (!) vasfıyla yanıt veremeyen ve ikna edemeyen kişi çıkar yolu kendi söylediğinde kabul edilmeyi tanrının ağzından söyletmek yoluyla kabul ettirmeye çalışmakta buldu!

        ”Ey iman edenler! Seslerinizi, Peygamber’in sesinin üstüne yükseltmeyin. Birbirinize bağırdığınız gibi, Peygamber’e yüksek sesle bağırmayın, yoksa siz farkına varmadan işledikleriniz boşa gider.” Hucurat,2

        ”Allah’ın elçisinin huzurunda seslerini kısanlar, Allah’ın, gönüllerini takvâ (Allah’a karşı gelmekten sakınma) konusunda sınadığı kimselerdir. Onlar için bir bağışlanma ve büyük bir mükâfat vardır.” Hucurat,3

        Burada insanların Peygamberin(!) huzurunda seslerini kısmalarının beklenmesi değil, sesini yükseltenlerin seslerinin tanrının peygamberi payesine sahip biri tarafından bilgi ile kısılabilmesidir!

        Bakın burada sesini yükseltenler inançsızlar değil aksine inançlılardır! Buna rağmen peygamberlerine bağırıyorlar! Neden? Çünkü kafalarına yatmayan, ya da daha önce söylenilenlerin aksine söylenen başka şeylerin birbirine tezat oluşturmasından yakınan müslümanların tepkilerinin tezahürümü söz konusudur!

        Tanrının peygamberi payesine sahip biri kendisine karşı yükselen seslere cevap verip bertaraf edemiyor ve bu yönetme acziyetini düzeltmek kuranın tanrısına kalıyor, öylemi?

        Bende yukarıdaki gibi onlarca ayet paylaşabilirim ama gerek yok!

        Ben ”yemek yeyince hemen dağılın” diyemeyen bir figürün hangi hitabet, etkileme, ya da yönetme payesine dayanılarak son şansa dair çağrının insanlara iletilmesini sağlayacak peygamber olarak seçildiğini sorgularım!

        Ya da sence şu ayetleride tanrının bir mikro çalışma örneği olarak kabul mu etmeliyiz?

        ”Ey iman edenler! Peygamber ile baş başa konuşacağınız zaman, baş başa konuşmanızdan önce bir sadaka verin. Bu, sizin için daha hayırlı ve daha temizdir. Şâyet (sadaka verecek bir şey) bulamazsanız, bilin ki Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.” Mücadele,12

        ”Baş başa konuşmanızdan önce sadakalar vermekten çekindiniz mi? Bunu yapmadığınıza ve Allah da, sizi affettiğine göre artık namazı kılın, zekâtı verin, Allah’a ve Resûlüne itaat edin. Allah, bütün yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır.” Mücadele,13

        Yani ne diye başbaşa görüşmeden önce sadaka vermelerini istedin sonra neden hemen sonraki ayette bundan vazgeçtin! Gerçek bir tanrı bunun aklı başında bir insan tarafından sorgulanacağını bilmezmi? Çünkü bu iki ayeti ard arda okuyan bir insanın öngörüsü şu olur;

        Tanrı insanlara camdan bir şişe veriyor ve bunu suyu depolamakta kullanın diyor, ama şişe yere düşüp kırıldığında ve içindeki su zayi olduğunda bu sefer ”camdan şişeler yere düşünce KIRILIYORMUŞ” o yüzden size plastik şişeler vereyim onu kullanın diyor! Yani şişenin yere düştüğünde kırılacağını şişe kırılmadan önce BİLMİYOR!

      • yasir dedi ki:

        Toro, yanlış anlamanı istemem lakin ”gerçekler acıdır” diye dillere pelesenk olmuş bir söz var…
        Şimdi bunları aslında bu kadar kolay şekilde açıklamamk gerekmekte, zaten açıklansada anlayan veya anlansada saptıranlar çok…
        Bunlar tamamen senin anlayamamandan kaynaklanan, kafanda oluşturduğun çelişki sandığın doğrulardır…
        Şimdi, peygamberle konuşulma hususundan önceki ayetleri iyi tahlil etmek gerek orada gizli her türlü konuşmaların kötü olduğu söylenmekte ve şeytandan olduğu bildirilmekte eğer gizli konuşulacaksa kötülük için değil iyilik için konuşulmalı denilmekte…
        Gizli bir şey konuşacaksan ve buna resulude alet ediyorsan önce sadaka verip temizlen ve ”sadaka” kelimesi senin türkçede anladığı sadece bağış yapmak anlamına gelmez, ”SADAK ALLAHÜL AZİM” kelimesindeki ”SDK” kökünden türeyen doğruluk-dürüstlük manasındadır…
        Zaten mücadele surene baktığında Allahın sonsuz bağışlayan ve rahmet sahibi olduğu manası çıkmaktadır…Allah o ayetlerde bağış yapmayı iman temeli yapmıyor ama doğruluğu-dürüstlüğü iman temili yapmaktadır…

        Nisa 78-79 bunu kaç kere açıklmaya çalıştık, inaşallah bir daha deneyelim…Her şey Allahın dilemesiyledir, Allah senin hür olmanı dilediki sende dileyebiliyorsun, Alah iyiliğinde kötülüğünde yapılabilmesini serbest bırakarak senin hür olmanı dilemiştir yani her şey zıttıyla vardır mantığını ele alırsak iyilik varsa kötülükte vardır…Hepsi Allahtandır lakin Allah iyiliği-sabrı-çalışmayı emrettiğinden iyilik Allahtan gelir, nefis yani şeytan, yani kişi aceleci-kolaycı-hazırcı olduğundan pise-kötülüğe-kolaya meyilli olduğundan kötülükler insanın başına kendinden gelir…
        Yani iyiliğide kötülüğüde insanlar kendi elleriyle yapıp ettiklerinden kazanır ve insanın yapıp ettiklerinin sonucu olarak Allahta kişiye illik veya kötülük verir…Bu mantığı anlayamamana saşıyorum toro, dar cenahlı olduğunu düşünsemde bu mantığı nasıl anlayamıyorsun hayret…

        Allah diyorki her şey benden, serbestsiniz, iyiliğe iyilik-kötülüğe kötülük, olay budur…İnsaların aç gözlülüğü-doymazlığı-haymazlığı yüzünden afrikadaki açlık ortaya çıkar ve orada insanlar, ufak yaşlı ölürler ve bu pislik Allahtan değildir hem aç bırakan aç gözlü sömürücü insanların, hem aç kalan ilimi yakalayamamış-çalışmamış-batıla dalmış insaların kendi yapıp ettiklerindendir…Ama aklı ermeyenler bunu ve bunun gibi bir çok zulümü ve adaletsizliği Allaha maal ederler…

        Öyle kimseler var ki, “Allah’a inandık” derler. Fakat Allah uğrunda işkenceye uğradıklarında insanların işkencesini Allah’ın azabı ile bir tutarlar. Eğer sana Rabb’inin bir yardımı gelecek olursa, böyleleri kesinlikle “Biz sizlerle beraberdik ” derler. Acaba Allah, insanların içlerinde sakladıkları duyguları herkesten iyi bilmez mi?–ANKEBUT:10-

        Toro, Allah kimseye zulüm etmez, Allah herkese hak ettiğini verir…Yani her şeyi Allahtan bil lakin Allah her şeyi hak-adalet üzere inşaa ettiğinden kişi ellerine ne yapıp etti ve hak ettiyse bu dünyadada-ahirettede o başına gelir…Allah senin dilemeni dilediği için sen dilersin ve uğrunda çalışır-emek arcarsın sonucunda Allahta sana onu verir bu ister iyilik ister kötülük farketmez.

        Size bir musîbet isabet ettiği zaman işte o, ellerinizin kazandığı (yaptıklarınız) sebebiyledir. (Musîbetlerin) çoğunu affeder (gerçekleştirmez).ŞÛRÂ Suresi-30

        Şüphesiz ki Allah insanlara hiçbir şekilde zulmetmez, fakat insanlar kendilerine zulmederler.10 / YÛNUS – 44

        Bu, evvelce ellerinizle kendinize hazırladığınız şeydir ve şüphe yok ki Allah, kullarına zulmetmez.8 / ENFÂL – 51

        Şüphe yok ki Allah zerre kadar zulmetmez. Zerre miktarı iyilik bile olsa onu kat kat arttırır ve yapana, kendi katından büyük bir mükâfat verir.4 / NİSÂ – 40

        Allah kimseye zulmetmez-kötülük vermez ama isteyene hakkını verir…
        Allah hak-adalet sahibidir ve her şeyi bu temelde yaratmıştır…
        Hak-adalet mülkün ve her şeyin temelidir, hak-adalet Allahın sadece birer esmasıdır…

        Allah gökleri ve yeri hak üzere yarattı. Öyle ki her cana kazandığının karşılığı verilsin. Onlara haksızlık edilmez.45 / CÂSİYE – 22

        Ve Allah, hak ile hükmeder. 40 / MU’MİN – 20

        Yani Allah herkezin hak ettiğini, hakkını verir…

        Lakin bütün iyliklerde Allahtandır…Allah sonsuz lütüf ve kerem sahibidir…
        İnanan veya inanmayan ayırmadan herkeze aksijen-su-ateş-madenler-meyve-sebze-hayvanlar vsvs sayamıycağımız nimetleri vermektdir…

        senin Rabbin, sonsuz kerem sahibidir.–96 / ALAK – 3

      • toro dedi ki:

        Sayın Yasir,

        Yine oyunlar oynamaya başladın benimle! Muhtemelen ”acı” olan gerçekle yüzleşip ağzının tadını bozmak istemiyorsun!

        Çünkü sadaka ile ilgili konuda benim dikkat çektiğim durumu yani verilen hükmün arkadan gelen ayetle iptal edilmesini es geçiyorsun! Konuyu Mücadele,12 ye kadar getirip, Mücadele,13 ü görmeden bitiriyorsun! Ben yazımın herhangi bir yerinde sadakanın içeriği ya da mahiyetiyle alakalı bir yorum yapmışmıyım? Hiç söylemediğim şeyleri muhatap almak yani bir anlamda yel değirmenleriyle savaşmak yeni tarzınmıdır, sevgili dostum?

        Diğer konu yine aynı, bir sürü şey yazmışsın (İyilik ve kötülük) ama yine dikkat çektiğim konu ortada yok! Ben kendi sözlerimi paylaşmıyorum seninle! Senin tanrının sözleri olan ayetleri paylaşıyorum ve onun sözlerindeki tutarsızlığı yorumlamanı bekliyorum! Seni yine konunun özünden uzak yorumlarla sadece sayfayı dolduruyorsun!

        Paylaştığın diğer ayetlere gelince! Sen bunların peygamber olma iddiası içinde olan birinin insanları kendine inandırmak veya motive etmek amacıyla söylediği şeyler olmadığını kanıtlayabiliyormusun! Bu benimle paylaştığın ayetlerin onun ağzından çıktığını bile kanıtlayamıyorken beni anlamamakla itham etmen ya da bundan dolayı bana sitem etmen pek mantıklı bir yaklaşım olmuyor, maalesef! Hiç kanıtlayamayacağın, iddia etmekten öteye götüremeyeceğin ve bu yüzden sadece hayal olan bir inancın sözde sana hitab eden sözleriyle benim doğrularımı ya da tanlışlarımı belirleyemezsin! Kusura bakma, yazımın sonuna yazdığım misal aynen geçerlidir ve aksini ispat edeceğin bir kaynağın yoktur!
        Seninle paylaştığım ayetlerden benim anladığım sadece budur!

        Tanrı insanlara camdan bir şişe veriyor ve bunu suyu depolamakta kullanın diyor, ama şişe yere düşüp kırıldığında ve içindeki su zayi olduğunda bu sefer ”camdan şişeler yere düşünce KIRILIYORMUŞ” o yüzden size plastik şişeler vereyim onu kullanın diyor! Yani şişenin yere düştüğünde kırılacağını şişe kırılmadan önce BİLMİYOR!

      • yasir dedi ki:

        ”’TORO DEMİŞ Kİ—–””Paylaştığın diğer ayetlere gelince! Sen bunların peygamber olma iddiası içinde olan birinin insanları kendine inandırmak veya motive etmek amacıyla söylediği şeyler olmadığını kanıtlayabiliyormusun! Bu benimle paylaştığın ayetlerin onun ağzından çıktığını bile kanıtlayamıyorken beni anlamamakla itham etmen ya da bundan dolayı bana sitem etmen pek mantıklı bir yaklaşım olmuyor, maalesef! Hiç kanıtlayamayacağın, iddia etmekten öteye götüremeyeceğin ve bu yüzden sadece hayal olan bir inancın sözde sana hitab eden sözleriyle benim doğrularımı ya da tanlışlarımı belirleyemezsin! ””—————–

        Toro, yakardaki alıntında kanıtlardan bahsediyorsun…
        Lütfen benim kanıtlarım senin kanıtlarından daha gerçek her şey ortada…Ben kanıtlayamam ALLAH zaten kanıtlamış bundan başka kanıt isteyen zaten bulamaz, ancak ahirette istediği kanıtlara ulaşacak…
        Doğa-evren-canlılar-cansızlar, senin kendin ve bütün bu ayetler hepsi bir kanıt…Ama senin kanıtlarını çok merak ediyorum…Getireceğin kanıtlarda unutmaki ALLAHIN yaratmasıdır…Allahın ilmi ve iradesi dışında bana en ufaçık bir nokta-hardal tanesi kadar bir ayet-kanıt getirebilirmisin…Sen kandinin idda ve inançını nasıl kanıtlayacaksın…Şu durumda senin düşüncendeki ben ne durumdaysam, gerçekte sen benden daha muhallakta bir yerdesin…

        İnkâr edenlere gelince; onların amelleri ıssız bir çöldeki serap gibidir. Susamış kimse onu su sanır. Yanına geldiğinde hiçbir şey bulamaz. Ancak Allah’ı yanında bulur da Allah onun hesabını tastamam görür. Allah, hesabı çabuk görendir.–24 / NÛR – 39

        Yahut derin bir denizdeki karanlıklar gibidir. onu dalga üstüne dalga kaplıyor, üstünde de bulutlar var. Karanlıklar üstüne karanlıklar. İnsan, elini çıkarsa neredeyse onu bile göremez. Kime Allah nur vermezse, onun için nur diye bir şey yoktur.–24 / NÛR – 40

      • toro dedi ki:

        Sevgili Yasir,

        Öncelikle benim öz olarak gösterdiğim konulara hiç değinmeyip, yazımın başka bir bölümünü kullanarak senden asıl beklenen konular yerine magazinsel diğer konularla ilgilenmen beni açıkçası hayal kırıklığına uğratıyor! Senden daha fazlasını umuyordum.

        Hala Mücadele,13 e geçemedin! Hala aşağıdaki örneğin nasıl tanrının hareket tarzı haline geldiğine değinemedin;

        Tanrı insanlara camdan bir şişe veriyor ve bunu suyu depolamakta kullanın diyor, ama şişe yere düşüp kırıldığında ve içindeki su zayi olduğunda bu sefer ”camdan şişeler yere düşünce KIRILIYORMUŞ” o yüzden size plastik şişeler vereyim onu kullanın diyor! Yani şişenin yere düştüğünde kırılacağını şişe kırılmadan önce BİLMİYOR!

        Umuyorum ki bunlara da geleceksin! Ama ben bunları beklemeden bugüne kadar hiç bir sorunu ya da yorumunu cevapsız ve karşılıksız bırakmadığım için son yorumunuda değerlendireceğim!

        Sevgili yasir,
        Öncelikle hala münazara arkadaşının inancından bihabersin! Ben Deizme yakın bir adamım! Yani bir yaratıcıya ya da bir MİMARA inanırım! Ama onu sadece başlangıça koyarım! Çünkü benim mantığıma göre yaşananlara sürekli müdahale eden bir tanrı, tanrılık iddiasında bulunamaz! Bak tanrı kendi yarattığı şeye İlk defa müdahale ettiğinde bir problemi ya da bir kusuru çözmeye çalışmış demektir.İşler yolunda gitmemiştir! İşte bu anlamda ilk müdahale tanrının kusursuz tasarım iddiasının kendisi tarafından çöpe atılması demektir! O yüzden tanrı yarattıklarıyla karşı karşıya gelebileceği, ya da onların kafasında en küçük bir soru işaretine yol açabileceği müdahalelere girişmeyecektir! Benim mantığım tasarırımı yapanın tasarımın bütün algoritmasını önceden yazarak (olacaklara evrenin vereceği tepkiler) olabileceklere karşı bütün olasılıkları kodladığına inanır! Dolayısıyla olabilecekler zaten önceden öngörülmüş ve tanrısal algoritması yani karşılıkları ilk andan verilmiştir! Bu nedenle tanrı sınırlarını ve o sınırlar içinde olabileceklere tepkisini ilk baştan vermek üzere dizayn ettiği eserine bir daha karışmayacaktır!

        Sevgili dostum benim gördüğüm dünya ve evren bir düzenden ibaret değildir! Ortada bir kaos vardır bir de kaostan düzen çıkarmaya çalışanlar! Var olanlar (sadece insanlar değil) kendilerini çevreleyen yapının içinde farklı noktalara evrilecekleri genetik tanımlamalara eşit bir şekilde sahiptirler! Ama öne atılmayı ya da benim deyimimle besin zincirinin en tepesine çıkmayı başarmak için yeteneklerini yapının temel kurgularından faydalanarak geliştirmeleri gerekir! Yani kimin en tepeye çıkacağını tanrı belirlemez! Yolu hiç göstermez! Dünya üzerinde 65 milyon yıl hüküm süren dinozorlar bunun en temel örneğidir! Ama tanrı ya da mimar kaosu yaratandır, kaosla varlıkları çevreleyendir, biz dahil bütün varlıklar ise kaostan ve karmaşadan sıyrılmayı başardığmız ölçüde içine doğduğumuz yapıyı çözmeye başarırız(ama hiçbir zaman tamamen çözmüş olamayız!

        Zeka bir üstünlük değildir! İnsan için zeka hayatta kalmasını ve avlanmasını sağlayan silahıdır! Yapısı itibariyle egemenlik için kullanabileceği en temel araçtır! Ama her varlık için zeka öncelikli amaç değildir!Örneğin bir kuş hayatta kalmak için daha çok zekayamı yoksa daha çok kıvrak olmayamı ihtiyaç duyar! Veya diğer canlılar… Biz bizi en tepeye taşısın diye geliştirdiğimiz zekamızı normal yaşamda buna bizim kadar ihtiyacı olmayan(hayatta kalmak için) diğerlerine üstünlüğümüz gibi dayatmak yanlışlığına saplanmışız! Zeka her canlı için ihtiyaç oranında gelişir! Ama her canlı en çok neye ihtiyacı varsa onu geliştirir!

        Sevgili dostum, normal şartlarda bu dünyanın egemeni virüslerdir! Milyarlarca yıldır varlar, var olacaklar! Bak harekete geçtiklerinde zekamız önlerinde durmaya yetmiyor! Örneğin sizin tanrınızın insanların belli şartlarda gitmesini şart koştuğu topraklarda o kutsallığa(!) ulaşmaya çalışan insanların hayatlarını ellerinden almaktalar! MERSH virüsünü ve Arabistandaki etkilerini araştırmanı öneririm! Acaba tanrınız artık oralara gitmenizi istemiyor mu? Sizin inancınızın pik noktası olan hac ona ulaşmak isteyenler için artık bir tehlikemidir?

        Neyse konumuza dönersek, kusursuz tanrı müdahale etmeyen, yol göstermeyen dolayısyla şikayet etmeyendir! Pazarlık etmeyen, talep etmeyendir! Bunların birisini sadece bir defa bile yapan tanrı kusursuzum iddiasını dillendiremez! Çünkü bu konularda yaptığı her müdahale onun için bir ihtiyaç olur ama kusursuz tanrının ihtiyaçları yotur!

        O yüzden bana kendi inandığın tanrının mutlak olduğuna inandığın doğrularıyla(!) gelme! Unutma ki bende bir tanrıya inanırım ama ben o tanrı için tezahürat yapmam! Yaparsam onu ihtiyaç sahibi yapmış ve ona kusur yüklemiş olurum! Bu nedenle benden inandığım tanrının övgüsünü duyamazsın, propagandasını işitemezsin!

        Ben sadece içinde varolduğum yapının kaosunda istersem görebileceğim bir yaratıcıyı istediğim için gördüğümü iddia ediyorum! Bu yapıda herkes kendi istediklerini, kendi istediği için ve istediği şekilde görür! Ama gördüklerinin başkasınında gördüğü olması için kibirlendiğinde yapı koruyucularını devreye sokar ve varoluş talimatını uygulatır! O koruyucular tanrı tarafından görevlendirilen bir takım varlıklar değildir! Bütün olasılıklara karşı tepki vermeye muktedir olan YAPI nın ta kendisidir!

        Umarım bir daha anlamsız yorumlarla bana bunları tekrarlatmazsın! Senin derdin senin tanrının benim tanrımı ya da beni dövmesi olabilir, ama benim tanrımın senin tanrına ya da sana güç gösterisi yapmaya İTİYACI yoktur!

  54. yasir dedi ki:

    Toro, öncelikle senin tanrın veya benim tanrım diye bir şey yok, tanrı tektir ve o herkezin tanrısıdır, inanan veya inanmayan veya farklı inanan arketmez…

    Şimdi, kendi tanrını tanımlayıp akabinde benim olarak nitelediğin tanrıyıda kendi tasavurunda tanımlayıp, bak işte sizin tanrınız müdehale edyor veya etmiyor gibi söylemlerle çelişiyorsun…

    senin yazını okuduğumda, aynı senin dediğin gibi büyük bir kaus veya karmaşa veya çelişkiler yumağı görüyorum, senin bulunduğunbu karmaşa-çelişkiler yumağı senin düzenin olmuş, durum böyle olunca aslında çelişiki olanlar mantıklı gelmektedir, ama bu durumda sen bunu farkedemessin…

    Aslında hep söyledik, Allah her an herkezin yanında olduğu gibi, her an herkezde yanlızdır…
    bu böyle olmassa, hürlük diye bir kavram olamaz…Allah her an nasıl bizimle vardır, koyduğu matematik-kimya-fizik yasaları-bilim-doğa-yaşam vssss, durum böyle iken hür iradeye sahip insan bunları iyi veya kötü yönde harekete geçirebilir, Allah ise ezelden koyduğu yasalar ile bu düzen harekete geçer…

    Senin çelişiklerini sana mantıklı açıklamasını yapmaya kalsak bir kitap çıkaçaktır, bundan emin ol…
    Mers virüsünden girip dinazorlardan çıkıyorsun, yaratılan her şey bir görev ve amaç içindir bunu unutma…Sen dinazorlar dersen ondan önce nicin canlı yoktu veya yer neden su ile kaplıydı vs gibi çıkmaza gireriz…-kabeyi neden sel bastı-kanlı kabe baskını neden oldu vsvsvs gibi sorular uzar gider…Bunlar tamamen insanlaraın kendi ellerinin yapıp ettiklerindendir, demek o çoğrafyada mer virüsünün ortaya çıkmasına olanak sağlayan yasalar harekete geçti veya insanlar bunu tetikledi Allahta inanan veya inanmayan farketmez kazayı veya cezayı gerçekleştirdi….

    Torocum senin tanımladığın tanrıda hürlük diye bir kavram olmamış oluyor…Allah bir canlıya hür irade veriyorsa ona yolunuda göstermelidir, değil mi?
    Düşünsene hayvanlar yani hür iradeye sahip olmayanların bizim gibi yükümlülükleri-sorumlulukları-ahlaki-ilmi kavramları-kayğıları var mı? tabiki minimum da olsa onlarında vardır lakin bizim kaar değil…Hür bırakılan insan veya maddeye belli bir müdehale veya yasa koyup kaldırma imkanı verilen insanın başı boş bırakılaçağını sanmak bence çok trajikomik bir durum…

    Toro, bir şarkı sözü ile tamamlamak istiyorum…

    Her kim ki inkar limanında demirler
    Eremez hiçbir zaman hakikatın sırrına

    Söz-Müzik: Candan Erçetin

    • toro dedi ki:

      Sayın Yasir,

      Seninle şöyle bir problemimiz var! Sana yazdıklarımı daha sonra tekrar açıklamak zorunda kalıyorum. Çünkü anlamıyor, karıştırıyorsun!

      Konuya geçmeden şu Mücadele,13 e ne zaman geleceğini merak ediyorum!

      Şimdi Yasir,

      Hürlük dediğin kavram bir kandırmacadır! Bu kavram en aşağıdan en yukarıya doğru sınırlandırılmıştır! İnançsal anlamda zaten tanrısının söylediklerini yapmakla zorunlu kılınmış ve bu duruma biat etmiş olanlar hür olamaz! Ama zaten kurallarını kendinizin koyamadığı hiç bir durum ya da yapı içinde özgür olamazsınız!

      Ben sana tanrı müdahale etmez, çünkü bütün algoritmayı önceden yazmıştır diyorum! Bu olacakların tamamına karşı (mesela sonsuz kere sonsuz sayıda olan) yapının bir tepkisi vardır demektir! Örneğin yukarıya doğru sıçrayan bir insanın sıçramayla algoritma içinde açtığı yolun algoritmadaki karşılığı başlangıç noktasına dönmektir! Eğer insan yukarıya doğru tek ayağıyla sıçrıyorsa algoritma farklı tepki verir! Bu tepkiler durağan da değildir. Sürekli birbirine eklenerek genişler! Evrenin genişlemesi kainattaki canlı cansız varlıkların eylemlerinin sonucudur!

      Bu noktada bizi anlatayım! Evrenin tamamı elektrondan oluşur! Bu elektronlar var oldukları yerin koşullarına göre şekle girer! İnsanı var eden elektronlar içinde var oldukları dünyanın yerçekimi ve manyetizmasına bağımlı olarak bizi şekillendirir! Eğer insan uzaya bu haliyle çıkarsa, kendisini oluşturan elektronlar, kendisini bri arada tutan manyetizma ve yerçekiminden ayrıldıkları için yapıyı bozarlar! Yani insan vucüdu mevcut halini ya da formunu koruyamaz! Bu evrenin yerçekimine bağımlı canlılarına uyguladığı temel kuraldır! Eğer yerçekiminden bu kadar etkilenmeyen başka varlıklar varsa uzayda onların vücutları bambaşka bir reaksiyon verebilir.

      Biz dünyada sayısı büyük hızla artan bir türüz! Bu artış dünyada hareket eden dolayısıyla evreni etkileyen bütünleşik elektronların hareketlerini arttırır! Yani doğan her insan kapladığı alan kadar elektronu yeni bir enerji düzeyine geçtiği için iter! Bu itmenin ivmesinden bütün evren etkilenir! Tabi uzaydan gelen diğer elektron ivmeleride bizi! Bu evrenin kuralıdır! Bu kural tıkır tıkır işler ve bir müdahaleciye ihtiyaç duymaz!

      İşte bu noktada sonu belli olsun ya da olmasın bir yapının içinde o yapının kurallarına tabi olarak yaşayan hiç bir canlı için özgürlükten bahsedilemez!En azından evrensel özgürlükten bahsedilemez! Örneğin özgürlük elini kolunu sallayarak dünyadan çıkabilmektir! Yapamadığınızda özgür değilsinizdir! Özgürlük yukarı sıçradığınızda aşağı düşmemektir! Uçurumdan atladığınızda ölmemek, nefesinizi tuttuğunuzda morarmamaktır! Ama bunları yapmaya hakkımız yok! Çünkü var olmamızın kendisi bile bağımlı olmamızı sağlayan kurallar bütününe tabidir! O nedenle hiçbir insan özgür hareketten ya da inisiyatif kullanmaktan bahsedemez! Özgürlük elektronlarınızın yerçekiminden kurtularak evreni özgürce dolaşabilmesidir! Bir vücuda hapsolan elektronlar önce o vücudun, sonra o vücudun içinde olduğu gezegenin en sonunda da bütün kaiatın esiridir! Özgürlük bu sistemde hayaldir, yok hükmündedir!

      O yüzden bize özgürce dolaşılacak bir yer vaadinde bulunan tanrıların gerçek olmadığını bilirim! Çünkü özgürlük yaşadığın dünyaya bağımlı kalmaksızın evreni turlayabilmek bunu kendi iradenle yapabilmektir! Bizi bir yapıya hapsederek test eden sonunda ise yine kendi istediği yere tabi kılarak yaşamamızı bekleyen tanrı bize özgürlük değil farklılaştırılmış bağımlılık verir! Biz maalesef ki önce toprak olacağız, sonra elektronlarımız başka bir yapı tarafından çekilecek ve o yapıya esir olacak! Bu döngü dünya içinde dünyanın sonuna kadar bu şekilde devam edecek!

      Benim kafamda bir çelişki yok! Ben oldukça netim! Ben hiçliğini keşfetmiş, hiçliğine saygı duymayı, ondan korkmamayı ve onunla yaşamayı öğrenmiş bir adamım! Hayattaki tek beklentim zihinsel kapasitemi arttırmaktır! Gerçek ya da gerçek olmayan tanrılardan beklentim yoktur! Gerçekten varolmaları benim inançlarımı değiştirmez! Çünkü saçmalık tanrı istediğinde saçmalık olmaktan çıkmaz ve saçmalığın en çekilmezi de tanrısal olanıdır!

      Bu nedenle sen kendini düşün benim için rahat ol!

      Sen alışmışsın bir yığına tabi olmaya ve o yığının ortak gerçekliğini mutlak gerçeklikmiş gibi görmeye! O nedenle yığınlardan uzak duranları garipsiyor yanlış yolda sanıyorsun! Ama dünya tarihi şahittirki tarihi hep yalnız ve yığınlardan ayrı düşmüş insanlar şekillendirir! Çünkü yığınlar ezberlerinden sıyrılmak ve yeniyi aramak için geleceğe yol almak konusunda tembelleştirilmişlerdir!

      Son olarak benim tanrıyı tanımlarken bağımlı olduğum bir dogma,inanç ya da ezber yok! O nedenle onu istediğim gibi tanımlarım, nasıl hissediyorsam öyle anlatırım! Ama sen bu konuda özgür olmadığın halde bazen beni taklit ediyorsun! Yeri geliyor onun sözlerinin aslında ne anlama geldiğini bilmesekde olur diyor, yeri geldiğinde ağzından ya da peygamberinin ağzından çıkıp ana kitabına hiç girmemiş kelimeleri, anlamları ve kanaatleri bile onunmuş gibi sunmaktan çekinmiyorsun!

      Bu tanrıyı kendi istediği gibi dizayn etmektir! Onu duymak istediği gibi konuşturmak, onu istediği anda kalkan olarak kullanmaktır!

      O yüzden benim durduğum yer sevgili dostum senin durduğun yerden daha etiktir! Bu algoritmada gerçek olan senin tanrın ise o tanrının en büyük korkusu niyetini anlayıp peşinden gitmeyi reddedenlerdir! Çünkü yığına dahil ettirip saçma kurallarına biat ettiremediklerinden hesap sormasını sağlayacak mantıklı bir dayanağı yoktur! Kurallarını kabul etmediğim hiç bir oyunda yenilmiş sayılamam! Özgürlük diyorsun ya, özgürlük kurallarını kabul etmediğin oyunda oynamaya zorlanmamaktır!

      O nedenle başlarına birşey gelecekse kuralları(!) kabul edenlerin başına gelecek!

  55. yücel dedi ki:

    (Resulüm!) Onlar iman etmiyorlar diye adeta kendine kıyacaksın! ….Allah dilese her nefse hidayet kılardı…, Ancak rabbının rahmetile yarlıgadığı kimseler müstesnâ ve onun içindir ki onları halketti ve rabbının şu kelimesi tamam oldu, ahdim olsun Cehennemi cinlerden ve insanlardan tamamen dolduracağım….

    • 1okuyucu dedi ki:

      yücel;

      “””ahdim olsun Cehennemi cinlerden ve insanlardan tamamen dolduracağım….”””

      eğer, Kuranın tanrısı hesap günü cehennemi tamamen dolduramazsa, ahdi yerine gelmemiş olur, AHDİNİN yerine gelmesi için eksik kalan kelle sayısını cennetten tamamlayacak herhalde,

      • Direnç dedi ki:

        O kadar komiksiniz ki sanki kuralları Allahtan başkası koyuyor da 2+2=4 gibi olacakmış gibi zorlama cümlelerle güya üstünlük sağlayacaksınız. O dilediğini yapar, kendi yaptıkları kendisini ilgilendirir, burada senin için bir şey yapacağını söyleyip yapmaz ise konuşursun.

      • 1okuyucu dedi ki:

        Direnç;

        ben Kuranın tanrısının verdiği bir sözden bahsettim, niye gocunuyorsun ki,
        sonsuz merhametli olan bir tanrının cenneti insanlarla doldurmak için söz vermesi daha şık bir davranış olmaz mıydı?

  56. yücel dedi ki:

    “Sana hangi mesel ile gelseler biz sana tefsirin en güzelini Kuran ı verdik”
    “Fakat kalplerinde eğrilik (bâtıla meyil) bulunanlar, bu sebeble muteşâbih olanlara
    … fitne aramak ve te’viline gitmek için Kur’ân’ın müteşâbih âyetlerine uyarlar.”

    • 1okuyucu dedi ki:

      yücel;

      sen sen ol sakın müteşabih ayetlerin peşinden gitme, biliyorsun Kuranın tanrısı insanları cehenneme göndermek için bahane arıyor, bence muhkem ayetlerinde peşinden gitme,

      çünki hangi ayetin muhkem, hangi ayetin müteşabih olduğu belli değil, farkında olmazsın, müteşabih ayeti muhkem sanıp peşinden gidebilirsin,

      bence hiç bir ayetin peşinden gitme, sonra durduk yerde kuru gürültüye gitmeyesin, iyisimi sen kayıtsız şartsız teslim ol gitsin.

  57. yücel dedi ki:

    “Sen ancak Kur’an’a uyan ve Rahman’dan gıyabında saygı besleyen kimseyi sakındırırsın;

    İşte onu, hem bir bağışlama hem de değerli bir mükafatla müjdele!”
    Kuran-ı kerim güçlük için değildir .Allah kullarını temizlemeyi murad ediyor. “

    • 1okuyucu dedi ki:

      Yücel;
      “”””Allah kullarını temizlemeyi murad ediyor””””
      doğru söylüyorsun, temizleme işini de taşerona (IŞİD’e) havale etmiş,

  58. yücel dedi ki:

    “Onlar, ancak kendilerine meleklerin gelmesini veya Rabbinin gelmesini ya da Rablerinin bir takım alametlerinin gelmesini gözetliyorlar. Rabbinin bazı alametleri geldiği gün, önceden iman etmemiş veya imanında bir hayır kazanmamış bir kimseye o günkü imanı hiçbir yarar sağlamaz. De ki: «Gözetin! Çünkü biz de şüphesiz gözetiyoruz.»”

  59. yücel dedi ki:

    hiç görenle kör bir olurmu? Allah temizle murdarı birbirinden ayıracaktır.

  60. Direnç dedi ki:

    Şu mantığa bak, pes yani iftiracı her yerde iftiracıdır, “Meleklere sordu size tapan bunlar mıydı?” Buradaki cümleden Allah’ın meleklere tapanların kimler olduğunu bilmediğini söylüyorsun, peki Allah meleklere tapıldığını nereden biliyor? Meleklere tapanların kim olduğunu bilmiyorsa meleklere tapıldığını da bilmemeli değil mi? Bu ayetin açıklaması ise sorgu esnasında haklarında şahitlik yaptırmak için bu şekilde bir mahkeme kuruyor ve sorguluyor, o zat o kadar yüce ki kimsenin onun yapacaklarına karşı koyamayacağı bir gücü varken bile bizlere karşı adaleti davranıyor.

    • 1okuyucu dedi ki:

      Direnç;

      Kuranın tanrısı meleklere tapıldığını biliyordu (uzza putu) ama sorduğu topluluğun kimlere taptığını bilmiyordu, o nedenle oradaki topluluğun meleklere tapıp tapmadığını öğrenmek için meleklere, “size tapanlar bunlar mıydı?” diye soruyor.

  61. eyyüp uçkun dedi ki:

    kafan almıyor bir kişi meleklere tapıyor ve ALLAH bildiği halde soruyor meleklere size tapanlar bunlarmıydı diye orda meleklerin de ALLAH yanında aciz olduğunu tapındıklarının ALLAH’a
    muhtaç olduklarını göstermek ve insanın yaptığı hatayı göstermek için meleklere soruyor ve onlar da ALLAH’tan korkarak biz seni eksiklikten uzak tutarız diyorlar bu sayede insanlar bire bir taptıkları meleklerin aciz olduğunu gösterecektir ayrıca yazdığınız her ayette çelişki var diyorsunuz yok ayetlerin iniş sebebini okursanız anlayacaksınız yok kafamız basmıyor derseniz sizin bileceğiniz birşey

  62. Ahmet Özbek dedi ki:

    Allah soracağı soruyu ve verilecek cevapları biliyor da kimlere tapındığını mı bilmeyecek. Haklısınız aslında beyin bedava.

  63. HÜSEYİN dedi ki:

    HERHANGİ BİR OLAYA YAKLAŞIRKEN BİLE DOĞRU BİR MANTIK DÜZGÜN SAF DURU BİR AKILLA BAKMAZ İSEK YANLIŞ CEVAPLAR SONUÇLAR ORTAYA ÇIKAR .BURADA ALLAH BİR TANRI DEĞİL İLK ÖNCE ARADAKİ FARKI ANLAYALIM BİR KERE,SONRA ALLAH BİZLERE İNSANLARA HİTAP EDİYOR HANGİ LİSANDA YADA MANTIKTA YADA SÖYLEMDE HİTAP ETMESİ LAZIM ,TABİİKİ BİZ EN CAHİL AKIL SAHİPLERİNDEN EN DERİN TEKEKKÜR GÜCÜ YÜKSEK AKIL SAHİBİ OLANLARA KADAR HİTAP HERKESE ETMESİ GEREKİR.PEKİ HİTAP NASIL OLUR,TABİKİ KARŞILIKLI OLUR KARŞINDAKİNE OLUR,ÇÜNKİ MADDE DÜNYASINDA AYRI AYRI BİREYLER VARDIR BİRBİRLERİNE HİTAP EDERLER SİSTEM BÖYLEDİR HİÇ YAZI YADA SÖZCÜK DIŞINDA BİR HİTAP OLABİLİRMİ BU ALEMDE, .OLAMAZ ÇÜNKİ SİSTEM BÖYLE AMA BU HİTABI KİŞİLEŞTİRİRSEK ANLAYIŞIMIZA GÖRE BÖYLE ANLAMLAR ÇIKARTIRIZ.ALLAH ŞÖYLE YAPSAYDI HERKESİN İÇİNE RÜYASINDA ANLAMAYACAĞI BİR BİÇİMDE BİLDİRSEYDİ, O ZAMAN NE DENİRDİ,ALLAH RESULÜ MELEK ŞEKLİNDE GÖNDERİP AÇIKLASAYDI NE OLURDU KİM ANLARDI YADA O MELEK BİZ NASIL ONUN YAPTIKLARINI YAPALIM DENMEZMİYDİ,BU BİZİM ANLAMAMIZ İÇİN BİZE BİZİM GİBİ BİR HİTAP BUDA ALLAHIN RAHMETİ BİZLERE,MİLYONLARCA FARKKLI İDRAK ANLAYIŞ VAR ÇOK DEĞİŞİK AMA EN ALT TEMEL TABAN İŞTE BU ANLAYIŞ KİMİN KAPASİTESİ NE İSE ONU ALIR.AMA EN BÜYÜK HATA AKLIN OYUNLARI ŞÖYLEKİ MADDE ALEMİNDE 5 DUYU İLE KENDİMİZİ SINIRLANDIRIP SADECE BU VERİLERLE BU DUYGULARLA VE ANLAYIŞLA OLAYLARI DEĞERLENDİRDİĞİMİZDE İŞTE BÖYLE HATAYA DÜŞÜYORUZ.İMAN GAYBADIR AŞİKAR ORTADA OLSAYDI İMTEHAN OLMAZ ,KİMSENİN KİMSEDEN FARKI OLMAZDI,AHİRETTE HERKES HERŞEYİ GÖRÜP ANLAYACAK AŞİKAR OLACAK İNKAR DİYE BİRŞEY OLMAYACAK AMA ORASI SONUÇ KARŞILIK YERİ OLDUĞU İÇİN İMAN GEREKMEYECEK AMA YAPTIKLARIMIZIN KARŞILIĞI OLDUĞU İÇİN PİŞMANLIĞINDA FAYDASI OLMAYACAK YAPACAKTA BİRŞEY OLMAYACAK ALLAH HEPİMİZE İDRAK EDEBİLMEYİ NASİP ETSİN.

    • toro dedi ki:

      Sayın hüseyin,

      Öncelikle şunu bileceğiz, var olan hiç bir varlık ”bilmediğini bilmediği bir şeyi bildiğini iddia edemez”!

      Şimdi gelelim büyük harfli yorumlarınızda bence en önemli olan yere!

      ”ALLAH ŞÖYLE YAPSAYDI HERKESİN İÇİNE RÜYASINDA ANLAMAYACAĞI BİR BİÇİMDE BİLDİRSEYDİ, O ZAMAN NE DENİRDİ,ALLAH RESULÜ MELEK ŞEKLİNDE GÖNDERİP AÇIKLASAYDI NE OLURDU KİM ANLARDI YADA O MELEK BİZ NASIL ONUN YAPTIKLARINI YAPALIM DENMEZMİYDİ,” sizden alıntı

      Peki, yukarıda ki gibi olmadı da tersi oldu! Sonuç nedir, herkes anladı mı?

  64. cahillik okuduğuna araştırmadan inanmaktır.. dedi ki:

    http://www.islamustundur.com/celiskiyoktur.html okursanız anlıyacaksınız..

    • 1okuyucu dedi ki:

      cahillik………;

      aha! bir babayiğit çıktı ortaya?

      söyle bakalım, cennette yasaklanan meyvenin ne olduğunu biliyor musun?

    • toro dedi ki:

      Sayın ”cahillik okuduğuna araştırmadan inanmaktır”

      Bana söylermisiniz bu buram buram mesaj kaygısı güden avatar, herhangi bir kutsal kitaba sadece okuyarak inanan ama araştırmayanlara da feyz olsun diyor musunuz?

      Sizce herhangi bir kutsal kitaba sadece okuyarak inananlar cahilmidirler?

  65. Tanju Altun dedi ki:

    Toro ;
    -İman birşeyi görmeden ona kalben inanmaktır !

    Kafirler ateistler inanmayı reddediyorlar ve inandırılmak için birisinin onları ikna etmesi için çırpınıyolar🙂

    Bilgi sınırlıdır .. Fakat Allahu tealanın (c.c) ilimi bilgisi sınırsızdır.
    Ve onun (c.c) indinde bilgisi dahilinde evvel ve ahir geçmiş ve gelecek tamamlanmıştır.

    Fakat insan bilgisiz doğduğu için ve akıl sahibi olduğu için biz hayvanlar gibi genetiği öğretilmiş olarak doğmuyoruz bir arıya bal yerine karınca gibi olmayı öğretemezsin bir balığa nefes almayı öğretemezsin ama insanın aklı bedeni hertürlü şeye müsait kanat yapar uçarsın denize girer dalarsın üretirsin tüketirsin yani her canlının bilgisi farklı düzeyde siz mercimek kadar beyninizle ;

    Siz bilgi boyutunda sınırsızlıkla dans etmeye çalışıyorsunuz. İlim ve iman birleştiği vakit akıl baştan gider çok başka olursun kibir kalkar benlik kalkar ve dünyaya gelme amacını anlamış olursun gökte uçan kuş gibi yarını düşünmez sadece ibret alırsın

    Bir insan kendi kötülüğünü eksikliğini kabul edemezken🙂 Nasıl olurda yaratıcısından sual eder şaşıyorum bi adama beyinsiz de zoruna gider ama şurda yapılan rezillik gerçekten çok farklı bir olay

    dünya 100 yıl önce atla deveyle bu zaman uçak otomobille 100 yıl sonrada daha binbir türlü şeyle dolacak taşacak ve dünyanın sonu bizi ilgilendirmiyo bir gün bitecek ve yanlız Allah (cc) bilir. Biz kendi kısa ömrümüze bakalım güzel değerlendirelim böyle şeyler insanı cehenneme götürür.

    Hiç inanmıyorum diyen özelede gelebilir🙂
    facebook.com/tanjualtun52

    • 1okuyucu dedi ki:

      Tanju Altun;

      —-Bir insan kendi kötülüğünü eksikliğini kabul edemezken🙂 Nasıl olurda yaratıcısından sual eder şaşıyorum bi adama beyinsiz de zoruna gider ama şurda yapılan rezillik gerçekten çok farklı bir olay

      Biz kendi kısa ömrümüze bakalım güzel değerlendirelim böyle şeyler insanı cehenneme götürür. (senden alıntı)

      bizler rezillik yapmasak, Kuranın sadist tanrısı, kendi sapık egosunu tatmin etmek için cehennemde uygulayacağı fiziksel işkencelere kim maruz kalacak söyler misin? cehennem ateşinde yananları, ızdıraptan inleyenleri gördükçe zevkten dört köşe olacak sadist bir tanrıyı böyle bir zevkten mahrum etmek düşünceside nereden çıktı? yoksa sen Kuranın tanrısının sapık egosunu tatmin etmesini istemiyor musun?

      bu kadar bencil olma, sen cennette her türlü egonu tatmin ederek gününü gün ederken, Kuranın sadist tanrısının kendi egosunu tatmin etmekten mahrum bırakmayı nasıl düşünebilirsin?

      o nedenle bizi rahat bırakta rezilliklerimize devam edelim, çünki senin tanrın ellerini ovuşturarak dört gözle bizi bekliyor, bizi ayartmaya kalkıpta tanrının hayallerine maydonoz olma.

      • Tanju Altun dedi ki:

        Güzel kardeşim seninki ateistlik değil birşeylere inanıyosun belli sendeki bu his isyan ve inkardır.

        Bilenle bilmeyen bir olmaz.

        Allahu Teâla Herşeyin sahibidir Herşeyin Allah’ıdır Tek ilahdır Ortağı’da yoktur Birdir Tektir !
        Senin benim o kitabın bu kitabın böyle bir ifade yok bu noktada sen kabul etsende etmesende Allah herşeyin Allah’ı dır bu konuda anlaşalım.

        Fakat düşünme şeklin yanlış.
        insan 3 şekilde çalışır 1 Zekasıyla 2 Bedeniyle 3 Parasıyla
        Okumadan bir mesleği icra etmen imkansız.
        Yıllarca okursun ve mükafatı olarak meslek sahibi olmuş olursun buda sana rütbe verir,,
        Okumamış bilgisiz bir insanda senin altında senden daha DÜŞÜK ÜCRETLE ve fazla yorularak bedeniyle çalışmış olur ve bu senin gibi rahat olmaz.

        Sen düzenli ve amaçsız hayatında bugün ne yapsam bugün ne giysem sex alkol sigara haram vs.
        Nefsi duygularınla tatmin olurken.
        Diğer fakir arkadaşta bugün aç kalırmıyım hava soğuk ne giysem hastayım ilaç para ev vs. sıkıntılar çekmekte
        Bu ölçüyü baz alırsak sen ömrünün geri kalanını rahat içerisinde geçirmek için küçük bir süre okul okuman zorluklara katlanman gerekir.
        Diğeride okumadığı için ömrünün geri kalanını bu şekilde yoksulluk sefaletle geçirmek zorunda kalır.

        Bu şekilde düşünürsen Cennet Cehennem kavramlarının ana fikrini anlamış olursun.

        Şimdi gelelim asıl konuya .

        Dünyada yaşıyosun ve birsürü beyinsiz katil sapık şiddete meğilli dolandırıcı pskopat insan var.
        Eğitilmiş bir köpek faydalıdır fakat kuduz olmuş bir köpeğe yapacak birşey yoktur.

        Cennet ve Cehennem kavramlarıda insanlara Vaad olarak indirilmiştir .
        Allah’a (islamın ve imanın şartları dahil)iman edip güzel işler yapanlar cennete.
        İMAN ETMEYEN HERKEZ cehenneme gidecektir.
        Şuanda nasıl bir yer bilmiyoruz ve nasıl bir muameleyle karşılaşacağız bilmiyoruz. Çünkü cennetteki veya cehennemdeki hiçbirşeyin bu dünyada olmadığı kat ve kat daha güzel veya azap verici olduğu şeklinde sevindirici ve korkutucu şeyler.

        Şimdi sen yalancı hırsızın dolandırıcının teki olsan çocuklara tecavüz etsen haram yesen alkol alıp hergün birini dövsen öldürsen elinde silah olsa herkez senden korksa bu şekilde nasıl bir akibet olur ? hoş değil dimi bu adam cennetemi girmeli sence ? bu adama ne yapsan haktır

        Diğer tarafta Allah’a iman eden Hz.Muhammed’in sünnetine uyan iyilik yapan namaz kılan yalan söylemeyen hırsızlık yapmayan insanlara yardım eden fakirini doyuran sadakasını veren insanlara karşı hoşgörülü sevecen yanlış olan herşeyden uzak bir insan düşün,, Bu adamın Cehenneme girmesi normalmidir sence ?

        Ne kadar iyi olursan ol ! İman etmedikçe cennete giremezsin.

        Ne kadarda kötü olsan da iman ettiğin ve yaptığın hatanın günah olduğunu bilirsen günahkar olursun cennete girersin ama cehennemde cezanı çektikten sonra.

        Kardeşim helak olacaksınız bu din insana kötü birşey emretmiyor kaybedeceğiniz ne olabilir ?
        İyi olmak kaybetmek mi ? Günahları işlememek nefsinize gelmiyosa iman edin ama günahı bilin yinede cennete girersin cehennemde ebedi kalmazsın nedir yani bu ısrar paramı istiyoz senden ?

      • 1okuyucu dedi ki:

        Tanju Altun;

        —-Ne kadar iyi olursan ol ! İman etmedikçe cennete giremezsin.
        Ne kadarda kötü olsan da iman ettiğin ve yaptığın hatanın günah olduğunu bilirsen günahkar olursun cennete girersin ama cehennemde cezanı çektikten sonra. (senden alıntı)

        sizin şu adalet anlayışınıza hayranım?

        elin imansızı kanser hastalığına çare bulmak için harıl harıl çalışırken, hayatınızı kolaylaştıran her türlü teknolojik yeniliği hizmetinize sunarken, sırf Muhammede inanmadığı için cehenneme gidecek,

        imanlısı her türlü naneyi yesede, sırf Muhammede inandığı için bir süre cezasını çektikten sonra cennete gidecek öyle mi?

        kendisine inanılmamasını kendisine dert eden bir tanrı, kendisine inanılmasını yeterli görmeyip Muhammede de inanılmasını şart koşan bir tanrı, üstelik peygamber gönderdiğini ispatlayamayan bir tanrının Muhammede inanılmasını beklemesi, bir tanrının değil olsa olsa Muhammedin kendisinin peygamberliğine kanıt olarak gösterdiği bir kitabın uyduruk tanrısı olur,

        öyle bir tanrınında adalet anlayışı bu kadar olur,

        ama sizinde hakkınızı yememek lâzım, her ne kadar birbiriniz boğazlasanızda, esir aldığı kadınları cariye yaparak, kadınlara çalışma yasağı getirerek, kadınların başlarını örtmelerini emrederek, kadınların yanında erkek olmadan sokağa çıkmalarını yasaklayarak, bakara-178 gereği, Kuranın tanrısının ön gördüğü hür, köle, kadın ayırımcılığının yapıldığı ataerkil toplum düzenini tekrar geri getirmeye çalışarak tanrısını mutlu etmeye çalışan ışid gibi Allah yolunda savaşanlar var, öyleya kölelik düzeni geri gelmezse, kadın erkek ayırımcılığı yapılmazsa bakara-178’in ne anlamı kalır?

        benden sana bir tiyo, cehennemde bir süre kalmak istemiyorsan, yani doğrudan cennete gitmek istiyorsan Allah yolunda şehit olmaya bak, böyle bir fırsatı da ancak ışide katılarak elde edebilirsin.

      • Tanju Altun dedi ki:

        Ben bu bilgilere vakıf olmadan önce müslümandan beter kafirden kötüydüm sizin kadar ön yargılı olmasamda ılımlı idim ve merak ettiğim herşeyi her bakış açısından saatlerce günlerce aylarca yıllarca araştırdım ve doğru yolu buldum müslümanım demekle müslüman olunmaz güzel kardeşim sen bu işin ne kadar ciddi olduğunu bilmiyosun kolay geliyo sana sallamak.

        Toro dedi ki
        “Dostum sizin işiniz gücünüz yokmu? Mecbur musunuz buralarda yazmaya,sizi buna zorlayan mı var?”

        “şimdi şunu demek geçiyo içimden ulan yawşak sen mecburmusun milletin diniyle mercimek kadar beyninle burda dalga geçmeye cehalet savuruyosun ortalığa ”

        Fakat demiyorum

        Ve cevap veriyorum her insan müslüman doğar ve akıl bali olana kadar müslüman kalır. Yani bir çocuk budist evladı da olsa 7 yaşına kadar ölür ise cennete gider sorgu sual olmaksızın.

        Bir kafir dinsiz ateist herneyse 50 yaşında da tevbe etse kelimei şehadet edip ibadet ederse geçmiş günahları affolur namazlardan sorumlu olmaz ibadetleri sorulmaz ve tertemiz bir sayfadan başlamış olur.

        Sen müslüman olmayı kolaymı sanıyosun dünyanın bu kadar adiliğine karşın dürüst olmak kolaymı sence haram yememek zina yapmamak hırsızlık yapmamak sırf Allah istiyor diye onun dediklerini yapmak kolaymı sanıyosun ? Bak ben zor tutuyorum mesela kendimi zina etmemek için bağdat caddesinde çalışıyorum millet çıplak geziyo barlar caddesin 24 saat sevişiyolar sahilde çıplak denize girip gece sarhoş sarhoş sex yapıyolar ama biz bunları görüp el etek çekiyoruz canımız istiyomu nefs bu herşeyi ister bunu kimse inkar edemez istiyoruz ama yapamıyoruz şeytan yap diyo Allah yapma diyo şeytana uyarsam cehenneme giderim Allah’a uyarsam cennete bu kadar basit aslında kimse sizden para pul istemiyo.

        Sen nefsin nasıl birşey olduğunu biliyomusun ?
        Sen dalga geçtiğin mevzunun ne olduğunu biliyomusun ? yok o kitabın tanrısı yok şunun kankisi
        dünyanın 3/2 si zaten Allah’ı biliyor inanıyor fakat eski kitaptaları eski güncellemeyi kaldırmadı onların bellekleri paraya dini sattılar ve 4 büyük kitabın ilk 3’ünda son kitap ve son peygamberden bahsediliyor zaten elimdeki güç gitmesin diye zamanın hükümdarları kitapları değiştirip kendilerine uyarladılar.

        farklı dine mensup bir aileden doğan bir kafirin iyi olması birşey ifade etmez bu dünyada binlerce yıldır din kavgası ediliyor ve her ülkede her dine mensup insanlar var ben istanbuldayım çevremde adam gibi müslüman yok fakat ben araştırarak öğrendim cennete gidebileceğimi sanmıyorum fakat girmeyi istiyorum çok süper bir müslüman değilim ama benden çok çok kötüleri var

        Sen sanıyosun ki her müslüman cennete girecek Peygamber efendimiz diyo ki benim ümmetim 72 Fırkaya ayrılacak fakat içlerinden 1 tanesi cennete girecek oda Ehli Sünnet Vel Cemaattir ,, müslüman olup ibadet etmeyen ihmal eden günah işleyen adam senin gibi kafirden fazla yanacak iyi insan olarak nitelendirdiğin budist ailede doğan kafirden fazla yanacak bunuda bil yani basit birşey değil müslüman olmak.

        İnsanlar o kadar aptal ki ikiz kulelere uçak çarptı diye milyarlarca müslümanı terörist ilan ettiler medya bi justin bieber bi lady gaga yapar 10 milyon kişi din değiştirir bu önemli değil hepsi cehennemi boylayacak🙂

        işid dediğiniz gerizekalılar da müslümanlık adına masum insanları katlediyo o insanlar cehennemin en dibini boylacayak emin ol onlar çoğu şia mezhebine mensup Allah demek yetseydi hristiyan yahudi bunların hepsi cennete girerdi merak etme herşey senin o mercimek kadar beyninin aldığı saçmalıktan ibaret değil

        Bu kendini bilmez dengesiz ve laflarına dikkat etmeyen 1-2 arkadaş yüzünden bir daha yorum yazmak istemiyorum.

        İnsan gibi birşeyleri tartışmak öğrenmek isteyen varsa eklesin mail adreslerimi bildiğim kadarıyla tatmin ederim fakat bu şekilde saçma sapan ön yargıları olan insanlar lütfen eklemesin ön yargıya da razıyım hakaret etmeyin , Üslubumu bozduğum içinde hepinizden özür diliyorum..

        Allah hepinize hidayet nasip eylesin.

        tanjualtun@gmail.com

        facebook.com/tanjualtun52

        Veya bunları boşverin

        Cübbeli Ahmet Hocayı dinleyin o hepinize yeter😉

      • 1okuyucu dedi ki:

        Tanju Altun;

        —-Ne kadar iyi olursan ol ! İman etmedikçe cennete giremezsin.
        Ne kadarda kötü olsan da iman ettiğin ve yaptığın hatanın günah olduğunu bilirsen günahkar olursun cennete girersin ama cehennemde cezanı çektikten sonra. (senden alıntı)

        benim tepkim senin adalet anlayışınaydı, ayrıca şunuda bil, eğer dinlere inanmayan biri erdemli davranışlar sergileyebiliyorsa bu tamamen vicdanının sesini dinlediği içindir ama dinlere inanan biri erdemli davranışlar sergiliyorsa bu tamamen cennet beklentisinin bir sonucudur, yani biri hiçbir etki altında kalmadan erdemli olabiliyordur, diğeri ise cennet beklentisi nedeniyle kedini erdemli olmaya mecbur hissediyordur, işte burada işin içerisine samimiyet kavramı giriyor,

        dolayısıyla dinlere inanmayan birisinin erdemli olma konusunda samimiyetinden asla şüphe etmem ama dinlere inanan birisinin erdemli olma konusunda samimi olduğuna inanmam, çünki biri hiçbir beklentisi olmadan olduğu gibi görünen biridir, diğeri ise cennet beklentisi nedeniyle göründüğü gibi olmaya çalışan biridir,

        —-cennete gidebileceğimi sanmıyorum fakat girmeyi istiyorum (senden alıntı)

        bu arada sana verdiğim tiyo hoşuna gitmediyse başka tiyo vereyim,

        Ey Peygamber! Müminleri savaşa teşvik et. Eğer sizden sabırlı yirmi kişi bulunursa, iki yüze (kâfire) galip gelirler. Eğer sizden yüz kişi olursa, kâfir olanlardan bin kişiye galip gelirler. Çünkü onlar anlamayan bir topluluktur. (enfal-65)

        66. Şimdi Allah, yükünüzü hafifletti; sizde zayıflık olduğunu bildi. O halde sizden sabırlı yüz kişi bulunursa, (onlardan) ikiyüz kişiye galip gelir. Ve eğer sizden bin kişi olursa, Allah’ın izniyle (onlardan) ikibin kişiye galip gelirler. Allah sabredenlerle beraberdir. (enfal-66)

        Muhammed öldüğünden beri sizi savaşa teşvik edecek biri kalmadı, baktım savaş konusunda gevşeklik gösteriyorsunuz, nacizane ufak bir katkım olması babında, bu savaşa teşvik işini üzerime aldım,

        eğer en az 2 kâfir öldürürsen tanrını hoşnut etmiş olursun, eğer en az 10 kâfir öldürürsen tanrının asıl muradını yerine getirmiş olursun, üstelik tanrını fazlasıyla hoşnut etmiş olursun ki, belkide sorgusuz sualsiz doğrudan cennete gidersin, çünki, en az 10 kâfir öldürmeniz tanrınızın sizden istediği kalite standardının üst sınırıdır,

        cennete kestirmeden gitmenin başka bir yolu yok, ya Allah yolunda şehit olacaksın, yada en az 10 kâfir öldüreceksin, benden bu kadar,

        bu arada ışidi yabana atma, yeni kurulan İslâm ordusuna katılmak için dünyanın her yerinden akın akın gelenler var, hatta ailecek gelenler bile var,

        ikiz kulelerle ilgili olarak, o kulelerin vurulmasını el kaide resmen üstlendiğinde İslâm alemi sevince boğuldu, bunu çevremdeki gözlemlerime dayanarak söylüyorum,

        son söz, biz ağzımızla kuş tutsakta sizin tanrınızın cehennemi gideceğimize aldırmadan ağzımızla kuş tutmaya devam edeceğiz, çünki biz beklentilerimize göre değil vicdanımıza göre hareket eden insanlarız.

        sana cennette mutluluklar dilerim, temeni ederim tüm sevdiklerinde seninle cennete birlikte olur.

      • Tanju Altun dedi ki:

        Işidin islamiyetle hiçbir alakası yoktur.
        o sebepten bu yazdıklarına cevap veremem dostum.

        Kafir öldürme hususunda ise şöyle bir durum var ,,
        Sizinle savaşmadıkları sürece onlarla savaşmayın. Eğer savaşırlarsa o zaman onları öldürün. Kâfirlerin cezası işte böyledir.
        Ayetle ispat edeyim. Bakara

        Yani sen gidip kafir diye masum insan öldüremezsin Allah bunuda yasaklamıştır.
        Kafir olmadan müslüman olmaz müslümanlık kafirden türer Peygamber Efendimiz gelmeden önce hepsi kafirdi biraz mantıklı olalım. Kafir biri müslüman olabilir neden masum insan öldüresin ki ?

        Hatta şöyle bir durum var bir kafir sonradan müslüman olunca en baba müslümana taş çıkarıyo öyle sağlam müslüman oluyo ibadetinde davranışında Allah hepinize nasip etsin

        Böyle sizin gibi olup Müslümanlığı savunan insanlar olursa çok yol alırız biz ama bizimkilerin çoğuyla şeytan bizzat ilgileniyo şeytanın size musallat olma şansı yok zaten yoldan çıkarmış sizi daha kimi çıkarabilirim diye uğraşıyo

      • 1okuyucu dedi ki:

        Tanju Altun?

        referansını Kurandan alan her türlü mezhebin, tarikatın, ekolün İslâmla alâkası vardır, çünki hepsi adına Kuran denilen kitabın farklı yorumlanması sonucu ortaya çıkmış inanış şekilleridir, o nedenle ışidin İslâmla alâkası yok diyemezsin, üstelik selefiye görüşü en İslâmda en yaygın görüşlerden biridir,

        cevap verip vermemen beni ilgilendirmez ama sen selefiye görüşünden değilsen, ışidin katli vaciptir listesinde olduğunu da unutma, çünki farklı fırkalara bölünmüş gruplar kendilerinden olmayanı kâfir ilân edip haklarında katli vaciptir fetvası verebiliyorlar,

        ışid ise şimdilik Alevilerle, şiilerle işe başladı, bakarsın günün birinde sıra sanada gelmiş, bize ise en son sıra gelir, şimdilik İslâm alemi içerisindeki katli vacip olanları halletmekle meşguller, o nedenle İslâm aleminin içi temizlenmeden bize sıra gelmez?

        Fitne ortadan kalkıncaya ve din tamamen Allah’ın oluncaya kadar onlarla savaşın! (İnkâra) son verirlerse şüphesiz ki Allah onların yaptıklarını çok iyi görür. (enfal-39)

        Kuranın tanrısı, fitnenin en önemli sebeplerinden biri olarak kafirleri göstermektedir ve din Allahın oluncaya kadar onlarla savaşın demektedir, bunu sağlamak için savaşı farz kılmıştır,

        dinin Allahın olması demek, Allahın hükümlerinin geçerli olduğu bir yaşam biçiminin (şeriat rejimi) tesis edilmesi demektir, eğer aslolan Allahın dinini yeryüzünde egemen kılmaksa, ancak egemenliğinizi kabul edenlerle savaşmanıza gerek kalmaz, szinle savaşmak istemeyenlerde ya yeterli askeri güce sahip değildir, yada silahsız sivillerdir,

        öyleya siz Allahın dinini egemen kılmak için savaş açmışsınız, savaş açtığınız topluluk biz savaş istemiyoruz dediğinde, madem savaş istemiyorsunuz, o halde sizle savaşmamıza gerek yok derseniz bu durumda Allahın dinini egemen kılmış olamazsınız,

        özetle, sizle savaşmak istemeyenler, sizin egemenliğinizi kabul etmişler demektir, bu durumda boğazlarına kılıcı dayadığınızda ya Müslüman olup zekâtı verirler, yada kendi dinlerinde kalıp cizyeyi verirler,

        şimdi anladınmı sizle savaşmak istemeyenlerle niye savaşmayacağınızı?

        —Böyle sizin gibi olup Müslümanlığı savunan insanlar olursa çok yol alırız biz ama bizimkilerin çoğuyla şeytan bizzat ilgileniyo şeytanın size musallat olma şansı yok zaten yoldan çıkarmış sizi daha kimi çıkarabilirim diye uğraşıyo (senden alıntı)

        eğer Ayşe ve birkaç önemli sahabe Ali’ye savaş açacağına biat etselerdi, Muaviye halifelik iddiasında olmayacaktı, İslâm aleminin ikiye bölünmesinin en önemli sorumlusu Ayşedir, ayşenin Aliye biat etmemesinin en önemli nedeni gerdanlık olayında Alinin tutumuna karşı beslediği kin ve nefrettir, aralarındaki savaş (cemel vakası) İslâm aleminin ikiye bölünmesine sebep olmuş, hemde ne sebep oluş, bugün İslâm alemindeki tüm tarikatler, ekoller birbirlerini boğazlamaktan vaz geçseler, kemikleşmiş Sünni şii bölünmüşlüğünü yok edemeyecekleri için yine birbirlerini boğazlamaya devam ederler,

        tanrınızın gönderdiği din, sebep olduğu iktidar kavgaları nedeniyle Müslümanların birbirlerini boğazlamasından başka bir işe yaramamış, bunun için şeytanın size musallat olmasına gerek yok, musallat olmasada birbirinizi boğazlamaktan vazgeçeceğiniz yok,

        bize ise musallat olan bir tanrıda yok, şeytanda yok, çünki bizim yol göstericimiz kendi vicdanımız, o nedenle uydurma tanrılarla, hayali (metafizik) şeytanlarla işimiz olmaz,

        —Sen inkar ettiğin şeylerin haramındasın şuan suyu besmele çekmeden içersen bile o su haramdır (senden alıntı)

        beni havaya, suya, gıdaya muhtaç bir varlık olarak yaratan bir tanrı, benim yaşamamı sağlayacak havayı, suyu, gıdayı da yaratmak zorundaydı, örneğin; insanların nefes alacağı bir hava olmasaydı ne benim yaşamam mümkün olurdu, nede beni doğuracak olanın yaşaması mümkün olurdu, yani havanın, suyun, gıdanın olmadığı bir ortamda bir tanrının canlı varlıkları yaratması asla mümkün olmazdı,

        o nedenle tanrı ihtiyaçlı olarak yarattığı varlığın ihtiyaçlarını da yaratmak zorundaydı, yaşamamızı sağlayan ihtiyaçları tanrının bir lütfu olarak görmek, ancak yaratmanın ne olduğunu kavrayamayanlara minnet duyacakları bir tanrı figürünü yutturmaya kalkan uyanıkların işidir,

        yaratmanın ne demek olduğunu anlayabildiysen, ihtiyaçlarımızı temin ederken minnet duyacağımız bir tanrı olmadığını, besmele çekmeyede gerek olmadığını anlamışsındır sanırım,

        eğer anlayamdıysan tanrının yaratıcılık vasfını bilmiyorsun demektir, yaratmanın ne olduğuna kafa yor,

        —-Dikkat et iyi araştır Osmanlı İmparatorluğu 500 sene huzurla şeriatle yönetildi ve dünyada tek güçtü ne zaman sizin soyunu çoğaldı böyle banka faiz haram sex alkol bunlar artmaya başladı (senden alıntı)

        Osmanlı, işgal ettiği Ülkeleri haraca bağlayarak elde ettiği gelirle yaşamını sürdüren, Padişahlarla Şehzadelerin, cariyelerle gününü gün ettiği bir düzendi, adı batasıca Devlet bekası için üstelik dini alet ederek kardeş katli vaciptir fetvası ise şehzadelerin birbirlerini boğazladıkları veya gözlerinin önünde boğdurulan kardeşlerinin ölümlerine şahit olmaları nedeniyle kafayı üşüttükleri, sadistleştikleri bir hükümdarlık sistemiydi ve o sistemde senin yukarıda saydıklarının alâsı yapılıyordu, içkiyi yasaklayan bile körkütük şarhoş dolaşıyordu (4. Murat) askeri gücünle sindirdiği toplulukların ne kadar huzurlu olduğunu, Fransız devrimiyle yeşeren millîyetçilik duygularına bakarak anlayabilirsin, Osmanlıya başkaldıranların içerisinde Arapların Arabistan çöllerinde atalarımızı hunharca nasıl katlettiklerini eğer yaşıyorsa dedenden dinleyebilirsin, üstelik Araplar geri kalmışlıklarının nedeni olarak Osmanlıyı görürlerdi, gerçi benimsedikleri şeriat rejimleriyle kendilerini orta çağ karanlığına mahkum ettiler, o da ayrı bir realite,

        özetle, Osmanlı askeri gücüyle sindirdiği toplumları sömüren emperyalist bir devletti, ve o sömürdüğü topluluklar tarafından nefretle anılıyor, yani senin huzur sandığın şey sindikleri için ses çıkaramayan toplulukların sanal bir görüntüsüydü, ne zaman Osmanlı zevke sefaya yetiştirecek para bulamadı, çaptan düştü, işte o zaman sindirilmiş toplumlar dişlerini göstermeye başladı,

        eğer ahlâktan konuşacaksan, başkasının karısına göz koyan Muhammede o kadını almasını sağlayan Kuranın tanrısının Muhammede kendisini mehirsiz sunacak olan kadınlara icazet vermesini konuş, hele karı boşamak erkeğin iki dudağı arasından çıkacak iki kelimeye bakıyorsa, Muhammed kendisini mehir olarak sunanlardan beğendiklerini akşam alsın, sabah boşasın gitsin, nasılsa hesap soracak kimse yok, yada maryayla başkasının odasında yakalandığını konuş,

        diğerlerine gelince, alâsını şeriatle yönetilen Ülkelerde görebilirsin, yada o Ülkeler gidenlerden dinleyebilirsin, eğer parlak bir tene sahipsen ve hacca gitmeye karar verirsen geceleri otobüs garajlarından uzak durmaya çalış, uyuşturucu ticareti yapan Devletlerin hangileri olduğuna bir bak, hem içiyorlar, hemde satıyorlar, karı istiyorsan bu işe soyunmuş imamlar işini görür, yeterki sen paradan haber ver, yada adına tarikat denilen pislik yuvalarında müritleri tarafından şeyhlere peşkeş çekilen kadınlara bak, (bir aile utancından Almanyaya göç etti)

        yani sen önce kendi evinin önünü (İslâm alemi) süpür, ondan sonra başkalarına bak,

        —- Yardımcı olayım . “Eşhedu En La İlahe İllallah Ve Eşhedü Enne Muhammeden Âbduhu ve Resuluhu.” (senden alıntı)

        siz, peygamber gönderdiğini kanıtlayamayan bir tanrı figürüne inanarak, size o tanrıyı yutturana, sırf beklentilerinize, yani bu dünyada yasak olupta öteki tarafta sınırsızca sunulanların cazibesine kapılarak sorgulama gereği duymadan gözü kapalı balıklama atlamışsınız,

        ama sen yanlış yerde tezgâh açıyorsun, çünki burada satabileceğin alıcı bulamazsın, üstelik senin ağababaların bile neyin ne olduğunu anladılar, bakarayı makaraya almaktan bile çekinmiyorlar, belli olmaz belki sende günün birinde neyin ne olduğunu anlarsın.

      • toro dedi ki:

        Sayın Tanju Altun,

        Sizin gibi düşünen insanlar öyle traji-komik yazılar yazıyorlar ki bazen nerede olduğumu şaşırıyorum. Sevgili arkadaşım sanki dünyada sadece müslümanlar ve onların tanrısına inanmayan ateistler var

        Sizin şuanda bu yazıyı bu yönde yazmanızın birinci önceli anne babanızın müslüman olması yani sizin de müslüman doğmanız! Bu kullandığınız dil gibi! Türk doğup türkçe konuşan ebeveynlerinizi taklit ederek ingilizce konuşabilirmisiniz?

        Derdinizi nasıl öğrendiğiniz dil ile anlatıyor durumdaysanız evren ile alakalı herşeyi de yine size öğretilen din üzerinden anlatıyor durumdasınız! Ya aileniz hinduist, şintoist ya da zulu kabilesinden zulu dinine inananlar olsaydı?

        Bana deyinki ben burada hinduist, şintoist ya da zulu dinine doğmuş biri olarak bulunsaydım yinede aynı şiddette kuranın tanrısının mutlaklığını anlatırdım! Yani deyin ki ben türk bir ailede doğdum ve onları taklit ederek derdini türkçe anlatan biri oldum ama canım istediğinde derdimi aynı akıcılıkta ve kesinlikte çince’de anlatabilirim!

        Bunları söyleyebiliyorsanız bizde tamam doğru yol buymuş diyelim!

        Ya da olayı daha da absürd hala getirelim! Bize zulu dininin mutlaklığını savunmaya ne dersiniz?

        Tamam ailenizin atalarının tercihini size emanet etmiş sizde sahip çıkıyorsunuz! Bu cocukluğunuzdan beri size empoze edilen ve reddedilmesi çok zor olan bir amanettir bunuda anlıyorum. Ama lütfen zaten itiraz edemeyeceğiniz şekilde size ezberlettirilen yani reşit olduktan sonra kendi inisiyatifiniz ile keşfedip tercih etmediğiniz bir inancın mutlaklığını bize dayatmayın!

        Siz müslüman bir ana babadan doğarak öğrendiğiniz bir dini hinduist bir ana babadan doğarak hinduist olmuş birine dayatabilirmsiniz? Hangi insanın haddinedir ,doğuştan gelen aidiyetinin diğerlerinin aidiyetlerinden üstün olduğunu söylemek!

        El insaf diyorum, hiç mi düşünmezsiniz!

        Dünya ya bir bakın her saniye ailesi sizin dininizden olmayan binlerce bebek doğuyor! Bu nasıl bir kendini beğenmişliktir ki siz tanrınızın sizi onlardan, doğumunuz itibariyle ayrıcalıklı kıldığını düşünebiliyor ve bunu daha da ileri gidip söyleyebiliyorsunuz?

        Dünya ya islam geldikten sonra diğer dinlerden olanların üremeleri engellenmiş mi? Siz müslüman bir aileye doğup kayrılacaksanız, zulu kabilesinin ferdi olarak doğan çocuk ise içine doğduğu herşeyden kendini sıyırıp sizin doğuştan içine bırakıldığınız yere ulaşmaya çalışacak! Çünkü size göre İMAN etmezse ancak cehenneme çıra olabilecek. Tapılası ilahi adalet bu olsa gerek.

        Dostum sizin işiniz gücünüz yokmu? Mecbur musunuz buralarda yazmaya,sizi buna zorlayan mı var?

  66. rammsteinn dedi ki:

    Tanju Altun
    haram yememekten bahsediyorsun ama dini giderlerinizin bir kısmını ateistlerden aldığınız vergilerle karşılıyorsunuz. “o devlet işi” deyip kestirip atacaksın. çünkü işine gelecek. işine gelmese eğer avrupadaki din vergisi uygulamasını isterdiniz.
    müslüman olanlar din vergisi adı altında vergilerini öder,devletin camisine gider.
    benim ödediğim vergilerden , devletin diyanete aktardığı tüm vergilerim size haram olsun.
    hem benim paramla caminizin giderlerini karşılayacaksınız, hem de aşağılayıp hakaret edip küçük düşürmeye çalışacaksınız. tam da sizlere yakışan davranış.

    bedevinizde sizin olsun, saçma sapan masallarınızda.

    • Tanju Altun dedi ki:

      Kardeşim sen Allah’ın yarattığı suyu içiyosun Allah’ın yarattığı toprağı ekiyosun Allah’ın yarattığı oksijeni soluyosun ve bunlarla yaşıyosun🙂 Sen kimsin ki vergiden bahsediyosun hayatın boş beleş dünyaya geldin boşuna yaşıyosun beleşçiliğin dibine vurmuş inkar ediyosun birde gelmiş vergiden bahsediyosun verginin canı cehenneme🙂 Sen inkar ettiğin şeylerin haramındasın şuan suyu besmele çekmeden içersen bile o su haramdır,,

      Bu devlet şeriatle yönetilmediği taktirde zaten haramla yürüyor demektir. Sen dünyayı haramlaştırırsan bu dünyada hayat icra etmek te zarurete düşer mecburi bir şeyi ölmeyecek ölçüde yapmanın çoğu ayette günah olsa bile müsadesi vardır.

      Dikkat et iyi araştır Osmanlı İmparatorluğu 500 sene huzurla şeriatle yönetildi ve dünyada tek güçtü ne zaman sizin soyunu çoğaldı böyle banka faiz haram sex alkol bunlar artmaya başladı🙂

      Sana kimse demiyo sırtında taş taşı Allah’ı bil Peygamber’i bil bunlara inan azcıkta ibadet et cennete gireceksin.

      içkisi para zinası para kumarı para hepsi haram millet parayla Cehenneme gidiyo
      Namaz beleş abdest beleş aç kuranı oku beleş hepsi helal millet bedava cennete gitmiyo🙂
      Bende sizi anlamadım 🙂 Gelin müslüman olun bende kurtulim sizde hahaha
      inanmadıklarınızın size zaten bir faydası olmayacak gelin adam gibi inanın bari öldükten sonra bahsettiğiniz hiçlik olmazsa göte gelmemiş olursunuz🙂

      Yardımcı olayım .
      “Eşhedu En La İlahe İllallah Ve Eşhedü Enne Muhammeden Âbduhu ve Resuluhu.”
      Bunu kalben söylerseniz müslüman olmuş olursunuz. 🙂

      • rammsteinn dedi ki:

        bu senin kelime şahadet dediğini islamdan önce başka bir dinde daha bulabilirsin ama araştırman lazım. sizin bedevi sağda solda ne bulduysa copy/paste yapmış.

        ama yok siz cübbeli hocanızı takip edin. insanlığın yaşı yedibin yılmış,sakal kestirmek günahmış. sizin bedevinin sakalının teki de onda. durmadan da uzuyormuş. sakalın etrafında cinler periler halay çekiyormuş.
        eğer işi alaya getirirseninz alay etmenin alasını en iyi ben yaparım.

      • Gencer dedi ki:

        Muhammed çevresindekilere; Size Allah’ın hükümlerini getirdim demiş.Çevresindekiler Allah’ın hükümleri neler diye sormuşlar.Muhammed cevap vermiş Allah kendisinin hükümlerini getirene yani bendenize itaat etmenizi emrediyor diye cevap vermiş.1.5 milyar Sazan’da bu aptalca ve ispat edilemeyecek iddiaya inanmış.

    • kadir dedi ki:

      ramsteinn sen hakkını helal etmezsen.. bu ülkedeki müslümanlarda sana hakkını helal etmeyebilir. eğer benim verdiğim vergilerle bu ülkenin sosyal imkanlarından faydalanıyorsan. senin verdiğin vergi ile de başkaları faydalanıyor.. ayrıca kendini bir kafir olarak görüyosun helal ve haramla senin ne işin var.. kime helal-haram ediyosun.. haram edersen eğer bu haramı hangi tanrıya havale ediyosun.. bir inançsız için saçma değilmi..

      “yapılan bu şey haksızlık” desen bir ateiste daha çok yakışırdı… pardon yoksa senin bir inancın var mıydı? islami bir kavram olan helal ve haramı kullandığının için önce kendini sorgulamalısın..

      ayrıca benim verdiğim vergiden faydalanan, ateist, deist, alevi, sünni, hristiyan,musevi vs.vs. kim olursa olsun hepsine helal olsun.. tabi ülkede bozgunculuk yapmamaları kaydı ile..

      • rammsteinn dedi ki:

        kul hakkına allah karışmaz
        dendiğine göre benimde haram etme hakkım var.
        bu ülkede budistler bir tapınak istese devlet yapar mı? yapmaz. yaparsa da sizinkiler ayağa kalkar. benim vergilerimde put mu yapıyorsunuz? diye.

      • Tanju Altun dedi ki:

        Rammstein senin amacın tartışma değil sen git kumda oyna ,,
        Cahil insanların bilmediklerini ispat edince konuyu değiştirmesi olağan birşey
        Sana anan babanın öğretmediklerini şu saçma sitede öğretecek değilim
        Yada yarın gel caddebostan sahile ben sana anlatayım yüz yüze hakaret etme şansın olmaz daha güzel ikna olursun.

        Ama amacın siyaset yapmak anlıyorum devlet devlet diye inliyosun

        Osmanlı 500 sene Şeriatle yönetti bu toprakları dünya huzur içindeydi
        Sizinkiler 100 senedir dünyayı cehenneme çevirdiler Petrol için can alıyolar filistin için bebek öldürüyolar🙂 Sizin savunmanız ne biraz da ben sorayım size

  67. pamuk1kale dedi ki:

    Tanju Altun;
    Yorumlarına bakınca,benim 10 yıl önceki düşünce yapımı görüyorum sende,o yüzdende kınamıyorum.
    Sana ilk tavsiye ”Her kulağına fısıldana araştırmadan,ölçmeden biçmeden,sorgulamadan inanma.”
    Osmanlı 500 yıl huzur içinde yöneltmiş bu toprakları…Bunu sana söyleyene,kulağına fısıldayana;Mesela Avşarlara sor Osmanlının nasıl yönettiğini,vergi almak için milleti nasıl inim inim inlettiklerini,nasıl doğradıklarını anlatırlar sana iskan yasasıyla,olmadı mı örneğin yavuzu alevilere sor,daha da olmadı mı Karamanoğullarına sor osmanlıyı…

    Bu devlet şeriatle yönetilmediği taktirde zaten haramla yürüyor demektir. Sen dünyayı haramlaştırırsan bu dünyada hayat icra etmek te zarurete düşer mecburi bir şeyi ölmeyecek ölçüde yapmanın çoğu ayette günah olsa bile müsadesi vardır. (senden alıntı)
    İyiki yönetilmiyor,bu halde bile benim diyen Müslüman eşrafının nasıl devlet malını götürdüklerini görüyoruz…
    Bakıyorum Müslümanlara veya kendine Müslümanım deyip 5 vakit namaz kılıp her pisliği yiyenlere.Yaradan demiş ki ”Bu dünya yalan gerçek ise ahiret” bu 5 vakitcilerde hep tekrarlar dururlar sana bana.Ama nedense bu dünyada malına mal katmak için yemedikleri pislik kalmaz,küçük bir çıkar için atmadıkları takla ha keza.

  68. Turan Sır dedi ki:

    HAYATIN MERKEZİ

    Bilgi bir nokta idi, cahiller onu çoğalttı.
    Düşünen herkese…

    VAROLUŞ

    Ezeli ve ebedi (başlangıcı ve sonu olmayan), varlığı kendinden olan Allah, bilinmeyi dilemiş; zamanı, evreni, melek, cin ve insanı yaratmıştır. Allah’ın yaratması; varlığı, yoklukta bırakmamak içindir ve tercihini yaratmaktan yana kullanmasının bir sonucudur. Bu ise Rahman ve Rahim isminin bir tecellisi olsa gerek. Allah; evreni, melek, cin ve insanı kendi ihtiyacı olduğu için, yani yaratmadığı takdirde kendi varlığını devam ettiremeyeceği için yaratmış değildir. Bu ihsanlar, her daim yaratmalar ve lütuflar olmasaydı, Allah’ın bu sıfatları belkide tecelli etmemiş olacaktı. Ama varlığı her daim hiç bir şeye ihtiyaç duymadan devam edecekti. Allah’ın varlığını kavrayabilecek potansiyelle yaratılan bilinçli varlıkların yaratılış sırası; önce melek, sonra cin, sonra insan şeklinde olmuştur. İnsanlar bir tür olarak yeryüzünün çeşitli bölgelerinde eşzamanlı olarak çok sayıda yaratılmışlardır. Bu üç varlığın dışında varolan, evrendeki canlı ve cansız diğer bütün varlıklar, Allah’ın evrende varettiği eşyanın tabiatına (doğadaki yasalarına-kurallarına) uygun olarak hareket ederler, ancak bilinçli ve sorumlu varlıklar değillerdir. Yani bilinçli ve sorumlu olarak üç tür mevcuttur. Melek, cin, insan… Yaratılışta, insan türüne saygı göstermeyi reddeten, cin türünün kafir olanı yani şeytandır. İnsanın yaratılışından sonra şeytanlaşma temayülü insan türünde de oluşmuştur. Şeytan; kafir cin ve insandır. (114:6) Şeytan ayrı bir tür değil, (kafir) gerçeği örten özellikler gösteren cin ve insanın bu durumunu devam ettirdiği süre içindeki halidir. Şeytan diye ayrı ontolojik bir varlık türü yoktur. Şeytanlık bir sıfattır. Kötülüğü temsil eder. Vesvese ve kötü düşüncedir. İnsan ve cin özgür iradesiyle yaşar ve ölür. Yaşam boyu tercihleriyle ilgili cennet ya da cehenneme muhataptır. Evrende bulunan; insan, cin, hayvanlar ve bitkiler dahil bütün canlılar ölümlüdür. Ahirette bütün canlılar tekrar, dünyadaki bedenleri ile diriltilecek ve hesaplaşma olacaktır. Adaletli olan Allah; insan, cin, hayvanlar ve bitkilerden, canlı ve cansız bütün varlıklardan; yaşamları boyunca birbirlerine hakkı geçenlerin haklarını Ahirette teslim edecektir. Melekler ve kafir olarak ölen insan ve cin dışındaki bütün canlılar, bir daha ölmemek üzere cennette, dünyadaki bedenleri ile sonsuz yaşayacaktır. Ancak kafir (gerçeği örten) insanlar ve cinler ise, hayatları boyunca yapmadıkları iyiliklerin ve yaptıkları kötülüklerin bir sonucu olarak Allah’ın takdir ettiği uzun bir süre cehennemde azap gördükten sonra yokolmayı istemedikleri halde Allah onları ikinci bir ölümle/yokoluşla cezalandıracaktır. Kötülük (cehennem) biter, sonludur. Güzellik (cennet) süreklidir, sonsuzdur.

    Hayatı kurgulayan Allah, tabiki Mutlak Tercih hakkına sahiptir. Neden? Niçin? soruları O’nu bulmaya yönelik olmalı, benlikleri, nefisleri tatmin etmeye yönelik değil. Çünkü cin ve insanın, Allah’a ulaşmadan varlığını anlamlandırması mümkün değildir. Varoluşu Yaratıcıya bağlı. Sonuç olarak diyebiliriz ki; Yaratılış, Allah’ın bir ihtiyacından kaynaklanmıyor, belki Allah’ın sıfatlarının tecelli etmesinden kaynaklanıyor. Mutlak hikmeti ve herşeyin en doğrusunu şüphesiz Allah bilir. İlk ve son, iç ve dış Allah’tır ve Allah her şeyi bilir. (Allah alimdir)’’ (Hadid-3). “Allah gökleri ve yeri altı günde (altı zamanda-aşamada-evrede) yarattı. Sonra Allah, arşa istiva etti (arşı istila etti-kapsadı)” (Araf-54). Şu ayetle her şeyi kapladığını teyit etti. “Allah her şeyi muhittir (ihate etmiştir, kaplamıştır)” (Fussilet-54) . “(Sonra her şeyi yok edecek, Zatı baki kalacaktır) “(Kasas-88). Allahın zatı, alemlerden (Her şeyden, evrenden yaratıklardan ganidir, müstağnidir). Allah evren olmadan da vardır ve alidir-aşkındır. Allah sameddir. Varolmada ve varlığını devam ettirmede hiçbir şeye muhtaç değildir. Fakat yarattıkları evren ve içindekiler, var olmada ve varlığını devam ettirmede Allah’ın zatına muhtaçtırlar. Allah, ilk varın kendisi, son varın kendisi, dış varın kendisi ve iç varın kendisi olduğunu buyurmakta. (Zahir-batın Allah’tır) Sonra kendisinin, evreni yaratıp, kapsadığını ve evreni aşkın olup, sonsuz olduğunu vurgulamakta. Evvel- ahir ilk ve son Allah’tır. Her şeyi bilen Rab olduğunu ve her şeyi donattığını, eğittiğini, yönettiğini buyurmaktadır. Allah’ın dışındaki bütün varlıklar evrende zamana bağımlıdır. Zaman ise canlılığı tüketir. Ahirette ise cehennem yine zamana bağımlıdır ve sonludur. Ancak, zamana değil, Allah’ın varlığına bağımlı olan cennet sürekli ve sonsuzdur…

    Allah; kendi kudretinde, gizli iken bilinmeyi dileyip, zamanı, evreni, alemleri ve içindeki her şeyi yarattığını, daha dünyanın ötesinde gökleri olduğunu orada da soyut-gaybi nesneler olduğunu (melek-cin) gayb-gizli alemlerin de bulunduğunu, canlılığı/ruhu gayb aleminden insana, cine, kendi ruhundan vererek, onu bilmekli, düşünen, akleden, anlayışlı kıldığını bu suretle cinle ve insanla diyaloğu, zati ve sıfati ilişkisi bulunduğunu beyan etmektedir. Allah kendi kudretinde gizli iken, kendinden başka hiç kimse yok iken ve kendini kendinden başka bilen de yok iken, zatından zatına tecelli edip, önce arşı, arşın nurundan melek ve cin türünü yarattığını sonra, sırası ile örnekler alemini, güneşi, gezegenleri, yıldızları, sonra cisimler alemi olan yerküreyi güneşin hararetinin yoğunlaşması sonucu yarattığını, sonrada insan türünü yaratıp, Zati Nuru olan ruhunu/nefsini/canını verdiğini açıklamıştır. İnsan ve cinin ruhu/nefsi/canı/kişiliği; kendi bedeninden ayrı bir varlık değildir ve bedeniyle birlikte gelişir, olgunlaşır, tekamül eder. İnsan ve cin bedeniyle birlikte vardır. Uyanıkken ve uyurken hayal aleminde dolaşan ise insan ve cin beyninin ürünü olan düşüncedir. İnsan ve cin kainattaki/evrendeki/dünyadaki bedeniyle ahirette tekrar diriltilecektir. Allah; herşeyi kapladığını, aştığını, melekle-cinle-insanla konuştuğunu, kelam ettiğini, okumayı, yazmayı, dilleri öğrettiğini açıklamıştır… En büyük öğretici Allah’tır. Allah’ın kainatı ve içindekileri yaratma amacı ise kendisini göstermektir.

    “Yaratan rabbinin adıyla oku! O, insanı alaktan yaratmıştır. Oku! Yazmayı öğreten rabbin sonsuz kerem sahibidir. O, insana bilmediklerini öğretendir.” (Alak, 96/1-5)

    İnsan ve cin, doğrudan bir etkileşim içerisinde kalmadan, O’nun yaratmasındaki kemâli, sıfatlarındaki nihayetsizliği ve nihayetsiz güzelliği, Zât’ındaki tarifi mümkün olmayan coşkuları kavrayabilmek için; bu kavrayışındaki anlamları ‘özgürce tasdik’, ‘coşkularıyla ifade’, ‘gıyabında, sözlü olarak ilan’ ve ‘görmedikleri Rablerinin huzuruna, görürcesine bir yakınlık içerisinde sunmak’; nihayet, ‘O’nun kavranmaktan da yüce olduğunu kavramak’ üzere yaratılmıştır. Yani, varoluşunun gayesi, yarattığı varlıkları seven, bu sevgisini ikramlarla ortaya koyan, bu sevgisini ve özenini, bin bir ihsan ve rahmet yansımalarıyla ispat eden Allah’a karşı; ibadetleriyle bu sevgiye layık olduğunu ispat etmesi, ubudiyetiyle bu sevgiyi geliştirmesi ve O’na yakınlaşmaya çalışmasıdır. Bu çabanın son basamağındaki engel, Yaratıcısına ulaşan yolda yıkması gereken son duvar, kendi benliğidir. İnsan ve cin, ilahî bir ikramla bu engeli de aştıktan sonra, meleklerin ulaşmasının mümkün olmadığı noktaya varmış, onların aşmaları mümkün olmayan bir engeli de aşıp, melekleri insanın üstün özelliklerini kabul eder hale getirten o hakikate râm olacaktır ve Allah’a ulaşacaktır… Yani insan ve cin, böylece melek gibi ölümsüz hale gelebilecektir…
    DİN = KURAN = HAYAT

    Allah inanç sahiplerini inananlar olarak isimlendirmiştir. İnananlara birden fazla din değil, tek bir din göndermiştir. Bütün Peygamberler hep aynı dini tebliğ etmiştir. İnsanlar ve cinler, inananlar ve inanmayanlar olarak sadece iki sınıfa ayrılır. Allah’ın gönderdiği dini hükümler hep aynıdır. İnananlar kendilerine gönderilen dine ve kitaplara gönderildikleri dönemlerde çeşitli isimler vermişlerdir. Bu isimlerin bir bağlayıcılığı yoktur. Hepsi aynı şeyi ifade eder. Allah’ın dini ve Allah’ın kitabı tektir. Din Kuran demektir, Kuran din demektir.

    Kutsal kitapların kelime kelime aynı olması değil, aynı emir ve yasakların bulunması esastır. Bugün Kuran’da bulunmayıp Tevrat, İncil vb. kitaplarda yer alan emir ve yasakların bir bağlayıcılığı yoktur. Bu kitaplara bu emir ve yasaklar sonradan inanırları tarafından eklenmiş ya da daha önce bu kitaplarda bulunan hükümler sonradan çıkarılmıştır. Tahrif edilmiştir. Zaten Kuran son olarak bu tahribatı düzeltmek için yeniden gönderilmiştir. İlk gönderilen Tevrat ve İncil gibi kitaplar da ilk hali itibariyle Kuran’dır.

    Peygamberlerin ilk gönderildikleri dönemlerde insanlar Haniflik, Hıristiyanlık, İsevilik, Musevilik, Muhammedilik, İslamiyet, Müslümanlık gibi sıfatlar kullanmışlar ve kullanmaya devam etmektedirler. Allah’ın, insanların ve cinlerin içlerinden kendisine inananları tanımlaması “inananlar” ve emir ve yasakları tanımlaması da “Kuran” (okunan, okunacak ayet) şeklindedir. Zaten bütün dinlerin emir ve yasakları Kuran’da mevcuttur. Kuran, bütün emir ve yasakların bir arada bulunduğu (toplanmış, kitaplaşmış) şeklidir. Kuran’da bulunmayan emir ve yasaklar diğer kutsal kitaplara sonradan tahrif edilerek girmiştir. İslam (müslümanlık) yeni bir din değildir. Allah’ın inananlara gönderdiği tek bir din vardır. Bu dinin adını, inanırlarının çeşitli isimlerle adlandırmış olmalarının bir önemi yoktur. İyi bir Hıristiyan, ya da iyi bir Musevi olmak isteyenler, erdemli olmak, Allaha ulaşmak isteyenler Kuran’a uymak suretiyle inananlardan olurlar. Emirler (ibadetler) vardır. Yasaklar (kötülükler) vardır. Allah koruyan (rahman) ve bağışlayan (rahim) olandır. Emirlerle sevap, yasaklarla günah yüklenir cin ve insan…

    Muhammed Peygamberin vefatından kısa süre sonra cahiliyye devrinin kabileciliğini ve putperestliğini hortlatan münafıklar, birçok Müslümanı öldürmüşler ve Emevilerin başlattığı sapkınca halifelikle birlikte İslam’ın mesajını tahrif etmek ve onu ortaçağ Arap kültürüne dönüştürmek için maaşlı din adamlarını seferber etmişlerdir. İslam dininin tek ve biricik kaynağı olan Kuran’ın anlaşılmaz, detaysız ve yetersiz olduğunu ileri süren müşrik din adamları, yalnız Allah’a özgülenmesi gereken dini; Allah + Peygamber + sahabe + tabiin + mezhep imamları + mezhepte müçtehitler + eski alimler ve şeyhler + daha sonra gelen alimcikler ve şeyhciklerden oluşan bir anonim şirketin ortaya koyduğu bir beşerî din çorbası haline dönüştürdüler. (Lütfen şu sure ve ayetlere bakınız: 7:29; 9:31; 16:52;39:2,11,14; 40:14,65; 42:21; 98:5). Zamanımıza kadar etkileri süren bu felaketli dönemde Kuran’ın yeterli olmadığı inancı yaygınlaşmış ve ciltlerle hadis ve fıkıh kitapları uydurulmuştur. Bu “mişna”ları kabul etmeyenler sapık ve mürted (dinden dönenler) olarak damgalanmışlar ve hatta işkenceler altında katledilmişlerdir. Ebu Hanife, hadis uydurukçularının gazabına uğrayan ve Emevi ve Abbasi zalimlerinin işkencehanelerinde çile çeken mazlumlardan sadece birisidir. Oldukça şiddetli bir devlet terörünün estiği o günlerde Kuran’a rağmen bambaşka dinler oluşturulmuştur. Kuran’daki kavramların anlamını kaydırmak için seferber olunmuştur.

    Peygamberin okuma yazma bilmediği yalanından, onun insanların gözlerini kızgın çivilerle oyup çölde ölüme terkettiği iftirasına kadar… Taşla öldürme iftiralarından, Kuran’da nasih-mensuh ayetler bulunduğu şeklindeki melanete kadar… Aç bir keçinin yiyerek Kuran’dan çıkardığı taşlama ayetinden, halktan korktuğu için onu Kuran’a sokamayan hazrete kadar… Mezhepçiliğin kutsanmasından, şefaat mitolojilerine kadar… Hacerül esved denilen işaret taşının putlaştırılmasından, peygamber mezarının ziyaretinin faziletlerine kadar… Peygamberin sünnetli doğduğu yada sonradan sünnet olduğu yalanlarından, Peygamberin 30 erkeğin cinsel gücüne sahip oluşu hikayesine ve sahabenin savaş dönüşü kadınlarına koşarken orgazm oldukları uydurmalarına kadar… Aişe annemizin 53 yaşındaki Peygamberle evlenirken 19 yaşında bir ergen olduğu halde, 9 yaşında olduğu yalanından, Peygamberin bir gecede 9 kadınla cinsel ilişkide bulunduğu uydurmasına kadar… Peygamberin Medine’de bir Yahudi tarafından büyülendikten sonra haftalarca şaşkın şaşkın dolaşmasından, açlıktan ötürü zırhını bir Yahudi’nin yanına bir kaç kilo arpa karşılığında rehin bırakmış olarak ölmesine kadar… Alimlerin icmasının dini kaynak oluşundan, sevadül azam yani büyük karaltı masallarına kadar… Miracta Allah ile namaz pazarlığı uydurmasından, ayın mucizevi bir biçimde yarılıp bir parçasının Ali’nin bahçesine düşmesine kadar… Dinden dönenin öldürülmesinden, namaz kılmayanın dövülmesi veya öldürülmesi gerektiğine kadar… Erkeklerin kadınlardan üstün olduğu yanlış çıkarsamasından, hayızlı kadınların camiye girmemeleri ve Kuran’a el sürmemelerine kadar… Kadınları eşekler ve köpeklerle aynı kategoride değerlendirmekten, cehennemi kadınlarla doldurmaya kadar… Haremlik ve selamlık yoluyla kadınları hayattan soyutlamaktan, kadınları başörtüsü, peçe ve çarşafla örtüp kimliklerinden soymalarına kadar… Kuran’daki, kadınların göğüslerini örtmelerini emreden ayeti saptırarak, saçlarını örtmeleri emredildiği yalanına kadar. Erkeklere altın yüzük ve ipek elbisenin yasak/haram olduğu uydurmasından, kadınla erkeğin tokalaşmasının kötü görülmesine; erkekler için gümüş yüzük ve sakal bırakmanın dinin bir alameti gibi görülmesinden, müziğin, resmin ve satrancın haram edilişi yalanına kadar… Boşama haklarını gasbederek kadınları köleleştirmekten, erkeğin ağzından kazara çıkan bir kaç sözle aileleri dağıtmaya kadar… Zekatı senede bir kereye indirmekten, Haccı birkaç güne sıkıştırmaya kadar… Namazı üç vakitten beşe çıkarmaktan; sünnet, teravih ve bayram namazları uydurmaya kadar… Kurban kesmek yalanından ve hayvanlarla ilgili yüzlerce haramlar uydurmaktan, Kureyş’in yemek tercihlerinin dini ölçü kabul edilmesine kadar… Hilafetin Kureyş’in hakkı oluşundan, La ilahe illallah demedikçe insanları öldürmenin gerekliliğine kadar… Sakal bırakmanın ve sarık sarmanın faziletinden, kabak sevmemenin peygambere hakaret sayılmasına kadar… Peygambere uymanın hadis kitaplarına uymakla eş anlamlı oluşundan, hadislerin ayetleri iptal edebileceği küstahlığına kadar…

    İnsan ve cinin varlık iddiasında bulunması ve hurafelere sapması geçici ve mecazidir. İnsan ve cin ancak, acziyetinin farkına varıp yaratanına yöneldiğinde bilme duygusunu kavrayabilecek ve gerçeğe ulaşacaktır…
    Dini meslek edinen profesyonel din adamları, insanları Kuran’dan uzaklaştırmak için Kuran’ın zor, anlaşılmaz ve mücmel olduğu yalanını yüzyıllarca empoze ettiler. Kuran’ın anlaşılması için yüzlerce ciltlik rivayet kitaplarının didik didik edilmesi gerektiği yalanına kananlar, Kuran‘ı öğrenmeye vakit bulamadılar. Vakit bulanlar ise kafalarını binlerce hurafeyle doldurduklarından ve üstelik Kuran’ı bunlara muhtaç kabul ettiğinden onu anlama şansını baştan kaybettiler. Nitekim, Allah’ın korunmuş Kelamını korunmamış kul sözlerine muhtaç görenler, Kuran’ın anlaşılmasının zor olduğunu iddia edip durdular.

    Muhammed Peygamberin biricik şikayetinin halkının Kuran’dan uzaklaşması hakkında olması çok ilginç (25:30). Buna rağmen, son Peygamberin halkı, daha hicri birinci yüzyılda hadis üretim fabrikaları kurmaya başladı. Bu felaketli davranışın sonucunda Kuran’ı anlamaya verilen mesai alabildiğine azaldı, bunun yerine binlerce çelişkiyi içeren ilkel rivayetler üzerinde ihtisaslaşma baş gösterdi. Rivayet kitaplarını değerlendirmede ortaya çıkan ihtilafları kurumlaştırıcı usul ve mezhep çalışmalarıyla bu sapkınca tuzak güçlendirilerek orijinal evrensel mesaj Arap, Yahudi ve Hıristiyan kültürlerinin karması bir din haline dönüştürüldü.

    Peygambere yakıştırılan yalanların Hadis ve Sünnet adıyla anılacağını önceden bilen Tanrı, Hadis (söz) kelimesini ayetlerden başka bir söz için kullandığında genellikle kötü bir anlamda kullanır (12:111; 31:6; 33:53;45:6; 52:34; 66:3). Sünnet (yasa) kelimesi de sürekli “Allah’ın sünneti (sünnetullah)” olarak tanımlanır (33:38,62; 35:43; 40:85; 48:23). Dahası, Hadis ve Sünnet’in yanında uydurulan üçüncü öğreti olan İcma (toplu karar) kelimesi de Allah hariç kimin için kullanılmışsa olumsuz bir anlamla mahkum edilir (20:60; 70:18; 104:2; 3:173; 3:157;10:58; 43:32; 26:38; 12:15;10:71; 20:64; 17:88; 22:73; 54:45; 28:78; 7:48; 26:39; 26:56; 54:44…).

    Kuran’ı yeterli görmeyen inkarcılar, Tanrı tarafından Kuran’ı anlamaktan engellenmişlerdir (17:45; 18:57). Çok ilginçtir ki, Kuran’ı kaynak olarak yeterli görmeyenler Kuran’ın anlaşılması ile ilgili ayetlerin bizzat kendilerini anlamamışlardır. Nitekim, 7:3; 17:46; 41:44; 56:79 ayetleri, hem-tez-hem-kanıt olan özgün bir dille kanıtı tezin içine gömen birer sanat eseridir. Hemen hemen tüm Kuran ciltlerinin arka kapağında Arapça üç ayet yer alır. Elinizdeki Kuran’a bakarsanız büyük olasılıkla 56:77-79 ayetlerinin yazıldığını göreceksiniz. Bütün Kuran’ın içinden neden bu ayetler icma ile seçiliyor merak ettiniz mi? Neden, ellinin üzerindeki isim-sıfatı arasından sadece bir kez burada geçen Kerim (Şerefli/Yüce) seçiliyor? Neden Kuran için sıkça kullanılan Zikr (Mesaj), Hakim (Hikmetli), Mübin (Apaçık), Nur (Işık) gibi kelimeler değil de bu ayette geçen Kerim? Neden bu ayet? Neden örneğin, Kuran’ın anlaşılır bir kitap olduğunu üst üste dört kez vurgulayan ayet değil (54:17,22,32, 40)? Veya neden 12:111; 15:1; 17:9; 17:88; 17:89; 30:58; 41:3; 55:2… ayetlerinden biri değil? Mesajın “dirileri” uyarmak için gönderildiğini bildiren biricik ayeti içeren Yasin suresini, inadına ölülere hasredenlerin niyetlerinden kuşkulanmaya hakkımız var (36:70). Kuran’ın bilgisine sahip olanlarınız bu sorunun cevabını iyi bilirler: Müşrik din adamları, bu üç ayeti (56:77-79) icma ile anlamamışlar ve anlamadıkları biçimiyle onların halkın büyük çoğunluğunu Kuran’dan uzaklaştırabileceğini düşünmüşlerdir. Nitekim onlar bu ayetlerin anlamını, abdestsiz olanların Kuran’a dokunmamaları olarak çarpıtırlar. Hayızlı kadınları pis olarak değerlendirdiklerini de düşünürsek, anlamı icma ile çarpıtılmış bir ayeti en popüler ayet ve o ayette geçen Kerim kelimesini en popüler sıfat haline getirmelerinin şeytanca bir melanetin ürünü olduğu anlaşılır. Kuran’ın bir cep kitabı, bir başucu kitabı olmasını engellemek, Kuran’ı rafa kaldırmak ve duvara çivilemek amacını güden plan ne yazık ki büyük oranda başarıya ulaşmıştır. Kuran, bir tren gibi, yüksek voltajlı bir trafo veya cin gibi çarpacak tehlikeli bir nesneye çevrilmiştir. Kuran, anlaşılması çok zor, dokunulması tehlikeli, ve ulaşılması imkansız yüce bir kitap olunca, hoşgelsin hadisler, sünnetler, mezhepler ve din ticareti yapan parazitler.

    Kuranın dışındaki din adına ortada duran bütün kaynaklardaki bilgiler Kuranın aydınlığına muhtaç ham bilgilerdir. Hadis, sünnet adıyla Peygamber sözü ya da uygulaması olduğu iddia edilen sözler ve uygulamalar da olsa bu böyledir. Ki hiç bir sözün veya uygulamanın peygamber sözü veya peygamber uygulaması olduğu ispatlanamaz. Tarihsel olarak bu mümkün değildir. İletişimin ve kayıt sistemlerinin bu kadar yaygınlaştığı günümüzde bile bir kaç yıl önce bir insanın söylediği sözün gerçekten kendisine ait olup olmadığı bile tartışılabilirken, peygamberin ölümünden bir asır sonra yazılan hadis kitaplarından peygamber sözleri veya uygulamaları hakkında gerçeğe uygun bilgi elde edilemez. Şüphesiz, Allah bize bilginin tek kaynağının Kuran olduğunu bildirerek düşünüp öğüt alanlar için bu durumu açıkça vurgular. Bilgiye sınır konulamaz. Evrende varolan bütün bilgilerin kaynağı ise Kuran’dır…

    Allah’ın yol gösterdiği akıl sahipleri, kaynak bilginin en güzeli olan Kuran’a uyarlar. (39:18)

    Din adına uydurulan inanç ve uygulamalardaki çelişkiler; rivayetlerden (hadis, sünnet, içtihat, icma gibi kaynak kabul edilen rivayetlerden) kaynaklanmaktadır. Oysa Allah’ın tek dininin tek kaynağı sadece Kuran’dır. Kuran’ın kendisinde çelişki bulunmaz. Çelişki zannedilen hususlar yanlış anlaşılmalardan ve yanlış Kuran meallerinden, tefsirlerinden kaynaklanmaktadır. Din adına Kuran’a dayanmayan, fakat İslam’ın bir emri ya da tavsiyesi zannedilen konulara örnek olarak, erkek çocukların sünnet ettirilmesi bidatını (kötü geleneğini) hemde sünnet adı altında dine sonradan sokulmuş, insan fıtratını bozan sağlıksız bir adet olarak görmekteyiz.

    Erkek çocukların sünnet ettirilmesi, erkek çocuklara yapılan en büyük kötülüktür ve fıtratı (yaratılışı) bozmak, değiştirmektir. Allah’ın böyle bir emri yoktur. Cahili bir adettir. Erken boşalmanın ve ereksiyon kaybının en önemli sebebi olduğu bilimsel olarak kanıtlanmıştır. Zaten bu geleneğin ortaya çıkması ve yapılış amacına bakılırsa cinsel isteği azaltmayı ve ruhbanlaşmayı artırmayı amaçlayan Yahudi ırkına mensup insanların geleneğinden kaynaklandığı bilinen bir gerçekliktir. Oysa cinsel isteğin azaltılması değil, meşru bir şekilde tatmin edilmesi fıtratın gereğidir. Bu kötü geleneğin, Yahudilik diye de adlandırılan Musevilik inancıyla da bir ilgisi yoktur.
    Kötü bir gelenek olan bu işlem Musevilik dininin bir gereğiymiş ve Allah’ın bir emriymiş gibi önce uydurma rivayetlerle Tevrata eklenerek Musevilik dinine sokulmuş daha sonra da Müslümanların güçlü olduğu dönemlerde Müslümanmış gibi görünen bazı münafık Yahudiler tarafından deşifre olmamaları için İslam dinine yine uydurma rivayetler yoluyla hem de sünnet adı altında şeytani bir akıl oyunuyla sokulmuştur. Münafık bazı Yahudiler şekil itibariyle Müslümanmış gibi görünebilmekte ancak Musevilik dininin bir emri haline getirdikleri bu gelenekleri gereği sünnetli oldukları için (Müslümanlar da sünnetsiz oldukları için) deşifre oluyorlar ve münafıklıkları kolayca ortaya çıkıyordu. Bu çirkin geleneği Müslümanlar arasında da yaygınlaştırarak böylece münafıklıklarını gizlediler.

    Erkek çocukları sünnet ettirme geleneğinin Musevilik veya Müslümanlıkla bir ilgisi yoktur. Kuran’da erkek çocukların sünnet edilmesi diye bir emir bulunmamaktadır. Allaha ve Kuran’a inananların; bütün hayatlarını olumsuz etkileyen en büyük kötülük olan bu işlemden kendilerini ve çocuklarını korumaları, Allah’ın verdiği aklın kullanılmasının gereğidir. Allah’a inananlar çocuklarını sünnet ettirmezler. Kendilerinin rızası olmadan sünnet ettirilmiş olanların ve bilmeden çocuklarını sünnet ettirmiş olanların durumu ise Allah’a kalmıştır…

    “Hiç kimse Allah’ın verdiği bilgiyi ve aklını kullanmadan inanamaz ve Allah akıllarını kullanmayanları rezilliğe mahkum eder.” (Kuran-ı Kerim 10-Yunus Suresi 100. Ayet)

    Günümüz Müslümanlarının bildiği ve uygulamaya çalıştığı İslam, yüzyıllar boyu, din adamlarının uydurdukları kurallarla öylesine bozulmuştur ki Muhammed Peygamberin bildirdiği İslam diniyle ilgisi kalmamıştır. “Ulema” geçinen din adamları, o kadar çok şeriatlar, haramlar, çarşaflar, peçeler, gıdasal yasaklar, sakallar, sarıklar, istincalar, istibralar, misvaklar, sağ ayaklar, sol ayaklar, hadisler, sünnetler, şefaatler, hazretler, efendiler, kerametler, melanetler, mehdiler, evliyalar, şerifler, seyyitler, hırkai şerifler, sakalı şerifler, takiyyeler, takkeler, tespihler, tekkeler, mezhepler, tarikatlar, şatahatlar, muskalar, istihareler, hülleler, hileler, türbeler, nafileler, mekruhlar, menduplar, sevaplar, müstehaplar, fetvalar ve palavralar uydurmuşlardır ki İslam dinini Allah’ın doğadaki ayetleriyle çelişen, karmaşık ve yaşanmaz bir dine çevirmişlerdir. Müslüman halkların dünyanın bu kadar gerisinde kalmalarının en önemli sorumluları bu müşrik din adamları ve onları kullanan politikacılardır.

    Maalesef, bugün müslümanlık iddiasında olanların büyük çoğunluğu, Muhammed Peygamberin tebliğ ettiği din yerine onun baş düşmanları olan Ebu Cehil’in ve Ebu Leheb’in savunduğu şirk ve cehalet dinini izlemektedirler. Ne var ki Allah’ın verdiği söz gelmiş ve yüzyıllardır anlaşılmaz ve yetersiz diye damgalanarak köşeye atılan Kuran’ın mesajı karanlıkları dağıtmaya başlatmıştır. Ördükleri örümcek ağlarının ve cehalet duvarlarıyla oluşturdukları karanlıklarının dağılacağını hisseden profesyonel din adamları ve onların kör izleyicileri büyük gürültüler koparsalar da Allah nurunu devam ettirmektedir. Kuran, tüm Kuran, başka şey değil sadece Kuran.

    “Bu Kuran senden önce gönderdiğimiz elçilerimizin de yasasıdır. Sen bizim yasamızda bir değişiklik bulamazsın.” (Kuran’ı Kerim 17-İsra Suresi 77. Ayet)

    KURAN SOY BİR KİTAPTIR

    Kuran 24 ayar altına benzer. Sahtekarlar altına teneke yapıştırsalar da, hatta altın rengine boyasalar da, altının özelliklerini bilen bir sarraf altını tenekeden rahatlıkla ayırabilir. Demek ki soy metal olan altın, kimyasal yapısıyla herhangi bir sahtekarlığa karşı korunmuştur. Aynı şekilde soy ve son kitap olan Kuran, asal bir sayı olan 19 sayısı üzerine kurulu matematiksel bir yapıyla herhangi bir sahtekarlığa karşı korunmuştur (74:30). Mesajını böylesine mükemmel ve otomatik bir iç savunma sistemine sahip kılan Tanrı çok yücedir!

    Kuran’daki toplam ayet sayısıyla ilgili olarak; Kuran hakkında önemli bir bilgiye sahip olmayan bir Müslüman’a sorarsanız büyük olasılıkla 6.666 sayısını cevap olarak alacaksınız. Ne var ki, bu sayı Zamehşeri adında bir hikayecinin uydurduğu hoş bir sayıdan ibarettir. Altılardan oluşan bu sayı kolayca akılda kaldığı için popüler olmuştur. Fakat elinizdeki Kuran’dan dikkatle sayarsanız, sonucun farklı olduğunu göreceksiniz. Kuran nüshalarında 6.236 ayet bulunduğuna tanık olacaksınız. Bu sayıya Fatiha Suresinin (İlk Sure) başındaki ve Karınca (Neml) Suresinin (27. Sure) içinde geçen Besmeleler dahildir. Bağımsız birer ayet olarak numaralanmadıkları halde Kuran’ın yapısına dahil olan Sure başlarındaki diğer 112 Besmele’yi de eklediğinizde bu sayı 6.348 olur. Ültimatom (Barae, Tevbe) (9. Sure) suresinin sonuna eklenen, ancak Kuran’ın koruma sistemi tarafından dışlanan 2 “ayeti” bu sayıdan çıkardığımız vakit Kuran’da Besmelelerle birlikte tam 6.346 ayet olduğunu görürüz. Bu sayı, Kuran’ın diğer birçok elementi gibi 19 sayısının tam katıdır. Kısacası, 6.234 adet bağımsız ayet içeren Kuran, tekrarlanan Besmelelerle birlikte toplam 6.346 ayete sahiptir.

    İSLAM MUHAMMED PEYGAMBERLE BAŞLAMADI

    İslam özel bir isim olmayıp Tanrı’ya teslimiyet anlamına gelir. Tüm elçiler ve inananlar islam ve müslüman kelimelerinin kendi dillerindeki karşılıklarını, kendi inançlarını tanımlamak için kullanmışlardır (2:131; 7:126; 10:72; 22:78; 27:31,42; 28:53; 72:14). Nitekim, Tanrı yanında makbul biricik din İslam’dır, yani Allah’a teslimiyettir (3:19). Bir çok sözde müslüman, “(Allah’ın buyurduğu gibi) Kuran, tam ve detaylı ise namazların rekatlerini Kuran’ın neresinde bulabiliriz?” diye Tanrı’ya meydan okumaktadır. İslam’ın tüm pratiklerinin Kuran’ın vahyinden çok önce ortaya konmuş olduğunu yine Kuran’dan öğrenmekteyiz (8:35; 9:54; 16:123; 21:73; 22:27; 28:27). İbrahim Peygamber ve tüm elçiler namazı gözetiyorlar, zekatı veriyorlar, oruç tutuyorlar ve hac ediyorlardı (2:43; 3:43; 11:87; 19:31,59; 20:14; 28:27; 31:17). Mekke müşrikleri ise rivayetlerin ileri sürdüğü gibi heykellere tapmıyorlardı; Allah’ın kutsal kulları olduklarına inandıkları Lat, Uzza, Menat gibi isimlerden şefaat bekledikleri (53:19-23; 39:3) ve Allah adına haramlar ve farzlar uydurdukları için müşrik olarak tanımlanmışlardır (6:145-150).
    Mekke putperestleriyle olan benzerliği ortadan kaldırmak için rivayetler uyduranlar, uydurdukları heykel tasvirlerindeki çelişkileri ile aslında yalanlarını ele vermektedirler. Kuran’ın hiçbir yerinde onların heykellere taptıkları, Muhammed Peygamberin heykelleri kırdığı v.s. bildirilmemektedir. Aksine, Mekke müşriklerinin kendilerini İbrahim Peygamberi izleyen ve Tek Tanrı’ya inanan insanlar olarak gördüklerini öğrenmekteyiz (6:23; 39:3). Nitekim onlar, İbrahim Peygamberin hatırası olan Kabe’ye saygı gösteriyorlar (9:19), namaz, oruç ve haccı bazı tahrifatlarla da olsa uyguluyorlar, (2:183,199; 8:35; 9:54; 107:4-6), zekatı bildikleri halde gereği gibi yerine getirmiyorlardı (53:34). Zekat, gelirin ihtiyaçtan fazla olan bölümünü (2:219) geciktirmeden (6:141) ihtiyaç sahiplerine ve Allah yoluna (9:60) gizli veya açık olarak (2:274) verme yükümlülüğüdür (51:19).
    İslam özel isim değildir; kök olarak teslimiyet/barış anlamına gelir. İbrahim Peygamberle tekrar yenilenen (4:125; 22:78) ve tüm peygamberler ve elçiler tarafından iletilen ilahi sistem Allah tarafından bu kelimeyle tanımlanır (5:111; 10:72; 98:5). Yalnızca Allah’a teslim olmaktır (2:112,131; 4:125; 6:71; 22:34; 40:66). Yaratılışımızdaki sistemdir (30:30). Doğa ile uyumlu evrensel ilkeler sistemidir (3:83; 33:30; 35:43). Yalnızca öznel deneyimler değil nesnel kanıtları da ister (3:86; 2:111; 21:24; 74:30). Bir savın doğruluğunu kabul etmek için kalabalıklara veya duygulara değil aklın ölçüsüne başvurmamızı bekler (17:36; 4:174; 8:42; 10:100; 11:17; 74:30-31). Bilgi, eğitim, ve öğrenime önem verir (35:28; 4:162; 9:122; 22:54; 27:40; 29:44,49). İnsanın yeryüzündeki yaratılışını bilimsel olarak araştırmamızı öğütler (29:20).

    “KURAN’A GÖRE NASIL NAMAZ KILABİLİRİZ?”
    Kuran’daki 16:123 ayeti, bütün peygamberlerin ve İbrahim Peygamberin pratiklerinin Muhammed Peygamber tarafından da izlendiğini bildirir. Kuran, ilk insandan bu yana herkes tarafından bilinen bir ibadet olan namazla ilgili olarak yapılan tahrifatları ve eklenilen bidatleri düzeltmiştir. Kuran’da namazla ilgili ayetleri topluca incelendiğinde, Kuran’ın namazı tüm gerekli detaylarıyla bildirdiği görülür. Üstelik, Kuran’daki namaz hakkındaki detaylı bilgi hadis kitaplarında yapılan namaz tarifinden çok daha üstündür. Ne Kuran ne de hadis kitapları peygamberlerin ve eski ümmetlerin nasıl namaz kıldığını gösteren resimler ve video klipleri içermemektedir. Hem Kuran ve hem hadis kitapları namazı kelimelerle tarif eder. Şimdi bu tarifleri üç maddede karşılaştıralım:
    1. Kuran’ın dili hadis rivayetlerde kullanılan dilden daha üstündür. Hadis rivayetleri, farklı lehçeler, kronik ve endemik gramer hataları içermektedir. Kuran’ın dili genel olarak sadedir. Kuran’ın bu özelliği ayetlerle vurgulanır ve Kuran’ı inceleyen inananlarca teslim edilir (11:1; 54:17,22,32,40). Hayatın merkezi Kuran’dır. Peygamberler ve inananlar yaşayan Kuran’dır.
    2. Hadis kitapları çok daha fazla detay içermektedirler. Ancak bu detaylar Allah’ın gerekli gördüğü ve elçisinin öğrettiği detaylar mı? Bu detaylar Kuran ile uyumlu mu? Bu detaylar arasında çelişkilere ne demeli? Hadis kitaplarında namazın detaylarıyla ilgili düzinelerce çelişkiden hangisini seçeceğiz? Babamızın üzerinde bulunduğu mezhebin imamının seçtiğini mi seçmeli? Örneğin, Sahih-i Müslim’de Peygamberin Fatiha okuduktan sonra rükuya vardığını, yani eğildiğini bildiren birçok hadis rivayeti var. Ancak, bir başka hadis kitabında Muhammed Peygamberin falanca veya filanca sureyi zammettiği rivayet edilir. Abdestin alınması ve bozulması hakkında çelişkili bir sürü hadis, mezhepler arasındaki ihtilaflara katkıda bulunmuştur. Elleri salmalı mı bağlamalı mı? Bağlayınca göbek üzerinde mi yoksa kalp üzerinde mi tutmalı? Tekbir getirirken elleri ne kadar kaldırmalı? Ayak parmaklarını nasıl tutmalı? Şehadeti söylerken işaret parmağını ne yapmalı? Ağzı nasıl misvaklamalı? Cemaatle kılarken omuzları ne kadar sürtüşmeli? Kılarken önündekinin ensesine mi yoksa yere mi bakmalı yoksa gözleri tümüyle mi kapamalı? Akşamdan sonra kaç rekat sünnet kılmalı? Öğle namazından sonraki iki rekat sünnet mi, vacip mi, müstehap mı? Abdesti alırken sağdan başlamak ne kadar önemli? Kafaya sarık sarmak mı yoksa takke takmak mı daha sevap? Tuvalete girerken ne demeli ve hangi ayakla girmeli?… Hadis kitaplarında namaz konusunda rivayet edilen çelişkili “detayları” Allah’ın kelamındaki detaylara eklemek doğruya iletmez; olsa olsa kıldan tüyden, parmaktan tırnaktan bir sürü gereksiz detayla meşgul ederek namazın asıl amacını kaybettirir bize.
    3. Hadis kitapları namazın vakitleri konusunda garip bir hikaye anlatırlar. Buhari’deki en uzun hadislerden biri olan “miraç” rivayeti ünlüdür. Beş vakit namazın aslında az bile olduğunu vurgulayan, ama bu arada Allah’a hakaretler yağdıran ve Muhammed Peygamberi düşünemeyen birisi olarak tanıtan bir rivayet! Rivayete göre, acayip bir ata binerek göğe yükselen Muhammed Peygamber, altıncı gökte ikamet eden Musa Peygamberden akıl alarak, altıncı gök ile yedinci gök arasında mekik dokuyarak, Allah ile büyük bir pazarlık sonucunda günde 50 vakit (her 28 dakika için bir vakit) emredilen namazları 5 vakte indirmiş. Hesap-kitap bilmeyen ve kullarına karşı acımasız olan bir tanrı ile cesaretle pazarlık yapan ve ümmetini bu büyük felaketten kurtaran bir kurtarıcı olarak olarak sunulmak istenir Muhammed Peygamber. Tabii, onun bu basit hesabı bilebilmesi için, sürekli olarak Musa Peygamberden akıl alması gerektiği de… 5 vakit namaz uygulamasında bile namazların giriş-çıkış zamanları arasındaki vaktin kısa olması hayatın olağan akışı içinde uygulaması güçlüklere yol açmaktadır. Kuran, kuşkusuz böyle hikayeleri içermez. Bilginin kaynağı Kuran’dır ve Kuran’a yönelen de Allah’a ulaşır.
    Dini sadece Allah’a özgülemeye çağrıldıkları, Kuran’ın dışında izledikleri öğretilerdeki çelişkiler ve hurafeler sergilendiği vakit, Sünnilerin ve Şiilerin koro halinde: “Hadisleri, sünneti, mezhep imamlarının ictihadlarını Kuran’a eş koşmasak nasıl namaz kılabiliriz?” diye mazeret ve soru yönelttikleri bilinen ve sürekli tekrarlanan bir durum. Bu soruyu samimiyetle soranlar varsa, onlara bir müjdemiz var: Namaz kılabilme uğruna onca çelişkiyi ve hurafeyi din edinmenize ve şirk çamurunda boğulmanıza gerek yok artık; Kuran sorunuzun cevabını vermekte ve namazın nasıl kılınacağını detayıyla bildirmektedir. Gerçeğe ulaşmada ise hiçbir mazeret asla başarının yerini tutamaz.
    Sadece Kuran’ı izlersek mezhep kitaplarının tarif ettiği namazın gerçeğini bulabiliriz. Namaz uygulamalarında mezhepler tarafından ilave edilen hususları ve eksik bırakılan yönleri tespit edebiliriz. Kuran’dan Allah’ın emrettiği, elçilerinin ve müminlerin kıldığı namazı tüm detaylarıyla öğrenebiliriz. Kuran’a yöneleni Allah mahcup etmez. Mutlak başarıya ulaştırır.
    Namaz kılmak mutluluktur. Namaz hayatın/dinin direğidir. Hayatımızda namaz yoksa her şey boştur. Hayatın merkezinde namaz vardır. Namaz Allah ile konuşmaktır. Kalp gözü açılanlar, namaz kılmanın ne kadar büyük bir mutluluk olduğunu bilirler. Düşünün ki; karşınızda bir duvar var. Ama Allahû Teâlâ size o duvarı göstermiyor, duvar yok. Önünüzde âlemleri açmış Allahû Teâlâ. Dilediğini kalp gözünüzle gösteriyor. Baş gözleriniz açık olsa da açık olmasa da netice değişmez. Kalp gözünüzle görürsünüz. Bu sebebe dayalı olarak kalp gözü açık olanlar, baş gözleri kapalı namaz kılarlar. Kapalı olarak kılmaları da bazılarını rahatsız eder. Bazıları aralarında kaideler koyarlar. “Namaz kılarken gözler kapanmaz.” diye. Bu kural Allah’ın emrine uygun değildir. Kalp gözü açık olanlar, dış dünya ile ilişkilerini minimuma indirmek amacıyla gözlerini kapatabilirler. Allah’ın size göstereceği şeyi görebilmek için gözlerinizi özellikle kapatın ki; manzarayı bozan bir negatif faktör oluşarak dikkatiniz dağılmasın. Bütün kâinat önünüzde açıktır. Bütün kâinat; yerler, gökler… Allah’ın gösterdiklerini birer birer görürsünüz.
    Eğer Allahû Teâlâ kalp gözünüzü açmışsa, size bu dünyada görmek mümkün olmayan güzellikleri gösteriyorsa, o zaman namaz kılmak bir mutluluktur. Namaz boyunca Allahû Teâlâ size kalp gözünüzle neyi isterse onu gösterir. Son bilmece, Allah’ı görmektir. Bir gün Allah’a ulaşacaksınız. İradenizi de Allah’a teslim edeceksiniz ve Allah’ın Zat’ını göreceksiniz. Allah’ı dünyada görebilmek inananlar için imkansız değildir…
    Allah yoktan varedendir. Allah sürekli yaratandır ve yokedendir, herşeye hakimdir ve Allah için imkansız yoktur. Allah her şeye kadirdir ve Allah için herşey mümkündür. Allah dilediğine/dileyene, dilediğini verendir…

    Eğer siz Allah’ı gereği gibi tanımış olsaydınız, sular üzerinde gezerdiniz ve duanız sayesinde dağlar yerinden oynardı…

    NAMAZ VE VAKİTLERİ

    • Sabah Namazı, Öğlen Namazı, Akşam Namazı olmak üzere bir günde üç vakit namaz kılmayı Allah bütün inananlar üzerine farz kılmıştır.

    • Cuma Namazı olarak bilinen, Cuma günü kılınan Öğlen Namazının cemaatle kılınması gerekir. Diğer zamanlarda namazlar cemaatle veya yalnız kılınabilir.

    • Farz olan Sabah-Öğlen-Akşam namazlarına bu namazların kendi isimleriyle niyet edilir ve ancak kendi vakitlerinde kılınır. Vakti geçtikten sonra kaza namazı adı altında bu namazların kılınması söz konusu değildir. Allah’ın tanımladığı namaz kendi isimleriyle Kuran’da belirtilen Fecr-Vusta-İşa Namazlarıdır ve birinin vaktinin girmesiyle diğerinin vakti sona erer. Allah’ın iki bağımsız ayette 3 vakit namazı tanımlaması da vakitlerin başlama ve sona erme zamanlarının belirtilmesi amacıyladır. Önce Sabah ve Akşam namazları bir ayette (11:114) tanımlanmış, sonra başka bir ayette (2:238) orta namaz tanımlanmak suretiyle vakitlerin giriş-çıkış zamanları vurgulanmıştır. Yani bir günlük süre 3 ayrı namazın vaktinin bulunduğu zaman dilimine ayrılmıştır. İmsak-Öğlen arasındaki zamana sabah, Öğlen-Akşam arasındaki zamana Öğlen, Akşam-İmsak arasındaki zamana Akşam tanımlaması yapılmış ve namazların bu geniş zaman dilimlerinde kılınması emredilmiştir. Kuran’da namazla ilgili geçen diğer bütün ayetler de hep bu üç vakitle ilgilidir. Kuran’da sabah-öğlen-akşam namazı dışında herhangi bir namazdan bahsedilmez.

    • Vacip, sünnet, teravih, bayram, kuşluk, istihare, teheccüd adıyla bilinen diğer bütün farz olmayan ve sevap amaçlı kılınan nafile (serbest) namazlar kılınırken “Niyet Ettim Allah’ım Rızan İçin Namaz Kılmaya” diye niyet edilir. Vacip, sünnet, teravih, bayram, kuşluk, istihare, teheccüd namazını kılmaya diye veya başka isimler altında niyet edilmez.

    • Allah rızası için, farz namazlar öncesi ve sonrasında ya da diğer zamanlarda her zaman namaz kılınabilir.

    • Farz olan Sabah-Öğlen-Akşam namazları dahil bütün namazlar için rekat sayısında bir sınırlama bulunmamaktadır. Ancak namaz en az 2 rekat olarak ikame edilebilmektedir. Bütün namazlar 2-3-4 rekat olarak kılınabilir. Allah’ın namazla ilgi farz olan emri Sabah 2 rekat, Öğlen 2 rekat, Akşam 2 rekat olmak üzere bir günde üç vakitte 6 rekat namaz kılınmasıdır. İlave kılınan kısımlar/rekatlar ilave sevap amacıyladır.

    • Namaz Allah tarafından çok sevilen ve değer verilen bir ibadet olduğu için; farz ve diğer namazların 2 rekattan fazla olarak 3 veya 4 rekat kılınması, farz namazlardan önce veya sonra ayrıca nafile (serbest) namaz kılınması ilave sevap kazanılması amacıyladır. Normal zamanlarda 3 veya 4 rekat olarak kılınan farz namazlar ve sevap amaçlı kılınan diğer namazlar, her türlü ihtiyaç halinde, (yolculuklarda, sıkışık zamanlarda vb.) 2 rekat olarak da kılınabilir. Nitekim Cuma günleri öğlen namazı 2 rekat olarak kılınmaktadır. Cuma namazı diye ayrı bir namaz bulunmamaktadır. Cuma günü cuma namazı diye 2 rekat olarak cemaatle kılınan namaz öğlen namazıdır ve öğlen namazı olarak niyet edilerek kılınmalıdır.

    SABAH (FECR) NAMAZI

    • İmsak ile Öğlen arasındaki vaktin tamamı Sabah Namazının vaktidir. Bu zaman aralığı içinde kılınır.

    • Bismillahirrahmanirrahim. “Niyet Ettim Allah’ım Rızan İçin Namaz Kılmaya” “Allah’u Ekber” diye niyet ederek önce 2 rekat namaz kılınır.

    • Bismillahirrahmanirrahim. “Niyet Ettim Allah’ım Rızan İçin Sabah Namazını Kılmaya” “Allah’u Ekber” diye niyet ederek 2 rekat Sabah (Fecr) Namazı kılınır.

    ÖĞLEN (VUSTA) NAMAZI

    • Öğlen ile Akşam arasındaki vaktin tamamı Öğlen Namazının vaktidir. Bu zaman aralığı içinde kılınır.

    • Bismillahirrahmanirrahim. “Niyet Ettim Allah’ım Rızan İçin Öğlen Namazını Kılmaya” “Allah’u Ekber” diye niyet ederek önce 4 rekat Öğlen (Vusta) Namazı kılınır.

    • Bismillahirrahmanirrahim. “Niyet Ettim Allah’ım Rızan İçin Namaz Kılmaya” “Allah’u Ekber” diye niyet ederek 2 rekat namaz kılınır.
    AKŞAM (İŞA) NAMAZI

    • Akşam ile İmsak arasındaki vaktin tamamı Akşam Namazının vaktidir. Bu zaman aralığı içinde kılınır.

    • Bismillahirrahmanirrahim. “Niyet Ettim Allah’ım Rızan İçin Akşam Namazını Kılmaya” “Allah’u Ekber” diye niyet ederek önce 3 rekat Akşam (İşa) Namazı kılınır.

    • Bismillahirrahmanirrahim. “Niyet Ettim Allah’ım Rızan İçin Namaz Kılmaya” “Allah’u Ekber” diye niyet ederek 2 rekat namaz kılınır.
    NAMAZIN AMACI
    Namaz kılmak, sıkça zekatla ve muhtaçlara yardım etmekle birlikte anılarak namaz kılan kişinin toplumsal bilinç ve sorumluluğa sahip olması vurgulanır (2:43,83,110; 4:77, 22:78; 107:1-7). Namaz sadece Allah’ı anmak için kılınır (6:162; 20:14). Bu özel anma ve iletişim ibadeti gözetilirken dış dünya ile ilişkiler minimuma indirilmeli (4:101-103). Namaz, müslümanları günahlardan ve başkalarına zarar vermekten alıkor (29:45). Namaz hayat boyu gözetilecek bir görevdir (70:23).

    VAKİTLER

    Gecenin gündüzün iki ucuna yakın bölümlerinde gözetilmesi gereken Sabah (Fecr: 24:58; 11:114) ve Akşam namazlarıyla (İşa: 24:58; 17:78; 11:114; 38:32) güneşin göğün ortasından sarkmaya başlamasından akşama kadar kılınması gereken Orta (Vusta: 2:238; 17:78) namazı olmak üzere üç vakit namaz mevcuttur.

    Kuran’da sadece üç namazın ismi geçer. Bir başka deyişle, “salat” (namaz) kelimesi, zaman bildiren üç tanımlayıcı kelime ile birlikte anılır. İkindiyi anlattığı zannedilen ayetler öğleni, yatsıyı anlattığı zannedilen ayetler akşamı anlatır. Kuran’dan ve bütün peygamberlerin uygulamalarından bu üç vaktin dışında bir namaz vakti çıkmaz.

    1. Salat-el Fecr : Sabah Namazı (11:114; 24:58)

    2. Salat-el İşa : Akşam Namazı (11:114; 17:78; 24:58; 38:32)

    3. Salat-el Vusta : Orta Namaz (2:238; 17:78)
    Kuran’da Namaz vakitlerini belirleyen ayetlerin hepsinin bu üç vakit hakkında olduğunu görüyoruz. Kuran’da geçen namaz ayetlerinin tamamını topluca değerlendirdiğimizde Orta Namaz olarak adlandırılan namazın sabah ile akşam namazı arasındaki öğle namazı olduğunu rahatlıkla bulabiliriz. Gecenin uyumamız için yaratıldığını (78:10-11) ve gece ortasında kalkıp Allah’ı anmanın üzerimize farz kılınmadığını (73:20) ve Cuma günü kılınan öğlen namazının günün ortasında kılınmasının emredildiğini (62:9-11) düşündüğümüzde “orta” namazın sabah ile akşam namazı arasındaki öğlen namazı olduğunu anlarız.
    Tevrat da bu anlayışı destekler. İbrahim Peygamberin, İsa Peygamberin, Musa Peygamberin ve bütün peygamberlerin namaz kıldığını hatırlarsak Tevrat’ta namaz vakitleriyle ilgili ifadelerin tarihsel değerini daha iyi idrak ederiz. Tevrat’ın çevirilerine tam olarak güvenilememekle birlikte Tevrat’ın en az üç ayetinde bulunan bu desteğin bir hata veya tahrif sonucu oluştuğu olasılığı zayıftır. Tevrat’taki bu ayetlerin gerek birbirleriyle ve gerekse Kuran ayetleriyle olan tutarlılığı dikkat çekicidir. (Bak: 1 Samuel 20:41; Zebur 55:16-17; Daniel 6:10).
    Namaz vakitlerinin beşe çıkarılmasının oluşturduğu kara dumanların izini mezhepler tarihinde görebilirsiniz. Şia’nın beş vakit namazı üç vakte sıkıştıran garip pratiği, namazları beşe çıkartan Sünniler’in baskısı neticesi bir uzlaşmadan kaynaklanıyor olmasın? Sünnetlerle, nafilelerle, teravih namazlarıyla namaza sürekli zam yapan hadis ve sünnet izleyicilerinin üç vakit namazı beşe çıkarmaları çok mu uzak bir ihtimal?
    CUMA GÜNÜ KILINAN ÖĞLEN NAMAZI
    Kadın-erkek tüm inananlar haftada bir Cuma (toplantı) günü öğlen namazına açık bir duyuru ile çağrılır ve namazı erkek veya kadın bir müslümanın önderliğinde topluca gözettikten sonra herkes tekrar işine döner (62:9-11). Duyuru Allah’ı anmaya bir çağırı olup başka isimler zikredilmez (72:18-20). Hutbe namazın bir parçası olmayıp toplantıdan yararlanılarak yapılan bazı hatırlatmalar ve güzel öğütlerden ibarettir. Mescitler (camiler) sadece Allah’a özgülenmeli.
    Allah’ın ismi bir levhay