DİNİ VAHŞET ve KATLİAMLAR

Bilinen  tarih  içinde  din  adına  işlenmiş  cinayet  ve  katliamlar  o  kadar fazla  ki  anlatmakla  bitmez.
Özellikle  semavi  dinlerin  tamamı,  İslamiyet,  Hristiyanlık  ve  Musevilik  bu  insanlık  suçuna  dahildirler. Bu  sütunlara  sığmayacak  olan  toplu  katliamların,  dini  yayma,  kutsalları  koruma,  cihad  ve  fetih  adına  yapılan  vahşetlerin  belki  sadece  bir  kısmına  değinebileceğiz.

HALLAC-I  MANSUR

Hallac-ı Mansur  Tasavvufun  en  çok  anılan  isimlerinden  olup  858  yılında  İran’da  doğdu.

922  de  ise  “Enel  Hak”  dediği  bahanesiyle  uzuvları  işkenceyle  kesilip  asılarak  katledildi.
Halkın  efsaneleştirdiği  bu  sufi  yazarın  kısa  hikayesi  şöyle:

Hallac-ı  Mansur   küçük  yaşlarda  Kur’anı  ezberlemiştir.

Mansur’u  ilginç  kılan,  ve  sunni  ulamayı  şaşırtan  ve  hayretler  içinde  bırakan  yanı  ise,  çok  küçük  yaşlarda  Kur’an  hakkında  yorumlar  getirmesidir. Devrin  büyük  alimlerinden  yıllarca  ders  almıştır.

Hallac;  ruhsal  alemde  artık  amacına  ulaşmış,  hayata,  insana  ve  dine  değişik  perspektiflerden  bakmaya  başlamış  ve  kendisine  yakışır  bir  biçimde  konuşmaya  başlamıştır.  Hallac’ın  bu  durumunu  sevgisini  kazanananları  çoğalttığı  gibi,  Sünni  Ulamanın  başını  çektiği  çevrelerin  tepkilerini  üzerine  çekerek  düşman  cephesini  de  büyütmüştür.

Tasavuf  konusundaki  yeni  düşünceleri,  etkili  davranışları,  konuşmaları  nedeniyle  gittiği  yerde  çevresinde  büyük  bir  kalabalığın  toplanmasına  yol  açan  Hallac-ı  Mansur’u  değişik  inançta  ve  mezhepte  kimseler  savunmuştur.  Miladi  908  de  baş  gösteren  Hanbeli  ayaklanmasına  katılmakla  suçlanan  Hallac-ı  Mansur  913  tarihinde  tutuklandı.  Sekiz  yıl  tutuklu  kaldıktan  sonra  Bağdat’a  götürüldü.  Maliki  kadısı  Ebu  Ömer  Hammadi’nin     fetvası  ve   Abasi  Halifesi  Muktedir’in  buyruğu  üzerine   22   Mart  922  tarihinde  Bağdat’ta  idam  edildi.

Efsaneleşen  idamı  ise  şöyle  anlatılır:

Hallac-ı  Mansur;  idama  getirilirken  önce   1000  kamçı  vurularak  kamçılandı  sonra,  darağacında  asılarak   gövdesi  param  parça  edildi.  Hallac’ın  gövdesinden  kesilerek  koparılan  her  bir  parçası,  her  bir  uzvu  “Enel  Hak”  diyordu.  Bu  durumu  gördükleri  halde  halen  inanmak  istemeyen  bu  caniler  bu  zulümle  de  yetinmeyerek,  gövdesi  param  parça  edilmiş  Hallac-ı  Mansur’u   halka  teşhir  için  tüm  Bağdat  sokaklarında  gezdirmiş  ve  halkı   Hallac’ın  kesik  kafasını  seyre  zorlanmıştır.  Hallac’ın  kafası  gövdesinden  koparıldığı  zaman  seyre  zorlanan  halkın  gözü  önünde  Hallac-ı  Mansur’un  kesik  başı  “Enel  Hakk”  diye  söylemiştir.   Tüm  bu  olup  bitenlere  rağmen   kafası  kesilen  Hallacı  Mansur  gövdesi  yakılarak  külleri  suya  serptirilmiş  yine  de  nehrin  suları  “Enel  Hakk”   diye  bağırıp  çağırmıştır.  Suyun  bu  seslenişi  Hallac’ın;

“Ben  idam  edilip,  yakılacağım.  Benim  küllerimi  nehire  serptirecekler.  Nehir  bana  yapılan  zülme   dayanamayacak  ve  “Enel  Hakk”diye  bağıracaktır.  Sen  o  zaman  benin  abamı  alıp  getirip  nehire  atacaksın.  Ancak  o  zaman  sesler  kesilecektir.”  diye  yardımcısına  vasiyette  bulunur.  Hallac’ın  bu  vasiyeti  yerine  getirmek  üzere  Yardımcısı  tarafından  Hallac’ın  abası  suya  atılmış,  böylece  nehirden  gelen  “Enel  Hakk”  nidaları  son  bulmuştu.

BRUNO’NUN  YAKILIŞI:

Giordano  Bruno  (Nola,  Napoli  Krallığı  1548  –  Roma  1600)  İtalyan  filozof.  Rönesans  felsefesini  biçimlendiren  filozofların  en  önemlilerinden  biridir  ve  şair  yönüyle  de  edebiyata  en  yakın  duranıdır.  Ona  ‘ Doğacı  coşkunluğun  düşünürü ‘ de  denilebilir.

Soylu  bir  ailenin  çocuğu  olarak  1548  yılında  İtalya’nın  Nola  kasabasında  dünyaya  geldi.  Onaltı  yaşındayken  Dominiken  adını  taşıyan  bir  tarikatta  yer  aldı.  Kopernilus  sistemiyle  tanışınca,  Bruno  ‘tarikat’  mensubu  bir  kişi  olmaktan  sıyrıldı  ve  buna  bağlı  olarak  Hıristiyan  inancıyla  arasındaki  bütün  bağları  koparttı.  Kiliseye  karşı  bir  sistem  içinde  yer  aldığından  din  sapkınlığı  ile  suçlandı.  Engizisyondan  baskısından  kurtulmak  için  Roma’ya  ardından  Kuzey  İtalya’ya  kaçtı.

Dinsizlikle  suçlandığı  için  hiç  bir  yerde  kalıcı  olarak  yaşayamadı,  sürekli  gezdi.  Cenevre’ye  geçti,  ardından  Güney  Fransa,  Paris  ve  Londra’da  devam  etti  yaşamına.  Sorbonne  Üniversitesi’nde  bir  kürsü  elde  etti  (1582).  Londra’da  yapıtlarının  bir  bölümünü  bastırdı.  Londra’dan  kısa  bir  süreliğine  yine  Paris’e  geçen  Bruno,  bu  defa  da  Almanya’ya  gitti  ve  eserlerini  yayımlatma  çabalarını  sürdürdü.  Daha  sonra  Zurich’e  geçen  Bruno,  bir  İtalyan  aristokrat  tarafından  Venedik’e  davet  edilince  bu  daveti  kabul  etti.  Burada  Galilei  ile  tanıştı.  Ama  Mocenigo  adlı  bu  aristokrat’la  çatışınca,  onun  tarafından  Engizisyon’a  teslim  edildi.

Ona,  düşüncelerinden  vazgeçmesi  ve  sonsuz  evren  görüşünün  din  sapkınlığı  olduğunu  kabul  etmesi  durumunda  kilise  tarafından  affedileceği  söylendi.  Ama  o,  gördüğü  bütün  işkencelere  karşın,  görüşlerinden  taviz  vermedi  ve  ölüme  mahkum  edildi.
Ölüm  kararını  Bruno’ya  bildiren  yargıç,  ondan  şu  cevabı  almıştır:  “Ölümümü  bildirirken  siz  benden  daha  çok  korkuyorsunuz”.

Kilisenin  bu  kararı,  1600  yılının  Şubat  ayında,  Roma’da  Campo  dei  Fiori  meydanında  yerine  getirildi. Bruno  önce  diline  çivi  çakılarak  yapılan  işkence  sonrasında  kazığa  bağlanıp  diri  diri  yakıldı..
Bruno  evrenin  sonsuzluğu  yanında  evrenin  birliği  ilkesini  de  benimser.  Buna  göre  Ortaçağ  felsefesi’nde  temel  alınan  gök  ile  yer  ayrılığını  reddeder.  Bruno ;  Tanrı’nın  ve  Evrenin  birbirinden  farklı  iki  töz  olmadığı,  ama  aynı  gerçekliğin  iki  sonsuz  görünümü  olduğunu  kabul  eder.  Ona  göre  herşey  Tanrısal  kuvvetin  görünüşüdür. Bruno’nun  bu  görüşleri  Tasavvufla  ve  panteizmle  örtüşür.

“Ne  gördüğüm  hakikati  gizlemekten  hoşlanırım,  ne  de  bunu  aşıkça  ifade  etmekten  korkarım.  Aydınlık  ve  karanlık  arasındaki,  bilim  ve  cehalet  arasındaki  savaşa  her  yerde  katıldım.  Bundan  dolayı  her  yerde  zorlukla  karşılaştım  ve  cehaletin  babaları  olan  resmi  akademisyenlerin  yanı  sıra  kalın  kafalı  çoğunluğun  öfkesinde  hedef  olarak  yaşadım.”

Düşüncelerinin  açıklanmasının  kendisi  için  çok  tehlikeli  olduğunu  bildiği  halde,  yukarıdaki  cümlesinden  de  anlaşılacağı  gibi,  yazı  ve  konuşmalarında  düşüncelerini  hep  böyle  açıkça  ifade  etmiştir.  O’na  İtalya’nın  Hallac-ı  Mansur’u  demek  yanlış  olmaz..

Giordano  Bruno’nun  günümüze  kadar  gelen  eserleri  şunlardır.
• Şamdancı
• Neden  ,  ilke  ve  birlik  üzerine
• Sonsuz  evren  ve  dünyalar  üzerine
• Yiğitçe  öfkeler  üzerine

BABEK’İN  İSYANI  VE  KATLEDİLMESİ

Başkaldırı  Bilal  Abadh’da,  İran’da  kıtlık  ve  otorite  boşluğu  olduğu,  Amenia  valisi  Hatim  b.  Khartama’nın  bölgede  yarı  bağımsızlık  ilan  edip,  yönetimi  sıkıntı  içine  soktuğu  bir  dönem  olan  816  yılında  başladı.  Dağlık  bölgelerdeki  boğaz  ve  geçitlerde  istihkam  kurmuş  olan  Babekiler  uzun  süre  bütün  hücumları  püskürtmüş  ve  kısa  zamanda  Jibal,  Azerbaycan’dan  Horasan  ve  Tabaristan’dan  Kuhistan’a  kadar  birçok  bölgeleri  etki  alanına  almıştı.  Birçok  Abbasi  emirinin  ordusunu  yoketmiş.  Kendilerini  de  esir  etmiş  ya  da  öldürmüş  bulunuyorlardı.  824’de  Bağdad’dan   gönderilen  Halife  ordusu  yenilerek  geri  döndü.  Muhammed  al-Tusi  829-30’da  yaptığı  büyük  operasyonlar  sırasında  öldürüldü.  Ordusunun  döküntüleri  geri  çekilirken  yokedildi.  İzleyen  yıllar  içinde  Horasan  valisi  Abdullah  b.  Tahir’in  Babek-Hurremi’ler  üzerine  hücumları  da  başarısız  kaldı.  H.  Laoust  bu  başarısızlıkları,  Halife’nin  Mısır’da  karşılaştığı  güçlükler  ve  Babekileri  destekleyen  Bizans  İmparatoru  Theophilos’la  yaptığı  savaşlarda  aldığı  yenilgilere  bağlıyor.

İsyanı  bastıran  halife  Mutasım  (833-844)  oldu.  Halife’nin  hizmetine  girmiş  İslam  örtülü  Mani  inançlı  (Usrusana)  Türk  prensi  Afşin,  büyük  ve  günün  koşullarında  eksiksiz  donatılmış  büyük  bir  ordunun  başına  geçirilerek  835’te  Babekilerin  üzerine  gönderildi.  Afşin  yetkin  bir  kumandan  olmasına  rağmen  iki  yıl  boyunca  birçok  yenilgi  aldıktan  sonra,  çeşitli  savaş  hileleriyle  Babek’i  ele  geçirmeyi  başarabildi.  Önce  Babek’in  en  gözde  kumandanı,  kendisi  gibi  Türk  olan  Tarkan’ı  tuzağa  düşürüp  ortadan  kaldırdı.  Böylece  biri  zalim  ve  baskıcı  yönetimin  yanında,  öbürü  mazlum  ve  ezilen  halklarını  isyancı  temsilcisi  olarak  iki  Türk  kumandan  karşı  karşıya  gelmişlerdi.  Afşin  Ortodoks  İslam  örtüsü  altında  ezen  egemen  sınıfın  yanındaydı,  Tarkan  ise  heterodoks  İslam  örtüsüne  bürünüp  ezilen  sınıfların  yanında  yer  almıştı.  Çok  değil  üç  yıl  sonra  Abbasi  halifesi,  Babek’i  tüm  azalarını  kestirip  gövdesini  darağacına  astırdığı  kentte,  Samarra’da,  Afşin’in   ortodoks  İslam  örtüsünü  kaldırıp,  altındaki  Mani  inançsal  kimliğiyle  açlığa  mahküm  ederek  zindanda  öldürttü.

(H.Laoust,  Les  Schismes  dans  l’Islam,  Paris-1983,  s.95vd)

Anlatıldığına  göre,  Babek   Mutasım’ın  önünde  eğilip  af  dilememiştir.  Elleri  ayakları  kesilirken,  sağlam  kalanıyla  fışkıran  kanını  yüzüne  sürermiş.  Mutasım,  neden  öyle  yaptığını  sorduğunda:  “Kendi  kanımla  boyuyorum  ki,  yüzümün  sararmaya  başladığı  görülmesin.  Zira  senden  korktuğumu  sanırlar”diye  yanıtlamış.

(H.Hossein  Sadıghi,agy.s.275)

Acaba  Afşin  de,  Halifeye  hizmetlerinin  karşılığı  olarak  açlıkla  ölüme  giderken,  sararan  yüzünü  kapatmayı  düşündü  mü,  dersiniz?

“İslam  heresiografisi,  Babekileri  İslam  toplumu  dışında  görme  eğilimi  göstermektedir”  diyor  H.  Laoust.  Doğrudur.  Çünkü  onlar  yönetimin  dini  olan  Ortodoks  İslam(Sünnilik)  dışında  bir  İslamı,  ezilen  halk  çoğunluğunun  sıkı  sıkı  sarıldığı  Heterodoks  İslamı  kabul  etmiyorlar.  Abu  Bakr  al-Khallal  Babekileri,  geniş  anlamda  Hariciler  gibi  görmekte.  Yani  ona  göre,  ellerinde  silahlar  yasal  yönetime  karşı  başkaldıran  ve  yeryüzüne  karışıklık  ve  fitne-fesat  tohumları  ekmiş  isyancılar  olarak  düşündüğü  Haricilere  benzetmektedir.  Öylesine  yönetimle  özdeştir  ki  al-Khallal,  “Onlarla  savaşmak  devletin  görevidir,  demiş;  onlara  karşı  herkim,  şahsını,  ailesini  veya  malını-mülkünü  savunurken  ölürse  şehit  olur.”

(Kaynak:  İsmail  Kaygusuz,  Mazdekizm  kaynaklı  alevilik)

HAÇLI SEFERLERİ:

Haçlılar ,  11.  yüzyılın  sonunda  kutsal  toprakları  fethetmek  ve  İslam  zulmüne  son  vermek  amacıyla  Avrupa’dan  yola  çıkan  Avrupalı  Hıristiyanlardı.  Sözde  dini  bir  amaçla  yola  çıkmışlar,  ama  geçtikleri  her  yere  vahşet  ve  korku  götürmüşlerdi.  Sivil  halkları  toplu  katliamlara  uğrattılar,  pek  çok  köy  ve  kenti  yağmaladılar.  Müslüman,  Yahudi  ve  Ortodoks  Hıristiyanların  İslam  idaresi  altında  yaşamakta  olduğu  Kudüs’ü  fethettiklerinde  ise,  büyük  bir  katliam  gerçekleştirdiler. Müslüman  ve  Yahudileri  boyunlarını  vurmak  suretiyle  vahşice  öldürdüler.  Bir  tarihçinin  ifadesiyle  “buldukları  tüm  Arapları  ve  Türkleri  öldürdüler…  Erkek  veya  kadın,  hepsini  katlettiler.”  Haçlılardan  biri,  Raymund  of  Aguiles,  bu  vahşeti  “övünerek”  şöyle  anlatıyordu:

“Görülmeye  değer  harika  sahneler  gerçekleşti.  Adamlarımızın  bazıları  ki  bunlar  en  merhametlileriydi  –  düşmanların  kafalarını  kesiyorlardı.  Diğerleri  onları  oklarla  vurup  düşürdüler,  bazıları  ise  onları  canlı  canlı  ateşe  atarak  daha  uzun  sürede  öldürüp  işkence  yaptılar.  Şehrin  sokakları,  kesilmiş  kafalar,  eller  ve  ayaklarla  doluydu.  Öyle  ki  yolda  bunlara  takılıp  düşmeden  yürümek  zor  hale  gelmişti.  Ama  bütün  bunlar,  Süleyman  Tapınağı’nda  yapılanların  yanında  hafif  kalıyordu.  Orada  ne  mi  oldu?  Eğer  size  gerçekleri  söylersem,  buna  inanmakta  zorlanabilirsiniz.  En  azından  şunu  söyleyeyim  ki,  Süleyman  Tapınağı’nda  akan  kanların  yüksekliği,  adamlarımızın  dizlerinin  boyunu  aşıyordu.”

(August  C.  Krey,  The  First  Crusade:  The  Accounts  of  Eye-Witnesses  and  Participants,  Pinceton  &  London,  1921,  s.  261)

Haçlı  ordusu  Kudüs’te  iki  gün  içinde  yaklaşık  40  bin  Müslümanı  üstte  anlatılan  yöntemlerle  vahşice  öldürdü.

Haçlıların  barbarlığı  o  kadar  taşkındı  ki,  4.  Haçlı  Seferi  sırasında,  kendi  dindaşlarının  şehri  olan  İstanbul’u  yağmaladılar,  Ortodoks  ahâliye  saldırıp  mal,  can  ve  ırzlarına  ziyâdesiyle  zarar  verdiler.  Kiliselerdeki  altınları  söküp  parçalamaktan  bile  çekinmediler.  İstanbullular  şehri  terk  etmek  zorunda  kaldı.  Haçlılar,  İstanbul’u  işgal  ederek  Latin  İmparatorluğu’nu  kurdular. (1204)

SEYYİD NESİMİ (1369 – 1417)

Bağdat’ın Nesim Kasabası’nda yetişmiş, Diyarbakır bölgesine yerleşen Türkmenlerdendir. Halep’te Hallac-ı Mansur’un düşüncelerinin iz sürücüsü olduğu için kafir sayılıp derisi yüzülerek öldürülmüştür.

Nesimi, Hurufi’dir. Fazlullah Hurifi’ nin görüşlerini benimsemiştir. Varlık birliği görüşünü savunan, kişi ile tanrı arasında bir nitelik yükleyen inanç arasında bağlantı kurar. Tanrının yetkin (Kamil) insanda görüldüğü tasavvufi görüşünü benimser.

Başlıca eserleri Türkçe ve Farsça divanlardır. Azeri asıllı Türkmenlerdendir. Katledilme sırasında rivayete göre derisi eline verilip giderken, Halep’in 12 kapısından aynı anda çıktığı görülmüştür.

Yolda birisine “Gerçek Kabe’nin yolcusuyuz.” Elinde yüzülmüş derisini göstererek “İhramımız budur” dediği beyti meşhurdur.

Bende sığar iki cihân ben bu cihâna sığmazam
Cevher-i lâmekân benim kevn ü mekâna sığmazam

Kevn ü mekândır âyetim zâta gider bidâyetim
Sen bu nişân ile beni bil ki nişâne sığmazam.

Serdar Kaangil

Reklamlar
Bu yazı Din içinde yayınlandı ve , , , , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

8 Responses to DİNİ VAHŞET ve KATLİAMLAR

  1. Geri bildirim: Dini Vahşet ve Katliamlar | Ateist Cevap

  2. Uğur dedi ki:

    Hallac’ı Mansur’un öldürülmesi haktı çünkü küfre sapmıştı. Kangren olan organ eğer kesilmezse hastalık tüm vücuda yayılır aynısı bunun için de geçerli.

  3. Gencer dedi ki:

    Beni Kureyza Yahudi Katliamı (Alıntıdır)
    Kusatma sona ermis, 1500 kisilik kabile, haklarinda verilecek karari korku dolu gozlerle bekliyordu. Cocuklar agliyor, kadinlar cocuklarina sarilmis yalvariyorlardi af icin. Karar aciklandi. Tum erkekler oldurulecek, kadinlar ve kizlardan ergenlige girmis olanlar seks kolesi (cariye) olacak, kucuk erkek cocuklari da kole pazarinda satilacakti…

    Agitlar cigliklara donustu ama bu karardan donus yoktu. Sehrin ortasina uzun hendekler kazildi ve erkekler elleri arkadan bagli vaziyette dizildi hendekler boyunca… Bu arada onlerindeki muthis kosusturmaciyi, pazarliklari izliyorlardi dolu gozlerle. Birazdan oleceklerine degil, karilarinin, kizlarinin bu sakalli acimasiz adamlarca paylasilmasina agliyorlardi. Yasli bir adamin payina bir kiz cocugu dusmustu, gozleri guluyordu yasli adamin kizi evine dogru suruklerken… Kizin 13 yasinda olmasina aldirmadan, kizin babasinin elleri arkadan bagli vaziyette aci dolu yakarislarina, yalvarmalarina aldirmadan, yeni sahibini bekleyen annesinin cigliklarina aldirmadan. Kucuk kiz belki bize kucuk geliyordu. O yasli adama degil. O kucuk kiz bir cariyeydi artik. Sucuysa… Hayir, sucu yoktu…

    Sonra erkeklerin kafa kesim islemi basladi. Yaklasik 800 erkek dizilmisti hendegin onune. Gunes battiginda hala kesim devim ediyordu. Sehir kan ve aci kokuyordu.
    Hendek savasinin bitiminde Muhammed, ordusuna yonelip: “Ikindi namazini Beni Kureyza’da kilacagiz” diyerek Kureyza kabilesinin uzerine yurutur. Daha sonra hadislere gececek gerekcesi de Cebrail’in ustu basi toz icinde hem de katirinin ustunde yanina gelip, savas bitmedi, ben ve diger melekler hala savasiyor, sen de git Kureyza’yi kusat demesidir. Sehir kusatilir ve buyuk ordusuyla hic zorlanmadan ele gecirir. Savasci erkeklerden direnenler hemen oldurulur, geriye kalanlar da esir alinir. Muhammed, onceden Yahudi olup da Islami secen Sad Bin Muaz’a esirler icin ne yapalim diye sorar. Nedense Yahudilerin Tevrat’a gore cezalandirilmasini istemektedir. Sad hukmu verir: “Tum erkekler oldurulsun, kadin ve kizlari cariye olarak alalim, ergenlige girmemis erkek cocuklarini da kole olarak alalim.” Muhammed de bu hukmun Allah’in verecegi hukumle ayni oldugunu soyler. Hukum yerine getirilir. Bir kac Islami kaynaktaysa Sad’in hukum vermesini Kureyza’li Yahudilerin istedigi one surulur. Sonucta farkeden bir sey yoktur.

    Muhammed, Ali ve Zubeyr’i kesim islemi icin gorevlendirir. Erkeklerin kafalari kesilirken, artik sifatlari cariye olan kadinlar ve kizlarsa bu kanli manzara onunde Muslumanlar arasinda paylasilirlar. Muhammed Reyhane isimli Yahudi kizini kendine cariye olarak alir.

    Yukarida anlatilan olay tum tarihciler ve Islam alimlerince kabul edilen bir gercektir. Bazi kaynaklar, kafalari kesilen erkek sayisinin 800 degil de 700, 600, 500 gibi rakamlar oldugunu onerir.

    Islam uzmanlari bu katliami nasil savunurlar?

    1. Muhammed, Medine’ye gocu sonrasi, Medine ve civarinda yasayan Yahudi kabileleriyle baris anlasmasi imzalamistir. Anlasmaya gore Muslumanlarla Yahudiler arasindaki surekli olacak barisin otesinde, savas durumunda birbirlerine yardim edeceklerdir. Hendek savasinda Kureyza’li Yahudiler, Muslumanlara yardim etmek bir yana, dusmanla isbirligi yapmistir.

    Gercekten de Muhammed ve cevresindekiler Medine’ye geldiklerinde magdur, ezilmis bir gruptular, savas degil baris yanlisiydilar. Ordulari yoktu. Yahudiler bu kucuk ezilmis halki misafir etmis, bundan bir rahatsizlik da duymamisti. Ama Muhammed ve cevresindekiler hizli bir degisim surecine girmislerdi. Sam’dan Mekke’ye dogru gecen kervanlara saldirip mallari caliyorlar, kervancilari esir alip fidye istiyorlar, bu gibi aksiyonlara katilanlarin ganimet hakkinin dogmasiyla da silahli Musluman sayisi hizla artiyordu. Yahudileri Musluman yapmaya calisip basarili olamayinca Yahudilere de saldirilar baslamis, Yahudileri ikna icin degistirilen kible, bir kez daha Mescid’i Aksa’ya dondurulmustu. Artik Yahudiler, Medine’de birlikte yasadiklari Muslumanlardan hic de hoslanmiyorlardi. Yani ortada soylendigi gibi pek de barislik bir durum yoktu.

    2. Erkeklerin katledilmesi Tevrat’a dayanarak yapilmistir.

    Bu maalesef cok aci bir savunmadir. Katliam emrinde son sozu soyleyen Muhammed’dir. Eger Tevrat’a dayali yapilan bu katliami hatali bulsa, daha adil olacak yeni bir emir verebilirdi. Ama aksine, Tevrat hukmunu aciklayan Sad’i onaylayan ifadeler kullanmistir.

    3. Asmayalim da besleyelim mi kardesim? 🙂

    Ben savasa tumden karsiyim, kolelikten tiksiniyorum, hele seks koleliligi midemi bulandiriyor. O yuzden bu ilkel insanlara pek uygulayabilecekleri bir onerim olacagini sanmiyorum. Ama su sorulari sorabilirim:

    – 800 kisinin 800′u de mi suclu?

    – Mahkeme kursaniz da bir yargilasaniz olmaz miydi?

    – Illa ki oldurecekseniz ailelerin onunde yapmasaniz, adamin karisini gozunun onunde paylasmasaniz olmaz mi?

    – Bacak kadar veledlerin ne gunahi vardi da kole oldular?

    – Kadinlarin ne gunahi vardi da seks kolesi oldular?

    – Kizlarin ne gunahi vardi da 60 yasindaki sakalli azgin adamlarin yatak koleleri oldular?

    – Bu katliami yapip sonra nasil cikip da sevgi ve baris adina Islam’a davet edersiniz insanlari?

    • MaMaLi dedi ki:

      Sonuç!!muhammed,iki karısı,hafsa(ömer kızı)aişe ebu bekir kızı)babaları ile birlikde,muhammedi,(ledud)bal şerbet zehri ile zehirlediler.sırada ebu bekir vardı,oda,doktoru ile birlikde zehirlendi)sonra ömer,iranlı bir köle intikamını kötü aldı ömer’i hançerledi)sıra osman’a gelmişdi,oda öldürülüp ölüsü,yahudi helasına atıldı 3 gün orda bekledi)son olarak ali!oda,mescidde,kılıçla infaz edildi)bitmedi,oğlu hasan,(400 eş alıp boşayan oğlan)çölde kellesi kesilerek öldürüldü,devam etti, ilahi adalet)hüseyin!kerbelada,malum son)halen devam ediyor))minik aişe nin kardeşi abdullah)eşşek ahırında eşşeklerle birlikde yakıldı)ve acı son!muhammedinin gözdesi,minik aişe,katledilerek öldürüldü)demekki neymiş?kılıçla,varolan,kılıçla yok olurmuş.)

      • Gencer dedi ki:

        Sahi Cebrail Muhammed’e onu zehirleyeceklerini neden haber vermemiş? Oda sıkılmıştır Muhammed’in bitmek bilmeyen isteklerinden ,tavana vurmuş egosundan.Zehirleneceğini söylememiş.Dile kolay 23 yıl adamın dibinden ayrılma ne istiyorsa yap.Lamba cinleri bile 3 istekten sonra kaybolurken Cebrail 23 yıl iyi dayanmış.

  4. Vatikanın kedi ve kadın sevgisi.

    Ms 5yy’dan başlayan ve Fransız devrimine kadar süren ortaçağda papalar kedilere hiç iyi gözle bakmamışlardı. Bir kısmı ise kedilerin şeytanımsı uğursuzluk getiren varlıklar olduğunu söylemişlerdi.
    Eski Mısırlıların kedilere doğa üstü güçler, eski avrupalı paganların ise asalet ve güzellik imgeleri vermeleri katolikliğe karşı yapılmış ters bir anlayış olmasına inanılmasından dolayı kedilerin tamamen yok edilmesi amaçlanmıştı.
    Kilisenin bu eski inanç tanımlamalarını tamamen başka türlü yorumlamaları sonucunda bir kısmı şeytanın kediye hulul ettiğine, bir kısmının ise siyah kedilerin şeytanın yardımcıları olduklarına inanmışlardı !!!
    Hala, günümüzde bile siyah kedinin uğursuzluk imgesi olduğuna inanılmasının altında 1233’de başlayan Vatikan fetvaları vardır.
    Bu tarihlerde kilise, eski pagan yerel inanç ve ananevi olgularını yok etmek için siyah kedilerin şeytanın hizmetkarları oldukları gibi söylentileri yaymaya başlamıştı.

    Katolik ve ortodoksluktan ayrı mezhepler olan khatar ve bogomil gibi mezhep inananlarının sapkınlar oldukları suçlamaları sonucunda, soykırımlarla yok edildikleri bir çağda, vatikanın paganizm olarak adlandırılan inanç ve anlayışların gözlerinin yaşına bakacağı düşünülemez bile.
    Bu çağlarda sapkınlar çemberini iyice genişleten kilise yalanlarıyla 12’ci yüzyılda baştan cadılarla mücadele ettiği iddiasindan sonra başlatılan cadı avında yüzde doksanı kadınların oluşturduğu yaklaşık 500 bin kişi diri diri yakılarak ve işkencelerle yok edilmişti.
    Bu tür konu açıldığında İtalyan filozof Giordano Bruno gelir hep aklıma.
    Katolik inancını eleştirmesinden dolayı sapkın suçlamasıyla venedikte yargılanırken, konsile “itiraf edin siz benden daha çok korkuyorsunuz” gibi söylemleriyle sivri dilli olmasından yine bir şeyler söyleme korkusuyla, gerçektende çok korkan konsil, Bruno’yu meydanda yakılmaya göndermeden önce dilini kestirmişti !!!

    13’cü yüzyılda papaz ve evekler kedilerin tamamen cadılık ve sapkınlıkla eşdeğer olan hayvanlar olduklarını söylemeye başlamışlardı.
    Bu söylemleri tastikleyen papa VII İnnocent’in (1336-1415) kedilerin katledilmesi emriyle o dönem milyonlarca kedi katlediliyor.

    Papa VIII İnnocent (1432-1492) dahada sertleşerek verdiği fetvanın vahşet boyutunu dahada yükseklere çekmişti.
    Papa, hiristiyanlığın kesin emri olarak cadıların kedileriyle birlikte diri diri yakılmasını fetvasında emrediyordu.
    Bu dönemde insanlar vatikan önderliğinde kedilere karşı vahşette sınır tanımıyor, horoz ve domuzlarda kediler kadar olmasada onlarda katliamdan nasiplerini alıyorlardı. Genellikle kadınlardan oluşan kurbanlar, kedileri geceleri şeytanımsı işbirikci varlıklara dönüştürerek eski pagan inanç geleneklerini şeytanla beraber kutluyorlar gerekcesiyle, yüzbinlercesi ya boğularak veya kedileriyle birlikte odun üstünde yakılarak katledilmişti.
    Bu dönemde siyah kediye sahip olan her insan diri diri yakılma tehlikesi taşıyordu.
    Tanrı’nın parmağının degmesinden oluştuğuna inanılan beyaz leke, siyah bir kedinin üzerinde varsa, bu beyaz leke hem kediyi hemde sahibini kurtarabiliyordu.
    Bu dönem ortaçağ avrupasında şeytanın kediye hulul ettiği ve cadılarla işbirliği yapmalarına inanılmasından dolayı kediler, mahkemelerde aynı bir insan gibi yargılanıyorlardı.
    Bazende bir insanı suçlama ve idam edilme sebebide olabiliyordu.
    Templiye şövalyeleri yargılamaları buna örnektir.
    Şöylekine; Templiyeler yargılanırken şeytana saygı gösteriyorlar suçlamalarına delil ise kedilere iyi davranmış ve seviyor, öldürmemiş olmalarından kaynaklanıyordu. Asırlarca süren kedi katliamları Fransız devriminden sonra başlayan insancıllar hareketinin yükselişi sonrası devrimcilerin vatikan sapkınlıklarına karşı tavır almaları sonucu ancak son bulmuş, kanunen yasaklanmıştı.

    14’cü asırda ise kara veba veya büyük veba salgını insanlığı kasıp kavuruyordu.
    1347 -1352 arası avrupa nüfusunun %30 ile %50 arası bu salgın sonucu yok olmuştu.
    Bu yıllarda verilen 50 milyona yakın kurbanla beraber verilen maddi ve manevi zararlarlarla veba mikrobu ancak 3 asır sonra tamamen yok edilebilmişti.
    Fare bitinden gecen bu salgında hiç bir suçu olmamasına rağmen kedilerde aynı kadınlar gibi şeytanın işbirikçileri olmasına inanılmasından dolayı onlarda vebaya sebep olan şeytanımsı varlıklar olarak kilise tarafından suçlu bulunmuşlardı.
    Oysa vatikan fetvaları sonucunda farelerin doğal düşmanları olan kedi sayısının neredeyse yok olma noktasına gelmesiyle artan fare nüfusu, veba salgınının yayılarak etkisinin asırlarca sürmesine neden olmuştu.
    Kediler vatikan saçmalıklarıyla katledilmiş olmasalardı, veba salgınına bu kadar kurbanda verilmeyecekti.
    Londra lordu vatikan önerisiyle Londradaki bütün kedilerin katledilmesini emretmesi, farkında olmadan salgının daha kolay yayılmasına neden olmuştu.
    Avrupada veba ile ilgili şüphelenmeyen tek hayvanın fare olması ise daha
    düşündürücü !!!
    Çünkü ortadoğu ve asyada vebaların fareler tarafından taşındığı bilinmesinden dolayı kedilere fareleri yok etmeleri için daha iyi bakılıyordu. Doğal düşmanları kedilerin yoğun olduğu ortamlarda farelerin bu yerlerde yaşam alanları bulamamaları sonucu veba çok az hasarlarla atlatılıyordu.
    Şeytani fetvalarıyla milyonlarca insanın vebadan ölmesine neden olan, yüzbinlercesini vebaya neden olanlar diye köy ve kent meydanlarında diri diri yakan, milyonlarca kedinin katledilme emrini veren ,tarihin her sayfasında kanlı,kirli eli olan vatikanmı yoksa kedilermi şeytanın işbirikcileri diye insan soramadan da edemiyor.
    Birde Cia sponsorlu Fetullah gülen’in dialog kardeşliği yaptığı papa Benedikt, Hz Muhammede hakaret etmek için İslam’ın kılıç zoruyla yayıldığını söylüyor !!!
    Doğru, İslam Emevi ve Abbasilerin önderliğinde kılıç zoruyla yayıldı.
    Pekiyi şarlman’a(Charlemagne) Avrupadaki paganların hepsinin kılıçtan geçirmesi emrini Buda rahiplerimi vermişti !!!
    Oysa 25 aralık 800 yılında sevgi inançlı vatikan papa’sı III Leon tarafından imparator ilan edilerek kutsanan şarlman(charlemagne) avrupada katolik inancını mecburi tek inanç ilan etmiş, karşı koyan pagan ve diğer inançtan olan insanların tamamını çoluk çocuk demeden kılıçtan geçirtmişti.
    Bana göre İslamın en büyük düşmanı, zarar veren müslüman kimlikli zalim arap emeviler bile hiristiyan ve yahudileri cizre(vergi) karşılığında inançlarını yaşamalarında özgür bırakmışlardı.
    Vatikan ise, eski inanç mensubu paganları sapkınlar diye soykırıma tabi tutmakla kalmamış milyonlarca kediyi bile katletmişti.
    Avrupada rakip gördükleri pagan ve diger mezhep hiristiyanlarının tamamen soykırımla katledilmesi sonucu tek hakim inanç kalan katolikler, katledecek cadı,kedi, pagan, hiristiyan mezhepleri olan Khatar,Bogomil,Vaudois inananları bulamadıkları için bu defa vebanın sorumlusu olarak yahudileri hedef almışlardı.
    1348’de yahudi karşıtlığı Fransa taşrasında baş göstermeye başlamıştı.
    İlk olarak 13 nisanı 14 nisana bağlayan gece 1348 Toulonda, 40 yahudi katlediliyor, evleri ve dükkanları yağmalanıyordu.
    Bu başlangıçtan sonra Toulon çevresinde yahudi katliam haberleri ard arda geliyordu. Apt, forcalquier, Monaskta katliamlar engellenemiyordu.
    Saint Remy de provencede sinagog ateşe verilmişti.
    Languedoc,Narbon ve Cassonne kentlerinde yahudiler toplu olarak soykırıma tabi tutulmuşlardı.
    Dauphinede katoliklerin eline geçen yahudilerin tamamı lanetli oldukları için diri diri yakılmıştı.
    Katliamları durdurmakta zorlanan Dauphine valisi Humbert II kalan yahudileri tutuklayarak ancak canlarını kurtarabilmişti.
    Genişleyerek yayılan saldırılarda Buis les baronies, Valence, Le tour de pin, Saint saturinde katliamlar yapılmıştı. Pont de beauvoisda yahudiler içme sularına veba bulaşıcısını karıştırdılar suçlamasıyla su kuyularına atılmışlardı.
    İspanya’nın bask eyaleti olan Navarre ve Castille eyaletlerinde de bu tür katliamlar yapılmaya başlanmıştı.
    13 mayıs 1348’de “Barcelone” yahudi mahallesi tamamen yağmalanıyor, kaçamayanlar ise katlediliyordu.
    Fransa kralı Philippe VI katliamları durdurmak yerine içme suyu kuyularını zehirleyen yahudilerin öldürülmesi yasasını çıkarması sonucu ilk baştan Orleansda 6 yahudi idam edilerek öldürülüyordu.
    Ağustos 1348 Savoi kenti yahudi katliamlarına sahne oluyordu.
    Baştan yahudileri korumak isteyen Chambery kontu daha sonra katoliklerin yahudi katliamına ses çıkaramıyordu.
    Kasım 1348 bugey, miribel ve franc comptta katliamlar baş gösteriyordu.
    Vebaya sebep olduğuna inanılan yahudi ashkenazler bu defa Almanya da katlediliyor, malları yağmalanıyordu.
    İsviçre, Chilon ve Leman gölü bölgesindeki yahudilerden 15 kişiye işkenceler sonucu, zorla kuyuları zehirleyenler oldukları itiraf ettirilmesi sonucunda, vebanın sorumluluları olarak bölge yahudileri katlediliyordu.
    Mayence’de ise bir gecede 6 bin yahudi katledilmişti.
    Bu dönemde avrupa genelinde 300 yahudi cemaati tamamen yok edilmişti .
    Kıyımdan canlarını kurtaranlar aynı akibete uğramamak için Litvanya ve Polonyaya göç etmek zorunda kalmışlardı.
    Strasburg da yahudi saldırı ve yağmasında yüzlerce yahudi diri diri kent meydanında vahşice yakılmıştı.
    14 şubat 1349 Viyanada vebanın sorumluları olarak katolikler tarafından yahudilerin bir kısmı katlediliyor, bir kısmı ise göçe zorlanımıştı.
    http://kokler-ve-kanatlar.webnode.fr/

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s