BIG BANG'DEN ÖNCE

Tarihin her döneminde evrenin nasıl varolduğu merak konusu olmuştur. İnsanlar bu sorunun cevabını  mitolojik hikayelerle açıklamaya çalışmışlardır. Hemen hemen her kadim toplumun bir yaratılış efsanesi vardır. Ve çoğunlukla da bu efsanelerde önce yerin ve göğün yaratıldığı anlatılır. Bu mitolojik hikayeler benzer şekilde dinlere de taşınmıştır.

Tabi ki bilim, hikayelere, efsanelere değil bilimsel gerçeklere önem verir. Amacı tanrının varolup olmadığı bulmak değildir ama evrenin nasıl oluştuğu bilimin en önemli konularından biridir. Bilim ve teknolojinin hızla geliştiği son asırlarda evren ile ilgili bilgi dağarcığı da büyüdü. Newton sonsuz büyüklükte ve değişmeyen bir Evren modeline inanıyordu. Oysa Newton’un yerçekimi yasaları bu Evren modeli ile çelişiyordu. Madem ki çekim gücü vardı, neden evrendeki tüm maddeler birbirini çekip tek bir hal almıyordu?

Kant gibi bir filozofun bu konu için “zihnin çözemeyeceği sorunlardan biri” şeklindeki görüşüne yönelik eğilim, Rus fizikçi Alexander Friedmann ile Belçikalı papaz ve bilim adamı Georges Lemaitre’ın tezleriyle değişmeye başladı. Einstein’ın genel görelilik kuramından hareket eden bu iki bilim adamına göre evren’in genişlemesini geri sardığımızda evren tek bir bileşimden patlayarak oluşmuş ve tek bir atomdan ortaya çıkmıştı. Nitekim Amerikalı astronom Hubble’ın evrenin genişlediğini gözlemleyip kanıtlamasıyla big bang teorisi ortaya çıkmış ve tartışılmaya başlamıştı. Genel olarak da bilim çevresince kabul görmüştü.

Dinler big bangı yoktan varoluş olarak nitelendirerek tanrı inancına bir kanıt gibi göstermeye çalıştılar. Çünkü o zamana dek materyalistlerin tezlerinden olan maddenin-evrenin ezeli olduğu düşüncesi çökmüştü. Fakat big bangi benimsemeyen materyalistler olduğu gibi, big bang teorisinin evrenin ezeliliğini çürütmekle beraber maddenin ezeliliği tezini çürütmediğini öne süren materyalistler de çoktu.

Peki ama başlangıçta ne vardı? Bu sonsuz denebilecek büyüklükteki enerji nasıl oluşmuş ve küçücük bir maddeye sığabilmişti? İlk varlık nasıl ortaya çıkmıştı?

Varlığın başlangıcı yoktur, olamaz. Varlığın dönüşümünün, nitelik-biçim değişikliğinin başlangıcı olabilir. Öncelikle şunu bilmeli ve kabul etmeliyiz: Bir şey hep vardı. Çünkü hiçbir şeyin olmadığı bir yokluktan bir şeyin varolması mümkün değildir. Yani, “başlangıçta hiçbir şey yoktu” diye düşünülemez. Bu konuda öne sürülen “false vacuum” ve benzeri iddialar temelsizdir. Mutlak yoklukta vakum dalgalanmaları oluşamaz. Bunun için de bir varlığa ihtiyaç vardır. Ama mutlak yokluk olarak düşünülmediği takdirde ilk enerjinin vakum dalgalanmalarıyla oluştuğu söylenebilir. Örneğin Victor J. Stenger’in görüşü bu yönde.

Öyleyse bir başlangıç olamaz ve başlangıçta yokluk olsaydı bugün hiçbir şey olmazdı. Demek ki hep bir şey vardı ve bir şey var olduğuna göre yokluktan söz edilemez. Ya da yokluğun tanımı, o şeyin kapsamının dışı olarak tanımlanabilir.

Eğer Termodinamiğin Enerjinin sakınımı kanunu evrende ve varsa evren ötesinde de geçerliyse, yani “Enerji yoktan var edilemez ve yokedilemez, ancak şekil değiştirebilir.” ise; Hep varolan şeyin enerjisi, bugün varolan enerji ile aynı büyüklüktedir. Hep varolan bu muazzam enerji kapasiteli şey, bugün gördüğümüz-göremediğimiz tüm varlıkların kaynağıdır. Ondan oluşmuşlar, ondan değişime-dönüşüme uğramışlardır. Hep varolanın belirgin bir değişime-dönüşüme uğramazdan önce bilinçli-iradeli-kudretli olması konusuna gelirsek, muazzam enerji kapasitesinden dolayı kudretli olduğu söylenebilir ama bir bilinç ve iradeden söz edilemez. Çünkü kendiliğinden bir bilinç ve iradenin varolması mümkün değildir. Dolayısıyla dinlerin inancındaki bilinçli-iradeli tanrı tezi kanıtlanamaz. Bilimin ulaşmak istediği bilgi, bu varlığın belirgin bir değişime uğramadan önceki hali ve evrenin oluşumuna değin geçirdiği aşamalardır. Hepimizin de bilmediği ve merak ettiği konu budur. Bir anlamda bugün “doğa” olarak adlandırdığımız gücün-varlığın, evrenden önceki ya da big bang ve big crunch döngülerinin başlangıcındaki halidir ki; eğer bu döngü sonsuz olarak nitelendirilebilecek bir süreçten beri mevcutsa bu bilgilere ulaşabilmek olanaksız olacaktır.

Bilim, bize her şeyin Big Bang ile başladığını söylüyor ve bugüne dek neler olduğuna dair önemli bilimsel kanıtlar da veriyor. Ancak big bang öncesine ilişkin hiçbir şey söyleyemiyor, söylemesi de olası görünmüyor.

Bertrand Russsel, “ Bilim bildiklerimiz, felsefe ise bilmediklerimizdir ” demişti. Yani, bilim gözlemlenebilen, deneylenebilen ve kanıtlanabilen konularda bizi aydınlatabilir. Bilinmeyen ve bilinmesi olanaksız konular felsefenin alanına girer. Dolayısıyla big bang öncesine ait konularda bilimsel felsefe devreye girecektir. Bilimsel bilgiler temel alınarak akıl yoluyla fikirler üretilecek ve en doğru, en bilimsel fikre varılacaktır.

Bu fikirlerden biri de evrenimizden başka evrenler olabileceği tezidir.  Hatta sonsuz sayıda evren olabileceği de fikirler arasındadır. Biz kendi evrenimizin büyüklüğünü  tahayyül edemezken sonsuz sayıda evreni algılayabilmek mümkün değil. Çok müthiş birşey. Ama gerçek olması çok zayıf olasılık.

Birden fazla evren fikrinden yola çıkıldığında büyük patlama yerine büyük çarpışmanın olmuş olabileceği de söylenebilir. Gözlemlenen genişleme bu çarpışma neticesi oluşmuş olabilir. Tabi bu fikirler varlığın sebebinin aydınlatılmasını daha da zora sokar. Dolayısıyla şunu söyleyebiliriz: Evrenin oluşumunun sebebi, varlığın mevcudiyetinin sebebini açıklamayabilir.

Ancak bir gerçek var ki daha önce de belirttiğimiz gibi mutlak yokluk, hiçlik yoktur ve bir varlık hep vardı, dönüşüme-değişime uğradı ve evrenimiz oluştu.  Farabi ve İbni Sina gibi düşünürler, südur teorisiyle tüm varlıkların bu ilk varlıktan taştığını, oluştuğunu öne sürmüşlerdi. Bu kaynak varlık fikri panteizmin tanrı inancına benziyor. Bilime de pek ters düşmüyor. Ama dinlerin mükemmel yaratıcı inancına uymuyor. Yaratıcı bir tanrı öne sürebilmek için ilk varlığın bilinç ve irade kazanacak şekilde bir değişime-dönüşüme uğradığına dair bir tez ileri sürmek gerekir. Ama dinler tanrının ezelden bilinçli olduğu iddiasındadırlar. Saf enerjide bilinç olabilir mi? Buna kesin bir yanıt vermek mümkün değil. “Enerjinin değişiminden bilinçli bir üstün varlık çıkar mı?” sorusuna ise olumlu yanıt verilebilse dahi, “Üstün varlık çıkabiliyorsa, şimdiki mevcut varlıklar da çıkabilir.” denebilir.

Bilimin insanlığı getirdiği bu noktada artık dinler de tanrı konusunun sadece inanç olduğunu kabul etmekteler. Diyanet bu konuda “Tanrı’nın varlığı meselesi, bilimsel bir konu olmaktan ziyade inançla ilgili bir durumdur.” diyebiliyor artık. Bilimsellik ve tanrı inancı

Saf Tanrı  inancı insanlık için olumsuz değil, hatta bu inancın psikolojik yararları olduğu da söylenebilir. Ama işin içine tanrıdan mesaj aldığını, vahiy aldığını öne sürenler girdikçe, dini kurumlar, mezhepler-tarikatlar çoğaldıkça insanlar tanrı ile aldatılıyor, tanrı ile sömürülüyorlar. İnsanların Tanrı inancından ziyade, tanrıyı kullananlardan kurtulması gerekiyor.

Reklamlar
Bu yazı Bilim içinde yayınlandı ve , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

27 Responses to BIG BANG'DEN ÖNCE

  1. exhorder dedi ki:

    büyük çöküş geçmişte olmadı. bu tamamen fantezi. evrenin sonraki, önümüzdeki süreçlerinde gerçekleşecektir. çünkü bu entropiye terstir. büyük çöküş sonrası evrenin enerjisi bitecektir. enerjiden doğan bir şey nasıl, enerjisiz bir kütle yığınından doğacakmış.? büyük patlamadan önceski spekülatiftir. kuramsal fizikten, dinden, felsefeden her alandan bir şeyler söylenebilir.

  2. elevation dedi ki:

    benim iletiye yönelik mi cevap vermeye değmez yazdı? 🙂 pek vakit bulamadığımdan sürekli giremiyorum. ama kendisinin bu konudaki eğitimi ne imiş, ondan bahsetseydi biraz. astrofizikçi felan sanırım 🙂 evrenin entropisi artma yönündedir. haliylede büyük çöküşten yeni bir büyük patlama doğmaz. bu başlı başına fantezi ürünü. net ortamında, gerçekte bir şey olmayan kişiler, çok bilgiliymiş gibi ahkam kesebilirler. silmeseydiniz gerekli yanıtı verirdim 🙂

  3. gürsel başdemir dedi ki:

    kuranda evrenin yaratılışı ve evrenin sonu ile ilgili ayetler mevcuttur.bu ayetler bingbeng ile tespit edilmiş bilimsel sonuçlarla uyum içersindedir bu da bize zamanı ve mekanı yaratan zamandan mekandan bağımsız bir iradeyi göstermektedir

  4. gürsel başdemir dedi ki:

    -nasıl oluyorda evrenin başlangıç patlaması bach a notaları rembrandta renkleri nevtona matematiği hediye etmiştir. dç dr caner taslaman

  5. Sinan ATILGAN dedi ki:

    Yazılanlar kendisiyle çelişiyor. “Her şey zaten vardı” deniliyor. Bu bilime aykırıdır. Hiçbir şey yoktan var olmaz. Her şeyin de bir ilk varoluşu vardır. Eğer her şey önceden varolsaydı, hidrojenin tamamen bitmesi gerekirdi. Evrendeki Hidrojen ve helyum dengesine bakıldığında Big Bang’ı destekliyor.

  6. Sinan ATILGAN dedi ki:

    Bir şeyler hep vardı diyorsunuz. Acaba, o ilk varoluş sizce nasıl oldu. Yoktan var olur mu? Bugün araştırma konusu olan konuları kafanıza göre açıklamalar tutarsız açıklamalar yapmışsınız ama tamamen tutarsız. Bir şeyler hep vardı diyorsunuz. Bu sizce mümkün mü? Mantığınıza uyuyor mu?

  7. Kaan dedi ki:

    Sayın Pante sana quantum gerçekliğini iyi okumanı tavsiye ediyorum . o zaman anlıyacaksın. bizim ve evrenin var olması için bizim gözlemimizin olması gerektiğini vede bizim bilincimiz yani gözlemlerimiz olmadan bizim dışımızdaki varlığın ( tüm evren) devam etmekte olduğunu ve bunun olması içinde quantum bilimine göre bizim dışımızda olan bir başka gözlemcinin beyninde , ve ya bilincinde var olması gerektiğini görürsün ve gözlemlersin. işte bilimn ulaştığı son nokta budur yani ayan beyan apaçık olarak Tanrı ortadadır, aslında ortada orda burda sağda solda altta ve üstte heryerde çünki bizler ve tüm evren aslında onun beynindeyiz onun gözlemi olarak var oluyoruz .

    biraz karışık oldu ama umarım anlamışsınızdır.tıpkı descartesin anladığı gibi . I think Therefore I am

    • Allah(bb) dedi ki:

      Kaan,
      Bu baglamda Tanri da bizim beyinlerimiZin bir hologramidir. Eger evdende insan olmasaydi Tanri da olmazdi… Tanri’yi biz yarattik…

      • bir kul dedi ki:

        ?????) dedi ki:
        01/08/2015, 16:32
        Kaan,
        Bu baglamda Tanri da bizim beyinlerimiZin bir hologramidir. Eger evdende insan olmasaydi Tanri da olmazdi… Tanri’yi biz yarattik…DEMİŞSİNİZ

        ZIRVA TEVİL GÖTÜRMEZ
        bir araba fabrikası sahibi araba üretecek sende şöyle saçmalayacaksın araba şöförü üretti avanak yada araba sahibini üretti senin AKILIN NEFSİNİN ELİNDE ESİR KALMIŞ AKLINI NEFSİN KONUŞTURUYOR YOKSA BÖYLE SAÇMALAMAZDIN
        İYİ DÜŞÜNCELER

  8. Kaan dedi ki:

    https://panteidar.wordpress.com/2009/10/31/hologram-ve-tasavvuf/ Pante gerçekten Tebrikler .

    sen bu gerçekleri taa 2009 da anlamış ve yazmışsın.

    A benim sevgili arkadaşım hal böyle iken sen neden hala o refere ettiğin büyük insanlar gibi düşünmeyip. islamın ve tasavvufun bildiği ve kanıtladığı Allahı tanımassın?? gerçekten ilginç seninkisi aynı anda zıt 2 fikri savunma kavramına benziyor..

    sen takmışsın kafanı Allhın kitabında akla ve bilime ters ayetler var demeye. peki akla mantığa uygun 1400 sene evvel bilinmeyen bilimsel gerçeklere ne dersin???

    ayrıca kuranı kerim indiği zamanda bilimsel gerçeklerden tam olarak bahsetmek ozamana göre saçma bulunurdu örneğin Allah eğer hani bizlerin çok şeyler söylediğimiz şu dünyanın yuvarlak olduğunun kuranda belirtilmesi meselesi . arkadaşım o zaman eğer Allah deseydi ki dünya döner vede yuvarlaktır .

    müşrikler kuranı alaya alırlardı .. hahahaha muhammede bakın ne saçmalıyor eğer öyleyse neden bizler savrulmuyoruz dünyadan veya yuvarlak dünyadan aşağı düşmüyoruz diye . katıla katıla gülerlerdi . peki sonra kuran daha iyi anlamaları için yerçekiminden bahsetseydi ne olurdu . cevap daha fazla gülerlerdi . işin çılkı çıkar çıkarsın bizi tanrıda görelim derlerdi belki. ve Allahın eşşiz mucizevi kuranı olurdu sana karma karışık vede bitmeyen bir kitap ve böyle sonsuza kadar Allahın vahyi devam ederdi insanların isteklerine göre. kaldımı Allahın tanrılığı. kalırmıydı imtihanın özelliği .
    sana o refere ettiğin Almighty zatlardan bir ötekilerinin sözleri ile bitiriyorum .

    Bayram ÖZÜ bildi / Bileni O’nda buldu / Bulan O Kendi oldu / Sen seni bil, sen seni!

    ve sana bu meselenin bir kademe ötesi ile cevap vereyim ozaman ,gerçi sen daha önceleride bunu araştırmıştın .

    “Bir gün henüz fetih yapılmadan önce bir yere uğradım. Yolumun üzerinde ancak gemiyle geçilebilecek ölçüde bir deniz beliriverdi. İyice baktım ona. Yeryüzündeki denizlerden biri idi. Zatımda bu denizin üzerinde yürüme azmi (şüphesiz dileği) ve cezmi (kesin kararlılığı) doğdu, boğulmayacağım hakkında içimde kesin bir bilgi meydana geldi. Bir şey dokunamayacağını da aynı kesinlik içinde düşündüm. Derken ayağımı bu kesin bilgi havası içinde suyun üzerine koydum. Batmadım.

    Azmim ve cezmim arttı. Yürümeye devam ettim, neticede öbür sahile ulaştım…
    Başka bir defa ise yine o denize uğradım, ama bendeki eski azim ve cezim yoktu. Yürümekte şüphe ettim. Bir ara denemek için ayağımı bastım, derhal suyun dibine indi, hemen çekip çıkardım. Anladım ki bu durumda suyun üzerinde yaya yürümem mümkün değildir. Yani buna güç getiremeyeceğim…” (El-İbriz)

    • erkan dedi ki:

      he ölülerin nasıl diriltileceğini anlatıp kendisiyle müşriklerin daşak geçmesi zoruna gitmemiş de dünyanın yuvarlak olduğunu anlatmak mı zoruna gitmiş. ölüleri diriltmek meselesi dünyanın yuvarlak olduğunu izah etmekten daha kolay mantıklı akla yatkın ve ispatlanabilir bir iddia olmalı.

  9. Mert Saygın dedi ki:

    Yeni bulunan(ölçümlenemeyen ancak etkileşimlerle hissedilen)parçacıklar ile yeni senaryolar üretiyoruz.Biz hâlâ bigbang olayının -43 saniyesini geçemedik.Bu andan itibaren atom oluşumun nasıl olduğunu çözmeye çalışıyoruz.
    Bilime göre kainat ,zaman,madde bu anda başlamıştır ve öncesi yada hiçbir şey yoktur.
    Ama bilim zaman ve mekanın neyin içinde başladığını çözemez.
    bence bigbang in öncesi olmak zorundadır.Kurandaki “Sûr” ifadesi ipucu veriyor diye düşünüyorum.

  10. emre dedi ki:

    Merhabalar ,
    Yazinizi okudum ve bir hayli begendim.Fakat bir konuda bir kac sey söylemek isterim .Mutlak yokluk konusu;
    Fizikte mutlak yokluk ile kastedilen aslinda ; uzayin yapisi ,uzayin boyutlari vede bildigimiz ,gördugumuz,kisacasi algilayabildigimiz uzayin disinda baska bir uzayin varolup olmadigidir .Eski evren fikrine göre evren sonsuzdur ve mutlaktir ,cunku baslangici ,sonu vede capi direk gözleme tabi degildir .(bu matematikteki sayilar teorisine benzer ,sayilar gercekten sonsuza kadar gider mi yoksa sadece bir yanilsamamidir ?=)
    Butun bu konularda cesitli fikirler ortaya atilsa ve kanitlar gösterilmeye calisilsada ,özunde uzerinde kimsenin hic bir sey bilmedigi bir konu vardir ,BOYUTLAR ….
    Bildigimiz uzay 3 boyutludur ,genislik yukseklik vede derinlik bilesenlerinden olusur .Albert EInstein ise bunlara birde zamani ekleyerek 4 boyutlu bir uzay-zaman modeli ortaya cikarmistir (baska bilim insanlariyla birlikte)Oysa biz bugun atomalti dunyayi inceledikce “BIZIM EVRENIZIMIN UZAYININ ” ancak 9 mekansal boyut vede 1 zamansal istikamatten olusmus oldugu takdirde gördugumuz fotografi bize verebilecegini uc asagi bes yukari bilebiliyoruz .Kisacasi evren 10 boyutlu(dur) olabilir yada olmasi gerekir.O halde sorulacak soru sudur icinde 10 boyutlu bir evrenin oldugu daha buyuk bir uzay varmidir (hyperspace.hiperuzay )
    Eger evrenimiz 11 boyutlu bir hiperuzayda ise ,o 11 boyutlu uzayda 10 boyutlu gercekliklerin dogmasi muhtemeldir .VE 10 boyutlu gerceklikte biz 3 boyutla olan sinirli varliklar icin evrenin 11 boyutlu bir hiperuzaydaki dogusu ,evrimin bize tanidigi beyin ve bilinc oraninda haliyle hicbiryden dogan hersey olaraka gözlemlenecektir…..
    Saygilarla

    • Kaan dedi ki:

      ((((( Eger evrenimiz 11 boyutlu bir hiperuzayda ise ,o 11 boyutlu uzayda 10 boyutlu gercekliklerin dogmasi muhtemeldir .VE 10 boyutlu gerceklikte biz 3 boyutla olan sinirli varliklar icin evrenin 11 boyutlu bir hiperuzaydaki dogusu ,evrimin bize tanidigi beyin ve bilinc oraninda haliyle hicbiryden dogan hersey olaraka gözlemlenecektir…..))))))

      Aynen sana katılıyorum bu yukardaki yazına.

      bende ayni kanaatteyim. yani bizim şu Muazzam ,Sofistike Evrenimiz ,Anlayamadığımız Başlangıç ve Neden konusunua açıklık Getiriyor

      ayrıca Bilimsel bir İzahtır Kimse İtiraz edemez !!

      İtiraz edenler ve Anlayamayanlar için Açıklama Yapabilirim.

  11. YUNUS dedi ki:

    şüphesiz en doğrusunu ALLAH bilir…insan oğlu bu soruların net cevabını hiç bir zaman bulamayacaktır benceee….

  12. bir kul dedi ki:

    Akıl ile zekanın arasındaki fark nedir akıl nedir zeka nedir.

    Akıl aslında bir kabiliyettir, zeka da öyle. İkisi arasındaki en önemli fark, bir başkasından akıl alabilirsiniz ama zekayı asla. O, her insanın kendisine mahsustur.
    Bir hastalık söz konusu olmadığı sürece şüphesiz herkesin aklı vardır. Akıllı olmak, kendi davranışlarını bilmek, kontrol edebilmek, doğru ve yanlışlarını değerlendirebilmek yeteneğidir.
    Akıl, insanı hayvandan ayırt eden en önemli faktördür. Hayvanlar yalan söyleyemez ama insanlar sık sık bu yola başvurur. İşte insandaki yalanla gerçeği, doğru ile yanlışı ayırabilme, bir konuda fikir yürütebilme, görüş belirtebilme yeteneği akıldır.
    ‘Ah şimdiki aklım olsaydı’ lafını çok işitmişizdir. Demek ki, akıl insan olgunlaştıkça da değişiyor ve insanın kendisi de bunun farkına varıyor. Bir insan değişik fikirlerle diğerinin aklını karıştırabilir. Hayret verici, şaşırtıcı şeyler insanın aklını durdurabilir.
    Bir şeyin içeriğini anlamamak ‘akıl erdirememek’ olarak nitelendirilirken başkalarının çözemediği bir sorunu çözen kişiye ‘bir tek o akıl etti’ denilir. Birine bir yol göstermek ona ‘akıl vermek’tir. Bir şeyi hatırlamak, unutmamak ‘akılda tutmak’tır. ‘Akılsız’ tanımı ise doğru ve isabetli düşünemeyen anlamında kullanılır.
    Zeka ise bir olayı önce anlama, ilişkileri kavrama, yargılama ve açıklayarak çözme yeteneğidir.
    Gözüm sen nediyorsun felsefe yaparken bile insan ölçüyü kaçırmadan kuralı sınırı belli olan tutarlı aklın kabullene bileceği sınırları içerisinde olmalı
    bilim insan bilim kelimesini söyleye bilmesi için ilk şartı donanımları tam aklı yerinde düşüne bilen düşündüğünü mantık silsilesinden kopmadan kendini ifadeedebilen birisinin var olması şarttır yahu tombalaıları bilirsin 29 harfi bir torbaya koysak bunları istediğin yüseklikten atsan tesadüfen
    senden alıntı –> Üstün varlık çıkabiliyorsa EGER BİR ÇELİŞKİ GÖRÜRSEK BU NE İLMİN KENDİNDE NEDE DİNDEDİR İNSANIN KENDİNDEDİR

    • bir kul dedi ki:

      Gözüm sen nediyorsun felsefe yaparken bile insan ölçüyü kaçırmadan kuralı sınırı belli olan tutarlı aklın kabullene bileceği sınırları içerisinde olmalı
      bilim insan bilim kelimesini söyleye bilmesi için ilk şartı donanımları tam aklı yerinde düşüne bilen düşündüğünü mantık silsilesinden kopmadan kendini ifadeedebilen birisinin var olması şarttır yahu tombalaıları bilirsin 29 harfi bir torbaya koysak bunları istediğin yüseklikten atsan tesadüfen
      senden alıntı Üstün varlık çıkabiliyorsa yazısı çıkabilirmi

      AKIL NASIL BİR ŞEY ÖRNEK ÇÖLDE BİR SAAT GÖRSEK İLK AKLA GELEN ŞEY NEDİR KİM DÜŞÜRDÜ AKIL BİLİRKİ SİDDİN SENE GECSE KAİNAT SANA SAAT SUNMAZ SAATCİDEN GİDER BİR SAAT ALIRSIN İŞTE SANA FELSEFE ÖLÇÜLÜ KURALLI SINIRLARI OLAN BİR MANTIK YÜRÜTMESİ
      FELSEFE ŞÜ DEGİLDİR OLUMSUZ DÜŞÜNMEK

      Cehalet Tanrı’nın laneti olduğuna göre, bilgi göklere uçabileceğimiz kanatlardır.
      >EGER BİR ÇELİŞKİ GÖRÜRSEK BU NE İLMİN KENDİNDE NEDE DİNDEDİR İNSANIN KENDİNDEDİR

  13. bir kul dedi ki:

    KUR’AN ile İlgili Ayetler

    Allah tarafından indirilmiştir

    Ey Muhammed! De ki: “Yemin olsun, eğer insanlar ve cinler bu Kur’ân’ın benzerini getirmek üzere toplansalar ve birbirlerine yardımcı olsalar bile, yine onun bir benzerini meydana getiremeyeceklerdir.” (İSRA/88)
    Bir de kendilerine ilim verilmiş olanlar, Kur’ân’ın şüphesiz Rabbinden gelen bir gerçek olduğunu bilsinler ve ona iman etsinler de kalpleri ona saygı duysun. Çünkü Allah, iman edenleri doğru yola eriştirir. (HAC/54)
    Kendisinde şüphe olmayan bu kitabın indirilişi, âlemlerin Rabbi olan Allah tarafındandır.
    Yoksa onu (Muhammed) uydurdu mu diyorlar? Hayır, o senden önce kendilerine bir uyarıcı gelmemiş olan bir kavmi korkutman için, Rabbin tarafından gelen bir haktır. Gerek ki, hidayeti kabul ederler. (SECDE/2-3)
    O bir şair sözü değildir, siz çok az inanıyorsunuz.
    Bir kâhin sözü de değildir, ne de az düşünüyorsunuz!
    O, âlemlerin Rabbi tarafından indirilmedir. (HAKKA/41-43)
    Bu Kur’ân, Allah’dan başkası tarafından uydurulamaz, lâkin kendinden önceki kitapları tasdik eder ve o kitabı (levh-i mahfuzu) ayrıntılı olarak açıklar. Onda şüphe edilecek hiç bir şey yoktur. Âlemlerin Rabbi tarafından indirilmiştir. (YUNUS/37)
    “Onu o (peygamber) uydurdu” mu diyorlar? De ki; “Haydi siz de onun gibi bir sûre getirin ve Allah’dan başka, çağırabileceğiniz kim varsa onu da yardıma çağırın. Eğer sözünüzde sadık iseniz (bunu yapın). (YUNUS/38)
    Elif, Lâm, Râ. Bu Kur’ân öyle büyük bir kitaptır ki, insanları Rablerinin izni ile karanlıklardan aydınlığa, her şeye galip ve hamde lâyık olan Allah’ın yoluna çıkarman için onu sana indirdik. (İBRAHİM/1)
    Ona ne önünden, ne de ardından batıl gelemez. O hüküm ve hikmet sahibi, öğülmeye layık olan Allah tarafından indirilmiştir. (FUSSİLET/42)
    Bu kitabın indirilişi, Azîz ve Hakîm olan Allah tarafındandır. (ZUMER/1)

    Cebrail vasıtasıyla vahyolunmuştur
    Onu, müthiş kuvvetleri olan biri öğretti (NECM/5)
    Sonra (Cebrail ona) yaklaştı ve (aşağıya doğru) sarktı.
    Onunla arasındaki mesafe, iki yay kadar, yahut daha az kaldı. (NECM/9-10)
    (Ey Muhammed!) Onlara de ki: “Kur’ân’ı Cebrail, iman edenlere sebat vermek, müslümanlara bir hidayet ve bir müjde olmak için Rabbinin katından hak olarak indirdi. (NAHL/102)

    Arapça olarak indirilmiştir
    Bu, Arapça bir Kur’an olarak, âyetleri bilen bir kavim için ayırt edilip açıklanmış bir kitaptır. (FUSSİLET/3)
    Ve işte biz o Kur’ân’ı Arapça bir hüküm olarak indirdik. Yemin olsun ki, eğer sen, sana vahiyle gelen bu bilgiden sonra onların keyiflerine uyacak olursan, sana Allah’dan ne bir dost vardır, ne de bir koruyucu. (RA’D/37)
    Muhakkak ki, biz onu anlayasınız diye Arapça bir kitap olarak indirdik. (YUSUF/2)

    Gönderilişinin bir çok hikmeti vardır
    De ki: “Şahitlik yönünden hangi şey daha büyüktür?”. De ki: “Allah, benimle sizin aranızda şahittir ve bana bu Kur’ân vahyolundu ki, onunla hem sizi, hem de sizden sonra kendisine ulaşan herkesi uyarayım. Allah’la beraber başka ilâhlar olduğuna siz gerçekten şahitlik eder misiniz?” De ki: “Ben buna şahitlik etmem”. “O, ancak ve ancak bir tek ilâhtır ve gerçekten ben, sizin ortak tuttuğunuz şeylerden uzağım”de. (EN’AM/19)
    Bu Kur’ân, kendisiyle uyarılsınlar, Allah’ın ancak bir tek ilâh olduğunu bilsinler ve akıl sahipleri öğüt alsınlar diye insanlara gönderilmiş bir tebliğdir. (İBRAHİM/52)
    Elif, Lâm, Râ. Bu Kur’ân öyle büyük bir kitaptır ki, insanları Rablerinin izni ile karanlıklardan aydınlığa, her şeye galip ve hamde lâyık olan Allah’ın yoluna çıkarman için onu sana indirdik. (İBRAHİM/1)
    Onu dosdoğru (bir kitap) olarak (indirdi) ki katından gelecek şiddetli azaba karşı (insanları) uyarsın ve yararlı işler yapan müminlere kendileri için güzel bir mükafat bulunduğunu müjdelesin. (KEHF/2)
    (Ey Muhammed!) Onlara de ki: “Kur’ân’ı Cebrail, iman edenlere sebat vermek, müslümanlara bir hidayet ve bir müjde olmak için Rabbinin katından hak olarak indirdi. (NAHL/102)
    (Ey Resulüm!) Biz, sana bu kitabı (Kur’ânı) sırf hakkında ihtilafa düştükleri şeyi insanlara açıklaman için ve iman edecek topluma bir hidayet, bir rahmet olsun diye indirdik. (NAHL/64)
    (Ey Muhammed!) Biz Kur’ân’ı senin dilin üzere kolaylaştırdık ki, onunla Allah’tan korkup sakınanları müjdeleyesin, inat edenleri de korkutasın. (MERYEM/97)
    (Bu), diri olanları uyarmak ve kâfirlere de azab sözünün hak olması içindir. (YASİN/70)

    İnsanlara bir öğüt ve uyarıdır
    Bu Kur’ân, kendisiyle uyarılsınlar, Allah’ın ancak bir tek ilâh olduğunu bilsinler ve akıl sahipleri öğüt alsınlar diye insanlara gönderilmiş bir tebliğdir. (İBRAHİM/52)
    Bu Kitap (Kur’ân), kendinden önceki kitapları tasdik eden, şehirler anası (Mekke) halkını ve çevresindeki bütün insanlığı uyarman için indirdiğimiz mübarek bir kitaptır. Ahiret gününe iman edenler bu Kitab’a da iman ederler ve onlar namazlarına da devamlıdırlar. (EN’AM/92)
    Hayır, hayır, O kur’ân kuşkusuz bir öğüttür.
    Dileyen onu düşünür. (MÜDDESSİR/54-55)
    Andolsun ki biz size açık açık bildiren âyetler, sizden önce yaşayıp gitmiş olanlardan örnekler ve takvaya ulaşmış kimseler için öğütler indirdik. (NUR/34)
    Biz, bu Kur’ân’da akıllarını başlarına almaları için türlü şekillerde (ikaz ve ihtarı) açıkladık. Fakat bu açıklamalar ancak onların nefretini artırmıştır. (İSRA/41)
    Bu (Kur’ân) insanlar için bir açıklama, Allah’dan gereğince korkanlar için doğru yolu gösterme ve bir öğüttür. (AL-İ İMRAN/138)
    O hiç kuşkusuz, takva sahipleri için unutulmayacak bir öğüttür . (HAKKA/48)
    De ki: “Şahitlik yönünden hangi şey daha büyüktür?”. De ki: “Allah, benimle sizin aranızda şahittir ve bana bu Kur’ân vahyolundu ki, onunla hem sizi, hem de sizden sonra kendisine ulaşan herkesi uyarayım. Allah’la beraber başka ilâhlar olduğuna siz gerçekten şahitlik eder misiniz?” De ki: “Ben buna şahitlik etmem”. “O, ancak ve ancak bir tek ilâhtır ve gerçekten ben, sizin ortak tuttuğunuz şeylerden uzağım”de. (EN’AM/19)
    Ancak Allah’tan korkan kimse için bir öğüt olarak (indirdik.) (TAHA/3)
    Bu, sana indirdiğimiz mübarek bir kitaptır ki, insanlar onun âyetlerini düşünsünler ve temiz akıl sahipleri ibret alsınlar. (SAD/29)

    Benzeri kesin olarak yazılamaz
    “Onu o (peygamber) uydurdu” mu diyorlar? De ki; “Haydi siz de onun gibi bir sûre getirin ve Allah’dan başka, çağırabileceğiniz kim varsa onu da yardıma çağırın. Eğer sözünüzde sadık iseniz (bunu yapın). (YUNUS/38)
    Ey Muhammed! De ki: “Yemin olsun, eğer insanlar ve cinler bu Kur’ân’ın benzerini getirmek üzere toplansalar ve birbirlerine yardımcı olsalar bile, yine onun bir benzerini meydana getiremeyeceklerdir.” (İSRA/88)

    Allah’ın koruması altındadır
    Rabbinin sözü hem doğrulukça, hem de adaletçe tamamlanmıştır. O’nun sözlerini değiştirebilecek hiç kimse yoktur. O, işitendir, bilendir. (EN’AM/115)
    Hiç şüphe yok ki, Kur’ân’ı biz indirdik, elbette onu yine biz koruyacağız. (HİCR/9)
    Korunmuş bir kitaptadır. (VAKIA/78)
    Ona ne önünden, ne de ardından batıl gelemez. O hüküm ve hikmet sahibi, öğülmeye layık olan Allah tarafından indirilmiştir. (FUSSİLET/42)

    Açık ve anlaşılırdır
    (Ey Muhammed!) Biz Kur’ân’ı senin dilin üzere kolaylaştırdık ki, onunla Allah’tan korkup sakınanları müjdeleyesin, inat edenleri de korkutasın. (MERYEM/97)
    İşte biz onu (Kur’ân’ı) böylece, apaçık âyetler olarak indirdik. Şüphesiz Allah dilediğini doğru yola eriştirir. (HAC/16)
    Ve Allah âyetlerini size açıklıyor. Allah, (işin iç yüzünü) çok iyi bilir, tam bir hüküm ve hikmet sahibidir. (NUR/18)
    Allah, size Kitab’ı (Kur’ân’ı) açıklanmış olarak indirdiği halde, ondan başka bir hakem mi arayayım? Kendilerine kitap verdiklerimiz, o Kur’ân’ın, gerçekten Rabbin katından hak olarak indirilmiş olduğunu bilirler. O halde sakın şüphe edenlerden olma. (EN’AM/114)

    Ayrıntılı açıklanmıştır
    Elif-Lâm-Râ. Bu öyle bir kitaptır ki, âyetleri muhkem kılınmış, sonra da herşeyden haberdar olan hikmet sahibi Allah tarafından âyetleri ayrıntılı olarak açıklanmıştır (HUD/1)
    Suçluların tuttuğu yol açığa çıksın diye, âyetleri işte böyle genişçe açıklıyoruz. (EN’AM/55)
    Kara ve denizin karanlıklarında yolunuzu bulasınız diye yıldızları sizin için yaratan O’dur. Şüphesiz biz, bilen bir toplum için âyetleri geniş bir şekilde açıkladık. (EN’AM/97)
    De ki: “O’nun üstünüzden ve ayaklarınızın altından azab göndermeye, yahut sizi fırkalara ayırıp kiminizin kiminize hıncını tattırmaya gücü yeter”. Bak, âyetlerimizi nasıl inceden inceye açıklıyoruz ki, onlar iyice anlasınlar. (EN’AM/65)
    İşte Rabbinin doğru yolu budur. Şüphesiz biz, hatırlayıp ibret alan bir kavim için âyetleri geniş bir şekilde açıkladık. (EN’AM/126)

    Allah’ın nurudur
    Ağızlarıyla Allah’ın nurunu söndürmek istiyorlar. Halbuki kâfirler hoş görmese de Allah nurunu tamamlayacaktır. (SAF/8)
    Ey insanlar! Size Rabbinizden bir delil (Muhammed) geldi ve size apaçık bir nur indirdik. (NİSA/174)
    Ey kitap ehli! Kitaptan gizlemiş olduğunuz şeylerin çoğunu açıklayan, çoğundan da vazgeçen peygamberimiz size geldi. Ayrıca size, Allah’tan bir nur ve apacık bir kitap da gelmiştir. (MAİDE/15)
    İşte biz böylece sana da emrimizden Kur’ân’ı vahyettik. Yoksa sen kitap nedir? İman nedir? bilmiyordun. Fakat biz onu bir nur kıldık. Onunla kullarımızdan dilediğimizi doğru yola iletiyoruz. Şüphesiz ki sen de insanları doğru bir yola götürüyorsun. (ŞURA/52)
    Artık Allah’a, Resulüne ve indirdiğimiz nura (Kur’ân’a) inanın. Allah yaptıklarınızdan haberdardır. (TEGABÜN/8)

    İman edenler için şifa, hidayet ve rahmettir
    O, güzellik ve iyilik yapanlar için bir hidayet ve rahmettir. (LOKMAN/3)
    Ey insanlar! Size Rabbinizden bir öğüt, gönüller derdine bir şifa, müminlere bir hidayet ve rahmet geldi. (YUNUS/57)
    (Ey Resulüm!) Biz, sana bu kitabı (Kur’ânı) sırf hakkında ihtilafa düştükleri şeyi insanlara açıklaman için ve iman edecek topluma bir hidayet, bir rahmet olsun diye indirdik. (NAHL/64)
    Biz Kur’ân’dan, iman edenler için bir şifa ve rahmet kaynağı olan âyetler indiriyoruz. Zalimlerin de ancak zararını artırır. (İSRA/82)
    Ve o, müminler için gerçekten bir hidayet rehberi ve rahmettir. (NEML/77)
    Onlara (arzularına göre) bir âyet getirmediğin zaman, derleyip toplasaydın ya derler, sen de de ki; ben ancak Rabbimden bana ne vahyolunuyorsa ona uyarım, işte bütünüyle bu Kur’ân, Rabbinizden gelen basiretlerdir (kalp gözünü açacak beyanlardır), iman eden bir kavim için hidayettir, rahmettir. (A’RAF/203)
    Bu (Kur’an) insanların kalb gözünü açan bir nur, kesin bilgi edinmek isteyen bir toplum için de hidâyet ve rahmettir. (CASİYE/20)
    Sen, bu kitabın sana vahyolunacağını ummuyordun. Bu ancak Rabbinden bir rahmettir. O halde sakın kâfirlere arka çıkma! (KASAS/86)
    Biz o gün, her ümmet içinde, kendilerinden kendi üzerlerine bir şahit göndereceğiz. Seni de onların üzerine şahit getireceğiz. Bu kitabı da, her şeyi açıklayan ve müslümanlara doğruyu gösteren bir rehber, bir rahmet kaynağı ve bir müjdeleyici olarak indirdik. (NAHL/89)

    Sözlerin en güzelidir
    Allah, kelamın en güzelini ikizli, ahenkli bir kitap olarak indirdi. Ondan Rablerine saygısı olanların derileri ürperir. Sonra derileri de, kalpleri de Allah’ın zikrine karşı yumuşar. İşte bu Allah’ın rehberidir. Allah, onunla dilediğini doğru yola çıkarır. Her kimi de Allah şaşırtırsa, artık ona doğru yolu gösterecek yoktur. (ZÜMMER/23)
    Hem sözün güzelini işitecek duruma ulaştırılmışlar, hem de övülmeye layık (olan Allah’ın) yoluna eriştirilmişlerdir. (HAC/24)

    Farz kılınmıştır
    (Resulüm!) Kur’ân’ı (okumayı, tebliğ etmeyi ve ona uymayı) sana farz kılan Allah, elbette seni (yine) dönülecek yere döndürecektir. De ki: “Rabbim, kimin hidayetle geldiğini ve kimin apaçık bir sapıklık içinde olduğunu en iyi bilendir.” (KASAS/85)
    Not: Burada bulunan ayetler ve konular sınırlıdır. Tamamı için Kuran-ı Kerim Meali’ni bütün olarak okumanızı tavsiye ederiz.
    http://www.kurandan.com/kga/kuranayet.htm

    SAYGILARIMLA

  14. bir kul dedi ki:

    BU SİTENİN SAHİPLERİNE

    ABD’deki devlet okullarında Darwin’in evrim teorisine alternatif olarak okutulması tartışılan Akıllı Tasarım, son 15 yıldır giderek güçlenen ve büyüyen bir teori. Gücünü de, Darwinizm’in varsayımının aksine, yaşamın hiç de rastlantı olmadığı gösteren bilimsel kanıtlardan alıyor.Aslında bu konudaki tartışmanın başlangıcı 150 yıl öncesine uzanıyor. Darwin’in 1859′da yayınlanan Türlerin Kökeni adlı kitabından bu yana, biyolojideki temel kuram, canlıların doğal seleksiyonun ürünü olduklarını öngören evrim kuramı oldu. 20. yüzyılda Darwinizm’e genetik ışığında getirilen yeni yorum, doğal seleksiyona bir de mutasyon mekanizmasını ekledi. Ancak bu iki mekanizmanın, yani doğal seleksiyon ve mutasyonun, canlılığın tek kaynağı olduğu yönündeki geleneksel anlayış, son yıllarda önemli eleştiriler alıyor. Pek çok bilim adamı, canlılığın sadece bu gibi amaçsız ve bilinçsiz faktörlerin ürünü olamayacağını, hayatın kökeninde “tasarlayıcı bir aklın” olduğunu savunuyorlar. Bu anlayış son yıllarda yeni bir teoriyi de beraberinde getirdi: “Akıllı Tasarım” (Intelligent Design) teorisi. Time dergisinin 12 Ağustos 2005 sayısının da kapak konusunu oluşturan teori, halen ABD’de ateşli bir tartışmanın odak noktası. Bilim dünyasında Akıllı Tasarım’ı kabul edenlerin sayısı artarken, bazı eyatler de teoriyi ders kitaplarına Darwinizm’in alternatifi olarak koymayı tartışıyorlar. Bu teori, 1990′lı yıllarda bir grup Amerikalı bilim adamı tarafından ortaya atıldı. Teorinin ilk büyük çıkışı, Pennsylvania’daki Lehigh Üniversitesi’nden biyokimya profesörü Michael J. Behe’nin “Darwin’in Kara Kutusu: Evrime Karşı Biyokimyasal Başkaldırı” adlı kitabı oldu. Behe, kitabında canlı hücresinin Darwin zamanında içeriği bilinmeyen bir “kara kutu” olduğunu, hücrenin detayları anlaşıldığında ise, burada çok kompleks bir “tasarım” bulunduğunun ortaya çıktığını anlatıyordu. Behe’ye göre, canlılardaki kompleks sistemlerin doğal seleksiyon ve mutasyonla, yani bilinçsiz mekanizmalarla ortaya çıkması imkansızdı ve bu durum hücrenin “bilinçli bir şekilde tasarlandığını” gösteriyordu. Fransız felsefe profesörü Peter van Inwogen, bu kitabın önemini şöyle vurgulamaktaydı:“Eğer Darwinistler bilimsel gerçeklerle dolu bu kitabı, önemsemeyerek, yanlış anlayarak veya ona gülüp geçerek karşılarlarsa, bu durum bugün Darwinizm’in bilimsel bir teori olmaktan çok bir ideoloji olduğu yönündeki gitgide yayılan şüpheler için önemli bir kanıt olacaktır.”(1)
    Darwinistler Behe’ye tatminkar bir cevap veremediler. Ve Akıllı Tasarım teorisi giderek daha fazla bilim adamı tarafından savunulmaya başlandı. Bugün bu hareketin önemli isimleri arasında California Berkeley Üniversitesi’nden Philip Johnson; MIT, Chicago, Princeton Üniversiteleri’nden Willam Dembski; doktorasını Cambridge’de yapmış olan Stephen C. Meyer; Chicago Üniversitesi’nden Paul Nelson gibi isimler yer alıyor. Seattle merkezli Discovery Institute adlı bilimsel enstitünün çatısı altında bilimsel çalışmalar yürüten gruba, internet üzerinden ulaşmak mümkün. (www.discovery.org)

    Discovery Institute tarafından hazırlanmış olan “Akıllı Tasarım Teorisini” anlatan Türkçe dublajlı “Yaşamın Gizemini Çözerken” ( Unlocking The Mystery Of Life) isimli filmi bu linkten seyredebilir, bilgisayarınıza indirebilirsiniz.
    dvd beverly hills chihuahua 2 download
    conviction movie download
    film hd download
    watch 88 minutes film

    Yorum by Ahmet Akpinar on 16 Nisan 2008:

    Bu yazıda bilerek “Discovery Institute” kurumuna aslında “Discovery Channel” benzeri bir kimlik yüklenmek istenmiş ve böylece 58 dakikalık bu belgesele “bilimsel” bir kimlik katılmaya çalışılmış.

    Halbuki merkezi Seattle’de olan Discovery Institute Akıllı Tasarımcı bir kuruluştur başlıca cumhuriyetçiler ve Hristiyan kuruluşları tarafından finanse edilir. Amacı zaten Akıllı Tasarımı ABD’de müfredata sokmaktı, başarılı olamamıştır, bunu diğer yorumlarımda anlatmıştım.

    Dolayısıyla okuyucuları “Discovery Institute”‘un amaçlı yayınlarını, Discovery Channel veya BBC tarafından hazırlanan belgesellerle karıştırmasınlar diye uyarıyorum…

    XXXXX
    Yani bu yoruma söyleyecek çok fazla bir şey yok. Channel olan bir televizyon kanalı, bilimsellikle vs alakası yok. Sadece tarihten bilime bir çok konuda belgelsel hazırlıyorlar.
    Institute ise içinde tamamen bilim adamlarının bulunduğu bir kuruluş. bu kurumun altında çalışan insanlar ABDde farklı üniversitede görev yapan profesörlerden oluşuyor. Sitesine girerek çalışan kişilerin eğitim durumlarını öğrenebilirsiniz.
    Eğer sizin istediğini gibi çalışma yapıyorsa, bu kişiler profesör olsalar bile bilim adamı olamıyorlar. Öyle mi? Diğer yandan bir televizyon kurumunu bilim yuvası zannediyorsunuz.
    Komik bir bakış açısı ve muhakeme.
    Admin
    XXX

    Yorum by Ufuk İlgen on 7 Mayıs 2008:

    “Gücünü de, Darwinizm’in varsayımının aksine, yaşamın hiç de rastlantı olmadığı gösteren bilimsel kanıtlardan alıyor.”
    Çok güzel belirtmişsiniz “Darwinizm’in varsayımı” olarak evrim teorisini.Fakat “Darwin’in varsayımı” demek daha doğru ve bilimsel olacaktır kanımca.”Darwinizm” gibi kelimeler ideolojileri veya saplantıları anlatmak için kullanılır genelde ve bu tür adlandırmaların bilimsel terminolojide kullanılmamaları gerekir (tabi kullanıldığına şahit oluyoruz).Bu sebeple Darwinist çevrelerle Darwin teorisini bilimsel bir teori olarak kabul edenleri ayrı kefelerde değerlendirmek gerekir.Bilimsel teori ve hatta bilimsel gerçek doğanın gerçekleriyle örtüşmeyebilir kimi zaman; işte o zaman bu teoriler ve gerçekler yıkılıp yenileri oluşturulur ve bu böyle devam edip gider.Fakat hiçbir zaman “Tamam şimdi doğruyu bulduk; burada bitiriyoruz bu konuyu.” denemez.Yani bulunan(!) her gerçek eleştirilmeye ve bazen-hatta çoğu zaman- değiştirilmeye mahkumdur.Bilim teorilerinden değil yönteminden emindir.Onun içindir ki; bilimsel yöntemi doğru bulmayan çevreler oluşmuştur zaman içinde.Hatta bilimler felsefesine şöyle bir göz atarsanız, bilimin de “Tek doğru benim.” veya “Ben doğruyum.” gibi iddialarının da olmadığını göreceksiniz.Bir de bilimsel kanıt kavramı var.Bilimde kanıt, iddiaların gerçeklerle uyuşup uyuşmadığına değil; bilimlerin kabullenmeleriyle(teori gibi) uyuşup uyuşmadığını ifade eder.Yani bir kanıt bir hipotezin, bir teoriyle uyum içinde olup olmadığını anlatmak için kullanılır.Bu bakımdan “Gücünü de, Darwinizm’in varsayımının aksine, yaşamın hiç de rastlantı olmadığı gösteren bilimsel kanıtlardan alıyor.” ifadesindeki kanıt aslında kanıt falan değil yeni bir teoridir.Hatta yeni falan da değildir.İnsan var olduğundan beri yaradılışa inanan ve inanmayanların olduğunu kabul edersek bu teori insanlık kadar eski.
    Buraya kadar anlatmak istediğim şuydu: Bilimsel yöntemi kavramadan bilim yapmaya kalkanlar aslında ortalığı karıştırmaktan başka bir şey yapmıyorlar.İddiasını bilimsel kanıtlarla desteklediğini söyleyen biri daha herkesin kabul etmediği bir şeyin bilimsel kanıt olmayacağını bile bilmeyebiliyor yani bilimsel kanıtın ne demek olduğunu bile bilmiyor.Bu konu üzerinde önemle durmamın sebebi ortadaki sorunların tek sebebinin ortak bir dil konuşulmuyor olmasıdır.Bahsettiğiniz kavramlar birbirini tutmazken insanlarla nasıl anlaşmayı bekleyebilirsiniz ki?
    Bir de bilim hiçbir zaman inançlara dil uzatmaz çünkü bahsettiğim gibi doğruluk gibi bir iddiası yoktur. Ne kadar garip gelse de durum bu. Böyle olmadığını zanneden sözde bilimsel çevrelerin varlığı da şöz konusu hatta bunlar üniversiteler gibi kurumlar da olabilmekte.
    İşin özü şu ki; karşı tarafın haksız olduğunu bile düşünüyor olsak onu haksız yere eleştirirsek ya da ona yapılan her eleştriyi sırf ona karşı bir eleştiri olmasından dolayı desteklersek bunun hesabını elbette karşı taraf vermeyecek.Kaldı ki onu kendi diliyle okuma zahmetine girmeyip ve hatta bazen okumadan bile eleştiriyoruz; halbuki bir kere ne dediğini anlamaya çalışsak belki-hatta büyük ihtimalle fark edeceğiz ki ortada bir sorun yok.
    Biz bir şeyleri karşı tarafa anlatmaya çalışıyoruz ve anlamıyorlar diye yakınıyoruz fakat anlatamayanın(muhtemelen kendisi de anlamadan anlatmaya kalkıştığından) kendimiz olabileceğini düşünmüyoruz.

    Burası bilimsel değil:
    Bir şeyi anlatmaya çalışmak anladığını kabul etmektir.Bir şeyi anlamak her şeyi anlamaktır.Her şeyi anladığını kabul etmek ise kibirden başka bir şey değildir.Yalnız bir bilgiyi iletmek başka. Onu kendin anlamamış olsan da iletmende mahsur olmaz.O bilgiden gerisi de yalandır.

    Ufuk İlgen

    Yorum by Ufuk İlgen on 7 Mayıs 2008:

    Düzeltme:

    “Bu sebeple Darwinist çevrelerle Darwin teorisini bilimsel bir teori olarak kabul edenleri ayrı kefelerde değerlendirmek gerekir”

    “Bu sebeple Darwinist çevrelerle Darwin teorisini bilimsel bir teori olarak kabul edenleri ayrı kefelerde değerlendirmemek gerekir”

    olacak.

    Yorum by mürşide49 on 16 Mayıs 2008:

    darwin söylediklerine kendisi bile inanmamıştır.ama ardından sürüklenen bir çok kara beyinliler olmuştur.eğer müslüman olduğumuzu söylüyorsak tam bir teslimiyet Allah a yönelmeliyiz ve dinine sarılmalıyız.unutmayalım ki bize sürekli vesvese veren büyük bir düşmanımız var.aklın sınırlanı zorlayıp,insanda şüphe uyandıran şeytanı unutmayalım.herkes üstüne düşen görevi yapmalı.Allahın bize bahşattiği Kuranı teslimiyet içinde okuyup anlamalı…aksi halde ne sorular biter ne de şüpheler biter ..
    hiç kendi kendine bir canlının oluştuğunu gören oldumu?veya bir maymunun zamanla insanlaştığını…örneğin bugün şık bir kıyafet giyip darwin veya onun gibi düşünenelerin karşına çıksan bunu kimin tasarlayıp diktiğini sorarlar..sizde ” hiçkimse kendi kendine tesadüfen oldu” deseniz karşınızda gülüp sizin deli olduğunuzu düşünürler .”olur mu öyle şey derler”… bizde onların önesürdüğü teoriler karşısında gülmeyiz bile .yazık akıldan nasiplenmemiş bunlar.birde başımıza bilim adamı diye geçmişler.bugün gerçek bir müslümanın bu konuyla ilgili yazacağı iki satır yazı,darwin ve onun gibilerin yazacağı onlarca ciltlik kitaptan çok daha kıymetli,mantıklı ve gerçekçidir….(hem yazık darwine ,yüklenmeyelim bu kadar şimdi yedi kat yerin altında ,cehennem alevleri içinde yakınıyordur zaten..ateşin nasıl oluştuğunu çözmeye çalışıyordur ızdıraplar içinde :)…

    Yorum by Turgut Sak on 17 Kasım 2008:

    Ateistlerin dayandığı çok sakat ve saçma bir mantık var:

    bir şeyin nasıl olduğu, nasıl çalıştığı anlaşıldığında onu yapana gerek kalmaz!Smile

    Yaratan yaratılışta Tesadüf dahil her yöntemi kullanmıştır. (Not : Altta)

    Ve elbette üstün bir yöntem olan ve her ne olursa olsun bir şeyin yapımında insanlığın da kullandığı daha verimli olanı seçme ve verimsiz olanı eleme (seleksiyon-istifa) Seçim yöntemi kullanılmıştır.

    Ateist mantığa göre yaratılışı tanımladığımızda yani nasıl olduğunu çözdüğümüzde Yaratıcıya gerek yoktur!

    Örnek verirsek bir bilgisayarın ve içindeki programların yapısı nasıl olduğu ve nasıl çalıştığını tanımlar – çözersek bu bilgisayarı yapan yoktur demektir.! Smile

    Evet mantık aynen bu dayanaksız, zayıf ve çürük teoridir.

    Bilgisayar programlarını (yazılımları) bilirsiniz önce basit olarak program dilleri ile yazılmış

    ve sonra sürekli olarak üzerine ilaveler yapılarak, bazen versiyonları çok daha üstün olanları ile değiştirilerek, ve hatta bir çok benzer programlar içinde daha verimli olanları seçilerek, daha az verimli olanlar elenerek günümüze kadar gelmiştir.

    Şimdi ateist mantığa göre bu durumda bir bilgisayar programının nasıl olduğu ve çalıştığını anladığımızda bunu yapana gerek yoktur. Çünkü artık bunların nasıl yapıldığını biliyoruz! Big%20smile

    Diğer bir bakışla bir bilgisayar programının nasıl olduğunu bilmeyenler bunun bilinçli bir yapım ve geliştirme işi olduğunu, bir yapımcısının olduğunu kabul edebilir ancak

    Bilgisayarın ve içindeki programların nasıl olduğunu / nasıl çalıştığını bilenler için,

    bunların yapımcısının bulunduğuna artık inanması gerekmez! Big%20smile

    Akıllı tasarım teorisinin eleştirdiğim noktasında da bu mantık ciddiye alınmış görünüyor sanki akıllı tasarım teorisi çökerse ateistler haklı çıkacakmış gibi bir durum sunuluyor.Confused

    Halbuki yaratılışta kullanılan doğal seçilim-eleme ve diğer tüm kavramlar ancak tutarlı ve gerçek birer Yaratılış yöntemidir ve (ateist mantığın tam tersine) yaratıcısının bulunduğuna artık çok daha sağlam, kesin bir bilgiyle ve tutarlı bir şekilde, görmemizi, İkna ve Şahit olmamızı sağlar.

    Not: bir şeylerin tesadüf etmesini istersen seçenekleri o kadar çoğaltarak zaten bunu sağlarsın.

    Bu da elbette güç ve yeterlilik gerektirir.

    Mesela altı rakamlı bir seri rakam için tüm seçenekleri yazarsan biri muhakkak tesadüf eder bu durum tesadüf olarak görünür fakat gerçekte tesadüf değildir.

    Ve Mesela yaşam için uygun bir gezegen yaratmak istersen milyarlarca güneş sistemi yaratırsın (galaksiler) içlerinden onbinlerce dünya benzeri gezegen olur. Ve üzerinde yaşamı yaratırsın.

    (sadece bizim galaksimizde yüz milyar yıldız ve otuz bin dünya benzeri gezegen olduğu tahmin edilmektedir.)

    Bu duruma bir örnek verelim:

    Bir çok CD – DVD üreten fabrikalar görüyorsunuz (Yıldızlar) ve ortalıkta yüz binlerce CD var (Gezegenler) ama sadece bir veya birkaçının üzerinde program-yazılım var. Bu durumda sadece bir tek CD üzerindeki yazılım, onun bir yapımcısı bulunduğuna yeterli ve tutarlı çok sağlam bir delildir. Belki tüm CD üretimleri belki sadece bu birkaçı için üretilmiştir. Mesela bir – iki milyon spermeden sadece bir – ikisi ve ancak uygun ortam bulduğunda insan olur. İki milyon sperm bu bir tek isabet için yaratılmıştır diyebiliriz.

    Yorum by Süreyya on 16 Ocak 2009:

    İnsanın biyolojik yapısını diyelimki çözdü bilim-olamaz ya- oldu diyelim.Ruhsalını, delilikle velilik sınırını kim nasıl tayin edecek. Tesadüflere hangi bilimsel! mantık cevap verecek. Bilim aslında nedir.Yapının temelini atanı tanımazsak neyin üstüne neyi inşa ediyoruz ki.Afaki bilmem kaç milyar yıl olarak hesaplanan sayılarmıdır bilim, bu sayıları sallayınca mı bilim var, yoksa bilinmeyenin hala bilinemiyişinin sebebini buldularda mı bilim oldu birşeylerin adı. süregelen teknolojinin ilerlemesi midir ,sayısal sistemi zaten sonsuzun sahibine sığınarak sonsuza kadar sıralamak mı yoksa sadece bilim.
    Bilen bildirsin lütfen yoksa kavram düşmanı değilim.Teknoloji karşıtı hiç değilim.Bildiğim düşünürün dediği gibi bir ben vardır bende benden içeri. Sahi düşünce hakkında bilimsel ortak düşünce nedir.

    Yorum by darwinsrotweiller on 9 Mart 2009:

    kim bu akıllı tasarımı savunan bilim adamları?

    Yorum by Mehmet on 9 Mart 2009:

    Selamlar
    Siteniz gayet faydalı bir site, yazılarınız çıktıkça okuyorum. Bu belgesel çeviri çalışmasının da çok iyi olduğunu düşünüyorum. Seslendirmedeki ufak hatalar(konuşma akıcı değil, bazı yerlerde anlaşılmıyor) haricinde belgesel gayet iyi seyredilebiliyor.

    Benim önerim belgeselleri seslendirmeniz dışında ayrıca alt yazı da hazırlanamanız. Bu seslendirmeden daha kolay ve de çok insan orjinal dilde seyretmeyi tercih eder. Alt yazı dosyalarını .txt veya .srt formatında sitenize yükleyebilirsiniz. Böylece videoyu herhangi bir yerden orjinal dilde indirenler bu alt yazılarla belgeseli seyredebilirler.(divx)

    Yeni belgeselleri de çevirmeyi düşünüyor musunuz? Mesela Illustra Media‘nın hazırladığı diğer belgeseller çok güzel olurdu. Ayrıca Ben Stein’in gecen yıl gösterime giren Expelled: No Intelligence Allowed adlı bir belgeseli var. Mesela bu belgeselin İngilizce alt yazısını şu linkte Download(zip)’i tıklayarak indirebilirsiniz.
    http://www.opensubtitles.org/en/subtitles/3361655/expelled-no-intelligence-allowed-en
    Tek yapılması gereken metnin bilen biri tarafından Türkçe’ye çevrilmesi.

    İyi günler…
    iyi çalışmalar…

    Yorum by adnsmz on 8 Mayıs 2009:

    hiç bir şekilde Allah’ın varlığının kanıtlanamayacağını(ne şimdi ne de gelecekte)ve üstelik inanan bir insan açısından buna da ihtiyaç olmadığını düşünüyorum. Kanıtlandığı zaman işin güzelliği kaybolur. Aslolan ve güzel olan ” inanç” tır. Öyleyse, yaratılışçılar veya akıllı tasarımcılar veya inananlar niye Allah’ın varlığını kanıtlamak için bu kadar uğraşıyorsunuz ?

    selam

    http://kurandaceliskiyoktur.com/2008/02/15/videohayatin-gizemini-cozerken/

    • Emre dedi ki:

      Burda iki de bir ayet yayınlayan arkadaşım !
      Alemlerin rabbi Allah ise vede herşeyi yaratan da Allah ise,neden burda alemlerin yapısını anlamaya çalışanları 1400 önceki cahiliye araplarına inmiş Kuran ayetleri ile susturmaya çalışırsın .Kurandaki ana mesele iyilik,barış,adalet vede hakkaniyetmidir degilmidir ,sen ondan bahset.Bırak Kuranın etrafında gürültü koparmayı.
      Ayrıca Evrenin işleyişi Kuranın konusu degildir ,azcik aklin olsa Islam bilginlerinin bu tur konulara nasil yaklastigini arastirir ,21 yy ateistlerine kuran ayetleri okuyarak 6 yy
      cahiliye arabi muamelesi yapmazdin.

      • bir kul dedi ki:

        Emre dedi ki:
        03/08/2015, 19:20 BU TARİHLİ YAZINA İSTİNADEN

        Burda iki de bir ayet yayınlayan arkadaşım !
        Alemlerin rabbi Allah ise vede herşeyi yaratan da Allah ise,neden burda alemlerin yapısını anlamaya çalışanları 1400 önceki cahiliye araplarına inmiş Kuran ayetleri ile susturmaya çalışırsın …. DEMİŞSİNİZ

        LAFI OLANI BU SİTEDE SUSTURABİLECEK TEKKİŞİ ( PANTEDİR ) ZIRVA TEVİL GÖTÜRMEZ

        SENDE KİTABINDAN KONUŞ YADA KİTABINI KONUŞTUR
        KİTABINDAN KONUŞ ENGELLEYENMİ OLDU

        İnkâr edenler, “Bu Kur’ân’ı dinlemeyiniz. Okunurken gürültü çıkarınız ki duyulmasını engelleyesiniz” dediler. FUSSİLET 26

        BU SİTENİN BİR İDDİASI VAR

        BEYİN BEDAVA
        SEVİYELİ ÖZGÜR TARTIŞMA PLATFORMU

        BU HAKTAN BU SİTEYE GİREN HERKES YARARLANA BİLİR
        BİLGİLERİNİ KONUŞTUR BURASI SUSTURMA PLATFRMU DEGİL AKIL VE MANTIGINI KONUŞTURMA YERİ SAYGIYI ELDEN BIRAKMADAN

        İYİ DÜŞÜNCELER

      • Emre dedi ki:

        Ne benim seni susturmaya ihtiyacim,nede senin susmaya niyetin yok.Ancak ilim ile imanı karıştırmak ,ahmaklara mahsustur.Burda üç beş kişiye ikide bir ayet yazmandan bellidir ki,kuranıda zerre kadar anlamamışsın.zira kurandaki vede ilahi kitaplarda hikmet orada o dönemde anlatılan olaylar degil ,o mesele üzerinden verdigi mesajdır.Burda millete ayet yazacagına çık dışarı ,arka sokagında mutlaka bir aç vardır.Ekmek götür ona.Gönlünü kırdıklarından özür dile.Allahın mesajını ancak böyle yayabilirsin .

  15. bir kul dedi ki:

    TEKETEK PROGRAMINI SYRETMENİZİ TAVSİYE EDİYORUM FATİH ALTAYLININ PROGRAMI SAAT 21:00 DA BUGÜN
    GERCEK DİNLE UYDURULMUŞ DİNİN ARASINDAKİ FARK

    And olsun ki, sizi yarattik, sonra sekil verdik, sonra meleklere, «Adem’e secde edin» dedik; Iblis’ten baska hepsi secde etti, o secde edenlerden olmadi.ARAF 11

    Allah şöyle buyurdu: “Sana emrettiğim zaman, seni secde etmekten alıkoyan neydi?” İblîs, “Ben ondan üstünüm; çünkü beni ateşten, onu çamurdan yarattın” dedi. ARAF 12

    Allah, “Öyle ise, oradan in! Orada büyüklük taslamak senin haddin değildir. Çık, çünkü sen aşağılıklardansın” buyurdu.ARAF 13

    İblîs, “Bana, insanların diriltilecekleri güne kadar mühlet ver” dedi. ARAF 14

    Allah, “Haydi, sen mühlet verilenlerdensin” buyurdu.ARAF 15

    İblîs, “Öyle ise beni azdırmana karşılık, yemin ederim ki ben de onları saptırmak için senin doğru yolunun üstüne oturacağım” dedi. ARAF 16

    “Sonra onlara elbette önlerinden, arkalarından, sağlarından, sollarından sokulacağım ve sen, onların çoklarını şükredenlerden bulamayacaksın” dedi.ARAF 17

    Allah şöyle buyurdu: “Haydi, yerilmiş ve kovulmuş olarak oradan çık! Andolsun ki onlardan sana kim uyarsa, sizin hepinizi cehenneme dolduracağım.” ARAF 18

  16. bir kul dedi ki:

    Emre ve nuri baba ya

    Her şeyden önce, neye inanırsa inansın, ne kadar yanlış kimse olursa olsun, herkesin doğru kabul edeceği bir gerçek vardır. Bu gerçek, “insanın sahip olduğu en önemli melekesinin, akıl kullanabilmesi” olmaktadır.

    Akılı iyi kullananabilenler, diğerlerine göre her şeyden önce doğru-yanlış, gerçek-yalan ayrımını çok daha iyi yapabilirler, bulabilirler. İşte bu nedenle, doğru ve gerçek olan kişi ve sözler akıldan ve akıllı kişilerden korkmazlar, çekinmezler. Ancak, yalan, hile ve tuzakların çok olduğu bir kişi yada kaynak ise bunlar kendinde ne kadar çoksa akıldan ve aklını kullanabilenden o derece büyüklükte korkarlar.

    Çünkü, şimdi olmasa bile sonra, birisi olmasa bile başka birisi akıl ederek yalanı ortaya çıkaracaktır. Bu yüzden, ancak yalan söylemeyen, yanlış olmayanlar akıldan korkmaz, aksine akıllıyı muhatap alır.

    Rabbimiz, yarattığı insanları kulluk etmeleri için yaratmış olup, insanların kulluk etmelerini bekler. Kulluğu nasıl edeceklerini de insanlara indirdiği kitaplarda açıklar, resullerle bunu insanlara ulaştırır.

    İşte, rabbimizin sözlerinden oluşan son kitap kuranda bu şekilde hep akıl etmeyi, düşünmeyi ister. Akıl etmeyenleri, yeterince düşünmeyenleri ikaz eder, öğüt almalarını öğütler. Öyleki, akıl özürlüler dinden muaf tutularak, sadece akıllılar dinle, kuranla muhatap tutulur.

    Bu da, kuranın ne kadar doğru olduğunun en birinci kanıtıdır. Kuranda yalan, yanlış, hile, hata olsaydı akıllı insanı muhatap almazdı. Çünkü, akıllı insanlar bu olumsuzlukları er yada geç mutlaka farkederler ve onu önemsiz hale getirirlerdi.

    Kuran Allah sözü olduğu için, akıllı insanları kendine davet eder. Bu yüzden, kuran bütün insanlara meydan okuyarak, kendisinin benzerini getiremeyeceklerini, kendisinde çelişki bulamayacaklarını iddia eder. Nitekim, kuranın yanlışlanamayacağı, onda çelişki bulunumayacağı ortadadır. Aksi halde; islamı yok etmek için düzenlenen kanlı savaşlara gerek kalmaksızın şimdiye kadar çoktan bu becerilirdi.

  17. karaca dedi ki:

    7 çeşit kainat vardır,bizim uzayımız bunlardan bir tanesidir.hiç birinin de birbiriyle ilgi ve alakası yoktur.birbirlerini bozamazlar etkileyemezler,7 çeşit kainat yani uzay nasıl var ise öyledir.
    insanın yaratılışı yıldızların yaratılışına göre kolaydır. başka şeylerin yaratılışı insanın yaratılışına göre kolaydır başka şeylerin yaratılışı yine başka şeylere göre kolaydır bu böyle devam eder gider
    yaratılışın sonu yoktur halen her yerde devam eder,devam edecektir. taki dur denilesiye kadar sur üflenince yaratılış son bulacaktır.bir müddet sonra bütün yaratılmış olanlar azrail ve diğer melekler dahil yok olacak sadece yaratıcı tek kalacaktır yani ortalık süt liman olacak yine yaratıcı tarafından diğer bizim bilmediğimiz yaratılış başlayacaktır.bu yaratılışta zaman olmayacaktır.
    bu olaylarda zamanı içerisinden çekip çıkardığınızda sonsuzluk gibi kavramlar anlamlarını kaybecek ne olduğu bilinmeyecektir her şeyin yaratılışının başlangıcı yaratıcının zamanı yaratarak diğerlerine katmasındandır.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s