DİN VE TÖRELERDEKİ UCUBE EVLİLİKLER

MUTA – LEVİRAT – SORORAT – BERDEL

Bırakın heykelleri!                                                                                                                            Asıl bu ucubeleri yıkın!

Mut’a nikahından başlayalım.
Önce kısa alıntılarla konuyu ortaya koyalım.

Müt’a nikahı veya Muta nikahı (Arapça: زواج المتعة Zawāj al-Mut’ah veya نكاح المتعة Nikāh al-Mut’ah), İslamiyet‘in ilk yıllarından kalan ve Şia‘nın birçok mezhebinde ve Rafizilik‘te halen uygulanan bir nikah şekli. Bazı kaynaklarda Acem nikahı ya da muvakkat nikah (geçici nikah) denir. Erkek, rızası olan bir kadınla belirli bir ücret karşılığında anlaşarak, belirli bir süreliğine evlenir. Muta nikahı, Sünnilikte ve Anadolu Aleviliğinde uygulanmaz.
Muta nikahında erkek ve kadın belirli bir süre ve ücret karşılığında anlaşırlar. Bu evliliğin süresi en az bir cinsel birleşme kadar, en çok 99 sene olabilir.
Erkek, rızası olan kadına Mut’a duası okur ve süre bittikten sonra kadına mehrini verir . Muta nikahı ile evlenen kadın, nikahın süresi ne kadar olursa olsun mirastan hak iddia edemez.
Muta nikahı kıyan erkek, sonradan normal nikahın şartlarını yerine getirip bu kadını sürekli eş olarak olarak alabilir.
(Vikipedi)

Sünnilere göre Muta nikahı Cahiliye’den İslam’a geçmedir. Ama kimilerine göre Hayber seferinden sonra, kimilerine göre ise Ömer zamanında kaldırılmış ve haram kılınmıştır.

“Mut’a nikâhı, ücret mukabilinde belli bir süre için kadınla evlenmektir. Câhiliyette mubah olduğu gibi İslâm’ın ilk günlerinde de mubahtı. Sonra nesh edilip yürürlükten kaldırıldı. Tirmizî şöyle diyor: “Mut’a nikâhı İslâm’ın ilk günlerinde idi. Adam bir şehre gittiğinde kimse ile tanışmadığından orada kalacağı süre kadar bir kadınla evlenebilir. O da eşyasına bakar, muhafaza eder, işini düzene kordu.” Mut’a nikâhının haram olduğuna dair ittifak vardır. Rafiziler ile Şiîler hariç bütün ulema haram olduğunu kabul ediyor.

İbnü Abbas, mut’a nikâhının uzun zaman nesh edilmediğini söylüyordu. Bilahare mensuh olduğunu kabul ederek ilân etti. Bir gün İbn al-Zubeyr ile İbn Abbas arasında mut’a nikâhı hususunda ihtilaf oldu. İbnü Zübeyr. İbn Abbas’a ta’rizen: “Ne oldu, bazı kimselerin gözü kör olduğu gibi basireti de kapandı. Resûlullah’ın mut’a nikâhına cevaz verdiğini söylüyorlar.” dedi. Bundan anlaşılıyor ki İbn Abbas neshden yani Muta nikahının haram kılındığından habersizdi, nesh durumunu öğrenince görüşünden döndü. Nitekim Said bin Cübeyr’den şöyle rivayet edilmiştir: “İbn Abbas bir gün bir hutbe okudu, dedi ki: Mut’a nikâhı leş, kan ve domuz eti gibidir”
Sorularla İslamiyet

Demek ki Sünniler ayetin neshedildiğini öne sürüyor, Şiiler ise geçerli olduğunu.
Yani, Sünniler de Mut’a ayetinin olduğunu kabulleniyor ama bunun hükümsüz olduğunu söylüyorlar.
Bu durumda Sünnilere göre hükmü koyan Allah, kaldıransa sünnet. Kimin sünneti?           Ya Muhammed’in ya da Ömer’in.
Mut’a ayeti şu:

Nisa-24. Vel muhsanâtu minen nisâi illâ mâ meleket eymânukum, kitâbellâhi aleykum, ve uhille lekum mâ verâe zâlikum en tebtegû bi emvâlikum muhsinîne gayre musâfihîn, fe mestemta’tum bihî minhunne fe âtûhunne ucûrehunne ferîdah ve lâ cunâha aleykum fîmâ terâdaytum bihî min ba’dil ferîdah innallâhe kâne alîmen hakîmâ.

Diyanet Vakfı: (Harp esiri olarak) sahip olduğunuz cariyeler müstesna, evli kadınlar da size haram kılındı. Allah’ın size emri budur. Bunlardan başkasını, namuslu olmak ve zina etmemek üzere mallarınızla (mehirlerini vererek) istemeniz size helâl kılındı. Onlardan faydalanmanıza karşılık kararlaştırılmış olan mehirlerini verin. Mehir kesiminden sonra (bir miktar indirim için) karşılıklı anlaşmanızda size günah yoktur. Şüphesiz Allah ilim ve hikmet sahibidir.

Edip Yüksel: Ayrıca yeminlerinizin/anlaşmalarınızın hak sahibi oldukları hariç, evli kadınlar… Bunlar, Allah’ın üzerinize farz kıldığı yasalardır. Bunların dışındakiler, iffetli yaşamanız, zina etmemeniz ve mehirleriyle istemeniz koşuluyla size helaldir. Onlardan hoşlandıklarınıza, bir farz olarak mehirlerini ödeyin. Bu farzı yerine getirirken mehri ayarlamak için karşılıklı anlaşmanızda bir sakınca yoktur. Allah bilendir, bilgedir.

Ömer Nasuhi Bilmen: Sağ ellerinizin mâlik olduğu müstesna olmak üzere kadınlardan kocalı olanlar da size haramdır. Bu Allah Teâlâ’nın üzerinize bir yazısıdır. Bunlardan başka kadınları ise iffetkar, zinadan müçtenib olduğunuz halde mallarınızla taleb etmeniz size helâl kılınmıştır. İmdi o kadınlardan herhangisi ile istimtada bulunmuş olursanız, onlara ücretlerini bir farize olarak veriniz. Mehir takdir olunduktan sonra birbirinizle uzlaştığınızda üzerinize bir günah yoktur. Şüphe yok ki Allah Teâlâ alîmdir, hakîmdir.

Özellikle 3 farklı meali seçtim ki tartışmaya denge sağlasın.
Şimdi soralım:

Allah’ın hükümleri / ayetleri değiştirilebilir mi?
Mut’a nikahı normal midir?
Değilse hangi şartlarda normal görülebilir?
Ayetin başındaki sağ ellerinizle sahip olduğunuz ya da savaş esirleri / cariyeler ya da yeminlerinizle hak sahibi olduklarınız kimler ise anlaşılıyor ki normal nikahlı eşler haricinde ilişki için meşru-caiz görülen kadınlardır. Bunlara nikah şart mıdır? Değilse ne zaman şart olur?

Elmalılı’nın Nisa-24 açıklaması şöyle:

“Yemin, aslında sağ el mânâsına olduğundan milk-i yemininiz demek ellerinizle meşru bir şekilde hakkıyla kazandığınız mülkleriniz demektir ki, en fazla köle ve cariyelerde kullanılır. Burada söz konusu, kadınlar olduğu için bundan maksat hakkıyla sahip olduğunuz köle kadınlar demek olduğu da apaçık bellidir. Bunlar, kadınlardan istisna edilince geride yalnız hür olanlar kalır. Ve genel şekilde nikahları haram kılınan muhsanatın da hür olan kocalı kadınlar, demek olduğu anlaşılır. Demek olur ki, hür olmayan kadınlar evlenmiş olsalar da hür kadınlar gibi genel şekilde haram değildirler. Bunlar, özel hükümlere tabidirler. Bunların haram olanları bulunabileceği gibi helal olanları da bulunabilecektir. Çünkü dârü’l-harbdeki (İslâmın elinde olmayan, her zaman savaş yeri olabilecek yer) karılığın ilk tutsaklık sırasında hükmü kalkabilir de sahiplerine helal olurlar. Yoksa bundan, evlendirilmiş köle kadınlarla, nikah altında iken kayıtsız şartsız sahiplerine helal olacağı gibi bir mânâ anlaşılmamalıdır. Yani istisna, kayıtsız şartsız haram olmaktan değil, genel olarak haram olmaktan çıkarmaktır. Olumsuzluğun kapsamı yolu ile köle kadınların helal olduklarını genelleştirmek için değil, kapsamı olumsuz kılmak yolu ile haramlığın, hepsini içine almasını önlemek içindir.

(…) Bunlarla evlenmek haram kılındı ve bunların dışında kalan kadınlar size helal kılındı ki siz erkekler muhsin kendisini haramdan saklayıp zina yapmadan, yani iffetinizi koruyarak ve zinadan sakınarak mehir veya para olacak mallarınızla nikahlarını veya mülkiyyetlerini isteyesiniz. Muhsin olmak, iffetini korumaktır ki buna ihsan veya nefsi tahsin etmek (kale gibi sağlamlaştırmak) da denilir. Müsafaha, “sefh” kökünden türetilmiş müfaale babıdır. Sefh, aslında kan ve su kategorisi sıvıları döküp akıtmak demek olduğundan müsafeha veya sifah, sırf suyunu boşaltmak, yani her iki tarafın (kadın ve erkeğin) üreme ve türeme maksadında bulunmayıp yalnız su akıtarak cinsel arzularını gidermek mânâsını ifade eder. Ve bunun için zinaya sifah denilir. Demek olur ki, yukarıda olduğu gibi kadınların helal kılınmasından esas maksat, yani nikahın ve odalık almanın meşru olmasının hikmeti, nefsi tahsin (kale gibi sağlamlaştırmak) ve üremedir. Nefsani arzuları gidermek de buna bağlıdır. Yoksa yalnız şehveti gidermek maksadı ile nikah veya cariye edinmek caiz değildir. Bu maksat da ya gizli veya açıkça olur. Gizli olur, yani yalnız kalbde kalırsa nikah akdi görünürde sahih olsa da dini yönden helal olmaz. Fakat görünürde kapalı ve belirsiz olursa, mesela evlenme akdinin yalnız faydalanma maksadı ile olduğu açıkça söylenir veya geçici bir müddet ile sınırlandırılırsa, bu şekilde nikah hem dini açıdan, hem de hukuki açıdan geçersiz olur. Bundan dolayı kaydından tamamen anlarız ki, müt’a nikahı, başka bir ifade ile metres tutmak helal değildir, bir zinadır.

(…) Ve bunun için burada da önce haram kılınmış kadınlar sayılmış, daha sonra zina yapmaktan sakınmak ve evlenme gayesi üzerine ve mallar karşılığında evlenmek istemeye müsaade olunarak evlenmenin helal olduğu açıklanmıştır. Kısaca nikah, zinanın zıddıdır. Zina batıl olup meşru değildir. Yaratılış gayesini değiştirmeye çalışmaktan başka bir şey değildir. Nikahın, iyi niyetle ve geçici olmamak üzere akdedilmesi lazımdır. Bir de kaydı şunu gösteriyor ki, mehir nikahın gereklerindendir. Nikah denildi mi karşılığında bir mal söylenmemiş olsa bile mutlaka bir mehirden uzak olmayacaktır. Bundan dolayı bu şartlar altında o helâl kadınlardan herhangi birisinden faydalanmak isterseniz onların ücretlerini, yani namuslarının karşılığı olan mehirlerini bir farz olarak veriniz. Zifaf ile mehrin tamamı kocanın boynunun borcu olur. Bakara sûresinde zifaftan önce boşanma gerçekleşmiş ise “Belirlediğiniz mehrin yarısını kendilerine verin.” (Bakara, 2/237) buyurulmuştu. Öyle olmakla beraber mehir farz edilip belirlenip, adlandırıldıktan sonra her ikinizin karşılıklı rızası ile yaptığınız indirim veya borçtan kurtulmada günah yoktur. Çünkü yukarda “Kadınların mehirlerini gönül hoşluğu ile verin. Eğer kendi istekleriyle mehrin bir kısmını size bağışlarlarsa onu afiyetle yeyin.” (Nisâ, 4/4) buyurulmuştu.”

Elmalılı’nın yorumuna katılmak mümkün değil. Elmalılı, ayetin mut’a nikahından bahsettiğini kabul ediyor ama diğer taraftan muallak konuşarak mut’a nikahına muhalif oluyor. Bu muhalifliğinin bir başka ayetle desteği yok. Öyleyse nasıl Allah’ın hükmü olan ayete bir ateist gibi, bir gayrimüslim gibi yaklaşarak yorum yapılabilir? Bu cesaretin nedeni, ayetin kendisinin de dahil olduğu sünni kesimce hükümsüz kılınmış olmasıdır.

Halbuki ayet açıktır.

Evli kadınlar haramdır. Ama evli olmayan kadınlarla bir ücret mukabilinde anlaşıp beraber olunması helal kılınmıştır.

Üstelik ayetin orijinalinde nikahtan da bahsetmez. Bu karşılıklı bir akittir, sözleşmedir. Ama adını Mut’a nikahı koymuşlar.

Evli kadınlar haramdır ama hür olan evli kadınlar haramdır. Nitekim ayetin başında mealcilerin çoğunun “savaş esiri cariyeler” olarak aldığı, Edip Yüksel’in ise “yeminlerinizle hak sahibi olduklarınız” şeklinde anlamlandırdığı “mâ meleket eymânukum” kadınları evli olsalar dahi, onlar helal sayılmıştır.

Şimdi o döneme gidelim ve benim bir kadınla zina halindeyken yakalandığımı varsayalım.
Bu durumda zinayı kabul etmiyorum ve “biz mut’a nikahlıyız” diyorum.
Hiç bir şey yapamıyorlar çünkü meşru.

Erkekler itiraf etmedikleri takdirde zinadan her halukarda kurtulur.
Kadın bekar veye dulsa kurtulur. Evli ise yandı.
Kadın evli ise erkeğin “Ben evli olduğunu bilmiyordum, bana bekar olduğunu söylemişti.” ifadesi ile kurtulma şansı yüksek.
Kadın itiraz etse bile, erkeğin yalanlaması yeterli. Çünkü ne de olsa sözü-şahitliği erkeğinkinin yarısı kıymetinde.

Dolayısıyla mut’a nikahının meşruluğu zinayı ve fuhuşu da dolaylı olarak meşru hale getirmiştir.
Bu da muhtemelen ahlak konularında çok katı olan Ömer’i rahatsız etmiştir.
Muhammed sağken taleplerini iletip ısrarla uygulanmasını isteyen ve böylelikle ayet gelmesini sağlayan Ömer, Muhammed’in yokluğunda mecbur kalıp hadisle nesh yoluna gitmiş ve mut’a nikahını yasaklamıştır.

Mut’a sözleşmesinin en başta gelen şartlarından biri kadın bakireyse velisinin izninin olmasıdır. Yani, velisinin izni olmadan bakireyle mut’a nikahı yapılamaz. Bunun nedeni kız çocuklarının evlilik yaşlarının çok küçük olmasındandır. Veli şartı olmadığı takdirde 8-10 yaşındaki bir çocuk bile kandırılabilir ve erkek bundan dolayı cezalandırılamaz.
Dolayısıyla bahsettiğin bakirelik zannıyla evliliklere ve kötü sonuçlara yol açabilir.

Mut’a nikahı meşru olsa bile, zinanın örtülü hali olduğu toplum tarafından bilinmekteydi.
Bu açıdan veli şartı, çocukları zinadan korumaya yöneliktir.
Zaten normal nikahlarda da bakireler için veli şartı mevcuttur.
Ama toplumda evlilik yaşı çok küçük olduğu için bakirelerle kastedilen yaşı küçük ve genç olanlardır.
Yoksa 30-40 yaşındaki bakire için veli şartının hiçbir önemi yoktur.

Muhammed, mut’a yapmış mıdır?

Mut’a nikahının toplumda yer alması, ilk ortaya çıkışındaki zaruriyetle açıklanır. Bu zaruriyet; ticaret ya da başka bir amaçla seyahat edildiğinde gidilen yerde bakım ve ihtiyaçlarının karşılanmasıdır. Örneğin 1 hafta kalınacak bir yerde, bir kadınla anlaşarak o süre içinde her ihtiyacını görmektir ki buna cinsel ilişki de girmektedir. Mekke’de bir ticaret ve panayır merkezidir ve mut’a İslam öncesinden itibaren yaygındır. Zina ise sadece İslam’da değil, diğer dinlerde de suçtur ki zina suçundan kaçınmak ve cezaya tabi olmamak için bekarların da başvurduğu bir yöntemdir.

Muhammed hazretleri de 25 yaşına kadar evlenmemişti ve senelerdir kervan ticareti içinde yer almaktaydı.
Evli olanların bile yaptığı mut’ayı Muhammed’in yapmamış olduğunu düşünmek olanaksızdır.

Tabi bu dönemde müslüman olmadığı için mut’a yapmış olması pek rahatsız edici olmaz.
O nedenle Muhammed’in muta yapmasıyla ilgili iddiayı İslam döneminden vereceğiz:

Muhammed’in mut’a nikahı yaptığını iddia eden Heffening’tir ama iddiasını Caeteni’den almıştır. (İslam Ansiklopedisi, Milli Eğitim Basımevi, “Muc’a” mad, VIII, s.848.)

Caeteni, Taberi ve İbn Kesir’i kaynak göstermek suretiyle Muhammed’in Kilab kabilesinden Aliye bt. Zabyan ve Esma bt. Numan ile mut’a nikahı yaptığını ileri sürmektedir. (Caerani, İslam Tarihi, İst., 1925, VII, 392-393.)

Peygamber Esma bt. Numan ile nikah yapmış, ancak bu kadının vucudunda beyaz lekeler olduğunu ve bunun kendisinden gizlendiğini görmüş, bunun üzerine ona “mut’a” vemıek suretiyle onu bırakmıştır.

Taberi bu olayı şu şekilde vermektedir:

“Rasulullah Esma bt. Numan ile evlendi. Gerdeğe girdiğinde onda beyazlık gördiL. Bunun üzerine ona mut ‘a verdi, giyindirdi v e ailesine geri gönderdi.” (Taberı, Tarihu’I-Ümem ve’l-Muluk, Beyrut, tts., IIlI, 1179.)

Muhammed’in mut’a nikahı yaptığı iddia edilen diğer kadın ise Aliye bt. Zabyan’dır.

Taberi’nin ifadesi şöyledir:

“Rasulullah (s.a.v.) Benu Ebi Bekir İbn Kilab kabilesinden Aliy e ile evlendi, sonra ona mut ‘a verdi ve onu bıraktı.” Taberi, Tarih, III, 168.

Hadislerde Mut’a

“İbn-i Abbas, “Hz. Resulullah mut’a’ yaptı” dediğinde Urve ibn-i Zübeyr “Ebubekir ve Ömer mut’ayı nehyetmişlerdir” dedi. O zaman İbn-i Abbas “Şu Urve ne söylüyor?’ dedi. Birisi “Ebubekir ve Ömer’in mut’ayı nehyettiğini söylüyor” dedi. O zaman İbn-i Abbas dedi ki: Yakında bu kavmin helak olacağına inanıyorum. Ben “Resulullah dedi” söylüyorum, o “Ebubekir ve Ömer nehyetmiştir” diyor.” (Müsned-i Ahmed ibn-i Hanbel, c.1, s.337,)

Hristiyanlık ve Musevilikte Levirat

Ataerkil düzenin, erkek egemen toplumun en önemli niteliklerinden biri soyculuktur, soyunu erkekle sürdürebilmektir.
Bunun için de erkek çocuklar değerlidir. Kadının ise oğul vereni.
Oğlu olmamak, oğul yaşatamamak bir utançtır ve erkek için büyük bir eksiklik, şeref kaybıdır.
Bu nitelik, eski toplumların çoğunda görülmekte olup bilhassa Ortadoğu halklarında hakim anlayıştı.
Hatta bugün dahi geri kalmış toplumlarda ve ülkemizin genelde doğu ve güneydoğu bölgelerinde bu zihniyet devam etmektedir.

Bilindiği gibi Muhammed de bu eksiklikten payını almış ve “soyu kesik” aşağılamasına maruz kaldığı için Kevser suresini yazmıştır.

Çok eşliliği körükleyen etkenlerden biri de erkek çocuk sahibi olmak ve böylelikle hem erkeğin şerefini kurtarmak, hem de soyunu devam ettirmektir.

Günümüzde soyun erkekten devam ettiği bir tartışma konusuyken, eski toplumlarda ölen erkeğin soyunun devamı için bile kardeşiyle dul karısının evlenmesi şart koşulmuştur.

Yaratılış: 38-8. Yahuda Onan`a, “Kardeşinin karısıyla evlen” dedi, “Kayınbiraderlik görevini yap. Kardeşinin soyunu sürdür.”

Ölenin karısıyla kardeşinin evlendirilmesi Musevi kökenlidir ve Tevrat’ın kanunlarındandır. Bu kanun İncil’de de tekrarlanır.

Ölen kardeşin karısıyla evlenmek güneydoğu toplumunda da bir töre olarak vardır.
Bu törenin adı zaman zaman berdel’le karıştırılır. Berdel karşılıklı eş alma, eş değiştirmedir ki ona daha sonra değineceğiz.
Kardeş karısıyla evlenmeye Levirat denir. İngilizce’de levirate’tir.
Ölen kadının yerine kızkardeşini almak da bu evlilik çeşidine girer ki onun da adı sororat’tır. İngilizcesi sororate’tir.

Koca oğul vermeden ölmüşse, bu durumda dul kalan karısı, erkek kardeşiyle evlendirilir ve doğacak ilk oğul, ölen kardeşin ailesini devam ettirir.
Ölen kocanın kardeşi evli bile olsa levirat geçerlidir. Bu da istemese bile çok eşli evliliğe yol açar.
Çünkü bu evlilik ölen kocanın isminin ve ailesinin devam etmesi için gereklidir.
Ayrıca bunu yapmamak kardeşin aile ocağının sönmesine yol açacağından toplum buna şiddetle karşı çıkacaktır.
Aynı zamanda bu uygulamada aile mülkünü koruma, dul eşin iffetini kurtarma ve mutluluğunu sağlama düşüncesi de vardır.

Tesniye: 25.

5.Birlikte oturan kardeşlerden biri oğlu olmadan ölürse, ölenin dulu aile dışından biriyle evlenmemeli. Ölenin kardeşi dul kalan kadına gidecek. Onu kendine karı olarak alacak, ona kayınbiraderlik görevini yapacak.

6. Kadının doğuracağı ilk oğul, ölen kardeşin adını sürdürsün. Öyle ki, ölenin adı İsrail`den silinmesin.

7. Ama adam kardeşinin dul karısıyla evlenmek istemiyorsa, dul kadın kent kapısında görev yapan ileri gelenlere gidip şöyle diyecek: “Kayınbiraderim İsrail`de kardeşinin adını yaşatmayı kabul etmiyor. Bana kayınbiraderlik görevini yapmak istemiyor.”

8-9. Kentin ileri gelenleri adamı çağırıp onunla konuşacaklar. Eğer adam, “Onunla evlenmek istemiyorum” diye üstelerse;
kardeşinin dul karısı ileri gelenlerin önünde adamın yanına gidecek, onun ayağındaki çarığı çıkaracak, yüzüne tükürecek ve, “Kardeşine soy yetiştirmek istemeyen adama böyle yapılır” diyecek.

10. Adamın soyu İsrail`de “Çarığı çıkarılanın soyu” diye bilinecek.

11-12. Eğer iki adam kavgaya tutuşur da birinin karısı kocasını dövenin elinden kurtarmak için gelip elini uzatır, öbür adamın erkeklik organını tutarsa; kadının elini keseceksiniz; ona acımayacaksınız.

Son iki ayeti de yazmamın nedeni erkeğin organının ne derece değerli görüldüğünü belirtmek içindir.

İncil’de evliliğe sıcak bakılmaz, tavsiye edilmez.
Evli olanların evlliliğini devam ettirmeleri, evli olmayanların ise evlenmemeleri tavsiye edilir.
Boşanmayı kabullenmez. Sadece fuhuş halinde boşanmaya izin verir.

1. Korintliler: 7
36. Bir kimse nişanlı olduğu kıza yakışıksız davrandığını düşünüyorsa, aşırı tutkuları varsa ve evlenmesi gerekiyorsa, istediğini yapsın, günah işlemiş olmaz; evlensinler.

37. Ama zorunluluk altında bulunmayan, yüreği kararlı, istediğini yapabilecek durumdaki kişi, nişanlısıyla evlenmemeye yüreğinde karar vermişse, iyi eder.

38. Kısacası nişanlısıyla evlenen iyi eder, evlenmeyense daha iyi eder.

39. Kadın, kocası yaşadıkça kocasına bağlıdır. Kocası ölürse dilediği kimseyle evlenmekte özgürdür; yeter ki, o kişi Rab`be ait biri olsun.

40. Ama dul kadın, olduğu gibi kalırsa daha mutlu olur. Ben böyle düşünüyorum ve sanırım bende de Tanrı`nın Ruhu vardır.

Bu sözler Hristiyanlığın peygamberi Pavlus’a ait. Pavlus bekar ve Hristiyanlara da bekarlığı öneriyor. Herkes onun gibi yapsa herhalde Hristiyanlığın kökü kururdu.

İsa ise fuhuş dışında boşanıp başkasıyla evlenmeyi zina saymış:

Matta: 19-9. Ben size şunu söyleyeyim, karısını fuhuştan başka bir nedenle boşayıp başkasıyla evlenen, zina etmiş olur. Boşanan kadınla evlenen de zina etmiş olur.”

Yani, boşansan bile evlenme…

İncil’de Levirat:

Luka, 20. bölüm

27-28. Ölümden sonra dirilişi yadsıyan Sadukiler`den bazıları İsa`ya gelip şunu sordular: “Öğretmenimiz, Musa yazılarında bize şöyle buyurmuştur: `Eğer bir adamın evli kardeşi çocuksuz ölürse, adam ölenin karısını alıp soyunu sürdürsün.`

29. Yedi kardeş vardı. Birincisi kendine bir eş aldı, ama çocuksuz öldü.

30-31. İkincisi de, üçüncüsü de kadını aldı; böylece kardeşlerin yedisi de çocuk bırakmadan öldü.

32. Son olarak kadın da öldü.

33. Buna göre, diriliş günü kadın bunlardan hangisinin karısı olacak? Çünkü yedisi de onunla evlendi.”

34. İsa onlara şöyle dedi: “Bu çağın insanları evlenip evlendirilirler.

35. Ama gelecek çağa ve ölülerin dirilişine erişmeye layık görülenler ne evlenir, ne evlendirilir.

36.Bir daha ölmeleri de söz konusu değildir. Çünkü meleklere benzerler ve dirilişin çocukları olarak Tanrı`nın çocuklarıdırlar.Görüldüğü gibi, İsa levirata karşı çıkmamış. Aynı kadının 7 kardeşle evliliğini normal karşılamış da, itirazı ahirette hangi kardeşle evleneceği sorusuna olmuş. Bunun yanıtı neticesinde de Hristiyanlıkta ahirette evliliğin ve cinsel yaşamın olmadığı, insanların melekler gibi yaşadıkları inancı oluşmuş. Ama Hristiyanların çoğu bunu bilmez.

Levirat’ın günümüzde uygulanıp uygulanmadığına gelince, Hristiyanlarda belki fanatik dincilerde, çok tutucu dindarlarda olabilir ama Yahudilerde sürdürülen bir dini adet.

Yahudilerden Araplara geçmiş olan bu adet, İslam’a ve Kur’an’a ters olmadığı için caiz görüldüğünden müslüman toplumlarda da görülüyor.

Kayınbiraderin dul yengesiyle evlenme töresi Musevilikten geliyor ama Asurlular’da, Hititlerde ve Türklerde de var. Yahudilere de Asurlulardan geçmiş olmalı.
Asur kanunlarının 33. maddesi şöyle:

33) Eğer bir kadın babasının evinde oturuyorsa, kocası ölmüşse ve çocukları varsa, onların (çocuklarının) evleri içinden istediği birinde oturacaktır. Eğer çocuğu yoksa kayınpeder, gönlünün istediği oğluna onu verecektir. Eğer isterse kayınpederine karılık için (ona) kendini verecektir. Eğer kocası ve kayınpederi ölmüşse, çocuğu yoksa o bir duldur, istediği yere gider.

Kanundan görülüyor ki; ipler kayınpederin elinde. Eğer gelini isterse kayınpeder onu kendine eş olarak alabilecektir. Ya da gelinin istediği oğluna onu eş yapabilecektir.

Yahudiler, herhalde kayınpederin geliniyle evliliğini fazla ensest bulmuşlar ki maddede düzenlemeye gitmiş ve kayınpederi devreden çıkarmışlar.

Tevrat’ta bu konuda şöyle bir hikaye vardır:

Yakup’un oğullarından Yahuda’nın 3 oğlu olur. İlk oğlunu Tamar’la evlendirir ama YHVH oğlunu öldürür. Bunun üzerine Tamar’ı 2. oğluyla evlendirir. 2. oğlu abisinin soyu sürmesin diye menisini hep dışarı boşaltınca YHVH onu da öldürür. Yahuda 3. oğlunun da öleceği korkusuyla küçüklüğünü bahane edip Tamar’ı baba evine gönderir. Oğlu biraz daha büyüyünce evlenme sözü vermiştir ama yıllar geçse de sözünde durmaz.

Bunun üzerine Tamar intikam için dul giysilerini çıkarıp örtünür ve peçe takarak yola düşer. Kayınpederi Yahuda’nın yolunu bekler. Yahuda Tamar’ı örtülü olduğu için fahişe zannederek onunla yatmak için anlaşır. Bedel olarak bir oğlak göndereceğini vaadeder. Tamar teminat olarak onun mührünü, bastonunu ve kaytanını alır.

Tamar, kayınpederinden hamile kalır. Hamile kaldığı duyulunca bu haber Yahuda’ya “gelinin zina yapmış, hamile kalmış” diye gider. Yahuda gelininin yakılmasına karar verir. Yakılmak için getirildiğinde Tamar mührü, baston ve kaytanı göstererek “Ben bunların sahibinden hamile kaldım” der. Yahuda haklı olduğu için Tamar’ı affeder. “Ona oğlumu vermedim, suç bende” der. Bir daha Tamar’la yatmaz ama gelininden ikiz çocuğu olmuştur. (Yaratılış, 38)

Bu hikayenin sebebi; herhalde dul gelin-kayınpeder evlilik töresine son vermek olmalıdır.

Sororat:

Levirat’ın tersi yani ölen karısının yerine baldızıyla evlenmektir.  Güneydoğu’da sıkça rastlanır. Başlıktan kaynaklandığı gibi, ölen kadının geride bıraktığı öksüz çocuklarına teyzesinin daha iyi bakacağı sebebine de dayanır. Ne var ki genelde karşılıklı istekle gerçekleşmez ve büyük sorunlara, bunalımlara neden olur. Ayrıca zaman zaman yaş farkı da sorun yaratır. Çocuk yaştaki kızlar kendilerinden 20-30 yaş büyük enişteleriyle evlendirilmeye zorlanır.

Berdel

Sırada pagan dinlerine ait bir evlilik türü var. Dinleri değişti ama Nikahları sürüyor.
Berdel, değiş-tokuş denilen evlilik türü.
Güneydoğu Anadolu’da Kürtler arasında oldukça yaygın.
Yaygın olmasının en önemli nedeni ise başlık parasından, mehirden kurtulmak.
Daha ziyade amcaoğulları ve kızlarının evliliği şeklinde gerçekleşiyor.

Berdel’in tarihteki yeri çok eski, Sümerlere kadar dayanıyor, belki ondan öncesi de var.
Sümerde Gılgameş destanında Dumuzi ve Enkidum’un kadınları, birbirinin hem eltisi hem de görümcesiydiler. Birbirlerinin kardeşleriyle evlenmiştiler.

İslam öncesi putperest Araplarda bu evlilik Şiğar nikahı adı altında uygulanırdı. Mehirsiz olarak birbirlerinin kızlarını takas ederlerdi.
İslam’da mehir şartı getirildiği için bu nikah türü yasaklanmış sayıldı. Berdel evliliğinde de mehir olmadığı için İslam’a göre caiz görülmez.

Bir Berdel Örneği:

“Yer: Erzurum’un Karayazı İlçesi.

70 yaşındaki Süleyman Erdemir’in 1994 yılında karısı ölür. Bunun üzerine akrabalarından Ayten Erdemir’e talip olduğunu söyler ve kendisinden 50 yaş küçük olan Ayten’le dini nikahla evlenir. Evlilikleri toplam 5 yıl sürer ve bu evlilikten 5 çocukları olur. Ayten Erdemir, 1999’da 15 yaşındaki Servet Yeşilördek’e kaçar.

Sekiz ay sonra ailelerin ortak kararı ile töre gereği Servet Yeşilördek’in küçük kızkardeşi, 13 yaşındaki Kadriye’nin 70 yaşındaki Süleyman Erdemir’e verilmesi karara bağlanır ve böylece kanın önü, kirli bir barışla alınmış olur. Berdel olarak verilen küçük Kadriye, düğün gecesi intihar eder” (Berdel-Evlilik İttifakı kitabından, Müslüm Yücel)

Evlatlık kızla Evlenme

Ahzap 4, 5 ve 37 ayetlerini yorumlayan İslamcıların bir kısmına göre erkek evlatlığın boşandığı karısıyla babanın evlenmesi caiz olduğu gibi; öz evlattan sayılmadığı için kız evlatlıkla da evlenebilmek caiz görülüyor. Bu konuda bkz:

https://panteidar.wordpress.com/2009/11/03/tebenni-olayi/

Ülkemizde olmayan ve asla olmaması gereken bu uygulamaya ne yazık ki bazı İslam ülkelerinde göz yumularak izin veriliyor. İran’da ise 13 yaşındaki kız evlatlıkla evlenebilmenin önünü açan yasa meclisten geçmiş durumda:

http://dunya.milliyet.com.tr/iran-meclisi-dunyayi-ayaga/dunya/detay/1770104/default.htm

Serdar Kaangil

Reklamlar
Bu yazı Din içinde yayınlandı ve , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

9 Responses to DİN VE TÖRELERDEKİ UCUBE EVLİLİKLER

  1. karmakan dedi ki:

    tek kelime ile iğrençlik.

  2. atina dedi ki:

    Allah var şüphesiz.La senin Tanrın var mı ?

  3. hz.Muhammed dedi ki:

    serdar kaangil bey sana çok teşekkür ediyorum….gerçekten de hayatını araştırmalara adamışsın…sallamadan anlatman gerekenleri dolandırmadan direk anlatıyorsun….emeğine sağlık..

  4. Gencer dedi ki:

    Serdar Kaangil müthiş işlere imza atıyorsun.Yani kırk yıl arasam bulamayacağım bilgilere senin sayende ulaştım.Teşekkürler.

  5. ismailkenzo dedi ki:

    muta bir özgürlüktür,kişileri sermayeye mahkum etmiyor,

    • muta nikahının olmadığı ülkelerde, kadınlar bir mal gibi alınıp satılıyor,dört duvar arasında zina yapıyorlar,inkar edenler inkar ettiği şeyleri genelde yapan kimselerdir,zayıf noktalarını tabulaştırmışlardır,

      • rammsteinn dedi ki:

        ismailkenzo
        sen cevap yazılacak biri bile değilsin. sana senin gibileri atatürk asarak güzel cevap verdi.

  6. ismailkenzo dedi ki:

    muhammed , günlük siyaset uygulayan oportunist bir insandı,bu tip insanlar insanlık düşmanıdır,net değildirler,

    • karaca dedi ki:

      ismailkenzo
      muhammed , günlük siyaset uygulayan oportunist bir insandı,bu tip insanlar insanlık düşmanıdır,net değildirler,

      senden alıntı.
      senin bu fikrinde olanlar Hz Muhammed zamanında da vardı, ondan öncede sonlarının kurana göre hüsranla bitmiştir.Zoruna Hz muhammedin getirdiği müeyideler gitmiş olmalı,zorlansanda zorlanmasanda aynı tezgaha oturacağından emin olabilirsin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s