KUR’AN’DA BEYİN YOK

KALBİN BEYİN FONKSİYONLARINA SAHİP BİLİNMESİ 

kalp
Kur’an’da insan beyninden hiç söz edilmemiştir, çünkü bilinmez. Halbuki beyin, insanı insan yapan organdır. Beyin bilinmediği için duygular, düşünceler kalbin fonksiyonları olarak belirtilmiştir.
Örneğin Bakara suresi 97. ayetinde; Cebrail’in Kur’an’ı peygamberin kalbine indirdiği yazılmıştır. Bilim ise, bilgilerin ve hafızanın beyinde saklandığı kanıtlamıştır.
Yine Bakara suresi 260. ayetinde İbrahim’in kalbinin tatmin olması için Allah’tan ölüleri nasıl dirilttiğini göstermesini istediği yazılıdır. Halbuki tatmin olan, ikna olan kalp değil, beyindir.

Hacc 46. Onlar, yeryüzünde dolaşmadılar mı ki onların, onunla akıl ettikleri kalpleri ve onunla işittikleri kulakları olsun. Fakat baş gözleri kör olmaz. Lâkin sinelerdeki kalpler kör olur.

Görüldüğü gibi ayette akledenin, düşünenin kalp olduğu ifade edilmiştir ki tamamen bilimdışı bir ayettir.

Birçok ayette de kalbin mühürlenmesinden söz edilir.

Şura-24. Yoksa onlar, senin hakkında: “Allah’a karşı yalan uydurdu” mu diyorlar? Eğer Allah dilerse senin de kalbini mühürler. (…)

Tegabun-11. Allah’ın izni olmaksızın hiçbir musibet başa gelmez. Kim Allah’a inanırsa, Allah onun kalbine hidayet verir. Allah, her şeyi hakkıyla bilendir.

Hidayet verilecek olsa, verileceği organ kalp değil, beyin olmalıdır. İslamcılar bunu, bugün de sevginin, merhametin kalple ifade edilmesiyle açıklar. Tersine bu ifade şekli, dini inançlardan kaynaklanarak oluşmuştur. Bazı İslamcılar ise kalbin de beyinsel fonksiyonlara sahip olduğunu iddia eder. Bu iddianın hiçbir bilimsel yanı yoktur. Kalp, sadece kan pompalayan bir organdır ve beyin işlevlerinin hiçbirine sahip değildir. Bu yanlış, müteşabihlikle de izah edilemez. Kalple ilgili birkaç ayetin müteşabihliği olsa da, Kur’an’ın tamamında ve onlarca ayette bu şekilde geçmesi, böyle bilindiğinin göstergesidir.

Tevrat ve İncil’de de beyin yok. Onlar da beyin fonksiyonlarını kalbe mal etmiş:

İNCİL – Luka: 2/ 35. Senin kalbine de adeta bir kılıç saplanacak. Bütün bunlar, birçoklarının yüreğindeki düşüncelerin açığa çıkması için olacak.

TEVRAT – Yasanın Tekrarı: 29/ 4. Ne var ki, RAB bugüne dek size kavrayan yürek, gören göz, duyan kulak vermedi.

Halbuki beyin binlerce yıldır bilinmekteydi. Bilinmesi bir yana, İslam’dan önceki yüzyıllarda beyin ameliyatları bile yapılmaktaydı. Arkeolojik kazılarda 5-10 bin yıl önce beyin ameliyatı yapılmış iskeletlere rastlanmıştır. Beynin fonksiyonlarının bilinmesi sonraki dönemlerde gerçekleşmiş olsa da, bilim, tanrının gönderdiğine inanılan din kitapları gibi kalbe beynin fonksiyonlarını verecek şekilde bir büyük yanlışa imza atmamıştır.

Beynin Keşfi

Tarihte ilk kez duygu ve düşünce organının kap değil beyin olduğunu ileri süren Antik Çağ’da Pisagor’un öğrencisi Alkmeon’dur. Alkmeon (M.Ö 500), eski Mısırlı bilimcilerden ve Yunanlılardan farklı olarak, akılsal yeteneklerin merkezinin kalp değil, beyin olduğunu anlamış ve ileri sürmüştür. Duyu organlarını keşfetmiştir. Beynin duyu merkezi olduğunu söylemiştir. Beyin ile duyu organları arasında bir bağ olduğunu söylemiştir. Bu bağda herhangi bir kesintiye uğrarsa iletişim kesilir.
Alkmeon’dan sonra “Hipokrat’ın(MÖ. 460-370) ileri sürdüğü beyin hipotezi içinde, insanın duygu dünyasının ve davranışlarının kaynağının beyin olduğu ileri sürülmektedir.
Aristoteles’e (MÖ. 384-322) göre ise algının merkez organı beyinden ziyade kalp idi. Merkezi duyu organı olan kalp, tek tek duyu organlarıyla bağlantılıydı.
MS 2. yüzyılda yaşayan Galen, beyin konusunda önemli görüşler ileri süren bir kişidir. Ortaya attığı fikirler, bugünün verileriyle önemli ölçüde çelişse de, söyledikleri uzun bir dönem birer yasa olarak kabul edilmiştir. “Galen’in ortaya koyduğu Ventrikül Hipotezi, davranışların, beynin sıvı içeren karıncıklarında organize olduğunu ileri sürmektedir.
Bu hipotezin ortaya atılmasından sonra beyin serüveninin en uzun duraklama dönemlerinden biri başlamıştır” (Smith 1986: 87).
Beyin hakkında ileri sürülen bu görüşler yaklaşık olarak 1400 yıl geçerliliğini korumuştur. Rönesans dönemine kadar yapılan çalışmalarda, bazı önemli fikirler ortaya atılmıştır. Örneğin 10. yüzyılın sonları ile 11. yüzyılın başlarında, erken Rönesans olarak tanımlanan dönemde İbn-i Sîna, (MS) 4. yüzyılda ortaya atılan hücre doktrinini önemli ölçüde destekleyici fikirler ileri sürmüş, beyindeki karıncık sayısını beşe çıkarmıştır.
Beyin konusunda ilk çağdaş fikirlerin ortaya atıldığı dönem 17. yüzyıldır. “Bu yüzyılda Le Boe Sylvius, beyinde bu adla anılan yarığı saptamıştır. Aynı zamanda beyin korteksinin işlevsel önemini vurgulamıştır. Bu dönemde beyin korteksinin en yetkin çizimini ortaya koyan ve korteksin önemini vurgulayanlardan biri de Descartes’tir. Descartes’in aslında ilgilendiği konu, ruhtur” (Smith 1986: 89).
Kısacası, eski geleneğe bağlı kalınmakla birlikte 17. yüzyıl, tıp biliminin gelişim sürecinde bir geçiş dönemdir. “18. yüzyılda Anton de Leewenhoek ilk mikroskobu yapmış, bununla beyin korteksini incelemiş- tir.
Zeka
19. yüzyılın sonlarına doğru beyindeki dil merkezleri keşfedilmiştir. Wernicke ve Broca bu alandaki çalışmalarıyla önemli adımlar atmışlardır. Yine bu yüzyılda, Pavlov’un öğrencisi Anokhin, beynin büyüklüğü ile zekâ arasındaki ilişkiyi araştırmıştır.
Anokhin, zekâyı beyin hücrelerinin sayısı değil, küçük çıkıntılar üzerindeki beyin hücresi dokunaçlarının etkilediğini farkeden ilk kişidir. Her çıkıntının en azından bir diğeriyle ilintili olduğunu ve böylelikle diğer hücrelerle elektrokimyasal etkileşimler kurduğunu açığa çıkarmıştır.
İlk kez Krotonlu Alkmeon’un fikrini ortaya koymasından bu yana 25 yüzyıl geçmiştir. Beyin konusundaki gerçekçi bilgiler, uzun bir duraklama döneminden sonra 17. yüzyıldan itibaren sistemli bir şekilde gelişmeye başlamıştır. Günümüzdeki beyin bilgisinin kaynağını ise, 19. yüzyılın ikinci yarısından itibaren yaklaşık 60 yıllık bir süre içinde biriken veriler oluşturmaktadır.
Bu yazı Din içinde yayınlandı ve , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

KUR’AN’DA BEYİN YOK için 84 cevap

  1. exhorder dedi ki:

    Araf-155. Diyanet Çevirisi

    Mûsâ, kavminden, belirlediğimiz yere gitmek için yetmiş adam seçti. Onları sarsıntı yakalayınca (bayıldılar). Mûsâ, “Ey Rabbim! Dileseydin onları da beni de bundan önce helâk ederdin. Şimdi içimizden birtakım “beyinsizlerin” işledikleri günah sebebiyle bizi helâk mı edeceksin? Bu, sırf senin bir imtihanındır. Onunla dilediğin kimseyi saptırırsın, dilediğini de doğruya iletirsin. Sen, bizim velimizsin. Artık bizi bağışla ve bize acı. Sen, bağışlayanların en hayırlısısın” dedi.

    beyinsiz ifadesi olduğuna göre beyinde var demektir kuranda. yani pante ben ateistim ama burada saçmalamışsın. beyin kafatasının içinde bir organdır. insanlığın ilk dönemlerinden beri bu organın düşünme işlevini yerine getirdiği bilinir. muhammed mi bunu bilmeyecekte kuranda hata yapacak. orada muhtemelen, duygulara ait hormonların parasempatik ve sempatik sistemi etkileyip kalp çarpıntısı vb. etki yaratmasına mecazi bir vurgu var gibi görünüyor.

    • Baba Yaroslav dedi ki:

      oradaki kelime “sufaha’u”. yani sefihler, düşkünler, gafiller anlamına geliyor. beyinsizle beyin kelimesiyle ilgisi yok.

      • yasir dedi ki:

        Sefih-sefahat—sefil-sefalet– Bunların çoğu anlamı yine beyinsizlik ile ilğilidir…
        Kendini dağıtan–malını dağıtan–aklını,beynini dağıtan,,,kullanamayan kötü duruma düşen… Bunların çoğu arapçadan türkçeye geçme, Türkçedeki kullanıp türkçe diye bildiğimiz kelimlerin en az %60 arapça-farsca dır….

        Yani o ayette beynini ve aklını kullanmayıp veya kullanamayıp bu duruma düşen kişilere işarete var…

    • muhammed dedi ki:

      Muhammed evreninin genişlediğini söylerken (zariyat 47) bir çok bilimsel basamakları aşmakla beraber hem astrofizikçiydi zaten ve hubble teleskopunu çölün altında gizliyordu; Aristoteles’in sandığı gibi Evren’in sabit sınırları olmadığı gibi, Newton’un sandığı gibi sınırsız-sonsuz bir Evren’de de bulunmadığımızı; Evren’in genişleyen-dinamik sınırları olduğunu söylerken bu geride bıraktığı bilimsel gerçeklerden hareketle böyle iddialarda bulunuyordu; Muhammed’in iddia ettiği tanrı, dişi arıya bal yapmasını emrediyordu (nedense erkek arıya değil -erkek arıların iğneleri yoktur, antenleri ve petek gözleri iyi gelişmiştir. Polen sepetleri yoktur, balmumu salgılayamaz, petek yapamazlar. Normal olarak erkek arılar işçi arıların üretilmesini takip eden 6-8 haftalık süre içerisinde görülürler. Bu dönem Nisan, Mayıs aylarıdır. Vücutları hiçbir iş yapmaya elverişli değildir. Bazen yavrulu petekler üzerinde yavruları ısıtmak için durdukları söylenirse de en önemli görevi çiftleşmektir-); Muhammed bu evrenin bir başlangıcı olduğunu iddia ettiğinde “kafadan atmıştı her halde”; Muhammed saatin geleceğini haber verirken de “çok sıkılmıştı” her halde (saat=cahillerden tarafından yanlış bilinerek kıyamet diye çevrilen an. Kıyamet yeniden diriliş anlamına gelir.); Muhammed Secde 5. ayette bir gün canı sıkılarak izafiyet teorisine atıfta bulunmuştu; başka bir gün de canı sıkılarak bunu bir de Mearic 4’te tekrar etmişti; Muhammed Tarık 1-3’te 1- Evren’e ve Tarık’a andolsun 2- Tarığın ne olduğunu kavrayabilir misin? 3- O delici yıldızdır derken (Mlivo, yukarıdaki ayette bahsedilen özelliklere en uygun gök cisminin Pulsar olduğunu, başka bilinen hiçbir gök cisminin bu özellikleri karşılamadığını söyler: Öncelikle “Tarık”, “vurmak” anlamına gelmektedir. (Yolcular yürürken ayaklarını yere “vurduğu” için bu kelime “yol” anlamında da kullanılır.) Gök cisimlerinde “vuruş yapmak” özelliğiyle ön plana “Pulsar” çıkar; nitekim bu gök cismi ismini, nabız atışı gibi düzenli vuruşlar (pulses) şeklinde algılanan radyasyon yaymasından almıştır. “Tarık” ile “Pulsar” arasında hem isimsel, hem de “Tarık” isminin ifade ettiği özelliğin “Pulsar”da bulunmasından kaynaklanan özelliksel bir paralellik vardır. “Pulsar” bir yıldız olup, üçüncü ayetteki yıldız olma özelliğini karşılar. Pulsarlar’ın yaydığı güçlü radyasyon ve X ışınları; üçüncü ayette geçen “delici” olma özelliğini de karşılar. Ayrıca gerçekten de Pulsarlar’ın sahip olduğu değindiğimiz özellikleri (dönüş hızı ve ağırlığı gibi), ikinci ayette dikkat çekildiği gibi, insan kavrayışını zorlamaktadır) her halde yine kafadan atmıştı; ya bir de bu Muhammed’in Kuranı her fırsatta bize kainatı bir kitap gibi görüp sayfa sayfa açıp okumamızı emrettiğinde, okuduklarımızdan ibret almamızı emrettiğinde; bazı cüppelere bürünmüş züppeler her fırsatta oruç, hac, abdest bir kaç ayete ve yalan yanlış sözde hadise tapınmış gibi görünüp milleti uçuruma sürüklerken, bizim gibi ateistlerin hayvanlara özenme, onlar gibi öpüşüp koklaşma arzularını bastıramayan, eyyamcı, kraldan çok kralcı, kadınları eşitlik vaadiyle daha da köleleştirme hülyalarına kapılmış kişilikler olduğumuzu hesaba katmaması her halde ön görülemez. Muhammed bu cüppeliler ile biz ateistlerin bir gün cehennemde sonsuza kadar konaklayacağını iddia ediyor. Ya bu adam her şeyi kafadan atmış ve tutmuş, peki ya bu da tutarsa?

      Not: Bu sitedeki tüm yorumlara cevaben yazılmıştır.

  2. exhorder dedi ki:

    bu yaklaşıma göre “kötü kalpli” deyimi kullanan biriside kalple düşünüldüğünü sanıyor demektir. komik gerçekten

  3. bilal dedi ki:

    ” KALB VE BEYİN FONKSİYONLARI. ” 1- Yukarıda, ” Kur’an’da hiç insan beyninden söz
    edilmemiştir ” diye bir iddia var ! Bu iddia tamamen yalnıştır. a) Sayın exhorder rumuzlu kardeşimin de,
    yukarıda göstermiş olduğu A’RAF 155 ile BAKARA 142, NİSA 5, CİN 4 ve ALAK 14-15 ve 16.
    ayetler beyinden söz etmektedirler. Konu ile ilgili güzel bir açıklama yapan söz konusu rumuzlu
    kardeşime de teşekkür ediyorum. Ayrıca ben de,konuya ALAK suresinden başlamak istiyorum:
    كلا لئن لم ينته لنسفعا بالناصية ناصية كاذبة خاطئة ” Hayır,hayır ! O bu tutumundan vazgeçmezse,alnından
    (beyninden ) yakalarız. O yalan söyleyen ve hata işleyen alın.(beyin.) Yalan söyleyen ve hata
    işleyen alın olamayacağı gibi onun kafatasındaki beyindir. İşte bu ayetler,hareketlerin motivas-
    yonu,planlama öngörüşü ve başlatılması,alın loblarının ön kısmında olan ön alın bölgesinde (cerebrum)
    korteksinin bir bölgesine işaret ediyor.Yani beyne işaret ediyor.KAYNAK: Essentials Of Anatomy
    And Physicology. Burada yalan söyleyen ve hata işleyen beyindir.Bu ayeteler aynı zamanda
    beynin fonksiyonlarına da işaret etmiştir. Buna rağmen kur’an,insan beyninden hiç söz etme-
    etmemiştir demek,ya kur’an’ı bilmemekten kaynaklanır veya ona iftira atmaktır.

    2- AMA NEDEN KUR’AN,sık sık kalb,(gönül,) göz,kulak ve duyu organlarına yönelerek bunların
    fonksiyonlarının gerçekleştirilmesini istiyor.? = Cevap: Yaşadığımız dünyaya ait her türlü niteli-
    ği,her özelliği ve bildiğimiz her şeyi duyu organlarımız,(gönül,göz,kulak vb.) aracılığıyla öğreniriz.
    Bu organlarımız aracılığıyla bize ulaşan bilgiler,bir dizi işlem sonucunda elektrik sinyallarına
    dönüşür ve bu sinyallar beynimizin ilgili noktalarda yorumlanır. Bir insanın sezen gönlü,gören gözü,işiten
    kulağı ve hisseden duyu organları yoksa,yani gözleri hiç bir şey görmüyorsa,kulakları bir şey
    duymuyorsa,gönlü hiç bir şey sezmiyorsa ve duyu organları hiç bir şey hissetmiyorsa,kapalı ve
    kör bir kafatasında bulunan beyin,kendi fonksiyonlarını nasıl gerçekleştirebilecek.???
    BİR ÖRNEK VERELİM: Bir çocuk anasından ama,(doğuştan kör) sağır ve hiç bir duyu organları
    çalışmaz halde dünyaya gelirse,renkleri görmez,hiç bir şeyin şekil ve ebatını görmez,hiç bir şeyi
    kulaklarıyla duymaz ve duyu orrganlarıyla hiç bir şey hissetmezse,böyle bir insanın beyni ne ka-
    dar sağlam ve zeki olursa olsun,bu beyin fonksiyonlarını gereçekleştiremez.Gönül sezdiklerini,
    göz gördüklerini,kulak duyduklarını ve bütün duyu organlarının hissetiklerini kör ve kapalı kutu-
    daki sinir sistemi aracılığıyla beyin hücrelerine göndermez ve beyni uyarmazlarsa,bu beyin nasıl
    ve neyi düşünecek,nasıl yorum yapar ve karar verecek.???. Gören gözler hiç yoksa,siyah,beyaz,
    kırmızı ve diğer renkleri beyin nasıl alagılayacak,bunları nasıl fark edecek ? Renkleri bile algıla-
    ması mümkün olmayacaktır.! İşte,sezen gölümüz,gören gözlerimiz,işiten kulaklarımız ve hisse-
    den duyu organlarımız beyni işletirler. Bunlar yoksa,beyin hiç bir fonksiyonunu gerçekleştiremez
    KISACA;bunlar beyni çalıştıran,beynin fonksiyonunu beyne işleten bir mekanizmadır.Beyin mer- kezdir,ama bütün bilgiler,görüntüler ona,bu saydığımız duyu organları vasıtasıyla ulaşmaktadır.
    İŞTE BU NEDENLERLE, KUR’AN,
    DİREK BEYNE DEĞİL,BEYNİ İŞLETEN MEKANİZMAYI HAREKETE GEÇİRMEK İSTİYOR.
    BUNLAR;FAALİYETE İSE,BEYİN İŞLEVİNİ YAPABİLİR .!!! Bu nedenle KUR’AN, A’RAF 179:
    ” ولهم قلوب لايفقهون بها ولهم اعين لايبصرون بها ولهم اذان لايسمعون بها الخ ”Sezen gönülleri vardır,fakat gerçeği
    anlamaya çalışmazlar.Gören gözleri vardır,fakat gerçeği görmeğe çalışmazlar. Duyan kulakları vardır,fakat gerçeği duymaya çalışmazlar……..” diyerek kur’an,beyni uyaran,reaksiyona geçiren
    mekanizmayı harekete geçiriyor.Çünkü bunlar,duyduklarını,gördüklerini,işitiklerini ve sezdiklerini
    beyne gönderirlerse,beyin hemen uyarılır ve fonksiyonunu gerçekleştirir.Beyin bunların aracılı-
    ğıyla fonksiyonunu gerçekleştirebilir. Beyni işletmek istiyorsak,bunları faaliyete geçirmemiz lazım.
    Yoksa,kapalı kutudaki (kafatası) beyin hiç bir fonksiyonunu gerçekleştiremez.İşte Bundan dolayı
    kur’an,beyni işleten mekanizmaya yöneliyor.! ! ! Bununla Kur’an,en doğrusunu yapıyor.
    HULASA; Bilimle çelişen kur’an değil,materyalist felsefedir. Kur’an bilimle çelişmez,bilakis bilimi
    gerçek kimliğine kavuşturuyor. Var gibi görünen çelişki ve tutrasızlık,kur’an’dan değil,yalnış meal
    ve yalnış yorumlardan kaynaklanıyor. Bu yalnış meal ve yorumlarda insan ürünüdur. Saygı ile.

    • Pirate dedi ki:

      Yanlış meal. Yanlış meal. Yanlış meal. Başka hiçbir savunmanız yok. Hep öyle zaten.

      ***

      Kuran’da ‘beyin’ kelimesi yoktur. Çünkü 7. yüzyıl insanları, ‘düşünme’ denilen olayın beyinde olduğundan habersizdi. Kalpte olduğu zannediliyordu. Elbette Muhammed de bunu bilmiyordu. Bu yüzden Kuran’a böyle bir bilgi kaydetmedi.

      Kuran’da ‘beyin’ kelimesinin olduğunu söyleyenler, şu ayetleri öne getirirler:

      Enam, 140:
      Bilgisizlikleri yüzünden BEYİNSİZCE çocuklarını öldürenler ve Allah’ın kendilerine verdiği rızkı, Allah’a iftira ederek (kadınlara) haram kılanlar, muhakkak ki ziyana uğramışlardır. Onlar gerçekten sapmışlardır ve doğru yolu bulacak da değillerdir.

      Araf, 155:
      Musa tayin ettiğimiz vakitte kavminden yetmiş adam seçti. Onları o müthiş deprem yakalayınca Musa dedi ki: “Ey Rabbim! Dileseydin onları da beni de daha önce helâk ederdin. İçimizden birtakım BEYİNSİZLERİN işlediği (günah) yüzünden hepimizi helâk edecek misin? Bu iş, senin imtihanından başka bir şey değildir. Onunla dilediğini saptırırsın, dilediğini de doğru yola iletirsin. Sen bizim sahibimizsin, bizi bağışla ve bize acı! Sen bağışlayanların en iyisisin! (Hz. Musa’nın, kavmini temsilen seçip Allah’ın huzuruna getirdiği kimseler, Allah ile kendi arasındaki konuşmayı işitince, onunla yetinmediler ve: “”Ey Musa, Allah’ı açıkça görmedikçe sana asla inanmayacağız”” dediler. Bunun üzerine orada şiddetli bir deprem oldu ve bayılıp düştüler. Hz. Musa, Allah’a yalvardı da bu afet kaldırıldı.)

      Cin, 4:
      Doğrusu bizim BEYİNSİZ olanımız (iblis veya azgın cinler), Allah hakkında pek aşırı yalanlar uyduruyormuş.

      Hemen her konuda olduğu gibi, burada da ‘meal sahtekârlığı’ yapılmıştır. Şimdi ayetlerin orijinaline bakalım:

      Cin, 4:
      Ve ennehu kâne yekûlu sefîhunâ alâllâhi şetatâ(şetatan).

      Cin suresinin 4. ayetindeki ‘sefîhu-nâ’ kelimesi, ‘bizim sefih, ahmak olanımız’ anlamına geliyor. Yani ayette ‘beyin’ kelimesi falan yok.

      Araf, 155:
      Vahtâra mûsâ kavmehu seb’îne raculen li mîkâtinâ, fe lemmâ ehazet humur recfetu kâle rabbi lev şi’te ehlektehum min kablu ve iyyâye, e tuhlikunâ bi mâ feales sufehâu minnâ, in hiye illâ fitnetuk(fitnetuke), tudıllu bihâ men teşâu ve tehdî men teşâu ente veliyyunâ fâgfirlenâ verhamnâ ve ente hayrûl gâfirîn(gâfirîne).

      Araf suresinin 155. ayetinde de ‘feala es sufehâu’ kelimesi, ‘sefihlerin, akılsızların yaptıkları’ anlamında kullanılmış. Yine ‘beyin’ yok.

      Enam, 140:
      Kad hasirellezîne katelû evlâdehum sefehan bi gayri ilmin ve harremû mâ rezekahumullâhuftirâen alâllâh(alâllâhi), kad dallû ve mâ kânû muhtedîn(muhtedîne).

      Enam suresinin 140. ayetinde de ‘sefehan’ kelimesi, ‘sefih olarak, akılsızca, aptalca’ anlamında kullanılmaktadır. Yani burada da ‘beyin’ kelimesi yoktur.

      Gördüğünüz gibi, Kuran’da ‘beyin’ kelimesi yoktur. Doğal olarak, ‘düşünme’ denilen olayın ‘beyin’de gerçekleştiğini gösteren tek bir ayet bile yoktur.

      Keza aynı şekilde, İngilizce çevirilerde de ‘brain’ kelimesi bulunamamaktadır. (brain=beyin)

      Kuran’da ‘beyin’ bilinmemektedir. Çünkü 7. yüzyıl insanları da bilmemektedir. Doğal olarak, Muhammed de bilmemektedir.

      Muhammed bilmediği için, Kuran’da da yoktur.

      ***

      Gördünüz mü yanlış meali? İşiniz bu işte. Yalancılık.

  4. Fikret dedi ki:

    Yorum yapan arkadaşlar saçmalamş.🙂 Kuran’daki beyin kelimesi mecaz anlamda kullanılıyor. Akıl anlamında yani. Şimdi beyinsiz dedikleri insanların kafatasının içinde beyin yok mu yani? Bu kadarını bile anlayamıyor musunuz?🙂 O ayetlerde, akılsız, aklı olmayanlar, aklını kullanmayanlar vs. anlamında kullanılıyor yani. Sizin dediğiniz gibi bir durum yok. Somut beyinden falan bahsedilmiyor. Ama kalp konusundaki tespit doğrudur. Mesela bir örnek de ben vereyim. Araf suresinin 179. ayetinde de benzer bir durum var. İşitecek kulakları ve görecek gözleri yoktur diyor. Sonra da düşünecek kalpleri yoktur diyor. Ayeti okuyabilirsiniz, buraya yazmayayım şimdi. Demek ki bu ayete göre, göz görmeye yarıyor, kulak işitmeye yarıyor, kalp ise düşünmeye yarıyor. Buradaki kalbi ister mecaz alın ister somut alın, fark etmez. Hangi organın ne işe yaradığını anlatıyor size ayet. Göz görmeye ve kulak da işitmeye yarıyorsa, kalp de düşünmeye yarıyor demektir. Ayrıca Hacc suresinin 46. ayeti de bu savı desteklemektedir. Yine her konuda olduğu gibi, bu konuda da meal hatası muhabbeti yapılmış. Bu Kuranı doğru çevirebilen var mı ben merak ediyorum. Yok galiba.

    Panteye saygılar.

  5. Dost Meclisi dedi ki:

    Reblogged this on Dost Meclisi.

  6. Baba Yaroslav dedi ki:

    şimdi bu yazıda anlatılanlara itiraz edenlerin, kur’an’da beyin var diyenlerin örnek olarak gösterdiği ayetlere tek tek bakalım:

    araf 155’te geçen kelime beyinsiz değil sefih-gafil anlamındadır.
    bakara 142’de kullanılan kelime de aynı şekilde sefih kelimesidir.
    nisa 5’te geçen de sefih kelimesidir.
    cin 4’te de geçen sefih kelimesidir.
    alak 14-15’te geçen, cehennemlik olanların perçemlerinden yakalanıp ateşe atılmasıdır. perçemle beyinin ne alakası var?
    alak 16 geçen de yine aynı şekilde perçem demektir.

    • bilal dedi ki:

      Baba Yaroslav ! 1-ALAK 16:ناصية كاذبة خاطئة الخ ” O yalan işleyen alın, (beyin,),o hata ya-
      pan alın, (beyin,) ” Peki sana soruyorum,insanın alnı yalan işler mi,insanın alnı hata ya-
      pabilir mi ? Kur’an,bu ifedelerle,beyne işaret etmiyor mu ? 2- 14-15.ayetlerde cehennem
      ismi geçiyor mu ? Orada cehennem geçmediği halde,yalnış meal ve yorum yapanlar ken-
      di katından cehennem kelimesini katmışlardır.Bu olay tamamen dünyevi bir olaydır.gerçek-
      leşmiş olsaydı dünyada olacaktı.Ahiretle hiç ilgisi yoktur.Bu konuyu daha önce anlattığım
      için bir daha burada yazmayacağım.Bu ayetin sebebi nuzulunu bilmeden,yanlış yaparsın.!
      3- Arapçada ” سفيه ” sefih, ” düşünce yeteneği olmayan veya eksik olan demektir.Demek ki,
      bu ayetler beyinden söz ediyor.4-Arapçada ”غافل ” aynen türkçede ki ”gafil”gibidir.Yani
      burada arapça ve türkçe kelimesi aynıdır.Gafil”in anlamı;çevresindeki olup bitenlerden ha-
      bersiz demektir. Sefih ise,düşünemeyendir.Yani her iki deyim birbirinden farklıdır.Ama se-
      nin mantığın ayrı anlam taşıyan iki farklı deyimi aynı şey yapmıştır.Ne diyelim.!

      • sevginin ışığı dedi ki:

        Sayın Bilal, kusura bakmayın ama, Baba Yaroslav’ın yazdığı tercümeler doğru. Arapça bilmene saygım var ama biraz abartmışsın. Ayette açık açık perçem diyor. Bunu beyin demek istiyora yormak biraz komik olmuyor mu? … Ben beyin demek istememiştir demiyorum, ama açık açık da beyini kastetmediği kesin…

      • Pirate dedi ki:

        Bir konuya da meal hatası demesen şaşarım. Her şeye meal hatası, her şeye… Kuran’daki tüm ayetler hatalı çevrilmiş. EVRENSEL kitaba bak!

      • Pirate dedi ki:

        Bir kere asıl çarpıtan sizsiniz Bilal bey. Ayette alın yazıyor, parantez açıp ‘beyin’ yazıyorsunuz. Çok dürüst olduğunuz için mi? Alın = beyin midir?

        Bunu da öğrenmiş olduk. Alın = beyin imiş. Bu durumda ‘göbek deliği = mide’ falan oluyor herhalde. Kuran’daki hatalar sizi nasıl saçmalatıyor, bir görebilseniz.

      • Gencer dedi ki:

        Bence Tüm Müslümanlar bir alanda toplanıp Cebrail’den Yeniden Kuranı düzgün bir şekilde ve her dilde istesin ler.Herhalde Cebrail’in buna gücü yeter.

  7. T.TAŞPINAR dedi ki:

    http://www.yenimucizeler.com/kehf11-kulaklarin-ustune-vurmak/kehf11-kulaklarin-ustune-vurmak-t73.0.html
    Bu linki incelerseniz beynin önemli fonksiyonlarından biri olan işitme duyusunun beyindeki merkezinin nasıl tarif edildiğini göreceksiniz…

  8. T.TAŞPINAR dedi ki:

    Evrimciler evrimin tüm canlıların biyolojik kökenini ve geçmişini açıkladığını veya açıklayacağını iddia ederler. Ancak bugüne kadar 21. yüzyıl bilim ve teknoloji düzeyiyle bile herhangi bir canlının kökeni ve geçirdiği biyolojik aşamalar kesin ve eksiksiz bir biçimde açıklanabilmiş değildir. Örneğin, herhangi bir memeli hayvanın “bir tek hücreden” başlayarak geçirdiği tüm aşamaların zaman çizelgesi halinde günümüzdeki haline kadar biyolojik geçmişini, ne zaman cinsiyetlere ayrıldığını, ne zaman kalp ve beyin gibi organlara sahip olduğunu, ne zaman bir sinir sistemine sahip olduğunu ve ne zaman memeli bir hayvan halini aldığını açıklayan bilgiler ortaya çıkarılabilmiş değildir. Zaten böyle evrimsel aşamalarının tümü açıklanabilen bir canlı var olsaydı bundan bugün tüm insanlığın haberdar olması ve bu canlının isminin de herkesçe ezbere biliniyor olması gerekmez mi?

    Yukarıdaki açıklamaları tamamlayıcı bir düşünce deneyi tasarlayalım. Yeryüzünün derinliklerinde, insana dair hiçbir izin bulunmadığı bir zamandan, örneğin yüz milyonlarca yıl öncesinden kalmış olduğu kesin olan ve deniz kabuklarından oluşan bir fosiller grubu keşfedilmiş olsun. Ancak, bir arada bulunan bu deniz kabuğu fosillerinin çok önemli bir özelliği bulunuyor. Bu kabuklar öyle ilginç bir şekilde dizilmişler ki, bugün için de anlamlı bir yazı oluşturmuş. Yazı aynen şöyle: “canlılar evrimleşmiştir ve bu yazı da tıpkı canlıların evrimi gibi, hiçbir bilinçli müdahale olmaksızın tamamen rastlantısal olarak oluşmuştur.”

    Şimdi şöyle bir düşünelim. Deniz kabuklarının diziliminden oluşan böyle bir yazının içerdiği yargıya, en ateşli evrim savunucuları acaba inanırlar mıydı? Böyle bir yazının gerçekten de bilinçli bir müdahale olmadan tamamen rastlantısal olarak oluşmuş olabileceğine ihtimal verebilirler miydi? Ya da en azından böyle bir şeyi savunabilirler miydi? Hatta bu yazıların milyonlarca yıl içerisinde aşama aşama, ilk olarak tek bir harften başlayıp sonra bir kelime ve sonunda yukarıdaki gibi bir cümle halini aldığı da kesin olarak kanıtlanmış olsun. Bu durumda bile yukarıda bahsi geçen yazının içerdiği yargıdaki gibi rastlantısal olduğunu iddia edebilmek oldukça zor görünmektedir.

    Böylesi bir yazıya inanabilmek güçtür, çünkü yazı her ne kadar bilinçli bir müdahale olmadığını ifade etse de bir “bilinç” içerdiği sonucuna varılır. Peki, canlıların genetik şifresini taşıyan, en küçük ayrıntısına kadar hangi özelliklere sahip olacağına dair kütüphaneler dolusu bilgi içerebilen DNA yukarda bahsi geçen yazıdan daha mı az bilinç içermektedir? Evrimciler nasıl DNA’nın rastlantısal olarak oluştuğunu savunabilmektedirler?
    http://www.yenimucizeler.com/kehf11-kulaklarin-ustune-vurmak/kehf11-kulaklarin-ustune-vurmak-t73.0.html

    • FERHAT 1106 dedi ki:

      sayın taşpınar evrim konusunda ki yetersiz bilginiz ile rastlantısal oluşum üzerine kurduğunuz akla pekde uygun gelmeyen teziniz hiç bir anlam içermemekte.. öncelikli olarak ciddi bir evrim teorisi bilgisi edinmelisiniz. şurdan yola çıkalım bu kadar süreç içerisinde bahsettiğiniz ilk hücrelilerin nasıl komplike canlılar a dönüştüğünün sıralaması rastlantılara değl somut verilere dayandırılmaya çalışıldığı için araştırmalar uzun sürmektedir. dna dediniz kavram aslında evrimi açıklar kalıtımsal olarak aktarılan bilgiler biri tarafından kodlanmamıştır… binlerce yıllık süregelen yaşam savaşı içerisinde edinilen tecrübelerden ibarettir…. gelelim o bilinç eline hani her şeyi yaratana bize göndrdiği kitaplarda yaratılan her şeyin ilk yaratığı gün ki gibi olduğunu söyler ancak bu durum dünya üzerinde neden bir dinazo nesli olduğunu açıklamaz neandanter insan ırkını açıklamaz ve daha bir sürü dünya üzerinden nesilleri tükenen yani doğanın ayıkladığı türlerin varlık sebebleri hakkında bilgi veremez sahi her şeyi bilen allah bu tarih öncesi çağlardan neden hiç bahsetmez ????

      • T.TAŞPINAR dedi ki:

        Evrim konusunda yetersiz bilgiye sahip olduğuma dair iddianız tamamen sizin şahsi görüşünüzdür.Ayrıca evrim hakkında yeterli bilgiye sahip biyolog bilim insanlarının hepsinin evrimin gerçekliğine inandığını kesin olarak söyleyebilirmisiniz.?YUKARIDA BAHSETTİĞİM TEZ VE GÖRÜŞLER ANLAM İÇERMESEYDİ SİZ BU CEVABI YAZMA İHTİYACI HİSSETMEZDİNİZ..BAHSETTİĞİNİZ NEANDERTALLLER HOMO SAPİENS SAPİENS DEN ÖNCE YERYÜZÜNDE VARDIR.BELKİDE KURAN’DA MELEKLERİN BAHSETTİĞİ “YERYÜZÜNDE KAN DÖKECEK BİR ŞEY Mİ YARATACAKSIN” SÖZÜ ONLAR İÇİN SÖYLENMİŞTİR…

    • rammsteinn dedi ki:

      sonsuz maymun teorisini incele.
      matematiksel olarak rastlantısal olmayacak hiçbir şey yok

      • T.TAŞPINAR dedi ki:

        sonsuz maymun teoreminde sonsuza kadar daktilodaki harflere rastgele basan maymunun Shakespeare in Hamletini yazma olasılığı neredeyse kesindir deniyor.
        PEKİ,BU MAYMUN YAZDIĞI METNİN SHAKESPEARE NİN HAMLETİNİ OLUŞTURDUĞU ANDA ÇOK ANLAMLI VE KOMPLİKE BİR METNİN OLUŞTUĞUNU ANLAYIP YAZMAYI DURDURACAK MIDIR?İŞTE TAM OLARAK O ANDA YAZMAYI BIRAKIRSA VERİLEN ÖRNEK ANLAMLI OLABİLİR….

  9. sevginin ışığı dedi ki:

    Zamanındaki araplara beyin desen de anlamazlardı ki zaten! Cahiliye işte!
    Şaka bir yana, Kuran hiçbir zaman insanların salt akıllarına hitap etmiyor. İmanlarına hitap ediyor. Bunun için de göğüs bölgesini söylüyor. Orada da KALP ÇAKRASI var… Kalp çakrası da insanın sevgi merkezidir… Ben burada ne olduğunu uzun uzun yazmayayım. Google’dan, çalp çakrası nedir diye merak edenler araştırsınlar… Biraz okursanız, dengemiz ve sağlığımız için beyinden vs çook ÇOK daha önem taşıdığı görülür…
    Bu araştırmaları yapmayanlar, yani sevgili yazar ve okuyucular, lütfen cahiliye dönemindeki gibi yorumlar yapmayınız… Sonra biri gelir ayıplayıverir…:) Sevgiler

  10. exhorder dedi ki:

    Tartışmalı bir konu.

  11. Pirate dedi ki:

    Kendi yazdığım bir yazıdan alıntı yapayım.

    ***

    Bu ayetleri ‘mecaz’ diye niteleyerek hatadan kurtulmak mümkün değil. Özellikle şu ayetler, ‘mecaz’ savunmasının geçersizliğini net şekilde ortaya koyuyor:

    Araf, 179:
    Andolsun, biz cinler ve insanlardan birçoğunu cehennem için yaratmışızdır. Onların KALPLERİ VARDIR, ONLARLA KAVRAMAZLAR; gözleri vardır, onlarla görmezler; kulakları vardır, onlarla işitmezler. İşte onlar hayvanlar gibidir; hatta daha da şaşkındırlar. İşte asıl gafiller onlardır.

    Hac, 46:
    (Sana karşı çıkanlar) hiç yeryüzünde dolaşmadılar mı? Zira dolaşsalardı elbette DÜŞÜNECEK KALPLERİ ve işitecek kulakları olurdu. Ama gerçek şu ki, gözler kör olmaz; lâkin göğüsler içindeki kalpler kör olur.

    Kehf, 57:
    Kendisine Rabbinin âyetleri hatırlatılıp da ona sırt çevirenden, kendi elleriyle yaptığını unutandan daha zalim kim vardır! Biz onların kalplerine, bunu ANLAMALARINA engel olan bir ağırlık, kulaklarına da sağırlık verdik. Sen onları hidayete çağırsan da artık ebediyen hidayete eremeyeceklerdir.

    Bu ayetler bize ne öğretiyor?

    Kulak -> İşitmeye yarar.
    Göz -> Görmeye yarar.
    Kalp -> Anlamaya/idrak etmeye/düşünmeye yarar.

    Mesela bu ayetlerdeki ‘kulak’ kelimesini ‘mecaz’ kabul etseniz bile, ‘işitme’ görevi gördüğünü yine ayetten öğreniyorsunuz. Demek ki mecaz alınması herhangi bir şeyi değiştirmiyor. Çünkü gerçekte de kulak dediğimiz organ, işitme görevini yerine getirir.

    Yine ayetlere bakıyoruz ve göz denilen organın ‘görmeye’ yaradığını öğreniyoruz. Buradaki ‘göz’ kelimesinin mecaz alınıp alınmaması herhangi bir fark yaratıyor mu? Hayır.

    O halde bu ayetlerdeki ‘kalp’ kelimesi de ‘düşünmeye yarayan organ’ anlamındadır. İster mecaz alın, ister gerçek anlamıyla alın; fark etmemektedir.

    • bilal dedi ki:

      Pireta ! Ben zaten BEYİN kelimesini parantez içinde gösterdim.Bu ayet beyne işaret
      ettiğini söyledim,onun için beyin kelimesini parantez içinde yazdım.Evet,bu ayette ge-
      çen alın ifadesiyle,içindeki beyne işaret vardır.MESELA: ALAK-16: ناصية كاذبة خاطئة ” Ya-
      lan söyleyen,hata yapan alın! .. ” Peki, Fiziksel alın yalan söyleyip,hata işleyebilir mi ?
      Demekki ayet,alnın içinde bulunan beynin ön loblarına işaret ediyor.Bu ayet,hareketle-
      rin motivasyonu,planlama öngörüşü ve başlatılması,alın loblarının ön kısmında bulunan
      ön alın bölgesine (cerebrum) korteksinin bir bölgesine işaret ediyor.Yani beyne işaret
      ediyor. KAYNAK:Essantials Of Anatomy And Physicology.
      ==================================================================
      2- Arapçada ” سفيه ” Beyni,algı ve idraki kıt olan,yeterince düşünemeyen,veya düşünce yteneği olmayan kimseye denir.Buna ahmak da dahil edilebilir. Çünkü bu negatif şeyleri
      doğuran beynin yeteri kadar çalışmamasıdır. Bazı ayetler, سفيه ” yani beyni,idraki ve
      kavrayışı kıt,düşünme yeteniği az olanlardan söz ediyor.
      ==================================================================
      3- KALP VE BEYİN:Kalp,( gönül) sevgi,saygı,his,duygu mekanizması ve idrak vasıta-
      sıdır.Beyni çalıştıran,ona fonksiyonlarını gerçekleştiren kalp,(gönül) göz,kulak ve du-
      yu organlarıdır.Yani beyin bunların vasıtasıyla çalışır ve fonksiyonlarını gerçekleşti-
      rebilir .Bunlar çalışmazsa,kör bir kafatası içinde bulunan beyinin hücreleri hiç bir fon-
      ksiyonunu gerçekleştiremez.Zira,gönlün his ve sezgileri,gözün gördükleri,kulağın duy-
      dukları ve duyu organlarının hissetikleri beynin hücrelerine ulaşmazsa beyin hiç bir şey
      yapamaz.Bu nedenle,KUR’AN. A’RAF-179: ولهم قلوب لايفقهون بها ولهم اعيون لا يبصرون بها ولهم اذان
      لايسمعون بها الخ ”Onların gönül kalpları vardır,fakat anlama ve kavrama vasıtasını yapmaz-
      lar,gören gözleri vardır fakat görme vasıtasını yapmazlar,duyan kulakları vardır fakat
      duyma vasıtasını yapmazlar.” Bunlar,beynin anlama,görme,duyma ve karar verebilme
      vasıtalarıdır. Beyin bunların vasıtasıyla çalışabilir.Hiç bir duyu organları çalışmayan biri
      dünyaya gelirse, (gören gözü yok,sezen gönlü yok,duyan kulakları yok ve hisseden du-
      yu organları yoksa,) bu insanın beyni nasıl çalışacak.? Fonksiyonlarını nasıl gerçekleş- tircek.?
      Bu nedenle kur’an,beyni çalıştıran mekanizmayı,vasıtaları devreye sokarak,beynin
      çalışmasını sağlar.İşte bu yüzden kur’an,beyni çalıştıran vasıta ve mekanizmaya yöne-
      lerek,harekete geçmelerini istemektedir.Kur’an,bununla en doğrusunu yapmaktadır.
      ==================================================================
      4- Zaten ” İMAN EDİP ETMEMEK” gönül işidir.O neyi isterse beyin ona göre karar verir.
      Çünkü beyin karar verme mekanizmasıdr.Ama ona karar verdiren gönüldür.Bundan do-
      layı kur’an gönüle yönelip harekete geçmesini istiyor.Gönül,göz,kulak ve duyu organları
      beyni çalıştıran vasıtalardır.== KALBİM SENİ SEVİYOR ? BEYNİM SENİ SEVİYOR.! ?
      KALBİM SANA ACIYOR ? = BEYNİM SANA ACIYOR ? SENİ GÖNLÜME BASIYO-
      RUM ? SENİ BEYNİME BASIYORUM ? GÖNLÜM SENDEN YANA ? BEYNİM
      SENDEN YANA ? GÖNLÜMDEN SANA İNANIYORUM ? BEYNİMDEN SANA
      İNANIYORUM ?? HER HALDE BÜTÜN BUNLAR,BİZE BİR ŞEYLER ÖĞRETİYOR:!!!
      Saygıyla.

    • yasir dedi ki:

      Kuranda– Beyinle ilğili ayetlerde
      —akıl kelimesi olarak ”TA KILUNA”— ”YA KILUNE”–”AKILUHU”———-”akıl” bu kökten türer…

      İlim kelimesi olarakta ”İLİM” diye geçer ”ilim ehli”—-”ilmen yakın”

      Ulema ilede—” ULUL ELBAB” olarak geçer ki bunların hepsi beyin ile alakalıdır…

      BAKARA – 242–Kezâlike yubeyyinullâhu lekum âyâtihî leallekum ((”ta’kılûn(ta’kılûne).”))
      BAKARA – 242–Allah size âyetlerini işte böyle açıklıyor. Umulur ki böylece siz akıl edersiniz.

      BAKARA – 269 –Yu’til hikmete men yeşâu, ve men yu’tel hikmete fe kad ûtiye hayran kesîrâ(kesîren), ve mâ yezzekkeru illâ ((”ulûl elbâb(elbâbi”))
      BAKARA – 269 –Allah, hikmeti dilediğine verir. Kime hikmet verilmişse, şüphesiz ona çokça hayır verilmiş demektir. Bunu ancak akıl sahipleri anlar.

      3 / AL-İ İMRAN – 18 –Şehidallâhu ennehû lâ ilâhe illâ huve, vel melâiketu ve ((”ulûl ilmi”)) kâimen bil kıst(kıstı), lâ ilâhe illâ huvel azîzul hakîm(hakîmu).
      3 / AL-İ İMRAN – 18 –Allah, şehâdet (şahitlik) etti: Muhakkak ki O’ndan başka ilâh yoktur. Melekler ve ilim sahipleri de adaletle kâim oldular (şahit oldular) ki, O’ndan başka ilâh yoktur, (O) Azîz’dir, Hakîm’dir.

      Bunlar 1–2 örnek çok çok çoğaltabiliriz…

      Kalp kelimesi kelimesi sadece şuara-79 geçer diğer ayetlerde Kulubun olarak geçer.
      26 / ŞUARA – 89
      İllâ men etâllâhe bi kalbin selîm(selîmin).
      Allah’a selîm (selâmete ermiş) kalple gelenler hariç.

    • yasir dedi ki:

      Kalp’e yapılan vurğu ise akıl ile her şeye ulaşılamıyacağıdır…Çok akıllı ilim sahibi insanlar vardır lakin kalpsizdirler kalpleri bazı hislere kapalıdır hissedemezzler…Yapılan vurgu budur, yani kalbin bazı duyğuları hissetmesi gerekiyor…
      İnsanlar aklı ve mantığı ile aşık olamaz kalp ile aşık olur…
      Aşk diye bir duyğu yok deemyin şimdi…
      Merhametsiz insanlara katı kalpli diyorlar, katı beyin değil..
      acımasız insanlara, zulüm yapanlara kalpsiz diyorlar, beyinsiz demiyorlar..
      Bilekis merhametsiz, acımasız insanların çoğu akıllı oldukları ile övünürler..
      Kalp beyne söz geçirebilir, ama beyin kalp’e söz geçiremez…

  12. cevapsiz dedi ki:

    çok saçmalamışsın be adam, Kalbin manyetik enerjisi beyinden 5000 kat daha fazlayken ve kalp nakli sonra insanların huy ve davranışları değişirken sen kalkmışsın kuran ı kerim de beyin terimi yok, beyinden üstün bir organ dururken beyini neden yazsın ki kuran, sen şimdi dersin beyini küçümsüyorsun, o zaman dünya ya gelmiş bir sürü peygamber var onların hepsi neden kuran da yazılmamış? neden bütün vücudumuzdaki bütün organlar kuran da yazılmamış? kuran ı kerim de sadece önemli olan şeyler yazılmıştır yani insanlar en çok neyden etkilenmişse onu söylemiştir kuran, sen şimdi dersin ne saçmalıyorsun diye al bunu izle:http://www.youtube.com/watch?v=a0S78b_pwLY ve araştırmasını yap bir daha da böyle konular açma

    • Agnostik dedi ki:

      İşte Müslümanların tipik bilimi kullanışı..Önce bilime bok atarlar ,sonra mecburiyetten kabul ederler..Önce Galileo,brunolar çıkar dünya yuvarlaktır der..inkar ederler kafir ilan ederler.500 yıl sonra onlardan özür dilerler..Gördüğümüz bu arkadaşta daha önce atalarının kabul etmediği “ne ki la bu” diye baktığı bilimi kullanarak bir şeyler kanıtlamaya çalışıyor..Zaten peygamberi açık kalp ameliyatı yapıyodu biz farkında değilmişiz..

      • bilal dedi ki:

        Sayın Agnostik ! Ya bilim tarihini okumamışsınız,ya da bile bile tarihi olayları çarpıtıyorsunuz…Lütfen , Bilim Tarihini okuyun.! 1-Orta çağ Avrupasında Galileo ve Bruno’yu bilimsel görüşleri nedeniyle kafir ilan eden ve Engizisyon Mahkemeleri kararıyla onları hapse ve diri diri ateşte yakmaya mahküm eden kimlerdir.? ?? Müslümanlar mı,yoksa Kilise ve Hıristiyanlar mı ??? İyice araştırın… Kilise ve hıristiyanların bileme karşı yaptıklarını hangi vicdanla müslümanlara maal ediyorsunuz…??? Bakınız,İslam dünyasında hangi bilim adamı bilimsel görüşleri nedeniyle cezaya çarpıtılmıştır.? İslam alimleri Galileo ve Bruno’dan yaklaşık 1000 sene önce dünyanın yuvarlak olduğunu,kendi ekseni ve güneş etrafında döndüğünü söylemişlerdir.Buna rağmen müslümanlar Galileo ve Brunoları kafir diye ilan etmişlerdir şeklindeki ifadeniz tarihi gerçekleri yansıtmamaktadır. Bi araştırın,onlara kafir dam-sını vuran kimlerdir.. Bkz.Galileo ve bruno’dan yüzlerce sene önce yaşamış olan müslüman alimler dünyanın yuvarlaklığı ve dönüşü hakkında neler söylemişlerdir..??? KUR’AN’I KERİM’de 1400 sene önce (yani Galileo ve Bruno’dan yaklaşık 1100 sene önce) dünyanın yuvarlak olduğunu söylemekte- dir…NAZİAT-30: والارض بعد ذلك دخيها الخ ‘’ Sonra Allah,arzı (dünyayı ) söbülleştirdi. (elipsoit yaptı ) denili- yor.Yani dünya yuvarlaktır… Yüzlerce sene önce müslüman alimlerinin görüşlerine de bkz:Sayın Agnostik ! Ya bilim tarihini okumamışsınız,ya da bile bile tarihi olayları çarpıtıyorsunuz…Lütfen , Bilim Tarihini okuyun.! 1-Orta çağ Avrupasında Galileo ve Bruno’yu bilimsel görüşleri nedeniyle kafir ilan eden ve Engizisyon Mahkemeleri kararıyla onları hapse ve diri diri ateşte yakmaya mahküm eden kimlerdir.? ?? Müslümanlar mı,yoksa Kilise ve Hıristiyanlar mı ??? İyice araştırın… Kilise ve hıristiyanların bileme karşı yaptıklarını hangi vicdanla müslümanlara maal ediyorsunuz…??? Bakınız,İslam dünyasında hangi bilim adamı bilimsel görüşleri nedeniyle cezaya çarpıtılmıştır.? İslam alimleri Galileo ve Bruno’dan yaklaşık 1000 sene önce dünyanın yuvarlak olduğunu,kendi ekseni ve güneş etrafında döndüğünü söylemişlerdir.Buna rağmen müslümanlar Galileo ve Brunoları kafir diye ilan etmişlerdir şeklindeki ifadeniz tarihi gerçekleri yansıtmamaktadır. Bi araştırın,onlara kafir dam-sını vuran kimlerdir.. Bkz.Galileo ve bruno’dan yüzlerce sene önce yaşamış olan müslüman alimler dünyanın yuvarlaklığı ve dönüşü hakkında neler söylemişlerdir..??? KUR’AN’I KERİM’de 1400 sene önce (yani Galileo ve Bruno’dan yaklaşık 1100 sene önce) dünyanın yuvarlak olduğunu söylemekte- dir…NAZİAT-30: والارض بعد ذلك دخيها الخ ‘’ Sonra Allah,arzı (dünyayı ) söbülleştirdi. (elipsoit yaptı ) denili- yor.Yani dünya yuvarlaktır… Yüzlerce sene önce müslüman alimlerinin görüşlerine de bkz:
        Dünyanın Yuvarlak Olduğunu Söyleyen Müslüman İlim Adamları

        07 Nisan 2013 Bilim Teknoloji

        dünya yuvarlak
        İslam dünyasında bilimin pek çok dalında çalışmalar yapılmıştır.

        Bir çok Müslüman alimin Orta Çağ’da Ay ve Güneş tutulmasını kurulan rasathanelerde rasat etmeleri; astronomi alanında yapılan ölçüm ve hesaplamaların günümüzde yapılan ölçüm ve hesaplamalara yakın sonuçlar vermesi; Halife el Me’mun döneminde hazırlanan ve doğru sonuçlar gösteren Dünya haritası; Güneş saati, su saati, açı ölçerlerin yapılması ve bunlar gibi pek çok bilimsel faaliyeti göz önünde bulundurduğumuzda görürüz ki; Dünya’nın yuvarlaklığının Orta Çağ’da yaşamış Müslüman ilim adamları tarafından bilinmiş ve söylenmiş olması o dönemde yapılmış binlerce bilimsel başarılardan sadece bir tanesidir.

        Orta Çağ’da yaşamış olan Hanefi mezhebinin kurucusu Ebu Hanife, Şafii mezhebinin kurucusu İmam Şafii, ünlü alimlerden İmam Gazali, Fahreddin Razi, Muhyiddin İbn Arabi, ünlü müfessirlerden Kadı Beydavî, Nesefî, bilim adamlarından Biruni, İdrisi gibi zâtlar eserlerinde Dünya’nın yuvarlak olduğunu söylemişlerdir. Dünya çapında ünlü bilim adamı olan Biruni, Dünya’nın hem kendi etrafında hem de Güneş etrafında döndüğünü ispatlamıştır.

        İmam Gazali ve Fahreddin Razi’nin bu konu hakkında söylemiş olduğu şu sözlere bakalım:

        İmam Gazali: “Felsefenin kabul ettiği prensiplerin bir kısmı İslâm dininin temel esasları ile çelişmez. Meselâ diyorlar: Ay’ın tutulması olayı, arzın güneşle ay arasına girmesiyle ay ışığının görünmemesinden ibarettir. Çünkü ay, ışığını güneşten alır. Arz ise yuvarlaktır ve gök her taraftan onu çevrelemiştir. Matematik hesaplarla ispatlanmış bu çeşit gerçekleri din namına inkâr etmek dine karşı bir cinâyettir. Metotsuz bir tarzda dini savunanların zararları, metotlu bir şekilde dine hücum edenlerin zararından daha fazladır. Darb-ı meselde denildiği gibi: Akıllı düşman, ahmak dosttan daha iyidir.” (Gazzâli, Tehâfutu’l-Felâsife, 80) *

        Fahreddin Râzî: “Bazı kimselere göre, yerküresinin yayılmış olarak sergilenmesi, onun küre şeklinde olmamasını gerektirir. Bu yanlış bir düşüncedir. Çünkü yuvarlak bir cisim büyük olduğu takdirde, bir sergi gibi üzerinde yaşanmaya müsait olur. Nitekim yerin (yuvarlağımsı) direkleri hükmünde olan dağların üzerinde de mükemmel bir şekilde durulabilmekte ve yaşanabilmektedir. Dünyanın konumu bundan daha uygundur.” (Râzî, Mefatihu’l-gayb, 2/104) *

        Müslüman ilim adamlarının yaptığı bilimsel çalışmalar ile ilgili bilgi almak isteyenler İstanbul Gülhane Parkı’nda bulunan İslam Bilim ve Teknoloji Tarihi Müzesi‘ni ziyaret edebilirler.

        dünya yörünge

        Müzeden çekilmiş bir resim

        Müslüman İlim Adamlarının Çalışmaları

        * Sorularla İslamiyet

        – See more at: http://dostsozu.com/dunyanin-yuvarlakligini-bilen-musluman-ilim-adamlari#sthash.TybdgPMe.dpuf

      • bilal dedi ki:

        Not: yazının ilk bölümü tekrar yazılmıştır özür dilerim… Saygılar…

  13. Azrail dedi ki:

    Senin gibi bir beyinsiz belki bir gün aşık olur da, aşk acısını beyniyle yaşar… Yada aşkından uzak kaldığında yüreği yerine beyni yanar.. tabiki sende beyin varsa….

  14. serkan dedi ki:

    İnsan ve dünya hayatının anlamı üzerine yazılmış en iyi yazılardan birinin linkini aşağıda veriyorum.Deizm ve negatif ateizm’in kıyılarında yürüyen bir insan olarak Elhamdülillah Rabbim bana doğru yolu yani hakikati göstererek karanlıklardan aydınlığa çıkardı.(Bakara 213 bunun en somut örneğidir).Dileyen Rabbine bir yol tutup benliğini arındırarak Hakikate ulaşır..
    Burada amacım ne bir kimsenin reklamını yapmak ne de propaganda yapmaktır.Benim gibi hakikati arayan ve biryerde tıkanıp kalanlar için bir vesile olabilir..Tabiki Rabbimizin izniyle,Elhamdülillah..
    Sevgiyle kalın.. Selam ile..

    http://www.temizfikir.com/?p=807

  15. yasir dedi ki:

    Kuran’da ilim geçiyor, alim-ulema geçiyor,akıl geçiyor…Şimdi bir’de ”NEFİS” çıktI…
    Hayda ne arıyosun Çayda…
    Sakın Bunların hepsi Arapça ”ENE”—”ENEL”—”ENANİYET”
    Türkçe ”BEN”–”BENCİL”
    Yunança mı? Latince mi? ”EGO”—”EGOİST” diyorlar…Onlar olması sakın.

    Şimdi Kalp bunun neresinde? Beyin Neresin de?
    Yoksa bunlar ayrı ayrı bir işe yaramıyorda, hepsini bir araya toplamış olmasınlar…

    ANKEBÛT – 57 –Kullu nefsin zâikatul mevti summe ileynâ turceûn(turceûne).
    ANKEBÛT – 57 –Her nefis ölümü tadıcıdır; sonra bize döndürüleceksiniz.

    ENBİYÂ – 35–Kullu nefsin zâikatul mevt(mevti), ve neblûkum biş şerri vel hayri fitneh(fitneten), ve ileynâ turceûn(turceûne).
    ENBİYÂ – 35–Her nefis ölümü tadacaktır. Sizi bir imtihan olarak hayır ile de şer ile de deniyoruz. Ancak bize döndürüleceksiniz.

    İSRÂ – 14 –Ikra’ kitâbek(kitâbeke), kefâ bi nefsikel yevme aleyke hasîbâ(hasîben).
    İSRÂ – 14 –Kitabını oku! Bugün sana hesap sorucu olarak kendi nefsin yeter.

    MUDDESSİR – 38 –Kullu nefsin bimâ kesebet rehîneh(rehînetun).
    MUDDESSİR – 38 –Her nefis, kazandıklarına karşılık bir rehinedir.

  16. mert dedi ki:

    bu kadar saçmalanmaz ya. harbiden komedi insanlarsınız. Kuran bilim kitabı mı anatomi kitabı mı, biyologlara kaynaklık mı etmesi lazım, halk duyguyu gönülden kabul etmişse ki bütün dünyada böyle kabul edilir, kimse aşık oldum beynim felan gibi laflar etmez. Duygunun nereden kaynaklandığının ne önemi var. sonuçta verilmek istenen mesaj orada başka. zırvalamayın lütfen.

  17. a dedi ki:

    Enbiya suresi 18. ayet: Hayır, Biz hakkı batılın üstüne fırlatırız, o da onun beynini darmadağın eder. Bir de bakarsın ki, o, yok olup gitmiştir. (Allah’a karşı) Nitelendiregeldiklerinizden dolayı eyvahlar size.

  18. a dedi ki:

    Kuranda BEYİN geçmiyor diyenlere kapak olsun!
    Enbiya suresi 18. ayet: Hayır, Biz hakkı batılın üstüne fırlatırız, o da onun BEYNİNİ darmadağın eder. Bir de bakarsın ki, o, yok olup gitmiştir. (Allah’a karşı) Nitelendiregeldiklerinizden dolayı eyvahlar size.

    • pante dedi ki:

      Bel nakzifu bil hakkı alel bâtıli fe yedmeguhu fe izâ huve zâhik(zâhikun), ve lekumul veylu mimmâ tasıfûn(tasıfûne).

      1. bel : hayır
      2. nakzifu : atarız
      3. bi el hakkı : hakkı
      4. alel bâtıli (alâ el bâtıli) : bâtılın üzerine
      5. fe yedmegu-hu : o zaman onu mahveder
      6. fe izâ : böylece o zaman
      7. huve : o
      8. zâhikun : zail olanlar (olmuştur), yok olanlar (olur)
      9. ve lekum el veylu : ve size yazıklar olsun
      10. mimmâ (min mâ) : şeylerden
      11. tasıfûne : sizin vasfettiğiniz (isnat ettiğiniz)

      Bu da sana kapak olsun!

      • Yüksel Yeni dedi ki:

        Senin 17.yy düşünürlerinden 1300 yıl önce İslam Mütefekkirleri aklın yerini tartışmış
        ama seninkiler gibi ukala ve edepsizce kendi düşünüşleri dışındaki düşünüşlere yaşam hakkı vermeyecek yok sayacak ukalaca mahalle baskısı altına alacak şekide değil.
        Gücün yeterse aşağıdaki ling’in seni götürdüğü yer git. araştır ve orjinallereine ulaş 🙂
        http://www.erdemyolu.com/rivayetlerhadis/kurana-aykiri-hadisler.html

  19. a dedi ki:

    yedmegu : dimağını yani beynini demek
    Dimağ Arapçadan Türkçeye de geçmiş ve beyin anlamıdadır. Pante, beynini kullan ve iman et!

    • pante dedi ki:

      Ne bu ayette ne de Kur’anda beyin sözcüğü geçmez.
      Akıl ya da dimağ sözcüklerini beyin diye sunmak sahtekarlıktır.
      Sen de o meal sahtekarları gibi yapma, dürüst ol!

      • a dedi ki:

        arapça bir sözlük al bak! Dimağ ne demekmiş görürsün. peşin hükümlü olma!

  20. a dedi ki:

    ben sizin üzerinize hakkı attım, o sizin gibi batılların beynini (dimağını) darmadağın etti.

  21. a dedi ki:

    ey pante, devekuşu gibi kafanı kuma sokma, biraz araştır arapça dimağın türkçe anlamı beyindir. esas sen meal sahtekarlığı yapma, dürüst ol!

    • pante dedi ki:

      Bu yalanını ispatlamazsan seni engelleyeceğim.
      Bekliyorum, getir ispatını..

      • a dedi ki:

        niçin arapça- türkçe bir sözlük alıp bakmıyorsun yoksa gerçek olandan (haktan) korkuyor musun?
        فَيَدْمَغُهُ dimağını dağıtır demektir. dimağ beyin demektir, akıl demek değildir.
        Beni engellersen gözünü gerçeğe kapatmış olursun.

  22. sevgi dedi ki:

    Ey, sensin devekushu. Once sen dimagini kullan da dushun bu ayet hangi anlamda yazilmishdir?!
    Burada beyin ile ilgili hich bir fikir yoktur. bu ayet hakkin haksizligin uzerine atilarak onu yok etmesi anlamindadir))) Yoksa biz beyni shu shekilde yarattik beyin fonksiyonlari shu shekilde idare eder falan yani beyin hakda hich bir fikir yokdur.

    Ali Bulaç Meali:
    Hayır, biz hakkı batılın üstüne fırlatırız, o da onun beynini darmadağın eder. Bir de bakarsın ki, o, yok olup gitmiştir. (Allah’a karşı) Nitelendiregeldiklerinizden dolayı eyvahlar size.

    Elmalılı Hamdi Yazır Meali:
    Hayır biz hakkı bâtılın tepesine fırlatırız da beynini parçalar, bir de bakarsın o anda mahvolmuştur, vay sizlere de o ettiğiniz vasıflardan

    Diyanet Vakfı Meali:
    ENBİYA 18. Bilakis biz, hakkı bâtılın tepesine bindiririz de o, bâtılın işini bitirir. Bir de bakarsınız ki, bâtıl yok olup gitmiştir. (Allah’a) yakıştırdığınız sıfatlardan dolayı yazıklar olsun size!

    Diyanet İşleri Meali:
    ENBİYA 21/18. Gerçeği batılın başına çarparız ve onun beynini parçalar; böylece batıl ortadan kalkar. Allah’a yakıştırdığınız vasıflardan ötürü yazıklar olsun size!

    Ömer Nasuhi Bilmen Meali:
    Hayır. Biz hakkı bâtılın üzerine atarız da onu parçalar da derhal yok olup gitmiş bulunur ve şiddetli azap olsun size, o tavsif ettiğiniz şeylerden dolayı.

    Suat Yıldırım Meali:
    Hayır! Biz gerçeği söyler, gerçeği yaparız! Hakkı batılın tepesine indiririz de beynini parçalar, bir anda canı çıkar o batılın! Allah hakkındaki böyle boş düşüncelerinizden ötürü yuh aklınıza, yazıklar olsun size!

    Muhammed Esed Meali:
    Tersine, Biz (gerçek bir yaratma eylemiyle) hakkı batılın başına çarparız da bu onu paramparça eder ve böylece beriki yok olur gider. O halde, (Allah’a) yakıştırdığınız şeylerden ötürü yazıklar olsun size!

    Hasan Basri Çantay Meali:
    Hayır, biz hakkı baatılın tepesine (indirib) atarız da o, bunun beynini parçalar. Bir de görürsünüz ki bu, yok olub gitmişdir. (Allaha karşı) vasf (ve isnâd) etmekde olduğunuz (iftiralar) dan dolayı yazıklar olsun size!

    Süleyman Ateş Meali:
    Hayır, biz hakkı bâtılın üstüne atarız da o onun beynini parçalar, derhal (bâtılın) canı çıkar. Allah’a yakıştırdığınız niteliklerden ötürü de vay siz(in haliniz)e!

    Abdulbaki Gölpınarlı Meali:
    Biz, gerçeği, aslı olmayan şeye karşı izhâr ederiz de onu tamâmıyla iptâl ederiz ve bâtıl, helâk olup gider o zaman. Ona isnâd ettiğiniz şeylerden dolayı yazıklar olsun size.

    • a dedi ki:

      Size de arapça- türkçe bir sözlük alıp bakmanızı öneriyorum.
      فَيَدْمَغُهُ dimağını dağıtır demektir. dimağ beyin demektir, akıl demek değildir.
      Bunları kuranda beyin yoktur başlığının bir aldatmaca olduğunu göstermek için yazıyorum

      • Gencer dedi ki:

        Dimağ:Bilinç Zihin demektir.Beyin bir organdır.Beyin diye bilinçli olarak sözlüklere eklenmiştir.

    • a dedi ki:

      pante diyor ki:
      Ne bu ayette ne de Kur’anda beyin sözcüğü geçmez.
      Oysa ben pantenin verdiği bu bilginin yanlış olduğunu yani Kur’anda beyin sözcüğünün geçtiğni size gösteriyorum.
      فَيَدْمَغُهُ dimağını dağıtır demektir. Dimağ beyin demektir, akıl demek değildir (bakınız arapça-türkçe sözlükler)
      Hâlâ görmüyor musunuz?

      • a dedi ki:

        Gencer, galiba sözlüklere bakmış ve şok olmuşsun. “Beyin diye bilinçli olarak sözlüklere eklenmiştir.” diye bilim dışı konuşuyorsun. Arapça Arapların kunuştuğu bir dil olduğuna göre beyin diye bilinçli olarak sözlüklere eklenip eklenmediğini de araştırabilirsin. Haydi kolay gelsin. Onların gözleri vardır, görmezler ayeti şu ana kadar sizlerde tecelli ediyor. فَيَدْمَغُهُ dimağını dağıtır demektir. Dimağ beyin demektir, hâlâ görmüyor musunuz?

      • pante dedi ki:

        Eski Arapçada dimağın beyin olduğunu kanıtlaman gerekiyor a. Günümüzün Arapça sözlüğü olmaz. Çünkü zamanında Arapların bilgisinde olmayan bir organa en uygun sözcüğü seçmiş oldukları kesin. Bu dimağ da olabilir. Ama seni doğrulamaz. Öyle olsaydı, düşünmek, akletmek vs. konular için Kur’an’da kalp geçmez, dimağ geçerdi.
        Artık eski tefsirlerden mi bulursun, nasıl ispatlarsın sen düşün.
        Uyduruk meali kanıt diye kullanamazsın. Uyduruk mealle kalkıp da beni sahtekarlıkla suçlayamazsın.
        Ya kanıtlarsın ya da özür dileyerek devam edersin. Kanıtlarsan ben özür dilerim. Yoksa ban!

  23. a dedi ki:

    Kuranda beyin ( فَيَدْمَغُهُ : beynini darmadağın eder şeklinde geçiyor) olduğuna göre, bu ayeti görüpte kabul etmeyen ve hâlâ Kuranda beyin yoktur diye israr edenlerde BEYİN YOKTUR.

  24. a dedi ki:

    Enbiya suresi 18. ayet: Hayır, Biz hakkı batılın üstüne fırlatırız, o da onun BEYNİNİ darmadağın eder ( فَيَدْمَغُهُ ). Bir de bakarsın ki, o, yok olup gitmiştir. (Allah’a karşı) Nitelendiregeldiklerinizden dolayı eyvahlar size.
    Bu mübarek ayet Kuranda beyin yoktur diye iftira eden sizin gibi ateistlerin beynini darmadağın etmiyor mu, bu büyük bir mucize değil mi? Biraz beyninizi kullanın!

  25. a dedi ki:

    FLAŞ…….FLAŞ……FLAŞ: DİMAĞ BEYİN Mİ DEĞİL Mİ?
    pante gibi Ne bu ayette ne de Kur’anda beyin sözcüğü geçmez. Akıl ya da dimağ sözcüklerini beyin diye sunmak sahtekarlıktır. Sen de o meal sahtekarları gibi yapma, dürüst ol! diye iftira ederek dimağ beyin değildir diyenlere ve ceyhun gibi Dimağ:Bilinç Zihin demektir.Beyin bir organdır.Beyin diye bilinçli olarak sözlüklere eklenmiştir.diyenlere BİR ÖNERİM:

    google’da arapça dimağ دِمَاغ yazarak arayın ve görsellere girin, ne görüyorsunuz?
    NOT: دِمَاغ kopyala yapıştır yapabilirsiniz.

  26. a dedi ki:

    SON DAKİKA!!!!!!! DİMAĞ BEYİN Mİ DEĞİL Mİ?
    pante gibi Ne bu ayette ne de Kur’anda beyin sözcüğü geçmez. Akıl ya da dimağ sözcüklerini beyin diye sunmak sahtekarlıktır. Sen de o meal sahtekarları gibi yapma, dürüst ol! diye iftira ederek dimağ beyin değildir diyenlere ve ceyhun gibi Dimağ:Bilinç Zihin demektir.Beyin bir organdır.Beyin diye bilinçli olarak sözlüklere eklenmiştir.diyenlere BİR ÖNERİM:

    google’da arapça dimağ kelimesini harekesiz دماغ yazarak arayın ve دماغ‎ ile ilgili görsellere girin, ne görüyorsunuz?
    NOT: دماغ kopyala yapıştır yapabilirsiniz.

  27. yasir dedi ki:

    Yer yüzünde hareket eden hanği canlıda beyin yok, hanği canlıda kalp yok…
    Orğan olarak baktığımızda bütün canlılarda beyin var, kalp var…
    Önemli olan bu beynin ve kalbin hissiyatları-fonksiyonları-donanımlarıdır…
    Kuranda Nefs’e hep bir vurğu vadır…
    Kalp ve Beynin hissi-akli-iradi tüm toplamı Nefs’te dir…

    Kuranda nefis ile alakali tahmini 100 ayet geçiyor
    http://meal.ihya.org/kurandan-ayetler/kuranda-gecen-nefis-ile-ilgili-ayetler.html

    KIYÂME – 2 –Ve lâ uksimu bin nefsil levvâmeh(levvâmeti).
    KIYÂME – 2 –Ve andolsun kendini kınayıp duran nefse.

    İSRÂ – 14 –Ikra’ kitâbek(kitâbeke), kefâ bi nefsikel yevme aleyke hasîbâ(hasîben).
    İSRÂ – 14 –Kitabını oku! Bugün sana hesap sorucu olarak kendi nefsin yeter.

    FUSSİLET – 53 –Se nurîhim âyâtinâ fîl âfâkı ve fî enfusihim hattâ yetebeyyene lehum ennehul hakk(hakku), e ve lem yekfi bi rabbike ennehu alâ kulli şey’in şehîd(şehîdun).
    FUSSİLET – 53 –İnsanlara ufuklarda ve kendi nefislerinde âyetlerimizi göstereceğiz ki onun (Kur’an’ın) gerçek olduğu, onlara iyice belli olsun. Rabbinin her şeye şahit olması, yetmez mi?

  28. T.TAŞPINAR dedi ki:

    http://www.nisanyansozluk.com/?k=dima%C4%9F
    Yukarıdaki gayrimüslim Ermeni bir vatandaşımız olan dilbilimcimizin Sevan Nişanyan’ın hazırladığı sözlük…
    http://www.osmanlicaturkce.com/?k=dima%F0&t=%40
    Bunlarda hep dimağın ilk anlamı beyin olarak geçiyor..
    Bu kaynaklara göre aynen ayetteki gibi Yüce Allah hakkı batılın üzerine vurup beynini dağıtıyor…

  29. a dedi ki:

    EY PANTE!
    Ne oldu, Eski Arapçada dimağın beyin olduğunu kanıtlaman gerekiyor gibi saçma sapan yollara saptın. Sen bütün mealleri Yeni Arapça sözlüğe göre kabul ediyorsun da dimağın karşılığının beyin olduğunu görünce neden aniden U dönüşü yapıyorsun. Beni BANlarsan tartışmayı kaybetmiş olursun. Hani burası özgür tartışma platformuydu, özgürlük mü ve ban mı?
    Ben size tebliğ görevimi yapmak ve insanları kandırmanızı önlemek için bunları yazıyorum. Zaten bu tartışmayı izleyen ve tarafsız herkes benim hakkı (gerçeği) savunduğumu, senin batılı (yanlışı) savunduğunu ve sonuçta yenildiğini anlayacaktır. Aslında ayet de bu gibi durumlarda sizin yenileceğinizi mucizevi bir şekilde ortaya koyuyor. İstersen ön yargılardan kurtularak düşün, kim bilir belki sen de müslüman olursun.
    Düşünmeniz için ayetin mealini tekrar koyuyorum:
    Ahmet Tekin Meali: Doğrusu, biz hakkı (gerekçeli, hikmete dayalı, toplumda hakça düzeni gerçekleştirecek bu hak kitabın, Kur’ân’ın getirdiklerini), bâtılın başına başına vururuz, onun beynini parçalar. Bir de bakarsın ki, bâtıl o anda yok olup gitmiştir. Allah’a yakıştırdığınız sıfatlardan dolayı size yazıklar olsun.
    Benim yaptığımda bu, gerçeği bâtılın başına başına vurmak!
    Hidayet ALLAH’tandır, KUL da cüz’i iradesini kullanmalıdır.
    İnanmamaya değil, inanmaya çalış, yani cüz’i iradeni inanma konusunda kullanmaya çalış. Allah, inanmak için insanları düşünmeye çağırıyor. DÜŞÜN! Düşündüğünde bana “Eski Arapçada dimağın beyin olduğunu kanıtlaman gerekiyor.” diyerek ipe un sermeye çalıştığını anlayacaksın. Hem sen niye araştırmıyorsun bunu? Belki sen, Eski Arapçada dimağın beyin olduğunu bizden önce bulursun ve kanıtlarsın.

    • pante dedi ki:

      Kanıtlayamadığın ve sahtekarlık lafını geri almak yerine zeytinyağı gibi üste çıkmaya kalkıştığın için banlandın.

  30. 111 dedi ki:

    kolay gelsin cümleten. doğru bir yolda fikir paylaşımı yapıyorsunuz. ama ana yoldan çıkıp detaylarla uğraşmayın. Çünkü fazla detay sizi dinden çıkartabilir. Buradaki ana konu bence kalp teki gizem.

  31. Mutedil dedi ki:

    Faydalı olacaksa türkçedeki önceki kullanımıyla “dimağ” kelimesinin etimolijisini yönelik bir kaç misal verelim:

    “ed-Damğ” beyne ulaşıncaya kadar kafayı yaralamak demektir. (Kafada¬ki yaralama şekillerinden birisi olan): ed-Dâmiğa da buradan gelmektedir. (İmam Kurtubi, el-Camiu li-Ahkami’l-Kur’an, Buruc Yayınları:)
    “Beynine vurur”. Bu kelime, “ciğerine vurdu” başına vur¬du kelimeleri gibi, isimden yapılmış fiildir. (Muhammed Ali Es-Sabuni, Safvetü’t Tefasir, Ensar neşriyat).
    21/18’de d-m-ğ, beyni parçalayan yarık. Beynin parçalanmas anlamında bir istiare. (Rağıb el-İsafahani, Müfredât). (İstiare: Bir kelimenin manasını muvakketen başka müşterek manada kullanmak. Bak.mecaz).
    demeğa – demğa: başından derince yaralamak, beynini çıkarmak. Güneş çarpmak. Galip gelmek. İzini silmek. Damgalamak. ed-damğ: Beyne varan yara. ed-dimağ: Beyin. (Arapça-Türkçe Yeni Kamus: B.Toplaoğlu-H.Karaman, sh.107, Elif Ofset, İst. 1987).
    Dimağ (دِمَاغ): Beyin. Kafanın içi. Meğz. Akıl. (Bak: Kalb). (Osmanlıca-Türkçe İslamî-İlmî-Edebî-Felsefî Yeni Lugat: Abdullah Yeğin, sh.107,Hizmet Vakfı, İst.1983). Mağz: Beyin Öz. İç. Lüb. İlik. Dimağ. (a.g.e., sh.372).
    Beyin: Kafatasının üst bölümünde beyin zarı ile örtülü, iki yarım yuvar biçiminde sinir kütlesinde oluşan, duyum ve bilinç merkezlerinin bulunduğu organ, dimağ. (Türkçe Sözlük: TDK, sh.255, Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Türk Dil Kurumu Yayınları,549, 10.bsk., Ankara 2007).

    Müsade ederseniz konuya birkaç katkı yapmak istiyorum. Gerçi kardeşler kısaca deyinmişlerdir belki ama yinelemiş oluruz. Teşekkür ederim.

    Burada salt “beyin” kelimesini baz alarak bir yerlere gelinmek istendiği açık. Şüphesiz şimdiki bilgimizle beyin insanın nefsinde çok önemli bir işleve sahiptir. Bu kesin. Ne var ki bu gerçek değişik kelime ve kavramlarla da içkindir. Buna geri döneceğim.
    Beyin kelimesinin önceki kullanımları var mıdır? Önce dimağ kelimesi tedavülde olmuştur. Beyin kelimesi türkçeye ne zaman girmiştir. Türkçede bu kelime ilk olarak ne zaman kullanıma girmiştir? Etimolojik kökeni nedir, nereden ve nasıl çıkmıştır. Semantiği nedir? Bunların da sorulması gerekir. Bu durumda diğer dilleri de sorgulamamız gerekecektir. Yunanca, latince, almanca, ingilizce, fransızca… sayın gitsin.

    Aslında hepimiz biliyoruz ki, bu sitede yapılmak istenen “Scientism / seküler bilimcilik”ten başka bir şey değildir. Burada bilimcilik, semavî dinin yerine geçen yeni bir “din”dir. Şu mesele: “Pozitivizm ile Metafiziği” çakıştırmak. İlla da “bilim ile dini” karşı karşıya getirmek. İnsanın tecrübesi ile vahyi savaştırmak. Seküler Hümanizmi ile semavî öğretilerle çatıştırmak! Bunun ortası yok mu? İkisini vasat bir düzlemde barıştıramadık gitti. Bir türlü ikisinden aynı anda faydalanamadık gitti. Halbuki ikisi de bizim mululuğumuz için. Oysa bilim evrenin nasıl meydana geldiği ile ilgilenir, semavî öğreti de niçin yaratıldığı ile ilgilenerek buna anlam yükler. Böylece birbirini tamamlarlar. Çelişki ise bizim kafamızda (dimağımızda). Kur’an-ı Kerim, kendini bir bilim kitabı olmaktan çok, bir hidayet kitabı olarak tanımlar (2/2). Bilimi de insanın yapmasını teşvik ederek, Allah ile bağının kurulması şartını öncelemiştir: “Oku yaratan Rabbin adına” (96/1). Bu ayet vahyin ilk cümlesidir. Evren bu düzlemde okunacaktır. Allah insanla vahiy yoluyla iletişim kurmuş, Kendini tanıtmış, yaratılıştaki hikmetleri hatırlatmış, Kendine yönelinmesini dilemiştir. Yaratan ve yaşatan Allah insan-insan, insan-Allah, insan-tabiat arasındaki ölçüleri vazetmiştir. Böylece kendisiyle ve dışındaki evren ile barışı tesis edebilmesi mümkün hale gelcektir. İnsanoğlu bu ahlakî ve akidevî ölçülerle dünya hayatını inşa edecektir.

    Şimdi beyin üzerinde araştırma yapan sinir bilimcileri tarafından beyinde inanç geni bulundu. Meditasyon ve dua halindeki Budist rahipler üzerinde yapılan araştırmada beyin bölgesindeki sinyallar görüntülendi. Rahiplerin kişiliğiyle evrenin bütünleştiğini hissettiklerinde, beyinlerinin bir bölgesinde bir alan aktif hale geçmektedir. Beyindeki inanç geninin güvende, bir bütünün parçası gibi hissettiren, sonsuz bir güce inanma duygusu olduğu ortaya kondu. Burada Tanrı kavramıyla bağlantı kurma ile ilgili bir genetik aktivasyon meydana gelmekte, insanın beyninde bir alan ortaya çıkmaktadır. Bunun ise beyin alanlarında serotonin salgılamasına neden olduğu ve sahibini rahatlattığı ve kendilerini iyi hissettiği tesbit edildi.
    Yine batıda “Decartest’in Yanılgısı” diye kitap yazan Nörolog Prof. Dr. Antonio R. Damasio’nun ve beyindeki duyguları araştırması sonucu “Duygusal Zeka” kitabını yazan Psikolog Dr. Daniel Goleman”ın gibi araştımacılar çıkmıştır. Hatırlarsak, modern Batı felsefesinin babası sayılan R. Decartes’in “Düşünüyorum öyleyse varım” (Cogito ergo sum) düşüncesi, insanın yalnız aklını esas alıyordu. Duyguları ve denetimine yer vermiyordu. Descartes’ın çalışmaları herşeyden şüphe esasına bağlı olarak “Rasyonalizm” denilen “Akılcılık” akımının doğmasına yol açmıştır. İnanın “scientism”in çıktığı ana rahmi olan Batı felsefesi (Okzident), ayaklarının bastığı kendi vatanında bundan vazgeçerek birlikte barış içerisinde yaşadıkları gibi, dünyaya kendi kültürlerini medya aracılığı ile ihraç ediyor. Asla birbirini tüketmiyorlar. Adamlar birliği kurdular, sınırları kaldırdılar, para birimleri ve askeri güç kurdular. Bizim mahallemize birlikte saldırıyorlar.
    Bizleri “Orient” diye ayırıyor, “Oryantalizm” ile dağıtıyorlar. Şu andaki İslam medeniyeti coğrafyası ortadadır. Güçlü olmaları istenmiyor, bilim ve teknolojide ileriye gidemezler, asla birlik olmaları engelleniyor. Halkı müslüman olan devletlerin batı ideolojiler ve kültürü ile Vaşinkton, Brüksel ve Moskova gibi ülkelern elinde bağımsız olamıyor. Küresel güçler çok paralar yatırıyor, güçlü casusluk faliyetleri sözkonusu, her yeri dinleyebiliyor, takip edebiliyor. Bu bölgeleri taraflara ayırarak kendince ılımlı, radikal diye tanımlarını koyuyor. Etnik, mezhebi ve gruplara ayrıştırıyor. Daha bunu öğrenmek, farkına varmak için çok ekmek yimemiz gerekiyor.

    Beyin kelimesine dönersek, bu kelime geçmese de kavram olarak zaten var olduğu bilinmektedir. Biyolojik olarak beynin, duygu, düşünce ve davranışların tetiklendiği merkez olduğu bilinmektedir. Dolayısıyle kalp iki anlamdadır. Birincisi biyolojik kalbdir ki, bu beyindir. Diğeri psikolojik kişilik olan gerçekte anlayan ve sorumlu olan özbenliktir. Siz isterseniz buna ruh deyin, ister öz deyin ve ister nefs deyin. Burada önemli olan “ben” denilen kişiliktir. Kasdedilen de budur.
    Kur’an-ı Kerim’in üzerinde durduğu “akleden kalb” (bağ(lantı) kuran kalp) kavramı (22/46) tam buna tekabül ediyor. Düşünmenin ve anlamanın, kavramanın mahalli olarak kalp. Burada kalbin kan pompası ile alakası yoktur. Kur’an’da kan pompası anlatılmaz. Karıştırılan burasıdır. Galiba bu yanlış anlama hatası yüzünden, bu konunun tartışılmasınında temel nedenini oluşturuyor. Buradaki kalb göğüsteki manevi kişilktir,ruhtur. İdrak eden özdür, benlikdir. Buda göğüstedir (bedendedir). Kur’an bu kişiliğin fuksiyonlarını birçok kelime ile birçok yönüne atıfta bulunmuştur. Zikir/tezekkür (hatırlama), tefekkür (düşünme), ikra/kıraat (okuma), tefakkuh/fıkıh (ince/derin kavrayış), teakkul/akıl/akletmek (bağ kurmak/kavramak) vs. gibi. Hepsi beyin ile ilgilidir. Yani demekki önemli olan beyin kelimesinin bu kavram içerisinde olmasıdır. Bütün bu kelimeler beynin işlevini anlatan kavram oluyor. Misal bilgi, kanıt, ölçü, argüman olmadan salt sanı ile kesin olmayan şeylere kesin gibi yönelmek insan olmaya sorumluluk getirmiştir. Yani insanın bilgi/ilim alan merkezleri sorumlu oluyor. Bunlar birbiri ile alakalı yetilerdir:
    “Bilmediğin şeyin ardına düşme; çünkü, işitme duyusu, görme duyusu ve kalp, bunların hepsi (Hesap Günü’nde) bundan sorguya çekilecektir!” (17-İsra 36)
    Burada zikredilen kalb “fuad” (f-e-d) kelimesidir. Aynen beyin gibi duruyor. Anlamı: Akıl, kalb, gönül, yürek.
    Şu ayeti kerimelerde de fuad kelimesi geçmiştir:
    “Sonra ona (yaratılış) amacına uygun bir şekil verip Kendi ruhundan üfler; ve (böylece, ey insanoğlu,) sizi hem işitme ve görme (melekeleri) hem de düşünce ve duygularla donatır, (Buna rağmen) ne kadar da az şükrediyorsunuz!” (32-Secde 9)
    (O gün) başlarını dikerek koşarlar, bakışları kendilerine dönmez, (öyle donup kalmıştır sanki). Yüreklerinin içi de bomboş havadır. (Şaşkınlıktan, kafalarında düşünce adına bir şey kalmamıştır). (14-İbrahim 43)
    Bu iki ayette fuad (kalb) kelimesiyle duygu ve düşünceleri içeren bugünkü tedavülde olan beyin kavramına atıf vardır.

    Yine “kalblerin takvası” kavramıyla (22/32) kalblerin günahlardan sakınması dolayısıyle kalblerin Allah’a sorumluluk bilincinin olduğu yer olan dimağa dikkat çekilmiştir. Aslında bütün bunlar günümüzdeki kullanımıyla beyin kelimesinin işlevlerini, kavram olarak içeriyor.

    Şimdi son dönemde beyin üzerinde yapılan araştırmalar insan biyolojisinin merkezinin beyin olduğunu ortaya koyuyor. Akleden kalbimizle (özbenliğimizle) dış dünyaya ile beyin (dimağ) üzerinden ilişki kurabiliyoruz. Öyle sanıyorum ki, beyin üzerindeki çalışmalar anlaşıldıkça, gelecekte kalb kavramının beyin ilişkisi meallerde daha belirgin verilecektir. Kur’an’da kalb/beyin irtibatının özü budur.

    Kalb (K-l-b) kelimesinin etimolojisi:

    Galebe: Altını üstüne getirmek. Çevirmek, ters/yüz etmek. İncelemek.
    Gallebe: Tersine çevirdi. Sonunu düşündü.
    Tegallebe: İstediği gibi hareket etti. Seyahat etti.
    el-galbü/gulûbün: Yürek. İç, öz. (Arapça-Türkçe Yeni Kamus: B.Toplaoğlu-H.Karaman, sh.353, Elif Ofset, İst. 1987).

    Kalb, k-l-b: Birşeyin bir şekilden başka şekle çevrilmesi, döndürülmesidir. (Rağıb el-İsafahani, Müfredât).
    Görüldüğü gibi kalb kelimesinin etimolojisinden biyolojik anlamda alınırsa beyine tekabül ediyor. Duygu ve düşüncelerin mahalli anlamında. Manevi kişilik (ruh/nefs) anlamında yine öze tekabül ediyor. Manevi kişilik dediğimiz özün kütlesiz enerjisi bedenle ilişkisi beyin üzerindendir. Meselenin özü budur.

    Bu anlamda bizcede “KALBİN BEYİN FONKSİYONLARINA SAHİP BİLİNMESİ ” doğrudur.
    Saygılarla

    • cemal dedi ki:

      harika bir halk dilinin içine muthiş araştırma kapıları açacağın detaylar tahmin etmişsin ve güçlü bir iddaamdır çoğu bir tutarlık gösterecektir ama bu tutarlılıklarda bir dizi kendini takip edecek ve yeni yollar gösterecek. hakikaten çok cılız yaklaşımlar görddüm bilimli bilimsizlerden yahu bunların bilimi ne derse ona inanıyorlar çok sapkın yaklaşımlar bunlar cahiliye yaklaşım farkında hiç olmayacak cahiliye insanları kendin o bilimi bilmiyorsun biri bu sonuçları bulduk diyor bu sonuçlarda rakamlarla henüz ifade etmeyeceğimiz bir şeyin birazcık sözüm ona görüneni ikincisi bu bilim insanlara hakaret ettiniz kitabıım olan kurana nasıl yaklaşıyor hiç bilginiz yok var mı yahu bu basit basit tiplerin hepsi rant peşinde şöhret peşinde artist bunlar başlarını bir yıkansınlar yok beyin geçmiyor muş yok birde turkçe beyin yazsaydı turkiye halklar ilerde çatışacak beyin geçmemiş olsun çapınız ne sizin allah size bunları söylesin yada gelsin size kendi makamını versin o üç beş kitaptan boğulmuşsunuz çözülmemiş hangi denklemi çözmüş bunlar
      ben gerçekten islam çok saygı duymak zorunda olnan biriyim ve ciddi ciddi yazı yazan müslüman kardeşleri görünce çok üzüldüm hakikaten çok iyi insanlarsınız ve çoğu soytarı siz kalbi temiz insanların sırtından geçinmek istiyor allah sizi lahın kitabı temiz kalmış korusun.soytarı git kalbi beyni nerde buluyorsan bul kardeşlerime bulaşma kitabıma dil uzatma kendi batına bak hayatlarına çıkmazlarına bak her sakallı müslüman değildir o çocuk katilleri araplarda müslüman değildir her arap müslüman değildir islama müslümana iftira atmayın pislik şeyleri yapıyor pislikler islam için yapıyoruz diyor pislik yerleri cehennemdir onlar münafıktır hepsi bu öle kelimelerin tarihçesinin peşine düşmeyentel mentel tiplikler su dersin water dersin kitap dersin ne olcak beleşenleri işleri hepsi aynıdır gözüm ulan bilginiz yok profesörlük yapıyorsun senin keşfin ne onu söyle bırak şu bulunmuş bu bulunmuş bak lanet insanlıkta bir allahın kitabı temiz kalmış ona dokunmayın günahtır

  32. abdulvahidisik dedi ki:

    Arkadaşlar bu kadar yorumun üstüne ne yazılır bilmiyorum ama ilgimi çeken bir konu olduğu için biraz araştırmıştım yakın zamanda, paylaşayım dedim. Bilimin biraz yeni bulguları var bu konuda. Kalbde beyin hücreleri olduğunu, kalbin beyinden emir almadan çalışan tek organ olduğunu, anne karnında oluşup çalışmaya başlayan ilk organ olduğunu ve sevgi, hafıza gibi bazı şeylerin kalbde depolanıyor olabileceğini okumuştum.
    Bilim hafızanın yerini beyinde bulamadı zaten, sadece tahminler var. Yani bu konu Kur’an’ın, günümüz biliminin -şimdilik- ulaşamadığı bir ilmi olabilir. Daha araştırılıp öğrenilecek çok fazla konu var.
    Tam kaynak veremeyeceğim ama araştırmak isteyen arkadaşlar buradan buyursun; (türkçe kaynaklar çok kısıtlı kalıyor, o yüzden ingilizce): http://goo.gl/KtdngT

    • BOBKET dedi ki:

      Sn abdulvahidisik
      Yapay kalple yaşayan insanlar var, şimdi bunlar gerçekten kalpsızmı oluyorlar.
      Bunların şerrinden korkalımmı bunlar balık hafızalımı, duygusuzmu, vicdansızmı. Aşık olmakta zorluk çekerlermi vs…

  33. Yüksel Yeni dedi ki:

    İlginç bir tartışma
    Epistemolojik sapkınlık içerisinde olanların savunanları da yerenleride aynı şeyden bahsediyor.
    Zıddının aynısı iki kesimin savunu ve eleştirilerini görünce insanın gülesi geliyor.
    Herkes akletmenin beynin fonksiyonu olduğuna iman etmiş.
    Ama hiç kimse akletmenin bir kalp fonksiyonu olduğunu savunmuyor.
    16.17. ve 18.yy geri zekalısı bir kaç bunak filozofun felsefesiyle şekillenen epistemolojik sapkınlık içerisinde zihni inşa olanlar epistemolojik ve gnoseolojik itikadlarını mutlak doğru zannetmektedirler

    Hayır bilimsel bilgi metodolojisi sorunsaldır. Tüm kavram ve kurumları ile sorunludur. Bu sorunsalı sorgulayacak çap ve kapasitede olmayanlar Thomas Hobbes’nin 16.yy’da ortaya attığı tezler 17. yy’da John Locke ve David Hume 18.yy’da Immanuel Kant’ın peyganberleştirilmesine hatta tanrısallaştırılmasına tabii olmuşlardır.

    Yok bayım yok
    Akletme beynin değil kalbin fonksiyonudur.

    Beyin kelimesinin olmadığı hiçbir dil ve hiçbir zaman dilimi yoktur.
    Ama beyin kelimesine modernitenin yüklediği anlamı yükleyen hiçbir kültür ve medeniyet te yoktur.
    Tüm gerizekalılılklarına rağmen modernitenin ukala hatta edepsizce savunuları kendi dışındakileri insafsızca yerişlerini anlayamayan modernin mankurtları kendi ata değerlerine kendi insani kimliğine modern adına savaş açmıştır.
    Her şeyi yanlış olan
    Tüm doğruları yanılgı olan
    Doğrulama standardı bozuk olan
    Modernizmin insana ve insanı insan eden değerlere verdiği tahribatı kavramak için
    Epistemolojik sapkınlıktan
    Epistemolojik hidayete ermek gerekir.
    Bu hidayete erişin tek yolu ise
    Adem misali tüm kelimelere etimolojik bir baş kaldırı ile yeniden anlam yüklemeli
    Özgün ve orjinal anlamları ile
    yeniden akletmeli
    ve farklı bir metodoloji ile
    bu özgür akledişi örgütlemeli

    Kısa ve öz ifadesiyle
    Seküler ve pozitivist bilimsel bilgi metodolojisini red ve kalp merkezli aklaedişi kabul gerekmektedir
    .

  34. MaMaLi dedi ki:

    Kuran-ı kerim nerdeyse kusursuz diyeceksiniz!!alın size,kuran-ı kerimin çelişkisi!ali imran suresi ayet 67,araf,143,enam,163,allah karar verememiş,ilk mümin kim))varmı içinizde bilen)))

  35. Seymur dedi ki:

    sayin Serdar Kangil bey yazdiginiz mekaleleri seve-seve okuyorum.Paralel olarak ünlü yönetmen Aaron Russonun ,Rokfeller ailesi hakda verdiyi aciklamalardan sonra öldürüldüyü düsünülen belgesel filmleri ve öylecede Jacque Fresconun Venus projesi ile yakindan ilgileniyorum.Bu proje tum dünya insanlari ,yani hepimiz icin cok önemli.Progede ne kadar para sistemi mevcutsa biz. insanlar kul gibi yasamaya devam edeceyiz diyor.Proje tüm dünya insanlarini birlesmeye davet ediyor.Prezidentsiz ,Basbakansiz ,Senatsiz,Kongresmensiz bir dünyayi tercih ediyor.Evet sayin Serdar bey ve saygideyer site okuyuculari cok rica ediyorum,Jacque Fresconun Venus projesi ile Yootubede tanisin ve destek olun .Buna tüm insanligin ihtiyaci var ,mesela bu projeyle bagli güzel bir mekale yazarsaniz eyer cok yardim etmis olursunuz.Kisacasi evet ne kadar Prezidentlik ,basbakanliq, konqresmenlik senatorluk dünyasinda yasarsak ,birak Suriye ve Iraki tüm dünyada hep kanlar durmadan akicak.Buna bir dur demenin ,son vermenin tam zamani geldi artik.Rusiya ,Fransa ,Avstriya ülkeleri artik yeteri kadar bu projeyi desteklemekteler.Sunu bizlerde yapa biliriz .Cok rica ediyorum insanliga katkida bulunalim.Tesekkürler .

  36. tekin dedi ki:

    gönderilen cevapların hepsini okumadım. kuranı kerimde neden hic beyin söz edilmedigini idda eden insan. kuranın düsünen insana ,anlama kapasitesi olan kisiye, yani beyine hitap ediyor. sen muhatabına kendisinden bahsedermisin.beynin nasıl calısması gerektigini hangi organları nasıl yönlendirmesi gerektigini anlatıyor. anladınmı yada anlamaya calısacakmısın. hoscakal

  37. süleyman çevik dedi ki:

    https://www.facebook.com/notes/%C5%9Famil-%C5%9Fhapli-erkan/kalbimiz-di%C4%9Fer-beynimiz/10150627318671406
    kalp ve beynin beraber düşünüp karar verdiğini gösteren araştırma.. inacele
    yin….

  38. süleyman çevik dedi ki:

    Son çalışmalar bize, kalbimizin sadece bir çeşit beynin olduğunu göstermekle kalmayıp, beyin ile nasıl bir iletişim içerisinde olduğunu ve algılarımızı ve duygularımızı nasıl etkilediğini açıklıyor. Ve şaşırtıcı bir çekilde ilişkilerimizde kalbin gerçek rolünü ortaya koyuyor.

  39. Safinaz dedi ki:

    Mecazi bir vurgu yapıldığı bariz belli saçmalamaya lüzum yok.Beyin sadece insan vücudundaki fonksiyonları yerine getirir.Kalp hisseder,beyin yorumlar.Halk arasında da kalbimizin hissettiği şeylere dair yorumlar yaparız,mantığın,duyguların,hislerin ayrıldığı yerlerden bahsederiz.Allah’ın indirdiği kutsal bir kitap da hele ki Kur’an gibi özel bir kitap da beynin veya başka seylerin bilinmediğini iddia etmek haddimize değil.Şüphesiz ki Allah en iyi bilendir.

  40. ahmet dedi ki:

    Kalp 131 ayette geçer fakat birço bu mecaz içeriklidir beyin bilinmiyordu diyen lere 75 ayette beyinlerini kullanmaya akıllarını kullanmaya teşvik eden ayet vardır . Ayrıca kalbi çeşitli isimlerde ve sıfatlarda verir fuad gibi .. sadece kalp yazmaz organ olarak söylenmiyor … diğer konu onların kalpleri mühürlendi artuk imam etmez ve anlamazlar denilen kısım şuan burada gözüküyor .. kısa ve her senin inancın sana benim inancın bana …

  41. karaca dedi ki:

    kuranı dikkatli takip etmek gerekir pek çok rapor orada mevcut,insanların yok edilmesi helaka uğraması,insanın maymuna çevrilmesi,yecüc mecüc,göktekiler,enfal 26 da bahsedilen kavimin yaptıkları zayıf olanların götürülmeleri,zülkerneyn peygamberin yaptıkları hiç gece olmayan bir yer olabilirmi demek dünya dışına gitti birden çok güneşi olan gezegenlerde yaşayanları gördü,adam zamanında tam astronutmuş,yecücle mecuc kavmini hapsetmiş,yeryüzünde insanlara hasar veren pek çok olayı açıklamış dikkatli ve uyanık olmamızı geçmişten haber vererek istemiştir yani insanın düşmanı pek çokmuş nerden geldilerse gelmişler insanları yok etmek istemişler,bunlara karşı dikkatli olmamızı isteyerek bizleri uyarmış,planlı ve proğramlı olmamızı istemiş,geçmişte insanların başına gelenleri roman gibi raporlayıp bize sunmuştur,bundan dolayı kurana teşekkür etmeliyiz başka hiç bir kaynak bu kadar detaylı verebildiğini sanmıyorum zaten dünya mitlerini izleyin takip edin hep kuranı destekler niteliktedir. o halde kuranı bir rehber olarak görmeliyiz orada istenilenleri akıl süzgecinden geçirmeliyiz,iyiki geçmişte olanları bize haber veriyor hazırlı olmalıyız,bakın kıyamet olayını bile raporluyor,bakalım bu bilgi karşısında insan hangi tedbiri alabilecek,şimdi ateistler hemen zıplamasın birde benim baktığım mantıkla akıl süzgeciyle kurana baksın varmı yokmu yukarda saydıklarım ben bunları insanlara raporluyor diyorum sizde bilgi veriyor deyin
    o zaman pek çok tedbir almamız gerekmezmi kim bu ferişdahlar,devler,kanatlılar,yecüc,mecüc,uzaylılar,ufolar,ateşsiz dumansız varlıklar,şeytan,iblis,insanların yanında çekirge gibi kaldığı nefilimler, daha sayılmayan pek çok insan düşmanı varlıklar bakın bunlar varmış ki insana zarar vermeye başlamışlar,onlardan korunmanın yollarını da aklımıza bırakmış gerekli tedbirleri bizler kendimiz insanoğlu alacak
    kıyametin belirtilerini kuran yazmış böyle olacak diye,tedbir alınmalı,depremleri kim yapıyor belli değil fay kırılması diyorlar belki böyledir ama fayı kıran kim başka yaratıklar olmasın lavın içerisine giripte lavın zarar veremediği güç küvvet sahibi varlıklar yapıyor olmasın yanardağlarda öyle belki de bunlar yapıyor bu olayları gidin bakın youtubeye bir sürü uzaylı videoları kayıtları var,bu uzaylıların sacı filan yok,bi acaib haldeler insanı yok etmeye mi çalışıyorlar daha önceden yok etmişler herhalde yine deneyeceklerdir.
    şaka bir yana arkadaşlar kuranı bir de bu gözle inceleyin bakın neler dikkatinizi çekecek.

    • rammsteinn dedi ki:

      karaca
      ne demişsin ?

      —dünya mitlerini izleyin takip edin hep kuranı destekler niteliktedir. o halde kuranı bir rehber olarak görmeliyiz —

      Zecharia Sitchin isimli bir yazarın 12. gezegen diye kitabı var. bu kitabın içinde adem ile havva hikayesini bulabilirsin. kurandaki yaratılış efsanesini bulabilirsin. sümer tabletlerinde kurandaki birçok miti bulabilirsin. bknz: muazzez ilmiye çığ

      yani kuran mitlerin toplandığı bir kitaptır. yani kuran önceki mitleri toplamış. ortada eski mitlerin toplandığı kurana siz nasıl rehber edineceksiniz? rehber edinecekseniz gidin sümer mitlerini rehber edinin.
      her müslümanın dediği gibi “sümerlere de allah peygamber göndermiştir” deyip işin içinden uyanıkla çıkmaya çalışmayın. en yakın peygamber sümerlerden binlerce sene sonra ortaya çıkan davut peygamberdir. zaten onun yazdığı zebur isimli kitabı da okursanız zeburun bir kutsal kitap olduğunu söyleyemezsiniz. çünkü zebur tanrısına yalvarışta bulunan bir kralın yazdıklarından başka bir şey değildir.. eğer ona da “değiştirilmiştir” zeburu inceleriz. kitabı baştan aşağı okuruz.
      ben bahsettiğim bütün kaynakları okudum. ama zebur gibi baştan aşağı saçmalık dolu bir kitap görmedim.

      diğer kutsal kitaplar için “değiştirilmiştir” lafı müslümanlara has bir laftır. sırf kuranın “değiştirilmemiş” olmasının altını çizmek için ve “kuranı yüceltmek” için ortaya atılan iddiadır.

      kuran rehber değil ancak masal kitabı olur.

  42. karaca dedi ki:

    sn rammsteinn
    kuran rehber değil ancak masal kitabı olur.

    sizden alıntı
    öyle olsaydı kimse inanmazdı.

    hadi masal kitabi ateizmi kabul edenlerlerde uydursunlar bir masal kitabı desinlerki bu yaradılış kitabıdır. hadi bakalım buyrun ben bunu teklif ettiğimde arkadaşın biri mersedes varken niye 131 murata binelim diye garip bir örnek verdi
    her neyse sizde yazın böyle bir masal kitabı hatta deyinki insan filanca gezegende yaşıyor ve bilgisi sonsuz iken zararlı işlerin peşine düştü radyosyana bulaştılar radyosyon insanlığın bu bilgi düzeyini sıfırladı insanlığı yok etmek üzere iken o gezegeni terk edip dünya isimli bu gezegene geldi yaşamını eskiden olduğu gibi değil dar ölçülerde yeryüzünde devam ettiriyor filan da deyin
    katabildiğiniz kadar masal katın
    bakalım kim inanacak,bir kitabın inanılır olabilmesi için içerisinde pek çok bilginin olması gerekir.
    siz yaratılışı nereye koyacaksınız, kimin yarattığını nereye koyacaksınız ölümden sonrasını nereye koyacaksınız, evrenin başlangıcını nereye koyacaksınız,kainatın sonunu nereye koyacaksınız
    tekrar dirilişi nereye koyacaksınız var mı bir fikriniz yok o halde sizin yazdığınız masal kitabına kimse
    inanmaz
    peki masal kitabı olarak yorumladığın kurana gelelim yaratan belli yaratılan belli evrenin başlangıcı belli evrenin sonu belli,ölümden sonraki hayat belli,belli olmayan ne kaldı,hiç bir şey yok belli olmayan,hepsini tek tek belli etmiş
    iyi tamam da rammstein bir masal kitabında bu kadar kesin belli olan bilgi nasıl olurda bu masal kitabına girebilir,hala diyorsanki masal kitabıdır sen de yaz bakalım bir masal kitabı şayet gücün yetiyorsa insanlar okuduklarında ikna olsun kafalarında şüpheye yer kalmasın hadi yaz bakalım böyle bir masal kitabı
    masal kitabı demek kolay kuranın içindekileri de masal yapsana görelim bakalım,sen inanmıyorsun diye illaki diğer insanlarında inanmamasınımı bekliyorsun. seninkisi asma kavağı.

  43. bir kul dedi ki:

    TRT 1 CANLI seyretmenizi tavsiye ediyorum şimdi canlı olarak konu kuran
    SAYGILARIMLA

  44. karaca dedi ki:

    sorulması gereken en önemli soru bence aşağıdaki sorudur
    insanlık tarihi ilk insandan bu tarafa çok uzun süreye dayanır
    binlerce yıllık bir zaman dilimi

    şimdi şunun cevabı nasıl olmalı
    son ikiyüz senedir insanlık teknolojik olarak son sürat yol aldı
    petrolun bulunması elektriğin bulunması yarı iletkenlerin bulunması
    dizel benzinli motorların bulunması haberleşmede devrim sayılabilecek
    haberleşme cihazları son zamanda bulundu ve işletime açıldı.
    tv telefon telsiz vs
    sormak istediğim son ikiyüz yılda insanlığın aklında bir değişim mi oldu
    binlerce yıllık insanlık tarihine baktığında en ufak bir şey yok doğru dürüst bu günkü insan ile binlerce yıl önce yaşayan insan arasında akıl yönünden farklılık mı var,bu günkü insandaki akıl ne ise geçmişte yaşayan insanda aynı değilmiydi, daha mı az akıllı idi. de herhangi bir teknolojik buluş yapmamış yapamamış,
    bu teknoloji olmadan devam eden hayat binlerce yıl aynı şekilde devam etti gitti.
    ilk insanların zamanda da petrol vardı onlar petrolün gücünü niye kavrayamadılar
    onlarda metal işliyorlardı elektrik motorlarını niye icad edemediler
    niçin maddelerin özelliklerini inceleme araştırma içerisine girmediler.
    son ikiyüz sene de birden bire neden teknolojik patlamalar yaşandı,
    o zamanki insan neyse bu günkü insan arasında fiziken herhangi bir fark olduğunu sanmıyorum
    aklende bir fark olduğunu sanmıyorum
    aynştayn,edison,marconi,tesla,gibi pek çok bilim adamı neden son zamanda ortaya çıkmış olabilir
    aynştayn gibi bir adam binlerce yıl önce ortaya neden çıkmadı,son ikiyüz yıl içerisinde bunu tetikleyen bir şey mi oldu, sebeb ne olabilir.
    fikri olan görüş belirmek isteyen olursa paylaşabilir.

    • bir kul dedi ki:

      sayın karaca

      25/03/2016, 16:55 BU TARİHLİ YAZINA CEVAP

      BU CAGDAN DAHA İLERİDE OLAN SÜLEYMAN PEYGAMBERİN CAGI VARKEN DAHA EŞYAYI NAKLEDEMEYEN BU CAG SÜLEYMAN PEYGAMBERİN CAG ZAMANIN COK GERİSİNDEDİR DÜŞÜNSENE MELİKİN TAHTINI HİÇ BİR NAKLİYE ARACINA GEREK DUYMADAN COK İLERİ BİR TEKNOLOJİYLE EŞYAYI BİRYERDEN BİR YERE TAŞIYAN GÖTÜREN BİR SİSTEM VS VS YADA GİDİŞİ1 AYLIK GELİŞİ BİR AYLIK OLAN MESAFEYİ BİR GÜNDE KAT EDEN BİR SİSTEM ŞİMDİ DÜŞÜN BU CAG O CAGIN COK COK GERİSİNDE HEMDE HİÇ KIYASLANAMAYACAK BİR ŞEKİLDE VS VS
      not bir örnek vereyim her hangi bir devletin en önemli bir eşyasını örnek tankını ucagını yada atom bombasına el koyabilecek bir sistemle el koyabilir bu durmda o devletin düştügü acizligi bir düşün işte bu cag o cagdan cok geride dir birde ade peygamberden daha bilgili bir insan gelmemiştir dünyaya bence

      SAYGILARMLA

      • rammsteinn dedi ki:

        kul
        sen cidden çok eğlenceli bir insansın.
        süleyman kuşla konuşmuşta yüzüğü cennetten alınmışta cinlerden oluşan ordusu varmışta varmış felan filan.
        yahu süleyman denen kişi babası olan davut kendini peygamber ilan etmiş bir kraldı. bak kral diyorum. adam peygamber ve kral . ölürkende bütün herşeyi oğluna süleymana devreiyor. o da işleri ilerletiyor daha zengin oluyor. efsanevi bir kişiliğe bürünüyor. peki ne yaptı sizin bu süleyman?
        bazı insanları para bozar. süleymanı da bozdu. kendine yüzlerce kadından oluşan bir harem kurdu. sonra sizin peygamber dediğiniz bu süleyman isimli şahıs başka tanrılarda mutluluğu aradı. sanırım bulmuştur.
        babasından kalan zenginliğin içinde sapıtıp ölen bir şahsı öve öve bitiremiyorsunuz. bu kişiye bir de peygamber diyorsunuz. bu arada islam dünyasının peygamber olarak lanse ettiği kişi yahudiler arasında peygamber olarak görülmüyor. enterasan değilmi?
        allah yahudilere diyor ki ” süleyman peygamber değil”
        allah müslümanlara diyor ki “süleyman peygamber”
        tipik müslünanın bu konuda dediği “yahudiler dini değiştirdi. onlar yanlış biliyor”
        bu tıpkı sizin burada dediğiniz “kuranı araplar yanlış anlıyor” demeniz gibi bir şey.
        keşke 1974 te arabistanda “dünya yuvarlaktır” deseydin. işte o zaman arapça olan kuranı araplara doğru bir şekilde anlatabilirdin.
        keşke 1961 te arabistanda “islam köleliği yasaklamıştır” deseydin.
        o zaman kuranı kim doğru anlıyor kim yanlış anlıyor çok iyi anlardın.

        sana göre allah öyle bir kitap yazmış ki insanlar neredeyse aradan 1300 sene sonra doğru bir şekilde anlamaya başladı. allah sırarla defalarca “apaçık” demesine rağmen.
        demek ki 1300 sene boyunca inanların zeka seviyesi bu kitabı anlamaya yetmedi.

    • rammsteinn dedi ki:

      karaca
      aslında sorulması gereken en mantıklı soruyu sormuşsunuz. nasıl olurda ikiyüz senede bilim nasıl olurda fırladı.
      fransız ihtilalini herkes bilir. açlık ve sefalet içindeki halk isyan eder. yönetim değişir. bizim okullarda bu öğretilir ama öğretilmeyen şey, bu ihtilal ile avrupa din işleriyle din işlerini birbirinden ayırır. bu sadece fransa ile geçerli gözükür ama bu tüm avrupada geçerlidir. çünkü papa nın tüm yetkileri elinden alınır.
      galileo “dünya güneşin etrafında dönüyor” dedi. papa “evrenin merkezinde dünya vardır. bunun tersini söylemek dinden çıkmaktır” diyerek galileo yu idama mahkum eder.
      bruno isimli bilim adamı öyle radikal şeyler söyler ki hristiyan din adamları onu öldürür.
      böyle bir ortamda bilim çok ağır ilerledi. ne zaman din adamların yetkileri elinden alındı işte o zaman hristiyan dünyası yani avrupa bilimin önünü açtı. isteyen istediği şekilde araştırma yaptı. kimsenin dinden korkmadığı ortam olunca bilim aldı başını gitti.
      gelelim islam alemine.
      araplar daha 1975 e kadar dünyanın yuvarlak olduğunu kabul etmiyordu. yani siz 1974 de eğer arabistanda “dünya yuvarlaktır” deseydiniz kurana ters düştüğünüz için idam edilirdiniz. bakın bundan 2-3 yüz sene önce hristiyan dünyasında olan şey tamda buydu.
      düşünsenize din bilimin önünü bu şekilde keserken siz bilim adamı olsanız 1974 te arabistanda “dünya yuvarlaktır” diyebilir miydiniz? kesinlikle hayır. eğer dindar bir ülkede bilimadamıysanız yapacağınız keşif din adamlarının onayından geçmelidir. onun için bakın arabistana. adamlar bir tane topluiğne üretemiyor.
      diyorsunuz ki
      aynştayn gibi bir adam binlerce yıl önce ortaya neden çıkmadı,son ikiyüz yıl içerisinde bunu tetikleyen bir şey mi oldu, sebeb ne olabilir.

      aslında einstein gibi birçok bilim adamı vardı. bruno da bunlardan biriydi. söyledikleri yaşadığı dönemin çok çok ilerisindeydi. din onu öldürdü. eğer yaşasaydı yapacağı buluşlar sayesinde belki insanlar şu anda çok daha ileride olurdu.

      pisagorun yaşadığı dönemde matematik yapmak yasaktı. ama o bir dehaydı. 2 bin sene önce matematikte çığır açtı. yakılarak öldürülmeseydi insanlığın gelişimine büyğk katkıda bulunurdu. ama dinciler onu sırf matematik yapıyor diye onu yaktı.

      Hypatia isimli bilimkadını için agora isimli bir film yapıldı. işte orada dinin bilimin önünü nasıl kestiği çok güzel anlatılıyor.

      siz burada hep şunu savunuyorsunuz “din ve bilim çelişmez”
      bunu savunmak zorunda kalıyorsunuz ama maalesef yaşadığımız dünyada bu böyle değil.. en azından islam için.
      hristiyanlar dinin bütün yetkilerini elinden alarak bilimin önünü açtı. bilim çığır açtı.
      izlanda da yapılan istatistikte genç nüfus
      http://onedio.com/haber/-allah-yaratti-demediler-izlandali-gencler-arasinda-evreni-tanri-nin-yarattigina-inanma-orani-yuzde-0–660820

      İzlandalı Gençler Arasında Evreni Tanrı’nın Yarattığına İnanma Oranı Yüzde 0!
      peki bu izlandalı gençler arasında 300 sene önce bu araştırma yapılsaydı oran ne olurdu?
      elbette Evreni Tanrı’nın Yarattığına İnanma Oranı Yüzde 100 olurdu. çünkü tersini söylemek idam nedeni olurdu.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s