DERSİM YALANI VE GERÇEKLER

dersimyalanlari

Yıllardır Dersim konusu çarpıtılarak anlatılır ve özellikle gerici ve Kürtçü kesimlerce Dersim’de yaşanan acı olaylardan Atatürk sorumlu gösterilmeye çalışılır. Sanki Dersim’de bir Alevi katliamı planlanmış ve uygulanmış gibi yansıtılır. Bu konunun Alevilikle bir ilgisi yok. Bu konu Sivas, Çorum, Maraş katliamlarına benzemiyor. Bu konu Madımak katliamından farklı.

Eğer Kurtuluş Savaşı sırasında çıkartılan isyanlar, cumhuriyet dönemindeki feodal kalkışmalar Alevilere mal edildiği takdirde Alevilere en büyük iftira yapılmış olur. Bir hırsızın, bir katilin, bir sapığın mezhebine bakıp “Bu Sünniymiş” diyerek ne tüm Sünniler karalanabilir, ne de “Bu Aleviymiş” diyerek tüm Aleviler.

Seyit Rıza’nın mezhebi Alevi olabilir. Ama yaptıklarının ve isyanının Alevilikle ilgisi yoktur. Yandaşları ona Alevi diye katılmamışlardır, eşkiyalıklarından, kanun-kural tanımamazlıklarından, uşaklıklarından, akrabalıklarından, aşiret dayanışmasından ve feodal zihniyetlerden dolayı katılmışlardır.

Çapulcu feodal derebeyi Seyit Rıza idama giderken “Evladı Kerbelayız, zulümdür, günahtır” demiş ya;

Zulümden şikayet eden bu eşkiyadan daha zalimi çıkmamıştır Dersim’den:
Seyit Rıza’nın oğlu Bava bir görüşmeden dönerken pusuya düşürülerek öldürülür.
Katilinin Sadoğlu aşiretinden olduğu söylenir. Seyit Rıza silahlı adamlarıyla aşiretin köyünü basar. Herkesi çoluk-çocuk-kadın-yaşlı demeden katleder.

Evleri yakar. Taş üstünde taş bırakmaz. Öyle bir kindir, öyle bir zalimliktir ki bu hırsını alamaz, köy mezarlığına bile saldırırlar. Mezar taşlarını yerlerinden söker, mezarları parçalar, dağıtırlar. Yani sağ olanların canını almakla yetinmemiş, geçmişteki ölülerine bile saldırmıştır. Üstelik katlettiği insanlar da Alevidir.

Bu bilgiyi Alevilerden saklarlar. Açığa vurulsa bir anda gözden düşecektir ama siyaseten gizlerler. O dönemin ünlü bir Alevi ozanı vardır Dersim’de, adı Sey Kaji.

Seyit Rıza, bu ozandan oğlu Bava için bir ağıt yazmasını ister. Ancak Sey Kaji kabul etmez: “Sen ki Sin’i yaktın, ben senin acına rağmen oğluna ağıt yakamam” der.

Kurtuluş Savaşı sırasında İngilizlerin kışkırtmasıyla çıkarılan Koçgiri İsyanının elebaşılarından Alişer ile Baytar Nuri’yi devlete teslim etmeyip, onlarla yeni bir isyana hazırlanan çapulcu Seyit Rıza’nın İngilizlere yazdığı mektubu görelim şimdi:

Tarih: 30 Temmuz 1937
“Büyük Britanya Dışişleri Bakanlığına,
Yıllardır, Türk Hükümeti Kürt halkını asimile etmeye çalışıyor ve bu amaçla halkı eziyor, Kürtçe yayınları ve gazeteleri yasaklıyor, anadilini konuşan insanlara işkence ediyor ve sistematik olarak insanları Kürdistan’ın bereketli topraklarından söküp, Anadolu’nun çorak bölgelerine göçe zorluyor ve birçoğu oralarda telef oluyor.

Türk Hükümeti son olarak, hükümetle yapılan anlaşma gereği, bu işkencelerin dışında tutulan Dersim’e de girmeye çalıştı. Bu olay karşısında Kürtler, uzak sürgün yollarında yok olmaktansa, 1930′da Ağrı Dağında, Zilan vadisinde ve Beyazıt’ta yaptıkları gibi, kendilerini savunmak üzere silaha sarıldılar. Üç aydan beri ülkemi, acımasız bir savaş kırıp geçiriyor. Savaş araçları bakımından eşitsizliğe rağmen ve bombardıman uçaklarının yangın bombaları, zehirli gaz bombaları atmalarına rağmen, ben ve arkadaşlarım Türk ordusunu başarısızlığa uğrattık. Direncimiz karşısında Türk uçakları köyleri bombalıyor, ateşe veriyor, savunmasız kadın ve çocukları öldürüyor ve böylelikle Türk Hükümeti, başarısızlığının intikamını tüm Kürdistan’da işkence yaparak almak istiyor.Hapisler, ağzına kadar masum Kürtlerle doludur. Aydınlar kurşuna diziliyor, asılıyor veya Türkiye’nin ücra köşelerine sürgüne gönderiliyor. Ülkelerinde bulunan 3 milyon Kürt, barış içinde yaşamak, özgür, kendi ırkını, dilini, geleceğini, kültürünü ve uygarlığını korumak istiyor; benim sesimle ekselanslarınızdan maruz bulunduğu zulüm ve adaletsizliğe son vermek için, Kürt halkını hükümetinizin yüksek ahlakî etkisinden yararlandırmanızı diliyor. Sayın Bakan, en derin saygılarımızı sunmaktan onur duyarım.”
Seyit Rıza Dersim Generali

Bu mektubun aslı Londra’da, ‘Public Record Office’ arşivleri arasındadır. O yüzden inkar edemiyorlar ama Seyit Rıza’yı kurtarmaya çalışan zihniyet, mektubu onun yazmadığını, Nuri Dersimi’nin yazdığını iddia ederler. Diğer yalanları gibi bu da yalandır. Mektubun altında Seyit Rıza’nın olduğu kesin olan imza vardır. Nuri Dersimi’ye yazdırtan ve imzalayan Seyit Rıza’dır.
Seyit Rıza’ya seyitlik babasından kalmıştır. Bu şeyh-seyit denen soytarılar babadan oğula, oğuldan toruna sömürür milleti.

Şeyh Sait ya da Seyit Rıza farketmiyor. Çünkü Şeyh’in karşılığı, Seyit’tir.
İkisinin de isyanı Cumhuriyetedir, devrimleredir. Gerici niteliğe sahip isyanlardır.

“Türkiye Cumhuriyeti şeyhler (seyitler), dervişler, müritler, meczuplar memleketi olamaz. En doğru, en hakiki tarikat, medeniyet tarikatıdır”denilmiş o yıllarda. Ama hala bu ünvanları sürdürmeye çabalayanlar mevcut.

DERSİM YALANI

Dersim konusu Atatürk’ü, cumhuriyeti ve devrimleri itibarsızlaştırmak amacıyla karşı devrimciler tarafından kullanılan bir tezgahtır. O yüzden katliamın olduğu 1938 yılını değil, ilk harekat kararının alındığı 4 Mayıs 1937 tarihini katliamı anma günü olarak tayin etmişlerdir. Bu tezgahın gericiler ve Kürtçüler tarafından ortak dille ortaya atılan yalanı şöyledir:

“Dersim bir çıban olarak görülüyordu. Amaç Dersimlileri Türkleştirmekti. Ama bunda başarılı olamayınca katliama karar verdiler. O amaçla 1935 Tunceli Kanununu çıkardılar. 1937′de de katliam harekatına giriştiler. Ortada bir isyan yoktu. Sanki isyan varmış gibi, isyanı bastırıyormuş gibi Dersim’i yakıp yıktılar, halkı katlettiler. Katliamdan Atatürk’ün de haberi vardı. Bizzat “vurun!” emrini Atatürk verdi. Manevi kızı Sabiha Gökçen de uçakla Dersim’i bombalayanlar arasındaydı. Dersim’in katliam planını Atatürk yaptı. Trabzon Atatürk evi’nde bu plan hala duvarda asılı durmaktadır.”

Sapla saman birbirine karıştırılır, tarihsel gerçekler göz ardı edilir ve sanki Tunceli Kanunu çıkarılıp Dersim’e saldırılmış ve sivil halk katledilmiş gibi gösterilir. Gerçek ise çok farklıdır.

GERÇEKLER

Dersim’de devleti tanımayan, kanunlara uymayan, başına buyruk feodal aşiret düzeni vardı. Ve devlet 10 yıl boyunca bunu düzeltebilmek için uğraştı. Bu amaçla Tunceli Kanunu çıkarıldı ve 1937 senesinde Tunceli’ye yol, köprü, okul, karakol vb. atılımlara girişildi. Buna Dersim’deki onlarca aşiretten sadece 6 tanesi karşı oldu ve aralarında anlaşarak devlete karşı koyma kararı aldılar.

21 Mart 1937 nevruzunda toplanan kalabalık isyancı grubu telgraf tellerini kesip, köprüyü yaktıktan sonra karakolu bastılar ve 33 askeri şehit ettiler. Seyit Rıza denen çapulcu derebeyi isyancıların başındaydı.

Haber Ankara’ya ulaşınca Atatürk “Sorumluluğu alıyorum, vuracağız. Başka çare kalmadı” dedi ve harekat başladı.

Şimdi bu nokta çok önemli: Harekat Ekim ayında tamamlandı ve 262 isyancı öldürüldü. 6 elebaşı idam edildi. Bunlardan biri de Seyit Rıza’ydı. Ortada katliam falan yoktu. Sivil halktan-köylülerden öldürülen yoktu. Atatürk’ün harekat planı da bu dönemdeydi.

Şimdi gelelim haziran 1938′e. Tertipçilerin çarpıttığı ve aradaki kalın çizgiyi yok sayıp sanki 37 ve 38 içiçeymiş gibi göstererek Atatürk’ü katliamcı olarak sundukları dönem. Bu dönemi iyi bilmek ve doğru ortaya koymak gerekir.

1938 Haziranında, 1. İsyan’dan yaklaşık bir yıl sonra birkaç aşiret yeniden isyana başlıyor. İsyan büyüyor ve hükümet yeniden müdahale kararı alıyor. 2. isyan 2 harekatla bastırılıyor. Ancak Temmuz-Ağustos ayında tekrar isyan başlatılıyor. İsyan büyüyor, dış basına yansıyor. Dış basında hükümetin isyanı gizlediği öne sürülüyor.

O sıra Atatürk Ocak ayından beri hasta. Mayıs’tan itibaren İstanbul’a çekiliyor ve bir daha da Ankara’ya dönemiyor, yatağa düşüyor. Temmuz-Ağustos döneminde ağır hasta ve memleket meseleleriyle uğraşacak, emir-talimat verecek durumda değil. Celal Bayar-Fevzi Çakmak ikilisinin sorumluluğunda çıbanı tedavi etmek yerine kesip atmak fikriyle çok sert bir müdahale 3. Dersim harekatı  başlatılıyor. Öyle ki, ibret olsun, bir daha isyana kalkışamasınlar düşüncesiyle insanlık dışı denebilecek boyutta bir katliama girişiliyor. Sonuç: 13.000′den fazla ölü ve 11.000′den fazla sürgün. Katliam Ağustos sonu başlıyor, Ekim’de sona eriyor ki bu dönemde Atatürk kendinde değil, ölüm döşeğinde.

Ve bu katliamın iki sorumlusu ve yandaşları çok partili rejime geçişte CHP değil, DP saflarındadır.

Dersim’i bir soykırım, Atatürk’ü bir katilmiş gibi göstermeye çalışanların tertibini bozacak olan bu bilgilerdir.

O nedenle arşivlerin tamamının açılmasını istiyoruz ki gerçekler tüm çıplaklığıyla ortaya çıksın. Celal Bayar “Atatürk vurun dedi, vurdum” demiş. “Vurun” demek; “katledin” demek değildir ki. Türkçemizde “Vur deyince öldürmek” tabiri vardır ki Dersim’de yapılan da bu olmuştur. Atatürk’ün “vurun” dediğini değil, “7′den 70′e kadın-erkek öldürün, kökünü kurutun, ne pahasına olursa olsun isyanı bitirin!” şeklinde bir emri ya da emirden de vazgeçtik bu yönde bir iması dahi yoktur. Olduğunu iddia edenler bunu ortaya koyamamaktadır, yoktur çünkü. Ve büyük bir olasılıkla Atatürk, 1938’deki 2. Dersim harekatının sonuçlarından haberi bile olmadan vefat etmiştir.

KOMÜNTERN’İN DERSİM AÇIKLAMASI

Şimdi herhangi bir katliama en sert tepkiyi vermesi doğal karşılanacak olan komünist Enternasyonal’in ve o dönemde illegal mücadele veren TKP’nin genel sekreteri İsmail Bilen’in “Rundschau” dergisinin 32. sayısındaki yazısında Dersim hakkında ne söylediğine bakalım:

“İki ayı aşkın bir zamandan beri Ankara hükümeti, Dersim bölgesindeki Kürt aşiretlerinin yeni bir gerici ayaklanmasının bastırmakla uğraşıyor.

Feodal unsurlar, Kemalist Parti tarafından gerçekleştirilen reformlara rağmen bugüne kadar ülkenin bu sapa bölgesinde barınmayı başarmışlardır.

Bu bölgeye geçtiğimiz yıl Tunceli adı verilmişti. Dersimin hakim tabakaları yürürlükteki yasalara rağmen, kendi yasadışı ayrıcalıklarını koruyabilmişlerdir.

Halk Partisi (Kemalistler), iç pazarın gelişmesini isteyen milli burjuvazinin baskısıyla, geçen yıl Cumhuriyetçi devletin bütün ağırlığını ortaya koyarak bu çağ dışı duruma bir son vermeye karar verdi. Özel bir yasa çıkartarak ölüm cezalarını onaylamak da dahil olmak üzere geniş olağan üstü yetkilerle donatılmış askeri bir yönetimin bu kendi başına buyruk vilayet TBMM’ nin yerine iş başına geçirildi. Amacı, göçebeliğe son verme ve aşiret reisleriyle (şeyhler,beyler, ağalar ve şeyhler) onların kiralık adamlarını Batı Anadolu’nun modernleşmiş vilayetlerine sürme hedefi güden bir reform planını zorla uygulamaktı.(…)

Bugün, Kemalist hükümetin enerjik reformları yüzünden kendi iktidarlarını tehdit altında hisseden feodal unsurların ümitsiz bir direnişi ile karşı karşıya bulunuyoruz.

Kemalist hükümet TBMM’ de şu tedbir kararlarını aldırmayı başarmıştır.

1- Aşiretler bundan böyle tüzel kişiliğe sahip olmayacaktır.Bu karara aykırı tüm kararların, belgelerin ve hükümlerin hiç bir geçerliliği yoktur.

2-Aşiret reisinin beyin ya şeyhin tüm yetkilerine son verilmiştir.

3-Aşiretlere ait olan ve aşiret reisleriyle beylerin ve ağaların aşiret adına kendi mülkiyetlerinde bulundurdukları bütün taşınmaz mallar mülkiyetleri hangi resmi belgeye karar ya da geleneğe dayanırsa dayansın devletin mülkiyetine devredilecektir.

İsyanın arifesinde tapu kadastro idaresi feodal aşiret reislerini elinde bulunan halka ait malların incelenmesi ve saptanmasına ilişkin hükümet tedbirlerini uygulamaya başlamıştır.

Bu durumda feodalizm, kendi yasa dışı egemenliğini iktisadi temellerini tehlikesiyle karşı karşıya bulunduğunu hissetti.

İşte özellikle bu tedbir, isyana yol açan neden olmuştur.

Kitleleri kendi peşlerinde sürükleyebilmek için feodal unsurlar hükümetin silahlı kuvvetinin zayıf olduğu lafını yaydılar.

Yaydıkları söylentiye göre, hükümet, ayaklanmayı bastırmak için silahlı birlikleri göndermeye cüret ettiği takdirde İngilizlerle Fransızlar, Türkiye’ye hemen savaş açacaklardı.

Ayrıca Arapların da isyancılardan yana olduğu şeklinde haberler çıkartıldı.

Feodal unsurlar kamuoyunu bu şekilde hazırladıktan sonra bir çok aşiret kendi arasında ittifak yaptı ve “genel müfettişe” yazılı bir açıklama göndererek idari makamlarla anlaşma temeli olmak üzere utanmazca şartlar ileri sürdü.

İstedikleri şey hükümeti feodal yöneticilerin zorbalığa dayanan keyfi rejimlerini tasfiye yolunda aldığı tüm tedbirlerden vazgeçmeye zorlamaktı.”

Yazıdan görülmektedir ki; Komünist Enternasyonal gerici feodal isyan karşısında müdahaleyi desteklemektedir. İsyanı inkar edenlere bu tarihi belge bir tokat gibidir.

SONUÇ:

Bu tezgahın ve bu tertipçilerin Dersim İsyanı’nı çarpıtmaları, gerçekleri saptırmaları ve katliamı Atatürk’e maletmeye çalışmalarının sebebi ne olabilir? Sebep açıktır: Cumhuriyetle ve Atatürk’le hesaplaşmak. Bu yalanların ve iftiraların dinciler tarafından da destek görmesinin asıl nedeni budur. Bugün açıkça Atatürk’e saldıramıyorlarsa da Dersim’le bunun yolunu açmayı amaçlamaktadırlar. Dersim’i Atatürk’e maledip milletin kafasını bulandırdıktan sonra girişecekleri diğer konu İstiklal Mahkemeleri olacak ve sözde binlerce masum insanın bu mahkemelerde yargılandığını, birçoğunun idam edildiğini ve idam emirlerinin de Atatürk tarafından verildiğini öne süreceklerdir. Bundan sonraki aşama ise devrimler olacak ve Hilafetin kaldırılması ile yeniden kurulması tartışmaları gündeme getirilecektir. Bu senaryonun sonunda varılmak istenen hedef; Atatürk’ü silmek, devrimleri rafa kaldırmak, devlet işlerinde dinin referans alındığı yeni Osmanlıcı bir siyaset izlemek ve sahte demokrasi görüntüsüyle teokratik bir düzene geçmektir.

Geçmişle yüzleşmek, yaraları sarmak ve acıları tazmin etmek böyle olmaz. Gerçekten o amacı taşıyanlar, arşivleri tümüyle açarlar. Seçme birkaç belgeyle insanlar yanlış yönlendirilmez. Araştırmacılara, gazetecilere, tarihçilere bütün belgeler, dökümanlar, kayıtlar sunulur. Ondan sonra mesele enine boyuna belgeleriyle-kanıtlarıyla tartışılır ve sorumluları ortaya çıkar. Gerekirse gıyaplarında da yargılanırlar. Ama tezgahçı-tertipçi mahkemelerle değil. Tarihçilerden, ilgili akademisyenlerden oluşan kurulla yargılanırlar. Çünkü bu mahkemeden hapis cezası çıkacak değildir. Kimlerin ne derece suçu, sorumluluğu olduğu belirlenecektir. Yoksa tertipçilere kalsa Ermeni katliamlarından bile Atatürk’ü sorumlu tutacaklardır. Hatta bazıları yapmaktadır da. Mustafa Kemal’in gençliğinde İttihat ve Terakki’ye üye olduğu, Ermeni katliamını İttihatçıların yaptığını, cumhuriyeti de İttihatçıların kurduğunu, dolayısıyla cumhuriyetçilerin Ermeni katliamcısı olduklarını söyleyebilecek derecede alçalabilmektedirler. Bilimsel tarih anlayışında onun bunun düşmanlığına, ideoloji karşıtlığı ya da taraftarlığına yer yoktur. Ön yargısız ve objektif olarak tamamen belgelerin ve kanıtların ışığında konular ele alınır ve yorumlanır. Cemaatçi, ırkçı, intikamcı ve liboş zihniyetle değil!

Dersim’i bir hesaplaşma olarak görenlerin ırkçı faşistleri “intikam!” çığlıkları atmakta ve Türklerle aynı gök altında yaşamak istemediklerini söyleyecek kadar kin saçmaktadırlar. Bunlar bu şovenliklerini Koçgiri, Şeyh Sait ve Dersim İsyanının elebaşısı olan Nuri Dersimi’nin “Kürt gençliğine Hitabe”sinden almaktadırlar. Bakın o hitabedeki şu ifadelere:

Kürdistan denilen harabezar anayurdun istihlasi için.
İntikam!…
Kürt diyarında uluyan sırtlan ve çakallar ırkının mülevves vücutlarından Kürt vatanını tathir için.
İntikam!..
“Medeniyet”denilen kahpenin peşine sığınarak bize uluyan köpekleri susturmak icin.
İntikam!…İntikam!. ..İntikam!…

Geçmişi kaşıyanlar ve millete yanlış aktaranlar bilmelidirler ki bu tavırlarıyla halkları birbirine düşürebilir ve bir iç çatışmaya yol açabilirler. Çünkü bu gözünü kin ve nefret bürümüş çapulcu sürüsü karşısında şiddetten başka, kafalarını ezmekten başka yol olmadığı düşüncesinde olan bir milliyetçi faşist potansiyel de mevcuttur. Bunların çatışması topluma da sirayet eder ve 70-75 yıl önceki bir acıyla yüzleşelim derken çok daha büyük acılar yaratılabilir.

Kaynakça:

Başlangıcından Günümüze Dersim tarihi, Ali Kaya                                                                         Dersim İsyanları ve Seyit Rıza gerçeği, Rıza Zelyut                                                                       Nuri Dersimi, “Kürdistan Tarihi’nde Dersim”                                                                                  Bianet – Yazı içinde linki verildi                                                                                                          Dersim, Barbaros Baykara

Serdar Kaan Korkmazgil

Bu yazı Politika içinde yayınlandı ve , , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

DERSİM YALANI VE GERÇEKLER için 18 cevap

  1. elevation dedi ki:

    Dersim isyanı elbette Alevi ayaklanması değil. Bu tamamen Kürt-Ulusal ayaklanmasıdır. Sorunu ele aldığınız nokta yanlış. Dersimde çıkan isyan mezhep kavgası değil, etnik çatışma nedeniyle meydana gelmiştir. Atatürk’ün bu isyanı bastırma girişiminin arkasında da tamamen bu yatar.

  2. Geri bildirim: DERSİM YALANI ve GERÇEKLER |

  3. elevation dedi ki:

    Zazaları pek sevmem, Kurmançi kürtleri daha aryanlar.

  4. esin duran dedi ki:

    Türkiye ve Mısır.

    İslam devrim yapamaz, çağlar gerisine geri dönmek devrim değil, kötü bir yıkımdır.
    Kısa bir zaman evel, Mısır’da iktidarı ele geçiren Müslüman kardeşler zafer şarhoşluğu içinde hemencecik camilere koşuşup İsrail alehinde dualar etmeye başlamışlardı. Hüsnü Mübarek istifa etmiş, ama devletin kendisi aynen duruyorken, Müslümanların zafer çığlıklarının, Yahudi inancına sahip insanlara karşı bu türden ifade edilişi bile, islamcıların beyin altlarının nasıl işlediğine dair ip uçları veriyor! Devrim derken bile bunlar Yahudi düşmanlığını anlıyorlar. AKP gibi Sunni islam’ın en kötü temsilcilerinden biri olan Selefiliğin, diğer ırk ve dinlere karşı kin ve husumetinin ne kadar derin olduğunu burada bir kez daha görüyoruz.
    30 yıllık diktatör Hüsnü Mubarek, Arap milliyetçisi ve doğal olarak bir İsrail düşmanı idi. Sözde onu yıkıp, daha fazla Yahudi düşmanlığı yapmak devrim değildir. Buna ”Mısır devrimi” denmez, zaten var olan kin ve düşmanlığın daha da artması toplumun yıkımı demektir.
    Arap baharı adına, diğer din ve ırklara karşı düşmanlığı politik çıkarları için çıkış noktası yapan Sunni İslamcılar, bütün Orta Doğu ve Kuzey Afrika’yı sanki yeniden işgal ediyormuş gibi, Tunus’dan Yemen’ e, Sudan’dan Pakistan’a kadar her alanda iktidar değişiklikleri için ortalığı kan gölüne çevirdiler.
    Günümüzde İslam var olanın yerine daha kötüsünü koymakla meşgul!

    Her alanda geri kalan Sunni Müslümanlar, halkın var olan diktalara karşı tepkilerini kullanarak kendi diktatörlüklerini yeniden restore ederken çağ dışı bir ideolojik sistem olan İslam’ı esas aldılar.
    Mısır’ın Müslüman kardeşleri, AKP, Suriye’nin Nusracı şeriatçıları, Libya ve Tunus’ un Sunni politik İslamcıları, “İslam”ın arkasına saklanıp, “Allah böyle diyor” diye en aptalca şeyleri insanların gözüne sokmaya çalıştılar, ama şimdi onları zor günler bekliyor. Önümüzdeki yıllarda İslam, kimsenin, arkasına saklanamayacağı bir şeye dönüşebilir. Kuran’daki küfürler, hakaretler, bulduğunuz yerde öldürün ayetleri, sonu gelmez arapça yeminleri, kadınları insan yerine koymayışı, köleliği meşrulaştırması, insanların müslüman olan olmayan diye bölmesi ve müslüman olmayanlara her türlü zulmü emreden ayetleri,isanların taşlanması, bütün bunlar çağdışıdır. Dolayısıyla İslam, Müslüman olmayanlar için, tam manasıyla bir savaş ideoljisidir.
    İslam çağ dışı bir realitedir. Toplumsal alandaki bütün gelişmelere ters, kör bir reaksiyondur. Son yılların büyük değişme ve alt üst oluşlarına karşı, insanlığın genlerinde ki bağnaz karşıtlığın bir refleksidir. İslam’dan çözümler beklemek, onu moda yapmak tarihsel akışı tersine çevirmek demektir. Müslümanlık beyin değil, kalp der! Kuranın orjinalinde beyin kelimesi geçmez, “beyin” kelimesi yerine “kalp”(idrak anlamında) kullanılır. Eskiden cahiliye döneminde insanlar bunu böyle alglıyorlardı. Muhammed zamanında, ilkel bir aşiret toplumu olan Araplar henüz beyin’ in görevini bilmiyorlardı. Heyecanlanınca kalp küt küt attığı için, idrak organının kalp olduğunu sanıyorlardı. Bütün Arap ayetlerinde beyin kelimesi geçmez, kalp kelimesi geçer. Çölün ortasında bin yıllarca izole edilmiş bu türden ilkel kabilelerin, Mısır piramitlerini yapan uygarlıkla bir ilgileri yoktu. Mısır’ın ilk uygarlıklarını kuranlar insan organizması hakkında daha fazla bilgilere sahiptiler.
    Arap kabileleri, muhammed önderliğinde birleşince ilk yaptıkları hemen etraflarındaki ülkeleri işgal etmek oldu. Baskı ve zulüm, başkalarının ülkesini, malını mülkünü yağma ve talan İslam’ın geleneklerine takılıp kalmış ve bu akıncı İslam anlayışı dünyanın bütün halklarına karşı sabit bir tehdit olup çıkmıştır.
    Muhammed’in savaşları ve ölümünden sonra hemen başlayan saltanat çekişmelerinin karakteri İslam ve Müslümanlığın ne olduğunu en keskin şekilde gözler önüne serer. Halife olmak için herkes bir birini öldürmeye başlamıştır: Ali’ den Osman’a, Ebubekir’den, Ömer’ e kadar herkes suikast yoluyla temizlemiştir. Bu durum, ilkel toplumlarda, aşiret, kabile liderliği için bir birini kesen insanların en doğal halidir. Bu apaçık ortadadır. Burada kutsallık ne arıyor?
    İslamda katliam tamamen sıradan ve doğal bir olaydır. Bunun örneklerini saymakla bitmez.
    Üstelik bu katliamlar hem tarihte yapılmış hemde günümüzde yapılmaktadır.
    İslamcılara sorarsanız; bunların hiçbiri katliam değildir ve savunma amaçlı savaşlardır fakat gelgelelim, hangi canilere sorarsanız, onlara göre; onların yaptığı şey de katliam değil, savunma amaçlı ve haklı bir savaştır.
    İslamda müslüman olmayanları katletmenin legal olduğu kurandaki ayetlerle de sabittir.:
    Ahzâb/27: Allah sizi onların TOPRAKLARIna, YURTLARIna, MALLARIna ve HENÜZ AYAK BASMADIĞINIZ topraklara varis kıldı. Allah her şeye hakkıyla gücü yetendir.
    Yukarıdaki büyük harflerle yazılmış kelimeler islamdaki katliamların savunma ile ilgisi olmadığını, tam tersine saldırı, yağma ve talan ile ilgili olduğunun açık bir göstergesidir.
    Ayrıca savunma amaçlı savaşan insanlar barış için savaşırlar.
    Oysaki kuran; eğer ezebilecek güçteysen, barışa karşıdır. Yani “güçlüysen katletmekten asla geri kalma” emri verir. bakınız:
    Muhammed/35:
    Sakın za’f göstermeyin. ÜSTÜN OLDUĞUNUZ HALDE BARIŞA ÇAĞIRMAYIN. Allah sizinle beraberdir. Sizin amellerinizi asla eksiltmeyecektir.
    Bu ayetler islamdaki katliamların delilidir. Hadislerde anlatılan katliamlarda bu ayetlerin delilidir, günümüzde yapılan Hizbullah, El kaide vs gibi örgütlerin müslümanlara dahi yaptığı katliamlarda bu ayetlerin ve birçok hadislerin delilidir.
    Kimse gerçekleri saptıramaz:
    1- Bu dinin Peygamberi adam kesmişmi? Kesmiş.
    2- Ondan sonraki halifeleri adam kesmişmi? Onlar da kesmiş.
    3- Hadislerde adam kesme varmı? Var.
    4- Kuranda bunları destekleyen ayetler varmı? Orda da var.
    5- Peki günümüzde katliam varmı? Günümüzde de var.
    6- Sadece müslüman olmayanlarımı katlediyorlar? Hayır, mezhep çatışması yüzünden birbirlerini de katlediyorlar.
    İslamcılık yüzünden bütün dünyaya rezil olduk ama kimsenin bundan haberi yok.
    İslam dediğin zaman; İngilizi, Yahudisi, Japonu, Hindu’su; dünyada kim varsa nefret ediyor.
    Herkes “en güzel din benim dinim der ama” normal olarak diğer dinlerden de nefret etmez; ama islam öyle bir din değil; tüm dünyada müslümanlar hariç hemen hemen bütün insanlar tarafından nefret edilen bir dindir.
    Gelelim tecavüz olayına:
    Kuran denen kitap; islamda köleliği legalleştirdiği gibi onlara tecavüzü de legalleştirmiştir.
    Bu konuya girmeden önce islamda ganimet ve cariye ne demektir ona bir göz atalım.
    İslamda ganimet: Güya savaşlarda ama aslında ganimet ele geçirmek için yapılan baskınlarda; ( özellikle gece baskınlarında ) ele geçirilen; altın, gümüş, para, ziynet eşyası, gayrımenkul, hayvan ve köleleştirmek amaçlı insan.
    İslamda cariye : Gece baskınlarında ele geçirilip köleleştirilen kadınlardır. Bu kadınların tıpkı bir mal gibi alınıp satılması legal olduğu gibi; aynı zamanda bu kadınların bir seks kölesi olarak kullanılması da helaldir.
    Bu kadınlarla evlilik dışı seks yapmak serbesttir, zina kapsamına girmez. Üstelik bu kadınların evli olup olmaması da önemli değildir. Dahada çarpıcı olanı ise; bu kadınların sex’e hayır deme şansları da yoktur. Yani yasal tecavüz. Helal tecavüz.
    Kuranda “Cariyelerinizle evlilik dışı seks yapmayın” diyen tek bir ayet yoktur.
    “Başka biriyle evli cariyelerinizle seks yapmayın” diyen tek bir ayet de yoktur.
    “Cariyelerinizin rızasını almadan onlarla seks yapmayın” diyen de tek bir ayet yoktur.
    Bakınız tam tersine nasıl ayetler var:
    MÜ’MİNÛN/6. Ancak eşleri ve ellerinin altında bulunan cariyeleri bunun dışındadır. Onlarla ilişkilerinden dolayı kınanmazlar.
    Nisâ/3 . Eğer, (velisi olduğunuz) yetim kızlar (ile evlenip onlar) hakkında adaletsizlik etmekten korkarsanız, (onları değil), size helâl olan (başka) kadınlardan ikişer, üçer, dörder olmak üzere nikahlayın.2 Eğer (o kadınlar arasında da) adaletli davranmayacağınızdan korkarsanız o taktirde bir tane alın veya SAHİP OLDUĞUNUZ (CARİYELER) İLE YETİNİN. Bu, adaletten ayrılmamanız için daha uygundur.
    Yukarıdaki ayetlerde görüldüğü gibi; bu bir yasal tecavüzdür. Çünkü cariyenin rızasına gerek görülmemiştir. Rızası alınmadan bir kadınla cinsel münasebette bulunmanın adı tecavüzdür. Ayrıca kendisini tıpkı bir mal gibi alıp satan, babasını, kardeşini katleden, biriyle hiçbir kadın seks yapmak istemez. Zaten bu bilindiği için onların rızasına gerek görülmemiştir.
    Bunların tamamı islama ve kurana tamamen uygundur ve hiçbirinin günahı yoktur. Üstelik uygulamaları da hem muhammed tarafından ve hemde muhammed tarafından cennetlik olarak ilan edilen halifeler tarafından da yapılmıştır.
    Bu silahşörlerin nereleri kutsal oluyor? Bunların savaş hikayelerinin de işlendiği İslam ideolojisi, insanlığın gelişen bilgi birikimi ve oluşan kimlik gelişimine uygun değildir. Geçmiş hizip, mezhep ve ümmetler, kendi yağma ve talanlarına uygun düşen kimlik değerlerine bağlı olarak İslam’ı formüle etmişlerdir. Bu durum, coğrafyamıza bir sürü sorun bırakarak ve hala da yenilerini yaratarak devam etmektedir. Gelecek kuşaklar bu kimlik değerleriden kopmadıkça, bu kör çemberin dışına çıkmak için çaba göstermedikçe, sorunlar çözülemez. Bu nedenle İslam’a boyun eğmek, ona biat, her hangi bir kula kulluk yapmak anlamına gelir. Arap’ların savaş ideolojisine köle olmak, hür bir insanın bir başkasına kul olmasıdır! Kulun kula kulluk ettiği sunni İslam anlayışı, çağ dışıdır. AKP’ nin çadır direkleri olan cemaat ve tarikatlar toplumu kıskaç altında tuttuğu müddetçe Türkiye yeni karanlıklara sürüklenmeye mecburdur.
    Karanlık çağlarda, çöllerde, deve çobanlarının başından geçen hikayelerin, diğer dinlerden kopyalanan bölük pörçük saçmalıklara yamanmasından oluşan bu teori, günümüz dünyasının hiç bir sorununa çözüm bulamaz. İslam, Bedevi ve Vahabi kabilelerinin başka ülkeleri yağma ve talan için salladıkları ”kutsal kılıc”ı sallayanlara verdikleri bir eroin şırıngasıdır.
    Bunu terkedin ve Taksim devrimine katılın!
     
    Taksim direnişi halktan gelen yeni taleplerle genişleyecektir.
    ****************************************************************************

    – Askerlik parası denilen haraç kalkmalıdır.
    Zorunlu askerliği “vatan borcu”, “vatani görev” gibi hamasi saçmalıklarla kutsamak anlamsız bir akıl dışılıktır: 19. yüzyılın devlet, din, ırk politikasıdır bu. Günümüzde devletler şirketler gibidir. her fırsatta halktan haraç kesen devlet sınır falan da koruyamaz. Vatana hizmet, halka hizmet elde silah tutmakla olmaz, bunu artık o kalınlaşmış 19. yüzyıl artığı beyinlerden çıkarmak gerekir. Mısır örneğinde olduğu gibi, zorla askere götürülen gençler, acımasızca, kendi ana anne babalarına kurşun sıkmaktan da geri kalmazlar. Türk ordusu bu haliyle, haraç ve baskı ile hiç bir savunma yapamaz. Nihayetinde İslamcılığa teslim bayrağı çekmesi onun geldiği noktayı gösteriyor. Nice asker intihar etti, veya kaza-intihar diye arakadan vuruldu. Yozlaşma, çürüme son noktaya varırken, bunu dağıtıp özel orduya geçmenin tam zamanıdır.
    TAKSİM GEZİ HAREKETİNDE ‘ASKER’ OLMAK!
    Son zamanlarda, Gezi eylemlerine yamanmaya çalışılan  “M. Kemal’in Askerleriyiz” sözü militarist bir anlayışı çağrıştırıyor. Asker ölme ve öldürme mevzisindedir. Bu sloganların sivilleşme ve modernleşme amacı güden böylesine demokratik bir eyleme bulaştırılması onu provoke anlamına geliyor.
    Sistem karşıtı bir protesto esnasında onun bunun askeri olduğunu iddia etmek, hareketi bozmak demektir.  “mustafa kemal’in askerleriyiz” demek ne demektir?  Kemalist askerlerden oluşan TSK, Hilafetçi AKP elinde, onun iktidarı için kullanılan şiddet aygıtlarından biridir. Yeteri kadar Kemalist asker var ve bunlar bu köhne rejimin bel kemiğidirler, daha fazlası ne yapacak?
    AKP rejimi, gezi direnişini bastırrmak için, 12 Haziran’da Taksim’e Mustafa Kemal’in dev bir portresini astı ve orada bulunan insanlara bu portrenin altında olmadık işkence ve zulüm yaptı. Türkiye’de yapılan bütün darbelerden sonra olan da budur. İşkencelerin Atatürk’ün resmi altında yapılması bir gelenek haline gelmiştir!
    Taksim’e asılan bayrak ve Atatürk resmi orada duruyor, hareketi bastıran AKP, zafer sembolü olarak M. Kemal’in resmini temel alıyor.
    Gezi eylemine gelip, ”askeriz” diye slogan atanların kastettikleri ‘Mustafa Kemal’, herhalde başka bir Kemal olsa gerek…! Rabıta işaretini yapan şimdiki başbakanı iktidara sürükleyenler, 1981 lerde Türkiye’yi dikta zoru ile Rabıta örgütüne peş keş çeken Kemalist askerlerdir.
    Kemalist Türk ordusu’nu yöneten R.T Erdoğan’ın  göğsünü gere gere rabıta işaretini yapması, arkasında yürüyen apoletliler olmadan mümkün değildir…
    Halka kan kusturan bu Jandarma ve polisler uzaydan mı indi? Kemalist askerler olmasaydı bunlar zaten bu kadar işkence ve zulüm yapamazdı!
    Kemalist TSK, halka karşı kullanılan, tepeden tırnağa silahlı, iktidarın ve şiddetinin temel direğidir.
    Gitgide daha militarist bir toplum olma yolunda ilerliyen AKP rejimi, askerliğe, islam din motifi de katarak kutsallaştırdı. Tüm komşu ülkelerin ve ülkedeki tüm azınlıkların düşman olduğu propagandası ile, “her türk asker ve Müslüman doğar” militarist ırkçı dinci propagandasının iyice yaygınlaştırıldığı bir ortamda, ona karşı mücedeleyi ‘biz daha falzla Kemalist askerciyiz’ sloganları ile güdülemek, savaş ortamı ve kaosu zihinlerde daha fazla canlandırmaK anlamına gelmektedir…

    – Okullara yerleştirilen polis ve jandarma geri çekilmelidir. Bu polis devleti olduğunun göstergesidir. Politik partilerce üniforma giydirilip polis ilan edilen sadist, kriminal unsurların bu köhne teşkilatı var oldukça hiç bir demokratikleşmeden bahsedilemez! Polislerin sahte diplomaları geçersiz kılınmalı, beyinlerindeki ırkçı kinci, halk düşmanı sadist tümorlar kökten sökülmeden görev verilmemelidir. Şimdiki Polis teşkilat tasfiye edilerek, yerine modern eğitimli bir güvenlik sistemi kurulmalıdır.
    – Köyleri baskı ve zulüm altında tutan Köy koruyucuları, devletin kullandığı diğer paramiliter örgütlenmeler dağıtılmalıdır. Bunlar var oldukça daha çok insan ölecektir. Köy katliamlarının çoğunun bunlar tarafından, PKK kılığı altında yapıldığına göre, bunların AKP tarafından kuvvetlendirilmesi daha çok kan döküleceğinin işaretini veriyor.
    – Polis ve jandarmanın ata kültürü diye benimsedikleri İşkenceye son verilmelidir. Devlet kurumlarında ki İşkence, son Gezi eyleminde tutuklananlara karşı yapıldığı gibi devam etmektedir. Bütün işkenceci polis ve subaylar iş başındadır, kurumları aynen duruyor, destekleri artmış, kariyerleri yükseltilmiştir.
    – Nüfus planlamasına geçilmelidir. Türkiye’de nüfus planlaması zorunludur. Aşırı bir hızla artan cahillik, eğitim öğretim yetersizliğinden kaynaklanan hal ve hareketler, toplumun içine düştüğü feci yozlaşma ve çürümeye son verip daha özgür bir toplumun kurulması için dengesiz büyümeye son verilmelidir. Eskiden avrupa kapılarna doğru itilen cahil kalabalıklara orada da fazla rağbet olmadığına göre, bunlar Türkiye’de kalacak ve büyük felaketlere yol açacaklardır. Mesela son haftalarda bayram kutluyoruz diye sağa sola koşusan kalabalıkların neden oldukları trafik kazaları, cinnet geçirmeler nedeniyle Türkiye’de 249 insan öldü ve 600 e yakın yaralı var! Bunun Mısırda ki katliamdan ne farkı var?
    Aşırı şekilde anormal yollarla yapay şekilde çoğaltılan ot gibi kitlelerle tarihsel, sosyal ve bilimsel başarılar sağlanamaz. Çin, nüfus planlaması yaptıktan sonra, bilim, teknik ve ekonomik alanda başarıya giden yolu açabilmiştir.

    Mısır örneğinde olduğu gibi ”her sene bir doğum” parolası ile çoğaltılan insanlar, Nil vahası ile sınırlı bir alana sıkıştırılırsa bu türden toplumsal felaketler kaçınılmazdır.

    İstanbul ve çevresi de feci yığılmalar nedeniyle aynı toplumsal patlamalara gebedir.
    İslamcılar, başta Tayip Erdoğan olmak üzere Mısır’ın Müslüman kardeşleri, politik çıkarlardan dolayı, bilimsel rasyonal metodları redettikleri için, oluşan bu türden toplumsal felaketlerin sormlusudurlar.
     
    – Cami değil, Köy Enstitüleri kurulmalıdır. Arap’ça ezan alçak sesle ve semt başına en fazla 1 tek camiden okunmalıdır. Her taraf Arapça marşlar çalan camilerle dolup taşıyor. Köhnemiş düzenin birer sembolü olan cami minarelerinden, orada oturan halka ihtar anlamında okunan eğemenlik, hükmetme marşlarına son verilmelidir. Ezan Arap dilinde, anlaşılmaycak şekilde kamufüle edilip gizemli manalar verildiğinden dolayı bunu anlamayanların tepkileri kısmen bastırılmıştır. Hükmedenin, eğemen olanın ihtar marşıdır bu, onun orada devam ettiği sinyalini verir! Bunlar ortaçağı temsil eder. O dönemlerde kominikasyon araçları çok ilkel olduğu için, yüksek minareler yapılır ve oraya hükmedenlerin kudretlerini gösterme anlamında yüksek sesli propoganda ile kitlenin piskolojisi kontrol altında tutulurdu. Bu çağ kapandığına göre köy ve mahallelere zorla cami yapımından vageçilmelidir.
     
    – Diyanet dağıtılmalıdır. Diyanet işleri başkanlığının ilke olarak ülke içindeki bütün inanışlara eşit mesafede olması, gerekirken, şimdi sadece Sünni İslam’ın temsilcisidir. Günümüzde ise, 9 milyar ytl ye yaklasan bütçesi, birçok bakanlığın önündedir. Başkanlık 100 binin üzerinde imam ataması yapmakta yine bir o kadar camiyi bünyesinde bulundurmaktadır. Din kurumu özelleşmeli diyaneti finanse etmek için devlet tarafından yapılan soygun bitmelidir..

    – Zorunlu din dersleri ve nüfus kağıtlarındaki ”İslam” hanesi kaldırılmalıdır. Devlet okullarında din dersi okutulmamalı,kuran kursu vs resmi kurum olmamalı. Nüfus cüzdanlarından din hanesi kaldırılmalıdır. İnsanların inançlarına göre bu veya başka yöntemlerle fişlenmesinin önüne geçilmelidir.

    Taksim, bir ruhtur, değişimi ve yeni bir süreci yansıtıyor, o mutlaka yeniden görünecek, gösterilerde ve yaratıcı yeni eylemlerde, girişimlerde, aktivitelerde yeniden canlanacaktır.
    Taksim Gezi Hareketi, Demokles’in Kılıcı misali polis devletini esas alan Türk İslam sentezcilerinin tepesinde sallanmaya devam edecek ve statükocıları değişime zorlayacaktır…
    AKP’nin ve öncüllerinin halkın mantalitesine soktukları barbarlık, karanlık ruh, sarsılmaya başlayacaktır. Taksim gezi hareketi, buna dokunma cesaretini gösterecektir.
     
     
     
    Sevgi ve Saygılarla

    Entegrasyon Komitesi İsviçre- Vevey

    ———————————————————————-
    Esin Duran,
    Selda Suner,
    N. Gök,
    Ferdi koçkar
    Yeliz seren
    S. Aktaş
    Pelin Moda,
    Bedri Engin,
    Nazmi Dogan,
    Sevda Suner
    R. Adalı
    Sezer Aşkın,
    H. Datvan,
    Salih Demir,
    Nizamettin Duran
    A. Demir
    Melahat Baykara,
    ismail çekmez.
    Aydin Nizam
    Uğur Demir
    Ismail B. Cenk,
    Tekin Balkic
    Selma Altuntaş,
    Murat Koç
    Filiz Serin,
    Nedim Serin,
    Vedat Koçak,
    Salih Birdal,
    Erdal Cömert
    Ismail Bulak
    Ahmet Meriç
    Mustafa Gur,
    Hasan Zafer
    Bahar Ünsal
    Osman B.
    Ayse bahar
    Metin Maslak
    H. Maslak
    Dilek Solak
    zeynep içkaya
    Sevda maslak
    Sercan Gezmiş
    Aynur Balkaya
    İpek Doğan
    Nazım Doğan
    Murat Doğan
    esin erkan
    Beyhan erdem
    n. erdem
    İsmail Deniz
    Ayten BARAK
    Ugur Birdal
    Ahmet Tan
    Yıldırım Kongar
    Selma Kongar
    Birol Aytekin
    Hatice Gül
    Ibrahim Erkin
    Kemal erdem
    Rıza Akdemir
    Mehmet Coskun
    Hüseyin demir
    fethi killi
    Yeliz Ender
    Mustafa Ender
    Ugur Basak
    Kemal Dektaş
    Ayten Ilkdal
    Nuri Aktanır
    Metin Koc
    Sevgi Ender
    Burhan Kulakçı
    Oğuz Duran
    Burcu Kanter
    Aysel kanter
    Erol kanter
    Layla SOLGUN
    M. Oktay
    Kemal Aktas
    Yelda tekinoglu
    Orkun Keskin
    T. Vural
    Oğuz şen
    Nur Şen
    Ismail çaykara
    Burhan Orkal
    D. Kahan
    Seher Yıldız
    Esra akkaya
    Mehmet Uzan
    Yeliz IŞIK
    Seyhan İlknur
    Osman Çekiç
    esma yıldız
    Murat Çetindal
    Ali OkyarMusa Tekin
    Aslı Birdal
    Nazmi Doğan
    İnci Gür
    L. Okar
    Mustafa Karkaya
    Omer Aytac
    Mürsel Bozkır
    Zeynep Şengül
    Gülcan Iğsız
    Murat Nidar
    şemsi Kaya
    Ayten Ekşi,
    Eda leman
    nermin ışıl
    D. Polat
    Kadir Erdem
    Serdar OKTAY
    Mehmet Özdemir
    Mustafa Erkan
    Nuri AKTAS
    Emine AKTAS
    O. Kadir Ergun
    Metin Kurca
    Sedat Isiklar
    Filiz Bag
    Kadir Baskale
    Sevim Varlik
    Hasan Mesut Akkaya
    Necmi Guler
    Erhan Isguz
    Meral Okur
    Bilge Okyaz.
    Kemal Koç
    L. Mirakoğlu
    Oktay Kızılcık
    Mehmet Yavuzgil
    Erdal Polat
    Hüsnü oktay
    k. Sankay
    Ahmet tekin.
    Semra Kaya
    Mustafa Çiçek
    Kayhan Göçkaya
    Erdal Solgun
    Mehmet Solgun
    Esra Solgun
    N. Altik
    Oguz Karakış
    Leyla Mert
    Işık mert
    D. Öksüz
    Erdem Yılmaz
    Ayse Eltan
    S. Guner
    M. Deniz Ok
    Mehmet İnce
    Huseyin Cinar
    Meltem Cinar
    Berk Cinar
    L. Demirkaya
    Huseyin Çilek
    Ayten Irmak
    D. Okdere
    Ali Uskan
    Berdan Temiz.
    H. Baskale
    Murat Gülay
    Esra Gülay
    Mustafa Akyol
    A. jale Kol
    M. Kol
    Tamer Oktay
    Aslan Burukoglu
    I. Demir
    Nurettin Akdal
    Uzan Kara
    ismail Igdır
    Ali Serin, Gül Akın, esra Serin
    Nuri Şen
    Hasan.Y. Balci
    Mehmet Yucel
    İsmet C. Koray
    salih Söğütlü
    Nuri Akçay, Gül Akçay, Esra Akçay
    Ali Dem. Sarahoğlu
    Ayten Karaman, Mehmet Azal
    L. Uzan, Harun Tabaklı
    ***********************************************************************
     
    TAKSİM’E VE ÇAMLICA’YA CAMİ İSTEMİYORUZ. YENİ SULTANLARA HAYIR!
     
    İMZA KAMPANYASINA KATILALIM… 
    http://www.change.org/petitions/başbakan-yuksek-bina-yapmayın-demis-peki-ya-camlica
     
    Çamlıca ve Taksim’e kazma vurmanıza rızamız yok, bu sizi ilgilendirmiyor mu? #Camlica – Kampanyaya İmza Ver!
    Kampanyaya İmza Ver
     

  5. Gökhan Kocabaş dedi ki:

    Sayin makale yazari,
    Dersim konusunda oyle guzel bir tarz yakalamissiniz ki Amerika bu mantigi kaparsa kizilderili katliamlarini butun dunyanin gozunde kolayca aklayabilir.

  6. Zeynep Dogan dedi ki:

    Gökhan Kocabas beye katiliyorum ve bu yaziyi tarafli ve ezilmis bir halka hakaret olarak görüyürum !!!!

  7. Zeynep Dogan dedi ki:

    Bu yaziyi tarafli buluyorum

  8. Makale yazarı,olayları kendi fikri ve ideoljisi doğrultusunda anlatmakla,görevini yapmıştır da,asıl alevileri anlamak güç.ALEVİ-KEMALİZM-ATEİZM arasındaki sempati alışverişinin,birbirlerinin kuyruğuna basmamasının ADI henüz konmamıştır…!

  9. abdullahabdal dedi ki:

    Zulümden şikayet eden bu eşkiyadan daha zalimi çıkmamıştır Dersim’den:
    Seyit Rıza’nın oğlu Bava bir görüşmeden dönerken pusuya düşürülerek öldürülür.
    Katilinin Sadoğlu aşiretinden olduğu söylenir. Seyit Rıza silahlı adamlarıyla aşiretin köyünü basar. Herkesi çoluk-çocuk-kadın-yaşlı demeden katleder.

    Evleri yakar. Taş üstünde taş bırakmaz. Öyle bir kindir, öyle bir zalimliktir ki bu hırsını alamaz, köy mezarlığına bile saldırırlar. Mezar taşlarını yerlerinden söker, mezarları parçalar, dağıtırlar. Yani sağ olanların canını almakla yetinmemiş, geçmişteki ölülerine bile saldırmıştır. Üstelik katlettiği insanlar da Alevidir.

    Bu bilgiyi Alevilerden saklarlar. Açığa vurulsa bir anda gözden düşecektir ama siyaseten gizlerler. O dönemin ünlü bir Alevi ozanı vardır Dersim’de, adı Sey Kaji.

    Seyit Rıza, bu ozandan oğlu Bava için bir ağıt yazmasını ister. Ancak Sey Kaji kabul etmez: “Sen ki Sin’i yaktın, ben senin acına rağmen oğluna ağıt yakamam” der.

    Kurtuluş Savaşı sırasında İngilizlerin kışkırtmasıyla çıkarılan Koçgiri İsyanının elebaşılarından Alişer ile Baytar Nuri’yi devlete teslim etmeyip, onlarla yeni bir isyana hazırlanan çapulcu Seyit Rıza’nın İngilizlere yazdığı mektubu görelim şimdi:

    Tarih: 30 Temmuz 1937
    “Büyük Britanya Dışişleri Bakanlığına,
    Yıllardır, Türk Hükümeti Kürt halkını asimile etmeye çalışıyor ve bu amaçla halkı eziyor, Kürtçe yayınları ve gazeteleri yasaklıyor, anadilini konuşan insanlara işkence ediyor ve sistematik olarak insanları Kürdistan’ın bereketli topraklarından söküp, Anadolu’nun çorak bölgelerine göçe zorluyor ve birçoğu oralarda telef oluyor.

    Türk Hükümeti son olarak, hükümetle yapılan anlaşma gereği, bu işkencelerin dışında tutulan Dersim’e de girmeye çalıştı. Bu olay karşısında Kürtler, uzak sürgün yollarında yok olmaktansa, 1930′da Ağrı Dağında, Zilan vadisinde ve Beyazıt’ta yaptıkları gibi, kendilerini savunmak üzere silaha sarıldılar. Üç aydan beri ülkemi, acımasız bir savaş kırıp geçiriyor. Savaş araçları bakımından eşitsizliğe rağmen ve bombardıman uçaklarının yangın bombaları, zehirli gaz bombaları atmalarına rağmen, ben ve arkadaşlarım Türk ordusunu başarısızlığa uğrattık. Direncimiz karşısında Türk uçakları köyleri bombalıyor, ateşe veriyor, savunmasız kadın ve çocukları öldürüyor ve böylelikle Türk Hükümeti, başarısızlığının intikamını tüm Kürdistan’da işkence yaparak almak istiyor.Hapisler, ağzına kadar masum Kürtlerle doludur. Aydınlar kurşuna diziliyor, asılıyor veya Türkiye’nin ücra köşelerine sürgüne gönderiliyor. Ülkelerinde bulunan 3 milyon Kürt, barış içinde yaşamak, özgür, kendi ırkını, dilini, geleceğini, kültürünü ve uygarlığını korumak istiyor; benim sesimle ekselanslarınızdan maruz bulunduğu zulüm ve adaletsizliğe son vermek için, Kürt halkını hükümetinizin yüksek ahlakî etkisinden yararlandırmanızı diliyor. Sayın Bakan, en derin saygılarımızı sunmaktan onur duyarım.”
    Seyit Rıza Dersim Generali

    Kürtlere Dikkat etmek gerek.. Sosyalistleride Atamıza Düşman yapmak için tezgahlar uyduruyorlar..
    Atatürke düşmanlık taslayan birine sorun ya İslamcıdır yada Kürt..

  10. Mersinli dedi ki:

    Bütün insanları tek bir atadan gelmekle eşit ve aynı haklara sahip kabul eden (Hucurat/13),üstünlüğün soy sopla değil,takva ile olduğunu söyleyen (Takva Allah’tan korkup soy kayırıcılığı yapmamak,faiz alıp vermemek,mal yığmamak,onun yerine Allah’ın verdiği zenginliği ihtiyaç sahipleri ile paylaşmak,yoksulu,yetimi,düşkünü gözetmek,içki kumar ve zinadan kaçınmak gibi Kur’an’da Allah’ın hudutları dediğimiz ilke ve esaslara uymada titizlik gösterme anlamına gelir),bir insanı öldürmeyi bütün insanları öldürmekle,bir insanı kurtarmayı da bütün insanları kurtarmakla eş tutan bir din sizin burada resmettiğiniz gibi zalim ve gaddar bir din olamaz.Kur’an’ı anlamamışsınız tekrar okuyun.Taksim meydanından ülke yönetilmez.Sizin bir görüşünüz olduğu gibi herkesin bir görüşü vardır.Siz Taksime çıkan (hadi ben bir avuç çapulcu demeyeyim) bir avuç gösterici devlet şöyle olsun,böyle olsun diye ahkam kesemez,talimat ve emirler yağdıramazsınız.Kusura bakmayın ama asıl sizin uslubunuz son derece diktatörce.Bu ülkede dünya kadar eylemci gurup var.Her meydana çıkan kafasına göre hükümet indirip çıkaracaksa demokrasi niye var o zaman?Bırakın kapanın elinde kalsın.Altta kalanın canı çıksın.Yanlışsın arkadaşım yanlış.

  11. ismail dedi ki:

    Günümüzde Atatürk düşmanlığı moda,saman alevi gibi yanıp geçer,önemli olan insan haklarına sahip çıkmaktır.

  12. Tolga Sevuk dedi ki:

    Bu siteye vakit buldukca bakiyorum, okuyup takip etmeye calisiyorum. Capulcu lafini en son kimin kullandigi ortada. Bu sifati kullanarak yazilmis bir metinin devamini insanin omuyasi gelmiyor bile. Muhalif oldugum cok fazla sey var ama hicbirine hakaretle yaklasmiyorum. Yaptigin yakisiksiz olmus bence bu sitenin tarzi degil. Istedigini dusunebilirsin ama bu sekilde disa vuramazsin. Vururum diyorsanda burada yazmamalisin.

  13. ismailkenzo dedi ki:

    Zazalar çok uyanık insanlardır,kendilerini öne sürmezler,hep biz kürtler ezildik,vurulduk diyerek ajitasyon yaparlar,bunların dinsizi bile şeriatçıdır,içlerinde yaşadım,gördüm,kendilerini savunmayan ,kürtlerin arkasına sığınan uyanıklardır.

  14. gamze dedi ki:

    Kaynak eklerseniz bizim de bu kaynakları incelememizi sağlamış ve tüm yazdıklarınızın bir yanılsama olmadığı kanısına varmış oluruz.. Bilimsellikten ve tarihi belgelerden bahsederken -ki makalelerde hep öyle olmalıdır- kaynaklar gösterilir. Tüm bunların bilirken bunu bilmemeniz de tuhaf ya neyse…

  15. onur dedi ki:

    bu makleyi yazan kişi resmi ideolojinin yazdığı bildik şeyleri kopyala yapıştır yapmış bunlar resmi ideolojin dayattığı bildik şeyler zaten farkı birşey okuyamadım,1930 lu yıllarda ne tv var ne twitter nede facebook gerçekleri resmi tarih tezlerliyle değil o halktan o katliamı yaşamış kişilerden dinlersen bu kopyala yapıştırdığın resmi tezlerinin tek tek çürüyeceğini göreceksin,yazdığı yazıdaki,ingiltereye yazılan o mektubu seyit rıza değil suriyeden baytar nuri yazmıştır bu bir mektup ingilizce ve franzsızda yazılmıştır turkçe bilmeyen adm mektupu birde yabancı dillemi yazacak,dersim hukukunuda kimliğinide alevi kızıbaş kimliğine göre yaşatır osmanlıdada bu yuzden baskıya uğramıştır,kadına cemlerde posta oturtan bu halkamı medeniyet getireceklermiş,dersimde yapılan ilk cami 1937 yılıdır ilk kışla binası ve ek binaları 1935 yılına aittir,makaleyi yerinden sallıyacağına gidip araştırarak saha çalışması yapsan belki biraz vicdanınlarda yuzleşirsin dersimin binlerce kayıp kızı var o kızlar askerlere evlatlık verildi yada besleme niye sadece bu ilde bu uygulandı,o kız çocukları niye namaz kılıyor evlatlık verilenler niye asimel edildi biraz bak bunlara,küçük çocukları öldürmekmi medeniyet kadına tecavüz etmekmi savaşta bile bunlara dokunulmaz, bir şehri bombalamakmı isyan bastırmak iyi ozaman gezi olaylarıda isyandır bastrıılmasıda mustehaktı mantığa bak,ideoojiye bak kendinizemi demekratsınız, anlamadım,dersimlilere hakartlerde etseniz bu sayfalarda kufurlerde etseniz oranın halkı insanları gerçekleride yaşanılanlarıda nesillerine tarihleirine aktarıyor sizin bu resmi saçma sapan masallarınızla kendiniz kandırısınız ,bu kafaylad abu ulkede daha çok sizi ezerler daha çokta katliama uğrarsınız durust olun durustt..

  16. karaca dedi ki:

    Büyük komutan M.K.Atatürk
    memleketin hayrına olacak bir işten uzak durmayıp bizzat ilgilenmiş
    nur içinde yatsın

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s