OSMANLI’DA ŞERİAT – CUMHURİYET’TE LAİKLİK

Cumhuriyet devrimlerini küçümseme çabasında olanlar; Cumhuriyet’in Osmanlı’dan miras kaldığını söyleyebilecek derecede absürd iddialarda bulunurlar. Onlara göre devrimler olmasa bile Osmanlı ile devam edildiğinde benzer gelişmeler yine olacaktır.
Osmanlı’nın şeriate dayalı bir hukuk sisteminin olmadığını, laikliğin temellerinin Osmanlı tarafından atıldığını, cumhuriyeti kurmanın amacının halk yararına değil, devlet kutsiyetinden kaynaklandığını ileri sürerler.
Hatta bazıları öylesine uçar ki, Osmanlı meşrutiyetinin cumhuriyetten daha demokratik olduğunu dahi iddia eder. Bu sapkınlar, meydanlarında aynı kişinin heykeli olan faşist bir ülkede yaşamaktansa monarşik bir ülkede yaşamayı tercih ettiklerini söyleyebilecek kadar meczuplaşır.

Bu başlık altında Osmanlı’nın şeriate dayalı bir devlet olup olmadığını, şeriat ve adalet uygulamalarını ve cumhuriyetin getirdiği farkı ele alacağız.

Büyük tarihçimiz Halil İnalcık, Osmanlı’nın iktidarını Allah’tan aldığını iddia eden ve yalnız Allah önünde sorumlu mutlak bir hükümdarın patrimonyal yani sülale egemenliğine dayalı bir devlet olduğunu yazar. Osmanlı’da devletin dini İslam’dır ve hukuku İslam şeriatından alınmıştır. Her vilayette şeriat mahkemesi ve başında da bir kadı vardır. Tanzimat dönemiyle birlikte batının baskısıyla çıkarılan bazı kanunlar haricinde genel olarak Hanefi mezhebinin fıkıh hükümleri uygulanmıştır.

Her ne kadar çeşitli nedenlerden dolayı had cezalarından, bilhassa recm ve el kesme cezalarından kaçınılmışsa da kanunlarda yeri vardır.
Çok sayıda recm ve el kesme kararı verilmiş olmasına rağmen bilinen sadece bir recm ve 6 el kesme uygulamasıdır.
Bunların azlığı Osmanlı’nın şeriat hukuna bağlı olmadığını göstermez. Şeriat hukukundaki had cezalarını uygulamada titiz olduğunu gösterir.

Örneğin zina yapmakla suçlananlardan her ikisinin de suçunu itiraf etmesi gerekirdi. Biri kabullenmese ceza uygulanmazdı. Ayrıca 4 şahidin şart olması ve şahitlerin her birinin ifadesinde cinsel birleşme anını tam olarak gördüğünü belirtmesi zorunluluğu, insanları şahitlikten alıkoymaktaydı. Çünkü şahitlerden biri eksik olsa ya da caysa diğerleri ceza yerdi ki, Kur’an’da bunun cezası 80 sopa idi. Şahitler tam olsa bile, ifadelerin çelişkili olması yine şahitler aleyhine sonuç oluşturmaktaydı. Bu nedenle zina suçlarında yeterli şahit bulunmaması had cezasını engellemekteydi. Bir başka engel de her zina olayında ilişkiyi net olarak görmeleri mümkün değildi. Örneğin bir kadının bir adamı gizlice evine aldığını görenler, zina yaptıklarını anlasalar bile, “ya bize ne? başımız derde girer sonra” diye ilgilenmiyor ya da ilişkiyi net olarak görmediklerinden ispatlayamayacaklarını düşünüyor ve şikayetçi olmuyorlardı.

Ayrıca recmin hunharca bir ceza olduğunu düşünen kadılar, sanıkları itiraftan vazgeçirmeye çabalıyordu. Çoğu sanık taşlanarak öldürüleceğini anlayınca suçunu inkar ettiğinden recm uygulanmıyordu.
İtirafında diretenlerin recm kararı alınsa bile, kadının kararı recm için yeterli değildi. Kararın Beylerbeyi tarafından da onaylanması gerekiyordu ki, bazı kararlar, tanıkların ifadelerindeki eksik ya da çelişkili durumlar sebep gösterilerek geri çevrilmekteydi.

Ancak Osmanlı uygulanmayan had cezaları için caydırıcı bir yaptırım yöntemi bulmuş ve had için yetersiz bilgi olan ama kanaat olarak suçun sabit görüldüğü haller için para cezası getirmişti.

Osmanlı’da uygulandığı bilinen tek recm

4. Mehmet zamanında 1680 yılında, İstanbul Aksaray’da oturan bir müslüman kadınla, o semtte çıraklık yapan bir yahudi genç arasında zina olduğu şikayeti yapılır. Şahitler evi bastıklarını ve zanlıları zina halinde yakaladıklarını söylerler. Zanlılar suçlamaları kabullenirler. Ve kadı kararını verir. Kadın recm, erkeğin boynunun vurulması.
Karar onaylanır.
Sultanahmet meydanında recm yeri hazırlanır. Recmi seyretmeye gelen büyük bir kalabalık vardır. Kadın bir çukura sokulur. Bu sırada padişahın da recmi merak ettiği için meydana bakan bir konaktan seyrettiği belirtilir.
Kalabalık içinden bir ses “Vurun kahpeye!” diye bağırır ve ilk atılan büyükçe bir taş kadının kafasına gelir ve acı bir feryat yükselir. Bağıran ve ilk taşı atanın kadının erkek kardeşi olduğu öne sürülür.
Ve ardından diğer toplananlar kadını taş yağmuruna tutarlar.
Kadının can vermesinden sonra adam meydana getirilir ve kılıçla kafası kesilir.

Osmanlı’da Fetih ve Cihad Anlayışı

Osmanlı, savaşçı bir devlettir. Kuruluşundan yıkılışına kadar savaşı bir amaç olarak görmüş ve uygulamıştır.
Bu amaç, cihad ve fetih anlayışına dayanır.
Osmanlı Hukukunda gazâ, cihad ve kıtâl gibi kelimelerle ifade edilen harb, değişik şekillerde tarif edilmiştir.
Cihad, Allah yolunda can, mal, dil ve diğer vasıtalarla savaşmak ve bu uğurda elinden geleni yapmaktır.
Harbin karşılığı olan cihâd ise, İslâm’a davet ve bu daveti kabul etmeyenlerle savaş diye tanımlanmıştır.
Harp, Müslüman toplumun dinî görevi olarak kabul edilmiştir. Ve “Ya şehit ya gazi” ifadesiyle daima teşvik edilmiştir.
Fethedilen bir yerin aynen islam’da olduğu gibi 3 gün yağmalanmasına müsaade edilirdi. Ve gayrimüslümler cizye adı verilen haraca mecbur bırakılırlardı.

Cumhuriyet barışçıdır

Cumhuriyette ise “Yurtta barış dünyada barış” prensibi edinilmiş ve savaşçılık reddedilip barışçılık esas alınmıştır.

Cumhuriyetin kurucusu harb ve barış hakkında  şunları söyler:

“Ben harpçi olamam. Çünkü harbin acıklı hallerini herkesten iyi bilirim. Harp zaruri ve hayati olmalı… Öldüreceğiz diyenlere karşı, ölmeyeceğiz diye harbe girebiliriz. Lâkin millet hayatı tehlikeye uğramadıkça harp bir cinayettir.
(…)

“Türkiye Cumhuriyetinin en esaslı prensiplerinden biri olan yurtta barış, dünyada barış gayesi, insaniyetin ve medeniyetin refah ve ilerlemesinden en esaslı etken olsa gerektir. Buna elimizden geldiği kadar hizmet etmiş ve etmekte bulunmuş olmak bizim için övünülecek bir harekettir.”

Aradaki bu büyük farkı göremeyenler ya da görmek istemeyenler ise sanki Osmanlı ile Cumhuriyet rejimi arasında pek fazla bir değişim yaşanmamış gibi göstermeye çalışmaktalar.
Bu yaklaşımın amacı, cumhuriyeti ve devrimleri küçümsemek hatta karalamak ve Osmanlı’yı göze hoş göstermeye çalışmaktır.
Bu yaklaşımda olanların Fetullahçılarla, yeni Osmanlıcılarla kolkola olması, cemaatin düzenlediği 2 milyon dolarlık festival gezilerinde yer almaları ve cemaati savunucu-övücü yazılar, kitaplar yazmaları tesadüf değildir.

Cemaat Turizm

Devlet-i Aliyye kavramından Halk devleti kavramına

Devrimleri ve cumhuriyeti küçümseme çabasında olanların bir lafı da; Cumhuriyetin de aynı Osmanlı gibi devleti kutsadığı, insanı özne olarak almadığıdır.
Bu doğru değildir.
Osmanlı’da “Devlet-i Aliyye” yani yüce devlet anlayışı vardır. Halkın, insanın önemi yoktur.
Cumhuriyetin kurucusu ise şöyle seslenir:

Efendiler! Osmanlı tarihini tetkik edersek görürüz ki, bu bir milletin tarihi değildir. Milletimizin mazideki halini ifade eden bir şey değildir.
Belki milletin ve milletimizin başına geçen insanların hayatlarına, ihtiraslarına teşebbüslerine ait bir hikayedir.

(…)
Bizim kendimizde açıklık ve uygulama imkanı gördüğümüz siyasi ilke, milli siyasettir. Dünyanın bugünkü genel şartları, yüzyılların akıllarda ve karakterlerde yerleştirdiği gerçekler karşısında hayalci olmak kadar büyük yanılgı olamaz. Tarihin ifadesi budur. İlmin, aklın, mantığın ifadesi böyledir… Milli siyaset dediğim zaman kastettiğim anlam ve öz şudur: Milli sınırlarımız içinde, her şeyden önce kendi kuvvetimize dayanmakla varlığımızı koruyarak, millet ve memleketin gerçek saadet ve refahına çalışmak… Genellikle milleti uzun uzun emeller peşinde yorarak zarara sokmamak… Medeni dünyadan, medeni, insani ve karşılıklı dostluklar beklemektir.”

6 asırlık saltanatı tanımayıp cumhuriyeti kurmak, 4 asırlık hilafeti kaldırmak kolay iş değildir. İnsanların yaşamlarının bir parçası olmuş olan dini devlet işlerinden ayırıp laikliği kurmak basite alınamaz. O laiklik ki demokrasinin olmazsa olmazıdır. Laikliğin resmen kabulüne kadar olan süreçte direnen gericilere karşı katı tutum içinde olunması zorunluydu. Devrimler gerçekleşirken elbette önüne çıkan engelleri yıkıp geçecek, silip süpürecektir. Küba devriminin lideri Fidel Castro’nun “Ben bu devrimleri başaramazdım” demesi Atatürkçülüğünden değil, objektifliğindendir. Çünkü Osmanlı döneminin düzeni ile cumhuriyet dönemi düzeni arasındaki farkı algılayabilmekte, doğru değerlendirebilmektedir.  Bunu dünyadaki sosyalist ülkeler ve partiler de, ülkemizdeki sosyalistler de doğru tahlil edip, devrimlere destek vermişlerdir.

Bir tarafta sülale saltanatı ve astığı astık-kestiği kestik, savasçı bir hükümdarlık ve hilafet, diğer tarafta bunların küllerinden doğan yepyeni, bağımsız ve modern bir cumhuriyet. Şimdi bu birbirine tamamen zıt iki dünya görüşünü ve devlet anlayışını birbiriyle eş göstermenin akılla, mantıkla bağdaşır yanı olabilir mi?
Birkaç münferit olayı örnek gösterip, cihad ve fetih anlayışında olan savaşçı bir devletle, barışı ilke edinmiş ve idealinin halkın refah ve saadetini yükseltmek olduğunu söyleyen devlet aynı zihniyette görülebilir mi?

O yüzden böyle görenleri meczup, sapkın olarak nitelendirmek yanlış değildir. Elbette akıl hocalarının çıkar amaçları vardır, sapkınlıklarının asıl nedeni budur. Ama kuyrukçularının sapkınlığını anlamak mümkün değildir. Herhalde yaşadığımız dönemin dalgasından etkileniyor olmalılar ya da kuyrukçuluklarının temelinde kuyruk acısı yatıyor olabilir.

Reklamlar
Bu yazı Politika içinde yayınlandı ve , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

34 Responses to OSMANLI’DA ŞERİAT – CUMHURİYET’TE LAİKLİK

  1. Dev-Genç dedi ki:

    sayın panteidar, yazılarınızı yeni takip etmeye başladım. yazınıza genel olarak katılmakla birlikte bu yazıyla ilgili bir-iki eleştirim de olacak. öncelikle “savaşçı” ve “barışçı” tanımlamalarını üretim ilişkilerinden ve tarihi koşullardan kopartılarak kendinden menkul kullanımı doğru değil gibi geliyor bana. şöyle ki, osmanlı’nın kuruluşu ve gelişmesinin şartları onu osmanlı olmaya ittiği içindir ki, o hem osmanlı hem de fetihçi-savaşçı olabilmişdir, yoksa daha en baştan savaşçılık meselesi kendinden menkul biçimde kabul edilmiş değildir. bu sorunu üretim ilişkileri ve tarihi gelişme bakımından yorumlayarak bilimsel tarzda ele almak daha sağlıklı olacaktır. yoksa şu kesinlikle bir gerçektir ki, osmanlı gibi bir bünyenin de yaşam bulduğu “maddi temel” sözkonusu olmasaydı, belli bir çelişkinin çözülüp dağılarak cumhuriyete ve özgün bir küçük burjuva devrimciliğine yaşam alanı bulunmasından söz edilemezdi.
    saygılarımla

  2. Uğur dedi ki:

    “Osmanlı meşrutiyetinin cumhuriyetten daha demokratik olduğunu dahi iddia eder”

    İddia etmiyoruz. Zaten öyleydi. Meydanlara heykellerini diktirenler padişahlar değil, M. Kemaldi. M. Kemal keyfine göre batıdan kul yapımı kanunlar Müslüman millete dayatırken kime kimseye danışmamıştır. Padişahlar ise Müslümanları şeriata göre yönetiyor ve kendileri de bu emirlere uyuyordu. Nitekim uymadıkları taktirde tahttan indirileceklerine dair kanunlar bile vardı. Kemalist rejimde M.Kemal’i bağlayan ise hiçbirşey yoktu.

    • Agnostik dedi ki:

      Arkadaşım tarihi iyi araştır ondan sonra yorum yap lütfen.Bak bakalım 2. Murat resimlerini neden astırmış devlet dairelerine,neden fes giymeyi zorunlu kılmış neden o senin dediğin tabiri caizse “kul yapımı” kanunları osmanlıya sokmuş.Çünkü lale devrinden itibaren batının ilerleyişi farkedilmiştir ve osmanlının geri kalmışlığı.Bunu ben söylemiyorum “tarih” söylüyo.Batının üstünlüğü kabul eden yalnızca Atatürk değil,ondan çok önce bayıldığınız osmanlı padişahlarıdır da aynı zamanda..Atatürk altın vuruşu yapmıştır.

      O şeriati kullanan Osmanlı padişahları kafalarından element uydurmadılar mı?Cariyelerle fingirdeşirken ayağı kayıp ölen padişah var toplamda binlerce hanedan üyesini öldürten padişahlar var.Bana osmanlı mükemmelmiş gibi konuşma.Sizin yanılgınız burda işte.İlkokul tarih bilgisiyle konuşuyosunuz.Atatürk’te mükemmel bir insan değildi. Onunda hataları vardı ama önemli olan artılarının eksilerinden kat be kat daha fazla oluşudur .Atatürk’ü yine meclis seçmiştir her defasında. ha şu konuda haklısın nerdeyse her söylediği kanun oluyodu.Bunun sebebi halkın ülkeyi kurtardığı için onu çok sevmesidir.Nasıl bilim yanlışlanabilirse Atatürk’te eleştirilebilir.Ben Atatürk’ü sadece bu ülkeyi kurtardığı için değil bu ufku geniş yolu bize açtığı için seviyorum.

      Saygılarımla..

      • Rena dedi ki:

        Peki bana masal anlatmadığını nasıl kanıtlayabileceksin? Gel tartışalım kanıtsa kanıt, belgeyse belge. Bana bir ispatla şu söylediklerini.
        “Atatürk’ü yine meclis seçmiştir ” Ha evet, meclis seçmiştir. Şu darbe yapılan meclis. Osmanlıya katliamları itham edenler önlerinde ki dersimi, İstiklal mahkamelerini, harf ve kıyafet darbesini görmüyor niyeyse!
        Her sözü kanun oluyordu. Halk kurtardığı için onu seviyordu öyle mi? Emin misin? Sana zorla 100liralık şapka almak zorunda bıraksalar hoşuna gider mi? Giyecek bir pantolunun bile yokken resmi belgeler var araştırın biraz.

        Osmanlı padişahları batının üstünlüğünü mü kabul ettiğini söylüyorsun? Senin yakın tarihten zerre bir bilgin yok. Tartışalım sana öğreteyim hepsini.
        Ateist makalelerinde okursan osmanlıyı kulaktan dolma şeyleri tekrarlaman normaldir.

        Abdülhamid Han’ı tahttan indiren ENVER PAŞA, cenazesinde hüngür hüngür ağlamadı mı?.. Yine İttihatçılar’dan SEVR Antlaşması’na imza koyan RIZA TEVFİK BÖLÜKBAŞI, onun için:
        TARİHLER İSMİNİ ANDIĞI ZAMAN,
        SANA HAK VERECEK, HEY KOCA SULTAN!
        BİZDİK UTANMADAN İFTİRA ATAN,
        ASRIN EN SİYÂSÎ PÂDİŞÂHINA!DİVÂNE SEN DEĞİL, MEĞER BİZMİŞİZ!
        BİR ÇÜRÜK İPLİĞE HAYÂL DİZMİŞİZ!
        SÂDE DELİ DEĞİL, EDEPSİZMİŞİZ!
        TÜKÜRDÜK ATALAR KABRİGÂHINA!
        diyerek pişmanlığını dile getirmedi mi?..

        “Cariyelerle fingirdeşirken ayağı kayıp ölen padişah var toplamda binlerce hanedan üyesini öldürten padişahlar var.”
        Bu makalede bunların cevapları var. Ben özet geçeyim.
        http://renaelestirileri.wordpress.com/2014/06/05/osmanliya-atilan-iftiralar-icki-oglancilik-kardes-katli-padisah-analari/

        Cariye kavramının ne ifade ettini biliyor musun? Osmanlı yaşantısı hakkında en ufak bir fikrin bile yoktur. Biryerlerden duyduğun şeyleri “Tarihi bilgi” adı altında gerçek kabul ediyorsun.

        Kölelere hakaret ve işkence etmek yasaklanmış, sahipleri ne yiyor ve giyiyorlarsa onlara da onların yedirilip giydirilmesi istenmiş, güçlerinin yetmediği veya zorlanacak işlere koşulmamaları, koşulurlarsa sahiplerinin onlara yardım etmeleri emredilmiştir.

        Bu haklar o kadar geniş tutulmuştur ki Cevdet Paşa bu yüzden şu vecize cümleyi ifade etmek durumunda kalmıştır: “İslam’da köle almak, köle olmak demektir.”

        Çarşafa baskı diyenler batıda ihtişam deniyordu;
        Çarşaf hakkında baskı dediğiniz şeye Coneille Bruy adındaki seyyah bir ingiliz kadın İhtişam diyor.
        “..kadınları da aynı vaziyettedir. Boylarıyla yürüyüşlerinin ihtişamı erkeklerinkinden aşağı değildir. Uzun fistanlarınında bu ihtişamda büyük tesiri vardır.”
        Corneille le Bruy “Voyages de Corneille le bryn Parle Moscovovie, en Perse et aux İndes orientales” adlı 5 ciltlik eseri 1732

        İslâm’ın zuhurundan evvel kadın, hayvanların gördüğü muameleden daha farklı bir muamele görmüyordu.

        Yine kadın hakları mevzuunda William Durant;
        “Muhammed, arapların kız çocuklarını öldürmelerine nihayet verdi..”
        BU İNSANLAR BATILIDIR. Bunlar niye böyle söylüyor düşündünüz mü? Çünkü sizin gibi dar bir pencereden bakıp kötü şöhretli taraflarını görüğ diğerlerini görmemezlik etmiyor.

        Kadın hukuku bakımından İslam hukukunun bugünkü Avrupa kanunlarından daha üstün olduğu kanaatinde olan Gaudfroy-Demombynes.
        Kadın haklarının İslam hukunda bugünkü modern hukuka nazaran daha insanî olduğuna dair. Joseph Chaine ile Reine Grousset.
        Times’de neşredilen iki sayfalık yazıdan alıntı;
        “Bugün İngiliz parlâmentosunda kadınalra tanınmış olan birçok hakkın 1400 yıl önce İslâm’ın kadınlara vermiş olması cidden enteresandır..

      • pante dedi ki:

        Sen önce darbenin, devrimin ne demek olduğunu öğren Rena.
        “Yalan söyleyen tarih utansın” gibi yalanlarla dolu bir kitaptan beslenmişsin belli ki.
        Vakit gazetesi gibi her türlü iğrenç yalanı, rezil iftiraları ve düzenbazlıkları yapmaktan
        utanmayan bir gazeteden alıntılar kokuyor yazın.
        Abdülhamit için ağlayanın Enver Paşa değil, Talat Paşa olduğu iddia edilir ki o da yalandır.
        Sen önce şu kısa yazdıklarındaki yanlışları düzelt önce. Belli ki sığ, yüzeysel bilgilere sahipsin.
        Benimle tartışmak sana ağır gelir, bana da gereksiz zaman yükü. Sen facebook’taki gruplarda idare et artık.
        Senin gibi yüzeysel, yalan-yanlış bilgilerle ahkam kesen bolca ergen mevcut oralarda…

      • Gencer dedi ki:

        Atatürk’ünde hataları var elbette.EN büyük hatası da Osmanlı ve Arap hayranlarının tamamını ortadan kaldırmamasıdır.Eğer Atatürk Diktatör olsaydı ve bu pis dinci keneleri ortadan kaldırsaydı şimdi çok daha müreffeh bir ülke olurduk.

      • 1okuyucu dedi ki:

        Gencer;

        elbette hatasız insan olmaz, Atatürk, Osmanlının kemikleştirdiği biat kültürünün egemen olduğu bir toplumda, hele çoğunluğu Müslüman olan bir toplumda, lâik demokratik bir Cumhuriyeti deneme hatasını yapmıştır? ona bu fırsatı verenler olmasaydı böyle bir hata yapamayacaktı,

        o, kurtuluş savaşının kazanılamayacağını varsayanların, onun siyasi hayatını bitirmek için, ona başkumandanlık yetkisinin verilmesinde ön ayak olmaları sonucunda böyle bir fırsatı yakalama şansı bulmuştur,

        dolayısıyla kazanılan zaferin bir numaralı ismi olması, ona bazı devrimleri gerçekleştirme olanağı vermiştir,

        dincilerin hazmedemedikleri durum budur, çünki kendi kazdıkları kuyuya kendileri düşerek Atatürkün eline koz vermişlerdir, bütün bağırıp çağırmaları bundandır,

        Atatürk kendini halife olarak ilân etseydi, emin ol hiç kimse itiraz etmeyecekti, çünki saltanatın kaldırılmasına hiç kimse ses çıkarmamışken, hilâfetin kaldırılması tepkilere neden olmuştur, İslâm aleminde bile tepkilere neden olmuştur,

        Atatürk, yaptığı devrimlerle çağa ayak uydurmayı hedeflemiştir, Atatürk devrimleri gerçekleştirirken kendisinden bir şey katmamıştır, sadece çağın gerçeklerini alarak, çağdaş bir toplum yaratmayı hayal etmiştir,

        eğer Atatürkçülük diye bir ideoloji varsa, bu yanılgıdan ibarettir, çünki Atatürkün hedefinde çağdaş bir toplum hayali vardı, yani kim kendini Atatürkçü olarak görüyorsa aslında çağdaşlığı savunuyor demektir, çağdaşlıkta Atatürkün tekelinde değildir,

        Atatürk, laikliğin önünü açan devrimleri yaparak, Türk toplumunun laiklikle tanışmasını sağlamış, topluma, şeriat yönetiminle laikliği kıyaslama yapabilme şansı vermiştir,

        yani Atatürk, saltanatı ve halifeliği kaldırarak laik sistemin önünü açmış, gerçek devrimi halkın yapacağını ummuştur,

        ama unuttuğu bir nokta vardır, büyük çoğunluğu Müslüman olan bir toplumda dini inanışları gereği, Kuranın tanrısının getirdiği yasaların geçerli olacağını hesaba katmamıştır, öyle ya tanrının yasaları ortada dururken, beşeri yasaların hayat bulması mümkün mü?

        ki Osmanlı mecelleyi ilân ettiğinde karşılaştığı tepki ortadayken, dini yasaları tümden ortadan kaldıran beşeri sistemlerin bu toplumda hayat bulamayacağını anlaması gerekirdi,

        belki toplumun laik sistemi birebir yaşayıp, dini sistemlerle kıyasladığında kemikleşmiş tabuları kırabileceğini ummuştur ama realite ortada…

        Atatürk, halkçılık ilkesi gereği, toplumun din ihtiyacını karşılamayı hedeflerken, toplumun yabancı dilde ibadet yapma saçmalığını ortadan kaldırmak için başta Kuran olmak üzere, islâmi kaynakları Türkçeye çevirterek, hem toplumun dinini öğrenmesini amaçlamış, hemde toplumu din bezirganlarının elinden kurtarmak istemiştir,

        yani Atatürk dinden nemalanan asalakların (kenelerin) toplum tarafından çöpe atılmasının ancak toplumun dinini öğrenmesiyle mümkün olabileceğini düşünmüş ama dinci yobazların din faktörünü de kullanarak, lâikliği din düşmanlığı gibi göstermeleri sonucunda toplumun sırtındaki kenelerden kurtulmak istemesi şöyle dursun, kenelerin baş tacı edildiği bir durum ortaya çıkmış,

        günümüzde dinden nemalananlar, şeriat yanlılarını sömürmeyi, itibar ve maddi olanaklar açısından daha kazançlı buldukları için tutturdukları düzende taraftarlarını oyalamaktan öte bir şey yaptıkları yok,

        güya şeriatı getirmek için yola çıktıklarını, Allah yolunda savaştıklarını söyleyerek lâik sistem gereği Devletin almadığı, zekât, fitre, kurban derisi, vs. gibi gelir kaynaklarını toplamak suretiyle kendilerine önemli miktarda gelir elde ederek dümenlerine palazlanarak devam etmektedirler, Devlet ihalelerinde ise zekât, rüşvete kılıf olmuştur,

        taraftar toplamada ise en önemli kıstas ise Atatürke küfretmektir, yani kim Atatürke daha iyi küfrediyorsa, tercih edilen cemaatler arasında ilk sırayı alıyor,

        aslında Türkler İslâmiyeti seçerek kendi tercihlerini yapmışlardır, yani laik sistemi gönülden istiyor olsalar bile şeriat rejimine (İslâm hukuku) fit olmak zorundalar,

        çünki Kuranın tanrısı kendi yasalarının egemen olmasını istemektedir, bu durumda beşerin yaptığı yasaların kaale alınması düşünülemez,

        yani Türk toplumu için şeriat yönetiminden başka tercih hakkı yoktur, istese de istemese de şeriat yönetimlerine razı olmak zorundadır,

        o nedenle Türk toplumu kadınlı erkekli kafasına geçirilen ve adına din denen çuvalla yaşamak zorundadır,

        ayrıca, Türk toplumunun beleşten bulduğu için kıymetini bilemediği laik sistemi benimsemesi zaten söz konusu değildi,

        işin diğer boyutuna gelirsek, orta doğuyu dizayn etmek adına yapılan tezgâhlar, bugün orta doğuda mezhep kavgalarının başlamasına neden olmuştur,

        sanki gökten zembille inen bir şeymiş gibi, orta doğuya demokrasi getiriyoruz safsatasının, ki bize bile hâla gelememişken, sahibine diklenen diktatörleri değiştirerek, yerine sahibine sadık diktatörlerin getirilmesinin amaçlandığı projeleri görev olarak benimseyenlerin yüzünden, temenni etmem ama bu kavgalar bizi de kapsayacak şekilde genişleyecek gibi görünüyor,

        yani, burnunu .oka daldıranın .ok çukuruna düşmesi kaçınılmaz olur,

        müreffehliğe gelince, zincire bağlanmış tok köpek olacağıma, açlıktan nefesi kokan ama dağlarda özgürce dolaşan kurt olurum daha iyi… (söz konusu kurdun siyasi simgeyle bir ilgisi yoktur)

  3. 1okuyucu dedi ki:

    Rena;

    Atatürk, şeriatle yönetilen bir Ülkeye lâik demokrasiyi getirmiştir, yani rejim değiştirmiştir, bunun adına literatürde devrim denir,

    ve devrim zorla yapılır ve hiçbir devrim kansız olmaz ve devrim kendi şartlarında değerlendirilir ve ne gerekiyorsa o yapılır,

    devrime direnenler varsa bertaraf edilir, gerekirse imha edilir, devrim başarıya ulaşırsa legal olur, yani sonuca ulaşmak için yapılan eylemler sorgulanmaz, devrim başarısız olursa, teşebbüs edenler yakalanıp yargılanır,

    o nedenle Atatürk şuna şunu yaptı, buna bunu yaptı söylemleri devrimin ne olduğunu bilmeyenlerin veya bildikleri halde muhalefet etmek adına öne sürdükleri saçmalıklardan öte bir anlam taşımaz,

    bunu profesör kılıklı dangalaklar çok iyi bilir ama yinede demagoji yapmaktan geri kalmazlar,

    ama bu toplum, Avrupalıların uzun yıllar süren kan ve gözyaşı dökmeleri sonucu kavuştukları laik sisteme BELEŞTEN kavuştuğu için kıymetini anlayamamıştır,

    bunda bu Cumhuriyet kurulduğundan beri bu Cumhuriyetin başına belâ olan dincilerin yaptığı aleyhte propagandalar etkili olmuştur,

    zaten bu toplum mezhep kavgalarını yaşamadan lâikliğin ne olduğunu anlayamayacaktır, anladığında da iş işten geçmiş olacaktır,

    Osmanlı döneminde henüz lâik demokrasi icad edilmediği için, yönetim şekli olarak, Ülke topraklarının tek sahibi konumundaki tek adama dayanan totaliter bir düzen hüküm sürüyordu,

    Ülke topraklarının veliahtlara bölüştürülmesi devletin dağılması anlamına geldiğinden, çare olarak Devletin bekası için kardeş katli hakkında fetva verdirmek zorunda kalmaları, Devletin dağılmasını önlemek adına zorunlu olarak yapıldıysa da, bunu bir beşeri yasayla yapmak yerine din adına fetva yoluyla yaptırmak, dini siyasete alet etmek yanlışlığıdır,

    zaten dini esaslara göre yönetilen bir Ülkede dini siyasete alet etmek kaçınılmazdır, burada sorulması gereken soru, din kardeş katline cevaz verir mi?

    Osmanlı, Allah yolunda cihad yapıyoruz bahanesinin arkasına saklanarak ele geçirdiği ülkeleri haraca bağlayarak uzun süre varlığını sürdürdü,

    Fransız ihtilaliyle başlayan millîyetçilik akımları, gelişmekte olan çağı ıskalaması, teknolojik gerilikler gibi nedenlerle sona erdi,

    birde şu İslâmın kadın haklarına önem verdiği iddianı, istersen diğer bölümlerde yazılanları da okuduktan sonra tekrar gözden geçir,

    yada sana şöyle bir soru sorayım, sanırım bayansın,
    eğer evliysen eşinin üzerine kuma getirmesini nasıl karşılarsın?
    eğer bekarsan, baban senden başka bir eve kuma olarak gitmeni isterse ne yaparsın?
    bu soruların cevabını şeriatle yönetilen bir Ülkede yaşadığını varsayarak cevapla.

    • Rena dedi ki:

      Yazacağım edeceğim diye uğraşacağınıza linke girseydiniz bunların cevaplarını alacaktınız. Tabi sizin yerinize abileriniz düşünür.nasılsa. Boşverin kafanız acımasın. Bir ilhan arsel bir erdoğan aydın okuyun. Sonra onların makalelerini başkalarına satmaya çalışın. Burada tartışmak istemiyorum. Niyetliyseniz linke girin ama öncelikle kendinizi ispat etmeniz gerekli. Birşeyi tartışıyorsanız hakkında bilginizin olması gerekir. Ama siz yaptığınız gibi mesnetsiz iddialarda bulunursanız katılmayacağımdan emin olabilirsiniz.
      Şeriatı el kol kesip yamyamlık yapanlarla harcayacak vaktimde yok. Eline bir siyer dahi almayan bir insanla islam tartışmam o işleri 13 yaşındayken yapıyordum. Ayrıca senin ne haberin var peygamberin emir ve ahdnamelerinden ki? Bir osmanlı yaşantısı hakkında bir paragraftan ileri gidebilir misiniz? Ya da arabistan? Zira bir şii-sünni ayrımından bile haberin yok.
      Bir soru sormuşsunuz. “Kuma” ile ilgili bilginiz olmadığı aşikar. İslam hukuğunun nasıl çalıştığıyla da bir ilginiz yok. Her ateistten aynı şeyleri duyuyorum. Neyse cevaplayacağım ve eğer devam etmek istiyorsanız. Bilgili biri olduğunuzu görmem gerekir. Ve ozaman blogumda tartışabiliriz.
      Şimdi burada size konuyu anlatacağıma daha önceden hazırladığım yazılardan alıntılar sunacağım. Eğer birşeyler bildiğinize kanaat getirirsem. Kendi bilgi artışım için tartışırım. Ve bu makalelerime katkı sağlıyor.
      Kuma meselesi karın izin vermeden alamazsın. Eğer onu razı etmezsen adaletli davranmış olmazsın. Şimdi sana bunun tam manasını açıklamak istiyorum.

      İslam ile cahiliye devri, namusun bulunduğu bir yer haline geldi (!) Neymiş? Bu dönemde nikah çeşitliliği bile olayın derinliğini anlatmaya yeter. Zina nikhaları meşruydu..
      İslamla birlikte bu ilkel adetlerin yerini boşanmamak üzere evlilik aldı.. Eğer İslam ülkelerinde başı açıklık olsaydı beraberinde zinayıda getirirdi çünkü Kadınların açılıp saçılması bütün bu İslami kuralları yıkıyor. Biri yıkılınca diğerleride yıkılıyor.. Çünkü erkekle konuşmasını önleyecke birşey kalmıyor. Ayrıca zaten İslam erkeklerin tesettürü göz kapaklarıdır der. Harama bakmaktan men eder. Namahreme bakılmaz. Bakıldığında bu iyi sonuçlar doğurmuyor.. Türkiye tecavüz istastiklerina bakın.. Norveç, İsveç gibi ateistlerin yoğun olduğu şehirlerde zaten zina meşrudur.
      Kısaca evlilikte bakire aramıyorsunuz. Travestiliğin ve eşcinselliğin yolu açılıyor. Doğru olduğunu iddia ediyorsunuz. Bunun için ayrı bir yazım var. Daha da detaylandırabilriim.

      Zina da büyük günahlardandır Namus diye birşeyin bulunmaması bir kadının bir sürü erkekle yatması düşüncesini getirirki bu çok çirkindir. Dahası tecavüze de kapılar açar zira böyle bir ortam da elin kolun kesilmesi de bi işe yaramaz(!) Şii ülkeleri görüyorsunuz insanlara cezalar veriyorlar fakat en derece mani olabiliyorlar? Hiç..Çünkü orası cumhuriyet.
      Arabistan hamit karzai ve cumhuriyet var. Devletle taliban savaşıyor. Ki arabistan çorba olmuş laik sosyalist araplar nusaybinler bile var yani burada şeriatın tam anlamını bilmeniz gerekiyor.

      Mezhep kavgaları mı? Siz hristiyanlıkla karıştırıyorsunuz sanırım. Çünkü İslamda mezhep kavgası olmaz. 4hak mezhep vardır. Aralarında çatışma da yoktur.
      Şii’lik gibi fırkalar uç noktalarda ehlisünnetten ayrılırlar.
      “Osmanlı döneminde henüz lâik demokrasi icad edilmediği için, yönetim şekli olarak, Ülke topraklarının tek sahibi konumundaki tek adama dayanan totaliter bir düzen hüküm sürüyordu”
      Bunlarda duymaya alıştığımız ateist zırvaları. Zira
      inkarı imkansız bir şey zaten..
      Padişahın sözlerine ferman denirdi….Padişah’ın verdiği kararlar şeriata yerleşmiş örfi kurallara ve saray adabına uygun olarak verilirdi.. Dünyevi yetkileri için sadrazam dini yetkileri kullanması içinde şeyhülislam’ı tayin ediliyordu.Bunları bilmeyecek cahiler Osmanlıda yönetim şeklini kulakta dolma bilgi ile öğrendikleri gibi söylüyorlar? Monarşide ise padişah kafası estiği gibi hibçirşeyi takmadan kelleler uçurur..
      Ama padişah kafası estiği gibi davranamaz hatta voltaire bile ne diyor;
      Yeryüzünde en güçlü görünen sultan, tahtından pek az emindir. Bir günlük ayaklanma onu tepe taklak edebilir.
      Osmanlı hayranlığına tanık olabilirsiniz..Avrupada Turque modası..İlimde fende ileri bir medeniyettik.
      TAMAM MI ŞİMDİ GİT BİRAZ ÇALIŞ SONRA GEL.
      RENA ELEŞTİRİLERİ blogundan devamlarını bulabilirsin.

      • 1okuyucu dedi ki:

        Rena;

        ben sana basit bir soru sordum şeriatle yönetilen bir Ülkede olduğunu varsayarak cevaplamanı istedim, sense bana masal anlatıyorsun, demagoji yapıyorsun,

        şimdi işim var ayrılıyorum, yarın geldiğimde cevabını görmek istiyorum,
        kuru sıkı doldur boşaltlarla üste çıkma kurnazlığı yapmadan?

      • MaMaLi dedi ki:

        Sayın rena!Sitenize girdim,tartışmalarınızı,okudum,şahsım adına çok utandım;böyle edep,haya,bilgisizlik,kara cehalet anca okumayla elde edilebilir.Bilgisinden emin olan kişi,karşı tarafa hakaret etmez,buna rağmen,karşıt görüşden olanlar,sizi uyarıyor!Bundan hiç,ar duymuyormusunuz?sizin,bilgi diye yazdıklarınız,doğru diye,anlattıklarınızı,ben şahsım adına,1970 lerde,okudum ve içi boş mesnetsiz,iddalar;Atatürk’ü sevmeye bilirsiniz,devrimlerini,eleştire bilirsiniz elbette bu en doğal hakkınızdır,lakin,elinizdeki,argümanlar,çok,övdüğünüz,ve sevdiğiniz,sözde tarihcileriniz,mustafa armağan ve kemal mısıroğlu,gibi,hiç bir geçerliliği ve,tarihi kaydı olmayan,ütopyalardır…sizin için bu kadar uzun yazmak bile bana zül ve utanç son söz sizin,küçük tiyatronuza yakışır olsun dedim”Katıra sormuşlar baban kim At dayım olur”demiş.utanc içinde yaşamak böyle bir şey olsa gerek.

  4. Rena dedi ki:

    Üstte devrik cümleler var. Hızlı yazıyorum çünkü. Evet yalan söyleyen tarih utansından birşey koymadım. Ve oradan bir alıntıda yok. Vakit gazatesi gibi hiçbir gazeteden de yer vermedim.
    Evet ad hominem yapta seni birşey zannetsinler nasılsa sen yükselince ben alçalacağım öyle mi? Hiç sanmıyorum.
    Ben 15 yaşımda bıraktım o ergenlerle tartışmayı hepsi aynı şeyleri söylüyor ve odun gibi ne anlatsan anlamıyorlar. Kendini iyice pohpohla…Yalan yanlış mı 🙂 Bak yavrucum. Orada herşeyi kaynaklarıyla birlikte koydum. Sen bana osmanlıyla ilgili kaynak getirebilir misin? ROMAN DEMİYORUM.
    Biz yüzeyseliz, siz derinlemesine araştırıyorsunuz değil mi? Siz yarım yamalak bir islam öğrenip kafanızdaki şablona cevap veriyorsunuz.

    • 1okuyucu dedi ki:

      Rena;

      kibrin öylesine ayyuka çıkmış ki, (tanrınızın en sevdiği özellik) karşındakine tepeden bakma cüretinde bulunmaktan kendini alamıyorsun, oysa karşındakini olduğu gibi kabul edip cevap vermeyi denesen daha doğru bir iş yapmış olurdun, zaten görgü kuralları böyle davranmayı gerektirir,

      her neyse, ben saf köylü çocuğuyum, aklım demagojiye ermez, düz mantık yürütür, sorularıma ikna olacağım cevaplar ararım, yani klavuzum kendi mantık anlayışımdır,( dediğin isimleri de hiç okumadım)

      örneğin; kadının hiçbir ekonomik gücünün olmadığı, yani kadının çalışma özgürlüğünün olmadığı, dört duvar arasına kapatılarak erkeğin insafına terk edildiği, erkeğe karı boşamanın oldukça kolaylaştırıldığı bir düzende, (şeriat rejimi) kadının itiraz hakkı olamayacağını net olarak görebiliyorum,

      2. karıyı almayı kafasına koymuş ahlâksızın, ilk karısına değer verdiği düşünülebilir mi?

      bırak ilk karıdan izin almayı, emrivaki yapar gibi ilk karısının üzerine kuma getirmesine ilk karısının itiraz edeceği düşünülemez bile,

      çünki itiraz ettiğinde kapının önüne konulacağını bilir, çünki itiraz ettiği adam, 2. karıyla yola devam etmek için ilk karıyı harcamaktan asla çekinmez,

      o nedenle İslâm şeriatının egemen olduğu ülkelerde kadının üzerine kuma gelmesine veya başka bir eve kuma gitmesine itiraz etme hakkı yoktur,

      dolayısıyla İslâmiyeti kabul eden her kadın aynı zamanda üzerine kuma gelmesini veya başka bir eve kuma gitmeyi kabul etmiş demektir, çünki hiçbir zengin, erkeklik gururu gereği, adaleti sağlayamayacağını öne süremez,

      yani, İslâm dini zenginin şeyinin keyfini yapabilmesi için hiçbir işe yaramayacağını bile bile adalet şartı gibi bir kılıf uydurmuştur, hemde kadının onurunu, kişiliğini hiçe sayarak,

      fuhuşta kılıf olarak kullanılan muta nikâhını, savaş zamanları veya seferi olunan durumlarda, fahişelerin bir geçim kaynağı olarak yaptıklarını biliyorum, peygamber zamanında nisa-24’le yasaklanmıştır diye biliyorum,

      ayrıca, muta nikâhını bir toplumun genel bir uygulaması olarak düşünmek söz konusu olamaz, eğer genel bir uygulama olduğunu düşünürsek, peygamberin annesini ve eşini de ayni kategoriye koymamız gerekir,

      bu arada, peygamberle ilgili olarak, cahiliye diye tabir ettiğiniz bir dönemde, ticari kervan işleten bir iş kadının, yani ekonomik özgürlüğü olan bir kadının kendi isteğiyle evlenme teklif edebilen bir kadının, peygamberin kabul etmesiyle evlendiklerini biliyorum,

      evliliklerine getirilen eleştirileri ilgili bölümlerde okuyabilirsin, bilhassa ahzap suresiyle tanınan ayrıcalıkları, cahiliye döneminde iyi gözle karşılanmayan evlatlıkların boşadığı kadınlarla evlenme olayını serbest bırakabilmek için iki satırlık bir ayet göndermek yerine, peygamber üzerinde deneyerek! benimsetmeye çalışma çabasını görebilirsin,

      ayrıca, Kâbenin temizlenmesi sırasında, hacer ül esvet denilen taşın yerinden alınmasında! hiç bir sorun çıkmamışken?

      her ne hikmetse yerine konmasında, kim yerine koyacak? tartışmasına çözüm getirdiğini biliyorum,

      birde hani şu Kuranın tanrısının zekâsıyla alay eden mirac hadisini biliyorum, bilmememe imkân yok, çünki tv kanallarının gözdeleri fırsat buldukça ballandıra ballandıra anlatıyorlar,

      sünni şii ayırımı, hilafet (iktidar) kavgalarının sebep olduğu bir sonuçtur, yani iktidar hırsının sebep olduğu bir sonuçtur, ve şeytanın zaferiyle sonuçlanmıştır, çünki şeytanın hedefinde hırsına yenik düşen insanlar da vardır,

      şeytan, insanların iktidar hırsını kullanarak, Müslümanları 2 ana gruba bölmüştür, Kuranın tanrısıda ne anlama geldiği kestirilemeyen ayetler sonucu, meydana gelen tereddütler (kafa karışıklığı) sonucu Müslümanları ait oldukları gruplar içerisinde bile birbirine düşürerek, (mezhepler, tarikatler) dolaylı yoldan Müslümanların birbirlerini boğazlamalarına katkı yapmıştır,

      eğer yeryüzünde bozgunculuğun sebebini arıyorsan, biri Kuranın tanrısıdır, diğeri ise şeytandır,

      karşındakini cinsel obje olarak görme sapıklığından vazgeçtiğinde, karşında bir insan görürsün, o zaman göz zinası, bilmem ne zinası kavramlarının, birer sapıklık alameti olduğunu da anlarsın,

      İslâmi kuralları kadının açılıp saçılması değil, kadını cinsel obje olarak gören şehvet düşkünü sapıkların yerle bir ettiğini görürsün,

      zaten Kuranın tanrısının kadının başına çuval geçirmek istemesinin ardında yatan gerçek, dolaylı yoldan erkeklere sapık yaftası giydirmesinden başka bir şey değildir,

      yani Kuranın tanrısı kadınları, şehvet düşkünü olarak gördüğü erkeklerden korumaya çalışmıştır, bir erkeğe bundan büyük bir hakaret yapılamaz,

      Osmanlıyla ilgili olarak, totaliter rejimlerin hüküm sürdüğü bir dönemde, köleliğin serbest olduğu bir dönemde, Osmanlıda kardeş katli yoktur, Osmanlıda cariyelik yoktur denmeyeceğini anlayabilecek kadar bir öngörüye sahip olmama engel bir durum görmüyorum, neyi nasıl yapıp ettikleri ise teferruattan ibarettir,

      bu arada sorumu tekrarlıyorum, Kuran devletin bekası için kardeş katline cevaz verir mi?

      verirse, Araplardaki iktidar (hilafet) kavgalarını bu kategoride mi değerlendirmemiz gerekir, yani Ayşe ile Ali’nin kavgalarını (cemel vakası) bu çerçevede mi değerlendirmemiz gerekir?

      madem ilimde fende ileri bir medeniyettik, coğrafi keşifleri, sanayi devrimini, askeri alandaki teknolojileri niye ıskaladık? gibi bir soru sorma gereğini niye duyuyorum acaba?

      ıspat derken, Kuranın tanrısının boşluğu yok edip edemeyeceği benim için merak konusu olmuştur, sence Kuranın tanrısı boşluğu yok edebilir mi?

      hani şu sınırları çizilemediği için dışı olmayan, her şeyi kendi içerisinde (bünyesinde) barındıran sonsuz boşluğu yok edebilir mi?

      gördüğün gibi, ben burada başkalarının laflarını satmıyorum, saf köylü çocuğu olarak kafama takılan soruların cevaplarını arıyorum,

      engin bilgine dayanarak cevaplandırırsan, sayende öğrenmiş olurum,

      not: bloglara yönlendirmeyi, kendi blogunun reklamını yaparak müşteri bulmaya çalışan satıcıların kurnazlığı olarak gördüğüm için ciddiye almam, burada sorduğum soruların cevabını burada almak isterim.

    • rammsteinn dedi ki:

      rena
      yazdıkların o kadar saçma ki cevaplamak için harcanacak zamana yazık
      bir kaçı
      ——
      fuhuşta kılıf olarak kullanılan muta nikâhını, savaş zamanları veya seferi olunan durumlarda, fahişelerin bir geçim kaynağı olarak yaptıklarını biliyorum, peygamber zamanında nisa-24’le yasaklanmıştır diye biliyorum,
      ——
      sen biliyorsun ama arap ülkeleri mutayı acaba neden yasaklamak yerine teşvik ediyor.
      sen biliyorsun ama onlar bilmiyor. araplara anlat bence.
      nisa-24 (Savaş esiri olarak) sahip olduklarınız hariç, evli kadınlar (da size) haram kılındı.
      cariyeler serbest,evli kadınlar haram. muta nikahı nerde? bu ayet ancak islamın ayıbıdır.


      Mezhep kavgaları mı? Siz hristiyanlıkla karıştırıyorsunuz sanırım. Çünkü İslamda mezhep kavgası olmaz. 4hak mezhep vardır. Aralarında çatışma da yoktur.

      sanırım haberleri takip etmiyorsun. bugünlerde haberlerin yarısı islami terör örgütlerinin terörü. hristiyanlar mezhep savaşlarını bırakalı 3-4 yüzyıl oldu.
      google dan ” terör örgütleri” diye arattır. listedekilerin kaç tanesinin “islami” olduğunu görürsün.

      zina konusunda;
      dünyadaki yüzlerce din arasında kaç tanesi zinayı serbest bırakmıştır?
      sanki bütün dinlerde serbest,bir tek islamda yasak.

      siz hala bacakarasındaki zardasınız. adamlar marsa indi.
      bütün islam ülkelerini sizin hor gördüğünüz ülkeler elinde oyuncak yapmış.
      eğitimsizlik sefaleti getiriyor. sefalet dini besliyor.
      aynen devam edin.
      din fakirin ekmeğidir umududur.bu dünyada refaha eremeyenin isteği artık cennete kalmıştır. ona cennette alacaklarından bahsedin. istediğinizi yaptırın.

      kölelik ile birşey demeye zaten gerek yok. bir köleye ne kadar iyi davranırsanız davranın adı köledir. özgür değildir.
      insanlar zengin köle olmaktansa,fakir ama özgür olmayı tercih eder.

  5. Rena dedi ki:

    @1okuyucu
    Ben anlatırsam kapsamlı olarak anlatırıp. Sizin gibi duyduğum şeyleri koyup avantaj sağlamaya çalışmıyorum. Ve zaten cevabı verdim. Okusaydın görürdün ama siz önyargınızın kurbanı insanlarsınız ve karşı yazıları okumaya tahammül bile edemezsiniz. Sizin görüşünüzde olmadığım için demogoji yapıyorum değil mi? İğneli cümlelerle üstünlük sağlamaya çalışan sensin.
    Eğer devam etmek istiyorsan yazılarımı okur eleştirini yaparsın. Buradan cevap bekleme boşuna

  6. sercan dedi ki:

    RENADAN ALINTI
    Kölelere hakaret ve işkence etmek yasaklanmış, sahipleri ne yiyor ve giyiyorlarsa onlara da onların yedirilip giydirilmesi istenmiş, güçlerinin yetmediği veya zorlanacak işlere koşulmamaları, koşulurlarsa sahiplerinin onlara yardım etmeleri emredilmiştir.
    RENA SENİN ÖZRÜN KABAHATİNDEN BÜYÜK UTANMADAN KÖLELİĞİ TEŞVİK EDEN OSMANLIĞI kalkmışsın kölelere iyi davranılmasını emretmişmiş osmanlı HAYDUT OSMANLININ GÜCÜ KÖLELİĞİ KALDIRMAYA YETMEMİŞDEMİ BÖYLE BİR KANUN ÇIKARMIŞ
    SENDEN ALINTI
    Kadın haklarının İslam hukunda bugünkü modern hukuka nazaran daha insanî olduğuna dair. Joseph Chaine ile Reine Grousset.
    Times’de neşredilen iki sayfalık yazıdan alıntı;
    “Bugün İngiliz parlâmentosunda kadınalra tanınmış olan birçok hakkın 1400 yıl önce İslâm’ın kadınlara vermiş olması cidden enteresandır..RENA SENİN GÖZLERİNDE PERDEMİ VAR YOKSA HİÇ KURAN OKUMADINMI ….SEN GÖRMÜYORMUSUN MÜSLÜMAN KADINLARIN HALİNİ YALNIZ BAŞINA DIŞARI ÇIKMASI YASAK,,,, 45 DERECE ISIDA KARA ÇARŞAF BİR GİYSENE GÖRELİM SENİ….. SEN BİZLE DALGAMI GEÇİYORSUN HA ……

  7. sercan dedi ki:

    RENADAN ALINTI
    Kuma meselesi karın izin vermeden alamazsın. Eğer onu razı etmezsen adaletli davranmış olmazsın. Şimdi sana bunun tam manasını açıklamak istiyorum.SEN KURANI NERENLE OKUYORSUN O AYETTE İLK KARINA SOR İZİN VERİRSE EVLEN DİYE BİR CÜMLEMİ VAR ….
    ADALETLİ OLACAKSAN 2 ŞER 3ER DÖRTDER EVLEN DİYOR …BU KARINDAN İZİN AL ANLAMINA GELMEZ BOŞUNA DEMOGOJİ YAPMA ..

    • bilal dedi ki:

      İSLAMA GÖRE TEK EVLİLİK ESASTIR !!!

      İslamdan önce evlilikte sınırlama diye hiç bir kural yoktu.Ama islam o günkü şartlarda bile sınırlamayı getirip tek evliliği esas yapmıştır.Yalnız bazı şartlar ve mazeretler yerinde ise ikinci evlilğe müsaade ediliyor..Söz konusu mazeret ve şartları aşağıya alıyoruz.Bu şartlar ve mazeretler gerçekleşmemisse,ikinci evlilik kur’an’a ve islama aykırıdır..

      1-NİSA-3:.فان خفتم الا تعدلوا فواحدة الخ ‘’Eğer aralarında adalet ve eşitliği gerçekleştirmekten endişe ederseniz bir kadınla veya himayenizin altında bulunanlardan biriyle evlenin…’’ deniliyor.. Bu adalet şartına dikkat etmek gerekir….. a) Bir erkek mevcut eşinin rızasını almadan ikinci evlilik yaparsa,bırakın endişeyi zaten başta adaletsizlik yapmış oluyor… Mevcut eşin izin ve rızası alınmadan ikinci evlilik yapılırsa,mevcut eş direnecek ve aile içinde sürekli huzursuzluk olacaktır,bu durumda ise erkeğin adil ve eşit davranması bile söz konusu olamayacaktır..Yani adil ve eşit davranmamak kesin değilse de,bir endişe veya bir ihtimal bile bu ikinci evlilik yolunu tamamen kapatıyor…

      2.şart ise resmen mazeretin bulunması gerekir,yoksa ikinci evlilğe onay verilmez.Mazeret şöyledir: Mevcut eş hasta,sakat,özürlü veya benzeri.durumlardan dolayı,kadınlık görevini yapamayacak durumda olması halinde ikinci evlilik gerçekleşebilir.Ama yine de adil ve eşit davranılması gerekmektedir..!!! Bu saydığımız şartlar veya mazeret yerinde değilse ikinci evliliğe KUR’AN HUKUKUNDA ASLA ONAY YOKTUR….!!!

      İkinci evliliği yapabilmek için adaletli davranmak ve mazertli bulunmak şarttır.Adaletin sağlanabilmesi için de mevcut eşin rızasını almak gereklidir,mevcut eşin rızası alınmadığından da adil davranmak mümkün değildir.Bu nedenle,mazeretsiz ikinci evliliğin yapılabilmesi için mevcut eşin onayını almak gereklidir.Mazeret olmaksızın ikinci evliliğin şartı olan adaletin gerçekleşebilmesi için mevcut eşin rızasını alınmadan ikinci evlilik haramdır.Çünkü,böyle bir durumda ikinci evlililiğin şartı olan adalet yerine getirilmemiştir. Bunun için kur’an ‘’وان حفتم الا تعدلوا فواحدة الخ ‘’ adil davranmaktan en ufak bir endişeniz varsa, sadece bir evlilik yapabilirsiniz…’’ Ve ayetin sonunda da ‘’ذلك ادني الا تعولوا ‘’ Bu tek evlilik sizin için en yugun ve doğru olanıdır….’’ deniliyor….Evet,kur’an’a göre doğru ve uygun olan da tek evliliktir ….!!!!
      İşte,ikinci evliliğin yapılabilmesi için kur’an ‘da şart koşulan adaletin gerçekleşebilmesi için eşin rızası zorunlu kıınlmaktadır..!!!!!!!
      Yani mevcut eşin rızasını alma konusunda Rena kardeşimin yorumuna aynen katılıyorum,
      Yüce Allah kendisinden razı olsun..

      Ayrıca,çarşafdan söz ediyorsunuz,kur’an’da çarşaf diye bir giyim tarzı yoktur,kadın ne yüzünü kapatmak,ne de çarşaf giymek zorundadır,birileri yüzünü kapatıyorsa,bu islam ve kur’an’dan kaynaklanmıyor.İslam ve kur’an’ın örtünme emri vardır,ama çarşaf giyip yüzünü kapatmak olayı yoktur..Böyle bir olayı islama mal etmek ona bir iftiradır….!!!

      Saygılarımla…

      • AVNİ dedi ki:

        Sn bilal bey
        Aşağıdaki metin sizden alıntıdır.
        “İslamdan önce evlilikte sınırlama diye hiç bir kural yoktu.Ama islam o günkü şartlarda bile sınırlamayı getirip tek evliliği esas yapmıştır.Yalnız bazı şartlar ve mazeretler yerinde ise ikinci evlilğe müsaade ediliyor..Söz konusu mazeret ve şartları aşağıya alıyoruz.Bu şartlar ve mazeretler gerçekleşmemisse,ikinci evlilik kur’an’a ve islama aykırıdır.”

        Burda evlilikte sınır yoktu derken cahiliye arap dönemimi yoksa tüm dünyadaki durumumu kapsıyor diyorsunuz bilmiyorum ama zerdüştlükte tek evlilik esastır. Nedenide özel mülkiyete getirilen sınırlamadır. Gnostik bir zerdüşt hiristiyanlık karışımı olan manizmde ayn şekilde, ayrıca maizm cariyeliğede karşılar. İslamdan önce dünyada önüne gelen istediği kadar karı alabiliyordu demek insafsızlık olur.
        Saygılarımla..

      • 1okuyucu dedi ki:

        AVNİ;

        İslâmı güzel gösterebilmek için en kolay yol bir önceki dönemi kötülemektir, bilinen Arap tarihini Müslümanlar yazarsa, cahiliye dönemini kötülemeleri hiçte yadırganmamalı,

        oysa peygamberin evlendiği kadın bile, ticari kervan işleten bir iş kadını ve bir erkeğe evlilik teklif edebilecek kadar özgür,

        bir tek bu örnek bile cahiliye döneminde kadının toplumda hatırı sayılır bir yeri olduğunu gösterir,

        Kuranın kadın konusunda sınır koyduğu tek şey, zengin bir kadınla evli olması nedeniyle, zorunlu olarak tek eşle geçen uzun yılların ardından (kuma getirmeye kalksaydı, kimin parasıyla kuma getiriyorsun sorusuna muhatap olacağını bildiği için tek eşle yetinmek zorunda kalan) Muhammedin içerisinde uhde olarak kalan çok eşlilik özleminin aşırı boyutlara ulaşması karşısında bir takım izinlerin haricinde,

        hatta güzellikleri seni imrendirse bile diyerek, peygamberi evli olsun bekâr olsun güzel kadınlara imrenen (arzu duyan) bir şehvet düşkünü olarak göstermekten çekinmeyen Kuranın tanrısının Muhammedin şehvet duygusuna koyduğu sınırdır, (ahzap-50-51-52)

        AVNİ, bu mesajda sana yöneltilen bir eleştiri yoktur, bu mesaj işi pişkinliğe vurup bizi aptal yerine koymaya kalkışan uyanıkların işin aslının ne olduğunu anlamadığımızı sanma yanılgısına düştüklerini vurgulamak amacıyla yazılmıştır.

      • 1okuyucu dedi ki:

        Bilâl,

        itiraz ve adalet konusunda kafanıza defalarca odunla vuruyoruz yinede kâr etmiyor,

        tek eşliliği savunan bir din, asla ikişer üçer dörder alın diye bir cümle kullanmaz,
        ya o cümleyi oradan kaldırın, yada Kuranın zenginin şeyinin keyfini düzenlediğini kabul edin,
        çünki o cümle, zengin erkekleri ahlâksızlığa özendiriyor, dolayısıyla yönlendiriyor,

        hazır bu bölüme yazmışken, suudi krallarının eş sayısında niye 4 eş kuralına bağlı kalmadıklarını da açıklayıver bir zahmet, geçen sefer açıklamadın, bari bu sefer açıkla,

      • rammsteinn dedi ki:

        hadi diyelim ki 4 kadın ile evlenme hakkı belli şartlar altında erkeğe verildi.
        peki durumu tersine çevirelim. erkeğin hastalanması,çalışamayacak durumda sakatlanması vs vs durumlarında kadına da ikinci bir erkek ile evlenme hakkı niye yok?
        islam bu kadar adaletli ise erkeğe verdiğin hakkın aynısını kadına vermesi gerekir.
        böyle bir şeyden sözedilemez bile. erkeğe birden çok eş hakkı öyle ya da böyle tanınmış.
        peki kadının ne hakkı var? hiç bir hakkı yok.
        erkeğin şüphelenmesi bile durumunda dayak hakkı var. üç kelime ile kadını boşama hakkı var. erkeğin bu dünyada 4 kadın hakkı var. cennette sayısı belirsiz huri hakkı var.

      • 1okuyucu dedi ki:

        rammsteinn;

        İslâmda 4 kadın sınırı diye bir şey yok, bir batında ikişer üçer dörder alabilme kolaylığı var, hemde bir kaç defa var, bunu suudi krallarının kaçar karı aldıklarını araştırarak anlayabilirsin,

      • 1okuyucu dedi ki:

        Bilâl;

        müsait olmadığım için bir önceki masajımı tamamlayamadım,

        söz konusu adalet eşler arası adalettir, yani erkeğin yeni eş alması için kadınının rızasını alma zorunluluğu yoktur, yani eşin itirazı adaletsizlik nedeni değildir, kaldıki şeriat sisteminde kadının itiraz edeceği bir durum yoktur, çünki Kuran erkeğe çok eşlilik konusunda cevaz vermektedir,

        dolayısıyla kadının itiraz etmesi ayete muhalefet anlamına gelir, bilmem anlatabildim mi?

  8. Rena dedi ki:

    Bana kibirli diyorsun da ateistlerin kendileri gibi düşünmeyen herkesi çağdışı, yobaz, gerici, koyun, örümcek kafalı, arap .. diye hitap ettiğini bilmiyor musun yani?
    Tabi siz aydınlanmacılarsınız.
    Bana araştırdığını söyleme çoğunuz internetten öğrendikleriyle konuşuyorlar. Biriniz bile başka birşey söylemiyor ki. Hep aynı şeyler.
    Benim demogoji yaptığımı söylüyorsun ama yukarıda sana anlatmak istediklerim vardı. Sen ne bekliyordun verdiğin cevap için iki cümle girmemi mi? Konuşmalarınız islamı tanımadığınızı elinize veriyor. Eleştirdiğin insan hakkında değil ansiklopedi bir tane siyer aldın mı? Bana bunu söyle.

    örneğin; kadının hiçbir ekonomik gücünün olmadığı, yani kadının çalışma özgürlüğünün olmadığı, dört duvar arasına kapatılarak erkeğin insafına terk edildiği, erkeğe karı boşamanın oldukça kolaylaştırıldığı bir düzende, (şeriat rejimi) kadının itiraz hakkı olamayacağını net olarak görebiliyorum.

    Hangi kaynakları okudun bunun hakkında söyler misin? Bunların cevaplarını blogumda verdim ama bakma zahmetinde bile bulunmuyorsun. İslam tarihi hakkında ne biliyorsun? Bunu kendine samimice sor. Yargıya varıp geçtiğinde konular hakkında dağlar kadar cevap var. Şimdi fıkıh gibi bir ilim alanının islami usullere göre oluşturulan hukuk hakkında bilgin olduğunu hiç sanmıyorum. Bir mektubatı rabbani aldın mı. Uzatmayayım net şekilde “Koca, karısından izinsiz kuma getirirken oradamıydın? ”
    Şimdi bunlara cevap vereceğim ama ondan önce sen hangi suçun önüne geçebiliyorsun? Bana onu söyle amacın adaleti sağlamaksa islamdır. Milyonlarca fuhuş, gasp, tecavüz, hırsızlık. Peki Asrı saadette ve osmanlıda ki yaşam hakkında en ufak bir fikrin var mı yada bana verebileceğin bir kaynak?
    Bak sen müslümanları yamyam barbar birşey sanıyorsun heralde? Kadınları öven o kadar hadis varken ateistlerin getirdiği şiddet ayet ve hadislerini gördün değil mi? Nafaka, mehir, evlilik konularında da hiç bir bilgin yok. Çünkü islami hiçbir kaynağı araştırmadın. Sana islami kaynağı gösteriyoruz diyen insanları okudun. Sencede başkasının beyniyle düşünmek garip değil mi?
    Benim mail adresimi bul ve ekle oradan devam edelim zira bu bloga hit sağlayacak değilim.
    Müslüman olan herkes 4 eş alacak. Karısını dövecek. Kadın ses çıkaramayacak değil mi bunun için yazdığım bir makale var. Ve inş devamını getirip güncelleyeceğim.

    Peygamberin kadınlara nasıl davrandığını biliyor musun? Ona kavmin en güzel kadınını teklif ettiklerinde reddettiklerini ve islam uğruna onca işkencelere (Namazdayken üstünden işkembe dökülmesi, suikast girişimleri, ağzına taşın gelip dişinin kırılması, inananların mekkede insan yerine konulmaması gibi bir sürü olaylar silsilesi) Ve namaz emrediyor ki gece gündü ibadet etmeyle meşgul oluyor kimi zaman saatlerce namaz kılıyor. Kim bu kadar zorluk altına girer söyler misin?
    Hz. Aişe peygamberi nasıl anlatır? Ya da Hz.Hafsa, ya da Hz. Ümmü Seleme.. Duyduğun olayları tahmin edebiliyorum. Senin ilk açtığın konu kızların aslında ekonominin üstünde olduklarıdır.
    Kaynağın nedir? İlhan arsel gibi zevatlar hadislere ve şiirlere dayandırıyor. 🙂 Diğer hadislerin bir ehemmiyeti yok nasılsa onlara göre.
    Şimdi ;

    Hz.Haticenin zengin olduğu için kadınların sosyal yapıda yer edindiği ve yükselebildiği ve de müslüman ülkelerde bunun bulumayacağını ileri sürüyorlar.Turandursun ve ilhanArsel’İn iddaları bunlar zira şimdiki ülkelerde savaş var tüccarlık değildir hiçbirşekilde.. Hz.Hatice’de peygamberimizin baba soyuna dayanıyor ve kureyşliler soyludur. İbrahim as’dan kalan kabenin koruyuculuğunu üstlendikleri için saygı görüyorlar ve de Hz.Hatice’nin zenginliği peygamberimizle evlenmeden ilk iki kocasından da gelmiş olabilir.. (Dul bir kadın ve 40 yaşında evleniyor peygamber efendimiz gençliğinin baharında… Daha sonra ikinci evliliği yine 50 yaşlarda olan Hz.Sevde ile evleniyor)

    Yine kız çocuklarının diri diri gömme meselesini yalanlamaya çalışan ateistlere ki bu konuda bilgilier yoktur duyduklarını, ezberlediklerini öterler.

    O zamanlar da herkese kuranda ayetleri okunuyordu ve tebliğde bulunuluyordu, kız çocuklarının diri gömülmesi hakkında ayet var. Bu çağda bulunmayan bir uygulama olsaydı demeyecekmiydi yahudi-hıristiyanlar senin tanrın olmayan birşeyi söylüyor diye! Kimi inandırabilirdi buna? Kuran orada bulunan olayları da anlatır ki kuran olaylara göre iner.. Bu yüzden müfessirlerin dikkate aldığı nüzul sebepleri vardır.

    ŞİMDİ
    Kadın erkek eşitliği islamda zaten var.. Kadın sex objesi olmadığını hadislere bakarsan görürsün kadının cihadı kocasıylaiyi geçinmektir.
    “KARINIZLA ÇOCUK GİBİ OLUN” ne demek eğlenin demek.. daha birçokları var ama sen araştırmadığın için bilmiyorsun
    Kadın Osmanlıda bakalım hemden amerika uyruklu aslı sancarın gözünden. Kaynaklarıyla oryantalistlere cevap veriyor. Sen neye bakıyorsun? Eğer kaynak varsa buyur tartışalım. Cahiliye devrinden sex objesinden kıymetli bir hazineye dönüşmüştür..

    MÜSLÜMAN ÜLKELERE GELİRSEK
    Müslüman ülkelerin hallerine bakıp aldanma çünkü birşey bilmiyorsun bu ülkeler en çok yasak olan ülke ve ençok çiğneyen ülkeler nerede yasak orada bokluk ve sonuna kadar SÖMÜRGE altındalar
    vehhabiler,Şialar, Sünniler ne Hz.Ömer’e kafir diyenemi bakarsın..hz.Aişe’ye lanet okuyana mı
    ehli-beyt dışı fırkalardır bunlar mı müslüman?
    İran’da da şialar hep müslüman öldürür, ortaçağ kilise papazı kafasındalar kendileri gibi düşünmeyen müslümanları öldürüyorlar hep kafirle işbirliği kuruyorlar. Yahudiler tarafından tezgahlandığı bilinen bir mezhep.
    Ve bununla ilgili tonlar resim, belge sıralayabilirim. Blogda var.

    Bu ülkelerde şeriat yok varsa yoksa cumhuriyet, krallık ve darbe rejimi…
    Kadın Erkek eşitliği ayetler.
    Madde 1- Bütün insanlar özgür, onur ve haklar bakımından eşit doğarlar. Akıl ve vicdana sahiptirler, birbirlerine karşı kardeşlik anlayışıyla davranmalıdırlar.
    Burada işaret edilen insanlar içinde hiçbir fark bulunmadığı kur-an’ı kerim;
    Ey insanlar! Şüphe yok ki, biz sizi bir erkek ve bir dişiden yarattık ve birbirinizi tanımanız için sizi boylara ve kabilelere ayırdık. Allah katında en değerli olanınız, O’na karşı gelmekten en çok sakınanınızdır. Şüphesiz Allah hakkıyla bilendir, hakkıyla haberdar olandır.
    Hücurat suresi 13.ayet
    10,11
    Bu maddelere derpiş edilen hususları, fazlasıyla Hz.Peygamber’in Medine’de hazırladığı ilk Anayasa’da görürüz. Baktın mı hiç? SANMIYORUM AMA BEN DEVAM EDEYİM.
    Hz.Muhammed (s.a.v), Medine’ye hicretinde orayı, tam bir keşmekeş içinde ve gücü yetenin diğerine her türlü zulmü, işkenceyi, yağmayı ve katili reva gördüğü ve vahşet diyarı olarak bulunca, bütün kabileleri toplayıp bu beyannameyi ilan etti.
    Ansiklopedin var mı? HİÇ SANMIYORUM.

    “karıyı almayı kafasına koymuş ahlâksızın, ilk karısına değer verdiği düşünülebilir mi?
    çünki itiraz ettiğinde kapının önüne konulacağını bilir, çünki itiraz ettiği adam, 2. karıyla yola devam etmek için ilk karıyı harcamaktan asla çekinmez

    İslam da kadınlarla ilgili bu kadar sıkı hükümler varken yiyorsa islam devletinde birisi karısını dövsün. Ne diyor hadis, karısını dövenin ahirette davacısı ben olurum. Ayrıca boşanmak öyle çocuk oyuncağı değil hülleyi bir araştır. Peygamber efendimiz (SAV) hülle yapana da yaptırana da lanet olsun buyuruyor.
    Zina ve Aldatmaya ne demeli? İslamda bu eşlilik hakkında biraz daha detaylandırayım madem istiyorsun.
    Ben sana batılı yazarlardan islamın ne olduğunu objektif bir bakış açısıyla sunmuştum ama sen hala bildiklerini okuyorsun.

    hiçbir zengin, erkeklik gururu gereği, adaleti sağlayamayacağını öne süremez.
    Kocasından şikayetçi olan bir kadın için kadı gerekli düzeni sağlar. Ve ne kadar adaletli olduğunu Hz.Ömer’in Musa el eşar’iye yazdığı mektupta bulabilirsin.

    fuhuşta kılıf olarak kullanılan muta nikâhı.. BUNUNDA DETAYLARI ÇOKTUR AMA UZAMASIN DİYE GEÇECEĞİM. Evlilik, ayrılmamak üzere yapılırsa evliliktir aksi halde zina olur. Tevatürler sabittir.

    Sonra müslümanların birbirini kırması filan bunlar ancak bilgi yoksunluğuyla söylenebilecek şeyler. Zira Osmanlı hakkında yazdığım makalede yaşantılarını kaynaklarıyla birlikte verdim.
    Ve Kanuni S.Süleyman, vehhabi ve şiilikle de savaşmıştır.
    Sünni-şii ayrımını iktidara bağlıyorsun ama İbni sebe adında bir yahudiden çıkmıştır. Tabi birçok kaynak sıralayabilirim. O zamanki şiiler hz.Ali tarafındaydılar ama şimdikiler ona taparlar bile. (İRAN)
    Şimdi uzadı baya miras payına filanda girmeyeceğim hepsini açıklayabilirim. Derin meseleleri yarım yamalak bilginizle yorumlamaya kalkıyorsunuz. Ve genelde bilgini olmuyor. Sadece soruyorsunuz. Ve yıllardır sordunuz. cevaplarıyla ilgilenmediniz bile. Defalarca cevap verilmesine rağmen aynı şeyleri sordunuz durdunuz.. Alakası olmayan müslümanları sıkıştırıp, müslümanlar böyledir dediniz.

    Osmanlıda kardeş katliyle ilgili kaynaklarıyla 10.000 kelimelik bir makale yazdım okursan cevaplarını bulursun..

    “madem ilimde fende ileri bir medeniyettik, coğrafi keşifleri, sanayi devrimini, askeri alandaki teknolojileri niye ıskaladık? gibi bir soru sorma gereğini niye duyuyorum acaba?”
    BU SENİN CAHİLLİĞİNDİR.. BLOGDA BUNLARDA VAR. Ateist kaynaklarında olmadığı söyleniyor size. Ayrıca endülüs tarihini görmememek en büyük adetiniz.
    Kuranın tanrısının boşluğu yok etmesi mi 🙂 Bu soru hatalı ki senin küçük beyninle (olmayan heyet ilminle) Böyle sorulara cevap bulabileceğini mi sanıyorsun. Bu konuda da yeterli kaynak sunulmuştur. İnternetten aratıp bulabilrsin. Allah kaldıramayacağı bir taş yaratabilir mi?

    • 1okuyucu dedi ki:

      Rena;

      sen daha yazmaya başlamadan önce bizim dinleyip çöpe attığımız zırvalardan bahsetmeyi bırak ta, şu çok güvendiğin engin bilgin vasıtasıyla bizi bilmediğimiz soruların cevabıyla aydınlat,

      Kuranın tanrısı sonsuz boşluğu yok edebilir mi? cevabını bekliyorum,
      cevabın evetse neden evet?
      cevabın hayırsa neden hayır?

      olmayan beynimle ben bu soruyu sorabildiğime göre,
      sen olan beyninle bu soruyu cevaplayabilecek kapasitede olman gerekir,

    • AVNİ dedi ki:

      Sn rena…
      ” Ayrıca boşanmak öyle çocuk oyuncağı değil hülleyi bir araştır. Peygamber efendimiz (SAV) hülle yapana da yaptırana da lanet olsun buyuruyor.”

      Yukarda bahsettiğin hülle olayı bile başlı başına bir garipliktir. Hülle nedir, sözle karını boşamanın olduğu sistemde, araplarda boşamayı zorlaştırmak için getirilmiş bir arap geleneğidir. Yazılı hukuk kuralı olmayan o dönem arap toplumu için oldukça pratik bir çözüm. Bide benim hadislerden anladığım araplarda hızlı bir evlilik sirkilasyonu var, evlenmeyi seviyorlar 🙂 . Cahiliye araplarda da talakla boşama vardı, değişik şekilde boşarlardı bildiğimiz gibi boş ol derdi, bazen sen bana anam bacım gibisin filan derlermiş vs.
      Muhtemelen bir hanımefendisiniz affiniza sığınarak aşağıdakileri yazmak istiyorum;
      islamı hukuk olan bir ülkede evlendiniz ve kocanız sizi 3 talakla boşadı adam bunu sizle tekrar evlenmesi için hülle yapılması gerektiğini bile bile yaptı. Ve hülle yapanda , yaptıran peygamber lanetledi diyelim. Her şeyi geçtim buna neden olan kocayı , hülle yapanıda. Bir kadın olarak , bir birey olarak size sesleniyorum ucunda sizin başkasıyla evlenmenizi ve o evlendiğiniz kişi ile cima yapmanız gerektiğini söyleyen bir hukuk sistemi olabilirmi, insan demezmi, adam beni keyfine göre boşamaması nasıl benim cinselliğimi ve namusumu öne sürebilir. Tamam bir erkek boşandığı karısıda olsa başka birisiyle ilişkiye gireceği bilmesinden hoşlanmaz, hatta ülkemizde yaşıyoruz boşandığı kadını başka biriyle görünce, o tekeliği tutup öldürdüğü bile oluyor. Ama tüm bunlar batı medeniyetini, modernizmi de geçiyorum ( ikisininde hala çok büyük insanı hak yönünden sıkıntıları vardır ) ne kadar insan onuruna uygundur.
      Başka bir şey söyle, malının tamamını vermeden evlenemez, tanrısın işte başka bir şey bul..
      Saygılarımla..

      • 1okuyucu dedi ki:

        AVNİ;

        İslâm hukukunda erkeğin boşanmak için mahkemeye başvurmasına gerek yoktur, yani erkeğin karı boşaması, İslâmda erkeğin iki dudağı arasına bırakılmıştır,

        erkek ise kendine tanınan bu hakkı (kolaylığı) gerektiğinde sorumsuzca kullanarak sonradan pişman olacağı durumlarla karşılaşmaktadır,

        erkeğin sorumsuzca davranmasını önlemek için adına hülle denen, çok ağır bir yaptırım getirilmiştir,

        yani erkeğin elindeki yetkiyi sorumsuzca kullanmasını önlemek için erkeğin önüne kolay kolay hazmedemeyeceği bir ilkellik çözüm olarak konulmuştur?

        halbuki kadına boşanmak için getirilen mahkeme şartını, erkeğe de getirerek boşanmayı zorlaştırabilirlerdi,

        veya 3 talakla boşanan erkeğe kadını haram kılan bir ayet veya 3 talaktan sonra kadının tekrar helâl olması için yüklü bir kefaret ödemeyi şart koşan bir ayet olsaydı, hülleye gerek kalmazdı, örneğin birkaç misli mehir ödemek gibi…

        belli ki Arabın aklına böyle bir ayet yazmak gelmemiş? herhalde karı boşamanın çok kolay olduğu bir düzende, yenisini almak varken boşadığı karısını geriye isteyecekler olabileceğine ihtimal vermemiş olmalılar?

        sonradan yaptığına pişman olup, (ya mehir ödeyecek parası yoktur, yada çocukların ebeveynlerinden tekrar bir araya gelmelerini istemeleri, vb.) tekrar eski karısıyla evlenmek isteyen erkelerin, hülle evliliği için, ununu elemiş, eleğini duvara asmış erkekleri seçme kurnazlığına kaçma şansları da yok,

        ——Aişe (r.anha)’dan rivâyete göre, şöyle demiştir: Rıfaa’nın karısı Rasûlullah (s.a.v)’e gelerek şöyle dedi: “Kocam beni boşadı ve üç talak vererek işimi bitirdi. Ben de ondan sonra Abdurrahman b. Zübeyr ile evlendim. Fakat Abdurrahman’ın erkekliği elbise saçağı gibi gevşektir. Rasûlullah (s.a.v) güldü ve: “Sen herhalde eski kocan Rıfaa’ya dönmek istersin” dedi. “Fakat ikinci kocan senin balcağızından sen de onun balcağızından tatmadıkça bu mümkün olamaz” buyurdu. (Buhârî, Talak: 3; Müslim, Nikah: 17)——

        yukarıdaki hadis’e göre kadının 2. kocasından boşanması mümkün olmamış!

        hadisleri Kuranın uygulaması olarak görenler, (hadislerden nemalanalar) Kuranın genel emirleri verdiğini, (namaz, oruç, zekât, vs.) bu emirlerin nasıl uygulanacağı ile ilgili bilgi vermediğini,

        hadislerin ise bu emirlerin uygulanış şekli olduğunu, o nedenle hadislere karşı çıkanların uygulamaları reddettiği anlamına geleceğini söyleyerek, hadisleri reddedenleri şiddetle eleştirirler,

        oysa, İslâmi kaynaklar arasında, hadisler Kurandan sonra ilk sırada yer alır,

        şimdiye kadar hiçbir İslâm devletinin hadisleri reddettiğini duymadım, yoksa reddeden varda ben mi duymadım?

    • Gencer dedi ki:

      Sayın Rena ;
      Sürekli İnternetten öğrendiklerinizle karşıma gelmeyin diyorsun.Acaba siz gidip Arabistan’da kazımı yaptınız.Tabii ki İnternetten araştırıp öğreneceğiz.Eğer internet olmasaydı şu anda hala koyun sürüsü olan Müslümanların içerisinde olacaktım.
      İnternet sonsuz bir bilgi kaynağıdır.Tabi ki yalan yanlış bir sürü bilgi de olabilir.Kuran’daki saçmalıkları ve hataları görebilmek için ayrıca hiç bir şeye gerek yoktur.Kuran’ı okumak bu saçmalıkları anlamak için yeterlidir.
      Saygılar.

  9. Rena dedi ki:

    BENİMLE TARTIŞMAK İSTEYENLER. BLOGDAKİ YAZILARI OKUYUP ELEŞTİRİ GETİRMEK ZORUNDADIR. ÇOLUK ÇOCUĞA ÖĞRETECEK ZAMANIM YOK.

    • 1okuyucu dedi ki:

      Rena;

      zaten senin bir blogcu olarak burada yazman etik değil, kendini ifşa etmeden başka bir rumuzla aramıza katılıp medenice (karşındakini küçümsemeden, kibir yapmadan) tartışmayı deneseydin daha doğru yapmış olurdun,

      ayrıca, bu sitenin üyelerini kendi bloguna davet etmen de hiç etik (ahlâki) değil,

      ne demek istediğimi anlayabildiysen, ne yapman gerektiğini de anlamış olman gerekir.

  10. sercan dedi ki:

    RENADAN ALINTI MÜSLÜMAN ÜLKELERE GELİRSEK
    Müslüman ülkelerin hallerine bakıp aldanma çünkü birşey bilmiyorsun bu ülkeler en çok yasak olan ülke ve ençok çiğneyen ülkeler nerede yasak orada bokluk ve sonuna kadar SÖMÜRGE altındalar
    vehhabiler,Şialar, Sünniler ne Hz.Ömer’e kafir diyenemi bakarsın..hz.Aişe’ye lanet okuyana mı
    ehli-beyt dışı fırkalardır bunlar mı müslüman?
    İran’da da şialar hep müslüman öldürür, ortaçağ kilise papazı kafasındalar kendileri gibi düşünmeyen müslümanları öldürüyorlar hep kafirle işbirliği kuruyorlar. Yahudiler tarafından tezgahlandığı bilinen bir mezhep.
    Ve bununla ilgili tonlar resim, belge sıralayabilirim. Blogda var .BE HEYYYY KURANIN ALLAHI SEN NASIL BİR AYET YOLLADINKİ MÜSLÜMANI MÜSLÜMANA KIRDIRIYON,,, SENİN ŞU AYETLERİNİ BİR TÜRLÜ TAM ANLAMIYLA ANLAYAN UYGULUYAN BİR ÜLKE YOK ,,,,,,bak renada müslüman ülkelerin eyetlerine uygun yönetilmediğini söylüyor
    hani ayette şöyle derdin siz daha iyi anlayasanız diye kuranı apaçık arapça yolladım diye
    bunun neresi açık ,,,bırak müslümanla ateistin anlaşamamasını
    müslüman müslümanla kanlı bıçaklı bu ne .b……….. bir kuranmış.

    renada klasık dinci savunmalarından bahsediyor neymiş o dandik araplar işlerine gelmediğinden
    veya tam anlamadığından kuranı uygulamıyorlarmiş mı
    bu kuranı bu kainatta eniyi anlayan
    sayın bilal
    sayın rena
    sayın yılmaz
    sayın kadir
    demekki 700000000000000 insanın içide en fazla 3 5 kişi cennete gidecek
    vay bizim gibilerin halıne ……..

  11. sercan dedi ki:

    birde şu pis arapları bize yol gösterici olarak sunmuyorlarmı deli oluyorum
    arapların ne kadar pis olduklarını oraya gidenlere bir sorun
    adamlar büyük abdesten son götlerini yıkamıyorlar ve oldukları yere pisliyorlar
    ayrıca kabeye karşı götünü domaltıp yatıyorlar
    bizim türk müslümanlarda tuvalat taşı kıbledeyse oraya yapmıyorlar
    yani kraldan daha kralcı

    aklımdayken bir ayette kabeden bahsederken oranın temiz ve güvenli olduğu yazar
    ama gelgörki
    defalarca sel basmış çatısına kadar defalarca yıkılmış
    yani taştan başka birşey değil
    hiçbir kutsallığı ve korunaklığı yok
    sözde allah kendi evini sele teslim edermi
    veya yıkılmasına göz yumarmı
    birde kutsal topraklar derlerya buda saçma ne kutsalı ne toprağı
    oranıyüzde doksanı kum toprak bile yok
    su yok yeşil yok
    muhammette bu dandik çölü iyi kullanmış
    bir ayyette verimli topraklar altından ırmaklar akan.. her meyveden yetişen.. ve oğlanların hizmet ettiği onlarca sübyan kızın seks kölesinin olduğu bir cennet vadediyor ….
    birde bu dünyada ganimetleri beşte dördünü alan arap oğlu arap nasıl muhammede inanmasın ha
    o devirde ben olsam bende inanırdım ,,,,
    ama bu çağda bu masallara karnımız tok ben almıyım ,,,,,,

    • diyalektiko dedi ki:

      sercan bey, pis Araplar lafı ırkçı bir söylem olmuş, sizi kınıyorum…

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s