ÇERKES, TATAR ve TÜRK TEHCİRLERİ

BÜYÜK  ÇERKES  SÜRGÜNÜ

Çerkes Sürgünü, 19.yüzyılda, özellikle 1864 yılında yoğunlaşmış ve başta Adigeler (Çerkesler) olmak üzere, Kuzey Kafkasya halklarının Türkiye’ye yönelik zorunlu göçleridir. Büyük Çerkes Soykırımı ya da Göçü gibi adlar da verilmektedir. Bu olay sonunda 1 milyonun üzerinde bir nüfus Osmanlı topraklarına yerleşmiştir.

Rus kaynaklarına göre, 1863-64 yılları süresince 418 bin kişi Türkiye’ye “göç” etmiştir. 1858-65 yılları arasında göç edenlerin toplam sayısı da 493 bindir. Bu bağlamda 45.023 Natuhay, 27.337 Abadzeh, 165.626 Şapsığ, 74.567 Vıbıh, 11.873 Ciget, 10.500 Bjeduğ, 30 bin Abaza (Abazin), 4 bin Besleney, 15 bin K’emguy, Mahoş, Yegerukay, 30.650 Nogay, 17 bin Kabartay ve 23.193 Çeçen Türkiye’ye yerleşmiştir. 1864 öncesinde tamamı 25 bin ile 100 bin arasında tahmin edilen Vıbıhların,göçe katılım sayısının 74.567 olarak verilmesi, Vıbıh limanlarından Türkiye’ye gönderilenlerin sayısının 100 bin dolayında olduğu kanısını güçlendirmektedir. Ancak belirtilen bütün bu sayılar,Ruslarca kayıt altına alınmış ve büyük bir olasılıkla düşük tutulmuş olan tek bir tarafın görüşünü yansıtan sayılardır.

İngiliz savaş tarihçisi W.E.D.Allen’e göre, o zamanki Türkiye topraklarına yerleştirilmiş olan Çerkeslerin (Adıge) sayısı 600 binden fazladır. Amerikalı Justin McCarthy, sürülen Çerkes ve diğer Kafkas topluluklarının sayısının 1.200.000 dolayında olabileceğini, bunun ancak 800 bin kadarının hayatta kalabildiğini belirtiyor. Sağ kalan nüfusun 600 bini 1856-64 arasında, 200 bini de 1864 sonrasında göç etmiştir. Şu durumda Allen ve McCarthy’nin 1864’te Türkiye’ye yerleşebilen nüfusa ilişkin tahminleri uyuşmaktadır. General İsmail Berkok’a göre ise, sayı 1 milyon kadardır. Bütün bunlar, kuşkusuz tahmini sayılardır. Sayıyı daha az ya da daha çok olarak gösteren kaynaklar da vardır. Ancak, Adıge-Çerkes kaynakları, genellikle 1.500.000 sayısı üzerinde birleşmektedirler.

Sürgüne katılan nüfusun en az dörtte birinin yolculuk, kamp yaşamı ve yeni yerleşim yeri sırasında öldüğü kabul edilmektedir. Rusların doğrudan öldürdüğü Adıge sayısı ise 500 binden fazla olarak tahmin edilmektedir.

W.E.D.Allen’e göre, 1864 Çerkes sürgünü sırasında birkaç bin Abhaz da, Abhazya’dan bir “kaçış” biçiminde ayrılıp Türkiye’ye sığınmıştır.

http://tr.wikipedia.org/wiki/Ad%C4%B…g%C3%BCn%C3%BC

1944 Stalin Tehcirleri

Sürgün hadisesi ile ilgili RSFSR Yüksek Şûrasının kararı 25 Haziran 1946 tarihinde edilmişti. Yüksek Şûra’nın Divan Başkanlık Kâtibi Bahmurov’un açıklaması ve suçlaması şuydu ve ertesi günkü İzvestiya gazetesinde şöyle yayımlanmıştı:

“Büyük vatan harbi sıralarında Sovyetler Birliği Milletleri Alman faşist gâsıplarına karşı vatanlarının şeref ve istiklâlini kahramanca müdafaa ettikleri bir zamanda, Alman ajanlarının propagandalarına katılan birçok çeçen ve Kırım tatarı tarafından teşkil olunan gönüllü kıtalarına girerek, Alman Ordusuyla birlikte Kızıl Ordu’ya karşı silahlı mücadeleye iştirâk ettiler. Almanların emriyle dahilde Sovyet rejimine karşı kundakçı çeteleri vücuda getirdiler. Çeçen-İnguş ve Kırım Özerk Cumhuriyetleri ahalisinin esas kitlesi bu vatan hainlerinin faaliyetlerine mani olmadı. Bununla ilgili olarak Çeçenlerle Kırım Tatarları Sovyetler Birliği’nin başka bölgelerine nakledilmiş bulunuyorlar.”

Sürgün kronolojisi:

http://www.surgun.org/surgun/tur/bil…yazi=kronoloji

1939 yılında yapılan Sovyetler Birliği nüfus sayımı verilerine göre Kırım’da 1.123.806 kişi yaşıyordu. Bu sayının 557.449’unu Ruslar, 218.492’sini Kırım Türkleri ve 153.478’ini Ukraynalılar oluşturuyordu. Bölgede en az nüfus Litvanyalılara aitti (888 kişi). II. Dünya Savaşı’nda Sovyetler Birliği topraklarına da giren Alman orduları, Ekim 1941’de Kırım’a girmişlerdi.

Savaşın başlamasından yaklaşık iki yıl sonra Sovyet topraklarını istila eden Alman orduları, Ekim 1941’de Kırım’ın kuzeyindeki Orkapı’dan girerek, 30 Kasım 1941’e kadar Sivastopol dışında bütün Kırım’a hakim oldular. Kırım’ı Almanlara terk eden Sovyet idaresi, beraberindeki askeri kuvvetlerle bölgeden çekilirken büyük bir katliama girişmiş, kendi askerlerinin yattığı hastaneleri dahi ateşe vermekten kaçınmamışlardı. Kırım’a giren Alman orduları ise, bir kısım halk tarafından kurtarıcı olarak karşılanmıştı.
Daha sonra Hitler’in de onayıyla takribi 20.000 gönüllü Alman ordusunda asker olmuştu.

Bir kısım Kırım Türk’ünün Almanlarla çeşitli ilişkilerde bulunmasının yanında, bu topluluğa mensup önemli bir kitlenin ise gerek Sovyet Kızıl Ordusu içinde gerekse partizan hareketi saflarında Almanlara karşı silahlı mücadeleye katıldığı görülmektedir.

Kasım 1943’te Stalingrad’da Alman ordusuna karşı ezici bir galibiyet kazanan Kızıl Ordu birlikleri, ilerlemesini sürdürerek 10 Nisan 1944’te Kırım’a yeniden hakim oldu. Kırım’ın tekrar Sovyet hakimiyetine girmesinin ardından, zafer sarhoşluğu içinde olan Kızıl Ordu askerlerinin özellikle Kırım Türklerine karşı ağır baskılar uyguladığı, hatta bir çok Kırım Türkünü katlettikleri bildirilmektedir. Sovyet askerlerinin Kırım Türklerine karşı böyle bir tutum sergilemelerindeki en önemli sebebin, Almanlarla işbirliği yaparak Kızıl Ordu ve partizan hareketlerine karşı savaştıklarına inandıkları bu topluluktan intikam alma duygusu olduğu görülmektedir. Zira Sovyet yönetimi tarafından yapılan menfi propagandalarla bu insanlar Kırım Türklerinin vatana ihanet ettiklerine inandırılmışlardı.

İşbirliği yapanları tespit etmek amacıyla bir Olağanüstü Devlet Komisyonu kurulmasına karar verdi. 5 Haziran 1944’te çalışmalarına başlayan komisyon Mayıs 1945’te görevini tamamlamıştı.

10 Mayıs 1944’te Sovyet devlet başkanı Stalin’e, Kırım Türklerinin Sovyet halkına karşı “ihanet ettiği” göz önüne alınarak, bütün Kırım Türklerinin Kırım bölgesinden çıkarılması hususunda Devlet Güvenlik Komitesi (GKO)’nin onayını talep ediyordu. Beriya, sürgün edilecek Kırım Türklerinin, hem tarımda (kolhoz ve sovhozlarda), hem de sanayi ve ulaşım alanlarında kullanılmak üzere Özbekistan SSC bölgelerinde iskan edilmesinin uygun olacağını düşünüyordu.

Beriya’nın bu talebine Stalin bir gün sonra cevap verdi ve kendi imzasını taşıyan GKO’nin 5859 sayılı “çok gizli” kararnamesiyle bütün Kırım Türklerinin Kırım’dan sürülmesi kararını verdi. Kararnamede Beriya’nın Kırım Türkleri hakkında zikrettiği hususlar tekrarlanmakta ve onların Almanlarla işbirliği yaptıkları inancı pekiştirilmektedir.

Aşağıdaki İngilizce çeviri Stalin’in sürgün kararnamesiymiş:

http://www.surgun.org/surgun/tur/bel…rnamesi&dil=EN

Yazının tamamı ve kaynaklar için:

http://www.webturkiyeportal.com/webf…m-surgunu.html

Büyük Çerkes sürgününün sayılar ve kayıplar dikkate alındığında tarihin en büyük tehciri ve sürgün felaketi olduğu görülüyor.
Ama dünya bundan habersiz. Haberi olanlar ise duyarsız.
Sebebi Çerkes diasporasının lobilere, batı ülkelerinde etkili olabilecek, ses getirebilecek bir nüfuza sahip olmamasıdır.

1944 Stalin tehcirlerinin ise 2. Dünya Savaşı içinde kamufle edildiği ve sosyalist politikaları zedelememesi düşüncesiyle inkar edildiği anlaşılıyor.

Habersiz insanların tepki vermemesi tabi ki doğal. Ama gerçeği bilenlerin, tarihçilerin, siyasilerin, aydınların ve yazarların bu konuda sessiz kalmaları adil mi?
Ermeni tehcirine neden olanların başında gelen Rusya, Çerkes tehcirinin baş sorumlusu.
1944’deki Kırım katliam ve sürgünlerinin de sorumlusu Sovyetler Birliği ve Stalin. Neticede yine Rusya.

Sebeplere bakıldığında karşımıza Osmanlı’ya karşı politikalar ve Slavlaştırma çıkıyor. 1944’de ise Almanları destekledikleri için cezalandırıldıkları iddiası var.
Cezalandırma, Stalin ve sosyalistler için bir hak ya da haklılık olarak görülebilir mi? Tehciri yaptıranın ismi Enver olunca farklı, Stalin olunca farklı teraziye mi konuluyor?

Tehcirciliğin sanki sadece Osmanlı’ya, Türklere mahsus bir özellik olduğuna inanılmıştır nerdeyse. Rus’a, İngiliz’e, Fransız’a, İtalyan’a, İspanyol’a yakıştırılmaz pek. Olsa olsa kökenleri göçebe barbar kavimlere dayanan halklara mahsus görülür.
Halbuki son iki asırda şu saydıklarımın onlarca tehciri, katliamı, soykırımı vardır.
Sakın onlara dokunmayalım, o zaman milliyetçilik, faşistlik olur.
Vurun abalıya, o zaman entelektüel kesim, batı hatta sosyalist kesimin gözünde itibarınız olur. Birilerinin de bunlar üzerinden önü açılır, fon alır, nobel alır, siyaseten yükselir, Avrupa Parlamentosunda yer alır.

Kırım Tehciri ile Ermeni Tehciri arasındaki benzerlikler ve Farklar:

1- Ermeni Tehciri 1. Dünya Savaşı sırasında, Kırım Tehciri ise 2. Dünya Savaşı içinde gerçekleşti.

2- Ermeni Tehciri, Kırım Tehcirinden 30 yıl önceydi.

3- Ermeni Tehciri Osmanlı İmparatorluğu hükümeti kararıyla, Kırım Tehciri ise Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği hükümeti kararıyla uygulandı.

4- Osmanlı daha kapitalist bile değildi. Sovyetler Birliği ise sosyalist idi.

5- Ermeni tehciri sırasında bölge düşmanla karşı karşıyaydı, Kırım Tehciri sırasında ise düşmandan kurtulunmuştu.

6- Ermeni tehciri kararı, düşmana karşı ülkeyi savunabilme sebebiyle ve güvenlik amacıyla alınmıştı. İlaveten Ermeni terör örgütlerinin katliamlarından ve düşmanla işbirliğinden dolayı bir cezalandırma içerdiği söylenebilir. Kırım Tehciri ise direk olarak sadece düşmanla işbirliği yapıldığı iddiasıyla Kırımlıları cezalandırmak için yapıldı.

7- Her iki sürgün sırasında da insanlar büyük can kayıplarına uğradılar.

32. Gün Sürgün Belgeseli:

Belgeselin Devamı:

Reklamlar
Bu yazı Tarih içinde yayınlandı ve , , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s