HEPİMİZ ERGENEKONCUYUZ (!)

Meğer ben de bir Ergenekoncuymuşum da farkında değilmişim. Muhalif olmak, iktidarı eleştirmek Ergenekoncu olmakmış meğerse. Bunu şimdi anladım ve “Madem ki Soner Yalçın’lar, Nedim Şener’ler, Ahmet Şık’lar, Mustafa Balbay’lar, Tuncay özkan’lar, Doğu Perinçek’ler, Mehmet Haberal’lar, Erol Manisa’lılar, Yalçın Küçük’ler ve ismine yer veremediğim yüzlerce ilerici yurtsever devrimci aydın  Ergenekoncuymuş, öyleyse ben de varım, ben de Ergenekoncuyum.” dedim. Aslında çok geç kalmışım. Örneğin Türkan Saylan’ın Ergenekoncu ilan edilmesinden sonra bu kararı vermeliydim. Dostlar, geciktiğim için özür dilerim. Artık ben de sizinleyim. Ve “Hepimiz Ergenekoncuyuz” diye haykırmaya hazırım.

Yaklaşık üç yıldır Ergenekon denilen ABD tezgahının yanlışlığını ortaya koymaya çalışıyoruz. Komploların kanıtlarını sunuyoruz, tartışıyoruz. Neden geçmişteki darbecilerin üzerine gidilmediğini, neden faili meçhullerin aydınlatılmadığını, neden geçmişteki provakasyonlara açıklık getirilmediğini, neden derin devlet-kontrgerilla ya da gladio denen örgütle ilgili araştırma yapılmadığını, Susurlukçu’ların, Jitem’in ve Yeşil denen tetikçinin karanlık işlerinin ve cinayetlerinin ortaya çıkarılması için bir çaba sarfedilmediğini sorduk. “Çünkü onlar karıştırılsaydı içinden CİA çıkardı, MİT çıkardı. Bunun için karıştırmıyorlar.” dedik. “Tüm darbeler ABD onayıyla yapıldı, ABD yaptırttı. Artık darbe falan olmaz, çünkü soğuk savaş dönemi bitti. ABD’nin milliyetçilere, yurtseverlere ihtiyacı yok artık. Artık onları kullanamaz. O yüzden de onları istemez. Çünkü onlar tam bağımsızlık yanlısıdır. Ödün vermek istemezler. Sömürülmeyi, aldatılmayı sevmezler. ABD yumuşakçalarlardan hoşlanır, kaplanlardan hoşlanmaz. Liboşlar egemen olsun ister. Ilımlı müslümanlar, tatlısu müslümanlarıyla muhatap olsun ister. Çünkü onları aldatmasına, kandırmasına gerek yoktur. Çünkü aynı kafadadırlar.” dedik, ama çoğuna anlatamadık. Çünkü onların çoğu liberal değil, liboştu. Liberaller içinde yurtsever olanlar anladı tabi ama ne yazık ki çok azınlıktılar ve medyaya hakim olan ise işbirlikçi liboşlardı.

Başlangıçta Susurluk’la bağlantısı olan Veli Küçük’ler alınınca ümitlenmiştik. Sandık ki derin devletin üzerine gidiliyor. Ardından Doğu Perinçek’leri, İşçi Partilileri almaya başlayınca “Neler oluyor?” dedik. Ve tezgahı görmeye başladık. Sonra Mustafa Balbay, Tuncay Özkan derken bugünlere geldik. Biz “Artık vicdandan söz etmeye başladılar, herhalde yakında serbest bırakırlar” diye düşünürken; baktık ki Odatv gibi gerçekleri çekinmeden yayınlayan yürekli insanların platformu da basıldı ve başta Soner Yalçın olmak üzere değerli yazarlar gözaltına alındı. Daha sonra da komplo olduğu kanıtlanmış ve çürütülmüş olan Balyoz davasından dolayı 163 yurtsever subay sözde darbecilik iddiasıyla savunma yapmalarına izin bile verilmeden tutuklanmıştı. Hem de hakimin “kapıları kapatın, kimseyi çıkarmayın” emriyle. Sanki kaçacaklarmış gibi… Hakim bey! Hakim bey! sen karşındakileri tanımıyorsun! Karşında yiğitler var yiğitler!  Bizim yiğitler kaçmaz!

Son olarak sıranın kendisinde olduğu tahmin edilmekte olan ve Hrant Dink cinayetini aydınlatma çalışmalarında büyük emek sarfeden değerli yazar Nedim Şener ile Nokta dergisinde dare günlüklerini yayımlayan ekibin elemanı Ahmet Şık’la birlikte pek çok gazeteci ve yazar tutuklandı.

Bunları görünce dedik ki: “Artık demokrasi de, adalet de kalmamış. Sözün bittiği yerdeyiz. Savunma yapmalarına bile izin verilmeyen sanıklar, eleştirmekten başka birşey yapmadığı halde tutuklanan yazarlar, ileri faşizmin göstergesidir. Bu faşizme karşı mücadele verenler Ergenekoncu (!) olduğuna göre onlarla omuz omuza olmak yurtseverliğin gereğidir.”

Bu örgütün yeri, yurdu var mıdır, nerede üye olunur, başkanı, yönetim kurulu kimlerden oluşuyor, tüzüğü nedir bilmiyorum, hiç duymadım. Hiçbiri de Ergenekoncu olduğunu söylemiş, itiraf etmiş değil. Ayrıca benim terörle, gizli örgütle hiç işim olmadı, olmaz da. Ama madem ki bu değerli aydınlara, yazarlara, siyasetçilere, akademisyenlere “Ergenekoncu” deniyor. Öyleyse bu iyi birşey olmalı, fikren de olsa katılmalı…

Yıllardır solun on parça oluşundan, demokratların-devrimcilerin bölük pörçük oluşundan şikayet eder dururduk. İşte birleşmenin adresi, gelin “Hepimiz Ergenekoncuyuz” diyelim. Asgari müştereğimiz bu olsun. Ergenekoncu olmak; anti-emperyalist, anti-faşist olmanın, tam bağımsızlığı ve gerçek demokrasiyi istemenin, gericiliğe yobazlığa karşı durmanın, sömürüyle mücadelenin, demokrasiyi-laikliği savunmanın,  cumhuriyete, Atatürk devrimlerine sahip çıkmanın, yurtseverliğin, adalet anlayışının, ezilen halklara omuz vermenin, sosyal adaletin, sosyal demokrasinin, sosyalizmin ortak adresi, ittifak yeri olsun.

Bu durumda bana göre Marks, Engels, Lenin, Stalin, Atatürk, Mao, Fidel, Che gibi önderler Ergenekoncuydu. Tevfik Fikret, Nazım Hikmet, Sabahattin Ali, Yaşar Kemal gibi yazarlar da. Hikmet Kıvılcımlı, Doğan Avcıoğlu, Sadun Aren, Behice Boran, Mehmet Ali Aybar gibi sosyalistler de. Deniz Gezmiş, Mahir Çayan, Ulaş Bardakçı, Yusuf Aslan, Hüseyin İnan gibi devrimciler de. Uğur Mumcu, Muammer Aksoy, Bahriye Üçok, Ahmet Taner Kışlalı, Turan Dursun gibi Atatürkçü-laik faili meçhuller de Ergenekoncuydu.

Çünkü üç yıldan beri Silivri Toplama kampına tutsak olarak konmakta olanların da görüşleri, düşünceleri, mücadeleleri onlarla aynıdır, benzerdir. İlericidirler, yurtseverdirler, devrimcidirler, demokrattırlar, ülkemizin, halkımızın, dünyanın ve insanlığın kurtuluşunu ideal edinmişlerdir. Aydınlanma yolunda birer nefer, karanlığa birer meşaledirler.

Düşünüyorum; Eğer bugün bu iktidar döneminde Atatürk bir subay olsaydı, kesinlikle Ergenekon örgütü üyeliğiyle suçlanır ve Silivri’ye postalanırdı. Nazım Hikmet yaşasaydı, dayanamaz ve Silivri’ye, Hasdal’a, Metris’e tıkılanlar için güzel şiirlerini yazar, bu yüzden o da tutuklanırdı. Uğur Mumcu yaşasaydı, bu tezgahları müthiş araştırmacı gazeteciliğiyle yerle bir ederdi ama onu da Silivri’ye gönderirlerdi.

Silivri de yeni bir destan yazılıyor. Ergenekon destanının son versiyonu. Bu defa geçit vermez dağlarla çevrili olan vadinin adı Silivri. O vadiden çıkışın ve devrimin stratejisi yazılıyor Silivri de. Devrimin adı Ergenekon. İşçisiyle işsiziyle, çiftçisiyle köylüsüyle, emekçisiyle emeklisiyle, askeriyle siviliyle yani halkın kendisiyle demokratik devrim elbette gerçekleştirilecektir. O gün geldiğinde durduramayacaklar halkın coşkun akan selini. Bizim halkımızın ne eksiği var Mısır’lılardan, Tunus halkından?!

Bu kara bulutlar dağılacak elbet. Haramilerin saltanatı yıkılacak. Dinci Faşizmin temsilcileri ve uşakları gün gelip de devran dönünce hukuktan kaçamayacak, hesap verecekler. 70’li, 80’li yıllarda MİT ile, ordu içindeki kontrgerilla mensuplarıyla birlikte hareket eden ABD gladyosu, bugün Beşiktaş’ta konuşlanmış F tipi çeteyle birlikte hareket etmekte ve komplo tezgahlarıyla iktidar muhaliflerini, yurtseverleri, tam bağımsızlıktan yana anti-Amerikancı ordu mensuplarını susturmaya çalışmaktadır. Talimatlar, Washington’dan, Pensilvanya’dan, Ankara’dan gelmektedir. Bu yeni gladyonun maşası olan işbirlikçi liboş takımı da tezgahın bir parçasıdır. Yaptıkları yanlarına kâr kalmayacaktır. Ve dünya küçüktür, saklanacak delik bulamayacaklardır.

Artık bıçak kemiğe dayanmış, bardak taşmıştır. Artık birşey yapmanın vakti gelmiştir!

Birşey yapmalı! Ama öncelikle terörsüz, darbesiz, kavgasız, kansız, şiddetsiz birşey. Akıl dolu, zeka dolu birşey. İşe bugünden itibaren daha çok çalışmak, daha çok eleştirmek ve daha çok halkla bütünleşmekten başlayabiliriz. Öyleyse;

Ey Ergenekoncu; uğraş, didin, düşün, ara, bul, koş, atıl, bağır; Durmak zamanı geçti, şimdi mücadele  zamanıdır!” diyeceğiz.

Korkulan olur da açık dinci faşizm yerleşirse; postallarımızı çekip, parkalarımızı giyeceğiz. Hep bir ağızdan türkü söyleyip; “Ya İstiklal Ya Ölüm! Kurtuluşa Kadar Savaş” diye haykırarak, devrime yürüyeceğiz. Ve motorları maviliklere süreceğiz! 🙂

Serdar Kaangil

Reklamlar
Bu yazı Politika içinde yayınlandı ve , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

2 Responses to HEPİMİZ ERGENEKONCUYUZ (!)

  1. atilla gonenc dedi ki:

    İstediğiniz kadar konuşun hiç birşeyi değiştiremeyeceksiniz…

  2. cumhuriyet.1923 dedi ki:

    atilla gönenç, şunu biliniz ki, “değişmeyen tek şey değişimdir”. bundan 12 yıl öncesine kadar senin desteklediğin parti ve iktidarı yoktu. nice partiler ve iktidarlar geldi geçti. günün birinde yeni görüşler, yeni partiler, yeni kişilikler, yeni iktidarlar gelecektir. 1923’ten 2014’e kadar kurulan kaç parti adını hatırlıyorsun? kaç genel başkanın adı hafızanda? hangi partilerin hangi genelbaşkanlarının hükümetini bilebiliyorsun. senin ve senin gibilerin destek verdiği bu parti ve iktidar; bundan öncekiler gibi yok olup gidecekler, unutulanlar kervanına katılacaktır. baki kalan yurdumuz, türkler olacaktır. kazananlar anti emperyalist, anti kapitalist, anti faşist olan cumhuriyetçi-ulusalcı-devrimci-laik yurtsever olacaktır. kazanan yüce türk ulusu olacaktır. kazanan atatürk ilkeleri olacaktır. kazanan bilim olacaktır. kaybedenler, unutulanlar ise sen ve gerici zihniyetiniz olacaktır. o gün uzak değil; belki yarın, belki yarından da yakın!

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s