MİTOLOJİ ve DİNLERDEKİ CANAVARLAR

DABBETÜL ARZ ve AGARTA

dabbeDabbetül Arz, Neml suresi’nin 82. ayetinde geçen ve 1400 yıldır İslam araştırmacılarının, tefsircilerin, hadisçilerin ne olduğu hakkında ortak kanıda bulunamadıkları bir mahluktur.

Neml-82. “Verilen sözün gerçekleşeceği zaman, “yerden çıkan mahluk”, onların ayetlere kesin olarak inanmadıklarını söyleyecektir.

Ayetteki verilen söz, kıyamet sözüdür. “Yerden çıkan mahluk” ise “Dabbetül arz”dır. Aslında sözkonusu olan “dabbet” Neml Suresi’nde “dabbetün min el ard” دابت من ال ارض” “Arz’dan/Yer’den bir dabbe” diye yazmaktadır. “Dabbetül arz دابة ال ارض” ” Arz’ın/Yer’in Dabbesi/Dabbeti” ibaresi ise Kur’an’da Sebe Suresi, 14’te Süleyman’ın bastonunu kemiren kurt için kullanılmaktadır.

Sebe-14. “Süleyman’ın ölümüne hükmettiğimiz zaman, onun ölümünü cinlere değneğini yemekte olan bir kurt gösterdi. Süleyman’ın cesedi yıkılınca öldüğünü anlayabildiler. Zaten gaybı bilmiş olsalardı böyle azap içinde aşağılık bir yaşamları olmazdı.”

Sebe’deki bastonu yiyerek cesedin yıkılmasına sebep olan Dabbetül arz’ın kurt-güve böceği olması mantıklıdır da, cesedin bir bastona dayalı olarak dengede durması mucize olsa gerek. Üstelik kimse merak etmemiş anlaşılan, heykel gibi niye günlerdir aynı yerde hareketsiz durmasını.
Bu kurt, Neml suresinde insanlara hitap eden bir mahluk oluyor ne hikmetse.

Bilimsel ve modern takılan bazı İslam araştırmacıları bu mahluk’un uçak, tank, bilgisayar vb. bir makina olduğunu öne sürmekteler. Yani kurt’un yerini bir makina alıyor onlara göre. En ilginç iddia ise internet olduğu. İnternetten korktuklarından olsa gerek. :)

Bu konuda en ilginç tespit ise Yaşar Nuri Öztürk’ten gelmişti. Ona göre Dabbetül arz büyük fizikçi Stephan Hawking’ti. Hoca, dabbe’den debelenen çıkarımıyla, Hawking’in felçli oluşu nedeniyle sadece başını oynatabilmesini de debelenmeye benzeterek bu müthiş tespite ulaştmıştı anlaşılan. Sebe suresindeki baston yiyen kurt, Hawking olmuştu. Son zamanda Hawking’in ateistçe görüşlerinden sonra herhalde Yaşar Nuri hoca büyük hayal kırıklığı yaşamıştır. :)

can

Hadislerde Dabbet-ül arz:

Hadis No: 0600

Tanım: Resulullah (sav) buyurdular ki: “Kıyametin üç alameti vardır, onlar zuhur edince, “daha önce inanmamış olanların artık inanmaları da onlara fayda vermez” (En’am, 158) Güneşin battığı yerden doğmasi, Deccal, Dabbetu’l-arz”
Kategori: Tefsir Bölümü – Esbab-ı Nuzule dair/En’am Suresi

Hadis No: 0719

Tanım: Dabbetu’l-arz, beraberinde Hz. Musa’nın asası ve Hz. Süleyman (a.s.)’ın mühürü olduğu halde çıkar. Asa ile mü’minlerin yüzünü cilalar, mührü de kafirlerin burnuna basar. Öyle ki, sofra ehli toplanınca biri diğerine (yüzündeki parlaklıktan dolayı) “Ey mü’min!” der, diğeri de (öbürüne, burnundaki mühür damgası sebebiyle): “Ey kafir!”der. (Yani mü’min de kafir de yüzünden tanınır).

Kategori: Tefsir Bölümü – Esbab-ı nuzule dair/Neml Suresi

Hadis No: 5034

Tanım: Resulullah (sav) buyurdular ki: “Çıkış itibariyle, kıyamet alametlerinin ilki güneşin battığı yerden doğması, kuşluk vakti insanlara dabbetu’l-arzın çıkmasıdır. Bunlardan hangisi önce çıkarsa, diğeri de onun hemen peşindedir.”
Kategori: Kıyamet/Kıyametin Muhtelif Alametleri

Tâkip edenin yetişemeyeceği, kaçanın kurtulamayacağı bir süratte olacağı öne sürülen dabbet-ül arz için virüs olduğu yolunda da tahminler yapılmakta. Aids, kanser veya internet virüsü..
Virüs tahmini, Sebe suresindeki kurt’u andırıyor doğrusu. :) Bakalım nasıl konuşacak da ayet-iman konusunda insanlara seslenecek….

Mucizecilerden HY’nın dabbetül arz hakkındaki iddiası şöyle:

Kuran’da yer alan bilgilerle, hadislerle anlatılan özellikler bir arada değerlendirildiğinde, Dabbet-ül Arz’ın bilgisayar ve internet teknolojisi olduğu ihtimali çok kuvvetli hale gelmektedir. Nitekim;

  • Ahir zamanda çıkacak olması,
  • Renkli ve çok hızlı olması,
  • Görüntü ve ses alma özelliğinin bulunması,
  • Gücüne erişilemeyecek ve kimsenin ondan kaçamayacak olması,
  • Dünya üzerindeki herkese ulaşacak bir özellik taşıması,
  • Samimi insanların hidayetine, samimiyetsizlerin de tanınmasına imkan vermesi,
  • Şeytanın batıl dinine dayalı Darwinizm, materyalizm, ateizm gibi dinsiz akımlara karşı yürütülen ilmi mücadelede kilit rol oynayacak olması gibi özelliklerin hepsi birden bilgisayara ve internete dikkat çekmektedir. (Doğrusunu Allah bilir.)

Said Nursi’ye göreyse, dabbe, bir değil birçok yaratık olabilir. Şualar, Sayfa 511

Bir hayvan çıkıp musallat olacak, zîr ü zeber edecek. Allahu a’lem, o dâbbe bir nevidir. Çünkü, gayet büyük bir tek şahıs olsa, her yerde herkese yetişmez. Demek, dehşetli bir taife-i hayvaniye olacak. Belki, o hayvan, dâbbetü’l-arz denilen ağaç kurtlarıdır ki; insanların kemiklerini ağaç gibi kemirecek, insanın cisminde dişinden tırnağına kadar yerleşecek. Mü’minler iman bereketiyle ve sefahet ve su-i istimalâttan tecennübleriyle kurtulmasına işareten, âyet, iman hususunda o hayvanı konuşturmuş.

Dabbetülarz nedir?
Orhan Hançerlioğlu İslam İnançları Sözlüğü’de “dabbetülarz”ı şöyle tanımlıyor:

Kıyamet günü yerden çıkacak olan canavar. İslam terminolojisinde bu hayvanın boyu otuz metredir. Arapça konuşacaktır. Bir elinde Hz. Musa’nın asası ve öbür elinde Hz. Süleyman’ın mührü olacaktır, bu mühürle insanların alınlarını “mümin” ya da “kafir” yazısıyla damgalayacaktır. Dabbetülarz’in inananların yüzlerini ak, inanmayanların yüzlerini de kara bir damgayla damgalayacağına, bu damgaların yayılarak insanların ak ve kara olacaklarına ve böylelikle de müminlerle münkirlerin birbirlerinden ayrılacağına inanılır.

Dabbetül arz’ı bir de Cübbeli’den dinleyelim:

Dabbe sözcüğü Kur’an’da “hayvan” ya da “canlı” anlamında birçok ayette kullanılmış. Bunlardan bazıları:

Hud-6. Yeryüzünde hiçbir canlı yoktur ki, rızkı Allah’a ait olmasın. Her birinin (dünyada) duracakları yeri de, (öldükten sonra) emaneten konulacakları yeri de O bilir. Bunların hepsi açık bir kitapta (Levh-i Mahfuz’da yazılı)dır.

En’am-38. Yeryüzünde gezen her türlü canlı ve (gökte) iki kanadıyla uçan her tür kuş, sizin gibi birer topluluktan başka bir şey değildir. Biz Kitap’ta hiçbir şeyi eksik bırakmadık. Sonunda hepsi Rablerinin huzuruna toplanıp getirilecekler.

Nahl-49. Göklerde ve yerde bulunan canlılar ve melekler büyüklük taslamadan Allah’a secde ederler.

Neml suresindeki dabbe / canlı’nın ise tek ayrıntısı yer canlısı-yerden çıkacak canlı olarak ifade edilmesi.
Ve bu canlının çıkıp insanlara ayetlere kesin olarak inanmadıklarını söyleyecek olması.

Buna benzer bir ifadenin Tevrat’ta da geçtiği, İslam’da üzeyr olarak bilinen Ezra’nın yerden çıkacak bir canavardan bahsettiği öne sürülür.
Ancak Tevrat’ı, özellikle Ezra bölümünü taramama rağmen bu konuda hiç bir ifadeye rastlamadım. Herhalde tahrif etmişler. :)

Kur’an’da ve hadislerde kıyamet inancını renklendirecek bir takım iddialarda bulunulur. Mesih, deccal, mehdi, yecüc-mecüc gibi. Güneşin batıdan doğması ve dabbetül arz gibi..
Bu iddialar günümüzün toplumsal gelişmeleriyle ya da teknolojik ürünleriyle benzeştirilmeye çalışılır.
Aids belası çıktığında, dabbetülarz’ın aids virüsü olduğu öne sürülmüştü. Şimdi de internet olduğu öne sürülüyor. Yarın bir başka şey çıksa, onun olduğunu iddia edecekler.

AGARTA
Bir başka iddia da Ruhçulardan, gizli ilimcilerden geliyor.
Onlar da Agarta’nın dabbetül arz olabileceğini söylemekteler.
Agarta, Atlantis’ten göç etmiş Mu soyundan rahiplerin oluşturduğu iddia edilen yer altı teşkilatı.

http://www.agarta.org/

Agarta denince bizde akla gelen isim Ömer Sami Ayçiçek oluyor. Bu konuda yazılmış kitapları mevcut.
Agarta hakkında şunları söylüyor (ya da zırvalıyor demek lazım):

“Agartha, Kur’an’da “Dabbet-ül arz” olarak da geçen bir ademiyettir. Şu anda dünya üzerinde yaşayan insanlıktan önce yaşamışlar ve sonra da yeraltına çekilmişlerdir. Bu çok yüksek uygarlık zamanı geldiğinde kendini insanlığa tanıtacaktır. Tasavvuf’ta da bilinirler. Elmalılı’nın çevirisinde “Dabbet-ül Arz”, insanlık olarak değerlendirilmiştir mesela. Bu da bu bilginin aslında hep bilindiğine dair bir göstergedir.

Agartalılar yeraltına inmişler ve orada yaşıyorlar. Ama yeraltında yaşama bizim düşündüğümüz şekilde ilkel değil. Nasıl olsun? Onlar medeniyet olarak bizden çok ileride. Yeraltının, yerüstünün ve uzayın nimetlerinden yararlanıyorlar. Yiyeceklerini yeraltında yetiştiriyorlar. Ama aynı Güneş’ ten bizden çok daha fazla yararlanıyorlar. Et yemiyorlar. Aynı hayvan türleri onlarda da var. Güneş onlar için de, bizim için de aynı yerden doğup batıyor. Göz ile görünebiliyorlar ama kendilerini insanlardan gizliyorlar. Başka gezegenler ile ilişki içindeler. Yönetimleri bir “Üstatlar Meclisi” ne bırakılmış. Onlar ise gerçekten çok değerli varlıklar ve hatasız çalışıyorlar. Alabildiğine özgürler. Bedenleri bizimki ile hemen hemen aynı ama hastalıklı değil, hastalanmıyorlar ve çok uzun süre bedenlerini genç tutabiliyorlar. Bizim tarihimizi en ince noktasına kadar biliyorlar ve çok güçlü bir bilgi merkezleri var. Dünyada büyük değişim gerçekleştiğinde bizimle irtibata geçecekler ve yeni düzenin kurulmasında bize yardımcı olacaklar.”

Agarta safsatasını savunanlardan biri de Rene Guenon;

1912′de Müslüman olduktan sonra Abdül Vahid Yahya adını alan; ezoterik, okült ve mistik konularda çok sayıda yapıtı bulunan Fransız asıllı Mısırlı düşünür ve yazar Rene Guenon’a göre tradisyonlarda “Kutsal Dağ”, “Dünyanın Merkezi” olarak ifade edilen yer, O’nun mekânıdır. Kimilerine göre, dünyanın tüm geçmişi, yitik kıtalara indirilmiş dinler ve kozmik öğretiler, Agarta arşivlerinde kayıtlıdır ve birçok peygamber (Musa, İsa), dinlerini kurmadan önce, bu arşivleri incelemişlerdir ki, bazıları burada ‘inisiyasyon’dan da geçmiştir.

Agarta’nın yeryüzüne açılan 7 (kimi kaynaklara göre 4) ana çıkış noktası bulunmakla birlikte, mağaralarda inzivaya çekilen bilgelerin ve mağaralarda etkinliklerini sürdüren bazı inisiyatik toplulukların Agartalılar ile ilişki içinde oldukları ileri sürülür.

Rene Guenon’a göre bu durum, en çok, Türklerin yaşadığı Orta Asya’da görülmektedir. Kimi yazarlara göre, Göktürk, Uygur ve Hun masallarındaki, “ataların kutsal mağaraları” ve bir mağaradan geçilerek ulaşılan “gizli ülke” inanışında Agarta’nın sembolizmi bulunmaktadır. Tibet tradisyonlarına göre, Agartalılar şimdiki devrenin sonunda dışarı çıkacak ve Agarta’nın lideri yeryüzündeki menfiliği yenecektir.

Kimileri ufoların da yeraltından çıktığını iddia etmişlerdi. Herhalde Agarta uygarlığından geliyor olmalılar. Belki de Dabbetül arz’ın habercileridir, “geldi, geliyor!” işareti veriyorlardır. 🙂

can 3

Livyatan

Biraz zorlama yaparsak Tevrat’ta geçen Livyatan adlı canavarı dabbetül arz’la ilişkilendirebilir miyiz acaba?
Livyatan, yeryüzünde bir eşi daha olmayan korkunç bir mahluk olarak nitelenir Tevrat’ta.

Mezmurlar: 74 / 13-14.
Gücünle denizi yardın, Canavarların kafasını sularda parçaladın.
Livyatan`ın başlarını ezdin, Çölde yaşayanlara onu yem ettin.

Mezmurlar: 104-26. Orada gemiler dolaşır, İçinde oynaşsın diye yarattığın Livyatan da orada.

Yeşaya: 27-1. O gün RAB Livyatan`ı, o kaçan yılanı, Evet Livyatan`ı, o kıvrıla kıvrıla giden yılanı Acımasız, kocaman, güçlü kılıcıyla cezalandıracak, Denizdeki canavarı öldürecek.

Eyüp: 3-8.
Günleri lanetleyenler, Livyatan`ı uyandırmaya hazır olanlar, O günü lanetlesin.

Eyüp: 41

1. Livyatan`ı çengelle çekebilir misin, Dilini halatla bağlayabilir misin?
2. Burnuna sazdan ip takabilir misin, Kancayla çenesini delebilir misin?
3. Yalvarıp yakarır mı sana, Tatlı tatlı konuşur mu?
4. Seninle antlaşma yapar mı, Onu ömür boyu köle edesin diye?
5. Kuşla oynar gibi onunla oynayabilir misin, Hizmetçilerin eğlensin diye ona tasma takabilir misin?
6. Balıkçılar onun üzerine pazarlık eder mi? Tüccarlar aralarında onu böler mi?
7. Derisini zıpkınlarla, Başını mızraklarla doldurabilir misin?
8. Elini üzerine koy da, çıkacak çıngarı gör, Bir daha yapmayacaksın bunu.
9. Onu yakalamak için umutlanma, Görünüşü bile insanın ödünü patlatır.
10. Onu uyandıracak kadar yürekli adam yoktur. Öyleyse benim karşımda kim durabilir?
11. Kim benden hesap vermemi isteyebilir? Göklerin altında ne varsa bana aittir.
12. Onun kolları, bacakları, Zorlu gücü, güzel yapısı hakkında Konuşmadan edemeyeceğim.
13. Onun giysisinin önünü kim açabilir? Kim onun iki katlı zırhını delebilir?
14. Ağzının kapılarını açmaya kim yeltenebilir, Dehşet verici dişleri karşısında?
15. Sımsıkı kenetlenmiştir Sırtındaki sıra sıra pullar,

16. Öyle yakındır ki birbirine Aralarından hava bile geçmez.
17. Birbirlerine geçmişler, Yapışmış, ayrılmazlar.
18. Aksırması ışık saçar, Gözleri şafak gibi parıldar.
19. Ağzından alevler fışkırır, Kıvılcımlar saçılır.
20. Kaynayan kazandan, Yanan sazdan çıkan duman gibi Burnundan duman tüter.
21. Soluğu kömürleri tutuşturur, Alev çıkar ağzından.
22.. Boynu güçlüdür, Dehşet önü sıra gider.
23 Etinin katmerleri birbirine yapışmış, Sertleşmiş üzerinde, kımıldamazlar.
24. Göğsü taş gibi serttir, Değirmenin alt taşı gibi sert.
25. Ayağa kalktı mı güçlüler dehşete düşer, Çıkardığı gürültüden ödleri patlar.
26. Üzerine gidildi mi ne kılıç işler, Ne mızrak, ne cirit, ne de kargı.
27. Demir saman gibi gelir ona, Tunç çürük odun gibi.
28. Oklar onu kaçırmaz, Anız gibi gelir ona sapan taşları.
29. Anız sayılır onun için topuzlar, Vınlayan palaya güler.
30. Keskin çömlek parçaları gibidir karnının altı, Döven gibi uzanır çamura.
31. Derin suları kaynayan kazan gibi fokurdatır, Denizi merhem çömleği gibi karıştırır.
32. Ardında parlak bir iz bırakır, İnsan enginin saçları ağarmış sanır.
33. Yeryüzünde bir eşi daha yoktur, Korkusuz bir yaratıktır.
34. Kendini büyük gören her varlığı aşağılar, Gururlu her varlığın kralı odur.”

İncil’in Vahiy kitabında kıyamet yaklaşırken olacak olanlar anlatılır.

Yedi Melek sırasıyla borazan çalmakla görevlidir.

1.borazanda kanla karışık dolu ve ateş yağar. Yerin üçte biri, ağaçların üçte biri ve bütün yeşil otlar yanar. 2. borazanda alev alev yanan dağ gibi bir kütle denize atılır. Bu şekilde belirli zaman aralıklarında borazanlar sırasıyla çalınır. Sonlara yaklaştıkça felaketler de büyür.

7. borazandan önce tanrı 2 peygambere görev verir. Bunlar 1260 gün boyunca peygamberlik yaparlar. Ağızlarından ateş fışkıran ve kendilerine zarar verenleri öldüren peygamberlerdir bunlar. Göğü kapayıp yağmur yağmasını engellemeye, suları kana çevirmeye, toplumlara her türlü belayı getirmeye yetkileri vardır.

Günleri dolunca yeraltının dipsiz derinliklerinden çıkan bir canavarla dövüşür ve ona yenilirler.

Vahiy: 11-7. Tanıklık görevleri sona erince dipsiz derinliklerden çıkan canavar onlarla savaşacak, onları yenip öldürecek.

Herkes sevinir, bayram eder. Çünkü bu iki peygamberden çok çekmişlerdir.

Cesetlerini İsa’nın çarmıha gerildiği şehrin ana yoluna sererek sergiler, herkese seyrettirirler. 3,5 gün sonra cesetler dirilir ve görenler dehşete kapılır. Gökten bir ses “buraya çıkın!” diye bağırınca yükselir ve bir bulutun içinde göğe çıkarlar.

Tam o sırada büyük bir deprem olur ve şehrin onda biri yıkılır. 7 bin kişi ölür.İnsanlar korkarak tanrıyı yüceltirler.

Ve ardından 7. Borazan çalar. Gökten şu ses duyulur:

“Dünyanın egemenliği Rabbimiz`in ve Mesihi`nin oldu. O sonsuzlara dek egemenlik sürecek.”

Ardından Tanrı`nın gökteki tapınağı açılır, tapınakta O`nun Antlaşma Sandığı görünür. O anda şimşekler çaarı, uğultular, gök gürlemeleri işitilir. Yer sarsılır, şiddetli bir dolu fırtınası kopar.

Vahiy: 12

Hamile Kadın ve Ejderha

Gökte olağanüstü bir belirti, güneşe sarınmış bir kadın göründü. Ay ayaklarının altındaydı, başında on iki yıldızdan oluşan bir taç vardı. Kadın gebeydi. Doğum sancıları içinde kıvranıyor, feryat ediyordu.

Ardından gökte başka bir belirti göründü: Yedi başlı, on boynuzlu, kızıl renkli büyük bir ejderhaydı bu. Yedi başında yedi taç vardı.

Kuyruğuyla gökteki yıldızların üçte birini sürükleyip yeryüzüne attı. Sonra doğum yapmak üzere olan kadının önünde durdu; kadın doğurur doğurmaz Ejderha çocuğu yutacaktı.

Kadın bir oğul, bütün ulusları demir çomakla güdecek bir erkek çocuk doğurdu. Çocuk hemen alınıp Tanrı`ya, Tanrı`nın tahtına götürüldü.

Kadınsa çöle kaçtı. Orada bin iki yüz altmış gün beslenmesi için Tanrı tarafından hazırlanmış bir yeri vardı.

Gökte savaş oldu. Mikail`le melekleri ejderhayla savaştılar. Ejderha kendi melekleriyle birlikte karşı koydu, ama gücü yetmedi. Bu yüzden gökteki yerlerini yitirdiler.

Büyük ejderha -İblis ya da Şeytan denen, bütün dünyayı saptıran o eski yılan- melekleriyle birlikte yeryüzüne atıldı.

Vahiy: 13

Denizden Çıkan Canavar

Sonra on boynuzlu, yedi başlı bir canavarın denizden çıktığını gördüm. Boynuzlarının üzerinde on taç vardı, başlarının üzerinde küfür niteliğinde adlar yazılıydı.

Gördüğüm canavar parsa benziyordu. Ayakları ayı ayağı, ağzı aslan ağzı gibiydi. Ejderha canavara kendi gücü ve tahtıyla birlikte büyük yetki verdi.

Canavarın başlarından biri ölümcül bir yara almışa benziyordu. Ne var ki, bu ölümcül yara iyileşmişti. Bütün dünya şaşkınlık içinde canavarın ardından gitti.

İnsanlar canavara yetki veren ejderhaya taptılar. “Canavar gibisi var mı? Onunla kim savaşabilir?” diyerek canavara da taptılar.

Canavara, kurumlu sözler söyleyen, küfürler savuran bir ağız ve kırk iki ay süreyle kullanabileceği bir yetki verildi.

Tanrı`ya küfretmek, O`nun adına ve konutuna, yani gökte yaşayanlara küfretmek için ağzını açtı.

Kutsallarla savaşıp onları yenmesine izin verildi. Canavar her oymak, her halk, her dil, her ulus üzerinde yetkili kılındı.

Yeryüzünde yaşayan ve dünya kurulalı beri boğazlanmış Kuzu`nun yaşam kitabına adı yazılmamış olan herkes ona tapacak.

Kulağı olan işitsin!

Tutsak düşecek olan Tutsak düşecek. Kılıçla öldürülecek olan Kılıçla öldürülecek. Bu, kutsalların sabrını ve imanını gerektirir.

can 2

Yerden Çıkan Canavar

Bundan sonra başka bir canavar gördüm. Yerden çıkan bu canavarın kuzu gibi iki boynuzu vardı, ama ejderha gibi ses çıkarıyordu.

İlk canavarın bütün yetkisini onun adına kullanıyor, yeryüzünü ve orada yaşayanları ölümcül yarası iyileşen ilk canavara tapmaya zorluyordu.

İnsanların gözü önünde, gökten yere ateş yağdıracak kadar büyük belirtiler gerçekleştiriyordu.

İlk canavarın adına gerçekleştirmesine izin verilen belirtiler sayesinde, yeryüzünde yaşayanları saptırdı. Onlara kılıçla yaralanan, ama sağ kalan canavarın onuruna bir heykel yapmalarını buyurdu.

Canavarın heykeline yaşam soluğu vermesi için kendisine güç verildi. Öyle ki, heykel konuşabilsin ve kendisine tapmayan herkesi öldürebilsin.

Küçük büyük, zengin yoksul, özgür köle, herkesin sağ eline ya da alnına bir işaret vurduruyordu.

Öyle ki, bu işareti, yani canavarın adını ya da adını simgeleyen sayıyı taşımayan ne bir şey satın alabilsin, ne de satabilsin.

Bu konu bilgelik gerektirir. Anlayabilen, canavara ait sayıyı hesaplasın. Çünkü bu sayı insanı simgeler. Sayısı 666`dır.

İncil’deki 3 ayrı canavarın anlatıldığı bölümler sanki bir masalın parçaları gibi.

Ama son cümleden anlamaktayız ki, bu anlatılarda geçen bazı kavramlar birer simge.
Nitekim gerek Hristiyan din adamları gerekse din araştırmacıları hamile kadın, ejderha, canavar kavramlarının birer simge olduğunda birleşiyorlar.
Bunlara daha sonra değineceğiz ve dabbetülarz’la ilgisini açıklamaya çalışacağız.

İncil’in Vahiy bölümünde İsrail’in içinden İsa’nın doğuşu, şeytan’a yenilmeden Tanrıya kavuşması tasvir ediliyor.
Hamile kadın İsrail’i, bebek İsa’yı, ejderha ise şeytanı simgeliyor.
Ejderhanın Adem’in ilk karısı Lilith olduğu da iddia ediliyor.
Mitolojiye göre bu Lilith cinlerin kralı Şamael ile evlenmişti.
Denizden çıkan canavar, insanları ejderhaya tapması için kandırıyor, aldatıyor.
Yani asıl şeytan var ve bir de yardımcısı var ki asıl şeytan Lilith ise yardımcısı da Şamael olmalı.

Yerden çıkan canavar da asıl şeytanın yetkilerine sahip ve o da insanları aldatıp peşinden sürüklüyor.
Bunun İslam’daki karşılığı Deccal.
Yani, bu anlatımda Mesih ve Mesih karşıtı (Deccal) var.

Vahyin son cümlesinde “Bu konu bilgelik gerektirir. Anlayabilen, canavara ait sayıyı hesaplasın. Çünkü bu sayı insanı simgeler. Sayısı 666`dır” deniyor.
Bu 666 sayısı Hristiyanlar için şeytanı simgeliyor.
666’nın kimi işaret ettiği konusunda isimlerin sayısal değerlerine başvuruluyor.
Tabi bu isimler çağlara göre değişiyor.
Babil kralı Nebukadnessar Yunanca’ya göre, Roma kralı Neron Sezar’ın İbranice’ye göre isimleri 666’yı veriyor.
Napolyon, Hitler, Muhammed ve George Bush da bu tanımlamalardan nasibini alanlardan.

Bu gökten inen, denizden-yerden çıkan canavarlar sadece peygamberli dinlere mi mahsus?
Hayır. Pagan dinlerde de benzeri masallar mevcut.
Yunan mitolojisinde, Sümer Gılgamış destanında ve diğer mitolojilerde de var.

Herkül ve ve Canavar Hydra

Herkül tanrılar tanrısı Zeus’un oğludur. Ama gerçek annesi, Zeus’un eşi tanrıça Hera değil, bir ölümlü olan Alkmene’dir.
Alkmene ile aldatılan tanrıça Hera, Herkül’den nefret ediyormuş.
Hera, Herkül’den öç almak için Hidra’yı yetiştirir. Hidra tüm yaratıkları titretecek kadar korkunçtur. 9 başlı dev bir yılandır.
Nefesi bir insanı öldürecek kadar zehirlidir. Bu canavarın öldürülmesi Herkül’ün on iki görevi arasında 2 sırada yer alan vazifedir.

Herkül bu canavarı öldürmek için yaşadığı bataklık bölgeye gider.
Canavarla karşılaşmadan önce bataklık içerisindeki zehirli gaz ve dumanlarla kaplı Hidra yuvasının girişinde, ağzını ve yüzünü bir örtü ile örterek kendini korur.
Canavar ile karşılaşıp savaşmaya başlayan Herkül bir süre sonra, kestiği kafaların yerine devamlı yenilerinin çıktığını görünce umutsuzluğa kapılır.
Tam bu sırada yardımına yeğeni yetişir.
Bunun üzerine Hera, bir yengeç’i Herkül’ün ayağını ısırıp dikkatini dağıtması için Hidra’ya yardıma gönderir.
Yengeç, Herkül’ün bir ayağını kıstırmışken Herkül diğer ayağı ile yengeci ezerek öldürür.
Canavarın kesilen başlarının geri gelmemesi için Athena’nın verdiği sanılan bilgiyle canavarın kesilen boynunun ateşle yakılmasını akıl eden yeğeni Herkül’e meşaleyi uzatır.
Bu meşale sayesinde kestiği başların yerini dağlayan Herkül canavarı bir kayayla ezerek öldürür.
Hidra’nın kestiği başlarından birini bir kesede saklayarak, onun zehirli kanını daha sonraki görevlerinde oklarında kullanmış, böylece bu okların açtığı yaraların kapanmaz bir hale gelmesini sağlamıştır.

Gılgamış Destanındaki Canavar Humbaba

Destanın kahramanı Uruk Kralı Gılgamış, dörtte üçü tanrı, dörtte biri insan olan bir varlıktır. Gılgamış halk tarafından çok sevilir ama, kral aynı zamanda sert, güçlü ve mağrurdur. Halk bu öfkeli kralın burnu biraz sürtülsün düşüncesiyle tanrılardan yardım ister. Dualar boşa gitmez ve tanrıça Aruru, yarı vahşi bir yaratık olan Enkidu’yu yeryüzüne gönderir. Enkidu destanın ikinci önemli karakteridir. Fakat Enkidu’nun kırlarda yaptığı kıyımlar Gılgamış’tan çok dilekte bulunan Uruk halkının başına bela olur. Gılgamış, Enkidu’yu yola getirmek için güzel bir fahişe (Şahmat) yollar ve ehlileşmesini sağlar. Kadının peşinden kente gelen Enkidu krallar gibi ağırlanır, güzel kokularla yıkanır, kentlilere özgün elbiseler giyer, oturup kalkma dersleri alır. Tanrının isteğinin aksine Gılgamış’la Enkidu çok iyi arkadaş olurlar.

Humbaba tanrıların yaşadığı Uçsuz bucaksız Sedir ormanının koruyucusu ejder canavardır ve aslan yüzlüdür. Enkidu bu canavarı öldürüp insanları bu canavardan kurtarmaya karar verir ve Gılgamış’ı ikna eder. Birlikte Sedir ormanına giderler. Günlerce Humbaba’yı arar, bulamazlar. Enkidu rüyasında gördüğü şekilde baltasıyla sedirleri devirmeye başlar. Sesi duyan Humbaba”Kimdir o, dağlarımın çocukları olan ağaçların ırzına geçen?Kimdir o, katranı deviren?” diyerek ortaya çıkar. Gılgamış ve Enkidu canavarla savaşa girişirler.

Tabletlerde okunamayan kısımlar nedeniyle canavarla yaptıkları savaşın tüm ayrıntıları elde edilememiştir. Ancak o sıra büyük fırtınalar koptuğu, göklerin gürlediği, şimşeklerin çaktığı ve canavarın dikkatinin dağılması nedeniyle Gılgamış tarafından öldürüldüğü okunabilen kısımlardan anlaşılmaktadır. Tanrılar canavarı Enkidu’nun öldürdüğü gerekçesiyle onu ölüme mahkum ederler. Enkidu bunu rüyasında görür ve hastalanarak ölür.

Mitolojilerdeki canavar örnekleri çoğaltılabilir.
Örneğin Avrupa mitolojilerinde geçen yılanların kralı Basiliks gibi, Altay Şamanlığında kertenkele görünümlü ejder Bukrek gibi, Türk mitolojisindeki yedi başlı ejderha Yelbegen gibi…

Mitolojilerdeki efsane canavarlara değinmemizin nedeni, çok tancıcılıktan tek tanrıcılığa geçişte insanların pagan hikayelerindeki canavarları yeni dinlerine taşımış olma olasılıklarıdır.
Pagan dinlerinde tanrılarla, kötü ruhlarla ilişkilendiren canavarlar bu defa şeytanlarla, meleklerle ilişkilendirimiş olabilir.
Aynı mitolojilerdeki yer-gök yaratılış hikayeleri, tufan efsaneleri gibi..

Nitekim Tevrat’taki canavar Livyatan’ın nitelikleri mitolojilerdeki canavarlarla benzeşmektedir.
İncil’deki canavarlar Tevrat’taki Livyatan’dan esinlenerek yazılmış olabilir.

Şimdi yeniden İslam’daki Dabbetül arz’ı hatırlayalım.
Ayette verilen sözün gerçekleşeceği zaman, yani kıyamete yakın zamanda yerden çıkan bir yaratığın-canlının insanlara ayetlere kesin olarak inanmadıklarını söyleyeceği yazılı.
Yani, yerden çıkan bir varlık ve aynı zamanda konuşuyor. Dinle, imanla, Kur’an’la ilgili konuşuyor.
Hadislerde ise kıyamete yakın zamanda yerden çıkacağına inanılan bir yaratık, 30 metre boyunda ve korkunç bir canavar. Yanında Musa’nın asası ve Süleyman’ın mührü olacak ve inananların alnına mümin, inanmayanların kafir yazacakmış.
Peşinden koşan yakalayamayacak, kaçan kurtulamayacakmış.

Eğer ayette kastedilen varlık, hadislerdeki gibi bir canavarsa ki büyük olasılıkla öyledir; diğer konular gibi bunun da Tevrat’tan geçme olduğu düşünülebilir.
Dolayısıyla sonuçta Pagan dinlerinden gelen eskilerin masallarından birine ucundan kenarından değinilmiş olduğunu söyleyebiliriz.

İslam, bu tür efsanelere, uydurmalara açık ve yatkın bir dindir.
Örneğin İbrahim Hakkı Erzurumlu’nun Marifetname kitabında gökler ve yerler çeşitli canavarlarla doludur.

Melekleri Korkutan Yakut Gözlü Yılan

Bütün bu saf saf olan meleklerin ötesinde bir büyük yılan vardır. Arşı azamı başı kuyruğunun üzerine gelmek üzere çevrelemiştir. Başı beyaz inciden, bedeni sarı altından ve gözleri kırmızı yakuttan yaratılmıştır. Her bir tüyünün dibinde bir meleğin tespih ettiği yüz bin kanadı vardır. Bu sarı yılanın tespihinin sesi diğer bütün meleklerin tespih seslerini bastırarak onlara korku verir. Ağznı açtığı zaman gökleri ve yeri bir lokma etmesi mümkündür. Eğer o büyük yılana ilham olunmasa idi, onun sesinin heybetinden bütün mahluklar helak olurdu.

7 Kat Yerin Canavarları

Üçüncü tabakanın ismi: Arka’dır. Onda katır gibi akrepler vardır ki, kuyrukları mızraklar benzeridir. Her birinin kuyruğunda üçyüz boğum vardır ki, öldürücü zehir ile dolmuştur.

Dördüncü tabakanın adı: Harba’dır. Onda dağlar gibi ejderhalar vardır ki, kuyrukları uzun hurma ağacı gibidir.

Yedinci tabakanın adı: Ucba’dır. Kavminin adı: Cüsum’dur. Cümlesi kısa boylu, siyah habeşli gibidir. Elleri ve ayakları, yırtıcı hayvan pençesi gibidir.
Ye’cüc ve Me’cüc’ü onlar helak etseler gerektir. Halen, lânetlenmiş İblis, taraftarlarıyla orada sâkindir. Kendisi bir taht üzerinde oturur.

Reklamlar
Bu yazı Din içinde yayınlandı ve , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

MİTOLOJİ ve DİNLERDEKİ CANAVARLAR için 7 cevap

  1. ferdi dedi ki:

    bu kadar bilgi donanım illginç tşkr

  2. Gencer dedi ki:

    Serdar sen yemiyon içmiyon neler hazırlıyoprsun.Şaşılacak birisin.

  3. rammsteinn dedi ki:

    bu dabbe sakın kabe olmasın. transformers filmindeki robotlar gibi dönüşüp taşlardan bir yaratık olur. kabenin üstündeki örtüyü de arapların giydiği gibi üstüne giyer.petrol boru hattından bir boruyu kendine sopa yapar,inanmayanları döve döve yola getirir.

    • mehmet dedi ki:

      Salak dabbe denilen kıyametin başlangıcı senin dediğin güve.
      Ayrıca cinlerin yaşam şekillerine göre Süleyman’ın orada uzun zaman kımıldamaması doğal.
      Diğer 3 kitap doğruluk yönünden Kuran ile boy ölçüşemez.

    • mehmet dedi ki:

      inancı zedelenmiş aciz kul öncelikle cehaletinden dolayı sana acıyorum ve şunları söylemek istiyorum.
      Kıyamet zamanı Kabe göğe kaldırılacak
      Kuran’dan ayetler silinecek
      Denizler kuruyacak
      Dağlar yerle bir olacak
      Vahşi hayvanlar konuşacak
      Yecüc ve Mecüc serbest kalacak
      Deccal ortaya çıkacak

      • MaMaLi dedi ki:

        Halan,amcan olacak))dayın teyzen))sen çocuk doğrucaksın))anlat kızım melehat mahkeme beraat)))iki şey sonsuz dur aptallık ve evren!!!!

  4. Ebu'l Hukema Es-Sufi dedi ki:

    Dabbet’ül Arz’ın Mahiyeti hakkında!… Pazar, 08.06.2014

    Dabbet’ül Arz hakkındaki eski/yeni fikirleri/yorumları hepiniz az çok biliyorsunuz.

    Eskilerin acayip hayvan tasvirlerini (başı gökte-ayakları yerde) ve yenilerin teknolojiye dönük tevillerini hepiniz biliyorsunuz.

    Biz bu yorum ve tasvirleri tekrar naklederek sizleri usandırmak/bıktırmak istemiyoruz.Merak edenler netten bu konuları araştırabilir. I

    Biz sizlere daha önce kimsenin göremediği, akıl ve hayal edemediği,hakikat ve ilahî yasalara uygun, yeni bir bakış açısı/yorum getireceğiz.

    Eskiler bu hakikati keşf edemedi, çünkü imkanları kısıtlıydı, bizler gibi postmodern bir çağda yaşamıyorlardı.

    Yeniler bunu keşf edemedi, çünkü Deccaliyetin sunduğu batıl ilim/bilimden beslendiler.Yorumlarını bu yanlış, eksik ve dezenformatif bilgiler üzerine bina ettiler.

    Biz ise, Deccaliyetin fitnesine kapılmadan, ilahî yasaları baz alarak, bu sonuca vardık.

    Hemen konuya girmek istiyoruz.

    Dabbetül Arz nedir?

    Dabbet’ül Arz, bilinç ve şuur taşıyan, petrolümsü, siyah bir sıvıdır.Batı dilinde ”Black Goo” olarak geçmektedir.

    80’li yıllarda Falkland savaşından İlngiltereye getirilip üzerinde deneyler yapılmıştır.Bilim adamlarıyla temasa giren bu sıvı, bazılarını korkunç intiharlara itmiştir.

    İlginç ve enteresan olan nokta, Allah inancı, ruh ve iman nuru taşıyan insanlara bir zarar veremeyişidir.

    Hadis’te de belirtildiği üzre, dabbetül arz, kafirlerin yüzünü karartır ve müminlerin yüzünü parlatır.

    Küfür ve iman arasında ayrım yapan bir tür bilinçli sıvı.

    Ruh ve iman nuru taşımayan bedene girdiği zaman cinler bu sıvı üzerinden insan vücudunu/bedenini üstlenebiliyor.

    Bu sıvı bir nevi boyutlar arası bir tür transformatör’dür.Bir ucuyla bizim dünya boyutumuzda, bir ucuyla da cinler boyutundadır.İki boyutu biribirne bağlayan bir tür boyutlar arası geçit/portal hükmündedir.

    Bu sıvı, kollektif bir bilinç/şuur taşıyor.Yani, parçalara yarılıp bölündüğü zaman, diğer ayrı parçalarıyla bir bütünlük teşkil ediyor.Bir parçada hissedilen şey aynı anda bütün parçalar tarafından algılanıyor.

    Hz.Süleyman devrinde bazı ruhsuz ve imansız insanlar bu sıvıyla temasa geçmiştir.Ruhu ve imanı olmayan insanların bedenleri bu sıvı vasıtasıyla bazı cinler tarafından üstlenmiştir.

    Cinler bir araç ve vasıta olmadan bizim boyutumuza gelemiyor.Nasıl ki biz göğe yükselmek için bir araca/uçağa ihtiyaç duyuyorsak, onlar da kendi boyutlarından bizim dünya boyutumuza gelebilmeleri için bu sıvıya/transformatöre ihtiyaç duyuyorlar.

    Cinler bu sıvıya hulul edip bizim boyutumuza gelebiliyorlar.Ancak yalın haliyle bu sıvıya girmek onların işine yaramıyor.Çünkü sıvının eli ayağı, gözü kulağı yok ki dünya üzerinde eylem yapabilsinler.

    Dünya boyutunda eylem yapabilmek için bir bedene ihtiyaçları vardır.Hayvan bedenlerine girebilirler ancak onların bedenleri dünya işlerini görmede pek yararlı olmuyor.En mükemmel beden insan bedenidir.

    İnsan bedenlerini üstlenme konusunda karşılarına bir sorun çıkıyor:Bu sıvıyla temasa geçen herkesin bedenine girip onu üstlenmiyorlar.Çünkü, insanın ruhu/iman nuru cinleri yakıyor, eritiyor, yok ediyor.

    Yanmadan insan bedenini üstlenmeleri için insanı ruhen öldürmek ve (iman) nurunu gidermek zorundalar.Yani bir nevi insanı zombileştirmek zorundadırlar.Zombi, ruhsuz insan bedenine denilir.Filmlerdeki zombilerle ruhsuz insanlar kast edilir.

    Bu sorunu da Chemtrail alameti ile gideriyorlar.Hadis’te belirtilen Duhan alameti bugünün tabiriyle Chemtrails vakasıdır.Yaklaşık 20 seneden beri, uçaklar vasıyasıyla havaya duhan/zehir saçmaktadırlar.Bu duman/duhan/chemtrails insanları yavaş yavaş zombilere dönüştürüyor.Yani insanlığı ruhen öldürüyor ve nur’en söndürüyor.Bunu yanısıra gıdamızı zehirliyorlar ve radyasyon kullanıyorlar….İnsanlığı ruhen öldürmek ve nur’en söndürmek için bir sürü proje/program yürütülüyor.

    Nihayet insanlar ruhsuz zombilere dönüştüğünde bir cin olan deccal, dabbetül arz svısı vasıtasıyla, Prinz William’ın bedenini üstlenecektir.Bir rivayete göre Prinz William 2015’de, 33 yaşına girdiğinde, kurtarıcı İsa Mesih olarak karşımıza çıkacaktır.

    Diğer, ruhu ölmüş ve nuru giderilmiş insanların bedenleri, bu sıvı vasıtasıyla, deccalin cin ordusu tarafından üstlenecektir.

    Ruhunu ve imanını koruyabilmiş insanlar cinlerden emin olacaktır.Deccal yakında zuhur ettiğinde cinler, ruhlu ve imanlı ,nsanlara karşı bir savaş sürüdürecektir.

    Daha doğrusu bu savaş metafizik bir savaş olacaktır.Cinlerdeki üstün kuvvelerin aynısı ruhunu koruyabilmiş insanlarda da olacaktır.

    Nitekim dabbetül arz svısının güçlendirici bir özelliği vardır.Yani, var olan özelliği/kuvveyi 100 kat veya 1000 kat güçlendirmektedir.Aynı doping gibi birşey.Nurun varsa güçleniyor ve parlamaya başlıyorsun.Kalbinde karanlık varsa yüzün zifiri karanlığa bürünüyor.

    Bu konuya dair yazılacak daha çok şey vardır.İlgisi olanlar aşagıda vereceğimizfacebook sayfamıza müracaat edebilir.

    Bazı kaynakları link olarak vermek istiyoruz.Bu konuları merak edenler araştırabilsin diye…

    Dabbetül arz sıvısı birçok filme ve diziye konu edilmiştir:

    Youtube:

    http://www.youtube.com/watch?v=hdLYX0Tm5ac&hd=1 (almanca dil)

    http://www.youtube.com/watch?v=-5-Amr0a38U&hd=1 (almanca)

    http://www.youtube.com/watch?v=aGgZmiWW6xI&hd=1 (x-dosyalar dizisi/ingilizce)

    http://www.youtube.com/watch?v=GRaC0C27TZs&hd=1 (lady gaga-fame klibi)

    Film örnekleri:

    http://screampunch.typepad.com/photos/uncategorized/2007/05/15/spidermangoo.jpg (spiderman)

    http://hollywoodvideo.com/wp-content/uploads/2012/10/Prometheus-feat.jpg (prometheus filmi)

    http://3.bp.blogspot.com/-YG4WAf72G7U/UpdsfHKrtfI/AAAAAAAAH7c/10hXEueLkbE/s1600/helix-teaser-poster.jpeg (helix dizisi)

    Türk filmleri:

    Hasan Karacadağ, dabbetül arz’ın mahiyetini ve cinlerle olan irtibatını biliyor.Bu bilgisini dabbe türündeki fimlerine yansıtmıştır.

    http://www.sabah.com.tr/Gunaydin/Magazin/2013/04/07/vatikanin-aradigi-sayfalar-elcinde

    Dabbetül arz sıvısı, sayılmayacak kadar çok filme, diziye konu edilmiştir.Bu bilgiler doğrultusunda film ve diziler izlenirse, mesele hemen anlaşılır.

    Dabbetül Arz = Black Goo = Bilinçli ve şuurlu, petrolümsü, siyah bir sıvı.Yerin altından çıkarılmaktadır.Bununla deccalin cin ordusu ruhsuz insan bedenlerini üstlenecektir yakında.Belki de önümüzdeki sene.Allahu ealem.
    Ve’s Selam…

    Ebu’l Hukema Es-Sufi

    https://www.facebook.com/murat.karadayi.79274

Bir Yanıt Bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s