PEYGAMBERLER DE AŞIK OLUR

muhMuhammed’in İlk Aşkı Fahite:

Muhammed 20 yaşlarında iken Amcası Ebu Talib’in kızı Fahite evlenme çağına girmiş güzel bir kızdı. Fahite daha sonra Ümmü Hani adını almış ve bu adla tanınmıştır. Muhammed ile Fahite arasında büyük bir aşk doğmuştu. Muhammed, Fahite’yi babasından istedi.

Ancak Ebu Talib’in kızı için başka planları vardı.Mahzum kabilesinden dayısının oğlu Hubeyre’de Fahite’yi istemişti. Hubeyre önemli bir kişiliğe sahip olmanın yanında Ebu Talib gibi iyi bir şairdi de. Üstelik Mekke’de Mahzum kabilesinin gücü ve itibarı günden güne artıyordu. Tersine Haşimilerin gücü ise azalıyordu. Bunları dikkate alan Ebu Talib, kızını Hubeyre ile evlendirmeyi daha uygun buldu.

Muhammed bu duruma çok içerledi ve amcasına sitem etti. Ebu Talib’in cevabı ise annesini kastederek;
“Onlar bize kızlarını verdiler, cömert adama cömertlik yapmalı” oldu.
Bu cevap Muhammed’i tatmin etmedi. Çünkü dedesi Abdulmuttalib, Atike ve Berre isimli kızlarını daha önce Mahzum kabilesine vererek borcunu ödemişti zaten.
Muhammed, amcasının asıl düşüncesinin kendisini evliliğe uygun ve hazır konumda olmadığı ve Hubeyre’yi kendisinden daha üstün gördüğü şeklinde olduğunu anlamıştı.

Bu durum Muhammed’i çok üzdü ve hırslandırdı. Artık hedefleri ve planları vardı.
Öncelikle yoksulluktan, parasızlıktan sonra da ümmilikten kurtulacaktı.

Muhammed ile Hatice’nin Aşkı:
Muhammed’in ilk aşkına kavuşamamasının ardından kabuğunu kırdığını görmekteyiz.
Örneğin Hilfu’l Fudul teşkilatı içinde yer alması ve Ficar savaşlarına yani savaşılması yasak olan Haram aylarında yapılan savaşlara katılması bunun göstergesidir.Hilfu’l Fudul içindeki etkinlikleri Muhammed’in çevresinin gelişmesini ve tanınmasını sağlamıştır.
Bu sayede iş bulma imkanı bulmuş artık aylaklıktan ya da çobanlıktan kervan korumacılığına ve ticarete geçiş sağlamıştı.
Bu dönemde Kureyş’in zengin dullarından Hatice’nin kervan ticareti işinde çalışmaya başlamıştı.
Hatice bilgili ve otoriter bir kadındı. Ama aşk hayatı iş hayatı kadar şanslı geçmemişti.

Hatice, ilk önce Varaka ibn-i Nevfel’e nişanlanmış ancak nikah yapılmamıştır. İkinci kez künyesi Ebu Hale ve ismi İbn-i Nebbaş olan bir zat ile nikahlanır. Ebu Hale’nin vefatından sonra Atik ibn-i Abid ile evlenir. Atik’in de vefatından sonra amca oğlu Sayfi ibn-i Umeyye ile evlenir. O’nunda ölümü üzerine dul kalır.

Yaşça Muhammed’den oldukça ileriydi. Aralarında yaklaşık 15 yaş fark vardı.
Ama varlık olarak Muhammed’in hayal dahi edemeyeceği bir zenginliğe sahipti.
Ve yakınlaşma, Hatice’nin cariyesi ile haber gönderip teklif iletmesiyle evliliğe dönüştü.

Hatice’nin önceki evliliklerinden her birinden birer çocuğu olmuştu. Hind isimli kız ile Hind ve Muhammed isimli oğlan çocukları. 4. evliliği olan Muhammed’den ise 6 çocuğu olur. Kasım ve Abdullah isimli erkek çocukları küçük yaşta ölürler. Zeyneb, Rukiyye, Ummü Külsüm ve Fatime de kız çocuklarıdır. Bu kızlardan Ümmü Külsüm ve Rukiyye önce Ebu leheb’in oğullarıyla evlendirilir. Tebbet suresi nedeniyle boşandıktan sonra Osman’a verilirler. Fatma da Amca oğlu Ali ile evlendirilir. Zeynep ise kervan ticareti yapan teyze oğlu Ebu’l As ile evlendirilir. Ebu’l As putperesttir ve müslümanlara karşı savaşanların yanında yer alır.
Esir düşer, fidye ile kurtulur. Daha sonra kervanı müslümanlarca baskına uğrar ve tekrar esir alınır. Karısı tarafından kurtarılır. Son dönemde müslümanlığı kabullenir.

Muhammed’in Hatice ile beraberliği 23-24 yıl sürer. Hicretten önce Hatice vefat eder. O dönem namaz şartı gelmediğinden cenaze namazı kılınmadan defnedilir. Tüm mirası da Muhammed’e kalır.

Bu arada Suudilerin Hatice’nin evini yıkıp yerine umumi tuvalet yaptırdıklarını belirtelim.

Bunu ister servet aşkına, ister gönül aşkına yorumlayın, Hatice Muhammed’in aşklarından biriydi ve en uzun, en düzeyli, en verimli beraberliği idi.

Muhammed’in Ayşe Aşkı:
Hatice’nin ölümünden sonra Muhammed’e evlenmesi konusunda telkinde bulunulunca “kiminle evleneyim?” diye sordu. “Kız da var dul da, ister Sevde’yi al, ister Ayşe’yi.” denilince ikisini de almak istediğini bildirdi.
Sevde 50 yaşlarında, Ayşe ise henüz 6 yaşında idi.
İlginç olan ise Ayşe ile birlikte evlendiği Muhammed, birkaç yıl sonra çok yaşlandığı için kendisini boşamak isteyecek, sırasını Ayşe’ye vererek evliliğini kurtarabilecekti.Muhammed’in Sevde’yi kendisine ve çocuklara baktırmak, ev işleri vs. için aldığı açıktır.
Ama Ayşe için bunu söyleyemeyiz.

Aracı kadın Hule, Ayşe’nin babası Ebubekir’e gidip Muhammed’in isteğini iletir. Ayşe, daha önce putperestlerden biri ile nişanlandırılmış, nişanı yeni bozulmuştu.
Muhammed ile Ebubekir söz kardeşi olmuşlardı ve Kureyş’de söz kardeşleri ve çocukları arasında nikah caiz sayılmıyordu. “Biz onunla söz kardeşiyiz, bu mümkün değil” diyerek isteği geri çevirdi.
Muhammed, “Biz onunla din kardeşiyiz. Din kardeşleri arasında nikah caizdir” diyerek tekrar istetti.
620 yılında Ayşe ile nikahlandı.
Hicretten sonra Ebubekir haber göndererek Ayşe’yi neden hala almadığını sorar. O dönemde Ayşe uzun müddet hastalıklarla boğuşmuş, tüm saçları dökülmüş, henüz iyileşmişti. Muhammed, mehir bedelini ödemeye para bulamadığını söyleyince, Ebubekir ödünç olarak 500 dirhem verir. Böylece, Ayşe 9 yaşında iken gerdeğe girer. Buluğa ermesini beklediği söylemleri doğru değildir. Araya hicret girdiğinden, Ayşe’nin hastalığı ve mehir parası bulamama sorunları girdiğinden zifaf gecikmiştir.

Muhammed’in Ayşe’yi ne tür bir aşkla sevdiğini ve evlenmek istediğini açıklamak zor.
Bunu bir aşk olarak değil, pedofili olarak gören olduğu gibi, çocuk yaşta alıp eğitmek ve İslam’a bir öğretmen yetiştirmek amacı olarak sunanlar da var. Kimilerine göre ise Ayşe’yi 3 kez rüyasında görüp aşık olmuştur.
Ayşe’nin en önemli özelliği Muhammed’in evlendiği eşleri arasındaki tek kız oluşudur. O nedenle Muhammed’in gözünde bu aşkın değeri büyüktür.

Muhammed ile Zeynep:

Muhammed’in en sansasyonel, en tepki çeken aşkı Zeynep’tir.
6 yaşındaki Ayşe’ye aşık olması yadırganmamıştır ama Zeynep kolay kabullenilmemiştir.
Çünkü Zeynep evlatlığının karısıydı ve Kureyş adetlerine aykırıydı bu evlilik.
O nedenle Zeynep’e nikah kıymamış, nikahlarını Allah’ın kıydığını söylemiştir.

Bu konuyu İslam tarihçisi Taberi şöyle anlatır:

“Peygamber günün birinde Zeyd’i aramak üzere onun evine gelir. Kapıda yünden örülmüş bir perde asılıdır. Peygamber kapının önündeyken rüzgar perdeyi kaldırır. O anda Zeyneb içerde çıplak olarak bulunmaktadır.. peygamberin gözü ona ilişir, güzelliği hoşuna gider ve kalbinde iz bırakır.
Akşam olup da Zeyd eve gelince, Zeyneb ona Peygamberin geldiğini söyler. Zeyd, “Eve girmesini rica etmeli idin” der. Zeyneb, “Eve girmesini rica ettiysemde girmedi.” der. Zeyd, “ Peki ayrılırken bir şey soylemedi mi .” der. Zeyneb, “Kalpleri değiştiren Tanrı kutludur dedi” der. Bu söz üzerine Zeyd, Muhammed’in Zeyneb’e aşık olduğunu ve onunla evlenmek isteyebileceğini düşünerek, onun yanına gider ve “ya resulullah, evime geldiğini söylediler, babam ve anam sana feda olsun, eve girmeliydin. Zeyneb hoşuna gitmiş olabilir, eğer hoşuna gittiyse hemen boşarım” der. Muhammed, “Karın hakkında bir şüpheye mi düştün? ” diye sorar.
Zeyd, “ Ya resulullah, hiçbir hususta ondan şüphelenmedim ve ondan hayırdan başka bir şey görmedim” der. Muhammed ona, daha sonra Ahzab Suresi 37. ayette de bahsi geçen “Eşini tut, Allah’dan kork” sözlerini sarfeder. Ancak herşeye rağmen Zeyd, ne düşündüyse Zeyneb’i boşar.

Bu boşanmanın ardından, Muhammed kendisine Ahzab-37 ayetinin geldiğini söyler.

“ Resulüm, hani Allah’ın nimet verdiği, senin de kendisine iyilik ettiğin kimseye, “Eşini yanında tut, Allah’tan kork” diyordun. Allah’ın açığa vuracagı şeyi, insanlardan çekinerek içine gizliyordun. Oysa asıl korkmana layık olan Allah’tır. Zeyd, o kadından ilişiğini kesince biz onu sana nikahladık ki evlatlıkları, karıları ile ilişkilerini kestiklerinde müminlere bir güçlük olmasın. Allah’ın emri yerine getirilmiştir..”

Bu ayeti bildirerek Zeynep’le gerdeğe giren Muhammed hakkında Ayşe’nin anlatımıyla insanlar “Oğlunun helaliyle evlendi” diye eleştiri getirince Muhammed Ahzap-40’ı bildirir:

Muhammed, sizin erkeklerinizden hiçbirinin babası değildir. Fakat o, Allah’ın Resûlü ve peygamberlerin sonuncusudur. Allah her şeyi hakkıyla bilendir.

İslami görüşe göre, “Muhammed, aslında Zeyneb’e aşık olmamıştır çünkü Zeyneb, onun halası Ümeyne binti Abdulmuttalib’in kızıdır ve kendisinin evine Zeyneb, Zeyd ile evlenmeden önce bir çok kere girip çıkmıştır, isteseydi Zeyneb’i, Zeyd ile evlendireceğine kendisi onunla evlenirdi.”denir.

Bunun yanıtını hadisde Muhammed vermektedir zaten. “Kalpleri değiştiren Tanrı kutludur” diyerek. Yani Zeynep’i yarı çıplak gördükten sonra gönlü ona kaymıştır.
Asıl yanıtı ise Ahzap-37’de geçen şu söz verir:

“Allah’ın açığa vuracagı şeyi, insanlardan çekinerek içine gizliyordun.”

Artık Zeynep, Ayşe’nin en büyük rakibidir. Ve eşler arasındaki rekabet yeni bir boyut kazanır.

Konunun çok uzamaması için Muhammed hazretlerinin 2. derece aşklarını ele almayacağız. Hayatındaki 20’den fazla kadının hepsine aşık değildi zaten. Ama cariyesi Mariya ile Cüveyriye ve Safiye’nin isimlerini anmadan geçmek olmaz.
Üstelik cariyesi Mariya, ona İbrahim adlı bir erkek oğul dahi vermiş ama küçük yaşta ölmüştür.

lilithAdem’in Havva’sı ve Lilith’i:
Adem eş ya da aşk seçeneği olmayan ilk insandı Kutsal kitaplara göre.
Kendisine sunulanı kabullenmek, bulduğu ile yetinmek zorundaydı.
Ama öyle olmadı.
Musevilerin ve Hristiyanların büyük bir kısmının inancına göre;
Yaratılan ilk kadın Havva değil Lilith idi.Uzmanlar ilk Lilith kaynaklarının 8. ve 10. Yüzyıllar arasından kaldığını belirtiyorlar ama bunlar yazılı kaynaklar, asıl öykünün ya da daha uygunu efsanenin ne zamandan geldiğini anlamak veya öğrenmek mümkün değil.

Antik Çağ´dan kalma bazı muskalarda ancak öykünün ilk paragrafına raslanıyor ama hepsi bu. Zohar yani Musevi Kabbalası´nın yorumlarında ve Gershom Scholem´in (Major Trends in Jewish Mysticism, sayfa 174) adlı kitabında Lilith ile ilgili muhtemelen daha eskilere yönelik göndermeler vardır. Buna karşın yeterince araştırmanın yapıldığı da söylenemez hatta kasden yapılmadığı söylenebilir. Peki neden? Bunun cevabını efsanenin bildiğimiz kadarını okuduktan sonra arayacağız.

Şimdi bir diğer kaynağa yönelelim; Kralın küçük oğlu hastadır; Kral Nebuchadnezzar; büyücü Ben Sira´ya “Oğlum iyileşsin, eğer bunu yapmazsan seni öldüreceğim.” der. Ben Sira oturur ve üzerinde kutsal isimlerin yazılı olduğu bir tılsım yani bir madalyon hazırlar. Tılsımda, şifa verici meleklerin isimleri, şekilleri, kanatları, elleri ve ayakları görünerek çizilmiştir. Nebuchadnezzar tılsıma bakar; “Bu kim?” der ve Ben Sari anlatır;
Havva ortada yokken Lilith vardı ama Lilith bir feministti.
“Bunlar tıp melekleri Snvi, Snsvi ve Smnglof. Tanrı Adem´i yarattıktan sonra onun yalnız olduğunu gördü ve adamın yalnız olmasının iyi olmadığına karar verdi. (Tevrat/Genesis 2:18)
Tanrı Adem için topraktan bir kadın yarattı ve ona Lilith adını verdi ama Adem ve Lilith kavga etmeye başladılar.

Lilith Adem´le yatmak istemiyor, birleştiklerinde hep üstüne çıkmasına karşı çıkıyor ve kendisinin de Adem gibi topraktan yaratıldığını yani eşit olduklarını söylüyordu. Anlaşmazlık sürdü, gitti ta ki Lilith Tanrı´nın kutsal isimlerinden birisini kullanıp, göğe uçuncaya kadar. Adem Tanrı´ya dua etti ve kadının kendisini terk ettiğini söyledi. Bunun üzerine Tanrı üç meleğini, Lilith´i geri getirmeleri için görevlendirdi ve eğer Lilith Adem´e geri dönmeyi kabul etmezse, her gün yüz çocuğunun öleceğini söylemelerini emretti. Melekler Tanrı´nın yanından ayrılarak Lilith´i izlediler ve onu Mısırlılar´ın intihar etmek için kullandıkları suyun ortasındaki adacıkta bulup, Tanrı´nın sözlerini tekrarladılar ama Lilith geri dönmek istemedi, bu kez melekler onu suya batırıp, boğacaklarını söylediler. Lilith cevap verdi;

“Beni rahat bırakın, sadece hastalıklı bebekler doğuruyorum; eğer erkek bir bebek olursa doğumdan sonra 8 gün, kız bebek olursa 20 gün onun kölesi olacağım.” dedi. Melekler ısrar etmeye devam ettiler ama Lilith Tanrı´nın adına yemin ederek meleklere; “Ne zaman isimlerinizi veya şekillerinizi bir muskanın üzerinde görürsem, onu takan bebeğe yaşam vermeyeceğim.” dedi ve her gün yüz çocuğunun ölmesini kabul etti. Anlatılana göre her gün yüz şeytan aynı nedenden öldü ve bizler o günden bu yana, o meleklerin isimlerini küçük çocukların boyunlarına asılı muskalara yazdık.

Lilith meleklerin isimlerini her gördüğünde yeminini hatırlar ve çocukları korur.” Ben Sira´nın Kral´a anlattıkları bu kadar ama efsanenin bir diğer versiyonu daha var;

Batılı bir çok insan için Tanrı insanı ve kadını kendi suretinde Yaradılış´ın Altıncı Günü´nde yaratmış. sonra ona dünyayı vermiştir ama o anda aslında Havva henüz yoktur. Tanrı, Adem adını verdiği ilk insana yaşayan her canlının adını öğretir ve dişi, erkek olarak iki ayrı cins olduklarını gösterir. Adem´in o sıralarda 20 yaşlarında olduğuna inanılır.
Adem hepsi birer çift olan canlıların birbirlerine duydukları aşkı kıskanmaya başlar. Her dişi canlı ile beraber olmaya çalışır ama tatmin olmayınca haykırır;
“Hepsi canlı ama ben uygun eş değilim.” ve Tanrı´ya bu haksızlığı gidermesi için dua eder.

Öteki anlatı ve Lilith´in laneti
Ve Tanrı ilk kadını Lilith´i yaptı, onu da Adem gibi oluşturdu ama bu kez saf toprak yerine Adem´den kalan tortuları kullanmıştı. Adem´in artıklarından Naamah ve Asmodeus başta olmak üzere sayısız cin türemişti ve bunlar insanlığın başına nesiller boyu dert olacaklardı. Hatta bin yıllar sonra Lilith ve Naamah, cinlere hükmeden Peygamber Kral Süleyman´ın Kudüs´de fahişeleri yargılamasına çağrıldılar. Adem ve Lilith asla barış içinde olmadılar, Adem ne zaman Lilith´le yatmak istediyse reddedildi; Lilith yere uzanmak istemiyor ve; “Niçin seninle yatmalıyım?” diyor ve soruyordu; “Ben de topraktan yapıldım ve seninle eşitim.” Adem onu zorladı ve güç kullandı ama Lilith öfkeyle karşı koyarak, Tanrı´nın sihirli adını kullanarak göğe yükseldi ve onu terk etti. Adem Tanrı´ya şikayet etti; Tanrı ilk olarak meleklerinden Senoy, Sansenoy ve Semangelof´u yollayarak, Lilith´i geri getirmelerini emretti. Melekler Lilith´i, Kızıl Deniz yakınında buldular; orası şehvet şeytanlarının yeriydi. Melekler Lilith´e gecikmeden Adem´e geri dönmesini aksi halde onu boğacaklarını söylediler. Lilith cevap verdi; “Burada kaldıktan sonra Adem´e namuslu bir ev kadanı olarak nasıl geri dönebilirim?” Melekler ısrar edince Lilith cevap verdi; “Tanrı beni yeni doğmuş çocuklara yaşam vermekle görevlendirdi. Erkek çocuklar yaşamın sekizinci gününde sünnet olduklarında, kızlar ise yirminci günde ölecekler. eğer ben sizin isimlerinizi veya görüntülerinizi yeni doğmuş bir bebeğe takılı bir madalyonun üstünde görürsem, yemin ederim onları esirgeyeceğim.” Lilith´in sözü kabul edildi ama Tanrı onu cezalandırdı ve her gün onun cin bebeklerinden yüz tanesi öldü. Lililth insan bebekleri öldüremedi çünkü hepsinde melek muskaları takılıydı ve kendi sözüne karşı gelemedi.Bazı kaynaklara göre Lilith, Saba Melikesi´ne karşı Zmargad´ın kraliçesi oldu ve cinlerine Job´un oğullarını öldürttü. Ama Adem´in laneti sürüyordu, Adem Cennet´den düşüşe kadar Lilith´e lanet etmeyi sürdürdü. Lilith ve melek Naamah intikam olarak insan bebekleri boğup öldüremediler ama erkeklerin rüyalarına ayartıcı olarak girdiler ve yanlız uyuyanların bazıları onların kurbanı oldular.

Evet, aşk Adem’le, ilk insanla, ilk peygamberle başlıyor efsaneye göre. Adem’den sonra gelen peygamberlerde de devam ettiği muhakkak. Hakkında pek bilgi olmayan bir çok peygamber var. Ancak öyküleri uzun anlatılanlarda aşka rastlıyoruz. Bunlardan en önemlileri de Davud’un ve oğlu Süleyman’ın aşkları.

Davud ile Komutanının Karısı:
davudBir akşamüstü Davut yatağından kalktı, sarayın damına çıkıp gezinmeye başladı. Damdan yıkanan bir kadın gördü. Kadın çok güzeldi. Davut onun kim olduğunu öğrenmek için birini gönderdi. Adam, “Kadın Eliam’ın kızı Hititli Uriya’nın karısı Bat-Şeva’dır” dedi. Davut kadını getirmeleri için ulaklar gönderdi. Kadın Davut’un yanına geldi. Davut aybaşı kirliliğinden yeni arınmış olan kadınla yattı. Sonra kadın evine döndü. (2.Samuel 11:2-4).

Davut, bir başka adamın karısını almıştı. Aynı Natan’ın anlattığı benzetmedeki zengin adam gibi Davut da, sadık askerlerinden birisinin dişi kuzusunu kendisine almıştı. Uriya, Bat-Şeva ile evliydi. Fakat, Uriya Davut’a sadakatle hizmet etmesine rağmen, Davut, Uriya’nın karısına Uriya’nın izni olmadan istediğini yapıyordu. Bat-Şeva hamile kaldı. Uriya, Bat-Şeva’nın rahmindeki çocuğu evlat olarak almazdı, aslında alamazdı da.

Davut peygamberin aşk hikayesi bununla bitmiyor. Aşktan gözü dönen peygamber, en iyi komutanlarından birinin karısıyla zina yaptığı gibi, bu ilişkiden doğacak çocuğun gayrimeşru olduğu anlaşılmasın diye plan kuruyor. Planı tutmayınca bu defa komutana ölüm tuzağı kuruyor.

Davut Peygamberin Aşk Tuzağı:
Açıkçası Davut’un yüreğini bir telaş kaplamıştı. Kendi günahını örtmek için ince bir tasarı kurmuştu. Uriya’ya, kısa süreliğine evine ve karısının yanına dönebilmesi için sıla izni vermeye, yani Uriya’nın savaşa ara vermesine karar vermişti. Bu sayede, çocuk doğduğu zaman, Uriya çocuğun ona ait olduğu düşüncesiyle kandırılabilirdi. Davut, Uriya’yı ikiyüzlü övgülere boğdu ve ona bir armağan vererek (aslında bu hediye Davut’un vicdanını yatıştırmak içindi) onu evine yolladı.Fakat Davut, Uriya’nın sadakatini pek önemsememişti. Uriya görevini bırakmayı veya kralının bu cömertliğinden yararlanmayı düşünmüyordu. Uriya bir askerdi. Karısına olan özlemi ne kadar büyük olursa olsun, kendisini kralına hizmet etmeye mecbur hissediyordu. Davut’un tasarladığı gibi evine dönmek yerine…

Ne var ki, Uriya evine gitmedi, efendisinin bütün adamlarıyla birlikte sarayın kapısında uyudu. Davut Uriya’nın evine gitmediğini öğrenince, ona, “Yolculuktan geldin. Neden evine gitmedin?” diye sordu. Uriya, “Sandık da, İsrailliler’le Yahudalılar da çardaklarda kalıyor” diye karşılık verdi, “Komutanım Yoav’la efendimin adamları kırlarda konaklıyor. Bu durumda nasıl olur da ben yiyip içmek, karımla yatmak için evime giderim? Yaşamın hakkı için, böyle bir şeyi kesinlikle yapmayacağım.” Bunun üzerine Davut, “Bugün de burada kal, yarın seni göndereceğim” dedi. Uriya o gün de, ertesi gün de Yeruşalim’de kaldı. Davut Uriya’yı çağırdı. Onu sarhoş edene dek yedirip içirdi. Akşam olunca Uriya efendisinin adamlarıyla birlikte uyumak üzere yattığı yere gitti. Yine evine gitmedi. (2.Samuel 11:9-13).

Davut’un tasarısı boşa çıkmıştı. Davut’un tehlikeli gizleme tasarısı, ihanet ettiği adamın bağlılığıyla bozguna uğramıştı. Bu durumdayken, Davut’un şehvet uykusundan uyanıp tövbeye yönelmesi beklenebilir. Tam tersine! Davut, büyüyen çaresizliğiyle, günahına günah ekleyip suçuna bir de gerçek cinayet ekledi. Komutanı Yoav’a, Kutsal Ruh olan Tanrı’nın gizli işleyişi aracılığıyla tüm tarihe açıklanacak bir mektup yazdı. Bu kanıtı ortadan kaldıracak ve halkın gözünden saklayacak bir doğrama makinesi de yoktu. Davut, mühürlü mektubunu Uriya’nın eliyle Yoav’a göndererek, çirkin davranışının en aşağı seviyesine inmişti. Saf bir bağımlılığı olan Uriya, cepheye taşıdığı mektubun kendi ölüm fermanını içerdiğini bilmiyordu.

Mektupta şöyle yazdı: “Uriya’yı savaşın en şiddetli olduğu cepheye yerleştir ve yanından çekil ki, vurulup ölsün.” Böylece Yoav kenti kuşatırken Uriya’yı yiğit adamların bulunduğunu bildiği yere yerleştirdi. Kent halkı çıkıp Yoav’ın askerleriyle savaştı. Davut’un askerlerinden ölenler oldu. Hititli Uriya da ölenler arasındaydı. (2.Samuel 11:15-17)

Daha sonra, savaşın olduğu yerden, Uriya’nın öldüğünü Davut’a bildirmesi için Yoav tarafından bir ulak gönderildi. Davut, kendisinin emniyette olduğunu, sırrının insanların gözünden saklandığını ve Uriya ile birlikte öldüğünü düşünüyordu. Bat-Şeva da kocasının ölüm haberini alır almaz yas tutmaya başladı. Ama bu yas uzun sürmedi. Davut, Bat-Şeva’yı çağırttığında, Bat-Şeva Davut’un evine geldi, onun karısı oldu ve ona bir oğul doğurdu. Sanki kimse, doğan bu çocuğun zina ile doğan bir çocuk olduğunu bilmeyecekti. Zina ile doğan bu çocuk, Davut’dan sonra Yahudi kralı olacak olan Süleyman’dı.

Fakat Tanrı, tüm ilahi taktiriyle, gözlerini Davut’a dikti. Kralın bu sırrı Tanrı’nın gözünden kaçmadı. İnsan anlayışından gizlenmiş olan, tüm çıplaklığıyla Tanrı’nın önünde duruyordu. Basit bir ifadeyle Kutsal Yazılar şöyle diyor: “Ancak, Davut’un bu yaptığı Rab’bin hoşuna gitmedi. (2.Samuel 11:27b).

Peygamber Natan Davut`u Paylıyor

Rab Natan`ı Davut`a gönderdi. Natan Davut`un yanına gelince ona, “Bir kentte biri zengin, öbürü yoksul iki adam vardı” dedi. Zengin adamın birçok koyunu, sığırı vardı. Ama yoksul adamın satın alıp beslediği küçük bir dişi kuzudan başka bir hayvanı yoktu. Kuzu adamın yanında, çocuklarıyla birlikte büyüdü. Adamın yemeğinden yer, tasından içer, koynunda uyurdu. Yoksulun kızı gibiydi.Derken, zengin adama bir yolcu uğradı. Adam gelen konuğa yemek hazırlamak için kendi koyunlarından, sığırlarından birini almaya kıyamadığından yoksulun kuzusunu alıp yolcuya yemek hazırladı.”Zengin adama çok öfkelenen Davut Natan`a, “Yaşayan RAB`bin adıyla derim ki, bunu yapan ölümü hak etmiştir!” dedi, Bunu yaptığı ve acımadığı için kuzuya karşılık dört katını ödemeli.

Bunun üzerine Natan, Davut’a, “O adam sensin!” dedi, “İsrail’in Tanrısı RAB diyor ki, ‘Ben seni İsrail’e kral olarak meshettim ve Saul’un elinden kurtardım. Sana efendinin evini verdim, karılarını da koynuna verdim. İsrail ve Yahuda halkını da sana verdim. Bu az gelseydi, sana daha neler neler verirdim! Öyleyse neden RAB’bin gözünde kötü olanı yaparak, onun sözünü küçümsedin? Hititli Uriya’yı kılıçla öldürdün, Ammonlular’ın kılıcıyla canına kıydın. Karısını da kendine eş olarak aldın. Bundan böyle, kılıç senin soyundan sonsuza dek eksik olmayacak. Çünkü beni küçümsedin ve Hititli Uriya’nın karısını kendine eş olarak aldın.’ “RAB şöyle diyor: ‘Sana kendi soyundan kötülük getireceğim. Senin gözünün önünde karılarını alıp bir yakınına vereceğim; güpegündüz karılarının koynuna girecek. (2.Samuel 12:7-11).

Kur’an’da Sad suresinde bu olay şöyle aktarılır:

“Davud’un huzuruna gelen iki davacı olayından haberin var mı? Hani duvarı tırmanarak Davud’un yanına gelmişlerdi de onlardan korkmuştu. Davud’a: “Korkma!” demişlerdi. “Biz iki davacıyız, birimiz diğerine zulmetti. Sen aramızda adaletle karar ver, haksızlık yapma, aramızı bularak bize doğru yolu göster.” Ardından: “Bu benim kardeşim, onun 99 koyunu benimse 1 koyunum var. ‘Onu da bana ver’ diye tutturdu ve dediğini de yaptırdı.” diye anlattı. Davud dedi ki: “Koyununu kendi koyunlarına katmak istemekle doğrusu sana zulmetmiş. Zaten toplumda birçok kişi birbirine böyle zülmediyor. İman edip iyilik, güzellik, doğruluktan ayrılmayanlar ancak uzak kalabiliyor. Ama onlar da maalesef çok az…” Davud kendisini imtihan ettiğimizi sanmıştı. Hemen Rabbinden af diledi, rükû ederek yere kapandı ve O’na yöneldi”

Muhammed  Kur’an’da sadece peygamber Natan’ın örneğine benzer bir örnek vermiş. Anlatamadığı hikaye görüldüğü gibi Tevrat’ta ayrıntılarıyla açıklanmış. Onca karısın, cariyesine rağmen başkasının karısına göz koyan, hem de emrindeki komutanını öldürerek el koyan bir peygamberin adaleti olabilir mi? Muhammed’in evlatlığının karısı Zeynep’le olan ilişkisi de buna benziyor. 9 karısına rağmen evlatlığının karısına da göz koyuyor. Ama Zeyd bu duruma erkenden uyanmış da kendi eliyle teslim etmiş karısını. Yoksa akıbeti herhalde Davud’un komutanı gibi olabilirdi. 

belkSüleyman ile Saba Melikesi Belkıs:
Süleyman aşk konusunda peygamberler arasında bir rekortmen.
Hareminde 700 karısı ve 300 cariyesi olduğu yazılıdır Tevrat’ta. Karılarının çoğu bölgedeki kralların kızlarıdır. Neşideler neşidesi kitabında sahip olduğu 60 kraliçe, 80 cariye ve sayısız bakireden söz eder.
Babası Davut’dan krallık tahtını, İslama göre ise peygamberlik tahtını devralan Süleyman zeki, bilge ve sihirbaz bir insandı. Kuşlara hükmettiği ve onlarla konuşabildiğine inanılır.
İsrail’in güvenliğini sağlamak için Mısır’la iyi ilişkiler kuran Süleyman, Firavunun dostluğunu kazanır. Daha sonra Firavunun kızıyla evlenir. Böylece Mısır’la müttefik olur. Bu evliliği siyasidir, aşka dayanmaz.
Babasının vasiyeti olan büyük tapınağı yaptırmak için Mısır’daki gelişmiş mimarlık nedeniyle firavundan destek ister. Firavun ona Sur Kralı büyük mimar Hiram Usta’yı önerir. ( Masonluğun kökeni ona dayanır ve Masonların simgesidir)
Hiram Usta ile görüşüp, anlaşırlar. Hiram Usta işe başlar. Ancak tapınağın tamamlanması için yeterli bütçe yoktur. Hiram Usta, Süleyman’a Saba melikesi Belkıs’ın zenginliğinden bahseder. Yardım edebileceğini söyler.
Süleyman, Belkıs’a bir mektup yazar ve onu İsrail’e davet eder. Belkıs’ın geleceğinden umutsuzdur. Ama Süleyman’ı duyan ve yakından tanımak isteyen Belkıs daveti kabul eder ve gelir. Birbirlerinden çok etkilenir ve aşık olurlar. Süleyman’ın eşi ise kıskançlık krizlerine girer. Belkıs’ı öldürtmek ister ama Belkıs’da insanüstü özellikleri ve sihirleri olan bir kadındır. Suikast girişiminden kurtulur.
Süleyman’la beraber olan Belkıs, ayrı ülkelerin kral ve kraliçeleri olmaları nedeniyle ilşkilerinin daimi olmasını imkansız görür ve ülkesine geri döner. Süleyman’dan hamiledir ve sonuçta yerine geçecek bir oğlan çocuğa sahip olur.

 

Serdar Kaangil
Reklamlar
Bu yazı Din içinde yayınlandı ve , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

PEYGAMBERLER DE AŞIK OLUR için 40 cevap

  1. Geri bildirim: Peygamberler de Aşık Olur | Ateist Cevap

  2. RIZA TUĞCU dedi ki:

    Peygamberlerin günahsızlığı inancı, “Amentü” diye icmal edilen 6 iman esasından “Peygamberlere iman”ın levazımatındandır. Peygamberlerin, Allah Teala’dan aldıkları vahyi ve elçilik görevini hakkıyla yetire getirmiş olmaları, “ismet” sıfatını haiz olmalarına bağlıdır. Risalet görevinin lekesiz, şaibesiz ve eksiksiz yerine getirilebilmesi, bu görevi deruhte edecek kişinin günahtan, günahın kişinin kalbinde ve benliğinde oluşturduğu arıza ve noksanlıklardan beri oluşuna bağlıdır. Aksi durumda insanın, risalet görevine kendi heva ve kusurlarını karıştırması söz konusu olacaktır ki, böyle kişinin Allah Teala’dan aldığı emanetin gereğini hakkıyla yerine getirdiği konusunda hiçbir güvence verilemez.

    Fahruddîn er-Râzî, peygamberlerin masumluğu konusunda şu noktalara dikkatimizi çeker:

    1. Ümmet-i Muhammed, peygamberlerin küfür ve bid’at işlemekten masum (korunmuş) olduğu üzerinde icma etmiştir. Sadece Hariciler’in Fudayliyye kolu bunun istisnasıdır. Onlar peygamberlerin küfür işleyebileceğini söylemiştir. Bu görüşün temeli, onların, günahın küfür olduğu görüşüne dayanır. Onlara göre peygamberlerden günah sadır olabilir. Her günah küfür olduğuna göre, bu hüküm, peygamberlerden küfrün sadır olabileceği -haşa- anlamına gelir.

    2. Ümmet-i Muammed, peygamberlerin, ahkâm ve şeriatlerin tebliğinde amden veya sehven tahrif ve hıyanet yapmalarının söz konusu olmayacağı üzerinde icma etmiştir.

    3. Yine bütün Ümmet, peygamberlerin, fetvada amden hata yapmasının söz konusu olmayacağı üzerinde ittifak etmiştir. Sehven hata yapabileceklerinin söylenip söylenemeyeceğinde ise ihtilaf vardır.

    4. Çeşitli ahval ve fiillerinde büyük veya küçük günah işlemeleri konusunda ise şu şekilde ihtilaf edilmiştir:

    A. Haşeviyye’ye göre peygamberlerin büyük veya küçük günah işleyebileceğini söylemek mümkündür.

    B. Mu’tezile’nin ekseriyetine göre peyamberlerin büyük günah işlemesi söz konusu değildir. Küçük günaha gelince, insanların nefretini uyardırıcı mahiyette olmamak kaydıyla küçük günah işlemeleri söz konusu olabilir.

    C. Mu’tezile’den Ebû Ali el-Cübbâî’ye göre peygamberlerden büyük veya küçük günah amden sadır olmaz. Ancak tevil ve hata yollu küçük günah sadır olabilir.

    D. Mu’tezile’den en-Nezzâm’a göre tevil veya hata yoluyla bile olsa peygamberlerden büyük ve küçük günah sadır olmaz. Hata ve unutma yoluyla onlardan küçük günah sadır olabilir. Ancak hemen arkasından bu hata ve unutma sebebiyle kınanır, itab olunurlar. Çünkü onların ilimleri kemal noktasındadır; bu sebeple teyakkuzun alabildiğine müteyakkıza olmaları gerekir.

    E. Şia’ya göre peygamberlerden sehven olsun amden olsun, hataen olsun tevil yoluyla olsun büyük veya küçük günah sadır olmaz. (Ancak onlara göre peygamberlerden takiyye yoluyla günah sadır olabilir. )

    F. Ehl-i Sünnet’e göre ise peygamberler, amden büyük veya küçük günah işlemez. Bnunla birlikte onlardan sehven birtakım kusurlar sadır olabilir. Ancak o hal üzere devam etmeleri söz konusu değildir. Hemen vahiy tarafından uyarılır ve o hatadan dönerler. Hatta bu sebeple vahyin itabına/kınamasına da muhatap olurlar.

    Peygamberlerdeki ismet sıfatı, onların da imtihana muhatap olduğu gerçeğini ortadan kaldırmaz. İsmet sıfatı peygamberleri taate icbar etmediği gibi, günah işlemekten aciz de bırakmaz.

    Bu izah temelinde sorunun cevabına gelecek olursak, şunu söylemek mümkündür: Efendimiz (s.a.v)’den “zelle” kabilinden sürçmeler sadır olmuştur. Bedir savaşının sonunda esir edilen müşrikleri, fidye karşılığında serbest bırakma kararı, Tebük savaşına katılmak istemeyenlere izin vermesi vb. durumların akabinde inen ayetlerde Efendimiz (s.a.v)’e hitaben itab/kınama ifadeleri bulunduğu malumdur. Soruda zikredilen ayet ve benzerleri, O’ndan sadır olmuş ve olacak bu tarz bütün zellelerin/sürçmelerin bağışlandığını ifade buyurmaktadır.

  3. kerem taşar dedi ki:

    bu yazıyı yazana diyeceğim şudur:
    sizler kabul edin ya da etmeyin, tüm islam alemi kalben kabul ve tasdik etmiştir ki, islam alimleri tüm eleştirdiğiniz konulara açıklama yapmış geçmişlerdir. çoğu da ispata falan gerek duymamıştır. inanan inanır, inanmayan mahrum kalır. neden islam alimleri diyorum. çünkü islam’da alimin yeri ayrıdır. senin gibi bir avam da hadis, ayet okur, alim de okur. ama farklı anlarlar, farklı anlatırlar.
    şunu bir kenara yazın. “islam hümanist bir din değildir.”
    işine gelirse kabul eder, iman edersin. işine gelmezse inkar eder ve sonuçlarına katlanırsın.
    islam, kendinden emindir. ispata falan girmez çoğu yerde. yani tanrıyı görmeyi beklerseniz daha çok beklersiniz. çünkü kimse size gösteremez.
    islam, kuralı koyar. kimseye de sormaz.
    bugün sürekli söylenen “ehl-i sünnet ve’l cemaat” kavramı size şaka gibi geliyor değil mi?
    1400+ yılın süzülmüş halidir. kimse size kafanızdaki dini veremez, vermek zorunda da değildir. din bu, işine gelirse… ama turan dursunun din bu dediği gibi değil. o ve sizler boşlukları kendiniz dolduruyorsunuz. ortaya bambaşka bir şey çıkıyor. evet din bu ama nasıl… siz bir din uyduracak olsaydınız böyle bir din olurdu. yani sizler pedofili olurdunuz, sübyancı olurdunuz, insanlara zulmederdiniz… belki bilinçaltında da öylesiniz. çünkü bunlardan sadece siz bahsediyorsunuz. islami kaynaklar falan demeyin. onları tanınmaz hale sokan sizlersiniz. bir sürü israiliyatı ile birlikte ele alıp değiştiriyor, eklemelerde bulunuyorsunuz.
    islam’da kölelik, islam’da kadın… şöyledir böyledir demeyeceğim. islam’da nasılsa o öyledir. işine gelirse…
    ha, işine gelmezse…
    o zaman inanmazsın. ama terbiyesizlik yapmanıza inanın kimse müsade etmez.

    yazıyı eleştirmek yerine genel bir şey yazdım. zira, yazı gerçekten saçmasapan olmuş.

    • Agnostik dedi ki:

      Evet çok güzel yazmışsın bir kez daha kendi kendime “İyi ki inanmıyorum” dedim.

      Senin bu yazdıkların tamamen “sıkıntılı” olduğu için tek tek eleştirme zahmetinde bulunmayacağım..

      Nasıl olsa bu kafayla cennete gidersin sen.Bende sana cehennemden zebanilerle kanlı irin gönderirim ha bir de deve sidiği var şifalıymış ne dersin?

    • nil dedi ki:

      Yazıklar olsunnnnnm .Hasta beyinler bu tip insanlar..peygamberleri resmen postacı konumuna getirip,sanki sadece emirleri iletip kendi keyfince yasiyormuscasina yorumluyor ,işi birde kendi uydurdukları hadis diye yutturmaya çalıştıkları israiliyatlarla süsleyip ortaya sunuyorlar..yazıklar olsun..bunun hesabını mahşerde vereceksiniz. .tabi mahsere inanıyorsanız!!!! Cehennemden irin gönderirim derken kendinin ne layık olacağınıda yazmışın. ..aferin..deve sidiğini bile sana şifa vermez ne yazıkki. ..

      • Bi Yabancı dedi ki:

        Sayın Nil :

        bunun hesabını mahşerde vereceksiniz. .tabi mahsere inanıyorsanız!!!!Sizden Alıntı…

        Mahşere inanmak orayı gerçek mi kılıyor ? Biz mahşerde hesap verirken siz şu kuranda bahsi geçen civanlarla sırıtık suratlarınızla bizi mi seyrediyor olacaksınız ?

  4. Meryem54100 dedi ki:

    onun hakkında sav. cok yazı okudum bu kadar sacma sapanını ilk defa görüyorum yazık size

  5. lawrance ferlinghetti dedi ki:

    kurana bak o halde meryem54100… ashab suresine bak saçmalık orada…

  6. emrettin dedi ki:

    muhammed değil Hz. Muhammed (a.s) dir kardeşim.

  7. aytimur dedi ki:

    sayın kerem kardeşim,kuran neyse odur diye birşey yok bırak herkes istediği gibi düşünsün.insanlar nekadar çok düşünürse o kadar doğruya giderler.bak kardeşim allahın hz.muhammede indirdiği kuranı ne sen anlarsın nede ben.kuranı kerimi evliyalar,enbiyalar,ve veliler anlar.kuranı anlamak için :şu üç kuranı anlamak lazım..1.kuranı kerim 2.insan 3.kainat bunları oku gel. okumadan sakın gelme.hoşça kal.

  8. kuantum-agnostik dedi ki:

    hz süleymana bak ya vayyy . gerçekten zekanın üst ürünü. şapkadan tavşanlar filan toplamış kadınları… 700 kadın 300 cariye demek neredeyse 2 yılda bir cinsellik sırası herbir kadına demek oluyor . o görkemli sarayda bu kadar yeme içme eğlence derken o kadınlarda bu sırayı beklemeyip hz süleymanı aldatmış olabilirler büyük ihtimalle.. büyük başın büyük derdi olurmuşşşş

    agnostik rumuzu başka varmış sitede ben eklemede bulunayım..

  9. funda dedi ki:

    Çok güzel yazmışsınız,emeğinize sağlık. İnsanlar düşünmekten neden bu kadar korkar aynı fikirde olmayabilirsiniz fakat zıt görüşler düşünmenizi sağlar.Düşünmek bizi hayvanlardan ayıran en büyük özelliğimizdir.Tüm fikirlere saygılı olmak insanlık erdemidir.Erdemimizi kaybetmeyelim.

    • cenk dedi ki:

      ölüm var funda ölüm var.. toprağın altına gireceğiz.. hesap vereceğiz.. toprağı ve sorgu meleklerini kendine dost edinmek istemez misin? kabri de kendine cennet edinmek istemez misin?? ister istemez oraya gireceksin!!!! mecbursun!! bu bir gün mutlaka olacak!!! oraya hazırlanmalıyız!! seni mezar azabından cehennem azabından ne bu yazıyı yazan kişi nede annen baban kurtarabilir.. bu nedenle gerçekleri gör..yalan iftira ile gerçekleri birbirinden ayır.. şunu bilki Yaratıcı yarattığı varlığa kendini bildirmek ister ve bunun için kendisini ve nasıl yaşamamız gerektiğini bildiren kullanma kılavuzunu (kutsal kitaplar) aracıları vasıtasıyla gönderir, yani kitaplarına birde öğretmen gönderir. (okullarda kitap için birde öğretmen verildiği gibi) bu aracılar peygamberlerdir. ve bu peygamberler Yaradanın izzetine halel gelmemesi için günahsızdır. (Yukarıdaki yazıda belirtilen aşağılama alenen iftiradır) Peygamberimiz kainatın peygamberidir, yani öyle sadece insanlara gönderilmiş bir peygamber değildir, öyle basit bir insan değildir (haşa) Allah’ın ne kadar alemleri varsa (bildiğimiz veya bilmediğimiz, belki milyarlarca güneş sistemi gibi alemleri olabilir) hepsinin peygamberidir. Bu nedenle hayatını gerçekte araştırıp gerçek fikir sahibi olsan yararlı olur diye düşünüyorum.

  10. Sevgi dedi ki:

    Haticenin mirasi Muhammede kalmisken neden Muhammed Aysenin mehir parasini odemeye para bulamadim demis?

    • bilal dedi ki:

      Sevgi hanım,

      Haticenin mirasi Muhammede kalmisken neden Muhammed Aysenin mehir parasini odemeye para bulamadim demis? diyorsunuz !
      BUNUN CEVABI AŞAĞIDA YAZILIDIR !!!

      3 SENE BOYUNCA MÜSLÜMANLARA UYGULANAN BOYKOT ?

      Mekke’nin şirk düzenini oluşturan zengin ve güç sahibi müşrikler, vahyin açıkça tebliğ edilmesinden sonra başlattıkları işkence, baskı, zulüm eylemlerine aralıksız devam ederken, İslamiyet de günden güne yayılıyordu. Müslümanların adı Habeşistan’a kadar duyulmaya başladı. Müşriklerin Müslümanlara karşı başlattığı, zulüm, işkence ve entrikaların müminleri davalarından döndürmeye yetmediğini gören müşrikler, bu kez çok yönlü bir boykot kararı aldı. Müslümanlar bu boykot süresince çok zorluklar,açlık ve sefalet çektiler.

      İşte bu sefalet anlarında Hz. Hatice, müşriklere karşı en son silahını servetinin tümünü, zulme ve şirke karşı Allah’tan yana çıkarak direnen mümin kardeşlerine infak ederek kullandı. O sırada hayli yaşlanan Hz. Hatice bu son direnişlerini yeryüzünden fitne kalksın ve müminler Allah’ın hükmünü yeryüzüne yaysınlar düşüncesiyle yaptı.Gönlünde en ufak bir endişe olmaksızın malıyla, canıyla direnerek şirk toplumuna karşı taviz vermedi ve verdirtmedi de.
      Hz. Hatice (ra) servetini Allah için sarfetti. Kendisi için bir şey almadı, ayırmadı.Bu zengin kadın bütün mal varlığını büyük bir itaat ve teslimiyetle Allah yolunda harcadı.Mekke’de Müslümanlara yapılan boykot döneminde Hz. Hatice (ra)’nin serveti kullanılmıştır.
      Boykota uğrayanların ihtiyaçlarını gidermek için başta hz.Peygamber olmak üzere Ebû Tâlib ve Hz. Hatice var yoklarını harcadılar……
      Ekonomik ambargonun ikinci yılına geldindiğinde, Hz.Hatice tüm servetini Allah yolunda O’nun dinini ve bağlılarını yaşaması uğruna harcamış ve fakir düşmüştü . ‘’ alıntı ”

      Saygılarımla…

  11. hilal ünver dedi ki:

    ne kolay olmuş ama ne kadar basit ve bayağı!! koskoca peygamberden asker arkadaşı gibi “muhammed” diye bahseden birinden beklenen seviyede ve uydurmada yazılar…Google da arama yaparken tesadüfen girdiğim bir siteydi..çok yazık bunlarla kandırdığınızın sadece kendiniz olduğunu bir gün muhakkak (ya bu dünyada ya da ahirette) göreceksiniz..geç olmasın sizin adınıza..çünkü kaybederseniz yine kaybeden sadece siz olacaksınız ve bazı pişmanlıkların da geri dönüşü olmayacak..Allah ıslah etsin..

    • pante dedi ki:

      Sen okul arkadaşınmış gibi koskoca Allah (c.c.)’ye “Allah” deyip geçiyorsun, konu Muhammed olunca rahatsız oluyorsun.
      Demek ki senin putun olmuş Muhammed.

    • MaMaLi dedi ki:

      muhammedcik,sizin gibi cariyeleri bekliyor cennetinde,gidince minik aişe size sıra verecekmi bakalım)))

      • karaca dedi ki:

        MaMaLi

        muhammedcik,sizin gibi cariyeleri bekliyor cennetinde,gidince minik aişe size sıra verecekmi bakalım)))
        sizden alıntı

        bu kinin ve nefretin seninle birlikte ebedi sürecek hatta öldükten sonra bile yakanı bırakmayacak
        benim için hava hoş,insanlara terbiyesizce laf atman çok utanç verici

      • bilal dedi ki:

        MaMali,

        Galiba ağzı çok bozuk birine benziyorsunuz,zira medeni bir insana yakışmayan ve aklına gelen her türlü terbiyetsizce sözleri sarf etmekten ve de iftira atmaktan hiç de geri durmuyorsunuz.!
        kimse cennete cariyeleri beklemez,cennete giden hiç bir kadın ne cariye olur,ne de başkasının hizmetçisi olur,orada erkeğin konumu ne ise,kadının da konumu aynıdır.İkisi de ebediyen mutlu bir hayatı yaşayacaklardır,orada kimsenin ne kölesi olur,ne de cariyesi.!!!
        Hz.Muhammed dahi orada muteki bir mü’min gibi yaşayacaktır,mutekki bir mü’min için ne varsa,insanlığın hidayeti için ilahi mesajları tebliğ edip kendi hayatında tatbik eden ve elçilik görevini layıkıyla yerine getiren hz.Muhammed için de aynı şey vardır.!

        HZ:AİŞE’NİN EVLİLİK YAŞI ?

        Hz. Ebû Bekir’in kızı Aişe ile Hz. Muhammed’in bu nikâhı, Bazı Hadisçiler ve sapık düşünceler ile farklı yönlere çekilmiştir. Cübeyr ile Aişe arasındaki sözün “Sahih” kaynaklardan nakledilmesi, bize bazı gerçekleri de göz önüne getirirken, Başta “Hadis Âlimi” olarak görülen İmam BUHÂRÎ’ nin (H.194-256/M.S.810-869) Peygamberimizin vefatından 200 sene sonra kaleme aldığı hadislerinin ve Tırmızî’nin hadislerinin ne kadar yanlışlıklarla dolu olduğunu ve “Sahih” olmadığını ortaya çıkarıyor.
        Şöyle ki; Hz. Ebû Bekir’in kızı Aişe’yi Mut’ım’in oğlu Cübeyr ile söz kesmesi, Müslümanlığı seçmeden önce olduysa, Bu Hz. Aişe’nin Hz. Muhammed’in Peygamberliğinin “Vahy” edildiği (M.S.610) yılından önce olması gerekir. Diyelim ki Hadisçilerin Hz. Aişe den rivayetleri; “Ben altı yaşında iken sözlendim…” demesi, doğru olsun. O zaman bahsedilen söz kesilmesi Hz. Muhammed ile değil, Mut’ım’in oğlu Cübeyr iledir. Onlarda yaşının küçük olmasından dolayı belirli bir olgunluğa erişmesini beklemişler ve bu sırada da tabiî ki Hz. Ebû Bekir Müslümanlığı seçerek, Mut’ım’in Ailesinin amaçlarına ulaşamamasına neden olmuştur.  En düşük ihtimal ile Hz. Aişe’nin 6 yaşındaki bu söz kesilme olayı, (M.S.610) yılına tekâmül eder. Buna göre Hz. Muhammed ile Hz. Aişe’nin sözlenmesi, M.S.621-622 yıllarında olması gerekir. Tabii ki Kıyılan nikâhta M.S.624 yılında olunca, Hz. Aişe’nin Nikâh akdinin yapıldığı yaş; 20 dir.

         Bu konuda başta araştırmacı yazarlardan Ömer Rıza DOĞRUL (Asrısaadet’in Büyük Kadınları; ‘Hz. Âişe’ bahsi sayfa: 29-65) somut deliller ileri sürerken, Prof. Dr. Rıza SAVAŞ, Prof. Dr. Yaşar Nuri ÖZTÜRK, Prof. Dr. Bayraktar BAYRAKLI ve Prof. Dr. Abdulaziz BAYINDIR ile birçok günümüz İlahiyatçıların yanı sıra, Mısır-Kahire de bulunan Araştırmaları ile ünlü Tarih Prof. Muhammed Ebu Zehra da, aynı görüş ve Hz. Aişe’nin yaşının büyük olduğuna dair benzer tezleri savunmaktadır.

        İşte iddianız uydurma olup iftiralarla doludur.Peki,bu yaşta olan hz aişe minik mi ???

  12. cenk dedi ki:

    yazanın aklına gülüyorum gerçekten; dünyada haramı zevk ve sefayı vicdan rahatlığıyla yaşayabilmek için iftiraları sıralamışsın.. ama şunu bilki deve başını kuma sokarak sadece kendine karanlık eder ve gerçekler her zaman gerçektir.. ne yaparsan yap ölümden kaçamayacaksın bunun için delil sunmaya gerek yok, öleceksin ve toprağın altında başlayarak haşre ve cehennemin kököne kadar bunların hesabını tek tek vereceksin, ebediyen!!! senin haram sarhoşluğun şuna benzer (sözler) ” İşte ehl-i dalaletin saadet-i hayatiye ve tekemmülât-ı insaniye vemehasin-i medeniyet ve lezzet-i hürriyet dedikleri şeylerin içyüzleri ve mahiyetleri budur. Sefahet ve sarhoşluk bir perdedir, muvakkaten hissettirmez. ‘Tuh onların aklına!’ de…

    • MaMaLi dedi ki:

      bilal!Yukarda,örnek verdiğin islam,hocaları doğru!buhari,tırmızi,müslim,taberi,ibn sad,yanlış,demekki,onlar iftira atıyor?Madem öyle o kitapları,neden,islam alemi,sahih kabul etti?kaldırın madem öyle,o eserleri!buhari eserinden,1588 sayfa da!aişe’nin kendi el yazısı der,evliliği ile yazdığı gerçekler der,demekki buhari,iftiracı,sahtekar,islam ve peygamber düşmanı;gelelim,bu çok muhterem hocaların ve sizin,aişe nin yaş zorlamasına)siz kendi kızınızı 35,yaş büyük çocukluk arkadaşınıza,nikahlarmısınız?bunu,bu konu ile alakalı tıp adamları ile görüşün lütfen!bu evliliğe,yakınlaşmaya ne ad veriliyor tıp da?ayrıca siz,suud’da hiç bulundunuzmu?ve hatta diğer arap ülkelerinde,küçük kız çocukları ile evlenmek sünnet dir,dendiğini biliyormusunuz?suud baş imamı 2010 yılı temmuz ilk haftası,açın,türk gazete arşivlerini,haber oldu;şöyle diyor”Kız çocukları ile 1 yaşında nişan 9 yaşında nikah yapa bilirsiniz bu peygamberimizin sünnetidir”bunuda ben mi diyorum?çok biliyorsunuz ya her şeyi,ne hikmetse,ağzım bozuk değildir iyi ironi yaparım,zihni bozuk ve,bilgsiizlere,sert ironi yaparım,sizin nasıl anladığınız umurumda değil!yukarda bahsettiğiniz hoca’lardan 2 kişi yakın akademisyen ve dostlarımdır,onlarlada böyel konuşur,bilgilerimi,ironik ifade ederim;size göre bozuk olan,ağzım,büyük üstadlarımız,şair eşref,neyzen tefik ve can yücel hocalarımızın,bizlere kattığı,değerlerdir,herkese anlaldığı şekilde,cevap vermekden imtina etmeyiz.saygılarımla.

      • bilal dedi ki:

        Sn.MaMali,
        ‘’ Madem öyle o kitapları,neden,islam alemi,sahih kabul etti?kaldırın madem öyle,o eserleri!buhari eserinden,1588 sayfa da!aişe’nin kendi el yazısı der,evliliği ile yazdığı gerçekler der,demekki buhari,iftiracı,sahtekar,islam ve peygamber düşmanı; ‘’ sizden alıntı’’
        Sn.MaMali,
        ‘’ Madem öyle o kitapları,neden,islam alemi,sahih kabul etti?kaldırın madem öyle,o eserleri!buhari eserinden,1588 sayfa da!aişe’nin kendi el yazısı der,evliliği ile yazdığı gerçekler der,demekki buhari,iftiracı,sahtekar,islam ve peygamber düşmanı ‘’ sizden alıntı’’
        1-Hz.peygamberin döneminde ve gözetiminde yazılıp kayıt altına alınmayan,yaklaşık 200-250 sene sonra kulaktan dolma bilgilerle derlenen tüm bu rivayetlere sahihtir diyebilir miyiz ??? Bu eserlerdeki rivayetlere sahihtir demek,mutlaka doğru olup her kesçe kabul edilmiş anlamında değildir.Hadisçiler kendi kriter ölçülerine göre sahih ifadesini kullanırlar.

        Mesela:Sahihi Buhari ve Müslim dediğimiz de bu rivayetler onların kriterlerine göre sahitir,bütün hadisçilere göre değil.Yani ‘’Buhari ve Müslime sahih demek içindekilerin tümü doğrudur anlamında değil.İçinde doğru olanlar olduğu gibi niceleri de zayıf,uydurma ve yalan olabilir.!!! Ayrıca Ebu Hanife hz.bütün hadisler arasında sikka (güvenilir) olan hadislerin sayısı sadece 17 tane olduğunu söylemışse,yine kendi döneminde ağızdan ağıza aktarılan ve daha sonra İmam Buhari ve Müslim tarafından derlenen hadislerin çoğu hz.peygamberin sünnetine aykırı olduğu gerekçesiyle hem kendisi,hem de İmam Malik gibi zatlar kendi dönemlerinde bile amel etmemişlerse ve hatta İmam Müslim bile Buhari da bulunan hadislerin üçte birine itibar etmemişse,bu kitaplarda bulunan rivayetlerin tümüne nasıl doğrudur diyebiliriz.? Bu nedenle islam alemi o kitapları sahih görse bile bir şey ifade etmez.Mesela; insanların çoğu yanlışa doğru,doğruya da yanlış diyorsa,yanlış doğru,doğru da yanlış mı olur?

        SAHİHİN ANLAMI AŞAĞIDADIR!

        Sahih hadis,

        Bir veya iki rivayet zinciri ile nakledilen, hadisçilerin değerlendirmeleri çerçevesinde, kendi kriter ölçülerine göre hadise verdikleri bir değerlendirme sözüdür. Bununla birlikte bu söz diğer hadisçileri de bağlayan bir ifade olmadığı gibi, bir hadisçinin sahih, hatta mütevatir kabul ettiği bir rivayet başka hadisçiler tarafından zayıf veya uydurma olarak değerlendirilebilir. Örneğin cibril hadisi, Ay’ın ikiye ayrılması hadisleri gibi.

        2-!buhari eserinden,1588 sayfa da!aişe’nin kendi el yazısı der,evliliği ile yazdığı gerçekler der.‘’ diyorsunuz’’

        Hani bir yorumunuzda‘’Veda Hutbesi’’ hz.Muhammed’a ait değildir,ona ait olduğuna dair mührü mü var? gibi sözler sarf etmişsiniz !!! Ayrıca yanılmıyorsam başka bir yorumunuzda da hz. Muhammed diye birinin yaşamadığına dair ima de bulunmuşsunuz.
        Peki,ben de ’’ …1588 sayfa da!aişe’nin kendi el yazısı der,evliliği ile yazdığı gerçekler der.’ ’şekilindeki açıklamanızdan hareket ederek,size diyorum ki söz konusu rivayetin hz.Aişe’ye ait olduğuna dair onun el yazısı,imzası veya mührü var mı ??? Varsa bize gösterin !

        3- demekki buhari,iftiracı,sahtekar,islam ve peygamber düşmanı; ‘’ sizden alıntı’’

        Hayır ! Buhari,ne iftiracı,ne sahtekar,ne de islam ve peygamber düşmanıdır. !!!
        Buradaki rivayetleri hz.peygamberin vefatından yaklaşık olarak 200 sene sonra yaşayan Buhari ve Müslim gibi zatlar uydurmuş değiller,bunlar yaşadıkları dönemde sadece ağızdan ağıza dolaşan rivayetleri kendi kriter ve kanaatlarıyla derlemeye çalışmışlardır. Ama kanaatlar doğrunun yerine geçmez.Ayrıca bunlar tarafından derlenen bu rivayetlerin içinde doğru olanlar olabildiği gibi,nice zayıf,uydurma,yalan ve iftiralarla dolu olanlar da vardır. Çünkü,hz.peygamber dönminde kayıt altına alınıp korunmayan sözlerinin içine zamanla nice uydurma,yalan ve iftira dolu rivayteler de girmeye başladı !!! .Zira hz. peygamberin vefatından sonra islama ve hz.peygambere inanmayanlar,münafıklar, koltuğunu ve çıkarını korumaya çalışan egemen güçler,kız çocuklarıyla evliliği meşrulaştırmak için vs. hz.peygambere nice hadisler uydurdular.Ayrıca hz.peygamber zamanında hadisler yazılıp kayıt altına alınmadığından dolayı uydurma hadisler için böyle bir durumun da tam müsait olduğunu görüyoruz.!!!

        Özetle,dinin tek kaynağı Kur’an’ı kerimdir,hadisler değil,bu nedenle hadislerin tümü korunmamış olsa bile yüce Allah’ın gönderdiği dinden hiç bir eksiklik söz konusu olamaz.!!! Zira islam dini ‘’ Allah’ın vahiy ettiği ve gönderdiği kur’an’la tamamlanmış ve kemale ermiştir.!!!

        Buhari,Müslim ve diğer kütübi Sitte’nin hiç biri ne Allah’ın kitabıdır,ne de bunları yazdıran hz.peygamberdir.Bizim tek dini kaynağımız ise sadece yüce Allah’ın kitabı olan Kur’an’ı kerimdir.

        Saygılarımla.

      • pamuk1kale dedi ki:

        Kısaca;
        Ben ”A” şahsının; istediğim,beğendiğim,hoşuma giden hadislerini alır,hoşuma gitmeyen,işime gelmeyen hadislerini kabul etmem,tu kaka yaparım bu kadar!

      • bilal dedi ki:

        Sn.MaMali,
        ayrıca siz,suud’da hiç bulundunuzmu?ve hatta diğer arap ülkelerinde,küçük kız çocukları ile evlenmek sünnet dir,dendiğini biliyormusunuz?suud baş imamı 2010 yılı temmuz ilk haftası,açın,türk gazete arşivlerini,haber oldu;şöyle diyor”Kız çocukları ile 1 yaşında nişan 9 yaşında nikah yapa bilirsiniz bu peygamberimizin sünnetidir”bunuda ben mi diyorum ‘’ ”sizden alıntı ‘’

        Ben Suudi Arabistana dört defa gitmişim,ama bunun önemi yoktur,zira insan oraya gitmezse de oranın durumunu rahatlıkla öğrenebilir.!

        Bugün Suud’da bulunan islam dışı monarji rejimi,Emevilerin mirası olan rejiminin devamıdır,bu nedenle bugün Suud’i Arabistanı yöneten kral ve onun gibiler Emevilere çok borçludurlar.

        Peki ülkesini islam dışı monarşi rejimiyle idare eden kralın atamış olduğu bu baş imamın neyisine güvenebiliriz ? Onu o makama gitiren kralın istemediği bir şeyi söyleyebilir mi ? Hiç araştırdınız mı ? Ebu Hanife neden bulunduğu dönemin idarecisinin baş kadılığını reddettiği için zindana atılıp işkenceye tabi tutuluyor?

        Emeviler, derin ilmini ve etki alanının genişliğini gördükleri Ebû Hanîfe’ye kadılık teklif ederek yanlarına çekmeye çalışmışlardır. Bu teklifi Emevîler’in Irak valisi Ömer bin Hübeyre yapmıştır. Fakat Ebû Hanîfe, bu makamın ne niyetle verildiğini sezmiş ve bu görevi kabul etmemiştir. Bunun üzerine hiddetlenen vali, onu kırbaçlatmıştır. Bu durumdan imamı kırbaçlayan zindancı bile etkilenmiş, bu şekilde devam ederse imamın öleceğini valiye bildirmiştir. Bu zulüm esnasında yanına gelenlere Ebû Hanîfe’nin cevabı şu şekilde olmuştur:

        Eğer vali benden Vasıt Mescidi’nin kapılarını saymak gibi sıradan bir iş istesin, yine kabul etmem. O bir insanın katline hükmedecek, ben mühür basacağım ha? Allah’a yemin ederim ki bu mümkün değil! Bu dünyada kırbaç yemek ahirette ceza görmekten daha iyidir. Valinin beni öldürmeğe gücü yeter fakat tekliflerini kabul ettirmeğe asla! ‘’ ”alıntı’’

        Peki kralın atadığı baş imam da Ebu Hanife gibi yapabilir mi? kur’an ve hz.peygamberin gerçek sünnetine uyarak kralın yanlış icraatlarına karşı bir fetva yayınlayabilir mi ? veya bu uğurda makamını bırakabilir mi ? İşte böyle birine nasıl güvenebilir?
        Din adına veya hz.peygamberin sünneti hakkında söyleyeceğine güvenilebilir mi ?

        Ayrıca kralın atadığı baş imam‘’ ”Kız çocukları ile 1 yaşında nişan 9 yaşında nikah yapa bilirsiniz bu peygamberimizin sünnetidir” diyorsa,

        Bunun hz.peygamberin sünneti olduğuna dair elinde bir kanıt veya sahih bir hadis varsa neden gösteremiyor ? Bugün elimizde bulunan hadis kitaplarında nice yalan,iftara ve uydurma rivayetler olmasına rağmen neden hz.peygamberin ’’ kız çocukları ile 1 yaşında nişan 9 yaşında nikah yapabilirsiniz,bu benim sünnetinmdir ‘’ şeklindeki ifadesi bu kitaplarda yoktur.??? Yoksa bunu kral mı söylettiyor? Kralın atadığı bu baş imam bu duruma hz.peygamberin sünnetidir‘’diye yorum yapmışsa,gerçekten onun sünneti mi olur? Neden buna dair sahih bir hadis veya kanıt gösteremiyor? Varsa buna dair kanıt göstersin,ama gösteremiyor,çünkü elinde hiç bir kanıt mevcut değildir.!!!

        Ayrıca bugün arap ülkelerinde kur’an ve hz.peygamberin gerçek sünneti değil,tamamen islamı olmayan Emevi kültürü hakimdir.Bu nedenle dinimizi islam dışı bu tür kültürlerden değil,direk dinin tek kaynağı olan kur’an’ı kerimden öğrenmeliyiz.!!!

        Saygılarımla.

  13. sercan dedi ki:

    cenk sen ne kullanıyorsun …islamıyet olmadan once ölümden kaçabılenmı vardı ..
    herşey islamlamı başladı sanıyorsun ,,,muhammet bu gerceğı yıne kendı alehıne cevırmış ..
    ölumden kaçış yok gıbı laflar ederek ..
    yaşam ortalamsı 70 ken muhammet 63 de ölmüş ..sence allahın başka ındıreceği ayet kalmadıyındanmı .olmuş yoksa .zehırlendığınden dolayımı …

  14. karaca dedi ki:

    Lilith Adem´le yatmak istemiyor

    yukarıdaki makaleden alıntı bu nasıl bir iş olabilir,bir birleri için yaratılan iki kişi den dişi olan
    bu isteği reddediyor ve diğer tarafa kaçıyor,ordada başına gelmedik kalmamış,hala adem babanın yanına gitmemek için direniyor ilginç
    Davut kral bunu yaptıysa çok ayıp etmiş
    yakışırmı,askerinin kadınına göz koymak,alem adammış bu kral davut,
    iblis ortalığı fena karıştırmış,
    diğer konu Ayse 9 yaşında peygamberle evleniyor veya evlendiriliyor.
    şimdi olsa direk mahkemeye giderdi.
    evlatlığının eşine gönül koyuyor bu devirde olsa adamı hemen öldürüyorlar
    demek o devirde bu işler normal karşılanıyormuş,
    o devirde bu işler demekki bayağı yaygınmış,
    nikahtan bahseliyor bu hangi inanışa göre yapılıyorki. daha islamda yaygın değil.
    Haticenin cenaze namazı kılınmamış makaleden anladığımız o o zaman çok ayıp
    etmişler,demekki o zamana kadar cenaze namazı kılınmıyormuş,adamlar bu işten
    bi habermiş,
    makaleyi yazan arkadaş bu bilgileri nereden buluyorsun ilginç
    daha sende ne cevherler vardır yazda okuyalım bakalım neler olmuş

  15. pamuk1kale dedi ki:

    Sayın Bilal;
    İslam aleminin en büyük ve en güvenilir hadis kaynaklarından olan Buhari ve taberi size göre yalan yanlış yazıyor,
    Ömer Rıza DOĞRUL ,Prof. Dr. Rıza SAVAŞ, Prof. Dr. Yaşar Nuri ÖZTÜRK, Prof. Dr. Bayraktar BAYRAKLI ve Prof. Dr. Abdulaziz BAYINDIR doğru yazıyor öyle mi?
    Çağıralım kargaları 🙂
    Bu arada kuranı bile doğru dürüst çeviremeyen (Size göre) Yaşar Nuri Öztürk ,aişe nin yaşını Buhariden,Taberiden daha iyi biliyor!!

  16. karaca dedi ki:

    Sanki peygamber zamında yaşadınız sanki olaya şahit olmuş gibi Başka şahıslar tarafından kaleme alınmış 200-250 sene sonra yazılmış şeyleri doğru -yanlış olduğuna bakmadan doğruymuş,peygamber zamanında bu böyle olmuş gibi aktarmak lanse etmek,bilmediği bir konu hakkında sanki oradaymış gibi şahit olmuş gibi birebir doğrudur gibi aktarmak hatalıdır bu insanları yalancı konumuna düşürür, sanki bu hadisleri peygamberden duymuş gibi aktarmak kul hakkına girer yalan yere iftira atmaktır.
    aslı astarı olup olmadığı belli olmayan birebir peygamber zamanında olmuş gibi aktarmak hakikaten doğru değil adamın biri takmış aişe 6 yaşında evlenmiş gibi saçma sapan bir iddianın
    peşine öyle bir sarılmışki sanki gerçek gibi ne olduğu belli olmayan kaynaklar göstererek
    doğruymuş gibi ifadelendiriyor ve bunun savunmasını yapıyor bu lafı burada dillendirmek bile sakat
    zaten kendisi de kabul etmiyor ama başka çaresi yok hadismiş yok bilmem neymiş diye dayanak gösterdiği bütün kanıtlar saçma sapan olduğunu kendisi de biliyor
    ama amaç islama saldırmak ise onun için yalan doğru olması hiç önemli değil diline dolamış bir kere olsa da uyar olmasada uyar mantığı içerisinde
    be arkadaş sen nasıl kabul ediyorsun 6 yaşındaki bir çocukla peygamber nasıl evlenir böyle sakat düşünceleri nereden buluyorsun eğer bunun doğru olduğuna inanıyorsan senin aklından şüphe etmek gerekir. bir iddia atacaksan ortaya mantıklı ve doğru bir iddia olsun şaibeli işlerden uzaklaş
    zaten senden başkası bunu iddia edemez
    ama sen iddia edebilirsin amacın islamı kötülemek yerden yere vurmak tek amacın bu
    inanmıyorsan arkadaş ulu ortaya yalan yanlış bilgileri veya başka şeyleri ortaya sanki doğruymuş gibi ileri sürme. kesin doğru bildiğin bir şey varsa şahit olduğun bir şey varsa yaz yoksa insanlara bu fitneyi sokma sonra sana fitne ve fesad cı lakabını takarlar ancak sen islamı kulaktan duymuş inanıp inanmamakla arada kalmış kimseleri etkileyebilirsin inancı tam olanları zerre kadar etkileyemezsin yok peygamber 6 yaşındaki Aişe ile evlenmiş,yalan bulacaksan başka yalanlara bak atıyorsan biraz destekli olsun

  17. kadir dedi ki:

    sayın pamukkale…

    “Kısaca;
    Ben ”A” şahsının; istediğim,beğendiğim,hoşuma giden hadislerini alır,hoşuma gitmeyen,işime gelmeyen hadislerini kabul etmem,tu kaka yaparım bu kadar!” sizden alıntı…

    hz. peygambere kuran dışında herhangi bir yetki verilmemiştir.. adı üstünde elçidir.. allahın elçiliğini yapmaktadır.. bu bağlamda kuran dışında hiçbir kaynak dinin temel kaynağı ve yardımcı kaynağı olamaz.. hatta dine sokulamaz… bak şu ayetlere..

    “sana indirilenle hükmet”
    “sana indirilene sımsıkı sarıl”
    “allahın sözünün üstüne söz getirme senin şah damarını keseriz kendine yardımcıda bulamazsın”
    “siz bu kurandan sorguya çekileceksiniz”

    bunları dahada çoğaltabilirim… bizler bu kuranın hükümlerinden sorumlu isek eğer, ona sımsıkı sarılmalıyız.. hadis kitaplarından ondan bundan sorumlu değiliz.. bizler kurandan sorumluyuz..
    hz. peygamber kuranın emir ve yasaklarını sosyal hayatına en mükemmel şekilde geçiren bir peygamberdir.. doğal olarak onun söylediği sözler kuranı kerimdir.. hiç düşünmezmisiniz ki.. yüce allah indirdiği vahyi peygamberin sorumluluğunda okutuyor. bildiriyor. yani bazen onun ağzından konuşuyor.. bu bağlamda kuran ayetlerine ters düşen her düşünce batıldır. aslolan kuran anayasasıdır..

    saygılar..

    • rammsteinn dedi ki:

      kadir,
      aslolan kuran anayasasıdır..
      diyorsunda

      MÂİDE-38
      Hırsızlık eden erkek ve kadının, yaptıklarına karşılık bir ceza ve Allah’tan bir ibret olmak üzere ellerini kesin. Allah izzet ve hikmet sahibidir.

      bu ayeti niye uygulamıyorsunuz? daha doğrusu, uygulayamıyorsunuz? uygulayan ülkeler belli. insan hakkkı,kadın hakkı olmayan,dünyanın gözünde sefil ülkeler.
      sizin anayasa dediğiniz kitabı anayasa olarak kullanan ülkelerin durumu ortada.

      • kadir dedi ki:

        sayın ramsteinn…

        dünyada kuranı kendine rehber ve anayasa edinen bir tane millet yoktur.. ayrıca bizim ülkede kuran anayasası kullanılsa bile kurana göre kimsenin eli fiziksel olarak kesilmez.. bunu daha önce defalarca açıkladık. ama hala papağanlığa devam ediyosunuz..

        “hırsızlık eden erkek ve kadının yaptıklarına bir karşılık olarak ellerini (eyd) kesin.. ”

        arapçada bir el “yed” iki el “yeda” iki ve daha fazla el “eyd” demektir.. şimdi soruyorum size bir insanın ikiden fazla elimi vardır.. bu ayetin arapça metninde eyd fiili kullanılmıştır.. ayet şöyle olsaydı…

        erkek ve kadın organize olup beraber hırsızlık yaparsa bunların ellerini (eyd) kesin.. dese fiziki olarak keseyi düşünebilirdik.. oysa ayette cinsiyet ayrımı yapılmaksızın kim hırsızlık yaparsa onun ellerini (eyd) lerini kesin diyor.. burada kullanılan eyd kelimesi birden fazla imkan demektir… yani hırsızlık yapanın imkanlarını, hırsızlık kabiliyetini, bunu yapabilecek gücününün önüne geçin. deniliyor.. yani toplum olarak hırsızlık yapma nedenini araştırın.. mecburiyettense ona yardım edin.. bir daha hırsızlık yapacak konuma getirmeyin.. eğer zevk için yapıyorsa onun gücünü elinden alın. özgürlüğünü kısıtlayın. veya başka nedenlerden dolayı ise bunun önüne geçin.. vs.vs. işte “eyd” kelimesi bu nedenleri ifade ediyor.. hırsızlık yapma olasılığa neden olan bir çok nedenlerin önüne geçin diyor..

        şimdi soruyorum size.. iranda, zina edenleri taşlayarak vahşice öldüren, hırsızlık edenin bileklerini acımasızca kesenler sizce kuran hukuku mu uyguluyor.. yoksa zorbalık mı yapıyor.. bu zihniyetler yüzünden islam denilince akla asma,kesme,biçme,katletme,vahşet vs.vs. geliyor.. islam ve kuran bütün bunlardan münezzehtir.. kendi yaşam tarzlarını kuran zanneden. ve bunu kendi çıkarları doğrultusunda zalimlik yapanların kuranla hiçbir ilişkisi yoktur..

  18. pamuk1kale dedi ki:

    Sayın kadir;
    islamdan ”Sünnet” kavramını çıkarmayla başlayın,malum peygamberin neleri nasıl yaptığı bu hadislerde anlatılıyor.
    1400 yıldır bu millete islamı hadislerle anlattınız,bu millet islamı hadislerle sevdi hadisleride attığınıza göre elde hiç bir şey kalmıyor.
    Kuran islamın kaynağı olmadı bizde,papağan gibi anlamını bilmediği arapça duaları,ayetleri okutup durduk (maalesef içinde bende) ,durdunuz!
    Bu ülke araplardan farklı,islam algısı,uygulayışı araplardan bir nebze daha önde,öğrendik ki bunun sebebi ”hadislerle öğrenilen islam” Kuran la islamı öğrenen,anlayarak okuyan arapların hali ortada olduğuna göre!

    Startı 1400 yıl önceye dönerek arapların başladığı yerden kuranı okuyarak vermek gerekiyor doğru mu? 1400 yıldır dili arapça olup kuranı anlayarak okuyanların hali ortada olduğuna göre…bu bataklıktan nasıl kurtaracaksınız bu insanları,bu milleti? 1400 yıl önceye dönüp arapların başladığı yere gitmek mi gerek? Arapalr 1400 yıl sonra halleri ortada olduğuna göre belki biz başarırız ne dersiniz?
    Bir zamanlar hep şu soruyu sorar,sorduğum ortamlarda da anında dışlanırdım.”Bunlar allahın sözleri,allah bizle bu sözlerle iletişime geçmiş,bu dünyada allahın sözlerinden daha değerli bir şey var mı? Allahın sözlerini papağan gibi anlamını bilmeden okumak allaha yapılmış en büyük saygısızlık,hakaret,şirk koşmak değil midir? hayalim şuydu
    -Bir gün gittiğim bir mevlütte kuran okunduktan sonra ayağa kalkıp ”Ey ahali bunlar allahın sözleriydi ne anladınız?” sorusunu sormaktı.Sizce orada bulunan 300-500 kişiden kaçı ayağa kalkarak ben hepsini anladım diyebilirdi?
    Şimdi bu sorunun cevabını buldum,kuranı papağan gibi okuduğumuz için biz araplardan bir adım öndeymişiz!
    Toparlayalım; Bizler islamı kurandan değilde hadislerden öğrendiğimize,hadislerde anlatılanlarla sevip,özümsediğimize göre hadisler gidince geriye ne kalır? Kuran diyorsanız,yeter diyorsanız papağanlığa devam demek oluyor bu,kuranı Türkçe okumak,kendi dilinle okumak her ortamda,1400 yıl geçmiş buyrun sözyleyin bunu topluma alacağınız tepki nedir?gerçekleşme olasılığı nedir?
    Çözüm yolunuz nedir sizin,bilmek isterim?
    Hadisleri kaldırdık,peygamberin yaşayışı,örnek davranışları,sünnetleri,sahabelerin yaşantısı,hz ömerin ballandıra ballandıra anlatılan adalet anlayışı vb.
    Bu boşluğu neyle dolduracaksınız?
    Kuran la ise papağan şeklinde okuyarak mı?
    Türkçe,anlayarak okuyarak ise, nasıl kabul ettireceksiniz dini sömüren,din alimlerine,toplum yığınına?
    Başardınız diyelim,önümüzde kendi dili olan araplar ortada ve 1400 yıl sonra geldikleri noktada ortada olduğuna göre,bizim başarma ihtimalimiz nedir,umut var mıdır?
    Bu arada 1400 yıl sonra elimizde doğru çevirisi yapılmayan bir kitap var!!!
    Kadir ve Bilal Bey ben bu sorulara cevap vermenizi bekliyorum,şimdiden teşekkürler.

    • kadir dedi ki:

      sayın pamukkale…

      işte bu bahsettiğiniz düzen benim içinde kanayan bir yaradır… benim en çok rahatsız olduğum konuyu özet bir şekilde ortaya koyduğunuz için size teşekkür ederim.. ben kurana iman eden biri olarak yaşadıklarımı ve karşılaştığım tepkileri çok kısa özetleme istiyorum.. ben dedim ki

      kuranda şefaat yetkisi sadece allahındır.. beni kafir ilan ettiler..
      hz. peygamber miraçta allaha pazarlık yapmamıştır. dedim kafir oldum..
      kuranı türkçe okuyorum dedim kafir oldum..
      hadislerin bir çoğu güvenilir değil dedim fasık ve kafir oldum.. vs.vs vs.vs.

      maalesef ki bize anlatılanlara, dine sonradan sokulanlara öylesine itibar etmişiz ki hak ile batılı ayırt edemeyecek duruma gelmişiz.. internette bir video var.. video da beyaz ve siyah elbiseli bir grup genç bendi sınıflarında basket topu ile paslaşırken ortadan bir goril geçiyor.. video sonunda gorlini fark ettiniz mi diye bir soru soruyorlar. muhtemelen izlemişsizdir.. işte islam toplumunun karşı karşıya kaldığı durum.. bu
      bizlere öyle şeyler anlattılar ki öyle şeyleri dinimize soktularki , hatta koskoca gorili bile gözümüze soktular ama biz görmedik.. görenleride kafir ilan ettiler.. bilinçsiz bir din yarattılar.. allahın sözlerinin üzerine söz getirip din tüccarlığı yaptılar..

      Bu boşluğu neyle dolduracaksınız?
      Kuran la ise papağan şeklinde okuyarak mı?
      Türkçe,anlayarak okuyarak ise, nasıl kabul ettireceksiniz dini sömüren,din alimlerine,toplum yığınına? demişsiniz… yukarıdaki ifademe istinaden bu saatten sonra kabul ettirmenin çok zor olduğu kanısındayım.. kabul ettirebilmemiz için.. gerçekten ve sadece allaha iman eden kurana sarılan müslümanların sayısının hızla artması gerek. artmazsa bu düzen bu şekilde devam eder. kuranın hükmüne gelince…

      kuranı kerim emevi (muaviye) hanedanlığına kadar islamın tek kaynağı idi… guruplaşma, meshepleşme, ayrışma yok idi.. hz. peygamber ve onunla beraber olan sahabeler sadece kurana sarılmış, dini sadece allaha has kılarak yaşamışlardır.. emevilerle birlikte ayrışmalar başlamış. kuranda yasak olan hükümleri meşrulaştırmak adına peygambere atfedilen bir takım sözler ile dine eklemişlerdir.. çünkü müslüman halkı bir şekilde buna inandırmaları gerekiyordu.. buda peygamber olunca doğal olarak inandırmak daha kolay oluyordu.. işte o günden bu zamana kadar dine sokulan hurafelerle insanların inançları şekillenmiştir.. sizce ebu leheb peygamberi neden inkar etti hiç düşündünüz mü? arapça bilediğinden mi? yoksa kuranı anlamakta zorluk çektiğinden mi? yoksa işine gelmediğin den mi? peypamberimizin amcası olan ebu leheb tabikide en kral arapçayı biliyordu, kuranı anlamaktada sıkıntı çekmiyordu.. işine gelmediği için öz yiğenini inkar etmiştir.. ebu leheb peygamberimize soruyor; ben seni kabul edersem benim itibarım, malım mülküm ne olacak? diye.. peygamberimizde her insan gibi olacaksın. bir köle ile eşit olacaksın.. itibarını bırakacaksın.. yani günümüz tabiri ile emperyalizmi bırakacaksın, kendine köle edinmeyeceksin. başkalarını sömürmeyeceksin.. malına güvenip kibirlenmeyeceksin… demiştir.. işte ebu leheb peygamberin kendisinden istedikleri kendi çıkarlarına ters düştüğü için kurana iman etmemiştir.. o malı, mülkü, itibarı ve gösterişli hayatı tercih etmiştir.. tıpkı emeviler gibi, suudi araplar gibi, ve genel olarak diğer ortadoğu müslümanları gibi.. kendi çıkarları doğrultusunda meşrulaştırdıkları şeyleri ve katliamları hepimiz yakından takip ediyoruz.. işte kuranın neden anlaşılmasının önünün kapandığını anlayabiliyor musunuz? eminim ki anlıyosunuz.. arapların bu halde olmalarının nedeni kuranı bilmeleri değil, bildikleri kuran işlerine gelmediği içindir.. kuran sayfalarını açtığınızda arapların yaşam tarzlarına ters düşen birçok ayet görürsünüz..

      demişsiniz ki bunları dinden çıkarınca geriye ne kalır.. kuranda bir ayet var. “denizlerin tamamı mürekkep olarak kullanılsa allahın sözleri bitmez..” kuranı kerim öylesine mükemmel bir kitaptır ki sadece bir suresi yazılan bütün hadis ve fıkıh kitaplarından daha fazla söz üretir.. çünkü öylesine hikmetle inmiştir ki bir kaç ayeti derin düşündüğünde o ayetle ilgili bir kitap yazarsınız..

      sayın pamukkale bu dünyada sabredenlere ve allahın zikrine (kurana) sarılıp dosdoğru olanlara allahın her zaman yardım vaadi vardır. yani umut her zaman vardır… yeterki bizler allahın ipine sıkıca sarılalım.. hak ile batılı ayırt etmesini bilelim.. cambaza bak diyerek milleti uyutanların cambazına bakmayalım…

      kuranın arapça metnini anlamadan okumak boş okumakla eş değerdir.. yani arapça bir ifade ile tilavet etmek demektir.. oysa kuran kıraat ile (akıl ile düşünerek) anlayarak okunmalıdır.. fakat günümüzde bazı din tüccarları bunu siz anlayazsınız. o yüzden arapça okuyun… türkçe okursanız günaha girersiniz diye insanları kandırdılar.. başına bir sarık, eline bir tesbih alan bu bağlamda insanları etrafında toplayarak servetlerine servet kattılar.. oysa biliyorlar ki kurana sarılan bir toplumda hiçkimse çıkar elde edemez..

      deki; ey rabbim girdiğim yerlere doğruluk ve dürüstlükle girmemi, çıktığım yerlerden de doğruluk ve dürüstlükle çıkmamı bana nasip eyle. ve bana katından bir yardımcı güç/kanıt ver.. (isra -80)

      işte yüce allah bizim bu şekilde dua etmemizi ve bu karakterde bir müslüman olmamızı… yani dosdoğu olmamızı söylüyor… her nerede olursak olalım. hangi toplumda yaşarsak yaşayalım doğruluk rehberini (kuranı) elimizden bırakmadığımız sürece umulur ki allahın rahmetine ve merhametine nail olabiliriz.. firavun devletinde bir nokta olan hz. musa gibi.. kureyşin içinde büyüyen hz. muhammet ve beraberindeki bir avuç müslüman gibi.. uzun yazımdan dolayı sizi sıktıysam özür dilerim.. eğer zaman ayırıp tamamını okuduysanız hakkınızı helal edin..

      saygılarımla…

      • Merhaba.
        Sn. Kadir. Kuran’da hırsızlık yapanın elini kesin ayeti 1400 yıl yanlış anlaşıldı da şimdimi düzeltiliyor yani ? Yapma kardeşim, beğensekte beğenmesekte bas bayağı hırsızlık edenin elini kesin deniliyor.
        Haydi bu ayetin yanlış çevrildiğini bütün dünya 1400 yıl sonra gördü diyelim.

        Birde Maide 33’ün yanlışını düzeltin bari.
        “Allah ve resulüyle savaşanların ve yeryüzünde bozgunculuk yapmaya çalışanların cezası şudur: Öldürülürler yahut asılırlar yahut elleriyle ayakları çaprazlamasına kesilir yahut bulundukları yerden sürülürler. Bu onlar için dünyada bir rezilliktir. Âhirette de onlara büyük bir azap vardır.”

        Bu ayette ellerin ve ayakların çapraz kesilmesi, asılma,sürgün yokmu yani ?
        Kardeşim, iman ettiğin kuran’a neden iftira atıyorsun ? önüne gelenin kafasına göre kuran’ı degiştiremeyeceğini eminim bilmiyorsun.
        Bence Allah kuran’ı sizden korumalı.
        Baksanıza, beğenmediğiniz ayetleri değistirmeye çalışıyorsunuz :))

  19. pamuk1kale dedi ki:

    Sayın kadir;
    Elbetteki sonuna kadar okudum,cevabınız içinde teşekkür ederim.
    Kuranın Türkçe okunmasındaki hem fikirliliğimizden memnuniyet duydum ayrıca.Sizde imkansız derecede zor olduğunu belirtmişiniz.İslamı tekelinde bulunduranlara göre bu teklif; chp zihniyeti dinsizlerin teklifi doğru mu?
    Düşünün 2014 dünyasında bu teklifi ortaya atmaya cesaret edemiyoruz! Bu kabul edelim veya etmeyelim islamın bizi getirdiği noktadır.Kendi adıma ben başka sebep bulamam,siz emeviler diyebilirsiniz ama benim düşünceme göre sebep emeviler vb olsa dahi allahın son kitabım dediği kuran emevilerle onla bunla bu hale getirilemez! Eğer getiriliyorsa sorun kaynakta yani islamdadır.

    1400 yıl sonra geldiğimiz nokta ümitsizlik,bilim dışılık,düşünememe,aklın yok sayılması,kafa,kol kesme,hırsızlık,yalancılık,hak yeme,insanlık adına hiç bir şey üretememe,hep başkalarının ürettiğini tüketme,kendi insanlarına adil,eşit,mutlu,refah bir hayat sunamama… ise sorun insanlarda olamaz bana göre.Sorun kaynaktadır!Sorun kılavuzundadır.
    Hz Musa yı asası ile,denizi yarması ile,asasını sallaması ile çölden su çıkarması vb. mucizeleri ile biliriz.
    Bunu yapan Musa 1 aylığına tur dağına çıkıyor döndüğünde halkının ineklere taptığını görüyor!
    Bunu benim aklım kabul etmez,edemez.Ya musanın mucizeleri yalandır veya halkının ineklere taptığı!
    Bu ikiside kuran da geçiyor.Bunu bana anlatamazsınız.
    Benzer örnek; Hz Ebubekir,Hz ömer ve diğer sahabeler bunlar peygamberi gören,o dönemde yaşayan ve hep yanında olan kişiler.Peygamberin kızı fatmaya,damadı aliye yaptıklarını anlatamazsınız,bu insanların muhammed öldükten hemen sonra bir birlerine düşmelerini,birbirlerini boğazlamalarını anlatamazsınız!
    Sorun kaynakta bana göre sayın kadir,
    sizin 1400 yıl sonra ”Yok o ayet böyle değil şöyle demiş,yanlış çevirmişler.” demenizde musa nın örneğinden az değil!
    Böyle bir dil yok,olamaz akla mantığa aykırı bu.1400 yıl sonra apaçık denilen bir kitabın hala doğru anlamını bulamama!

  20. Adem’in ilk eşi olduğuna inanılan ilk feminist Lilith efsanesi ve ibrani iftiraları.

    Mö 700 ve 300’lü yıllardan kalma ibranice yazılmış kayıtlarda ve eski ahitte Lilith (Kısıkıl lila) ile ilgili tanımlamalara sıkca rastlamaktayız.
    Bu kayıtlar kimlikleri pek bilinmeyen kişiler tarafından toplanmış, yahudilik ve hiristiyanlik inançlarının ortak değerleri olarak bu inançların din kurallarının oluşumunda da etkin olmuştu.
    Babil efsanelerinde Lilitu olarak ismi geçen bu kadın eski ahit sayfalarına ise Lilith olarak kayıt edilmişti. Sümer yazıtlarında isminin Kısıkıl lilla olduğu anlaşılan bu kadın hakkında verilen ibarani inançsal metinlerde bu kadının kötülüklerin anası ve inananların zaaflarından yararlanarak insanlara musallat olan şeytani cinsellik nesnesi olduğu anlatılmıştı. Bu kadının hiristiyan ve yahudileri kirletebileceği inancı papaz ve hahamlar vasıtasıyla eski zamanlarda olduğu gibi günümüzde de insanların beyinlerine yerleştiriliyor.
    Yahudilikle ilgili batini bilgilerin verildiği kabalada Lilith, Havva’dan önce Adem’in ilk eşi olan ilk kadındır.
    Hiristiyanlar için hiristiyan olmayanlar, yahudiler için israil oğulllarından olmayanlar, evanjilist aryanlar içinse siyah, sarı, esmer tenli bütün insanların Lilith’in doğurduğu şeytan zürriyetinden gelen sapkınlar oldukları anlayışı hakimdir.
    Sonradan İslam inancına geçmek zorunda kalan, bu sami ibrani anlayışlarından yola çıkan, israil oğulları gibi sami olan umeyde oğullarıda olarak bilinen yezit, muaviye, mervan gibi arap emevilerde kendilerini samiler olarak Nuh peygamberin Sam isimli oğlundan, Türkler gibi asyalı milletleri ise Nuh peygamberin sapkın olduğu iddia edilen Yafes isimli oğlunun zürriyetinden gelenler olduklarını uydurdukları hadislerle hz peygamber ağzıyla iddia etmişlerdi.
    Hz Muhammede istinad edilen, uydurulmuş bu arap emevi hadis anlayışından yola çıkan zamanının zır cahili, kürt milliyetcisi, eski kitaplarında kendini saidi kürdi olarak tanıtan saidi nursi ise Özbek, Kazak, Tatar gibi Türk boylarını şeytanın zürriyetinden gelenler olduklarını iddia etmiş,Fetullah cemaati olarak bilinen Nurcular tarafından Kuran’a eşdeğer olarak görülen saçma risalelerinin oluşturduğu kitabınada Türklerin mecücün soyundan gelen sapkınlar olduklarını yazmıştı.

    Neysekine sonunda sümer tarihi ve dili uzmanı, ünlü sümer ve assurolog Samuel Noah Kramer’in İn anna ve hulupu ağacı ile ilgili efsanelerin yazılmış olduğu Gılgamış destanının anlatıldığı yazıtlarında bulunup tercüme edilmesinden sonra yazdığı “Tarih sümerlerle başlar” isimli kitabından sonra tarihi ve dinsel gerçekler meydana çıkmaya başlamıştı.
    Kramer çeşitli zamanlarda yazılmış Gılgamış destanının anlatıldığı yazıtları çevirirken iki degişik lehçelerden oluştuğunu görüyor.
    Sümerce sözcükler kullanarak bu lehçeleri isimlendiren Kramer,
    destanın genel lehçesine “eme-kü”, daha önemli lehçesine ise “eme-sal” olarak isimlendiriyor.
    Eski sümeri Türkcesi eme-sal sözcüğünün günümüz Türkçesinde de kullanıldığına bu şekilde tanık oluyoruz.
    Kramer bu bölümde kullanılan lehçenin daha önem arzetmesinden dolayı altını çizmiş ve ön Türkçe olan Sümerce “eme sal” sözcüğünü kulanarak önemini belirtmiş.
    Bu yazıtlarda Tengri’nin piri anlamına gelen Tengri’nin kadın kağanı İn anna sel sularından efsanevi hulupu isimli ağacı kurtarmış, Uruk kentindeki kutsal bahçesine dikmişti.
    Agaç iyice büyüdükten sonra İn anna ağacı kesmek ve kendine yatak ve taht yapmak ister. Lakin ağacın altında hiç bir büyünün işlemediği yılan yuvası vardır. Ağacın dalları arasında ise “İm Gugu(kuşu)” isimli, ünlü fırtına kuşuda denilen devasal muhteşem bir kartal yuva yapmıştı.
    Hulupu isimli ağacın gövdesinin yüksek kesiminde birde ev bulunmaktadır, bu evde Kısıkıl lilla isimli bir kız yaşamaktadır.
    Sümerce bu sözcük “gök yüzünün bakir temiz saf kızı” anlamına gelmektedir.
    Lil sözcüğünü günümüz Türkçesinde yel anlamında kullanıyoruz. Sümerler bu sözcüğü gökyüzünü oluşturan boşluk ve rüzgar içinde kullanıyorlardı. Kısıkıl sözcüğünün başındaki “Kıs” eki hiç bir değişikliğe uğramadan ergenliğe erişmemiş, kadınlığa hazırlanan kız olarak hala günümüz Türkçesinde kullanmaktayız. Musevi ve hiristiyanlık inançlarının kutsal sayılan metinlerine sümerce bu ismin son eki Lil-La, akadlarda Lilitu olmuş sonrada Lilith olarak bu inançlara girmişti. Bu sözcüğün anlamıda sadece “Göksel” veya “Rüzgarsal”dır.
    Hepsi bu, başkada anlamlar içermez. Sümer yazıtlarında bu kızın özellikleri hakkında başka aksi hiç bir bilgide yoktur.
    Jean Bottero Sümerlerle ilgili yazısında “sıkıl” sözcüğünü Enki’nin karısının isminin “Nin sıkıl” olmasından dolayı Tanrı’nın kadını olarak çevirmişti. Bu sözcük üzerinde de çalışması olan ünlü sümerolog Kramer ise sıkıl tanımlamasını hiç bir hata olmayan, kusursuzluğun, bozulmamışlığın,saflığın ifadesi olarak “Bakir” olarak vermiştir.
    Akadlarda Lilitu, ibranilerde Lilith olarak ismi değiştirilen sümeri Kısıkıl lilla neden şeytanımsı sapık bir varlığa dönüştürülmüştü !
    2000 senelik musevi ve hiristiyanlık inancı ile ilgili anlatımlarda kötülüklerle ilgili bir sürü anlatımlarda bu kızımız bunların faili olarak karşımıza çıkmaktadır.
    Yahudilerin babilden sürgün edildikleri zamanda, isimleri bilinmeyen kötü niyetli haham oldukları anlaşılan kişilerce yazılmış bu yazılarda gerçekte kusursuz saflığı ifade eden Kısıkıl lil-la kötülüğün yaratıcısı, şeytanımsı bir varlık olarak bu dönemlerdeki sami inançlarına sokulmuştu.
    Mezopotamyada sami olmayan, yazımlarını Turani dilleri diğer dillerden temel ayrışım özelliklerini gösteren eklemeli yazım özellikleriyle örf,inanç ve efsanelerini kayda geçiren Sümerlerden sonra sırasıyla akad, babil, asur, ahameniş, selevkos, part uygarlıkları oluşmuştu.
    Aradan geçen uzun zaman zarfında bu uygarlıklarda sümer isim,inanç ve efsane olguları değişikliklere uğrayarak başka anlam ve manalarla yozlaştırılmış halleriyle ifade edilmeye başlanmıştı.
    Sami ibraniler ise sonraki uygarlıklar içinde oluşmuş, kendilerine has büyük bir uygarlık kuramamış bir kavimden ibaretti.
    Kramer’in çevrisinde hulupu isimli ağacındaki evinden uzaklaştırılan bu genç kız, Gılgamışında yardımıyla korku içinde çöle kaçmasından başka hakkında aksi bilgi veren başka hiç bir yazıt ve anlatımda yoktur.
    Gılgamış destanının hititler tarafından son yazılmış olduğu tarihle ilk israil oğullarının ilk isimlerinin geçtiği Mısırlılar tafarından Mö 1200 yıllarında yazılmış “Menepha” yazıtları arasında 800 yıl gibi bir fark vardır.
    Sümerlerin yazmış olduğu Gılgamış destanıyla ilk israil oğulları ile arasında ise en az 2000 senelik bir zaman dilimi vardır.
    Mö 600’lü yıllarına kadar kendilerine ait uygarlıkları olmayan, çölde yaşayan bedeviler olan israil oğulları Kısıkıl Lilla’nın Lil-la’sını babil efsanelerinden almış, bu kadını kendi inanç efsanelerinde de ilk insan olarak algıladıkları Adem’in ilk eşi olduğunu söylemişlerdi.
    (Sitemizde “Hz Adem ve Hz Havva yaratılışına dair tarihi gerçekler ve yalanlar” başlıklı yazımızda ayrıntılı bilgi verilmiştir)
    Yahudilerce ilk ibrani olduğuna inanılan, cinsel yetersizliği hakkında kendini ele vermesinden aslında pekte akıllı biri olmadığı anlaşılan ilk ibraninin cinsel ilişkilerde karşındaki doyumsuz fahişe olduğuna vurgu yapılan kadının tatmin olmamasından dolayı kimsenin tanımadığı başka bir kadın seçiyor ve böylelikle asırlarca neslin devamını sağlamış kişi olarak yahudilerinde yazgılarını belirleyen kişi oluyor !!!
    İlk ibraninin yazgıyı belirleme ile ilgili bu öyküsüde Gılgamış’ın can yoldaşı Enkidu’nun ölmeden önce bir fahişe ile arasında geçen konuşmasından alıntılanmıştı.
    Gılgamış destanında, Enkidu tatmin olmayan fahişeye şöyle der; “Gel güzel kadın, gel sana yeni bir gelecek belirleyeyim. Sana lanet okuyan ağzım şimdi seni kutsuyor. Böylelikle kağanlar, banular, toplumun ileri gelenleri seni sevecekler. Senin için erkekler yedi çocuk doğurmuş kadınlarını bile terkedecekler.”
    Kadın,fahişe ve geleceği belirleme !!!
    Efsanede Enkidu’nun ölümüne çok üzülen Gılgamış ilahi güçleri olduğuna inanılan kişilere yalvarmış yakarmış ancak Anu (Tengri) tapınağında kabul olan dualarından sonra Enkidu’nun ruhuyla konuşabilmişti. Enkidu’nun ruhunun yer altından çıkarak Gılgamış ile konuşmalarının anlatıldığı sümerlerin yazmış olduğu 12’ci yazıtta, Enkidu ölümsüzlük bitkisini arayan Gılgamış’a Tengri’nin takdirinden kaçmanın mümkün olmadığını açık bir dille anlatmıştı.Bu inanç anlayışında olan Enkidu efsanede yer altında olan cehennemde karşılaştığı doyumsuz fahişenin yazgısını değiştirmek için dileklerde bulunuyor.
    İbrani rabinler ise bu efsaneyi kendilerine uyarlayarak ilk ibraninin yazgıyı belirleme olgusu olarak yahudiliğe sokuyorlar.
    Yani israil oğulları ezelden beri yazgılarını kendileri belirlemiş olanlar olarak seçkin insanlar olmuş oluyorlar.
    Bunuda Enkidu öyküsünden araklayarak yapıyorlar !!!
    Hatta dahada ileri gidiyorlar, azıtıyorlar, kibirleri mantıklarının önüne geçiyor.
    Rabinlerin uydurdukları öykülerde Kısıkıl lilla’yı Adem’in ilk eşi yapıyorlar.
    Kendileri Havva’dan doğan temiz seçilmiş insanlar, diğer insanların ise şeytanımsı bir varlık olarak yarattıkları Lilith’in zürriyetinden gelen sapkınlar olduklarını söylüyorlar.
    Kendileri hak’tan olmuş oluyorlar, diğer insanlarda şeytanın zürriyetinden gelen, şeytanımsı sapkın kadının doğurduğu sapkın insanlar olmuş oluyorlar.
    Bu inanç anlayışında oldukları içinde israil oğullarından olmayan insanları yahudilere hizmetçi köleler olmaları için sionizmi dünyada egemen kılmak istiyorlar.
    Oysa ibrani samiler, Sümer uygarlığının son bulmasından 1500 yıl sonra o dönem babil efsanelerinden esinlenerek yarattıkları inançlarında nerde duracaklarını neye inanıp inanmayacaklarına dair bir yerde konumlanma konusunda tamamen şaşırmışlardı. Doğaldırda bu dönemde fazla gelişmemişlerdi.
    Karşılarına devasal kentlerle yüksek binaları yapmış, sanatta ve bilimde çok ileri bir geleneğin ürünü uygarlık ve inancı çıkmıştı. Çölden yeni çıkan ibrani bedevi samiler kendilerine yabancı bu muhteşem uygarlığın sanat, edebiyat,bilim ve örfsel zengiliği karşında tamamen bocalamışlardı.
    Bu ileri uygarlık karşısında birazda kıskançlıkla bu uygarlığa ait insanlık anlamına gelen Ademi yani Atapa/Atana gibi bazı insan ve inanç olgularını kendilerine uyarlamışlar, Kısıkıl Lilla’da olduğu gibi bazı kişileri kötülük, uğursuzluk şeytanımsı göstermişlerdi.
    Yahudiliğe ait dini uygulamaların yazıldığı kabalada museviler Kısıkıl Lilla’yı yeni doğan bebeklere musallat olan, kötülükler ve hastalıklar getiren, insanları cinsel fantazilerle saptırtan, rüyalarında cinsel ilişkiler kurarak insanları kirleten şeytanımsı bir varlığa dönüştürmüşlerdi.
    Kısıkıl Lilla hiristiyan söylevlerinde asırlardır anlatılan kayıp spermin, bozuk tohumunda faili olmuş, haspel kader gece cinsel içerikli rüyalar gören genç insanlara Lilith ile ilşikiye girdikleri söylenmiş, bu gençleri kirlendikleri iddiasıyla toplumdan dışlanmışlardı.
    Bu söylevleri söyleyen din adamları 25 asırdır insanların kafasına kirlendiklerini, günahkar olduklarını Lilith ile ilgili öykülerle yerleştirdiler. Asırlarca insanların ruhsal dengelerini bozdular ve hala günümüzde bu insanları istedikleri gibi yönlendirebilmek için Lilith’in kendilerine musallat olmaması için kendilerine muhtaç olduklarını anlatmaktalar.
    Lilith hiristiyan ve yahudi topluluklar içinde öyle bir yer edinmiştiki ünlü İtalyan ressam Michel Angelo’nun bir tablosunda bile cennette Adem ve Havva’yı kandıran, yasak meyveyi yedirten üst tarafı kadın, alt tarafı yılan olan şeytanımsı bir varlık olarak resmedilmişti.
    Eski ahitte ismi bolca geçen Kısıkıl lilla hakkında hiristiyan ve yahudi din bilimcileri Adem’in Havva’dan önceki ilk eşi olarak şeytanı güçleri olan, şeytanla işbirliği yapan bir kadın olaraktan incil ve tevratın ayetlerinde bahsi geçtiğini dini öykülerinde anlatırlar.
    Adem’in kaburgasından yaratılmamış olan Lilith nasıl dünyaya gelmişti ?
    Chabat(Şabat) günününde her gün okunan tevratın başlangıcında Lilith’in cehennem tozundan yaratılmış dişi bir şeytan olduğu yazıyordu.
    M.ö. 180 yıllarında yazılmış, hakaret ve iftiralarla dolu “Ben Sira yazımlarında (ben sira alfabeside denilir)” midrash isimli yahudi kabalasını(tasavvufunu, düşüncesini) oluşturan kitapta ise şunlar yazmaktadır; <>
    Günümüz feministleri haklı olarak incil, tevrat ve arap emevi müslümanlığı inancında olmaktansa haklı olarak Lilith olmanın daha onurlu olduğunu söylüyorlar. Kadını horlayan şeytana yakın kirli yaratık olarak gören bu inançlar karşında haksızda sayılmazlar yani.
    Bu gibi nedenlerden dolayı incilde “efsuncu kadını öldüreceksin” ayettinden yola çıkan avrupa hiristiyan dünyası orta çağda şeytanla ilişkiye girip işbirliği yaptıkları gerekcesiyle yüzbinlerce kadın ve erkeği meydanlarda diri diri yakmış, yada kaynar kazanlarda haşlamıştı. 1592’da Sir Edward Kelly Lilith’in karanlıkların kötü ruhu “kara bakirenin” akrabası olduğunu söylemişti. Ortaçağda Lilith’in şeytan’nın anası,akrabası gibi tanımlamalar bir sürü kitaplara yazılmıştı.
    Yahudilerin tarihi bellekleri olarak kabul edilen, tarihi olayları ve uyulması gereken kuralların anlatıldığı talmud da Lilith konusunda başka milletleri kötülemek ve tanımlamada şunlar yazmaktadır; ” Lilith gibi aynı zürriyetten gelmekteler”. Yahudi şeriatına göre kadının saçı erkeği tahrik ettiği ve erkekten aşağı bir derecede varlık olduğuna inanıldığı için kadın saçını gizlemelidir. Bu dini kurala uymayan, saçını açan uzun saçlı kadınlarada ” aynı Lilith gibi saçını uzatıyorlar” demişlerdi.

    Lilith ile ilgili öykününde olduğu Gılgamış destanı 11 yazıttan oluşan anlatımlala son bulur, efsanevi anlatım tamamlanır.
    Bu yazıtların 1’ci anlatımından 11’ci anlatımına kadar olan bölümü serbest bir koşuktur ki eski kaynaklardan yararlanılmış olmasına karşın, bağımsız olarak biraz degiştirilip yeni bir kalıba sokulmuştu.
    Bu yazıtlardan ayrı Mö 2000 yıllarında sümerceden birebir çevrilmiş bir yazıt daha vardır.
    Sümerologların diğer sümer yazıtlarından edindikleri tespitlerine göre bu çevriyi yapan kişi en küçük bir değişiklik yapmamıştı.
    Destanın çevirmeni yüzlerce satırdan oluştuğu tahmin edilen metinlerin 154’ünü ancak çevirebilmişdi. Bu yazıtta öykü yarım kalmış, bütünlüğünü yitirmişti.
    Bu yazıtı sümerceden çeviren Dr Albert Schott’un böyle bir hata yapacagının pek ihtimali olmasada bu yazıtı Türkçeye çevireni Muzaffer Ramazanoğlu isimleri yazarken bu kişilerin yaşadıkları tarihi göz önünde bulundurmamış anlaşılan. Schott’un çevrisini yapan bu çevirmen birde bunları prof. Landsbergere göstererek düzelttim diyor !!! Lakin tarihi verilerle isimlerin uyuşmamazlığını nasıl Landsberger gibi Sümer ve Asurca uzmanı,Sümer yazıtlarını okuyan,anlayan bir dehaya onaylatmış gerçektende şaşırdım. Şöyleki, sümerceden bire bir çevri olduğu söylenen yazıtın Türkçe çevrisinde Gılgamış gök tanrıçası İştar ile barışmak için olağanüstü değeri olan hulupu ağacını devirmeye gidiyor.
    Gılgamış destanı ile ilgili görüşerimizi yazdığım bölümde bazı çevrisinden yararlandığım Ramazanoğlu İştarı gök tanrıçası olarak veriyor !!!
    Oysa İştar akadların 1000 sene sonra aşk tanrıçasına dönüştürdükleri İn anna’dır. İştar isminde bir kadın veya tanrıça sümerlerde yoktu.
    Efsanede bu ağacın yaprakları arasında ünlü fırtına kuşu yaşamaktadır.
    Bazı sümer yazıtlarında aslan ve kartal bileşimi olarak betimlenen bu muhteşem kuş yavrularıyla birlikte hulupu ağacında yaşamaktadır.
    Türkçeye çevriyi yapan kişi bu ağacın gövdesinde bakireler tanrıçası Lilith’in evi olduğu yorumunu çevrisine ekliyor !!!
    Oysa sümerlerde bakireler tanrıçası Lilith diye bir tanrıça yoktu.
    Sümerlerde bu isim Kısıkıl Lilla’dır. Neden bunun Akad ve samilerde korkunç bir varlığa dönüştürülmüş Lilith ismiyle veriyor anlaşılır gibi değil. Bu yazıtta tanrıça İştar olarak verilen İn anna, Kısıkıl Lilla’ya iyi davranıyor, Gılgamışın ağacı devirmesiyle özgürlüğüne kavuşuyor…
    Başkada hiç bir yazıtta “gök yüzünün saf bakir genç kızı” Kısıkıl Lilla şeytanımsı bir varlık olarak hiç bir sümer yazıtında betimlenmemiş olmakla beraber baska hiç bir yerde de öyküsü edilmiyor.
    Kramer’in çevirdiği saf’lık ve kusursuzlukta manasına gelen “Bakir” tanımlamasından yola çıkan Schott’un yazılarını çeviren Ramazanoğlu oldu bittiyle Kısıkıl Lilla’yı bir anda kafasınca bakireler tanrıçası yapmış !!!
    Ne kadar tanrı, tanrıça yaratma merakı varmış insanlarda !!!
    Daha çok tanrılar ve tanrıçalar olduğunu söyleyenlere ödülmü veriliyor ?
    Kısıkıl Lilla’yı bir çırpıda bakireler tanrıçasına dönüştüren bu tür zihniyetlerin Sümer Tengri inancını gerçekte olduğu gibi anlamasını ve anlatmasını beklemekte hayaldir.
    Saflık, temizlik, bozulmamışlık ve kusursuzluk anlamlarında ismi olan Kısıkıl Lilla akadlar ve sonrası uygarlıklarda şeytanımsı sapkın bir varlığa dönüştürüldüğünü göz önünde bulundurduktan sonra ,ilahi güçleri olduğuna inanılan tanrılar olarak gösterilen sümeri tarihi kişilerin aslında öyle bir özelliklerinin ve iddialarının pekte olmadığınıda görmüş oluruz.
    Onlar Tengri’nin yeryüzündeki temsilcileri olan kağanlarıydılar.
    Enlil, Enki, Ninlil gibi isimleri geçen lakin tarihi kişilikler olmayanlar ise Tengri’nin insanları uyarmak için gönderdikleri aracılık yapan göksel varlıklar olan melekleriydi.
    Hepsi bu.
    Kısıkıl Lilla ise, hulupu ağacında evi olan sadece efsanevi genç bir kızdı.
    Başka hiç bir sümer yazıtlarında aksi bilgide yoktur.
    Sami musevilerde kötülük imgesi oldugu için aynı kök ırktan olan sami araplara gece anlaminda giren Leyla ismi, bizim gelenegimizde Leyla ile Mecnun efsanesinde sevgiliye verilen değerin, aşkın simgesi olmuştu.
    Leyla ile Mecnun efsanesini günümüze taşıyan, sunan kişi ise Türk Bayat boyundan olan divan şairimiz Fuzuli’dir.
    Fuzili bizim en önemli tarihi kişiliklerimizden olan Seyyid Nesimi, Şah Hatayi, Kul Himmet, Pir sultan Abdal, Yemini, Virani gibi ulvi yedi ulu ozanlarımızdan birisiydi.
    Akadlar ve günümüz musevi ve iseviler bu genç kızı şeytanımsı, sapkın bir varlık yaptılar diye illa bizimdemi bu saçma, saplantılı anlayışlarına inanmamızmı gerekiyor ?
    İnsanların tarihi gerçekleri yavaş yavaş öğrenmesiyle inanırlığını ve itibarını kaybeden kilisenin önceden attığı iftiralarının üzerini örtmek için bir kaç cılız ses Kısıkıl Lilla ile ilgili metinlerin incilde olmadığını ispatlamak için çeşitli ayak oyunları oynamaya başladılar !!!
    Ancak bu kadar riyakarlık olur.
    2000 yıl insanları kandır, yüzbinlerce insanı Lilith ile ilişkiye girdi diye diri diri yak.
    Kayıp sperm öyküleriyle insanlara cehennem azabıyla işkence et.
    Sonrada yalan ve iftiralarını tekrar başka bir yalanla incilde Lilith ile ilgili bir metin yok diye insanları kandırmaya çalış !!!
    Dünyanın gelmiş geçmiş en büyük rönasans (yeniden doğuş çağı) ressamı olan Michel Angelonun vatikan içinde bulunan papa’ya özel yapılmış sistine şapeline Lilithi resmetmişti !!! Bedeni yılan, üst tarafı kadın şeytanımsı bir varlık olarak cennette Ademi kandıran kadın betimlenmesini gösteren devasal resmin üzerini neyle kapatacak yeni kilise çömezleri bayağı merak ediyorum…
    Michel Angelo resimleri gibi binlerce ikon ve freskler kilise duvarlarını, inanç akidelerinin yazıldığı kitapları süslemişken, günümüzde bir kaç çömez kiliseyi ve baronlarını aklamak için bu tür takiyeye başvurmaları bu insanların ne kadar riyakar ve iki yüzlü olduklarını bize göstermektedir.
    Bible, incil tanımlaması bile eski Mısırlılarda yazmak anlamında kullanılan babil uygarlığı sözcüğünden türetilmiştir !!!
    Musevilerin tevratı olan eski ahit ve Ms 325’de iznik konsiline kral Konstantin’in yazdırdığı yeni ahit toplamına incil denilir.
    İncilde Lilith tanımlaması yoktur diyen yeni kilise, 2000 senedir iman ettikleri incilin ilk yarısına imandan vaz geçerek sapkın kitap olduğunumu itiraf edecekler şimdi !!!
    Vatikan ve kilise asla böyle bir söylemde bulunamaz. böyle bir söylem hiristiyanlığın ve vatikanın yok oluşu demektir.
    Lilith’in incilde olmadığı iddiasi yine kilisenin bir kandırmacası ve takiyesidir.
    Zamanında hz İsa takipçilerini katletmekle ünlü, İsa ile hiç karşılaşmamış, hatta yeni ahit’te İsa’nın lanetlediği, asla onların sözüne inanmayın dediği bağnaz yahudi topluluğu esenilerden olan eseni Pavlus/Paul sonradan havari ünvanı almıştı.
    Bu Pavlus ise kendini peygamber olduğunu ilan ederek yüzlerce defa Tanrı’nın hem kendisi, hem Tanr’ının oğlu, hemde kutsal ruh olduğuna inanılan telsis/üçleme inancındaki kutsal ruhla yüzlerce defa görüştüğü iddiasında bulunmuş, yazdıkları mektupları incilin oluşumunda omurgayı oluşturmuştu.
    Çelişkileri saymakla bitmeyen kral Konstantinin yazdırdığı incilde havarilerin mektupları olduğu söylenen metinlerin hepsi ise Ms 325’li yıllarda yazılmış eski yunanca olan grekçe yazımlardır.
    Oysa havarilerin hiç biri grekçe bilmeyen ibraniler olarak eski aramice kökenli sami dili olan museviceyi konuşuyorlardı.
    Hint avrupa dil ailesinden olan grekçeyi bilmeyen museviler nasıl grekçe mektuplar yazabiliyor !!!
    Yeni ahit’te Paul insanları kandırabilmek için paganla pagan, dinsizle dinsiz, yahudiyle yahudi, sapkınla sapık olduğunu, onları kandırabilmek için onlardan biriymiş gibi göründüğünü, taki onları kendi inancına döndüresiye kadar takiye yaptığını anlatır.
    Bu sebepten dolayı incil tavsiyesi olan takiye olgusu kilisenin ve misyonerlik kurumunun insanları inançlarından döndürmek için baş vurdukları temel kural olmuştu.
    İnsanları hiristiyan yapabilmek için her yolun mubah, her kılığa girmenin, her tür yalanın söylenmesini uygun gören bu inanç önderlerinin ne zaman, nerde gerçekleri söylediklerini kestirmekte çok zordur.
    Bu insanlar bizler 2000 senedir ne yazıkki gerçekle alakası olamayan bir kitaba iman etmişiz diye itiraf edeceklerini beklemeye kalkarsak daha çok bekleriz. Hepsi inanç önderleri Paul gibi imanları gereği takiye yapmaktalar.
    İbrani ve hiristiyan inancı anlatımlarında Lilith ile şu söylemler kayıtlara geçmişti;
    Lilith uçan bir şeytandır, hamile kadınlara musallat olur, kadınları bebesiyle vahşice katleder.
    Lilith ayrıca erkek spermlerinin bozulmasını sağlar. Masturbasyonla toprağa düşen her sperm Lilith’i hamile bırakır. Lilith bu hamileliklerinden şeytanlar doğurur. Erkeklerin şehvetli cinsel dürtülerini Lilith ateşler……
    Oysa her erkek, herhangi yaşta olursa olsun, isterse yaşamı yalnızlığa mahkum izdivada geçsin, isterse hiç bir kadın eline bile eli değmemiş olsun farketmez, her erkek yaşamının herhangi bir döneminde genede gönlünde ilahi aşkla sevdiği nur yüzlü bir Leyla yaratır, yaratmıştırda. Mistik dünyasında yarattıgı Leylası temizdir, kusursuzdur, saf Tanrı aşkıyla sevilen sevilidir. Bu aşk kalleşliğin, ihanetin olmadığı kusursuz göksel nurani bir alemde yaşatılır.
    Gök yüzünün bakir genç kızı, bizim geleneğimizde gönlümüzde arzu ettiğimiz, ilahi aşk’la sevdiğimiz, her an gelebilecek umuduyla hayellerimizdeki bekledigimiz kusursuz sevgili olmuştu.
    Bir gün Ur,Uruk veya Kışh kentlerinin çöllerinde bulunacak yazıtlarda gök yüzünün kusursuz temiz kızının çölde ne olduğunu, nasıl yaşadığını daha sonraki zamanlarda belki öğreneceğiz.
    Şimdilik gönlümüzde sevdiğimiz, kusursuz güzellik imgesi olarak herhangi bir kadında ilahi aşk olarak yaşamaya devam edecek.
    Sümerlerden sonraki uygarlıklarda tanrılara dönüştürülen, göksel varlıklar olan meleklerin ve kağanların hiç birinde olan özellikleri olmayan, tanrılar sıralamasında hiç ismi geçmeyen, sadece kutsal hulupu ağacında Tengri’nin fırtına kuşuna komşu olmuş, sade temiz bir kız olarak gönlümüze mihman ettiğimiz gönlümüzün Leylası olarak içimizde yaşamakta. Kimbilir, belkide çölde bir yerlerde geziniyordur. Belkide
    İn anna’nın kutsal bahçesindeki hulupu ağacında olan yuvasına geri döndü…
    Bir gün size Lilith’in karanlık döneminden bahsedildiğinde size musallat olmaması için ejder düğümü atılması istendiğinde sadece gülün geçin. Sizin ret emenizden sonra sağlığınızın ve psikolojinizin bozulacağı, ruhunuzun kirlenmiş olduğu için tohumunuzunda bozuk olmasından, neslinizden doğacaklarında akli dengelerinin bozulmuş olacağı gibi ibranilerden bizlere, yani bütün insanlığa geçen sapıklıklarla dolu korkunç inanç öykülerine asla inanmayın.
    Gerçek sonsuz Anu’da, Sümer yazıtlarında duruyor.
    Göğün kusursuz temiz genç kızının asırlar sonra ne hale getirildiğini gördükten sonra kalu beladan beri var olan hak inancının öncesi olan, bütün inançlara kaynak olan Tengri inancının sonrası dönemlerde ne kadar özünden koparılarak yozlaştırılmış, sapkın bir inançmış gibi gösterildiğinide anlamış oluruz.
    Eski ahiti oluşturan, Ben sira gibi kötü niyetli kişilerin yazdığı yazılarda ve yahudi kabalarında bakirlik ve saflık simgesi olan bir kızın şeytanımsı korkunç bir varlığa dönüstürüldüğünü gördükten sonra diğer Tengri inancı kağanlarının ne hallere getirildiklerini artık siz düşünün.
    İnsanlık ibrani/arabizm inancı akidelerinin yazıldığı kabala gibi saçmalıklarına daha ne kadar iman edecek ?
    Asırlardır insanlığın belleğine Uruk’ta Tengri mabedine kerhane, Tengri’nin erkek, kadın ayrımı yapmadan kağanlık vererek yücelttiği İn Anna’nında buranın fahişesi olduğu yalanlarını yazan rabinlere daha ne kadar inanacak ?
    Daha ne kadar insanlık bu ibrani sami yalanlarını kambur gibi sırtında taşımak zorunda ?
    http://kokler-ve-kanatlar.webnode.fr/

  21. sude dedi ki:

    ben HZ.muhammetin (sav) hayatını anlatacağım şiirle:hz. muhammetin hayatı babası o doğmadan ayrılmıştı dünyadan beş yıl sonra annesi öldü ona doymadan altı yaşında iken nur çocuk yanlız kaldı onun öksüz kalbine allah sevgisi doldu dedeside ölünce kaldı büsbütün garip yanına aldı onu amcası ebu talip işte böyledir hayatı başı sağolsun:((

Bir Yanıt Bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s