ALBERT EİNSTEİN NECİYDİ?

einsBilim denilince akla gelen ilk isimdir Einstein. Hakkında en çok merak edilen ve tartışılan konular dini ve siyasi görüşleridir. Bu yazımızda Einstein’ın din konusundaki görüşlerine yer vereceğiz. Siyasi konudaki görüşleri sonraki yazımızda..

EİNSTEİN ve MUSEVİLİK

Yahudi kökenli olan Einstein Musevi olmadığını açıkça beyan etmişti. Filozof Eric Gutkind”in görüşlerine yanıt verdiği mektubunda Yahudilerin Tanrı tarafından seçilmiş bir kavim olduğu şeklindeki inancı geçersiz bulan Einstein, “Bence Musevilik de tıpkı öteki dinler gibi en çocukça hurafelerin yeniden canlandırılmasından başka bir şey değil. Mensubu olmaktan memnuniyet duyduğum ve zihnen bana çekici gelen Yahudiler de öteki insanlardan farklı özelliklere ve meziyetlere sahip değil” diyor.

“For me the Jewish religion like all others is an incarnation of the most childish superstitions.

Benim için Yahudilik tüm diğer dinler gibi en çocukça batıl inançların vücut bulmuş halidir.

EİNSTEİN ve TANRI

“The idea of a personal God is quite alien to me and seems even naïve. However, I am also not a “Freethinker” in the usual sense of the word because I find that this is in the main an attitude nourished exclusively by an opposition against naive superstition. My feeling is insofar religious as I am imbued with the consciousness of the insuffiency of the human mind to understand deeply the harmony of the Universe which we try to formulate as “laws of nature.”

Bir kişisel Tanrı anlayışı bana oldukça yabancıdır ve hatta safça görünüyor. Ama kelimenin bildik anlamı içinde bir Freethinker da değilim çünkü görüyorum ki, bu, esas olarak salt saflık içeren batıl inanca karşıt olmaktan beslenmiyor. Hissiyatım, doğa yasaları olarak formüle etmeye çalıştığımız Evrenin derin uyumunu anlamak için insan zinhinin yetersizliğinin bilincine sahip olduğum ölçüde dinseldir.

Kaynak: Albert Einstein in a letter to Beatrice Frohlich, December 17, 1952; Einstein Archive 59-797; from Alice Calaprice, ed., The Expanded Quotable Einstein, Princeton, New Jersey: Princeton University Press, 2000, p. 217.

“It seems to me that the idea of a personal God is an anthropological concept which I cannot take seriously.

Bir kişisel Tanrı anlayışı benim ciddiye alamayacağım antropolojik bir kavramdır.

Kaynak: Albert Einstein, 1947; from Banesh Hoffmann, Albert Einstein Creator and Rebel, New York: New American Library, 1972, p. 95.

The idea of a personal God is an anthropological concept which I am unable to take seriously.”

Kişisel tanrı anlayışı insanmerkeczi bir kavramdır, bunu ciddiye alamıyorum.

Albert Einstein, letter to Hoffman and Dukas, 1946; from Albert Einstein the Human Side, Helen Dukas and Banesh Hoffman, eds., Princeton, New Jersey: Princeton University Press, 1981.

“I cannot believe that God plays dice with the cosmos.”

Tanrı’nın evrenle zar atacağına inanamıyorum.

Albert Einstein on quantum mechanics, published in the London Observer, April 5, 1964; also quoted as “God does not play dice with the world.” in Einstein: The Life and Times, Ronald W. Clark, New York: World Publishing Co., 1971, p. 19

“I do not believe in immortality of the individual, and I consider ethics to be an exclusively human concern with no superhuman authority behind it.”

İnsanın ölümsüzlüğüne inanmıyorum ve etiği  gerisinde insanüstü hiçbir otoritenin olmadığı sadece insani bir kaygı olarak görüyorum.

Albert Einstein, letter to a Baptist pastor in 1953; from Albert Einstein the Human Side, Helen Dukas and Banesh Hoffman, eds., Princeton, New Jersey: Princeton University Press, 1981, p. 39.

“I cannot imagine a God who rewards and punishes the objects of his creation, whose purposes are modeled after our own — a God, in short, who is but a reflection of human frailty. Neither can I believe that the individual survives the death of his body, although feeble souls harbor such thoughts through fear or ridiculous egotisms.”

Varolma nedenleri bize göre bir Tanrı tarafından, aslında sadece insanın zaafının bir yansımasından başka bir şey olmayan bir Tanrı tarafından belirlenmiş olan, bu yaratılmış şeyleri ödüllendiren ve cezalandıran bir Tanrı tasavvur edemiyorum.

Albert Einstein, quoted in The New York Times obituary, April 19, 1955; from George Seldes, ed., The Great Thoughts, New York: Ballantine Books, 1996, p. 134. )

“I cannot accept any concept of God based on the fear of life or the fear of death or blind faith. I cannot prove to you that there is no personal God, but if I were to speak of him I would be a liar.”

Yaşam korkusu ya da ölüm korkusu ya da kör inanç temeli üzerinde bir Tanrı kavramını kabul edemem. Size kişisel bir Tanrı olmadığını kanıtlayamam, ama onun hakkında konuşuyor olsaydım bir yalancı olurdum.

Albert Einstein; from Ronald W. Clark, Einstein: The Life and Times, New York: World Publishing Company, 1971, p. 622.

EİNSTEİN ve DİNLER

“A man’s ethical behavior should be based effectually on sympathy, education, and social ties and needs; no religious basis is necessary. Man would indeed be in a poor way if he had to be restrained by fear of punishment and hopes of reward after death. It is therefore easy to see why the churches have always fought science and persecuted its devotees.”

Bir insanın etik davranışı, esaslı bir şekilde, iyi ilişkilere, eğitime, sosyal bağlara ve ihtiyaçlara dayanması gerekir; dinsel hiçbir temele gerek yoktur. Eğer kişi, cezalandırılma korkusu ve ölümden sonra ödüllendirilme umuduyla davranmak zorunda olsaydı gerçekten de acınacak halde olurdu. Bu nedenle dinsel kurumların neden daima bilime karşı savaştığını ve onun yolundan gidenlere karşı baskı yaptığını anlamak kolaydır.

Albert Einstein, “Religion and Science,” in the New York Times Magazine, November 9, 1930, pp. 3-4; from Alice Calaprice, ed., The Expanded Quotable Einstein, Princeton, New Jersey: Princeton University Press, 2000, pp. 205-206.

“The word god is for me nothing more than the expression and product of human weaknesses, the Bible a collection of honourable, but still primitive legends which are nevertheless pretty childish. No interpretation no matter how subtle can (for me) change this.”

Tanrı sözü benim için insanoğlunun zayıflığının bir ifadesinden ve ürününden başka bir şey değildir. İncil, saygıdeğer bir kolleksiyon, ama oldukça çocukça olan ilkel düzeydeki efsaneler. Ne kadar ince olursa olsun hiçbir yorum, benim için bunu değiştiremez.

My religiosity consists in a humble admiration of the infinitely superior spirit that reveals itself in the little that we, with our weak and transitory understanding, can comprehend of reality. Morality is of the highest importance — but for us, not for God.”

Benim dinselliğim, kendini az biraz, bizim zayıf ve geçici olan anlama yetimizle anlayabileceğimiz kadarıyla, ortaya koyan, sonsuz yüksek tine alçakgönüllü bir hayranlıktan ibarettir. En yüksek öneme sahip olan ahlaktır, ama bizim için, Tanrı için değil.

Albert Einstein; from Albert Einstein the Human Side, Helen Dukas and Banesh Hoffman, eds., Princeton, New Jersey: Princeton University Press, 1981, p. 66.

“It was, off course, a lie what you read about my religious convictions, a lie which is being systematically repeated. I do not believe in a personal God and I have never denied this but have expressed it clearly. If something is in me which can be called religious then it is the unbounded admiration for the structure of the world so far as our science can reveal it.”

Elbette benim dinsel inançlarım konusunda okuduklarınız yalandı, öyle bir yalan ki, sistematik olarak tekrarlanıyor. Ben kişisel bir Tanrı’ya inanmıyorum ve bunu hiçbir zaman inkar etmedim ve açık bir şekilde ifade ettim. Eğer bende dinsel olarak adlandırılabilecek bir şey varsa, o sadece, bilimsel çabamızın ortaya çıkarabildiği kadarıyla dünyanın yapısına duyduğum sınırsız hayranlıktır.

Albert Einstein, in a letter March 24, 1954; from Albert Einstein the Human Side, Helen Dukas and Banesh Hoffman, eds., Princeton, New Jersey: Princeton University Press, 1981, p. 43.

My views are near those of Spinoza: admiration for the beauty of and belief in the logical simplicity of the order which we can grasp humbly and only imperfectly.

Benim görüşlerim Spinoza’nınkine yakındır: Düzenin, bizim sadece belli bir ölçüde ve yetersiz bir şekilde kavrayabileyeceğimiz mantıksal yalınlığına duyulan inanç ve bunun güzelliğine duyulan hayranlık.

Kaynak: Albert Einstein, 1947; from Banesh Hoffmann, Albert Einstein Creator and Rebel, New York: New American Library, 1972, p. 95.

We followers of Spinoza see out God in the wonderful order and lawfulness of all that exists and in its soul as it reveals itself in man and animal.

Biz Spinoza’nın izleyicileri, Tanrı’yı, bütün varolanların harika düzeni ve yasalılığı ve insanda ve hayvanda kendini ortaya çıkardığı ölçüe onun ruhu içinde görürüz.

From a letter to Eduard Büsching, Oct. 25, 1929, Einstein Archive, reel 33-275, quoted in Jammer, p. 51:

“Tanrı’ya inanıyor musun?” sorusuna Einstein’ın cevabı:

“I believe in Spinoza’s God who reveals himself in the orderly harmony of what exists, not in a God who concerns himself with fates and actions of human beings”

 

Varolanların düzenli uyumunda kendini gösteren Spinoza’nın Tanrısı’na inanıyorum, insanların kaderiyle ve eylemleriyle ilgilenen bir Tanrı’ya değil.

Autobiographical Notes (1949, p.103)

(Bu görüşlerinden dolayı Einstein’ın Panteist olduğu sonucu çıkarılabilirse de, bir sonraki görüşünde de agnostikliğe yakın olduğunu belirttiğini göreceğiz)

“My position concerning God is that of an agnostic. I am convinced that a vivid consciousness of the primary importance of moral principles for the betterment and ennoblement of life does not need the idea of a law-giver, especially a law-giver who works on the basis of reward and punishment.”

Benim Tanrıya ilişkin tutumum bir bilinemezcinin tutumu gibidir. Yaşamın daha iyi hale gelmesi ve yüceltilmesi adına ahlaki ilkelerin temel bir öneme sahip olması gerektiğine yönelik güçlü bir düşüncenin, bir yasa koyucu fikrine ihtiyaç göstermediğine, özellikle ödüllendirme ve cezalandırma temelinde hareket eden bir yasa koyucuyu fikrine ihtiyaç göstermediğine kaniyim.

Albert Einstein in a letter to M. Berkowitz, October 25, 1950; Einstein Archive 59-215; from Alice Calaprice, ed., The Expanded Quotable Einstein, Princeton, New Jersey: Princeton University Press, 2000, p. 216.

EİNSTEİN ve ATEİZM

“From the viewpoint of a Jesuit priest I am, of course, and have always been an atheist. (….) I have repeatedly said that in my opinion the idea of a personal God is a childlike one. You may call me an agnostic, but I do not share the crusading spirit of the professional atheist whose fervor is mostly due to a painful act of liberation from the fetters of religious indoctrination received in youth. I prefer an attitude of humility corresponding to the weakness of our intellectual understanding of nature and of our own being.”

Bir Cizvit rahibin bakış açısına göre, ben elbette her zaman bir ateisttim. (…) Tekrar tekrar söyledim, bence kişisel Tanrı anlayışı çocukçadır. Bana bilinemezci diyebilirsiniz, ama en çok, gençliğinde dinsel prangalarla beyni yıkanmış olan ve bundan kurtulmanın içerdiği acı dolu eylemden kaynaklanan hevesle hareket eden profesyonel ateistin savaşçı ruhunu paylaşmıyorum. Ben doğanın ve kendi varlığımıza ilişkin olarak zihinsel kavrayışımızın zayıflığına karşılık gelen alçakgönüllü bir tutum izlemeyi tercih ediyorum.

Albert Einstein, to Guy H. Raner Jr., September 28, 1949; from Michael R. Gilmore, “Einstein’s God: Just What Did Einstein Believe About God?,” Skeptic, 1997, 5(2):64.

(Cizvit bir rahibin bakışıyla ateist, kendi görüşü değil. Ve kendisine agnostik denilebileceğini belirtiyor)

“I’m absolutely not an atheist and I don’t think I can call myself a pantheist. The problem involved is too vast for our limited minds. We are in the position of a little child entering a huge library filled with books in many languages. The child knows someone must have written those books. It does not know how. It does not understand the languages in which they are written. The child dimly suspects a mysterious order in the arrangements of the books, but doesn’t know what it is. That, it seems to me, is the attitude of even the most intelligent human being toward God. We see the universe marvelously arranged and obeying certain laws but only dimly understand these laws. (…) I am fascinated by Spinoza’s pantheism, but admire even more his contribution to modern thought because he is the first philosopher to deal with the soul and body as one, and not two separate things “

Ben kesinlikle bir ateist değilim ve kendime panteist diyeceğimi de sanmıyorum. Sözkonusu problem, sınırlı zihnimize göre çok geniştir. Çeşitli dillerde yazılmış kitaplarla dolu büyük bir kütüphaneye giren küçük bir çocuk gibiyiz. Çocuk bu kitapları birinin yazmış olduğunu bilir. Nasıl olduğunu bilmez. Kitapların yazıldıkları dilleri anlamaz. Çocuk bulanık bir şekilde bu kitapların düzenlenişinde gizemli bir düzen olduundan şüphe duyar, ama onun ne olduğunu bilmez. Bana öyle geliyor ki Tanrı’ya yönelen en aydın insan varlığının dahi tutumu böyle bir şeydir. Evrenin harikulade düzenlenmiş olduğunu ve belli yasalara uygun hareket ettiğini görüyoruz ama bu yasaları sadece bulanık bir şekilde anlayabiliyoruz. Spinoza’nın panteizmine hayranım, ama onun modern düşünceye katkısına çok daha fazla hayranım, çünkü o ruh ve bedeni, iki ayrı şey değil de bir bütünmüş gibi gören ilk filozoftur.

Frankenberry, Nancy K. (2009-08-11). The Faith of Scientists: In Their Own Words. Princeton University Press. p. 153. ISBN 978-0-691-13487-1.

(Einstein, burada ateist olmadığını açıkça belirtiyor. Spinoza’nın panteizmine hayran olduğunu ama kendisini bir panteist olarak belirtemeyeceğini de söylüyor. Yani, Einstein ateist değil ve en yakın olduğu akım ise panteizm. Ama nasıl panteizm? Görelim:)

“I have never imputed to Nature a purpose or a goal, or anything that could be understood as anthropomorphic. What I see in Nature is a magnificent structure that we can comprehend only very imperfectly, and that must fill a thinking person with a feeling of humility. This is a genuinely religious feeling that has nothing to do with mysticism.”

Ben asla Doğaya bir amaç ya da hedef, ya da insanmerkezci olarak anlaşılabilecek herhangi bir şey yüklemedim. Doğada gördüğüm şey, bizim oldukça yetersiz bir şekilde kavrayabileceğimiz ve insanı küçük bir varlık hissiyle dolduracak olağanüstü bir yapı olduğudur. Bu gerçekten mistisizmle hiçbir ilgisi olmayan bir dinsel duygudur.

Albert Einstein, replying to a letter in 1954 or 1955; from Albert Einstein the Human Side, Helen Dukas and Banesh Hoffman, eds., Princeton, New Jersey: Princeton University Press, 1981, p. 39.

EİNSTEİN’IN KOZMİK DİNSEL DUYGUSU

How can cosmic religious feeling be communicated from one person to another, if it can give rise to no definite notion of a God and no theology? In my view, it is the most important function of art and science to awaken this feeling and keep it alive in those who are receptive to it.

We thus arrive at a conception of the relation of science to religion very different from the usual one. When one views the matter historically, one is inclined to look upon science and religion as irreconcilable antagonists.

 

(…)I maintain that the cosmic religious feeling is the strongest and noblest motive for scientific research. (…)It is cosmic religious feeling that gives a man such strength. A contemporary has said, not unjustly, that in this materialistic age of ours the serious scientific workers are the only profoundly religious people.

 

Tüm bu –dinsel- tiplerde ortak olan Tanrı kavramı insanmerkezci karakteridir. (…) Ama tüm bunlarda bulunan dinsel deneyime dair bir üçüncü aşama vardır, saf haliyle çok seyrek olmakla birlikte: ona kozmik dinsel duygu adını vereceğim. Bu duyguyu, hiç yaşamamış birine, özellikle buna karşılık gelecek Tanrı’ya ilişkin hiç insanmerkezci olmayan bir kavrama sahip olmayan birine izah etmek çok zordur.

 

Kozmik dinsel duyguyu insanlar birbirlerine nasıl iletebilirler, hele ki Tanrı’ya ilişkin bir tanım vermiyorsa, bir teoloji öğretisi vermiyorsa? Bence, sanat ve bilimin en önemli işlevi, onu almaya açık olanlar için, bu duyguyu diriltmek ve canlı tutmaktır.

 

Bu şekilde din ile bilimin ilişkisine dair, bilindik olandan çok farklı bir kavrama ulaşıyoruz. Bir kişi konuyu tarihsel olarak ele alsa, bilim ve dinin uzlaşmaş karşıtlıklar olarak görmeye başlar.

 

(…) Ben iddia ediyorum ki kozmik dinsel duygu bilimsel araştırma için en güçlü ve muhteşem güdüdür. (…) Bir insana böyle bir gücü kozmik dinsel duygu verebilir. Bir çağdaşım söylemişti, haksız olmayarak, bizim materyalistik çağımızda ciddi bilimsel araştırmacılar tek en derin dinsel insanlardır.

New York Times Magazine on November 9, 1930 pp 1-4. It has been reprinted in Ideas and Opinions, Crown Publishers, Inc. 1954, pp 36 – 40. It also appears in Einstein’s book The World as I See It, Philosophical Library, New York, 1949, pp. 24 – 28.)

The religion of the future will be a cosmic religion. It should transcend personal God and avoid dogma and theology. Covering both the natural and the spiritual, it should be based on a religious sense arising from the experience of all things natural and spiritual as a meaningful unity. Buddhism answers this description. If there is any religion that could cope with modern scientific needs it would be Buddhism. If people are good only because they fear punishment, and hope for reward, then we are a sorry lot indeed.

 

Geleceğin dini kozmik bir din olacak. Kişisel Tanrıyı aşmalı ve dogma ile teolojiden kaçınmalıdır. Hem doğal hem de tinsel dinselliği kuşatarak, anlamlı bir bütünlük olarak doğal ve tinsel her bütün her şeyin deneyiminden doğa bir dinsel duygu üzerinde kurulu olmalıdır. Budizm bu tanıma cevap verir. Eğer modern bilimsel ihtiyaçlarla başa çıkabilecek herhangi bir din varsa o Budizm olur. Eğer insanlar sadece cezalandırılmak korkusuyla ve ödüllendirmek umuduyla iyi insan iseler; bu durumda, gerçekten çok üzgünüz.

Albert Einstein, quoted in Madalyn Murray O’Hair, All the Questions You Ever Wanted to Ask American Atheists (1982) vol. ii., p. 29

Kaynak alıntıları Milliyet Blog/ Felsefe’nin “Einstein ve Din” yazısından yapılmıştır.

SONUÇ

Yazdıklarından kesin olarak anlaşılmaktadır ki; Einstein kişisel merkezci bir tanrıyı reddediyor ve geleneksel din anlayışlarına, dinlerin ölümden sonraki inançlarına karşı çıkıyor ve bunları çocuksu buluyor.

Bu görüşlerinden dolayı ateistlikle yaftalandığını ama kesinlikle ateist olmadığını, kendisine ancak agnostik-bilinemezci denilebileceğini söylüyor. Bunun yanında Spinoza’nın tanrısına inandığını ve panteizme büyük bir hayranlık duyduğunu da söylüyor. Fakat bu sadece hayranlıkla sınırlı. Çünkü kendisini diğer panteistler gibi doğaya bir yaratıcılık, bir amaç yükleyen inançta görmediğini belirtiyor.

Einstein mevcut dinleri kabul etmiyor ve bu dinlerin gelecekte sona ereceğini düşünüyor. Bunların yerini kendi isimlendirdiği ve önerdiği “Kozmik din”in alacağını söylüyor ve hatta öneriyor. Bu dinin Budizm’le benzeştiriyor. Önerdiği dinin bir çeşit panteizm olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır.

Peki Einstein’ın siyasi görüşü neydi?

Einstein sosyalistti. İlgili yazı için:

https://panteidar.wordpress.com/2013/01/20/albert-einstein-neciydi-2/

 

Bu yazı Din, Uncategorized içinde yayınlandı ve , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

ALBERT EİNSTEİN NECİYDİ? için 8 cevap

  1. exhorder dedi ki:

    Ateist genelde benim gibi düşünen, yaşam tarzı olan kişilerdir. Bunun için yazılarımı takip etmeniz yeterli🙂 Ateizm için öncelikli olarak ontolojik alanda materyalizmi benimsemek gerekir. Şahsen, lise yıllarımda beni etki altına alan en büyük düşünür baron d’holbach’ın mekanist materyalist sistemi olmuştu. Lise bitmeye yakın 17 yaşında iken, Diyalektik materyalist felsefi sistemlerle tanıştım. Marx, Engels, Lenin ve Stalin’in Sol yayınlarından bir çok kitabını okudum. Mekanist burjuva fransız materyalizmide terk ederek, Marksist-Leninist oldum.

    Bilinmezcilik daha çok, Anglosakson kökenli bir akımdır. Diğer adı agnostisizm olarak adlandırılır. Darwin, Spencer, Huxley -kurucu- ve ontolojik alanda da Hume bunlara örnek. Panteizm, Spinoza ve Giordano Bruno gibi kişilerce temsili olmuştur. Oysa Ateizm, Fransa kökenlidir ve din karşıtı Holbach ile diğer Aydınlanmacılar bunun modern dönemdeki ilk temsilcileri olmuştur.

    Einstein’ın sözlerine bakarsak, gençliğinde musevi, sonradan panteist olmuştur. Çünkü ifadelerinin birisinde “Benim tanrım Spinoza’nın tanrısıdır” diyor. Spinoza ise madde-tanrı birleşimine inanan ve madde ile evrende psişik ruh varolduğunu savunan Panteist inanca sahip kişilerdir.

    Dolayısıyla, Albert Einstein, Ateist (Tanrıtanımaz) ya da Agnostik (Bilinmezci) değil, Kamutanrıcı yani Panteisttir.

  2. Seymur dedi ki:

    sayin Serdar Kangil bey yazdiginiz mekaleleri seve-seve okuyorum.Paralel olarak ünlü yönetmen Aaron Russonun ,Rokfeller ailesi hakda verdiyi aciklamalardan sonra öldürüldüyü düsünülen belgesel filmleri ve öylecede Jacque Fresconun Venus projesi ile yakindan ilgileniyorum.Bu proje tum dünya insanlari ,yani hepimiz icin cok önemli.Progede ne kadar para sistemi mevcutsa biz. insanlar kul gibi yasamaya devam edeceyiz diyor.Proje tüm dünya insanlarini birlesmeye davet ediyor.Prezidentsiz ,Basbakansiz ,Senatsiz,Kongresmensiz bir dünyayi tercih ediyor.Evet sayin Serdar bey ve saygideyer site okuyuculari cok rica ediyorum,Jacque Fresconun Venus projesi ile Yootubede tanisin ve destek olun .Buna tüm insanligin ihtiyaci var ,mesela bu projeyle bagli güzel bir mekale yazarsaniz eyer cok yardim etmis olursunuz.Kisacasi evet ne kadar Prezidentlik ,basbakanliq, konqresmenlik senatorluk dünyasinda yasarsak ,birak Suriye ve Iraki tüm dünyada hep kanlar durmadan akicak.Buna bir dur demenin ,son vermenin tam zamani geldi artik.Rusiya ,Fransa ,Avstriya ülkeleri artik yeteri kadar bu projeyi desteklemekteler.Sunu bizlerde yapa biliriz .Cok rica ediyorum insanliga katkida bulunalim.Tesekkürler .

    • ……insanlığın temelinde anlatılmaz anlatılamaz bir gücün olduğu aşikardır.. .hatta anlatılması dahi doğru olmayan.. bu temelin …..ben varlığın temeli olduğunu düşünüyorum… bu temelin anlatılmasının artık bir kenara bırakılıp tamamiyle yaşanması gereken bir olgu olduğu ….anlaşılması grerekmektedir. din tamamlanmıştır demekte zaten tam olarak budur.

      bu söylenmek istenmiştir….kısacası o anlaşılamayan taarif edilemeyen her defasında isimlendirilmesi taarif edilmeye kalkışılması noktasında hep yanıltan bu güç…….ün.anlatılmaz yaşanır ..olduğunu kabul etmek ve burdan hareketle toplum sosyalitesini en temel kurallarını yani olmazsa olmazlarından alarak …nitelikli bir yaşama başlamanın doğrusu olacagı kabul edilmelidir….. insanoğlunun yapması gereken işk şey saglıklı üremenin kural ve kaidelerini saptamalı. evlilikler bu yünde yapılmalı ve çocuğun yaşama nasıl hazırlanacagı onun nasıl büyütülecegi gerçegine ulaşmaları kaçınılmaz esastır..bu yapılmaz ise asla ve asla kaliteli bir yaşamdan bahsedilemeyecegi açıktır… nasıl ki kötü bir kumaştan orijinalite elde edilemez ise saglıklı bir çocuğun olabilmesi adına şartları yerine getirmeden üremeye kalkışılırsa o çocuktanda aydın bir insan elde edilemeyecektir ….bu bu kadar açık ve gerçektir…dogru dna lar üzerinden hareket edilmelidir bu insanoğlunun olmaz ise olmazıdır bundan kaçınılmamalıdır …..bu ciddiye alınması gerek bir kuraldır……teşekkürler…

  3. ozan dedi ki:

    E Kur’an da bunu diyor zaten;

    Ben kesinlikle bir ateist değilim ve kendime panteist diyeceğimi de sanmıyorum. Sözkonusu problem, sınırlı zihnimize göre çok geniştir. Çeşitli dillerde yazılmış kitaplarla dolu büyük bir kütüphaneye giren küçük bir çocuk gibiyiz. Çocuk bu kitapları birinin yazmış olduğunu bilir. Nasıl olduğunu bilmez. Kitapların yazıldıkları dilleri anlamaz. Çocuk bulanık bir şekilde bu kitapların düzenlenişinde gizemli bir düzen olduundan şüphe duyar, ama onun ne olduğunu bilmez. Bana öyle geliyor ki Tanrı’ya yönelen en aydın insan varlığının dahi tutumu böyle bir şeydir. Evrenin harikulade düzenlenmiş olduğunu ve belli yasalara uygun hareket ettiğini görüyoruz ama bu yasaları sadece bulanık bir şekilde anlayabiliyoruz. Spinoza’nın panteizmine hayranım, ama onun modern düşünceye katkısına çok daha fazla hayranım, çünkü o ruh ve bedeni, iki ayrı şey değil de bir bütünmüş gibi gören ilk filozoftur.

  4. karaca dedi ki:

    Cennet mekanın olsun aynştayın,hiç olmazsa Allah kitap deyip insanları peşinden sürüklemedin,
    sonrada,ne var ne yok zimmetine geçirmedin,yani insanlık hakkını üzerine geçirdiğini hiç zanetmiyorum,sen doğru bildiğini içinden geçeni söylemişsin bunda kusur yok,ya göründüğü gibi olmayanlar milletin hakkını üzerine geçirip,pis pis sırıtanlara ne demeli aynştanyn dediğim gibi cennet mekanın olsun.iyi adammışsın allah rahmet eyleye toprağın bol olsun hiç olmasa insanları din diye kandırmadın.

  5. kuantum-agnostik dedi ki:

    ‘Tanrının formülü’ adlı kitapta aynstaynın okunmasını önerebilirim. Kitapta ‘ rab mahirdir, zalim degil. Kendini gizlemesi sinsiliğinden degil , yüceliğindendir.’ Şifre sözü… sonu ilginc ve yoruma acik … tamamen bilimsel kanit ve gerceklerle yazilmis bir kitap…

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s