KUR’ANDA ve İSLAM’DA KURBAN

KURBANIN KÖKENİ

ibr

İslam’da kurban sözcüğünün Arapçadaki k-r-b-kurb kökünden geldiği ve Arapça’da -an eki olmadığından, kurban sözcüğünün Farsça’dan geçtiği öne sürülür. Doğrusu İbranicedeki “korban” sözcüğünden geldiğidir. Kurbanın kelime anlamı armağan sunarak yakınlaşmak, bağlılığını göstermek, sevgisini-saygısını belirtmektir. Bildiğimiz anlamda hayvan kesme olarak kurbanın Arapça karşılığı ise “zibh”tir. Kur’an’da kurban sözcüğü Ali imran suresi 183, Maide suresi 27 ve Ahkaf suresi 28. ayetlerde geçer. Zibh sözcüğü ise sadece Saffat suresi 107. ayetinde geçmektedir.

Kurbanın kökeninin paleolitik çağa yani taş devrine kadar dayandığı tahmin edilmektedir. Platon’a göre kurban, ilahlara sunulan armağandır. Armağan sunmanın nedeni, insanlara korku veren doğa olaylarını ilahların kızgınlığına bağlayıp onlara hoş görünmeye çalışmaktır. Eski toplumlarda kurban, bir bitki olabildiği gibi, bir hayvan ve insan da olabiliyordu. Bu açıdan kurban, kanlı kurban ve kansız kurban olarak iki türe ayırılabilir.

Kurban armağanı bireysel veya topluca ayin törenleriyle sunulur. Seçilen kurbanın, bitkiler içinde ürünün en kaliteli, hayvanlar içinde de en besili, en sağlıklı olmasına özen gösterilir.  Kurbanlar, tapınakların sunaklarında sunulduğu gibi, sunulan ilahın cinsine göre değişik yerlerde de sunulabilir. Örneğin dağda, deniz kenarında, yeraltında veya mezarlarda. Kurban ayinleri genellikle hasat döneminde yapılır. Ayrıca ilk ve  son başaklar biçilmez, tarlada bırakılır. Tohum ekenler kadın olur ve  cinsel objeler kullanılır. Kurban, armağan olmasının yanında tarım ve bereketle olduğu gibi cinsellikle de yakından ilişkilidir.

Eski Türklerde Kurban:

Türklerin eski inanç sistemine göre aşağı yukarı kurbansız ayin yapılmaz. Kurban mefhumunun da eski Türkçede tam karşılığı kesin olarak bilinmemektedir. Günümüz Türk boylarında tayılga ve hayılga kelimeleri varsa da, Moğolcadan geçtiği düşünülmektedir. Saha Türkçesinde kurban anlamına gelen kereh sözü vardır. Oyunun iştirakıyla ruhlara sunulan kurbana denilir. Kurban edilen atın, sırıklara takılan derisine de bu ad verilir. Eski Türk yazıtlarında da bu kelimeyi görmek mümkündür.

Kanlı kurbanlardan başka bir de kansız kurbanlar vardır. Saçı denilen buğday, süt, kımız, yağ gibi armağanlar ile  yalma denilen ağaçlara veya kamın davuluna bağlanan paçavralar, ateşe yağ atma, tözlerin ağızlarını yağlama ve kımız serpme gibi törenler bu kansız kurbanlardır. Kansız kurbanların en önemlisi ruhlara bağışlanarak başı-boş salıverilen hayvanlardır. Bu tür kurbanlara eski Türkler “ıduk” demişlerdir. Bunun kelime karşılığı “salıverilmiş”, “gönderilmiş” demektir. Terim olarak “tanrıya gönderilmiş, tanrıya bağışlanmış hayvan” anlamını taşır. Bu hayvana yük vurulmaz, sütü sağılmaz, yünü kırpılmaz.

En önemli kurban attır. Attan sonra koyun gelir. Gerek bugün Kök Tengri dinini devam ettiren Türklerde, gerekse müslüman olmuşlarda kurban için en makbul hayvan erkek olanlardır. Dede Korkut hikayelerinin kahramanları Oğuz Türkleri kurban olarak “attan aygır, deveden buğra, koyundan koç” kesmişlerdir. Kırgız ve Kazaklarda da aynı motiflere rastlanılır.
Kurban edilen hayvanların kemikleri kırılmaz. Köpeklere verilmez. Ateşe atılır veya yere gömülür. Bazı özel törenlerden soma kurban kemikleri toplanarak, bir kaba konulup, kayın ağacına asılır. At kurbanlarının kafatası ise bir sırık üzerine konulur.

Sümerlerde Kurban:

Asurlularda kesilen oğlak ya da kuzu gibi yavru hayvanların, insanların bütün günahlarını temizleyeceklerine inanılır. Babil’de haftanın yedinci günü olan cumartesi ugursuz sayılır ve bu ugursuzluktan kaçınmak için adaklar adanıp kurbanlar kesilir. Sümerlerde en degerli kurban kuzudur. Ancak domuz da dahil diğer hayvanlar da kurban edilirler. Bir hastanın günahlarına karşılık olarak domuz kurban edilir ve hayvanın gövdesi altı parçaya bölünerek hastanın üzerine bırakılır. Kutsal sularla yıkanan hastanın başı için domuzun başı, karnı için domuzun karnı ve diger organları içinde domuzun organları kişinin günahlarına karşılık olmak üzere cinlere sunulur.

Azteklerde İnsan Kurbanı:

Aztekler güneş tanrısına günlük besin olarak insan kanı ve yüreği sunmak gerektiğine ve “güneş insanları” olarak kendilerinin de tanrıya bu kurbanı bulmakla yükümlü olduklarına inanırlardı. Kurban yürekleri quauhtlehuanitl’e (yükselen kartal) sunulur ve quauhxicalli’de (kartal vazosu) yakılırdı. Savaşta ya da sunak taşında ölen savaşçılara quauhteca (kartalın insanları) denirdi. Savaşçıların öldükten sonra, ilkin güneşin parlak kuyruğunun bir parçasına dönüştüğüne, dört yıl sonra da sonsuza değin kolibrilerin bedeninde yaşamaya başladıklarına inanılırdı.

Aztek yılının ikinci dinsel tören ayı olan Tlacaxipehualiztli’de (İnsanlann Yüzülmesi), rahipler yüreklerini çıkararak insanları kurban ederlerdi. Daha sonra bu kurbanların yüzülerek sarıya boyanan ve teocuitlaquemitl (altın giysi) denen derilerini üzerlerine giyerlerdi. Öteki kurbanlar ise bir çerçeveye bağlanarak oklarla öldürüldü. Yere damlayan kanlarının verimli ilkbahar yağmurlarını simgelediğine inanılırdı. Xipe Totec, onuruna söylenen bir ilahide, Yoalli Tlauana (Gece İçkicisi) olarak anılırdı. Bunun nedeni bereketli yağmurların gece yağdığına inanılmasıydı. Aynı ilahide Xipe Totec’e, bereketin simgesi Ouetzalcoatl’ı getirdiği ve kuraklığı önlediği için şükranlar sunulurdu.

Yahudi ve Hristiyanlarda Kurban:

Yahudilikte iki tür kurban vardı. Yakma kurban ve takdimeler. Süleyman Mabedinin yıkılmasından sonra Kurban ibadeti askıya alınmıştır. Günümüzde Yahudiler, günahlardan arınmak için horoz veya tavuk kurban eder, etlerini fakirlere dağıtırlar.
Hıristiyanlıkta ise İsa’nın çarmıhta bütün insanlığın günahları için kendisini kurban ettiğine inanılır. Ekmek-şarap ayini bu kurbanı temsil eder. Dolayısıyla kurban kesmeye gerek duymazlar.

İslam’da Kurban

İslamiyet öncesi Kureyş putperestleri de aynı diğer toplumlar gibi kurban kesmekteydiler. Kabe’de her kabile kendi putuna ve ilahına kurban keserdi. Hatta insan kurban etmeye girişimlerin de olduğu ama engellendiği rivayet edilir. Hz. Muhammed’in dedesi Abdulmuttalip’in “10 oğlum olursa birini kurban edeceğim” dediği ve gerçekleşmesi üzerine kura çektiği, kuranın peygamberin babası Abdullah’a çıktığı söylenir. Ama Kureyşliler insan kurbanının yaygınlaşmasını engellemek için buna izin vermedikleri, Abdullah’ın yerine 100 deve kurban edildiği öne sürülür.

Tevrat’ta İbrahim’in İshak’ı kurban etme girişimi, Kur’an’da isim belirtilmemesine rağmen İslam’da İsmail’in kurban edilmek istenmesi ve bu esnada Cebrail tarafından bir koçun  indirilmesiyle evlat-insan kurbanından kurtulunduğu şeklinde aktarılır. Kur’an’da Saffat suresinin 100 ve 111. ayetleri arasında İbrahim’in bir oğul istediği ve Allah’ın bunu kabul ettiği, daha sonra da rüyasında kurban emrinin geldiği ve tam kurban edeceği sırada oğlu yerine koyun verildiği anlatılır. Ve hemen ardından 112. ayette daha sonra İbrahim’e İshak’ın da müjdelendiğini yazar. Buradan anlaşılır ki Kur’an, kurbanlık oğul olarak İsmail’i kastetmektedir ki bu durum Tevrat’la çelişir. Tevrat net olarak kurban edilmek istenen oğulun İshak olduğunu yazar.

Saffat 101. Biz de kendisine yumuşak huylu bir oğul müjdeledik.

Saffat 107. Ve ona büyük bir kurbanlık fidye verdik.

Saffat 112. Ona bir de salihlerden bir peygamber olmak üzere İshak’ı müjdeledik.

Yaratılış, 22: 9. Tanrı`nın kendisine belirttiği yere varınca İbrahim bir sunak yaptı, üzerine odun dizdi. Oğlu İshak`ı bağlayıp sunaktaki odunların üzerine yatırdı.

Diğer taraftan yine Tevrat’a göre İbrahim, karısı Sara’nın güzelliğinden etkilenen kralların hediyeleri sayesinde büyük bir zenginliğe kavuşmuştur. Binlerce davara-sığıra sahiptir ve muhtemelen celeplik yani hayvan tüccarlığı yapmaktadır.

Hz.İbrahim’in davar zenginliği ile kurban şartı arasında bir bağ olup olmadığını kesin olarak bilemesek de, bir erkek evlat sahibi olmak için bir başka erkek evladını kurban etmenin normal bir insanlıkla bağdaşmayacağını anlamak bir insan için zor değil. Üstelik bir rüyaya dayanarak. Günümüzde bile bu tür rüyaları Allah’tan zannederek çocuğunu kesen babalara rastlayabilmekteyiz.

Kur’an’da kurban kesmek sadece hacılara farz olarak belirtilir. Herhangi bir sebeple hacca gidemeyenlerin ise kurbanlarını hacca ulaştırmaları istenir.

Bakara: 196. Hac ve umreyi de Allah için tamam yapın. Eğer bunlardan alıkonursanız, o zaman kolayınıza gelen bir kurban gönderin. Bununla beraber bu kurban, kesileceği yere varıncaya kadar başlarınızı tıraş etmeyin. İçinizden hasta olana veya başından bir rahatsızlığı bulunana tıraş için oruç veya sadaka yahut da kurbandan ibaret bir fidye gerekir. Engellemeden kurtulduğunuz zaman da her kim hacca kadar umre ile sevab kazanmak isterse, ona da kolayına gelen bir kurban gerekir. Bunu bulamayana ise üç gün hacda, yedi de döndüğünüzde ki tam on gün oruç tutması lazım gelir. Bu hüküm, ailesi Mescid-i Haram civarında oturmayanlar içindir. Allah’tan korkun ve bilin ki Allah’ın azabı gerçekten çok şiddetlidir.

Buna rağmen hacca gitmeyenlerce de kesilir hale gelmiştir. Hacıların kestiği güne denk getirilmesiyle birlikte gelenekselleşmiş ve zamanla bayrama dönüştürülmüştür. Muhtemelen hacca gidemediği gibi, kurban da gönderemeyenler; kurbanlarını kendi bölgelerinde kesmesiyle yaygınlaşmıştır. Şamanlıktan gelen kurban kesim ve adak geleneği ile de yabancı olunmayan bu durum kolayca benimsenmiştir. Önceleri Kur’an’da Kevser suresinde peygambere emredilmiş olmasından dolayı sünnet olarak iddia edilen kurban, zaman içinde vacipmiş gibi ifade edilir olmuştur. Bu konuda Hanefilik vacip derken, Şafilik, Malikilik ve Hanbelilik sünnet olarak nitelendirmiştir.

Kurban kesmeye delil olarak gösterilen; Kevser süresindeki “venhar” kelimesidir.
Bu kısa surede Hz.Muhammed’e seslenildiği gibi, venhar sözcüğü sadece boğazlamak-kesmek anlamına gelmez. Elini göğsüne koymak, boyun eğmek, kıyam etmek gibi anlamlar da taşır.

Şüphesiz, Biz sana Kevser’i verdik.
Şu halde Rabbin için namaz kıl ve kurban kes. ( Öyleyse rabbine bağlan ve boyun eğ)
Doğrusu, asıl ebter (soyu kesik) olan sana kin duyandır.

Ayette “size” değil “sana” deniyor, dolayısıyla peygambere hitap ediliyor. Yani, söylendiği gibi bu ayet kurbanın vacip-farz olduğunu göstermez. Kaldı ki bu surenin Mekki olduğu söylenir. Oysa Mekke döneminde hac ve kurban yoktur. Bu da ayetteki “venhar” sözcüğü ile “kurban kes” değil, “boyun eğ” emri verildiğini güçlendirir.

Kurbanı şart göstermek için Kevser suresi dışında bazı sahih olmayan hadislere de dayanılır. Özellikle Tırmızi’nin her yıl müslüman bir ailenin kurban kesmesinin vacip olduğunu bildiren hadis, kurban kesmeyi adet haline getirmiştir.

Bir bakıma Hacca gidemeyenlerin kurbanlarını Mekke’ye göndermeleri yerine kendilerinin kesmesi daha doğrudur. Hiç olmazsa fakir-fukara da nasiplenmiş olur. Zaten Hac’da kesilen milyonlarca kurbanın sadece %10-15’lik bölümü değerlendirilebilmekte, %90’ına yakını telef olmaktadır. Bu nedenle gelenek haline gelen kurban kesimlerinin olumsuz nitelendirilmesi yerine, kesim ve hijyen ortamlarının modernleştirilmesi daha doğru olacaktır. Bunun yanında kurbanın sadece kan akıtmak demek olmadığı, Allah için fakirlere farklı yardımlar ve hediyeler de sunmanın da bir çeşit kurban olduğundan toplumun bilgilendirilmesi gerekir. Her ne kadar buna cesaretle girişen birkaç din adamı dinciler tarafından aforoz edilmeye ve itibarsızlaştırılmaya çalışılsa da, gelecekte doğruların yerleşeceğinden şüphe yoktur.

Reklamlar
Bu yazı Din içinde yayınlandı. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

KUR’ANDA ve İSLAM’DA KURBAN için 1 cevap

  1. Geri bildirim: Kur’an’da ve İslam’da Kurban | Hayvan Özgürlüğü Çevirileri

Yorumlar kapatıldı.