KUR’AN’IN TAHRİFİYLE İLGİLİ İDDİALAR

KUR’ANDAN ÇIKARILANLAR – KUR’AN’A EKLENENLER- UNUTTURULANLAR

– Bakara ve Âl-i İmrân, Felak ve Nâs sûreleri uzunluğunda sûrelerin unutturulduğu,

– Ahzab Sûresi’nin önceleri Nur Sûresi kadar olduğu ve içinde recm âyetinin bulunduğu ,

– Kur’an kitaplaştırılırken Tevbe Sûresi’nden son iki âyetin yalnız Huzeyme b.Sabit’in yanında bulunduğu ve kitap/mushaf haline getirilirken Kur’an’dan bildiklerini bildirenlerden en az iki şahit istendiği halde (es-Sicistani, Age, 12.), Huzeyme’nin şahitliğini Rasulullah bir tarihte iki kişinin şahitliği yerine saydığı (Zerkeşi, Age. 1/234; el-Hûî, Age, 244, 246) veya Osman/Ömer kendisine şahitlik yaptığı (es-Sicistani, Age; el-Hûî, Age, 244) için bu iki âyetin sadece onun haberiyle Kur’an’a alındığı ve Tevbe Sûresi’nin sonuna yerleştirildiği (es-Sicistani, Age.17),

– Kur’an’dan iki sûre olup Übey b.Ka’b’ın da Mushaf’ında yazılı olduğu halde Kunut dualarının Kur’an’dan çıkarıldığı (Zerkeşi, age, 2/37),

– Bi’ri Maûne’de öldürülenlerle ilgili indiği iddia edilen “Halkımıza bildirin ki biz Rabbimize kavuştuk, O bizden razı oldu, biz de ondan” anlamındaki âyetin uzun süre okunduktan sonra neshedildiği (Buhari, cihad, 9, meğazi, 28; Müslim, mesacid, 54, hadis no, 297),

– “Tevbe Sûresi uzunluğunda bir sûrenin uzun zaman okunduktan sonra unutturulduğu ve ondan ‘Âdemoğlunun iki vadi dolusu altını olsa üçüncüsünü ister’ anlamındaki kısmın akılda kaldığı” (Zerkeşi, el-Burhan fi Ulumi’l-Kur’an, 1/234; el-Hûî, Age, 244, 246),

– “Müsebbihat sûrelerinden birine benzeyen bir sûre bir müddet okunduktan sonra unutturulduğu ve ondan “Ey iman edenler, yapmadığınız şeyi niçin söylersiniz? Böyle demeniz, boynunuzda şahitlik olarak yazılır ve kıyamet günü ondan sorumlu olursunuz” anlamındaki kısmın hatırlandığı”(Zerkeşi, Age, 2/37, Suyuti, Age. 2/67),

– Übey b.Ka’b’ın Zirr’e “Ahzab Sûresi’nin Bakara Sûresi veya ondan daha uzun olduğunu söylediği (el-Hûî, Age. 204, (Muntehabu Kenzi’l-Ummal, İbni Hanbel,Müsned’i hamişinde, 2/43’den naklen),

– İbni Şihab’ın “Çok miktarda Kur’an indiğini öğrenmiştik, onu ezberleyenler Yemame savaşında şehit oldular, onlardan sonra o Kur’an ne yazıldı, ne bilindi” dediği (Muntehabu Kenzi’l-Ummal, Aynı yer. 2/50),

– Ömer’in, Abdurrahman b.Avf’a “Bize indirilenin içinde “İlk başta cihad ettiığiniz gibi cihad ediniz” ifadesini görmedin mi? diye sorduğu, onun da “Kur’andan çıkarılanlar arasında o da çıkarıldı” dediği (Suyuti, Age. 2/67),

– İbni Ömer’in “Biriniz Kur’an’ın tümünü öğrendim, diyecektir, Oysa tümünün ne olduğunu biliyor mu? Kur’an’dan çok şey kaybolmuştur, onun yerine ‘Kur’an’dan zahir/mevcut olanı aldım, desin’ diye söylediği (Suyuti, Age. 2/65),

– Mesleme b.Mahled el-Ensari’nin bir gün, Ebu’l-Künud Sa’d b.Malik yanlarında iken, kişilere “Kur’an’dan olup Mushaf’a yazılmayan iki âyeti bana söyler misiniz? dediği, bilemeyince, onlara “İman edenler, hicret edenler, mallarıyla ve canlarıyla Allah yolunda cihad edenler, size müjdeler olsun kurtulanlar sizlersiniz. Onları barındıranlar ve yardım edenler, onlar için Allah’ın kendilerine gazap ettiği kavimle mücadele edenler, yaptıklarının karşılığı olarak onları sevindirecek nelerin hazırlandığını hiçbir kimse bilmez” âyetleri olduğunu söylediği” (Suyuti, Age. 2/67),

– “Sahabeden iki kişi Rasulullahtan bir sûre ezberlemişlerdi. Aradan zaman geçtikten sonra bir gece namaz kılarken bu sûreyi okumak istediler, fakat sûreyi tam olarak okuyamadılar. Sabahleyin Rasule uğrayıp durumu anlatınca Rasulullah “bu sûre neshedilen sûrelerdendir. Üzerinde durmayınız” dediği (Suyuti, Age. 2/67,
Taberani, es-Sunenu’l-Kebir’den naklen),

– “Hz.Aişe’nin “Ahzab sûresi Rasulullah zamanında ikiyüz âyet olarak okunduğu, ama Osman Mushafları yazdırdığı zaman şu an mevcut olandan başkasını bulamadığı”nı söylediği (Suyuti, Age. 2/65), veya Übey b.Ka’b’ın Ahzab’ın Bakara Sûresi uzunluğunda 200 âyet olduğunu söylediği (Suyuti, Age. 2/66),

– “Önceleri on kez süt emme ile sütkardeşliği/evlenme yasağı gerçekleşirken, bunun neshedildiği ve beş kez emme ile evlenme yasağının/haram hükmünün getirildiği ve bunun Rasulullah öldükten sonra da Kur’an’da okunduğu halde kaybolduğu” ,

– Peygamber’in cenazesi ile uğraşıldığı sırada on emme ile sütkardeşliğinin sabit olduğu âyetin bulunduğu sayfayı keçinin yediği veya “yaşlı kadın ve erkek zina ederlerse onları recmedin” anlamındaki âyetin ve on emmenin bulunduğu yaprağı bu ortamda tavukların yediği ,

– Evli kadın ve erkeğin (şeyh-şeyha) zina etmesi durumunda recmedileceğini belirten âyeti Kur’an tedvin edilirken getiren Ömer’in şahidi bulunmadığı için Kur’an’a yazılmadığı (el-Hûî, Age, 244, 246) veya uzun zaman insanlar tarafından okunduğu halde bu âyetin sonradan terk edildiği (Suyuti, Age. 2/66,

– Ömer’in halife iken “halktan korkmasaydım, bu âyeti Kur’an’a yazardım” dediği ve “Allah, Muhammed’i elçi olarak gönderdi ve ona Kitabı indirdi, Allah’ın indirdikleri arasında recm âyeti de vardı, onu okuduk, anladık ve ezberledik, onun için Rasulullah recmetti, biz de ondan sonra recmettik, insanların üzerinden uzun zaman geçince, birilerinin “vallahi recm âyetini Kur’an’da bulamıyoruz, deyip Allah’ın indirdiği bir farzı terk ederek sapmalarından korkarım, zina eden evli kadın ve erkeklerin zina ettiklerinin delille sabit olması veya kadının gebe kalması yahut itiraf etmeleri durumunda recmedilmeleri Allah’ın kitabında bir hak/gerçektir” dediği” ve “Babalarınızdan yüz çevirmeyin, çünkü bu bir küfürdür/nankörlüktür” anlamındaki âyetlerin sonradan çıkarıldığı, türünden bir sürü âyetin Kur’an’dan neshedildiği, çıkarıldığı, kaybolduğu veya unutulduğu.

– “Kur’an’ın üçte biri Ehli Beyt ve İmamlarla ilgilidir” (el-Kâfi, 2/631’den naklen, Age, 117).

– “Ali bana bir mushaf verdi. Beyyine Sûresi’nde yetmiş kişinin ve bunların babalarının adlarını buldum” (el-Kâfi, 2/631’den naklen, Age, 117).

– “Ebu Abdullah’tan rivayetle: ”Cebrail’in Muhammed’e indirdiği Kur’an on yedi bin âyettir.”( el-Kâfi, 2/634’den naklen, Age, 117). el-Kâfi gibi hadis kaynaklarında Kur’an’ın korunmuşluğuna aykırı yüzlerce iddia bulunmaktadır.

– Mesela, “Ra’d Sûresi, 13/25’den Ali ifadesinin çıkarıldığı, Saffat, 37/130. âyette geçen “İlyas’a selam olsun” âyetinin aslında “Ehli Beyt’e selam olsun” şeklinde olduğu, fakat Osman’ın kurduğu komisyonun onu değiştirdiği, Yasin Sûresi’ndeki Yasin’in Ali ve torunlarına işaret ettiği..

“En-Nuri et-Tabresi/Tabersi’nin tahrif iddialarını eleştirmek üzere yazmış olduğu Faslu’l-Hitab fi Tahrifi Kitabi Rabbi’l-Erbab” adlı kitapta, Kur’an’dan çıkarıldığı iddia edilen Nurayn Sûresinin metni yer almaktadır. Osman, Mushafları yaktırdığında Ali ve Ehli Beyt’in fazileti hakkındaki bu sûreyi yok etmiştir. Velaye Sûresi, Nureyn Sûresi ve Ehli Beytle ilgili anlatımlar oldukça yaygındır.

Bu iddialar ateistlere, dinsizlere ait değil, İslamcılara ait. Ama bir kısım İslamcı ise “Kur’an’ın bir harfi bile değişmemiştir” diye müslümana müslüman propagandası yapmakta. Ateş olmayan yerden duman çıkmaz. Bu konuda ise duman değil, alevler gözüküyor.

Reklamlar
Bu yazı Din içinde yayınlandı ve , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

3 Responses to KUR’AN’IN TAHRİFİYLE İLGİLİ İDDİALAR

  1. berket dedi ki:

    şimdi bunlardan osman ömr bkr i övseler ilahiyatçılar bunları göklere çıkarır ama bunları okuyunca inanmazlar

    • bir kul dedi ki:

      Sen Sor Kur’an Cevaplasın – Part 1

      Selam dostum,

      Ben de senin gibi toplumun doğru ve yanlışlarına bakarak bu hayat serüveninde bir yol seçmiştim. Toplumun inancı neyse adımlarımı ona göre atmıştım. Bu inanç uğruna birtakım çalışmalar ve araştırmalar yaparak da inandığım değerin temelini sağlamlaştırmaya çalışıyordum.
      Sonra ne oldu biliyor musun? Zaman içinde inandığım değerler üzerinde çelişkilerden oluşan garip bir rüzgarın estiğini farkettim, ama aldırış etmedim. Belki benim ‘akıl yetmezliği’inden kaynaklanan bir sorunum vardı. Belki doğruları yanlış gören bir mantık anlayışım vardı. Hayır hayır, böyle iyimser davranmak bir sonuç getirmiyordu. Tutarsızlıkların olduğu bir inancı bile bile savundum ve sırf bu çelişkileri örtbas etmek için sağdan soldan edindiğim dini kaynakları inceden inceye irdeledim. Ne yazık ki olmadı, bu tutarsızlıkları bertaraf edemedim. Doğru ile yanlışın harmanlaştığı bir inancı benimsediğimi zamanla kabul ettim ama yine de bırakamadım. Anlayacağın bu inanç duygusal bir bağa dönüşmüştü. Fakat bunun beni gerçeğe ulaştırmayacağının da bilincindeydim.
      Demek ben yıllarca çelişkilerle dolu bilgilerin, bunu rehber edinen akımların, toplulukların, ideolojilerin, tarikatların ve cemaatlerin savunucusu olmuşum. Kur’an’la beraber kendi aklımı ve fikrimi bir kenara bırakarak başkalarının ‘doğru’ dediğine doğru, ‘yanlış’ dediğine yanlış demişim. Demek korkularım ve inandığım değer üzerindeki duygusal saplantılarım gerçeğe ulaşmamda engel teşkil etmiş.
      Aslında Kur’an’ın çelişkiyi barındırmadığını, evren ve insan hakkında muazzam bilgiler içerdiğini az çok biliyordum. Fakat “Kur’an’ı normal bir insan anlayamaz.” “Kur’an’ı herkes anlayamaz.” “Kur’an’ı anlamanın belli aşamaları vardır.” “Kur’an’ı tefsirsiz anlayamazsınız” gibi toplumun insana sunduğu dayatmalar beni Kur’an’dan soğutmuştu. Çünkü herkes gibi ben de yaşamımı topluma göre belirliyordum. Belki de bu yüzden Kur’an’ı çoğu kez anlamadım. Elbette Kur’an’da anlamadığımız bazı ayetler bulunacak ancak bu Kur’an’ı anlayamayacağımız anlamına gelmez.
      Kur’an’da anlamadığım ayetler kafamda soru işaretleri bırakıyorsa, bu sorunu da çözecek olan yine Kur’an olacaktır. Farklı doğruların ve yanlışların barındığı ‘sözde dini kitaplar’ın fetvaları tutarsızlıklarla dolu olduğundan onları bir kenara bırakıyoruz. Böyle bir kanaat bizi nasıl bir sonuca götürecek?
      Bakalım vardığım bu kanaat sonucu her soruya Kur’an’dan cevap alabilecek miyim? Aldığım cevaplar toplumun cevaplarına göre nasıl bir gerçek ortaya koyacak?
      En temel sorulardan başlayarak sorularımı soracağım ve Kur’an’ın bu konudaki hükmünü anlamış olacağız. Toplumun doğrularına göre hareket ettiğimde çoğu kez hayal kırıklığına uğradım. Bakalım Kur’an bu konuda bize ne diyecek? Saplantılar içinde yaşamaya devam mı edeceğim yoksa o beni nura mı ulaştıracak? Lafı fazla uzatmadan ilk soruma geçeyim.

      1.Kur’an nedir?

      Bu bir kitaptır ki, Rabbinin izniyle insanları karanlıklardan nura (aydınlığa), O övgüye layık, Aziz olanın yoluna çıkarman için sana indirdik. (İbrahim, 1)

      2.Bu Kur’an kimden gelmiştir?

      (Resulüm!) Şüphesiz ki bu Kur’an, hikmet sahibi ve her şeyi bilen Allah tarafından sana verilmektedir. (Neml, 6)
      (Bu Kur’an) üstün ve çok merhametli Allah tarafından indirilmiştir. (Yasin, 5)

      3.Ey Allah’ım bu Kitabı indirmenin sebebi nedir?

      Biz, Kur’an’dan öyle bir şey indiriyoruz ki o, müminler için şifa ve rahmettir; zalimlerin ise yalnızca ziyanını artırır. (İsra, 82)
      Şüphesiz ki bu Kur’an en doğru yola iletir; iyi davranışlarda bulunan müminlere, kendileri için büyük bir mükâfat olduğunu müjdeler. (İsra, 9)

      4.Bu Kur’an’ın bir uydurma olduğunu veya değiştirildiğini yani korunamadığını söyleyenler var.

      Bu Kur’an Allah’tan başkası tarafından uydurulmuş bir şey değildir. Ancak kendinden öncekini doğrulayan ve o Kitab’ı açıklayandır. Onda şüphe yoktur, o alemlerin Rabbindendir. (Yunus, 37)
      Rabbinin Kitabı’ndan sana vahyedileni oku. Onun kelimelerini değiştirebilecek yoktur. O’ndan başka bir sığınak da bulamazsın. (Kehf, 27)

      Rabbinin sözü hem doğruluk, hem adalet bakımından tamamlanmıştır. O’nun sözlerini değiştirecek hiçbir kuvvet yoktur. (En’am, 115)

      Kur’an’ı kesinlikle biz indirdik; elbette onu yine biz koruyacağız. (Hicr, 9)

      5.Kur’an dediğimiz Kitap’ta çelişki de mi yok?

      Onlar hâlâ Kur’an’ı iyice düşünmüyorlar mı? Eğer o, Allah’tan başkasının katından olsaydı, kuşkusuz içinde birçok aykırılıklar (çelişkiler, ihtilaflar) bulacaklardı. (Nisa, 82)

      6.Yani bu Kitap’ta hiç bir şey eksik değil mi, tamamlanmış mı?

      Kitap’ta hiçbir şeyi eksik bırakmadık. (En’am, 38)

      Rabbinin sözü hem doğruluk, hem adalet bakımından tamamlanmıştır. O’nun sözlerini değiştirecek hiçbir kuvvet yoktur. (En’am, 115)

      7.Peki Allah’ım bu Kitap’ta her şeyi açıkladın mı?

      Biz bu kitabı sana, her şeyin ayrıntılı açıklayıcısı, bir doğruya iletici, bir rahmet, Müslümanlara bir müjde olarak indirdik.(Nahl, 89)

      O yalnızca bir öğüt ve Mübin (apaçık) bir Kuran’dır. (Yasin, 69)

      Andolsun ki size açıklayıcı/açık delil (beyyine) ayetler, sizden önce gelip geçenlerden örnekler ve korunup, sakınanlar için de bir öğüt indirdik. (Nur, 34)

      8.Ey Allah’ım Kur’an’ı senden başkası açıklayamaz mı?

      Şüphesiz onu toplamak ve okutmak bize düşer. O halde Biz onu okuduğumuzda, sen de onun okunuşunu izle. Sonra onu açıklamak da bize düşer. (Kıyamet, 17, 18, 19)
      9.Ey Allah’ım Kur’an’ın yorumunu kim yapacak?

      Onların sana getirdikleri hiçbir örnek yoktur ki, biz sana gerçeği ve en güzel yorumu (ahsena tefsir) getirmiş olmayalım. (Furkan, 33)

      10.Kur’an’ı sen yorumladığına göre, Kur’an benim için yeterli midir?

      Kendilerine okunmakta olan Kitab’ı sana indirmemiz onlara yetmiyor mu? (Ankebut, 51)
      11.Ey Allah’ım hayretler içerisindeyim. Kur’an’da açıklanmayan bir şey varsa -ki yok diyorsun- Başka dini kitaplara veya hocalara soru sormamayım mı?

      Allah size kitabı detaylandırılmış bir halde indirmişken Allah’ın dışında bir hakem mi arayayım? (En’am, 114)

      12.Hani ben Kur’an’da unutulmuş ve Peygamberimiz’in veya alimlerin açıklaması
      gereken bir hüküm var zannediyorum.

      Rabbin asla unutkan değildir. (Meryem, 64)

      13.Peygamberimiz veya alimler Kur’an’da bulamadığı hükümleri kendisi verebilir mi?

      Hüküm yalnız Allah’ındır. O kendisinden başkasına kulluk etmemenizi emretmiştir. Dosdoğru olan din işte budur. Ama insanların çoğu bilmiyorlar. (Yusuf, 40)

      14.Peygamberimiz(s.a.v.) din hakkında hüküm veremez mi?

      (Allah) Kendi hükmünde hiç kimseyi ortak kılmaz. (Kehf, 26)

      15.Peki ya Peygamberimiz(s.a.v.) nasıl hüküm verecek?

      (Ey Peygamber) Sen de aralarında, Allah’ın indirdiğiyle hükmet.(Maide, 49)
      16.Peygamberimiz’in hadisleri Kur’an’da geçmesede Allah’ın ona bildirdiği sözler değil midir?

      Eğer bazı lafları bizim sözlerimiz diye ortaya sürseydi, Yemin olsun, ondan sağ elini koparırdık. Sonra ondan can damarını mutlaka keserdik.Sizin hiçbiriniz ona siper de olamazdınız (Hakka, 44, 45, 46, 47)

      17.Ama Peygamber’imiz gaybdan/gelecekten bize haber vermiştir. Dolayısıyla Peygamber’imiz gaybı biliyor. Bunu hadislerden görüyoruz.

      “De ki: “Ben, size Allah’ın hazîneleri benim yanımdadır” demiyorum. Yok, “Ben gaybı bilirim.” Yok, “Ben meleğim.” de demiyorum. Bana ne vahyediliyorsa, ben ancak ona tabi olurum” De ki: “Kör, görenle bir olur mu? Hiç düşünmüyor musunuz?”” (En’am, 50)
      18.Peki ya bu ahir zamana ve kıyamet alametlerine dair hadisleri Peygamberimiz söylememiş midir? Uydurma hadisler mi bunlar?

      “Sana kıyamet saatinin ne zaman geleceğini sorarlar. De ki: “Onun ne zaman geleceğine dair bilgi yalnız Rabbimin nezdindedir. Vaktini O’ndan başkası açıklayamaz. O öyle bir meseledir ki, ne göklerde ve ne de yerde ona tahammül edecek hiç kimse yoktur!” O size ansızın gelecektir. Sen sanki onu biliyormuşsun gibi onu sana soruyorlar. De ki: “Ona dair gerçek bilgi yalnız Allah’ın nezdindedir; ama insanların çoğu bunu bilmezler.”” (Araf, 187)

      19.Nasıl olur ya, Peygaberimiz kainatın efendisi, iki cihan serveri değil mi?

      “De ki: “Ben sadece sizin gibi bir insanım. Ancak şu farkla ki bana “sizin ilahınız tek İlahtır” diye vahyediliyor. Artık kim Rabbine âhirette kavuşacağını umuyorsa, makbul ve güzel işler işlesin ve sakın Rabbine ibadetinde hiç bir şeyi O’na ortak koşmasın.”” (Kehf, 110)

      20.Peygamber’imiz diğer peygamberlerden üstün değil mi yani?

      Elçi, kendisine Rabbinden indirilene iman etti, mü’minler de. Tümü, Allah’a, meleklerine, Kitaplarına ve elçilerine inandı. ‘O’nun elçileri arasında hiç birini (diğerinden) ayırdetmeyiz. İşittik ve itaat ettik. Rabbimiz bağışlamanı (dileriz). Varış ancak Sana’dır’ dediler. (Bakara, 285)

      21.Peki bu uydurma hadislerle biz kandırılıyor muyuz?

      “Az kalsın, seni bile sana vahyettiğimizden başka bir şeyi uydurup, Bize mal etmen için akılları sıra kandıracak ve ancak o takdirde seni dost edineceklerdi.” (İsra, 73)

      22.Kur’an dışındaki sözler ve hadisler, Kur’an kadar sadık ve doğru değil mi yani?

      Allah’tır O, ilah yoktur O’ndan başka. Hakkında hiçbir kuşku bulunmayan kıyamet gününde, hepinizi muhakkak bir araya toplayacaktır. Hadis/söz bakımından, Allah’tan daha sadık kim olabilir? (Nisa, 87)

      23.Kur’an’dan başka dini kitaplara itibar etmeyelim mi?

      Elleriyle (bir) Kitap yazıp sonra onu az bir bedel karşılığında satmak için “Bu Allah katındandır” diyenlere yazıklar olsun! Elleriyle yazdıklarından ötürü vay haline onların! Ve kazandıklarından ötürü vay haline onların! (Bakara, 79)

      24.Ey Allah’ım Kur’an’ı anlamam için ne yaptın?

      Bak iyice kavramaları için ayetleri nasıl türlü şekillerde açıklıyoruz (nusarriful). (En’am, 65)

      Andolsun bu Kuran’da her örnekten insanlar için türlü türlü açıklamalarda (sarrafna) bulunduk. İnsanların çoğu ise tanımamakta ayak diretmektedirler. (İsra, 89)

      Bunları Kuran’da türlü türlü şekillerde (sarf) açıkladık ki öğüt alıp hatırlasınlar. Fakat bu sadece kaçışlarını artırıyor. (İsra, 41)

      Andolsun Biz Kur’an’ı zikr (öğüt alıp düşünmek) için kolaylaştırdık. Fakat öğüt alıp-düşünen var mı? (Kamer, 17-22-32-40)

      25.Peki ya Kur’an’ı kimler anlar?

      (Bu Kur’an,) Ayetlerini, iyiden iyiye düşünsünler ve temiz akıl sahipleri öğüt alsınlar diye sana indirdiğimiz mübarek bir kitaptır. (Sad, 29)

      26.Ey Allah’ım bu indirdiğin kitabı nasıl okuyayım ve nasıl dinleyeyim?

      Kur’an okuduğun zaman o kovulmuş şeytandan Allah’a sığın! (Nahl, 98)

      Kur’an okunduğu zaman onu dinleyin ve susun ki size merhamet edilsin. (Araf, 204)

      27.Kur’an’ı anlamadığım zaman ne yapabilirim?

      Kur’an’ı (okumada) acele etme ve de ki: ‘Rabbim, ilmimi arttır.’ (Taha, 114)

      Sen Sor Kur’an Cevaplasın – Part 2

      Bu yazının ilk kısmında Allah, Kur’an ve Peygamber hakkında yüce Kitabımıza sorular sorarak toplumun din konusunda bize öğrettiği “doğrular”ın ve “yanlışlar”ın yanılgılarla dolu olduğunu öğrendik. Dolayısıyla, akılla tam bir uyum içinde olan Kitabımızın, zihinlerimize nasıl bir zincir vurulduğunu bize göstermesi ve bu sis perdesini kaldırmaya yönelik delilleri kendisine olan güvenimizi gitgide arttırmıştır. Bu delillerle toplumumuzu uyandırmaya çalıştık.
      Gördük ki, her ne kadar Kuran’ın bildirdiği gerçeği anlatsak da toplum tarafından yanlış karşılanmaya, zamanla nefret edilecek kişi haline getirilmeye çalışıldık. Çünkü bu toplum gerçeklerden uzak, çünkü bu toplum menfaatleri üzerine kurulan sistemin yıkılmasından endişe duyuyor.
      Biz burada sorularımızı daha da netleştirerek hem kendimize hem de temiz akıl sahiplerine yardımcı olmaya çalışacağız.
      Kaldığımız yerden devam ediyoruz.

      28. İslam’ın bir taklit dini olduğu görüşü yaygındır. Bu ne kadar doğrudur?

      Yahudiler: “Üzeyir Allah’ın oğludur” dediler; hristiyanlar da: “Mesih Allah’ın oğludur” dediler. Bu, onların ağızlarıyla söylemeleridir; onlar, bundan önceki inkâr edenlerin sözlerini taklid ediyorlar. Allah onları kahretsin; nasıl da çevriliyorlar? (Tövbe,30)

      Ey Resulüm de ki: “İşte benim yolum budur! Ben insanları Allah’ın yoluna, düşünmeksizin, taklit yolu ile değil, delile dayanarak, idrâklerine hitab ederek dâvet ediyorum. (Yusuf,108)

      29.İslam’ın iman esaslı olduğu, bir yerden sonra aklın devre dışı kalması gerektiğini savunanlar var.

      Gerçekten Biz onu, belki aklınızı kullanırsınız diye Arapça bir Kur’an kıldık. (Zuhruf,3)

      Allah’ın izni olmadıkça hiçbir benlik iman edemez. Allah, pisliği, aklını kullanmayanlar üzerine bırakır. (Yunus,100)

      “Sana bu mübarek Kitap’ı, ayetlerini düşünsünler ve aklı olanlar öğüt alsınlar diye indirdik.” (Sad,29)

      30.Gaybı Peygamberimizin bildiğini ve bildirdiğini ısrarla söyleyenler var. Bunun böyle olmadığını Enam,50’den başka ifade eden bir ayet var mı?

      De ki: “Ben elçilerden bir türedi değilim, bana ve size ne yapılacağını da bilemiyorum. Ben, yalnızca bana vahyedilmekte olana uyuyorum ve ben, apaçık bir uyarıcıdan başkası değilim.” (Ahkaf,9)

      31. Kuran’ın din konusunda yeterli olduğunu ayetlerden anlıyoruz. Peki ahirette hadislerden sorumlu tutulmayacak mıyız?

      Resul de şöyle der: “Ey Rabbim, benim toplumum, bu Kur’an’ı terk edilmiş/dışlanmış halde tuttular.” (Furkan,30)

      Ve şüphesiz O (Kuran) sana ve toplumuna bir hatırlatmadır. O’ndan sorumlu tutulacaksınız. (Zuhruf,44)
      3
      2. Peygamberimiz’in yalnızca Kur’an’la hüküm vermesi gerektiğini ayetlerden anlıyoruz. Peygamberimiz Kur’an dışı hüküm vermiş midir?

      “Allah seni affetsin; neden onlara izin verdin de beklemedin ki, doğru söyleyenler sana açık-seçik belli olsun da yalancıları bilesin.” (Tevbe,43)

      33. Şimdi bu ayette yanlış hüküm verdiği için Allah’ın kendisini eleştirdiğini görüyoruz. Bir dakika! Peygamberimiz kendi nefsine göre konuşmaz ki?

      O, hevadan (kendi istek, düşünce ve tutkularına göre) konuşmaz. O (söyledikleri), yalnızca vahyolunmakta olan bir vahiydir. (Neml,3-4)

      34. Kur’an’ı vahyederken kendi arzusuna göre konuşmaz.(Neml,3-4) Ama günlük konuşmalarında kendi arzusuna göre hareket ettiğini öğreniyoruz şimdi.(Tevbe,43) Peygamber’in vahiy ile günlük konuşmalarını ayırt eden insanlar olmuş mu?

      “Onlara bir ayet getirmediğinde, ‘Onu da şuradan buradan derleseydin ya!’ diye konuşurlar.” (Araf, 203)

      35.Buradan günlük konuşmaları ile vahyin ayırt edildiğini görüyoruz. Peygamberimizin günlük konuşmalarının olduğunu ve bu konuşmaların yine Allah tarafından eleştirildiğini gösteren başka ayet var mı?

      “Ey peygamber, eşlerinin hoşnutluğunu isteyerek, Allah’ın sana helal kıldıklarını niçin haram kılıyorsun? Allah çok bağışlayandır, çok esirgeyendir.” (Tahrim,1)

      36.Allah’ım, tatmin olmam açısından soruyorum; Peygamber’in vahiy ile günlük konuşmalarını ayırt eden insanların olduğuna başka bir delil gösterebilir misin?

      “İman edenler derler ki: ‘Bir sure indirilseydi olmaz mıydı?’ Fakat hükmü kesinleşmiş bir sure indirilip de içinde savaş da anılınca, kalplerinde hastalık olanların, ölüm baygınlığına tutulmuş bir bakışla sana baktıklarını görürsün. Onlara uygun olan da odur.” (Muhammed,20)

      37. Demek Peygamber’in her sözü vahiy olsaydı Müminler, Allah katından bir sure indirilmesini istemezlerdi. Peki, Vahiy yalnızca Kuran mı yoksa ek olarak Peygamber’imizin sözleri mi?

      “İşte böyle! Biz sana Arapça bir Kuran vahiy ettik ki, ülke ve medeniyetlerin anasını ve çevresindekileri uyarasın. Ve toplanma günü konusunda da uyarıda bulunasın. Hiç kuşku yok o günde. Bir bölük cennettedir, bir bölük ateşte.” (Şura,7)

      38. Vahyin sadece Kuran olduğunu Peygamberimiz de ifade etmiş midir?

      “Bu Kuran bana vahiy olundu ki, onunla sizi ve ulaştığı herkesi uyarayım.” (Enam,19)

      39. Allah’ım din konusunda canımızı sıkan şeyler var, özellikle ibadet konusunda. Kuran şu an indirilmekte değil, alimlere sorarak onların verdiği hükümlere mi uyalım yoksa Kuran’la mı yetinelim?

      “Ey iman sahipleri! Size açıklandığında canınızı sıkacak şeylerle ilgili soru sormayın. Kuran indirilmekteyken onları sorarsanız size açıklanır. Allah onları affetmiştir. Allah çok bağışlayıcıdır, çok yumuşak davranandır.” (Maide,101)

      40. Bu ayetle görüyorum ki, dinle ilgili soruların cevabını Kuran’da aramakla yetinmeliyim. Peygamber’in her söylediğinin vahiy olmadığını açıklayan başka bir ayet var mı?

      “Yapılacak işler hakkında onlara danış. Kararını verdiğin zaman da artık Allah’a dayanıp güven. Çünkü Allah, kendisine dayanıp güvenenleri sever.” (Ali İmran, 159)

      41. Yine anlıyoruz ki, Peygamber’in her söylediği vahiy olsaydı müminlere danışmazdı. Kuran’ın açıklanmadığı kısımlarını Peygamber’in açıkladığını hadislerle görüyoruz. Bu ne kadar doğru?

      “Biz Kitap’ı sana, her şeyin açıklayıcısı, Müslümanlara bir hidayet, bir rahmet ve bir müjde olarak indirdik.” (Nahl,89)

      42. Madem Kuran’da her şey açıklanmış, bu binlerce hadisler de nedir Allah’ım? Esasen Peygamber’in üstlendiği görev nedir?

      “Ey Elçi! Rabbinden sana indirileni tebliğ et. Eğer bunu yapmazsan O’nun elçiliğini yapmamış olursun. Allah seni insanlardan koruyacaktır. Doğrusu Allah, kâfirler topluluğuna rehberlik etmez.” (Maide,67)

      “Şüphesiz, insanlar arasında Allah’ın sana gösterdiği gibi hükmetmen için biz sana Kitap’ı hak olarak indirdik. Hainlerin savunucusu olma.” (Nisa,105)

      43. Peygamberimize Cebrail tarafından gösterilen uygulamalar ve Kuran’da geçmeyen açıklamaları öğretildiğini görüyoruz. Bu Kuran’da geçmiyor. Böyle bir şey var mı?

      “Biz onların dediklerini çok iyi biliriz. Sen onların üzerinde bir zorba değilsin. Tehdidimden korkanlara Kuran’la öğüt ver.” (Kaf,45)

      44. Allah tarafından Peygamberimize verilen başka bir kitapla biz, Deccal ve Mehdi hakkında uyarıldığımızı öğreniyoruz hadislerden. Peygamberimizin böyle Kuran dışı bir kitaba ve ilme sahip olduğu doğru mudur?

      “Benimle sizin aranızda Allah şahittir. Bu Kuran bana, kendisiyle sizi ve ulaştığı herkesi uyarmam için vahiy olundu.” (Enam,19)

      45. O halde Kuran dışı bir kitabı din konusunda delil olarak göstermem yanlış. Kuran dışı böyle bir kitap indirildiği doğru değil.

      “Veya onlara bir kitap verdik de ondaki bir delile mi dayanıyorlar? Doğrusu, zalimler birbirlerine ancak aldatıcı sözler verirler.” (Fatır,40)

      “Ne oluyor size, nasıl hüküm veriyorsunuz? Hiç düşünmüyor musunuz? Yoksa sizin açık bir deliliniz mi var? Doğru sözlülerden iseniz, kitabınızı getirin!” (Saffat,154-157)

      46. Kuran’la yetinmekle birlikte bizi sadece Allah’a yaklaştırmalarından dolayı cemaatlerin ve tarikatların peşinden gitmemiz doğru değil mi?

      “Kitap’ın indirilmesi, Üstün ve Bilge olan Allah’tandır. Şüphesiz, sana bu Kitap’ı hak ile indirdik; öyleyse dini yalnızca O’na has kılarak Allah’a ibadet et. Gözünüzü açıp kendinize gelin! Arı-duru din yalnız ve yalnız Allah’ındır! O’nun yanında birilerini daha veliler edinerek ‘Biz onlara, bizi Allah’a yaklaştırmaları dışında bir şey için kulluk etmiyoruz.’ diyenlere gelince, hiç kuşkusuz, Allah onlar arasında, tartışıp durdukları konuyla ilgili hükmü verecektir. Şu bir gerçek ki, Allah, yalancı ve nankör kişiyi iyiye ve güzele kılavuzlamaz.” (Zümer,1-3)

      47. Din hakkında bilmediğimiz hükümleri ilim sahiplerine sormamız gerekmiyor mu? Bununla ilgili ayet var sanırım.

      Biz senden önce de elçi olarak kendilerine vahyettiğimiz erkeklerden başkasını göndermedik. Eğer bilmiyorsanız, zikir/Kur’an ehline sorun. (Enbiya,7)

      48. Ayetten anladığım kadarıyla ‘Kuran’ ehline sormamız gerekiyor. ‘Kuran’ dışı açıklama veya hüküm verdiğini nasıl anlayacağım?

      …O halde, iyice araştırın, anlayın dinleyin. Çünkü Allah, yapmakta olduklarınızdan haberdardır. (Nisa,94)

      49. Ayetlerden Peygamberimizi örnek almamız isteniyor. Bunun için rivayetlerle bize ulaşan hadis ve sünnetleri uygulamamız doğru olmaz mı? Peygamber’i örnek almamızın başka yolu mu var?

      “İnkara sapanlar, ‘Sen gönderilmiş bir elçi değilsin.’ diyorlar. De ki: ‘Benimle sizin aranızda tanık olarak Allah, bir de yanında Kitap bilgisi bulunanlar yeter.’” (13:43)

      50.Yani Peygamberi örnek almak için sadece Allah’ın Kitabındaki bilgileri edinmek yeterlidir. Ey Allah’ım, Peygamberimizi örnek alacağımız bir ayet var mı?

      “Ben sadece bana vahiy olunana uyuyorum. Rabbime isyan edersem, büyük bir günün azabından korkuya düşerim.” (10:15)

      51. Rabbim, beni bu konuda daha da ikna edebilir misin?

      “İbrahim ve onunla birlikte olanlarda sizin için güzel bir örnek vardır.” (Mumtehine,4)

      52. Şimdi ben sorumu şu Müslümanlara soruyorum; Peygamberimizin örneğini hadis kitaplarında bulmalıyız diyen kişiler bu ayet için ne diyecekler? Bu yüce Kitap bana yetiyor da onlara niçin yetmiyor?

      Kendilerine okunmakta olan Kitabı sana indirmemiz onlara yetmiyor mu? (Ankebut, 51)

      53.“Allah’ın elçisine Kuran’ın benzeri bir kaynak verildi” diyebilir miyiz?

      “De ki: Andolsun, bu Kuran’ın bir benzerini ortaya koymak üzere insan ve cin toplulukları bir araya gelseler, birbirlerine destek de olsalar, onun benzerini ortaya getiremezler.” (İsra,88)

      54.Son olarak, bu ayeti netleştirebilir miyiz?

      “Yahut ‘Onu kendisi uydurdu!’ mu diyorlar? Hayır, onlar inanmazlar. Eğer doğru iseler onun benzeri bir ‘hadis’ (söz) getirsinler.” (Tur,33-34)

      Sen Sor Kur’an Cevaplasın – Part 3

      Yazı dizimizin 3. bölümüne gelmişken anlaşılması gereken bazı hususları bildirmek zorundayım.

      Müslümanların çoğuna bakıldığında “din için Kur’an yeterlidir” görüşünün bize ait olduğunu sanmakta ve buna karşı bizimle mücadele içine girmektedir. Oysaki bu görüşün doğru olduğunu biz ayetlerle kanıtlamaya çalışmıyoruz. Tam tersine ayetler, bu görüşün doğru olduğunu kanıtlamaktadır. Hem bilinmelidir ki bu görüş Allah’a aittir ve Kuran’dan bir ayettir.

      Taklide dayalı gelenekçi İslam anlayışını savunanların içinden çıkamadığı bir başka konu ise çoğu hadislerin Peygambere ait olduğunu ‘zannetme’ yanılgısıdır. Kuran’ı yeteri kadar okuyamayan bu insanların hadislerin doğru olup olmadığını kestirebilmeleri, bu açıdan da çok zor görünüyor. Çünkü bilinçaltlarına Allah’ın ayetlerinden çok uydurulan hadisler yerleştirilmiştir.

      Bu bölümde ayetler delil gösterilerek “hadis”e uymak gerektiğini söyleyen Müslümanlara cevap vermeye çalışacağız. Örneğin; “Elçi size ne verdiyse onu alın, sizi neden alıkoyduysa ondan da sakının.”(Haşr Suresi,7) ayetine bakacağız. Ayrıca “esbab-ı nüzul”u (ayetin iniş sebebini) gerçeğini anlamaya çalışacağız. Bununla beraber Kuran’da geçen “hikmet” kavramının sünnet/hadis olup olmadığına bakacağız. Ve son olarak Din Adamları hakkında Kuran’ın hükmünü öğreneceğiz.

      Yine kaldığımız yerden devam ediyoruz.

      55. Haşr Suresi’nde şöyle buyurulmaktadır: “Elçi size ne verdiyse onu alın, sizi neden alıkoyduysa ondan da sakının.” O halde geleneklerin ve hadis külliyatının bize öğreti olarak verdiklerini kabul etmeli, bizden yasakladıklarından kaçınmalıyız, öyle değil mi?

      “Allah’ın o ülkelerin halklarından elçisine ganimet bıraktığı şeyler Allah’ın ve elçisinindir. Yani akrabalara, yetimlere, yoksullara ve yolda kalmışlara verilmelidir ki zenginlerinizin arasında tekelleşmesin. Elçinin size verdiğini alın; ancak onun size vermediğinden uzak durun. Allah’ı dinleyin. Allah’ın cezalandırması çetindir. Sözü edilen o mallar, göçmen yoksullar içindir. Onlar ki, yurtlarından çıkarılıp mallarından yoksun bırakılmışlardır; Allah’tan bir lütuf ve bir hoşnutluk peşindedirler; Allah’a ve elçisine yardım ederler. İşte onlardır, özü-sözü doğru olanlar.” (59:7-8)

      56. Yukarıdaki ayet açıkça ortaya koymaktadır ki “Elçi size ne verdiyse onu alın, sizi neden alıkoyduysa ondan da sakının” ifadesi peygamberin insanlar arasında yaydığı öğretileriyle ilgili değil, ganimetlerin ihtiyaç sahiplerine dağıtımıyla ilgilidir. Peki peygamberin insanlar arasında yaydığı öğretilere işaret etseydi, bu ifadeden hadisleri anlamak mümkün olmaz mıydı?

      “Şüphesiz, insanlar arasında Allah’ın sana gösterdiği gibi hükmetmen için biz sana Kitap’ı hak olarak indirdik. Hainlerin savunucusu olma.” (Nisa,105)

      57. Bu ayetten de anlaşıldığı gibi öğreti olarak Kuran’a işaret ediliyor. Ancak Nisa Suresi 65. ayette belirtildiğine göre insanlar Allah’ın elçisini aralarındaki anlaşmazlıklarda hakem kabul etmedikçe ve onun kararlarına içten bir şekilde uymadıkça inanmış sayılmayacaklardır. Bu ayet de geleneksel kitapların ve hadis kitaplarının önemini vurgulamıyor mu? Ayet şu;

      “Hayır, Rabbine yemin olsun ki iş, onların sandığı gibi değil. Onlar, aralarında çıkan karmaşık işlerde seni hakem yapıp verdiğin hükümle ilgili olarak, içlerinde hiçbir burukluk duymadan tam bir teslimiyete ulaşmadıkça iman etmiş olamazlar.” (Nisa,65)

      58. Bu ayette insanların anlaşmazlıklarında elçiyi aralarında hakem yapmaları ve onun kararlarına tam olarak uymaları gerektiği söylenmekte. Peki elçi insanlar arasında nasıl hakemlik yapacaktır? Kendi kişisel fikri doğrultusunda mı karar verecektir?

      “Sen de aralarında, Allah’ın indirdiğiyle hükmet. Onların keyiflerine uyma. Dikkat et de Allah’ın sana indirdiğinin bir kısmından seni uzaklaştırıp fitneye düşürmesinler. Eğer yüz çevirirlerse bil ki, Allah onları bazı günahları yüzünden belaya çarptırmak istiyor. Zaten insanların birçokları doğru yoldan iyice sapmış bulunuyorlar.” (Maide,49)

      59. Elçi insanlar arasında hakemlik görevini yürütüyordu. Ancak, yukarıdaki ayetin de işaret ettiği gibi, bunu yaparken kişisel değer yargılarına ve fikirlerine göre değil Kuran’a göre hüküm veriyordu. Bunu biraz aydınlatabilir miyiz?

      “Bu Kitap’ı sana yalnız şunun için indirdik: Hakkında ayrılığa düştükleri şeyi onlara iyice açıklayasın ve Kitap, iman eden bir topluluk için kılavuz ve rahmet olsun.” (Nahl,64)

      60.Vahyin “vahy-i metluv”(okunan vahiy) ve “vahy-i gayri metluv”(okunmayan vahiy) iki türlü olduğu söyleniliyor. Yani okunmayan olan bu ikinci tip vahyi, gelenek ve hadis kitaplarında bulabiliriz.

      “Böylece seni, kendilerinden önce nice ümmetlerin gelip geçtiği bir ümmete gönderdik ki, sana vahiy ettiğimizi onlara okuyasın. Onlar Rahman’ı inkâr ediyorlar. De ki: O benim Rabbimdir. O’ndan başka tanrı yoktur. O’na güvendim ve dönüş sadece O’nadır.” (Rad,30)

      61. Bu ayette geçen “sana vahiy ettiğimizi onlara okuyasın” ifadesi açıkça ortaya koymaktadır ki vahyin tek türü “vahy-i metluv”dur, yani okunan vahiydir. Yani ‘okunmayan vahiy’ yok mudur?

      “Rabbinin Kitabı’ndan sana vahiy edileni oku. Onun kelimelerini değiştirebilecek yoktur. O’ndan başka bir sığınak da bulamazsın.” (Kehf,27)

      62. Kuran’ı anlamak için “esbab-ı nüzul”u (ayetin iniş sebebini) bilmeliyiz. Çünkü bir ayetin neden ve nasıl bir tarihsel arka plan ile vahiy edildiği konusunda bilgilenmeden Kuran’ı anlayamayız.

      “Yemin olsun ki, onların hikâyelerinde, aklını ve gönlünü çalıştıranlar için bir ibret vardır. Bu Kuran, uydurulacak bir hadis (söz) değildir; aksine o, kendisinden öncekileri tasdikleyici, her şeyi ayrıntılı kılıcıdır. İnanan bir topluluk için de bir kılavuz ve bir rahmettir.” (Yusuf, 111)

      63. Bu ayetten Kuran’da geçmiş nesiller ve elçiler hakkında verilen tüm örnekler, tarihsel hikâye oldukları için değil, insanlara kutsal rehber oldukları ve ahlaki dersler verdikleri için indirildiğini anlıyorum. Öyleyse geçmişte yaşandığı iddia edilen tarihsel rivayetleri araştırmaya çalışıp, Allah’ın Kitap’ını bu rivayetlere tabi kılmak büyük bir hatadır.

      “Şunların hiçbirine itâat etme: yemin edip duran, aşağılık, kötüleyen, söz götürüp getiren. Hayrı engelleyen, saldırgan, günahkâr. Kaba ve kötülükle damgalı. Mal ve oğullar sahibi olmuş diye… Ayetlerimiz ona okunduğunda şöyle der: ‘Daha öncekilerin masalları!’” (Kalem,10-15)

      64. Kuran, bazı ayetlerinde elçinin, Kitap’ın ve “hikmet”in (yani bilgeliğin) bilgisini vermekle görevli olduğunu belirtir. Kitap ile Kuran kastedilirken, hikmet ile hadis’in kastedildiği doğru mudur?

      “İşte bunlar, Rabbinin sana vahiy ettiği hikmetlerdir. Allah ile birlikte başka ilah edinme; sonra kınanmış ve uzaklaştırılmış olarak cehenneme atılırsın.” (İsra,39)

      65. Kuran bir kavram verdiği zaman onu havada bırakmaz, açıklar. Öyleyse bu ayet Kuran’ın kendisinin hikmet olduğunu göstermektedir. Hikmet, yani bilgelik, Allah’ın Kitap’ının niteliklerinden birisidir. Bunu destekleyecek başka ayet var mıdır?

      “Andolsun onlara, kötülüklerini engelleyecek nice önemli haberler gelmiştir. Bu, büyük bir hikmettir. Fakat uyarılar yarar sağlamıyor.” (Kamer,4-5)

      66. “Evlerinizde Allah’ın ayetlerinden ve hikmetten okunanları hatırlayın. Kuşkusuz, Allah Latîf’tir, Haberdar’dır.” (Ahzab,34) Bu ayetteki hikmetin, okunmayan vahye karşılık geldiğini ve hadis olduğunu söylemek doğru değil midir?

      “Yâ. Sîn. Yemin olsun o hikmetlerle (bilgeliklerle) dolu Kuran’a ki, hiç kuşkusuz, sen, gönderilen elçilerdensin.” (Yasin,1-3)

      “Elif. Lâm. Mîm. İşte sana, o hikmetlerle (bilgeliklerle) dolu Kitap’ın ayetleri. İyilik ve güzellik sergileyenlere bir merhamet ve bir kılavuz olarak.” (Lokman,1-3)

      67. Bu ayetlerle kesinkes anlaşılıyor ki, ‘hikmet’ ile yalnızca Kuran’ın bir niteliği ifade edilmektedir. Peki Atalarımızın/din adamlarının bize öğrettiği dini kavramlara ve hadislere uyarsak daha doğruya ulaşamayız mı?

      “Onlara, ‘Allah’ın indirdiğine uyun!’ dendiğinde, ‘Hayır! Biz, atalarımızı üzerinde bulduğumuz şeye uyarız.’ derler. Peki, ataları bir şeye akıl erdiremiyor, doğruya ve güzele ulaşamıyor idiyseler!” (Bakara,170)

      68. Ama Atalarımız ve din adamlarımız bu din için büyük fedakarlıklarda bulundu. Onlara uymamız daha uygun olmaz mı?

      “Onlar bir toplumdu; gelip geçti. Onların kazandıkları kendilerine, sizin kazandıklarınız da size aittir. Siz onların yaptıklarından sorguya çekilmezsiniz.” (Bakara,141)

      69. Din adamları bizi Allah’ın yoluna çağırmaktadır. Onlara her açıdan tabi olmak gerekmez mi yani?

      “Ey iman edenler, gerçek şu ki, Yahudi ve Hristiyan din adamlarının çoğu, insanların mallarını haksızlıkla yerler ve Allah’ın yolundan alıkoyarlar. Altını ve gümüşü biriktirip de Allah yolunda harcamayanlar… Onlara acı bir azabı müjdele.” (Tevbe,34)

      70. Bu ayette Allah, Yahudi ve Hristiyan din adamlarının hatalarından bahsederek Müslümanlar’ı aynı yanlışlara düşmemeleri konusunda uyarıyor. Ama onların din konusunda yazdığı değerli çalışmaları var. Bunlara itibar edilemez mi?

      “Kendi elleriyle bir kitap yazıp sonra onu az bir bedel karşılığında satmak için ‘Bu Allah katındandır’ diyenlere yazıklar olsun! Elleriyle yazdıklarından ötürü vay haline onların! Ve kazandıklarından ötürü vay haline onların!” (Bakara,79)

      71. Ancak din adamları, bizim için şeriat yasalarını sistematik bir şekilde kitaplarına koymuşlardır. Bu bize dini anlamamız için bir kolaylık sağladı. Her ne kadar onların bazı hükümleri Kuran’da geçmese de onların derin anlayışlarından dolayı itiraz etmemiz doğru mu?

      “Yoksa onların, dinden, Allah’ın izin vermediği şeyi kendileri için yasalaştıran ortakları mı var? Kesin ayrıma ilişkin söz olmasaydı, aralarında hüküm mutlaka verilirdi. O zalimler var ya, onlar için acıklı bir azap öngörülmüştür.” (Şura,21)

      72. Bunlar ne kadar ‘dindar’ olurlarsa olsunlar peşlerine düşmemiz yanlış mıdır? Kuran dışı bilgiler verse dahi yararlanmamız daha doğru olmaz mı?

      “Hakkında bilgin olmayan şeyin ardına düşme! Çünkü kulak, göz ve gönlün hepsi bundan sorumlu tutulacaktır.” (İsra,36)

      73. Yani hiçbir bilgiyi Allah’ın bize verdiği akıl ve duyuların süzgecinden geçirmeden kabul
      etmemeliyiz, öyle mi?

      “Ve: ‘Şayet kulak vermiş veya aklımızı kullanmış olsaydık, (şimdi) şu alevli cehennemin mahkûmları arasında olmazdık!’ diye ilave ederler.” (Mülk,10)

      74. Dini liderlerimizin ve kutsal saydığımız kişilerin öğretilerini Kuran’dan onay almadan takip edersek hesap gününde ne diyeceğiz?

      “Ve derler ki: ‘Rabbimiz! Biz, efendilerimize, büyüklerimize itaat ettik de bizi yoldan saptırdılar. Rabbimiz, onlara iki kat azap ver; onları büyük bir lanetle lanetle!’” (Ahzab,67-68)

      75. Efendilerimiz ve büyüklerimiz hesap gününde bize yardımcı olmayacaklar mıdır?

      “Hepsi toplu halde, Allah’ın huzuruna çıkmış olacaklar. Ezilip horlananlar, büyüklük taslayanlara diyecekler ki: ‘Biz sizin izleyicileriniz idik. Şimdi siz Allah’ın azabından bir kısmını bizden uzaklaştırabilir misiniz?’ Cevap verecekler: ‘Allah bize kılavuzluk etseydi elbette biz de size kılavuzluk ederdik. Şimdi inleyip feryat etsek de sabretsek de bir. Sığınacak hiçbir yerimiz yok.’” (İbrahim,21)

      76. Görünen o ki, ataların ve taklit edilen gelenekçi dinin şimdiki Müslümanlara bir faydası
      yoktur. Peki ne yapmalıyım?

      “De ki, ‘Benim yolum şudur: Basiret (akıl) ile kavranabilen açık bir delille Allah’a çağırırım, aynı şekilde beni izleyenler de… Allah Yücedir, ben ortak koşan birisi değilim.’” Yusuf,108)

      77. O zaman bizim atalarımızdan din adına işittiklerimizin akılla kavranması gerekiyor, değil mi?

      “Yoksa sen bunların çoğunun işittiklerini, akıl ettiklerini mi sanıyorsun? Onlar hayvanlar gibidirler, hatta yolca, hayvanlardan da şaşkındırlar.” (Furkan,44)

      78. Aklını işletemeyenlerin Allah katında durumu nedir?

      “Çünkü hareket eden varlıkların (yaratıkların) Allah katında en kötüsü, akıllarını işletmeyen sağır-dilsizlerdir.” (Enfal,22)

      79. Allah’ım bize aklımızı doğru kullanmayı nasip et ve bizi öğütlerinden mahrum etme!

      “Öyle ise emrolunduğun gibi dosdoğru ol. Beraberindeki tövbe edenler de dosdoğru olsunlar. Hak ve adalet ölçülerini aşmayın. Şüphesiz O yaptıklarınızı hakkıyla görür.” (Hud,112)

      NOT NEFSİNİ KONUŞTURACAK OLANLARA DİYECEK BİR ŞEYYOK ŞİMDİDEN AKILLARI NEFSİNE HÜKMEDER İNŞAALLAH
      BU NEFSİN HÜKMÜ ————-> ŞUNA BENZER 2+2= HEVA VE HEVESİM
      AKIL VE MANTIGIN HÜKMÜ —> ŞUNA BENZER 2+2= 4

      • bilal dedi ki:

        Sayın bir kul,

        Bu çok değerli açıklamalarınız için size teşekkür ediyorum,Allah razı olsun,selamlar.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s