TANRIYA YALVARAN TANRI OLUR MU?

Jesus-Christ-Praying-Wallpapers-02

 

İncillerde birçok kez İsa’nın dağa çekilip tanrıya dua ettiği yazılıdır.

Çarmıhta ölmeden önceki son sözlerinin ise ““Elohi, Elohi, lema şevaktani” yani, “Tanrım, Tanrım, beni neden terk ettin?” diye bağırmak olduğu yazılıdır. Tanrıdan yardım dilenen ya da tanrıya sitem eden bir tanrı olur mu? Üç insandan birine göre oluyor, neredeyse dünya nüfusunun üçte biri buna inanıyor. İşin içine inanç girdi mi orada akıl, mantık, bilim bitiyor. Ve o inançlılara göre bu saçmalığa inanmadığımız için biz ebedi cehennemlikmişiz. Sonsuza kadar ateşle işkence görecekmişiz.   Sorulduğunda da “Sevgi dini” derler. Peh!

Reklamlar
Bu yazı Uncategorized içinde yayınlandı ve , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

6 Responses to TANRIYA YALVARAN TANRI OLUR MU?

  1. elevation dedi ki:

    Hristiyanlar bildiğim kadarıyla 3’lü birliğe inanıyorlar. Yani İsa’nın tanrının bir avatarı, görünüşü ya da bedenleşmiş yarı durumu olduğunu kabul ederler. Hristiyanlığa göre, İsa yarı tanrı yarı insandır. Semi-good derler buna Avrupa’lı hristiyanlar. Yani Hristiyanlıkta 3 tanrı yoktur. 3’lü birlik Teslis ya da Trinity denen bir inanç sistemi vardır. İslamdaki Tevhid bu 3’lü birliği de ortadan kaldırır ve tekli birlik haline getirir. Kutsal Ruh’ta Baba dedikleri göklerdeki tanrının her insanda olduğu varsayılan bir üçüncü durumu olarak kabul edilir. Yani İsa, yarı-tanrı ve Esas tanrının oğlu olduğuna göre insan tarafıyla göklerdeki tanrısına yalvarabilir. Hristiyanlık, Hinduizm, Musevilik gibi dinler İslam dininden çok daha tutarlı bir amentüye sahip olmasına rağmen, ortadoğu coğrafyasında İslam kültürü hakim olduğundan, burada doğan herkes çocukluktan itibaren bu dinler hakkında yanlış vargılara sahiptir. İslamdan dönme Ateistlerde bile bu gözlenmekte.

  2. Müspet dedi ki:

    Muhtemelen İsa babasını hiç tanımadığı için o dönemlerde popüler olan tanrının çocuğu olduğunu idda etmiş ve etkili olmaya çalışmıştır. İsa dünya tarihinde birçok dönem ve mekanlarda ortaya çıkan din adamı ve düşünürlerden biri olmalı. Hiristiyanlar onu kutsadı ve şimdi inandıkları bir yapı inşaa ettiler. Dinler kutsallığı kabul gördüğü müddetçe ayakta kalabiliyor. Akıl, mantık kutsallık kadar etkili olamıyor.

  3. Pirate dedi ki:

    Sayın elevation.

    ‘Yarı Tanrı’ diye bir şey olur mu yahu? Yani düzelteyim derken iyice çorba etmişsiniz. Ne demek yarı Tanrı? Tanrılığın yarımı çeyreği mi oluyor? 😀 Biraz komik olmuş açıklamanız. 🙂

    Teslis inancı zaten her haliyle saçmadır. İsa yalvarsa da saçmadır, yalvarmasa da. Ama yalvarıyor olması daha da saçma, görüldüğü gibi.

  4. sevginin ışığı dedi ki:

    Pante bey… İzninizle sorunuzu dilim döndüğünce yanıtlamaya çalışayım…
    Şimdi Hıristiyanlığın içinde de müslümanlık olduğu gibi bir sürü mezhep ayrılığı var. Ana konu da Papa’nın en son söz olup olmamasıyla beraber, İsa’nın kim olduğu üzerine… Ben tabii ki Hıristiyan dinine mensupların görüş ayrılıklarından bahsetmeyeceğim… Zaten batıdakilerin hemen hepsinin aydınlanmanın ne olduğuna dair bilinçleri gelişmemiştir. Kendilerini büyük bir Tanrı’nın kurbanı gibi görürler…( müslümanlıkta da çok farklı değil ya!)

    Yeni ahit’in tamamını okursanız, İsa’yı iki değişik halde görürsünüz. İlkinde Baba diye Tanrı’ya seslenir, çarmıktan sonra da sanki Tanrı gibi olmuştur.. Bunun sebebini açıklayayım…

    *İsa’nın insan bedenindeki son hali, yani Meryem’den doğan hali, onun fiziki bedendeki son reenkarnasyonu oluyor. O yüzden daha çok küçükken bile insanlara ders vermeye başlıyor. Meryem’in kocası Yusuf da onu Hindistan’a yolluyor eğitimini geliştirmesi için. Bu arada yeni ahit’de anlatılan, doğumunda onu ziyaret eden gök bilimciler de Hindistan’dan gelme vatandaşlar. Ermişlerin yeniden bedenlenmesinin izini takip edebiliyorlar…. Neyse, İsa 12 yaş ile 30 yaşları arasındaki zamanını, o zaman dünyadaki tek üniversite olan, ve parasız eğitim veren Nalanda’da (Hindistan) geçiriyor. (El yazısı vs gibi kayıtları Budist rahipler saklamışlar.) Diyorlar ki, İsa oraya giderken öğrenci idi döndüğünde de deneyimli bir öğretmen olarak gelmiştir. İsa’nın Hindistan’a gitmiş olması öğretilerinin özünün Buda ile benzeşmesini görenleri şaşırtmaz. Öğretilerinin ana özü, daha sonraları Gandhi tarafından da başarıyla uygulanan pasifizm (şiddet karşıtlığı -non violance)… Zaten yeni ahit’de 12-30 yaş arası tamamen boşluktur. Dinlediğim bazı budistler, kilisenin incilden çıkarılan bu kısımların hala Vatikan’ın elinde olduğunu, ama sır olarak sakladıklarını söylüyor. Ayrıca reenkarnasyona dair kısımlar da incillerden çıkarılmışlardır diyorlar, çünkü reenkarnasyonun olduğu yerde insanları nasıl yönetebilirsin ki?… Zaten ilk dönem hıristiyanlık yazılarına baktığınızda yeniden bedenlenmeyi benimsedikleri görülüyor. Fakat M.S. 6yy’da, Constantinapole baş kilisesinin aldığı bir karar ile reenkarnasyonun tanınmayacağı açıklanıyor… Sonra da başlar cadı yakmalar… 😦
    Yeni ahit’in şu andaki haline göre, 12 yaşında bir yere giden İsa, bir den bire döndüğünde halka ders vermeye başlamıştır… Mesela su ile vaftiz etme de Hindistan’dan gelmiştir. Zaten eski ahit ve İsa’nın sözlerini karşılaştıranlar, arada hiçbir doğru düzgün bağlantı olmadığını görebilirler… Mesela tevrat’da Kuran’daki gibi zina edene cezalar varken, İsa’ya taşlanması için fahişe bir kadını getirdiklerinde ” kimin hiç günahı yok ise ilk taşı o atsın” demiştir. Dolayısıyla kimse taş atamaz… Rahipler arkalarını dönmüş giderlerken, İsa kadının elinden tutar kaldırır. O dönemde kimse günahkar bir kadının elini bile tutmazmış, kirli diye.. Tevrat’dan siz de biliyorsunuzdur…
    Sonuçta özetle kendisini çarmaha asıyorlar ve Tanrım beni niye terkettin diyor, ama sonra da «Baba, ruhumu senin ellerine bırakıyorum!» diyor ve öyle ruhunu teslim ediyor.(Luka 23:46) Diğer iki incilde de tekrar bağırdığını söylüyor ama anlaşılan sadece Luka duymuş ne dediğini…

    Her neyse son hayatı ile çarmıhta İsa son karmasını da yaşadı. Ondan sonra da tabii ki artık ”Tanrı’ya gidiyorum, baba’ya gidiyorum” demedi anlamsız olacaktı. Çünkü bilmem biliyor musunuz, Nirnava’ya erişen kişi, içerisindeki Tekliği bulmuş kişidir. Tanrı’nın/Allah’ın yaratının denizinde eriyip, özü olmayan her şeyi bırakmıştır… Yani Rab olmuştur. O yüzden Hintliler Rab Buda derler ve aynı nedenden de Hindistan’da bir sürü tanrı vardır.
    Ama kendini çamurdan bir kul olarak gören müslümanlar, kendilerinde de olan bu kapasiteyi anlamıyorlar. Ama tasavvufçular buna ermişler. Mevlana, Hallacı Mansur en güzel örnektir… Mevlana kendini şiirler ile saklayarak kurtulmuştur, Mansur’u da kaynaklara göre çarmaha asıp, sonra dilimlemişlerdir… Artık bu kişilerin bir daha yeniden bedenlenmeye ihtiyaçları kalmaz ve her yerde her şey olan ama aynı zamanda da hiçlik olmanın bilincine erip, ölümsüz olmuşlardır… İsa’nın bahsettiği cennet de budur aslında. Teklik hali… Bu hale Hıristiyanlıkta Kutsal ruhun üzerine inmesi diyorlar… İslama inananlardaki önyargıların aksine Hıristiyanlık’da üç tanrı yoktur. Tanrı tektir onlara göre de. İstediğiniz Hırıstiyan’a gidip sorabilirsiniz Tanrı sence kaç tane diye.. Ama İsa’nın halini sorarsanız onu genelde bilemezler, anlamazlar… Kutsal ruhu da pek anlamazlar ya, en azından müslüman çoğunluğun iddia ettiği gibi Tanrı’nın üçlemesi de demezler… Ama üçlemenin anlamı genelde şu şekilde getirilir: Tanrı birdir. Ama aydınlanma ruhu olarak tezahür ederken üç farklı şekilde görünür. Kutsal ruh (aydınlanma), oğul (aydınlanma potansiyelini içinde taşıyan insan) ve ulaşılmaya çalışılan Tanrı (aydınlanmanın kendisi)… Tabii ki İsa çarmıhta ruhunu teslim ettikten sonra bu ikilem, üçlemler onun için ortadan kalkmıştı. Ama kitapları yazan öğrenciler tabii ki bu durumu anlamadılar… O yüzden de yarım yamalak inciller yazdılar. Doğru bile yazdılarsa, kilise icabına bakmıştır…
    Bu arada Buda’da aydınlanmadan önce çok işkence çekmiştir. Hatta biri ona son anda yemek getirmese öleceği yazılır… Ama tek fark, Buda’nın kendini aç bırakarak kendine işkence etmesidir. 🙂 Çünkü tek aradığı şey Tanrı’ya ulaşmak idi…. Belki daha açıklayıcı olur diye Mevlana’nın bir deyişi ile bitireyim:

    “Sebepleri öğrenmek isteyerek, delirmenin eşiğinde yaşadım, çaldım Allah’ın kapısını… Kapı açıldı ve gördüm ki, içerden çalmaktaymışım” (Mevlana Celaleddin Rumi)

    Yazıyı yazan Pante arkadaşın yukarıda çok özet yazdıklarımı şimdilik anlamasını beklemiyorum. Ama en azından yazılardan alıntı yapar iken, bir kaç kaynaktan birden yararlanmasını tavsiye ediyorum. Sevgiler ve saygılarımla

  5. elevation dedi ki:

    saçma sapan bir inanç sistemi.

  6. zeynep dedi ki:

    hristyanlıkta bir çok çelişki var allayıp pullayıp insanların buna inanmasını sağlıyorsunuz bide yazık tabi isteyen istediğine inanır dini inançlar kolay kolay değişmez

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s