DÜNYA ve EVREN’İN YARATILIŞI

gez-1

FUSSİLET SURESİ

9- De ki: Gerçekten siz, YERİ 2 GÜNDE YARATANI inkâr edip O’na ortaklar mı koşuyorsunuz? O, âlemlerin Rabbidir.

10- O, 4 GÜN İÇİNDE, YERYÜZÜNDE yükselen sabit dağlar yarattı, orada bolluk ve bereket meydana getirdi ve orada rızık arayanların ihtiyaçlarına uygun olarak rızıklar takdir etti.

11- SONRA duman hâlinde bulunan GÖĞE yöneldi; ona ve yeryüzüne, “İsteyerek veya istemeyerek gelin” dedi. İkisi de, “İsteyerek geldik” dediler.

12- Böylece onları, 2 GÜNDE 7 GÖK OLARAK YARATTI ve her göğe kendi işini bildirdi. En yakın göğü kandillerle süsledik ve onu koruduk. İşte bu, mutlak güç sahibi ve hakkıyla bilen Allah’ın takdiridir.

Dünya ne kadar büyük değil mi?
Ama evrenin haritası çizilseydi, dünya evrenin muazzam büyüklüğünden dolayı o haritada yer bulamazdı. Bırakalım evreni, içinde yer aldığı Samanyolu galaksisinin haritasında bile yer alamayacak kadar küçük kalırdı. Üstelik o Samanyolu galaksisi gibi evrende milyarlarca galaksi var. Ve sadece Samanyolu galaksisinde 200 milyardan fazla yıldız var. Her bir yıldızda da dünya gibi çok sayıda gezegenler. Yani, evrendeki dünya büyüklüğünde gök cisimlerini sayabilmek zaten mümkün olmadığı gibi, bunları bir sayı ile belirtebilmek dahi mümkün değil. Karşılığını bilemediğiniz nonilyon, desilyon gibi rakamlar vermek gerekir ki başka bir ifade ile 10 üzeri 60, 10 üzeri 70 gibi bir ömür saymakla ulaşamayacağınız rakamlardır bunlar.

planets2

Ama Kur’an’ın yazarı bu bilgilerden yoksun olduğu için yeri göğü yaratma hikayesinde dünyayı 4 günde, evreni ise 2 günde yarattırıverir. Üstelik önce dünyayı yarattırır, döşettirir, sonra gökleri. Gel de inan!!

Reklamlar
Bu yazı Din içinde yayınlandı ve , , , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

8 Responses to DÜNYA ve EVREN’İN YARATILIŞI

  1. exhorder dedi ki:

    Kuranın meali bu şekilde olsada tefsiri 6 evrede yaratıldı felan diyor. Açıkçası bana da pek inandırıcı gelmemişti bu tefsirler. Resmen kıvırmadan ibaret. 🙂

    “Dünya ne kadar büyük değil mi?
    Ama evrenin haritası çizilseydi, dünya evrenin muazzam büyüklüğünden dolayı o haritada yer bulamazdı. Bırakalım evreni, içinde yer aldığı Samanyolu galaksisinin haritasında bile yer alamayacak kadar küçük kalırdı. Üstelik o Samanyolu galaksisi gibi evrende milyarlarca galaksi var. Ve sadece Samanyolu galaksisinde 200 milyardan fazla yıldız var. Her bir yıldızda da dünya gibi çok sayıda gezegenler. Yani, evrendeki dünya büyüklüğünde gök cisimlerini sayabilmek zaten mümkün olmadığı gibi, bunları bir sayı ile belirtebilmek dahi mümkün değil. Karşılığını bilemediğiniz nonilyon, desilyon gibi rakamlar vermek gerekir ki başka bir ifade ile 10 üzeri 60, 10 üzeri 70 gibi bir ömür saymakla ulaşamayacağınız rakamlardır bunlar.”

    Burada bir hata var. Dünya katı gezegendir. Katı gezegenler genelde küçük olurlar. Merkür, Venüs, Plüton ve Marsta katıdır bunların tamamı Dünyadan küçüktür. Dünya güneş sisteminin en büyük katı gezegenidir. Büyük gezegen sistemleri genelde Gaz devleri olarak adlandırılır ve yoğunlukları sudan bile küçüktür. Satürn’ün yoğunluğu birden küçük yani dünya denizi üstünde yüzebilecek bir gezegen. Aynı zamanda gaz devleri ve onların daha büyük ve sıcak gaz devleri olan yıldızlar, yıldızlardan oluşan galaksiler ve galaksilerin meydana getirdiğimi mevcut fiziksel evrenimizin tamamına yakını H ve He elementlerinden ibarettir. Birde bunlardan nükleosentez ile oluşan bunlardan biraz daha ağır ama yine de ametal ve hafif olan diğer elementlerden oluşurlar. Demirin sentezide yıldızlarda olsa dahi, miktar olarak diğer hafif elementlere göre çok düşüktür. Dünya ise katı elementtir ve çekirdeği erimiş silikatlardan vb. bileşenlerden meydana gelir. Haliylede hayatın sadece burada ortaya çıktığı gözönüne alınırsa, küçümsenmemesi gerekir.

  2. perihan dedi ki:

    Yaratma ya da yaratılma düşüncesinin kaynağı, fikrimce, geçmişte çıplak gözle gözlem yapan insanın, pek çok oluşumun evveliyatını gözlemleyecek imkana sahip olmamasıyla ilişkisi var. Bir şey oluyor ama, gözle görülür hale gelinceye kadar fark edilmiyor; fark edildiğinde ise bu işin öncesi bilinemiyor. Bir de şu var; insan bir şeyi merak eder ama bunu bilebilecek durumda olmazsa mutlaka bir takım varsayımlar üreterek merakını tatmin etmek ihtiyacı duyar. Dünyanın nasıl var olduğu, yaşamın nasıl başladı konuları en ilkel zamanlardan beri merak edilmiştir ve çok ilginç öyküler yaratılmıştır. Bunlar öykü olarak da düşünülmez; gerçek olduklarına inanılırdı. Yani bilgi ihtiyacının karşılanması gerekiyor. Günümüzde her şey birbirinden ayrılmıştır. Geçmişte, bilim,din, hayal her şey iç içe birbirini tamamlayan olgulardı ancak bilim kendi metodunu belirleyip kalıplaşan dogmalarla çelişkiye düşmeye başlayınca ayrışma da kaçınılmaz olmuştur..

  3. edip dedi ki:

    Zebur, Tevrat, İncil, Kuran, hiç fark etmez, hepsi de müthiş bir akıcılıkla ve ikna kabiliyeti ve tehditle insanlar için yazılmışlardır. Yazım şekilleri öyle kurnazcadır ki, okuyanın aklı karışır, gideceği yolu unutup başka yola sapar.
    Şöyle diyebiliriz; kutsal kitapları yazanlar çok akıllıydılar ve onlar bizim asırlar boyunca yaşayacaklarımızı o zamanlardan biliyorlardı (çünkü kendileri de bu aşamaları çok önceden yaşamışlardı) ve bizleri kendi istedikleri gibi yönlendirebilmek için bu işlere giriştiler. Acaba çıkarları neydi? Yoksa hiçbir çıkarları yoktu da sadece görevleri gereği mi bunu yaptılar?
    Kutsal kitapları ve hadisleri incelediğinizde gerçekten çok akılcı olduklarını görürsünüz. Öyle ustaca yazılmışlardır ki; kim okusa başka anlam çıkartmalarını sağlamaya çalışmışlardır. Bu yüzden İbraniler Tevrat’ta yazılanlar ve yazılacaklar için daha o dönemlerde çatışıp durmuşlar ve sonuç olarak 3 mezhebe ayrılmışlar. Hıristiyanlar da aynı şeyleri yaşamışlar ve kafadan 3 mezhep, sonra da bir sürü alt mezhep olmuşlar. İslamı söylemeye gerek yok, tüm dini bütünler ve dinsizler zaten biliyor aşağı yukarı 72 millete bölünüldüğünü.
    Akıllı insan şöyle bir düşünür, der ki; “Kuran’daki ayetlerden bir tanesinin bile yazılmasının imkansız olduğunun iddia edilmesi nedendir?. Bu kadar tasavvufçu ve edebiyatçı varken ve olacağı da o zamanlardan biliniyorken, neden böyle bir iddiada bulunulmuştur?” Bu sorunun cevabı şudur: Gerçekten de bu günlerde bile hiçbir üstad bu kadar çeşitli anlam ifade eden ve her okuyanın başka anlam çıkardığı cümleler yazamaz. En baba tasavvufçu, en iyi edebiyatçı, en iyi şair – romancı yazsın da görelim. Envai çeşit anlama gelen cümleler yazmak her babayiğidin harcı değildir. Sen bir cümle yaz ve onu değişik yerlerdeki 10 kişiye okut, bunların 10’u da birbirlerine göre ayrı bir anlam çıkarsın. Hem de ciddi ciddi. Asırlarca da yıkılmayacak anlamlar.
    Fakat, eğer kutsal kitaplar ve dinler olmasaydı, insanoğlunun asırlardır bu dünyayı ne hale getireceğini düşünebiliyor musunuz? Cehennem korkusu ve cennet mükafatı olmasaydı, insanoğlu bu gezegenin içini dışına çoktan çıkarmıştı. Günah yoksa, ceza da yok, cehennem hiç yok. Niye iyi insan olsunki, nasıl olsa mükafaat yok, cennet yok. Ne ahlak, ne edep, ne de örf adet olurdu. Herkes kendi egolarının emrettiği tarzda kendi doğrularında yaşardı. Gerçi birçok kavim, ulus, ülke ve birey asırlardır korku olmadan, kendi ego ve çıkarlarının emrettiği yolda diğerlerine birçok kötülük yapmışlardır, ama bunlar bile çoğunlukla yine din uğruna olduğu iddia edilmiştir.
    “Yavaş yavaş dünya yaşamı inançsız tarza doğru yöneliyor” diyenleri duyar gibiyim. Doğru, ama insanoğlunun bir kısmı uyanıyor… Uyandıkça daha fazla düşünüyor… Düşündükçe doğruyu bulma azmi onu araştırmaya itiyor… Araştırdıkça bugüne kadar kendisine yedirilen saçmalıkları görüyor ve bunları eleştirmeye başlıyor… Bunlara ateist, deist veya panteist diyoruz.
    Bir kısmı da araştırdıkça kendisine yedirilen saçmalıkları görüyor ve uyanıyor ama gördüğü saçmalıkları eleştirmeyip bu sefer kendisi daha ilgisiz ve araştırmacılıktan bihaber olanlara, bunları yedirmeye çalışarak, kendi dünya rantını sağlıyor. Bunlara da Allah ile aldatanlar diyoruz.
    Diğer bir kısmı da kendisine yedirilen saçmalıkları doğru zannediyor, araştırmacılıktan bihaber olduğu için kim ne derse inanıyor, türbeye gidip çaput bağlıyor, mezarlığa su döküyor, ibadethaneye mum dikiyor, ölünün arkasından helva yiyor, taş duvarın önünde ağlıyor. Bunlara da harbi dindarlar diyoruz.
    Diğer bir kısmın bir kısmı da araştırıyor, tam gerçeği görmeye başlayacağı sırada psikolojik bir etkiyle kendisine o güne kadar yedirilen saçmalıklar midesine oturduğu için korkuyor, korktukça titriyor, “ya varsa, o zaman inanırsam cennete giderim, yoksa da kaybedecek bir şeyim olmaz” diyerek bu saçmalıkları midesine oturma pahasına yemeye devam ediyor. Bunlara da uyanık dindarlar diyoruz.
    Diğer bir kısmın kalanı da mahalle veya köylünün baskısıyla dindar görünüp, insanların arkasından ve hatta bazılarının yüzlerine karşı şeytani kuyularını kazanlar veya yine dindar görünüp, küfürbaz, hilebaz, cariyebaz olanlar var, bunlara da ne dendiğini ben bilmiyorum. Belki birileri biliyordur.
    Bu insanların hepsinden bütün dünyada ve bütün dinlerde ve bütün dinsiz toplumlarda vardır. Ve herkes kafasına göre tekamül etmektedir.
    Saygılar.

    • hasan dedi ki:

      ateş seni çağırıyo. senin hesabına göre burger kinge gidersin. benim hesabıma göre cehenneme….

  4. berk kurtarır dedi ki:

    bilime inanırım ama bilim insanların her dediğine inanmak mallıktan başka bişey değildir.Çünkü bilimin temelinde sorgulamak vardır.İlk önce bakarsın daha sonra kabul eder veya etmezsin ama körü körüne inanmazsın.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s