DERSİM TEZGÂHI

VE GİZLENEN GERÇEKLER

Başbakanın özürlü Dersim açıklamasından sonra medyada Dersim olayları sıkça yeralmaya başladı. Tv’deki programlarda olsun, gazete köşe yazılarında olsun Dersim isyanı ve sonuçları ele alınıyor. En çok konuşulan da Atatürk’ün Dersim harekatı’nda sorumluluğu olup olmadığı.

Görmekteyim ki elbirliği-sözbirliği etmişçesine bir kesim hep aynı nakaratı tekrarlamaktadır.
Zırvalarını özetle belirteyim:

“Dersim bir çıban olarak görülüyordu. Amaç Dersimlileri Türkleştirmekti. Ama bunda başarılı olamayınca katliama karar verdiler.
O amaçla 1935 Tunceli Kanununu çıkardılar. 1937’de de katliam harekatına giriştiler.
Ortada bir isyan yoktu. Sanki isyan varmış gibi, isyanı bastırıyormuş gibi Dersim’i yakıp yıktılar, halkı katlettiler.
Katliamdan Atatürk’ün de haberi vardı. Bizzat “vurun!” emrini Atatürk verdi. Manevi kızı Sabiha Gökçen de uçakla Dersim’i bombalayanlar arasındaydı.
Dersim’in katliam planını Atatürk yaptı. Trabzon Atatürk evi’nde bu plan hala duvarda asılı durmaktadır.”

Bu bir tezgahtır. Dersim tezgahı.
Bilinçli ve kasıtlı olarak böyle çarpıtılarak ve sapla saman birbirine karıştırılarak anlatılmaktadır.
Bunun karşısında Dersim gerçeğini iyi bilmek ve bu tertibi açığa çıkarmak gerekir.
Bunun da açıklamasını özetle vereceğim. İzlediğiniz programlarda, okuduğunuz yazılarda bunun nasıl kamufle edildiğini göreceksiniz.

“Dersim’de devleti tanımayan, kanunlara uymayan, başına buyruk feodal aşiret düzeni vardı. Ve devlet 10 yıl boyunca bunu düzeltebilmek için uğraştı.
Bu amaçla Tunceli Kanunu çıkarıldı ve 1937 senesinde Tunceli’ye yol, köprü, okul, karakol vb. atılımlara girişildi.
Buna Dersim’deki onlarca aşiretten sadece 6 tanesi karşı oldu ve aralarında anlaşarak devlete karşı koyma kararı aldılar.
21 Mart 1937 nevruzunda toplanan kalabalık isyancı grubu telgraf tellerini kesip, köprüyü yaktıktan sonra karakolu bastılar ve 33 askeri şehit ettiler. Seyit Rıza denen çapulcu derebeyi isyancıların başındaydı.
Haber Ankara’ya ulaşınca Atatürk “Sorumluluğu alıyorum, vuracağız. Başka çare kalmadı” dedi ve harekat başladı.
Şimdi bu nokta çok önemli: Harekat Ekim ayında tamamlandı ve 262 isyancı öldürüldü. 6 elebaşı idam edildi. Bunlardan biri de Seyit Rıza’ydı.
Ortada katliam falan yoktu. Sivil halktan-köylülerden öldürülen yoktu. Atatürk’ün harekat planı da bu dönemdeydi.

Şimdi gelelim haziran 1938’e. Tertipçilerin çarpıttığı ve aradaki kalın çizgiyi yok sayıp sanki 37 ve 38 içiçeymiş gibi göstererek Atatürk’ü katliamcı olarak sundukları dönem. Bu dönemi iyi bilmek ve doğru ortaya koymak gerekir.
1938 Haziranında, 1. İsyan’dan yaklaşık bir yıl sonra birkaç aşiret yeniden isyana başlıyorlar. İsyan büyüyor ve hükümet yeniden müdahale kararı alıyor. Temmuz-Ağustos ayında isyan dış basına yansıyor. Dış basında hükümetin isyanı gizlediği öne sürülüyor.
O sıra Atatürk Ocak ayından beri hasta. Mayıs’tan itibaren İstanbul’a çekiliyor ve bir daha da Ankara’ya dönemiyor, yatağa düşüyor. Temmuz-Ağustos döneminde ağır hasta ve memleket meseleleriyle uğraşacak, emir-talimat verecek durumda değil.  Celal Bayar-Fevzi Çakmak ikilisinin sorumluluğunda çıbanı tedavi etmek yerine kesip atmak fikriyle çok sert bir müdahale başlatılıyor. Öyle ki, ibret olsun, bir daha isyana kalkışamasınlar düşüncesiyle insanlık dışı denebilecek boyutta bir katliama girişiliyor. Sonuç: 13.000’den fazla ölü ve 11.000’den fazla sürgün.
Ve bu katliamın iki sorumlusu ve yandaşları çok partili rejime geçişte CHP değil, DP saflarındadır.

Dersim’i bir soykırım, Atatürk’ü bir katilmiş gibi göstermeye çalışanların tertibini bozacak olan bu bilgilerdir.
O nedenle arşivlerin tamamının açılmasını istiyoruz ki gerçekler tüm çıplaklığıyla ortaya çıksın.  Celal Bayar “Atatürk vurun dedi, vurdum” demiş.  “Vurun” demek; “katledin” demek değildir ki. Türkçemizde “Vur deyince öldürmek” tabiri vardır ki Dersim’de yapılan da bu olmuştur. Atatürk’ün “vurun” dediğini değil, “7’den 70’e kadın-erkek öldürün, kökünü kurutun, ne pahasına olursa olsun isyanı bitirin!” şeklinde bir emri ya da emirden de vazgeçtik bu yönde bir iması var mıdır, bunun ortaya konulması gerekir.

Bu konuda 2 yıl önce bu blogda yazdığım “Dersim ve Seyit Rıza gerçeği” adlı yazımda bu gerçeklere değinmiş ve eldeki belgelerle açıklamaya çalışmıştım. Nitekim başbakanın açıklamasında yer alan resmi rakamlar, yazımda verdiğim 13.000 ölü sayısı ve 11.000 sürgün rakamlarını doğrulamıştır.

Bu tertipçilerin iddialarından biri şu: “1935 Tunceli Kanunu katliam amacıyla çıkarıldı”

Devlet katliam yapma amacıyla bu kanunu çıkarmış olsa; neden 1937’deki harekatta katliam yapılmadı? Neden sadece 262 isyancı öldürüldü? 262 isyancının öldürülmesine katliam gözüyle bakanlar; bugün PKK’ya yapılan operasyonlarda öldürülen teröristleri de katliam olarak nitelendiriyor demektir. Arada bir fark yok. Eğer kanun çıkarmaktaki amaç katliam olsaydı; ilk harekatta olur, bir yıl sonra girişilmezdi.

İkinci iddia: “İsyan yoktu”

Bu komik iddianın hiçbir gerçek tarafı yoktur. 6 aşiretin silahlı olarak devlete karşı ayaklandığı belgelerle sabittir. Bu kadar densiz bir iddiada bulunacak kadar gerçekleri saptıranların art niyetli oldukları açıktır. Amaçları ortada bir isyan olmadığı halde devletin katliam yaptığını iddia ederek devletin harekat yapma sebebini, haklılık tarafını yok etmeye çalışmaktır. İsyanın en büyük kanıtı Seyit Rıza imzasıyla Nuri Dersimi tarafından İngiltere’ye yazılan mektuptur. Bu mektubu inkar edemiyorlar. Çünkü isteyene bir nüshası hemen gönderiliyor çünkü. Bu mektuptaki şu ifadelere dikkat:

Türk Hükümeti son olarak, hükümetle yapılan anlaşma gereği, bu işkencelerin dışında tutulan Dersim’e de girmeye çalıştı. Bu olay karşısında Kürtler, uzak sürgün yollarında yok olmaktansa, 1930′da Ağrı Dağında, Zilan vadisinde ve Beyazıt’ta yaptıkları gibi, kendilerini savunmak üzere silaha sarıldılar. Üç aydan beri ülkemi, acımasız bir savaş kırıp geçiriyor.”

Ayrıca Dersim İsyanı’nın elebaşılarından ırkçı Kürtçü Nuri Dersimi’nin “Kürt İsyanları” adlı kitabında Dersim’in isyan olduğu detaylarıyla açıktır.

Şimdi herhangi bir katliama en sert tepkiyi vermesi doğal karşılanacak olan komünist Enternasyonal’in ve o dönemde illegal mücadele veren TKP’nin genel sekreteri İsmail Bilen’in “Rundschau” dergisinin 32. sayısındaki yazısında Dersim hakkında ne söylediğine bakalım:

“İki ayı aşkın bir zamandan beri Ankara hükümeti, Dersim bölgesindeki Kürt aşiretlerinin yeni bir gerici ayaklanmasının bastırmakla uğraşıyor.
Feodal unsurlar, Kemalist Parti tarafından gerçekleştirilen reformlara rağmen bugüne kadar ülkenin bu sapa bölgesinde barınmayı başarmışlardır.
Bu bölgeye geçtiğimiz yıl Tunceli adı verilmişti. Dersimin hakim tabakaları yürürlükteki yasalara rağmen, kendi yasadışı ayrıcalıklarını koruyabilmişlerdir.

Halk Partisi (Kemalistler), iç pazarın gelişmesini isteyen milli burjuvazinin baskısıyla, geçen yıl Cumhuriyetçi devletin bütün ağırlığını ortaya koyarak bu çağ dışı duruma bir son vermeye karar verdi. Özel bir yasa çıkartarak ölüm cezalarını onaylamak da dahil olmak üzere geniş olağan üstü yetkilerle donatılmış askeri bir yönetimin bu kendi başına buyruk vilayet TBMM’ nin yerine iş başına geçirildi. Amacı, göçebeliğe son verme ve aşiret reisleriyle (şeyhler,beyler, ağalar ve şeyhler) onların kiralık adamlarını Batı Anadolu’nun modernleşmiş vilayetlerine sürme hedefi güden bir reform planını zorla uygulamaktı.(…)
Bugün, Kemalist hükümetin enerjik reformları yüzünden kendi iktidarlarını tehdit altında hisseden feodal unsurların ümitsiz bir direnişi ile karşı karşıya bulunuyoruz.
Kemalist hükümet TBMM’ de şu tedbir kararlarını aldırmayı başarmıştır.
1- Aşiretler bundan böyle tüzel kişiliğe sahip olmayacaktır.Bu karara aykırı tüm kararların, belgelerin ve hükümlerin hiç bir geçerliliği yoktur.
2-Aşiret reisinin beyin ya şeyhin tüm yetkilerine son verilmiştir.
3-Aşiretlere ait olan ve aşiret reisleriyle beylerin ve ağaların aşiret adına kendi mülkiyetlerinde bulundurdukları bütün taşınmaz mallar mülkiyetleri hangi resmi belgeye karar ya da geleneğe dayanırsa dayansın devletin mülkiyetine devredilecektir.

İsyanın arifesinde tapu kadastro idaresi feodal aşiret reislerini elinde bulunan halka ait malların incelenmesi ve saptanmasına ilişkin hükümet tedbirlerini uygulamaya başlamıştır.
Bu durumda feodalizm, kendi yasa dışı egemenliğini iktisadi temellerini tehlikesiyle karşı karşıya bulunduğunu hissetti.
İşte özellikle bu tedbir, isyana yol açan neden olmuştur.
Kitleleri kendi peşlerinde sürükleyebilmek için feodal unsurlar hükümetin silahlı kuvvetinin zayıf olduğu lafını yaydılar.
Yaydıkları söylentiye göre, hükümet, ayaklanmayı bastırmak için silahlı birlikleri göndermeye cüret ettiği takdirde İngilizlerle Fransızlar, Türkiye’ye hemen savaş açacaklardı.
Ayrıca Arapların da isyancılardan yana olduğu şeklinde haberler çıkartıldı.
Feodal unsurlar kamuoyunu bu şekilde hazırladıktan sonra bir çok aşiret kendi arasında ittifak yaptı ve “genel müfettişe” yazılı bir açıklama göndererek idari makamlarla anlaşma temeli olmak üzere utanmazca şartlar ileri sürdü.
İstedikleri şey hükümeti feodal yöneticilerin zorbalığa dayanan keyfi rejimlerini tasfiye yolunda aldığı tüm tedbirlerden vazgeçmeye zorlamaktı.”

Yazıdan görülmektedir ki; Komünist Enternasyonal gerici feodal isyan karşısında müdahaleyi desteklemektedir.
İsyanı inkar edenlere bu tarihi belge bir tokat gibidir.

3. Önemli iddia: “Katliam emrini Atatürk verdi” iftirasıdır.

Şimdi bir örnek verelim: Hatırlayacağınız gibi 24 askerin şehit edildiği Hakkari saldırısından sonra cumhurbaşkanı Abdullah Gül “İntikamı çok büyük ve misliyle olacaktır” demişti. Sonrasında yapılan askeri harekatta kimi haberlere göre 400 civarında teröristin öldürüldüğü bildirilmişti. Harekat oldu ve bitti. Varsayalım ki bir yıl sonra Allah göstermesin 🙂 cumhurbaşkanı hastalandı ve yatağa düştü, devlet işleriyle ilgilenemez oldu ve birkaç ay sonra da öldü diyelim. Tam da o ağır hasta olduğu sıralarda teröristler azgınlaşınca hükümet kararıyla ordunun yeni bir harekata giriştiğini ve sivillerin de zarar göreceği ve binlerce ölüyle sonuçlanacağı bir operasyon gerçekleştirildiğini düşünelim. Şimdi bu operasyondan bir yıl önceki başka bir olaydan dolayı intikam dediği için Gül’ü mü suçlayacağız? “İntikam demişti. İşte katliam yapıldı” mı diyeceğiz? Halbuki Gül böylesine kanlı bir katliam kastetmemişti ve onun zamanında zaten operasyon yapılmış ve 400 civarında terörist de öldürülmüştü. Sonraki 13.000 kişinin öldürüldüğü olaya dair Gül’e ait bir katliam emri olmadıktan sonra bundan Gül sorumlu tutulamaz. İcraatin başı başbakandır, İçişleri Bakanıdır ve Genelkurmay başkanıdır.

Atatürk konusu da böyledir ve 1938 Dersim katliamıyla Atatürk’ün ilgisi yoktur. Haziran 1938’de isyan yeniden şiddetlendiğinde yeni bir harekata kararı verilmiş ve bu karar Atatürk’ün bilgisi-onayı dahilinde alınmış olsa bile katliam Ağustos ayındadır ve müdahalenin bu boyuta gelmesinden haberi olmayabilir. Atatürk’ü sorumlu tutabilmek için “Bu defa bu işi kökünden halledin. Asın, kesin, katledin ne yaparsanız yapın ama bir daha isyan edemeyecek şekilde işlerini bitirin!” şeklinde bir talimatı olmadıkça bir suçlama yapılması doğru değildir. Belki de Atatürk,  harekatın sonuçlarını bilmeden-duymadan ölüp gitmiştir. Ayrıca bir yargılamada şöyle düşünmek gerekir:

Diyelim ki bir isyanı bastırmak için orduya emir veriliyor. Fakat gönderilen birlikler sivil halkı da katlediyorlar. Bu ortaya çıktığında eğer o sıra devletin başında olanlar bu katliamın sorumlularını bulup cezalandırmıyorlarsa o devlet görevlileri de bu katliamdan sorumlu demektir. O askeri birliklerin komutanlarını koruduklarına göre onlara bu emri kendilerinin verdiğinin düşünülmesi gayet doğaldır. Bu durumda “1938 katliamı ne zaman ortaya çıkmıştır ve Atatürk o sıra devletin başında mıdır?” sorusu yanıtlanmalıdır. Eğer o sıra Atatürk yataktan kalkamayacak vaziyette ise ya da ölmüşse onu sorumlu tutmak adalet olamaz.

Hangisi normal, hangisi suç?

Şimdi neyin normal, neyin yanlış, neyin insanlık suçu olduğunu objektif olarak belirlemeye çalışalım:

*** 1935 Tunceli kanununun çıkarılması gayet normaldir. Bunda bir kasıt aramak doğru değildir.

*** 1937’de Dersim bölgesine yol, köprü, okul, karakol, kışla, hükümet konağı vb. imarların yapılması gayet normaldir. Aksini savunmak devlet içinde devlet”i savunmak olur.

*** Ayaklanıp telgraf tellerini kesen, köprüleri yakan, karakol basıp askerleri öldüren isyancı aşiretlere karşı askeri müdahalede bulunmak gayet normaldir. Dolayısıyla isyanı ve öldürülen askerleri duyan Atatürk’ün “vuracağız!” emrinde de hiçbir anormallik yoktur. Aksini savunmak bugünkü PKK törörüne de sessiz kalınmasını savunmak demektir.

*** Seyit Rıza’nın asılması suç değil ancak bir yanlış olarak yorumlanabilir. Apo asılsaydı suç mu işlenmiş olacaktı? Seyit Rıza da asılmasaydı belki de 2. isyan doğmaz, 2. harekata gerek kalmaz ve katliam olmayabilirdi. O nedenle bir hata olarak nitelenebilir.

*** 1938’deki 2. Harekat normal bir harekat olmaktan çıkmış ve çok katı müdahalelere dönüşmüştür. Suçlu isyancıların yanında birçok masum insanın da yaşamını kaybetmesine ya da zarar görmesine neden olmuştur. Müdahalenin katliam boyutlarında ve acımasız nitelikte olması kabul edilemez. Bu bir insanlık suçudur ve lanetlenmesi gerekir. Harekat değil Katliam emrini verenler tespit edilmeli ve suçları tescillenmelidir.

SONUÇ:

Bu tezgahın ve bu tertipçilerin Dersim İsyanı’nı çarpıtmaları, gerçekleri saptırmaları ve katliamı Atatürk’e maletmeye çalışmalarının sebebi ne olabilir? Sebep açıktır: Cumhuriyetle ve Atatürk’le hesaplaşmak. Bu yalanların ve iftiraların dinciler tarafından da destek görmesinin asıl nedeni budur. Bugün açıkça Atatürk’e saldıramıyorlarsa da Dersim’le bunun yolunu açmayı amaçlamaktadırlar. Dersim’i Atatürk’e maledip milletin kafasını bulandırdıktan sonra girişecekleri diğer konu İstiklal Mahkemeleri olacak ve sözde binlerce masum insanın bu mahkemelerde yargılandığını, birçoğunun idam edildiğini ve idam emirlerinin de Atatürk tarafından verildiğini öne süreceklerdir. Bundan sonraki aşama ise devrimler olacak ve Hilafetin kaldırılması ile yeniden kurulması tartışmaları gündeme getirilecektir. Bu senaryonun sonunda varılmak istenen hedef; Atatürk’ü silmek, devrimleri rafa kaldırmak, devlet işlerinde dinin referans alındığı yeni Osmanlıcı bir siyaset izlemek ve sahte demokrasi görüntüsüyle teokratik bir düzene geçmektir.

Geçmişle yüzleşmek, yaraları sarmak ve acıları tazmin etmek böyle olmaz. Gerçekten o amacı taşıyanlar, arşivleri tümüyle açarlar. Seçme birkaç belgeyle insanlar yanlış yönlendirilmez. Araştırmacılara, gazetecilere, tarihçilere bütün belgeler, dökümanlar, kayıtlar sunulur. Ondan sonra mesele enine boyuna belgeleriyle-kanıtlarıyla tartışılır ve sorumluları ortaya çıkar. Gerekirse gıyaplarında da yargılanırlar. Ama tezgahçı-tertipçi mahkemelerle değil. Tarihçilerden, ilgili akademisyenlerden oluşan kurulla yargılanırlar. Çünkü bu mahkemeden hapis cezası çıkacak değildir. Kimlerin ne derece suçu, sorumluluğu olduğu belirlenecektir. Yoksa tertipçilere kalsa Ermeni katliamlarından bile Atatürk’ü sorumlu tutacaklardır. Hatta bazıları yapmaktadır da. Mustafa Kemal’in gençliğinde İttihat ve Terakki’ye üye olduğu, Ermeni katliamını İttihatçıların yaptığını, cumhuriyeti de İttihatçıların kurduğunu, dolayısyla cumhuriyetçilerin Ermeni katliamcısı olduklarını söyleyebilecek derecede alçalabilmektedirler. Bilimsel tarih anlayışında onun bunun düşmanlığına, ideoloji karşıtlığı ya da taraftarlığına yer yoktur. Ön yargısız ve objektif olarak tamamen belgelerin ve kanıtların ışığında konular ele alınır ve yorumlanır. Cemaatçi, ırkçı, intikamcı ve liboş zihniyetle değil!

Dersim’i bir hesaplaşma olarak görenlerin ırkçı faşistleri intikam! çığlıkları atmakta ve Türklerle aynı gök altında yaşamak istemediklerini söyleyecek kadar kin saçmaktadırlar. Bunlar bu şovenliklerini Koçgiri, Şeyh Sait ve Dersim İsyanının elebaşısı olan Nuri Dersimi’nin “Kürt gençliğine Hitabe”sinden almaktadırlar. Bakın o hitabedeki şu ifadelere:

Kürdistan denilen harabezar anayurdun istihlasi için.
İntikam!…

Kürt diyarında uluyan sırtlan ve çakallar ırkının mülevves vücutlarından Kürt vatanını tathir için.
İntikam!..

“Medeniyet”denilen kahpenin peşine sığınarak bize uluyan köpekleri susturmak icin.
İntikam!…İntikam!. ..İntikam!…

Geçmişi kaşıyanlar ve millete yanlış aktaranlar bilmelidirler ki bu tavırlarıyla halkları birbirine düşürebilir ve bir iç çatışmaya yol açabilirler. Çünkü bu gözünü kin ve nefret bürümüş çapulcu sürüsü karşısında şiddetten başka, kafalarını ezmekten başka yol olmadığı düşüncesinde olan bir milliyetçi faşist potansiyel mevcuttur. Bunların çatışması topluma da sirayet eder ve 70-75 yıl önceki bir acıyla yüzleşelim derken çok daha büyük acılar yaratılabilir.

Serdar Kaangil

Reklamlar
Bu yazı Tarih içinde yayınlandı ve , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

29 Responses to DERSİM TEZGÂHI

  1. İslamcılar ve onların emperyal çakalları M.Kemali toplum önünde itibarsızlaştırabileceklerini zannediyorlar. Onlar herhalde bizi Arap karnıbaharında amerikanın taşşaklarını yalayan daha kafa olarak ortaçağdan çıkamamış kitlelerle bir tutuyorlar. Onların en büyük yanılgısı işte budur.
    Haa bu arada RTE’nin yalaka liberallerine bir kaç soru soralım, umarım ceveplayan olur.

    1-Amerika Irak’ta 1,5 milyon insanı katlederken , müslüman kadınlar amerikanın askerleri tarafından Hacerü’l Esved’e dönderilip ırzlarına geçilirken….. gıkınız çıkmıyordu.
    2-” Alevilerin katli vacipdir.” diyen Şeyhülislam Ebu Suhuud Efendilere RTE methiyeler düzerken …. gıkınız çıkmıyordu.
    3. Nato Libyada sivil insanları bombalarken …gıkınız çıkmıyordu
    4-Kaddafi bir köpek gibi sokaklarda sürüklene sürüklene gözü dönmüş Amerikan yamyamları tarafından hunharca öldürürken…..gıkınız çıkmıyordu
    5- 350 bin insanın ölümünden , 2,7 milyon insanın mülteci olarak yaşamalarından sorumlu olan Sudan Kasabı El Beşir’le Abdullah Gül ve RTE ‘nin ekranlardaki sonsuz muhabbetlerini izlerken ….gıkınız çıkmıyordu.

    Burda yazmaya kalksak gıkınızın çıkmadığı o kadar olaylar yaşadık ki. Benim şimdi merak ettiğim ne olduda birden insan hakları savunucusu oldunuz. Hayır şimdi bütün bu olaylara sesini çıkarmayınca inandırıcı olmuyor biliyormusunuz.

    • darkness dedi ki:

      Katliam inkar edilemezz. heleki çocukların katliamı o günahsız yavrular çok yazık. mustafa kemal emir vermiş olaylar silsilesi başlamış. iyi okuyup ögrenin olaylar yukarıda kurgulama gibimi yoksa. yukarıda yazan olaylara senin sesin çıkmadıgı için çevrenede bakmadıgın için kimsenin sesi çıkmıyor zannediyorsun. daha eksik kalmış filistindeki olaylara, kırgızıstanda yapılan satırlı katliamlra, afganistandai .pakistandaki katliamlara afrikadaki açlığa müslüman insanlar herkesin acısıyla dertlenir sadece mustafaya birşey atfedildi diye aklına gelmez böyle durumlar. bizim aklımızdan hiç çıkmıyor .

  2. KOKO dedi ki:

    HER ŞEYİNİZ İYİ HOŞ AMA İNANÇLARA OLAN ÖN YARGINIZ ÇOK KORKUNÇ.
    HER İNANCIN VE HER MEZHEBİN İYİLERİ KÖTÜLERİ VARDIR AMA SİZLERE GÖRE KARŞI TARAF HER ZAMAN KÖTÜ VE YOK EDİLMELİ.

  3. pante dedi ki:

    Uydurma Koko!
    Düşünce ve inanç özgürlüğünü savunanlara, her fikre ve her görüşe hoşgörü ile yaklaşılması için çalışanlara iftira etme! Anlaşılan din eleştirilerine tahammülün yok. İşte biz bu tahammülü sağlamak için uğraşıyoruz. Kendinden başkasını kötü ve sapık görenlerin empati kazanması içindir mücadelemiz. Ve yoketmek bize değil, eleştirilere tahammülü olmayanlara mahsustur.

    • Fatma Türe dedi ki:

      Tebrik ederim..

    • Umut Coşkun dedi ki:

      Haklısın dostum.

    • darkness dedi ki:

      hangi düşünce ve inanca hoşgörü oldugunu anlayamadım. yaklaşık 7-8 tane yazı okudum burda hepsnde allahı ve peygamberlerini inkar ve peygamberleri dolandırıcı sex düşkünü insanlar olarak nitelendirmek mi saygı ve hoşgörüdür. ama son olarak bu yazıdanda anladıgım kadarıyla sizin allahınızda peygamberinizde velinizde atatürk müş. ona karşı söylenen hiçbir söze ve atfedilen hiçbirşeye tahamülünüz yok. ama size bir bilgi vereyim atatürk düz bir insandı. herhangi bir ünvanı yoktu. sadece bu üklenin işgalden kurtarılması için hastalıklarına ragmen savaşmış bir türk evladıydı. yanlış kararlar vermiş olması normaldir. hoşgörü budur efendiler.
      saygılar sevgiler

      • ahmettk dedi ki:

        peygamberin kadın düşkünü olduğu kuran da yazıyor? kaç kadın alacağı vs vs. hadislerin bir çoğunda bile açıkça yer alıyor. hani bilmiyorsan aç oku görürsün.

    • sevginin ışığı dedi ki:

      tebrik ederim

  4. ateist dedi ki:

    pante vur emri ile ilgili anektodu anlatan celal bayar, sozlerine ”ben başbakanken” diye basliyor, oysa ilk harekatta basbakan Inonu idi. Bir de su linkteki belgelere bir goz at:

    http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalHaberDetayV3&ArticleID=1070078&Date=21.11.2011&CategoryID=77

    • pante dedi ki:

      Atatürk’ün yeni bir isyan karşısında askeri harekata onay vermiş olması, katliam emri vermesi demek değildir. Bunu yazımda da belirttim. Muhtemelen linkteki belgeler doğrudur. Ortaya çıkan isyan karşısında “Bırakın yapsınlar, bırakın yıksınlar” diyecek hali yoktur. Elbette müdahale edilmesini isteyecektir. Bizim karşı olduğumuz ve lanetlediğimiz müdahale değil, katliamdır. Belgelenmesi gereken Atatürk’ün katliam emrini verdiği ya da katliam hakkında bilgisi olduğudur. Bu ortaya konamadıkça Atatürk’ü katliamla suçlamak yanlıştır. Katliam 1937’de olsaydı; Atatürk’ü suçlayabilirdik. Katliam emri vermemiş olsa bile katliamcıları yargılamamış-cezalandırmamış olduğu için. Ama katliam 38 ağustos’undadır ve Atatürk’ün ne harekatı denetleyecek, ne katliamı önleyecek ne de katliam ortaya çıktıktan sonra suçluları yargılayabilecek durumu vardır. Ölüm pençesindeki bir insandan bunu beklemek doğru değildir. Ancak İnönü, Bayar, Çakmak ve diğer devlet yöneticileri katliamdan kesinlikle sorumludur. Bilerek-isteyerek yaptırmamış olsalar bile daha sonra haberini almalarına rağmen suçlulara karşı bir yaptırım içinde olmamaları onları da suçlu kılar.

      • ateist dedi ki:

        29 Agustos 1938’de Celal Bayar soyle bir demec vermis Cumhuriyet Gazetesi’ne: ”Elazığ`da ordu manevralarının son safhalarını takib ettim. Biliyorsunuz ki, bu manevralara tekmil modern teçhizatıyla üç kolordu ve iki süvari tümeni iştirak etti… Bilhassa ilave etmeliyim ki, bu kuvvetler daha evvel Dersimin sarp ve çetin kayalıklarında kendilerine verilen tedip vazifesini ifa etmişler.. Ben görüşlerimi Cumhurreisi ve kahraman cumhuriyet ordularının eşsiz Başkumandanı şef`im Atatürk`e arzettim. Orada iken Dersim`in tedip hareketi ve aynı zamanda imar ve islah programıyle meşgul oldum.. Yapılan tedip hareketi katî ve müspet netice vermeğe başlamış ve son safhasına gelmiştir.” (Nazmi Sevgen, Celâl Bayar Diyor Ki 1920-1950, İstanbul, 1951):

        Bir de 30 Agustos 1938 gunu Fevzi Cakmak Ataturk’e bir telgraf cekiyor ve Dersim’deki harekatin bittigini mujdeliyor. Ataturk de ona soyle cevap veriyor: “Ordumuzun yüksek ve her vakit olduğu gibi milletin emniyetine cidden lâyık kıymet ve kudretle dolu manevrasının çok istifadeli safhalar göstererek bittiğini bildiren telgrafınızı aldım. Türk ordusunun yarattığı zaferin bu yıldönümü günlerinde kalbim orduya karşı takdir ve şükran hisleriyle doludur. Sizin ve tercümanı olduğunuz aziz silah arkadaşlarımın hakkımda gösterdikleri samimi ve asil duygular, o günlerdeki hatıralarımı canlandırdı, heyecanlarımı arttırdı. Başta siz olduğunuz halde cümlenize candan sevgi ve saygılarımı sunar, şimdiye kadar olduğu gibi bundan sonra da daima artan kutlu başarılar dilerim.”

        Elimde Can Dundar’in Ataturk’un son 300 gunune ait kitabi var. Bu kitapta Ataturk’un son anlarinda yaninda bulunanlarin anlatimina yer verilmis. Ataturk Eylul 1938’de dahi devlet isleriyle ilgilenebiliyor, gazete okuyor, kararnameleri imzaliyor v.s. Hatta 18 Eylul 1938’de Dolmabahce’ye Bayar geliyor. Ataturk’le Bayar’ yarim saatten fazla ulkenin yeni ekonomik programi uzerine konusuyorlar. O donem ulkenin en onemli konusu Dersim, bu konu hakkinda konusulmamasinin imkani yok. Ancak Ataturk’e kasitli olarak Bayar tarafindan yalan soylenmesi, ya da komutan Abdullah Alpdogan tarafindan gerceklerin Bayar’dan bile gizlenmis olmasi lazim ki Ataturk’un olan bitenden haberi olmasin.

        Not: Sadece seni bilgilendirmek amacli yaziyorum. Yobazlari ve liboslari sevindirmek istemem. Istersen bu yorumu yayinlama.

  5. pante dedi ki:

    Verdiğin bilgiler için teşekkürler Ateist.
    Bu bilgilerden anlaşılan şudur ki; Atatürk’e hastalığı sırasında gelişmeler kısaca rapor edilmiş. Ancak bu raporlar haricinde ayrıntıların bildirilip bildirilmediğini bilemiyoruz. Bilgilendirmeler sadece bu şekilde ise Atatürk’ün Dersim’de yaşanan acı olayları bilmesine olanak yok. Ayrıca biliyoruz ki Atatürk Dolmabahçe’den ayrılamıyor ve olayları yakından takip edebilecek bir denetimi söz konusu değil.

    Gerçeklerin olduğu gibi bilinmesi taraftarıyım. İsterse birilerinin eline malzeme olsun, farketmez. Atatürk’ün ayrıntıları bilebilmesi için olayların katliam boyutunun basına yansımış olması gerekir. Muhtemelen Atatürk basını takip ediyor, yaveri Salih Bozok’tan da bir takım haberleri alıyordur. Ama basında sansür varsa ve henüz o aylarda katliamla ilgili haberler dile getirilmemişse ve Salih Bozok da yeterince detaylara sahip değilse; Bence Atatürk’e bu ayrıntılar aktarılmamış olabilir.

    Amacım Atatürk’ü korumak ve katliamın dışında tutmaya çalışmak değil. İnönü’yü, Bayar’ı, Çakmak’ı sorumlu gördüm, yeterli kanıt oluştuğu takdirde Atatürk’ü de sorumlu görürüm. Ama eldekiler Atatürk’ü sorumlu tutacak düzeyde değil. Bu bilgilerle “Katliam emrini Atatürk verdi. Dersim’in katili Atatürk’tür” demek bence insafsızlık olur.

    İlave olarak şunun da düşünülmesi-tartışılması gerektiği kanısındayım.
    Ben Atatürk’ün sanıldığı kadar istediğini yapacak güçte olduğunu düşünmüyorum. Varsayalım ki Atatürk’ün katliamla ilgisi yoktu ve katliamı sonradan haber aldı. Katliamı içine sindiremese, kabullenemese ne yapabilirdi?
    Bayar’ı belki görevinden alabilirdi ama Fevzi Çakmak’ı görevden alabilir miydi ve Dersim sorumluları hakkında soruşturma açtırtıp yargılatabilir miydi? Bunu yapabilecek erke sahip olduğunu sanmıyorum. Bu erke sahip olsa bile ortalığın hepten karışacağı ve karşı devrimcilerin elinin güçleneceği düşüncesiyle büyük olasılıkla buna girişemezdi. Sağlığı yerinde olsaydı, belki süreç içinde Bayar’ı, Çakmak’ı ve diğer sorumluları dışlayıp onlarla çalışmazdı ama o ilk dönemde birşey yapamazdı.
    Yani demem o ki; katliamın emrini vermese, acı olayları sonradan öğrense bile sorumlular hakkında birşey yapamadığı-yapmadığı için o da katliamcı olarak görülürdü.
    Hastalığının ve ölümünün zamanlaması, belki de ona suçlu damgası vurulmaktan kurtulma şansı veriyor.

    • amasya dedi ki:

      Yaziyi okudugumda bir an gercekten tarafsiz sanmistim seni. Ama Atheistin sundugu belgeler karsisindaki kivirman gercekten tarafsiz olmadigini gösterdi. Neyse asil mevzuya gelelim. Ben ne olursa olsun dogrudan yanayim. Bu Katliami Atatürkün yapmadigina dair kesin bir belge olsa kabulum olurdu fakat ne yazikki gercekler öyle degil. Tüm belgelere yesyeni belgeler daha eklemek istiyorum. Belgeler Prof. Dr. Cemil Kocakin “Muhalif Sesler” Kitabinda ilk defa yayinlanmistir. Bu Belgeler 1937 deki harekatlar ile ilgili. Fazla yazmak istemiyorum zaten yargin yorgun isten geldim tüm belgeleri görmek icin Kitabi satin alabilirsin. Kisa sekilde özet yapayim. Belgelerde baze orgeneral be kongenerallerin yazismalari var. Olay tam olarak anlatiliyor. Ayaklananlar tam olarak 200 kisilik bir gurup. Bazen 150 kisi halinde bazen 100 kisi halinde saldiri yapiyorlar. Raporlardan cikarabiliecegimiz sunlar: 1937 deki ayaklanmalara karsi yapilan harekatlar generaller tarafindan yapiliyor cünki aniden kücük isyan cikiyor ve aniden 3 teyyare saldiriya gönderiliyor. Ama asil önemli olan raporlarin en sonunda gelen kisim. Dördüncü umumi Müfettis Kongeneral Hüseyin Alpdogan “dersim icin vaktiyle düsünülmüs ve hazirlanmis tertiplerin alinmasina simdiden baslanmasinin da muvafik olacagi(ni) arz ederim” diyor.
      Zaten 100-200 kisinin ani saldirisi üzere neden Cumhurreis birzat ilgilensin ve harekat plani cizsinki… . Ne yazikki tüm yukardaki bilgiler ve bu raporlar ile bu Dersim Katliaminin boyutu üzere Atatürkün sadece haberdar degil en basindan planlamis kisinin ta kendisi oldugu acikca gözükiyor. Ölüm sayilarina gelince sayilarin 13 binden cok daha fazla oldugu cogu tarihciler tarafindan tahmin ediliyor. 50 bin üzere degil tabiki. Bunu Sinan Meydan Kitabinda güzel bir sekilde anlatiyor. Tahminlerin cogu 30-40 bin arasi.

  6. ateist dedi ki:

    Evet isin ayrintilari Ataturk’e bildirilmemis olabilir tabi ki. Bence sunun ortaya konulmasi lazim; orada yasananlar tamamen bir isyanla mucadele operasyonuydu da sivil kayiplari bu isin ”acceptable losses” denilen ya da Onur Oymen’in ”yan hasar” diye niteledigi ayrintilari miydi, yoksa isin temel amaci genel temizlik miydi? Bayar 30 Haziran 1938 soyle diyor meclis konusmasinda: ”Geçen seneye nazaran,burada bu sene,daha fazla kuvvetlerimiz toplanmıştır,birkaç yerde de ufak tefek çarpışmalar olmuştur.Dersim icin vazife alacak ve umumi(genel)bir tarama hareketiyle tedip kuvvetlerine yardım olaraktan bu meseleyi kökünden söküp atacaktır.” Agustos’taki son harekat mi kast ediliyor burada?

    Genelkurmay belgelerinde soyle birsey var: ”8 Haziran tarihinde Genel Kurmay’a yazı gönderen 4. Genel müfettişlik, harekatın Mercan deresinin birinci, Merho deresinin ikinci, Kalan deresinin de üçüncü temizleme sahfası olarak cerayan edeceğini ve Ağustos ayının sonuna kadar bitirilmeye çalışacağını bildirir”

    Yani harekatin Agustos sonuna kadar surecegi, nerelerin temizlenecegi de harekat baslangicinda belli. Hatta 100 gunluk odenek isteniyor. Cok buyuk askeri yiginak yapilyor falan. Ama tabi yine de hakli olabilirsin. Is normal seyrinde giderken askerler tarafindan kantarin topuzu kacirilmis ve bunlar Ataturk’e soylenmemis olabilir. Benim esas anlamadigim ilk harekatta silahlarin cogu toplanmisken, ortada ilk harekatta oldugu kadar buyuk bir asayis sorunu yokken (sadece 7 askerin oldugu bir pusu olayi var) bu kadar buyuk yiginak neden yapiliyor? Bu sorulara ancak Genelkurmay arsivlerinin acilmasiyla cevap bulabilecegiz herhalde.

    Bu arada blog’unu ilgiyle takip ediyorum, saygilarimla…

  7. Geri bildirim: demo | Lesvosnews.net

  8. Mestan dedi ki:

    Selam Pante, ben 1yila yakin ateist olmusam..ama bazi sozler benim guvenimi azaldir..mesel: eger ruh yokdu pes onda nasil bazi isler yapilir fiziksiz gucile? Ben gordumki bir kisi bir yogun kisini tekce parmak dokunmasile uzatmali haletde ayaga kalkirtdi? Bu nasil ola biler?(eger ruh olmasa)

    • pante dedi ki:

      Selam Mestan. Ruha olan inancın, ruhu nasıl tanımladığına bağlı. Ateistler ruhu, beyindeki enerji olarak tanımlıyorlar. Ama ölümden sonra ruhun canlı kaldığını reddediyorlar. Bazı İslamcılar da ruhu reddediyor, “Kur’an’da ruh yoktur” diyorlar. Eğer senin ruh inancın, öldükten sonra da ruhun varolduğu şeklinde ise ateist değilsin demektir. Bu durumda panteizm-panenteizm’e daha yakınsın diye düşünüyorum. Bana sorarsan ben ruh konusuna agnostik yaklaşıyorum. Bilmiyoruz, bilemeyiz.

      • darkness dedi ki:

        mestancım sen bu arkadaşın dediklerine pek aldırma ben de merak ettim hangi islamcı ruhun varlıgını reddediyormuş merak ettim. keza kuranı kerimde ve bir çok hadiste cehennem deki cezaların ruhen cekileceginden bahseder. acı cekecegi söyleniyor fakat yok deniliyor yapma dostum safsata bunlar . keza kabir azabındanda bahsederken ölüş bedenemi azaptan bahsediliyor. lütfen bir konuda yazı yazarken önce o konuya tam anlamıyla vakıf olunuz. inanıp inanmamak sizin tasarrufunuzdur. ama yanlış beyan baskalarınıda etkiler. pantininde dediği gibi ülkemizde kimse okumuyor. kulaktan dolma şeylerle yaşıyoruz. lütfen okuyalım biliçlenelim.

    • sevginin ışığı dedi ki:

      Sevgili Mestan, bir tane kitap önermek istiyorum. Bir göz atarsan faydası olacağını düşünüyorum:
      *Ben O’yum… yazar: Sri Nisargadatta Maharaj… Akaşa yayınları

  9. Cem dedi ki:

    Pante.. yine eğimiş bükmüşsün 🙂 Bu kafayla kemalistler %1’lere inecekler inşallah. Keh keh keh.

  10. faruk yılmaz dedi ki:

    tamamen saçmaladığını düşünüyorum ancak 06 yaş grubunu ikna edebilecek veya kemalist alt yapısı olanları inandırabilecek bir yazı.

  11. Zehra dedi ki:

    Sizden bir şey rica edeceğim. bana sadece 3 şey söyleyin Atatürk burda şu kötülüğü yaptı diye de yazılarınızı sizin körü körüne bir kemalist olmadığınızı düşünerek okuyayım ? objektif olduğunuzu düşünerek okuyayım?
    eminim söylediğim şey bir çok kişi için de geçerlidir.

  12. Umut Coşkun dedi ki:

    Ben bir kemalist değilim(Atatürk’ün bazı düşüncelerini beğensem de), fakat şunu merak ediyorum kemalizm karşıtı olan insanlar neden konulara bu kadar sığ yaklaşırlar. (En azından benim gördüklerim.) Yani çok saçma, bi kere de bir argüman sunun be kardeşim.
    @Cem @furkan yılmaz

  13. the_oxygen dedi ki:

    bu yazının değiştirilmesi gerektiğini düşünüyorum zira geçenlerde seyit rıza nın bir terörist olmadığı tam tersine kan dökülmemesi için çalıştığı belgelerle açıklandı ingiltereye yollanan seyit rıza imzalı mektubun ise başka biri tarafından yazıldığı ortaya çıktı…

    • pante dedi ki:

      the_oxygen, Hangi belgelermiş onlar?
      Link verirsen değerlendiririz ama aylar süren silahlı isyanın elebaşısı için masum olduğuna dair bir belge olduğunu düşünmek bile saçma.
      Mektup konusunda ise “Dersim ve Seyit Rıza Gerçeği” başlıklı yazımda belirttim. Mektubu Nuri Dersimi’nin yazdığına dair iddia var ama altındaki imza Seyit Rıza’nın.

  14. Geri bildirim: Dersim’e ne dersin? | kişisel şey

  15. seraglio dedi ki:

    evet dersimde katliam yapıldı katledilmeleri gerekirdi çünkü taki osmanlı zamanından bu yana 1937 li yıllara kadar dersimden ne vergi ödenmiş ne asker gönderilmiş nede devlet kanunlarına riayet gösterilmiş vs vs vs saymakla bitmez bu halkın sırtının sıvazlanması beklenemezdi her halde ve doğru olan yapıldı sonunda ……

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s