İSLAMIN ASIL DÜŞMANI: HADİSLER

GERİCİLİĞİN  VE GERİ  KALMIŞLIĞIN  SEBEBİ

Günümüzde hadisleri reddeden ve sadece Kur’an’ın İslam’a yeteceğini öne süren Reformculara göre, eğer peygamberin emri yerine getirilmiş olsaydı ve hiç hadis yazılmasaydı; İslamiyet , mevcut dinler içinde en itibarlı ve dünyada en yaygın din olurdu. Çünkü onlara göre, hadisler bütünüyle ele alındığında, islamın gelişimini engellemiştir ve engellemeye devam etmektedir. Hadislerin Kur’an’da eleştirildiğini ve peygamberin hadis yazmayı yasakladığını ileri sürerler.

Lokman-6 . “İnsanlardan öylesi vardır ki, bilgisizce Allah yolundan saptırmak ve o yolu eğlenceye almak için, eğlencelik asılsız ve faydasız hadisleri satın alır. İşte onlar için aşağılayıcı bir azap vardır.”

“Benden Kuran dışında hiçbir şey yazmayın. Kim benden Kuran dışında bir şey yazmışsa imha etsin.”
(Müslim, Sahihi Müslim Kitabı Zühd, Hanbel, Müsned 3/12, 21, 33)
Hadis reddine dayanak olarak gösterilen ayet farklı yorumlanmaya açık. Peygamberin hadis yasağının da yine bir hadisle kanıtlanması ise ilginç tabi.
Hem hadislerin uydurma olduğunu iddia etmek, hem de hadisle kanıtlamak tutarlı değil. Aksine hadis yazımını destekleyen hadisler de mevcut.
Ancak konunun o kısmına girmeyip hadislerin olumsuz taraflarını ele alacağız. Çünkü gerçekten de uydurma hadisler o kadar çok ki, İslam Kur’an’dan ziyade hadislerle biçimlenmiş.
HADİSLERİN GETİRDİĞİ ZARARLAR:İslam dini, sadece kuran’a göre değil, hadis ve sünnetlere, hatta mezhep ileri gelenlerinin yazdıkları kitaplardaki abartma ve uydurma bilgiler çerçevesinde düzenlenmiş ve uygulanagelmiştir.
Bu durum, bir çok alanda islam toplumlarının geri kalmasına, toplumlar üzerinde dinin bir baskı unsuru oluşturmasına, islamda olmayan yanlış inançların yerleşmesine, putperestvari adetlerin yerleşmesine, bilimin ve yeniliklerin düşman gibi görülmesine, kadınların 2. sınıf insana dönüşmesine, islam dininin kötü tanınmasına sebep olmuştur.

YALAN HADİSLERİN SEBEPLERİ:

1- Maddi çıkarlar için;

Örneğin , esans satıcılarının güzel koku kullanmanın faziletleri hakkında uydurttukları hadisler, örnekler çoğaltılabilir..

2- Manevi çıkarlar için;

Vaazcıların, halkın duygularını coşturmak, süslü olaylar ve duygulu sözler anlatabilmek, dinleyenleri ağlatabilmek, ajitasyon oluşturabilmek maksadıyla uydurulan hadisler..

3- Siyasi çıkarlar için;

Halifeler arasındaki sıra, hak , üstünlük ve çatışmalar ile mezhepler arasındaki rekabetten dolayı uydurulan hadisler..
4- Dini bozmak için;

Halife Mehdi zamanında boynu vurulmak üzere yakalanan islam karşıtı Abdülkerim bin Ebil Avca öldürülmeden önce şu dehşetli açıklamayı yapar: “Siz beni öldürüyorsunuz ama, ben dininizde helali haram, haramı helal yapan 4000 hadis uydurdum.” 6000 küsür Kuran ayetinin yanında, sırf bir kişinin 4000 hadis uydurabilmesinin açacağı dehşetli tahribatı bir düşünün..

5- Dine fayda maksadıyla;

Kur’an’daki hükümleri ve çeşitli konulardaki bilgileri yetersiz bularak,
dini eksik düşünüp tamamlamak gayesiyle uydurulan hadisler..

6- Mezheplerini doğrulamak maksadıyla;

Ümmetim arasından adına Ebu Hanife denecek bir kimse gelecektir ki, o ümmetimin ışığıdır” (İbnu Arrak, Tenzihus Şeria, 2. cilt, sayfa 14).
Örneğindeki hadis ve benzerleri gibi..

7- Dini sevdirmek için;

peygamberler hakkında yüceltici hikayeler, kutsallaştırmalar, ümmet şovenciliği, Hz.Muhammed’i ululaştırma gayretleri, yaşanmış olayların efsaneleştirilmesi, süslenmesi, peygambere mucizeler yakıştırılması gibi..

8- Zorlama hadisler;

Emevi ve Abbasi dönemlerinde , halifelerin karşılaştıkları idari sıkıntıları aşma maksadıyla ya da istedikleri yönde fetva üretebilmek için uydurulan hadisler..

9- Gelenek-Görenekleri yaşatmak için;

Yaşam tarzlarındaki alışkanlıkları daim kılmak maksadıyla, geleneklerle ilgili konularda uydurulan hadisler..

10- Eski dinlerindeki inançlarını devam ettirmek için;

Yahudi kıssalarından dine sokulanları, şamanizmden gelen inançların hadislerle dine sokulmasını, hristiyanlıktan etkilenerek hadis uydurulmasını örnek olarak belirtebiliriz..

http://www.kurandakidin.net/bolumler/05-dine-sokulan-ilavelerin-hadislerin-uydurulma-sebepleri.asp

KURAN – HADİS ÇELİŞKİLERİ:

Kur’an’da geçmeyen, ayet niteliğindeki uydurmalardır. Özellikle Allah’ı insan tasvirinde sunan hadisler çoktur.
Örnekler:

1- ALLAH’IN BALDIRI:

Hz.Muhammed dedi ki;
“Allah ahirette Peygamberlere kimliğini kanıtlamak için bacağını açıp baldırını gösterir.”
Müslim İman 302, Buhari 97/24,10/29, Hanbel 3/1

2- ALLAH’IN TOKALAŞMASI:

Hz.Muhammed dedi ki;
“Allah benimle görüştü ve el sıkıştı. Elini iki omuzum arasına koydu. Öyle ki parmaklarının soğukluğunu iki göğsüm arasında hissettim.”
Hanbel 5/243

3- DİN DEĞİŞTİREN ÖLDÜRÜLSÜN MÜ?

Kuran: “Dinde zorlama yoktur.”

Bakara-256

Hadis: “Dinini değiştireni öldürün.”

Nesei 78/14,Buhari 12/1883

4- PEYGAMBER BÜYÜLENMİŞ:

“Peygamber Medine’de bir Yahudi tarafından büyülendi. Günlerce ne yaptığını bilmez durumda ortalıkta dolaştı.”

Buhari 76/47 Hanbel 6/57,4/367

5- DEPREMLERİN SEBEBİ:

“Dünya balığın üzerindedir. Balık başını sallayınca Dünya’da depremler olur.”

İbni Kesir Tefsiri 2/29 68/1’in açıklamaları

6- RESSAMLAR YANDI:

Cehennemde en şiddetli azaba uğratılacak kişiler ressamlardır.
BuhariTesavir, 89

7- ÖLÜYE AZAP:

ölünün arkasından ağlanmasından dolayı, ölü azaba uğratılır.”
Buhari /K. Cemiz 32,33,34

8- VASİYET YOKMUŞ:

Kuran: “Ey iman edenler! Herhangi birinize ölüm gelip çattığında vasiyet zamanı aranızda tanıklık şöyle olsun: Kendinizden adalet sahibi iki kişi yahut, yolculuk etmekte iken ölüm musibeti başınıza geldiyse sizin dışınızda iki kişi”
Maide-106

Hadis: “Varis için vasiyet yoktur.”
Hanbel 14/238

HADİSLERİN BİRBİRİYLE ÇELİŞKİSİ:

Örnekler :
Kan Aldırma:

“Kan aldırmak yapanın da yaptıranın da orucunu bozar.”
Tirmizi Oruç 60/Ebu Davud Oruç 28/Buhari Oruç 32

“Peygamber’imiz oruçlu iken kan aldırmışlardır.”
Ebu Davud Oruç 29-30/Tirmizi Oruç 59/Buhari Tıp 11

Tuvaletler Kıbleye Doğru:

“Gerek küçük, gerek büyük tuvaletinizi yaparken kıbleye dönmeyin.”
Hanbel 3/12

“Peygamber’imiz bir takım insanların küçük ve büyük tuvaletleri için kıbleye dönmeyi hoş karşılamadıklarından, bu bidatı (hurafeyi) kaldırmak için tuvaletini kıbleye doğru yaptırdı.”
Buhari 4/11

Oruçluyken Öpüşmek:

“ Peygamber oruçlu iken hanımlarını öptü.”
İbn-i Kuteybe- Hadis Müdafası 372

“Oruçluyken hanımını öpenin durumu sorulduğunda Peygamber; “Orucu bozulmuştur” dedi.”
İbn-i Kuteybe Hadis Müdafası 372

Ayakta Su İçmek:

“Peygamber ayakta su içilmesini yasakladı.” Ebu Davud 4/No:3717

“Peygamber’i sizin benim gibi ayakta su içerken gördüm.” Ebu Davud 4/No:3718

Aybaşılı Kadın Camiye Girebilir mi?

Peygamber “Şurası muhakkak ki cami ne cenabete, ne aybaşılı’ya helal değildir.”
Müslim Hayz 11, Ebu Davud Taharet 104 Tirmizi Taharet 101, Nesai Hayz 18

Ayşe: “Peygamber’imiz bizden biri aybaşılı olduğu halde onun kucağına başını koyar, Kuran okurdu. Bizden birimiz aybaşılı iken camiye gidip Peygamber’e birşeyler götürürdük.”
Nesai, Hayz, 19

Binlerce çelişkili hadisten sadece birkaçı..
Din, hadis dini olmuş, kur’an devre dışı kalmış neredeyse..

Muhammed de şöyle yazmış zaten;

Ey Rabbim, benim toplumum bu Kuran’ı devre dışı tuttu.”
Furkan -30

MANTIKSIZ HADİSLER:
İslamı yanlış tanıtan, islam toplumlarını batıl inançlara sürükleyen, toplumu geri bırakan ve gerici yapan tonla hadis var. Birkaç örnek:

İTFAİYE’YE GEREK YOK:

“Yangın gördüğünüzde tekbir getiriniz, zira tekbir (Allahuekber demek) onu söndürür.
Ramuzel Hadis

AZRAİL’E TOKAT:

Ölüm meleği Musa’ya gelerek: “Rabbine icabet et” dedi. Bunun üzerine Musa ölüm meleğinin gözüne tokat vurarak onu çıkarttı. Melek hemen Allah’a dönerek “Sen beni ölmek istemeyen bir kuluna göndermişsin, o benim gözümü çıkardı” dedi.
Sahihi Müslim 10/176

GÖZ OYAN ZALİM PEYGAMBER:

Ureyne ve Ukeyle kabilelerinden bir grup Medine’ye gelerek Müslüman oldular. Medine’nin havası onlara dokununca Peygamber onlara deve sidiği içmelerini öğütledi. Adamlar develeri dağıttılar ve çobanı da öldürdüler. Peygamber onları yakalattı, ellerini ve ayaklarını kesti, gözlerini oydu, çölde susuz ölüme terk etti. Biz onlara su vermek isteyince, Peygamber bizi engelledi.”

Buhari Tıp5/1, Hanbel 3/107,163

A.’A BAKMA KÖR OLURSUN:

“Sizden birisi cinsel münasebette bulunduğu zaman eşinin cinsel organına bakmasın, zira cinsel organa bakmak körlüğe sebep olur.” Feyzul Kadir 1326

FEMİNİSTLER İYİ OKUYUN:

“Eğer erkeğin tepesinden tırnağına kadar cerahat aksa, kadın da bunları ağzı ile temizlese, yine de erkeğin hakkını ödemiş olmaz.” İbni Hacer el Heytemi 2/121

KEÇİ AYETİ YEDİ:

“Zina yapan evlilerin taşlanarak öldürülmelerini emreden ayet Hz. Ayşe’nin döşeğinin altındaki sayfada yazılı bulunuyordu. Peygamber ölünce Hz. Ayşe onun gömülme işlemleri ile meşgulken, evin açık kapısından içeri giren bir keçi o sayfayı yedi. Böylece taşlayarak öldürme cezası Kuran’dan çıktı. Ama hükmü devam etmektedir.”
İbni Mace 36/194,Hanbel 3/61,5/131

WHAT IS ALLAH?

“Allah zamandır.”
Muvatta 56/3

WHERE IS ALLAH:

Peygamber’e Allah’ın yerleri ve göğü yaratmadan önce nerede olduğu soruldu, Peygamber ; “Bir bulut içerisinde idi, üstü hava, altı hava idi.”dedi.
Hanbel 4/11

SEN NEYMİŞSİN BE MUAVİYE :

Muaviye’nin yağdanlığı Ebu Hureyre’den;
“Allah’ın Resulu şunu derken duydum: Allah vahyini üç kişiye emanet etti: Ben, Cebrail ve Muaviye”

KADINLAR HAKKINDA UYDURMA HADİSLER:

Geleneksel İslam’ın en çok ilaveler yaptığı konular kadınlarla ilgili olanlardır. Kadını köleden beter yapan, kadının, erkek egemen toplumda sadece ev işinde ve cinsellikte kullanılmasını, hiçbir alanda kadına hak tanınmamasını savunan izahlar, toplum nezdinde kabul görsünler diye uydurma hadislere ve mezhep izahlarına dayandırılmış ve bu bakış açısı topluma din diye yutturulmaya çalışılmıştır.

Saf dindar kadınların birçoğu Kuran’ın İslam’ı ile bu uydurmaları ayırt edemedikleri için, Allah’ın rızasını umarak bu uydurmalara göre yaşamaya çalışmış ve kendilerini gelenekçi erkeklerin sınırlarını çizdiği kapkara bir dünyada bulmuşlardır.
Gelenekçiler; “Peygamber’imiz, cennetin annelerin ayaklarının altında olduğunu söylemiş, kadınlar annemizdir , bacımızdır…” gibi laflar ederek kadınlara çok değer verdiklerini göstermek istemektedirler..
Oysa gerçekte kadını 2.sınıf insan haline getirmişlerdir..

ERKEĞE SECDE :

“Eğer bir kimsenin bir kimseye secde etmesini emretseydim, erkeklerin kadınlar üzerinde olan haklarından dolayı kadınların erkeklere secde etmelerini emrederdim.”
Tirmizi, Rada, 10/1159; Ebu Davud, Nikah 40/2140 Ahmed b. Hanbel, Müsned VI, 76; İbn Mace, Nikah 4/1852

“Ey kadınlar! Eğer kocalarınızın size olan haklarını bilseydiniz, ayaklarının tozunu yüzlerinizle silerdiniz.”
Hafız ZehebiBüyük Günahlar Sayfa 187

KADIN=KARA KÖPEK=EŞEK=DOMUZ:

“Namazı bozan şeyler kara köpek, eşek, domuz ve kadındır.”
Sahihi Müslim, Salat 265; Tirmizi Salat 253/338 Ebu Davud, Salat, 110/720

KADIN UĞURSUZDUR:

“Uğursuzluk üç şeyde vardır: Kadında, evde ve atta.”
Ebu Davud, Tıb, 24/3922; Müslim, Selam, 34/115 Buhari, Nikah, 17/4805

MAKYAJLI KADIN LANETLİDİR:

“Eğer bir kadın peruk takarsa, eğer kol ve yüzüne dövme ya da ben yaparsa, yüzünden ve kaşlarından cımbızla kıl aldırırsa, yüzüne güzellik vermek için şekil değiştirirse lanetlenmiştir.”
İmam Şarani – Uhudul Kubra – Sayfa 313, 867, 889

KADIN EVDE OTURMALI:

Kadınları zarar vermeyecek miktarda aç, aşırı gitmeyecek kadar da kıyafetsiz bırakınız. Çünkü kadınlar iyice doyar, güzelce giyinirlerse onlar için dışarı çıkıp gezmekten daha sevimli bir şey yoktur. Fakat onlar biraz aç, biraz da çıplak kalırlarsa onlar için evde oturmaktan hayırlı bir şey yoktur.”
İbnül Cevzi, Mevzuat, II/282283; Suyuti, Leali, II/154 İbn Arrak, Tenzihü’şŞeria, II/212213

KADIN SÖZÜ DİNLEMEYİN:

“Kadınlara danışmayın, onlara muhalefet edin. Kadınlara muhalefet edin, zira kadınlara muhalefet berekettir.”
Kadınlara Dîni Bilgiler 44,45 Suyuti, Leali II, 147; İbn Arrak, Tenzihü’ş Şeria II, 210

“Kim ki karısına itaat ederse Allah (cc) onu yüzüstü Cehenneme atar.” İbn Arrak II, 215

Hadislere ilk halife dönemlerinde engel olunmaya çalışıldıysa da bilhassa siyasi nedenlerle başlayan hadisçiliğin önü alınamamıştır..

Hadis karşıtçılığı yeni değildir. İslamda akılcılığı öne çıkaran ve bir döneme damgasını vuran Mutezile akımı hadisçiliği reddetmiş, onun İslam’a ve topluma vereceği zararların yararlarından çok daha fazla olduğunu, yalan hadislerin uydurma bir din ortaya çıkaracağını ve hadislere gerek olmadığını vurgulamıştır..

Mutezile akımının tarihe karıştığını zannedenler olabilir. Bugün dahi çağdaş din alimleri içinde Mutezile akımını öven ve fikirlerini savunanlar çoktur.

EN ÇOK TARTIŞILAN 10 MEŞHUR HADİS:

1- İsa’nın kıyametten önce gökten inmesi,
2-Deccal ve cessase hadisi,
3-Hz.Muhammed’in büyülenmesi,
4-Hz.Musa’nın Azrail’i tokatlaması,
5-Miraç hadisi,
6-Hz.Muhammed’in şeytanını müslüman yapması,
7-Şeytan’ın İsa ve Meryem’e dokunamaması,
8-Çorba kabına düşen sinek hadisi,
9-Hz.Muhammed’in göğsünün yarılarak, kalbinin temizlenmesi,
10-Mehdi’nin geleceğine dair hadis.

Mevzu denilen uydurma hadislerin tespiti ve temizliği için bir de ilim konulmuş ortaya. Cerh ve Tadil ilmi. Ama bir işe yaramadığı ortada. Asıl ilginç olan ise hadislere laf söyletmeyen ve Buhari’yi en sahih hadisçi kabul eden Hanefilere karşın; Buhari’nin Hanefi mezhebinin kurucusu Ebu Hanife’nin hadislerini zayıf bulup ondan tek bir hadis dahi almamış olması. Üstelik bununla da kalmıyor. Bir hadisinde Ebu Hanife’yi mürcii ve uğursuz olarak itham ediyor. Mürcii insanları günaha ve küfre sevkeden demek.(Buhari, et-Tarihu’l-Kebir, VIII)

Bilim Karşıtı gerici-bağnaz bir hadis Örneği:

Peygamberin bilime, tıbba karşı gerici, bağnaz biri olduğunu hiçbir müslüman kabul etmez.
Ama aşağıdaki hadis peygamberi bu duruma düşürüyor.
Peygamber ilaç kullanmaya karşı. Kur’an’da da hiç ilaçtan bahis olmaması ilginç. Hadis sahih kabul edilen Buhari’ye ait. Hadisçiler açısından kuvvetli hadis yani.

Fasıl: Tıbb Ve Rukye Bölümü
Konu: Tedavinin Mekruhluğu
Râvi: Aişe

Hadis:
Resulullah (sav)’a hastalığı sırasında ağzından ilaç içirdik. Bize içirmememizi işaret etti. Ancak biz (itirazını) hastalarda ilaca karşı görülen nefret (diye) değerlendirmiş (ve içirmiştik). Kendine gelince: “Bana ilaç vermeyin demedim mi?” diye bizi payladı. Biz, davranışımızın sebebini: “(Herhalde) hastaların ilaca gösterdikleri nefret olarak değerlendirdik” diye açıkladık. (Resulullah, buna rağmen öfke izhar edip, herkesi cezalandırmak üzere): “İlaçtan içmedik kimse kalmayacak!” emretti ve: “Abbas hariç hepinizi göreceğim, zira o (bana zorla ilaç içirirken) yanınızda değildi” buyurdu.

Kaynak
Buhari, Tıbb 21, Meğazi 83; Müslim, Selam 83, (2213)

Hayvan katliamcısı peygamber:298- Fâkih İbn’i-Muğire’nin azadlı cariyesi Saibe radıyallahu anhâ anlatıyor: “Hz. Aişe radıyallahu anhâ’nın yanına girmiştim. Odasında, yere konulmuş bir mızrak gördüm. “Ey müminlerin annesi! Bununla ne yapıyorsun?” diye sordum. Şu cevabı verdi:
“Biz bununla şu kelerleri öldürüyoruz. Çünkü Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm bize bildirdi ki, Hz. İbrahim aleyhisselâm ateşe atıldığı zaman yerdeki bütün hayvanlar ateşin sönmesine katıldı, sadece keler katılmadı. Dahası o, ateşi (yanması için) üflüyordu. Bu sebeple Aleyhissalâtu vesselâm bunun öldürülmesini emir buyurdu. (K.S. 6949 C.17 S. 405 Akçağ alıntısı, İbn-i Mace 3231. )

299- Resûlullah der ki: “Her kim kertenkeleyi ilk vuruşta öldürürse ona şu ve şu kadar sevaba vardır, ve her kim onu ikinci vuruşta öldürürse, birinciden aşağı olmamak üzere ona şu kadar sevap vardır. Ve her kim onu üçüncü vuruşta öldürürse ona da ikincisinden aşağı olmamak üzere şu ve şu kadar sevaba vardır.” buyurdular. (Müslim 146/695 C.9

300- İbnu Ömer radıyallahu anhüma anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm av veya koyun veya çoban köpeği hariç diğer bütün köpeklerin öldürülmesini emretti.”
İbnu Ömer radıyallahu anh’a: “Ebu Hüreyre, “veya ekin köpeğini de diyor!” denilmişti, bunun üzerine: “Onun ekini var da ondan!” cevabını verdi ve ilave etti:
“Biz Medine ve civarına gider, tek köpek bırakmaz hepsini öldürdük. Hatta biz, çölden gelmiş kadına refakat eden arkadaş köpeği bile öldürdük.” (K.S. 4949 C.14 S.159 Akçağ, alıntıları. Buhari, Bed’ül-Halk 14; Müslim, Musâkât 45,(1570); Muvatta, İstizân 14,(2,969) Tirmizi,Sayd 4,(148;

302- Resûlullah’a atfen: Resûlullah bize köpekleri öldürmeyi, emir buyurdu. Hatta kadın köpeği ile çölden gelirdi de biz o köpeği bile bile öldürdük . Sonra peygamber köpekleri öldürmeyi yasak etti ve:
– Halis siyahını, iki noktalısını öldürmeye bakın, çünkü o şeytandır; buyurdu. (Müslim 47/25 C.8 Sönmez Neşriyat A.Ş. )


Reklamlar
Bu yazı Din içinde yayınlandı ve , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

344 Responses to İSLAMIN ASIL DÜŞMANI: HADİSLER

  1. Mustafa Kodaman dedi ki:

    Dogrusu, hadisler hakkında çok şey okudum. Ancak, bu kadar cesur yazılan bir metin okumamıştım. Zaten kafamda epey soru işaretleri vardı: Düşünün Hz. Ebu Bekir birinci halife ve resulullahın en yakınındaki sahabi. Bakın bakayım kaç tane hadis rivayet etmiş. Ben 40-50 adet olduğunu hatırlıyorum. Öbür taraftan, Ebu Hureyre, 5.000 kusur hadis rivayet ediyor. Belli ki, bilmeyerek de olsa, Islama zarar vermiş. Burada bir tuhaflık var. Hadislerin yazılmaması emredildiği halde, bir suru aklı başında alim, çıkmış hayatını verip hadis topluyor. Kutubu Sitte yazarları ve Ahmed Ibni Hanbel gibi. Bu da bir hayli tuhaf değil mi? Ayrıca, Bu buyuk muhaddisler de biribirlerine inanmıyorlar. Aralarında acayip çelişkili ifadeler var. Muslim, İmamı Buhari’nin talebesi ve 30.000 hadis çalışıp sadece 7.000 kusurunu yazıyor. Ayrıca, Buharinin yazdıklarının 1/3 ne de inanmıyor. Şimdi, Muslim, Buhariye inanmıyorsa, Biz neden inanalım. Keza, Ebu Hanife gibi bir mezhep liderine atfedilen Camiul Akbarde sadece 17 hadisin delil olarak kullanıldığı söylenir. Ahmed ibni Hanbelin de bu yuzden Imamı Azama kufrettiği iddia edilir. Yine, Ebu Hanife’nin iki büyük talebesi İmamı Muhammed ile Ebu Yusuf, kendi meşhur hocalarına sürekli muhalefet etmişlerdir. Ayrıca sürekli birbirleriyle ihtilafa düşüp farklı fıkhi kurallar ortaya koyuyorlar. Fıkıh, İslam hukuku demektir. Yani uyulması kesin emirler ve cezalardır. Böyle bir konuda, bu kadar farklı şeyler yazılabilir mi? Bu bir sosyal konu değil ki, herkez fikrini yazsın. Yani kısaca, İslam dinini kar topu gibi yuvarlayıp içine herşeyi doldurmuşlar. Bu gün bile camilerimizde hocalar baştan sona uydurma hadislerle insanları hidayete çağırıyorlar. Çok yazık. Islam dini mahfedildi. Bir çok kişi bu söylediklerimi biliyor. Ancak, takiye yapıp gizliyor. Veya “Bana ne, başıma iş açmayayım” diyor. Bir de toplumda korku var. İşin içinde linç edilmek var. Kısacık ömrümüzü linç edilerek kaybedeceğimize, dünya gözüyle güzel yaşamaya çalışıyoruz. Galiba bu da doğru olanıdır. Ancak, internet sayesinde de doğruları ve bildiklerimizi yazmaktan çekinmemek lazım. Allah doğruların yardımcısı olsun.

    • Mustafa Kodaman dedi ki:

      İnsan üzülüyor. Dinimiz büyük bir çöplüğe çevirildi. Gelen giden birşeyler uydurup hem de peygambere atfen yazmış da yazmış. Sonuç, içinden çıkılmaz bir hal almış. İşin garibi, artık ayıklama da yapılamıyor.

      • ali ak dedi ki:

        Arkadaşım islamdan bahsediyordun laflarını tartta konuş ne biçim benzetmedir bu

    • irfan dedi ki:

      KATILIYORUM.
      İnsancıklar daha doğar doğmaz kulaklarına ezan okunuyor ve sonrasında aklı başına gelir gelmez cehennem ve cennet Allah yakar yıkar kazanda kaynatır iman etmezsen sonsuz cehennem vs. dolayısıyla sorgu mekanizması devre dışı bırakılıyor ve ya doğruıysa düşüncesiyle tüm masallara inandırılıyor. sonrada haydi ya allah ölmeye cihadd kan gözyaşı vs. vs.

    • Turan Sır dedi ki:

      https://t.co/4lfOnk8EBg
      Akıl Büyük Nimettir.
      “Hiç kimse Allah’ın verdiği bilgiyi ve aklını kullanmadan inanamaz ve Allah akıllarını kullanmayanları rezilliğe mahkum eder.” (Kuran-ı Kerim 10-Yunus Suresi 100. Ayet)

  2. müco dedi ki:

    Bu selefi-vahabi akımlar İslamın dolayısıyla İnsanlığın düşmanıdırlar …garip sapıkça bir hayatı algılayış biçimleri var .heleki kendilerinden başka herkezin helak oldukları yada en iyimser ihtimalle cehennemde şöyle bir yanıp çıkacakları ve kendilerinin ise tarnsit cennetlik oldukları çünki itikatlarının bu garantiyi onlara sağladığı yönünde kesin kanaatleri var…Allah böyle kuran-ı kerimin izahına karşı hadis kitaplarını! ve peygamber sünnetinin izhaına karşı mübarek zatlarını! öne süren Müşriklerden bizi muhaffaza etsin bu kafada olanlarada hidayet etsin İnşAllah.

    • Tengri menem dedi ki:

      Deki; güçlü olduğunuz halde onlarla barış yapmayınız, erkeklerini kılıçtan geçirin,malları size ganimet, kadınlarını alın üçer beşer alın kullanın.
      Sizde haklisiniz, Allah’ınız size helal kılmış !!!

  3. goran dedi ki:

    En büyük tezat zaten Ebubekirle basliyor zaten Alinin tehdit edilmesi, Fatmanin hakki olan mallara el konulmasi ,peygamberin cennetle müjdeledigi kisilerin birbilerini öldürmeleri.ama hadislerde olmasaydi 1400 yil önce uydurulan bu masala acaba bu kadar insan inanirmiydi bu zamana kadar.Bence hersey iktidar ve güc ugruna herkesin kendi cikarina kullandigi bir uydurmadan öte bisey degil.ama ne yazikki gec bile kalmisiz bunlari anlamak icin umarum bilim cagi 20 30 yilda bu sacmaligi siler atar insanlarin icinden..

    • imam dedi ki:

      Hz. Ebubekir(R.a) senin babanın oğlumu.İnsanda biraz saygı olur.Hz.peygamber efendimizin yol arkadaşı,ilk halife özellikle sıddık makamına ulaşmış olan bir zat hakkında böyle bir yaklaşım abese iştigaldir.Sizi kınıyorum

      • hakdan dedi ki:

        ebu bekirle ömer peygamberin yol arkadasiydi madem neden cenazesine katilmayip, halife secimine gitti

  4. sevginin ışığı dedi ki:

    Çok güzel bir yazı. Özetle her şeyi anlatıyor… İnsanlar önce şu hadislerden bir kurtulsalar da geriye sadece Kuran kalsa ondan sonra gerisi gelir zaten… Ama işte maalesef insanların çoğu Kuran’ı değil hadisleri okuyorlar. Romantik geliyor, kafalarındaki inanca yatıyor vs…

    • sena dedi ki:

      Aslında yanlış düşünüyorsun. Kuranı hadisler açıklar. Hadisler olmasaydı kurandaki bir çok emri anlayamazdık. Hadisleri kötülemeyelim.

      • karaca dedi ki:

        özür dilerim ama anlaşılmayan bir kuran insanların ne işine yarayacak,kuran arabca dilinde ve o zaman kullanılan arap dilinde indirilmiş olması ve indirilen kuranı herkesin anlamış olması gerekmezmi.
        ilginç,anlaşılmayan bir kurandan söz ediyorsunuz anlaşılması için hadislere ihtiyaç var gibisine izah etmişsiniz,yüce Allah anlaşılmayan bir kuranı insanlara niçin bir öğüt verici olarak bildirsinki .

      • Kuran’ı okumadığın, inancını kulaktan dolma öykülerle oluşturduğun çok açık.
        Samimi bir müslüman olarak iman ettiğin Kuran’ı okumuş olsaydın bu tür saçma cümle kurmazdın.
        Örneğin.
        Kendi hükmünde hiç kimseyi ortak kılmaz.
        18-Kehf Suresi 26
        Allah size kitabı ayrıntılı halde indirmişken Allah’ın dışında bir hakem mi arayayım ?
        6-Enam Suresi 114

      • Behiye dedi ki:

        Bu kadar uydurma hadis varken, Kuran’ı nasıl yetersiz görürsün? Üstelik bugüne kadar Kuran hariç tüm indirilen kitaplar ya yok olmuş ya da bozulmuşken, uydurma hadis mi olacaktı? Zaten Kuran dışında dini olarak, başka bir şeyi kaale almamız istenmiyorken…

    • eHLİ SÜNNET VEL CEMAAT dedi ki:

      BELLİ Kİ SEN DE KUR’AN OKUMAMIŞSIN. KUR’AN HZ. PEYGAMBERE İTAATİ EMREDİYOR.“Hak dini onlara açıklasın diye, her peygamberi biz kendi kavminin lisanıyla gönderdik.”(İbrahim,14/4)
      “O kimseler ki, yanlarındaki Tevrat ve İncil’de vasıflarını yazılı buldukları ümmî peygamber olan Resulullaha uyarlar. O peygamber ise kendilerini iyiliğe sevk edip kötülükten sakındırır; temiz ve güzel nimetleri onlara helâl, habis olanları ise haram kılar; daha önce kendilerine yüklediğimiz ağır yükleri ve üzerlerindeki bağları onlardan kaldırır. İşte ona îmân eden, ona hürmet eden, düşmanlarına karşı ona yardımda bulunan ve onunla indirilmiş olan nûra uyanlar, kurtuluşa erenlerin tâ kendisidir.”(A’raf, 7/157)
      “Allah ve Resulü bir meselede hükmünü verdiği zaman, bir mü’min erkeğin yahut bir mü’min kadının artık işlerinde başka bir yolu seçme hakkı yoktur. Kim Allah’a ve Resulüne isyan ederse, apaçık bir sapıklığa düşmüştür.” (Ahzab, 33/36)
      “Hayır! Rabbine and olsun ki, onlar, aralarındaki anlaşmazlıklar için senin hükmüne müracaat edip, sonra da verdiğin hükme gönüllerinde hiçbir sıkıntı duymaksızın tam bir teslimiyetle râzı olup uymadıkça iman etmiş olmazlar.” (Nisa, 4/65)
      “Peygambere itaat eden Allah’a itaat etmiş olur. Kim bundan yüz çevirirse, seni öylelerinin üzerine muhâfız olarak göndermedik; sen ancak doğru yolu gösterip tebliğ etmekle mükellefsin.”(Nisa, 4/80)
      “Peygamber size ne emretmişse alın, neyi yasaklamışsa ondan da kaçının. Allah’tan korkun. Muhakkak ki Allah’ın azâbı pek şiddetlidir.”(Haşir, 59/7)
      “De ki: Eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyun ki Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah çok bağışlayıcı, çok merhamet edicidir.” (Âl-i İmran, 3/31)
      İ’lem eyyühe’l-aziz! Birşeyden uzak olan bir kimse, yakın olan adam kadar o şeyi göremez. Ne kadar zeki olursa olsun, o şeyin ahvali hakkında ihtilafları olduğu zaman, yakın olanın sözü muteberdir. Binaenaleyh, Avrupa filozofları, maddiyatta şiddet-i tevaggulden dolayı iman, İslam ve Kur’an’ın hakaikinden pek uzak mesafelerde kalmışlardır. Onların en büyüğü, yakından hakaik-i İslamiyeye vukufu olan ami bir adam gibi de değildir. Ben böyle gördüm; nefsülemir de benim gördüğümü tasdik eder. Binaenaleyh, şimşek, buhar gibi fenni meseleleri keşfeden filozoflar, hakkın esrarını, Kur’an nurlarını da keşfedebilirler diyemezsin. Zira onun aklı gözündedir. Göz ise kalb ve ruhun gördüklerini göremez. Çünkü kalblerinde can kalmamıştır. Gaflet, o kalbleri tabiat bataklığında çürütmüştür. M. NURİYE

  5. GÖKHAN GÜRLER dedi ki:

    İMAN EDEN KARDEŞLERİM BURADAKİ YALANLARA İNANMAYIN!!!

    Sizler ya din düşmanı yalancısınız yada cehaletin sınırlarını zorlayan insanlarsınız ki ayetleri bile rahmet peygamberine iftira atmak için değiştirmeye çalışıyorsunuz. Ancak buna gücünüz yetmez .

    Sizler “Zındık” olarak tarif edilmiş kimselersiniz. Zındıklar görünüşe göre müslüman olan ancak içinde küfre düşen kişilere denilmiştir, böyleleri dışardan müslüman görünürler. Azılı İslâm düşmanıdırlar ve bu son ilâhî dinî içinden yıkmak için olmadık yollara başvururlar.

    İslam’a ve Hz. Peygamber’e (s.a.v.) zarar dışarıdan gelmez. Dışarıdan tahribat ve saygısızlık yapanları millet iyi tanır ve notunu verir. Ciddiye almaz, adam yerine koymaz, cevap vermeye bile değer bulmaz. Ama ilahiyat menşeli tahrifatçı ve tahribatçı daha çok zarar verir. Çünkü o, sureti hakikatten görünüp bozar. Düşmanlık yaparken “biz ıslahatçıyız” der.

    Hadislere saldırırken onun gayesi doğruyu yanlıştan ayırmak değil, hadislerle müminlerin arasını açmaktır. Çünkü o insanları Kuran’a davet ediyorum, derken insanları Hz. Peygamber’i (s.a.v.) ve hadisleri terk etmeye davet ediyordur. Hedefi budur. Yüreksiz olduğu için bunu söylemez. Şimdilik Hz. Peygamber’i (s.a.v.) ve hadisleri tasfiye edecek, sonra da Kuran-ı Kerim’i işlevsiz hale getirmek için her türlü yolu deneyecek. Eski din mensupları kitapları değiştirdiler. Bunlar ise -Kuran’ı- değiştiremeyeceklerine göre, Kuran-ı Kerim’in ayetlerini anlamlarının dışına taşırmak için Kuran’ın en önemli tefsiri olan hadisleri kaldırmaya, işlevsiz kılmaya çabalıyorlar.

    Lokman Süresini böyle yorumlayan bir tek edip yüksel diye tartışmalı bir adam var. Ayetin arapçasında hadis diye bir ifade yoktur. Bilakis Cenabı Allah Resulune itaati kendine itaat olarak görmüştür.

    Kuranı Kerimi pek çok noktada hadisi şerifler açıklar. Meslela Günde Kaç kez, kaç rekat namaz kılacağımızı. Dolayısıyla Hadisler olmadan dinin bir çok hükmü tartışmalı hale gelirki. Sonraki aşama ve amaç Kuran-ı Kerimi tartışmalı hale getirmek ve dini ortadan kaldırmaya çalışmaktır.

    Lokman Süresinin Ayetinin Diyanet Vakfi tarafından meali şöyledir :
    “İnsanlardan öylesi var ki, herhangi bir ilmî delile dayanmadan Allah yolundan saptırmak ve sonra da onunla alay etmek için boş lafı satın alır. İşte onlara rüsvay edici bir azap vardır.”

    Bu ayet tamda size inmiştir. Siz ayetleri çarpıtarak bu ayetin muhatabı oldunuz.

    Rabbim size hidayet nasip etsin. Hz. Muhammed gibi bütün dünyaya gerçek insanlığı, sevgiyi, iyiliği öğreten Allahın en çok sevdiği kulu ve peygamberi olan efendiler efendisini tanımanızı tanımaya çalışmanızı size tavsiye ediyorum.

    • mantıklı vs. dedi ki:

      Ne demek istiyorsunuz hidayet etsin derken siz bize kafir mi diyorsunuz eğer öle dediysen ben öyle değilsem sen öylesin kusura bakma ama sen galiba tüm hadisleri okumadın kertenkelenin ateşi üflemesi senin mantıgına uyuyor mu hayvanlar da kin gibi duygular var mı valla kardeş sen ne dersen de o hadis ve kadınlarla ilgili bazı hadisler benim mantıgma uymuyor ha sizin gibler islamda mantık aranmaz derler galiba valla kardeş mantıksz hiç bişi olmaz Allaah sizin gibi düşünmeden okunmadan müslümanlardan islam alemini korusun..

    • celal dedi ki:

      bu kadar çok şey yazıp hiç bir şey anlatamamak bu olsa gerek. tipik yobaz kafası… yazılan yazının sahibine bir sürü gönderme yapıp yazılan konuya hiç bir cevap verememek de ayrı bir komedi . kuranı kerimin işlevselliğini yitireceğinden bahsediyorsun ey yobaz kafa ! sen şimdi kuranın işlevsel olduğunu mu idda ediyorsun. eminim ki ne sen ne de kendini müsliman zanneden senin gibi yobazlar bir kere bile kuranı kerimi anlayarak okumamışlardır. zira okumuş olsaydınız bu hadisleri elinizin tersiyle bir kenara atar ve hadis kitaplarını Allahın kitabına ortak koşmanın şirkin alası olduğunu bilirdiniz. kuranı kerimi işlevsiz kılan , ortadoğuda mezhep savaşlarına neden olan , müslüman ülkelerini ilimden bilimden uzak tutan , arap kıyafetlerini islam dinindenmiş gibi gösterip müslümanlara o kıyafetleri giymeyi özendiren , ortadoğu ülkeleri halklarının normal medeni insanlar gibi din,dil , ırk ayırımı yapmadan insan gibi adaletli ve saygı içerisinde yaşamalarını engelleyen sebeplerin başında sizin bu Allahın kitabına ortak koştuğunuz hadis kitapları ve bu hadis kitaplarından doğan mezhepler gelmektedir. kendini müslüman zannedenler önce emevi ve abbasi tarihini okusunlar . peygamberimizin torunlarının katledildiği kerbelayı okusunlar ve ondan sonra meydana gelen hadis adı altında islami yaşam tarzının nasıl tahrif edildiğini okusunlar öyle gelsinler burda bize nutuk çeksinler. 1000 yıldır ortadoğu sizin gibi yobaz beyinler yüzünden acı çekiyor , kuran islamiyetin tek kutsalı ve rehberidir. Peygamberimize itaat etmek KURANA itaat etmektir . hadisler rivayetten ve tarihi kaynaktan öte birşey değildir.

      dip not : namazın vakitleri kuranda mevcuttur. minimum rekat sayısı da 2 dir o da savaş durumundaki askerlerin nasıl namaz kılacağını anlatan ayette geçmektedir. sen tabi gidip hadisleri savunan sitelerden okuduğun için onlar da sana hemen namazın rekat ve vakitlerini nasıl bileceğiz diye seni kandırdıkalrı için hemen burda bu tezi ötmüşsün.

      • galip dedi ki:

        kardeslerim ben imam hatip lisesinde okuyorum ve bizde siyer dersi var…dersin konusu veda hutbesi ve biz su ana kadar peygamberimizin veda hutbesinde bize iki emanet biraktigini ve bunlarin kuran ve sunnet oldugunu biliyorduk…buharide o emanetin sadece kuran oldugu yaziyormus ben inanmadim once ve arastirma sansimda olmadi ve siyer dersinde veda hutbesi konusunda aynen soyle yaziyordu bakin dikkat edin uzmanlar tarafindan duzenlenmis ve ders kitabi olarak okutulan bir kitaptan bahsediyorum ifade soyleydi”ben size bir emanet birakiyorum ona baglanirsaniz hidayete erersiniz oda allahin kitabi kurandir” evet aynen boyleydi ve hocamiz ifadenin yanlis oldugunu soyledi tabi isine gelmedigi icin boyle soyledi ama kimse kusura bakmasin gercekleri gormek lazim yeter artik uyudugumuz uyanmanin vakti geldi hidayet kurandadir hem allahin peygamberi ona teslim olmus rasul hic allahin sozu uzerine soz soyler mi…

    • Cemil dedi ki:

      Allah sana akıl fikir versin. Okuduğunu ve yukarıda ne söylendiğini anlamamışsın.

    • samet dedi ki:

      makaledeki hadisler kuranın hangi ayetini açıklıyor!? Bir komplo hikayesi yazmaktan daha gerçekçi, sağlam delillere ihtiyacın var bu makaleyi hakikatsiz gösterebilmek için.

    • İMAN ETTIĞİN KURAN’I OKUMUŞ OLSAYDIN BU TÜR SAÇMA CÜMLELER KURMAZDIN.
      Örneğin.
      Kendi hükmünde hiç kimseyi ortak kılmaz.
      18-Kehf Suresi 26
      Allah size kitabı ayrıntılı halde indirmişken Allah’ın dışında bir hakem mi arayayım ?
      6-Enam Suresi 114

      ŞERİAT NEDİR ?
      Dünyalık çıkar karşılığında uydurulan hadisleri kaynak gösterip, Kuran’da hersey tam açık değil biz tamamlıyoruz, ayrıntılarını açıklıyoruz gibi savunmayla inancı yozlaştıran şeriat fetvası vericileri verdikleri fetvalarla ruhaban sınıfı yaratanlar, şıh,şeyh veya sözde din bilgini ulemalar koydukları kurallarla Kuran’ın değil aksine şeytan’ın takipçiliğini yapmaktadırlar.
      Bu tür yobazları değilde Allah’ın Kuran’da ögütlerini merak etseydi islam dünyası Din’in tam ve anlaşılır olduğu için ekleme ve çıkarma yapılamayacağını, başka bir kaynağa ve fetva verici ruhbanlara gerek olmadığınıda bilmiş olurdu.
      Ulema fetvalarıyla, şeyhler sözleriyle Allah adına kural koydukları için İslam’a tek Tanrı’lı bir inanç diyemeyiz.
      Binlerce kural koyucu küçük Tanrı’ların olduğu bir inanç tek Tanrı’lı bir inanç olamaz…
      Şeriat Allah adına kurallar koyan çogulcu Tanrı’lar yaratan putperestliktir.
      Gelip geçici sıradan insanların koyduğu kurallar olan şeriat, sıradan insanların sözlerine iman edildiği için şeriat fanilere tapınma uygulamasıdır.
      http://kokler-ve-kanatlar.webnode.fr/products/%C5%9Feriat-nedir-/

    • ahmet dedi ki:

      saçmalama la
      töbe de
      haşa rabbimiz kuranı kerimi eksik mi indirdi de hadisler tamamlıyor.
      zırvadan öteye geçmemiş bu yazın
      kuran yeterlidir emriler ve yasaklar gayet açıktır.
      hadislerin çıkma sebebi yahudi ve hristiyanlar gibi detaylandırma merakımızdan başka bir şey değildir.
      namaz kıl diyorsa namaz kıl emir çok açık
      namazı nasıl kılacağım dersin şimdi
      bakara sursindeki bakara ile ilgili ayeti hatırlayın lütfen
      israil oğullarının bir bakara kesmek için sorduğu detaylı sorular çok ibret vericidir
      namazı istediğin gibi kıl önemli olan rabbini anman ona secde edip şükür ederek yalvarmandır. bana göre şuanki namaz şekli uygun buna.( hadislerin emir kipine gerek yok bunun için)
      abdest açık
      oruç açık
      hac açık
      temizlik açık (mezhep imamlarına göre hepimiz cenabet geziyoz şuanda o ayrı zira tenden sayılan bölgelere suyun ulaşıp ulaşmadığına emin olamazsın asla):)))
      açık oğlu açık herşey
      detaylara boğmayalım dinimizi.
      bir kuranı anlamak için 30 cilt tefsire ihtiyaç yok
      bir emrini yerine getirme getirmek için binlerce sayfa ilmihalllere gerek yok.
      bir dini anlamak için düzinelerce hadis ve hadis kitaplarına hiç gerek yok.
      rasullullaha atılan iftiralar yetti artık.
      kurana dönelim
      etrafı silip süpürüp kuranı alalım elimize
      Allah teala bize lazım olacak herşeyi yüce kitabında bildirmiş.
      bırakalım sen şusun sen busun diye ayrılmayı.
      yüce rabbim bizi MÜSLÜMAN diye adlandırmış, biz nediye yeni isimler arayışına giriyoz.
      müslümanım ama şafiyim müslümanım ama hanefiyim müslümanım ama caferiyim.müslümanım ama aleviyim.
      müslümanım ama hambeliyim müslümanım ama malikiyim. müslümanım ama kürdüm ama türküm ama arabım ama ama….. ama oğlu amayım
      sadece ben Allah yolunda bir aciz bir müslümanım demek çok mu zor

    • Burak S dedi ki:

      Hadis kelime anlamı söz demektir zaten. Çevirilerin %90 nında söz olarak geçer. Kuranda geçen hadis kelimesi söz olarak çevirilir türkçeye.
      Lokman Süresinin ilgili kısmının arapcası “Vemine-nnâsi men yeşterî lehve-lhadîśi liyudille ‘an sebîli(A)llâhi biġayri ‘ilmin veyetteḣiżehâ huzuvâ(en)(c) ulâ-ike lehum ‘ażâbun muhîn(un)” Sence burada hadis kelimesi yok mu?

      Ayrıca Kuranda geçen hadis kelimesi ve açıklamaları;Lekad kâne fî kasasihim ‘ibratun li-ulî-l-elbâb(i)(k) mâ kâne hadîśen yufterâ velâkin tasdîka-lleżî beyne yedeyhi vetefsîle kulli şey-in vehuden verahmeten likavmin yu/minûn(e)

      Andolsun, onların kıssalarında temiz akıl sahipleri için ibretler vardır. (Bu Kur’an) düzüp uydurulacak bir söz değildir, ancak kendinden öncekilerin doğrulayıcısı, her şeyin ‘çeşitli biçimlerde açıklaması’ ve iman eden bir topluluk için bir hidayet ve rahmettir.

      Tilke âyâtu(A)llâhi netlûhâ ‘aleyke bilhakk(i)(s) febi-eyyi hadîśin ba’da(A)llâhi ve âyâtihi yu/minûn(e)

      İşte bunlar, Allah’ın ayetleridir; sana bunları hak olmak üzere okuyoruz. Öyleyse onlar, Allah’tan ve O’nun ayetlerinden sonra hangi söze iman edecekler?

      Febi-eyyi hadîśin ba’dehu yu/minûn(e)

      Artık onlar, bundan sonra hangi söze inanacaklar?

    • Arif dedi ki:

      Çok art niyetlisinız size yanlışla doğruyu göstermek için cabalayanları yalanlayıp islamın nurunu söndürecek diye ıftırada bulunmussunuz hadislerin bır çoğunun uydurma olduğu gerçeği varken ve bunu delille kanıtlamak varken ayetlerde defalaeca gecer siz anlayasınız diye ayetlerı açıkça açıkladığını söyler kuran Allâh sözü dururken kul sözüne bukadar hiç şüphesiz ıman etmek nedir peygamberin söylediği her söz bu dedıklerım arasında mustesna sanki birde peygamberle yaşamışsın gbi küstah ca yalanlıyorsun bu konuda birsürü ayetle bu meselenın delili var ya senın delilin nedir ihtilafları bitiren kuranda aç bak kardeşim böyle sorgusuz anlamadan bilmeden ezbere konuşma..

      • Tengri menem dedi ki:

        Hadisler insan sözü tamam 1500 yıl sonra tek türkte olsa kabul ettiniz fakat islam inancı akidesi, yani uygulamaları bu uyduruk hadisler üzerine kurulu olduğunu, bunu nasıl değiştireceğini hiç düşündünüzmü ?
        Ehli Sünnet olarak kendinizi hak olarak görüyorsunuz fakat bu mezheplerin hepsinin temelini uyduruk hadislerin oluşturduğunu ve bunu nasıl değiştireceğini hiç düşündünüzmü ? Birde Kuran nasıl Tanrı sözü oluyor, Muhammed Tanrıyla konuşurken kim görmüş ? Birde fani bir insanın ağzından çıkanlar nasıl tanrı sözü oluyor ? Buna kanıtın ne ?

  6. REAL dedi ki:

    Peygamberi neyi verdiyse alın neyide sizden sakındırdıysa ondan uzak durun.Haşr süresi böyle diyen Allahın nasıl olurda peygamberin söylediği hadisler yanlış olur. Hadislerin bize gelme güvenirliliğine bakılacak olursa yeryüzünde böyle bir ilim böyle şekilde gelmemiştir. hayranlıkla böyle bir ilmin gelişini seyretmektedirler. Sİz hala inkar etmekle kalmayıp başkalarınıya bu yolu yola çekmektesiniz. Yarın ahirette vebali büyük olur.

    • sena dedi ki:

      Biz hadisler yalan demiyoruzki. Sadece içinde yalan hadislerde var. Ancak bunlar peygamberimizin dediği hadisler değil.

      • Burak S dedi ki:

        Kuranın ilgili kısmı: “Allah’ın o kent halkından, Resulüne verdiği ganimetler, Allah’a, Resul’e, ona akrabalığı bulunanlara, yetimlere, yoksullara, yolcuya aittir. Ta ki içinizden yalnız zenginler arasında dolaşan bir şey olmasın. Peygamber size ne verdiyse onu alın. Sizeneyi yasakladıysa ondan sakının ve Allah’tan korkun. Çünkü Allah’ın azabı şiddetlidir.” yani o kısımda hadislerden değil ganimet paylaşımında ne verdiyse alın diyor.

    • rezan dedi ki:

      hz.muhammed 6 yasindaki kizla evlendi …bazi hayvanlara nefretle bakardi,
      hristiyan ve yahudileri sevmezdi,yahudileri ve hristiyanlari cok severdi,hadislerde hep celiski vardir,hadislerin bize anlattigi hz muhammed nasil peygamber olabilir,
      hadislerin degilde kuranin muhammedi beni baglar….
      ,hadisler beni ateist yapabilir kuran ise hidayete erdirir….benim görüsüm bu kardesim

    • Turan Sır dedi ki:

      https://t.co/4lfOnk8EBg
      Akıl Büyük Nimettir.
      “Hiç kimse Allah’ın verdiği bilgiyi ve aklını kullanmadan inanamaz ve Allah akıllarını kullanmayanları rezilliğe mahkum eder.” (Kuran-ı Kerim 10-Yunus Suresi 100. Ayet)

  7. Recep Özdemir dedi ki:

    “SEN ANCAK SANA VAHYEDİLENLE UYARIRSIN”Yani vahy edilenin dışında bir şey bilmezsin.Başk bir ayette “ümmi”olduğu belirtilir.Yani sen hiç bir yerde okumadın,kimse tarafından öğretilmedin.Başka bir deyişlle vahiyden başka bnir şey bilmezsin.Peki Kur’an’da olmayan bazı şeyler nasıl oluyor da hadislerde oluyor?Mersela Mehtilik,İbrahimin atıuldığı yerin göl,odunların balık olması,Nemrut,Urfa sözcükleri,Kabir azabı,….

  8. Ferda Yamanoğlu dedi ki:

    Selamünaleyküm.
    Müslümanlar Kuranın anlamını,Mevlananın Mesnevisini,Abdulkadir Geylaninin Fütuhul Gayb kitabını(internette var) okusalar Kurana uymayan sahte hadisleri kolayca tesbit edebilirler.
    Bununla da kalmaz din düşmanı sahte tarikat ve cemaatleri de tesbit ederler.
    Dinin gerçek düşmanları sahte din adamları,cemaat liderleridir.
    Mevlana ,Mesnevisinde,Hırıstiyanların arasına sızan ve sahte İnciller yazan bir Yahudi vezirden bahseder.
    Günümüzde de katılım bankacılığı,faizsiz bankacılık adı altında faizi Kurana uydurmaya çalışan çok sayıda cemaat ve sahte din adamı mevcuttur.Ben bunlara madem faizsiz bankacılık yapıyorsunuz kredi kartlarına uyguladığınız yüksek faizler de kar payımı,dediğimde bir cevap alamıyorum.
    Dünyadaki tüm ekonomik krizler bankalardan ve faizden çıkmışken ve Bakara suresinde(275-280) faizcilik yapanların ebedi Cehennemlik olduğu yazarken malesef Bankaların kapatılmasını isteyen din adamı çok azdır.Sad suresi 24.Ayet’de gerçek müslümanların sayısının çok az olduğunu yazar.
    Bakara suresi-8 (İnsanlardan öyleleri vardır ki:”Biz ALLAH’a ve ahiret gününe iman ettik” derler.
    Oysa inanmış değillerdir.)
    Bakara-9 (ALLAH’ı ve iman edenleri aldatırlar,oysa onlar yalnızca kendilerini aldattıklarını bilmiyorlar.)

    • nefti dedi ki:

      Ne kadar doğru tespitlerde bulunmuşsunuz, tebrik ediyorum… Lütfen dini, gerçek din alimlerinden öğrenmeye çalışalım!

  9. fatıma dedi ki:

    bence akıl baliğ olan her insan doğruyu yanlışı ayırt etmesini bilir Allah her insana o aklı bahşetmiştir .ha şöyle bişey var insanımızın en büyük yanlışı araştırmadan her duyduğuna inanıyo ve uyguluyo .Allah hepimize akıl vermiş iyi kullanmak lazım öyle işine geldiğine göre yapmayacaksın bazı şeyleri.,sürekli okuyacaksın araştıracaksın ve mantığını kullanacaksın bi nevi tevekkül yani sen kalpten öğrenmek iste uğraş doğrusunu bi şekilde öğrenirsin (O SANA YARDIM EDER ).bu arada ama ben o uydurma hadislerin hiçbirini daha önce duymamıştım. ilk defa burda görüyorum

  10. hrknn dedi ki:

    Hadis uydurmacılıgı özellikle emeviler va abbasiler döneminde başlamış ve Arapçılık kutsallık kılıfı giydirilerek müslümanlara hadis adı altında dayatılmıştır Bugün kurandan sonra en güvenilir kaynak olarak nitelendirlen buharinin hadis kitabında bile uydurma hadis sayısı azımsanılamayacak kadar çoktur buda durumun vahimiyetini gözler önüne semeye yeter sanırım işin bir diğer boyutu eger hadisler dinimizin kaynağı olarak kabul edilseydi dört halife döneminde kuranla birlikte hadislerde toplanıp kitap haline getirilebilirdi üstelik bu işin en güvenilir olarak yapılabileceği dönem bu dönemdir çünkü peygamberimize en yakın dönem dört halife dönemidir halbuki dört halife hadislerin yazılmasına karşı çıkmış ve bunu için bir takım önlemler dahi almıştır yazıya geçirilen ilk hadis kitabı olan malik bin enesin muvatta adlı hadis kitabı dört halifeden sonra yazılmıştır ayrıca bizim bugün fıkıhta önderimiz olan imam ı azam ebu Hanife ehli reydir emevilerin hadis uydurmacılıgına ve siyasi baskılarına sonuna kadar karşı çıkmış hatta bunun bedelini hayatıyla ödemiştir kendisinin hadisler konusunda buhari ile sorunlar yaşadıgıda bazı kaynaklarda geçiyor bahari imam ı azamdan sonra yaşamasına rağmen onun hadisler karşısındaki tutumunu şiddetle eleştirmiştir konumuza dönersek yüce kitabımız kurana göre allah hiç kimseyi hükmüne ortak etmez bu peygamberler olsa dahi böyledir yalnız şurası var ki kuranı en güzel şekide yaşayan peygamberimiz olduğu için allah onu kendimize örnek alabileceğimizi söylüyor ayrıca peygamberimizin bize hikmet öğretmekle görevli olduğunuda belirtiyor günümüze gelecek olursak peygambere isnad edilen yalan sözlerden dolayı doğruyu ve yanlışı ayırt etmekte güçlük çekebiliriz ama unutmayalım ki elimizde allah tarafından asırlarca korunarak günümüze kadar gelmiş olan kuran var onun bize vermek istediği ilahi mesajları analamak bütün Müslümanların asli görevi olmalı zira ancak bu yolla hadis adı altında dolaşan sözlerin ne kadarını doğru ne kadarını yanlış olduğunu anlayabiliriz küçük bir örnek verecek olursak hadislerde altın ve ipeğin erkeklere haram olduğu belirtiliyor halbuki kuranda böyle bir hüküm yok haşa allah bunu kuranda belirtmeyi unutmayacağına göre bu hadis arapçılıgın dinimize soktuğu uydurma bir hadistir allah istese maide suresi 3. ayetteki yasaklarına bunlarıda ekleyebilirdi allah niye hükmünün bir kısmını kuranda belirtip bir kısmınıda belirsiz kaynaklara bıraksınki?Halbuki onu kuranı biraz daha kalın yapmaya gücü yeterdi unutmayalım ki allah bizim için kolaylık ister zorluk değil daha anlatılacak çok şey var ama ben kısa kesmeye çalıştım işin kısacası bugün islamın en büyük düşmanlarından biride uydurma hadislerdir…

  11. Bahadır Yılmaz dedi ki:

    İsra 9: “Gerçekten bu Kur’an en doğru olan yola götürür”. Böyle bir ayet varken hadislere sarılıp Kuran’ı yalnızca ölülere okuyan, üfürük kitabı yapanlara “Kuran yeter” dediğimde hepsi aynı şeyi söylüyor: “Yalnızca Kuran’ı okursan sapıtırsın. Şirke gidersin. Kuran’ı herkes anlayamaz, hadislere, tabiinin rivayetlerine göre anlaşılır Kuran” diyorlar.
    Oysaki İslam Tarihine bakıyorum sırf Kuran’a iman ettiği için sapıtan bir örnek bulamıyorum. Ama ehli sünnet ve ehli beyt adı altında uydurulan dinlerde yüzlerce sapıklık olayı var. En basiti bizim meşhur hilafetimiz Osmanlı’da günahsız şehzadelerin öldürülmesi. Kuran geldiği dönemde kız çocuklarının öldürülmesini kesinlikle yasaklıyor. “Bir mümini kasten öldüren ebedi olarak cehennemliktir” diyor. Ama padişah hazretlerinin dininde bu iş günah olmuyor! Bu nasıl bir çelişkidir?

  12. rahel dedi ki:

    ISLAMA INANMIYORDUM .. SIMDI TAM KANIT OLDU BUNLAR.. INANCIN NE OLDUGU BELLI DEGIL .. HATTA KENDILERINE INANDIRMAK ICIN TEVRAT ZEBUR INCIL DEGISTIRILDI DIYORLAR AMA DAHA KURANIN NE OLDUGU BELLI DEGIL.. SU DINE INANAN TOPLUMDA YASAMAKTAN UTANIYORUM ARTIK ALLAH ONLARIN KÖR GÖZLERİNİ ACSIN GERCEGİ GÖRSÜNLER

  13. Ergenekon Mert dedi ki:

    Bütün sorun bence İbrahim’den kaynaklanıyor. Bir eşinden yahudiler diğerinden araplar geliyor( onlar öyle kabul ediyor) . Tüm dünyaya sorun çıkaran milyarlarca insanı mahveden uyduruk dinleri çıkaran herşeyleriyle zarar olan bu iki toplum. Ne soymuş arkadaş

  14. sena dedi ki:

    Bir hadisin sahih olup olmadığını anlamak gerçekten akıl ister. Ancak her olayada yalan diyip geçmemek lazım. Mesela peygamberimizin göğsünün yarılması sahihtir. Yani doğrudur. Bunu Fıkhus Siyre (peygamberimizin hayatı) adlı kitapta okumuştum.

  15. sena dedi ki:

    Evet değiştirildi. Buda kuranda var inanmıyorsan aç ve oku. Ancak kuran değiştirilmedi,değiştirilemezde. Bu da Allahın bir hikmeti

  16. Havacı dedi ki:

    Bence admin konuya islami kaynaklara dayanarak çok güzel açıklamış. Ancak mevcut anlayış içinde söz olan hadisleri uygulama ile karıştırma geleneği oluşmuş durumda. Bir yorumcu hadisler olmasaydı namaz vakitlerini ve namazın nasıl kılınacağını bilemezdik diyor. Namaz vakitleri ve namazın şekli Kur’an içinde zikrediliyor ve nihai olarak ta peygamberimiz tarafından da uygulaması açıkça gösteriliyor. Sözleri ihtiva eden hadislere gelince birçoğu Emevi saltanatında ortaya konulmuştur, önemli bir bölümü akla ve Kur’an’a aykırıdır. Hadislerin uygunluğu ancak Kur’an’a uygunluğu ile belirlenebilir. Bugün kullandığımız ağırlık, uzunluk vb. değerlerin uygunluğu etalon ( ağırlık ve uzunluk ölçüleri için kabul edilmiş yasal ölçü modeli.) ile kontrol edilir. Benzetme yapılırsa hadislerin doğrulanmasında Kur’an etalon gibi ölçü modeli olmalıdır.

  17. AVNİ dedi ki:

    İyiki batılılar sanayi devrimi yaptı ve teknoloji bu kadar gelişti. Yine demokrasinin gelişmesi, laikliğin kamusal alanda uygulanması insanların sorgulamasına neden oldu. Bunlar olmasa bir çok insan abuk subuk şeylere inanıp hiç bir şeyi sorgulamadan inanışına devam edecekti gerçi hala devam ediyor bu inanışlar ama..
    Ben hadisleri kısmen veya tamamen inkar eden müslüman arkadaşlara şunu demek istiyorum.. 1300 yıl insanlar kuran ve hadislerle birlikte dinlerini yaşadı ( babam, dedem, dedemin babası ….. ) . Bu sistemde mevlana, akşemsettin, imami rabbani, abdulkadir geylani, ebu hanife, imam şafii bir gibi bir çoklarının gözlerinin evliya mertebesinde olan insanlar şimdi sizin sorguladığınız inanış üzerine yaşadılar. Şimdi olanların bu mertebeleri yalanmı, yanlışmı inandılar…
    Mevlidi şerifi yazan süleyman çelebi o kadar şeyi bu hadis ve siyer kitaplarından öğrendiğiyle yazdı, boşunamı inandı bunlara..
    Saygılarımla…

    • bilal dedi ki:

      Sn.AVNİ,

      ‘’…1300 yıl insanlar kuran ve hadislerle birlikte dinlerini yaşadı ( babam, dedem, dedemin babası ….. ) . Bu sistemde mevlana, akşemsettin, imami rabbani, abdulkadir geylani, ebu hanife, imam şafii gibi bir çoklarının gözlerinin evliya mertebesinde olan insanlar şimdi sizin sorguladığınız inanış üzerine yaşadılar…. ‘’ sizden alıntı ‘’

      1-İslam dininin temel kaynağı sadece kur’an’ı kerimdir.Hüküm veren,farz ve helalı koyan sadece yüce Allah’tır.Hz.Muhammed (s.a.s.) ve bütün peygamberler de bizim gibi birer kul ve beşerdir.Bu nedenle peygamberler dahi hiç bir kimse dini bir kural ve hüküm koyamaz.Peygamberlerin görevleri sadece melek aracaılığıyla yüce Allah’tan aldıkları hükümleri tebyin / tebliğ etmek ve uygulamaktır. Zira MAİDE suresinin 3.ayetinde şöyle deniliyor… ‘’اليوم اكملت لكم دينكم واتممت عليكم نعمتي ورضيت لكم الاسلام دينا الخ ‘’ ….İşte bugün sizin dininizi kemale erdirdim ,üzerinizdeki nimetimi tamamladım ve size din olarak islam’ı belirledim..’’deniliyor.Yani din kur’an’la tamamlanmıştır,dinin tek kaynağı kur’andır.

      2-Ebu Hanife ‘’ sikka ‘’ yani güvenilir ve mütevatir hadislerin sayısı 17 tane olduğunu söyleyerek,hem kendisi,hem de İmam Malik gibi zatların şu an Buhari ve müslim’de bulunan hadislerin bir çoğuyla hz.peygamberin sünnetine aykırı olduğu gerekçesiyle amel etmemişlerdir…Kaynak :Tarihul İslam / Dr.İbrahim Hasan …/ C / 3 / sayfa 330’da geçen konuyla ilgili metin aşağıdadır….

      a ) ‘’وروي ان ابا حنيفة لم يثق الا بسبعة عشر أحاديث من بينهن .. الامام مالك وابو حنيفة لم يعملا بكثير من الاحاديث التي وردت في البخاري ومسلم حيث انها تخالف السنة …الخ
      b) ‘’….فان ابا حنيغة لم يثق الا بسبعة عشر حديثا ومن ذلك تبين لنا ما وصل اليه التحريف في الحديث … الخ

      Kaynak: ‘’تاريخ الاسلام – دكتور ابراهيم حسن – ج – 3 – ص – 330

      İşte dinin temel kaynağı yanlız kur’an olduğundan hz.peygamber de kur’an’ı kerimi vahiy katiplerine yazdırıp kayıt altına aldığı gibi,hadisleri için böyle şey yapmamıştır,bilakis hadislerin yazılmasına bile müsade etmemiştir,bu nedenle hadisler kur’an gibi korunamadı ve bugün Kütübi Sitte de bulunan bir çok rivayetin hadisle de bir alakası yoktur…!!!
      Yani sayın Havacı kardeşimin de bellirtiği gibi ‘’…Sözleri ihtiva eden hadislere gelince birçoğu Emevi saltanatında ortaya konulmuştur, önemli bir bölümü akla ve Kur’an’a aykırıdır. Hadislerin uygunluğu ancak Kur’an’a uygunluğu ile belirlenebilir ‘’

      Özetle,islam dininin temel kaynağı sadece kur’an’ı kerimdir..Hadisleri uyduranlar hariç, bilmeyerek bu tür uydurma hadislere uyanların yüce Allah katında mesul tutulmayacağına inanıyoruz.Çünkü insan bilmeden bir hata yaptığından mesul tutulmaz..İnsan bilerek ve kasıtlı olarak bir hatayı işlerse o zaman sorumlu tutulur..İşte vurgusunu yaptığınız zatların durumu da böyle.Öyle inanıyoruz ki bunlar bilerek sahih olmayan hadislere uymuş değiller Zira Ebu hanife ve İmam Malik gibi zatlar şu an Buhari ve Müslim’de bulunan bir çok rivayetin hz.peygamberin sünnetine aykırı olduğuna inandıkları için amel etmediklerini de görüyoruz.Ama buna rağmen içtihatlarının tümü doğru olduğunu da hiç kimse söyleyemez Onlar da bizim gibi beşerdirler,gaybi bilemez ve yanılabilirler,zira yanılmayan sadece yüce Allah’tır.bunlar içtihatlarında yanılmış olsalar bile gayeleri doğruyu bulmak olduğundan çabaları boşa gitmeyecek..Ama hadisleri uyduran veya bilerek bu uydurma hadislere uyanlar büyük bir vebal altında olacakları da kesindir….Ayrıca hadisler bile dinin kaynağı değilse,(ki öyledir) alimin yaptığı içtihadın da hiç bir surete dinin kaynağı olamaz ve hiç bir kimseyi de bağlayamaz…Özetle din sadece yüce Allah’ın kur’an’ı kerimdeki hükümleridir.Sahih ve mütevatir sünnet ise sadece hz.peygamberin pratikte dini uygulama şekli ve biçimidir..

      ‘’ Mevlidi şerifi yazan süleyman çelebi o kadar şeyi bu hadis ve siyer kitaplarından öğrendiğiyle yazdı, boşunamı inandı bunlara ‘’ sizden’’

      3-Mevlidi yazan Süleyman Çelebi de,hadis ve siyer kitaplarında bulunan nice rivayetlerin uydurma olup olmadığını bilmediğinden bu rivayetlerden istifade ederek Mevlidini iyi bir niyetle yazmıştır.Bu nedenle inşaallah onun çabası da boşa gitmeyecektir.!!!

      Saygılar….

      • toro dedi ki:

        Sayın Bilal,

        Yazanlar ve inananların durumlarına ait yorumlarınız hariç olmak üzere hadislerle ilgili sözlerinizin çoğuna katıldığımı söylemek isterim!

        Ama tanrısının sözlerinin doğruluğu için iki insan şahit arayanların (kuran kitap haline getirilirken) onun peygamberinin(!) sözleri için bu koşulu aramaması küçümsenecek bir vaka değildir!

      • Turan Sır dedi ki:

        https://t.co/4lfOnk8EBg
        Akıl Büyük Nimettir.
        “Hiç kimse Allah’ın verdiği bilgiyi ve aklını kullanmadan inanamaz ve Allah akıllarını kullanmayanları rezilliğe mahkum eder.” (Kuran-ı Kerim 10-Yunus Suresi 100. Ayet)

    • İsmail Mızrak dedi ki:

      Aynen öyle kardeş, yazık olmuş emeklerine demiyorum, yaşadıkları dönemde emeksiz geçinerek insanlardan rağbet gördüklerine saysınlar. 🙂

  18. hakan adanır dedi ki:

    Namaz vakitleri ve namazın şekli Kur’an içinde zikrediliyor ve nihai olarak ta peygamberimiz tarafından da uygulaması açıkça gösteriliyor.(senden alıntı) Çok iyi sallıyorsunuz.Kuaranın neresinde yazıyor bu dediğin namazın vakitleri bide nasıl kılınacağı.İşiniz gücünüz allahınıza, kuranınıza, peygamberinize iftira atmak.

    • hakan adanır dedi ki:

      Kuranda yazıyormu eskimonun neye göre namaz vakitlerini bileceğini yada başka bir galaksideki uzaylının kendi sistemindeki güneşe göremi namaz kılacağı yada bizim güneşe göremi namaz vakitlerini belirleyeceği yazıyormu acaba havacı bey ? gerçi siz bunlara göre de bir ayet uydurursunuz.Nede olsa siz arabın dinini araptan iyi biliyorsunuz.

      • Havacı dedi ki:

        Sevgili Hakan Adanır, aslında kimseye cevap vermeyecektim, ama beni mecbur bıraktın. Öncelikle karşılaştırmalı mealleri birkaç kere sindire sindire okumanı tavsiye ederim. Hac suresinin 26 ncı ayeti namazın bölümlerine değinmektedir. Bunun dışında da ayetlerde namazın şekli ve zamanına ilişkin bilgileri bulabilirsin. Bilgiye ulaşmak zahmet ister. Kur’anın neresinde yazıyor demek kolaycılık. OKU Allah’ın emri. Oku ki bilgiye eriş sevgili Hakan. “Kuranda yazıyormu eskimonun neye göre namaz vakitlerini bileceğini yada başka bir galaksideki uzaylının kendi sistemindeki güneşe göremi namaz kılacağı yada bizim güneşe göremi namaz vakitlerini belirleyeceği yazıyormu acaba havacı bey ? ” diyorsun bana, sorduğun sorunun cevabını hadislerde bulabildin mi? Ayet uydurmadan ve iftira atmaktan Allah’a sığınırım.
        Buhari’nin hadislerinde üstü kapalı olarak (isim vermeden ama işaret ederek) İmam-I Azam Ebu Hanife’yi küfürle suçladığını bilmem biliyor musun? OKU Sevgili Hakan OKU. Şimdi bilgiye erişmek çok kolay. Kolaycılık yaparak bu nerede deme. Ara ve bul. Muhtemelen senden oldukça büyüğüm ama senden bir şey öğrenirsem memnun olurum.

      • 1okuyucu dedi ki:

        Hakan Adanır

        —-Kuranda yazıyormu eskimonun neye göre namaz vakitlerini bileceğini (senden alıntı)

        aynı durum oruç içinde geçerli?

        her zaman yaptıkları gibi can alıcı sorulara cevap vereceklerine kurnaz politikacıların yaptığı gibi konunun (minderin) etrafında dolanıp durmuşlar, yinede cevap vermemişler,

        cevap vereceklerini de bekleme, genellikle cevap vermemek için bir süre ortalıktan kaybolup konunun değişmesini beklerler.

        cevap vermeyi deneyenlerde, ya yuvarlak laflarla fazla derine dalmadan üstünkörü bir şeyler söyleyerek yasak savarlar, yada derine inerek kafa üstü çakılırlar, kafa üstü çakılanların kırdıkları potlarda hanelerine madara olduklarının birer nişanesi olarak yazılır?

        sen yinede işi pek ağız dalaşına götürme, sonuçta onlar inandıkları için mecburen savunmak zorunda kaldıkları bir kitabı savunuyorlar, inandıkları kitaba ters gelen durumlara içlerinden şüpheyle baksalar da, burada itiraf edemezler,

        yani bir politikacıyı savunuyor olsalar, politikacıyla ilgili olumsuzlukları bile bir yere kadar savunabilirler, bir yerden sonra bana ne babamın oğlu mu? deyip savunmaktan vazgeçebilirler ama inandıkları kitabı kendilerine bazı şeyler ters gelse de savunmak zorundalar,

        anlayacağın onların işi çok zor, çünki ellerinde atsan atılmaz, satsan satılmaz bir kitap var,

    • bilal dedi ki:

      Ş VAKİT NAMAZLA İLGİLİ AYETLER !!!

      Sn.hakan adanır,

      Kuaranın neresinde yazıyor bu dediğin namazın vakitleri bide nasıl kılınacağı‘’ sizden’

      GÜNLÜK NAMAZ VAKİTLERİ

      SABAH VAKTi :

      Nur: 58 Ey iman edenler! Himayeniz altında bulunanlar ile içinizden henüz erginlik çağına ermemiş olanlar; sabah namazından önce,öğle sıcağında üstünüzü çıkardığınız vakit ve yatsı namazından sonra olmak üzere (odalarınıza girmek için) üç vakitte izin istesinler. Bunlar, mahrem (açık) halde bulunabileceğiniz üç vakittir. Bunların dışında izinsiz girmelerinde size de onlara da bir sakınca yoktur; onlar yanınızda dolaşabilirler ve birbirinizin yanında olabilirsiniz. İşte Allah,size ayetleri böyle açıklamaktadır. Allah her şeyi bilendir, hikmet sahibidir.

      Hud :114 Gündüzün iki ucunda, gecenin gündüze yakın vakitlerinde namaz kıl. Çünkü iyilikler kötülükleri (günahları) giderir.Bu, öğüt almak isteyenlere bir hatırlatmadır.

      Ta ha :130 O halde onların söylediklerine sabret.Güneşin doğmasından önce de, batmasından önce de Rabbini övgü ile tesbih et/namaz kıl! Gece vakitlerinde de O’nu övgü ile tesbih et/namaz kıl! Ve gündüzün belli vakitlerinde de buna devam et ki mutlu olasın!
      İbn Abbas : Ayet beş vakit namaza delalet eder,fazlasına ve nuksanına değil.

      (17-18) O halde, akşama ulaştığınızda, sabaha kavuştuğunuzda, gündüzün sonunda ve öğle vaktine eriştiğinizde Allah’ı tesbîh ediniz/namaz kılınız! Göklerde ve yerde övgü O’na aittir.[

      ÖĞLE VAKTİ :

      İsra 78 Güneş’in zevalinden gecenin karanlığına kadar belli vakitlerde namazı kıl….

      Rum :17-18. Akşamlarken ve sabahlarken, öğle ve ikindi vaktinde Allah’ı (ki göklerde ve yerde hamd O’na mahsustur) tesbih edin, namaz kılın.

      İKİNDİ VAKTİ :

      Ta ha :130: O halde onların söylediklerine sabret. Güneşin doğmasından önce de batmasından önce de Rabbini övgü ile tesbih et/namaz kıl! Gece vakitlerinde de O’nu övgü ile tesbih et/namaz kıl! Ve gündüzün belli vakitlerinde de buna devam et ki mutlu olasın!

      Rum : 17-18. Akşamlarken ve sabahlarken, öğle ve ikindi (aşiyyen: gündüzün sonu)vaktinde Allah’ı (ki göklerde ve yerde hamd O’na mahsustur) tesbih edin, namaz kılın.

      Ayrıca Salat’ul Vusta (orta namaz) tabiri de makul bir yaklaşıma göre İkindi Namazını belirtmektedir :
      Bakara: 238 Namazlara ve orta namaza devam edin; gönülden boyun eğerek Allah için namaza durun.

      AKŞAM VAKTİ :

      Hud :114 Gündüzün iki ucunda, gecenin gündüze yakın saatlerinde namaz kıl. Çünkü iyilikler kötülükleri (günahları) giderir. Bu, öğüt almak isteyenlere bir hatırlatmadır.

      (buradaki gündüzün iki ucu/ günün başı ve sonu/ yani sabah ve akşam, “Gecenin gündüze yakın saatleri” ise yatsıdır.

      İsra :78 Güneş’in zevalinden gecenin karanlığına kadar belli vakitlerde namazı kıl….

      Rum :17-18 Akşamlarken ve sabahlarken, öğle ve ikindi vaktinde Allah’ı (ki göklerde ve yerde hamd O’na mahsustur) tesbih edin, namaz kılın.

      YATSI VAKTİ :

      Nur :58 58 Ey iman edenler! Himayeniz altında bulunanlar ile içinizden henüz erginlik çağına ermemiş olanlar; sabah namazından önce,öğle sıcağında üstünüzü çıkardığınız vakit ve yatsı namazından sonra olmak üzere (odalarınıza girmek için) üç vakitte izin istesinler. Bunlar, mahrem (açık) halde bulunabileceğiniz üç vakittir. Bunların dışında izinsiz girmelerinde size de onlara da bir sakınca yoktur; onlar yanınızda dolaşabilirler ve birbirinizin yanında olabilirsiniz. İşte Allah,size ayetleri böyle açıklamaktadır. Allah her şeyi bilendir, hikmet sahibidir

      Ta ha :130 ‘’O halde onların söylediklerine sabret. Güneşin doğmasından önce de batmasından önce de Rabbini övgü ile tesbih et/namaz kıl! Gece vakitlerinde de O’nu övgü ile tesbih et/namaz kıl! Ve gündüzün belli vakitlerinde de buna devam et ki mutlu olasın!

      Hud :114 Gündüzün iki ucunda, gecenin de ilk saatlerinde namaz kıl. Çünkü iyilikler kötülükleri (günahları) giderir. Bu, öğüt almak isteyenlere bir hatırlatmadır.

      (buradaki gündüzün iki ucu/ günün başı ve sonu/ yani sabah ve akşam, “Gecenin gündüze yakın saatleri ” ise yatsıdır.

      İşte görüldüğü gibi kur’an’ın ayetlerinden beş vakit namaz anlaşılıyor.Ve hz.peygamber de bunu uygulamış ve tevatüren bize kadar da ulaşmıştır.Beş vakit namaz kur’an’da yoktur demek,hem kur’an’ı anlamamak,hem de tevatüren bize kadar gelen hz.peygamberin sünnetini (yani uygulamasını) yok saymak demektir
      – alıntıdır –

      2-Kuaranın neresinde yazıyor bu dediğin namazın vakitleri bide nasıl kılınacağı.İşiniz gücünüz allahınıza, kuranınıza, peygamberinize iftira atmak.‘’ sizden alıntı’’

      KUR’AN NAMAZIN ŞART VE RÜKÜNLERİNDEN SÖZ EDEREK NASIL KILINACAĞINA DA İŞARET EDİYOR.

      1- Küçük ve büyük hadesten,yani hükmî pislikten temizlik.(abdest almayı ve cenabeten yıkanmayı emreden ayet.( MAİDE-6)

      2.Namazı Kıbleye dönerek kılmak. (Bakara Suresi 144,149,150 )

      3- Kıyam (ayakta kılmak,) Bakara,2/238 / Furkan-64 / Nisa-103/ Maide-6 /

      4. Kıraat / Namazda Kur’ân’dan mutlaka bir parça okumak./ ((Müzzemmil: 20)

      5. Rukû’, yani ayakta iken belden eğilmek. Hac-77 / Muhammed-29 / Ali İmran-43 / – 6-secde,yani yerde otururken alnını yere değdirmek (Hac-77 / Muhammed-29 / Ali İmran-43.)
      İşte namazın / ibadetin ana iskeletini oluşturan şekil ve şartlarına vurgu yapan ayetler.!!!

      Ayrıca diyorsunuz ki ‘’ İşiniz gücünüz allahınıza,kuranınıza,peygamberinize iftira atmak”. sizden alıntı’’

      Şimdi biz de size soruyoruz.!!! Allah’ımıza,kur’anı’mıza,peygamberimize iftira atan kimdir? Biz mi iftira atıyoruz,yoksa siz mi ???

      Saygılarımla…..

      • hakan adanır dedi ki:

        Peki bilal bu namazların kaç vakti farz kaç vakti sünnettir?

      • hakan adanır dedi ki:

        bilal sen eskimoları esgeçmişsin bu eskimoların senin verdiğin örneklere göre namaz ibadetini nasıl yapması gerekiyor? kıvırtmadan anlat lütfen çünki senin verdiğin örneklere göre senin bir günde yaptığın 5vakitlik namaz ibadetini bir eskimonun 6 ayda bir yapması lazım

      • bilal dedi ki:

        Sn.hakan adanır,

        1- Peki bilal bu namazların kaç vakti farz kaç vakti sünnettir? ‘’ sizden alıntı ‘’

        Kur’an’da sünnet namaz var mı ? Kur’an’daki namazlar farz olup yüce Allah’ın emridir. Sünnet veya nafile ise,farz değil,hz.peygamberin şükür amacıyla yüce Allah’a karşı yapmış olduğu bir ibadettir.Yani sünnet ve nafile namazları kılmak farz ve zorunlu değildir, isteyen kılar,isteyen de kılmaz,zira sünnet ve nafile namazı kılmamanın bir vebalı yoktur. Ama sünnetleri kılan olursa farz namazlardan ayrı bir sevap kazanır.Yani bu sünnetler farz
        ve zorunlu olmayan hz peygamberin bir uygulamasıdır.Kur’an’da emredilen namazlar ise ne sünnet,ne de nafile namazlardır.Bu nedenle sünneti karıştırmanın bir anlamı yoktur.!!!

        KUTUPLARDA İBADET !!!

        2- bilal sen eskimoları esgeçmişsin bu eskimoların senin verdiğin örneklere göre namaz ibadetini nasıl yapması gerekiyor? ‘’ sizden alıntı ‘’

        Cevap:
        İslâm din hukuk âlimleri umumiyetle (45) arz dairesindeki saatlerin (vakitlerin) (90) derecede yani kutuplarda muteber olduğunu açıklar.(45) derece ile (90) derece arasındaki bölgelerde güneşe değil,saate göre hareket edilir. Namaz için böyle olduğu gibi, oruç vs. için de böyledir.Bu mevzuu etraflıca inceleyen Kaynaklarıyla İslâm Fıkhı’nda ise nihai hüküm şöyle verilmektedir: Altı ay gece,altı ay gündüzün devam ettiği ülkelerde normal vakitleri (yani gece ile gündüzü) bulunan en yakın 45 enlemdeki ülkelerin saatleri uygulanarak namaz ve oruç ibadeti yerine getirilir..( İslama Giriş: Prof.Dr..M.Hamidullah )

        İlâhî hitabın gereği bütün Müslümanlar, günde (24 saatte) beş vakit namazı kılmakla mükelleftirler. Dünyada,bazı bölgelerde bazı vakitler tam olarak oluşmasa da, kutuplara yakın bölgelerde günlerce, hatta aylarca güneş doğmasa veya batmasa da bir gün yirmi dört saattir,ve tarih değişimi de buna göre olmaktadır.. Bu sebeple,bir bölgede herhangi bir namazın diğer bölgelerdeki gibi normal vakti gerçekleşmiyor veya tam olarak belirlenemiyorsa takdir yapılarak namazlar kılınır.Oruç da namaza kıyas edilir,o da kutup bölgesine en yakın olan yerlerin normal saatlerine göre ayarlanır.

        Kutuplarda uzun gün,uzun gece yaşayan insanlar,ibadet vakitlerini kendilerine yakın normal vakitli mıntıkaya bakarak tespit ederler.Yani,45 derece enlemindeki normal vakitli bölgelerin namaz vakitlerini esas alırlar.Onların ibadet vakitlerini kendileri için de ibadet vakti kabul ederek,yirmi dört saat içinde beş vakit namazlarını kılarlar.Bu takdirde bizden farklı durumları olmaz..!!!

        Namaz ibadeti güneşe,güneşin doğup batmasına,gölge ve şafağa değil,sonsuz nimetlerine
        şükran olmak üzere Allah Teala’ya yapılır. Başka bir ifade ile namazın sebebi, ardı arkası kesilmeden her an mazhar olduğumuz ilahi nimetlerdir;

        Vakit başka,vakti ifade etmek ve kullanmak için ihtiyaç duyulan alâmet başkadır.Vakit, sınırsız zaman içinde belli bir miktardır.Belli bir zamanı yaşayan insan vakti yaşamıştır, onun vakti olmuştur.Alâmetler ise güneşin doğması,batması,tepe noktasına gelmesi, gölgenin boyu,şafak,fecir gibi olaylardır; bunlar bulunsun bulunmasın vakit vardır. Ve onu yaşayan,onun içinde Allah’ın nimetlerine mazhar olan insan,çeşitli ibadetler ve bu arada namaz ile Allah’a kulluk edecek,şükran vazifesini yerine getirecektir.

        Vakit ve alâmet,namaz ibadetinin gerçek sebebi olmadığı için gerçek sebep ve maksat uğruna gerektiği zaman hemen terkedilmektedir: Nitekim Arafat ve Müzdelife’de, müctehidlerin çoğuna göre seferde ve bazı mazeretler sebebiyle hazarda namazlar birleştirilerek kılınmakta ve vaktin alâmetlerine riayet edilmemektedir… ‘’ alıntı ’’

        Özetle,yüce Allah’a ibadet etmenin sebebi vakitler değildir,normal vakitler olmasa bile O’na ibadet edilmelidir.!!! İbadet için vakitlerin belirlenmesi ise bizim için kolaylık sağlamak amaçlıdır.Bu nedenle ibadetleri gerektiren vakitler olmadığı gibi,bu vakitler sebebiyle de ibadetler farz kılınmış değildir…!!!

        Saygılarımla….

      • 1okuyucu dedi ki:

        Bilâl;

        —-Namaz ibadeti güneşe,güneşin doğup batmasına,gölge ve şafağa değil,sonsuz nimetlerine
        şükran olmak üzere Allah Teala’ya yapılır. Başka bir ifade ile namazın sebebi, ardı arkası kesilmeden her an mazhar olduğumuz ilahi nimetlerdir; (senden alıntı)

        bak, aşağıdaki ayetler öyle demiyor, namaz vakitlerinden söz ederken gün batımından, gün doğumundan, gündüzden, geceden bahsediyor!!!

        yani Kuranın tanrısı namaz vakitlerini; gün doğumu, gün batımı, gece ve gündüzü dikkate alarak belirliyor,

        Gündüzün güneş dönüp gecenin karanlığı bastırıncaya kadar (belli vakitlerde) namaz kıl; bir de sabah namazını. Çünkü sabah namazı şahitlidir. (isra-78)

        58. Ey müminler! Ellerinizin altında bulunan (köle ve cariyeleriniz) ve içinizden henüz ergenlik çağına girmemiş olanlar, sabah namazından önce, öğleyin soyunduğunuz vakit ve yatsı namazından sonra (yanınıza gireceklerinde) sizden üç defa izin istesinler. Bunlar, mahrem (kapanmamış) halde bulunabileceğiniz üç vakittir. Bu vakitlerin dışında ne sizin için ne de onlar için bir mahzur yoktur. Birbirinizin yanına girip çıkabilirsiniz. İşte Allah âyetleri size böyle açıklar. Allah, (her şeyi) bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir. (nur-58)

        ben yinede tüm olasılıkları sonuna kadar zorlayarak kılınabilecek namazları anlatayım?

        gece veya gündüzün sürekli olduğu bir yerde, gece ve gündüzün günü gününe birlikte yaşandığı en yakın bir yerdeki yerel saate göre namaz kılınacağını kabul edelim,

        güneşin nadiren doğduğu veya battığı ve gün batımı veya gün doğumunun günlerce sürdüğü bir durumda sabah namazının veya akşam namazının günlerce kesintisiz hiç ara vermeden, yemeden, içmeden, çalışmadan, uyumadan kılınabileceğini varsayalım,

        o malum cemaatin kanalında, Ülkeleri tanıtan bir programda, program sunucusunun İsveçin bir kentinde bulundukları sırada, ufuktaki güneşin, sanki ufuk çizgisine takılı kalmış gibi halini gösterip, günlerce süren gün batımının söz ediyordu, (yani günlerce süren akşam namazı zamanından söz ediyordu) herhalde o sunucu, gün doğumuna denk gelseydi, gün doğumunun günlerce sürdüğünden söz edecekti,

        Kuranda;
        sabah namazının gün doğumunda,
        öğle namazının yaklaşık gündüzün ortasında
        ikindi namazının akşam saatlerine yakın bir zamanda,
        akşam namazının gün batımında,
        yatsı namazının geceleyin kılınacağı hüküm altına alınmışsa,

        yani kılınacak namazlarla ilgili zaman tarifi, gün doğumu, gün batımı, gündüz ve gece göz önüne alınarak yapılmışsa, (isra-78, nur-58)

        bu gece veya gündüzün sürekli olduğu yerlerde uygulanamaz, kafamdan uydurmuyorum, yukarıdaki ayetler öyle diyor,

        dolayısıyla ayetlerdeki şartlara göre;

        sürekli gündüzün olduğu bir durumda, sabah, akşam, yatsı namazları kılınamayacağı için sadece ÖĞLE ve İKİNDİ namazı kılınabilir,

        sürekli gecenin olduğu bir durumda sadece YATSI namazı kılınabilir,

        beyaz ipliğin görülebildiği gün doğumu, orucun bozulacağı gün batımı şartlarının oluşmaması nedeniyle ayni durum oruç içinde geçerlidir,

        İslâm alimleri de aynı Yahudilerin yaptığı gibi işlerine gelmeyen ayetleri görmezden gelerek, zorlama yorumlarla işi en yakın yerdeki yerel saate uydurmaya çalışarak işin içinden çıktıklarını sanmışlar? sadece sanmışlar,

        özetle söylersek, gün batımı, gün doğumu, gündüz ve gece kelimelerinden bahseden ayetler nedeniyle, gece veya gündüzün sürekli olduğu yerlerde namaz ve oruç hükümleri uygulanamaz, en yakın yerdeki yerel saate göre bile uygulanamaz,

        o yörelerde yaşayanlar, isterlerse namazda kılabilirler, oruçta tutabilirler ama bunu en yakın yerdeki yerel saate göre yapamazlar, kendilerini alıştırdıkları uyuma, çalışma, dinlenme şartlarına göre yapabilirler ama yaptıkları Kuran ayetlerindeki şartlara uymaz,

        sadece nafile ibadet yapmış olurlar, kılacakları namazlar bir derece mazur görülebilse de tutacakları oruçların kabul olacağını hiç sanmıyorum

        o nedenle eskilerin uydurmalarına itibar edip, gece veya gündüzün sürekli olduğu yerlerde, namaz ve oruç hükümlerinin uygulanabileceğini iddia etme,

        Kuranın tanrısı gece ve gündüzün, kendi ekseni etrafında dönen dünyanın ekseninin, güneş etrafındaki yörüngesiyle (izlediği yol) yaklaşık 63 derecelik açı yaptığı eğimini, ve bu eğimin yön olarak sabit olduğunu bilseydi, gece ve gündüzün değişkenlik gösterdiğini bilir ve namazla orucu farz kılmazdı.

  19. hakan adanır dedi ki:

    Sen bırak bu ayakları havacı kardeş sen sorduğum sorulara cevap ver biz zaten okuduğumuz için bu durumdayız.Sen nerenler okumuşsun orası belli değil kardeş konuları kıvırtma bura sizin gibi kıvırtkanları çok gördü hac 26da ne yazıyor onuda yaz artislik yapma bırak bu büyük küçük ayağını milleti yanıltma

    • hakan adanır dedi ki:

      Sayın 1okuyucu final yazısını siz yazmışınız aslında bu yazıyı yazmadan önce tartışılacak çok şeyler vardı.Neyse sağlık olsun

      • 1okuyucu dedi ki:

        Hakan Adanır;

        soru sorduğumda sorduğum sorularının cevabını alamadığım için son soruyu soramıyordum,

        soru sorarak sonuca gitmeye çalışmak pek çözüm getirmediği için bu sefer doğrudan son sözü söyleyeyim dedim,

        sen yinede sorulacak soruların varsa sormaya devam et ama onlardan cevap alacağını sanma.

        daha önceden sorduğum sorularla ilgili iki örnek vereyim;

        örneğin; tanrı sonsuz boşluğu yok edebilir mi? sorusun cevabının “hayır” olduğunu bildikleri halde cevap vermek yerine kaçıp gitmeselerdi,

        tanrı mekândan münezzeh midir? sorusunu soracaktım

        Ey iman edenler! Öldürülenler hakkında size kısas farz kılındı. Hüre hür, köleye köle, kadına kadın (öldürülür). Ancak her kimin cezası, kardeşi (öldürülenin velisi) tarafından bir miktar bağışlanırsa artık (taraflar) hakkaniyete uymalı ve (öldüren) ona (gereken diyeti) güzellikle ödemelidir. Bu söylenenler, Rabbinizden bir hafifletme ve rahmettir. Her kim bundan sonra haddi aşarsa muhakkak onun için elem verici bir azap vardır. (bakara-178)

        yukarıdaki ayetle ilgili önceden sorduğum soruların cevabını alabilseydim, öldürmeyle değilde tazminatla ödeşmede, “bir miktar bağışlamanın” taraflardan birinin üstünlük sağlayıp sağlamamakla bir ilgisi var mı? diye soracaktım, önceki sorularıma cevap veremediği için soramadım. ama verecek cevabı varsa ( o kendini bilir) dinlemeye hazırım?

  20. Havacı dedi ki:

    Hakan Adanır sana yazmakla ne kadar hata ettiğimi şimdi daha iyi anlıyorum. Sana bu son yazımdır. Ben KOCAELİ’de oturuyorum, eğer gelmek istersen beklerim ama kıvırtma ve haddini bil.

    • hakan adanır dedi ki:

      Yine bildiğimiz tavırlar asmalar kesmeler biçmeler tipik müslüman davranışları kardeş burası tartışma yeri burada fikirler kavga eder yok kavga etmek istiyorsanız gidin israile eğer dediklerinizde samimiyseniz Gidin ıraka savaşın eğer siz gerçekten bu samimiyeti gösterirseniz bizde gelip kocaeline hem sizi alnınızdan öperiz hemde bir çayınızı içeriz.

      • hakan adanır dedi ki:

        Sayın 1okuyucu sana haksızsın demeyi çok isterdim ama gerçekten haklısın buradaki çoğu konu bir şeye bağlanmadan kapatılmış.Yani buradaki dindar arkadaşlar bizi hiç bir konudamı haklı görmüyorlar.Bence insanın kendini bir konuda yetersiz görüp kendisini eleştirmeside bir erdemdir.Müslümanlarca güzel bilinen bir deyim vardır. Yiğidi öldür hakkını yeme

      • 1okuyucu dedi ki:

        Hakan Adanır;

        bir tanrının bir insan vasıtasıyla kitap gönderdiği iddia edildiğinde, o tanrı kendisine inanılmasını sağlamak için cenneti vaad etme cehennemle korkutma yolunu seçmez, bu blöfü ancak, her şeyin ölümle bitmediğine inanmak istemeyenler görür, yani öldükten sonra başka bir yerde yaşama devam etmek isteyenler gözü kapalı inanırlar veya çıkarları için inanmış görünürler, oysa bir tanrı kendisine inanılmasını istiyorsa, inanmak istemeyenleri ikna edici söylemlerden bahsetmelidir,

        Kuranın tanrısı böyle yapacağına, aksine kendisine inanmayanların kalp gözünü mühürlediğini, gözlerini kör ettiğini, kulaklarını sağır ettiğini söyleyerek, inanmayanları Kuranı anlamayan geri zekâlı varlıklar olarak gösteriyor, üstelik yaptığı çirkin yakıştırmalarla inanmayanları sözüne itibar edilmeyecek aşağılık varlıklar olarak gösteriyor,

        bunun sebebi, Kuranın tanrısı gönderdiği kitabın sorgulanmasını istemiyor, sorgulayanların olacağını bildiği için sorgulayanları geri zekâlı aşağılık mahluklar olarak göstermesi gerekiyor ki inanırları Kuranı sorgulayanlara itibar etmesin?

        üstelik, ilimde ileri gidenlerin bile kayıtsız şartsız teslim olduklarını söyleyerek, inanırlarının sorgulamadan kayıtsız şartsız teslim olmalarını istiyor,

        halbuki inanan inanmıştır, inanmayanın ise elini kolunu bağlamaya gerek yoktur, çünki inanmayanın elini kolunu bağlasa da bağlamasa da inanmayan inanmayacaktır,

        zaten inanmayanları böyle göstermese, inanırlarının da gönderdiği kitabı sorgulamakta bir sakınca görmeyeceğini, onlarında kafalarında bazı soruların takılacağını çok iyi bildiği için sorgulayanları kalplerinde eğrilik olan kişiler olarak gösterme kurnazlığını yapmış, yani inanırlarına “eğer gönderdiğim kitabı sorgulamaya kalkarsanız sizi cehenneme atarım ha” şantajını yapıyor,

        o nedenle, Müslüman arkadaşlar bizi geri zekâlı aşağılık varlıklar olarak görüyorlar,
        ama yanılıyorlar, daha doğrusu inandıkları tanrı tarafından yanıltıldıkları için, Kuranı onlardan çok daha iyi anladığımızı kavrayamıyorlar,

        bizi haklı görseler de, bunu itiraf etmeleri dinden çıkmak anlamına gelir, o nedenle ister istemez kendilerinin haklı olduğunu iddia etmek zorundadırlar,

        bari bunu yaparken mantık kurallarını yerle bir etmeseler de, savunma noktalarının mantık temelinden yoksun olduğu durumları anlayıp kendilerini madara etmeseler,

        mantıksız gerekçeler öne sürdüklerini anladıklarında ise bir süre ortadan kaybolup konu değiştiğinde tekrar geri geliyorlar,

        sonuç olarak bizi haklı göreceklerini umma, bizi haklı görmeleri dinden çıkmakla eş anlama geleceğinden bunu hiçbir zaman yapmazlar.

  21. Havacı dedi ki:

    Sevgili Bilal,
    Hakan ADANIR’a çok güzel cevap yazmışsın ama bu onları anlayacak seviyede ve değerde değil bence artık onu adam yerine koyarak yazma.

  22. hakan adanır dedi ki:

    İslâm din hukuk âlimleri umumiyetle (45) arz dairesindeki saatlerin (vakitlerin) (90) derecede yani kutuplarda muteber olduğunu açıklar.(45) derece ile (90) derece arasındaki bölgelerde güneşe değil,saate göre hareket edilir. Namaz için böyle olduğu gibi, oruç vs. için de böyledir.Bu mevzuu etraflıca inceleyen Kaynaklarıyla İslâm Fıkhı’nda ise nihai hüküm şöyle verilmektedir: Altı ay gece,altı ay gündüzün devam ettiği ülkelerde normal vakitleri (yani gece ile gündüzü) bulunan en yakın 45 enlemdeki ülkelerin saatleri uygulanarak namaz ve oruç ibadeti yerine getirilir..( İslama Giriş: Prof.Dr..M.Hamidullah ) (senden alıntı)
    Bilal bey bu iş neden islam din hukuk alimlerine kalıyorki?İsrail oğullarının neredeyse herşeyini anlatan bir kitap nasıl olurda oruç ve namaz konusunda bu hassasiyeti gösteremiyor çok ilginç sizede ilginç gelmiyormu?

  23. Havacı dedi ki:

    Fikre fikirle karşılık verilir. Bir yorumcu saygı kelimeleri ile hitap ediyor, karşılığında sen, kardeş, kıvırtma, artistlik yapma, bırak bu ayakları gibi ergenlerin ya da sokak kabadayılarının jargonuyla karşılığını alıyorsa bu kişinin muhatap kabul edilmesi mümkün olabilir mi? Ben 50 yaşında ve 27 yaşında mühendis oğlu olan bir babayım, gençlerin ergenliklerinde kendini gerçekleştirme sorunu yaşadıklarını biliyorum. Bu zor dönemi inşallah kolaylıkla aşarlar.
    Aslında Bilal Bey Kutuplarda ibadetler konusunda yeterli bilgiyi vermiş, ama bu sorunu ortaya koyanları tatmin eder mi bilmem. (63 derece enlemden sonra kutup noktasına kadar insan yaşamının giderek azaldığını ve kutup noktası ile yakın enlemlerde ise insan yaşamı olmadığını unutmamak gerekir) Bu sorun sanki yeniymiş gibi ortaya konularak zihinlerde şüphe oluşturulmaya çalışılmaktadır. İbadet etmek isteyen, alimlerce ortaya konan çözümlerden birisine uyar. Bence bunu kasıtlı olarak ortaya koyanların da ibadet gibi derdi de yok.
    Yaşam alanlarının sınırlandığı kuzey ve güney enlemlerinde güneşin hareketleri izlendiğinde aynı bizim bölgemizde olduğu gibi sabah, öğle ve akşam vakitleri görülmektedir. Güneş ışınlarının söz konusu bölgeye geliş açısına bağlı olarak akşam vakti olmasına rağmen tam karanlık ya da farklı gün dönümünde öğle vakti olmasına rağmen tam aydınlık olmamaktadır. Güneşin konumu namaz ve oruç vakitlerini belirlediğine göre kutup bölgelerinde (sınırlı yaşam alanının göz önünde bulundurarak) bu ibadetlerin vakitleri de rahatça belirlenebilir.

    • hakan adanır dedi ki:

      Havacı bey sizden çok çok özür diliyorum herkes kendine yakışan hareketi yapar ben gerçekten bana yakışmayan bir harekette bulunmuşum sizden ve diğer arkadaşlardan özür dilerim.Saygılarımla

    • hakan adanır dedi ki:

      Açıklamalarınız için sağolun havacı bey yalnız yukarıdada belirtiğim gibi kuranda bir sürü tekrarlar söz konusu örneğin israil oğullarına çok geniş yer verilmiş fakat dinin bel kemiği sayılabilecek iki konuda iş insanlara kalıyor. Namaz ve oruç o kadar gereksiz konularmı ki insanlara yorum yapma hakkı doğuyor kesinlikle bilal beyin yukarıda belirttiği durum yoruma dayalı insan kaynaklı bir durum bizim kabullenemediğimiz noktalar bunlardır.Eğer ben bilal beyin dediğini kabul edersem yaratıcının aciziyetini de kabul etmem gerekir.Benim bildiğim mantık budur. Kuranda ganimet konusu olsun ,cariye konusu olsun,evlenme konusu olsun ,miras konusu olsun en ince detaylara kadar anlatılırken bu iki ibadet olayında neden detaylandırılmaya gidilmiyor.Saygılarımla

      • hakan adanır dedi ki:

        Birde yukarıdaki bilal beyin açıklamalarını doğru olarak kabul etsek bile yine bir adaletsizlik ve eşitsizlik var misal siz bu sene büyük olasılıkla oruç tutmuşsunuzdur ülke olarak biz yazın sıcak bir iklime sahibiz arap ülkelerini siz düşünün buralardaki yazlar çok sıcaktır.Fakat kutuplarda bu durum söz konusu değildir yani vicdanen siz düşündüğünüz vakit bir adaletsizlik vede haksızlık yok mu? şimdi soruyorum size bana cevap verin diyelimki sizin güzel bir geliriniz var siz oruç ayında fazla sıcağı olmayan bir ülkede oruç ayını geçirdiniz sizin oruç geçerlidir yada gerçerli değildir?

      • 1okuyucu dedi ki:

        Hakan Adanır;

        Arabistan ekvator paraleline yakın olması nedeniyle, hem iklim olarak fazla bir değişiklik göstermez, (yani hiç kimsenin yaşamak istemeyeceği bir çöl iklimine sahiptirler) orucun süresi de fazla bir değişiklik göstermez,

        o nedenle hicri takvimi kullanmakta pek bir mahzur görmemişlerdir ama ekvator paraleline uzak olanların, iklim ve orucun süresi bakımından yaşayacaklarını birbirine zıt şartları düşünememişlerdir,

        herhalde Mekke ve cıvarını orta doğudan ibaret sanmışlar, Anadoluyu duymuş olsalar da, gidip görmedikleri için Anadoludaki iklim ve gece gündüz farklılıklarını bilememişlerdir,

        İyiki bilememişler, “biz çöl sıcaklarında namaz kılıp oruç tutuyoruz, siz niye yaz sıcaklarında oruç tutmayasınız” diyerek miladi takvimi kabul edip Ramazan ayını da temmuz veya Ağustos ay’ı olarak belirleselerdi, Anadoludaki Müslümanların hali nice olurdu?

        Arap zenginleri Ramazan ayında hem iklim olarak daha serin, hemde gündüzün daha kısa olması nedeniyle Ramazan ayını genellikle İngiltere de geçirirler,

        velhasıl, zengin arabasını dağdan aşırırmış, fakir düz ovada yolunu şaşırırmış,

      • bilal dedi ki:

        Sn.Hakan adanır,

        1-Bilal bey bu iş neden islam din hukuk alimlerine kalıyorki?İsrail oğullarının neredeyse herşeyini anlatan bir kitap nasıl olurda oruç ve namaz konusunda bu hassasiyeti gösteremiyor çok ilginç sizede ilginç gelmiyormu? ‘’ sizden alıntı ‘’

        a) Kur’an’ı kerim genelde İsrailoğullarının azgınlıklarına,yaptıkları zulüm ve kötülüklerine veya kendilerine yapılan zulüm ve kötülüklere vurgu yapmıştır..Bunlarda ise hep insan hakları ihlali söz konusu olmuştur.Ama namaz kılmamak,oruç tutmamak veya ibadet etmemekle hiç bir kul hakkı ihal edilmez..Ayrıca Allah katında (islamda) kul hakkı bütün ibadetlerden daha öenmeli olduğundan genelde yüce Allah İsrailoğullarının bu durumuna vurgu yapmıştır..

        İbadetler yüce yaratıcı ile kul arasındadır,farziyetine inanıp hiç namaz kılmayan,oruç tutmayanlar da yüce Allah’ın afinne mazhar olabilirler.Zira ibadetler kul hakkı gibi değildir.Ayrıca namaz kılmayan ve oruç tutmayan kişilere ahirete ceza veya azap verileceğine dair kur’an’da bir ayet bulamıyoruz.Kur’an namazı ve orucu emreder,fakat bu ibadetleri yerine getirmeyenlere bir ceza veya azaptan da söz etmez..Yani Allah katında (islamda ) kul hakkı bütün ibadetlerden daha önemlidir.Zira insan ibadet etmezse de yine yüce Allah’ın affine mazhar olur. İnsanlar ister kutuplarda yaşasınlar,ister diğer yerlerde hiç fark etmez…!!!

        b) Kur’an’ı kerim ilahi bir anayasa ve hukukuk kitabıdır.Her ülkenin anayasasından hüküm çıkaran ve hukuku yorumlayan hukuçular vardır,bu durum hukukun doğru anlaşılıp uygulanabilmesi için bir gereksinimdir.Zira herkes kafasına göre hukuku yorumlayamaz.Kur’an’ı kerim de ilahi bir anayasa kaynağı ve hukuk kitabı olduğundan tabiki bunu anlayan islam dini hukukuk alimleri de konuyla ilgili kur’an’dan hüküm çıkaracaklardır.Bu durum kur’an ve islamı anlayan herkes için geçerlidir.İşte bunlar da veya kur’an’ı iyi analayan kimsler de ayetlere bakarak kutuplarda yaşayanlarla ilgili böyle bir hüküm anlamışlarsa bunun neresi ilginç???

        2-Açıklamalarınız için sağolun havacı bey yalnız yukarıdada belirtiğim gibi kuranda bir sürü tekrarlar söz konusu örneğin israil oğullarına çok geniş yer verilmiş fakat dinin bel kemiği sayılabilecek iki konuda iş insanlara kalıyor.Namaz ve oruç o kadar gereksiz konularmı ki insanlara yorum yapma hakkı doğuyor kesinlikle bilal beyin yukarıda belirttiği durum yoruma dayalı insan kaynaklı bir durum bizim kabullenemediğimiz noktalar bunlar dır ” sizden alıntı’’

        ‘’Dinin bel kemiği ‘’didiğininz namaz ve oruca kur’an’da geniş verilmemiş mi ? Ayrıca söz edilen yerlerde eskimolardan kaç kişi yaşadığını hiç araştırdınız mı ? Bunlar farziyetine inandıktan sonra namazı hiç kılmasalar ve oruç tutmasalar da yüce Allah’ın aiffine mazhar olurlar..Ayrıca sayın Havacı kardeşimin de ‘’ (63 derece enlemden sonra kutup noktasına kadar insan yaşamının giderek azaldığını ve kutup noktası ile yakın enlemlerde ise insan yaşamı olmadığını unutmamak gerekir..’’şeklinde vermiş olduğu olay da bir gerçektir..!!!

        Ayrıca kur’an genel hükümleri veriyor,namaz ve oruç gibi ibadetler hakkında da kur’an’ı kerimde genel ifadelerle geniş yer verilmiştir.Dünya nufüsündan neredeyse yok denecek kadar bir kesim kutuplarda yaşıyorsa da bunların durumu kaideyi bozmaz.Zira bütün dünyada’’ istisnalar kaideyi bozmaz‘’kuralı vardır.Bu durum da böyle.Burada yaşayanların bir hukuku var ise,nasıl ki diğer bölgelerde yaşayanlar gibi çalışma takvimini, gün,ay,sene ve tarihlerini belirliyorlarsa günlük ibadetlerinin vakitlerini de aynen diğer dünya insanları ki gibi belirliyeceklerdir. Peki,şimdi soruyorum,burada yaşayanlar bizim altı ay olarak saydığımız zaman dilimini bir gün olarak mı kabul ediyorlar ? Veya bizim bir sene saydığımız zaman dilimini iki gün olarak mı kabul ediyorlar.? Yoksa takvimlerini bizm ki gibi mi düzenliyorlar.? Cevap:Elbette bizim ki gibi düzenliyorlar.Öyleyse ibadetler için vakitleri de bizim ki gibi düzenleyeceklerdir.Yani anlaşılamayacak hiç bir durum yoktur. Her yerde ve her zamanda Allah’a ibadet yapılır.İbadetler zaman ve mekanlara değil, zaman ve mekanları yaratan yüce Allah’a yapılır..Bize göre güneşin doğuşu,batışı,şafak vs.gibi alametler kolaylık sağlamak amaçlıdır.Bu alametler zuhur ettiği için ibadetler farz kılınmış değildir ki,bunlar vuku bulmayınca da ibadetler de yapılmaz diyelim..!!!

        3- …kesinlikle bilal beyin yukarıda belirttiği durum yoruma dayalı insan kaynaklı bir durum bizim kabullenemediğimiz noktalar bunlardır .’’ sizden alıntı ‘’

        Sevgili Hakan,Siz yüce Allah’a,onun gönderdiği kur’an’a,ilahi kitaplara,görevlendirdiği elçilere ve islam dinine yeterki inanın,bilal’ın kutuplardaki ibadetlerle ilgili belirttiği duruma inanmayın,inanmak zorunda da değilsiniz ! Namazın ve orucun farziyetine inanıp kimseye zarar vemedikten sonra hiç namaz kılmazsan ve oruç tutmazsan da,bilal’ın kur’an’a olan inanışına göre sonsuz merhamet sahibi yüce Allah yine de seni affedecektir.Kutuplarda veya dünyanın başka yerinde olsan da hiç fark etmez..!!!

        Ayrıca ben de kutuplarda ibadetlerin hükmünü böyle anlıyorum,siz başka bir şekilde anlayabilirsiniz.yeterki kur’an’a inanın ! Zira benim bellirttiğim duruma inanmak zorunda değilsiniz.!!!

        .4- … Eğer ben bilal beyin dediğini kabul edersem yaratıcının aciziyetini de kabul etmem gerekir.Benim bildiğim mantık budur ‘’ sizden alıntı’’

        Evet,bilal’ın dediğine inanmak zorunda değilsiniz,bilal’da yaınlabilir aciz bir kuldur.Ama bilal’ı,seni ve evreni yaratan yüce Allah aciz değildir..Yüce Allah’a ve onun gönderdiği ilahi mesajlara inanırsan bu sana yeter…!!! Siz,Eskimolar kutuplarda namazı nasıl kılacaklar diye cevap isteyince,ben de anladıklarımı sizinle paylaşmak istedim,inanıp inanmamak ise sizin bileceğiniz iştir..Bizim bu konuyla ilgili açıklamalarımız yüzünden haşa yüce Allah’ı aciz kabul etmenizi gerektiren hiç bir durum da yoktur.Eğer öyle düşünüyorsanız,lütfen bu konuyla ilgili açıklamalarımı kesinlikle kabul etmeyin…!!!

        ……..Birde yukarıdaki bilal beyin açıklamalarını doğru olarak kabul etsek bile yine bir adaletsizlik ve eşitsizlik var misal siz bu sene büyük olasılıkla oruç tutmuşsunuzdur ülke olarak biz yazın sıcak bir iklime sahibiz arap ülkelerini siz düşünün buralardaki yazlar çok sıcaktır.Fakat kutuplarda bu durum söz konusu değildir yani vicdanen siz düşündüğünüz vakit bir adaletsizlik vede haksızlık yok mu? ‘’ sizden alıntı ‘’

        Zaten hasta ve rahatsız olan,zor işte çalışan veya oruç tutarken zarar görecek olanların oruç tutmaları da zorunlu değildir,bilakis bunların oruç tutmamaları gerekir.Ayrıca inanıp hiç oruç tutmayana da yüce Allah’ın ceza vereceğine dair hiç bir vaadi de yoktur. Zorluk çekmeden oruç tutanlar da sevap kazanır,oruç tutmak istediği halde tutamayanlar da yine sevap kazanır.Ayrıca gerek sıcak iklimde gerekse soğuk iklimde oruç tutanlarının tümünün orucu da kabul edilir.Ancak,sıcak iklimde olup güçlükle oruç tutan ile soğuk iklimde olup oruç tutmakla zorluk çekmeyenlerin ahiretteki sevap ve mükafatları da aynı olmaycaktır. Yani zor şartlarda oruç tutan ile kolay şartlarda oruç tutanların alacakları sevap ve dereceleri farklı olacaktır.Çünkü ibadet konusunda kişinin çektiği maşakkata göre ahiretteki sevap ve derecesi de değişebilir..Bu nedenle zor şartlar altında veya sıcak iklimde oruç tutanlar ile soğuk iklimde oruç tutanlar arasındaki eşitsizlik durumu ahirette alacaklarıı sevap ve mükafatla giderilecektir.Yani sizin söylediğiniz adaletsizlik veya haksızlık söz konusu bile olmayacaktır…Ahiret günü orucun meşakkatine göre mükafat ve sevap verilince soğuk iklimde oruç tutmuş olanlar keşke biz de sıcak iklimde oruç tutmuş olsaydık diyeceklerdir..

        Özetle,bütün ibadetlerde sıkıntı ne kadar fazla,şartlar ne kadar ağırsa sevap ve mükafat da o derece fazladır.Yani ağır şartlarda çalışan,vücudu kan ter içinde kalmış alın teriyle sıcak iklimde oruç tutan bir adamla,soğuk iklimde ve zorluk çekmeden oruç tutan adamın ahirette alacakları sevap ve mükafataları da aynı olmayacaktır.Bu nedenle adaletsizlik veya haksızlık diye bir şey söz konusu değildir.! Ayrıca bu yazı sn.1okuyucu’ya da gelsin !

        Saygılarımla…

      • 1okuyucu dedi ki:

        Bilâl;

        Farz; İslam dinine göre Allah’ın müslümanlara yapılmasını açık bir şekilde emrettiği kurallardır. Bunları yapmayan günah işlemiş olur. İnkar edenler ise İslam dininden çıkmış olur

        bak, yukarıda farzın tarifinde ne diyor!!!

        oruçla savaşı farz kılan ayetler varsa da namazı farz kılan bir ayet yok, sadece gün batımı, gün doğumu ,gece ve gündüz şartlarına göre belirlenen namazları kılmayı öğütleyen ayetler var,

        namazın mirac ayetiyle farz kılındığını iddia edenler varsa da, ayette böyle bir işaret yok, sadece namazı ilk başta elli vakit olarak farz kılmayı düşünen zalim bir tanrı figürüyle yapılan pazarlığı anlatan bir hadis var,

        böyle bir tanrı figürünün olamayacağı, ben şu kıt, geri zekâlı aklımla bile mümkün görmüyorken, böyle bir saçmalığın İslâm aleminde genel kabul görmesi oldukça manidar???

        Kuranın tanrısı farzları sayarken, istisnai durumları da saymıştır ona bir şey diyeceğimiz yok ama namazın ne zaman kılınacağını (gün batımı, gün doğumu, gündüz gece) şartlara bağlamıştır,

        yani gün batımı, gün doğumu, gündüz ve gece şartlarının günübirlik oluşmadığı yerlerde, namaz ve oruç zaman şartları oluşmadığından, namaz ve oruç farzının hiçbir hükmü yoktur,

        tüm dünya Devletleri, İngilteredeki, greenwich yerleşim birimine göre resmi saati, kendi yerleşim birimlerine göre de (boylam farkından dolayı) yerel saatlerini düzenlerler, bu yöntem kutuplar dahil dünyanın her yerinde böyledir, (sanırım Araplar farklı zaman dilimi kullanıyorlar)

        günümüz teknolojisinde ise namaz vakitlerinin saatleri önceden belirlenebilmektedir, bunu saatli maarif takvimine bakarak görebilirsin, baktığında yerel saatlerin namaz vakitlerine (gün batımı, gün doğumu, gece ve gündüz) göre düzenlendiğini de görürsün,

        namazların yerel saate göre belirlendiğini değil, yerel saatlerdeki zaman dilimlerinin namaz vakitlerini gösteren şartlara göre düzenlendiğini görürsün, yani yerel zaman dilimlerinin belirlenmesinde, belirleyici olan namaz vakit şartlarıdır (gün batımı, gün doğumu, gece ve gündüz)!!!

        kaldı ki saat icad edilmeden önce, insanlar gün doğumunda sabah namazını, güneş tepeye çıktığında öğle namazını, güneş batıya yaklaştığında ikindi namazını, gün batımında akşam namazını, geceleyin de yatsı namazını kılıyorlardı, oruçta da insanlar aynı şekilde beyaz iplik seçilince oruca başlıyorlardı, akşamleyin gün batımında oruçlarını bozuyorlardı, yani saat icad edilmeden önce yerel zaman diye bir kavram yoktu,

        (namaz vakitlerini 5 adet saymış olsam da, islâm aleminde namaz vakit sayısı halen tartışılmaktadır, namaz vakit sayısı beni pek ilgilendirmediğinden, ben namaz vakit sayısını tartışanlara, “üçe beşe bakmayın kılın gari” diyorum?)

        o nedenle yerel saate göre oruç ve namaz ibadetlerinin, Kuranın tanrısının namaz ve oruç zamanlarıyla ilgili koyduğu şartlardan dolayı, şartları günübirlik taşımayan yerlerde uygulama alanı yok,

        o nedenle namaz vakitlerinin şartlarını belirleyen gün batımı, gün doğumu, gece ve gündüzün günübirlik yaşanmadığı yerlerde namaz vakit şartları oluşmadığından yerel saate göre namaz kılınamaz ve oruç tutulamaz!!!

        dip not; Başta Amerika ve Rusya olmak üzere gelişmiş Ülkeler, eğer kutupları bölüşme konusunda aralarında anlaşabilirlerse, uç kutup noktalarında yerleşim birimleri kuracaklar, yani, yeni göç alanları yaratacaklar, göç sevdalılarına ve iş arayanlara duyurulur?

        —–Ayrıca bu yazı sn.1okuyucu’ya da gelsin ! (senden alıntı)

        Oruç gecesinde kadınlarınıza yaklaşmak size helâl kılındı. Onlar sizin için birer elbise, siz de onlar için birer elbisesiniz. Allah sizin kendinize kötülük ettiğinizi bildi ve tevbenizi kabul edip sizi bağışladı. Artık (ramazan gecelerinde) onlara yaklaşın ve Allah’ın sizin için takdir ettiklerini isteyin. Sabahın beyaz ipliği (aydınlığı), siyah ipliğinden (karanlığından) ayırt edilinceye kadar yeyin, için, sonra akşama kadar orucu tamamlayın. Mescitlerde ibadete çekilmiş olduğunuz zamanlarda kadınlarla birleşmeyin. Bunlar Allah’ın koyduğu sınırlardır. Sakın bu sınırlara yaklaşmayın. İşte böylece Allah âyetlerini insanlara açıklar. Umulur ki korunurlar. (bakara-187)

        ben namaz kılınamaz ve oruç tutulamaz derken, namaz ve orucun, tutulma ve kılınma şartlarından bahsederek yerel saate göre namaz kılınamayacağını ve oruç tutulamayacağını söylüyorum,

        yani namaz kılma ve oruca başlama, oruç bozma vakitlerinin yeryüzünün bazı bölgelerinde geçerli olmadığını söylüyorum,

        yoksa bana ne, isterlerse yerel saate göre her gün oruç tutsunlar, isterlerse günde 50 vakit namaz kılsınlar, nafile ibadet yapmak yasak değil ya,

        nafile namazın bir mahzuru olmasa da, oruçta beyaz iplikle siyah ipliği nereye koyacağız, o biraz şüpheli?

        ama sen istiyorsan, Kurandaki namaz ayetlerinden birine, “namaz vakitlerini belirleyen şartlar, kuzeyde 63. paralelden yukarısında (63-90), güneyde 63. paralelden aşağısında (63-90) geçerli değildir”, gibisinden bir yama yaparak durumu kurtarabilirsin

        enfal-65’te, Kuranın tanrısı Muhammedden Müslümanları savaşa teşvik etmesini isterken, resmen savaş kışkırtıcılığı yapıyor,

        üstelik sabırlı 20 mümin 200 kafire bedeldir diyerek gaz verirken, Müslümanları intihara zorluyor, çünki kişiler sabırlıda olsa usta savaşçıda olsa göğüs gögüse mücadelede kendinden sayıca 10 misli olan düşmana saldırmasını istemek, ancak zalim bir tanrının isteyeceği bir şeydir, böyle bir isteğe uymak ta ölümü peşinen kabul etmek anlamına gelir, yani Kuranın tanrısı Müslümanlardan mucize göstermelerini isterken aslında Müslümanlara ölmeyi emrettiğinin farkında bile değil,

        şimdi, sınav gereği ölenler sorgusuz sualsiz cennete giderler diyebilirsin,
        ama unuttuğun bir şey var, o ayet gereği 20 kişilik bir Müslüman topluluğu düşmanla karşılaştığında, düşman kendisinden sayıca 10 kat üstün olsa da savaşa tutuşmaktan başka çaresi kalmayacağı için (çünki emir büyük yerden) isteseler de istemeseler de ölmeyi peşinen kabul edecekler,

        bu durumda ya düşmanla karşılaşmamak için evlerinden çıkmayacaklar, yada çıktıklarında sayıları 20’den az küçük gruplar halinde çıkarak düşmana yem olacaklar ve hepsi yok olup gidecek, yada tümden yok olmamak için tüm şavaşçılarıyla birlikte top yekün dolaşacaklar,
        yani evlerinden dışarıya çıktıklarında top yekün savaş düzenine geçecekler,

        neyseki uhud savaşında gerçek anlaşılınca, alçak uçuşa geçmek zorunda kalmışlar,

        zaten günümüzde intihar komandoları vücutlarına bağladıkları bombalarla değil on kişi, onlarca kişinin ölümüne sebep olabiliyorlar, yani Kuranın tanrısının verdiği bire on oranına fazlasıyla layık oluyorlar veya uzaktan kumandayla topluluğun üzerine giden bomba yüklü kamyonları patlatarak yine bir çok kişinin ölümüne veya yaralanmasına sebep olabiliyorlar, can kayıpları ise kamyon şoföründen ibaret oluyor,

        yani intihar komandoları enfal-65’teki şartı yerine getirerek, Kuranın tanrısının takdirine mahzar oluyorlar?

        özetle söylersek, savaş kışkırtıcılığı yapan Kuranın tanrısı inanırlarından mucize göstermelerini isteyerek, neredeyse imkânsızı başarmalarını isteme zalimliğini gösteriyor,
        sonra yüklediği bu insafsız yükü azalttığını söyleyerek merhamet gösterdiğini iddia ediyor, üstelik inanırlarını zaaf göstermekle suçlaması işin cabası,

        hasmına üstünlük sağlamaya çalışan bir kabilenin, her türlü durumda hasmına üstünlük sağlayacağını söylemek için fazla akılı olmaya gerek yok,

        çünki normal akla sahip ve üstünlük sağlamanın ne demek olduğunu bilen herkes o kabilenin her türlü durumda üstünlük sağlamak isteyeceğini bilir, yani sadece cinsiyet ve statü açısından birebir olan durumlarda değil, cinsiyet ve statü açısından birebir olmayan durumlarda da üstünlük sağlamaya çalışacağını bilir,

        o nedenle; hasmına üstünlük sağlamaya çalışan kabilenin sadece cinsiyet ve statü açısından birebir olan durumlarda üstünlük sağlamaya çalışacağını, cinsiyet ve statü açısından birebir olmayan durumlarda üstünlük sağlamayacağını iddia etmek,

        yani, kendi kölesini öldüren katil köle yerine hür isteyen kabilenin,
        kendi hürünü ve kadınını öldüren katil köleye fit olacağını söylemektir,

        bu ise ancak, üstünlük sağlama kavramının ne olduğunu bilmeyenlerin söyleyebileceği bir şeydir,

        bunlarda benden sana gelsin, şimdilik?

  24. Havacı dedi ki:

    Sevgili Hakan sana sevgilerimi gönderiyorum.

  25. hakan adanır dedi ki:

    Bilal bey bir soru sormak istiyorum güneş doğduktan sonra sabah namazı kılınırmı kılınmazmı? Çünkü siz diyorsunuz ki önemli olan namazların vaktinde kılınması yani kutuplardaki birinin belli bir noktadaki yere göre oruç ve namaz ibadetini yerine gitirmesi mümkündür.Bunda herangi bir sakınca yoktur diyosunuz.Umarım yanlış anlamamışım ama 1okuyucununda belirttiği gibi kuran ayetleride dediğinizi çürütür şekilde açıklamalarda bulunmuş biz şimdi kime inanalım sizemi yoksa kurana mı? Gündüzün güneş dönüp gecenin karanlığı bastırıncaya kadar (belli vakitlerde) namaz kıl; bir de sabah namazını. Çünkü sabah namazı şahitlidir. (isra-78) ( 1okuyucudan alıntıdır.) siz bu ayettten ne anlıyorsunuz bize açıklayabilirmisiniz acaba? sabah namazı şahitlidir diyor Benim bu ayetten anladığım çok kesin bir şey var kesinkle ve kesinlikle ne olursa olsun sen hangi niyet ile olursan ol sabah namazını güneş doğduktan sonra kılamazsın bide sadece kutuplarda değil dünyanın bazı ülkelerindede problemler var buda azımsanmayacak kadar büyük bir problem bugün benim bildiğim kutuplar dışında izlanda,finlandiya,norveç,görland problemli yerler eğer bunlarada istisna demezseniz saygılarımla

    • bilal dedi ki:

      Sn.Hakan Adanır,

      Bilal bey bir soru sormak istiyorum güneş doğduktan sonra sabah namazı kılınırmı kılınmazmı? Çünkü siz diyorsunuz ki önemli olan namazların vaktinde kılınması yani kutuplardaki birinin belli bir noktadaki yere göre oruç ve namaz ibadetini yerine gitirmesi mümkündür. Bunda herangi bir sakınca yoktur diyosunuz.‘’sizden alıntı’’

      ‘’Güneş doğduktan sonra sabah namazı kılnır mı kılınmazmı ? diyorsunuz..Cevap ; Evet,kasıtlı olarak bilerek terk edilmemişse yine bu namaz kılınacak,ama zamanında kılınmadığı için bunun adı eda değili,kazadır.Namaz bir kulluk borcudur,zamanında ifa edilirse eda olur,ama mazeretten dolayı zamnında kılınmadığından dolayı daha sonra vakitinin dışında kılınırsa yine bu ibadet borcu gecikmeli olarak da olsa ödenmiş olur.! Yani her halükarda,hiç bir zaman kasıtlı olarak ve bilerek namaz terk edilemez.İşte vakit alametleri belli olmayan dünyanın diğer bölgelerinde yaşayanların ibadetsiz kalmamaları için vakitlerini dünyanın genelinde vakit alemetleri belli olan yerlere göre tayin ederler.. Ayrıca İnsan kutuplara,veya güneşin kayıp olmadığı uzayın her hangi bir noktasına giderse,haşa yüce Allah’ın kontrolundan mı çıkıyor ? İbadet etme sorumluluğundan mı kurtuluyor ? böyle bir mantıksızlık olabilir mi ???

      Vakitlerin alemetleri zuhur ettiği yerlerde elbette bu vakit alemetlerine göre ibadet edilecektir. Bunların zuhur etmediği yerlerde yaşayanlar ise vakitlerini normal bölgelerin yerel saatine göre ayarlayıp ibadetlerini ifa ederler. Kur’an’da genel bir ifadeyle vakitlere bile vurgu yapılmadan ‘’واعبد ربك حتي بأتيك اليقين ‘’(Ölüm gelip çatıncaya kadar Rabbine kulluk et.) buyuruluyor.Genel olarak kulluk etmek belirli zaman ve makana has değildir,her Zaman ve her yerde kulluk görevi ifa edilir..

      a ) Yüce Allah vakit alametlerini zikrederken sadece bu vakitler de bana kulluk edin diyor mu ??

      b) Bu vakitlerin dışında bana kulluk etmeyin diyor mu ???

      c) Allah’a kulluk sadece belirli vakitlerde mi olur.?

      d) Hayatın diğer zamanlarında Allah’a kulluk edilmeyecek mi ???

      e) Bir insan dünyanın normal bölgelerinde ise,Allah kulluk edecek,ama normal yerin dışına çıkınca ibadet etmeyecek mi ? Bu durum hangi mantığa uyar.?

      f) İbadetler vakitler için değil,Allah için yapılır.Vakitlerin belirlenmesi sırf kolaylık sağlamak amaçlıdır…MESELA: Ramazan ayının orucundan bir örnek getirelim : BAKARA-185 :

      Kur’ân, insanlara bir rehber, bu rehberliğin apaçık delili ve doğruyu yanlıştan ayırt edici bir ölçü olarak Ramazan ayında indirilmiştir.Bundan dolayı,sizden kim bu aya ulaşırsa,bu ayda oruç tutsun.Ancak hasta veya seyahatte olan,başka günlerde aynı günler miktarınca
      oruç tutsun.Allah sizin için kolaylık diler,zorluk istemez.Bütün bunlar, sayıyı tamamlamanız
      ve size doğru yolu göstermesine karşılık,Allah’ı tazim etmeniz ve O’na şükretmeniz içindir…’’ deniliyor.

      g) MESELA: Burada ‘’ HASTA VEYA SEYAHATA OLAN,BAŞKA GÜNLERDE AYNI GÜNLER MİKTARINCA ORUÇ TUTSUN…’’deniliyor. Dikkat edilirse,bir mazaret olan kişinin hasta veya yolcu olma durumu oruç ibadetini Ramazan ayının dışına taşımaktadır.
      Eğer ibadetler sadece vakit için olsaydı,her halde HASTA VE YOLCU olanlar oruç vakti olan Ramazan’ın dışında oruç tutmamaları gerekirdi.Halbuki ayete göre hasta ve yolcu olan kişi oruç vaktinin dışına çıktıkları halde,(yani vakite bakmaksızın ) yine de oruçlarını tutmaları gerekir….

      h) İşte vakit alemetleri belirlenmeyen yerlerde bunlar yine da ibadetlerden kaçınmayarak, vakit alemetleri zuhur ettiği dünyanın diğer normal yerlerinde yaşıyormuş gibi ibadetlerini ifa edeceklerdir….

      Ayrıca burada yaşayanlar yine dünyanın normal vaktine göre ibadetlerini ifa etmiş olurlar. Yani vaktin dışına çıkmamış sayılırlar. Ayrıca onların vakit alametleri de dünyanın genelinde belirlenen vakit alametleridir.Dünya genelinin normal şartları ve koşulları ne ise onlar için de aynı şey geçerlidir.Zira istisnai ve anormal bir durumla genel kaide kuralları bozulmaz.Bu nedenle dünyanın geneli için geçerli olan vakit alemetleri,dünyanın istisnai yerler için de geçerlidir.Akkaliyet ekseriyete ve genele tabidir.Dünya genelinde vakit alemetleri ne ise,bu alametler yok denecek kadar az olan dünyanın diğer bölgeleri içinde vakit alameti olarak sayılacak…!!!

      Ayrıca bu durum dünyanın kendi ekseni etrafında dönmesiyle 24 saat içinde gece ve gündüzlerin oluşmadığı her yer için geçerlidir.Şayet gündüzler uzun ve geceler de çok kısa ise,bunlar yine aynen bizim gibi günün ortasından sonra öğle namazlarını,yine bizim gibi,güneşin gözden kayıp olmasına bir kaç saat kala (yani her şeyin gölgesi iki mislini geçtikten sonra) ikindi namazlarını,güneş kayıp olduktan hemen sonra da akşam namazlarını,gece çok kısa olduğundan dolayı da hemen ardında yatsı namazlarını,tanyeri ağarınca,yani güneş doğmadan hemen önce sabah namazlarını da kılarlar…Ramazan ayı orucuna gelince,onların gündüzleri dünyanın normal gündüzlerinden biraz uzun sürse bile sadece oruç tutabilecek durumda olanlar güneşin doğuşundan güneşin batışına kadar oruç tutarlar.Yani biraz fazla tutarlar,bu durum sadece oruç tutabilenler içindir.Ama orucu tutamayacak durumda olanlar ise dünyanın neresinde bulunursa bulunsunlar,bunlar oruç tutmaktan zaten muaftırlar…!!!

      Ayrıca kutuplara gidip namaz kılıp kılmama gibi bir durumunuz varsa bu konuya davam edebilirsiniz,ama böyle bir durumunuz yoksa artık bu konuyu daha da bulandırmaya hiç gerek yoktur,çünkü konuyla ilgili açıklamalar açık ve net bir şekilde ortaya konulmuştur.

      Saygılarımla…

      • hakan adanır dedi ki:

        Bilal bey gerçekten biz nazikleştikçe sizler kabalaşıyorsunuz ya güzel kardeşim senin yazdıklarının doğruluğunun kaynağı nedir.Sen tamamiyle yorum yapmışsın aydınlatıcı bir şey yokki sen bir hristiyana sor hiristiyanda dininin en mükemmel olduğunu söyler bir yahudide aynı şekilde.Ben konunun anlaşılması açısından kutupları örnek verdim tabi sen kutuptakileri insan yerine koymuyorsan o ayrı çünkü müslüman değiller böyle olmadıkları için sizi bağlamıyor dimi?
        2335 – Hz. Ebü Müsa (radıyallâhu anh) anlatıyor: “Resülullah (aleyhissalatu vesselâm)’a bir zat gelerek namaz vakitlerini sordu. Efendimiz ona hiçbir cevap vermedi.”
        (Sabah vaktinde) şafak sökünce, henüz kimse kimseyi tanıyamayacak kadar ortalık karanlık iken Bilâl’e emretti, sabah ezanını okudu.
        Sonra, güneş tam tepe noktasından batıya dönme (zeval) anında yine Bilâl’e emretti, öğle ezanını okudu. Bu vakit için, -öbürlerinden daha iyi bilen- birisi: “Bu, gün ortası (nısfu’n-Nehar)” demişti. Sonra, güneş henüz yüksekte olduğu zaman emretti, Bilâl akşam narnazı için ezan okudu. Sonra ufuktaki aydınlık (şafak) kaybolunca yatsı için emretti, Bilâ! yatsı ezanını okudu. Sonra ertesi gün, sabah namazını tehir etti. O kadar geciktirdi ki, kişinin, “sabah vakti çıktı veya çıkmak üzere” demesi ânında namazı tamamladı. Sonra öğleyi tehir etti, öyle ki, öğle namazını dün ikindiyi kıldığımız âna yakın bir vakitte kıldı. Sonra ikindiyi tehir etti. Bir kimsenin, “Güneş (ikindi) kızıllığına büründü” diyebileceği bir vakitte namazdan çıktı. Sonra akşamı, nerdeyse ufuktan aydınlığın (şafak) kaybolduğu âna kadar tehir etti.”

        2336 – Bir rivayette de şöyle gelmiştir: Akşamı, ikinci günde, ufuktaki aydınlığın kaybolmasından önce kıldı. Sonra yatsıyı, gecenin ilk üçte birine kadar tehir etti. Sonra sabah oldu ve soru sahibini çağırdı: “İşte namazın vakti bu iki hudud arasındadır” buyurdu.
        Müslim, Mesâcid 178, (614); Ebü Dâvud, Salât 2, (395); Nesâî, Muvâkît 15, (1, 260, 261). Metin Müslim’e aittir.

        2337 – Ebü Dâvud’un bir rivayetinde şöyle denmiştir: “Sabah namazını kişi arkadaşının yüzünü tanıyamayacak -veya kişi yanındakini tanımayacak- kadar (ortalığın karanlık olduğu) bir anda kıldı. Sonra ikindiyi öylesine tehir etti ki, namazdan çıktığı zaman güneş sararmıştı…”
        Rivayetin sonunda Ebü Dâvud der ki: Bu hadisi rivayet edenlerden bazısı şöyle dedi: “sonra yatsıyı gece yarısına kadar tehir ederek kıldı.”
        Ebü Dâvud, Salât 2, (396).

        2338 – Hz. Büreyde (radıyallâhu anh) anlatıyor: “Bir adam Resülullah (aleyhissalâtu vesselâm)’a namazların vaktinden sormuştu. Ona:
        “Şu (önümüzdeki) iki günde namazları bizimle kıl!”buyurdu. (O gün) güneş tam tepe noktasından (batıyor) kayınca ezan için Bilâl’e emretti. O da öğle ezanını okudu. Sonra öğle için kâmet okumasını emretti. Sonra güneş yüksekte, beyaz parlak iken emretti ve ikindi için kâmet okudu. Sonra güneş batınca emretti, akşam için kâmet okudu. Sonra ufuktaki aydınlık kaybolunca emretti, yatsı için kâmet okudu. Sonra şafak sökünce
        emretti sabah için kâmet okudu. İkinci gün olunca, Bilâl’e ortalığın serinlemesini beklemeyi emretti. O da öğleyi, ortalık iyice serinleyinceye kadar geciktirdi. İkindiyi, güneş yüksekten, dünkü vakitten biraz sonra kıldı. Akşamı ufuktaki beyazlık kaybolmazdan az önce kıldı. Yatsıyı gecenin üçte biri geçtikten sonra kıldı. Sabahı ortalık iyice ağarınca kıldı. Sonra:
        “Namaz vakitlerinden soran kimse nerede?” diye sordu. Soru sahibi:
        “Benim ey Allah’ın Resülü!” dedi.
        “Namazlarınızın vakti dedi, gördüğünüz (iki vakit) arasındadır.”
        Müslim, Mesâcid 176, 177, (613); Tirmizî, Salât 115, (152); Nesâî, Mevâkît 12, (1, 258).

        2339 – İbnu Abbâs (radıyallâhu anhümâ) anlatıyor: “Resülullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: “Cibril (aleyhisselâm) bana, Beytullah’ın yanında, iki kere imamlık yaptı. Bunlardan birincide öğleyi, gölge ayakkabı bağı kadarken kıldı. Sonra, ikindiyi her şey gölgesi kadarken kıldı. Sonra akşamı güneş battığı ve oruçlunun orucunu açtığı zaman kıldı. Sonra yatsıyı, ufuktaki aydınlık (şafak) kaybolunca kıldı. Sonra sabahı şafak sökünce ve oruçluya yemek haram olunca kıldı. İkinci sefer öğleyi, dünkü ikindinin vaktinde herşeyin gölgesi kendisi kadar olunca kıldı. Sonra ikindiyi, herşeyin gölgesi kendisinin iki misli olunca kıldı. Sonra akşamı, önceki vaktinde kıldı. Sonra yatsıyı, gecenin üçte biri gidince kıldı. Sonra sabahı, yeryüzü ağarınca kıldı.
        Sonra Cibrîl (aleyhisselam) bana yönelip:
        “Ey Muhammedl Bunlar senden önceki peygamberlerin (aleyhimüssalatu vesselâm) vaktidir. Namaz vakti de bu iki vakit arasında kalan zamandır!” dedi. ”
        Tirmizî, Salât 1, (149); Ebü Dâvud, Salât 2, (393).

        2340 – Nesaî’nin Hz. Câbir (radıyallâhu anh)’den yaptığı bir rivayette şöyle denmiştir: “Sonra O’na (Cibrîl), Fecr uzayıp sabah olunca daha yıldızlar parlak ve cıvıl cıvıl iken geldi. Dünkü yaptığını aynen yaptı, sabah namazını kıldı. Sonra da: “Namaz vakti, işte gördüğünüz bu iki namaz arasıdır” dedi.”
        Nesâi, Mevâkît 10, (1, 256).

        2341 – Bir diğer rivayette şöyle denmiştir: “…Öğleyi, güneş (tepeden batıya) meyledince kıldı. (Bu sırada) gölge ayakkabı bağı kadardı. Sonra ikindiyi, gölge ayakkabı bağının misli ve adam boyu olunca kıldı. Sonra akşamı, güneş batınca kıldı. Sonra yatsıyı, ufuktaki aydınlık kaybolunca kıldı. Sonra, sabahı, şafak sökünce kıldı. Sonra ertesi günün öğlesini, gölge, adam boyu olunca kıldı. Sonra ikindiyi, kişinin gölgesi iki
        misli olunca kıldı. Sonra akşamı, güneş batınca kıldı. Sonra yatsıyı, gecenin üçte birine veya yarısına doğru kıldı. Sonra sabahı kıldı ve ortalık ağardı.”
        Nesâî, Mevâkît I5, 7,10,17, (1, 251, 255, 261, 263).

        2342 – Hz. Ebü Hüreyre (radıyallâhu anh) anlatıyor: Resülullah (aleyhissalâtu vesselam) buyurdular ki: “Bilesiniz, namazın bir ilk vakti bir de son vakti vardır. Öğle vaktinin evveli güneşin tepe noktasından batıya meyil (zeval ânıdır. Son vakti de ikindinin girdiği andır. İkindi vaktinin evveli, vaktinin girdiği andır. Vaktin sonu da güneşin sarardığı andır. Akşam vaktinin evveli, güneşin battığı andır. Vaktin sonu da ufuktaki aydınlığın (şafak) kaybolduğu andır. Yatsı vaktinin evveli, ufuğun kaybolduğu andır. Vaktin sonu da gecenin yarısıdır. Sabah vaktinin evveli fecrin (aydınlığı) doğmasıdır. Vaktin sonu da güneşin doğmasıdır.”
        Tirmizî, Salât 114, (151); Müslim, Mevâkît 6, (1, 249, 250).

        2343 – Muvatta’da Abdullah İbnu Râfi’ Mevla Ümmü Seleme’den kaydedilen bir rivayette şöyle denmiştir: “Abdullah İbnu Râfi’, Ebü Hüreyre’ye namazların vaktini sormuştu. Ebü Hüreyre kendisine şu açıklamayı yaptı: “Ben sana haber vereyim: Gölgen kendi mislin kadarken öğleyi kıl. İkindiyi gölgen iki mislin olunca kıl. Akşamı güneş batınca kıl. Yatsıyı seninle arana gecenin üçte biri girince kıl. Sabahı da alaca karanılıkta kıl.”
        Muvatta, Vukütu’s-Salât 9, (1, 8). 6

        2344 – İmam Mâlik’in anlattığına göre, Hz. Ömer valilerine şöyle yazdı: “Nazarımda işlerinizin en ehemmiyetlisi namazdır. Kim onu (farz, vacib, sünnet ve vaktine riayetle) korur ve (tam zamanında kılmaya) devam ederse dînini korumuş olur. Kim de onu(n zamanını tehir suretiyle) zayi ederse, onun dışındakileri daha çok zayi eder.”
        Hz. Ömer yazısına şöyle devam etti: “Öğleyi gölge bir ziralıktan birinizin gölgesi misli oluncaya kadar kılınız. İkindiyi, güneş yüksekte, beyaz, parlak iken, hayvan binicisinin, güneş batmazdan önce iki veya üç fersahlık yol alacağı müddet içerisinde; akşamı güneş batınca; yatsıyı ufuktaki aydınlık battımı gecenin üçte birine kadar kılınız. -Kim (yatsıyı kılmadan) uyursa gözüne uyku düşmesin, kim (yatsıyı kılmadan) uyursa gözüne uyku düşmesin, kim (yatsıyı kılmadan) uyursa gözüne uyku düşmesin- Sabahı da yıldızlar parlak ve cıvıldarken kılınız.”
        Muvatta, Mevâkit 6, (1, 6-7).

        2345 – Muvatta’nın diğer bir rivayetinde şöyle gelmiştir: “Hz. Ömer (radıyallâhu anh), Ebü Müsa el-Eş’arî hazretlerine yazdığı bir mektupta aynı şeyi hatırlattı ve (ilaveten) şunu yazdı: “Onda -yani sabah namazında- mufassal sürelerden iki uzun süre oku.”
        Muvatta, Mevâkît 7, (1, 7).

        2346 – Yine benzer bir diğer rivayette şu ifade mevcuttur: Hz. Ömer, Ebü Müsa (radıyallâhu anhümâ)’ya şöyle yazdı: “. . .Yatsıyı seninle (akşam namazıyla) arana gecenin üçte biri girince kıl. Geciktirirsen gecenin yarısına kadar olsun. Sakın gafillerden olma.”
        Muvatta, 8, (1, 7).

        2347 – Abdullah İbnu Amr İbni’l-Âs (radıyallâhu anhümâ) anlatıyor: “Resülullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: “Öğlenin (başlama) vakti, güneşin (tepe noktasından batıya) meylettiği zamandır. Kişinin gölgesi kendi uzunluğunda olduğu müddetçe öğle vakti devam eder, yani ikindi vakti girmedikçe. İkindi vakti ise güneş sararmadıkça devam eder. Akşam vakti ufuktaki aydınlık (şafak) kaybolmadığı müddetçe devam eder. Yatsı namazının vakti orta uzunluktaki gecenin yarısına kadardır. Sabah namazının vakti ise fecrin doğmasından (yani şafağın sökmesinden) başlar, güneş doğuncaya kadar devam eder. Güneş doğdu mu namazdan vazgeç. Çünkü o, şeytanın iki boynuzu arasından doğar.”
        Müslim, Mesâcid,173, (612); Ebü Dâvud, Salât 2, (396); Nesâî, Mevakît 15, (1, 260).

        2348 – Ebü’l-Minhâl Seyyâr İbnu Selâme (rahimehullah) anlatıyor: “Ben ve babam birlikte Ebü Berze el-Eslemî (radıyallâhu anh)’nin yanına girdik. Babam ona: “Resülullah (aleyhissalâtu vesselâm) farz namazları nasıl kılardı?” diye sordu. Şu cevabı verdi:
        “Efendimiz sizin “el-Evvel” dediğiniz öğle namazını güneş (tepe noktasından) batıya kayınca kılardı. Birimiz ikindiyi kılınca, Medîne’nin en uzak yerindeki evine dönerdi de güneş hâlâ canlılığını korurdu.
        Akşam namazı hakkında ne söylediğini unuttum. Sizin atame dediğiniz yatsıyı geciktirmeyi iyi bulurdu (müstehap addederdi). Yatsıdan önce uyumayı, sonra da konuşmayı mekruh addederdi.
        Kişi (yanında beraber oturduğu) arkadaşını tanıyınca sabah namazından ayrılırdı. Namazda altmış-yüz âyet miktarınca Kur’ân okurdu.”
        Buhârî, Mevâkît 11, 13, 39, Ezân 104; Müslim, Mesâcid 237, (647); Ebü Dâvud, Salât 3, (398); Nesâî, Mevâkît 2, (1, 246), 20, (1, 265).

        2349 – Muhammed ibnu Amr İbni’l-Hasen İbni Ali İbnu Ebî Tâlib (radıyallâhu anh) anlatıyor: “Haccâc, Medîne’ye geldiğinde namazı mütad vaktinden tehir ediyordu. Bunun üzerine Câbir İbnu Abdillah (radıyallâhu anh)’a (namazların vakti hakkında) sorduk. Bize şu açıklamayı yaptı:
        “Resülullah (aleyhissalâtu vesselâm) öğleyi hararetin şiddetli olduğu zamanda (hâcire vaktinde) kılardı. İkindiyi de güneş parlakken kılardı. Akşamı, güneş batınca; yatsıyı bazan geciktirir, bazen de öne alırdı.
        Halkın toplandığını görünce tacil eder, onları ağır görünce de tehir ederdi. Sabahı da alaca karanlıkta kılardı.
        Buhârî, Mevâkît 18, 21; Müsıim, Mesâcid 234, (646); Ebü Dâvud, Salât 3, (397); Nesâî, Mevâkît 18, (1, 264).

        2350 – Nesâî’nin Enes (radıyallâhu anh)’ten yaptığı rivayette şöyle denmiştir: “Sabahı, göz(ün görme ufku) genişleyinceye kadar kılardı.”
        Nesâî 29, (1, 278).

        2351 – İbnu Mes’ud (radıyallâhu anh) anlatıyor: “Resülullah (aleyhissalâtu vesselâm) öğle namazı kıldığı zaman (gölgenin) miktarı, yazda üç ayaktan beş ayağa kadar idi. Kışta da beş ayaktan yedi ayağa kadardı.”
        Ebü Dâvud, Salât 4, (400); Nesâî, Mevâkît 6, (1, 251).

        2352 – Hz. Âişe (radıyallahu anhâ) anlatıyor: “Mü’min kadınlar Resülullah (aleyhissalatu vesselâm)’la birlikte sabah namazlarını, bürgülerine sarılmış olarak kılarlardı. Sonra, namazlarını kılınca evlerine dönerlerdi de bu esnada karanlıktan dolayı kimse de onları tanıyamazdı.”
        Buhârî, Mevâkît 13, 27, Ezân 162,165; Müslim, Mesâcid 231, (645); Muvatta, Vuküt 4, (1, 5); Ebü Dâvud, Salât 8, (423); Tirmizî, Salât 116, (153); Nesâî, Mevâkît 25, (1, 271).

        2353 – Yine Hz. Aişe anlatıyor: “Ben öğle namazını, ne Resülullah (aleyhissalâtu vesselâm) kadar, ne de Ebü Bekr ve Ömer kadar tacil edip geciktirmeyen bir başka însan tanımıyorum.”
        Tirmizî, Salât, 118.

        2354 – Yine Tirmizî’de Ümmü Seleme (radıyallahu anhâ)’den kaydedilen bir hadiste denmiştir ki: “Öğleyi tacilde Resülullah (aleyhissalâtu vesselâm) sizden daha titizdi. Siz de ikindiyi tacilde ondan daha titizsiniz.”

        2355 – Habbâb (radıyallâhu anh) anlatıyor: “Resülullah (aleyhissalâtu vesselâm)’a (secde edilen) yerin sıcaklığından şikayet ettik, ancak şikayetimizi dinlemedi.
        Züheyr, Ebü İshak’a: “Şikayetiniz öğle vaktinden miydi?” diye sordu. Öbürü:
        “Vakit girer girmez, (yani ortalık çok sıcakken) kılınmasından mı?” diye sordum. O yine:
        “Evet!” dedi.”
        Müslim, Mesâcid 189, (619); Nesâî, Mevâkit 2, (1, 247).

        2356 – Hz. Enes (radıyallâhu anh): “Resülullah (aleyhissalâtu vesselam) (yolculuk sırasında) bir yere inecek olsa, öğleyi kılmadan orayı terketmezdi” demişti. Bir adam sordu:
        “Yani gün ortasında olsa da mı?”
        “Evet, dedi, Enes, gün ortasında olsa da!”
        Ebü Dâvud, Salât 273, (1205); Nesâi, Mevâkît 3, (1, 248).

        2357 – Hz. Aişe (radıyallâhu anhâ) anlatıyor: “Resülullah (aleyhissalâtu vesselâm) güneş odama vurduğu sırada ikindiyi kılardı.”
        Ebü Dâvud’un rivayetinde şu ziyade var: “… (güneş) odamdan yükselmezden önce…”
        Buhari, Mevâkît 13, Humus 4; Müslim, Mesâcid 169, (611); Ebü Dâvud, Salât 5, (407); Tirmizî, Salât 120, (159); Nesâî, Mevâkît 8, (1, 252).

        2358 – Hz. Enes (radıyallâhu anh) anlatıyor: “Resülullah (aleyhissalatu vesselâm) güneş yüksekte ve canlı iken ikindiyi kılardı. Bu esnada kişi avâli’ye (dış semtlere) gider, oraya varırdı ve hâlâ güneş yüksekliğini muhafaza ederdi. Gidilen bu avâli’den bazıları Medîne’ye dört mil uzaklıkta idi.”
        Buhârî, Mevâkît 13, İ’tisâm 16; Müslim, Mesâcîd 192-197, (621-624); Muvatta, Vuküt 11, (1, 8-9); Ebü Dâvud, Salât 5, (404-405); Nesâî, Mevâkît 8, (1, 252-254).

        2359 – Bir diğer rivayette şöyle gelmiştir: “Es’ad İbnu Sehl İbnu Huneyf der ki: “Biz Ömer İbnu Abdilaziz (rahimehullah) ile öğleyi kıldık. Sonra çıkıp Hz. Enes İbnu Mâlik (radıyallâhu anh)’in yanına gittik. Varınca onu ikindiyi kılıyor bulduk. Ben kendisine:-
        “Ey amcacığım! Kıldığın bu namaz da ne?” diye sordum. Bana:
        “Bu, ikindi namazıdır. Ve bu Resülullah (aleyhissalatu vesselâm)’Ia beraber kıldığımız namazdır” dedi.
        Buhârî, Mevâkît 13, İ’tisâm 16; Müslim, Mesâcîd 192-197, (621-624); Muvatta, Vuküt 11, (1, 8-9); Ebü Dâvud, Salât 5, (404-405); Nesâî, Mevâkît 8, (1, 252-254).

        2360 – Bir diğer rivayette de şöyle gelmiştir: “Resülullah (aleyhissalatu vesselam) bize ikindiyi kıldırdı. Namazdan çıkınca Efendimizin yanına Benî Seleme’den birisi geldi ve:
        “Ey Allah’ın Resülü! dedi. Biz, bir deve kesmek istiyor ve sizin de kesimde hazır bulunmanızı arzu ediyoruz.”
        Efendimiz “Pekala!” deyip gitti. Biz de onunla gittik. Varınca, devenin henüz kesilmediğini gördük. Kestiler, parçaladırlar. Bir miktarını pişirdiler. Güneş batmadan o eti yedik.”
        Buhârî, Mevâkît 13, İ’tisâm 16; Müslim, Mesâcîd 192-197, (621-624); Muvatta, Vuküt 11, (1, 8-9); Ebü Dâvud, Salât 5, (404-405); Nesâî, Mevâkît 8, (1, 252-254).

        2361 – Seleme İbnu’l-Ekvâ (radıyallâhu anh) anlatıyor: “Resülullah (aleyhissalâtu vesselâm) akşamı, güneş batıp perdeye bürününce kılıyordu.”
        Buhârî, Mevâkît 18; Müslim, Mesâcid 216, (636); Ebü Dâvud, Salât 6, (417); Tirmizî, Salât 122, (164).
        Ebu Dâvud’un bir rivayetinde şöyle denir: “Resülullah (aleyhissalâtu vesselâm) akşamı, güneşin battığı vakitte, güneş (kursunun son) izi de ufukta kaybolunca kılıyordu.”

        2362 – Râfi İbnu Hadîc (radıyallâhu anh) anlatıyor: “Biz akşamı, Resülullah (aleyhissalâtu vesselâm) ile birlikte kılınca, cemaatten ayrılıp (ok atışı yapanımız olurdu da) attığı okun düştüğü yerleri rahat görebilirdi.”
        Buhârî, Mevâkît 18; Müslim, Mesâcîd 217, (637).

        2363 – Nesâi nin bu hususta Eslem kabîlesine mensup ashabtan bir kimseden kaydettiği beyan şöyledir: “Onlar Resülullah (aleyhissalâtu vesselâm) ile birlikte akşamı kılarlar, sonra da Medîne’nin (Mescid’e) en uzak yerinde olan ailelerine dönüp ok atışı yaparlar ve de oklarının düştüğü yerleri görürlerdi.”
        Nesâî, Mevâkît 13, (1, 259).

        2364 – Mersed İbnu Abdillah el-Müzenî (radıyallâhu anh) anlatıyor: “Ebü Eyyüb, gâzi (mücahid) olarak yanımıza geldi. Bu sırada Ukbe İbnu Amir de Mısır’da vali idi. Ukbe, akşam namazını tehir etti. Ebü Eyyüb ona yönelerek:
        “Ey Ukbe! dedi. Bu kıldırdığın namaz ne namazıdır?”
        Ukbe, hatasını anlayarak:
        “Meşguliyetimiz vardı” diye özür beyan etti. Ebü Eyyüb:
        “Sen Resülullah (aleyhissalatu vesselâm)’ın şu sözünü işitmedin mi? Buyurmuştu ki:
        “Ümmetim, akşam namazını, yıldızlar cıvıldayana kadar geciktirmedikçe hayır üzere -veya fıtrat üzere demişti- olmaktan geri kalmaz. ”

        2365 – Hz. Ali İbnu Ebî Tâlib (radıyallâhu anh) anlatıyor: “Resülullah (aleyhissalâtu vesselâm) bana şu tembihte bulundu:
        “Ey Ali, üç şey vardır, sakın onları geciktirme:
        Vakti girince namaz, (hemen kıl!)
        Hazır olunca cenaze, (hemen defnet!)
        Kendisine denk birini bulduğun bekar kadın, (hemen evlendir!)”
        Tirmizî, Salât 127, (171).

        2366 – Hz. Ebü Hüreyre (radıyallâhu anh) anlatıyor: “Resülullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: “Kim sabah namazından bir rek’ati güneş doğmazdan önce kılabilirse, sabah namazına yetişmiş demektir. Kim ikindi namazından bir rek’ati güneş batmadan önce kılabiIirse ikindi namazına yetişmiş demektir.”

        2367 – Buhârî ve Nesâî’de gelen bir diğer rivayette şöyle denmiştir: “Sizden kim, ikindi namazının bir secdesini güneş batmazdan önce kılabilirse, namazını tamamlasın, sabah namazının da bir secdesini güneş doğmazdan önce kılabilen, namazını tamamlasın.”
        Ancak Nesâî (bir rivayetinde de) şöyle der: “. . iIk rekatinde kılarsa. . . ”
        Buhâri, Mevâkît 28,17; Müslim, Mesâcid 163, (608); Muvatta, Vuküt 5, (1, 6); Tirmizî,
        Salât 137, (186); Ebü Dâvud, Salât 5, (412); Nesâî, Mevâkît 11, (1, 257, 258), 28, (1, 273).

        2368 – Yine Ebü Hüreyre (radıyallâhu anh) anlatıyor: “Resülullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: “Hararet şiddetlenince namazı (vakit) biraz serinleyince kılın. Çünkü, şiddetli hararet cehennemden bir kabarmadır.
        Buhârî, Mevâkît 9, Bed’ü’l-Halk 10; Müslim, Mesâcid 180, (615); Muvatta, Vüküt 28, (1,16); Ebü Dâvud, Salât 4, (402); Tirmizî, Salât 7, (157); İbnu Mâce Salât 4, (677); Nesâî, Mevâkit 5 (1, 248-249).

        2369 – İmam Mâlik in bir rivayetinde (Resülullah’ın şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir): “Cehennem, Rabbine (ey Rabbim! bir kısmım, diğer bir kısmımı yiyor diye) şikayet etti. Bunun üzerine Rab Teâlâ ona yılda iki kere teneffüs etmesine izin verdi: Kışta bir nefes, yazda bir nefes.
        (İşte, hararetten en şiddetli hissedilen ve soğuktan en şiddetli hissedilen şey bu soluklardır).”
        Buhârî, Mevâkît 8; Muvatta, Vuküt 27, (1,15).

        2370 – Ebü Zerr (radıyallâhu anh) anlatıyor: “Biz bir sefer sırasında Resülullah (aleyhissalâtu vesselâm) ile beraberdik. Müezzinimiz öğle namazı için ezan okumak istedi. Resülullah (aleyhissalâtu vesselâm) ona:
        “Serinlemeyi bekle!” dedi. Bir müddet geçince müezzin ezan okumak istemişti, yine ikinci ve hatta üçüncü defa
        “Serinlemeyi bekle!” dedi. (Bekledik), hatta tümseklerin (doğu cihetindeki) gölgelerini gördük. O zaman aleyhissalâtu vesselâm:
        “Şiddetli hararet cehennemin bir kabarmasıdır. Öyleyse, hararet şiddetlenince öğle namazını (vakit) serinleyince kılın” dedi.
        Buhârî, Mevâkît 9,10, Ezân 18; Bed’ü’l-Halk 10; Müslim, Mesâcid 184, (616); Ebü Dâvud, Salât 4, (401); Tirmizî, Salât 119, (1, 58).

        2371 – Kâsım İbnu Muhammed anlatıyor: “Ben, Ashâb’ı öğle namazını aşiyy’de kılar gördüm.”
        Muvatta, Vuküt 13, (1, 9).

        2372 – Enes İbnu Mâlik (radıyallâhu anh) anlatıyor: “Resülullah (aleyhissalâtu vesselâm) hava sıcaksa öğleyi serinleyince kılıyordu, hava serinse ta’cil (edip ilk vaktinde) kılıyordu.”
        Nesâî, Mevâkît 4, (1, 248).

        2373 – Ali İbnu Şeybân (radıyallâhu anh) anlatıyor: “Resülullah (aleyhissalâtu vesselâm)’ın yanına geldik. İkindi namazını, güneş gökte beyaz ve (sarılıktan arı ve) parlak olduğu müddetçe tehir ediyordu.”
        Ebü Dâvud, Salât 5, (408).

        2374 – Hz. Enes (radıyallâhu anh) anlatıyor: Resülullah (aleyhissalatu vesselâm) buyurdular ki: “Akşam yemeği hazırlanmış ise, yemeğe namazdan önce başlayın. Yemeğinizi aceleye de getirmeyin.”
        Buhârî, Et’ime 58, Ezân 42; Müslim, Mesâcid 64, (557); Tirmizî, Salât 262, (353); Nesâî, İmâmet 57, (2,111).

        2375 – Hz. Âişe (radıyallâhu anhâ) anlatıyor: “Resülullah (aleyhissalâtu vesselâm) şöyle buyurdular: “Namaz başlar ve akşam yemeği de hazır olursa akşam yemeğiyle başlayın.”
        Buhârî, Et’ime 58, Ezân 42; Müslim, Mesâcid 65. (558).

        2376 – İbnu Ömer (radıyallâhu anhümâ) anlatıyor: “Resülullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: “Birinizin akşam yemeği konur, (bu sırada) namaz da başlarsa, siz akşam yemeği ile başlayın. Ondan boşalıncaya kadar acele de etmeyin.”
        “İbnu Ömer (radıyallâhu anhümâ) için yemek konunca namazın başladığı olurdu. O, yemekten boşalmadıkça namaza gelmezdi. Ancak o, imamın kıraatını dinlerdi.”

        2377 – Ebü Dâuud’un bir diğer rivayetinde AbduIlah İbnu Ubeyd İbni Umeyr şunu anlatır: “İbnu’z-Zübeyr zamanında, ben Abdullah İbnu Ömer (radıyallâhu anhümâ)’in yanında babamla birlikte bulunuyordum. Abbâd İbnu Abdillah İbni’z-Zübeyr sordu:
        “Biz işittik ki, akşam yemeğine namazdan önce başlanırmış, (doğru mu?)”
        AbduIIah İbnu Ömer (radıyallâhu anhümâ) şu cevabı verdi:
        “Bak hele! Onların akşam yemekleri nasıldı? Zanneder misin ki, bu, babanın akşam yemeği gibiydi?”
        Buhârî, Ezân 42; Müslim, Mesâcid 66, (559); Muvatta İsti’zân 19, (2, 971); Ebü Dâvud, Et’ime 10, (3757, 3759); Tirmizî, Salât 262, (353, 354).

        2378 – Hz. Cabir (radıyallâhu anh) anlatıyor: “Resülullah (aleyhissalâtu vesselam) buyurdular ki: “Yemek veya bir başka şey için namazınızı tehir etmeyin.”
        Ebü Davud, Et’ime 10, (3758).

        2379 – İbnu Abbâs (radıyallâhu anhümâ) anlatıyor: “Resülullah (aleyhissalâtu vesselâm) (bir gün) yatsıyı tehir etmişti. Ömer (radıyallâhu anh) çıkıp:
        “Ey Allah’ın Resülü, namazı kılalım. Kadınlar ve çocuklar yattılar” dedi. Aleyhissalâtu vesselâm başı su damlıyor olduğu halde çıkıp:
        “Ümmetime meşakkat vermemiş olsam yatsıyı bu vakitte kılmalarını emrederdim!” buyurdu.”
        Buhârî, Mevâkît 24; Müslim, Mesâcid 225, (642); Nesâî, Mevâkît 20, (1, 265).

        2380 – Hz. Enes (radıyallâhu anh)’den rivayet edilir ki, kendisine: “Resülullah (aleyhissalâtu vesselâm) yüzük kullandı mı?” diye sorulmuştur da şu cevabı vermiştir:
        “Bir gece, yatsıyı gece yarısına kadar (şatru’l-leyl) tehir etti. Sonra yüzü bize dönmüş olarak yanımıza geldi -sanki şu anda yüzüğünün parıltısını görüyor gibiyim- ve şöyle dedi: “İnsanlar namazlarını kıldılar ve yattılar. Siz ise, namazı beklediğiniz müddetçe namaz kılma (sevabını almaktasınız.
        Buharî, Mevâkît 25, 40, Ezân 36, 156, Libâs 48; Müslim, Mesâcid 223, (640); Nesâî, Mevâkît 21, (1, 268).

        2381 – Yine Hz. Enes (radıyallâhu anh) anlatıyor: “Yatsı namazı için ikâmet okunmuştu ki bir adam: “Benim bir işim var!” diyerek araya girdi. Resülullah (aleyhissalâtu vesselam) (farzı kıldırmazdan önce) kalktı, adamla hususî şekilde konuşmaya başladı. İnsanlar -veya bir kısmı- uyuyuncaya kadar konuşma uzadı. Namazı sonra kıldılar.”
        Buharî, Ezân 27, 28, İstizân 48; Müslim, Hayz 126, (376); Ebü Dâvud, Salât 46, (542); Tirmizî, Salât 373, (517, 518); Nesâî, İmâmet 13, (2, 81).

        2382 – Hz. Muaz İbnu Cebel (radıyallâhu anh) anlatıyor: “(Bir gece) Resülullah (aleyhissalâtu vesselâm)’ı yatsı namazı için uzun müddet bekledik, ama gecikti. O kadar ki, bazıları (hane-i saadetinden) çıkmayacağı zannına düştü. İçimizden: “Namazını (evinde) kılmıştır” diyen bile oldu.
        İşte biz bu hâl üzere iken Resülullah (aleyhissalâtu vesselâm) çıktı ve kendisine önceden tahminen söylediklerini tekrar ettiler. Bunun üzerine:
        “Geceye bu namazla girin. (Bilin ki) siz bu namaz sayesinde diğer ümmetlere üstün kılındınız. Bunu sizden önceki ümmetlerden hiçbiri kılmadı” buyurdu.”
        Ebü Dâvud, Salât 7, (421).

        2383 – Ebü Müsa (radıyallâhu anh) anlatıyor: “Resülullah (aleyhissalâtu vesselâm) bir gün yatsı namazını geciktirdi. Hatta gecenin çoğu gitti. Sonra çıktı ve cemaate namazlarını kıldırdı. Namazı bitirince Resülullah (aleyhissalâtu vesselâm) orada hazır bulunan cemaate:
        “(Buradan ayrılmakta) acele etmeyin, size bir husus haber vereyim de sevinin: Bilesiniz, üzerinizdeki AIIah’ın nimetlerinden biri de şudur: Şu saatte namaz kılan sizden başka hiç kimse yok -veya sizden başka kimse şu saatte namaz kılmamıştır.-” Bu iki sözden hangisini söylemişti bilemiyoruz.”
        Ebü Müsa ilaveten dedi ki: “Resülullah (aleyhissalâtu vesselam)’tan işittiklerimize sevinerek evlerimize döndük.
        Buhârî, Mevâkît 22; Müslim, Mesâcid 224, (641).

        2384 – Hz. Ebü Hüreyre (radıyallâhu anh) anlatıyor: “Resülullah (aleyhissalatu vesselâm) buyurdular ki: “Namazdan bir rekate yetişen namazın tamamına yetişmiş sayılır.”
        Buhârî, Mevâkît 28,17; Müslim, Mesâcid 161, (607); Muvatta, Vuküt 16, (1,10); Ebü Dâvud, Salât 241, (1121); Tirmizî, Salât 377, (524); Nesâî, Mevâkît 30, (1, 274); İbnu Mâce, İkâmet 91, (1122).

        2385 – İbnu Ömer (radıyallâhu anhümâ) anlatıyor: Resülullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: “Namazlardan herhangi bir namazın bir rekatine yetişen, o namaza yetişmiş demektir. Ancak, kaçırdığını kaza eder.”
        Nesâî, Mevâkît 30, (1, 275).

        2386 – Hz. Aişe (radıyallâhu anhâ) anlatıyor: “Resülullah (aleyhissalâtu vesselam) ölünceye kadar, hiçbir namazı son vaktinde iki kere kılmış değildir.”
        Tirmizî, salât 127, (174).

        2387 – İbnu Ömer (radıyallâhu anhümâ) anlatıyor: “Resülullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: “Namazın ilk vaktinde Allah’ın rızası vardır. Son vaktinde de affı vardır.”
        Tirmizî Salât 127, (172).

        2388 – Râfi’ İbnu Hadic (radıyallâhu anh) anlatıyor: “Resülullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: “Sabah namazını aydınlıkta kılın.”
        Tirmizi, Salat 117, (154); Ebü Dâvud, Salât 8, (424); Nesâî, Mevâkît 27, (1, 272).

        2389 – Yahya İbnu Saîd (radıyallâhu anh) demiştir ki: “Musallî, (farz) namazı vakti çıkmış olan namazları da kılar. Onun vaktinde kılamayıp kaçırdığı, ehlinden de malından da daha mühim (bir kayıp)dır.”
        Muvatta, Vuküt 23, (1,12).

        2390 – Ümmü Ferve (radıyallâhu anhâ) -ki Resülullah (aleyhissalâtu vesselâm)’a biat edenlerden biri idi- anlatıyor: “Resülullah (aleyhissalâtu vesselâm)’a, “Hangi amel efdaldir?” diye sorulmuştu, şu cevabı verdi:
        “İlk vaktinde kılınan namaz!”
        Ebü Dâvud, Salât 9, (426); Tirmizî, Salât 127, (170); Müslim, İman 137, (85) Buhârî, Mevâkît 5.

        Soruyu işen geldiği gibi cevaplıyorsun kardeşim sen anca senin gibi olan insanı kandırabilirsin yeni bir din icad etme bilal bey sen ne bana nede başkasına kesinlikle doyurucu cevap veremedin kuran ayeti var kabul etmiyeceksin hadisler var kabul etmiyeceksin yukarıdaki hadislerde senin söylediklerinle örtüşen bir yazı varsa söyle bana
        kabul edelim dediklerinle örtüşen hiçbir hadis vede kuran ayeti yoktur dediğim gibi müslüman olmayan sizin umurunuzda değil bugün sizin müslümanlığınız sadece israille savaşan filistinliler için Bugün görüyoruz elalemin karısını zorla alıp satıyorlar yoksunuz ortada çoluk çocuğu öldürürler yoksunuz ortada neden müslüman değiller dimi? Sizler müslüman olmaktan çok insan olmayı deneyin o ıraktaki zorba senin o okuduğun kitabı okuyor diyeceksinki bana yok bilmem amerika uşağı bilmem israil köpeği peki bunun militanı kim kardeşim cahiller sürüsü değilmi müslümanlar değilmi bence siz insan olmanın erdemine ulaşmanın ne demek olduğunu öğrendikten sonra gelip tartışalım

      • hakan adanır dedi ki:

        Bilal bey siz vakit olayını saat zaman olayı diyemi anlıyorsunuz?Eğer böyle anlıyorsanız zaten size söyleyecek hiç bir şey kalmıyor.

      • 1okuyucu dedi ki:

        Bilâl;

        —–Ayrıca İnsan kutuplara,veya güneşin kayıp olmadığı uzayın her hangi bir noktasına giderse,haşa yüce Allah’ın kontrolundan mı çıkıyor ? İbadet etme sorumluluğundan mı kurtuluyor ? böyle bir mantıksızlık olabilir mi ??? (senden alıntı)

        —–yoksa bana ne, isterlerse yerel saate göre her gün oruç tutsunlar, isterlerse günde 50 vakit namaz kılsınlar, nafile ibadet yapmak yasak değil ya,

        nafile namazın bir mahzuru olmasa da, oruçta beyaz iplikle siyah ipliği nereye koyacağız, o biraz şüpheli? (benden alıntı)

        biz vakit şartlarına uymayan yerlerde ibadet yapılamayacağını söylemiyoruz, vakit şartlarına uymayan yerlerde de ibadet yapılabileceği ama bu ibadetlerin vakit şartlarını taşımaması nedeniyle vakit şartlarının göz ardı edilerek nafile ibadet olacağını söylüyoruz,

        bunu vakit şartlarına uymayan bölgeleri göz önüne alarak söylüyoruz, yani bunu vakit şartlarının yer yüzünün tümünü kapsamaması nedeniyle söylüyoruz,

        Oruç gecesinde kadınlarınıza yaklaşmak size helâl kılındı. Onlar sizin için birer elbise, siz de onlar için birer elbisesiniz. Allah sizin kendinize kötülük ettiğinizi bildi ve tevbenizi kabul edip sizi bağışladı. Artık (ramazan gecelerinde) onlara yaklaşın ve Allah’ın sizin için takdir ettiklerini isteyin. Sabahın beyaz ipliği (aydınlığı), siyah ipliğinden (karanlığından) ayırt edilinceye kadar yeyin, için, sonra akşama kadar orucu tamamlayın. Mescitlerde ibadete çekilmiş olduğunuz zamanlarda kadınlarla birleşmeyin. Bunlar Allah’ın koyduğu sınırlardır. Sakın bu sınırlara yaklaşmayın. İşte böylece Allah âyetlerini insanlara açıklar. Umulur ki korunurlar. (bakara-187)

        —Ayrıca kutuplara gidip namaz kılıp kılmama gibi bir durumunuz varsa bu konuya davam edebilirsiniz,ama böyle bir durumunuz yoksa artık bu konuyu daha da bulandırmaya hiç gerek yoktur,çünkü konuyla ilgili açıklamalar açık ve net bir şekilde ortaya konulmuştur. (senden alıntı)

        bazı Ülkelerde gün batımının veya gün doğumunun günlerce sürdüğünü söylemiş miydim acaba?

        gelişmiş Ülkelerin kutupların uç noktalarını bölüşmek için aralarında pazarlık yaptıklarını söylemiş miydim acaba?

        şartlara uygun olmayan yerlerde, namaz ve oruç vakitlerini en yakın noktadaki yerel saate göre düzenlense bile, yani vakit şartlarını kılıfına uydurduklarını varsaysak bile beyaz iplik siyah iplik şartını nasıl halledecekler diye soruyoruz, çünki beyaz iplik siyah iplik şartına uydurulacak bir kılıf yok,

        eğer bir tanrı, ibadetler için bazı vakit şartları ileri sürüyorsa, o şartların her yerde geçerli olması lâzım, adam gibi bir tanrıya da böyle yapmak yaraşır, çünki bir tanrının istisnalar kaideyi bozmaz deme hakkı yoktur, (insanların fizyolojik durumuyla ilgili istisnalardan bahsetmiyorum)

        o nedenle Bilâl bey, hiç kusura bakma!!! nafile namazlar için en yakın yerel saat kılıfı uydurulsa da, beyaz iplik siyah iplik şartı için uydurulacak bir kılıf yok,

        yada sen ayetteki beyaz iplik, siyah iplik şartını kaldırıver olsun bitsin, her zaman yama ekleyecek veya kelimelerin anlamlarını eğip bükecek halin yok ya, bu seferde beyaz iplik siyah iplik kelimelerini çıkarıver, çıkarıver ki ayet kurtulsun, yoksa ayet çöpe gidecek,

        gözü kör olasıca kaşifler ne işleri vardı da 63. paralelin altını ve üstünü merak edip kalkıp kutup bölgelerini keşfetmişler?

        gelde şu bilim adamlarına kızma?
        yeryüzünü Mekke ve cıvarından ibaret sananların kutuplardan haberlerinin olmadığını niye ortaya çıkarırlar ki!!!

        sanırım yerel zamanlardan değil de, Kuranın tanrısının vakit şartlarından söz ettiğimizi anlamışsındır

  26. hakan adanır dedi ki:

    sevgili 1okuyucu doğru söze ne denir.Haklısın denir.

    • 1okuyucu dedi ki:

      Hakan Adanır;

      onlar, ibadet vakit şartlarını senden benden iyi bilirler ama işlerine gelmediği için ibadet şartlarına uymayan yerler için kılıf arama peşine düşerler, kılıf uyduramayınca da konuyla alakası olmayan şeyler anlatma kurnazlığına giderler, yani minderin etrafında dolanıp dururlar,

      akıllarınca da konuyu sonuca bağladıklarını iddia ederler,
      oysa bilmezler ki konular sonuca bağlansaydı, tartışılan konuların İslâm aleminde bile sonuca bağlanamadığını görebilirlerdi,

      yani, İslâm alemi halâ bu ve bir çok konuya açıklık getirememiştir, çünki bilimsel gerçekler karşısında verecek mantıklı cevaplar bulamamaktadırlar,

      ama bizim Bilâl bey! tanrılığa soyunup ayetleri istediği gibi eğip bükebilmektedir, o nedenle konuya çözüm getirdiği yanılgısına düşüp konuyu sonuca bağladığını söyleyebilmektedir, yani ben dedim oldu kurnazlığı? yada kendisini avutuyor diyelim?

      ama bizi kandıramasa da kendisini kandırdığı muhakkak? yani bizi kandırdığını sanması kendi yanılgısından ibaret,

      • hakan adanır dedi ki:

        Sayın 1okuyucu ben yeniyim buralarda ama siz çözmüşünüz buradakileri bence bakış açılarını değiştirmeleri gerekli bu iş gidip dağda taşta isim aramaya benzemiyor hepte allah ismini buluyorlar muhammed ismi neden bulunmuyor oda ayrı bir konu tabi bu bakış açısıyla ilgili bir olay onların ilimden bilimden modern sanatlardan anladığı ot böcek taş toprak sayın 1okuyucu bir insanın ineğe tapması anormal mi ?müslümanlardaki mantık bunu anormal algılıyor yaw neden anormal olsun yani bir insanın rahatlaması gerekiyorsa manen ineğede tapar otada tapar ağacada tapar illa bir şeye inanması gerekiyorsa asması,kesmesi mi lazım işte müslümanların düştüğü çelişki budur.Müslümana sor dünyanın en salak insanı kimdir diyecekki ineğe tapan der halbuki işin aslını öğrenseler kendilerinin gülünecek durumda olduklarını saygılarımla 1okuyucu

      • 1okuyucu dedi ki:

        Hakan Adanır;

        dinsel inanışlarda mantık arama, kimsenin de kendi iradesiyle din mensubu olduğunu sanma,
        kişinin doğduğu yerde tabi olacağı din daha doğduğunda belirlenmiş, aklı ermeye başlayınca da ait olduğu toplum tarafından dayatılmış, Ataerkil toplumlarda ise, Atalarına duydukları saygıdan dolayı hiç kimse sorgulama gereği duymadan atasının dinini kabullenir (biat kültürü) (tabi bu arada Atalarına saygısı olmayan bizim gibi densizlerde çıkabiliyor?)

        örneğin, bizim Bilâl arkadaş Hindistanda doğan bir hindu olsaydı ineğe tapacaktı, bize ineğe tapmanın hak din olduğunu anlatıp duracaktı?

        sanırım ne demek istediğimi anlatabilmişimdir. 🙂

  27. hakan adanır dedi ki:

    Bilal bey şimdi sizin dediklerinize mahsuben bir soru sorup kapatıyorum 2335 – Hz. Ebü Müsa (radıyallâhu anh) anlatıyor: “Resülullah (aleyhissalatu vesselâm)’a bir zat gelerek namaz vakitlerini sordu. Efendimiz ona hiçbir cevap vermedi.”
    (Sabah vaktinde) şafak sökünce, henüz kimse kimseyi tanıyamayacak kadar ortalık karanlık iken Bilâl’e emretti, sabah ezanını okudu.

    şimdi soruyorum sana güzel kardeşim sabah namazı kimse kimseyi tanımayacak kadar ortalık karanlık iken kılınacak yada senin mantığına göre şimdide sabah namazı saat04:00 te kılınacak hangisi doğru ?Yada diyelimki bilal bey sabah namazını karanlıkta kimsenin kimseyi tanımadığı bir vakitte kılar yada bilal bey sabah namazını saat 04:00 kılar hangisi doğrudur bilal bey?Sen bundaki mantığı anladınmı bilal efendi ?Muhakkakki anlamışsındır ama işinize gelmez bu yukarıdaki örneklerin çoğunda belli bir iş oluş hareketin olması lazım ki namaz olayı vakıf olsun insanlara Bu işler islam alimlerinin kalkıpta vay efendim kutuptakiler bilmem bu ülkeye göre belirlesin venüstekiler bu gezegene göre belirlesin değil bu dediğinizi başkaları yer ben yemem ama yemememin diğer nedenide farzetki o dediğimiz kritik yerlerde müslümanlar yaşıyor sen inanıyormusun oradaki müslümanların rahat duracaklarına dünayayı birbirine katarlar tabi işin bu tarafınıda düşünmek işinize gelmez saygılarımla

    • bilal dedi ki:

      Sn.Hakan,

      1-Size bir hakaret mi yaptım ki kabalaşıyorsunuz demeye başladınız.?

      Ayrıca bu Konuyu yeteri kadar paylaştık,Bu nedenle bu konuyu daha da uzatmayı gereksiz buluyurum,çünkü her şey anlatılıp payalşıldı.Zaten daha önce dafalarca benim söylediklerime inanmak zorunda değilsiniz de dedim…!!!

      Peki,hz.peygamberin namaz vakitleriyle ilgili bildiğim rivayetleri uzunca bana göstermenizin ne anlamı var ? Bunları görmemiş miyim ki,bana gösteriyorsunuz.?
      Yoksa hz.peygamber bu vakitleri gece ve gündüzlerin normal seyrettiği yerlerde uyguladığını bilmiyor musunuz? Gösterdiğiniz rivayetlerdeki namaz vakitlerini kutuplarda mı uygulamış? Onun bu konudaki uygulaması gece ve gündüzlerin normal olduğu yerde olduğunu bilmeyeler mi var.? Veya bu duruma itiraz eden mi var? Biz bu duruma itiraz mı ettik ki,bizim bildiklerimizi bize anlatıyorsunuzi ? Eğer haşa hz.peygamberin gece ve gündüzlerin normal olduğu yerlerdeki vakitleri namaz için belirlelediğini inkar etmiş olsaydık,haklı olarak o zaman söz konusu rivayetleri bize gösterbilirdiniz.!!! Biz,haşa hz. peygamberin vakit alametlerinin zuhur ettiği yerlerdeki uygulamasını inkar mı ettik ki,bize bu rivayetleri gösteriyorsunuz.? Hz.peygamber vakit alametlerinin zuhur ettiği yerde Bilal’e ‘’kalk, şu vakitte ezan oku ‘’ diye emretmişse,diğer vakit alametleri olmayan yerleri yok mu sayacağız? Vakit alametleri belli olan yerlerde ibadetler nasıl yapılıyorsa,vakit alametleri belli olmayan yerlerde yaşayanlar da aynı şekilde ibadetlerini yaparlar…!!!

      Peki,ben kur’an’dan ve hz.peygamberin sünnetinden anladığıma göre kutuplarda vs.yaşayanlar da Allah’ın kulları olup vakit alametleri belli olan bölgelerde yaşayanlar gibi aynen ibadetlerini yerine getirirler diye defalarca anlattığım halde,siz hangi mantıkla bana ‘’Ben konunun anlaşılması açısından kutupları örnek verdim tabi sen kutuptakileri insan yerine koymuyorsan o ayrı çünkü müslüman değiller böyle olmadıkları için sizi bağlamıyor dimi? ‘’diyorsunuz.?

      Eğer senin tabirinle haşa onları insan yerine koymamış olsaydım,buralarda yaşayanlar da dünyanın diğer bölgelerde yaşayanlar gibi vakitlerini ayarlayarak ibadetlerini yerine getirebileceklerine dair defalarca açıklamalarda bulunmazdım.! Haşa bunları insan yerine koymamış olsaydım,bunların ibadetlerine gerek yok diyecektim. Israrla bunlar da bizim gibi ibadetlerini yapabilirler diyorum.Ama,sizin mantığınıza göre bunların ibadetlerden mahrum kalmaları gerekir.! Peki bunları insan yerine koymayan kim ? Bu açıklamalarımla onları aynen bizim gibi yüce Allah’a ibadet etmekle buluşturup onun rızasına nail olmalarını isteyen ben mi onları insan yerine koymiyorum ? Yoksa onları ibadetlerden ve dolayısıyla yüce Allah’ın rızasından uzak kalmalarını isteyenler mi ? ben diyorum ki,onlar da ibadet edip yüce Allah’ın rızasına nail olsunlar.Ama sizin çabanız oralarda yaşayanları ibadetsizliğe ve dolayısıyla,yüce Allah’ın ilgisinden mahrum bırakılmarıına yönelik gibidir. Peki onları insan yerine koymak istemeyen kim ?

      Şimdi sevgili kardeşim,ben de sana soruyorum! Hz.peygamberim bu uygulaması gece ve gündüzlerin anormal olduğu kutuplarda mı,yoksa gece ve gündüzlerin normal olduğu yerlerde mi gerçekleşmiş ??? Bu gösterdiğiniz durum hangi yerde gerçekleşmiştir.???

      2-Bilal bey şimdi sizin dediklerinize mahsuben bir soru sorup kapatıyorum 2335 – Hz. Ebü Müsa (radıyallâhu anh) anlatıyor: “Resülullah (aleyhissalatu vesselâm)’a bir zat gelerek namaz vakitlerini sordu. Efendimiz ona hiçbir cevap vermedi.”
      (Sabah vaktinde) şafak sökünce, henüz kimse kimseyi tanıyamayacak kadar ortalık karanlık iken Bilâl’e emretti, sabah ezanını okudu.
      şimdi soruyorum sana güzel kardeşim sabah namazı kimse kimseyi tanımayacak kadar ortalık karanlık iken kılınacak yada senin mantığına göre şimdide sabah namazı saat04:00 te kılınacak hangisi doğru ? ‘’ sizden alıntı ‘’

      2-Türkiyede ezanlar vaktin ilk girişinde okunmuyor,vakit biraz ilerleyip aydınlık olunca okunuyor.Yani tam vaktin ilk anında sabah ezanı okunmuyor,biraz geç olarak okunuyor. Ama ister biraz geç,ister tam zamanında okunsun,bir mahsuru yoktur.Hz.peygamberin bu uygulamsı ise tam vatinde ve zamanında olmuştur,ama sabah vakti biraz ilerledikten sonra da ezanın okunması yine cazidir…

      3-Sabah namazı mutlaka saat 04:00’da kılınmalıdır diyen var mı? Sabah vakti girişinden sonuna kadar namaz kılınabilbir.Hz.peygamber tam karanlıkta namaz kılmışsa da mutlaka karanlıkta kılınmalıdır diye bir talimati de olmamıştır.Bu nedenle tanyerinin ağırmasından başlayarak vakit çıkmayana kadar namaz kılınabilir..!!!

      Saygılarımla…

  28. hakan adanır dedi ki:

    Bilal bey tamam tartıştıkta çocuğun ismini koyamadık yinede sorduğun soruyla son noktayı sen koyuyorsun yani doğru olanı söylüyorsun
    Şimdi sevgili kardeşim,ben de sana soruyorum! Hz.peygamberim bu uygulaması gece ve gündüzlerin anormal olduğu kutuplarda mı,yoksa gece ve gündüzlerin normal olduğu yerlerde mi gerçekleşmiş ??? Bu gösterdiğiniz durum hangi yerde gerçekleşmiştir.???(senden alıntı)
    harikasın be bilal seninde belirtiğin gibi kesinlikle allahın bir uygulaması olmayan peygamberin bir uygulaması olan namaz gece ve gündüzün normal olduğu yerlerde gerçekleşmiştir.Bu mantıkla hareketli zaten islamın bazı ibadetleri dünyanın heryerinde uygulanmamaktadır buna kanıtlar kuran ayetleri vede hadislerdir.Örneğin hergün güneş batması ,güneş doğması ,ikindi vakti v.s dünyanın heryerinde olmamaktadır.Dünya üzerindeki kritik noktaların kendilerine belli bir ülkenin yerel saatini alıp kullanmasının mantık çerçevesinde hiçbir dayanağı yoktur geçen ramazan ayında bir ülkede iftar ve imsak vakti arasında sadece 20-30 dakikaları arası fark vardı buradaki müslümanlar ne yapacağını bilemeden mecburi oruç tutmuşlardır .Araştırırsansa zaten bu bilgiyide bulabilrisin yani 20-30 dakika içerisinde insanlar hem iftarlarını açıp aynı zamanda yarınki oruç için imsakı yerine getirmiş oluyorlardı.Tabi ki normaldir bunları bilmemeniz bu bilgilerin kuranda olup olmaması önemli değil ama sizlerin kalkıpta sanki bu bilgilerin kuranda varmış gibi göstermeniz abestir.Din gibi önemli tartışmalarda yorumlar değil kanıtlar önemlidir.Varsa kanıtın ortaya döker utandırırsın yoksa susarsın Saygılarımla bilal bey

    • bilal dedi ki:

      Sn.Hakan adanır,

      1-Bir kere namaz yüce Allah’ın emridir,namazı kılıp uygulaması ise tabiki hz.peygamberin uygulamasıyla olacak.Haşa namazı kılıp uygulamasını gösteren yüce Allah mı olacak.? Sizin kullandığınız ifadeye göre namazı kılıp uygulayacak olan haşa yüce Allah olmalıdır.Zira kullandığınız ifadelerle bu tür mantıksızlık ortaya çıkyor…!!!

      Namaz dahil yüce Allah’ın buyrukları evrensel olup bütün dünyayı kapsıyor.Kur’an’ın müteaddit ayetlerinde ‘’واقيموا الصلاة الخ ‘’ Namazı hakkıyla ikame ediniz..’’şeklindeki ilahi mesajlar sadeec gece ve gündüzlerin normal olduğu yerler için değil,bu mesajlar genel olup,insanların yaşadığı bütün yerler içindir.İnsan nerede bulunursa bulunsun,bu ilahi buyruğun gereğini yerine getirmelidir. Hz.peygamberin yaşadığı bölge ise gece ve gündüzlerin normal olduğu bölge olduğundan tabiki onun uygulaması da rivayetlerde anlatıldığı gibi olacaktır.Bunu garipsiyorsanız,mantıklı düşünmediğinizi de göstermiş oluyorsunuz.Namaz kılmak ve ibadet yapmak inanan bütün insanlara farz olduğundan dünyanın bazı yerlerinde gece ve gündüzler oluşmuyor ise de yine burada yaşayan inananlar gece ve gündüzlerin normal olduğu dünyanın genelinde yaşayan inananlar gibi vakitlerini ayaralayıp aynen namazlarını kılacaklardır.O zaman kutuplarda namaz kılınmadığından veya vakitlerin uygulanması yapılmadığından,sonradan burada namazın kılınması veya ibadetin yapılması mmümkün değildir,diye iddia etmek kadar bir saçmalık ve mantıksızlık olamaz.Yani sizin bu konudaki iddianızın bir anlamı ve mantığı yoktur.O zaman namaz oralarda kılınmamış veya vakitlerin uygulanması yapılmamışsa,sonradan da oralarda namaz kılınamaz diye bir anlam çıkmaz.Müslümanlar bir yere girdikten sonra,yüce Allah’ın bir emri olan namaz da o zaman orada kılınır ve islami hükümler uygulanır.İslam bir yere girmeden namaz dahil,hükümleri zaten orada uyugulanamaz. Hz.peygamber döneminde de islamiyet zaten bırakın kutuplara Hicaz’ın dışına bile çıkmamıştı.Peki,o zaman kutuplara islam girmemiş ve oralarda da henüz namaz kılacak bir müslüman da bulunmamışsa,hz.peygamber oradaki namaz vakitlerini belirleyip kime uyygulamasını göstercekti ? Hicaz’ı bırakıp kutuplara mı gitmesi gerekirdi ? Bu nedenle tabiki hz.peygamber rivayetlerde anlatıldığı gibi dünyanın genelinde oluşan normal gece ve gündüzlere göre bu uygulamayı yapacaktır.Ama maalesef,buradaki yorumunuz da anlamlı ve mantıklı değildir….!!!

      2-..Bu mantıkla hareketli zaten islamın bazı ibadetleri dünyanın heryerinde uygulanmamaktadır buna kanıtlar kuran ayetleri vede hadislerdir.Örneğin hergün güneş batması ,güneş doğması,ikindi vakti v.s dünyanın heryerinde olmamaktadır ‘’sizden’’

      Hakan bey,islamın bütün ibadetleri ve kuralları bal gibi dünyanın her yerinde uygulanabilir.İnsan her yerde namazını kılıp ibadetini yapabiliyor.İster kutuplarda olsun,ister başka yerlerde olsun,herkes ibadetini yapabilir.Nasılki hasta ve yolcu olanların Ramazan ayının orucu Ramazan dışında da tutalabiliyorsa,güneşin doğuşu ve batışı anomal olan yerlerde de güneşin doğuşu ve batışı baz alınmayacak ve ibadet vakitleri diğer dünya insanlarının vakitleri gibi ayarlanacaktır.yani isteyen her yerde namazını kılabilir,namaz vakit için farz kılınmamıştır,namaz Allah için kılınan bir ibadettir, vakit için kılınmaz,vakit sadece kolaylık sağlamak amaçlıdır.Buralarda yaşayanlar dünyanın diğer normal bölgelerinde yaşıyanlar gibi nasılki takvimlerini,çalışma saatlerini,tarihlerini düzenliyorlarsa namaz ve ibadetleri için de ayni düzenlemeyi yapacaklardır.Buralarda günler,geceler,aylar ve yıllar nasılki dünyanın genelinde normal olan yerler gibi ayarlanıyorsa,namaz ve ibadetler için de aynı ayarlama yapılacaktır.Yani bunlar da gece ve gündüzlerin normal olduğu yerlerde yaşıyormuş gibi ibadet vakitlerini belirleyeceklerdir. Zira namaz ve ibadetler vakit için değil,Allah için kılınır.Yüce Allah kıyamet gününde insana neden şu vakitte bana ibadet ettin veya bu vakitte ibadet etmedin demeyecektir. İşte bu nedenle önemli olan belli bir vakit değil,önemli olan yüce Allah’a ibadet etmektir…

      2-Ayrıca başka bir yorumunuzda ‘’…. Sizler müslüman olmaktan çok insan olmayı deneyin o ıraktaki zorba senin o okuduğun kitabı okuyor diyeceksinki bana yok bilmem amerika uşağı bilmem israil köpeği peki bunun militanı kim kardeşim cahiller sürüsü değilmi müslümanlar değilmi bence siz insan olmanın erdemine ulaşmanın ne demek olduğunu öğrendikten sonra gelip tartışalım ‘’ sizden ‘’

      Senin işaret ettiğin o zorba örgüt militanlarını yine sizin gibi gayri müslimler yetiştirip müslümanlara musallat ediyorlar.Bunlar sizin gibi gayri müslimlerin yetiştirdikleri islam düşmanı olan münafıklar gurubudur,ayrıca münafıklar görünürde müslüman,ama inançlarında müslüman olmayan kimselerdir.Onları canavar gibi yetiştiren benim inandığım ve okuduğum kitap değildir.Aslında onlar kur’anı’ma inanmıyorlar.Onları sizin gibi gayri müslim güçlerin müslüman kılığında yetiştirdikleri islam düşmanı münafıklardır. İşte aşağıdaki haber bunun kanıtıdır…!!!

      Edward Snowden: IŞİD’in arkasında ABD ve İsrail var

      ABD Ulusal Güvenlik Dairesi eski çalışanı Edward Snowden, Irak ve Suriye’de terör estiren IŞİD’in ABD, İsrail ve İngiltere istihbaratı tarafından eğitildiğini iddia etti.
      Gizli bilgileri sızdırdığı için kaçarak Rusya’ya sığınan ABD Merkezi İstihbarat Teşkilatı ve ABD ulusal güvenlik dairesi eski çalışanı Edward Snowden, IŞİD ile ilgili çarpıcı bir iddia ortaya attı. Snowden, Irak’ta kaosa neden olan IŞİD’in arkasında ABD, İngiltere ve İsrail istihbaratı olduğunu ileri sürdü.

      “IŞİD İSRAİL’İN GÜVENLİĞİNİ SAĞLIYOR”

      IŞİD’in bölgede İsrail’in güvenliğini tesis ettiğini söyleyen Snowden’a göre ABD, İngiltere ve İsrail istihbaratları dünyadaki bütün
      terörü “eşek arısı yuvası” adlı bir strateji ile bir araya getirmeye çalışıyor.
      Eski ajan Snowden, İsrail’i korumak için, Ortadoğu ‘da İsrail’e karşı olan grupların kendi içlerinde savaştırıldığını ileri sürdü. Daha önce de IŞİD Lideri Ebubekir El Bağdadi’nin bir yıl boyunca MOSSAD tarafından yoğun bir askeri eğitim,dini kurslar ve konuşma becerisi kursları aldığı iddia edilmişti.

      Ayrıca Bağdadi’nin Washington’daki bir görüşmede eski senatör John MC Cain ile aynı fotoğraf karesinde yer aldığı ileri sürülmüştü.

      http://www.mynet.com/haber/dunya/edward-snowden-isidin-arkasinda-abd-ve-israil-var-1407201-1

      Özetle,IŞİD,ki bana göre asıl adı (Irak,Şam,İsrail Devleti ) dir……Bu acımasız örgüt,sizin gibi müslüman olmayan güçlerin müslüman kılığında yetiştirdikleri islam düşmanı münafıklardır..!!! Siz kimi kime şikayet ediyorsunuz,onları canavarca yetiştiren benim kitabım mı,yoksa onları öyle yetiştiren sizin gibi gayri müslim güçlerdir ??? Lütfen,gözünüzü açıp gerçekleri görün…..!!!

      Saygılarımla….

      • rammsteinn dedi ki:

        bilal
        diğer terör örgütlerini ne yapacaksın?
        boko el haram – bunu kesin budistler kurmuştur
        el-kaide – bunu da şamanlar kurmuştur.
        ve diğer tüm islam-terör örgütleri. hepsini başka din mensuplarımı kurdu?

        bende derim ki işidi eskimolar kurdu. canları sıkılmış gariplerin. kendilerine eğlence arıyorlar.
        kimin elinde ne kanıt var? herkes paranoya deryasında yüzüyor. maksat ortalığı bulandırmak.

        kuranda ki şiddet içeren ayetlerini kendilerine referans alan onlarca islami terör örgütü varken,suçu kendinizde aramak yerine,çamuru başkasına bulaştırma arayışınızdasınız.

        ENFÂL-39
        Fitne ortadan kalkıncaya ve din tamamen Allah’ın oluncaya kadar onlarla savaşın! (İnkâra) son verirlerse şüphesiz ki Allah onların yaptıklarını çok iyi görür.

        bir tek ayet bile bu kadar terör örgütünün kurulması için yeter.
        tanrınız demiyor mu? “din tamamen Allah’ın oluncaya kadar onlarla savaşın”
        işin ilginç kısmı; teröristlerle yapılan röportajlarda , terörist diyor ki ;”kuran bize savaşmamızı emretti” bunu bizim medyamız yayınlayamıyor. yayınladıkları takdirde millet soracak “yahu kuranın neresinde savaşın diyor” ve cevabı da enfal-39 da bulacak.

        işin diğer kısmı
        yahudiler filistine girdi. binler öldü. dünyadaki müslümanlar ayağa kalktı.,
        müslüman teröristler yezidileri öldürdü. ne oldu? kim binlerce ölen yezidi için yürüyüş yaptı? kim protestolar düzenledi? hiç kimse.
        yahudi müslümanı öldürürse ayağa kalkarsınız.
        müslüman yezidiyi öldürürse gıkınız çıkmaz.

        kendinizden utanmak yerine, suçu kabahati başkalarına atmak derdinizdesiniz.

      • 1okuyucu dedi ki:

        Bilâl;

        arkadaşın sorduğu soruları dişine göre sanma yanılgısına düşüp, benim sorduğum soruları pas geçme kurnazlığını gösteriyorsun, neyseki başkalarına hitaben yazdığın mesajlara ilgili kişi cevap verecek diye bir kural yok,

        eğer Kuranın tanrısı, namaz vakitlerini (gün doğumu, gün batımı, gündüz ve gece) şartlara bağlamayıp insanların tercihine bıraksaydı, namaz vakitleri yeryüzünün hiçbir yerinde sorun olmazdı,

        o nedenle, o vakit şartları Kuranda durduğu sürece, vakit şartlarını taşımayan yerlerde ancak nafile ibadet yapılır ama oruç için getirilen beyaz iplik siyah iplik şartı orucun nafile ibadet olarak yapılmasına da engel olur, görmek istesen de istemesen de, görünen bu, o nedenle boşuna çabalama,

        bunu selefi mensubu birine yüz yüze söylesem! su anda bu mesajı yazamıyor olurdum?

        şu kullanma işine gelince;
        hiççç! başkalarını suçlama, herhalde selefiliği gayrimüslimler icad etmedi?
        onlar sadece hazırdaki mevcut malzemeyi, Kuranın tanrısının eseri olan din denen bataklığın ürettiği mikropları kendi çıkarları için kullanıyorlar, bunu selefi inancının finansörleriyle (para ve silah) birlikte yapıyorlar, çünki çıkarları ortak,

        işid’in açılımını yaparken, yani Devlet isimlerini sayarken, parti bazındaki destekçilerini ilâve etmeyi unutmuşsun? ne demek istediğimi anlamadıysan, bu Ülkede kimlere gösteri izni verildiğine bak,

        Müslümanları savaşa teşvik ederek savaş çığırtkanlığı yapan, bunu sağlamak için savaşı farz kılan Kuranın tanrısı, din Allahın oluncaya kadar onlarla savaşın derken, müteşabih ayetler nedeniyle farklı ekollerin ortaya çıkmasına sebep olurken, Allah yolunda savaştıklarını iddia eden radikal İslâmcıların olmasından daha doğal ne olabilir,

        ne yapıyor ışid; itikat olarak sahabe inancını benimsemişler, yani ayetleri yorumsuz olarak kabul ediyorlar, müteşabih ayetlerin zahiri anlamı olduğunu, o nedenle akılla yorumlanamayacağını söylüyorlar,

        ayrıca şeriat düzenine dayalı İslâm devleti kurmak istiyorlar, önlerine çıkanlara ya bizim inancımızı (selefiye) benimseyin, yada bertaraf olun diyorlar,

        bunda anormal bir şey var mı? bu zaten Kuranın tanrısında, Muhammedin de istediği bir şey değil mi?

        o nedenle başkalarını suçlayacağına çuvaldızı kendine batır, kendine batıramıyorsan git Kuranın tanrısına batır, çünki her türlü seçeneğe göre (ılımlı ve radikal) mevcut alt yapıyı gönderdiği dinin içerisine monte etmiş ama savaş hariç diğer seçenekleri, asıl amacını gizlemek için alt yapısı oldukça zayıf seçenekler olarak belirlemiş, savaş alt yapısını ise oldukça güçlü bir hale getirmiş, bunu savaş ayetlerine bakarak görebilirsin,

        o nedenle başkalarını hiç suçlama, aç gözlerinide gerçeği gör,
        gerçek ise gün gibi ortada, hiç durma safını belirle, ya taraf ol yada bertaraf, çünki başka seçeneğin yok,

        eğer din bu değil diyorsan, senin aradığın din Kuranda yok, bunu böyle bil?

      • hakan adanır dedi ki:

        1-Bir kere namaz yüce Allah’ın emridir,namazı kılıp uygulaması ise tabiki hz.peygamberin uygulamasıyla olacak.Haşa namazı kılıp uygulamasını gösteren yüce Allah mı olacak.? Sizin kullandığınız ifadeye göre namazı kılıp uygulayacak olan haşa yüce Allah olmalıdır.Zira kullandığınız ifadelerle bu tür mantıksızlık ortaya çıkyor.(senden alıntı)
        bilal içerledin mi gerçekten çok merak ediyorum gecenin 1-2 sinde yaza yaza bunu mu yazdın yaw kardeşim biraz kafa çalıştırın bir bişi yazıldımı hele bir açın bakın doğrumu değilmi diye yani biz o kadar emek veriyoruz sizlere bir şeyler öğretmek için sizin yaptığınız şeye bakın sizin yaptığınızı bir nevi çorumlular yapmaz bu arada çorumlulardan özür dilerim latife olsun diye söyledim neyse şimdi senin allahın savaşlarda ganimet alıyormu ? evet alıyor senin allahın evlendiriyormu evet evlendiriyor yani bu tür hareketler senin zoruna gitmiyor kalkıp namaz kılmasımı zoruna gidiyor.
        Ben allah mı namaz kılsın demişim hadiste açık ve net bir şekilde muhammedin uygulaması diyor ben söyleyenin yalancısıyım kalkıp bana bir şeyler uydurup iftira atma senin bakış açın farklı benimkisi farklı yani o hadistede allaha namaz kıldırdınya helal olsun.

      • hakan adanır dedi ki:

        Hakan bey,islamın bütün ibadetleri ve kuralları bal gibi dünyanın her yerinde uygulanabilir.İnsan her yerde namazını kılıp ibadetini yapabiliyor.İster kutuplarda olsun,ister başka yerlerde olsun,herkes ibadetini yapabilir.(senden alıntı)

        yüzde yüz katılıyorum sana haklısın bilal senin bu düşündüğünü allah düşünememiş işte dünyayı sadece bazı yerlerle sınırlamış dünyanın sadece arabistanla sınırlı olduğunu sanmış.

    • yasir dedi ki:

      Kul lillezîne keferû in yentehû yugfer lehum mâ kad selef(selefe), ve in yeûdû fe kad madat sunnetul evvelîn(evvelîne).8/ENFÂL-38

      Kâfir olanlara de: Kâfirliklerinden vazgeçerlerse geçmiş günahları örtülür, yarlıganır, fakat vazgeçmezler de savaşa kalkışırlarsa şüphe yok ki onlardan önceki hüküm ve kanun yürüyüp gidecektir.8/ENFÂL-38

      Rams, hala eskisi gibisin fitnenin peşinden koşuyorsun…Bir arpa boyu yol alamamışsın…Yahu bu ayetleri nasıl okuyorsunuz anlamış değilim…Enfal 38 ne diyor, o ”keferû” yani ”KFR” küfür içinde olanlara yani manası ”örtmek” hakkı örtmek-adaleti örtmek-barışı örtmek-huzuru örtmek yani ”zulümat” karanlık yapanlara uyar bu hal ve tutumlarından vaz geçsinler, geçmesseler eski ümetlere uyğulanan sünnet-kanun onlarada uyğulanır…

      Allahın dini-dünya yaşamı adalat-barış-huzur yaşamı-dinidir, ister inan-ister inkar et ama adaleti-huzuru-barışı vs bozduğunda cezaya çarptırılırsın…İster inan-ister inkar et ama Allahın dininde yaşamalısın adalet-barış-huzur-selam içinde yaşamalısın yaşayanlarında düzenine karşı çıkmamalısın bunları bozmamalısın…

      Allah, din husûsunda sizinle savaşmayan ve sizi, ülkenizden çıkarmayanlara iyilik etmenizi, onlara karşı insafla, adâletle muâmelede bulunmanızı nehyetmez; şüphe yok ki Allah, adâletle muâmele edenleri sever.60/MUMTEHİNE-8

      Allah, ancak din uğrunda sizinle savaşanlara ve sizi ülkenizden çıkaranlara ve çıkmanız için onlara yardımda bulunanlara dost olmanızı nehy etmektedir ve kimler, onları severse onlardır gerçekten de zâlimlerin ta kendileri.60/MUMTEHİNE-9

      Rams, kuranda savaş konusunda 1 ayet vermişsin onu bile tam hakkıyla verememişsin…
      Allah kuranda savaş ile ilğili ayetleri hepsini çıkar ve iyi oku, adaleti-barışı-huzuru-düzeni bozmamış olanlara haksız saldırı ve zulüm yapmamış olanlara karşı bir savaş olmıycağını belirtmektedir lakin bunları bozanlarla savaş haktır ama anlaşma yapıldığında riayet edilmesi gerektiğide kuranda geçer, onlar döndüğü barış teklif ettiği takdirde barış yapılmasınıda Allah emreder…Hatta savaşta aşırıya gidilmiyceğide kuranda geçmektedir…

      Sizinle savaşıp vuruşanlarla Allah yolunda siz de savaşın, vuruşun, fakat haddi aşmayın, zulmetmeyin. Şüphe yok ki Allah, haddini aşanları ve zulmedenleri sevmez.2/BAKARA-190

      Allah yolunda savaşın, burada savaş yaparken Allahın adaletinden ayrılmayn-haddi aşmayın denilmekte, savaşta her şey mübahtır demeyin yani adaleti sağlamak için adaletsizlik yapmayın, düşmanı yenmek için Allah yolundan sapıp düzenbalık-hilekarlık-aşırılık yapmayın denilmektedir…Savaşırken bile Allahın kalite standartlarından çıkmadan mertçe-dürüstçe-adaletli bir şekilde vuruşun denilmektedir…

      • rammsteinn dedi ki:

        yasir
        söylediklerinin doğru olduğundan bu kadar eminsen eğer, buyur işid fazla uzaklıkta değil. al eline bi kuran git anlat teröristlere. “siz yanlış anlıyorsunuz” de . sonunu hiç merak etmiyorum. çünkü ne olacağını biliyorum. kelleni paketleyip ailene posta yoluyla ulaştırırlar kesin.

        hala neyin savunmasını yapıyorsun. muntakim der ki “savaşın” hak din oluncaya kadar savaşın. yok gerisindeki ayete bakalım. yok elli ayet sonrasında bu ayet şöyle der. felan bırakın artık.
        bu kadar terör örgütü varken , şiddet dolu ayetler varken neyin savunmasını yapıyorsunuz.

        birisi sizin inandıklarınıza inanmıyor diye onu fitneci diye yaftalayarak “fitnecilere ölüm” yaygarası koparmak dinmidir?

        sizin bedevi kendini peygamber olarak tanıtmaya başladığında,paganlara göre o da fitneciydi. sizin yaptıklarınızı eğer paganlar yapsaydı şu anda islam diye birşey olmazdı. sizin bedevi sabahı görmezdi.

      • yasir dedi ki:

        Adalet-hak-barış-huzur-emek vs bunlar ne zamndır fitne oldu…Doğru sizin için olabilir…İşte Allah diyorki ister bana inan ister inanma ama din içinde yaşayaçaksın yani adalet-hak-barış-huzur-emeğe sayğı vs bunları bozarsan cezanı hem burda hem öbür tarafta bulursun…Lakin Allaha inanarak bunları uyğulamak en doğrusudur.

      • 1okuyucu dedi ki:

        Yasir;

        —-Adalet-hak-barış-huzur-emek vs bunlar ne zamndır fitne oldu…Doğru sizin için olabilir…İşte Allah diyorki ister bana inan ister inanma ama din içinde yaşayaçaksın yani adalet-hak-barış-huzur-emeğe sayğı vs bunları bozarsan cezanı hem burda hem öbür tarafta bulursun…Lakin Allaha inanarak bunları uyğulamak en doğrusudur. (senden alıntı)

        doğru söylüyorsun, bunları Allaha inanarak uygulayanlar cennete, Allaha inanmayarak uygulayanlar cehenneme gider, en doğrusu Allaha inanarak uygulamak, çünki sizin tanrınızın adalet anlayışını değiştirmek ne mümkün?

      • 1okuyucu dedi ki:

        Yasir;

        —-Kâfir olanlara de: Kâfirliklerinden vazgeçerlerse geçmiş günahları örtülür, yarlıganır, fakat vazgeçmezler de savaşa kalkışırlarsa şüphe yok ki onlardan önceki hüküm ve kanun yürüyüp gidecektir.8/ENFÂL-38
        Rams, hala eskisi gibisin fitnenin peşinden koşuyorsun…Bir arpa boyu yol alamamışsın…Yahu bu ayetleri nasıl okuyorsunuz anlamış değilim…Enfal 38 ne diyor, o ”keferû” yani ”KFR” küfür içinde olanlara yani manası ”örtmek” hakkı örtmek-adaleti örtmek-barışı örtmek-huzuru örtmek yani ”zulümat” karanlık yapanlara uyar bu hal ve tutumlarından vaz geçsinler, geçmesseler eski ümetlere uyğulanan sünnet-kanun onlarada uyğulanır… (senden alıntı)
        İnkâr edenlere, (sana düşmanlıktan) vazgeçerlerse, geçmiş günahlarının bağışlanacağını söyle. Yok geri dönerlerse kendilerinden öncekilerin hali gözlerinin önündedir! (enfal-38 diyanet meali)

        yukarıdaki ayette, Muhammedle savaşmaktan vazgeçenlerin geçmişte yaptıklarının görmezden gelineceği söyleniyor,

        tanrıdan geldiği iddia edilen kitaplara inanmamak, niye hakkı örtmek, adaleti örtmek, huzuru örtmek oluyor ki?

        bak bakalım etrafına, hakkı, adaleti, huzuru kimler ayaklar altına alıyor, kimler zulüm yapıyor,

        kafirlere yakıştırdığın hasletler konusunda kimse Müslümanların eline su dökemez?

        Allah, din husûsunda sizinle savaşmayan ve sizi, ülkenizden çıkarmayanlara iyilik etmenizi, onlara karşı insafla, adâletle muâmelede bulunmanızı nehyetmez; şüphe yok ki Allah, adâletle muâmele edenleri sever.60/MUMTEHİNE-8

        herhalde Kuranın tanrısı sizle savaşmayanların da boynunu vurun demeyecekti?

        yeryüzünde hiçbir topluluk kendisiyle savaşmayanlara art niyetle yaklaşmaz ama bir topluluk bir dini yaymak için tepelerine çöreklendiklerinin boynuna kılıcı dayayarak ya bizden ol zekât ver, yada cizye ver demekten çekinmez,

        o nedenle yukarıdaki ayeti Kuranın tanrısını bir lütfu olarak göstermeye kalkma?

        Allah, ancak din uğrunda sizinle savaşanlara ve sizi ülkenizden çıkaranlara ve çıkmanız için onlara yardımda bulunanlara dost olmanızı nehy etmektedir ve kimler, onları severse onlardır gerçekten de zâlimlerin ta kendileri.60/MUMTEHİNE-9

        yukarıda zalimlerin kimler olduğunu açıkladım, Kuranın tanrısı Muhammede savaş açanları zalim olarak gösterme kurnazlığına kaçıyor ama din Allahın oluncaya kadar onlarla savaşın derken, hatta savaş çığırtkanlığı yaparak Müslümanları savaşa teşvik ederken, üstelik bunu garantiye almak için savaşı farz kılarken Müslümanların savaş açmasını normal bir şeymiş gibi göstermeye kalkması iki yüzlülükten başka bir şey değildir,

        eğer Kuranın tanrısına göre savaş açanlar zalimse, saldırganın kim olduğuna bakmadan savaşın zalimlik olduğunu söyleseydi iki yüzlü bir tanrı olduğu ortaya çıkmayacaktı, aynı nalıncı keseri gibi saldırgan Müslümanlar olursa alkış, başkaları olursa zalim öyle mi?

        sizinle savaşıp vuruşanlarla Allah yolunda siz de savaşın, vuruşun, fakat haddi aşmayın, zulmetmeyin. Şüphe yok ki Allah, haddini aşanları ve zulmedenleri sevmez.2/BAKARA-190

        herhalde haddi aşmayanlara da zulmedin diyecek hali yoktu ya,
        bunlar realitede hiçbir anlamı olmayan boş öğütlerden başka bir şey değil,

        bak güncele, karşılarına çıkanlara ya benden ol, yada yok ol diyorlar, esir aldıkları kadınları da cariye yapıyorlar, kendilerinden olmayanları da toplu mezarlara gömüyorlar?

        herhalde bunu yaparken, “savaşta her şey mübahtır” uyduruk hadisini göz önüne alıp haddi aşmadıklarını düşünüyorlardır,

        karşılarındakiler kafir olsalardı, herhalde cizye isterlerdi, karşılarındakiler Müslüman oldukları için kendi görüşlerini kabul etmeyenleri dinden dönmüşler olarak gördüklerinden,
        dinden döneni vurun düsturu gereği öldürüyor olmalılar?

        realitede hiçbir geçerliliği olmayan boş öğütleri ballandıra ballandıra anlatmayı bırakta aç gözlerini etrafına bak, İslâm aleminde kalite standartları yerin dibine çakılmış durumda?

        Ey iman edenler! Öldürülenler hakkında size kısas farz kılındı. Hüre hür, köleye köle, kadına kadın (öldürülür). Ancak her kimin cezası, kardeşi (öldürülenin velisi) tarafından bir miktar bağışlanırsa artık (taraflar) hakkaniyete uymalı ve (öldüren) ona (gereken diyeti) güzellikle ödemelidir. Bu söylenenler, Rabbinizden bir hafifletme ve rahmettir. Her kim bundan sonra haddi aşarsa muhakkak onun için elem verici bir azap vardır. (bakara-178)

        madem yeniden teşrif ettin, yukarıdaki ayet konuşunda senin de düşüncelerini alalım, yani engin düşüncelerinde mahrum kalmayalım?

      • yasir dedi ki:

        1okuyucu;
        Bunca şey yazıpta bir şey anlatamamak ve bunca şey okuyup bir şey anlamamak bu olsa gerek…
        Sen karşı eleştiri yapıyorsun, ben senden fazla öz eleştiri yapıyorum…
        Allahın kalite standartlarının yerlerde olması müslümanların değil kendini müslüman sanan uydurulan ve hadis dinini uyğulayanların ürünüdür, müslümanların değildir…
        Müslüman haksız saldırı yapmaz, savaş yapıyorsada haklı sebebi olmalıdır ve bunlar kitapta açıklanmıştır…
        Allaha inanmasada, Allahın dini olan adalet-barış-huzur-emeğe karşılığını vermek vs gibi din kurallarına uyduğu sürece bunları bozmadığı-emek hırsızlığı- zulüm-zlümat karanlık-ilim karşıtlığı yapmadığı sürece bu insanlara düşmanlık-savaş-zorlama yoktur…
        Allah iki yüzlü değil, ikiyüzlü olanlar sizlersiniz…Bunu bir hakaret değil bir realite,gerçekli olarak alğıla…Senin müslümanlar diye sandıklarının çoğunluğuda müslüman değildir, müslüman olanlarıda sizler ve sizler gibiler rahat bırakmadığı için ortalık karıştığındaysa onları öne sürüyorsunuz…Dünyayı sizler karıştırıyorsunuz ateş sizleride sardığında ağlaşıyorsunuz…Bu ne biçim lahana turşusu.

        Kuranda cariye ve köle diye bir şey geçmiyor…Geçen ayetleri getir buraya koy yazışalım…Dini ve Kuranı bir çok kelimenin etimolejik anlamını ve kavramını bilmeden araştırmadan saçma sapan, yanlış anlamlar yüklüyorsunuz…Bunu adece siz nonteistler değil hadis dini-uydurma dini yaşayanlar sizlerden fazla yapıyorlar, sizlerde onların uyğulama ve yorumlarını alıp gerçek din-Allahın dini, kuran ve ayetlerle inen din sanıp etrafa salya sümük dağıtıyorsunuz…

        Kıssas vardır ve haktır, bütün devletler arası hukukta dahi vardır bunu inkar ediyorsan söyle bilelim…Günümüzde dahi mafya hesaplaşmalarında tetikçiler kullanılır ve taraflar kimin azmettirici, kimin tetikçi olduğunu bilirler ve kıssaslarını ona göre yaparlar…Saldırıya misliyle karşılık vermek kişi-toplum-devletler arası düzenide sağlar ve herkez istediğine istediği gibi saldıramaz…Suçluya cezasını vermediğin zaman, adaleti tahsis etmediğin zaman adaletsizlik üstün gelir haksız saldırılar çoğalır düzen bozulur, bu sebebten adaleti tahsiz ederken-taksim edreken haklıya hakkını- cezalıya cezasını vermek şarttır.

      • 1okuyucu dedi ki:

        Yasir;

        —-Allah iki yüzlü değil, ikiyüzlü olanlar sizlersiniz…Bunu bir hakaret değil bir realite,gerçekli olarak alğıla…Senin müslümanlar diye sandıklarının çoğunluğuda müslüman değildir, müslüman olanlarıda sizler ve sizler gibiler rahat bırakmadığı için ortalık karıştığındaysa onları öne sürüyorsunuz…Dünyayı sizler karıştırıyorsunuz ateş sizleride sardığında ağlaşıyorsunuz…Bu ne biçim lahana turşusu. (senden alıntı)

        tanrınızın adalet anlayışı nalıncı keseri gibi Müslümanlardan yana çalışıyorsa bu elbette iki yüzlülükten başka bir şey değildir, niye gocunuyorsun ki?

        ayrıca kimsenin sizle uğraşmasına gerek yok, biz karışmasak ta siz zaten birbirinizi boğazlıyorsunuz, yani tıpkı lahana turşusu gibisiniz, tabi tanrınızın sayesinde?

        —-Kuranda cariye ve köle diye bir şey geçmiyor…Geçen ayetleri getir buraya koy yazışalım (senden alıntı)

        google’da “köleler ile ilgili ayetler” yazarak arttığında ilgili ayetleri sende görebilirsin, o zaman kimin boş boş konuştuğunu kimin ikiyüzlülük yaptığını anlarsın,

        yer kaplamaması için diğerlerini yazmaya gerek görmüyorum,

        ama senin herhalde bakara-178 diye bir ayetten haberin yok, herhalde yok, olsaydı bilirdin?

        Ey iman edenler! Öldürülenler hakkında size kısas farz kılındı. Hüre hür, köleye köle, kadına kadın (öldürülür). Ancak her kimin cezası, kardeşi (öldürülenin velisi) tarafından bir miktar bağışlanırsa artık (taraflar) hakkaniyete uymalı ve (öldüren) ona (gereken diyeti) güzellikle ödemelidir. Bu söylenenler, Rabbinizden bir hafifletme ve rahmettir. Her kim bundan sonra haddi aşarsa muhakkak onun için elem verici bir azap vardır. (bakara-178)

        el hurru bi el hurri : hür hür ile:
        el abdu bi el abdi : köle köle ile:
        el unsâ bi el unsâ : ve kadın, kadın ile, dişi dişi ile

        buyur konuşacaksan bunu konuş ama boş boş konuşmadan, yani minderin etrafında dolanmaya kalkmadan?

        ayrıca benim kısasa kısasla ilgili bir eleştirim yokken niye gocundun onu da anlamış değilim,

        ben sadece yukarıdaki Türkçe karşılıkları yazılan Arapça cümlelerin ne anlama geldiğini merak ediyorum, belki sen biliyorsundur, diğer Müslüman arkadaşlara sordum, onlar bilemediler?

        eğer halâ Kuranda köle diye bir şey geçmediğini söyleyerek ayetleri inkâr edeceksen bu sorumu unut,

      • yasir dedi ki:

        ”””Allahın kalite standartlarının yerlerde olması müslümanların değil kendini müslüman sanan uydurulan ve hadis dinini uyğulayanların ürünüdür, müslümanların değildir…””DEMİŞM.

        Aynı zamanda Allaha-resullere-Kitaba uyanlarında suçudur, çünkü bizler cesaretli olup Allah yolunda gereği gibi hizmet edemeyip halis olan dini anlatamadığımız va yayamadığımız için, bu sebebten dini uydurulmuş dinciler, hadis dincileri çoğunluk gelip onlar kendi dinlerini İslam adı altında tasavvufla-tarikatlarla-hadislerle-rivayetlerle yaymışlar ve çoğunluk olmuşlardır.

      • 1okuyucu dedi ki:

        Yasir;

        niye anlamak istemiyorsun? saydığın bütün olumsuzlukların tek sorumlusu Kuranın tanrısıdır diyorum, çünki gönderdiği lastikli ayetlerle herkese açık kapı bırakmış, gönderdiği lafta kalan güzel öğütlerin yanı sıra gönderdiği savaş ayetleriyle de turşuya hem limon, hemde sirke sıkmış,

        senin vicdanen rahatsız olmanı anlayabiliyorum, çünki siz tanrınızın emirlerine göre, biz vicdanımıza göre hareket ettiğimiz için vicdanen rahatsızlık duyanları sezinleyebiliyoruz,

        o nedenle sen vicdanının sesini değil, tanrının emirlerini dinle, sadece bir kısmını değil, tanrınızın tüm emirlerini dinle,

        biz gerektiğinde gönlümüzü ardına kadar açsak ta, siz tanrınızın müsaade ettiği kadar açın,
        tanrınızın emirlerine karşı gelmeyin, tanrınızın tüm emirlerini harfiyen eksiksiz uygulayın,
        tanrınızın emirleri arasında bu cici, şu kaka ayırımı yapmayın, hepsini canı gönülden yerine getirmeye çalışın, çalışın ki tanrınıza layık birer kul olasınız?

      • yasir dedi ki:

        Okuyucu;
        Bence bu munazarada Toro’yuda çağır o olmadan olmaz…

        el abdu bi el abdi : köle köle ile:

        Her zamanki gibi zan ve hezeyanlarla dolu, tamamen ön yarğı ve bilinç altınıza yerleşmişlerle saldırı ve yorumla…
        Yahu Bu ayette köle nerde geçmekte…”ABD” ne demek, ”KÖLE” ne demek, Etimolejik geçmişleri nelerdir hiç bilmeden-araştırmadan önüne geldiğini-aklına geldiğini kusmak bu olsa gerek…Ufak iken uzun yolculuklarda poşeti yanımızdan ayırmazdık, bence bu yolculukta sizin için uzun olduğundan poşetlerinizi yanınızdan ayırmayın…

        Adb-abdal-Abdül-abid-ibat-ibadet bunların hepsi hizmet ve çalışmakla ilğili kelime kavramlardır…Allaha ibadet edi denildğinde, Allaha hizmet edin denilmektedir…Eskiden tarla işlerinde birini yanında çalıştırdığında ona amele ve hizmetkar denilirdi…Yani bu kavramlar Allah için olduğu gibi sadece dünyalık ve geçimlik içinde olabilir…Bir işçi çalıştığı işte Patronuna hizmet eder, ama Allahın emir ve yasaklarına haykırı bir uyğulama yapmasını isterse o işçi ve amelenin gerçekte kime hizmet ettiği ortaya çıkar, müslüman bir işçi-amele-memur Allahın kalite standartları dışında bir emir aldığında bu Allahın dinine aykırı deyip yapmamalıdır, amirin-patronun kim olursa olsun bunu demelidir, bunu deyemediğin taktirde Allaha emir ve yasaklarına eş koşmuş olup Allahın kalite standartlarından çıkmış olunur…Yani Allaha dinde şirk koşmuş olunup müşrik olunmuş olunur…Dünyada helal ve meşru olduğu sürece her iş yapılır ve her kezin yanında namuslu bir şekilde emeğini verip yatılı ve yatısız çalışılabilir ama kişiye Allahın kalite standartlarından çıkması gereken bir emir ve uyğulama emredildiğinde gerçek bir müslüman buna kıyam etmeli-karşı çıkmalı ve yapmamalıdır…Yani orada geçen ”ABD” senin sandığın köle gibi değildir…

        Senin anladığın kölelik ”AMİSTAD” yukarda izle…Yani kuranda bu tarz bir ”abd”-”rakik” geçmez…Kuranda Abid-abdal-abdül-abdulah olun demektedir, yani ”Allahın Hizmetçileri” olun demektedir ve burada bir zorlama yoktur, ALLAH hanği insanı zorla hizmetine sokmaktadır yani zorla kimi abd-abid-abdül yapmaktadır, bu tamamen gönüllülük esaslıdır…Aynı şekilde kimse keimseyide zorla dünya işlerinde hizmetine alıp zorla işçisi-amelesi-hizmetkarı yapamaz ama kişi karşılılklı veya kendi isteğiyle birinin hizmetinde ona işçilik-amelelik yapabilir ve bu tamamen emeğe ve emeğin karşılığı esasına dayalıdır…Yani ALLAH yolunda salih ameller yapı derken Allah yolunda salih-iyi işler yapın denilmektedir, yani Allahın Amelesi olun denilmektedri…İnşaatlarda çalışan ”AMELE” kelimeside buran gelir…aynı şekilde ”mele”–”amele”–”melek”–”ma meleket”–melik–malik–me malik—memlük vs bir çok kelime ve kavram burdan türer…

      • 1okuyucu dedi ki:

        Yasir;

        —-Her zamanki gibi zan ve hezeyanlarla dolu, tamamen ön yarğı ve bilinç altınıza yerleşmişlerle saldırı ve yorumla…
        Yahu Bu ayette köle nerde geçmekte…”ABD” ne demek, ”KÖLE” ne demek, Etimolejik geçmişleri nelerdir hiç bilmeden-araştırmadan önüne geldiğini-aklına geldiğini kusmak bu olsa gerek…Ufak iken uzun yolculuklarda poşeti yanımızdan ayırmazdık, bence bu yolculukta sizin için uzun olduğundan poşetlerinizi yanınızdan ayırmayın… (senden alıntı)

        sen benle dalgamı geçiyorsun?
        resmen pes; o kelimenin köle olduğuna Bilâl bey bile itiraz etmedi,

        kaldıki kuranmeali sitesindeki tüm tercümelerde köle kelimesi geçiyor, sadece bir kişi kul demiş, o da halt etmiş, herhalde tanrıdan başkasına kulluk edilmeyeceğini bilmiyormuş?

        kölelik düzeninin olduğu toplumlarda kölelerin her işte çalıştırıldığını bilmediğimizi mi sanıyorsun ki, köle kelimesini amele diye yutturmaya kalkıyorsun, cariyelere fuhuş bile yaptırıldığını bilmediğimizi mi sanıyorsun,

        toro zaten sizin ne mal olduğunuzu anladığından kalbinizi kırmamak için kendini geri çekti, sanırım sadece sizden tiksinmekle yetiniyor,

        ama ben öyle değilim gerektiğinde dangalaklaşmayı da bilirim,

        dinini savunamayacaksan çıkma ortaya, çıkıyorsan da çirkin yakıştırmalarda bulunacağına adam gibi cevap vermeyi dene,

        adam gibi cevap veremeyeceksen, dansöze karnım yok, o malum kanalda yeterince dansöz seyrediyorum zaten.

      • yasir dedi ki:

        Alışmadığınız ve istemediğiniz cevaplar geldiğinde ve Gerçeklerle yüzleştiğinizde sinirlenmeniz ve saldırğanlaşmanız çok doğal…Genelde verilecek cevap kalmadığında kulaktan dolma bilğilerle ve önyarğılarla hareket edenlerin benimsediği yöntemlerdir, yadırğamıyorum, çok doğal…

        Önceden Allahın dini diye uydurulan hadisleri ve rivayetleri ölçü alıyordunuz, en azından şimdi Bilal beyi ölçü almaya başlamanız bir gelişme sizin açınızdan …
        Bilal kardeşimiz değerli bir kardeşimizdir, onada selam olsun.

        Kuranda bana sizin sandığınız gibi köle ve cariye geçen ayetleri gösterin, devam edelim…

      • 1okuyucu dedi ki:

        Yasir,

        —Alışmadığınız ve istemediğiniz cevaplar geldiğinde ve Gerçeklerle yüzleştiğinizde sinirlenmeniz ve saldırğanlaşmanız çok doğal (senden alıntı)

        istediğimiz cevapları veremeyeceğinizi zaten biliyoruz ama pişkinliğinde bir sınırı vardır, pişkinliğin sınırını aşanlara da haddini bildirmek lâzım, hani ağır olda molla desinler misâli,

        —-Kuranda bana sizin sandığınız gibi köle ve cariye geçen ayetleri gösterin, devam edelim… (senden alıntı)

        sen şu aşağıdaki kelimelerin ne anlama geldiğini öğren, ondan sonra tüm İslâm alemine rağmen islâmda köleliğin olmadığını iddia et,

        Tahrîru, fe tahrîru

        kusura bakma ama seni İslâm alemi bile ciddiye almaz?

        al sana kölelilikle ilgili birkaç ayet,
        bakara-178, bakara-221, nisa-92, maide-89, tevbe-60, nur-32, mücadele-3, beled-13

        ayrıca ben hadislerle değil Kuran ayetleriyle ilgileniyorum, hadislerden kaçabilseniz de Kuran ayetlerinden kaçma şansınız yok, inkâr etme şansınız ise hiç yok,

        unutmayasın diye tekrar yazıyorum, aşağıdaki kelimeler ne anlama geliyor?
        Tahrîru, fe tahrîru

        merak etme Bilâl bey, Kuranda kölelikle ilgili ayetlerin olmadığına dair bu önemli keşfinden dolayı birazdan seni tebriğe gelir, kolay değil asrın keşfini gerçekleştirdin, islâm alemi seninle ne kadar gurur duysa azdır.

      • yasir dedi ki:

        Ve vehebnâ li dâvûde suleymân, ni’mel abd, innehû evvâb.38/SÂD-30

        Sizin söyleminize göre bütün peygamberler ”ABD” yani köle…
        Yahu çok komik durumdasınız…

      • 1okuyucu dedi ki:

        Yasir;

        —Sizin söyleminize göre bütün peygamberler ”ABD” yani köle…
        Yahu çok komik durumdasınız… (senden alıntı)

        Davud’a Süleyman’ı bahşettik; o ne güzel bir kuldu! Doğrusu o daima Allah’a yönelirdi. (sad-30)

        Farklı anlamlara gelen kelimeler, cümlede kullanıldıkları yere göre anlam kazanırlar,

        Sad-30 da kul anlamında, bakara 178’de ise köle anlamında kullanılmış,

        yemezler güzelim, başka bahane bul.

        sen komik olmayı bırakta böyle saçmalıklarla tüm islâm alemine madara olmamaya çalış

      • yasir dedi ki:

        Okuyucu;

        Zurriyyete men hamelnâ mea nûh, innehu kâne abden şekûrâ.–17/İSRÂ-3
        Başka ayetler ilede bunları çağaltabiliriz…

        ——-Sad-30 da kul anlamında, bakara 178’de ise köle anlamında kullanılmış,——SENDEN ALINTI—

        Dansöz mü? dedi birisi,,,Duyamadım…

        İsra 3’te yine ”abd” kelimesi Nuh peygamber için kullanılıyor, dikkat edersen Abdullah denilmiyor yani bakara 178’de olduğu gibi sadece ”abd” denilmektedir…

        Bu kadar kızacağını-üzüleceğini bilseydim cevap yazmazdım, sakin ol şampiyon…Bazı gerçekleri kabullenmekte bir erdemdir…

      • 1okuyucu dedi ki:

        Yasir;

        —Savaşta inkâr edenlerle karşılaştığınız zaman hemen boyunlarını vurun. (Kuranın tanrısından alıntı)

        şavaşta insanların amacı birbirlerini öldürmektir, (hani derlerya bunu bilmeyen ahmaktır), savaşı kaybeden taraf teslim olur ve aralarında barış şartlarını görüşürler,

        bunlardan boş boş konuşan insanların bahsetmesini anlarımda, bunları bir tanrı söylediğinde….işte onu anlayamam.

        —-Ya ne olacak sizin bu haliniz, Allahtan siz müslüman değilmişsiniz olsaydınız kınadığınız-kızdığınız kişileri gerçerdiniz dünyayı darmaduman ederdiniz…Bu ayetten hayvan gibi satmayı nasıl çıkarıyorsunuz anlamak mümkün değil…Yahu bütün yapılan savaşlarda düşen eşirler bir bedel karşılığı serbest bırakılır, hadi kuranı bilmiorsunuz uluslar arası ilişkileri-hukuku-savaş hukukunu vs bunlardanda mı haberiniz yok. (senden alıntı)

        tanrınızın gazıyla kendinizi matah bir şey sanmanıza gülüp geçiyorsak ta, cahiliğinizi ilan etmenize bir anlam veremiyoruz?

        bizim uluslar arası ilişkilerden haberimiz varda, senin Muhammed döneminden haberin yok,
        o devirde esirler ganimet kapsamında sayıldığından mal (köle) olarak telakki ediliyorlardı,
        o nedenle hayvan veya eşya denmesi ne fark eder ki, sonuçta hayvanda olsa eşyada olsa, mal maldır, hele esir güzel bir hatunsa, açık artırma usulü satılmasına engel olan ne ola ki?

        —-Bu kadar kızacağını-üzüleceğini bilseydim cevap yazmazdım, sakin ol şampiyon…Bazı gerçekleri kabullenmekte bir erdemdir… (senden alıntı)

        sana aşağıdaki kelimelerin anlamını sormuştum, cevap vermemişsin,

        Tahrîru, fe tahrîru

        ne olduğunu ben söyleyeyim, kelimelerin anlamı “azad etmek”,

        azad edilenin ne olduğunuda sen söyleyiver bir zahmet?

        Davud’a Süleyman’ı bahşettik; o ne güzel bir kuldu! Doğrusu o daima Allah’a yönelirdi. (sad-30)

        Ve vehebnâ li dâvûde suleymân(suleymâne), ni’mel abd(abdu), innehû evvâb(evvâbun). (sad-30)

        Nuh ile birlikte (gemide) taşıdığımız kimselerin nesli! Şunu bilin ki Nuh, çok şükreden bir kul idi. (isra-3)

        Zurriyyete men hamelnâ mea nûh(nûhin), innehu kâne abden şekûrâ(şekûren). (isra-3)

        Sad-30’da Kuranın tanrısı, Süleymanın çok güzel bir kul olduğundan bahsediyor,
        İsra-3’te Kuranın tanrısı Nuhun çok şükreden bir kul olduğundan bahsediyor,

        sen okuduğunu da mı anlamıyorsun?
        Kuranın tanrısının kullarından bahsederken “Allahın kulu” diyecek hali yokya,

        kul ile Allahın kulunun ne olduğunu bilmediğimizi mi sanıyorsun ?
        elbette tanrı kullarından bahsediyorsa Abdullah demeyecektir!!!

        şimdi saçmaladığını anladın mı?
        ayrıca, yakıştırdığın bütün yakışıksız şeylerin sana döndüğünü halâ anlamayacak mısın?

        sana tavsiyem, birden çok anlama gelen kelimelerin cümle içerisinde ne anlama geldiğini kavrayamadığın zaman bilenlere sor, sor ki bilmeden ahkâm kesmeye kalktığında madara olmayasın.

        Ey iman edenler! Öldürülenler hakkında size kısas farz kılındı. Hüre hür, köleye köle, kadına kadın (öldürülür). Ancak her kimin cezası, kardeşi (öldürülenin velisi) tarafından bir miktar bağışlanırsa artık (taraflar) hakkaniyete uymalı ve (öldüren) ona (gereken diyeti) güzellikle ödemelidir. Bu söylenenler, Rabbinizden bir hafifletme ve rahmettir. Her kim bundan sonra haddi aşarsa muhakkak onun için elem verici bir azap vardır. (bakara-178)

        bu arada minderin etrafında dolanmayı bırak ta, bakara-178’in önce iniş sebebini araştır, sonrada ayeti yorumla, haydi bekliyorum,

        ayeti yorumlarken hür’ün ne anlama geldiğini bilemezsen çekinme bana sor?

      • yasir dedi ki:

        Okuyucu;
        İyice devreleri yakmaya başladın, adb kelimesiden bir şey çıkaramayınca ”Tahrîru” kelimesinemi daldın…İstiyorsan geniş bir etimolojik anlatımını yapabilirm…Ama yine sinirlenmenden endişe duyuyorum, belliki bu munazara seni kasmış çok aceleci davranıyorsun…

        Peki bu kelimeyi kuranda ne için kullandıklarını ben sana sorsam…
        Sen tabiki köle azadı için diyeceksin…
        Sen hele bir anlat içini dök-sağa sola bir kus, biz arkadan temizleriz, doğrusunu anlatırız…İnşallah.

      • 1okuyucu dedi ki:

        Yasir;

        şeyi bırakta bakara-178’i cevapla.

      • yasir dedi ki:

        Nisa 92, Maide 89, Mücadele 3,,, ”Fe tahriru rakabet” normalde burade geçek ”rakabe–rakab” kelimeleri ”köle” olarak çevrilmiş tabi sende patozlama dalmışsın, işte sizin haliniz bu…

        Tahriru, kelimesi ”hür” kökünden gelip hürriyet manasındadır, ”rakabe” işe boğaz-boyun demektir ”fe tahriru rakabe” ise ”boğazı çözmek-hürleşirmek” manasındadır…

        keferû fe darber rikâb–47/MUHAMMED-4

        Muhammed-4’te geçek ”rikab” kelimesi ile ”rakabet” kelimeleri aynı kökten gelmektedir…Anlam olarak boyun-boğaz anlamındadır…
        Anadoluda bir tabir vardır ”sofradan bir boğaz eksildi-arttı” şimdi günümüzde insanların boyunları-boğazları bir çok yere bağlı değilmidir, ev-araba kredileri-tefeciler-bankaçılara vsvs yerlere bağlı değilmdirler, 900 tl’ye bütün gün hanballık yapan insanların olduğu bir ülkedeyiz ve dünyada olanlar daha bete, köleliğin bitiğinin söyleyen sen ve senin gibiler aslı köleliğin günümüzde olduğunu göremeyecek kadar kör ve mantıksızlarsınız…

        vel abdu bil abdi –2/BAKARA-178

        Bakara 178’de abd kelimesi köle olarak kullanılmış ama

        ni’mel abd—38/SÂD-30 ve bir çok ayette resuller için kullanıldığında ”kul” manasında kullanılmış…

        Yahu burada bile o kadar komik ve tutarsızsın ki köle ile kulun bile aynı kökten geldiğini göremiyecek kadar körleşmişsin…

        Sen önce bana bunları açıkla…Sanırım yeterince cevap alındığından şeyy,şeyy–şeyy demeye başladın, bunları bırakta yazda görelim…

      • 1okuyucu dedi ki:

        yasir;

        bana martaval okuma, bakara-178’in iniş sebebini ve ayetin ne anlama geldiğini açıkla,
        haydi bekliyorum,

  29. yasir dedi ki:

    Yahu, salat şekil ve zaman ile kısılanacak kadar basit bir şey değildir…
    Salat bütün peygamberlere ve ümmetlerin üzerine yazılmış bir şeydi…
    Mantık kayması yaşayan Cahiller salatı Kuran ve peygamber ile geldiğini ve uyğulanmaya başladığını sanıyorlar ve ”Allah” Kelimesinde düştüğü hatanın aynısına düşüyorlar…
    Salttaki toplanma-kıyam-rüku-secde-abdest bunlar müslümanlar arasında ortak bir vucut dili ve kültür geliştirmektir lakin salatın en önemli kısmı birleşmek-paylaşmak-yardımlaşmak-destekleşmek-Allahın yolunu onaylayarak yaymaktır…
    Eskidende günümüzdede hem musevi, hemde hiristiyanlar arasında şekilsel salatta vardır diğer manada manevi salatta…
    Ahzap 43’te Allah salat eder sizin(müslümanların) üzerine denilmekte, aynı şekilde Ahzap 56’da Allah salat eder peygambere denilmekte…
    Anlaşılacağı üzeri salatı sadece şekilsel olarak düşünmek sadece yanılğıdan başka bir şey değildir…Salat, Şekilsel ritüelinde dahil olduğu çok geniş bir kavramdır…

    Gerçek şu ki, Allah İsrailoğulları denilen Yahudilerden kesin söz almıştı. Onlardan on iki kişiyi görevlendirip göndermiştik. Allah onlara “Ben sizinle beraberim” eğer, namazlarınızda dikkatli ve daim olur, karşılıksız yardım olan zekâtı verirseniz, benim peygamberlerime inanır ve onlara yardım ederseniz ve Allah’a güzel bir borç verirseniz, kusur ve günahlarınızı elbette silerim ve sizi içinden ırmakların aktığı cennetlere koyarım. Ama bundan sonra kim Allah’tan gelen gerçekleri örtbas ederse, doğru yoldan kesinlikle sapmış olacaktır.—5/MÂİDE-12

    Yâ Meryem, Rabbine itaat et, secdeye kapan, rükû edenlerle rükû et demişti.—3/ÂLİ İMRÂN-43

    Ritüel salatın 3 ana temeli vardır bunlar Kıyam-Rüku-secdedir, Allah detaya girmez çünkü detaya girildikçe ayrılık ve şeytan artar, tedaya ançak uydurulan dine ve hadis dinine uyanlar girer…
    Allahın dininde ve Kuran ayetlerinin dininde yani halis olan Allahın dininde namazın şekil ve zaman olarak net belirmez çünkü Allah biliyor ki her toplum, bölğe vs farklılıklar olacaktır burada önemli olan salatı sadece ritüel olarak değilde salattaki Kıyam-ayakta durmay sadece namazda deği günce yaşamındada Allah için haksızlıklara kıyam etmek ve onlara karşı gelip ayaklanmak demektir, rüku etmek sadece salatta rüku etmek eğilmek değildir, hayatın tüm alanında Allaha sayğıyla eğilmektir, ona iteat etmek ondan başkasına eğilmamaktir, secde etmek ise sadece anlını yere deydirmek değildir, aklını Allah yoluna hizmetine sokmaktır…Bunlar yapılmadıktan sonra gece gündüz eğil kalk-secde kapan bir manası yok…

    Her fitnecinin düştüğü müteşabih ayetlerin peşine düşenlar gibi kutuplarda namaz-salat mavalına giriyorlar, bu kadar basitlik olabilir mi? yahu…Kişinin fikri neyse zikride odur, ister kutuplar ister dünya yörüngesinin dışı olsun insan amelini yapacak olduğunda kendine bir yol acar…Kutuplarda insanların zorlanmayacağı ve dünya saatlerindeki ortalama alınarak hem oruçlarını hemde salatlarını ikame edbilirler, oradaki toplum bunu kendisine en yakın güneşin normal seyirnde aktığı bir bölğeden alabilir…

    Karınca ateşi söndürmek için su taşıyormuş, demişler yahu karınca kardeş senin taşıdığın sudan ateş mi söner, karınca demiş ki safım belli olsun…

    Allahın indirmiş olduğu halis bir din (islam-ilim-barış-huzur-)vardır, yani ayet-kitap-kuran dini, bu bütün dünya hayatını-yaşantını kapsar, birde uydurulan islam dini vardır yani hadis dini…
    Allahın ruhu-nuru-vahyi Kitaptır, hadisler değil…
    Allah resulünü ve kitabını müslümanlara vahiy-nur ve ruh olarak göndermiştir…
    Allahın vahyinden-nurundan-ruhundan sapanların yani günümüzde islam çoğrafyasının hali ortadadır aslında vahiyden-nurdan-ruhtan saapnlar ile müşriklerin-münafıkların-kafirlerin bir farkları yok hepsinin ortak paydası sıratı müstakime doğru yola oturup eğri göstermek ve eğri yolu-kötü yolu güzel-şirin göstermek…

    Uzun zamandır yoktun, herkeze selamlar.

    • 1okuyucu dedi ki:

      yasir;

      —-Uzun zamandır yoktun, herkeze selamlar. (senden alıntı)

      aksine ben hep buradaydım, asıl sen yoktun. 🙂

      sende İslâm aleminin halinden yakınmışsın,

      ne olacak bu İslâm aleminin hali?

      baksana! İslâm aleminde kalite standartları yerlerde sürünüyor?

    • yasir dedi ki:

      1okuyucu;
      Uzun zamandır yoktum, herkeze selamlar…

      diyecekken bir harf hatası nasıl yanlış sonuçlar değuruyor…
      İşte Kuranıyanlış anlayan nonteistler veya uydurma dini benimseyen kendini müslüman sananların sonucunda Allahın kalite standartları yerlerde olabilir, bunun sonucunda çıkaçak her mikrop kişinin elleriyle kazandıkları sonucu başına gelenlerdir…Yani islam çoğrafyasında olan bitenler kişi-toplum-kurum-devlet vs hep kendi elleri-akılları ile yapıp ettiklerinin sonucudur ve insana çalışmasından başkası yoktur, akılını kullanmayanı allah pislik içinde bırakır ve bu pislik herkesi arar…

      Ve insan için, çalışmasından başka bir şey yoktur.53 / NECM – 39

      Allah’ın izni olmadıkça hiç bir kimsenin iman etmesi mümkün değildir. Akıllarını güzelce kullanmayanları Allah pislik içinde bırakır!10/YÛNUS-100

      Herkeze tekrar selamlar.

      • 1okuyucu dedi ki:

        Yasir;

        tanrı bir din gönderiyorsa, bu dinin inanırlarında, dine inanmayanlara göre bir farklılık yaratması gerekir değil mi?

        zaten farklılık yarattığını realiteye bakarak görebiliyoruz,

        gördüğümüz manzara ise???

        Kuranın tanrısının getirdiği dinin, inanırlarına gıptayla bakılacak örnek bir toplum modeli yaratması beklenirken, realiteye baktığımızda ya dinler arası savaşlar, yada ayni dinin mensupları arasındaki birbirlerini boğazlamalarından ibaret?

        peki neden böyle olmuş?
        kafanı boş öğütlerden kaldırıp savaş ayetlerine bak, savaş çığırtkanlığı yapan, inanırlarını savaşa teşvik eden, bunu sağlamak için savaşı farz kılan, fitne sebebi gördüğü (başta kafirler) her şeyle savaşılmasını, din Allahın oluncaya kadar savaşılmasını, Allah yolunda savaşanların sorgusuz sualsiz doğrudan cennete gideceğini söyleyen bir tanrının rolü olduğunu göremiyor musun?

        o nedenle, İslâm aleminin içine düştüğü bu durumun tek sorumlusu Kuranın tanrısıdır, gönderdiği müteşabih ayetlerle de Müslümanların farklı ekollere bölünmesine sebep olmuştur,

        sizin yaptığınız savunma ise kendi kendinizi kandırmaktan başka bir şey değildir, çünki aklını kullananlar Kuranın tanrısının niyetini çoktan anlamışlar ve gereğini yapıyorlar, geri duranlar ise sadece aval aval bakıyorlar, bana inanmıyorsan semavi dinler tarihini incele, geçmişle bugün arasında hiçbir fark görmeyeceksin,

      • yasir dedi ki:

        ””Allah yolunda savaşanların sorgusuz sualsiz doğrudan cennete gideceğini söyleyen bir tanrının rolü olduğunu göremiyor musun?”” (senden alıntı)

        Aynı kısır dönğü…Yahu diyoruz işte Allah yolunda savaş yapmak ne demek bu biliyormusun…Allah yolunda savaşıyorum diyenler ve savaşanların ALLAH yolunda savaştıklarının garntisi nerde, bir dinliyorsun, müslim şunu demiş-buhari nakleetmiş-tırmızi-ebu hureyre vsvsvs kuranda uyğun veya kurandan çok nadir şeyler duyarsın hep zan ve rivayetlerle amel ediyorlar…Sizlerde ançak onlara bakıp inkara saplanmaktasınız…
        İslamın içine düştüğü durum Allahın değil uydurma dine uyan kendini müslüman sananların, aynı zamanda Allaha, resule ve Kurana uyanların suçudur yani bizim suçumuz…
        Allah ayrılmayı değil birliği teşvik eder, Allah zorluğu-detayı değil kalaylığı-sadeliği ister ama hadis ve uydurma dinine uyğunuzda her şey Namaz-abdest-oruç-zekat vsvsvs her şeyi detaylandırırlar ayak topuğunun duruşunu dahi anlatırlar halbuki şeytan tedayda saklıdır detay arttıkça şeytan ve ayrılık-fitne artar, her kez kafasından bir şeyler söyler, kurana sokamadıklarını, hadis ve nakillerle dine sokarlar.

      • 1okuyucu dedi ki:

        Yasir;

        Allah ayrılmayı değil birliği teşvik eder, Allah zorluğu-detayı değil kalaylığı-sadeliği ister ama hadis ve uydurma dinine uyğunuzda her şey Namaz-abdest-oruç-zekat vsvsvs her şeyi detaylandırırlar ayak topuğunun duruşunu dahi anlatırlar halbuki şeytan tedayda saklıdır detay arttıkça şeytan ve ayrılık-fitne artar, her kez kafasından bir şeyler söyler, kurana sokamadıklarını, hadis ve nakillerle dine sokarlar.

        geleceği bildiğini iddia ettiğiniz bir tanrı, bu anlattıklarını ön görememiş olamaz,
        ama galiba ön görememiş, eğer ön görebilseydi, din yollayarak insanları birbirine kırdırmaya kalkmazdı?

        tanrı olan bir tanrı bunu yapmazdı?

        eğer ön gördüğünü iddia edeceksen, insanlara neyi layık gördüğünü de kabul edeceksin,
        hani görünen köy klavuz istemez derler ya? yada uyanda balığa gidelim derler ya?

  30. hakan adanır dedi ki:

    Yasir bey Allah ayrılmayı değil birliği teşvik eder, Allah zorluğu-detayı değil kalaylığı-sadeliği ister ama hadis ve uydurma dinine uyğunuzda her şey Namaz-abdest-oruç-zekat vsvsvs her şeyi detaylandırırlar ayak topuğunun duruşunu dahi anlatırlar halbuki şeytan tedayda saklıdır detay arttıkça şeytan ve ayrılık-fitne artar, her kez kafasından bir şeyler söyler, kurana sokamadıklarını, hadis ve nakillerle dine sokarlar.(senden alıntı)

    Bence çok haklısınız yasir bey bir nevi bunu kuran için de söyliyebiliriz sonuçta 23 yıl aradan sonra tamamiyle yazılabiliyor bide epey kalın bir kitap israoğullarını anlatırkende epey detaya giriyor değilmi yasir bey?

    • yasir dedi ki:

      Senin yazdıklarından bir şey anlamıyorum…Kuran neyin detayına girmiş-İsrailoğluları protomüslümanlar olarak kuranda örneklerle yaşanmışlıkları anlatır…doğruları yanlışları vsvsvs örnek-ders alınmak içindir…Irkından ve kavminden dolayı ALLAH kimsyi üstün kılmaz…İsrailoğluları yani sonuç olarak ahidi-sözü taşıyan aktaran insanların devamı olanlar…Allahtan herkez söz-ahid-vahiy-ruh alamaz bunu almış olmalarından dolayı ister istemez göz önündeler Allah hak edene hakkını verir sen hakedebiliyorsan sanada sözünden-nurundan-ruhundan verir, hak edemiyorsan sana yapacak bir şey yok…İsrailoğluları sözden-ruhtan çıktıkları-taşıyamadıkları-yayğınlaştırmadıkları için ALLAHTA ahidi onlarda aldı ve kendine layık bir topluma verdi, bunlarda bozulursa Allah kendine layık olan bir millete veriri.

      Ey iman edenler! Sizden kim dininden dönerse bilsin ki, Allah yakında öyle bir toplum getirir ki, O onları sever, onlar da O’nu severler. O toplum mü’minlere karşı alçak gönüllü, Allah’tan gelen gerçekleri örtbas edenlere karşı, onurlu ve şiddetlidirler. Allah yolunda cihad ederler, hiçbir kınayanın kınamasından korkmazlar. Bu Allah’ın bir lütfudur, onu dilediğine verir. Allah lütfunda sınırsız olup, herşeyi bilendir.5/MÂİDE-54

  31. hakan adanır dedi ki:

    Yasir bey Allahın kalite standartlarının yerlerde olması müslümanların değil kendini müslüman sanan uydurulan ve hadis dinini uyğulayanların ürünüdür, müslümanların değildir…””DEMİŞM.

    Aynı zamanda Allaha-resullere-Kitaba uyanlarında suçudur, çünkü bizler cesaretli olup Allah yolunda gereği gibi hizmet edemeyip halis olan dini anlatamadığımız va yayamadığımız için, bu sebebten dini uydurulmuş dinciler, hadis dincileri çoğunluk gelip onlar kendi dinlerini İslam adı altında tasavvufla-tarikatlarla-hadislerle-rivayetlerle yaymışlar ve çoğunluk olmuşlardır.(senden alıntı)

    sevgili yasir sende bilirsinki bazı liderler vardır.Üçbeş kişi ile yola çıkarlar kısa bir sürede kendi idolojilerini yayarlar.Yani yasir bey sizin gibi düşünen hiç 10 kişi çıkmadımı bu dünya o çok metetiğiniz islam dinini yaşamadı?Bence dedikleriniz ile beyninizden geçen şeyler aynı değil

  32. hakan adanır dedi ki:

    Osamanlıda güçlendiği zaman milletin karısına kızına asılmaya başladı diğerleride acaba bunu yaparken senin peygamberinimi örnek aldı

  33. yasir dedi ki:

    8:67 –
    Hiçbir peygamberin, yeryüzünde ağır basmadıkça (kesin zafere ulaşıp üstün gelmedikçe) esirleri olması layık değildir. Siz dünya malını istersiniz, oysa Allah ahireti kazanmanızı murad eder. Allah azizdir, hakimdir.

    8:70 –
    Ey Peygamber, elinizdeki esirlere de ki: “Eğer Allah sizin kalblerinizde bir hayır bulursa, sizden alınandan daha hayırlısını size verir ve günahlarınızı bağışlar. Çünkü Allah bağışlayıcıdır.”

    47:4 –
    Savaşta inkâr edenlerle karşılaştığınız zaman hemen boyunlarını vurun. Nihayet onlara üstün geldiğiniz zaman bağı sıkı bağlayıp esir alın. Sonra harp ağırlıklarını atıp, savaş bitince de onları ya karşılıksız olarak, ya da fidye ile salıverin. Allah’ın emri budur. Eğer Allah dileseydi onlardan başka türlü de intikam alırdı. Fakat böyle olması sizi birbirinizle denemek içindir. Allah yolunda öldürülenlere gelince, Allah onların amellerini asla boşa çıkarmaz.

    Şimdi Allah yolunda savaşıyoruz diyenlerin yaptıkları ile ALLAHIN yolu ve Kuran tamamen zıt…
    Kuranda savaş halindeyken esirlerin durumu açıklanmaış ama Cihad yapıyaruz diyenler elleri arkadan bağlı esirlerin kafalarına sıkıyorlar, tabiki bunlar manipilasyon dezanfarmasyon değillerse bunlar Allahın dinine-sünnetine-kurna-vahye-nura-ruha tamamen sıt ve karşıdır…

    • 1okuyucu dedi ki:

      Yasir;

      8:67 –
      Hiçbir peygamberin, yeryüzünde ağır basmadıkça (kesin zafere ulaşıp üstün gelmedikçe) esirleri olması layık değildir. Siz dünya malını istersiniz, oysa Allah ahireti kazanmanızı murad eder. Allah azizdir, hakimdir.

      bu ayet, Mekkelilerle yapılan hubeydiye barış anlaşmasında, Medineli esirlerin karşılıksız salınmamalarına rağmen, Mekkeli esirlerin karşılıksız salıverilmesi maddesini kabul eden Muhammede, başta Ömer olmak üzere tüm sahabenin itiraz etmesi üzerine gönderilmiştir,

      çünki Muhammed, Müslüman topluluğun siyaseten tanınmasını, Mekkelilerden medet uman çevredeki kabilelere kolayca saldırmayı ve dini daha rahat yaymayı amaçlıyordu, o nedenle Mekkelilerin tüm şartlarını eğilip bükülerek te olsa kabul etmişti,

      8:70 –
      Ey Peygamber, elinizdeki esirlere de ki: “Eğer Allah sizin kalblerinizde bir hayır bulursa, sizden alınandan daha hayırlısını size verir ve günahlarınızı bağışlar. Çünkü Allah bağışlayıcıdır.”

      bu ayette Kuranın tanrısı Muhammedden esirlere nasihatte bulunmasını istiyor,
      hepte asıp keserek dini yayacak halleri yok ya?

      47:4 –
      Savaşta inkâr edenlerle karşılaştığınız zaman hemen boyunlarını vurun. Nihayet onlara üstün geldiğiniz zaman bağı sıkı bağlayıp esir alın. Sonra harp ağırlıklarını atıp, savaş bitince de onları ya karşılıksız olarak, ya da fidye ile salıverin. Allah’ın emri budur. Eğer Allah dileseydi onlardan başka türlü de intikam alırdı. Fakat böyle olması sizi birbirinizle denemek içindir. Allah yolunda öldürülenlere gelince, Allah onların amellerini asla boşa çıkarmaz.

      buradaki ayette, Kuranın tanrısı, karşılıksız veya fidye karşılığı serbest bırakın diyerek, nasıl davranmaları gerektiği konusunda Müslümanları serbest bırakıyor, yani bu ayette Kuranın tanrısı esirlerin köle olarak satılmasına açık kapı bırakıyor?

      —Şimdi Allah yolunda savaşıyoruz diyenlerin yaptıkları ile ALLAHIN yolu ve Kuran tamamen zıt…
      Kuranda savaş halindeyken esirlerin durumu açıklanmaış ama Cihad yapıyaruz diyenler elleri arkadan bağlı esirlerin kafalarına sıkıyorlar, tabiki bunlar manipilasyon dezanfarmasyon değillerse bunlar Allahın dinine-sünnetine-kurna-vahye-nura-ruha tamamen sıt ve karşıdır… (senden alıntı)

      tevbe-29, enfal-39, enfal-65, bakara-216 ve benzerlerinden de söz etseydin ya,
      herhalde bu ayetler, Allahın dinine sünnetine aykırı değil, yoksa aykırı mı?

      • yasir dedi ki:

        ””tevbe-29, enfal-39, enfal-65, bakara-216 ve benzerlerinden de söz etseydin ya,
        herhalde bu ayetler, Allahın dinine sünnetine aykırı değil, yoksa aykırı mı?”’SENDEN ALINTI—-

        Bu ayetlerden nasıl bir haksızlık nasıl bir adaletsilik çıkarıyorsun anlamak elde değil…Bu ayetlerden bunları anlıyorsan çak trajikomik bir durumdasın demek…

        Adaletsizlik-haksızlık-hırsızlık-emek sömürülmesi-zina-fuhuş-alkol-uyuşturucu-kumar-faiz-insan öldürmek-toplumları ilim dışında tutmak karanlık yaratmak-fitne çıkarmak-savaş çıkarmak, vsvsvsvs bir çok şeyin karşısında durmak ve bunların karşısında mücadele vermek savaşmak kötümüdür değilmidir…Sen bunların karşısında mücadele vermenin-cihad etmenin-savaş vermemin kötü olduğunu idda ediyorsan insanlık değerlerini gözden geçirmen gerekir.

      • 1okuyucu dedi ki:

        Yasir;

        —–Adaletsizlik-haksızlık-hırsızlık-emek sömürülmesi-zina-fuhuş-alkol-uyuşturucu-kumar-faiz-insan öldürmek-toplumları ilim dışında tutmak karanlık yaratmak-fitne çıkarmak-savaş çıkarmak, vsvsvsvs bir çok şeyin karşısında durmak ve bunların karşısında mücadele vermek savaşmak kötümüdür değilmidir…Sen bunların karşısında mücadele vermenin-cihad etmenin-savaş vermemin kötü olduğunu idda ediyorsan insanlık değerlerini gözden geçirmen gerekir. (senden alıntı)

        tabi canım, çok haklısın?

        Kuranın tanrısı savaş çığırtkanlığı yaparken Müslümanları savaşa teşvik ederken, onları yakaladığınız yerde öldürün demiyor, kafirleri fitne sebebi olarak göstermiyor, ganimet peşinde koşun demiyor, zekât, cizye veya fidye alın demiyor, vermezlerse onlarla savaşın demiyor,

        o saydıklarınla mücadele edin diyor,

        hani uyanda balığa gidelim derler ya, neyse uyu yavrum ninni diyelim?

  34. hakan adanır dedi ki:

    Savaşta inkâr edenlerle karşılaştığınız zaman hemen boyunlarını vurun. Nihayet onlara üstün geldiğiniz zaman bağı sıkı bağlayıp esir alın. Sonra harp ağırlıklarını atıp, savaş bitince de onları ya karşılıksız olarak, ya da fidye ile salıverin.(senden alıntı)

    Yasir kardeş burada hoşlanmadığın bir durum yokmu bizim işid varya hani ırakta yezidilerin karısını kızını almıştı.Daha sonra para karşılığı arap tüccarlarına satmışlardı.Bu durum ile yukardaki ayetin bir benzerliği varmı yokmu bence var onların niçin böyle davrandığının anlamı var eğer ben gerizekalı değilsem böyle anlarım olayı sen nasıl anlıyorsun acaba senin bu konudaki düşüncelerini almak istiyorum. Bana hiç bir yorum yapmadan bu iki olay arasında benzerlik varmı yokmu onu söyle

    • yasir dedi ki:

      Allah savaş bitince esirleri ülkelrine-ailelerine vs ait oldukları yere ya fidye karşılığı yada karşılıksız salıverin denilmektedir…Esirleri hayvan gibi satın denilmiyor, bundan senin böyle anlaman çok doğal, eğer manipilasyon değilse ve ışid böyle yapıyorsa onlarla senin bir farkın yok müslüman olmuş olsaydın sende ışid gibi yapardın…Bu durumda zeka problemin olduğu ortaya çıkıyor, senin zekan gerimi-ilerimi ortada açık bir şekilde yazmaya gerek yok.

      • 1okuyucu dedi ki:

        Yasir;

        —-Allah savaş bitince esirleri ülkelrine-ailelerine vs ait oldukları yere ya fidye karşılığı yada karşılıksız salıverin denilmektedir (senden alıntı)

        bahaneni sevsinler,

        elindeki esiri fidye karşılığı satmayı kafasına koymuş olan ahlâksız, parayı kimin verdiğine bakar mı?

  35. hakan adanır dedi ki:

    Ne manipilasyonu kardeşim manipilasyon yapan sizsiniz senin gözünün için soka soka yazdırmış arap bedevisi sen kalkmış allahınada peygamberinede iftira ediyorsun

    Allah savaş bitince esirleri ülkelrine-ailelerine vs ait oldukları yere ya fidye karşılığı yada karşılıksız salıverin denilmektedir. (senden alıntı)

    bana allahın böyle dediğini kanıtlayan kuran ayeti yada hadis artık neye inanıyorsanız bununla örtüşen bir kanıt göstermezseniz sizden yalancı insan yoktur.Ailelerine teslim edin diyor.yalana bak hele sen bedevilerde aile kültürü varmı yokmu onu bir öğren önce adamlar karı üstüne karı getiriyor kimin çocuğu kiminkisi kim kiminle kırıtıyor bilmiyor bunlar aileyi bilecek vaybe Ben burada senin yorumlarını gerçek gibi kabul edemem ben işidin yada başka adi bir islami terörist grubun faliyetini kanıtlar sunarak sana gösteriyorum sen kalkmış bana hikaye anlatıyorsun insanda biraz utanma olur.Arabın dinini savunacaksınız diye kendinizi ne hallere sokmuşsunuz yazıklar olsun size

    Savaşta inkâr edenlerle karşılaştığınız zaman hemen boyunlarını vurun. Nihayet onlara üstün geldiğiniz zaman bağı sıkı bağlayıp esir alın. Sonra harp ağırlıklarını atıp, savaş bitince de onları ya karşılıksız olarak, ya da fidye ile salıverin.(senden alıntı)

    Bunu sen yazmadınmı?
    burada boyunlarını vurun hayvan yerine konmuyorlarmı? sıkı bağlayıp esir edin hayvan yerine koymuyorlarmı?
    Sen yazdın neyi kırıtıyorsun şimdi bu yazdığına cevaben yazdığın

    llah savaş bitince esirleri ülkelrine-ailelerine vs ait oldukları yere ya fidye karşılığı yada karşılıksız salıverin denilmektedir…Esirleri hayvan gibi satın denilmiyor, bundan senin böyle anlaman çok doğal, eğer manipilasyon değilse ve ışid böyle yapıyorsa onlarla senin bir farkın yok müslüman olmuş olsaydın sende ışid gibi yapardın…Bu durumda zeka problemin olduğu ortaya çıkıyor, senin zekan gerimi-ilerimi ortada açık bir şekilde yazmaya gerek yok.(senden alıntı)

    Arabın dinini savunacaksınız diye yapmadığınız manevra vede kıvırtkanlık kalmadı

    senin allahın peygamberin izah etmesini bilmiyor sen biliyorsun değilmi?

    Şimdi sonuç bana sadece
    Allah savaş bitince esirleri ülkelrine-ailelerine vs ait oldukları yere ya fidye karşılığı yada karşılıksız salıverin denilmektedir. (senden alıntı)

    Bununla birebir örtüşen kuran ayeti göstermessen senden yalancı,hilekar,bir insan yoktur

    • yasir dedi ki:

      Sen neyin kafasındasın yahu…Ayet ile hadisi ayırt edemiyorsun…Abilerinden yardım al biraz…

      Savaşta inkâr edenlerle karşılaştığınız zaman hemen boyunlarını vurun. Nihayet onlara üstün geldiğiniz zaman bağı sıkı bağlayıp esir alın. Sonra harp ağırlıklarını atıp, savaş bitince de onları ya karşılıksız olarak, ya da fidye ile salıverin.47/MUHAMMED-4

      Bak bu üstteki ayet iyi oku…

      (Savaşta inkâr edenlerle karşılaştığınız zaman hemen boyunlarını vurun.)47/MUHAMMED-4
      Savaşta kimse kimseye gül ikram etmez, değil mi? Burada savaş esnasında eşit şartlarda olduğunuzda onları öldürün deniliyor.

      (Nihayet onlara üstün geldiğiniz zaman bağı sıkı bağlayıp esir alın)47/MUHAMMED-4
      Savaşta üstünlük salandığında yani düşman güçsüz düştüğünde onları hareketsiz ve esir-göz altında tutun denilmekte.

      (Sonra harp ağırlıklarını atıp, savaş bitince de onları ya karşılıksız olarak, ya da fidye ile salıverin.)47/MUHAMMED-4
      Savaş bitincede ya fidye karşılığı yada karşılıksız salıverilmesi emredilmekte…

      Ya ne olacak sizin bu haliniz, Allahtan siz müslüman değilmişsiniz olsaydınız kınadığınız-kızdığınız kişileri gerçerdiniz dünyayı darmaduman ederdiniz…Bu ayetten hayvan gibi satmayı nasıl çıkarıyorsunuz anlamak mümkün değil…Yahu bütün yapılan savaşlarda düşen eşirler bir bedel karşılığı serbest bırakılır, hadi kuranı bilmiorsunuz uluslar arası ilişkileri-hukuku-savaş hukukunu vs bunlardanda mı haberiniz yok.

      • hakan adanır dedi ki:

        Ya ne olacak sizin bu haliniz, Allahtan siz müslüman değilmişsiniz olsaydınız kınadığınız-kızdığınız kişileri gerçerdiniz dünyayı darmaduman ederdiniz…Bu ayetten hayvan gibi satmayı nasıl çıkarıyorsunuz anlamak mümkün değil…Yahu bütün yapılan savaşlarda düşen eşirler bir bedel karşılığı serbest bırakılır, hadi kuranı bilmiorsunuz uluslar arası ilişkileri-hukuku-savaş hukukunu vs bunlardanda mı haberiniz yok.(senden alıntı) Yahu senin yukarıda söylediklerine bir şey dediğim yok ama öyle bir anlatış tarzın varki sanki müslümanlar bunları esir almamış misafir etmişler yedirmişler,içirmişler sonra helikopterli ambulansla ailelerine teslim etmişler benim karşı çıktığım nokta bu

        Şimdi senin kankan var (bilal) diyorki bu araplar çok güzel arapça konuşur resmi yazışmalarında bile noktalama işaretlerine ihtiyaç duymazlar iyi, hoş, çok güzel arapların birbirlerini anlamaları,demekki bunlar çok güzel anlaşıyorlar.Şimdi senin kankitolardan işid diyorki ben kafada keserim,kafayı top yapıp idmanda yaparım, milletin karısına kızınada ağız suyu akıtırım,karıdan sıkıldımmıda satarım,diğer tarafta senin peygamberinin sünnetini yerine getirip kendisine karı satın alıyor.Yani 1.5 milyar insan bunlara bişi demiyor bunların senin peygamberinin sünnetini yerine getirdiğinden hem fikir sen ve bilal bunlar yanlış yapıyor diyeceksiniz. Çok merak ediyorum sen gidip işide deseydin siz yanlış yoldasınız filan ne oldurdu acaba diye geçen bir arkadaşın söylediği gibi senin o güzel kafanı paketleyip bir güzel ambulanslı helikopterle ailene teslim ederdi.Yani bu olaylar hayvanlık değilde nedir yasir bey artık sen nasıl anlıyorsan sen biliyorsun Saygılarımla

      • 1okuyucu dedi ki:

        Yasir;

        —Savaşta inkâr edenlerle karşılaştığınız zaman hemen boyunlarını vurun. (Kuranın tanrısından alıntı)

        şavaşta insanların amacı birbirlerini öldürmektir, (hani derlerya bunu bilmeyen ahmaktır), savaşı kaybeden taraf teslim olur ve aralarında barış şartlarını görüşürler,

        bunlardan boş boş konuşan insanların bahsetmesini anlarımda, bunları bir tanrı söylediğinde….işte onu anlayamam???

        —-Ya ne olacak sizin bu haliniz, Allahtan siz müslüman değilmişsiniz olsaydınız kınadığınız-kızdığınız kişileri gerçerdiniz dünyayı darmaduman ederdiniz…Bu ayetten hayvan gibi satmayı nasıl çıkarıyorsunuz anlamak mümkün değil…Yahu bütün yapılan savaşlarda düşen eşirler bir bedel karşılığı serbest bırakılır, hadi kuranı bilmiorsunuz uluslar arası ilişkileri-hukuku-savaş hukukunu vs bunlardanda mı haberiniz yok. (senden alıntı)

        tanrınızın gazıyla kendinizi matah bir şey sanmanıza gülüp geçiyorsak ta, cahilliğinizi ilan etmenize bir anlam veremiyoruz?

        bizim uluslar arası ilişkilerden haberimiz varda, senin Muhammed döneminden haberin yok,
        o devirde esirler ganimet kapsamında sayıldığından mal (köle) olarak telakki ediliyorlardı,
        o nedenle hayvan veya eşya denmesi ne fark eder ki, sonuçta hayvanda olsa eşyada olsa, mal maldır, hele esir güzel bir hatunsa, açık artırma usulü satılmasına engel olan ne ola ki?

        sana aşağıdaki kelimelerin anlamını sormuştum, cevap vermemişsin,

        Tahrîru, fe tahrîru

        ne olduğunu ben söyleyeyim, kelimelerin anlamı “azad etmek”,

        azad edilenin ne olacağını da sen söyleyiver bir zahmet?

      • yasir dedi ki:

        ———-bana martaval okuma, bakara-178’in iniş sebebini ve ayetin ne anlama geldiğini açıkla,
        haydi bekliyorum,——–ALINTI….

        Okuyucu ne zamandır siteye giremiyordum baktım ki, elle tutulur hala bir şeyler orta ya koyamamışsın, senin dediklerine cevaplar vermeye çalışıyorum…
        Tahriru’yu sordum açıklıyoruz inşallah…Ama sen takmışsın bakara 178’e onada sıra geleçek acele etme diyorum anlamıyorsun….Ne den mi böyle yapıyorum, çünkü bazı şeyleri anlaman lazım, bu açıklamalar yapıldıktan sonra sırasıyla cevaplarını alırsın inşallah…Merdiveni sırasıyla çık adımları atlama düşersin…

        Muhammet 4’te geçen ”RİKAB” kelimeleri ile Rakabet aynı anlamdadır… bunları normalde ‘RAKABET” köle olarak çevrilir, lakin köle-esir bunlar aynı anlamda gibidirler ve kelime olarak köle manaasına gelmez bağımlı-bağlı anlamındadır dünyalık bir çok sebebler yüzünden savaş-iş-borç- vs gibi sebeblerden resmi eya gayri resmi bağımlı kalmaktır…
        O kadar komiksin ki sporcuları düşününce sana gülmeden edemiyorum ”BONSERVİS” adamlar parayla alınıp satılıyorlar yazık garibanlar köle muamelesi görüyorlar…
        Bunları anlaman için okumak yetmez, aynı zamanda düşünmek-hissetmek-yaşamak lazım…

        Şimdi bakara 178’de adb olanlar mı üstün, yoksa hür olanlar mı, üstün… Allah peygamberlerini abd olarak tanımlamaktadır….

      • 1okuyucu dedi ki:

        Yasir;

        bana martaval okuma, bakara-178’in iniş sebebini ve ayetin ne anlama geldiğini açıkla,
        haydi bekliyorum

      • yasir dedi ki:

        Sayın okuyucu, şu senin yaptığını bizler çoçukken yapıyorduk zora girdiğimizde işi girdaba sokarken yapardık, sen anlamasanda şu an senin durumun aynen bu…
        Benin cevap veremediğimi söyleyerek aslında kendi bulundğun durumu-ruh halini ortaya koyuyosun bu pisikolojik bir durum ve sorundur, bence kendini bir gözden geçir, bu tip pisikolojik sorunlar yaşayan kişilerde pek sık görülen bir durum…
        Aslıda ben sana burada işin sırasına göre gittiğimi söyleyerek cevaplarımı veriyorum ama sen hala çoçuk gibi cevap ver diyorsun…Bence okumayı biraz ara ver biraz düşünmeye dene ve düşünmeye zaman ayır…Benin yazdıklarıma ançak bu şekilde cavaplar yazabiliyorsan benim değil senin verecek cevapların yok demektir, bunu kabullenmen bir erdemdir, senin durumunda ben olsaydım bunu kbullenme yoluna gidip mantıklı bir munazaraya devam eder ve bilmediklerimi veya yanlış bildiklerimi öğrenmeye çalışırdım…
        Ama sizler, ançak Allahı-islamı-kuranı kendi nefsani çıkarları veya istedikleri gibi eğip bükenlerin anlattıklarına inandığınızdan islam litarürü olarak onları kabul etmektesini ve bunu böyle kabul etmenizden dolayı kınayıp saldırdığınız kişilerden farkınızın olamadığının farkında bile olamıyorsunuz…Allaha-islama-kuran ianan biri olsanız şu an savunduğunuz kölelik sisteminide savunacağınızdan hiç şüphe yok bu halde şükürki inanmıyorsunuz dmek geliyor içimden, allah sizede iman nasip etsin ama düzğün bir iman…

      • 1okuyucu dedi ki:

        Yasir;

        —Benin cevap veremediğimi söyleyerek aslında kendi bulundğun durumu-ruh halini ortaya koyuyosun bu pisikolojik bir durum ve sorundur, bence kendini bir gözden geçir, bu tip pisikolojik sorunlar yaşayan kişilerde pek sık görülen bir durum… (senden alıntı)

        Ey iman edenler! Öldürülenler hakkında size kısas farz kılındı. Hüre hür, köleye köle, kadına kadın (öldürülür). Ancak her kimin cezası, kardeşi (öldürülenin velisi) tarafından bir miktar bağışlanırsa artık (taraflar) hakkaniyete uymalı ve (öldüren) ona (gereken diyeti) güzellikle ödemelidir. Bu söylenenler, Rabbinizden bir hafifletme ve rahmettir. Her kim bundan sonra haddi aşarsa muhakkak onun için elem verici bir azap vardır. (bakara-178)

        alt tarafı yukarıdaki ayetin iniş sebebini ve ayetin yorumunu istedim senden,
        cevap verdinde ben gözden mi kaçırdım acaba? herhalde gözden kaçırmış olmalıyım ki birkaç defa cevap vermeni istedim,

        ayrıca sen cevap verdiğini söylüyorsan cevap vermişsindir muhakkak, o zaman kusura bakma, ben senin cevap verdiğini anlayamamışım, cevap vermediğini sanmışım, herhalde algılamayla ilgili psikolojik bir sorunum olmalı?

        neyse ben tekrar geriye dönük mesajlarını gözden geçireyim, eğer cevap verdiğini yinede anlayamassam en iyisi bir psikoloğa görüneyim.

        —-Allaha-islama-kuran ianan biri olsanız şu an savunduğunuz kölelik sisteminide savunacağınızdan hiç şüphe yok bu halde şükürki inanmıyorsunuz dmek geliyor içimden, allah sizede iman nasip etsin ama düzğün bir iman… (senden alıntı)

        ben İslâma inanan biri olsaydım, bakara-178’e göre kölelik düzeninin geri gelmesinde bir sakınca görmezdim, çünki bakara-178 öldürülenlerle ilgili kısas hükümlerini belirlerken bir taraftanda toplumu hür, köle, kadın olarak statü ve cinsiyetlerine göre kategorize etmiş, üstelik öldürenin kim olduğuna bakmaksızın öldürülenin eşdeğerinin kısas edileceğini hükme bağlamış, yani Kuranın tanrısı o günkü mevcut toplum düzenini kabullenmekle kalmayıp, kategorize ettiği grupların birbirlerinden değerce farklı olduğu kanısına varmış ve kısasa kısasta öldürülenin eşdeğerinin kısas edileceğini hükme bağlamış,

        yani, öldürenin kim olduğuna bakılmaksızın, bir hür öldürüldüğünde karşı taraftanda bir hürün kısas edileceği, bir köle öldürüldüğünde karşı taraftanda bir kölenin kısas edileceği, bir kadın öldürüldüğünde karşı taraftanda bir kadının kısas edileceği hükme bağlamış,

        ayrıca ben İslâma inanan biri olsaydım, beşeri sistemlere rağbet etmez tanrının hükümlerinin geçerli olacağı bir yönetim şeklini(şeriatı) savunurdum, ama ben dinlere inanan biri değilim, çünki insan oğlu yaratılış fıtratı gereği tanrının koyduğu doğa yasalarının belirlediği şekilde davranıyor, Kuranın tanrısı Kuranda adı sayılan peygamberlerle birlikte gelse yinede insanoğlunun davranış şekillerinde herhangi bir değişiklik olmaz, yani tanrının insanlığa çeki düzen verme iddiası din bezirganlarının uydurduğu birer masaldan ibaret, çünki dinler toplumları yönetmeye talip olanların girdikleri iktidar kavgalarında kullanmak üzere icad edilmiş ideolojik enstrümandan başka bir şey değil,

        diğer ideolojilere göre üstün olduğu taraf ise, ölümle her şeyin bittiğine inanmak istemeyenlere cennet pazarlama gibi bir avantajı olduğu için diğer ideolojiler gibi göpe gitmesi çok zor?

        dezavantajı ise, dinler arası veya ayni din mensupları arasında inanç kavgalarına sebep olması?

        yani dinler olmasaydı, insanlar din faktörü nedeniyle birbirlerini boğazlamayacaktı, sadece çıkarları için birbirlerini boğazlayacaklardı, bununda sorumlusu din pazarlayan bezirganlar ve onların uydurdukları tanrılar olmayacaktı,

        özetle insanlığa çeki düzen vermek için geldiği iddia edilen semavi dinler, kan ve göz yaşından başka bir şey getirmemiştir, bununda sorumlusu ben tanrının elçisiyim diyenler ve sorgusuz sualsiz ben tanrının elçisiyim diyenlere inananlardır.

      • yasir dedi ki:

        Okuyucu, maide 45’i okursan burada tarihi kurandan çok eski bir vakaya vurğu vardır, buradan anlaşılan kişisel-bireysel olaylarla, toplumsal-kollektif olayları karıştırmandır…
        Maide 45’de çok açık Kurandan önce var olan tevratta yazılmış ”cana can” olayını anlatmakta ve tastiklemektedir bu aynı zamanda bunun devam ettiğininde bir çıkarımıdır…
        Lakin bakara 178’de bireysel veya kişisel olayların-çıkarımların dışında bir çok toplumsal ve kollektif olaylar-çıkarlar eylemler sonucu anlaşmazlılara saldırganlıklara vurğu vardır bunların ayırt edimesi için bir çıkış yoludur…
        Lakin sizin istediğiniz veya görmek istediğiniz çıkarımları tam tersleride çıktığından bir müslümanın uyması gereken Allaha-adalete en yakın olanı olacaktır…
        Yani iki toplum-cemaat arasındaki veya patron-kocabaş arsındaki husumet sonucu altlarına yani çalışanlarına, emirlerinde olanlara ”abd” verdikleri emirler doğrultusunda azmettirici-cinayeti işleyen katil ve öldürülen mefta bunların durumlarına açklık getirmektedir…Yani bir adb-işçi bir hürü-patronu öldürdüyse sizin mantığınıza göre yırtmış mı? oluyor klasik anlayışa göre sizler bunları söyleyeceksinizdir…Bir patron-hür, bir abd-işçiyi öldürdüğünde bu durumdada patron-hür yırtmış oluyor her iki durumdada adaletsizlikler doğmuş olmuyor mu?
        Ayrıca sen hiç merak etme her durumda hem azmettirici, hemde katil cezasını bulacaktır, işt adalet budur…Lakin tamamen toplumsal çıkarlar ve kişisel çıkarlar içinde olsa öldürene öldürendir, yani cana candır…Zaten bunuda beter edip kan davalarına dönüştüğünden kimin kimi öldürdüğü belirsizleşmiştir…Zaten bir müslüman kişi ve toplum bu durumlara gelmemelidir lakin en kötü ihtimal ve dünyada olanlar yüzünden insanlar bunlarla karşılaşaçağından güzel bir ayettir, kişi müslüman olduğunda zaten bunlarla karşılaşmıyacaktır, karşılaştığında uyğulaması gereken hukuk belirtilmiştir…

        ”hurru bil hurri vel abdu bil abdi vel unsâ bil unsâ”

        Yani bir tabir vardır ”bil mukabele” ”mukabil” işte bu ayetlerde hurru ”bil” hurri vsss işte ”bil” yani öldürmeler bil mukabeledir, öldüren hür ise öldürülenin kim olduğu önemli değil hür olan katil kıssas edilir, yani öldüren adb-işçi ise o kıssas edilir, öldüren kadın ise o kıssas edilir… Yani öldüren bir kadın, öldürülen bir erkek ise hayır biz bunu kıssas kabul etmeyiz karşılığında bir erkek kıssas isteriz diyemessiniz, eski örf-adet-atalarınız uyğuladığı ile hümedemessiniz yani örfe-toplumsal-sosyal sınıflandırmaya göre değil ”cana can” olur kıssas…Bakara 178 iyi ounduğunda madurlara yol gösterilmektedir yani öldürülen kişilerin tarafının izlemesi gereken yol gösterilmektedir, sizden birini öldüren hür ise o hürü kıssas yapabilirsiniz veya abd ise o abd’ı, veya kadın ise o kadını yani katilin kandisini kıssas yapabilirsiniz, katilin sınıfsal veya toplumsal konumunu beyanmeyip olayla hiç alakası olmayan birini öldüremessin veya katilin dışında başkasını isteyip adaletsizliğe yol açamassınız…

        Ayette, madur tarafın izlemesi gerekn yol ve tamamen öldüren kişiye vurgu vardır, ”hurri bil hurri” ve abdun bil abdi” vs unsa bil unsa” yani katil hürse ise hür olan o katili kıssas yapabilirsiniz veya öldüren işçi ise o katil olan işçiyi kıssas yapabilirsiniz veya kadınsa o kadını kıssas yapabilir idam edebilirsiniz…
        Yani klasiklerin veya nonteislerin dediği gibi öldürülen hür ise öldürene bakmadan karşılığında bir hür kıssas yapılır veya abd öldürüldü ise katile bakmadan bir adb’ı gönder iş bitsin veya öldürülen bir kadın ise katile bakmadan bir kadını gönder iş bitsin değildir, bunlar tamamen sizlerin zanları ve anlama zorlularınız sonucunda doğanlardır…

      • 1okuyucu dedi ki:

        Yasir;

        — Benin cevap veremediğimi söyleyerek aslında kendi bulundğun durumu-ruh halini ortaya koyuyosun bu pisikolojik bir durum ve sorundur, bence kendini bir gözden geçir, bu tip pisikolojik sorunlar yaşayan kişilerde pek sık görülen bir durum… (senden alıntı)

        pardon, cevap vermişsin ya? bende cevap vermediğini sanarak durmadan senden cevap vermeni istiyordum!!! gerçekten benim bir psikoloğa gitmem şart oldu???

        —- maide 45’i okursan burada tarihi kurandan çok eski bir vakaya vurğu vardır, buradan anlaşılan kişisel-bireysel olaylarla, toplumsal-kollektif olayları karıştırmandır…Maide 45’de çok açık Kurandan önce var olan tevratta yazılmış ”cana can” olayını anlatmakta ve tastiklemektedir bu aynı zamanda bunun devam ettiğininde bir çıkarımıdır… (senden alıntı)

        aksine sen bireysel olaylarla toplumsal olayları birbirine karıştırdığın için cana can hükmünün yürürlükte olduğu yanılgısına düşüyorsun?

        Tevrat’ta onlara şöyle yazdık: Cana can, göze göz, buruna burun, kulağa kulak, dişe diş (karşılık ve cezadır). Yaralar da kısastır (Her yaralama misli ile cezalandırılır). Kim bunu (kısası) bağışlarsa kendisi için o keffâret olur. Kim Allah’ın indirdiği ile hükmetmezse işte onlar zalimlerdir (maide-45)

        Ey iman edenler! Öldürülenler hakkında size kısas FARZ KILINDI. Hüre hür, köleye köle, kadına kadın (öldürülür). Ancak her kimin cezası, kardeşi (öldürülenin velisi) tarafından bir miktar bağışlanırsa artık (taraflar) hakkaniyete uymalı ve (öldüren) ona (gereken diyeti) güzellikle ödemelidir. Bu söylenenler, Rabbinizden bir hafifletme ve rahmettir. Her kim bundan sonra haddi aşarsa muhakkak onun için elem verici bir azap vardır. (bakara-178)

        maide-45, Tevrattaki öldürme ve yaralamalarla ilgili kısasa kısas hükümlerini anlatmaktadır ama bakara-178 öldürülenlerle ilgili kısasa kısas hükümlerini cinsiyet ve statülerine göre kategorize ederek farz kıldığından Tevrattaki cana can hükmünü yürürlükten kaldırmıştır,

        yani bakara-178 Tevrattaki cana can hükmünü yürürlükten kaldırarak yerine hüre hür, köleye köle, kadına kadın hükmünü farz kılmıştır,

        bakara-178 sadece öldürmelerle ilgili olduğundan, maide-45’teki hükümler yaralama olaylarında göz önüne alınacak hükümlerdir, yani, öldürmelerde bakara-178, yaralamalarda maide-45 yürürlüktedir,

        eğer bakara-178’de öldürmelerle ilgili kısasa kısas hükümleri farz kılınmasaydı, Tevrattaki cana can hükmü kaale alınabilirdi ama bu seferde cana can hükmü varken bakara-178’e ne gerek var sorusu haklı olarak sorulurdu?

        el hurru bi el hurri : hür hür ile:
        ve el abdu bi el abdi : köle köle ile:
        ve el unsâ bi el unsâ : ve kadın, kadın ile, dişi dişi ile

        “el hurru bi el hurri, ve el abdu bi el abdi, ve el unsâ bi el unsâ”

        ”hurru bil hurri vel abdu bil abdi vel unsâ bil unsâ”

        Ey iman edenler! Cinayetlerde size kısas farz kılındı. Hür olan, öldürdüğü hür kimse yerine; köle, öldürdüğü köle yerine; kadın, öldürdüğü kadın yerine kısas olunur. Kim kardeşi tarafından bir affa uğrarsa, akla ve örfe uygun bir şekilde, diyetini güzellikle ödesin. Bu, Rabbinizden size bir indirim ve bir rahmettir. Bundan sonra kim haddi aşarsa, pek acı bir azabı hak etmiş olur. (Ümit Şimşek)

        önce şunda anlaşalım, kuran meali sitesindeki diyanet tercümeleri dahil, tüm tercümanlar (bir kişi kul demiş) ayetteki kelimeleri hür, köle ve kadın olarak tercüme etmişler,

        yukarıdaki tercümeyi ise Kuran meallerinin hatalı olduğunu iddia eden, Kuranı anlamak için Arapça bilmek gerektiğini iddia eden ve Arapçayı tüm tercümanlardan daha iyi bildiğini iddia eden seninde çok yakından tanıdığın Bilâl efendi göndermişti, öldürülenlerle öldürenlerin kimliklerinin birebir bilindiğini ”el” takısını öne sürerek iddia etmişti, bende ona eğer öldürülenlerle öldürenlerin kim oldukları birebir biliniyorsa bakara-178’in gelmesine ne gerek vardı, Tevrattaki cana can hükmünün suyumu çıkmış diye sormuştum,

        neyse daha fazla uzatmayayım, tüm Kuran tefsircileri ve buradaki Müslüman arkadaşlar dahil, bakara 178’deki kelimelerin hür, köle ve kadın olduğuna itiraz etmezken sen beni abd kelimesinin köle anlamına gelmediğine ikna edemezsin, çünki öncelikle ikna etmen gerekenler Kuran tercümanları ve buradaki Müslüman arkadaşlardır, anladın mı?

        —–Lakin bakara 178’de bireysel veya kişisel olayların-çıkarımların dışında bir çok toplumsal ve kollektif olaylar-çıkarlar eylemler sonucu anlaşmazlılara saldırganlıklara vurğu vardır bunların ayırt edimesi için bir çıkış yoludur…
        Lakin sizin istediğiniz veya görmek istediğiniz çıkarımları tam tersleride çıktığından bir müslümanın uyması gereken Allaha-adalete en yakın olanı olacaktır…
        Yani iki toplum-cemaat arasındaki veya patron-kocabaş arsındaki husumet sonucu altlarına yani çalışanlarına, emirlerinde olanlara ”abd” verdikleri emirler doğrultusunda azmettirici-cinayeti işleyen katil ve öldürülen mefta bunların durumlarına açklık getirmektedir (senden alıntı)

        ekonominin en önemli iki ayağının patronla işçinin öldürmeyle nasıl bir ilişkisi olabilir, yoksa sen patronları mafya babası, işçileri tetikçimi sanıyorsun, köleliğin yasal olduğu bir toplum düzeninde inmiş bir ayette hür olarak patronları, köle olarak işçileri göstermeye kalkışmanın mantığı nedir, madem patronlar hür, işçiler köledir, o halde rızkını kazanmak için bir patronun yanında işçi olarak çalışıyorsan patronundan seni işten çıkarmasını iste, isteki seni cinayete azmettirmesin, eğer bir iş yeri sahibiysen yanında çalıştırdığın işçileri işten çıkararak azad et, azad etki işçileri tetikçi olarak kullanmayasın? zorlama yorumlarla mantık kurallarını alt üst etmeye kalkma, ne yani günümüzde rızkını kazanmak için aldığı ücret karşılığında emeğini satan işçiler hür değil mi? senin mantığına göre herkesin hür olabilmesi için herkesin patron olması mı gerekiyor? yada herkesin işsiz olması mı gerekiyor? öyle ya patronu olmayan işsiz sonuçta özgür sayılır,

        —–”hurru bil hurri vel abdu bil abdi vel unsâ bil unsâ”
        Yani bir tabir vardır ”bil mukabele” ”mukabil” işte bu ayetlerde hurru ”bil” hurri vsss işte ”bil” yani öldürmeler bil mukabeledir, öldüren hür ise öldürülenin kim olduğu önemli değil hür olan katil kıssas edilir, yani öldüren adb-işçi ise o kıssas edilir

        Ayette, madur tarafın izlemesi gerekn yol ve tamamen öldüren kişiye vurgu vardır, ”hurri bil hurri” ve abdun bil abdi” vs unsa bil unsa” yani katil hürse ise hür olan o katili kıssas yapabilirsiniz veya öldüren işçi ise o katil olan işçiyi kıssas yapabilirsiniz veya kadınsa o kadını kıssas yapabilir idam edebilirsiniz… (senden alıntı)

        biriniz “el” takısının ölenle öldürenin kim olduklarının birebir bilindiğine işaret ettiğini öne sürer, sen öldürülenin kim olduğunun önemli olmadığını, (yani bilinse de olur, bilinmese de olur) “bil” kelimesinden öldürenin kim olduğunun bilindiğini söylersin,

        hadi diyelim Arapça “bil” kelimesinin Türkçe karşılığı “mukabil” olsun

        bu durumda sen, öldürülenin cinsiyetinin ve statüsünün önemli olmadığını iddia ettiğin için bakara-178’i hürün, kölenin veya kadının öldürdüğüne mukabil kısas edileceği şeklinde anlamamız gerektiğini iddia ediyorsun,

        bu durumda aslolan suçlunun cezalandırılması ise ve “bil” kelimesi nedeniyle suçlunun kim olduğu biliniyorsa bakara-178’e ne gerek var, cana can hükmünün suyumu çıktı,

        herhalde kısasa kısasın uygulanabilmesi için fail ile mağdurun kim olduklarının bilinmesinin şart olduğunu söylemeye gerek yok, zaten fail ile mağdurun kim oldukları birebir bilinmiyorsa kısasa kısas hükümleri uygulanamaz,

        yani cana can hükmünün, fail ile mağdurun kim olduklarını birebir bilindiği bir durumda uygulanacağını söylemeye gerek yok,

        peki failin bilindiği bir durumda, failin cinsiyet ve statüsünden söz etmeye ne gerek var?
        ancak polis kayıtları için gerekli olacak bilgiler niye Kuran ayetinde söylenmiş?

        failin kim olduğu biliniyorsa, Kuran ayetinde failin cezalandırılacağını söylemenin bir anlamı var mı?

        yoksa Kuranın tanrısı kısasa kısasta suçlunun cezalandırılacağının insanlar tarafından bilinmediğini mi sanıyor ki, suçlu cezalandırılır diyor?

        bir tanrı fail cezalandırılır demez, hele faili cinsiyet ve statüsüne göre kategorize etmez!!!???

        özetle failler bilinseydi, bakara-178’in gelmesine gerek kalmazdı, cana can şartına göre hüküm verilerek sorun halledilirdi,

        sana bakara-178’in iniş nedenini araştır demiştim, neyse

        bakara-178, faillerin bilinmediği bir ödeşme şeklinde (kan davası) cana can hükmünün uygulanamaması nedeniyle gönderilmiştir,

        (kan davası güdenlerin ister patron ister işçi olsunlar akraba olduklarını söylemeye gerek yok sanırım, yani birbirleriyle akraba olanların ister patron ister işçi olsunlar hür olduklarını söylemeye gerek yok sanırım, eğer yanlarında akraba olmadıkları ve ücret mukabili çalıştırdıkları işçiler varsa, bu işçiler kan davasının tarafı değillerdir, ama köleleri kan davasının tarafı olmasa da kullandıkları tetikçilerdir, çünki köleler efendilerinin emirlerine isteseler de istemeseler de uymak zorundadırlar, herhalde işçinin ne olduğunu anlatabilmişimdir?)

        kan davalı olupta ödeşmek isteyen iki kabile kim kime dum duma it dalaşında öldürenlerin kim olduklarının bilinmemesi nedeniyle cana can hükmünün uygulanamayacağını bildiklerinden pazarlık masasında birbirlerine üstünlük taslamaya kalkmışlar, biri kalkmış nasılsa toplu ödeşmelerle ilgili bir hüküm olmamasını fırsat bilerek, öldürülen kölesine veya kadınına karşılık karşı taraftan hür isteme cüretinde bulunmuş,

        bu iki kabile pazarlık masasında uzlaşamayınca, toplu ödeşmeleri çözmek üzere bakara-178 gelmiş ve kelle ödeşmesinde cinsiyet ve statü açısından eşdeğer olanların kısas edileceğini hükme bağlamış,

        yani hüre mukabil hür, köleye mukabil köle, kadına mukabil kadın kısas edilir demiş, demekle kalmayıp getirdiği şartları farz kılarak cana can hükmünü yürürlükten kaldırmış,

        eğer öldürenler biliniyordu dersen ve maide-45’in bakara-178’i yürürlükten kaldırdığını iddia edersen, Maide-45’teki Tevrat hükmünün bakara-178 gelmeden önce Kuranın tanrısı tarafından yüzlerce yıl önceden bilindiğini söylerim. üstelik hüre hür, köleye köle, kadına kadın şartlarının farz kılındığını da hatırlatırım, ayrıca öldürenin bilindiği bir durumda öldürenin statü ve cinsiyetinden bahsetmenin gereksizliğini de hatırlatırım.

        bu arada bilmukabele kelimesi ile ilgili bir şeyler söyleyeyim,

        “bilmukabele” kelimesi iki kişi arasında geçen diyalogda taraflardan birinin söylemlerine diğerinin aynen katılması anlamı taşır, örneğin; siz bize çirkin yakıştırmalarda bulunduğunuzda, biz sizin inandırıldığınız için bizi öyle sandığınızı varsayarak, size cevaben “bilmukabele” dediğimizde sizi değil, sizin bizi öyle sanmanıza sebep olanları, yani Kuranın tanrısını ve Muhammedi muhatap alıyoruz?

      • yasir dedi ki:

        Okuyucu, okadar çok yazmışsın ki, zamanım olmadığımdan hızlı bir şekilde okudum, toroya dediğimde bana kızıyor ama sende-oda hiç kızmayın rivayet-aktarma, falanfilan bulup getiriyorsunuz sonra size ezberci denildimi kızıyorsunuz, senin dediğin rivayet doğruda olabilir, doğru olmayadabilir ben zanlarla-rivayetlerle hareket etmem ve hiç bir yazımı-cevabımı zan veya rivayete göre yazmadım-yazmamaya çalışıyorum…Farzedelim ki senin dediğin rivayete göre o ayet indi lakin o olayın akabinde, o olay için inmiş olsa dahi sadece o olaylar ile sınırlı ve kısıtlı olabileceğini düşünmende sizlerin ne kadar dar düşünceli olduğunuzun bir gösterğesidir, Allah bir ayaeti bir vaka üzerine indirmiş olabilir lakin ayetler geniş kapsamlı ve her zmana hitap eder, öyle olmassa senin yaptığın gibi klasik düşünceli tefsircilerin kuranı ve ayaetleri sadece olaylara ve geçmiş zmaanlara hapsedip onlarla açıklaması hem sizlerin(nonteistlerin), hemde (uydurulan dine) uyanların bulundukları halin durumunu ortaya koymaktadır…

        ””failin kim olduğu biliniyorsa, Kuran ayetinde failin cezalandırılacağını söylemenin bir anlamı var mı?””

        İşte adamlar katili bildiği halde, katilin sınıfsal yapısını ve konumunu beyenmeyip kıssas olarak olayla hiç alakası olmayan sınıfsal yapısı yukarda olan kıssaslar isdediğinden, bu ayette onlar gibi olaylaradır,,,Yani katili beyenmedik bize başka birini daha üst sınıftan birini gönderin diyemessiniz, günümüzde dahi cinayetlerde katil infaz edilir, bunun bir çok örnekleri var, lakin ölenin ailesi af ederse infaz kalkar kamu cezası devam eder ve kan parası-diyet her halukarda vardır…Şimdi toplu olaylarda linçlerde öldüren belli olmadığı takdirde ölenlere kıssas yaparken böyle bir hukuk çıkarman çok üzücü iyiki müslüman değilmişsin, yahu senin dediğin bu olaylar sanki günümüzde her zaman yaşanıyor aslolan çoğunluk olaylardır, senin dediğin bu olaylara dünyada savaş deniliyor, savaştan sonra zaten yenen her halükarda savaş tazminatını alır, dünya savaş hukukunu araştır…Toplumsal linçlerde öldüren belli değilse kamu davaları bile çok zor işlerken senin bunları yazman çok trajikomik…

        Yahu ayet açık seçik ortada, öldüren kimse o kıssas edilir, yani başka kıssas isteyemessin…Statü veya, sınıfsal ayrımcılık yapamassın…Mukabele kelimeside karşılık demektir, yani karşılıklı aynısını yapmaktır, ramazan aylarında camilerde mukabele yapılır Hoca yüksek sesle okur mukabil kişilerde aynen onu takib ederler…

        Ayrıca ”abd” kelimesini ”köle” olarak tabir ederek günümüzde hizmet söktöründe veya her alanda çalışanları sen aşşalamış oluyorsun, ”abd” kelimesinin köle olmadığını söyleyerek günümüzde emek karşılığı ağır beden işçiliği yapanları ben onure etmiş oluyorum bunu dahi saptırman çok garip…

        Şimdi, ”abd” kelimesini yine araştır, kuranda abd kelimesi köle olarak geçmez, köle manasında ”me malik” yani memlük kelimesi kullanılmıştır araştırırsan göreceksin, memlüklülerin ismide burdan gelir, yani ” ME MALİK” sahip olunan demektir…”MA MELEKET” bunlar hep aynı manalara gelmektedir sözünde olanlar demektir, bunlardan sadece köle manası çıkarmak insanlığa-işçiliğe-emekçiliğe hakaretten başka bir şey değildir…

        Okuyucu, dedğim gibi bence bakara 178’i iyi okumalaısın, okumak yetmez düşünmelisin…
        Kölelik varmıdır, evet var olabilir, ama bu Allahın-islamın-Kuranın yasalarında yoktur, ne kadarda ıkınsanız çıkaramassınız…

        ”abd” olmak gönül işidir, gönülle ”ABD” olunur, sizin dediğiniz gibi zorunlu olduğunda buna” ZABD” denilir…

      • 1okuyucu dedi ki:

        Yasir;

        ayetler ve alıntılar yer kapladığı için ve kölelik devrinde pazarda alınıp satılan kölelerle, rızkı için çalışan işçileri birbirine karıştırman nedeniyle işçiliğin ne olduğunu anlatmam mesajı uzatmış olabilir ama bu hızlı şekilde okumanı gerektirmez, çünki burada konuştuğumuz sonuçta bir Kuran ayeti, dikkatli okuyup ciddi cevap vermeyi gerektiren bir durum söz konusu, yani edeceğin lafları ince eleyip sık dokumak zorundasın,

        —-Farzedelim ki senin dediğin rivayete göre o ayet indi lakin o olayın akabinde, o olay için inmiş olsa dahi sadece o olaylar ile sınırlı ve kısıtlı olabileceğini düşünmende sizlerin ne kadar dar düşünceli olduğunuzun bir gösterğesidir (senden alıntı)

        rivayetlere bende itibar etmem ama bir kısasa kısas hükmünde hiç gereği yokken hür, köle, kadın kavramları kullanılıyorsa, insan ister istemez sebebini merak ediyor, dolayısıyla ayetin iniş sebebini araştırıyor, çünki Tevrattaki cana can hükmü kısas için yeterli değil miydi ki? niye statü ve cinsiyet belirtilerek kısas hükmü değiştirilmiş, haliyle İslâmi kaynaklara bakarak ayetin iniş sebebini öğrenmeye çalışıyorsun,

        ben şimdi senin dar düşünceli yakıştırmana cevap vermek zorunda mıyım?
        nonteist gibi yakıştırmalarla bizi suçlamaya kalkacağına sorularımıza adam gibi cevap vermeyi denesen, çünki masaya yatırılan senin inandığın ayetler, tüm savunmanı ayetlere yöneltmen gerekirken bize saldırman senin tamamen çaresizliğinin, ezikliğinin psikolojik bir yansımasından başka bir şey değil, bize hakaret etmen hem yakışmıyor, hemde senin psikolojik durumunu örtmeye yetmiyor, o nedenle ayetlere odaklan, zaten tartışma adabı da bunu gerektirir,

        ayetin o olay için sınırlı kaldığını düşünebilmem için ayetin açıkça kan davalarındaki ödeşmeleri düzenlediğini belirten ifadelerin ayette yer alması gerekir, ayette kan davasına işaret eden ifadeler olmadığına göre ayetin o olayla sınırlı kaldığını niye düşüneyim,

        ayetin o olayla sınırlı kaldığını düşünseydim, kan davalarındaki kısas uygulamasındaki çarpıklığı vurgular geçerdim, oysa ayet öldürmelerle ilgili kısas hükümlerini hür, köle, kadın kavramlarını kullanarak şarta bağlıyor, şarta bağlamakla kalmıyor, şartları farz kılıyor ve ayeti genele yayıyor,

        gördüğün gibi dar görüşlü olmayıp bir sorunu çözmek için indirilen ayetin genelde ne gibi sorunlara neden olduğunu sorguluyorum,

        —-””failin kim olduğu biliniyorsa, Kuran ayetinde failin cezalandırılacağını söylemenin bir anlamı var mı?”” (bana ait alıntı)
        İşte adamlar katili bildiği halde, katilin sınıfsal yapısını ve konumunu beyenmeyip kıssas olarak olayla hiç alakası olmayan sınıfsal yapısı yukarda olan kıssaslar isdediğinden, bu ayette onlar gibi olaylaradır (senden alıntı)

        katil biliniyorsa, kısas uygulamasında hüküm verenler (Devlet, o gün için ise Muhammed) katilin sınıfsal yapısını ve konumunu beğenmeyenleri hiç dikkate alır mı? tabiî ki almaz, katile kısas uygulanmasına karar verir, sen galiba kısası tarafların kendi aralarında uyguladığını bir uygulama sanıyorsun?

        sen inandığın kitaptaki bir ayeti böylemi savunuyorsun?

        —-yahu senin dediğin bu olaylar sanki günümüzde her zaman yaşanıyor aslolan çoğunluk olaylardır, senin dediğin bu olaylara dünyada savaş deniliyor, savaştan sonra zaten yenen her halükarda savaş tazminatını alır, dünya savaş hukukunu araştır…Toplumsal linçlerde öldüren belli değilse kamu davaları bile çok zor işlerken senin bunları yazman çok trajikomik… (senden alıntı)

        savaş Devletler arasında olur, toplumsal olaylar ise ayni toplum içerisinde meydana gelen olaylardır, toplumsal linçlerde, linç etmeye kalkanlar içerisinde ele geçirilenler cinayete teşebbüsten yargılanır,

        ayrıca toplumsal linçlerin kısas ayetiyle ne ilgisi var, ayet toplumsal linçlerden bahsetmiyor, kan davalarında ödeşmek isteyenlerle ilgili hükümleri belirtiyor, öldürülenlerin bilindiği ama öldürenlerin bilinmediği, öldürülen ve öldürenlerin ait oldukları kabilelerinin bilindiği bir ödeşme şeklinden bahsediyor, kim kime dum duma bir kargaşada kimin okunun kimin kalbine girdiği, kimin kimi öldürdüğünün belli olmadığı bir durumda cana can hükmünün uygulanamaması nedeniyle nasıl ödeşileceğini statü ve cinsiyet belirterek şarta bağlıyor,

        işte esas traji komik olan, Müslümanlığı kabul etmiş iki kabile arasındaki kan davasını sonuçlandırmak için getirilen uygulamanın farz kılınması nedeniyle bireysel olaylarda da işin içinden çıkılmaz bir soruna sebep olmasıdır,

        ne uğruna, kelle başı ödeşmek isteyen 2 inatçı kabilenin sebep olduğu sorunu çözmek uğruna, çözemeselerdi Kuranın tanrısı sorunlara çözüm getiremiyor durumuna düşecekti, sonuçta böyle ucube bir çözüm getirerek kısas tanımını yerle bir etmeleri işin cabası?

        —Ayette, madur tarafın izlemesi gerekn yol ve tamamen öldüren kişiye vurgu vardır, ”hurri bil hurri” ve abdun bil abdi” vs unsa bil unsa” yani katil hürse ise hür olan o katili kıssas yapabilirsiniz veya öldüren işçi ise o katil olan işçiyi kıssas yapabilirsiniz veya kadınsa o kadını kıssas yapabilir idam edebilirsiniz… (senden alıntı)

        —-dedğim gibi bence bakara 178’i iyi okumalaısın, okumak yetmez düşünmelisin…
        Kölelik varmıdır, evet var olabilir, ama bu Allahın-islamın-Kuranın yasalarında yoktur, ne kadarda ıkınsanız çıkaramassınız… (senden alıntı)

        bence sen bakara-178’i iyice okumalısın,

        ayette kölelikten söz edilmiyorsa, hür kavramından niye söz edildiğinin açıklanması gerekir, ayet, hür, köle, kadın kavramlarından söz ediyorsa, bir toplumsal düzene vurgu yapıyor demektir, ayetin hükmü geleceğe yönelikte olacağından gelecekte de ayni toplumsal düzenin olabileceği Kuranın tanrısı tarafından kabul ediliyor, tabiri caizse tescil ediliyor demektir,

        sen, ayetteki “bil” kelimesini öne sürerek, katilin bilindiğini, katil hürse, hür olan katilin kısas edileceğini, katil köleyse, köle olan katilin kısas edileceğini, katil kadınsa, kadın olan katilin kısas edileceğini söylüyorsun,

        eğer katil biliniyorsa, hüküm verenler (tabiî ki Muhammed) katilin kısas edilmesi yönünde hüküm vereceğinden katilin cinsiyetinin ve statüsünün bilinmesinin hiçbir anlamı yok,

        eğer katil biliniyorsa ve o sırada Kuranda kısasla ilgili bir hüküm yoksa,

        Kuranın tanrısı, doğrudan maide-45’i göndererek Tevrattaki kısas hükümlerini Kuranda da hüküm altına alarak cana can şartına göre hüküm verilmesini sağlayabilirdi,

        Tevrat’ta onlara şöyle yazdık: Cana can, göze göz, buruna burun, kulağa kulak, dişe diş (karşılık ve cezadır). Yaralar da kısastır (Her yaralama misli ile cezalandırılır). Kim bunu (kısası) bağışlarsa kendisi için o keffâret olur. Kim Allah’ın indirdiği ile hükmetmezse işte onlar zalimlerdir (maide-45)

        yani katil biliniyorsa hüküm verenler cana can hükmüne göre katilin kısas edilmesi yönünde karar vereceğinden bakara-178’in gelmesine gerek yoktu,

        ”el hurru bil hurri vel abdu bil abdi vel unsâ bil unsâ”

        şimdi hür, köle, kadın kavramlarını masaya yatıralım,

        hür veya köle dediğimizde, hürlerin ve kölelerin cinsiyetlerinin zorunlu olarak kadın ve erkek olacağı açıktır,

        yani katil hürse dediğimizde, hür olan katil ya kadındır yada erkektir,

        aynı şekilde, katil köleyse dediğimizde, köle olan katil ya kadındır yada erkektir,

        —veya kadınsa o kadını kıssas yapabilir idam edebilirsiniz (senden alıntı)

        bu durumda katil kadınsa diye bir ifadenin anlamsızlığı kendiliğinden ortaya çıkar,

        yani ”el hurru bil hurri vel abdu bil abdi” kavramlarının içerisinde kadında olacağından “el unsâ bil unsâ” ifadesinin ne anlama geldiğini, neyi belirtmek için kullanıldığını iyice düşün, ondan sonra katillerin bilindiğini iddia et,

        ayrıca, çirkin yakıştırmalarla ağzını bozduğun hitabet tarzına devam edeceksen bana cevap verme, senin gibi ağzı bozuk biriyle muhatap olmak zorunda değilim.

      • yasir dedi ki:

        Okuyucu, öncelikle bu tarz hakaret vari yazmaya sen başlamıştın ben sana hakaretvari yazmadık, argo kelimeler kullanmış olabilirim lakin kimsenin kalbini kırmak istemem…Bu ister bir nonteist olsun isterse kim olursa olsun, lakin misliyle karşılık vermekte biraz rajon gereğidir, aslında yapmamalıyım ama yaptıysamda kusura bakmayın…Ama seninde bana yaptığını unutma.

        Şimdi, olayı sadece Peygamber dönemi ve peygamberle kısıtlaman çok dar olmuş…O dönemde kabile ve toplumsal yapılar malum hatta devlet dahi bir çok toplum ve kabileye hükmedemeği dönemleri düşünelim, adamlar müslümanım diyorlar lakin yine eski gelenek ve törelerini uyğuluyorlar zaten tam manasıyla Allaha teslim olsalar bu tarz husumetler çıkmaz ama böyle vakalar olmuş olabilir ve halada olabilir…Bu durumda faili tam belli olmayan bir cinayet için kıssas olarak bir can istemek kuranın hanği ayetinde geçmekte, bakara 178’in bunun için olduğunu söylemek çok büyük bir yanlış ve hatadır bence bu hatandan dön…Faili belli olmayan bir cinayet için ançak madi veya başka kıssas yani diyetler istenebilir…Eskinin tolumları şimdinin devletleri konumunda olmuşlardır…Günümüzde dahi faili belli olan bir cinayet vakası idam ile yarğılanır olayın seyirine göre idam gerçekleşir veya hapislik cezaya döner(tabi günümüzde idam kaltı)…
        Faili belli olmayan bir cinayet için nasıl başkasını vede öldürülenin aynından bir kişiyi öldürmenein söylendiği idda edebilirsin hala anlamış değil vede üstelik devletin izlemesi gerektiği bir yol olduğunu söylüyorsun, aslın senin söylediğin bu yönten başı boş kabileler arasında uyğulanan bir vakadır işte bu bakara 178 ayeti bu başı boş kabilelerin uyğulamasını kaldırmıştır…Toplum çarpişma olarak düşün zaten bu kabile savaşı olur bu durumda savaş hukuku uyğulanır yanbi kıssas nasıl istenirki iki tarafında kayıpları olabilir, zaten yenen üstündür ganimetide alır, yine toplu kavğa düşünelim bu durumda ölenlerin katilleri zaten az çok bellidir, kıssaslık kişiler bellidir yani olayla alakası olmayan birini nasıl kıssasa yapıp idam edebilirsin ve aynı zmanda bunu devlet eliyle-devlet şeriati-kanunla yapılacağını söylüyorsun…
        yine düşünelimki, husumeti olan iki kabile, x kabilesinin abd-işçi sınıfından bir esnaf yöneticilerinden habersiz y kabilesinden bir yöneticiyi öldürdü…Şimdi bu olayda faili belli veya faili meçhul olarak iki şekilde düşündüğümüzde gelde bu işin içinden çık bakalım okuyucu, senin söylemine göre hiç bir hukuk ve adalet tesis edemessin…
        Bir olayda fail belliyse, faili beyenmemezlik yapamassın sınıfsal ayrıma gidip katoğorize edip başka kıssaslar isteyemessin, fail meculse zaten bu durumda kıssas istenmez diyet istenir, faili meçul bir cinayette diyet ise can olarak değil, kan parası olarak kesilir…

        Hür, abd-kadın, bunlara hala takılmışsın bence bunlara takılman senin düşünsel-biliçsel aydınlanmanı ve hürleşmeni enğellemekte…
        Şimdi günümüzde aydınlar diye tabir edilen kesimi düşün, aydınlar topluluğundan olmayanlar karanlık kişilermi olmuş oluyor bunlar sadece dönemsel halkın anlamasına hitap eden kelimelerdir ama bunları iyi anlamak lazım…

        Şimdi, hür ve kabul edilmiş masonlar dendiğinde sen ne anlıyorsun çok merak ediyorum…
        Şimdi burada yaz yaz bitmez, aslında kolay bilğide verilmez, hayatta en öneml, şey bilğidir, servetine maal olsada bilği öğrenilmelidir…
        Sen yazmaya devam et ben sana anlatmaya çalışacağım inşallah, sen beyenmeyebilirsin ama bazı çıkarımlar yaparsan sevinirim.

      • 1okuyucu dedi ki:

        Yasir;

        —Şimdi, olayı sadece Peygamber dönemi ve peygamberle kısıtlaman çok dar olmuş…O dönemde kabile ve toplumsal yapılar malum hatta devlet dahi bir çok toplum ve kabileye hükmedemeği dönemleri düşünelim, adamlar müslümanım diyorlar lakin yine eski gelenek ve törelerini uyğuluyorlar zaten tam manasıyla Allaha teslim olsalar bu tarz husumetler çıkmaz ama böyle vakalar olmuş olabilir ve halada olabilir…Bu durumda faili tam belli olmayan bir cinayet için kıssas olarak bir can istemek kuranın hanği ayetinde geçmekte, bakara 178’in bunun için olduğunu söylemek çok büyük bir yanlış ve hatadır bence bu hatandan dön…Faili belli olmayan bir cinayet için ançak madi veya başka kıssas yani diyetler istenebilir (senden alıntı)

        önceki mesajımda anlattıklarımdan hiçbir şey anlamamış gibi yine bildiğini okuyorsun,

        ben olayı peygamber dönemiyle kısıtlamıyorum, peygamber döneminde yaşanmış bir olayın çözüm şeklinin genelleştirilmesinden bahsediyorum,

        Müslümanların Mekkede geçirdiği 12 yıl içerisinde bırak toplum olmayı kendilerini savunma durumunda olduklarından aralarında itilafa düşmeleri söz konusu bile değildi, yani aralarında hüküm vermeyi gerektirecek ne bir toplum düzeni nede bir itilaf vardı ne bir uygulama alanı vardı,

        Müslümanlar Medineye göç ettikten sonra, Medine sözleşmesiyle bir topluluk haline geldiler ve yeni katılımların artmasıyla toplumsal sorunlarda ortaya çıkmaya başladı, ilk yaşadıkları sorun ganimetlerle ilgili olanıydı, o da yaptıkları savaşlarla ilgiliydi, yani kendi aralarındaki öldürmeler söz konusu bile değildi, zaten Medine sözleşmesi gereği toplumsal olaylarda hüküm verme konumunda olan bir peygamber söz konusu iken, Müslümanların kendi aralarında itilafa düşmesi söz konusu değildi, Muhammedin her hangi bir olayda vereceği hükme kimsenin itiraz etmesi de söz konusu değildi,

        o nedenle Muhammedin kendisine inananlara hükmedemeyeceğini söylemek inananların inandıkları peygambere muhalefet etmesi anlamına gelir ki böyle bir şeyin olabileceğini bırak söylemeyi, düşünmek bile abesle iştigal olur,

        ancak şu olur, Kuranın parça parça indirildiği göz önüne alındığında, herhangi bir toplumsal olayda eğer Kuranda olayla ilgili bir hüküm yoksa haliyle Müslümanlar eski törelere göre çözüm arayacaklardı, Muhammed dahil,

        öldüreni bilinmeyen cinayetler faili meçhul kapsamında addedilir ve varsa açılmış dosyası kapatılarak arşivin tozlu raflarına konur,

        bakara-178’de öldürenler bilinmese de faili meçhul bir durum yoktur, bunu önceki mesajımda da yazmıştım,

        bakara-178, öldürenlerin bilinmediği ama öldürenlerin kabilelerinin bilindiği, kan davasının tarafı olan herkesin cinayete teşebbüsten yargılandığı kabileler arası bir kısas uygulamasıdır,

        yani,
        öldürülen hür erkeğe mukabil karşı taraftan hür erkeğin,
        öldürülen hür kadına mukabil karşı taraftan hür kadının
        öldürülen köle erkeğe mukabil karşı taraftan köle erkeğin,
        öldürülen köle kadına mukabil karşı taraftan köle kadının kısas edileceğinin şarta bağlandığı kabileler arası bir kısas uygulamasıdır,

        neden böyle söylediğimi, eğer aşağıdaki metinle ilgili düşünme zahmetine katlansaydın anlardın,

        —-yani ”el hurru bil hurri vel abdu bil abdi” kavramlarının içerisinde kadında olacağından “el unsâ bil unsâ” ifadesinin ne anlama geldiğini, neyi belirtmek için kullanıldığını iyice düşün, ondan sonra katillerin bilindiğini iddia et, (benden alıntı)

        dünya hukuk tarihine adını altın! harflerle yazdıran böylesine hukuk garabetinin suç ve ceza kavramını, suçun şahsiliği ilkesini yerle bir eden böyle bir uygulamanın,

        öldürülenlerin veya öldürenlerin kim olursa olsun bir cinsiyet ve statüye sahip olacaklarının bilinmesi nedeniyle cana can hükmünde bile söz etme gereği duyulmamışken, zaten aslolan suçlunun cezalandırılmasıysa suçlunun cinsiyet ve statüsünden söz etmenin saçmalığı ortadayken, bakara-178’de hür, köle, kadın olarak söz edilmesi ancak statü ve cinsiyete göre kısas uygulanacağının açık bir delilidir,

        çünki insanların bile söz etmeye gerek görmeyecekleri bir şeyden tanrının söz ediyor olmasının başka bir açıklaması olamaz,

        çünki tanrı;
        hür, öldürdüğüne mukabil kısas edilir demez,
        köle, öldürdüğüne mukabil kısas edilir demez,

        hele hür ve köle kavramlarının kadını da içerisinde barındıracağını bilir ve
        kadın, öldürdüğüne mukabil kısas edilir hiç demez,

        çünki kısasın genel tanımı, katil öldüğüne mukabil kısas edilir şeklindedir ve aslolan katilin cezalandırılması söz konusu olduğundan hiçbir fani katilin cinsiyetinden ve statüsünden bahsetme gereği duymaz, insanoğlunun bahsetme gereği duymadığı bir şeyden ise bir tanrı bahsetme gereğini hiç duymaz,

        özetle bakara 178’de katiller bilinmiyor ama katillerin ait olduğu kabileler biliniyor ve kan davasının tarafı olan herkesin katil olabileceği ihtimali göz ardı edilmiyor, çünki sonuçta birbirlerine öldürmek amacıyla saldıran 2 taraf söz konusu, bunların içerisinde kimlerin öldürdüğünün, kimlerin öldüremediğinin tartışması yapılmaz, cünki hepsi öldürmek amacıyla hareket etmiştir, o nedenle kısasa kısasta seçilecek kişiler (muhtemelen kurayla) ben öldürmedim hakkına sahip değildir,

        —-husumeti olan iki kabile, x kabilesinin abd-işçi sınıfından bir esnaf yöneticilerinden habersiz y kabilesinden bir yöneticiyi öldürdü…Şimdi bu olayda faili belli veya faili meçhul olarak iki şekilde düşündüğümüzde gelde bu işin içinden çık bakalım okuyucu, senin söylemine göre hiç bir hukuk ve adalet tesis edemessin… (senden alıntı)

        verdiğin örneğin saçmalığının farkında mısın? aralarında husumet olan kabilelerde amaç zaten hasmını kıstırdığı yerde öldürmeye çalışmaktır, o nedenle hasmını öldürmek için izin almaya gerek görmezler, kim kimi nerede kıstırdıysa orada öldürmeye çalışır, öldürdüğünde de kaçar köyüne gider, ayrıca bunu herkesin önünde yapacak kadar enayi değillerdir, yani cinayeti arkalarında iz bırakmayacak şekilde, şahit bırakmayacak şekilde işlerler, Devlette delil bulamadığı sürece hiçbir şey yapamaz, yani olay faili heçhul hanesine yazılır, kan davasının tarafları kan davasına son vermedikleri sürece bu böyle sürüp gider,

        ama 2 kabile kan davasına son vermek isterlerse bakara-178’e göre ödeşirler,

        —Bir olayda fail belliyse, faili beyenmemezlik yapamassın sınıfsal ayrıma gidip katoğorize edip başka kıssaslar isteyemessin,

        fail meculse zaten bu durumda kıssas istenmez diyet istenir, faili meçul bir cinayette diyet ise can olarak değil, kan parası olarak kesilir… (senden alıntı)

        bir olayda fail beliyse, failin sınıfsal ayırıma göre kategorize edilmeyeceğini ne güzel söylemişsin, sana aynen katılıyorum, bu durumda sorunu çözmek için cana can hükmü yeterde artar bile!!! öyle değil mi?

        fail meçhulse, kimden diyet veya kan parası istenir onu anlayamadım, maktülün taraftarları hak aramak için mahkemeye başvursa, hakim veya kadı veya hüküm veren her kimse davacılara şahitleri olup olmadığını sorar, şahitleri yoksa davayı açmaya gerek bile görmez ama Devlet mağdurun tayfasına tazminat ödüyorsa orasını bilemem,

        faili meçhul kan davasıyla ilgiliyse, mağdurun taraftarları bu işi mahkemeye başvurmadan kendi yöntemlerine göre bir şekilde hallederler?

        yine söylüyorum eğer katillerin kimler olduğunun bilindiğini iddia ediyorsan Tevrattaki cana can hükmü sorunu çözmeye yeterdi, yani Kuranın tanrısı bakara-178’i göndermek yerine maide-45’i göndererek Tevrattaki cana can hükmünü Kuranda da hüküm altına alarak sorunu çözerdi,

        eğer buna bir itirazın varsa gerekçeni açıklamak zorundasın, yani maide-45’in sorunu çözemeyeceğini açıklamak zorundasın,

        bakara-178’de katili hür, köle ve kadın olarak kategorize etmesinin sebebini açıklamak zorundasın,

        hür ve köle kavramlarının bünyesinde kadını da barındırdığı insanlar tarafından bile bilindiği halde Kuranın tanrısının “el unsa bi el unsâ” ifadesini neden kullandığını açıklamak zorundasın,

        yalnız bana masal anlatmadan, açık ve net olarak cevap vermelisin,

        sana daha önce açıkladığım halde toplumsal olayların taraflarının aynı devlet içerisinde yaşayan gruplar olduğu bilindiği halde sanki farklı devletlere aitmiş gibi savaş hukuku uygulanır saçmalığına kaçmadan?

    • Havacı dedi ki:

      Sevgili Hakan Merhaba,
      Bu konudaki ayet Muhammed suresi 4 ncü ayette yer alıyor. “(Savaşta) inkâr edenlerle karşılaştığınız zaman boyunlarını vurun. Nihayet onlara iyice vurup sindirince bağı sıkıca bağlayın (esir alın). Savaş sona erince de artık ya karşılıksız veya fidye karşılığı salıverin. Durum şu ki, Allah dileseydi, onlardan intikam alırdı. Fakat sizi birbirinizle denemek ister. Allah yolunda öldürülenlere gelince, Allah onların yaptıklarını boşa çıkarmaz.”
      Mümtehine 8 “Allah, sizi, din konusunda sizinle savaşmamış, sizi yurtlarınızdan da çıkarmamış kimselere iyilik etmekten, onlara âdil davranmaktan men etmez. Şüphesiz Allah, âdil davrananları sever.” ve Mümtehine 9 “Allah, yalnız sizinle din uğrunda savaşanları, sizi yurtlarınızdan çıkaranları ve çıkarılmanız için onlara yardım edenleri dost edinmenizi yasaklar. Kim onlarla dost olursa işte zalimler onlardır.” ayetlerini dikkate aldığımızda savaş müslümanlara ancak dinleri ya da yurtlarından çıkarılmaları halinde zorunlu olmaktadır. Bunun dışında toprak ya da ganimet için savaş yasaktır. Savaş halinde düşmanın öldürülmesi tabidir. Bağı sıkıca bağlamak demek esirlerin kaçmasını engelleyin demek olup, bağlanabilir, kapalı alana konabilir. Yani o anda ki imkan neyse o yapılır. Savaş sona erip barış görüşmeleri yaparken karşılıksız ya da fidye karşılığı bırakmak yukarıda verdiğim ayetin hükmüdür. Yani burada köleleştirme, cariyeleştirme mümkün değildir. Ancak başka yorumlarda yer aldığı şekilde Kur’an’ın bu hükmü maalesef
      uygulanmamıştır.
      Selamlar

      • hakan adanır dedi ki:

        Havacı bey benim itirazım yasir gibi düşünenlere yasirin savaşı öyle bir tasvir edişi varki, sanki savaş alanı değil piknik alanı, saygılarımla

  36. hakan adanır dedi ki:

    1okuyucu yasir savaşı normal bir olgu gibi anlıyorlar ne savaşı olursa olsun savaşın her türlüsü insan onuruna,şerefine,aykırıdır.Çünkü savaş durumunda her türlü şerefsizlik,namussuzluklar oluyor.Ama yasir gibilerinin genlerine işlemişya bunlar adam öldürmeyi normal bir olgu sanıyor.Esir almayı esir satmayı normal bir olgu gibi görüyor esir olmanın ne demek olduğunu bir algılaya bilse esir olmanın insan onurunun ayaklar altına serilmesini bir anlayabilse böyle konuşmayacak ama ne gezer onda böyle bir anlayış tabi bazı şeylerin anlaşılabilmesi için insanın yaşaması gerekli o esir bir hayatı yaşasaydı böyle herşeyi gelip güllük gülüstanlık anlatabilecekmiydi?

  37. hakan adanır dedi ki:

    Bizim anlatmak isteiğimiz savaşın kendisi savaşta yaşananlar zaten hayvanlık sen daha gelip kimin insanlığından bahsediyorsun

  38. yasir dedi ki:

    Aslında, okuyucu veya bir çok nonteist bazı şeylerde haklılar, neden mi? çünkü kuran meallerini yapanların çoğu meal yapmıyorlar eskiden yapılmış mealleri sadeleştirip yayınlıyorlar…Nonteistlerin hatası araştırmadan bilimçaltına yerleştirdikleri veya onların bilinçaltına kazılınılşım bilğilerle saçmalamalarıdır…

    Halbuki Kuranda Köle veya çariye olarak cevrilmiş yerlein çoğunda kelime anlamı olarak tam o manalara gelmemektedir, ” ABD” kelimesi Hizmet-hizmetçi-işçi-amele- vs gibi kavramlara gelir ki, buda zorunlu değil gönüllüdür, peygamberlerin veya müminlerin hepsi gönüllü olarak Allahın hizmetine girdiklerinden Allahın hizmetçleridirler, Allah için amel ettiklerinden, Allahın Ameleleridirler, Allahın işçileridirler, buna Allhın köleside diyebilirsiniz bu bağlamda Allaha köle olmak bir onurdur…Allah bu yüzden bütün peygamberlerini veya ona itaat edenleri, müminleri abd-abdullah olarak tanımlar ve bu bağlamda ”İBADET” kelimeside ”abd” kelimesinden türeyen abd’ın yapmış olduğu eylem ve işler ”ibadet” olark tanımlanır, aynı şekilde ”amel etmek” bir sözü-emri eyleme geçirmektir ve amel edenlerde ”amele” olarak tabir edilir…Yani her sakallı nasıl dedeniz değilse bu her gördüğünüz ”abd” sizin tabirinizle köle değildir…

    Sizin tabiriniz ile ”köle” zorunlu-zorla bir kişiyi emriniz altınıza alıp onu zorla kendi çıkarlarınız için kullanmaktır, bu manada kuranda hiç bir ibare ve ayet bulamassınız, bulursanız çıkarın tartışalım, sadece okuyucu değil hanğizin olursa olsun çıkarın konuşalım…

    Fe izâ lekîtumullezîne keferû fe darber rikâb(rikâbi), hattâ izâ eshantumûhum fe şuddûl vesâk(vesâka), fe immâ mennen ba’du ve immâ fidâen hattâ tedaal harbu evzârehâ, zalik(zalike), ve lev yeşâullâhu lentasara minhum ve lâkin li yebluve ba’dakum bi ba’d(ba’din), vellezîne kutilû fî sebîlillâhi fe len yudille a’mâlehum.47/MUHAMMED-4
    (Savaşta) inkâr edenlerle karşılaştığınız zaman boyunlarını vurun. Nihayet onlara iyice vurup sindirince bağı sıkıca bağlayın . Savaş sona erince de artık ya karşılıksız veya fidye karşılığı salıverin. Durum şu ki, Allah dileseydi, onlardan intikam alırdı. Fakat sizi birbirinizle denemek ister. Allah yolunda öldürülenlere gelince, Allah onların yaptıklarını boşa çıkarmaz.47/MUHAMMED-4

    Muhammet 4’te boğazlarına manasında ”rikâb” kelimesi geçmektedir burda çift manada hem öldürmek veya hemde esirleştirmek yani hareket alanlarını kısıtlamak manasındadır çünkü ayetin devamında bağı sıkı tutulması ve savaş sonunda insiyatife göre ya bir karşılık veya karşılıksız serbest bırakılması emri vardır, işte bu durumda kullanılan ”tahrîru rakabetin” kelimesinde geçen rakabet yani bağazı bazı sebeblerden dolayı bir yere bağlı olanı çözün manasında olan kişileri meal çevirmenleri ”köle” olarak çevirmişlerdir halbuki bu kelime ile köle kelimesinin alakası yoktur ve tamamen boğaz-boyun manasındadır…

    Ve mâ edrâke mel akabeh–90/BELED-12
    Ve bilir misin, yokuş nedir?–90/BELED-12

    ——————————–Fekku rekabetin–90/BELED-13
    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : Esir bir boyun kurtarmak
    Gültekin Onan : Bir boynu çözmek
    Kadri Çelik : Bir boynu çözüp salıvermektir.
    Süleyman Ateş : Bir boynu çözmek,

    Beled süresinde ”fekku rakabetin” bunuda bir çok mealçi köle olarak çevirmiş lakin ben mantıklı çeviri yapanları alıp yapıştırdım, burada anlatımak istene , Allahın bir müslümana emir buyurduğu bazı dünyalıklar sonucu kişi veya kişilerin, birilerine borç-faiz-işsizlik-bedeni yetersilik-maddi yetersizlikler sonucunda bağlanması-bağımlı olmasıdır işte bu bağımlılığın ana sebebi olanı gidererek o bağı çözmek ve bağlı olan kişi veya kişileri serbestleştirmektir…

    Abd, ise işçi-hizmetli-çalışan-amle vss manalarındada kullanılabilir, lakin günümüzde dahi sosyal hakları iyi veya kötü çalışan herkes bu kapsama girebilir, ama zorunluluklar veya zorla bir kişiyi emrine sokmaya zorunlu kölelik denilmektedir ve kuranda bu bağlamda bir tabir yotur.

    Kuranda, bir çoklarının kullandığı manada köle-çariye gibi kavramlar yoktur, bu olğular Kuran öncesi ve sonrasıda vardılar ve şimdide varlar ve çok aşşalık olanları belkide günümüzde olanlardır ama kuran bunları kesinlikle yasal kılmaz ve tamamını yasaklamış ve kaldırmıştır…Günümüzde bunlara meyleden sözüm ona dincilerde kendi nefsi arzularına destek ve dayanak bulamak için kelimeleri ağip bükmüşler ve büyüyorlardır ve nonteistlerde bunları kullanalarak islama ve Allaha saldırıyorlar ama gerçek din-kitap ve müslümanlar buna fırsat vermezler…

    • hakan adanır dedi ki:

      Kuranda, bir çoklarının kullandığı manada köle-çariye gibi kavramlar yoktur, bu olğular Kuran öncesi ve sonrasıda vardılar ve şimdide varlar ve çok aşşalık olanları belkide günümüzde olanlardır ama kuran bunları kesinlikle yasal kılmaz ve tamamını yasaklamış ve kaldırmıştır…Günümüzde bunlara meyleden sözüm ona dincilerde kendi nefsi arzularına destek ve dayanak bulamak için kelimeleri ağip bükmüşler ve büyüyorlardır ve nonteistlerde bunları kullanalarak islama ve Allaha saldırıyorlar ama gerçek din-kitap ve müslümanlar buna fırsat vermezler…(senden alıntı)
      Sayın yasir bence sizin dininiz herşeye müsait bir din isteyen istediği gibi kullanabiliyor.İyice anlayarak okursan şeytanında o kadarda kötü olmadığını anlarsın sonuçta oda kötü olmaya zorlandı dimi yasir bey?

    • toro dedi ki:

      Sayın Yasir,

      Kuran’da kölelik yoktur iddianı kanıtlamak için bir dolu şeyler yazıp karalamışsın! Çaban takdire şayan! Ama değerli kardeşim bu durumda açıklanması gereken başka bir durum var! Madem İslam’da kölelik yok o halde Arapların 1962 de BM baskısıyla kaldırdıkları şey neydi? Ya da madem kölelik İslamla son buldu veya kaldırıldıysa 2. kere insanların iradesiyle kaldırılmasının mantığı nedir?

      Bak dostum, bana Kuran’dan açıkça kölecilik ahlaksızlıktır, şeytanidir bu yüzden HARAMDIR,YASAKLANMIŞTIR şeklinde bir ayet bulup göster senin dinine geçip senin yolundan senden daha azimle gideyim! Bana açıkça yasakladığı ya da haram kıldıklarına takındığı tavrın aynısını köleciliğide takındığını göster ne istersen yapacağım! Bak sana bir denklem;

      İçki ”şeytan işi bir pislik” ise kölecilik nedir? Bana bu sorunun yanıtını yani köleciliğin ne demek olduğunu Kuran’dan bulup söylemeni bekliyorum! Aksi durumda aklının ermediği bir konu hakkında sadece havada duran ve sadece kendi aralarında dans eden cümleler kurmaktan vazgeç! Çünkü bu insanın bunca yıllık akıl evrimine yakışmıyor!

      Bu arada insanlar araştırdıkları için nonteist olurlar araştırmasalardı teist kalırlardı! Yani yaptığın tanımlamaların bir mantığı yok! Kendini kanıtlamak için karşıdaki insanları kendi yarattığın yaftalarla sarmalayarak kategorize etmeye çalışıyorsun! Ve şunuda bilki cevap verirken ne kadar hırslanıyor ve yazının şiddetini arttırıyorsan o değerde zorlandığını ve koruma telaşıyla hareket ettiğini anlıyoruz! İnanan insan neyi araştırıyor söylermisin?

      Mesela inanmayan bir insan, bir tanrı ile bir insanın konuştuğu iddiasının olabililirliğini yöneleceği tercihe esas olsun diye araştırır, düşünür,sorgular ve öz mantığıyla bir karar verir! Zaten inanan bir insananın zaten inandığı bir şeyi araşırması, üstüne düünmesi ve sorgulayıp öz mantığıyla karar vermesi diye bir şey olasımıdır? Dininiz inanılanı sorgulamaya izin veriyormu? Yoksa verilene inanıp, inandıklarınızı sizden sonrakilerin bilinçaltına yerleştirmenizi hatta kazımanızımı istiyor?

      Lütfen birazcık tutarlı olun ve karşınızdakilerin zekasıyla alay etmeyin!

      • 1okuyucu dedi ki:

        toro;

        o, “abd” kelimesinin tanrıyla birlikte kullanıldığında “kul”, insanlarla birlikte kullanıldığında “köle” anlamına geldiğini bilmediğimizi sanıyor,

        bakara-178’deki hür, köle, kadın kelimelerini, hür, kul, kadın olarak gösterme kurnazlığına kaçarak kendini İslâm alemine bile madara ederken, hür kelimesinin neyin karşıtı olduğunu bile görmezden gelebiliyor,

        gel şu bakara-178’in iniş sebebini anlat diyorum, tıss yok,
        herhalde anlatacak cesareti yok?

        Kuranın tanrısı bile peygamber gönderdiğini ispatlayamazken, ben tanrının elçisiyim diyenlere ispat aramadan inanan insanlardan tutarlı olmasını bekleyemezsin,

        ayrıca onlar öyle inandırıldıkları için bizi geri zekâlı sanma yanılgısına düşüyorlar, yaptıkları yakıştırmaları ise tanrılarının onlara verdiği bir hak sanıyorlar, o nedenle onları mazur gör, onları yönlendirenleri muhatap al, ben öyle yapıyorum, bana öyle çirkin yakıştırmalarda bulunduklarında Kuranın tanrısında Muhammedinde kulaklarını çınlatıyorum, çünki insanları inananlar inanmayanlar diye ayırarak insanların arasına nifak tohumları ekenler onlar, öyle tohumdan başka türlü meyve beklenemeyeceğine göre kabahat meyvede değil, tohumu ekenlerde?

      • toro dedi ki:

        1okuyucu,

        Benim kendine peygamberim diyen ile ilgili düşüncelerimi biliyorsun! Ben onu kendi devrinde yaptıkları için suçlayacaksam bu durumda eline bir şekilde güç geçiren bütün hükümdarları veya güç sahiplerini de bu gücü kullanarak yaptıkları için suçlamalıyım! Tarih bize gösteriyor ki kendine peygamberim diyen sadece yazı üstünde güçlüydü! Gerçek hayatta değil! Bunun için ilk eşiyle ararsındaki ilişkiye ya da ikinci halifeyle ararsında geçtiği rivayet edilen konuşmalara bakmak yeterlidir! Üstelik o hayatta iken zaten yazılı hale getirilmiş ve evinde saklanan (keçilerin yemedikleri) ayetlerin ondan sonra 1. ve 2. halife olacak kişi tarafından tekrar toplandığını ve her bir ayet için 2 şahit istendiğini de unutmayalım! Yani kendine peygamberim diyenden sonra yazılmış ve tanrı sözü oldukları iddia edilmiş metinlerin kendine peygamberim diyen hayattayken yazıya dökülmüş ve evinde saklanmış metinlerle aynı olduğunu bilemiyoruz. Yani 1. 2. ve 3. halife zamanında yazdırılmış ve üzerinde dolaşılmış sonrada Emevi hanedanı tarafından son rütuşları yapılmış metnin kendine peygamberim diyenin tanrıdan aktardığını iddia ettiği sözlerden oluşturulduğunu bilemeyiz,söyleyemeyiz!

        Bu durumda bence bunca yıldır şeyh değil müritler uçurmuştur, üfürmüştür. Ve inan bana üfürülenler sayesinde olanlar ve bugün gelinen nokta kendine peygamberim diyenin hayallerinin çok ötesindedir!

        Kendine peygamberim diyenin hedefleri sadece kendi bölgesine yöneliktir yani yereldir. Bu nedenle yaptıkları kendi halkının zaten yaşıyor olduğu realiteyi reforme etmektir. Yani onlara aşina olmadıkları hayatlarında hiç olmayan şeyler söylememiştir. Bu nedenle yaptıklarının ya da yaptığı iddia edilenlerin- söylediklerinin ya da söylediği iddia edilenlerin bağladıkları kendi halkıdır!

      • 1okuyucu dedi ki:

        toro;

        birinin “ben tanrının elçisiyim” demesi, tanrı kanıtlamadıkça, onun tanrının elçisi olduğunun kanıtı değildir, eğer tanrı bir elçi gönderiyorsa, öncelikle elçi gönderdiğini kendisinin kanıtlaması gerekir,

        yani tanrı elçi gönderseydi, gönderdiği elçinin “ben tanrının elçisiyim” demesinin onun tanrının elçisi olduğunun kanıtı olmayacağını bilirdi!!! elçi gönderdiğini kanıtlamak zorunda kalırdı,

        o nedenle tanrının elçi gönderdiğini iddia etmek, ben tanrının elçisiyim demekle olmaz, hele bunun ispatı “bak bana gönderdiği kitap benim elçi olduğumu söylüyor” demekle hiç olmaz,

        kaldı ki Muhammedin yaşadığı dönemde peygamberlik iddiasında olanlarda vardı, yeterince çevreleri olmadığı için onlara itibar edenler sınırlı sayıda kalmıştır, eğer onlardan biri Muhammedden daha fazla taraftar toplayabilseydi tarihin çöplüğüne giden onların dini değil Muhammedin dini olacaktı,

        Emevilerden kalma Kuran günümüze aynen gelse bile, aslı yakıldığı için aslının kanıtı olamaz, tanrı elçi gönderdiğini kanıtlayamadığı içinde Kuranı tanrının gönderdiği kanıtlanamaz,

        tekrar yasak meyveye dönersek,
        bilirsin bende olayları sebep sonuç ilişkisine göre yorumlarım,

        eğer şeytan isyan etmeseydi Ademi kandırmayacaktı, bu durumda Adem yasak meyveyi yemeyecekti, Adem yasak meyveyi yemeyince cinselliğin farkına varamayacağı için cennetten kovulmayacaktı, bu durumda Kuranın tanrısı yeryüzünde bir halife atayamayacaktı,

        sanki Ademi doğrudan yeryüzüne göndermesi mümkün değilmiş gibi Kuranın tanrısı Ademi yeryüzüne halife olarak atayabilmesi için bazı olayların yaşanmasına ihtiyaç duymuş,

        eğer Ademin yer yüzüne gönderilmesi, şeytanın isyan etmesine ve Ademi kandırmasına endeksli ise bu durumda Kuranın tanrısının Ademi yeryüzüne gönderebilmesi ancak bu şartların gerçekleşmesiyle mümkün olur, Ademi de yeryüzüne bu şartlara göre göndermek zorunda olan bir tanrının önünde tek bir seçenek vardır, bu şartları oluşturmak, çünki bir tanrı işini tesadüflere bırakmaz,

        oysa Kuranın tanrısı Ademi doğrudan yeryüzüne gönderseydi, Adem adına yasak meyve denen ne idüğü belirsiz meyveyi yemeden de cinselliğin farkına varacaktı, daha doğrusu yasak meyveyi yemekle suçlanmayacaktı,

        ama insanoğlunu günahkâr bir varlık olarak göstermek, onu günahlarından arındırmak için bir dizi emirlere uymasını sağlamak için uydurulmuş sınav martavalında cinselliğinin farkına varmasını suçmuş gibi göstermeye kalkmak ancak ahmakların inanacağı bir masaldır,

        bir tanrı, yarattığı canlı varlığın cinselliğin farkına varmasını yasak meyve denilen ucubeyle engellemeye kalkar mı?

        canlı varlığın üreyerek çoğalma özelliğini bilen herkes cinselliğin farkına varılmasının yasak meyveyle engellenemeyeceğini bilir, engellenir diyenler, gidip hayvanlara hangi yasak meyveyi yediklerini sorsunlar?

        —-Kendine peygamberim diyenin hedefleri sadece kendi bölgesine yöneliktir yani yereldir. Bu nedenle yaptıkları kendi halkının zaten yaşıyor olduğu realiteyi reforme etmektir. Yani onlara aşina olmadıkları hayatlarında hiç olmayan şeyler söylememiştir. Bu nedenle yaptıklarının ya da yaptığı iddia edilenlerin- söylediklerinin ya da söylediği iddia edilenlerin bağladıkları kendi halkıdır! (senden alıntı)

        üstelik söylenenlerin çoğu günümüz dünyasıyla bağdaşmadığı için bedevinin 1400 sene önceki vahşiliğini tarif etmekten öteye gitmemektedir, en basiti, “onları yakaladığınız yerde öldürün” diyebilen kaba bir tanrının inanırlarının öldürmeye aşırı istek duymamaları mümkün mü?

      • toro dedi ki:

        1okuyucu,

        Bende aynen senin durumundayım yani yasak meyve hikayesine en az senin kadar gülüyorum!

        Sana başka bir soru sorayım. Şeytan isyan etmeseydi, semavi tanrısının Adem’e ”o meyveyi yeme” demesine gerek kalacak mıydı? Açıktır ki şeytan olmasaydı Adem o meyveyi yemeyecekti! İşin komiği şeytan olmasaydı dünyadaki insanların hiçbiri semavi tanrısına göre sapmış olarak tarif edilemeyecekti. Çünkü onları saptıracak bir şeytan olmayacaktı!

        Daha öncede söylemiştim. Bu hikayede ipuçlarını takip eden aklı başındaki her insan şeytanın bizzat tanrısı tarafından önce tanrısına isyan eden sonra da güya insanları ayartan bir varlık rolünü oynasın diye görevlendirilmiştir! Çünkü ”ol” diyerek olduran dolayısıyla ”yok ol” diyerek yok edecek bir tanrıya hemde itaat etsin diye yaratılmış bir varlığın isyan etmesi mümkün değildir! Tanrıyı görmeden tanrı için boyun vuranların tanrıyı gördüğü halde ona isyan eden bir varlığa inanıyor olmaları tez konusudur!

        Sonuç olarak Şeytan ve yasak meyve hikayesinden ortaya çıkan şey, tanrının insanları cennete götürmek için değil cehenneme götürmek için çabaladığıdır! Çünkü insanları cehenneme davet eden yani ayaklarını kaydıran varlık olan şeytanın etkileme gücü peygamberleri bile yoldan çıkaracak düzeydedir! Yani sınavın içinde bir denge yoktur! Son olarak söyleyeceğim şey hikayeyi iyice okuyan ve öteki dünyada semavilerin tanrısıyla karşılaşacağına inanan herkes şeytanıda onun yanında duruyor görmeye kendini alıştırsın! Çünkü bu hikayede ki şeytan, tanrısı için var olan en kötü varlık olarak anılma pahasına görevini başarıyla yapmıştır, yapacaktır! Bu nedenle tanrısının en kıymetlisidir!

      • 1okuyucu dedi ki:

        toro;

        ben ise, ben tanrının elçisiyim diyenlere hiçbir kanıt aramadan sorgusuz sualsiz inananların binlerce yıldır birbirlerini boğazlamalarına rağmen halâ din denen ucubenin her şeyin ölümle bittiğine inanmak istemeyenlere cennetin pazarlandığı bir sektör olduğunu anlamamalarına üzülüyorum, ipe sapa gelmez söylemlerle mantık kurallarını alt üst edenlerede insan sıfatına haiz oldukları için kızıyorum.

        şeytan olmasaydı, Adem ile Havvayı kandıracak bir varlık olmayacaktı, Kuranın tanrısı yinede yasak meyveyi yasaklasaydı ve Ademle Havva yasak meyveyi yemeye kalksalardı, hiç kimsenin etkisi altında kalmadan kendi inisiyatifiyleriyle tanrısının emrine karşı gelerek yemiş olacaklardı,

        kandırılmak gibi hafifletici sebepleri olmayacağından her ikiside tanrısına isyan etmiş duruma düşecekti, bu durumda Kuranın tanrısı Ademle Havvaya hanginiz hanginizi kandırdı diye soracaktı, kimse suçunu kabul etmeyeceği için her ikiside birbirlerini suçlamaya başlayacaklardı, aralarındaki tartışma büyüyecek belkide ilk cinayet cennette işlenecekti,

        yada yasak meyveyi yemeyecekler, cinselliğin farkına varamayacakları için çoğalmaları söz konusu olmayacak ve sonsuza dek cennette ot gibi yaşayacaklardı,

        yada Kuranın tanrısı yasak meyveyi yasaklamayacaktı, Ademle Havva yasak meyveyi yiyerek cinselliğin farkına varcaklardı, yani cinselliğin farkına varmak suç olmaktan çıkarılacaktı!!!??? ve cennette çoğalmaya başlayacaklardı, bir süre sonra cennete sığmayacaklar ve cennet dışındaki yerlere göç etmeye başlayacaklardı, tabi bu arada sınav martavalıda gümbürtüye gidecekti,

        velhasıl gördüğün gibi bu iş şeytan olmadığında arap saçına dönüyor, o nedenle yasak meyveyi yedirmeye kararlı olan Kuranın tanrısı şeytanı yaratmak zorunda!!! da cinselliğin farkına varmak nasıl suç olabiliyor, ona şeytanın bile aklı ermemiş, o nedenle şeytan” böyle bir martavalı ben bile en aptal insanlara yutturabileceğime ihtimal vermezken, Kuranın tanrısı bunu nasıl becerebiliyor” diyerek hayıflanıp duruyormuş?

        şeytan olmasaydı, yeryüzündeki kötülükleri açıklamak tek tanrı inancında mümkün olmayacaktı, çünki tanrının tek olduğu bir durumda yeryüzündeki kötülüklerin sebebinin tanrı olduğu düşünülecekti, yani yeryüzüne egemen olan kötülüğün sebebinin tanrının yaratma becerisindeki zaafiyetinin kötü bir tezahürü olduğu kanısına varılacaktı, kestirmeden söyleyeyim tanrının kötü bir varlık olduğu kanısına varılacaktı,

        tanrının karizmasını kurtarmak için bir günah keçisi yaratmak gerekiyordu, şeytan can simidi gibi imdada yetişti, hem öyle bir şeytan ki yeryüzü denen sepete baktığında, sepet çürük elmalardan geçilmiyor, üstelik çürük elmaların içerisinde en çürükleri Kuranın tanrısının tayfası?

        tanrıdan başkasına secde edilemeyeceğini söyleyenler, tanrılarının yarattığı bir varlığa başka varlıkların secde etmesini istemesini nedense sorgulama gereği duymazlarda, şeytanın itirazını kibrinden kaynaklanan bir isyan olarak sunmaya kalkarlar, herhalde tanrının birebir kontak kurduğu bir varlığın isyan edebilme cüreti gösterebileceğine inanmalarında, sınav martavalının mesnetsiz dayanak noktalarının mantık kurallarına uymasada sırf her şeyin ölümle bitmediğine inanmak isteyenlere sunulan cennet masallarının cazibesi oldukça etkili olmalı?

        yani her şeyin ölümle bittiğine inanmak istemeyenlerin öbür tarafta sunulan cennet bahçelerinin bu dünyadaki pazarlayıcılarına sorgusuz sualsiz biat etmelerini, akla mantığa uymasada her türlü masala inanmalarını yadırgamamak gerekir,

        örneğin; doğal felaketlerin sebebini bilmedikleri için doğal felaketleri tanrının cezalandırması sanan insanların (zaten yarattıkları tanrı figürünün cezalandırmaktan başka yaptığı bir şey yok) uydurdukları mitolojik masallara inanmaları, ben tanrının elçisiyim diyenlerin tanrının elçisi olduğunun kanıtı olamayacağını anlayamamaları nedeniyle, ben tanrının elçisiyim diyenlere inanmayanları tanrının cezalandırdığı sanmaları akıl ve mantık sahibi insanların kabul edeceği bir şey değildir, çünki ben tanrının elçisiyim diyenlerin tanrının elçisi olduğunu ispatlamaları mümkün değildir,

        bu durumda ben tanrının elçisiyim diyenlere inanmayanları cezalandıracak bir tanrıda olamaz, olması için ben tanrının elçisiyim diyeni tanrının elçi olarak gönderdiğini ispatlaması gerekir, tanrının ispatlayamadığı bir elçi tanrının gönderdiği bir elçi olamaz, ben tanrının elçisiyim diyenin söyledikleride tanrının sözleri olamaz,

        yani kendisinin peygamber olduğunu söyleyen kişiye inanmayanların top yekün imha edildiklerine inanmak, tanrının elçi gönderdiğini kanıtlayamadığı halde toplumları top yekün imha edebileceğinin kabul edilmesi anlamına gelir, bunuda mantık terazisine vurduğumuzda karşımıza zalim bir tanrı çıkar, kişinin beyanı (peygamberlik iddiası) üzerine inanılan bir tanrınında insansı özelliklere sahip bir tanrı olmasını yadırgamamak gerekir,

        hele bu tanrının en güncel hali 1400 sene öncesine dayanıyorsa hiç yadırgamamak gerekir, böyle bir tanrıya inananların 7.4 yetmedimi demelerini de yadırgamamak gerekir.

        —-Çünkü bu hikayede ki şeytan, tanrısı için var olan en kötü varlık olarak anılma pahasına görevini başarıyla yapmıştır, yapacaktır! Bu nedenle tanrısının en kıymetlisidir! (senden alıntı)

        tabi ki şeytan tanrısının en kıymetlisi olacak, şeytan Kuranın tanrısının can simididir, şeytan olmasaydı Kuranın tanrısı çöpe giderdi.

      • yasir dedi ki:

        Sayın Toro;
        Bizler burada arap veya arap kültürünü yaşam biçimini konuşmuyoruz, araplaarda veya avrupa-amerikada olan bir sistemi sen kuran veya islama maal edemessin bunu yapman biraz saçma ve amatörce olmuyormu?…
        Şimdi, Kuranda Kölelik ile ilğili ayetleri ve köleliğin teşvik edildiğini ve Allahın müslümanlara insanları köleleştirin veya köleler edinin dediği ayetleri sen bana getirmedikçe bu yükün altında kalmaya devam edeceksin…Sen bunları cevaplarsan senin istediğin ayaetlleri bende sana inşallah getiririm, lakin sende ne gibi bir etki yaratır orasını bilemem…
        Daha önce hep anlatmaya çalıştım, ”abd” tam manasıyla köle demek değildir ama sen o manada kulanmak istersen o manayada gelir lakin hizmetçi-işçi-amele manasına kullanırsan ve kişi isteğiyle birinin veya bir kurumun emrine girip çalıştığında bu karşılıklı çıkarlar doğduğundan işçi-patron ilişkisi doğar lakin tamamen isteksiz ve akıl veya beden güçüyle birini zorla emir altına alıp onu kullanmak olduğunda işte sizin dediğniz zorunlu hizmetçilik-kölelik olmuş olur… bu manada size ”abd” kelimesinin köle manasınada gelebilecek veya zorunlu işçilik-hizmetçilik manasında kullanıldığı bir ayet vermek istiyorum…

        Ve tilke ni’metun temunnuhâ aleyye en abbedte benî isrâîl(isrâîle).26/ŞUARÂ-22
        O başıma kaktığın nimet de İsrail oğullarını kul köle edinmiş olmandır!»26/ŞUARÂ-22

        Şimdi bu ayette ”abdende” kelimesini kimileri kul olarak, kimileri köle olarak, kimileride kul-köle olarak çevirmişler, halbuki tarihi bir vaka olaran mısırdaki israiloğlularının esirlerştirilip zorla işçiler olarak çalıştırılması bir manada kölelik olarakta söylenebilir lakin israiloğluları kendileri gönüllü olarak işçilik yapmış olsalardı ve çalışmalarının emeklerinin karşılıklarını tam alsaydılar köle olarak mı? zorunlu işçiler olarakmı niteleneceklerdi…

        Kuran inerken zorunlu veya gönüllü işçilik-amelelik-hizmetçilik yani ”abd” sistemini kuranda tek bir ayetle işçilik yapmak-birinin yanında çalışmak- veya biri yanında birini çalıştırması ona iş vermesi pisliktir ve kimse birinin yanında işçilik yapmasın-çalışimasın ve kimsede yanında birini çalıştırmasın kimseye iş vermesin diye bir ayet olduğunu düşensene, işte böyle olduğu zaman eskinin veya günümüzüzn sosyal ve toplumsal olayları nasıl olurdu acaba…

        Kuran işçiliğe veya emek karşılığı helal yoldan çalışmaya karşı değildir hatta teşvik eder lakin köleliğe zorla çalıştırmaya ve öalışanının hakkını ve emeğini sömürmeye karşıdır onurlu bir yaşam için işçi veya potran sınıfı he zaman vardı ve yine vardır ve ilerdede istesekte istemesekte var olaçaktır…Burada önümli olan çalışanın onurlu bir şekilde doğru işler yapması-çalışması ve bunun karşılığında insança yaşayabileceği emeğinin karşılığını almasıdır…

        Ayrıca sizler günümüzde kölelik yokmuşçasına yazmanız ve sadece araplarda islam öncesi ve sonraası kölelik olmsını Allaha-islama ve kurana maal etmenizde çok traji komik olmuş,,, bunun üstüne basabasa söylüyoruz Allah-islam-kuran ile insanların-toplumların, nefsleri için ve atalarının uyğulamalarından kalanların devamları için yaptıklarını burada turmadan tekrarlamanız çok garip ve anlamsız kalıyor, sizler kendinizin içinizde bulunduğunuz durumun vehametini anlayamamaktasınız lakin dışarıdan bakan bir göz olarak sizin durumunuz biraz garip…

        Bu şuna benzemekte, ülkenin anayassasında yasak olan şeylerin tplumun belirli kısmanın yapması yüzünden anayasayı veya toplumu suçlamak veya yarğılamak…
        Şimdi düşünsenize, bir ayet insin ve herkes çalışanının isten çıkarsın ve kimsede kimsenin yanında çalışmasın demesi ne denli saçma olur du?Burada bunu yapmak madah bir şey değil önemli olan çalşıan-patron ilşkilerini ve haklarını insanlığa yaraşır bir şekilde düzenlemektir…
        Eskiden amerikada köle olalar şimdi, amerika için göünllü işçi oluyorlar-gönüllü memur-asker-sporcu-müzisyen-iş adamı-devlet adamı oluyorlar şimdi bu eskinin zorunlu ”abd”ları şimdinin gönüllü ”abd”ları değilmidirler, amerika için gönüllü çalışıp hem kendi emeklerinin karşılığını alıyorlar hemde uluslar arası camiada amerikan çıkarları için çalışıyorlar, bizler aynı şekilde türkiyenin abd’ları değilmiyiz türkiye çıkarları için çalışmıyormuyuz, bunları anlamak için sadece okumak değil düşünmekte lazım…

      • toro dedi ki:

        Sayın Yasir,

        Sen bana cevap verecek bilgi ve birikime ne yazık ki sahip değilsin! Bana cevap verirken kullandığın doneler senin ezberlerin! Bunları senin inanma tercihinin ürettiği bahaneler olarak önümüze koyuyorsun! Aklı sınırlandırılmış ya da etrafı duvarlarla örülü bir odada yaşamaya zorlanmış bir insanın o odanın dışını anlayabileceğini hatta odanın dışını tarif edebileceğini sanıyorsun!

        Benim münazara yaparken en haz etmediğim şey bana demagoji yapılmasıdır! Bana şunu verirsen bende sana şunu veririm ama verdiğimden memnun olmayabilrsin şeklinde ki çıkışların en hafif tabirle saçma! Sana çok net sorular soruyorum! Ayrıca ben bu soruları ilk defa sana sormadım. Özellikle kölelik ile ilgili Sayın Bilal ile yaptığım münazara bu platformda kayıtlıdır! Benim hayat felsefemdir, bilgiyle,belgeyle destekleyip gerçekten inanarak savunamayacağım hiç birşey için lakırdı üretmem!

        O nedenle beni, sana karşında kim olduğunu sürekli hatırlatmak derdinden kurtar! Sana açıkça bir çek verdim. Bana iddialarını benim belirttiğim şekilde kanıtla senden daha iyi müslüman olacağım!

        Bunu yapamayacağını düşünüyorsan bana demagojiyle gelme!

        İslamda kölelik vardır ve Kuran bunu kaldırmamıştır! İstediğin kadar kelimelerle oyna, onlara istediğin anlamı ver farketmez! Biz o dönemde insanların özgür iradelerinin erk sahipleri tarafından yok edildiğini ve bu sayede köleleştirilen bu insanların üzerinden büyük gelirlerin döndürüldüğünü gayet iyi biliyoruz! Bu gücü tanrı bile yok sayamamıştır! Çünkü o bile bu durumu çözmeye güç yetiremez olduğunun farkındadır! Bu nedenle içkiye şeytan işi pislik derken köleleri sadace özgürlerin hatalarının diyeti olarak serbest kalabilecek (eğer müslüman bir köle ise) zavallı insanlar olarak tanımlamıştır! Ayrıca şunuda bilmek isterim bir köle, köle olarak başlayıp köle olarak sonlanacak hayatı içerisinde HAC yapabilirmi? HAC yapma kriterlerini köle olduğu sürece karşılayabilirmi?

        Biz anladığımız için sorun yok! Sorun anlamak istemeyenlerde! Ya da ortadaki sorunun farkında olup bu sorunun inancı kökünden baltalayacağı bilindiğinden kelimelerle oynanıyor ayetler makyajlanıyor!

        Bak sana birde veda hutbesinden bilgi vereyim!

        ”Babasından başkasına ait soy iddia eden soysuz yahut efendisinden başkasına intisaba kalkan KÖLE Allahın meleklerinin ve bütün insanların lanetine uğrasın.”

        Hadi senin yolundan giderek fikir yürütelim;

        Şimdi diyelim ki sen bugün abd olarak başka birisine bağlı (intisab etmiş olarak) çalışıyorsun! Ama günün birinde gidip daha iyi şartlarla başka birisine çalışacaksın (intisab edeceksin)! Bu durumda yaptığının tanrısal bedeli, ”Allahın, meleklerinin ve bütün insanların lanetine uğramak” mı olacak?

        Yasir dostum, o yüzden sana bilgiye değil ezbere sahipsin diyorum! Herşeyi inandığına uyacak şekilde biçimlendirmeye çalışıyorsun! Bunu bilmeyene karşı yapmak sana avantaj kazandırabilir ama maalesef bunu bilene de yapmaya çalışmak seni sadece yerinde saydırır!

        Bence kafandaki bütün ezberi bırakıp şu intisab meselesine biraz çalış! Bu dDönemin abd larına, tanrıdan insanlara kadar lanetlenme yolunu açacak yorumlar yapıyorsun, dikkat et!

        Son olarak benim zekamla dalga geçmeyi bırak! Ben güneşe gözlerimle bakıyor, gördüğümü aklımla değerlendiriyor ve sonucunda yorumluyorum! Sen içine kapatılmaya cevaz verdiğin her tarafı kapalı odada, bugüne kadar hiç görmediğin güneşi bana tarif edemezsin!

      • yasir dedi ki:

        ””’Sen bana cevap verecek bilgi ve birikime ne yazık ki sahip değilsin! Bana cevap verirken kullandığın doneler senin ezberlerin! Bunları senin inanma tercihinin ürettiği bahaneler olarak önümüze koyuyorsun! Aklı sınırlandırılmış ya da etrafı duvarlarla örülü bir odada yaşamaya zorlanmış bir insanın o odanın dışını anlayabileceğini hatta odanın dışını tarif edebileceğini sanıyorsun!

        Benim münazara yaparken en haz etmediğim şey bana demagoji yapılmasıdır! Bana şunu verirsen bende sana şunu veririm ama verdiğimden memnun olmayabilrsin şeklinde ki çıkışların en hafif tabirle saçma! Sana çok net sorular soruyorum! Ayrıca ben bu soruları ilk defa sana sormadım. Özellikle kölelik ile ilgili Sayın Bilal ile yaptığım münazara bu platformda kayıtlıdır! Benim hayat felsefemdir, bilgiyle,belgeyle destekleyip gerçekten inanarak savunamayacağım hiç birşey için lakırdı üretmem!

        O nedenle beni, sana karşında kim olduğunu sürekli hatırlatmak derdinden kurtar! Sana açıkça bir çek verdim. Bana iddialarını benim belirttiğim şekilde kanıtla senden daha iyi müslüman olacağım!””””

        Sayın toro;
        Küçümsemek veya bu yola başvurmak akılıca bir pisikotaktik, ancak bunları benim gibilere yediremessin…
        Seninle ilk yazışmaya başladığımızı hatırlıyorum, aynı şekilde küçümseyerek bana bir cevap yazmış ve bana cevap verdiğinde islam litaratürünü silbas etmen gerektiğini söyleyip, bir değer biçmiştin, lakin görüyoruzm ki hala cevap veriyorsun…Buran senin sadede yazılı ve ezberlenmiş litaratüre bağlı kaltığını anlıyoruz aslında ezberci’yi benim sana söylemem gerekirken, senin bana söylemende ayrı bir traji komik olay…
        Bir önceki munazaralarda ezberle konuştuğunu veya diğerlerinin ezlerlerle konuştuğunuzu sadece size aktarılmış-işlenmiş olanı, rivayetlere dayalı kültürden edinilmiş bilğileri ile yazdığınızı zaten görüyoruz bunların dışına çıkıldığında sizin alışmadığınız bir tarz olduğundan şaşırmanız çok doğal…Bna cevap vermeyebilir, okuyucunun yaptığı gibide yapabilirsin ama senin biraz daha usta görüyorum çünkü küçümsemekte senin cevap vermeme yöntemin olmuş…
        Ayrıca ben sizlerin bütün sorularınıza cevap verirken sizlere yöneltilen sorulara hemen aınğanlık yapıp kaçma tattikleri üretiyorsunuz, tamamda hep sizler mi soracaksınız, biz sorduğumuzda kötümü oluyor…
        Ben sana cevap verdiğimiz düşünüyorum, ama sona bir soru yönelttiğimde aynı hoşgörüyü göremiyorum…
        Hep yaptığın gibi yine fikir okumuş ve bilinç altınada oluşturduğun bir potre çizmişsin, tebrikler…
        Daha önceki munazalaralarda ezberle konuşanın sen olduğunu zaten yeterince burda bir çok kişide anlamıştır, yani ayetlerin arapça anlamlarını araştırmadan, meallerini direk kopyalayıp anlam vermek, sen veya bir çoğunuza bunları analatmaya çalıştık ama sizler hala anlamıyorsunuz, sadece olayı girdaba sokup kelime oyunları ile kaçma taktikleri üretiyorsunuz, sorun değil bizler sizlerin saptırdığını veya yanlış anladığınızı düzeltmeye çalışacağız inşallah…
        Melek-köle-cariye vs bir çok hususta ezberleler ile veya bilinç altına yerleştirilmişlerle veya tamamen aktarmalarla, araştırmadan yazanların hala bizler olduğunuzu sanıyor ve iddalarda bulunuyorsunuz, bu tam trajikomik bir olan…Ama piskolojik bir karşı tattik olarak kabulenme sorunu yaşayanlarda sık raslanan bir durum…

        Daha önceki yazışmalarımızı hiç görmeden sana soruyorum….
        Bana kurandan zorla sömürmeyi-çalıştırmayı-eşirleştireyi-köleleştirmeyi teşvik eden ayetleri getir devam edelim…

        TORO DEMİŞ Kİ——Bak dostum, bana Kuran’dan açıkça kölecilik ahlaksızlıktır, şeytanidir bu yüzden HARAMDIR,YASAKLANMIŞTIR şeklinde bir ayet bulup göster senin dinine geçip senin yolundan senden daha azimle gideyim!————–

        Yukarıda bu şartı ve isteği koşan toro, aynı şekilde kendisine yöneltilen bir isteğe küçünsyerek ve bilği yetersizliği ile karşı veriyor…Yapma toro, bulamadıysan bulamadım demen yeterli, beni burdan biraz tanıdıysan senin istediğin ayetleri ben bulamassam, bulamam diyebilecek erdemde hissediyorum kendimi, lakin sen benim soruma cevap verebilecek erdemde hissediyormusun kendini…

        Sen cevap veremesende, senin istediğin cevap ve ayetleri inşallah vermeye çalışacağım, ama diyorum sana o verdiğin sözü tutmamak için verdiğim cevap ve ayetleri kabullenmeme yoluna gitmeyeceğinin garantisi nedir?…

        Hadi toro, ben bilğisiz ve cahilim, sana cevap veremesemde beni bilğilendir, beni hoş gör, hoş gör ki senin erdemini görelim…

        Hadi toro, benim sorularıma cevap verki beni utandır…

      • toro dedi ki:

        Sayın Yasir,

        İlginç bir kişiliksiniz! Ama tutarlı değilsiniz! Öncelikle lk yazışmaya başladığımız zaman söylediğim şeyi söyleme nedenim seni küçümsemek değildi! Ben seni küçümsemek istediğimde sen bunu kasinlikle anlarsın ve ben zaten sana seni küçümsediğimi söylerim! Sen her zaman ki gibi benim tepkilerimi kategorize etmeye benim düşüncelerimi benden daha iyi bildiğini iddia etmeye devam ediyorsun!

        Şimdi gelelim ezber meselesine! Sayın yasir bana söylermisin ben seninle hangi kitaba dayanarak konuşuyorum? Üzerinde konuştuğumuz kitap benim mi yoksa senin mi? Ya da şöyle sorayım ben sana söylediklerimi senin olmayan, aslında benim olan ve senin inanmadığın bir kitaptan alıntılaramı dayandırıyorum? Yada final yapalım, elinde konuşurken,inanırken,yaşarken,tartışırken bir kitap tutan ve yaptığı herşey için o kitaptan feyz alan kim?

        Yukarıdaki soruların ışığında söylermisin ben hangi kaynaktaki bilgileri ezberlemiş ve kullanıyor olabilirim? Tabi bu sorunun aynısını kendine de sormalısın! İstersen bize başkası tarafından sorulduğunu varsayacağımız şu soruya aynı anda cevap verelim, ezber yaptığınız kitabın adı ne?

        İşte o kitap seni sarmalayan,sınırlandıran ve sınırı geçme iradesini senden alan yani seni güneşi görmez hale getiren oda dır! Seni ezbere alıştıran, sorgulamaktan men eden, verileni kabul etmeni isteyendir!

        Benim odam, yani kitabım nedir yasir? Cidden şakanın, anlamsızlığın da bir sınırı hatta haddi vardır! Bu noktada kendi durumunu bertaraf etmenin yolunu o duruma başkasını sokmaya çalışmakta görüyorsan durumun vahim demektir!

        Cidden gülüyorum! Elinde kitap olan adam, elinde kitap olmayan adamı ezbercilikle suçluyor! Kameralar nerde, çünkü bu durum ancak kamera şakasıyla açıklanabilir!

        Bu noktada yazıya senin kelimelerinle devam etmek isterim! Çünkü cidden gülmeye, eğlenmeye ihtiyacım var!

        ”sadece size aktarılmış-işlenmiş olanı, rivayetlere dayalı kültürden edinilmiş bilğileri ile yazdığınızı zaten görüyoruz bunların dışına çıkıldığında sizin alışmadığınız bir tarz olduğundan şaşırmanız çok doğal” Senden alıntı

        Şimdi söyle bakalım, bize nesiller boyunca ”aktarılmış” ve doğduktan bir süre sonra dikte ederek elimize tutuşturulmuş bir kitabımız varmı? O kitap çoğunluğumuz tarafından ”rivayetlerle” (hadislere) ve içine bizzat eklemeler yapılarak ve üzerinden mezhepler oluşturularak işlenmiş mi? Biz bize sorulduğunda mezhebimizi söylerken aynı zamanda peygamberimizin de MEZHEBİNİ söyleyebiliyormuyuz? Ayna ayna söyle bana…

        Yazının diğer kısımlarında sana her münazarada yaptığım eleştirilerin aynılarını bana yöneltme yoluna gitmişsin! Ben o uyarıları sana, bana, bilmiyorsun,anlamıyorsun,akıl erdiremezsiniz, göremezsiniz vs. şeklinde kurguladığın yazılarına karşılık yapıyordum! Ne oldu unutkanlık damarın mı kabardı? Sen insanlara yukarıdaki söyleymlerle yaklaşırken yüceltiyorsun da biz mi küçümseyenler oluyoruz?

        Tercihin demogoji yapmaya devam etmek!
        Şimdi bak 13 yaşında hiç din eğitimi almamış bir çocuğa sorsam aşağıdaki soruyu ne demeye çalıştığımı anlar! Değerlendirmeyi o soru üzerinden rahatlıkla yapar!

        Kitabına göre İÇKİ haram hatta şeytan işi bir pislik! Bu kadar kötücül bir şey İÇKİ? Yani nedir bu? İçiyorsun, içinde alkol var, belli bir noktadan sonra odaklanamıyorsun, dikiş tutmuyorsun ve yalan söyleyemiyorsun! Kısacası fazlası seni sınırları ve korkuları olan bir insan olmaktan çıkarıyor, kendinde olmuyorsun! İşte bu duruma gelmeyi sağlayan İÇKİ yukarıdaki durumlara gelmeni sağladığı için ŞEYTAN İŞİ BİR PİSLİK!

        Peki köle ve kölecilik nedir? Borcunu ödeyemediysen, birini öldürüp ceza aldıysan, Kaçırılıp satıldıysan ya da savaşta esir düşüp satıldıysan adın köle oluyor ve artık özgür olmuyorsun! Artık alınıp satılabilen, üzerinden para kazanılıp vücudunun kullanımı cinsel anlamda dahil sahibinin elinde olan ve sahibinin yap dediğini yapmadığı yani itaat etmediği anda ölüme giden cezalarla karşılaşabilecek aşağılık bir kimliğe büründürülüyorsun! Erkek olunca adın köle, dişi olunca cariye oluyor! Çişini yapmaya ya da yemek yemeye veya dinlenmeye ancak sahibin izniyle gidebilen, varsa çocukları elinden rahatça alınıp başkasına satılabilen, kız çocuklarının ırzına sahiplerinin rahatça geçebildiği ve boynu tasmalı veya vücudunda sahibinin dövmesini taşıyan insancıklar haline getiriliyorsun!

        Şimdi göğsünde kalp benliğinde vicdan taşıyan hangi İNSAN kölecilik ile içki arasında bir değerlendirme yaptığında İÇKİ şeytan işi bir pisliktir ve aranıza kin ve düşmanlık sokar ama KÖLECİLİK o kadar kötü değildir hatta hiç kötü değildir diyebilir?

        Bu noktadan sonra bana yeni köle alınması zorlaştırılmış, aslında tanrı bunları kaldırmak istiyormuş martavalıyla gelemezsin! Ben sana açıkça tanrı KÖLECİLİĞİ ve KÖLEYİ nasıl tanımlıyor nasıl kategorize ediyor diye soruyorum! Bana böyle bir tanım gösterebiliyormusun? Gösteremezsin çünkü yok! Ama ben vicdanı olan bir insan olarak var olduğuna inanacağım bir tanrıdan önce KÖLECİLİĞİ bir pislik olarak tanımlamasını beklerim!

        Yoksa aciz ve gücü yetmeyen bir varlık gibi bana sonuçtan değilde beklentilerinden bahsetmesini değil! Örneğin;

        ”Sarp yokuşun ne olduğunu sen ne bileceksin?” Beled,12-Diyanet
        ”O tutsak bir boynu çözmek(köle azat etmek) tir.”Beled,13-Diyanet

        Neden içki içmemek sarp bir yokuş değilde tutsak bir boynu çözmek SARP yokuş! Para babalarını küstürmemek, erk sahiplerini kendi vücutlarını kölelere değilde kendi kendilerine yıkamaya zorlamak yani onlara canınız çektiği anda üstlerine atladığınız hatta başkalarına ikram ettiğiniz, her türlü pis işinizi yaptırdığınız hatta savaşlarda ölümüne savaştırdığınız kölelerinizi hemen şimdi azad edin demek mi sarp yokuş?

        Tanrıdır denilenin tanımına bakın, İÇKİ şeytan işi bir pisliktir ve aranıza kin ve öfke sokar, KÖLECİLİĞİ bırakmak ise SARP yokuş!

        Evet aradım ama tanrıdır dediğinizin KÖLECİLİĞİN ne olduğunu tanımladığı bir ayet bulamadım! Göcüme aksine şunlar değdi,

        ”Allah, hiçbir şeye gücü yetmeyen ve başkasının malı olan bir köle ile, kendisine verdiğimiz güzel rızıktan gizli ve açık olarak Allah yolunda harcayan kimseyi misal verir. Allah, hiçbir şeye gücü yetmeyen ve başkasının malı olan bir köle ile, kendisine verdiğimiz güzel rızıktan gizli ve açık olarak Allah yolunda harcayan kimseyi misal verir. Bunlar hiç eşit olur mu? Hamd Allah’a mahsustur, fakat onların çoğu bilmezler.” Nahl,75-Diyanet

        Tabi ya; ”Bunlar HİÇ eşit olur mu?”

        Senin Tanrıdır ne yapsa yeridir dediğin varlık kendi sözcükleriyle insanı hür olan ve olmayan diye ayrıştıracak üstüne birde KÖLE olmayanlara güzel rızıklar verdiğini bunu bizzat kendinin yaptığını söyleyecek sonra sen bana kelimlerle taklalar atacaksın tanrım köleciliği istemez hatta kaldırılmasını istedi diye! Ha onlara umut vermedi dersek haksızlık etmiş oluruz, en azından müslüman olanlarına! Onlar hür bir müslümanın yanlışlıkla başka bir müslümanı öldürmesini, ettikleri yeminleri tutmamalarını, eşlerinden zıhar ile ayrılmak isteyenlerin bu tahhütlerini yerine getirmemelerini bekleyecekler ki diyet için özgür bırakılabilsinler! Ne diyeyim en azından bir umut var, o da olmasa ne yapardı bu kölecikler!

        Ne diyeyim, taklaya devam et! Ama dikkat et fazlası omurgada geri dönülmez rahatsızlıklara yol açar!

      • yasir dedi ki:

        ”Tanrıdır denilenin tanımına bakın, İÇKİ şeytan işi bir pisliktir ve aranıza kin ve öfke sokar, KÖLECİLİĞİ bırakmak ise SARP yokuş!”

        Toro, sen bunları yazdıktan sonra aslında benim sana yazacak pek şeylerim kalmıyor, çünkü ellerimi kolarımı bağlamışsın…Yazında o kadar çok çelişki var ki sadece şu göre en çok çarpanının atıyorum…
        Toro, burada yokuştan”akabe”den kasıt sen ne anlıyorsun çok merak ediyorum, bir açıklada aydınlanalım…Çünkü ben sana başka bir şey yazamıyorum…

      • toro dedi ki:

        Sayın Yasir,

        Sana diyorum ki he yasir he! Çok mu aradın, yazımı çok mu taradın kendini üzerine atacağın bir kaçış noktası bulma yolunda? Farkındamısın bulamamışsın! Her zaman ki gibi aynı teraneler!

        Hala anlamıyor pozları takınıyorsun! Belki de anlamamakta direniyorsun! Ben senin aksine bana ulaşan ne ise onu okuyor ve benim için ne anlama geliyorsa onu paylaşıyorum! Beni bana hangi dilde ulaştığı ilgilendirmez! Sonuç olarak sizin iddianıza göre tanrı bana da hitap ediyor! Bu durumda bana o hitabın nasıl ve ne halde ulaşacağınıda biliyordu! Sonuç itibariyle ulaştı ve ben bana ulaşanı okuduğumda ne hissediyorsam ne anlıyorsam onu paylaşıyorum!

        İçine temennilerimi, hırslarımı, korkularımı,çıkarlarımı katmıyorum! Sana da tavsiye ederim! Bu arada tanrısından beklentisi olan birinin herhangi bir tanrıdan beklentisi olmayan birini eleştiriyor olaması zaten komedinin daniskasıdır! Sen cebindeki tanrı çıkarlarını sayıver benim anladıklarımı yazmak için onlara ihtiyacım yok, olmayacak!

        Kabullenmesi zor değil mi? Başkasının ”yaşadım” dediği bir tecrübeyi anlattıklarının torunlarının atalarına taşıdığı bir vaka yı gerçekten yaşanmış sayıp peşinden giden biri olarak benim gibi birini kabullenmek zor olmalı! Durduğun yerden ezberlerinizi paylaşmayan, aklını sınırlamayan, sizin aksinize bunları korkmadan söyleyebilenlere tanık olmak! Sonuç sürekli kendini tekrarlayan bir figür haline geliyorsun!

      • yasir dedi ki:

        ”Tanrıdır denilenin tanımına bakın, İÇKİ şeytan işi bir pisliktir ve aranıza kin ve öfke sokar, KÖLECİLİĞİ bırakmak ise SARP yokuş!”

        Toro, sen yine cevap vermekten kaç, ama ben sana cevap vermeye devam edeyim sende bir değişikliğe sebebiyet vereceğini sanmıyorum, en azından bu ortamda olası bir değişim gözlemesekte belki içinde-kendi içinde yaşarsın umuduyla biz cevap vermeye devam edelim…

        Ona iki de yol gösterdik.90/BELED-10

        Fakat o, sarp yokuşu aşamadı.90/BELED-11

        Bilir misin nedir o sarp yokuş?90/BELED-12

        Bir boynu çözmek tir;90/BELED-13

        Veya açlık, kıtlık zamanlarında açları doyurmaktır,90/BELED-14

        Yakınlığı olan bir yetimi,90/BELED-15

        veya yerde sürünen bir yoksulu.90/BELED-16

        Sonra da inananlardan ve birbirlerine sabrı tavsiye edenlerden ve acımayı tavsiye edenlerden olmak.90/BELED-17

        Onlardır işte sağ taraf ehli.90/BELED-18

        Toro, yukarıdaki ayetlerde okuduğunda ve biraz düşündüğünde hep insanın kendisiyle- nefsiyle ilğili ibadet-hizmetler değilde karşı tarafa yapılacak ve kişinin nefsine en ağır gelen amel-ibadet-salihatlar yazılmıştır, işte Allah bunların insana çok zor gelen işlerden olduğunu bildiğinden bunları yapmanın insana yokuş geleceğinden bu yokuşu Allah insanlara ödev-emir-görev vermekte, yani bunların yapılmasını istemekte ve bunları yapanların salihler-müslimler- ashabı meymenehler olduğunu belirtmektedir…
        İşte esir edilmiş bir boyunu çözün emri veren Rabbın Köleler-esirler edinin isanları sömürün-köleleştirin demesini nasıl beklersin, bu yaptığınız ançak Allaha iftira atmaktır..

        Yalan yere Allah’a iftirâ edenden daha zâlim kimdir ki? Onlar, Rablerine arzedilecekler, tanıklar da işte bunlardı diyecekler, Rablerine karşı yalan söyleyenler. İyice bilin, Allah’ın lâneti zâlimleredir.—11/HÛD-18

        Senin benden istediğin köleliğe-sömürülüğe karşı ayetlerden bir tanesini bu bağlamda yazışmış oluyoruz…
        Yani bazı sebebler yüzünden esaret altında olanı özğürleştirmek, yetimi-dulu- kimsesiz yaksulu- varlıktada, yokluktada yardım yapmayı ve inançlı olup sabrı tavsiye etmeyi allah görev ve emir ederken, bir müslümanın köleler ve cariyeler edinmesi olacak işmidir, olsa olsa bunları nefsani isteklerini yapmak için kendisine dstek arayan ve bu uğurda rivayetler uyduranların işi olabilir ve sizlerinde bunları inanması sebebiyle ezberden başka bir şey konuşmuyor ve yazmıyorsunuz…

        Kuranda köleliği özendiren ve köleliği emreden teşviş eden ayaetleri senden hala bekliyorum…

        İnsanın nefsine hoş gelen İçki-kumar-karı kız(zina), kolay ve haksız kazanç, faiz- bunların haram ve şeytan işi pislikler olması seni üzebilir hayal kırıklığına uğratabilir ama bunlar gerçekler…

        Yalnızca Allah’a kulluk edin ve O’ndan başka hiçbir şeye ilahlık yakıştırmayın. Ana babaya, yakın akrabanıza, yetimlere, muhtaçlara, kendi çevrenizden olan komşulara, uzak komşulara, yanınızdaki arkadaşa, yolda kalmışa ve elinizin altındaki hizmetçi ve işçilere iyilik yapın, iyi davranın. Doğrusu Allah, kendini beğenen ve böbürleneni sevmez.4/NİSÂ-36

        Bu ayetin arapçasını okuduğunuzda ”Va’budûllâhe” diye başlar yani Allaha kulluk edin-hizmet edin diye başlar Allahın hizmetinden çıkıpta ağaların-paşaların-hiziplerin-putların emirlerinde hizmet etmeyin yanlız Allahın emrinde hizmet edin denilmekte ve ”ve mâ meleket eymânukum” diyerek sonlanır bu kelimede sözünüzde çalışanlar demektir, ” Eymanukum” söz yemin demektir sağ elle tokalaşmak sözleşmek anlamında olduğundan sağ elinin altındakiler anlamındadır, bunlar eş ve çoçuklar bakmakla yükümlü olunan akrabalar ve yanında çalışanlardır….

        Yukarıdaki ayette Allahın bir kişiye emrettikleri yazılıyken Allahın köleliği kaldırmadığını-Köleliği teşvik ettiğini söylemek ve savunmak ançak gören kör olmaktır…Allah bir mümine yanında çalışana iyi davran hakkını yeme ona ihsanda bulun demesi sana yetmiyormu, bu ayet bir kişi-bir kurum-bir devlet herkez için geçerlidir…

        Size gelince ey mü’minler! Sevdiğiniz şeylerden Allah rızası için başkalarına harcamadıkça, gerçek erdemliliğe ve hayra ulaşmış olamazsınız. Ve her ne harcarsanız mutlaka Allah onu bilir.3/ÂLİ İMRÂN-92

        Bunları söyleyen ve emreden bir yaratana ve onun dinine iftira atmak nasıl bir ruh halidir…
        Yahu ayette açıkça sevdiğinden harçamadıkça tam manasıyla Alla ulaşılamıyçağını belirtiyor ve insanın sevdiği ve harçamaya vermeye koktuklarını zaten kuranda yazmakta bu ayetlerin üstüne hala Allah-kuran ve islamda kölelik var demek tam bir kuru inatçılıktır…

        Senin istediğin ayaetlerden bazıları çıkmaya başladı şimdi fazla uzatmaya gerek yok…Sen nekadarda anlamamaya ve olayı girdaba somaya çalışsanda sana bu ayetleri vermeye devam ediceğim ama dediğim gibi sen inkar edecek ve olayı yine saptırıp bir ton yazı yazıp yine bir şey anlatmayacak ve cevap vermeyip laf cambazlığı yapacaksın…

      • toro dedi ki:

        Sayın Yasir,

        Artık sana sadece kendi cevaplarımı vermeyeceğim, sana senin tanrının cevapları da yakışır!

        ‘’İşte esir edilmiş bir boyunu çözün emri veren Rabbın Köleler-esirler edinin isanları sömürün-köleleştirin demesini nasıl beklersin, bu yaptığınız ançak Allaha iftira atmaktır..’’ diyorsun!

        ‘’Allaha iftira atmaktır’’ bunlar senin boyunu aşan laflar! İftira VAR OLAN bir figürün şahsına yapılan haksız ithamlardır! Sana bir soru; Zeus varmı? Eğer Zeus var ise senin tanrın da vardır ve işte o zaman hangi mantığa binaense ölümlüler bir ölümsüz tanrıya iftira atabilir durumda görülebilirler! İşte mantığınızın boşluğa düştüğü nokta bu! Siz her hangi birinin bir tanrıya bir insanmış gibi iftira atabileceğini düşünebilecek kadar tanrı nedir BİLEN insanlarsınız! Vay canına ‘’tanrıya iftira atmak’’! Hey yakışıklı ben var olduğunu bana kanıtlayamayan bir varlığa nasıl iftira atabilirim! Ya da bir tanrı nasıl iftira atılabilir bir varlık olarak dizayn edilebilir? Anlaşılan hamurdan tanrılar yoğurmaya başladın! Neyse konumuza dönelim!

        ”Allah, hiçbir şeye gücü yetmeyen ve başkasının malı olan bir köle ile, kendisine verdiğimiz güzel rızıktan gizli ve açık olarak Allah yolunda harcayan kimseyi misal verir. Allah, hiçbir şeye gücü yetmeyen ve başkasının malı olan bir köle ile, kendisine verdiğimiz güzel rızıktan gizli ve açık olarak Allah yolunda harcayan kimseyi misal verir. Bunlar hiç eşit olur mu? Hamd Allah’a mahsustur, fakat onların çoğu bilmezler.” Nahl,75-Diyanet

        Okuman var ama bilmek istediğim okuduğunu anlaman var mı? Yukarıdaki ayette köleleri ‘’hiçbir şeye gücü yetmeyen ve başkasının malı’’ olarak tarif eden ben miyim?

        Şimdi sana göre insanların tanrıya ve onun beklentilerine karşın oluşturduğu ve birbirlerini aciz köleler haline getiren bu sistemi tanrı istemiyor öylemi? O halde o sistemin mağdurlarını neden tam da o sistemin dizayn ettiği şekilde anıyor? Hani onun nezdinde bütün insanlar eşitti! Etrafından dolaşmak sana yakışıyor mu? Sana basitçe içki ‘’şeytan işi bir pislik’’ ise ve insanların arasına ‘’kin ve öfke’’ sokar ise ‘’kölecilik’’ nedir diye soruyorum? Üstelik senin değil tanrının cevabını soruyorum, var mı?

        ‘’Yalan yere Allah’a iftirâ edenden daha zâlim kimdir ki? Onlar, Rablerine arzedilecekler, tanıklar da işte bunlardı diyecekler, Rablerine karşı yalan söyleyenler. İyice bilin, Allah’ın lâneti zâlimleredir.—11/HÛD-18’’ senin paylaşımın

        Kusura bakma ama bu ayetin normal bir mantık kurgusunda işi yok! İnsanlar hiç görmedikleri sadece duydukları bir figüre iftira edemezler! Sen insanın insanla ilişkilerinin aynısın bir tanrı ile da yaşayabileceğine inanmaya karar vermişsin! Uyansanız da bahsettiğinizin bir tanrı olduğunu ve öteye giderek tanrının ne olduğunu değil de ne olamayacağını fark edebilseniz!

        Ayette ki tanrıya bakar mısınız! Hiç kimsenin bilmediklerini bilenin TANIĞA ihtiyacı olacak! Üstelik, sanki o tanıkların Tanrının beklentisi ve isteği dışında bir şey söyleme şansları varmış gibi!Sanki tanrının onlara ihtiyacı varmış gibi. Birde bu ayeti söyleyenin amacı açıkça kendi iddiasını savunmak! Tanrı kendini sözler ve tanıklarla mı savunur? Yahu tanrı kendini ne diye savunur?Hangi Tanrı(!) varlığını ya da yokluğunu kendi yarattıklarıyla(!) tartışır? Şakamısınız?

        ‘’Yalnızca Allah’a kulluk edin ve O’ndan başka hiçbir şeye ilahlık yakıştırmayın. Ana babaya, yakın akrabanıza, yetimlere, muhtaçlara, kendi çevrenizden olan komşulara, uzak komşulara, yanınızdaki arkadaşa, yolda kalmışa ve elinizin altındaki hizmetçi ve işçilere iyilik yapın, iyi davranın. Doğrusu Allah, kendini beğenen ve böbürleneni sevmez.4/NİSÂ-36’’ senin paylaşımın

        Diyorum ya ortada bir kamera şakası, bir eğlence, bir kumpanya var! Ne diyor;

        ’’Yalnızca Allah’a kulluk edin’’ Nisa,36

        ‘’Allah, hiçbir şeye gücü yetmeyen ve BAŞKASININ MALI OLAN bir köle ile, kendisine verdiğimiz güzel rızıktan gizli ve açık olarak Allah yolunda harcayan kimseyi misal verir.’’Nahl,75

        Birilerinin ‘’başkasının malı’’ olmasını kanıksamış bir tanrının üstüne ‘’ Yalnızca Allah’a kulluk edin’’ demesi şakanın daniskasıdır! Ben bu şakaya gülmem, şakacıya hadi oradan derim! Tanrı sen olsaydın yasir, eşit yarattığını söylediğin kullarını tanımlarken yani kendi yarattığını kendi malını tanımlarken onlar için başkasının ‘’hiçbir şeye gücü yetmeyen malları’’ der miydin? ‘’hiçbir şeye gücü yetmeyen’’ ‘’başkasının malı’’ olanların o meşhur özgür iradelerini nasıl kullanabileceklerini de bize anlatır mısın! Anlamaya ihtiyacımız var!

        ‘’Size gelince ey mü’minler! Sevdiğiniz şeylerden Allah rızası için başkalarına harcamadıkça, gerçek erdemliliğe ve hayra ulaşmış olamazsınız. Ve her ne harcarsanız mutlaka Allah onu bilir.3/ÂLİ İMRÂN-92’’ senin paylaşımın

        Merak ediyorum tanıklımı bilir tanıksızmı?

        Ve
        ‘’Yukarıdaki ayette Allahın bir kişiye emrettikleri yazılıyken Allahın köleliği kaldırmadığını-Köleliği teşvik ettiğini söylemek ve savunmak ançak gören kör olmaktır…’’ senden alıntı

        Bak senin her sözüne sadece bir ayet yetiyor! Bence o ayetin üzerinde çalışmaya, kelimelerin anlamlarını bu sayede ayetin mesajını senin beklentilerine göre dizayn etmek üzerine bir çalış!

        Yine hatırlatıyorum, tanrıya göre dünyada yaşayan insanlar kaça ayrılırmış;

        ‘’Allah, hiçbir şeye gücü yetmeyen ve BAŞKASININ MALI OLAN bir köle ile, (1)

        kendisine verdiğimiz güzel rızıktan gizli ve açık olarak Allah yolunda harcayan kimseyi misal verir.’’(2)Nahl,75

        Ne diyor tanrın bir benim rızık vermediğim yani başkasının malı olanlar vardır, birde rızık verip benim yolumda harcamasını beklediklerim! Neden köleye rızık vermiyor? Çünkü onların sahipleri var ve bu rızık konusu onları ilgilendirir! Çünkü Tanrı sadece onların sahiplerini muhatap alır! Kölelere değil sahiplerine seslenir! Bu bakış açısı sahiplerin üstünlüğünü teyit etmektir! Ama bunları okumak başka anlamak başka bir şeydir! Bana göre beklenti okuyanların anlamaları değildir! Bu yüzden ‘’OKU’’ diye başlar, anlamak o kadar da gerekli değildir çünkü!

        ‘’Bunları söyleyen ve emreden bir yaratana ve onun dinine iftira atmak nasıl bir ruh halidir…’’ senden vecize

        Kamera şakasının sonunda ortaya çıkan saçmasapan görüntüyü savunmaya çalışan yönetmen gibisin! Diyorum ya eğer birileri var dedi diye bir tanrıya inanıp onun hakkında sorumluluk yükleneceksek ben Zeus’u anlatanlarında ciddiye alınması gerektiğini düşünürüm! Çünkü bir tanrının varlığına onun varlığından bahseden bir insanın ikrarı üzerinden kanaat getireceksek Zeus dahil bütün mitolojik tanrıların da ciddiye alınma hakları vardır! O halde onlar da var! Off bir sürü tanrı bir sürü muhatap ne yapsak bilemedim!

        Sana diyorum ya eli kolu bağlanmış ve bu bağı sorgusuz sualsiz kabul etmiş mantıklar tıkanmaya mahkumdur!

        Bak yasir,

        Tanrı var diyen bir insan ile tanrı yoktur diyen bir insan arasında hiçbir fark yoktur! Bu basit mantığı da en iyi bir tanrı(!) bilir! Bu nedenle saçmalamaz!

        Tanrı var diyen bir insanın iddiasının kanıtı yine bu ‘’tanrı vardır’’ iddiası olamayacağı gibi tanrı yoktur diyen bir insanın iddiasının kanıtı da yine bu ‘’tanrı yoktur’’ iddiası olamaz!

        Bir tanrının varlığı her hangi bir insanın bireysel deneyimi üzerinden kanıtlanamaz! Bir tanrının varlığı eğer o tanrı varlığını kanıtlamak isterse yine o tanrı tarafından kanıtlanır bütün muhataplarına aynı anda kanıtlanır! Ama bu da mantıksızdır! Çünkü her şeyin sahibinin varlığını kanıtlamak gibi bir derdi yoktur! Böyle bir derdinin var olabilmesi için tanrının karşısında eşiti bir varlığın olması gerekir! Yani dünyadaki canlılar içinde kendisine, kendisinden başka ‘’kutsaldır’’ diyeni olmayan bir varlığın, tanrı bana varlığını ispatlamaya ya da duyurmaya çalışıyor şeklindeki hezeyanları ya da beklentileri bir tanrıyı varlığını ispat etmeye ya da duyurmaya yöneltmez!

        Ha aksi durumda yani aslında yukarıdaki gibi davranılmasını isteyen bir varlık var ise o tanrı için kulları Nahl,75 te tanımladığı ‘’hiçbir şeye gücü yetmeyen’’ sahipleri tanrı olan köleler gibidir!
        Çünkü kendine tapanlar ile başkasının malı olduklarını söylediklerini aynı şekilde yani ‘’abd’’ olarak tarif eden bir tanrıdan daha iyisi beklenemez!

        Yasir savunma isteğini anlıyorum ama keşke bunu yapabilmeye muktedir olacak kıvraklıkta bir mantıkla hareket edebilseydin! Sana verdiğim en temel ayeti 2 mesajdır es geçip köşe kapmaca oynamaya çalışarak muktedir olmazsın! Bana gösterdiğin hiç bir ayetin tanrısallığını bilip, ispat edemezsin! Aslında bunun yapılamayacağını kuranın yazıcısıda çok iyi biliyor o nedenle bilmek yerine inanmak üzerinden bir çağrı oluştuyor. Bak tanrının varlığı nasıl bilinirmiş;

        “Firavun, “Âlemlerin Rabbi de nedir?” dedi.” Şuara,23-Diyanet

        ”Mûsâ, “O, göklerin ve yerin ve her ikisi arasında bulunan her şeyin Rabbidir. Eğer GERÇEKTEN İNANIRSANIZ bu böyledir.”Şuara,24-Diyanet

        İşte biz GERÇEKTEN İNANARAK bir gerçeklik tesis etmek yerine sorgulayarak anlamaya çalışıyor, bize kendini anlatamayan tanrıları da yok sayıyoruz! Arada ki farkı anladın mı? Çünkü iddia sahibi iddiasını iddianın bütün muhataplarına aynı anda ve mantıksal boşluk bırakmayacak şekilde kanıtlamakla yükümlüdür! Bize kendini kanıtlayamayan yani kendi iddiasını mantıksal boşluk bırakmayacak şekilde kurgulayamayan bir tanrıya karşı sorumluluğumuz olamaz! Varlığını kanıtlayamayanın kanıtlayamadığı bir varlık üzerinden birilerine sorumluluk yüklemesi mümkün değildir! Yani var olsa da olmasa da ona karşı sorumlu olanlar ona GERÇEKTEN İNANANLARDIR! Örneğin sen, ben değil!

        Üzgünüm yasir, seninle değiliz!

      • yasir dedi ki:

        ”abden memlûken”—16/NAHL-75

        Ah be! toro, neolacak senin bu halin…:::)))

        Yapma-etme, şimdide olayı başına sordık tanrının varlığı yokluğu konusuna getirdin konuyu, bir şey bu kadar nasıl saptırılır…
        Yaradanın varlığına ve yokluğuna inanman veya inanmaman konusunda onun sana ihtiyaçı yoktur…Ayrıca Kuranda insanların hepsinin eşit olduğu nerde geçiyor lütfen ayet ile bana cevap ver ve beni aydınlat…Allah katında eşitlik değil adalet vardır bunu unutma…Allah tarafsız taraftır, yani Allah her şey karşısında tamamen tarafsızdır ama sadece hakkın ve adaletin tarafıdır ve müslümanları kendsine inananlarında böyle olmasını ister, Allah inanan inanmayan, kendisine hizmet eeden etmeyen herkeze karşı sonsuz rahmet ve aalet sahibidir eğer öyle lmasaydı sen burda bu şekilde yazmaz-okuyamaz-anlayamaz-yiyemez-içemez vsvsvs olurdu, inançsızlığın ve Allaha itaatsizliğin yüzünden dünya yaşamında direk ilahi düzen-adalet tarafından haksılığa uğradın mı?
        Kuranı iyi okduğunda Allah kuara ve müslümanlara insanlar arasında hak-adalet ile hükmetmemizi işter kendimiz-ana-babamız vs kim olrsa olsun hakka-adalete şahitlik yapılmasını emretmekte, yani bir sırf müslüman diye haksız olduğu davada bir nontesis karşısında haklı olamaz, dava konusu olan hususta nonteist haklı ise davada nonteist kişi kazanmalı ama bu demek değili nonteistin yanındasın sadece adalet için, Allahın adaeti için bunu yapmak zorundayız…
        Allahın ezelden koymuş olduğu kanun-sünnet-şeriat işler bunu kimse önleyemez, Biri bir hakıszlık ve aşırılık yapmaya başlarsa zaten ezelden konulmuş kural ve yasalar otomatik işlemeye başlar, aynı şekilde biri adaletli ve ölçülü olduğunda yini ezeden konulmuş kurallar otomatik devreye girer, bunlar kişi-toplum ve bedensel-bilinçsel-inançsal her alanda böyledir ve bir sisteme göre işlerler, domino taşları gibi birbirlerini devirerek giderler…

        Akabei nasıl anladığın ortada bir açıklık getirmeden daldan dala başka konularla olayı bulamaca çevirmeye devam ediyorsun, en azından bu ortamda itiraf edemesende kendi içinde akabe-yokuş konusunu anlamış olduğunu suskunluğundan sezinleniyorum, yanılıyorda olabilirim…

        Gelelim, nahl 75’e, bu ayeti bile bu şekilde anlamandan dolayı aslında yine sana cevap vermek pek anlamlı olmasada inşalah vermeye devam edelim…
        Dediğimiz gibi Allah tarafsız bir taraf olarak özğür iradesinde herkesi seerbes bırakarak zorlamaz sadece davet edip beyan eder ve bu davete içabet edenler ise gönüllülük esasında ”abd”lığa girerler, zaten Allah zorunlu kılmış olsa bu ”zabd”lık olur bunu anlaman dieğiyle Allah doğa-canlıla-insanlar arsında sadece adalet ile hükmeder…
        Allah nahl 75 ayetinde buna karşılık ben insanlara aıl-özğür irade ve beyanda bulundum ama biri bana abd’lığı değil başkalarına abd olmayı kabul etti, bunu ançak aklı yetersiz olan yapar, aklı yetersiz olan ise her şeye yetersiz ve muhtaçtır, ama bir kişiyi daha misal verir ki, o kişi ise ona verdiğimiz nimetleri- akılı-özğür iradeyi-beyanı aldı ve sadece Allaha abd oldu ve kendisine verilen aklı-beyanı Allah yolunda hak ve adalet için kullandı harçadı, bu şekilde akıl sahipleri ister istemez ezeli yasa-kanun-sünnet gereği dünyalık mal sahibi olma ihtimali yüksek olduğundan bu kendisine verilen hikmet-hüküm sebebiyle kazandığı dünyalığıda allah yolunda sarfeden kişileri söylemekte….

        Şidi bu iki kişi arasında bir kıaslama yap bakalım toro…

        Yahu Allah bu ayette kulluğu köleliği meşru kılmaz, insanların kendi derecelerini ve konumlarını nasıl düşürdüklerini ve yükseltiklerini gösterir ve kendisinden bakasına abd olunmamasını bir çok ayette söylediği gibi yine tekrar eder…
        Şimdi sen bu ayetten zenğin köle sahibi bir mslüman ile güçü bir şeye yetmeyen köleyi aynı köle sahip ilişkilendirmesi apmışsın, çok belli…Yahu Allah burada kendinden bağımsız birbiri ile alakası olmayan iki insan tasfiri yapmakta, biri aklını kullanamamış gitmiş batıla-hurafeye inamamış kendine başka putlar ilahlar edinmiş Allaha ortak koşmuş ve onlara abd olmuş kendisine verileni Allah için değil başkaları için sarfetmiş, diğer kişide aklını kullanmış sadece Allaha abd olmuş ve kendisine verilen Allah için-Allah yolunda sarfetmiş…Şimdi bu iki kişi ne dünyada ne insanlar içinde nede Allah ktında bir olur mu?…
        Yapma bee toroo…
        Yanlış anlanır ama bu kadarda yanlış anlanır mı be toroo…

      • yasir dedi ki:

        Mâ kâne li beşerin en yu’tiyehullâhul kitâbe vel hukme ven nubuvvete summe yekûle lin nâsi kûnû ıbâden lî min dûnillâhi ve lâkin kûnû rabbâniyyîne bi mâ kuntum tuallimûnel kitâbe ve bimâ kuntum tedrusûn(tedrusûne).3/ÂLİ İMRÂN-79

        Hiçbir insana yakışmaz ki Allah, ona kitap, hüküm ve peygamberlik versin de sonra o, insanlara, Allahtan başkasına kul olun desin. Ancak öğretmekte, okumakta ve okutmakta olduğunuz kitaba uyup kendini Rabb’e adamış kişiler olun der.3/ÂLİ İMRÂN-79

        ””kûnû ıbâden lî min dûnillâhi”’

        Toro, bu ayetide iyi okuman lazım, sonrada düşünmen lazım, Allahın resulleri-elçileri yani insan olan haberciler ve kitapları hiç bir zaman başkasına ”abd” olmayı emretmez…

        Tırnak içine aldığımı cümlede ”ıbaden” kelimesi sana bir şeyler çağrıştırdımı…Bu kelime hizmet manasındadır…

        Toro, ayrıca senden ricam kelime oyunları-çokluğu yapmamandır sade ve anlaşılır direk konuyla alakalı yazman, anlam karğaşası yaratmamandır, net ve açık ol en sıradan bir kişinin anlıycağı bir dil kullan…Kimsenin bir şey anlamadığı ve anlamaması için bir ton laf söyleyen ilahiyatçılar ve akademisyenler gibi yazma, ben seni çok iyi anlıyorum lakin zaman kısıtlı olduğundan bu dili kullan…Ayrıca cevap vermediğin konular yığılıyor senin her sorunu cevaplamamıza karşın sen cevap vermektense işi sulandırıp etrafından dolanıyorsun…

      • 1okuyucu dedi ki:

        yasir;

        bütün sorun, senin toronun hitabet tarzını anlayamamandan kaynaklanıyor, o nedenle toronun ne demek istediğini anlayamıyorsun, zaten anlayabilseydin haddini de bilirdin? belki de gerektiğinde susmasını da? sonuçta burada yazılanları herkes okuyor,

        ama ben sana anlayabileceğin bir tarzda hitap ederek bir şeyler yazayım,

        Muhammedin tanrının elçisi olduğunun kanıtı var mı?
        cevap, tanrı Kuranda Muhammedin elçisi olduğunu söylüyor
        Kuranı tanrının gönderdiğinin kanıtı var mı?
        cevap: Muhammed Kuranı tanrının gönderdiğini söylüyor,

        buradaki soru şu? bozacının şahidi var mıdır yok mudur? varsa kimdir?

      • toro dedi ki:

        Yasir,

        Normalde sana cevap vermek istiyorum ama öncelikle senin çelişkilerini göstermek zorunda kalıyor ve enerjimi buna angaje ediyorum. Hayır söylediklerimi anlamıyorsun ki üzerinden gidelim.
        Bak ne demişsin;

        ‘’Yaradanın varlığına ve yokluğuna inanman veya inanmaman konusunda onun sana ihtiyaçı yoktur’’

        Peki o zaman bu dünyada ona inana hepiniz inanmaktan vazgeçerse size ne tepki verir? Denemeye var mısınız? Sevgili Yasir, hiç kimsenin inanmadığı bir tanrı hiç kimsenin inanmadığı bir dünyada nasıl var olabilir nasıl bahse konu olabilir? Onun o dünyada var olabilmesi onun varlığına inananlar ile mümkün hale gelmez mi? Tanrı senin inancına göre seninle iletişim kurduysa kusura bakma sana ihtiyacı var demektir! Çünkü aksi halde hiç bir şey yapmadan bekleyecek ve yine kendi yarattığı şeytanın galibiyetine tanık olacaktır! Seni kitabıyla kime karşı uyarıyor? Kimdir rakip? Şeytanın meydan okumasına karşın kendi gücünü göstermek için kimlerle iletişime geçiyor? Demek ki ihtiyacı yok diyorsun! O halde zamanı ta şeytanın meydan okuduğu ana kadar geri alalım! Şeytan dediğini yapmaya başlasın ama tanrı varlığını hiç kimseye bildirmesin yani ne peygamberler ne de kitapları ortaya çıkmasın! Tanrı varlığını bildirdiği halde şeytan kazanmaya devam ediyorsa tanrı varlığını hiç bildirmeseydi şeytanın gol kralı olması yani her çevrilen insan için tanrısına gol atması engellenebilir miydi? Ne yazık ki sizin inancınızın özü tanrının bilinmek istemesi üzerine kuruludur! Bilinmek istemenin tanrı açısından içsel sonucu bilinmeye ihtiyaç duymaktır!

        Senden alıntılarla devam edelim;

        ‘’Ayrıca Kuranda insanların hepsinin eşit olduğu nerde geçiyor lütfen ayet ile bana cevap ver ve beni aydınlat…’’

        Şöyle yola gel. Bunu ben zaten biliyorum ve sana tanrının köle ve hür tanımıyla insanları eşit olmayan varlıklar olarak tanımladığını söylemeye uğraşıyorum. Çünkü eşit olmama hali bütün inancın dibini oyar! Bir sınav var, sınav tanrının ve bu sınavın sonucunda ödül ve ceza var! Ama sınava girenler eşit değil! Bunun adı da adalet! Evet Yasir, kurana göre insanlar eşit değildir ama sınav yapan bir tanrıya göre insanlar eşit olmalıdır! Bu tezatı aşması senin engin kıvırma tekniklerine kalmış.

        Devam;
        ‘’Allah tarafsız taraftır, yani Allah her şey karşısında tamamen tarafsızdır ama sadece hakkın ve adaletin tarafıdır’’ demişsin
        Maalesef dostum kuranın tanrısı sadece kendinin tarafıdır! Dayattığı kendi istekleridir! İnsanlara bakışı adil değildir ki beklentisi adil olsun! O isterse istediğini doğru yola, istemezse yanlış yola sokan, insanların kafasını şeytanlarıyla karıştırıp onları dolap beygirlerine çeviren, her şey kendi kurgusu olduğu halde değilmiş gibi davranandır. Yani sadece kendine Müslümandır!

        ‘’Kuranı iyi okduğunda’’ senden alıntı.

        O nasıl oluyor? Sen kuranı İYİ okuduğun ve okumanın sonuçlarının doğru sonuçlar olduğu fikrine nereden kapıldın? Bak Orta Doğuda yeni türeyen örgüte onlarla da iyi okumak konusunda bir tartışmaya girer misin? İyi okuduğunu iddia eden ve kendi içinde kategorize olmuş o kadar çok tarikat ve mezhepsiniz ki karar vermek imkansız! Hanginiz Kuran’ı en iyi okuyansınız? Önce ona bir karar verin beraberce ki sonrasında boyundan büyük iddialarda bulunabilesin!

        ‘’Dediğimiz gibi Allah tarafsız bir taraf olarak özğür iradesinde herkesi seerbes bırakarak zorlamaz sadece davet edip beyan eder ve bu davete içabet edenler ise gönüllülük esasında ”abd”lığa girerler, zaten Allah zorunlu kılmış olsa bu ”zabd”lık olur bunu anlaman dieğiyle Allah doğa-canlıla-insanlar arsında sadece adalet ile hükmeder…’’ Senden alıntı

        Bu özgür irade masalına kendini çok kaptırmışsın? Söyler misin, var olmayı isteyen üstüne birde sınava sokulup şeytan ile tanrı arasında seçim yapmaya zorlanan insanların iradeleri nasıl özgür olabilir? Şunu desen anlarım, bizi tanrı yarattı ve eğer bizden bu sınavı yaşamamızı istiyorsa yaşamak zorundayız. Yani dayatma ise dayatma yapacak bir şey yok! Ama bunu demeyip özgür irade diyorsunuz ya karnıma gülmekten ağrılar giriyor! İki seçenek arasında seçim yapmaya zorlanmak özgürlük mü? Sadece doktor ya da mühendis olmasına izin verilen bir insanın ikisinden birini seçmesi özgürlük mü?

        ‘’Allah nahl 75 ayetinde buna karşılık ben insanlara aıl-özğür irade ve beyanda bulundum ama biri bana abd’lığı değil başkalarına abd olmayı kabul etti, bunu ançak aklı yetersiz olan yapar, aklı yetersiz olan ise her şeye yetersiz ve muhtaçtır,’’ senden alıntı,

        Aklı yetersiz derken? Mesela burada şeytan hangi kategoride? Onun da aklı yetersiz mi? Çünkü bu noktada tanrınızın kimin meydan okumasını kabul ettiğini ve ya izin verdiğini bilmemiz gerekir! Senin örneğine göre köle olanlar isteyerek köle olmuşlar aptal olmayı seçmişler demektir!

        Bak anlatılmak istenen senin söylediğin şey olabilir ama anlatan kimse tanrı ise seçilen örnekler yanlıştır. Biz buna gaf diyoruz! Unutma ki bu kitabı kölelerde okuyor(!) ve tanrının kendilerini nasıl tanımladıklarına şahit oluyorlardı! Sence o zavallılar bu hitabı duyduklarında yani başkasının malı güçsüz varlıklar olarak tarife dildiklerine şahit olduklarında ne hissettiler. İçlerindeki çaresizlik ve sahipsizlik duygusunun yarattığı yıkımı tahmin edebilir misin? Ben bir insan olarak başka bir tanrıya inanlar ise kölelerin aynı durumda olmadığını biliyorsam tanrıda bilmeli! Sonuçta köle olan abd ların efendileri putlar gibi cansız değiller değil mi? Üstelik onlar tanrıları tarafından güzel rızık verilenler yani erk sahip olanlar! Yani canlı kanlı köle sahibi ile cansız tanrı putu aynı şey değil, kapiş! Cansız put sana cevap veremez doğru ama doymadım diyerek sahibinden daha fazla yemek isteyen köleye sahibi biliyoruz ki bir cevap verecektir…

        Bana iddiasının aynı zamanda şahidi olduğunu iddia eden ve buna inandırdıkları sayesinde kendine peygamber diyebilen bir figürün sözleriyle geliyorsun!

        ‘’Hiçbir insana yakışmaz ki Allah, ona kitap, hüküm ve peygamberlik versin de sonra o, insanlara, Allahtan başkasına kul olun desin. Ancak öğretmekte, okumakta ve okutmakta olduğunuz kitaba uyup kendini Rabb’e adamış kişiler olun der.3/ÂLİ İMRÂN-79’’

        Bu ayet açıkça bir itirazın bertarafı için söylendiğini açıkça beyan ediyor. Ama ben sana aynı surede daha vahim bir ayet göstereceğim;
        ‘’Şüphesiz, Allah’a verdikleri sözü ve yeminlerini az bir karşılığa değişenler var ya, işte onların ahirette bir payı yoktur. Allah kıyamet günü onlarla konuşmayacak, onlara bakmayacak ve onları temizlemeyecektir. Onlar için elem dolu bir azap vardır.’’Ali İmran,77-Diyanet

        Küsmüş! Tanrıya söz vermek ne demek, tanrının söz alması ne demek? Söz alırken sözün tutulmayacağını bilmiyor olmalı ki söz tutulmadığında sözü tutmayanlara küsüyor!

        Bana ah vah çekeceğine okuma ve okuduğunu anlama egzersizleri yap ki ben senin beni anlamadan verdiğin cevaplardaki çelişkilerle uğraşmak zorunda kalmayayım.

        Bu arada hala senden bir cevap alamadım! Zeus’a inananların olması hatta GERÇEKTEN inananların olması onu gerçekten tanrı yaparmı?

      • yasir dedi ki:

        ——-TORO DEMİŞ Kİ—–Şöyle yola gel. Bunu ben zaten biliyorum ve sana tanrının köle ve hür tanımıyla insanları eşit olmayan varlıklar olarak tanımladığını söylemeye uğraşıyorum. Çünkü eşit olmama hali bütün inancın dibini oyar! Bir sınav var, sınav tanrının ve bu sınavın sonucunda ödül ve ceza var! Ama sınava girenler eşit değil! Bunun adı da adalet! Evet Yasir, kurana göre insanlar eşit değildir ama sınav yapan bir tanrıya göre insanlar eşit olmalıdır! Bu tezatı aşması senin engin kıvırma tekniklerine kalmış.———-

        Toro, şimdide Allah karşısında her şey musavidir eşittir diyorum…Hadi şimdi bildiğin şeyin aksini söylüyorum…Demek biliyormuşsun hadi beni aydınlat…Yola gelmiyorum ve aksini söyledim toro…:::)))İştersen bunu munazara yapabiliriz…

        Lakin yukardaki yazındanda bakış açın giddikçe daraldığını görüyorum, işte senin gözünde eşitlik, köle ve hür ile kısıtlı…

        Nahl 75’te, geçimi için çalışan veya zorunlu olarak köleleşmiş olanları kastetmiyor…Belirli dini-siyasi-vs hareket ve görüşleerin hizmetine girip Allahın ilke ve inkilaplarından-yasalarından-kalite sıtandartlarından sapanları ken kendi çıkarları- hizmet ettiği kişi ve toplumun çıkarları için Allahınyolundan sapanları kastetmekte…Ama tabi sen düz mantık olarak köleleştirilmiş ve kendi isteğiyle birilerinin yanında çalışanları sandın, seni yadırgamıyorum böyle düşüneceğini az çok tahmin edebiliyorum…

        4:97 – Melekler, kendilerine zulmeden kişilerin canlarını aldıklarında, onlara, “Ne işte idiniz?” derler. Onlar da: “Biz yer yüzünde zayıf kimselerdik.” derler. Melekler: “Allah’ın yeryüzü geniş değil miydi, siz de orada hicret etseydiniz ya?” derler. İşte bunların varacakları yer cehennemdir. O ne kötü gidiş yeridir

        4:98 – Ancak gerçekten aciz ve zayıf olan, çaresiz kalan ve hicret etmeye yol bulamayan erkekler, kadınlar ve çocuklar hariç…

        Ah be torooo, ne olacak senin bu halin…Yukardaki ayetleri iyi okuman ve düşünmen lazım…Yapma be toro yapma…Yukardaki ayetler zaten sana gerekli cevabı veriyor…
        Allah her keze bir yol açmıştır, bence sanada çok yol var toro sadece düşünmen gerek.

        Toro bence sen bu kadar uzun yazma çünkü devreler karışıyor ne yazdığını şaşırıyorsun…Yazında o kadar çok çelişki varki, zamanım olmadığından sonra sana bilehare yazacağım….

      • toro dedi ki:

        Yasir,

        ”4:97 – Melekler, kendilerine zulmeden kişilerin canlarını aldıklarında, onlara, “Ne işte idiniz?” derler. Onlar da: “Biz yer yüzünde zayıf kimselerdik.” derler. Melekler: “Allah’ın yeryüzü geniş değil miydi, siz de orada hicret etseydiniz ya?” derler. İşte bunların varacakları yer cehennemdir. O ne kötü gidiş yeridir

        4:98 – Ancak gerçekten aciz ve zayıf olan, çaresiz kalan ve hicret etmeye yol bulamayan erkekler, kadınlar ve çocuklar hariç…” senden alıntı

        Bu replikler ölünce meleklere ne yanıt vereceğimizi bilelim diye özellikle mi verilmiş? Bu replikleri ezberleyemeyip te canlarını alan meleklere cevap veremeyen ya da kendi cümlelerini kuranlar olmuyor ya da olamıyor mu?

        Şaka gibi, insanları ikna etmek için, ikna edilecek insanların hiçbir şekilde şahit olamayıp gerçekten de böyle oluyormuş diyemeyeceği eylemler ve o eylemler sırasında geçen hayali konuşmalar tanrının delili olarak sunuluyor!

        Canı alınan kişiler kendilerine ”Allah’ın yeryüzü geniş değil miydi, siz de orada hicret etseydiniz ya?” diyen meleklere, zengin kontenjanında boşluk yok muydu bizi de baştan zengin yaratsaydı ya diye cevap verirse ne olacak?

        Şaka bir yana kendine peygamber diyenin kendisiyle göç etmeyenleri cehennem ile korkutarak yola getirmek üzere söylediği bilinen bu ayeti bana karşı, başka birşey durum için kullanmaya çalışman komik! Sen kendini istediği şekilde kıvırabilen, komik bir adam sanıyor olabilirsin ama ben senin o kıvraklığın ve komikliğinle uyutabileceğin biri değilim!

        Ben uzun yazarım, çünkü söyleyeceklerim vardır! Sen kısa yazarsın çünkü söyleyebileceklerin sınırlıdır, arada ki farkı senin söyleyemediklerini söyleyebilenlerin söylediklerinin uzunluğuna laf ederek kapatmaya çalışırsın!

        İlginç değilmi, sen, sana göre, sana bütün bilgileri vermiş bir tanrının herşeyi öğrenmiş bir kulusun ama bana benim sana yazdığım kadar öz kendi üretimin düşünceyle geri dönemiyorsun! Yazdığın ayetlerin arasında kalan boşluklara karalamalar yaparak geçiştirmekle yetiniyorsun! Yani aslında kendine ait hiç bir düşüncen yok, ne ezberlediysen onu yazıyor unuttuğunda ise hemen ezber kitabından alıntılar yapmaya girişiyorsun!

        Bu arada ne oldu Zeus?

  39. yasir dedi ki:

    Fe izâ lekîtumullezîne keferû fe darber rikâb(rikâbi), hattâ izâ eshantumûhum fe şuddûl vesâk(vesâka), fe immâ mennen ba’du ve immâ fidâen hattâ tedaal harbu evzârehâ, zalik(zalike), ve lev yeşâullâhu lentasara minhum ve lâkin li yebluve ba’dakum bi ba’d(ba’din), vellezîne kutilû fî sebîlillâhi fe len yudille a’mâlehum.47/MUHAMMED-4
    (Savaşta) inkâr edenlerle karşılaştığınız zaman boyunlarını vurun. Nihayet onlara iyice vurup sindirince bağı sıkıca bağlayın . Savaş sona erince de artık ya karşılıksız veya fidye karşılığı salıverin. Durum şu ki, Allah dileseydi, onlardan intikam alırdı. Fakat sizi birbirinizle denemek ister. Allah yolunda öldürülenlere gelince, Allah onların yaptıklarını boşa çıkarmaz.47/MUHAMMED-4

    ”fe darber rikâb” zorla esirleştirmek ve köleleştirmek sadece savaş esnasındadır ki bu dünya savaş hukukundada vardır lakin kuran savaş sonunda bu kişilerin serbes bırakılmasını yine aynı eyette emir etmektedir,,, kişilerin yaptığını kurana ve allaha maal etmek hanği adalete ve vizdana sığabilir…Savaş esnasında alınan esirleri daha öldürmak-cinsel meta olarak kullanmak insafsızlıktır-şerefsizliktir ne kuranda-ne islamda böyle bir şey yoktur var diyenler sadece cahilliklerini ve onun-bunun zannı ile hareket etmelerinin sonucudur…

    Kuran ve ayet ortadadır, bir müslüman ançak savaş esnasında esir alabilir ve savaş sonunda ya fidya karşılığı veya karşılıksız serbest kalır, fidye olarak verecek şeyi yoksa sözleşme karşılığı bırakılır bunun karşılığında sözleşmesi dolana kadar, eğitimli biriyse okuma-yazma bilmeyen müslümanlara eğitim verir, veya zanaatkarsa usta olduğu konularda kişiler yetiştirir, vsvsvs….

    • Mehmet dedi ki:

      Nahl 75’in öncesine ve sonrasına bakarsanız eğer bu örnekde Allah’a ortak koşanın hali o günkü arabın anlayacağı kölelik metaforu ile anlatılıyor.

      Herşey kendi bağlamında anlamak ilmin namusudur. Buna hermenötik şahittir. Köleliği bir anda sonlandırmak halihazırdaki mülkiyet ilişkilerinden ve arabın sınıflı toplumu yani şirki dinselleştirmesinden ötürü mümkün değildi. Yapabilirdi diyebilirsiniz, Allah bile toplumsal yasalara uyar. Çünkü gözünü açmayana Nur ulaşmaz.

      İslam, tarih sahnesine nebinin ağzından şu söylemle çıktı: kula kulluktan Allah’a kulluğa çağırıyorum. Sorun en temelde insanların, fırsatların ve hakların eşitliğini inanmamakta yatıyor. O insanların hem rabbi hem de mülkün malikidir. Ilk inen ayetler insanları sömürenlere

      • Mehmet dedi ki:

        karşı bir meydan okumadır ve hiç de teolojik bir paradigma değildir. Öyle ki islamın şiarı la ilahe illallah açıktan toplumsal inanışa ve bölüşüme başkaldırıdır. Biraz arkaplan okuması bunun zamanında ne demek olduğunu gösterir. Bugün biz bunu şeyhlerini, alimlerini rabb edinen yanlıştaki Müslüman kardeşlerimize anlatırken bile tehdit, hakaret ve şantaja maruz kalıyoruz. Gökkubbe altında yeni birşey yok.

        Tanrı’nın deliline inanmadı ilk müslümanlar, ya da henüz birkaç ayetin indiği ortamda kapsayıcı bir Allah tasavvuruna da şahit değildiler. Onlar cezbeden Allah elçisinin köleliğe başkaldırısıydı. Şirkin nasıl yıkıldığını güçlü bir kabileye mensup olmayan, mali durum olarak da zayıf sahabinin risaletin sonunda ulaştığı variyete bakıp anlayabiliriz. Fakat devran dondü ve cahiliyeye tekrar hortladı, bakınız cemel, sıffin ve kerbela.

        Müslümanlar şimdi mağaradan çıkan ashabı kehfin sosyal zaman travmasını yaşıyorlar. Tanrı, ahiret, nübüvvet herşey tartışılabilir. Elçi kendisiyle ilişkisini kesmeyen hiç kimseyle bağını koparmamıştır. Hakikat iddiası olan, sadece Hakkı arayan sağlama yapmaktan korkmaz. Melekler bile itiraz edebilirken huzurda, bize ne oluyor. Bunlardan da mühimi İslam insanlara ne vaad ediyor sorusudur. Maalesef rablerinin gadrine uğrayan on işçimiz daha geçen canlarından oldu, money rules. Hayatta karşılığı olmayan hiçbirşeye inanmayın, ama bilgimizin değişken olduğunu ve kemalin ancak Allah için olduğunu hatırdan çıkarmayın. Dua edin, başka bilgi ve yakîn kanalları var. Tefsirle alakalı spesifik bir müşkilime duanın ardından hiç ummadığım kanallardan cevabı anında gelebiliyor. Selametle kalın

      • 1okuyucu dedi ki:

        Mehmet;

        Ey iman edenler! Öldürülenler hakkında size kısas farz kılındı. Hüre hür, köleye köle, kadına kadın (öldürülür). Ancak her kimin cezası, kardeşi (öldürülenin velisi) tarafından bir miktar bağışlanırsa artık (taraflar) hakkaniyete uymalı ve (öldüren) ona (gereken diyeti) güzellikle ödemelidir. Bu söylenenler, Rabbinizden bir hafifletme ve rahmettir. Her kim bundan sonra haddi aşarsa muhakkak onun için elem verici bir azap vardır. (bakara-178)

        Kuranın tanrısı öldürülenlerle ilgili kısas hükmünü farz kılarken öne sürdüğü şartlarla toplumu hür, köle ve kadın olarak kategorize etmiş, yani o günkü mevcut toplum yapısını tescillemiş,

        günümüzde öldürmelerle ilgili bir kısas hükmünün uygulanması gerektiğinde hüküm verenler, bakara-178’deki şartlara bakarak hüküm verecekler, köleliğin resmen kalkması nedeniyle bu durumda ayet hüre hür, kadına kadın şartlarına göre uygulanır,

        hür dediğimizde, hür olanların cinsiyetlerinin kadın veya erkek olduğunu bildiğimize göre, yani hür ifadesi bünyesinde kadını da barındırdığından kadına kadın şartının ne anlama geldiğini de sen söyle,

        ayrıca caf caflı söylemlerin realitede hoş bir masaldan öteye hiçbir anlamı olmuyor,
        bir şeyler söylemek istiyorsan işe cennetteki yasak meyvenin ne olduğunu söylemekle başlayabilirsin, daha sonrada bakara-178 hakkında bir şeyler söylersin.

  40. Havacı dedi ki:

    Toro,
    Yorumlarınızı mümkün olduğunca takip etmeye çalışıyorum. Oldukça entellektüel bilgi birikimine sahip olduğunuzu ve düşüncelerinizi oldukça iyi bir şekilde ortaya koyabildiğinize inanıyorum. Diyelim ki yaratıcı yok ve Kur’an içinde bir çok çelişki barındıran insan yazması bir kitap. Genelde evren özelde ise dünya ve üzerinde yaşayan türlü canlıların varoluşlarına ilişkin bilgi ve yorumlarınızı bizimle paylaşmanızı sizden rica ediyorum.

    • toro dedi ki:

      Sayın Havacı,
      Bahsettiğiniz konularla alakalı sevgili 1okuyucuyla ”Dinlere Göre Dünyanın ve İnsanlığın Yaşı” adlı konunun içinde doyurucu olabileceğini düşündüğüm bir münazara yapmıştık. Orada sorularınıza verilmiş cevaplar bulabilirsiniz! Sonra isterseniz üzerine konuşuruz.

      • Havacı dedi ki:

        Sayın Toro,
        Dinlere Göre Dünyanın ve İnsanlığın Yaşı konulu dosyayı aratmama rağmen bulamadım. Benim söylemek istediğim din temelli olmayan bir argüman üzerinde tartışabilmekti.

      • toro dedi ki:

        Sayın Havacı,
        Ana sayfada sayfağı aşağı doğru indiriyorsunuz. Sağ tarafta aşağı inerken fotoğraflar göreceksiniz. Hemen altında ”Çok Okunanlar” bölümü var. Orada ilgili konuyu bulabilirsiniz!

        Bahsettiğim münazarada din yok!

  41. 1okuyucu dedi ki:

    Yasir;

    —-”abd” olmak gönül işidir, gönülle ”ABD” olunur, sizin dediğiniz gibi zorunlu olduğunda buna” ZABD” denilir… (senden alıntı)

    evet, Müslümanlar gönüllü abd’lerdir, her ne kadar Kuranın tanrısının gönüllü abd’leri olduklarını sanıyorlarsa da aslında Muhammedin gönüllü abd’leridir,

    ve bu gönüllü abd’lerin yapmaları gereken tek şey Allah yolunda savaşmaktır, bunu kimileri Allah yolunda savaşarak yapar, kimileride Allah yolunda harcayarak yapar, öyle ya, Allah yolunda savaşanlar, bu işe finansörleri olmadan girişemez, haliyle bir kısmı savaşacak, bir kısmıda savaşanları finanse edecek,

    o nedenle sende safını al, Allah yolunda savaşan gruplara bak, (ışid, el nursa, hizbullah, vs.) hangi grupta yer almak istiyorsan o gruba katılarak savaş yada o grubu finanse et, yani ya Allah yolunda savaş yada Allah yolunda harca, eğer Allah yolunda harcamayı istersen, zekat, fitre, bağış vs. toplayan derneklerin, vakıfların verdikleri hesap numarasına Allah yolunda harcamak istediğin miktarı yatırarak katkıda bulunabilirsin,

    bak, gönüllü abd’lerden bir grup esir aldıkları kadınları ilişkiye girmek için zorla cariye yapmışlar, yani Zabd yapmışlar, haliyle Zabd yaptıkları kadınlarla girdikleri ilişki zinadan sayılmıyor, nereden biliyorlar zinadan sayılmadığını, çünki Muhammede hediye edilen Zabd (Marya) ile Muhammedin girdiği evlilik dışı ilişkisinden doğan ve 18 ay yaşayarak ölen çocuğunu bilirler, yani esir aldıkları kadınları cariye (Zabd) yaparken kendilerine Muhammedi örnek alırlar,

    ilişki sonucu olan çocuklar erkek olursa evlat (evlatlık) edinirler, kız olursa ya diri diri toprağa gömerler, yada büyütüp köle (Zabd) olarak satarlar,

    haydi Muhammedin gönüllü abd’si, yada Muhammedin uyduruk tanrısının gönüllü abd’si, sende safını belirle gardını al ve işe koyul, burada lak lak yaparak vakit kaybetme,

    burada yaptığın iş, ayetleri savunacağım derken tanrını çukura düşürmekten başka bir işe yaramıyor.

    not: ilgili mesajda cevapla seçeneği aktif olmadığından mesajı en alta yazmak zorunda kaldım.

    • yasir dedi ki:

      Oyucu, yanlış anlama ama yine uçmuşsun…Bunuda hakaret olarak alma…

      Her şey için kanıt isteyen biri veya birileri nasıl olurda yukardaki alıntıları-rivayetleri-menkıbeleri gerçekmiş gibi alğılarlar hiç anlamış değilim…

      Bu nasıl bir ruh halidir…

      Sizler işte bunlara inandırılmışsınız-bunlar sizlere ezberletilmiş-bilinç altınıza yerleştirilmiş…

      işte hep bunlarla geliyorsunuz ve sizlerede bu tarzlarda cevaplar verildiğinden bu tarz münazaralara alışmışsınız, gerçekler söylenildiğinde ise kaldıramıyorsunuz…

      Konu nereden nereye geldi…Yani sizler getirdiniz…

      Verecek cevaplarınız kalmadığında menkıbe-rivayet kültürü sizlerin imdadınızza yetişiyor ve oradan bulup buluşturup ısıtıp-ısıtıp sunuyorsunuz ama bunlar bayatladı diye, bayat bir laf var, işte bu lafı bana söyletme be okuyucu…

      Bana gerçeklerle gel, verecek cevabın yoksa bunu söylemen yeterli, şahsen ben bunu bir üstünlük vesile saymam bilakis bu senin erdemini ortaya koyar…

      Sizler Kuranda-islamda Köle çariye var diye bir ayet bulun ve gelin konuşalım…

      • 1okuyucu dedi ki:

        Yasir;

        —Verecek cevaplarınız kalmadığında menkıbe-rivayet kültürü sizlerin imdadınızza yetişiyor ve oradan bulup buluşturup ısıtıp-ısıtıp sunuyorsunuz ama bunlar bayatladı diye, bayat bir laf var, işte bu lafı bana söyletme be okuyucu… Bana gerçeklerle gel, verecek cevabın yoksa bunu söylemen yeterli, şahsen ben bunu bir üstünlük vesile saymam bilakis bu senin erdemini ortaya koyar…
        Sizler Kuranda-islamda Köle çariye var diye bir ayet bulun ve gelin konuşalım… (senden alıntı)

        günlerce sonra bunları söylemek için mi geri döndün, demek ki verecek cevabın yokmuş?

        senden başka (buradaki Müslüman arkadaşlar ve İslâm alemi dahil) hiç kimsenin itiraz etmediği bir durumda Kuranda kölelikle ilgili ayetlerin olmadığını iddia etmenin hiçbir anlamı yok, çünki söylediklerine senden başka inanan yok,

        o nedenle yukarıdaki alıntının muhatabı sadece ben değilim, senin haricinde herkes yukarıdaki sözlerinin muhatabı oluyor,

        —–hüre hür, köleye köle, kadına kadın… ifadesinde hiçkimse başkasının günahını üstlenemez. anlamındadır.. yani bir hür kişi birini öldürürse onun yerine bir köle infaz edilemez.. yada tam tersi.. her zaman ölen kişinin faili infaz edilir.. bu failin statüsü, sınıfı, konumu ne olursa olsun.. hiç farketmez.. anlaman için örnek vereyim.. bir kadın bir kadını öldürürse öldüren infaz edilir.. bir erkek bir kadını öldürürse, erkek infaz edilir.. veya tam tersi.. (Kadirden alıntı)
        daha dün Kadir arkadaşımızın yazdığı bir mesajdaki alıntıda köle kavramını kullanmış,

        Ey iman edenler! Cinayetlerde size kısas farz kılındı. Hür olan, öldürdüğü hür kimse yerine; köle, öldürdüğü köle yerine; kadın, öldürdüğü kadın yerine kısas olunur. Kim kardeşi tarafından bir affa uğrarsa, akla ve örfe uygun bir şekilde, diyetini güzellikle ödesin. Bu, Rabbinizden size bir indirim ve bir rahmettir. Bundan sonra kim haddi aşarsa, pek acı bir azabı hak etmiş olur. (bakara-178, Ümit şimşek)

        daha öncede Bilâl arkadaşımız katilin bilindiğini iddia etmek için bu tercümeyi göndermişti,

        sanki Kuranda kölelikle ilgili ayetlerin olduğunu benden başka iddia eden yokmuş gibi devamlı ya hakaret ediyorsun yada aşağılayıcı cümleler kullanıyorsun, Kuranda kölelikle ilgili ayetler olduğunu benden başka söyleyenler de olduğuna göre yakışıksız sözlerinin muhatabı sadece ben olmuyorum, çünki bana yaptığın suçlamaların ucu senden başka herkese dokunuyor???

        o nedenle sadede gelde bakara-178’i konuşalım,

        Kuranın tanrısı, Kuranda da hüküm altına almak için bir kısas ayeti göndermek istediğinde, Muhammedin doğumundan yüzlerce yıl önce Tevratta hüküm altına aldığı,

        “Cana can, göze göz, buruna burun, kulağa kulak, dişe diş (karşılık ve cezadır). Yaralar da kısastır (Her yaralama misli ile cezalandırılır). Kim bunu (kısası) bağışlarsa kendisi için o keffâret olur. Kim Allah’ın indirdiği ile hükmetmezse işte onlar zalimlerdir” ayetinde,

        “Kim bunu (kısası) bağışlarsa kendisi için o keffâret olur. Kim Allah’ın indirdiği ile hükmetmezse işte onlar zalimlerdir” cümlesini kaldırıp,

        yerine “Kim kardeşi tarafından bir affa uğrarsa, akla ve örfe uygun bir şekilde, diyetini güzellikle ödesin. Bu, Rabbinizden size bir indirim ve bir rahmettir. Bundan sonra kim haddi aşarsa, pek acı bir azabı hak etmiş olur.” cümlesini ekleyerek hüküm altına almasına engel olan bir şey mi? vardı ki bakara-178’i gönderme gereği duymuş?

        yani Kuranın tanrısı, bağışlama hükmünü kaldırıp yerine diyet hükmünü getirerek,

        “Cana can, göze göz, buruna burun, kulağa kulak, dişe diş (karşılık ve cezadır). Yaralar da kısastır (Her yaralama misli ile cezalandırılır). Kim kardeşi tarafından bir affa uğrarsa, akla ve örfe uygun bir şekilde, diyetini güzellikle ödesin. Bu, Rabbinizden size bir indirim ve bir rahmettir. Bundan sonra kim haddi aşarsa, pek acı bir azabı hak etmiş olur.”

        yukarıdaki ayeti hüküm altına alsaydı, bakara-178’deki gibi sadece öldürmelerle ilgili kısas hükümlerinin yanına yaralamalarla ilgili olan kısas hükümlerini de eklemiş olurdu, biliyorsun bakara-178 sadece öldürmelerle ilgili kısas ayeti, üstelik getirdiği hükümler farz kılınmış???

        Muhammed, kısasla ilgili bir durum söz konusu olduğunda yukarıdaki ayete göre (cana can hükmü) suçluyu cezalandıramayacağını söylemek mümkün mü?

        Kuranın tanrısının bağışlama yerine diyet ödeme hükmü getirmek için Tevrattaki ayeti bakara-178’le değiştirme gereği duyduğunu düşünsek bile cana can hükmünü kaldırarak yerine hüre hür, köleye köle, kadına kadın hükmünü getirmesinin akılla mantıkla izah edilecek bir tarafı yok, var diyorsan gerekçeni açıkla?

        üstelik bunu yaparken hür ve köle denilen kişilerin aynı zamanda erkek veya kadın olduklarını da unutmuş olacak ki “kadına kadın” deme gafletinde bulunmuş, yani insan oğlu bile hür veya köle kavramlarının aynı zamanda kadın ve erkeği bünyesinde barındıracağını bilirken, Kuranın tanrısının bunu bilememiş olması mümkün mü? bilememiş olabilir diyorsan gerekçeni açıkla,

        eğer katilin kim olduğu biliniyorsa??? hüküm verenlerin katili cezalandıracağını belliyken katilin cinsiyetinden ve statüsünden bahsetmenin bir anlamı var mı?

        özetle, eğer katilin kim olduğu biliniyorsa cana can hükmüne göre katilin cezalandırılmasına mani olacak hiçbir şey yok, hele katilin cinsiyet ve statüsünden de bahsetmeye hiç gerek yok, üstelik hak sahiplerinin hüküm verenlerin verdiği hükmü beğenmeme gibi bir lükse de yok, çünki hüküm verenlerin kim olduğu bilinen bir suçlunun yerine başkasını cezalandıracakları düşünülemez,

        demek ki katilin kim olduğunun bilindiği bir durumda cana can hükmüne göre katili cezalandırmak pekâla mümkün, öyle olmasaydı Kuranın tanrısı Yahudilere gönderdiği kısas ayetinden bahsetme gereği duymazdı, ve o ayet Yahudiler için halâ yürürlüktedir,

        Kuranın tanrısının niye? Tevrattaki cana can hükmünü kaldırıp yerine hüre hür, köleye köle, kadına kadın hükmünü getirdiğini, üstelik farz kılarak getirdiğini düşün bakalım,

        sakın katilin kim olduğunun bilindiğinde cana can hükmüne göre hüküm verilemeyeceğini iddia etmeye kalkma,

        sakın hüküm verenlerin hak sahiplerinin keyfine göre hüküm vereceklerini iddia etmeye kalkma, (T.TAŞPINAR’ın kulakları çınlıyordur simdi)

        bir önceki mesajımdaki soruları da cevaplayıver bir zahmet,

        kırık plâk gibi Kuranda kölelerle ilgili ayet bulun safsatasına takılıp kalacaksan hiç cevap verme, senin hakaretlerini dinleyecek değilim.

      • yasir dedi ki:

        Okuyucu, alıntı yapmış olduğun kardeşlerimizde bu olayı sana çok güzel açıklamışlar, ama sen hala anlamamakta ısrar ediyorsun…Faili belli olsa veya olmasa gibi yine olayı sulandırıyorsun…Faili belli olan bir vaka’da madur olan katilin toplumdaki sınıfsal tabakasını beyenmediğinden diyet olarak kendi denği veya kendi sınıfının üstünde kıssaslar istiyorlar veya kafalarına göre bu infazları bu şekilde gerçekleştiriyorlar yani kendilerince hüüm verip bizim işçi sınıfımız ile onların yönetiçi sınıfı biridr bizim işçimizi öldürdüyseler biz onların yöneticisi öldürürürüz diyorlar ve bunların devlet yönetimi olmadığı ilkel kabile toplumlarında düşünmelisin, günümüzde ise devletin-yasaların-kanunların nüfus ettiği yerlerde bunlar bi şekilde devlet eliyle-muhakemeler ile gerçekleştirildiğinde çaydırıcı cezalar sebebiyle suç olaylarında ister istemez büyük bir düşüş yaşanacağı malumdur…Devletin-kanunun nüfus edemediği toplum ve kabilelerde bu adaleti ve hukuku inanç yolu ile yapmak en doğal ve en etkileyici olacağı bir malumdur…
        Adb’ kelimesini köle olarak alırsan o manayada gelebilir ama dediğim gibi ”abd” gönülülük esasına dayandığından bu köleliği senin ve sizin anladığınız manada sanmayın, senin ve sizin anladığınız manada kölelik yani ”zabd” etme hanği durum ve manalarda olduğu kuranda açıklanmıştır ve buna rakabet-boğazlama, yani esaret altına alma anlamındada yer verilmiştir ama bu durumun nasıl son bulacağınıda yine aynı ayette açıklamıştır, aynı zamanda bir kişi dünyevi zorunluluklar yüzündende esaret altına gireblir yani boğazı bir yere bağlanabilir ev borcu-araba borçu vsvsvs bir çok ebebler yüzünden hayatta zorunlu olarak bağlandığı yerler olabilir işte bunlarda ”rakabet” sınıfına girebilirler, kuranda mümün bir boğzı serbestleştirin ayetlerinin hepsi ”bir köle azad edin olarak çeverilmiştir…şimdi esir ve köle olmayan bir ortamda hanği esiri ve köleyi yani rakabetin” olarak geçen kişileri nasıl özğürleştircez, kişi etrafında dürüst-ahlaklı-namuslu ve müslüman olupta bazı zorunluluklar yüzünden başı kişi ve kurumlara maddi ve manevi olarak bağımı hale geldiklerinde işte bunlar ”rakabetin” olarak geçen sınıfa dahil olurlar ve bunların bağlılığına sebebiyet veren ana sorunu çözmek yani borçunu ödemek-işsiz ise iş vermek-eğitimsiz ise eğitim vermek-aç ise doyurmak-aklı bazı şeylere yetmeyip bazı dini ve siyasi guruplara mensup olup anların çıkarları için Allahın yolundan çıkmaması için uayrmak-öğüt vermek, vsvsvs bir çok madi ve manevi konuda onları özğürleşticek-bağlı olduğu boyunlarını-boğazları çömek anlamına gelmektedir….
        Ayrıca şunu anlamanı isterim ki, kuranda bir kelimenin geçmesi o olğuyu kuran-slam-Allah destekliyor meşrulaştırıyor demek değildir…Kölelik yok demiyorum, kölelik eskidende şimdide var, ama Allah-kitap-dinde bunların yeri yoktur ve bir çok ayette bunları dışlamış-yasaklamıştır ama dünya nüfusunun veya islam nüfusunun bunlara kaçtı kaçı uyar orası tartışılır, kuranda olmayan Köle-çariye-muta nikahı-savaş hukuku-recm vsvsv bir çok şeleri Dine Hadis ve riyavetler ile sokmuşlardır, bunlar sizlere uzak şeyler değil sıkıştığınızda sizlerin imdadınıza koşan en güvenilir kaynaklarınız, bizim en güvenilir kaynağımız Allah-kuran-peygamberdir…

        Bir çok ilahiyatçı prof veya arkasından milyonlar giden tarikat-cemat-tasavvuf şeyhleri bile bunları tastiklerken ve meaalerde bunları böyle cevirirken burada bir iki kardeşimin bunları bu şekilde yazmasını yadırgamam ama onlarda gerçeği anladığında ısrar etmeyip bunu tastikleyeceklerine inanıyorum…

        Sana ve senin gibilerine o kadar çok cevabım varki Allaha şükür yazsak kütüphane dolar…Ama önceki cvabını görünce bil mukabele yaptım aslında senin cevabının çok üstünde bir cevaptı ama..amaaaa.

        Ve ketebnâ aleyhim fîhâ ennen nefse bin nefsi vel ayne bil ayni vel enfe bil enfi vel uzune bil uzuni ves sinne bis sinni vel curûha kısâs(kısâsun) fe men tesaddeka bihî fe huve keffâratun lehu ve men lem yahkum bimâ enzelallâhu fe ulâike humuz zâlimûn(zâlimûne)–5/MÂİDE-45

        ”””nefse bin nefsi vel ayne bil ayni vel enfe bil enfi vel uzune bil uzuni ves sinne bis sinni vel curûha kısâs””””

        Bu ayetin hükmümün kaltığını sana kim söylediyse seni çok fena kandırmış…
        Her resul ve kitap bir öncekinde olanı kaldırma veya değiştirmek için gelmiştir bunu anlayamaman çok üzücü, anayasalar bile bunun için yapılır, yoksa neden yapılsın ki…Diyet olarak bir hafifletilme gelemesi çok doğal…

        Maide süresi 45’de candan başayıp, yaralamalar ile devam etmekte yaralamalar sonucu iki tarafta sağ olduğundan kardeş veya en yakın kan bağı olan vasi-veli-vali aranmaz bunlar çok doğaldır bunları burada yazmak bile çok acı bunları herkezin anlaması gerekli bunları yazmak için zaman harçamak çok garip, kişi öldüyse en yakını hak sahibidir ve onun sözüne başvurululr lakin af edilmesi kamu cezasını kaldırmaz sadece infazı durdurur ve diyet her halükarde alınır…

      • 1okuyucu dedi ki:

        Yasir;

        —–Okuyucu, alıntı yapmış olduğun kardeşlerimizde bu olayı sana çok güzel açıklamışlar, ama sen hala anlamamakta ısrar ediyorsun…Faili belli olsa veya olmasa gibi yine olayı sulandırıyorsun…Faili belli olan bir vaka’da madur olan katilin toplumdaki sınıfsal tabakasını beyenmediğinden diyet olarak kendi denği veya kendi sınıfının üstünde kıssaslar istiyorlar veya kafalarına göre bu infazları bu şekilde gerçekleştiriyorlar yani kendilerince hüüm verip bizim işçi sınıfımız ile onların yönetiçi sınıfı biridr bizim işçimizi öldürdüyseler biz onların yöneticisi öldürürürüz diyorlar ve bunların devlet yönetimi olmadığı ilkel kabile toplumlarında düşünmelisin, (senden alıntı)

        ben o arkadaşlardan örnek verirken benim düşünceme katıldıklarını söylemedim, köle kelimesine itiraz etmediklerini söylemek istedim,

        Devlet yönetiminin olmadığı ilkel toplumlarda gücü yeten yetene kaba kuvvete dayalı bir yapı olduğunu bende biliyorum,

        ama biz burada Muhammed zamanında indirilen bir ayetten bahsediyoruz, yani bir topluluğa tanrıdan aldığı emirleri bildiren ve tanrının emirleriyle hükmedilen bir topluluktan bahsediyoruz, üstelik Medine sözleşmesiyle kendi şeraitlerine göre yönetilen bir topluluktan bahsediyoruz,

        herhalde Muhammed faili belli olan bir olayda, hüküm verirken tarafların beğenip beğenmemesine bakacak değil?

        yani hiç kimsenin Muhammedin vereceği karara itiraz hakkı olamaz,

        Kuranın tanrısı, ayetler kısım kısım indiğinden henüz Kuranda olmadığı için Kuranda da kısas hükmü ihdas etmek için bakara-178’i gönderiyor,

        normalde ne olması beklenir, gönderilen ayetin öldürmeler ve yaralamalarla ilgili olması beklenir ama gelen ayet sadece öldürülenlerle ilgili hükümlerden bahsediyor,

        hadi yaralamalarla ilgili uygulamaları maide-45’le halledebileceğimizi kabul edelim,

        peki öldürmelerle ilgili kısas hükümlerini bildirirken niye? Tevrattaki “nefse bin nefsi” şartını hüküm altına almıyorda, “hurru bil hurri vel abdu bil abdi vel unsâ bil unsâ” şartlarını hüküm altına alıyor, üstelik farz kılarak hüküm altına alıyor, farz kılarak Tevrattaki “nefse bin nefsi” şartını yürürlükten kaldırıyor,

        o nedenle maide-45 sadece yaralamalarla ilgili kısas hükümlerinde başvurulacak ayettir, öldürmelerle ilgili olan “nefse bin nefsi” şartı bilgiden öteye bir anlam taşımamamaktadır,

        öldürmelerle ilgili kısas hükümlerinde ise başvurulacak ayet bakara-178’dir,

        yani Kuranın tanrısı öldürmelerle ilgili kısas ayetini gönderdiğinde;

        Tevrattaki “nefse bin nefsi” şartını yürürlükten kaldırarak yerine

        el hurru bi el hurri
        el abdu bi el abdi
        el unsâ bi el unsâ
        şartlarını üstelik farz kılarak getirmiş,

        üstelik “hurru bil hurri vel abdu bil abdi” ifadesi cinsiyet olarak bünyesinde kadın ve erkeği barındırdığı halde ilâve olarak “unsâ bil unsâ” deme gereği duymuş?

        şimdi kendine şu soruları sor, madem kuranın tanrısı bakara-178’le öldürmelerle ilgili kısas hükmü gönderecekti, niye? Tevrattaki “nefse bin nefsi” şartını getirmeyip, “hurru bil hurri vel abdu bil abdi vel unsâ bil unsâ” şartlatını getirmiş, hemde farz kılarak getirmiş,

        kısasla ilgili hüküm verenlerin faili cezalandıracağı biliniyorken niye? hurri, abdi, unsâ ifadeleriyle cinsiyet ve statü belirtme gereği duymuş?

        sorarkende şunları düşün, eğer katil biliniyorsa hüküm verenlerin taraflar beğensede beğenmesede katili cezalandırmak yönünde hüküm vereceğini,

        eğer katil biliniyorsa, katilin cinsiyet ve statüsünden bahsetmenin gereksizliği düşün, kaldıki bir tanrı katil öldürdüğüne mukabil kısas edilir bile dememesi gerekirken (çünki suçlunun cezalandırılacağını herkes bilir) cinsiyet ve statü belirterek katilden bahsetmesi düşünülebilir mi?

        sence tanrı;
        hurri öldürdüğü hurruye mukabil kısas edilir der mi?
        abdi öldürdüğü abduya mukabil kısas edilir der mi?
        unsâ öldürdüğü unsâya mukabil kısas edilir der mi?

        otur bunları ömrün boyunca düşün, bana cevap vermen gerekmiyor, cevabını bulduğunda cevabı kendine ver,

        —Bu ayetin hükmümün kaltığını sana kim söylediyse seni çok fena kandırmış… (senden alıntı)

        bana kimsenin bir şey söylediği yok, bir şey söyleyenler olsa bile aklıma yatmıyorsa hiç itibar etmem,

        maide-45’in cana can hükmü hariç yürülükte olduğunu söylediğim halde sağır duymasada yakıştırır misali sallayıp duruyorsun,

        cana can hükmünün yürürlükten kalktığını bakara 178’de nelerin farz kılındığına bakarak anlayabilirsin.

      • yasir dedi ki:

        Maide 45 ile bakara 178 ayetlerini okuduğumuzda her iki durumdada fail-maktül, saldırğan-madur anlatılmaktadır, faili meçhul bir olayda olayla alakası olmayan birini istemeyi veya olayla alakası olmayan toplumun başka sınıfından bir insanı infaz etmek olmadığından işte bu ayetler bunları açıklamaktadır, tabiki bunları anlayabilmek başka bir olay…Yani antık çok basit, madie 45 ne diyor öldürense-öldüren, kavğalarda yaralamalarda aynısısdır, göz ise karşı tarafında gözü çıkar-kulan ise kula-diş ise diş, tabiki bunların hepsi muhakemeden sonra yapılır lakin ilkel kabile toplumlarda bunlar ya başı bozuklar veya ihtiyar-akil kişilerin topluluğu tarafından verilir, şidi ise devlet tarafından yapılmalıdır ama yapılmadığından, günümüzde gündüz vakti bile insanların can güvenlikleri yoktur işte bunlar Alahın hükümleri ile hükmedilmediğinden kaynaklanmaktadır….

        fe tahrîru rakabetin–4/NİSÂ-92
        bir mü’min köle azad etmesi

        ev tahrîru rakabeh(rakabetin)–5/MÂİDE-89
        ya da bir köle azâdı

        fe tahrîru rekabetin–58/MUCÂDELE-3
        bir köleyi azad etsin

        Fekku rekabetin.90/BELED-13
        kölenin azadıdır.

        Şimdi, Kuranda köle azad etmek olarak geçen ayetleri bir inceleyelim ve bakalım hanği kelime köle olarak cevrilmiş, köle azadı olarak geçen kelime ”rakabetin” olarak geçmekte yani kelime anlamı köle ile alakası olmayan ve boğaz boyun kelimesi olan ”rikab” ”RKB” kelimesinden kökünden türeyen bir kelime olup manası boğazlanmışlıktır ve muhammed 4 ayeti buna dstekler ve açıklık getirmektedir…

        Fe izâ lekîtumullezîne keferû fe darber rikâb(rikâbi), hattâ izâ eshantumûhum fe şuddûl vesâk(vesâka), fe immâ mennen ba’du ve immâ fidâen hattâ tedaal harbu evzârehâ, zalik(zalike), ve lev yeşâullâhu lentasara minhum ve lâkin li yebluve ba’dakum bi ba’d(ba’din), vellezîne kutilû fî sebîlillâhi fe len yudille a’mâlehum.47/MUHAMMED-4

        Savasta inkar edenlerle karsilastiginizda boyunlarini vurun; sonunda onlara ustun geldiginizde onlari esir alin; savas sona erince onlari ya karsiliksiz, ya da fidye ile saliverin; Allah dilemis olsaydi, onlardan baska turlu oc alabilirdi, bunun boyle olmasi, kiminizi kiminizle denemek icindir. Allah, Kendi yolunda oldurulenlerin islerini bosa cikarmaz.47/MUHAMMED-4

        ””fe darber rikâb”—-boyunlarini vurun” kelime anlamı boyun ve boğazlarına darbe vurun bunu savaş esnasında hem öldürmek veya mecazen nefes alamıyacak-harekete edemeyecek şekilde boğazlamaktır yani esaret altında tutmaktır, şavaş dışındada bir çok kişi bazı kişi ve kurumlar tarafından nefes alamıyacak-harketleri kısıtlanacak şekilde boğazlanmaktadır esaret altında yaşamaya mahkum edilmektedir işte savaş dışında bazı sebeblerden dolayı boğazlanmış boğazları bir yere bağlı olan kişilerde ”rakabetin” kapsamına girmektedir…

        Kuranda ”abd” kelimesini azad etmek manasında kulanılan bir tek ayet varsa buraya yazın bilmyorsak bizde öğrenelim…”Abd kelimesini seninde köle olarak sanman çok doğal bu kanuda sana bir sitem edemem lakin hatanda israr etmem ve hala haklıymış gibi köleliği savunmanda çok garip…

        Ayrıca ”abd” kelimesi köle zorla çalıştırıan ve esaret altında sokulmuş kişi ve kişiler olmadığını sana kanıtlayacak bir diyer ayeti alta vermek istiyorum….

        Ve lâ tenkihûl muşrikâti hattâ yu’minn(yu’minne), ve le emetun mu’minetun hayrun min muşriketin ve lev a’cebetkum, ve lâ tunkihûl muşrikîne hattâ yu’minû ve le abdun mu’minun hayrun min muşrikin ve lev a’cebekum, ulâike yed’ûne ilen nâr(nâri), vallâhu yed’û ilel cenneti vel magfireti bi iznih(iznihi), ve yubeyyinu âyâtihî lin nâsi leallehum yetezekkerûn(yetezekkerûne).2/BAKARA-221

        Allah’a şirk koşan kadınları, imana gelmedikçe nikâhlamayın. İman sahibi bir cariye bile sizi imrendiren bir müşrik kadından daha hayırlıdır. Şirk koşan erkeklere de kızlarınızı vermeyin. Müşrik, sizi imrendirse bile iman ehli bir kul, ondan hayırlıdır. Onlar, sizi ateşe çağırırlar, Allah’sa, izniyle cennete ve yarlıganmaya. Anarlar, hatırda tutarlar diye de insanlara delillerini apaçık bildirmededir.2/BAKARA-221

        Bakara 221’i okuduğumuzda, ”ve le abdun mu’minun” denilmektedir ve burada ”abd” kelimesini bir aşşağı sınıf sizin tabirinizle köle olarak değil, Allahın yalunda dürüs-ahlaklı-namuslu bir kişi olarak tanımlamakta bu kişi fakir asgari üçetli bir işçide olabilir…Abd’ kelimesi kölelik veya aşşalama anlamında kullanılan bir şey olsaydı Alah bu kelimeyi başta peygamberleri ve kendine hizmet eden insanlar için kullanmazdı…

        Mâ kâne li beşerin en yu’tiyehullâhul kitâbe vel hukme ven nubuvvete summe yekûle lin nâsi kûnû ıbâden lî min dûnillâhi ve lâkin kûnû rabbâniyyîne bi mâ kuntum tuallimûnel kitâbe ve bimâ kuntum tedrusûn(tedrusûne). 3/ÂLİ İMRÂN-79

        Ali imran 79’da ise zaten açık bir şekilde Alahtan başkasına ”abd” olunmayaçağı açık bir şekilde belirtilmiştir, yani abd kelimesi kölelik değil bilakis Allah yolunda sade bir şakilde yaşayan kişilerdir bu kişi zaten Allah yolunda olduğundan bunun geçmini sağlamak için işçlik yapması-küçük esnaflık yapması veya birinin yanına yatılı veya yatısız çalışması problem değildir…

        Bakara 178 de kulanılan ”abd” kelimesinin köle değil Allah yolunda sade vatandaşlar olduğunu anlamalısın orada hür kelimesi ile abd kelimesi arasında bir sınıfsal ayrına gittiğimizda Allah katında hanğisinin derecesi yüksek bunu tartışırız…Tabiki burada abd olarak geeçnlerin hür olanlardan daha aşşağı bir tabaka olduğunu söyleyecektir bir çokları, ama kuranda bir çoklarına uyarsanız sizleri saptırcağıda söylenmiştir…Bu yüzden okuyucu bu kadar çelişkin varki bunları nasıl ayıklıycaksın çok merak ediyorum..Kuranda abd kelimesi köle olarak geçmez, köle azad etmek olarak geçen bir tane içinde ”abd” olan ayet bulup buraya koyarsan çok sevinirim…

        Daraballâhu meselen abden memlûken lâ yakdiru alâ şey’in ve men razaknâhu minnâ rızkan hasenen fe huve yunfiku minhu sırren ve cehrâ(cehren), hel yestevûn(yestevûne), elhamdulillâh(elhamdulillâhi), bel ekseruhum lâ ya’lemûn(ya’lemûne). 16/NAHL-75

        Nahl 75’te ise Allah iki misal vermektedir ”abden memlûken” denilmekte yani memlük kelimesi osmanlıda ve öncesindede köle manasındada kullanılmışır işte burda yani me malik edilmiş bir kişi örnekler yani dini-siyasi-bir kişi-kurum vs şeyler tarafından sahip olunmuş veya kişi gönüllü olarak bunların dini düşüncelerine-siyasi düşüncelerine- menfeat çıkara düşüncelerine inanmış-kanmış ve onların güdümünde onlara abd-hizmetçi olmuş yani Allahın yolunu-emirlerini-yasaklarını-yasalarını-ike ve inkilaplaını-allahın kalite standartlarını hiçe sayarak maddi ve manevi olaral çalıştığı-hizmet ettiği kişi ve kurumların çıkar ve yollarına hizmet eden kişi ve kişileri kastetmektedir, yanibunlar Allaha abd değil başkalarına abd olmuşlar zorunlu değil burada gönülülük esası vardır, Yani kişiye verilmiş maddi-manevi bütün nimetleri Allah yoluna değil abd olduğu dini-siyasi vs gurup ve kişiler ve onların çıkar ve yolları için kullanan kişiler ile diğer tarafta kendisne verileni Allah yolunda sarfeden kişi kıyas edilmektedir işte burada bunlar seviyeleri bir değildir, bu seviyeleri kişiler kendileri belirler…Yani başkasına değil, başka kişi kurumlara değil Allaha abd olunmasını istemektedir Allah…

        Velyesta’fifillezîne lâ yecidûne nikâhan hattâ yugniyehumullâhu min fadlih(fadlihi), vellezîne yebtegûnel kitâbe mimmâ meleket eymânukum fe kâtibûhum in alimtum fîhim hayren, ve âtûhum min mâlillâhillezî âtâkum, ve lâ tukrihû feteyâtikum alel bigâi in eradne tehassunen li tebtegû aradal hayâtid dunyâ ve men yukrıhhunne fe innellâhe min ba’di ikrâhihinne gafûrun rahîm(rahîmun).24/NÛR-33

        Evlenmeye güçleri yetmeyenler de Allah, onları lûtfuyla zengin edinceye dek ırzlarını korusunlar. Köle ve câriyelerinizden, bir müddet içinde birden veya taksitle bir mal veya para karşılığı azât olmak isteyenlerin dileklerini de, bunda bir hayır olduğunu bilirseniz kabûl edin ve onlara, Allah’ın size verdiği maldan verin. Câriyelerinizi, onlar da namuslu yaşamayı istedikleri halde, geçici dünyâ malı için kötülük yapmaya mecbûr etmeyin. Zorla kötülüğe sevkedildikten sonra da şüphe yok ki Allah, onların suçlarını örter, rahîmdir.24/NÛR-33

        Yukarıdaki nur 33 ayaetindede azad olumak yani sizin tabirinizle veya bir çok tevsircinin cevirdiği gibi köle ve çariye olarak cevrimiş eyette bir tane abd veya eme kelimesi gösterinde bizde aydınlanalım, yahu yukarıdaki kelimede ”ma meleket eymanikum” yani kişinin eşinden tutunda-ana bası-kardeşleri-çalışanları yani sözünün altındaki herkez kastedilmektedir…Yatılı veya yatısız hepsi ”ma meleket”tir yani nasıl insanın aklı adli melekesi, el becerileri-sanatı el melekeleri ise yanında çalışanları yani onun emrinde oanlarıda ma melekettir….Bu yayığı saladıkça daha çok yağ çıkar okuyucu ama sen bu işten biraz zor çıkaçakmısşın gibime geliyor en azından Allah karşısında fazla vebale girme, inanmayabilirsin ama vebal altına girme ve dinde olmayan bir şeyi vamış gibi manipüle ve dezanformasyon yapma bunları zaten sözüm ona dinciler-ilahiyatçılar-tarikat şeyhleri yapıyorlar sana nasıl karşısak onlarada karaşıyız…

        İnsanlarda-araplarda, geçmişte veya günümüzde müslüman toplumlarda kölelik-çariyelik varmıdır evet vardır lakin bunların varlığı seni yanıltıpta Allah-kitap-resul-islam bunları onaylıyor meşrulaştırıyor olarak anlama zaten bunların olması ne Allahı, ne kitabı, ne de dini bağlar, insanların-arapları yaptıklarını ölçü alıpta dinde-kitapta bunların olduğunu savunmak ve akabinde menkıbe-rivayet kültürü ile bunları desteklemek-meşrulaştırmaya çalışmak sadece bilinç altına kazınmış olanlardan kurtulamamanın etkleri ve amatörce araştırmadan, kulaktan dolma ve kendni Allh yolunda müslümanlarmış gibi lanse edip aslında Allahın yoluna taş koyanlara kanmaktan başka bir şey değildir…

        ”Şeytan bir günah işleteceği zaman işe o günaha kutsallık zırhı sarmakla başlarmış”

        İşte okuyucu bunu yapan insanlara kanma veya bunu yapan insanlar gibi olma…

        Allah-kitap-resuller köleliği emretmez aynı zamanda müslümanlara köleler edinin insnaları köleleştirin-sömürün demez, bilakis bunları yasaklar ve zorunluklar yüzünden bu duruma düşenlerin kurtulması için müminlere emir verir…Kitapta-dinde köle yaktur, nikah dışı çariye diye saçmalıklar yoktur bunları söyleyenler Allaha büyük iftiralar atıp büyük veballer altına girmektedir…Bunları birileri Allahı-hadisleri-peygamberi-islamı kullanarak yapıyorlarsa bilinki ançak yapaçakları günakları yapılması gereken günah ve yanlışları ilk önce kutsallık zırhına bürüyerek işlediklerini serbestçe-din ve Allah le meşrulaştırmaya çalışanları işleridir ve bunlar ile İslamın-kitabın-bizlerin bir alakası yoktur, olamazda…
        Allah meşru zeminde nikah ederek ve kadının bütün haklarını güvance altına alınması ve eşrafına duyurarak nikah akidi-yani yazılı sözleşme yaparak evlenmeyi ve karı kocanın cinsel ilişkiye girmelerini meşru kılmış ve bunun temelini böyle atmıştır aynı şekilde birileri yatılı veya yatısız işçiler edinmesi veya birlerinin başkalarının yanında yatılı veya yatısız çalışması yanlış bir şey değildir…

        Sizinle savaşıp vuruşanlarla Allah yolunda siz de savaşın, vuruşun, fakat haddi aşmayın, zulmetmeyin. Şüphe yok ki Allah, haddini aşanları ve zulmedenleri sevmez.—2/BAKARA-190

        Sava esnasında dahi, Allah yolunda savaş denilmektedir iste insanlar Allah yolundan sapmadan namusları ile bir yerlerde çalışması yanlış değildir…Yani allah yolunda savaşın denilirken, düşmana üsütn gelemk için her yol mübahtır demeden Allahın çizdiği yolda ölçüyü aşmadan savasın, savaşta dahi adaletsizlik yapılmamasını-hilekarlık yapılmamasını emretmektedir Allah, Bu şekilde emir veren Yratadan nasıl olurda savaş esnasında esir alınan kadınları çariyeler olarak edinin ve onlardan cinsel manada faydalanın diyebilir, bunların hepsi Allaha ve resule iftiradır ve bunları yapanlar büyük veballer altındadırlar, inansalarda inanmasalarda kalpleri yük altındadır…

        Savaş esiri kadınları veya normal kadınları cinsel meta veya caiye diye tabir edilen varlıklar olarak yasa dışı nikahsız cinsel ilşkiye girmek ve zorla-gönülsüz olarak onları alıkoyumak haddi aşmak-zulüm yapmak olup Allahın sünnetine-kurana-islama terstir,,,veya bir erkek savaş esirini veya sıradan bir erkeği zorla sözleşmesi dışında veya diyeti verilmiş is onun dışında alıkoymak-faydalanmak-köleleştirmek haddi aşmak-zulüm yapmaktır bunları Allahın yasalarına-islam terstir,,,Burada hadis-nakil-rivayet ile değil Allahın ayetleri kuran ile konuşun, kuranda böyle şeyler yazıyorsa gelin suradımıza bunları çarpın, bizi utandırın, ama temçik pilavi gibi bakara 178’de olan abd kelimesini köle olarak cevrildi diy kuranda kölelik var demeyin, sizlere bu abd kelimesini ayet ayet satır satır açıkladık, söyledik tekrar söylüyoruz köle azad etmek için olan ayetlerde neden bir tane abd kelimesi geçmemektedir neden rakabet kullanılmaktadır…

        Bkara 178 ile maide 45 ayaetleri birbirini destekleyen ve ikiside geçerli ayetlerdir…İki ayaettede fail-maktül, veya kavganın iki tarafı konu edilmektedir…

        nefse bin nefsi
        vel ayne bil ayni
        vel enfe bil enfi
        vel uzune bil uzuni
        ves sinne bis sinni
        vel curûha kısâs ———-5/MÂİDE-45

        el hurru bil hurri
        vel abdu bil abdi
        vel unsâ bil unsâ—-bakara 178

        Bu iyi ayaeti karşılaştır, maide 45, kişinin canı gittiyse karşıığı katilin canı, kişinin yaralanmalarına karşılık failin aynı şekilde yaralanması, tabiki bunlar muhakeme edildikten sonra yapılacaktır, iki kişi vuruştu kavğa yaptı ama haklı olan haksızın gözünü çıardı ama adam kendisini savumak için zorunlu karşılık vermek yani nefsi mudafa yapmak durumunda bunu yapmış veya bir çok hafifletici ve ağırlaştırıcı sebebler olayın-davanın seyrini değiştirebilir…

        Bkara 178’de ise, katilin konumu tanımlanmakta yani katil hür ise o cinayeti işleyen hür kişi kıssas yapılır yani, öldürdüğü kişi kendisinden aşşağı veya yukarı tabaka biri olması olayın-davanın seyrini değiştirmez, öldüren abd kişi ise öldürdüğü kişinin tabaka arkı gözetmeksizin katilin kendi kısas yapılır…Aynı zamanda öldürülen kiişinin yakınlarıda katilin sınıfsal tabakasını beğenmemezlik yapamaz yani bu bizden aşşağı bir sınıfta biz kıssas olarak başkasını istiyoruz diyemezzsiniz…

        Haram ay haram aya karşılıktır. Hürmetler (dokunulmazlıklar) karşılıklıdır. Kim size saldırırsa siz de ona misilleme olacak kadar saldırın. Allah’tan korkun ve bilin ki Allah müttakîlerle beraberdir. 2/BAKARA-194

        Saldırmalarda misliyledir, kişisel olarakta toplumsal olarakta müslümanın hukuku budur bu haddi aşmak yasaklanmıştır…Suriye bizim bir uçağımızı düşürdü bizde onların bir uöağını düşürdük, ama kalkıpta bir uçak için bir bölğeyi işğal etmek olmamalı…Aynı şekilde bir toplum ve örğüt haddi aşıp masum sivillerin canını kastedip bombalar patlattı açık veya gizli bunun failleri biliniyor dahi olsa bu saldırıya aynı kaleşlikle karşılık vermek Allahanın yasasına ters olup haddi aşmak-allah yolundan çıkmaktır, her ne durumda olunursa olunsun savaş esnasında dahı Allah yolundan çıklımamalı kalleşlik-zalimlik-adaletsizlik yapılmamalıdır, mertçe-adaletli bir şekilde Allah yolundan çıkmadan-haddi aşmadan hareket edilmelidir…

        Selametle.

      • yasir dedi ki:

        Şimdi atıcaçam kendimi aşşağıya, yahu adamlar tevratta var olan hükmü bozup kıssasta sınıfsal ayrıma gittiklerinden bu ayrımın yanlış olduğunu ve cahiliye devrinde yapılan yanlışı ortadan kaldıran bir ayettir bakara 178, bunu anla artık ya…Adamlar örf ve gelenek olarak bu uygulamayı yapıyorlarmış ki bu ayetle bakara 178 ile bu yasaklanmış vebakara 178 diyor ki katil hür ise hür, katil kadınsa ise kadın, katil abd ise abd, yani başkalarını isteyemessiziniz…Maide 45 ise bunu tamamlayan bir ayet olup cana can-yaralanmalara yaralanmalar denilip birbirini tamamlamaktadır….Bakara 178 sınıfsal ayrımcılık yapanları önlemek yasaklamak içindir, maide 45 ise mukabil yani her şey mukabildir denilmekte…can aldısa canı-göz aldıysa gözü vsvs…Bunlar birbirinin hükmünü kaldıran değil bilakis birbirini tamamlayan ayetlerdir….

      • 1okuyucu dedi ki:

        Yasir;

        Şimdi atıcaçam kendimi aşşağıya, yahu adamlar tevratta var olan hükmü bozup kıssasta sınıfsal ayrıma gittiklerinden bu ayrımın yanlış olduğunu ve cahiliye devrinde yapılan yanlışı ortadan kaldıran bir ayettir bakara 178, bunu anla artık ya…Adamlar örf ve gelenek olarak bu uygulamayı yapıyorlarmış ki bu ayetle bakara 178 ile bu yasaklanmış vebakara 178 diyor ki katil hür ise hür, katil kadınsa ise kadın, katil abd ise abd, yani başkalarını isteyemessiziniz…Maide 45 ise bunu tamamlayan bir ayet olup cana can-yaralanmalara yaralanmalar denilip birbirini tamamlamaktadır….Bakara 178 sınıfsal ayrımcılık yapanları önlemek yasaklamak içindir, maide 45 ise mukabil yani her şey mukabildir denilmekte…can aldısa canı-göz aldıysa gözü vsvs…Bunlar birbirinin hükmünü kaldıran değil bilakis birbirini tamamlayan ayetlerdir….

        diyorsunki cahiliye devrinde Tevratta var olan hükmü bozup kısasta sınıfsal ayırıma gidiyorlardı, demekki cahiliye döneminde Tevrattaki kısas ayeti biliniyormuş, haliyle o ayeti Muhammedde biliyordu,

        peki ayetin hükmünü bozmaya kalkanlar, ayetteki cana can kelimelerini mi ayetten çıkarmışlar? ne yapmışlar? ayetin hükmünü nasıl bozmuşlar? bunu neye dayanarak söylüyorsun?

        ayrıca Tevratta var olan bir hükmü ancak hüküm verenler bozabilir, bu durumda sen hüküm verenlerin ayetin hükmünü bozduğunu iddia ediyorsun ama nasıl bozduklarını söyleyemiyorsun,

        kısasın katile uygulanacağını, cana can dediğimizde, öldürülenin canına mukabil öldürenin canının kısas edileceğini sanırım söylemeye gerek yok,

        o nedenle hiç kimse, katilin bilindiği bir durumda katilin yerine başkasının kısas edilmesi hakkında hüküm veremez,

        katilin bilindiği bir durumda da hiç kimsenin verilecek hükme itiraz edecek bir tarafı yoktur,

        peki Muhammed döneminde, cana can hükmünün ne anlama geldiği biliniyorken hangi babayiğit sınıfsal ayırıma giderek ayetin hükmünü bozma cesaretini gösterebilir?

        Muhammed cana can hükmüne göre hüküm vermeye kalksaydı katili mi cezalandıracaktı? yoksa sınıfsal ayırıma göre mi hüküm verecekti?

        elbette cana can hükmüne göre katili cezalandıracaktı, üstelik katilin sınıfsal pozisyonunun ne olduğuna da bakmayacaktı,

        şimdi sen bana cahiliye döneminde Tevrattaki hükmü nasıl bozduklarını bir anlatıver,

        maide-45’teki Tevrat hükmü kısas hükmünün bozulmamış hali olduğuna göre, yani öldürmelerde cana can hükmü Kuranın tanrısınca doğrulandığına göre Muhammedin cana can hükmüne göre hüküm vermemesi için bir sebep mi vardı?

        elbette bir sebep yoktu, Kuranın tanrısı bakara-178’le Kuranda cana can hükmünü hüküm altına alarak hem senin bozduklarını iddia ettiğin hükmü düzeltirdi hemde cinsiyet ve statüden söz etmesine gerek kalmazdı, Muhammed ve daha sonraki nesiller, öldürmelerle ilgili kısas hükmünü uygulamaları gerektiğinde cana can hükmüne göre katili cezalandırırlardı, cezalandıramazlardı dersen gerekçeni açıkla,

        yoksa ortada cana can hükmünün uygulanamayacağı bir durum mu vardı? da o durumu çözmek için zorunlu olarak bakara-178 mi gönderildi acaba, ne dersin?

        acaba ortada Tevrattaki ayetin hükmünü bozmak gibi bir durum değilde, ayetin uygulanamayacağı bir durum mu söz konusuydu???

        yani cana can hükmünün uygulanamayacağı bir durum mu? söz konusuydu da küstah adamlar sınıfsal ayırım yapabilme cüretini göstermişler?

        buradaki nüans farkına dikkat et, ondan sonra istersen kendini pencereden aşağıya at,

        bu arada bakara-178’deki söz konusu katil adaylarının cinsiyet ve statülerini yazayım, sen eksik varsa tamamlayıver bir zahmet,

        hurru bil hurri, unsâ bil unsâ şartlarına göre;
        hurri erkek, hurri unsâ

        abdu bil abdi, unsâ bil unsâ şartlarına göre;
        abdi erkek, abdi unsâ

        erkek kelimesinin Arapçasını bilmediğim için Türkçe erkek olarak yazdım, daha önce fazladan gereksiz yere söylendiğini söylendiğini söylediğim “unsâ bil unsâ” ifadesini iki defa kullandım, neden acaba?

      • 1okuyucu dedi ki:

        düzeltme;

        mesajımda aşağıdaki metnin alıntı olduğunu belirtmeyi unutmam nedeniyle sapla samanın birbirine karışmasını önlemek için bu düzeltme mesajını yazıyorum,

        aşağıdaki metin bana ait olmayıp Yasirden alıntıdır,

        Şimdi atıcaçam kendimi aşşağıya, yahu adamlar tevratta var olan hükmü bozup kıssasta sınıfsal ayrıma gittiklerinden bu ayrımın yanlış olduğunu ve cahiliye devrinde yapılan yanlışı ortadan kaldıran bir ayettir bakara 178, bunu anla artık ya…Adamlar örf ve gelenek olarak bu uygulamayı yapıyorlarmış ki bu ayetle bakara 178 ile bu yasaklanmış vebakara 178 diyor ki katil hür ise hür, katil kadınsa ise kadın, katil abd ise abd, yani başkalarını isteyemessiziniz…Maide 45 ise bunu tamamlayan bir ayet olup cana can-yaralanmalara yaralanmalar denilip birbirini tamamlamaktadır….Bakara 178 sınıfsal ayrımcılık yapanları önlemek yasaklamak içindir, maide 45 ise mukabil yani her şey mukabildir denilmekte…can aldısa canı-göz aldıysa gözü vsvs…Bunlar birbirinin hükmünü kaldıran değil bilakis birbirini tamamlayan ayetlerdir….

  42. Havacı dedi ki:

    Sayın Toro,
    Söz konusu dosyayı buldum. 500’ü aşan yorum arasında diolagları bulmak ve fikir edinmek oldukça zorlu oldu. Anlayabildiğim kadar 1okuyucu deist, tanrının varlığını ve yaratılışı kabul ediyor, ancak Kur’an ve onun tanımladığı Allah inancını reddediyor. Sizin görüşünüz hakkında net fikir sahibi olamamakla beraber atesit-deist arası olabileceğiniz kanısına vardım. Yorumlarınızın birinde “Benim algımın temelinde boşluğu yaratmayan boşluğa hareket veren bir tanrı düşüncesi vardır! Boşluk onun mekanı tarafından kapsanmaktadır ama etki sadece bununla sınırlıdır!” diyorsunuz. Cahilliğime verin ama pek felsefik olan bu ifadeyi anlayamadım. Belki önceki yazdıklarınız açısından tekrar olacak ama soruma dönerek sizden ricam genelde evren özelde ise dünya ve üzerinde yaşayan türlü canlıların varoluşlarına ilişkin bilgi ve yorumlarınızı bizimle paylaşmanızdır.

    • toro dedi ki:

      Sayın Havacı,
      İnsan algılarıyla yaşayan bir canlıdır! Bu nedenle algılarıyla duyumsadığı herşey onun dünyayı ve evreni kendi enstrümanlarıyla anlamasını sağlar. Bakın insan bu dünyanın milyarlarca yıllık serüveninde besin zincirinin en üstüne çıkan canlılardan birisidir! Ama bu zincirin en tepesinde kalma zamanı hali dünya tarihine oranladığımızda önemsizdir! Burada temel sorun, dünyadaki diğer canlılarla tamamen aynı biyolojik sebeplerle varlığını sürdüren insanın geldiği noktayı kutsamak istemesidir!

      Dünya üzerindeki her canlı yaşamını aynı kriterler üzerinden amafarklı davranış biçimleriyle yaşar! Temelde doğa üremek bunu da bütün türlerin en güçlüleri üzerinden yapmak üzerine dizayn edilmiştir!Bunu milyarlarca yıl içinde deneyimlemiş ve genel bir hareket tarzı haline getirmiştir!Doğa içinde daima en güçlü hayatta kalır. Çünkü sürgit buna bağlanmıştır. Bakın dünya henüz çok sıcakken yaşama olanaklı tek yer denizlerin yakıcı güneş ışıklarının ulaşamadığı yerlerdir. Buradaki popülasyon milyarlarca yıl vücutlarını su üstüne çıkarıp hayatta kalmaya çabalamış ve bu uğurda sayısız kayıplar vermiştir. Bu deneyimler sonucu sürekli daha da güçlü olma gereğiyle şekillenen ilk akıl dünyada ki coğrafi değişimlerin paralelinde karaya çıkabilir duruma geldiğinde bu en güçlü olma deneyimini kesin bir kural olarak kendine dayatmıştır.

      Bunun sonucunda adına dinozor denilen bir tür milyonlarca yıl besin zincirinin en üstünde kalacak şekilde yapılanmıştır. Tabi onlarda bu hakimiyetlerini ilahi bir varlığın kutsalı olmaya bağladılarmı bilemeyiz…

      Bakın bir erkek dişisinin yumurtasını dölleme için bir cinsel birleşmede ortalama 300 milyon sperm salgılar. Ama içlerinden sadece biri yani en güçlü ve hızlı olanı yumurtaya girer ve döller! Yumurta bile en güçlüyle döllenmeye programlı olduğundan ilk spermden sonra kendini diğer spermlere kapatır! Dolayısıyla milyarlarca yılın deneyimine uygun hareket eder. Bu doğadaki bütün canlılar için bu şekilde devam eden bir realitedir! Dolayısıyla doğa güçlü olanların yaşamasını bu sayede kendisini yaşatmasını ister.

      Bu noktada insan araya tanrı adında üstelik kendisiyle konuşmaya tenezzül edip kendisini kutsayacak bir varlık soktuğunda gerçeklikte bir kırılma yaşanır! Artık insana göre doğadaki temel işleyiş kayda değer değildir! Çünkü o herşeyin mutlağının kendisi olacağı bir düzeni hayal etmeye karar vermiştir! Bu nedenle dünyayı paylaştığı bütün canlıların hakkını gasp etmekte ve onları kendine köle yapmakta beis görmez. Nasıl olsa yaptığı herşeyi aklayan bir tanrıya sahiptir! Kutsaldır! Ama bu kutsallığın sadece kendi yarattığı bir kandırmaca olduğunu, doğadaki canlılar tarafından hiç benimsenmeyen hatta varlığı bilinmeyen bir olgu olduğunu düşünmez!

      Bakınız aç bir aslanın ormanda av aradığını düşünün. Sonunda bir göl başında bir insan ve bir geyiği su içerken görür. Onlarda onu görmüştür ve aslan birden üzerlerine doğru koşmaya başlar! Panik halinde kaçmaya başlayan insan ve geyik arasında peşlerine düşmek için bir tercih yapacak olan aslan hangisinin arkasından gitmeyi daha mantıklı bulacaktır?
      Tabi ki insanın! Çünkü geyik insandan daha hızlıdır ve aç olan aslan için açlığını bastırmanın en kolay yolu insanın peşine düşmektir! Şimdi bu insanı dünyanın en zeki insanı olarak düşünün! Bunun aslan için bir önemi varmıdır! Aslan karar verirken bu insan dünyanın en zeki varlığı aynı zamanda tanrınında en kutsalı diye düşünecekmidir? Tabi ki hayır. İşte bu noktada kendine sadece kendisi kutsal diyen bir varlığın iddiası sadece kendini bağlar!

      Deniyor ki, insan zekidir ve alet kullanır! İyide zeki olmanın sonucunda elde edilen nedir? Hayatta kalmak adına beslenme olanaklarını geliştirmen ve çoğaltmak değilmi? Doğadaki diğer canlılarda tamda bunun için kendi taktiklerini geliştirmiş ve buna göre vücutlarını gen trasferleriyle şekle sokmuşlarıdır! Yani aynı amaç için farklı metodlar. Bu durumda insan diğerlerine aynı amaç için yürüdüğümüz yolda kullandığım metodlar sizin metodlarınızı döver ya da sizinkinden üstündür ya da kutsaldır diyebilirmi?

      Kutsal ama korkak! Korkaklığını kutsallıkla perdelemeye çalışan bir varlık. Bu yüzden kendisiyle konuşan tanrılar icad eden,onları istediği gibi şekillendirip kendisine koruyucu yapan…

      Bakın,insanoğlunun korkuları olmasaydı tanrılarıda olmazdı! Bütün tanrılar insanların korkularından beslenir! Korkunun olmadığı yerde tanrılar yeşeremez! Gerek duyulmazlar! Karanlıktan korku, yıldırımda korku,kendisinden güçlü hayvanlardan korku, doğuran kadından korku, ekinlerini yok eden selden korku, yanardağlardan, süpersonik depremlerden korku…
      Sonrasında bunlar olmasın diye yarattıkları tanrılara verdikleri sözleri tutamamanın sonunda farklı şekillerde gönderileceklerini hayal ettikleri cehennemden korku!

      Sadece şöyle düşünün! Evren ne kadar büyük ve bu büyüklük içinde dünyanın ve onun içinde kendini evrenin en kutsalı sanan insanın kapladığı alan ne? Bence kayda değer değil. Sonrada insanın içinde kayda değer bir alan kaplamadığı evrenin yaratıcısını hayal edin! İnanılmaz yoğunluktaki bir zekadan bahsediyor olmamız lazım! Peki bu orandaki bir zekanın insan gibi varlıkla muhatap olabileceğini düşünmek bir zeka ürünümüdür yoksa…

      İnsanlar tanrı der ama tanrının ne olduğunu ne olması gerektiğini bilmez! Onu kendisiyle konuşan babası gibi bir insan sanar! Gözünü kapatıp silüetini düşündüğünde gözünün önüne genelde aynı erkesi görüntüyü getirir. Ama bundan binlerce yıl önce gözünü kapattığında en güçlü tanrılar kadınsı olanlardı! Birde evrime inamazlar!Aslında sadece insan aklının kendi içinde sürekli evrilttiği tanrı algısına bakmaları yeterlidir

      Son olarak insanlarla herhangi bir şekillde konuşan bir tanrı algısı peşinden herşeyden sorumlu olan bir tanrı gerçeğini getirir. Çünkü bu iletişim olan ve olacak herşeyin kaynağıdır ve sorumlusudur! Bu noktadan sonra hiç bir tanrı bir kötücüllük yada yanlışlık olgusunu herhangi bir canlıya dikte edemez. Herşeyin kaynağı olduğunu iddia edenin yapılanlardan başkasını sorumlu tutması düşünülemez! Kurandan bakarsak, tanrı sadece yaratmaz yarattığına birde kendi nurundan katar! Yani insan bu durmda tanrının alt kümesidir! Bu durumda yanlış yapan insan, aynı zamanda yanlış yapan tanrı haline gelir!

      • Havacı dedi ki:

        Sayın Toro,
        Yorumunuzu dikkatle okudum. Sanırım ben soruyu doğru soramadım. Benim öğrenmek istediğim evrenin başlangıcı, dünyanın oluşumu ve yaşam formlarının nasıl oluştuğu yönündeydi.
        Dışarıdan başkaca nedenler olmadıkça (dinozorların yok oluşuna dair teoremde olduğu gibi) doğal seleksiyon tabi ki daha güçlü ve içinde bulunduğu doğal şartlara uygun olan canlıların hayatta kalmasına ve neslin sürdürülmesine olanak sağlamaktadır.
        Tüm canlılar çevreyi algılarıyla tanır ve tanımlarlar bu doğrudur. Kediler üç rengi seçebilirken insan daha fazla rengi ayırt edebilmekte, kedi veya köpeğin duyma frekansı insandan daha farklı olduğu için dünyayı bizden farklı olarak algılamaktadır. Sizin belgesellere meraklı olduğunuzu yazılarınızdan anladım. Beyin üzerinde yapılan nörolojik deneylerde beynin çeşitli bölgelerine elektrik sinyalleri verilerek denek üzerinde gerçekte olmadığı halde bazı sanrılar oluşturulabilmiş ve denekler bunları gerçek olarak kabul etmişlerdir. Buraya kadar sizinle aynı fikirdeyim.
        “Bu deneyimler sonucu sürekli daha da güçlü olma gereğiyle şekillenen ilk akıl dünyada ki coğrafi değişimlerin paralelinde karaya çıkabilir duruma geldiğinde bu en güçlü olma deneyimini kesin bir kural olarak kendine dayatmıştır. Bunun sonucunda adına dinozor denilen bir tür milyonlarca yıl besin zincirinin en üstünde kalacak şekilde yapılanmıştır. Tabi onlarda bu hakimiyetlerini ilahi bir varlığın kutsalı olmaya bağladılarmı bilemeyiz…” diyorsunuz. Anladığım kadarıyla canlıların çeşitliliğini evrim teorisine dayandırıyorsunuz. Neticede bu teoridir ve bilimsel olma anlamında teoriler gözlem ve deneyler yoluyla yanlışlanabilme olasılığı bulunan, öngörülerinde doğru çıkmış hipotezlerdir. Yani evrim teorisi henüz tekrarlanan gözlem ve deneylerle, aynı şartlarda aynı sonuçları verdiği kesin olarak belirlenen, akla ve mantığa uygun, genel kanıya göre kabul görmüş, değişmez nitelik kazanmış, yanlışlanma olasılığı olmayan gerçek bilgiye, yani yasaya dönüşmemiştir.
        Asıl problem yukarıda sorduğum sorunun cevabındadır. Eğer cevabınız bu yönde olursa yazışmaya devam edebiliriz.

      • toro dedi ki:

        Sayın Havacı,
        Esasında yazımı bitirmemiş sadece başlangıc yapmıştım. Şimdi devam edelim. Ama bunu yazınızın sonunda değindiğiniz evrim konusuyla başlatalım!

        Bakın ben belirli bilim adamlarının belirli çalışmalar ışığında kamuoyuna sundukları hiç bir şeyi kendi süzgecimden geçirmeden mutlak doğru olarak kabul etmem. O nedenle Darwin benim idolüm değildir hatta evrimle alakalı hiç bir eserini okumuş değilim. Bunu baştan söyleyelim.

        Benim fikirlerimin ekseriyeti kendi algım ve gözlemlerime dayanır. İşte benim bu değerlendirmelerim ışığında ortaya çıkan kanaat evrimin bir realite olduğudur! Bakın size çok basit bir örnek vereceğim. Biliyorsunuz ki dünya üzerinde yaşayan insanların fiziki yapıları bölgelere göre değişiklik gösterir. Örneğin Ekvatora yakın bölgelerde yaşayan insanlar genellikle koyu derilidir ve uzuvları diğer bölgelerdeki insanlara nazaran daha uzundur! İşte bu bir evrimdir. Çünkü vücudun normal bir ısııs vardır ve bunun korunması gerekir. Ekvatora yakın yerlerde yaşayan insanların vücutları çok daha fazla ısıya maruz kalır. İşte bu problem uzuvların boyunun artması sonucu maruz kalınan ısısının dağıtılması yoluyla aşılır. Eğer böyle olmasaydı vucüdlarındaki su kaynayacak ve onları öldürecekti! Evrim, canlıların değişen coğrafi ve atmosferik aktivitelere göre pozisyon alması ve hayatta kalabilmek için başkalaşım geçirmesidir!

        Şimdi gelelim evrene.

        Bakın bana göre evren (bilinen ve sonsuz olduğu öngörülen yapı) herşeyden bağımsız bir durağanlıktır! Hiçbir şekilde yaratılmış bir yapı değildir! Çünkü evreni yaratan bir yaratıcıdan bahsettiğimizde o yaratıcıyıda kapsayan başka bir yapıdan bahsetmemiz gerekecektir. Şimdi bizim algımıza göre varolmak var olacak bir mekanın varlığıyla mümkündür. Olmayan bir yerde olmayan birşey varolamaz! Yani eğer bir tanrı varsa, varolduğu mekanın kurallarına bağlıdır ve varolduğu yerin tanrısı değildir! Orada edilgen bir varlıktır etken değildir! Var olabilmesi o mekanın şartlarına uyması ve o mekanın varolmasına bağlıdır! Yani bir tanrı var olsa bile tanrılığı kendinden daha zayıf varlıklar ya da kendi mekanı dışında şartlarını istediği gibi değiştirebildiği diğer mekanlar için söz konusu olabilir.

        Bu noktada şöyle düşünün. Sonsuz bir durağanlık var ve birgün orada bir varlık kendiliğinden(!) ortaya çıkıyor. Sormalıyız, neden? Neden bir varlık ortaya çıkıyor? Sonra ortaya çıkan o varlık neden zeki? Yani biz biliyoruz ki akıl deneyimlerin ve bunlara bağlı sebeb-sonuç ilişkilerinin tezahürüdür. Bu noktada bir anda varolan (hep varolan olamaz) hangi deneyim ve buna bağlı sebeb-sonuç ilişkileriyle en azından teoride bir evren yaratabilecek kapasiteye ulaşır?
        Bana göre bir yaratıcının olması büyük bir olasılıktır ama o yaratıcı bizim yaşadığımız boşluğa sadece hareketi getirendir. Sonrasında olan herşey onun için bir muammadır ve sonuçları onun için önemsizdir! Çünkü önemseme nedir bilemez!

        Bakın bir tanrı hayal edin, herşeyi yapabilen ve en güçlü ve tek! Tekrar tek tanrılı dünya dinlerinin hayalindeki tanrıya döndüm.O tanrı özellikleri itibariyle, hırs,öfke,sevgi,şiddet,sadakat,nefret vb. insansı duyguların ne olduğunu bilebilir ve bunu kendi davranışlarının bir tezahürü olarak dışa vurabilir ya da dayatabilirmi? Tek olan bir tanrının yani rakibi olmayanın ve istediği anda yok etme ve yaratma gücü olanın yukarıda saydığım insani duyguları biliyor olması mümkünmüdür? Bence mümkün değildir, çünkü bu duyguları deneyimleyerek öğreneceği bir ortamın içerisinde olmayan tanrı saydıklarımı bilemez! Tanrı olmak kendini ve duygularını yaratabilmek değildir! Yani o tek tanrı hissetmek ve kullanmak için kendine bir hırs ya da öfke yaratamaz! İşin komiği tek dinlere göre tanrı o kadar güçlüdür kü herşeyin kaynağı durumundadır. Bu durumda kaynak kendinden doğan yani kendi insiyatifle olagelen ya da olagelecek bütün olayların ve sonuçlarınında sorumlusu olmalıdır! Yani bir tanrı kendi başlattığı olayların sorumluğunu başkasına yükleyemez! Yani şeytanı yaratıp sonra yarattığı şeytanın ona rağmen birşeyler yaptığını ve onun yaptıklarının tanrı olarak kendini bağlamadığını ve şeytanın yaptıklarının sonuçlarını yine kendi yarattığı başka varlıklara ceza olarak dayatamaz! Çünkü bu tanrı şeytanı yaratarak aslında kötüğüde yaratmıştır. Adil olarak hayal edilen tanrının aynı zamanda kötülüğü yaratan tanrı olduğunuda bilmek kolay kabulenebilecek bir durum olmasa gerek!

        Neyse, ben inanış itibariyle deistim. Yani bir yaratıcı gücün varlığına kendi algılarımla inanırım. Ama o varlığın benimle konuşmaya çalıştığına, beni yönlerdirdiğine, beni kutsalı yaptığına, ona itaat etmemi beklediğine inanmam! Çünkü ben hayallarimde bile sınırlarını çizemediğim bir zekanın bir maymundan bir tık daha yukarıda bir zekaya sahip insanoğluyla diyaloğa girmeye ihtiyaç duyacağına kendi aklımı inandıramam!

        Bana göre yaşadığımız evren bir sonsuzluk değildir ve hiçbirşey sonsuz değildir! Ama olan şey varlığını borçlu olduğu bir mekanda var olan materyallerle başka bir durağan mekana (bizim evrenimiz) sirayet eden ve olacakları deneyimleyen bir yaratıcı gücün planlamadan ortaya çıkardığı sayamadığımız organizmalardan sadece biri olduğumuzdur. Bu noktada ben kalsik tanımlamalara kullanmakla beraber bu dünyada yaşayan türlerin insan ve diğerleri ya da insan ve hayvanlar olarak kategorize edilmesine karşıyım. Çünkü isimlerimizin farklı olması farklı nedenler için varolduğumuz anlamına gelmiyor! Hepimiz bu dünyanın kalbi olan doğanın var olabilmek adına ürettiği canlılarız!

      • bir kul dedi ki:

        https://panteidar.wordpress.com/2010/03/03/islamin-asil-dusmani-hadisler-ve-sunnet/#comment-15082

        16/09/2014, 18:53 BU TARİHLİ YAZINA İSTİNADEN YAZDIM

        Dünya üzerindeki her canlı yaşamını aynı kriterler üzerinden amafarklı davranış biçimleriyle yaşar!
        SENDEN ALINTI
        Temelde doğa üremek bunu da bütün türlerin en güçlüleri üzerinden yapmak üzerine dizayn edilmiştir! SENDEN ALINTI
        KİM DİZAYN ETMİŞTİR O KODLAMAYI KİMYAPMIŞ
        ACIKLARMISINIZ
        DAHA KANSER HÜCRESİ KADAR BECERİKLİ OLMAYAN İNSAN OLGU YADA KENDİ GÖREVİNİN DIŞINA CIKAMAYAN KANSER HÜÇRESİ BU İKİSİ Mİ KENDİNİ DİZAYN ETMİŞ SENDE KENDİNİ KONUŞTUR BOYLE KONUŞTA BİLGİLERİNLE FAYDANALALIM NEDERSİN DAHA İYİ OLMAZMI FİKİRLERİMİZİ GELİŞTİRİR KÖRELTMEZ CANLI TUTAR DURAGAN DEGİL DİNAMİK YAPAR
        UFKUMUZU ACAR FİKİR ALIŞVERİŞMİZİ GELİŞİR
        Bunu milyarlarca yıl içinde deneyimlemiş ve genel bir hareket tarzı haline getirmiştir! SENEDEN ALINTI
        KİM DENEYİMLEMİŞ GENEL HAREKETTARZINI KİM YAPIYOR
        CEVAPLARMISINIZ
        Doğa içinde daima en güçlü hayatta kalır. SENDEN ALINTI
        NİYE İNSAN OGLUNDA ÖYLE DEGİL
        CEVAPLA RMISINIZ
        bu en güçlü olma deneyimini kesin bir kural olarak kendine dayatmıştır. SENDEN ALINTI
        HANGİ AKIL YADA BİLİNÇ BU DAYATMAYI YAPMIŞTIR
        CEVAPLARMISINIZ
        Bunun sonucunda adına dinozor denilen bir tür milyonlarca yıl besin zincirinin en üstünde kalacak şekilde yapılanmıştır. SENDEN ALINTI
        SENCE KİM YAPILANDIRMIŞIR HERHELDE BU SORUYA AKLİ SELİM BİR ŞEKİLDE AKLA MANTIGA UYGUN VERECEN
        Tabi onlarda bu hakimiyetlerini ilahi bir varlığın kutsalı olmaya bağladılarmı bilemeyiz… SENDEN ALINTI BAK SATIRIN İÇİNDEKİ KİNAYEYİ GÖRMEDİK
        BEN BİLİYORUM ONLAR YARADANIN EMRİNDEN CIKMAMIŞ YARADILIŞ AMCI NE İSE O MİLVALD E GÖREVİNİ COK İYİBİR ŞEKİLDE YAPMIŞTIR ŞUNUDİYEMEMİŞTİR DEMEİŞTİR BENİ NİYE YARATTIN GÖREV DIŞI HAREKET ETMEMİŞTİR YANİ TAVŞAN GİBİ HAREKET ETMEMİŞTİR FITRATINI EN İYİ BİR ŞEKİLDE YERİNE GETİRDİGİNDEN EMİNİM HİÇ ŞÜPHESİZ İNSAN OGLU HARİÇ İÇİNDE Kİ BİRTAKIM AKLI EVELLER YANİ KENDİNİ AKILLI SANIP NEFSİYLE HARET ETME YARADILIŞIN AMCINI DIŞINDA KÜSEREK ZORBALAŞARAK ZÜLMEDEREK
        ÖRNEK HİTLERİ VE FİRAVUNLAR VE TAYFALARI GİBİ
        Bakın bir erkek dişisinin yumurtasını dölleme için bir cinsel birleşmede ortalama 300 milyon sperm salgılar. Ama içlerinden sadece biri yani en güçlü ve hızlı olanı yumurtaya girer ve döller! Yumurta bile en güçlüyle döllenmeye programlı olduğundan ilk spermden sonra kendini diğer spermlere kapatır! SENDENALINTI
        YAHU NE GÜZEL SÖYLÜYORUN ŞU BİLİNCE BAK FAKAT KONUŞURKEN HİÇTE ÖYLE DEGİL FİKİRLERİN
        SENNEDEDİGİNİN FARKINDA DEGİLSİN HANİ TESADÜF NEREDE BU BAŞI BOŞLUK NEREDE BİLİNÇSİZLİK NEREDE KARMAŞA BAK KENDİ KENDİNİ YALANLIYORSUN ÇOKDİKKAT ET HANİ SECİCİLİK
        ÖRNEK
        HANİ EN YAKIN OLAN MAYMUNLAR ENAZ 2000 YILDIR KİMSE ŞAİT OLMAMIŞTIR BİTANE MAYMUNUN KENDİNİBEGENMEYİP BİRİSİNİ SECİP ONUN GİBİ OLMAYI ODA ENYAKIN %98 BENZERLİK OLMASINA RAGMEN SİDDİNSENE DE OLMAYACAK AKIL DIŞI MANTIK DIŞI HİÇBİR CANLININ KENDİ KODUNUN DIŞINA CIKMA GİBİ BİR DURUMU NE İLMEN NEDE AKLEN MÜMKİN DEGİLDİR O KODU O DNA YI KODLAYAN YARADAICI HARİÇ
        TAVŞANDAN BAŞKA BİR BİRLEŞİM MEYDANA GELİRMİ MESELA ZURAFA NE OLDU KİM KODLADI BUNLARI BUNLARA O GÖREVİ ÖDEVİNİ HER SATIRIN TEZATLARLA DOLU
        İŞTE YAPABİLİYORSAN GEL FELSEFE YAP DA GÖRELİM İNSANIN İNANDIGI ALLAH IN OLAN KİTABI VE ELCİSİYLE HERTÜRLÜ DALGA VE ALAY ET DALGA GEC
        BAK SANA AYET VEREYİMDE GÖR
        TEGABUN 64/1 Göklerde ve yerde olan her şey Allah’ı tesbih eder/anar, kâinatın yönetimi O’na aittir. Bütün övgüler O’na mahsustur. O’nun gücü her şeye yeter.

        HAŞIR 59/1 Göklerde ve yerde olanların hepsi Allah’ı anmaktadır. O, mülkünde galiptir; hikmet sahibidir

        ENBİYA 21/30 İNKAR EDENLER GÖKLERİN VE YERİN BİRBİRİNE YAPIŞIK OLDUGUNU BİZİM ONLARI AYIRDIGIMIZI VE BÜTÜN CANLILARI SUDAN YARATTIGIMIZI GÖRMÜYORLARMI BUNA RAGMEN İNANMAYACAKLARMI?
        HANGİMİZİN DELİLİ VAR SAGLAM YALNIZ TEKRAR EDİYORUM LÜTFEN ŞU NEFSİNİ DEGİLDE BENLİGİNLE YANİ AKLINI YANİ DÜRÜSTLÜKLE İNAN HUZURU BULACAKSIN DÜRÜSTLÜK İNSANI ŞAHLANDIRIR SAYGILI DEGERLİ YAPAR SEVİLEN VE DEGER VERİLEN OLURSUN
        BİLGİNİ KONUŞTUR ANLAMADIGIN KAVRAYAMADIGIN AYETLERİ SABAHTAN AKŞAMA KADAR EGONU TATMİN İÇİN İÇ YANGININI SÖNDÜRMEYE ÇALIŞMAK İÇİN YAPMA SANA TAVSİYEM

        COGALTMAK MÜMKİN ŞİMDİLİK BUKADAR YETER

    • bir kul dedi ki:

      Havacı

      cok zor veremez ben kackere sordum farklıda sordum degerlerinz nedir dedim cıt yok
      bendirek sordum gene cıt yok insan savundugu nu acıklamaktan niye korkar anlamış dgilim bedevi zamanında yaşamıyoruz fakat kızılderilerin soyunu kurutan katleden canilerinde toplumu degil burası ne hikmetse bir gün acıklar herhalde inandıgına güveni yok ne bileyim tahmin etmeyecalışmak benimkisi
      pardon bir cevap verdi oda şu oldu benim ateist oldugumu söyledi :::))))

      • toro dedi ki:

        Sayın bir kul,

        Bana, size niye ateist dediğimi sormak yerine, üstelik sizinle bir daha muhatap olmak istemediğimi söylememe rağmen, bu konu içinde, üstelik başka biri üzerinden bana laf atıyorsunuz!

        Ateist ifadesini sizin için kullanmamın nedeni, sizin kendi inancınızın tanrısına İNANMIYOR olmanızı fark etmemdir! Dolayısıyla siz, inandığı inancın tanrısına inanmayan tuhaf bir kişilik olarak tanımlanmış oldunuz!

        Cevap verme meselesine gelince! Bakın şöyle yapalım, tabi cesaretiniz varsa! Size hitaben yazdığım ve sizin cevaplamadığınız yazılarımı, dolayısıyla sorularımı hesaplayalım! Sonra tam tersini benim için yapalım! Yani sizin bana hitaben yazdığınız ve benim cevaplamadığım yazıları hesaplayalım!

        Hatta siz başka birşey daha yapabilirsiniz! Benim bu siteye yazmaya başladığımdan beri cevaplamadığım yazılarıda diğer toplama ekleyebilirsiniz! Sayı sizin cevapsız bıraktıklarınızın üstünde çıkarsa bu sitede bir daha yazmayacağım! Ama tersi çıkarsa size müfteri diyeceğim.

  43. Havacı dedi ki:

    Sevgili Toro,
    Yaptığınız yorumla beni şaşkına çevirdiğinizi itiraf etmeliyim. Sizden daha ayağı yere basan yorumlar beklerdim, çok şaşırdım. İstersen bir değerlendirme yapalım.
    “Bakın ben belirli bilim adamlarının belirli çalışmalar ışığında kamuoyuna sundukları hiç bir şeyi kendi süzgecimden geçirmeden mutlak doğru olarak kabul etmem” alıntı.
    Sizin belirli bilim adamlarının görüşlerini kendi süzgecinizden geçirmeniz için en az onlar kadar bilgi sahibi olmanız gerekir. Sizin bunu doğru kabul edip etmemenizin hiçbir önemi yoktur. Bilimsel çalışmanın belli bir metodu vardır ve aklı süzgeciyle süzülmez sadece gözlem, deney ve diğer metotlarla elde edilen veriler anlaşılmaya ve yorumlanmaya çalışılır.
    “Benim fikirlerimin ekseriyeti kendi algım ve gözlemlerime dayanır. İşte benim bu değerlendirmelerim ışığında ortaya çıkan kanaat evrimin bir realite olduğudur! Bakın size çok basit bir örnek vereceğim. Biliyorsunuz ki dünya üzerinde yaşayan insanların fiziki yapıları bölgelere göre değişiklik gösterir. Örneğin Ekvatora yakın bölgelerde yaşayan insanlar genellikle koyu derilidir ve uzuvları diğer bölgelerdeki insanlara nazaran daha uzundur! İşte bu bir evrimdir. Çünkü vücudun normal bir ısııs vardır ve bunun korunması gerekir. Ekvatora yakın yerlerde yaşayan insanların vücutları çok daha fazla ısıya maruz kalır. İşte bu problem uzuvların boyunun artması sonucu maruz kalınan ısısının dağıtılması yoluyla aşılır. Eğer böyle olmasaydı vucüdlarındaki su kaynayacak ve onları öldürecekti! Evrim, canlıların değişen coğrafi ve atmosferik aktivitelere göre pozisyon alması ve hayatta kalabilmek için başkalaşım geçirmesidir!” alıntı
    Fikirlerinizin ekseriyetini kendi algı ve gözlemlerinize dayandırmak sizin tercihinizdir. Ben bunların yanında okuma, araştırma ve başkalarının tecrübelerinden istifadeyi de eklerdim. Ekvatora yakın bölgelerde sanırım gözlemlerde bulundunuz ve kimsenin bilmediği yeni bir hipotezde bulundunuz. Ancak herhalde o bölgede yaşayan ve boyları birbuçuk metre civarında olan pigmeleri fark edemediniz. Sizin yolunuzdan gidersek kutuplara yakın bölgelerde yaşayanların soğuktan donmaması için boyları ve uzuvları kısalacaktı. Acaba İskandinav ülkelerinde böyle bir gözleminiz oldu mu? Bu arada evrimi anlamak için ilgili kitapları okuyunuz. Bir şeyin evrilmesi için öncesinde bir şey olmalıdır. Evrim illaki başkalaşım değildir.
    Evrenin varlığı ve oluşumu hakkında çok şey söyleyip gerçekte hiç bir şey söylememek herhalde böyle birşeydir. Sonsuz bir durağanlıktan söz ediyorsunuz. Bunu anlamamız için biraz açmanız gerekecek. Çünkü ben ne demek istediğinizi gerçekten anlayamadım.
    “Bana göre bir yaratıcının olması büyük bir olasılıktır ama o yaratıcı bizim yaşadığımız boşluğa sadece hareketi getirendir.” alıntı
    Boşluğu kabul ediyor ve yaratıcının sadece buna hareket getirdiğini söylüyorsunuz, bence bu yorumunuzda açıklanmaya muhtaçtır.
    Hayal edilmesini önerdiğiniz tanrının neyi yapması ya da yapmaması gerektiğini kendi yorumunuzla söyleyerek ona şekil veriyorsunuz. Bu elektronlara, kalbe, ya da atmosfere nasıl davranması gerektiğini söylemekten farklı değildir.
    Hala evrenin nasıl oluştuğunu açıklamadınız. Kendi inandıklarınızı tekrar ederek bana cevap veriyorsunuz. Eğer cevaplamayacaksanız bana yazmanızın bir anlamı yok

    • toro dedi ki:

      Sayın Havacı,

      Yaptığım yorumların amacı sizi bir şekilde tatmin edebilmek değildi! Öncelikle bunu bir not edelim.

      “Bakın ben belirli bilim adamlarının belirli çalışmalar ışığında kamuoyuna sundukları hiç bir şeyi kendi süzgecimden geçirmeden mutlak doğru olarak kabul etmem”

      Yukarıdaki yorumumu anlamadığınız açık. Burada söylemek istediğim birisi söylüyor (yetkin veya değil) diye söylenilen söze ya da sonuca peşinen eyvallah demem! Eğitim cehaleti alır eşeklik baki kalır sayın havacı! Ben görebilen,koklayabilen,dokunabilen ve bunların tamamını irdeleyip üzerine düşünebilen alelade insanlardan sadece birisiyim! Bu noktada bana göre farkım, aklımın tembelliğe alışmamış olmaması! Yani benim yerime düşünenler var demiyorum! Bu durumda olmasam başkasının iyileri benim iyilerim başkasının kötüleride benim kötülerim olurdu! Ha şunuda belirteyim 4,5 yaşından beri okuyabiliyorum! Bazılarına göre gereksiz bilgiler çöplüğüne dönmüş bir belleğim var!
      Bu açıklamaya konu olan yorumumu tekrar gözden geçirin! Size ”bir şeyi kendi süzgecimden geçirmeden mutlak doğru olarak kabul etmem” diyorum, bu noktada kendi süzgecimden geçirdiğim herşeye muhalefet ediyorum anlamı mı çıkıyor! Ya sonuçta o görüşe katılıyorsam bunun adı ”başkalarının tecrübelerinden istifade” etmek olmuyor mu? Araştırma konusuna gelince, benim bir paylaşam düsturum vardır, hiç bir bilgi araştırılıp kendi algılarımın teyidi olmadan benim tarafımdan birilerine sunulmaz! Bu karşıdakine saygı duyma,ciddiye alma ve yaptığın şeye karşı edep duymayla ilgilidir! Beni okuyorsanız bunu biliyor olmanız gerekir!

      Bu noktada evrim bir realitedir! Bu benim öz görüşümdür! Benim verdiğim bir örneği özünde irdelemek yerine sakatlamaya çalışmışsınız! Sizin veya varsa inancınızın insanların derilerin neden farklı renkte olduğuna, özelliklede neden daha kuzeyde siyah derili insanların yaşamadığına dair tatmin edici bir bilgisi ya da açıklaması varsa duymak isterim! Sizce pigmeler isveçte yaşasalardı yine siyah derili olurlarmıydı?

      ”Bir şeyin evrilmesi için öncesinde bir şey olmalıdır”

      Ne güzel söylemişsiniz! Peki HİÇ olmaktan VAR olmaya geçmek nedir? Sayın Havacı, aslında hakkında bildiğimiz şeylerin boyutu hiçe yakın olan bu evrenin geçirdiği her saniye bir evrimdir! Evrim benim beynimin bir hafta önce hiç bir şekilde bilmediği bir figürü yani sizi biliyor hale gelip hakkınızda düşünceler işlemeye başlaması yani sizi belleğine yerleştirmesidir! Yani beyin ve ürettikleri sürekli evrim geçirir! İnsanın karşısına çıkan her yeni olaya bir tepki geliştirmeside evrimdir! Çünkü şartlara uyum sağlamak ve bu sayede hayatta kalmak için yeni yöntemlerle pozisyon alırız!

      Ama evrim aynı zamanda başkalaşımdır da! Örneğin bir bakarsınız dünyanın bazı yerlerinde hayatlarının çoğunu su altı balıkçılığı ve sünger toplayıcılııyla geçiren bazı insan toplulukları bu duruma belli bir süre sonra ayak uydurmuş ve su altında inanılmaz sürelerde havasız kalabilecek ciherlere ve hatta daha hızlı yüzmesini sağlayacak büyüklükte ayaklara sahip olmuştur! Yada kıtadan alınıp başka bir kıtaya kıtasına götürülen bir hayvan burada belli bir zaman sonra (beslenme alışkanlıklarının değişmesine pararlel olarak) devasa boyutlara evrilmiştir.

      Ya da siz araştırısanız dünyada milyonlarca yıl önce daha heybetli olan canlı ve bitki popülasyonun zamanla neden daha minimize hale geldiğini bulabilirsiniz! Geçen Mayıs ayında Patagonya’da normal ağırlığı 77 ton olarak hesaplanan bir dinozor fosili bulunduğu haberi düşmüştü dünya medyasına! Sizce neden bizim zamanımızda bu denli devasa bir kara canlısı ortaya çıkamıyor?

      Sayın Havacı, ben evrenin varlığı hakkında çok şey söyleyebilirim ama hiç bir zaman o söylediklerimin evrenin gerçek realitesi olduğunu söylemem! Kusura bakmayın ama ben, açıklanması belli koşullara bağlı olan durumlar hakkında kesn kanaat yapılamayacağını bilenlerdenim!

      Şöyle anlatayım BİG-BANG nedir, bir teori! Kendinden önceki teorinin üzerine gelen ve şimdilik en kabul göreni! Bu BİG-BANG i gerçek yaparmı? Yani gerçekten olduğunu kanıtlarmı? Kusura bakmayın ama ben bilmediğim bir şeyi hele de hakkında %100 bir kesinlik ve mantıksal boşluk bırakmayacak bilgilere sahip değilsem gerçekmiş gibi sunmam! Ben sadece olamayacaklar üzerinden olabilecekleri tahmin ediyor ve fikirleştiriyorum!

      Bana söylermisiniz, Herşeyi yaratan bir tanrı inancına göre mantıken herşeyinde sorumlusu olan ve bu yüzden doğal olarak kimseyi suçlayamayacak ya da kategorize edemeyecek duruma tezahür eden bir tanrının bu sürgitimi daha mantıklıdır!? Yoksa aslında durumu başlatan ama başlattığının sonucunu bilemeyen bir tanrı hayalimi? Bakın hayal diyorum, çünkü ne ben, ne siz nede başkası ne benim hayalimdeki tanrıyı nede diğerini göremedi! Diğerini gördüm diyenlerin şahitleri ise yine kendileri!

      Bu nedenle bana EVRENİN NASIL OLUŞTUĞUNU açıkla şeklinde akla mantığa uymayacak saçmalıkta (kusura bakmayın sorunun anlamsızlığı cevabın şiddetini arttırır) bir soruyla gelmeniz gariptir!

      Çünkü ben ne evreni yaratanım, ne de birisi onu yarattıysa, yarattığı anda onun yanında olanım! Bu sorunun cevabını bu düyada yaşamış ve yaşayan hiç kimse veremez. Dolayısıyla anlamsızdır!

      Dediğiniz gdoğru değildir,ben birşeye inanmıyorum, bir durum hakkında tahmin yapıyorum ve yaptığımın sadece bir tahmin olduğunu BİLDİĞİM için ona İNANMIYORUM! Yoksa kendi tahminimdeki hayale tapmaya başlardım!

      Gerçekten felsefi anlamda bir çığır olan ve benim yukarıda üstüne açıklamalar yaptığım o yorumunuzu kimse atlamasın diye buraya kopyalamak isterim!

      ”HALA evrenin nasıl oluştuğunu AÇIKLAMADINIZ. Kendi inandıklarınızı tekrar ederek bana cevap veriyorsunuz. Eğer cevaplamayacaksanız bana yazmanızın bir anlamı yok”

      Siz bana 2X2 nin sonucunu sorduğunuzu mu zannediyorsunuz?

      Beni gözünüzde fazla büyütmüşsünüz! Ben bu evreni yaratmış ya da yaratmış olduğu varsayılan herhangi bir varlığın kankası veya bizzat yaratıcısı değilim! Evrenin tamamını, evrenin sonuna gidecek kadar gezmiş ve geri dönmüş biri de değilim!

      Zaten beni ayağı yere basan yorumlar yapmam konusunda eleştirmek için yaptığım yorumun hangi kritere göre ayağı yere basan veya basmayan olarak değerlendirileceğinide söylemelisiniz! Siz bana ne söylediniz ki benden ne söylememi bekliyorunuz?

      • bir kul dedi ki:

        toro

        Bunun sonucunda adına dinozor denilen bir tür milyonlarca yıl besin zincirinin en üstünde kalacak şekilde yapılanmıştır. Tabi onlarda bu hakimiyetlerini ilahi bir varlığın kutsalı olmaya bağladılarmı bilemeyiz…senden alıntı

        2 bucuk satırda tezat HANİ GÜÇLÜ OLAN CÖKTÜ GİTTİ NE OLDU TEZ TUTARSIZ
        BU NASIL TAZ Kİ YADA DÜŞÜNCE CELİŞKİ İİÇİNDE ÇELİŞKİ YUMAGI DOLU

  44. Havacı dedi ki:

    Sayın Toro,
    Yazdıklarımın sizi kırdırmış olduğu belli. Keşke yazdıklarımı serinkanlılıkla değerlendirecek kadar kendinize bir süre tanıdıktan sonra yazsaydınız.
    Vucut kendisini güneşe karşı korumak için pigment hücreleri cildi koyulaştırır. Bunu herhalde bilmeyen yoktur. Bundan dolayı pigmeler İsveç’te yaşasaydı cildi esmer olmazdı. Dolayısıyla bu işlemin evrimle ilgisi yoktur. Ben sizin verdiğiniz örnek üzerinden giderek bunun kötü bir örnek olduğunu göstermek istedim.
    Yorumunuzda bir çok şey söylediniz ama yine de boşluğu ve durağan evreni açıklamadınız. Ben bunun ne olduğunu anlamak istiyorum.
    Evrimle ilgili olarak “Örneğin bir bakarsınız dünyanın bazı yerlerinde hayatlarının çoğunu su altı balıkçılığı ve sünger toplayıcılııyla geçiren bazı insan toplulukları bu duruma belli bir süre sonra ayak uydurmuş ve su altında inanılmaz sürelerde havasız kalabilecek ciherlere ve hatta daha hızlı yüzmesini sağlayacak büyüklükte ayaklara sahip olmuştur! ” diyorsunuz. Bununla ilgili belgeseli seyrettim. Gerçekten bu insanların yaptığı iş hayranlık verici ama bu sadece o kişilere ilişkindir, yani kalıtımsal olarak bir sonraya aktarılmaz, bu nedenle bu evrim değildir. Size tavsiyem evrim konusunu daha detaylı araştırın.
    Şahika ENCÜMEN ve Yasemin DALKILIÇ’ın tek nefesle serbest dalış rekorlarını kırarken nefes kontrolünü çalışma ve düşünce gücünü kontrol etmeyi öğrenerek gerçekleştirdi. Bu bir sonraki kuşağa aktarılacak bir özellik olmadığından bu da evrim değildir,
    Sizi kızdırmayacak ve üzmeyecekse boşluk, durağan evren ve onu harekete geçiren daha sonra hiç bir şeye karışmayan yaratıcı hakkında beni bilgilendirirseniz memnun olurum.

    • toro dedi ki:

      Sayın Havacı,

      Ben buna kızgınlık demezdim, bu benim açımdan ”yine mi” şeklinde tezahür eden bir hayal kırıklığının yansımasıdır!

      Ama bu noktada bile bana ilk dönüşünüzde bir mantık olmasını beklerdim!

      Bakın,

      ”Bir şeyin evrilmesi için öncesinde bir şey olmalıdır.” sizden alıntı (ilk yazı)

      deyip sonra,

      ”Vucut kendisini güneşe karşı korumak için pigment hücreleri cildi koyulaştırır. ” sizden alıntı (2.yazı)

      diyorsunuz!

      Peki bu pigment hücreleri güneşe karşı hangi renkteki deriyi korumak için harekete geçmiş?

      Yani pu pigment hücreleri harekete geçmeden önce başka bir şey varmı, yok mu?
      Peki bu harekete geçiş sonucunda ortaya çıkan yeni deri rengi geçicimi? Gelecek nesillere transfer ediliyormu? Çapraz birleşme yoluyla beyaz insan genleri siyah insan genleriyle mutasyona girip bir melez ortaya çıkarıyormu? Başkalaşma için başka ne olmasını bekliyorsunuz?

      Hayır insan ırkını tür olarak bir çiftten türemiş olarak hayal ettiğinizde bile evrim olmadan dünyanın çeşitli yerlerinde yaşayan ve vücutlarının renkleri, gözlerinin yapıları ve renkleri, saçlarının yapıları ve renkleri, boyları bakımından farklılık gösteren insanları nasıl açıklayacaksınız? En basit soru, ilk insan çiftinin tenleri siyah mıydı beyaz mıydı? Sizce insanlar en başından beri yemeklerini ateşte pişirerekmi yediler? Şimdiki halimizle, ateşi henüz bulmadığımız bir zamana geri gönderilirsek bu diş ve vücut yapımızla hayatta kalma şansımız ne olurdu?

      ”Şahika ENCÜMEN ve Yasemin DALKILIÇ’ın tek nefesle serbest dalış rekorlarını kırarken nefes kontrolünü çalışma ve düşünce gücünü kontrol etmeyi öğrenerek gerçekleştirdi.”

      Bir halat ve nezaretçi eşliğinde ve AĞIRLIKLARLA aşağı inip sonra yukarı çıkmaktan ve bunu spor olarak yapmaktan bahsetmiyorum!

      Eğer bu dalışı aşağı inip sonra yukarı çıkmak hedefi ile değilde, aşağı giysisiz ve AĞIRLIKSIZ inip, deniz tabanında yürüyüp, pozisyon alıp avlanıp geri dönecek şekilde yapabiliyorsa, yani aşağıdaki videodaki yerliyi kıskandırıyorsa bencede evrim yoktur!

      Videodaki adam 30 metreye teçhizatsız ve ağırlıksız olarak inip tek nefesle 2,5-3 dakika deniz tabanında YÜRÜYEREK avlanmaktadır!Ve kendini bu yönde spor olsun diye değil hayatta kalmasını sağlayacak yiyeceği tederik etmek için geliştirmiş yani şartlara göre pozisyon almıştır! Bu yerlilerin 2000 yıl sonraki hallerini tahmin etmeye varmısınız?

      ”Sizi kızdırmayacak ve üzmeyecekse boşluk, durağan evren ve onu harekete geçiren daha sonra hiç bir şeye karışmayan yaratıcı hakkında beni bilgilendirirseniz memnun olurum.” sizden alıntı

      Ben sizin bilgilendiriciniz değilim! Okumuyorsunuz anlaşılan, söylediklerim bilgi değil OLAMAYACAKLAR üzerinden olabileceklere gitme çabasıdır! Bu noktada düşüncelerimi ancak PAYLAŞIRIM, ne tatmin olma,ne tatmin etme,ne yönlendirme ne de bilgilendirme (böyle bir bilgiye kimse sahip değil) amacı taşımam!

      Bakın insanlar evrenin yaratılmasını hep var olan güçlü bir varlığın yaratma eylemine bağlayıp sonrasında bu yaratma gücüne sahip varlığın yarattıklarından geri dönüşler beklediğine kendini inandırmışlardır. Diyorum ya ben önce OLAMAYACAKLARI saptamaya çalışırım!

      Öncelikle hep var olmak diye birşey olamaz! Hiçbir mekan da sınırsız olamaz! Aynı zamanda herhangi bir mekanda herhangi bir şekilde ortaya çıkacak güçlü bir varlık da (tanrı) kendisinin var olmasını sağlayan mekana rağmen hareket edemez. Yani varolmasını sağlayan şartlar aynı zamanda kalıcı kurallarıdır! Şimdi bu noktada bizim evrenimizin bir yaratıcısı varsa bu yaratma eylemini kendi etrafında yani kendini kapsayacak şekilde yapmış olamaz! Yani yarattığı evren tarafından kapsanarak o evrenin varoluş kurallarına bağımlı olamaz! Çünkü bu bağımlılık onu tanrılıktan çıkaracaktır! Ödül ve cezayı tek elde topladığını iddia edecek bir tanrı bağımlı olmaz!

      Çünkü herşeyi yarattıysa herşeyi yaratmış demektir! İyilik, kötülük,sevgi
      , öfke,hırs, gezegenler,yıldızlar,canlı organizmalar vs.

      Bu noktada onun tek rakibi olabilir, başka bir tanrı! Kendi yarattığı hiç bir varlık onun rakibi değildir ve tanrı hiçbir yarattığına, kendi yarattığı iyicil veya kötücül (zaten iyicil olanları kendileri sahiplenir) davranışları kendi yarattığı başka bir varlığın kendisine rağmen kullandığını söyleyemez ve bu kullanımın sonuçlarını suç ve ceza bağlamında kategorize ederek, cezalandırmaya gidemez! Çünkü herşeyin yaratıcısı aynı anda herşeyin sorumlusudur?

      İşte yukarıda anlattığım OLAMAYACAKLAR ışığında bana göre ortaya çıkan durum durağan bir mekan (evren diyebiliriz) ve o mekana ivme ya da hareket başlangıcı sağlayan bir güç!

      Şimdi içinde yaşayanlar tarafından sınırlarına vakıf olunamayan bir yapıya hareket kabiliyeti kazandıracak şekilde bir güç ve bu gücü kullanmasını sağlayacak zekaya sahip bir yaratıcının (başlangıcı yaratan), o hareketin başlattığı olaylar zincirinin herhangi bir yerinde ortaya çıkan herhangi bir canlıyla iletişim kurmaya çalışması anlamsızdır! Çünkü bir tanrı için her istek ya da beklenti aynı zamanda bir ihtiyaç demektir! Bu nedenle böyle bir durum bence mantıksızdır. İşte bu noktada bana göre dışında olduğu ama belki sirayet edip belki de hakimiyet (hırslı bir yaklaşım değil) istediği bir mekanın yapısını ve tepkilerini ölçmeye çalışan bir güç olabilir.

      Şöyle düşünün, çok sıcak ve hiç esintinin olmadığı bir deniz ya da göl kenarındasınız! Çarşaf gibi bir deniz veya göl önünüzde öylece seyrediyorsunuz! Sonra elinizle suyun kenarında suyu sağa sola çekerek hareketlendiriyorsunuz! Su biraz önce durağandı ama şimdi hareket kazandı ve bu hareket hem suyu hemde içindeki, görülen ya da görülmeyen her bir canlıyı ya da nesneyide harekete geçirdi! Böyle bir hareketle başlatılan zincirleme reaksiyonun o suda meydana getirdiği zincirleme olayların sayamayacağınız sayıda olduğunun farkındamısınız? Siz sadece suda ortaya çıkan dalgalanmayı görebildiniz! Peki siz suya hareket vererek suya hakim mi oldunuz? Ya da o suya egemen bir varlık olarak mı ona müdahale ettiniz? İkisi de değil.

      O hareketin doğurduğu sonuç suyun içinde o harekete kadar durağan olan yani pozisyon almış her elektronun o hareketle yer değiştimeye yani harekete başladığıdır! Bu hareket daha büyük bir yapıya uygulandığında başlayan ivme o yapının sınırlarına
      kadar devam eder ve bu her elektron için farklı bir pozisyon alma yani şartlara göre başkalaşma demektir! Bunun içine siz yıldızları, gezegenleri ve onların içinde var olan her canlıyı koyabilirsiniz! Bence varoluş aşaması bundan ibarettir! Bu arada hareketi dışardan başlatanın bu tepkimeyi yani ortaya çıkan sonuçları tahmin ettiğini ya da beklediğini düşünmüyorum!

      İşin açıkçası bizi var eden olaylar dizisinin başlangıcının istemsiz bir suyu ittirme hadisesinin tezahürü olma ihtimalide yüksek!

      • hakan adanır dedi ki:

        Dinci kesim herşeyin bir an önce olmasını istiyor.Bütün olayları böyle algılıyorlar yurtturmuşlar onlara bir ol diyince olmak masalını herşeyi masal algılıyorlar,bu tür şeyleri izleyince ister istemez saksıları zorlanıyor. Toro verdiğin bilgiler için çok teşekür ederiz.Gerçekten buram buram bilgi kokuyor.

      • Havacı dedi ki:

        Sayın Toro,
        “Çapraz birleşme yoluyla beyaz insan genleri siyah insan genleriyle mutasyona girip bir melez ortaya çıkarıyormu? Başkalaşma için başka ne olmasını bekliyorsunuz?” alıntı. Fiziksel değişmeler örneğin insan türü için saç, göz ve ten rengi değişimleri başkalaşım olarak adlandırılamaz. Bir domuz fareye dönüşürse bu başkalaşımdır. Sanırım kullandığınız kelime yerinde olmadığı için anlaşmazlık ortaya çıktı. Bu nedenle size evrim konusunu tekrar incelemenizi istemiştim. Kuşaktan kuşağa aktarılan fiziksel özelliklere ait değişimler evrim içinde değerlendirilebilir. Benim bu anlamda evrime karşı olduğum izlenimini nasıl edindiniz anlamadım. Yoksa yorumunuz içindeki soruyu sormazdınız.

        “Bir halat ve nezaretçi eşliğinde ve AĞIRLIKLARLA aşağı inip sonra yukarı çıkmaktan ve bunu spor olarak yapmaktan bahsetmiyorum! Eğer bu dalışı aşağı inip sonra yukarı çıkmak hedefi ile değilde, aşağı giysisiz ve AĞIRLIKSIZ inip, deniz tabanında yürüyüp, pozisyon alıp avlanıp geri dönecek şekilde yapabiliyorsa, yani aşağıdaki videodaki yerliyi kıskandırıyorsa bencede evrim yoktur!” alıntı. Bu belgeseli daha önce izlemiştim. Gerçekten hayran olmamak elde değil. Spor ya da geçim kaynağı olarak normal bir insanın yapamayacağı işleri yapan insanları kıyaslamak veya spor yapanı hafife almak ne derece doğrudur takdir sizin. Ben burada insanın neleri yapabileceğine örnek getirmek amacıyla yazmıştım. Size karşıt bir argüman olsun diye değil. Sanırım 2000 yıl bir evrim için yeterli olmayabilir. Evrimle ilgili görüşümü yukarıda zaten belirtmiştim.

        “Bakın insanlar evrenin yaratılmasını hep var olan güçlü bir varlığın yaratma eylemine bağlayıp sonrasında bu yaratma gücüne sahip varlığın yarattıklarından geri dönüşler beklediğine kendini inandırmışlardır. “alıntı . Söylediğiniz bu söze içtenlikle katılıyorum çünkü dinlerin temel anlayışında bu inanış vardır.

        “Hiçbir mekan da sınırsız olamaz! “ alıntı. Bunu gözleminize mi yoksa bilgiye dayalı mı olarak söylüyorsunuz? Bing-Bang teorisine göre evren hala genişlemeye devam etmekte dolayısıyla sınır çizilememektedir.

        “Şimdi bu noktada bizim evrenimizin bir yaratıcısı varsa bu yaratma eylemini kendi etrafında yani kendini kapsayacak şekilde yapmış olamaz! Yani yarattığı evren tarafından kapsanarak o evrenin varoluş kurallarına bağımlı olamaz! Çünkü bu bağımlılık onu tanrılıktan çıkaracaktır! Ödül ve cezayı tek elde topladığını iddia edecek bir tanrı bağımlı olmaz!”alıntı. Güzel ve etkileyici bir cümle ama bunu destekleyecek herhangi bir bilgiye sahip misiniz, yani yaratıcının kendi yarattığı evren içinde olabileceği fikrine nasıl eriştiniz?
        “İşte yukarıda anlattığım OLAMAYACAKLAR ışığında bana göre ortaya çıkan durum durağan bir mekan (evren diyebiliriz) ve o mekana ivme ya da hareket başlangıcı sağlayan bir güç! İşin açıkçası bizi var eden olaylar dizisinin başlangıcının istemsiz bir suyu ittirme hadisesinin tezahürü olma ihtimalide yüksek!” alıntı. Yine güzel bir cümle. Peki bu durağan evrende ne vardı da bir güç bunu harekete geçirdi? Bunun bilinemeyeceğini söyleyecek ve yine kendi içinizde geliştirdiğiniz ama herhangi bir bilimsel veri ya da teoriye dayandırmadan beni anlamamakla itham edeceksiniz.

        Sizin cümleleri allayıp pullayarak yazmanızı bilimsel ifadeler zannedenler olabilir. Yorumlarınızı en azından bugün bilebildiğimiz bilgilere dayandırırsanız sanırım birbirimiz daha iyi anlayabiliriz. Yoksa sizin hayal dünyanızdaki evren ve tanrı beni hiç ilgilendirmiyor.

      • toro dedi ki:

        Sayın Havacı,

        Bir kez ve son kez söylüyorum, benim ”hayal dünyanızdaki evren ve tanrı” diyerek tanımladığınız düşüncelerim sizi zaten ilgilendirmez! Bunlar sizi ilgilendirsin ya da tatmin etsin diye yazılmadı! Ayrıca bunlar benim sabitlerim de değil. Her gün, her yeni edinim ve algıyla değişebilir, gelişebilirler.

        Sanırım sizin bu konular üzerine, yine sizin tarafınızdan özellikle düşünülmüş ve bilimsel verilere dayandırılmış daha doyurucu düşünceleriniz var! Aksi halde sadece teori olan ve gerçekliğinin kanıtlanması ancak olduğu ana şahitlik ya da evrenin sınırlarının bilinmesi halinde mümkün olan Big-Bang’i esas kabul edip başka bir teoriyi onunla bertaraf etmeye çalışıyor olmazdınız!

        Hala farkında değil misiniz? Big-Bang evrenin başlangıcıyla alakalı ortaya atılan tarihteki yüzlerce TEORİDEN sonuncusudur (aslında en popüleridir)! Gerçekliği KESİNLİKLE kanıtlanan ve evrenin başlangıcına dair soruları mantıksal boşluk bırakmayacak şekilde cevaplayan bir realite değildir! O yüzden o TEORİYE göre ”evren hala genişlemeye devam etmekte dolayısıyla sınır çizilememektedir.” demek bir realiteyi dile getirmek değil bir öngörüyü doğru kabul etmektir!

        Eğer bana kelimeler üzerinden manipülasyon yaparak gelecekseniz, biliniz ki yanlış adamla uğraşıyorsunuz!

        Şimdi madem siz benden daha bilimsel ve ayağı yere basan bilgilere sahip biri olarak evren konusunda daha yetkinsiniz, o halde söyleyin bakalım bu evren NEREDE genişliyor?

        ”Yine güzel bir cümle. Peki bu durağan evrende ne vardı da bir güç bunu harekete geçirdi? Bunun bilinemeyeceğini söyleyecek ve yine kendi içinizde geliştirdiğiniz ama herhangi bir bilimsel veri ya da teoriye dayandırmadan beni anlamamakla itham edeceksiniz.”

        Benim sizi bir şeyle ayrıca itham etmeme gerek var mı? Yukarıdaki cümlenizi salim kafayla okuyan herkes notunuzu zaten verecektir!

        Bakın bir bilimsel realitenin tanımlanmasına giden yol önce onu önce tahmin etmekten geçer. Bir durum üzerine düşünür ve sonucunda onu varsayımlarla anlatmaya çabalarsınız! Sonra bu varsayımların doğruluğunu test etmek için deneyler yapılır ve mantıksal boşluk bırakmayacak kesinlikte sonuçlara ulaşıldığında artık öngörüleriniz varsayım değil bilimsel realite olarak adlandırılır!

        Bakın çok basitçe ulaşabileceğiniz bir bilgi,

        ”George Lemaitre (d. 17 Temmuz 1894, ö. 20 Haziran 1966), Belçikalı bilimadamı ve rahip. Louvain Üniversitesi’nde gökbilim okudu ve daha sonra aynı üniversiteye gökbilim profesörü olarak atandı.

        Lemaitre, Einstein’ın genel görelilik kuramından YARARLANARAK evrenin genişlediğini SÖYLEDİ. Evrenin bir zamanlar bir atomun içine sıkışmış olduğunu İDDİA etti. Bu atomun parçalandığını ve her yana sıcak gazlar saçtığını ÖNE SÜRDÜ. Bu TEZİ daha sonraları Büyük Patlama KURAMI olarak adlandırıldı. Bugünlerde birçok bilim adamı, bu kuramın evrenin kaynağı ile ilgili en iyi açıklama olduğu konusunda birleşmektedir.” Vikipedia

        ”Aleksandr Aleksandroviç Fridman (Rusça:Александр Александрович Фридман), d 1888 – ö. 1925), Rus fizikçi ve matematikçi.

        Evrenin genişlediğini TEORİK olarak ispatlamıştır. Ayrıca evrinin nasıl son bulacağıyla ilgili üç kuram ORTAYA ATMIŞTIR. Bunlardan biri olan Big Crunch, EN OLASI sonuç olarak görülmektedir.”

        Yukarıda ki bilim adamları BİG-BANG teorisinin fikir babalarıdır!

        Şimdi söyleyin bakalım ben onlardan farklı bir yol mu izliyorum? Sizce onlar en başta ne olduğunu ve ona sonradan ne olduğunu kesinlikle biliyorlar mıydı? Ya da onların varsayımlarını ortaya atarken kullandıkları argümanların ve olayların varlığı KESİNLİKLE kanıtlandı mı?

        Şimdi bakın evrende her şey bir kaostan ibarettir! Ama bu kaos hali en nihayetinde her zaman kendi düzenini yaratır! Yani dengelenir! Şöyle düşünün, taksim meydanını tepeden gören bir noktadan meydandan gelip geçen insanları seyrediyorsunuz! Birbirleriyle tamamen farklı binlerce düşünce taşıyan ve farklı hedeflere doğru yol alan binlerce insan! Bunun büyük kesiti dünyadır! Bakın o meydandaki insan yığını bir karmaşadır, yani kaostur! Ama artık tuhaf bir düzene oturmuştur! Birbirlerinden tamamen farklı zıtlıkta karakter, düşünce ve hedeflere yönelmiş yığınlarca insanın birbirini hem etkileyen hem de etkilemeyen sakinlikte birbirlerinin yanından geçerek yol alması! Bu muazzam bir şeydir! Aynı zamanda hazin!

        Bana göre evren dediğimiz şey tekli bir yapı değildir! Ben başlangıcı yaratanın evrenin kendisi olacağını düşünmediğim için bu başlangıç yapıcısının başka bir mekanın sakini olduğunu öngörüyorum! Bunu sonlanamayan bir matruşka olarak düşünün! Madem benden bilimsel veriler istiyorsunuz, vereyim!

        Bakınız evren içindeki her şey dahil elektron taneciklerin oluşturduğu dalga boylarından ibarettir! Elektronlar sürekli aynı dalga boyunda kalmayı yani sabit bir hedefe tabi olmayı severler! Eğer herhangi bir maddeye dışarıdan başka bir enerji vermezseniz elektronların rutin hareketi değişmez! Yani küçük ölçekte kendi durağanlıklarını büyük ölçekte evrenin durağanlığını yani monotonluğu sağlarlar! Bilimsel deneylerle KESİN olarak saptanmıştır ki bir maddeye dışarıdan bir enerji verilirse elektronlar bu yeni fiziksel duruma tepki verip rutinlerinden ortam eski haline dönene kadar çıkmakta ya da kaçmaktadırlar! Bu noktada Kuantum mekaniği çalışan bilim adamları bu elektronların kendi aralarında bir zincirleme ilişki ya da haberleşme sağladığını ve bu sayede harekete geçen elektronların evrendeki bütün elektronlara kendilerini transfer edip tekrar eski rutinlerine döndüğünü iddia etmekteler! Bu ışık hızından bile hızlı bir gidiş gelişe tekabül eder!

        Bu açıklamadan sonra tekrar başa dönüyorum! Durağan evrende bir şekilde monotonlaşan bu elektron trafiği dışarıdan gelen bir ivme ile harekete geçmiş ve bu hareket kendi reaksiyonlarıyla bir başkalaşım ve yaratılış sürecini arkasında bıraka bıraka kendi mekanın sınırlarına doğru ilerlemektedir! Bence bu hareket artık durmayacaktır çünkü elektronlar başlayan bu ilk ivme sonucu sürekli yer değiştirmek zorunda kalmaktadırlar! Ama başka bir şey olacaktır, başlayan hareket sınıra dayandığında muhtemelen denizin karaya vurup geriye çekilmesi misali başladığı noktaya hızla geri dönecektir! İşte bu dönüş yeni çarpışmaların ve yeni reaksiyonların ortaya çıkmasını sağlayarak yeni bir süreç oluşturacaktır!

        Bunu şöyle düşünün, bütün insanlar milyarlarca arabayla devasa bir yolda gidiyor ve giderken yola sürekli çöp atıyorlar, bu çöpleri arkalarında belli bir düzen sağlasın diye atmadıkları halde büyük kesitte bu bir düzen halini alıyor ve kendi yapılarını oluşturuyorlar! O çöplerin hepsi bu geçişin ortaya çıkardığı yeni durumlar (gezegenler,yıldızlar vs). Sonra o devasa yol bitiyor ve bütün insanlar geriye dönmeye başlıyor. İşte bu durumda geride bıraktıklarının üzerinden yeniden geçtikleri ve yeni çöpleri eskilerinin üzerine atmaya başladıkları an yeni bir sürecin başlayacağı andır! Süreç bir kere başlamıştır ve artık durması değil sadece başkalaşması mümkündür!

        İşte bence evrenin yapısı ve hareketi bu şekildedir! Ama bu kanıtlanmış bir realite değil üzerine düşünülmüş bir öngörü ya da varsayımdır!

        Sanırım bu noktada benden daha sağlam ve kendinize ait bir teoriye sahip olduğunuzdan 1920 yılında Big-Bang teorisini ilk defa ortaya atan George Lemaitre ve Aleksandr Aleksandroviç Fridman ile aynı yıl karşılaşsaydınız onlara da, henüz Newton’un Kütle Çekim Kanunu popüler olduğundan ”Bunu gözleminize mi yoksa bilgiye dayalı mı olarak söylüyorsunuz” oysaki Newton’un Kütle çekim Kanununa göre ….. şeklinde kurgulanmış bir küçümsemeyle yaklaşacaktınız!

        Sayın havacı kendinize ait bir şeyleriniz varsa paylaşın aksi durumda başkalarının size sunduklarına doğrudan eklemlenmeye dayalı rutininize geri dönün!

      • bir kul dedi ki:

        toro :
        19/09/2014, 14:39
        İşin açıkçası bizi var eden olaylar dizisinin başlangıcının istemsiz bir suyu ittirme hadisesinin tezahürü olma ihtimalide yüksek! SANDEN ALINTI
        O VİDEODAKİ İNSAN GECİM İÇİN YAPMIŞ PEKİ BAŞKABİR İNSAN KARAALARAK SECEREK KENDİNİDENİZ DE YAŞŞAMAYI BECEREBİLMİŞMİ YOO MÜMKİN DEGİL DONANIMI MÜSAİT DEGİLDE ONDAN SİDDİNSENE DEOLMAYACAK SECEMEYECEK YANLIZ BECERİSİOLANTEKNİKLERLE ODA MALUM

        TEGABUN 64/1 Göklerde ve yerde olan her şey Allah’ı tesbih eder/anar, kâinatın yönetimi O’na aittir. Bütün övgüler O’na mahsustur. O’nun gücü her şeye yeter.

        HAŞIR 59/1 Göklerde ve yerde olanların hepsi Allah’ı anmaktadır. O, mülkünde galiptir; hikmet sahibidir

        ENBİYA 21/30 İNKAR EDENLER GÖKLERİN VE YERİN BİRBİRİNE YAPIŞIK OLDUGUNU BİZİM ONLARI AYIRDIGIMIZI VE BÜTÜN CANLILARI SUDAN YARATTIGIMIZI GÖRMÜYORLARMI BUNA RAGMEN İNANMAYACAKLARMI?

  45. Havacı dedi ki:

    Sayın Toro,
    “Eğer bana kelimeler üzerinden manipülasyon yaparak gelecekseniz, biliniz ki yanlış adamla uğraşıyorsunuz!” alıntı. Bence sinirlenmenize ve meydan okumanıza gerek yok Şunun şurasında birbirimizle bilgi paylaşıyoruz. Zaten bu sitenin bu konu başlığında 600’e yakın yorum var ve siteye yeni girenlerin bunları okuyacağını da sanmıyorum, okuyacak olanlar siz, ben ve belki bizi takip eden birkaç kişi.
    Aslında bu paylaşımları olumlu da buluyorum. En azından “ Örneğin Ekvatora yakın bölgelerde yaşayan insanlar genellikle koyu derilidir ve uzuvları diğer bölgelerdeki insanlara nazaran daha uzundur! İşte bu bir evrimdir. Çünkü vücudun normal bir ısııs vardır ve bunun korunması gerekir. Ekvatora yakın yerlerde yaşayan insanların vücutları çok daha fazla ısıya maruz kalır. İşte bu problem uzuvların boyunun artması sonucu maruz kalınan ısısının dağıtılması yoluyla aşılır. Eğer böyle olmasaydı vucüdlarındaki su kaynayacak ve onları öldürecekti!”-alıntı- gibi gayet bilimsel önermelerde bulunmuyorsunuz.
    “Bu noktada evrim bir realitedir!” diye yine harika bir cümle kurmuşsunuz. Şu cümlede sizin “O yüzden o TEORİYE göre ”evren hala genişlemeye devam etmekte dolayısıyla sınır çizilememektedir.” demek bir realiteyi dile getirmek değil bir öngörüyü doğru kabul etmektir!” – alıntı Evrim teorisi ve Big-Bang teorisi. Size göre bu teorilerden evrim realite, Big-Bang ise öngörü. Aklınıza sağlık.
    Şunu itiraf etmeliyim ki, sizin merak ederek araştırmanızı ve düşünmenizi saygıyla karşılıyorum. Merak olmasaydı bilimsel gelişme de olmazdı.

    “Bu açıklamadan sonra tekrar başa dönüyorum! Durağan evrende bir şekilde monotonlaşan bu elektron trafiği dışarıdan gelen bir ivme ile harekete geçmiş ve bu hareket kendi reaksiyonlarıyla bir başkalaşım ve yaratılış sürecini arkasında bıraka bıraka kendi mekanın sınırlarına doğru ilerlemektedir! Bence bu hareket artık durmayacaktır çünkü elektronlar başlayan bu ilk ivme sonucu sürekli yer değiştirmek zorunda kalmaktadırlar! Ama başka bir şey olacaktır, başlayan hareket sınıra dayandığında muhtemelen denizin karaya vurup geriye çekilmesi misali başladığı noktaya hızla geri dönecektir! İşte bu dönüş yeni çarpışmaların ve yeni reaksiyonların ortaya çıkmasını sağlayarak yeni bir süreç oluşturacaktır!” böyle düşünebilirsiniz. Ancak şunları da açıklamanız gerekecek. Durağan evrende elektronlar nasıl var oldu, neden monotonlaşmışlar, hareketlenen bu elektronlar nasıl oldu da yıldızları, gezegenleri, canlıları oluşturdu? Bunları açıklayama çalışmazsanız bu ne hipotez ne de teori olur.
    “Yani küçük ölçekte kendi durağanlıklarını büyük ölçekte evrenin durağanlığını yani monotonluğu sağlarlar! Bilimsel deneylerle KESİN olarak saptanmıştır ki bir maddeye dışarıdan bir enerji verilirse elektronlar bu yeni fiziksel duruma tepki verip rutinlerinden ortam eski haline dönene kadar çıkmakta ya da kaçmaktadırlar! Bu noktada Kuantum mekaniği çalışan bilim adamları bu elektronların kendi aralarında bir zincirleme ilişki ya da haberleşme sağladığını ve bu sayede harekete geçen elektronların evrendeki bütün elektronlara kendilerini transfer edip tekrar eski rutinlerine döndüğünü iddia etmekteler! Bu ışık hızından bile hızlı bir gidiş gelişe tekabül eder!” – alıntı- Peki bu elektronlar nasıl oluşmuşlar, kendi aralarında haberleşme yeteneklerini ya da transferlerini ve sonrada kendi rutinlerine dönmeyi nereden öğrenmişlerdir?

    “Sanırım bu noktada benden daha sağlam ve kendinize ait bir teoriye sahip olduğunuzdan 1920 yılında Big-Bang teorisini ilk defa ortaya atan George Lemaitre ve Aleksandr Aleksandroviç Fridman ile aynı yıl karşılaşsaydınız onlara da, henüz Newton’un Kütle Çekim Kanunu popüler olduğundan ”Bunu gözleminize mi yoksa bilgiye dayalı mı olarak söylüyorsunuz” oysaki Newton’un Kütle çekim Kanununa göre ….. şeklinde kurgulanmış bir küçümsemeyle yaklaşacaktınız!”
    Hayır hiç te öyle yaklaşmazdım. Çünkü bu teoride hem bilgi hem de gözlem vardır.
    1929’da Edwin Hubble’ın uzak galaksilerdeki (galaksilerin ışığındaki) nispi kırmızıya kaymayı keşfinden sonra (işte bu bilgi), bu gözlemi, çok uzak galaksilerin ve galaksi kümelerinin konumumuza oranla bir “görünür hız”a sahip olduklarını ortaya koyan bir kanıt (Bu da gözlem) olarak ele alındı. Bunlardan en yüksek “görünür hız”la hareket edenler en uzak olanlarıdır. Galaksi kümeleri arasındaki uzaklık gitgide artmakta olduğuna göre, bunların hepsinin geçmişte bir arada olmaları gerekmektedir.
    Sevgili Toro seninle yazışmak oldukça keyifli. Ama yeter ki kızma .

    • toro dedi ki:

      Sayın Havacı,

      ”Evrim teorisi ve Big-Bang teorisi. Size göre bu teorilerden evrim realite, Big-Bang ise öngörü. Aklınıza sağlık.”sizden alıntı,

      Yukarıdaki cümleyi bir şaka olarak alıyorum! Öncelikle evrim benim kendi düşünceme göre realitedir! Çünkü görünürdür! Ben dünyada yaşayan ve farklı özelliklere sahip vücutlarıyla başkalaşmış insanları gördüğümde evrim vardır diyebilirim. Çünkü ortada gözle görülür bir fark vardır! Bir norveçli gidip ekvatora yerleşse hemen zenci olurmu ya da çocuğu bölge değişiminden sonra zenci olarak mı doğar! Benimle neyi tartıştığınızı anlamış değilim, alın size zenci ırkının bölgelere bağlı orak özellikleri;

      ”Siyahi ırkın en belirgin ortak özelliği, derinin, iris ve tüylerin bol miktarda melanin boya maddesi (pigmenti) içermesi nedeniyle koyu renkli oluşudur. Renk sarı-kahverengi ya da kırmızıdan, abanoz siyahına dek değişir. Bu koyu renkler Güneş ışınlarını soğutarak deri altındaki dokuları korurlar. Öte yandan vücuttaki ÇOK SAYIDAKİ TER BEZLERİ ISININ DAĞILMASINI SAĞLAR. Deride çok az kıl bulunur. Saçlar genellikle kıvırcık, bazen de biber tanesi biçiminde örgülüdür. Ağız bölümleri oldukça etli, dişleri ise çok kuvvetlidir; çene kemikleri çok sağlam olup, uzun ve dışarı çıkıktır. Dudakları kalın ve sarkık; kulaklar küçüktür. Burnun aşırı geniş oluşu da sıcak ve özellikle nemli-nemli sıcak ortama uyma özelliğine bağlanır.”

      Afrika Siyahileri

      Batı kıyılarında yaşayan siyahilerin derileri koyu kahverengi ile siyah arasında değişir. Bunların kafası küçük ve uzunca, yüzleri basık, BOYLARI VE KOLLARI UZUNA YAKIN, bacakları kısadır. Liberya’daki Kru, Nijerya’daki İbo ve Lvaj’lar bu soyun tipik örnekleridir. Aşağı Nil bölgesindeki siyahiler, Batı Afrikalı siyahilere benzer. Bir bölümü, beyaz ırktan olan hami soyuyla karışıktır. Nile çevresinde yaşayan bu siyahilere Nilotik adı verilir. Nil boylarında byaz ırkla karışan siyahilerin bir kolu da Mısır Halkının bir bölümünü oluşturan Fellahlardır. Kuzeydoğu Afrika’da, özellikle Kenya’da yaşayan siyahiler de Nilotikler’e benzer. Bunlardan Masai, Nandi ve Suk boyları Hami soyuna ait özellikler gösterir. Bu arada Kuzeydoğu Afrika ile, Kuzeybatı Afrika’da Sudan ve Senegal boyları, siyahi ırkının tipik örnekleridir. Bunların boyları daha uzun, vücutları biçimli, derileri koyu kahverengidir.”

      ”Okyanusyadaki Siyahiler

      Burada yaşayan siyahiler her iki ırkla da karışıktırlar. Yeni Gine ve Borneo’da olduğu gibi bunlar da Küçük siyahi koluna Bağlıdırlar. Negrito adı verilen bu siyahilerden Samoa, Solmon ve Havai Adaları’nda yaşayanlar Sarı ırk(Çin ve benzeri) ve Beyaz ırkla karışmıştır. Renkleri açık kahverengi, boyları uzun ve düzgündür. Avustralya yerlileri de Zenci-Beyaz karışımıdır.”

      http://tr.wikipedia.org/wiki/Siyahiler

      Sayın havacı, dünyada ki insanlar yaşadıkları farklı bölgelere rağmen biyolojik ve anatomik olarak tamamen aynı yapıya ve özelliklere sahiptir diyebiliyormusunuz?

      Bakın mevzuyu geliştirelim;

      ”Güney Amerika kıta parçasının batısındaki And Dağlarının ortalama 4000 metre yüksekliğinde yaşayan yerliler, bu sisteme uyum sağlamışlardır. And Dağları yerlilerinin bedenlerinde yüksek rakıma uyum özellikleri şunlardır:

      1.Genişlemiş göğüsler.

      2.Artmış akciğer kapasiteleri.

      3.Görece hipoksi-töleranslı V O2 max.

      4.Körleşmiş hipoksik solunum yanıtı.

      5.Yükselmiş hematokrit.

      6.Artmış akciğer yayımı. (Rupert ve ark: 2001)”

      Bu bölgeye göre pozisyon alan ve kendini o bölgenin şartlarına adapte etmek için başkalaştıran anatomik yapılar birere hayali kurgumudur?

      Üstelik evrim dediğimiz şey günlük değildir, bin yıllar alan bir süreçtir! Eğer söylemleriniz okumaya dayalı ise insan ırkının afrikadan dünyaya yayıldığını ve ilk halinde derisinin siyah olduğu bilgisine de bir yerlerden değmiş olmanız gerekir!

      Big-Bang a gelince! Arkadaşım Big-Bang in varlığının realite olması olaya tanıklık edilmesine bağlıdır. Bakın bana vikipediadan,

      ”1929’da Edwin Hubble’ın uzak galaksilerdeki (galaksilerin ışığındaki) nispi kırmızıya kaymayı keşfinden sonra (işte bu bilgi), bu gözlemi, çok uzak galaksilerin ve galaksi kümelerinin konumumuza oranla bir “görünür hız”a sahip olduklarını ortaya koyan bir kanıt (Bu da gözlem) olarak ele alındı.”

      şeklinde bir alıntı yaparak kendi yorumunuzu doğru olan olarak ortaya koymayı biliyorsunuz da neden aynı metinde yer alan;

      ”Evrenin genişlemesi olgusu bir yana bırakılırsa, Big Bang teorisinin, İLK GENİŞLEME ANINA ilişkin bir BULGU OLMAKSIZIN bu ilk hale herhangi bir KESİN açıklama getirmesi mümkün değildir.”

      bilgisini de paylaşmıyorsunuz?

      Öncelikle kaynağınızı ortaya koyun, başka bir yerden aldığınız ve sizin olmayan bilgiyi kendi yorumunuz gibi yazınıza yerleştirmeyin!

      Big-Bang bir OLABİLİR öngürüsüdür! Hiç bir şekilde OLDU sonucunu doğuracak kesinlikte bir realite değildir!

      Yani evrim ile Big-Bang arasında derin nüans farkları vardır, görmek isterseniz!

      Size demişim ki;

      “Sanırım bu noktada benden daha sağlam ve kendinize ait bir teoriye sahip olduğunuzdan *****1920***** yılında Big-Bang teorisini ilk defa ortaya atan George Lemaitre ve Aleksandr Aleksandroviç Fridman ile aynı yıl karşılaşsaydınız onlara da, henüz Newton’un Kütle Çekim Kanunu popüler olduğundan ”Bunu gözleminize mi yoksa bilgiye dayalı mı olarak söylüyorsunuz” oysaki Newton’un Kütle çekim Kanununa göre ….. şeklinde kurgulanmış bir küçümsemeyle yaklaşacaktınız!”

      Sizde bana,

      ”Hayır hiç te öyle yaklaşmazdım. Çünkü bu teoride hem bilgi hem de gözlem vardır.”

      deyip 1929’da Hubble’ın yaptığı keşfe atıf yapmışsınız!

      İyide sayın havacı George Lemaitre ve Aleksandr Aleksandroviç Fridman ile ***1920**** de karşılaşıp onlara,****1929****’da yapılacak (henüz yapılmamış) bir keşfe göre nasıl ”teorinizde hem bilgi hemde GÖZLEM” vardır o halde bu teorinin doğruluğunu kabul ediyorum diyecektiniz?

      Ben ne yazdığımı biliyorumda siz ne okuduğunu biliyormusunuz anlamış değilim!

      Siz dünyaya 300 yıl egemen olan Newton biliminin en önemli noktalarından bazılarına ait denklemlerin yanlışlığının Einstein tarafından ortaya çıkarıldığını, Newton denklemlernde olmayan G sabitinin denklemlerine onun ölümünden çok sonrasında başkaları tarafından eklendiğini biliyormusunuz?

      Öyle ya nereden bileceksiniz, bilseniz bilimsel analizde mutlak doğruların olmadığınıda bilmeniz ve yorumlarınızı bun göre yapmanız gerekecekti!

      Sizinle yazışmak benim açımdan da keyifli, en azından münazaramızı takip edenlerin benim kendi bilgi ve düşüncelerimi paylaştığımı sizin ise alıntıları sahiplendiğinizi gördüğünü biliyorum!

      Bunca zaman oldu, hala size ait birşey göremedik!

      • Havacı dedi ki:

        ”Evrenin genişlemesi olgusu bir yana bırakılırsa, Big Bang teorisinin, İLK GENİŞLEME ANINA ilişkin bir BULGU OLMAKSIZIN bu ilk hale herhangi bir KESİN açıklama getirmesi mümkün değildir.” diye yazmışsınız. Öncelikle bu ifadeyi yazdım daha sonra çıkardım, çünkü burada evrenin genişlemesi kabul ediliyor ancak ilk genişleme anına ilişkin bulgu olmadan kesin açıklama yapılamayacağından bahsediliyor. Yani konuştuğumuz konuyla direkt ilgili değil ve CERN zaten bunun üzerinde deneysel çalışma yapıyor.
        Bilimde şüphecilik herzaman olmalı ta ki inkar edilemeyecek veriler ortaya konulana kadar.
        Ben tabi ki başka kişilerden (bilim insanlarından) alıntılar yapacağım. Benim bu konuda ne resmi çalışmam ne de hipotez öne sürecek kadar bilgim var. Hasta olduğumda doktora giderim ve onun önerisine uyarım. Oturup kendimi tedaviye kalkmam. Evrenin başlangıcına dair kendime ait ne yeterli bilgim, ne de teknolojik imkanım olmadığı için bilim adamlarının sözlerini anlamaya çalışırım. Yoksa bu acaip bir şey mi?
        Eğer elektronlara bahsettiğin özelliklerin nasıl kazandırıldığını anlatırsan ben de kendi görüşümü açıklayacağım.

      • toro dedi ki:

        Sayın Havacı,

        ”Öncelikle bu ifadeyi yazdım daha sonra çıkardım, çünkü burada evrenin genişlemesi kabul ediliyor ancak ilk genişleme anına ilişkin bulgu olmadan kesin açıklama yapılamayacağından bahsediliyor. Yani konuştuğumuz konuyla direkt ilgili değil ve CERN zaten bunun üzerinde deneysel çalışma yapıyor.” sizden alıntı

        Hayır konuştuğumuz konuyla tamamen ilgili! Çünkü siz benim Big-Bang in bir teori değilde mutlak bir gerçeklik olabilmesi ve kesinlik arzeden bir yoruma dayanak olabilmesi için gerçekleştiği düşünülen ana şahitlik edilmesi gereklidir yorumuma takıldınız, eleştirdiniz ve ona tanıklık yapılmış, mutlak gerçekliği kanıtlanmış gibi onu başka bir durumla karşılaştırdınız! O nedenle o yorum tamda bizim konumuzla ilgili. Hatta aynı metinden yine başka bir yoruma daha dikkat çekmek isterim;

        ”Bu ilk hale benzer koşullarda üretilen “parçacık hızlandırıcı”larla yapılan deney sonuçları teoriyi doğrulamaktadır. Fakat bu hızlandırıcılar, şimdiye dek YALNIZCA LABORATUVAR ORTAMINDAKİ yüksek enerji sistemlerinde denenebilmiştir.” wikipedia

        Bakın siz isterseniz bu deney için bütün dünyayı deney alanı olarak kullanın ortaya çıkan sonuç sadece OLABİLİRLİK iddiasıdır! Bu durumun tanrıyı görmeden tanrı var demekten farkı yoktur! İstediğiniz kadar var deyin sadece iddia etmiş olursunuz, kanıtlayamazsınız! Gerçekten görseniz bile sözünüzün şahidi yine siz olacağınızdan yine kabul görmezsiniz!

        Demek hasta olduğunuzda doktora gidiyorsunuz, peki gittiğiniz doktorun ya da doktorların hastalığınızı %100 oranında tedavi etme durumunda olduğunu düşünüyormusunuz?

        ”Evrenin başlangıcına dair kendime ait ne yeterli bilgim, ne de teknolojik imkanım olmadığı için bilim adamlarının sözlerini anlamaya çalışırım. Yoksa bu acaip bir şey mi?” sizden alıntı

        Hayır neden acayip olsun, gayet normal! Acayip olan yukarıdaki ikrarı yaparken yani bu konuyla ilgili yeterince zaman ve ortam yaratamadığınızı itiraf ederken, karşınıza bu konuyla sizden daha alakalı olarak görünen birinin kafa yorarak ve özellikle, ”sadece benim kendi öngörülerimdir” diye altını çizdiği fikirlerini hadsizce küçümsemeye çalışmaktır!

        Yani duruduğunuz yerde fikri anlamda bile olsa (maliyeti olmadığı halde) bir konuyu enine boyuna değerlendirmek ve üzerine düşünüp kendi öngörülerini oluşturmak ve bunları cesaretle paylaşabilmek yerine, düşünmek için, başkalarının üretiklerini kullanacaksınız;

        ”Evrenin başlangıcına dair kendime ait ne yeterli bilgim, ne de teknolojik imkanım olmadığı için bilim adamlarının sözlerini anlamaya çalışırım.” sizden alıntı

        sonra da çıkıp aksini yapandan, yaptığının hesabını soracaksınız!

        Önceki yazımda söylediğim gibi, sizin neyiniz var bana anlatacağınız ki hala benden anlatmamı istiyorsunuz? Hayır siz kendinizi ne zaman ve nasıl İSTEYEN durumuna konumlandırdınız anlamış değilim!

        Ama yinede anlatmaya hayır demem, siz yeter ki karşılık olarak bana;

        ”Eğer elektronlara bahsettiğin özelliklerin nasıl kazandırıldığını anlatırsan ben de kendi görüşümü açıklayacağım.”

        şeklinde dile getirdiğiniz isteğe karşılık,

        Evrenin NEREDE genişlediğini anlatıverin!

  46. Havacı dedi ki:

    Sevgili Toro,
    Siz bu site için çok zekisiniz, en azından benden. Bence evrim ve evren hakkındaki görüşlerinizi bu sitede değilde yurt içi ve yurt dışındaki bilim kurullarına gönderin belki onlar sizi daha iyi anlarlar, belki de sayenizde evrim teorisi evrim yasasına dönüşür.
    “Demek hasta olduğunuzda doktora gidiyorsunuz, peki gittiğiniz doktorun ya da doktorların hastalığınızı %100 oranında tedavi etme durumunda olduğunu düşünüyormusunuz?” ifadenden sonra ben tamamen koptum artık. Yani doktorlara ve tıbbın teknolojisine güvenmeyip kabile büyücüsüne mi gideyim ya da kafama göre kendime tedavi mi uygulayım?
    ” bunları cesaretle paylaşabilmek yerine, düşünmek için, başkalarının üretiklerini kullanacaksınız;” diye bana çıkışıyorsun.
    Bence sen bundan sonra başkasının yaptığı bilgisayarı, interneti, uçağı, arabayı vb. kullanma.
    Aslında amacım “sadece benim kendi öngörülerimdir” diye altını çizdiğniz fikirlerinizi hadsizce küçümsemeye çalışmak değildi. Evren hakkındaki görüşleriniz dikkatimi çektiği için yorumlarınızla ilgilendim. Siz bunu açıklamak yerine işi iyice karmaşık hale getirip anlaşılmaz hale soktunuz. Dedim ya siz benden daha zekisiniz, kendinizi burada harcamayın derim.
    Aha daha da yazmıyorum.

    • toro dedi ki:

      Sevgili Havacı,

      ”Siz bu site için çok zekisiniz, en azından benden.” sizden alıntı

      Bu yorumunuz sizi bağlar. Asıl ben, bu site için çok zekiyim dersem, yani sizi tasdk edersem söyleminiz mantıklı bir hal alır!

      Aksi halde kendisiyle eğlenmek için münazaraya başladığınız ama eğlenmek bir tarafa kendi tavırlarınızla eğlenilen durumuna düştüğünüz bir münazarananın sonundan ”kinaye yapayım da hem ona çakayım hemde kendimi bundan sıyırayım” diyen münazaracı durumuna düşersiniz!

      Benim sizden daha zeki olmak gibi bir iddiam yok ama sizden daha dikkatli ve ne söylediğini bilen biri olduğum kesin! Bu beni zeki yapmaz! Burada kendisini değerlendirmek zorunda olanın siz olduğunu gösterir!

      ”Bence evrim ve evren hakkındaki görüşlerinizi bu sitede değilde yurt içi ve yurt dışındaki bilim kurullarına gönderin belki onlar sizi daha iyi anlarlar, belki de sayenizde evrim teorisi evrim yasasına dönüşür.” sizden alıntı

      Bakın yukarıda yazdıklarınıza. Amacınızın benimle münazara yapmak ya da birşeyler öğrenip kendi bildiklerinizi paylaşmak olmadığı açıkça belli olmuyormu? Toplumun neredeyse tamamına sirayet etmiş, tembel beyinleri kutsayan, düşünsel üretimi hor gören kısacası içinde olup yapmadığı her eylemi küçümseyen bir yeni yetme, zamane insan tavrı!

      Bu durumda siz sadece başkalarının ürettiklerini PARANIZLA alır ve KULLANIRSINIZ!
      Telefon ilk icad edildiğinde ahizeyi kulağına dayayıp ”bu ne işe yarayacak ki ” diye soran ve icatçıyı küçümseyen zamane ABD başkanı gibi!

      “Demek hasta olduğunuzda doktora gidiyorsunuz, peki gittiğiniz doktorun ya da doktorların hastalığınızı %100 oranında tedavi etme durumunda olduğunu düşünüyormusunuz?” ifadenden sonra ben tamamen koptum artık. Yani doktorlara ve tıbbın teknolojisine güvenmeyip kabile büyücüsüne mi gideyim ya da kafama göre kendime tedavi mi uygulayım?”

      Kopmanız beni şaşırtmadı! Çünkü yapılan herşeyin size dönen karşılığının %100 sizin beklentinizi karşılayıp, karşılayamayacağını bilip, bilmediğinizi test etmek istedim. Sonuç itibariyle, yorumu anlamayan birinin tepkisinden aklının gerçekten tembelliğe alışmış ve düşkün hale geldiğini de görmüş oldum! Yani doktora gitmek demek %100 tedavi olmak demek midir? Bu bir doktora gitmeyin tavsiyesi değil, bir eylemi yaparken eylemin sonuçlarının farkında olup olmadığınızın sorgusudur. Bunun sonucunda o çok sevdiğiniz(!) pigmelerin hasta olduklarında hangi DOKTORA giderek tedavi olduklarını da buraya yazmanızı beklerdim! Yoksa onları büyücüleri mi tedavi ediyor?

      Bakın ben bu sitede hiç kimseyi ve hiç bir şekilde ayırmadan ve küçümsemeden münazaralar yaptım! Ağzı en bozuk olanıylada bunu gocunmadan yaptım en alık olanıylada!

      Sizin başlangıç tavrınız yanlıştı. Ben bir öğretmen ya da herhangi bir şeyin gurusu değilim. Ben burada olam amacım, benim düşündüklerim karşılığında başkalarının düşündüklerini ve benim düşünerek keşfettiklerime karşın diğerlerinin kini birbirimizle paylaşabilmektir. Maalesef ki bu şekilde bir paylaşımı burada sadece sevgili 1okuyucuyla yapabildik.

      Bana ilk başta gelişiniz , benim paylaşacaklarıma karşı birşeyler paylaşacak ya da paylaşacaklarım üzerinden kendi paylaşacaklarıyla tartışabilecek birisi çıktı hissi uyandırmıştı!

      Kusura bakmayın, koca bir hayal kırıklığı olmanızın ötesinde aynı zamanda başkalarının
      düşüncelerine saygı duymayı öğrenememiş olmanızın verdiği his dayanılmaz! Sizin gibi olan herkes bende aynı hissi uyandırıyor,maalesef.

      • Havacı dedi ki:

        Sayın Toro,
        Cevabınızı henüz gördüm. Bu ne kibir, ne büyüklenme. Hadsizce aklınıza geleni yazmışsınız. Burada Allah inancı olanları her şekilde aşağılayan ve küçümseyen tavırlar içindeyken belki bir önerme olabilecek evren hakkındaki düşüncenizi savunmak uğruna hadsizce saldırıda bulunuyorsunuz. Teorilerin bilimsel destekleri vardır, ancak tüm yönleriyle ortaya konularak kabul edilmediği için yasa olmamışlardır. Hangi konuda eğitim aldınız bilmiyorum ama tabi ki evrenin oluşmasına ilişkin düşünce üretebilirsiniz, ancak düşüncenizi burada paylaşıyorsanız sorulanlara da cevap vermek durumundasınız. Bunları açıkça ortaya koyamıyor ve kendi içinde bilimsel yeterliliklerini açıklayamıyorsanız bu sadece sizin hayal dünyanız olabilir. Bazı psikolojik rahatsızlıklarda kişilerin sınırsız düşünce gücü ve bu düşünceye sıkı bağlılıkları vardır.
        Herşeyin başarı oranının %100 olmayacağını herkes idrak edebilecekken beni böyle bir sınava tabi tutmanız anlaşılır gibi değil. Mevcut şartlar ve bilgi çerçevesinde onlardan yararlanmanın “aklının gerçekten tembelliğe alışmış ve düşkün hale geldiğini de görmüş oldum! Yani doktora gitmek demek %100 tedavi olmak demek midir? Bu bir doktora gitmeyin tavsiyesi değil, bir eylemi yaparken eylemin sonuçlarının farkında olup olmadığınızın sorgusudur” ifadenizle ne ilgisi var?
        Size cevap yazmayacaktım ama beni mecbur bıraktınız.

      • toro dedi ki:

        Sayın Havacı,

        ”Hangi konuda eğitim aldınız bilmiyorum ama tabi ki evrenin oluşmasına ilişkin düşünce üretebilirsiniz, ancak düşüncenizi burada paylaşıyorsanız sorulanlara da cevap vermek DURUMUNDASINIZ.”

        Ben sorulan veya sorulacak sorulara cevap vermeyi sorun etmiyorum. Burada sorun önünüze geleni sorgulamanız değil, önünüze geleni, sizin önünüze getireni sorgulamak. en yazdığım her yazıyı yayınlandığında tekrar okurum ve bir yanlışlık görürsem düzeltme yayınlarım. Anlıyorum ki siz yazıyorsunuz ama nasıl yazdığınızı dönüp kontrol etme gereği duymuyorsunuz! Bari ben hatırlatayım.

        ‘’HALA EVRENİN NASIL OLUŞTUĞUNU AÇIKLAMADINIZ. Kendi inandıklarınızı tekrar ederek bana cevap veriyorsunuz. Eğer CEVAPLAMAYACAKSINIZ bana yazmanızın bir anlamı yok’’

        ‘’Sizi kızdırmayacak ve üzmeyecekse boşluk, durağan evren ve onu harekete geçiren daha sonra hiç bir şeye karışmayan yaratıcı hakkında beni BİLGİLENDİRİRSENİZ memnun olurum.’’

        ‘’Sizin cümleleri allayıp pullayarak yazmanızı bilimsel ifadeler zannedenler olabilir. Yorumlarınızı en azından bugün bilebildiğimiz bilgilere dayandırırsanız sanırım birbirimiz daha iyi anlayabiliriz. Yoksa sizin hayal dünyanızdaki evren ve tanrı beni hiç ilgilendirmiyor.’’

        Ben bunlara her devasında cevap verdim ve tavrınızdaki art niyeti bırakmanızı bekledim. Ama siz başta dediğim gibi olaya, bağcıyı dövmek maksadıyla girdiğiniz için tavrınız değiştirmediniz! Bu durumda size hakettiğinizden azını veremezdim!

        Kibi meselesine gelince, artık bu aynaya bakıp gördüğü şeyi başkasına angaje etmeye çalışanlardan sıkıldım! Siz kibir arıyorsanız aşağıdaki cümlenize bakın;

        ‘’Sizi kızdırmayacak ve üzmeyecekse boşluk, durağan evren ve onu harekete geçiren daha sonra hiç bir şeye karışmayan yaratıcı hakkında beni BİLGİLENDİRİRSENİZ memnun olurum.’’

        ”beni BİLGİLENDİRİRSENİZ”

        Sizce ben yukarıdaki beklentinizdeki tavrı anlamazlıktan mı gelmeliydim!

        İşte bu nedenle ve aynen sizin dediğiniz gibi, size böyle hitap etmek istemezdim ”ama beni mecbur bıraktınız”!

  47. Kaan dedi ki:

    Bu sitede yorum yapan ,Düşünen,Sorgulayan,Akıl yürüten Bütün Saygı Değer Arkadaşlara sesleniyorum. Akıl yürütüp Aklın ve mantığın yolundan giderek birşeyleri sorgulmak güzeldir fakat şunu unutmayın Özellikle kendini Dinsiz olarak tanımlayan arkadaşlar , O hep klavuz edindiğimiz O muhteşem Bizi üstün kılan aklımız O KADAR MUHTEŞEM DEĞİL Aklımız Bize yetseydi Hiç 1 sorunumuz olmazdı,herşeyi anlar ve kavrardık .

    Günlük yaşamımızda çok iyi bildiğimiz konularda bile donup kalıyoruz Aklımız bize yardım edemiyor .Kitaplar dolusu bilgimiz olsa bile onları hemen hemen hiç 1 zaman kullanamıyoruz çoğunu zaten unutuyoruz zaten İnsan etimolojik olarak Unutan demek Nisyan kökünden gelir

    yani Aklımız bizi yuklenemiyor. Akıl hiç 1 zaman güvenilmez bir olgudur ,oysa onun yerine Sezgilerimiz Duygularımız Aklın her zaman önüne geçer onada islamda Hikmet Diyorlar

    Aklımız nasıl ve neden var olduğumuzu çözdümü ki nasıl ve neye inanıp yok olup nereye gideceğimizi çözsün kaldı ki Bilimde Görecelik denen gerçek var .O yüzden İman Akıldan Ziyade Duyguların ,Sezginin,KAlbin işidir.

    insan aklı en super en zeki çalışanın dahi acizdir muhtaçtır ve en önemlisi değişkendir gün içinde dahi psikolojimiz ve buna bağlı olarak IQ ve Akıl seviyemiz değişmekte ,insanın yaşamı boyunca ergenlik zamanı na kadar en tepeye çıkıp sonra olgunluk döneminde olgunlaşıp sonra çöküş surecine girip Akıl melekesi yaşlandıkça erimekte. peki o Aklın çöküş döneminde hangi Akla güvenecek insan oğlu ? tabiki Külli Akla yani yaratıcı Aklın kaynağına . o zaten bize Aklı kendi parçası olarak bir amaç için verdi ve geri alacak .
    Herşey Öz: Din Akıl ile Değerlendirilmez, herşey Akıl ile bilinemez Ancak Hayal gücü yani Duygu ve Sezgi ile olur .Einsteien Sözü bunu en güzel açıklar imaginasyon yani hayal güçü ve sezgi Sorgulayıcı hele hele Diyalektik Eleyici Akıldan daha üstündür
    Akıl 1 yol göstericidir onsuz olmaz fakat Akıl herşey Değildir Akla güvenilmez . Sezgiler Aklı yener .

    • toro dedi ki:

      Sayın Kaan,

      2 X 2 kaç eder? Lütfen aklınızla değil, sezgilerinizle cevap veriniz! Ama lütfen dikkatli olunuz çünkü vereceğiniz cevabı bir uçak bilgisayarında kullanılacak algoritmayı yazmak için kullanacağım! Uçağın düşmesini ya da kalkamamasını görmek istemeyiz değil mi?

  48. kadir dedi ki:

    sayın kaan…

    “yani Aklımız bizi yuklenemiyor. Akıl hiç 1 zaman güvenilmez bir olgudur ,oysa onun yerine Sezgilerimiz Duygularımız Aklın her zaman önüne geçer onada islamda Hikmet Diyorlar

    Aklımız nasıl ve neden var olduğumuzu çözdümü ki nasıl ve neye inanıp yok olup nereye gideceğimizi çözsün kaldı ki Bilimde Görecelik denen gerçek var .O yüzden İman Akıldan Ziyade Duyguların ,Sezginin,KAlbin işidir.” sizden..

    kuran insanın segilerine değil, aklına hitap eder.. iman segilerin değil, aklın işidir.. aklını kullanarak düşünerek allahı bulamıyosan körü körüne iman ediyorsun demektir..

    saygılarımla..

  49. Kaan dedi ki:

    Sayın Arkadaşlar. Benim Akla dair eleştirisel yaklaşımım onu Hiç sayıp çöpe atmak değildir. demek istediğim Akıl ile 1 yere kadar gidersin aklın kapasitesi sonsuz değildir fakat sezgiler duygular ve hayal gücü sonsuzdur.tabiki 1 şeyleri değerlendirirken Akıl suzgecinden geçireceğiz fakat orda kalmayıp Duyguları ön plana çıkaramalıyız islam retoriğine köre Kalb .

    Kuran evet hem Akla hemde Ağırlıklı olarak Sezgilere yani Kalbe Hitap eder örnek : Kuranın dediği Allahın varlığının mahiyeti. ahiret hayatı,cennet ve cehennem ,peygamberlik muessesesi ,var oluşumuz vs … gibi meseleleri Akıl ile açıklanamaz onları Kalbe ve sezgilerinize havale edersiniz ,fakat Direkt Akıl ile çözümlenmesi gereken meselelerde vardır haramların ve helallerin mahiyeti ve maslahatları ve fıkhi şerri meseleler gibi . yani hem Akıl ile hem Sezgiler ile . Hem Hem mantığı

    zaten meselenin özü burda gizli Aristo,Eflatun dan gelip Bilime ve gelişmeye ön ayak olmuş Diyalektik mantık uçak bilgisayarının ve bütün teknolojik aletlerin çalışma mantığı . yani ya var ya yok , 1 araçta ya elektrik vardır yada yoktur aksi halde ilerleme olmaz öyle olmalıdır

    Aristoya göre Evren ve herşey Akıl ile sadece ve sadece Akıl ile açıklanabilir yani Akıl herşeydir !şey ya vardır yada yoktur kıyaslayıcı diyalektik mantık yani görmediğini yok kabul etme

    fakat bu mantığı gelipte insan sosyal ve felsefik hayatına uygularsanız işte Aklın tek rehper kabul edildiği bu diyalektik mantık çöker . çünkü çağımızın Bilim ve felsefi anlayışı ya var ya yok mantığı yerine hem hem mantığı olarak değişmiştir Quantum düşünce mantığı da denir .Bilim dünyasında Quantum belirsizliği değişkenliği ve de Görecelik kabul edilmiştir yeni bilimsel anlayışta ya var yada yok diyemessin hem var hem yok mantığı devrededir . varlığımızın gerçekliğin tartışıldığı son gelişen Bilimde Dyalalektik mantığın yeri az 1 yer işgal etmektedir .

    Gerçek,Realite ve Hakikat Absoulute aynı gibi görünsede farklı kavramlardır Hakikat sadece ve sadece Kalb ,Sezgiler,Duygular ile KAvranabilir

    ayrıca ister evrim deyin veya tekamul yaratılış ,insan beyni aklı ve yapısı mukemmel değildir ,gelişim halindedir gelişim halinde olan bu insana ne kadar güvenilebilir??

    • toro dedi ki:

      Sayın Kaan,

      Siz bir karmaşa yaşıyorsunuz, iştebu yüzden herşeyi birbirine karıştırmışsınız;

      ”Akıl suzgecinden geçireceğiz fakat orda kalmayıp Duyguları ön plana çıkaramalıyız islam retoriğine köre Kalb.” sizden alıntı.

      Aklı yadsıdığınız için ortaya bu cümle çıkmış. Bakın duygu dediğimiz şeyler duyularla algılanan uzayın beyindeki elektriksel ve kimyasal tezahürleridir. Beyin algılarla toplanan verilerin anlık olarak işlemini gerçekleştirir ve karşı eylem oluşturur. İşte bu noktada vücuttaki diğer organları yönetmeye başlar! Yani kalb kendi algısına sahip değildir! Yani bir dış eylemi alarak onu işleme ve karşı tepki verme yeri değildir! Görevi rutin olarak vücuda kan pompalamak olağanüstü zamanlarda ise bunu daha şiddetli yapmaktır. Yani, korku, şaşma, etkilenme vb. durumlarda bu duyguların işlemesini beyin yapar kalp ise bu işlem sonucunda ortaya çıkan yeni anatomik duruma vücudun uyum sağlamasını sağlar.

      Ama insan kalp hızla çarptığında bu işlemi salt kalbin karşı eylemi sandığından duygusal bütün etkileşimlerin ya da motivasyonların kaynağı olarak da kalbi görür.

      İşte bu noktada dinler akla hitap etmez. Onlar hayalgücüne ve korkulara hitap eder. Çünkü bir tanrının kendisine ulaşmak için aklı referans göstermesi dinlerin ve onların vaatlerinin yok olması demektir! Bu gerçek en iyi bir tanrı tarafından bilinir. Çünkü aklın en tepeye konumlanmış temsilcisi olması gereken varlık muhataplarıyla iletişime geçmez, geçtiğini düşündüğümüz anlarda ise bilinmesi gereken, tanrının somut aklı temsilen somut donelerle iletişim kuracağı ve İNANMAK yarine BİLMEYİ esas kabul edeceğidir!

      Aklın en tepedeki temsilcisi saymamız gerek tanrının inanmanın bir akli sonuç değil beklentilerle bezenmiş bir ezberler yumağı olduğunu bilmemesi düşünülemez! O bilir ki bu durumdaki bir muhatabın kendisine yönelmesini sağlayan beklentileri ve korkularıdır! Oysaki tanrı ne korkutan ne beklentileri olan ne de beklentileri karşılamaya uğraşan bir varlık olamaz! Çünkü tanrı insan değildir ve onu tıpkı bir insan gibi yönlendirecek duyguları yoktur. Siz duyguları olmayan bir varlığı kendinize benzetir yani ona duygular yüklerseniz yani kendinizi zayıf ve çaresiz bir varlık olarak bir yaratıcının korumasına muhtaç kılarsanız tabi ki aklı değil kalbi yani duyguları yüceltirsiniz! Çünkü sizi bu durama ancak duygularınız itebilir, aklınız ise itiraz eder.

      Bu noktada aklın size uyarıları sizin beklentilerinizi karşılamadığından ya da gerçekle yüzleşmeye hazır olmadığınızdan veya gerçekle yüzleşmek istemediğinizden hemen onun karşısına size itiraz etmeyen va bizzat sizin hayalgücünüzle desteklediğiniz karklı tezahürleri koyarsınız!

      O nedenle uzaydan aldığınız her geri dönüşün işlendiği ve değerlendirildiği yerin beyin olduğunu bilir ama onun yerine kalbi koymayı tercih edersiniz! Tabi ki sizi siz yapan tercihleriniz olduğundan bu tercihiniz sizin hayata bakışınışı ve içindeki duruşunuzu belirler!

      Sonuç aşağıdaki cümledir;

      ”ayrıca ister evrim deyin veya tekamul yaratılış ,insan beyni aklı ve yapısı mukemmel değildir ,gelişim halindedir gelişim halinde olan bu insana ne kadar güvenilebilir??” sizden alıntı

      ”gelişim halindedir gelişim halinde olan bu insana ne kadar güvenilebilir”

      Bunun cevabını bize siz verin, ”gelişim halinde olan ve bu yüzden güvenirliği” tartışmalı olan insanın ”tanrı benimle konuştu” iddiası ne kadar güvenilirdir?

  50. Kaan dedi ki:

    Sayın Toro Arkadaşım .Açıklamaların açıkçası bana çok basit ve yanlış geldi . şimdi sana hemen hiç 1 geniş araştırma tahayyul bile etmeden yazdıklarına pratik çabuk akli ve Sezgisel açıklamalarımı yapayım

    YAZIYORSUN: [[[ Aklı yadsıdığınız için ortaya bu cümle çıkmış. Bakın duygu dediğimiz şeyler duyularla algılanan uzayın beyindeki elektriksel ve kimyasal tezahürleridir. Beyin algılarla toplanan verilerin anlık olarak işlemini gerçekleştirir ve karşı eylem oluşturur. İşte bu noktada vücuttaki diğer organları yönetmeye başlar..]]]

    CEVAP: Demekki sana göre Hayvanlarında Aklı var Hatta Bizden daha üstün. çünkü hayvanlar
    insanların anyalamadığı hissedemediği çok şeyi bizden daha çok iyi 1 şekilde hissediyor yani seziyor Duyguları ile Örnek vermek gerekirse Depremleri çok önceden hatta günlerce önceden hissetmeleri,1 yerde herhangi 1 olumsuzluğun daha önceden sezilmesi ve oradan uzaklaşmaları
    kendi duyguları ile zor şartlarda hayatta kalabilmeleri ,yön tayini yapabilmeleri,vs vs…

    ozaman sana göre madem Akıl daha üstün ve ayrıca Duygularda Akıl tarafından tayin ediliyor
    Hayvanlar bizden daha üstün olması lazım

    sonra devam edip diyorsun: [[[ Yani kalb kendi algısına sahip değildir! Yani bir dış eylemi alarak onu işleme ve karşı tepki verme yeri değildir! Görevi rutin olarak vücuda kan pompalamak olağanüstü zamanlarda ise bunu daha şiddetli yapmaktır. Yani, korku, şaşma, etkilenme vb. durumlarda bu duyguların işlemesini beyin yapar kalp ise bu işlem sonucunda ortaya çıkan yeni anatomik duruma vücudun uyum sağlamasını sağlar.]]]

    cevap: İslamik söylemde Kalb mecazidir hiç mi turk ve ya dünya edebiyatı okumadın Kalb Duyguların,sezgilerin merhametin inancın kısacası batıni iç yüzün duyguların sembolüdür
    uzülünce bile Kalbim kırıldı deriz aklım kırıldı veya aklım bozuldu demeyiz.

    ve sonra : [[[[ İşte bu noktada dinler akla hitap etmez. Onlar hayalgücüne ve korkulara hitap eder. Çünkü bir tanrının kendisine ulaşmak için aklı referans göstermesi dinlerin ve onların vaatlerinin yok olması demektir! Bu gerçek en iyi bir tanrı tarafından bilinir. Çünkü aklın en tepeye konumlanmış temsilcisi olması gereken varlık muhataplarıyla iletişime geçmez, geçtiğini düşündüğümüz anlarda ise bilinmesi gereken, tanrının somut aklı temsilen somut donelerle iletişim kuracağı ve İNANMAK yarine BİLMEYİ esas kabul edeceğidir!
    Aklın en tepedeki temsilcisi saymamız gerek tanrının inanmanın bir akli sonuç değil beklentilerle bezenmiş bir ezberler yumağı olduğunu bilmemesi düşünülemez! O bilir ki bu durumdaki bir muhatabın kendisine yönelmesini sağlayan beklentileri ve korkularıdır! Oysaki tanrı ne korkutan ne beklentileri olan ne de beklentileri karşılamaya uğraşan bir varlık olamaz! Çünkü tanrı insan değildir ve onu tıpkı bir insan gibi yönlendirecek duyguları yoktur. Siz duyguları olmayan bir varlığı kendinize benzetir yani ona duygular yüklerseniz yani kendinizi zayıf ve çaresiz bir varlık olarak bir yaratıcının korumasına muhtaç kılarsanız tabi ki aklı değil kalbi yani duyguları yüceltirsiniz! Çünkü sizi bu durama ancak duygularınız itebilir, aklınız ise itiraz eder. ]]]

    cevap: biraz kuran oku yüzlerce ayet .Hiçmi aklınızı kullanmıyorsunuz,akledmiyecekmisiniz,aklını kullanmayanların üzerrine pislik yağdırırım ayetlerini göreceksin.

    ve devam et okumaya göreceksin orda Korkuyu ve Ümidi sadece korku değil ümit ve mükafatda var

    sen nerden biliyorsun gerçek Aklın en tepesindeki Tanrı yarattığı insan ile muhatap olmaz , inanmak yerine bilmeyi tercih eder . sen Tanrını imagemaker`i misin danışmanımısın ,sana mı soracak nasıl haraket edeceğini ayrıca Tanrı hakkında nasıl bu kadar emin olabilirsin

    Tanrı insanlarını ,muhataplarını tabiki korkutacak Korku en güzel terbiye metotudur Sevgiden sonra
    Kuran Allah sevgisini daha çok dayatır bizlere öğütler Beynel Hafi ve Reca : yani korku ve ümit arası Ayrıca Tanrı Doğası gereği Kokutucudur yani ihtişamlıdır heybetli bu onun bu özelliğini istismar eder anlamına gelmez Allah kuranda benden yanlızca benden korkun derken Takva İttaku yani saygı kastedilmiştir. ve bizler çağdaş adalet sisteminde korkuyu caydırıcılık olarak kullanıp ceza kavramını uygularken Tanrının bunu yapması sana kabul edilemez geliyor yani sana ve sizlere göre Tanrı Sevgi nuru ile öğrülmüş evreni ve bizleri yaratıp bizleri Sevgi ile izleyen pasif 1 tanrı olmalı . ne kadar anlamsız

    ve sonra :[[[ O nedenle uzaydan aldığınız her geri dönüşün işlendiği ve değerlendirildiği yerin beyin olduğunu bilir ama onun yerine kalbi koymayı tercih edersiniz! Tabi ki sizi siz yapan tercihleriniz olduğundan bu tercihiniz sizin hayata bakışınışı ve içindeki duruşunuzu belirler!]]

    cevap: tekrar ediyorum , sana göre hayvanlar bizlerden daha üstün olmalı çünkü eğer akıl duyguları yönetiyorsa

    ve sonra : [[[ Bunun cevabını bize siz verin, ”gelişim halinde olan ve bu yüzden güvenirliği” tartışmalı olan insanın ”tanrı benimle konuştu” iddiası ne kadar güvenilirdir?]]]

    cevap : sen bana gerçek akıl sahibi mukemmel olan Tanrının insanlar ile muhatap olmaz
    Tanrı insanları imanlarına (yani duygular ağırlıklı) ve akıl ile imtihan etmez sözlerinin
    cevabını ve kaynağını göster ispatla, bende yukarda söylediklerimin cevabını vereceğim.

    Amadur içimde kalmasın cevabını vereceğim. O Akli melekeleri ve insani yaratılış mahiyeti evrim ,tekamül sürecinde gelişmekte olan ve bu nedenle güvenilmez olan insan Peygamber ,o gelişmekte olan Aklına güvenip bana Tanrıdan mesaj geldi demiş değildir Aksine benim iddia ettiğim evrim surecini çoktan tamamlamış üstün Sezg KAlbi,Duygusal yetilerine göre Peygamber Ben Peygamberim deyip Tanrıdan mesaj aldığını Söyledi

    ve bizlerde Tamamen yok saymadığımız Az gelişmiş Aklımız ile bu mesajcıyı ve Söylediği Kuranı tarttık,anladık anlayamadığımız Allahın Hikmetine havale ettik Çünki yarım yamalak kıcı kırık KEmale ermemiş aklımız ile koskoca Tanrıyı eleştiremeyiz ve Kalbimiz ile mutmain olup iman ettik Elhamdulillah!!

    çünki hiç 1 insan veya topluluk hele hele kendi halinde dağlarda ,mağaralarda zaman geçiren Muhammed bu Edebi eseri Kafiyesi,nazmı,icazeti,aruz ölçüsü,gelmiş geçmiş olayları haber vermesi
    insanlığa öğüt nasihat vermesi,tutarlılığı vs vs…kendi yazmış olamaz Kuranın derinlerine inildikçe okudukça dahada mutmain oluyor insan .işte sizlerin asıl proplemi bu kuran hakkında cehaletinizdir!

    • 1okuyucu dedi ki:

      Kaan;

      —-anladık anlayamadığımız Allahın Hikmetine havale ettik Çünki yarım yamalak kıcı kırık KEmale ermemiş aklımız ile koskoca Tanrıyı eleştiremeyiz (senden alıntı)

      anlayamadıklarınızı aklınıza mantığına ters gelen şeyleri tanrıya havale ederek cenneti garantilemek varken, anlayamadıklarınızı aklınıza mantığına ters gelen şeyleri aklınıza havale edip şüpheye düşmenin ne alemi var canım?

      ama sen hiç merak etme, öteki tarafa gittiğimizde sizin anlayamadığınız her şeyi ben sizin tanrınıza soracağım, tanrınızın “ doğrusunu Allah bilir”, ”Alahın hikmetinde sual sorulmaz” gibi bir bahanesi olamayacağından, kaçacak kıvırtacak bir durumda da olamayacak, kuzu kuzu sorulara cevap vermek zorunda kalacak, bende öğrendiklerimi size aktaracağım, o nedenle sen hiç merak etme, anlamadıklarını anlamaya çalışıpta imanını sakatlama, anlamasanda inandım de geç gitsin?

  51. toro dedi ki:

    Sayın Kaan,

    Kusura bakmayın ama size hitabımı sağlayacak daha donanımlı bir kelime bulamadığım için söylemek istediklerimi karşılayan kelimeyi aynen yazmak zorundayım.

    Engin cehaletiniz önünde titriyorum! Hayır inanın, ama neye inandığınızı illa savunmak istiyorsanız bari neye inandığınızı da iyice bir öğrenin!

    ”kendi yazmış olamaz Kuranın derinlerine inildikçe okudukça dahada mutmain oluyor insan .işte sizlerin asıl proplemi bu kuran hakkında cehaletinizdir!”

    ”kendi yazmış olamaz”

    İşte o yüzden başkasına değilde size güvenmek hatalı olur! Demek olaylar olurken sizde oradaydınız! Hayır anlamadığım sizin ”olamazlarınızın” benim ”olamazlarımı” döveceğini kim söylüyor? Bende derinliklerine inip okudukça mutmain değilde tersi oluyorum! Yani siz beni hem sizin gibi olmadığım için yanlış anladığım ya da yanlış gördüğüm algısıyla suçlayacak hemde sizin algınızın kesinlikle doğru olduğunu söyleyerek kendinizi mantık terazisinde benim üzerimde bir yere konumlandıracaksınız!

    Oh ne ala! O zaman siz iyi ki süperman a inanmıyorsunuz!

    Sayın Kaan,

    Olamaz dı,mümkün değil, kesinlikle öyle oldu, gibi kişisel kanaatlerle bir mutlak doğruluk kurgusu yaratamazsınız!

    Siz bir tanrının herhangi bir insanla konuşup onu peygamberi yaptığını bizzat o tanrıdan mı duyuyorsunuz? Sanırım peygamber olmak dünyanın en kötü şeyi olduğundan hiç bir insan durup dururken peygamber olmak istemeyecektir! Bu nedenle de kendisi için ”tanrı beni peygamber yaptı” diyen herkes doğruyu söylüyor olmalıdır! Yoksa hangi aklı başında insan peygamberim deyipte dünyanın en kötü şeyi olmayı istesin ve sıradan bir insan olmaktan çıkıp daha aşağıda bir insan olmayı kabullensin?

    İşte bizim gibi densizler, yüzlerce yıldır karşılığında dünyevi hiç birşeye ulaşamayan bu garip insanların peygamberlik iddialarıya uğraşıp duruyorlar!

    Sanki adamlar, savaş ganimetlerinden pay aldı, insanlar kızlarını onlara vermek için sıraya girdi,istediği kadını, akrabaları dahil alma hakkına eriştiler, her sözleri kanun sayıldı ve bulundukları toplumun otoritesi tartışılmaz en önemli yöneticileri haline geldiler! Biz bunların hiç birini hiç bir zaman yapmayan adamların öğretilerinin sahiplenenleri eleştiren zavallılarız!

    Sayın Kaan,

    Bana söylermisiniz, kendine peygamber diyen öldüğinde, geride kalan insanların alıp okuyacağı ve üzerinde beraberce tartışabileceği adına Kuran denebilecek şekilde toplanmış, yani vücut bulmuş bir KİTAP varmıydı? Siz, toplanırken toplayan kurul tarafından her ayeti için 2 insan ŞAHİT istenen bir metnin içine girdiğinizde ”mutmain” olabilirsiniz ama biz gönderiliş sebebi daha önce gönderilenlerin uygulamalarına, insan baklentilerinin karışmış ya da karıştırılmış olması olarak gösterilen bir tanrısal sözler poporisinin yine toplanmak için tamamen insan eline bırakılmasına iNANAMIYORUZ. Daha sonra bu insan elinin bu kitaba anlaşılamıyor bahanesiyle, harekeleme ve noktalama işlemiyle yeniden daldırılmasına da inanamıyoruz! Peygamberleri ölür ölmez post kavgasına düşen ve mezhepleşerek yolları ayıran bu arkadaşların eline ”alın sözlerimi toplayın” diyebilecek bir tanrının varlığını mantıklı bulmuyoruz. Gerisi sizin paşa gönlünüzün tercihidir!

    Diğer söylemlerinize cevap vermeyeceğim. Çünkü onların hepsi yazınızın sonuna yazdığınız yorumun sonuçlarıdır! O yoruma konu olan başlangıcı, mantıksal boşluk kalmayacak şekilde açıklayıp, kanıtlamadan o söylemleriniz boştur, anlamsızdır!

    Ben ne söylediğimin gayet farkındayım! Esasen hayatta en önemli şey farkında olmayı tercih edebilecek cesarete sahip olabilmektir! Yoksa bizde ailelerimizin ve toplumun bizim etrafımızı doğar doğmaz sarıp sarmalıdığı ve kendileri gibi inanmamızı beklediği öğretilere sorgusuz sualsiz inanır ve üretmeden (aklen) tüketmeyi matah bir şeymiş gibi savunmayı bilirdik.

    Bulunduğunuz noktada, zor olanın bizim gibi olmak değilde sizin gibi olmak olduğunu düşünmeniz de ayrıca araştırılması gerekli bir vaka!

  52. Kaan dedi ki:

    .

    ilkin Sayın 1okuyucu`ya cevap : Bizler İman sahibi olarak KUranı Kerime Ve Allahın ;Sıfatları başta olmak uzre onların Söylemlerinde Aklımızın alamadığışeyleri Aklımız ermediğinden ziyade yanlış yorum yapıp yanlışa düşeriz diyerek Allahın Hikmetine Havale ederiz.

    çünkü bazı şeylerin iç yüzü yani Hikmeti zaman içinde yaşandıkça ve ayrıca göreceli olarak ortaya çıkar . birde kuranı kerimde muteşabih denilen kavramlar anlamlar vardır bunların çoğunu ise direkt Hikmet ile ilişkisi vardır

    mesela ben cenneti kaybetmemek için onu fantastik saçma bulup senin gibi inkara düşmüyor
    Akıl ötesi benzersiz bir güzelliği Aklıl tariften aciz olduğu için Allahın hikmetine havale ediyorum aynen olay böyledir .

    insanın kıcı kırık yarım Aklı ,en ufak 1 hastalıkta veya büyük 1 trawma ,korku esnasında bile gözleri şaşkınlaşan ,aklı başından gidip kekeme maymun gibi etrafta avare avre dolaşan insan denilen zavallı mahlukun aklının eremiyeceği çok şey vardır hal böyleyken bizim aklımız almıyor deyip inkar etmek saçmalıktır . sizlere aklımızın ermeyipde var olan binlerce kavram sayabilirim burda fakat bu sayfalar yetmez Aklın yolu vardır 1 Hikmeti demektir demek istediğim

    Sayın toro`ya Cevap: Ben inandığım Değerleri gayet iyi bilmese idim sizler gibi inançsız arkadaşlara bu kadar rahat zorlanmadan cevap veremezdim açıkçası bana çok ama çok sıradan geldi hepinizi bütün islamın Aleyhine Argumanları

    [[”kendi yazmış olamaz”

    İşte o yüzden başkasına değilde size güvenmek hatalı olur! ]]

    cevap: Açıkcası bu açıklamanın nedenini anlamış değilim ,arkadaşım sizleri El Hezer islam universitesi Din araştırmaları yuksek kuruluna`mı havale ettim de onlar artık size cevap veriyor ben çıktım devreden size cevap veremiyorum
    sizleri ançak Allaha havele ederim :=)

    Kaan adı ile burada yazı yazan kişi sadece benim başkası değil

    [[Demek olaylar olurken sizde oradaydınız! Hayır anlamadığım sizin ”olamazlarınızın” benim ”olamazlarımı” döveceğini kim söylüyor? Bende derinliklerine inip okudukça mutmain değilde tersi oluyorum! Yani siz beni hem sizin gibi olmadığım için yanlış anladığım ya da yanlış gördüğüm algısıyla suçlayacak hemde sizin algınızın kesinlikle doğru olduğunu söyleyerek kendinizi mantık terazisinde benim üzerimde bir yere konumlandıracaksınız!

    Oh ne ala! O zaman siz iyi ki süperman a inanmıyorsunuz! ]] Diyorsun

    cevap: Evet aynen değin gibi zaten İman ile inkar kavramı senin söylediklerinde saklı . sen okuyarak İnkarcı ben ise inanan olmuşum bu kadar basit

    [[ Sayın Kaan,

    Olamaz dı,mümkün değil, kesinlikle öyle oldu, gibi kişisel kanaatlerle bir mutlak doğruluk kurgusu yaratamazsınız!

    Siz bir tanrının herhangi bir insanla konuşup onu peygamberi yaptığını bizzat o tanrıdan mı duyuyorsunuz? Sanırım peygamber olmak dünyanın en kötü şeyi olduğundan hiç bir insan durup dururken peygamber olmak istemeyecektir! Bu nedenle de kendisi için ”tanrı beni peygamber yaptı” diyen herkes doğruyu söylüyor olmalıdır! Yoksa hangi aklı başında insan peygamberim deyipte dünyanın en kötü şeyi olmayı istesin ve sıradan bir insan olmaktan çıkıp daha aşağıda bir insan olmayı kabullensin?]]

    cevap: kişisel kanaatim değil !400 seneden beri Akıllı akılsız milyarca insanın Düşünüp kanaat getirdikleri iman

    Eğer Kuranı kerim gibi edebi,sosyolojik,retorik,tarihsel,gizemli,şiirsel,matksal (1yere kadar) Kutsal Hikmetli ves. vs…. Kitap getirsin neden inanmayalım .anlarız ki bizim gıçı gırık yarım yamalak zor zamanlarda tekleyen çalışmıyan Aklımdan üstün Biri veya Birileri var diye

    [[ Sayın Kaan,

    Bana söylermisiniz, kendine peygamber diyen öldüğinde, geride kalan insanların alıp okuyacağı ve üzerinde beraberce tartışabileceği adına Kuran denebilecek şekilde toplanmış, yani vücut bulmuş bir KİTAP varmıydı? Siz, toplanırken toplayan kurul tarafından her ayeti için 2 insan ŞAHİT istenen bir metnin içine girdiğinizde ”mutmain” olabilirsiniz ama biz gönderiliş sebebi daha önce gönderilenlerin uygulamalarına, insan baklentilerinin karışmış ya da karıştırılmış olması olarak gösterilen bir tanrısal sözler poporisinin yine toplanmak için tamamen insan eline bırakılmasına iNANAMIYORUZ. Daha sonra bu insan elinin bu kitaba anlaşılamıyor bahanesiyle, harekeleme ve noktalama işlemiyle yeniden daldırılmasına da inanamıyoruz! Peygamberleri ölür ölmez post kavgasına düşen ve mezhepleşerek yolları ayıran bu arkadaşların eline ”alın sözlerimi toplayın” diyebilecek bir tanrının varlığını mantıklı bulmuyoruz. Gerisi sizin paşa gönlünüzün tercihidir! ]]

    cevap: Peygamberimiz Kuranı kerimi ölmeden önce yüzlerce hafızın kafasında bıraktı zaten yazılı halde herkeste başta hafızlar olmak üzre bulunuyordu. sonra peygamberin ölümünü muteakip savaş zamanı hafızları bir çoğu ölünce Halife Ebu bekr ortak 1 kitapta toplama kararı aldı ,bu işide peygamberin azatlı kölesi ve en yakını, hafız vahiy katipi Zeyd bin harise verdi ,oda 2 şahit karşılığında zaten bilinmekte olan kuranı kerimi cem etti .

    ayrıca inandığımız Allah kuranı kerimde . Şüphesiz Bu Kuranı biz indirdik ve onu koruyacağız (değiştirilmekten,incil ve tevrat giibi)

    hal böyleiken Hiç kimse kusra bakmasın ben Hikmet sahibi Allaha güvenirim Tarihte anlatılanlardan ziyade

    [[ Diğer söylemlerinize cevap vermeyeceğim. Çünkü onların hepsi yazınızın sonuna yazdığınız yorumun sonuçlarıdır! O yoruma konu olan başlangıcı, mantıksal boşluk kalmayacak şekilde açıklayıp, kanıtlamadan o söylemleriniz boştur, anlamsızdır! ]]

    cevap: Bu Cevap yetmedimi??

    cevap : sen bana gerçek akıl sahibi mukemmel olan Tanrının insanlar ile muhatap olmaz
    Tanrı insanları imanlarına (yani duygular ağırlıklı) ve akıl ile imtihan etmez sözlerinin
    cevabını ve kaynağını göster ispatla, bende yukarda söylediklerimin cevabını vereceğim.

    Amadur içimde kalmasın cevabını vereceğim. O Akli melekeleri ve insani yaratılış mahiyeti evrim ,tekamül sürecinde gelişmekte olan ve bu nedenle güvenilmez olan insan Peygamber ,o gelişmekte olan Aklına güvenip bana Tanrıdan mesaj geldi demiş değildir Aksine benim iddia ettiğim evrim surecini çoktan tamamlamış üstün Sezg KAlbi,Duygusal yetilerine göre Peygamber Ben Peygamberim deyip Tanrıdan mesaj aldığını Söyledi

    ve bizlerde Tamamen yok saymadığımız Az gelişmiş Aklımız ile bu mesajcıyı ve Söylediği Kuranı tarttık,anladık anlayamadığımız Allahın Hikmetine havale ettik Çünki yarım yamalak kıcı kırık KEmale ermemiş aklımız ile koskoca Tanrıyı eleştiremeyiz ve Kalbimiz ile mutmain olup iman ettik Elhamdulillah!!

    çünki hiç 1 insan veya topluluk hele hele kendi halinde dağlarda ,mağaralarda zaman geçiren Muhammed bu Edebi eseri Kafiyesi,nazmı,icazeti,aruz ölçüsü,gelmiş geçmiş olayları haber vermesi
    insanlığa öğüt nasihat vermesi,tutarlılığı vs vs…kendi yazmış olamaz Kuranın derinlerine inildikçe okudukça dahada mutmain oluyor insan .işte sizlerin asıl proplemi bu kuran hakkında cehaletinizdir!

    OZAMAN TEKRAR EDİYORUM : SENİN YÜCE ,KOZMİK AKLA SAHİP TANRI ,İNSANLAR İLE MUHATAP OLMAZ VE KİTAP GÖNDERMEZ ONLARI İMANLARINA GÖRE DENEMEZ DEYİP İNANILMASI GEREKEN GERÇEK GİBİ BUNA İNANMAN KADAR , BENDE YÜCE TANRI PEYGAMBERLER GÖNDERİR`E İNANIRIM VE BUNLARIN SONUNCUSUDA MUHAMMEDDİR KENDİNİ PEYGAMBER İLAN EDİP ÜSTELİK ELİNDE SOMUT AHLAKİ,EDEBİ,MUCİZEVİ DELİLİ KİTABI OLAN 1 İNSANA İNANIRIM.

    NE OLDU ?? GALİBA BEN DAHA SOMUTLAŞTIRDIM İNANCIMI SENDEN ZİYADE, SENİN İNANCIN SOYUT KALDI DELİLLERİN FELSEFİK SOMUT KANITIN YOK

    • 1okuyucu dedi ki:

      Kaan;

      —–Bizler İman sahibi olarak KUranı Kerime Ve Allahın ;Sıfatları başta olmak uzre onların Söylemlerinde Aklımızın alamadığışeyleri Aklımız ermediğinden ziyade yanlış yorum yapıp yanlışa düşeriz diyerek Allahın Hikmetine Havale ederiz. (senden alıntı)

      siz aklınızın almadığı şeyleri, “acaba sorgularsam cenneti kaybedermiyim korkusuyla” sorgulamak yerine tanrınıza havale edersiniz, hatta aklınıza sorgulamak gibi düşünce gelse hemen tövbe istiğfar edip başka şeyler düşünmeye çalışırsınız,

      bizim ise sorgulamaktan kaçınacak bir durumumuz olmadığı için aklımıza mantığımıza ters gelen her şeyi sorgularız, çünki sorgulamak, doğruya ulaşmanın en temel enstrümanıdır,

      —mesela ben cenneti kaybetmemek için onu fantastik saçma bulup senin gibi inkara düşmüyor
      Akıl ötesi benzersiz bir güzelliği Aklıl tariften aciz olduğu için Allahın hikmetine havale ediyorum aynen olay böyledir . (sneden alıntı)

      zaten bende sizin cenneti kaybetmemek için aklınızın almadığı şeyleri sorgulamaktan kaçındığınızı söylüyorum, öyle ya sorgulayıpta cennetten mi olsasınız? öyle bir akılsızlık yapmak hangi inançlı için akıl kârı…?

      ben şahsen seni tebrik ediyorum, çünki sen dürüst davranarak cenneti kaybetmemek için aklına yatmayan şeyleri tanrına havale ettiğini söylemekten kaçınmıyorsun, başkaları ise cennet beklentisi olmadan inandıklarını söylüyorlar, yani istemem yan cebime koy diyorlar,

      —-insanın kıcı kırık yarım Aklı (senden alıntı)

      insanlar her ne kadar .ıçı kırık yarım akıllı iselerde, beklentilerine cevap veren şeylere doğruluğunu sorgulamadan inanma eğilimi göstermeleri de .ıçı kırık yarım akıllı insanların psikolojik bir davranışıdır,

      —-aklımızın ermeyipde var olan binlerce kavram sayabilirim (senden alıntı)

      istersen yüzbinlerce say, aklımızın ermediği şeyler, kendisine ben tanrının elçisiyim diyene inanmak için gerekçe olamaz, senin inanıyor olman ise sadece seni bağlar,

      nutuk çekme faslını bitirdiysen, birazda ayetler hakkındaki görüşlerini öğrenelim,
      korkma soracağım ayet müteşabih falan değil, yani hapsedildiğin düşünce kalıbının dışına çıkacağın bir ayet değil,

      Ey iman edenler! Öldürülenler hakkında size kısas farz kılındı. Hüre hür, köleye köle, kadına kadın (öldürülür). Ancak her kimin cezası, kardeşi (öldürülenin velisi) tarafından bir miktar bağışlanırsa artık (taraflar) hakkaniyete uymalı ve (öldüren) ona (gereken diyeti) güzellikle ödemelidir. Bu söylenenler, Rabbinizden bir hafifletme ve rahmettir. Her kim bundan sonra haddi aşarsa muhakkak onun için elem verici bir azap vardır. (bakara-178)

      gördüğün gibi yorumlanması gayet kolay bir ayet?

      zaten, aklının ermediği şeyleri tanrısına havale eden birisine, sınırları olmayan sınırları olmadığı için dışı olmayan sonsuz boşluk yok edilir mi? veya bir tanrı yardımcılara ihtiyaç duyar mı? gibi sorular sorupta cevap bekleme saflığınını gösterirmiyiz hiç?

      haliyle cevap vereceği şeyleri sorarız.

    • toro dedi ki:

      Sayın Kaan,

      ”Ben inandığım Değerleri gayet iyi bilmese idim sizler gibi inançsız arkadaşlara bu kadar rahat zorlanmadan cevap veremezdim açıkçası bana çok ama çok sıradan geldi hepinizi bütün islamın Aleyhine Argumanları” sizden alıntı.

      ”Değerleri gayet iyi bilmese idim” demek gayet iyi biliyorsunuz? Ama sonra dönüp;

      ”bütün bu Anlayamadığımız bilgileri Allahın hikmetine ve ona havale ederiz” diyorsunuz!
      Bana anladıklarınız ile anlayamadıklarınızı ayrı ayrı yazarsanız ben de sizin ”gayet iyi” bilme durumunuzu daha sağlıklı görmüş olurum!

      Örneğin merak ediyorum, size kuranın tanrısı tarafından verilmiş ve kurandaki müteşabih ayetlerin hangileri olduğunu açıkça gösteren bir liste mi var? Yoksa siz ANLAYAMADIĞINIZDA, anlayamadığınızı ya da size anlatılamadığını düşünmek yerine, demek ki bu ayet benim ANLAMAMAM için gönderilimiş bir müteşabih ayettir deyip geçiyormusunuz?

      Şimdi başa dönelim! Ben sizinle konuşurken size inançlı arkadaş dediğimde zorunuza gitmez hatta kendinizle övünürsünüz değil mi? Peki siz, sizin karşınızda olan yani sizin inandığınıza inanmayanlara İNANÇSIZLAR dediğinizde bizi rahatsız edeceğinizi ya da bundan gocunucağımızı mı sanıyorsunuz? Çünkü bu yaklaşım bana sıradan bir kendi kendini tatmin etme çabası olarak göründü!

      ”Açıkcası bu açıklamanın nedenini anlamış değilim ,arkadaşım sizleri El Hezer islam universitesi Din araştırmaları yuksek kuruluna`mı havale ettim de onlar artık size cevap veriyor ben çıktım devreden size cevap veremiyorum
      sizleri ançak Allaha havele ederim :=)”sizden alıntı,

      Anlamıyorsanız ya da anlamaktansa anlamamış gibi görünmenin getirisi egonunuza daha iyi geliyorsa bilemem.Aksi durumlarda tekrar okumayı denemenzi öneririm. Hoş kendisine ”SİZ” diye hitap edilen birinin, o ”SİZ’in içinde başka birilerinin olduğunu düşünmesi ya da bu hitaba alışkın olmamanın verdiği şaşkınlıkla anlamsız cümleler kurması beni okuduğunu anlayacağı konusunda kaygılandırıyor!

      ”İşte o yüzden başkasına değilde size güvenmek hatalı olur! Demek olaylar olurken sizde oradaydınız! Hayır anlamadığım sizin ”olamazlarınızın” benim ”olamazlarımı” döveceğini kim söylüyor? Bende derinliklerine inip okudukça mutmain değilde tersi oluyorum! Yani siz beni hem sizin gibi olmadığım için yanlış anladığım ya da yanlış gördüğüm algısıyla suçlayacak hemde sizin algınızın kesinlikle doğru olduğunu söyleyerek kendinizi mantık terazisinde benim üzerimde bir yere konumlandıracaksınız!

      Oh ne ala! O zaman siz iyi ki süperman a inanmıyorsunuz!” benden

      ”Evet aynen değin gibi zaten İman ile inkar kavramı senin söylediklerinde saklı . sen okuyarak İnkarcı ben ise inanan olmuşum bu kadar basit” Bana cevabınız

      İyi işte bende onu soruyorum. Size yukarıda ki yorumunuzda kendinizi inanan beni ise inkarcı olarak tanımlamanıza imkan veren ehliyeti bana gösterin diyorum! Hayır biz münazara yapmaya başlar başlamaz ilahi bir varlık karşımıza gelip, evet kaan inanan toro ise inkarcıdır deyip tartışmayı sonandırdı da benmi kaçırdım? Siz bulunduğunuz noktayı mutlak doğru yer olarak görüp sizin durduğunuz yerde durmayanları mutlak yanlış yerde duranlar olarak tanımlama hakkını nereden aldınız? Size bu hakkı hinduist olarak doğmamanız mı veriyor!

      Çok merak ediyorum siz kaç yaşında ”KURANI OKUYARAK” müslüman oldunuz? Yoksa önce sizi, sen müslümansın deyip müslüman olduğuna inandııp sonra kitabını mı okuttular? Yani siz normalde hiç bir dine mensup olmayan bir ailenin ya da zulu kabilesinin bir ferdi olarak doğup sonrasında kuranı okuyarak mı müslüman oldunuz?

      Diyelim ki ben hinduistim! Benim sizi hinduizme karşı inkarcı olmakla suçlayabilmem için ”SADECE” inkarcı demem yani kendimi, kendi tarafımın aynı zamanda tartışılmaz şahidi olarak göstermem yeterlimidir! Yeterli ise bende size benim tarafımın inkarcısı diyorum! Vaybe demek ki birini inkarcı yapmak bu kadar kolaymış! Acaba sadece söyleyerek birini peygamber de yapabilirmiyim?

      ”kişisel kanaatim değil !400 seneden beri Akıllı akılsız milyarca insanın Düşünüp kanaat getirdikleri iman” sizden alıntı

      O zaman size bütün dünyada hiç bir dine inanmayanların (agnostik,deist,ateist cb.) sayısının 1 Milyar 100 Milyon olduğu bilgisini vermeme müsaade edin! Yani binlerce yıldır ”akıllı akılsız milyarca insanın Düşünüp kanaat getirdikleri” imansızlık! Bütün cakanız bizim, sizin kadar çocuk yapmıyor oluşumuzdan kaynaklanan sayısal farkınızamı dayanıyor? Diyelim ki doğum kontrolü falan dinlemeyip kendimizi üremeye adadık, sayısal olarak sizi geçtiğimizde HAKLI OLAN ya da doğru YERDE DURAN biz mi olacağız? Bence bunu benim müteşabih yorumum olarak alın ve üstüne hiç düşünmeyin, ya da ben bilmem ezberimin üstadı bilir deyin geçin!

      ”Eğer Kuranı kerim gibi edebi,sosyolojik,retorik,tarihsel,gizemli,şiirsel,matksal (1yere kadar) Kutsal Hikmetli ves. vs…. Kitap getirsin neden inanmayalım .anlarız ki bizim gıçı gırık yarım yamalak zor zamanlarda tekleyen çalışmıyan Aklımdan üstün Biri veya Birileri var diye” sizden alıntı

      Hah işte ne güzel söylemişsiniz, bende aynen bunu söylüyorum! Keşke benim ”gıçı gırık yarım yamalak zor zamanlarda tekleyen çalışmıyan Aklım” ın bile inanabileceği kadar çellişkisiz bir kitap olsada, inansak! Ya da inanma işini size bıraksak da( ne de olsa bu işin üstadı, bilge kişi sizsiniz) biz sadece sizin inandığınızın doğru olduğuna inanıp peşinizden gelsek!

      ”Peygamberimiz Kuranı kerimi ölmeden önce yüzlerce hafızın kafasında bıraktı zaten yazılı halde herkeste başta hafızlar olmak üzre bulunuyordu. sonra peygamberin ölümünü muteakip savaş zamanı hafızları bir çoğu ölünce Halife Ebu bekr ortak 1 kitapta toplama kararı aldı ,bu işide peygamberin azatlı kölesi ve en yakını, hafız vahiy katipi Zeyd bin harise verdi ,oda 2 şahit karşılığında zaten bilinmekte olan kuranı kerimi cem etti .
      ayrıca inandığımız Allah kuranı kerimde . Şüphesiz Bu Kuranı biz indirdik ve onu koruyacağız (değiştirilmekten,incil ve tevrat giibi)
      hal böyleiken Hiç kimse kusra bakmasın ben Hikmet sahibi Allaha güvenirim Tarihte anlatılanlardan ziyade ” Sizden alıntı

      Peki yukarıdaki eylemler yani kuranın toplama işlemi yapılırken kendine bu dinin peygamberi diyen, tekrar hayata dönüp ”evet bu hafızların hafızalarındaki metinler benim ilettiğim metinlerdir” deyip yapılan işin 3. ve en güçlü şahidi mi olmuştur? Siz iyimisiniz, eğer bu işi normal insanlar yapabiliyorsa ve bu sadece hafız olup ezber yeteneğine sahip olmayla alakalı bir durumsa peygamberlere ne gerek var? Üstüne üstlük kendine peygamber diyenin kuranı ”benim ölümümden sonra bir kurul eliyle ve her ayeti için 2 şahit isteyerek kitap haline getirin” şeklinde bir vasiyeti bile yok!
      Bana söylermisiniz tanrınız size kuranın neresinde ”kuranı toplamak için her ayeti için 2 şahit gerekmektedir” diyor? Yine aynı kurandaki tanrınız ”zamanı gelip insanlar kuranı anlamadığında onu harekeleyin ve noktalayın” diyormu?

      Sözde herşeyi tanrınız istedi diye ve onun istediği şekilde yapanlarsınız ve bizi sizin gibi olmadığımız için suçluyorsunuz! O halde size tanrınız tarafından hiç söylenmeyen bir şeyi (peygamberiniz ölünce ona söylediklerimi(!) kitap haline getirin) hiç söylenmeyen bir yöntemle (bir kurul denetiminde her ayetine 2 şahit isteyerek) yaptıran şey nedir?
      Yoksa tanrı tarafından korunacağına iman ettikleri kitabın 2 insan şahit olmadığında bozulacağına mı inanmışlar? O her ayet için bulunan şahitleri, bizzat kuranın tanrısı ve bizzat kendinin doğrulayıcıları olarak mı göndermiş?

      Kuranın tanrısı size hangi durumlarda kaç şahide ihtiyaç duyulması gerektiğini, hatta kadınların muayyen durumlarında izlenmesi gereken yolları bile detaylıca verecek ama kuranı nasıl toplayacağınızı söylemeyecek! Sonra da siz çıkıp tanrınızın hiç söylemediği bir şeyin yapılmış olduğu gerçeğini yadsıyarak bana, o ilahi dayanaktan yoksun olarak yapılmış işlemin doğruluğuna olan kişisel inancınız üzerinden inkarcı diyeceksiniz!

      Bakın ben ne diyorum, hadi oradan!

      Sizin dininize göre tanrının söylemediği ya da yap demediğini, tanrı demiş, ya da yap diyerek emretmiş gibi yapmanın ya da öyleymiş gibi davranmanın cezası nedir? Sadece merak ettim!

      ”çünki hiç 1 insan veya topluluk hele hele kendi halinde dağlarda ,mağaralarda zaman geçiren Muhammed bu Edebi eseri Kafiyesi,nazmı,icazeti,aruz ölçüsü,gelmiş geçmiş olayları haber vermesi
      insanlığa öğüt nasihat vermesi,tutarlılığı vs vs…kendi yazmış olamaz Kuranın derinlerine inildikçe okudukça dahada mutmain oluyor insan .işte sizlerin asıl proplemi bu kuran hakkında cehaletinizdir!” sizden alıntı

      Evet haklısınız, bu eser o kadar ”Kafiyesi,nazmı,icazeti,aruz ölçüsü,gelmiş geçmiş olayları haber vermesi insanlığa öğüt nasihat vermesi,tutarlılığı” eşşiz bir eserdi ki, islama arap olmayanlar girmeye başladığı zaman anlaşılamadı ve anlaşılmak için ne kuranın tanrısı ne de kendine onun peygamberi diyen tarafından öngörülmeyen ve dolayısıyla baştan söyleyerek yapılmalarına dayanak olunmayan harekeleme ve noktalama işlemine ihtiyaç duydu! Hatta bu işlemleri bizzat kuranın tanrısının öngürüp peygamberi vasıtasıyla inananlarına adlarını ilettiği alimler yaptı! Yani onlar aynı zamanda önceden, doğrulukları tartışılmaz harekeci ve noktacılar olarak belirlenmişlerdi!

      Benim inancımın (her ne olduğunu sanıyorsanız) bir kitabı olsaydı onu somut mu sayacaktınız, doğrumu olacaktı? Ne diyeyim kolay gelsin!

      Bu arada yüce tanrının peygamberler gönderdiğini kim söylüyor, peygamberlerimi?
      Hani o peygamber olunca elindeki avuncundaki herşeyi kaybeden ve dünyanın en muhtaç ve çaresiz insanları haline gelenlermi? Onlar söylüyorsa doğrudur ne diyelim!

  53. pamuk1kale dedi ki:

    Kaan;
    Yazdıklarınla tek tek gidecek olursak sayfalar yetmez.Geneline bakarak hep tekrarlayıp durmuşun ”Bizim aklımız tanrıyı anlamaya yetmez.”
    Soru: Yaradan;kendisini anlamaya aklı yetmeyecek bir varlığı neden yaratmış ve neden imtihan ediyor? Nasıl böyle bir şey mümkün olabilir,zalimlik değil mi bu?

  54. Kaan dedi ki:

    Bizim Aklımız Kainatı ve bizleri yaratan 1 yaratıcı olacağına yeterli düzeydedir ancak Allahın bazı sıfatları ve mahiyetine dair bilgiler Aklı aşan niteliktedir ve ayrıca kurandaki muteşabih ayetler gibi

    bütün bu Anlayamadığımız bilgileri Allahın hikmetine ve ona havale ederiz

    Allah zalim değildir , kimseye zulm etmez,Allah yaptıklarından sorumlu değildir,kimeseye hesap vermez,yaptıklarnda yüce Hikmetler vardır sen zorbalık ve kötü gibi görebilirsin fakat olayın iç yüzü Hikmeti ortaya çıktığı zaman susmak zorunda kalır pişman olursun

    illede anlamak istiyorsan Allah bizi neden yarattı araştır Hikmetini araştır arayan Mevlasını bulur.

    • kadir dedi ki:

      sayın kaan…

      “illede anlamak istiyorsan Allah bizi neden yarattı araştır Hikmetini araştır arayan Mevlasını bulur.”

      “biz arzı ve semayı bir oyun ve eğlence olsun diye yaratmadık.. bir amaç için yarattık”
      “hanginizin daha güzel amel edeceğini sınamak için ölümü ve hayatı yaratan odur” (mülk suresi)
      “ben cinleri ve insanları ancak bana kulluk etsinler diye yarattım”

      kuranda allah insanları ve kainatın yaratılma amacını bu şekilde söylüyor..

      allahın isimlerinden biri “yoktan var edendir” bu allahın özelliğidir.. yani yaratıcıya neden yarattın denilmez..
      mesela “allah herşeyi görür” allaha neden görüyorsun denilmez..
      allahın bu sıfatlarının tecelli etmesi her zaman olağandır..

      yani şöyle düşünün. bir sporcuya neden spor yapıyosun diye sorulmaz..
      bir ressema neden resm yapıyosun diye sorulmaz.. çünkü bu insanların özellikleri sanatçı olmasıdır..

      o açıdan bizim görevimiz allaha kulluk etmek. ve ölümle yaşam arasında iyi davranışlar sergilemektir..

  55. erdem dedi ki:

    sanki hadislerde hiç uydurma yoktur diyen varmış gibi yazılar yazıp söylüyorsunuz.ama anlamadığımız her şeyide uydurma diye söylemeyin.mesela allah zamandır hadisi allah zamanın sahibidir yada yaratıcısıdır manasınadır. nasıl derseniz, madem sade kuran diyenler var kurandan örnek verelim ayette hurrimet aleyküm ümmehatiküm diyor anneleriniz size haramdır. peki neyi haram çay içmesi mi bizimle gezmesi mi hayır evlenmesi hani ayette evlenme kelimesi. ordaki zevc kelimesini uzmanı düşünecek yukardan ve alttaki ayetlerin ifade ettiği manalarda evliliğin haram olduğunu çıkaracak. bir çok hadiste böyledir. uydurma hadis olmasaydı hadisde bu kadar çalışma yapılmazdı. azıcık insaflı olun karalamadan doğruları yazın.

    • toro dedi ki:

      Sayın Erdem,

      Nedir sizden çektiğimiz. Hem kendi içinde tamamen tutarsız olan bir görüşü ileri sürecek hemde bu tutarsızlığa itibar etmeyenlere ithamlarda bulunacaksınız!

      Bakın Kuran, her ayeti için kendine peygamber diyenin ağzından çıktığına tanıklık edecek İKİ şahit aranılarak bir kurul tarafından toplanmıştır. Peki en yakını kendine peygamber diyen öldükten en az 100 sene sonra yazılan hadislerin mutlaklığı kuran ayetlerinden daha mı yücedir ki itibar edilsinler! Kusura bakmayın ama ayet için 2 şahit aranılan yerde hadisler çalakalem yazılıyor sizde itibare ediyorsanız büyük bir probleminiz var demektir!

      Yani diyorsunuz ki kendine peygamberim diyenin ağzından çıkan sözlerin yani tanrı kelamlarının doğruluğu için İKİ şahit aranmalıdır ama kendine peygamberim diyenin tanrıdan iletmediği kendi sözleri için şahit aramaya gerek yok!

      Sanırım bu yaklaşımınızın, kendine peygamberim diyeni, kendi sözleri üzerinden tanrıdan daha yukarı bir güvenirlik düzeyine soktuğunun farkında değilsiniz.

      Yani düşünsel eyleminizin neyi sakatladığının idrakında değilsiniz!

      • toro dedi ki:

        Sayın Erdem,

        Şunuda eklemeliyim. Bu noktada hiç bir hadisi doğrudur ya da uydurmadır şeklinde kategorize edemezsiniz! Çünkü kuran ayetlerinin toplanma şekline bakıldığında içeriğine bakılmaksızın bütün hadisler yok hükmündedir!

  56. melike dedi ki:

    yazıyı okuyunca cidden güldüm.burda yazılanlara inananlar aptal olmalı.peygamber efendimizin(s.a.v) o kadar hadisini okudum burda yazılanlar namına tek bir şey yok.saçma sapan şeyler yazarak insanların beynini bulandırmayın.gerçekten bu konu hakkında bilginiz olsaydı hadislerin sahih ve uydurma olarak ayrıldığını bilirdiniz.internetten topladığınız din karşıtı insanların salladığı hadisler bunlar.buhari hadisler arasında yukardaki saçmalıkları bulamazsınız.cahilliğin bu kadarı.

  57. Esma dedi ki:

    selam….Kuran ile hadis arasında uygun olmayan akla yatmayan birşey olamaz…Siz mevzu hadis (uydurma hadis)konusunu iyi araştırın derim.Gerçekten uydurma hadis evet çok var.Bir kişi bile 4000 hadis rivayet etmiş.hal böyle olunca islam düşmanları da iş başı yapıyor..SAKIN KANMAYIN evet hadis okuyunca sahih mi değil mi bakın ama sakın hadis yok demeyin.hadislerin nasıl titizlikle geldiğini araştırın ..Bunu yazan kişiyede ALLAH CC hidayet nasip etsin..

  58. rashid dedi ki:

    Hiç biriniz sünniliği yerine getirmiyorsunuz!
    Mezhep mezhep deyip duranlar bir çok hadis ve sünnetleri neden uygulamıyorsunuz?

    Hadis çöplüğünde bir çok hadisi bugün sahih değil diye sümen altı eden sahtekar din adamları
    Diyanet ruhban sınıfı sizi yıllardır kandırıyor.

    “Sa’b bin Cessame’den şöyle rivayet edilmiştir: Rasulullah’a (s.a.v), kendilerine baskın düzenlenen müşrikler ve onların öldürülen kadın ve çocukları hakkında soruldu. Rasulullah (s.a.v): ‘Onlar, onlardandır’ buyurdu.” Sahih Muslim (19/4321-23), Buhari (52/256)

    (Sakın Işid’i kınamayın onlar gerçek sünnilerdir.)

  59. seyfettin dedi ki:

    yazıklar olsun bu sayfa yazarına – Ayetin Aslı- lokman-6- Bayağı insanlardan kimi de vardır ki, Allah yolundan bilmiyerek sapıtmak ve onu eğlence yerine tutmak için lâf eğlencesi satın alır, işte bunlara mühîn bir azâb vardır.
    yazıklar olsun bu sayfanın yazarına ki asıl hadisleri kabul etmeyip ayetleride çarpıtıyorsunuz bak yazdığın sure tamda sizi anlatıyor ne güzel kendinizi deşifre etmişsiniz .
    Bakara 174 – Muhakkak o kimseler ki, Allah’ın kitaptan inzal etmiş olduğunu gizlerler ve bunun mukabilinde az bir bedel alırlar. İşte onlar karınlarında ateşten başka bir şey yemezler. Ve Allah onlar ile Kıyamet gününde konuşmaz ve onları temize çıkarmaz ve onlar için elîm bir azap vardır.

    Şimdi eğer siz müslümansanız ve hadis i şerifleri kabul etmiyorsanız bana beş vakit namazı ayetlerle izah edin hodri meydan.

    • bir kul dedi ki:

      seyfettin dedi ki:
      18/12/2014, 09:34
      Şİmdi eğer siz müslümansanız ve hadis i şerifleri kabul etmiyorsanız bana beş vakit namazı ayetlerle izah edin hodri meydan.DEMİŞSİN

      SEN KURANI OKUMAMIŞ BİRİSİN FAKAT KURANI SAVUNDUGUNU SAIYORSUN ALDANIYORSUN SAVUNMAK DELİLLERLE OLUR AFAKİ DEGİL

      İYİ DÜŞÜNCELER

      • bir kul dedi ki:

        seyfettin dedi ki:
        18/12/2014, 09:34
        Şİmdi eğer siz müslümansanız ve hadis i şerifleri kabul etmiyorsanız bana beş vakit namazı ayetlerle izah edin hodri meydan.DEMİŞSİN

        SEN KURANI OKUMAMIŞ BİRİSİN FAKAT KURANI SAVUNDUGUNU SAIYORSUN ALDANIYORSUN SAVUNMAK DELİLLERLE OLUR AFAKİ DEGİL

    • bir kul dedi ki:

      seyfettin dedi ki:
      18/12/2014, 09:34
      Şİmdi eğer siz müslümansanız ve hadis i şerifleri kabul etmiyorsanız bana beş vakit namazı ayetlerle izah edin hodri meydan.DEMİŞSİN

      file:///D:/SECT%C4%B0G%C4%B0M%20RES%C4%B0ML%C4%B0%20AYETLER%202015/DFGH/HHH%20(3).jpg

  60. Malik islam kiliç dedi ki:

    Ahzap suresi 21 ayet şöyle der :

    “(Resulullahta sizin için [uyulması gereken] güzel örnekler vardır.) ” bu ayet bize apacık sünnetlere inanmamızı emrediyor.

    Anladım ki kur’ana uyalım diyorsunuz pek de uymadiginiz anlasiliyor.

    “O (peygamber),hevâsindan bir söz söylemez.O,(kendisine) bildirilen bir vahiyden başkası değildir.”(NECM:3,4)

    Kur’an da peygambere itaati emreden çok sayıda ayetler vardır. Bu ayetlerde peygamberimiz s.a.v kendi nefsinden konuşmadiğini, ve konustuğu her bir şeyin vahiy olduğu, Allah’la c.c birlikte peygambere s.a.v de itaat edilmesi gerektiģine peygamberin s.a.v emrettiklerinin yapılması,
    Yasakladiklarindanda sakinilmasi gerektiğin,
    peygambere s.a.v itaatin, gerćekte Allah’a c.c
    itaat olduğunu bildirmektedir.

  61. acve dedi ki:

    ya siz ne sapık karakterlersiniz.peygamberi ve hadisleri devreden çıkarıp o mükemmel (zannınızca) aklınızı mı yerine getirip yeni bir din cıkaracaksınız.din yanlızca akıldan ibaret değildir.Sizin yaptığınızı müşrikler bile yapmadı neymiş hadislerin zararları.Kendi imanınızın zayıflığına hayıflanın hadislere kulp takmadan önce.Sizin zararlı dediğiniz hadislerle tanıdık peygamberi.islam dinine inanan bizler ayetleride,hadisleride şiar bildik.okumadan etmeden işin fıkıh yönünü bilmeden bide delil getirmişsiniz güya.Rabbim böyle sapık görüşerden dinini muhafaza etmiştir.

    • bir kul dedi ki:

      acve
      Rabbim böyle sapık görüşerden dinini muhafaza etmiştir.SENDEN ALINTI

      DOGRU SÖYLÜYORSUN BAK AŞŞAGIDA Kİ OKYACAGIN AYETLER ALLAH HIN KİTABINDAN
      GERCEKTEN SENDE SAPIK YOLDAN DOGRU YOLA SAPARSIN ALLAH HEPİMİZE DOGRU YOLU NASİP ETSİN

      Delil yerine atalarının uyduğu sisteme göre hayatlarını yönlendirenlere Kuran’ın aşağıdaki ayetlerini okumalarını öneriyoruz. (Ayrıca bakın 31 Lokman Suresi 21, 14 İbrahim Suresi 10, 11 Hud Suresi 62 ve 109, 5 Maide Suresi 104, 7 Araf Suresi 28)

      21.Yoksa onlara bundan önce bir kitap verdik de ona mı yapışmaktadırlar?

      22. Hayır dediler ki: “Biz atalarımızı bir ümmet üzerinde bulduk, onların eserlerini izleyerek doğruya varacağız.”

      23. İşte böyle! Senden önce de bir memlekete elçi gönderdiğimizde, oranın servetle şımarmış elit tabakası mutlaka şöyle demişlerdir:“Biz atalarımızı bir ümmet üzerinde bulduk, onların eserlerine uyarak yol alacağız.”

      24. O da “Ben size atalarınızı üzerinde bulduğunuz şeyden daha doğrusunu getirmiş olsam da mı?” dedi. Onlarda “Doğrusu biz seninle gönderileni tanımıyoruz.” dediler.

      43 Zuhruf Suresi 21,22,23,24

      Hakkında bilgin olmayan şeyin ardına düşme. Çünkü kulak, göz ve gönül, hepsi bundan sorumlu tutulacaktır. 17 İsra Suresi 36

      Onlar sözü dinlerler ve en güzeline uyarlar. İşte onlar Allah’ın doğruya ilettiği temiz akıl sahipleridir. 39 Zümer Suresi 18

      Şüphesiz, yeryüzündeki hareket eden canlıların Allah katında en kötüsü aklını işletmeyen sağırlar ve dilsizlerdir. 8 Enfal Suresi 22

      Allah pisliği akıllarını kullanmayanların üzerine yağdırır. 10 Yunus Suresi 100

      Andolsun size hatırlatıcı bir kitap indirdik. Yine de aklınızı kullanmayacak mısınız?
      21 Enbiya Suresi 10

      O halde sen yüzünü bir Tek Tanrı’cı olarak dine: Allah’ın insanları yaratışındaki fıtrata (yaratılış özüne) çevir. Allah’ın yaratışında bir değişiklik yoktur. İşte dosdoğru din budur. Ancak insanların çoğu bilmiyorlar. 30 Rum Suresi 30

      Biz bu kitabı sana, her şeyin ayrıntılı açıklayıcısı, bir doğruya iletici, bir rahmet, Müslümanlara bir müjde olarak indirdik.. 16 Nahl Suresi 89

      Hüküm yalnız Allah’ındır. O kendisinden başkasına kulluk etmemenizi emretmiştir. Dosdoğru olan din işte budur. Ama insanların çoğu bilmiyorlar.

      12 Yusuf Suresi 40

      26. Kendi hükmünde hiç kimseyi ortak kılmaz.

      27. Rabbinin kitabından sana vahyedileni oku. O’nun kelimelerini değiştirecek hiçbir kudret yoktur. 18 Kehf Suresi 26,27

      Allah’a çağıran, yararlı işler yapan ve ben Müslümanlardanım diyen kimseden daha güzel söz söyleyen kim vardır? 41 Fussilet Suresi 33

      Rabbinin sözü hem doğruluk, hem adalet bakımından tamamlanmıştır. O’nun sözlerini değiştirecek hiçbir kuvvet yoktur. 6 Enam Suresi 115

      Allah size kitabı detaylandırılmış bir halde indirmişken Allah’ın dışında bir hakem mi arayayım? 6 Enam Suresi 114

      Ey iman sahipleri; size açıklanınca hoşunuza gitmeyecek şeyleri sormayın. Kuran indirilirken onları sorarsanız size açıklanır. Allah onları affetti. Allah Bağışlayandır, Merhametlidir. 5 Maide Suresi 101

      Rabbin asla unutkan değildir. 9 Meryem Suresi 64

      Kendilerine okunmakta olan Kitap’ı sana indirmemiz onlara yetmiyor mu?
      29 Ankebut Suresi 51

      Kitap’ ta hiçbir şeyi eksik bırakmadık. 6 Enam Suresi 38

      154. Size ne oluyor, nasıl hüküm veriyorsunuz?

      155. Hiç mi hatırınıza getirmiyorsunuz?

      156. Yoksa sizin apaçık olan bir deliliniz mi var?

      157. Şayet doğru söylüyorsanız kitabınızı getirin.

      37 Saffat Suresi 154-157

      36. Neyiniz var? Nasıl hüküm veriyorsunuz?

      37. Yoksa okuyup, ders almakta olduğunuz bir kitabınız mı var? 38 İçinde keyfinize uyanın sizin olduğu. 68 Kalem Suresi 36,37

      Sen de aralarında, Allah’ ın indirdiğiyle hükmet. 5 Maide Suresi 49

      O yalnızca bir öğüt ve Mübin(apaçık) bir Kuran’dır. 36 Yasin Suresi 69

      De ki ” Ben sizi ancak vahiy ile uyarıyorum.” 21 Enbiya Suresi 45

      Böylece biz seni, kendilerinden önce nice ümmetlerin gelip geçtiği bir ümmete sana vahyettiklerimizi okuman için gönderdik. 13 Rad Suresi 30

      Bu Kuran, bana, sizi ve ulaştığı kimseleri uyarmam için vahyolundu. 6Enam Suresi 19

      Onlara ayetlerimiz açık açık okununca, bizimle karşılaşmayı ummayanlar “Bize bundan başka bir Kuran getir veya bunu değiştir.” dediler. De ki “Onu kendiliğimden değiştirmem benim için söz konusu olamaz. Ben sadece vahyolunana uyuyorum.”
      0 Yunus Suresi 15

      Bu bir kitaptır ki, Rabbinin izniyle insanları karanlıklardan nura (aydınlığa), O övgüye layık, Aziz olanın yoluna çıkarman için sana indirdik. 14 İbrahim Suresi 1

      Andolsun ki size beyyine (açıklayıcı, açık delil) ayetler, sizden önce gelip geçenlerden örnekler ve korunup, sakınanlar için de bir öğüt indirdik. 24 Nur Suresi 34

      … Ta ki ölen beyyine (açık delil) üzerine ölsün, yaşayan da beyyine (açık delil) üzerine yaşasın. 8 Enfal Suresi 42

      Bunları Kuran’da türlü türlü şekillerde (sarf) açıkladık ki öğüt alıp hatırlasınlar. Fakat bu sadece kaçışlarını artırıyor. 17 İsra Suresi 41

      Andolsun bu Kuran’da her örnekten insanlar için türlü türlü açıklamalarda (sarrafna) bulunduk. İnsanların çoğu ise tanımamakta ayak diretmektedirler. 17 İsra Suresi 89

      Bak iyice kavramaları için ayetleri nasıl türlü şekillerde açıklıyoruz(nusarriful).
      6 Enam Suresi 65

      Bilgiyle uzun uzadıya, etraflıca açıkladığımız (fassalna), inanan bir toplum için doğruya iletici ve rahmet olan bir kitabı onlara getirdik. 7 Araf Suresi 52

      Bu bir kitaptır ki, Hakim ve Her şeyden Haberdar olan, ayetlerini hüküm ifade edici (muhkem) kılmış ve sonra detaylandırıp(fussilet) açıklamıştır. 11 Hud Suresi 1

      Eğer yeryüzündeki ağaçlar kalem olsa ve deniz de arkasından yedi deniz daha katılarak kullanılsa; yine de Allah’ın kelimeleri tükenmez. Allah üstündür, bilgedir.
      31 Lokman Suresi 27

      32. Kafirler dediler ki “Kuran ona toptan, tek bir defada indirilseydi ya” Biz böyle yaptık ki, onunla senin kalbini dayanıklı kılalım. Biz onu parça parça düzenleyip okuduk.

      33. Onların sana getirdikleri hiçbir örnek yoktur ki, biz sana gerçeği ve en güzel yorumu (ahsena tefsir) getirmiş olmayalım. 25 Furkan Suresi 32,33

      1. Rahman 2. Kuran’ı öğretti 55 Rahman Suresi 1,2

      17. Şüphesiz onu toplamak ve okutmak bize düşer.

      18. O halde biz onu okuduğumuzda sen de onun okunuşunu izle.

      19. Sonra onu açıklamak da bize düşer.

      75 Kıyamet Suresi 17,18,19

      Ey Rabbim! Benim toplumum bu Kuran’ ı devre dışı tuttular. 25 Furkan Suresi 30

      Ve derler ki “Rabbimiz biz efendilerimize, büyüklerimize itaat ettik de böylece onlar bizi yoldan saptırdılar.” 33 Ahzab Suresi 67

      Akıl doğru kullanıldığında bir nimet, yanlış kullanıldığında bir bela, hiç kullanılmadığında büyük bir israftır.

      YANLIŞ BİLDİĞİN YOLDA HERKESLE YÜRÜYECEĞİNE
      DOĞRU BİLDİĞİN YOLDA TEK BAŞINA YÜRÜ…!

      PEYGAMBERLERİ SAVUNANALRIN DURUMU
      “Ebu Hanife: “Eğer bir kimse, ‘Peygamber (a.s.)in her söylediğine inanıyorum, ancak Nebi haksız (cevren) konuşmaz ve Kur’an’a muhalefet etmez’ derse, bu, onun, Peygamber’i tasdik ettiğini ve Peygamberi Kur’an’a muhalefetten tenzih ettiğini gösterir. Şayet Peygamber Kur’an’a muhalefet etse ve Allah’a karşı haktan başka bir şey söyleseydi, Allah Teala,
      “Eğer Muhammed, bize karşı ona (Kur’an’a) bazı sözler katmış olsaydı, biz onu kuvvetle yakalardık, sonra onun şah damarını koparırdık, hiç biriniz de onu koruyamazdınız”
      (Hakka 44-47),

      Allah’ın Resûlü, Allah’ın kitabına muhalefet etmez. Allah’ın kitabına muhalefet eden de Allah’ın Resûlü olamaz…

      Nebi’den Kur’an’a aykırı olarak hadis rivayet eden kimseyi red, Peygamber’i red ve onu yalanlama değildir.

      Bu, ancak, Peygamber’den batıl rivayette bulunan kimseyi reddir. Töhmet bu kimseyedir, Peygamber’e değil. Onun için Peygamber’in söylediği her şey, işitelim, işitmeyelim, başımız gözümüz üstünedir. Buna iman eder, ve Allah’ın Resûlünün söylediğine, olduğu gibi şehadet ederiz. Ve yine şehadet ederiz ki O, Allah’ın nehyettiği bir şeyi emretmez. Allah’ın bağladığı bir şeyi koparmaz. Allah’ın nitelediği bir şeyi ona aykırı bir şekilde nitelemez. Şehadet ederiz ki O bütün işlerde Allah’la muvafıktır. Bidat olabilecek hiç bir şey yapmamış, Allah’ın söylediği söze hiç bir şey katmamış ve zorlayıcılardan olmamıştır. Onun için Allah Teala;
      “Kim peygambere itaat ederse, Allah’a itaat etmiş olur” (Nisa 80), buyurmuştur.

  62. zeynep dedi ki:

    Sayfayı ve yorumları okuyunca şükrettim kendi adıma ve gördüm ki çok şükür doğruyu arayana nasip oluyor.Bu yorumları (negatif yada pozitif)hiç bir ehli sünnet sitesinde görmek mümkün değil görsem bile bu şekilde cevaplandığına şahit olmadım . Fırsattan istifade güzel egzersiz yaptırıyorlar :)….Allah razı olsun , sözünüzü yükseltsin güzel insanlara dair ümidim azalmaya başladığı dönemde tanımış oldum sizi hepinize çok teşekkür ediyorum( yasir,bilal , havacı)

    • Bi yabancı dedi ki:

      Zeynep
      Yasir Bilal ve Havacıdan önce yalan yanlış mı inanıyordun ? Burdaki yorumları okumadan önce nasıl bi din anlayışı hakimdi sende ?

    • 1okuyucu dedi ki:

      Zeynep;

      imanın kat kat güçlendiğine göre, üzerine kuma gelmesini veya başka bir eve kuma gitmeyi gönülden kabul ediyorsun demektir.

      • Madum dedi ki:

        Evlilik diyince aklına pipi gelen 1okuyucu bey. İslamda çok eşliliğin kurallarının ne olduğundan haberi yok galiba 😀

      • 1okuyucu dedi ki:

        Madum,

        —İslamda çok eşliliğin kurallarının ne olduğundan haberi yok galiba (senden alıntı)

        merak etme haberim var, Kuranın tanrısı zenginlerin keyfini yapmak için çok eşliliğe ruhsat verirken, eğer adaleti sağlayamayacaksanız tek eşle yetinin diyor,

        hiçbir erkek erkeklik gururu gereği adaleti sağlayamayacağını iddia edemeyeceğine göre, adalet kelimesinin minareye kılıf uydurmaktan başka hiç bir anlamı yok, hatta ayette bahsedilmesine bile gerek yoktu, çünki tek eşliliğe önem veren bir tanrı, adalet kılıfını getirmez, yapacağı en doğru şey çok eşliliği yasaklamak olurdu,

        hiçbir ekonomik özgürlüğü olmayan, kapının önüne konması erkeğin ağzından çıkacak iki kelimeye bağlı olan bir kadının, kocasının üzerine kuma getirmesine karşı çıkması söz konusu değilken, 2. eş peşinde koşan ahlâksızın, elinde “boş ol” gibi bir silahı varken karısının itirazını hiç dikkate alır mı? karısı itiraz edecek olursa verir eline mehirini kapı önüne koyuverir, o nedenle ataerkil toplumlarda kural budur,

        bu arada 2. eş almaya kalkışan birinin yeni alacağı eşin genç biri olacağını söylemeye gerek yok, herhalde kalkıpta yaşlı bir kadınla evlenecek hali yok,

        şeyinin keyfi peşinde koşanları kınayanlara eleştiri getireceğine, şeyinin keyfi peşinde koşanları kınasaydın daha ahlâki olmaz mıydı? acaba,

        yoksa çok eşli birimisin?

      • bilal dedi ki:

        Sn.1okuyucu,

        İSLAMA GÖRE TEK EVLİLİK ESASTIR !

        İslamdan önce cahiliye döneminde evlilikte sınırlama diye hiç bir kural yoktu.Ama islam o günkü şartlarda bile sınırlamayı getirip tek evliliği esas yapıyor. .Yalnız bazı şartlar ve mazeretler yerinde ise ikinci evlilğe müsaade ediliyor. Söz konusu mazeret ve şartları aşağıda yazıyorum.Bu şartlar ve mazeretler olmadan ikinci evlilik kur’an’a ve islama aykırıdır..Bugün bu ikinci evlilk yapılıyorsa,ne kur’an,ne de islam bundan sorumludur. Çünkü bu,evlilik kur’an’a ve islama uygun yapılmamaktadır. İslam ve kur’an hukuku egemen olsaydı,bu tür suistimallere asla geçit verilmeyecekti.Belgelerle resmen mazeretini göstermeyen ve söz konusu şartlara haiz olmayanın hiç biri ikinci evliliği yapamayacaktı..Bundan dolayı bugünkü suistimallerden islam ve kur’an sorumlu değildir….!!!

        İSLAMDA TEK EVLİLİK ESASTIR,AMA HANGİ ŞARTLARDA İKİNCİ EVLİLĞE RUHSAT VERİLEBİLİR.?

        1-NİSA-3:.فان خفتم الا تعدلوا فواحدة الخ ‘’ .Eğer aralarında adalet ve eşitliği gerçekleştirmekten endişe ederseniz bir kadınla veya elinizin (himayenizin) altında bulunanlardan biriyle evlenin…’’ deniliyor.. Bu adalet şartına dikkat etmek gerekir.. a) Bir erkek mevcut eşininin rızasını almadan ikinci evlilik yaparsa,bırakın endişeyi zaten başta adaletsizlik yapmış oluyor.Mevcut eşin izin ve rızası alınmadan ikinci evlilik yapılırsa,mevcut eş direnecek ve aile içinde sürekli huzursuzluk olacaktır,bu durumda ise erkeğin adil ve eşit davranması söz konusu bile olmayacaktır….Yani adil ve eşit davranmamak kesin değilse de,bir endişe veya bir ihtimal bile bu ikinci evlilik yolunu tamamen kapatıyor..

        .فان خفتم الا تعدلوا فواحدة الخ ‘’ Ayetin bu cümlesi bu tür evlilikleri tamamen yasaklıyor.Bu şart mutlaka gerçekleşmelidir.Yoksa ikinci evliliğe onay yoktur.Şöyle diyebilirsiniz,peki,bugün ikinci evlilik yapanlar bu şartı yerine getiriyorlar mı ? Hayır, bunların çoğu bu şartı yerine getirmiyor. Öyleyse,kur’an böyle bir evliliğe onay vermediği halde yapılan bu tür evlilik kur’an’a aykırı olup büyük bir vebaldır….Şunu da bilmemiz gerekir ki,bugün hiç bir ülkede kur’an hukuku yürürlükte değildir…Kur’an hukuku gerçek anlamda yürürlükte olsaydı mazeret olmadan ve bu şartlar gerçekleşmeden ikinci evliliğe ve bu tür suistimallere asla geçit verilmeyecekti…!!!

        İkinci şart ise resmen mazeret ve zaruretin bulunması gerekir,yoksa ikinci evlilğe onay verilmez..Mazeret şöyledir: Mevcut eş hasta,sakat,özürlü veya benzeri.durumlardan dolayı,kadınlık görevini yapamayacak durumda olması halinde ikinci evliliğe ruhsat verilebilir..Ama yine de adil ve eşit davranılması gerekmektedir..!!! Bu saydığımız şartlar veya mazeret yerinde değilse ikinci evliliğe KUR’AN HUKUKUNDA ONAY YOKTUR. Ayrıca bugün yapılan bir çok ikinci evlilik kur’an’a uygun değildir…. İşte görüldüğü gibi ikinci evlilik ağır şartlara ve mazerete bağlanmıştır.Bu durum keyfi bir olay değildir.Kur’an hukuku yürürlükte olsaydı,bunların önüne geçilip bu tür suistimallere asla fırsat verilmeyecekti..!!!
        .
        Yani kur’an’a göre kuma getirmek öyle sanıldığı gibi kulay bir durum degildir,yanlız zaruret halinde buna ruhsat verilebilir,onun dışında kur’an’da buna bir ruhsat yoktur. Bu nedenle zaruret olmadan bugün yapılan ikinci evlilikler kur’an’a aykırıdır.

        Ayrıca ayetin sonunda da ‘’tek eşli yaşamanız sizin ve aileniz için daha uygundur”diye şeklinde bir hüküm de veriliyor.!!! Ayetin son cümlesi şöyledir ‘’ذلك ادني الا تعولوا ‘’Bu tek evlilik,sizin için en yugun ve doğru olanıdır….’’ deniliyor…

        Özetle,ancak zaruret ve mazeret halinde ikinci evliliğe ruhsat verilebilir,bunun dışında kur’an’da böyle bir evliliğe asla ruhsat yoktur !!!

        Saygılarımla…

      • 1okuyucu dedi ki:

        Bilâl;

        —İslamdan önce cahiliye döneminde evlilikte sınırlama diye hiç bir kural yoktu.Ama islam o günkü şartlarda bile sınırlamayı getirip tek evliliği esas yapıyor. .Yalnız bazı şartlar ve mazeretler yerinde ise ikinci evlilğe müsaade ediliyor. Söz konusu mazeret ve şartları aşağıda yazıyorum.Bu şartlar ve mazeretler olmadan ikinci evlilik kur’an’a ve islama aykırıdır (senden alntı)

        Eğer (kendileriyle evlendiğiniz takdir de) yetimlerin haklarına riayet edememekten korkarsanız beğendiğiniz (veya size helâl olan) kadınlardan ikişer, üçer, dörder alın. Haksızlık yapmaktan korkarsanız bir tane alın; yahut da sahip olduğunuz (cariyeler) ile yetinin. Bu, adaletten ayrılmamanız için en uygun olanıdır. (nisa-3)

        —İSLAMDA TEK EVLİLİK ESASTIR,AMA HANGİ ŞARTLARDA İKİNCİ EVLİLĞE RUHSAT VERİLEBİLİR.?
        1-NİSA-3:.فان خفتم الا تعدلوا فواحدة الخ ‘’ .Eğer aralarında adalet ve eşitliği gerçekleştirmekten endişe ederseniz bir kadınla veya elinizin (himayenizin) altında bulunanlardan biriyle evlenin…’’ deniliyor (senden alıntı)

        —İkinci şart ise resmen mazeret ve zaruretin bulunması gerekir,yoksa ikinci evlilğe onay verilmez..Mazeret şöyledir: Mevcut eş hasta,sakat,özürlü veya benzeri.durumlardan dolayı,kadınlık görevini yapamayacak durumda olması halinde ikinci evliliğe ruhsat verilebilir (senden alıntı)
        Eğer (kendileriyle evlendiğiniz takdir de) yetimlerin haklarına riayet edememekten korkarsanız beğendiğiniz (veya size helâl olan) kadınlardan ikişer, üçer, dörder alın. Haksızlık yapmaktan korkarsanız bir tane alın; yahut da sahip olduğunuz (cariyeler) ile yetinin. Bu, adaletten ayrılmamanız için en uygun olanıdır. (nisa-3) (senden alıntı)

        her zaman olduğu gibi yine önceden Word’de hazırladığın yazılardan birini aynen kopyalamışsın, ne yaptığın beni ilgilendirmez ama cevap vereceğin zaman cevap vereceğin kişiyi göz önüne al, çünki ayeti savunurken öne sürdüğün saçmalıkları senin yüzüne karşı defalarca anlatmama rağmen “yarabbi şükür” deme aymazlığından vaz geçmiyorsun?

        sen hangi 2. eşten bahsediyorsun, Kuranın tanrısı ayette, 2 yetmez, sanki pazardan karpuz alınacakmış gibi ikişer üçer dörder alın diyor, görmüyormusun? gözün kör mü?

        neye ruhsat verildiğini ikişer üçer dörder alın diyen Kuranın tanrısı mı bilecek yoksa sen mi?

        ayrıca, bir tanrı hüküm getirirken olması gerekeni söyler geçer, daha önce kimin neyi nasıl yaptığına bakmaz bile, cahiliye dönemini savunacak kimse olmadığı için meydan size kaldığından cahiliye dönemiyle ilgili atıp tutuyorsunuz ama bir taraftanda tanrınızın cahiliye döneminde çok eşlilikte sınır olmadığı için sınır getirdiğini söyleyerek kendini cahiliye dönemine göre ayarlayan bir tanrı olarak tanıttığınızı anlayamıyorsunuz? yani “benim getirdiğim adetler cahiliye dönemindeki adetlerden daha iyi” diyen bir tanrı figürü çiziyorsunuz,

        adalet şartının çok eşliliğe açık kapı bırakmak için uydurulmuş bir kılıf olduğunu sana defalarca anlattım, hiçbir erkek adaleti sağlayamayacağını iddia etmez dememe rağmen bana halâ adalet şartından söz edebiliyorsun?

        ayette eşinizden izin alın diyen bir cümle yokken, hayali yamalarla, 2. eş almayı eşinin iznine bağlı olduğunu söyleme dangalaklığınıda gösterebiliyorsun,

        hiçbir ekonomik özgürlüğü olmayan bir kadının, pamuk ipliğine bağlı olan evliliğinin devamı, kocasının iki dudağı arasındaki “boş ol” cümlesine bakan bir kadının, sap gibi kapı önüne konması erkeğe yasal olarak tanınmışken, o kadın kalkacak kocasının üzerine kuma getirmesine itiraz edecek öyle mi?

        sen 2. eş şartını savunma gayreti içerisine gireceğine, şu erkeğe tanınan, adeta kadının üzerinde demoklesin kılıcı gibi sallanan “boş ol” cümlesinin erkeğe niçin tanındığını anlatma ahlâkını göstermeyi denesen daha doğru olurdu?

        sen bu hikâyeni yeniden düzenle, çünki anlattığın hikâyede 3. ve 4. eş için uydurduğun bir mazeretten bahsetmemişsin, ne o yani 3. ile 4. eşin başı kel mi? ki uydurduğun hikâyeye onları da dahil etmiyorsun,

        ayrıca ikişer üçer dörder ifadesinden arap zenginleri bir batında ikişer üçer dörder alınacağı anlamını çıkarmış olmalılarki (zaten başka bir anlam çıkarılamıyor) sayısına bakmayıp kimi 20 tane kimi 30 tane kimi 40 tane karpuz pardon kadın almış,

        2.eşe gelince, evlilikte aslolan sadakatsa, sırf şeyinin keyfi için 2. eş almak bana göre ahlâksızlıktır, eğer ilk eş bakıma muhtac hale gelmişse, erkek şeyinin keyfinden önce ahlâken karısına bakıcı tutmak zorundadır,

        —Özetle,ancak zaruret ve mazeret halinde ikinci evliliğe ruhsat verilebilir,bunun dışında kur’an’da böyle bir evliliğe asla ruhsat yoktur !!! (senden alıntı

        sen hikâyeni yeniden düzenle, adalet kavramı gereği 3. ve 4. kadını boş geçme??

        bir dahada bana Arabın yalellisi gibi kopyala yapıştır cevaplar verme, yada hiç cevap verme.

  63. ATİNÇ KOTAN dedi ki:

    SİZ BÖYLE UĞRAŞACAĞINIZA KURANIN ŞERİ HÜKÜMLERİNE AYKIRI SAĞLAM RAVİLİ HADİSLER BULUP ÇIKARINDA AYDINLANALIM BAĞCIYI DÖVMEK YERİNİ ÜZÜMÜ YİYELİM

  64. kadir bulut dedi ki:

    sevgili kardeşlerim ..kuran dan bağımsız hadis yoktur..mutlaka karşılığı vardır.bunu müfessirler çok kolay bulur.birde şu çok önemli peygember efendimizin ahlkı sorulduğunda hazreti aişe annemiz kuran ahlakı demiştir.burdadn her şey anlaşılıyuor

    • 1okuyucu dedi ki:

      Kadir Bulut;

      —peygember efendimizin ahlkı sorulduğunda hazreti aişe annemiz kuran ahlakı demiştir.burdadn her şey anlaşılıyuor (senden alıntı)

      Muhammedin ahlâkı sorulduğunda ,Ayşe kendi düşüncesini dolaylı yoldan ifade etmek üzere Kuranı işaret ederek, yani Kuranda Muhammede şeyinin keyfi için sağlanan kolaylıklara dikkat çekerek topu Kurana atmıştır.

      • bir kul dedi ki:

        1okuyucu

        https://panteidar.wordpress.com/2010/03/03/islamin-asil-dusmani-hadisler-ve-sunnet/#comment-18608

        09/02/2015, 19:33 BU TARİHLİ YAZINA İSTİNADEN YAZDIM

        SANA BİRTANE YÜZ YETMİYORMU
        SENİN DİLİNDE DOLAMAMI CIKTI

        ETİK TEN DEM VUR SONRADA O SÖZÜ HİÇ SÖYLEMEMİŞ GİBİ 15 DAKİKA GEÇMEDEN TERBİYESİZCE AHLAKSIZCA DAVRAN YAZILARINLA İNSAN İNAN SANA DİYECEK BİR LAF BULAMIYORUM İNSAN BUKADARMI ALCALTIR KENDİNİ DEGERSİZ LEŞ TİRİR KENDİNİ
        ŞİMDİ DAHA İYİ ANLAŞILIYOR NİYE DEGERLERİNİ YAZMADIGIN HANİ BİR YAZIMDA SANA ŞU SÖZÜ SÖYLEMİŞTİMYA ŞİM BİR DAHA YAZIYORUM

        SEN HERHALDE NİYET OKUYUCU DİYE BİR ŞEY İÇAD ETTİN HERKESİN NİYETİNİ OKYORSUN İÇİNDEKİ YANGINI KÖTÜLÜGÜ CİRKEFLİGİ SÖNDÜRMEK İÇİN HERYERE CAMUR ATMANMI LAZIM
        CAMUR ATMAYI DÜŞÜNDÜGÜNDE İLK ÖNCE SENİN ELLERİNİN KİRLENECEGİNİ BİLMİYORMUSUN BU NE TERBİYESİZLİK BU NE AHLAKSIZLIK EDEP YAHU

      • 1okuyucu dedi ki:

        bir kul;

        Eğer o sizi boşarsa Rabbi ona, sizden daha iyi kendini Allah a veren, inanan, sebatla itaat eden, tevbe eden, ibadet eden, oruç tutan, dul ve bâkire eşler verebilir. (tahrim-5)

        Allah ve Resûlü bir işe hüküm verdiği zaman, inanmış bir erkek ve kadına o işi kendi isteklerine göre seçme hakkı yoktur. Her kim Allah ve Resûlüne karşı gelirse, apaçık bir sapıklığa düşmüş olur. (ahzab-36)

        (Resûlüm!) Hani Allah’ın nimet verdiği, senin de kendisine iyilik ettiğin kimseye: Eşini yanında tut, Allah’tan kork! diyordun. Allah’ın açığa vuracağı şeyi, insanlardan çekinerek içinde gizliyordun. Oysa asıl korkmana lâyık olan Allah’tır. Zeyd, o kadından ilişiğini kesince biz onu sana nikâhladık ki evlâtlıkları, karılarıyla ilişkilerini kestiklerinde (o kadınlarla evlenmek isterlerse) müminlere bir güçlük olmasın. Allah’ın emri yerine getirilmiştir. (ahzab-37)

        Ey Peygamber! Mehirlerini verdiğin hanımlarını, Allah’ın sana ganimet olarak verdiği ve elinin altında bulunan cariyeleri, amcanın, halanın, dayının ve teyzenin seninle beraber göç eden kızlarını sana helâl kıldık. Bir de Peygamber kendisiyle evlenmek istediği takdirde, kendisini peygambere hibe eden mümin kadını, diğer müminlere değil, sırf sana mahsus olmak üzere (helâl kıldık). Kuşkusuz biz, hanımları ve ellerinin altında bulunan cariyeleri hakkında müminlere neyi farz kıldığımızı biliriz. (Bu hususta ne yapmaları lâzım geldiğini onlara açıkladık) ki, sana bir zorluk olmasın. Allah bağışlayandır, merhamet edendir. (ahzab-50)

        Onlardan dilediğini geriye bırakır, dilediğini de yanına alırsın. Boşadığın hanımlarından arzu ettiğini tekrar yanına almanda, senin üzerine bir günah yoktur. Böyle yapman onların mutlu olmalarına, üzülmemelerine ve hepsinin, senin verdiklerine razı olmalarına daha uygundur. Allah, kalplerinizde olanı bilir. Allah hakkıyle bilendir, halîmdir. (ahzab-51)

        Bundan sonra artık başka kadınlarla evlenmen, elinin altında bulunan cariyeler hariç, güzellikleri hoşuna gitse bile, bunların yerine başka hanımlar alman sana helâl değildir. Allah her şeyi gözetler. (ahzab-52)

        Allah’tan başkasına tapanlara (ve putlarına) sövmeyin; sonra onlar da bilmeyerek Allah’a söverler. Böylece biz her ümmete kendi işlerini câzip gösterdik. Sonunda dönüşleri Rablerinedir. Artık O ne yaptıklarını kendilerine bildirecektir. (enam-108)

        sayıp döktüklerine karşı bende sana ayetlerle cevap vereyim, güzel temennilerin!!! için sadece bilmukabele diyorum.

  65. bir kul dedi ki:

    1okuyucu

    ben senin dinine bir şeydemiyorumki O AYETE NASIL BAGLAMAYI DÜŞÜNÜYORSUN SÖYLEDİGİM SÖZLERE YAHU BEN SANA DİYORUM DİNİNE BİRŞEYMİ DEDİM YOK DAHA DİNİNİ BİLE BİLMİYORUM Kİ SÖYLEDE BİLELİM DEMİYORMUYUM BUNDA SAKLAYACAK NE VARKİ

    NE ACİZSİN ACİZLERİN NERDE NASIL DAVRANACLARI BELLİ OLMAZMIŞ BUNU ŞİMDİ DAHA İYİ ANLIYORUM KISKANÇLIK KİN VE NEFRET İŞTE İNSANI NE HALE GETİRİYOR YAZIK ÇOK YAZIK
    CARPITMAKTA DA ÜSTÜNE YOK GALİBA

    6 /108 Allah’tan başkasına tapanlara sövmeyiniz! Sonra onlar da bilmeyerek Allah’a söverler. Böylece biz her ümmete kendi işlerini süsledik. Sonunda dönüşleri Rabblerinedir. Artık O, ne yaptıklarını kendilerine bildirecektir. BEN SENİN GÖSTERDİGİN MEAL OLAN O AYETİN SAHİBİ ALLAH KULUNA NE YAPACAGINI DAHA İYİBİLİR

  66. bir kul dedi ki:

    https://panteidar.wordpress.com/2010/03/03/islamin-asil-dusmani-hadisler-ve-sunnet/#comment-15175

    17/09/2014, 09:51 BU TARİHLİ YAZINA İSTİNADEN YAZIYORUM TAM BİR GARABET BİR FİYASKO HİÇ İSPATI MÜMKİNNOLMAYACAK BİLİM DAHİ İSPAT EDEMEZ
    BENİM AKLIM VE MANTIGIMA ALGIMA GÖRE

    YARATICIYI KABUL ETMEK VE AYNI ANDA REDDEDMEK BÖYESİNİ İLKDEFA SİZDEN İŞŞİTTİM ŞÖYLEKİ ADI ÜSTÜNDE YARATICI YARATMA YARATMAK DE ONDAN SONRA HİÇBİR ŞEY YAPAMAZ GİBİ BİRŞEY İNSAN OGLU YARATTIGI HERŞEYE HÜKMEDECEK YARATICIN YARATACAK FAKAT ETKİSİS VE YETKİSİZ HAYRETBEN BELKİ ANLAMADIM OLABİLİR
    İNSAN SAMANADA İNANSA İNANCTIR FAKAT SAMANA İNANKİŞİ DE BENDE BİLİRİMKİ HİÇBİR GÜCÜ YOK
    YAZDIGIN YAZI SADECE BİR HAYEL KURGULAMAK BU KURKUYU GERCEGE DÖNÜŞTÜRMEZSİN İNŞALLAH
    İNANCIN HARİC BUNA SÖZ SÖYLEMİYORUM BU AYRI
    HİÇ BİR BELGE BİLGİ YOK SADECE ODANIN İÇİNDEN ODANIN DIŞINI HAYELERİNLE KURGULUYORSUN
    ŞAŞİRDIM İNŞALLAH BEN YANLIŞ ANLAMIŞIMDIR CAHİLLİGİME VER HERKES AYNI KAPASİTEDE OLMUYOR NE YAZIKKİ
    TAM BİR FİYASKO BU NE HAYEL GÜCÜ BENNE CAHİLMİŞİM
    HER HECEDE NE DEMEK İSTEDİGİNİZİ YAZSAYDINIZ ANLAMAKTA BELKİ ZORLANMAYACAKTIM KİMBİLİR AKLIMI YİTİRİCEM ŞAKA YAPMIYORUM COK AGIR GELDİDE ONDAN
    BEN ORTAOKUL MEZUNU YUM OKULUDA ORTAYLA GECTİM
    YANİ ANLAYACAGIN ZARZOR GECTİM
    BU YAZIYI OKUMANIZI TAVSİYE EDERİM
    İMAN BÜTÜNLÜĞÜNDE MANTIGIN ROLÜ
    NEFSİN HİMAYESİNDE AKIL VE MANTIK HİÇBİR İŞE YARAMAZ
    BENİMKİSİ TAVSİYEDİR
    HERKES KENDİ BENLİGİYLE KENDİ DOGRU BİLDİGİNİ OKUR VE YAŞAR

  67. ozan dedi ki:

    Merhaba
    Gerçekten İSLAMIN ASIL DÜŞMANI: HADİSLER- konusuyla çok doğru bir yere değinmişsiniz.
    Benim bir arkadaşım vardı; kendisi muhafazakar bir ailede doğdu, büyüdü, nurcuların yurdunda liseyi bitirdi. hergün beş vakit namaz kılıyordu, kıldırıyorlardı. hatimler, kur-an dersleri bilmemneler. Nurcuların yurdunun servisiyle diğer arkadaşları gibi okula gelir ve giderdi.
    Sonunda ne oldu biliyor musunuz. lise bitti arkadaşımı 3 yıl sonra tekrar gördüm. Ben müslüman değilim beni rahat bırak diye bana bağırdı bir konuşmamız sırasında. Domuz eti yemeye başlamış, müslümanlığa iğrenerek bakar olmuştu.

    bu tanıştığım kişi birçok aynı durumdaki diğer ARKADAŞLARIMDAN sadece bir örnek. etrafınıza bakın siz de onlarca böylesini göreceksiniz.

    Ancak çocuk kendisi bilmiyordu ki asıl iğrendiği şey müslümanlık değil. Kendisine sorduğunuzda, Yoktan var eden, Seni koruyan bir Tanrıya inanıyor musun-EVET. onun karısı çocuğu bilmemnesi değil de bir-Tek olduğuna inanıyor musun EVET. E Kur-an ne diyor? Heryerde diyorki
    Allah’a inanıp iyi işler yapanlar cennet ile mükafatlandırılacaktır. Çocuğun yaşantısına baktığınızda ise evet iyi işler yapmaya uğraşıyor-hataları olsa da olmasa da.

    Yani sonuç nedir: Ben müslüman değilim diyenlerden büyük bir çoğunluk gerçek müslümanın ta kendisidir-onlar ki asıl gerçeğin arayışında olan kişiler. Allah Kur-an’nın hiçbir yerinde bana Arapça ibadet edin. Arapçayı ezberleyin. Arap kültürünü yalayıp yutun. üzerine bir de araştırmayın sorgulamayan yalan yanlış ne varsa tüm hurafeleriyle birlikte inanın, gerçeği öğrenmeden ölün DEMİYOR.

    iyi niyetli olun ve Varlığıma ve bir Tek olduğuma inanın, gerisini biz ayarlarız (hayatınıza yön vermede yardım ederiz) diyor.

  68. Hamza dedi ki:

    Hadislerdeki zaman kavramını hep unutuyorsunuz.
    Savaş zamanı barış zamanı ve çeşitli zamanlar.
    Hadisleri günümüzde kullanmak hiçte zor değil.
    Örneğin dinini değiştireni öldürün hadisi ve zorlama yoktur hadisi.

    Günümüzde din savaşı yoktur. Ülkeler arası savaş vardır.
    Bugün vatandaşlığını değiştiren birini öldüremezsin. (Dinde zorlama yoktur)
    Ancak diyelim ki Almanya ile savaş halindeyiz. Bizden kaçıp almanya tarafında savaşmak isteyen veya ajanlık yapan birini hemen öldürürüz.(Dinini değiştireni öldürün)

    Bu 2 örnek bu hadislere tam anlaşma sağlamamıştır ancak daha iyi anlayabilmeniz için bu seçimi yaptım. Zaman ve yer kavramı çok önemlidir. Hadislerin anlarken veya okurken ravilerine de bakmanız gerekir.

    Hayırlı günler.

  69. opelune dedi ki:

    arkadaslar 10kuyucu toros tessekurler

  70. SERDAR dedi ki:

    MANTIKEN YANİ TEORİK OLARAK BİZ HAKSIZSAK ÇOK BİRSEY KAYBETMEYIZ. 3 5 ZEVKTEN MAHRUM OLARAK ÖLÜR GİDERİZ.
    AMMAAAAA SİZ HAKSIZSANIZ EBEDİ OLARAK CEHENNEMDE YANACAKSINIZ KARDESLERİM ARTIK SİZ BİLİRSİNİZ…. NEDİR YANİ BİR KELİME-İ ŞEHADET GETİRİN EBEDİ CEHHENEMDEN KURTULUN ..
    TABİ BİZ SALİH MÜMİNLER GAYBA İMAN EDERİZ. SİZİN GİBİ İNAÇSIZ İNSANLARI EBEDİ CEHENNEMDEN KURTARAK ICIN MANTIK OLARAK ACIKLAMAYA DOGRU YOLA SOKMAYA CALISIYORUZ. SİZ SECİN ÖTESİNİ.
    SOYLE BİR DUA EDİN . RABBİM BENİ DOGRU YOLA KAVUSTUR DE BUNU İÇTEN SAMİMİ OLARAK İSTE. SÜPHESİZ ALLAHIM SENİ DOGRU YOLA CIKARIR.

  71. bir kul dedi ki:

    Tengrimenem dedi ki:
    19/11/2015, 14:12 BU TARİHLİ YAZINA İSTİNADEN
    NOT LÜTFEN TÜM İDEOLOJİLRİNİZİ BİR ANLIGINA SET CEKEREK AKIL VE MANTIK VEDE VİJDANINIZI KATARAK DİKKATLİ BİR ŞEKİLDE TAHLİL ETMENİZİ İSTİYORUM KİŞİLERİN YAPTIGI YANLIŞI ASLA VE ASLA KURANLA BAGDAŞTIRMAYINIZ YANLIŞ VARSA KİNİN KENDİ YANLIŞIDIR
    BUNU YAPAN KİŞİ ADRES OLARA KURANI YADA PEYGAMBERİBİMİ ADRES GÖSTERSEDE KESİNLİKLE KİŞİNİN KENDİ YANLIŞIDIR
    ÖRNEK
    RECM OLAYININ OLMAMASI DİNDEN DÖNENİN ÖLDÜRÜLMESİ OLAYININ OLMAMASI GİBİ KÖLELİGİN YASAKLANMASI BUNLAR VE BUNA BENZER HANGİ KONU OLURSA OLSUN EGER KURANDA YASAKLANMIŞSA YADA YOKSA KİŞİ DEBUNU KURANA DAYANARAK SÖYLÜYORSA BU KESİNLİKLE KİŞİYİ BAGLAR İSLAMDİNİNİ BAGLAMAZ BU YAPTIGI İFTİRANIN KESİNLİKLE KARŞILIGI OLACAKTIR DİN GÜNÜ ALLAH ONLARDAN BUNUN HESABINI MUTLAKA SORACAKTIR

    Hadisler insan sözü tamam 1500 yıl sonra tek türkte olsa kabul ettiniz fakat islam inancı akidesi, yani uygulamaları bu uyduruk hadisler üzerine kurulu olduğunu, bunu nasıl değiştireceğini hiç düşündünüzmü ?DEMİŞSİN

    fakat bu mezheplerin hepsinin temelini uyduruk hadislerin oluşturduğunu ve bunu nasıl değiştireceğini hiç düşündünüzmü ?DEMİŞSİN

    Akıl doğru kullanıldığında bir nimet, yanlış kullanıldığında bir bela, hiç kullanılmadığında büyük bir israftır
    AKLIN TERAZİSİ BOZULMZDAN ELİN TERAZİSİ BOZULMAZ

    ÖGRENMEK BİR MUCİZEDİR ÖGRETMEKTE BİR MUCİZEDİR HİÇ BİR İLİM DALI ÇÖZEMEDİ ŞU ANA KADAR

    Etrafımızda İslam adına sergilenen tüm ilkellikler, çirkinlikler ve çelişkiler; kitlelere acilen, gerçek dinin anlatılmasının ne kadar önemli olduğunu göstermektedir. Bu tip manzaralardan rahatsız olan ünlü düşünür Muhammed İkbal 1920’lerde şöyle diyordu:

    “Eğer biz İslam’ın bir üstün değerler sistemi olduğunu Müslüman olmayanlara anlatmak istiyorsak, onlara her şeyden önce bizim İslam’ı temsil etmediğimizi söylemek borcundayız.”

    İkbal’den daha önceki yıllarda yaşayan diğer bir ünlü düşünür Muhammed Abduh aynı gerçeği, kendi kelimeleriyle şöyle anlatıyordu:

    “İslam denince akla problemler, çıkmazlar ve çelişmeler geliyorsa, bunun sebebi İslam değil Müslümanlardır. Müslümanların bu asırda Kuran’dan başka imamları yoktur.

    Ezher’de okutulan ve benzeri kitaplar varolduğu müddetçe, bu ümmet ayağa kalkamaz. Ümmeti kaldıracak ruh, ilk dönemde hakim olan Kuran ruhudur. Kuran dışında her şey; Kuran’ı bilmek ve yaşamak arasına konmuş engellerdir.”

    Mehmet Akif Ersoy ise Kuran’a rağmen dini yozlaştıranların oluşturduğu manzarayı bakın nasıl tarif etmiştir:

    “Eğer İslam’dan maksat Kuran’sa, ortada İslam diye bir şey olmadığını söylemek durumundayız. Çünkü Kuran bugün göklere çekilmiş ve yeryüzündeki İslam’ın onunla ilgisi kalmamıştır.”

    Arap asıllı Amerikalı Profesör İsmail Faruki aynı manaya gelen kendi tespitlerini şöyle ifade etmiştir:

    “İslam, ne bugünkü Müslümanların tavır ve yaşayışları, ne İslam tarihinin şu veya bu dönemi, ne de İslam adına kaleme alınan şu veya bu kitabın anlattıklarıdır. İslam Kuran’dır.”
    Mehmet Akif Ersoy

    Doğrudan doğruya Kur’an’dan alıp ilhamı, Asrın idrakine söyletmeliyiz İslâm’ı.

    İnmemiştir hele Kuran, bunu hakkıyla bilin;Ne mezarlıkta okunmak, ne de fal bakmak için.

    Nebiye atf ile binlerce herze uydurdun. Yıktın da din-i mübini yeni bir din kurdun.

    Ne Sünnî ne Şiî, bırakınız, sade Müslüman olunuz.
    Ben ki “Sünnî”” bir muhittenim bunu benden duyunuz.
    Her hizip kendinde olanla sevinir; bense kurtuluşu O’nda buldum.
    “Hâşa, asla” derseniz, başka bir şey diyemem işte perişan yurdum. M. Akif

    DÜŞÜNMEDEN ÖĞRENMEK FAYDASIZ, ÖĞRENMEDEN DÜŞÜNMEK TEHLİKELİDİR

    BİZ HZ.MUHAMMED SÖZ SÖYLEYEMEZ DEMİYORUZ.TAM TERSİ ONUN HER SÖYLEDİĞİ HAKK SÖZÜ OLDUĞU İÇİN AĞZINDAN KURANA AYKIRI HİÇ BİR ŞEY ÇIKMAZ.O KENDİNİ HAKKA TESLİM ETMİŞTİR.BATIL KONUŞMAZ,DİĞER İNSANLAR GİBİ HEVA VE HEVESLERİYLE HAREKET ETMEZ.
    (KURAN IN DIŞINA BİRTEK MÜNAFIKLAR ÇIKAR. ÇÜNKÜ BUNLAR ALLAH SÖZÜNDEN KURAN DAN RAHATSIZ OLURLAR.)
    Kuran’a uymalı, başka dini kaynak tanımamalı, takısız Müslüman olmalıyız diyoruz
    Peygamberin soyundan olmanın kimseye bir üstünlük getirmediğini bilmeliler

    GÖRMEK İSTEYENLER İÇİN YETERİNCE IŞIK İSTEMEYENLER İÇİN YETERİNCE KARANLIK VARDIR.

    ÖN YARGI AKILIN ATILDIGI KÖR KUYUDUR

    EGER BİR ÇELİŞKİ GÖRÜRSEK BU NE İLMİN KENDİNDE NEDE DİNDEDİR İNSANIN KENDİNDEDİR

    Ehli Sünnet olarak kendinizi hak olarak görüyorsunuz DEMİŞSİN

    Bugün sizin için dininizi kemale erdirdim. Size nimetimi tamamladım ve sizin için din olarak İslâm’ı seçtim ( MAİDE 3.)

    Her kim İSLAM’dan başka din ararsa, asla kabul edilmeyecektir. O kimse ahirette hüsrana uğrayanlardan olacaktır. (Ali imran 85.)

    Bunu İbrâhim de oğullarına vasiyet etti. Yakub da, “Ey oğullarım! Allah sizin için bu dini seçti. O halde Müslüman olarak ölünüz” dedi BAKARA 132.AYET

    Birde Kuran nasıl Tanrı sözü oluyor, Muhammed Tanrıyla konuşurken kim görmüş ?DEMİŞSİN

    Hiçbir ölümlüyle Allah’ın (yüz yüze) konuşması olacak şey değildir; ancak O ani ve içe tesir eden ilahi bir ilham yoluyla, veya bir perde arkasından, ya da O’nun dilediği şeyi yine O’nun izniyle bildirsin diye bir elçi göndermek suretiyle konuşur: Şüphesiz O aşkın ve yücedir, her hükmünde tam isabet sahibidir.

    Şura 51:Allah bir insanla ancak vahiy yoluyla veya perde arkasından konuşur, yahut bir elçi gönderip izniyle ona dilediğini vah yeder. O yücedir, hakîmdir.

    Nahl 68: Rabbin, balarısına şöyle vah yetti: “Dağlardan evler edin, ağaçlardan ve insanların kurdukları çardaklardan da…”

    Enbiya 10: Andolsun ki, size öyle bir kitap indirdik ki. Bütün şanınız ondadır; hala akıllanmayacak mısınız?

    Kehf 27: Rabbinin Kitabı’ndan sana vah yedileni oku. Onun kelimelerini değiştirebilecek yoktur. O’ndan başka bir sığınak da bulamazsın.

    Yasin 69. Biz ona (Peygamber’e) şiir öğretmedik. Zaten ona yaraşmazdı da. Onun söyledikleri, ancak Allah’tan gelmiş bir öğüt ve apaçık bir Kur’an’dır.

    Enam 19: Sor: “Tanıklık bakımından hangi şey daha büyüktür?” De ki: “Benimle sizin aranızda Allah tanıktır. Bu Kuran bana vahyolundu ki, onunla sizi ve ulaştığı herkesi uyarayım…

    Zümer 69: Yeryüzü, Rabbinin nuruyla parıldamış, Kitap ortaya konmuş, peygamberler, tanıklar getirilip aralarında hakla hüküm verilmiştir. Onlar asla haksızlığa uğratılmazlar.

    111111111111111111111111111111111111111111111111111111111111111111111111

    ATEİSTLERİN DEDİGİ GİBİ PEYGAMBERİMİZ YAZSA İDİ
    Kuran’ı (Haşa) ateistlerin dediği gibi Resulullah yazsa idi
    1- O kitapta Kendisini cennetle müjdelemez miydi?
    2- O kitapla ırkını yüceltmez miydi?
    3- O kitapta adını sadece 4 kez mi anardı?
    4- O kitapta soyumu ,kabilemi (haşimoğullarını) yüceltmez miydi?
    5- O kitapta kendini azarlar, hatta tehdit eder miydi?
    6- O kitapta açıklanması hoşuna gitmeyecek, kendisini zor duruma sokacak şeyleri açıklar mıydı ?
    7- O kitapta kendini Allah’ın en sevgili kulu ve Her şeyin varoluş sebebi ilan etmez miydi? (Bu iddia Kuranda yazmaz, uydurma hadislerde yer alır)
    8- O kitapla kurduğu din sayesinde kendisine Saraylar Hanlar yaptırmaz mıydı? Sıradan hayatına devam edip basit bir hayat yaşar mıydı ?
    9- O kitapla kurduğu dinle Arabistan’ın en genç ve en güzel kızları dururken 51 yaşına kadar tek eşli kalıp 51’inden sonra da ekseriyeti yaşlı ve dul insanlarla evlenir miydi?
    10- O kitap sebebiyle; herkesin en güvendiği insanken, öldürülmek istenen bir insan olmayı göze alır mıydı? Bu uğurda evinden yurdundan kovulup yine de o kitaptan şaşmaz mıydı?
    11- O kitapta indirdiği dine en çok kendisi uyup, en çok kendisi ibadet eder miydi? Sadece kendine has ibadetler koyup, bu ibadetleri uydurduğu halde uygular mıydı?
    Resullerden başka tek bir kişi bile bulamazsınız ki

    YUKARIDA YAZILANLARDAN EN AZINDAN ÜÇÜNÜ KENDİ YAZDIĞI KİTAPTA BELİRTMESİN.
    SIRF BU YÜZDEN BİLE İNANIYORUZ Kİ KUR’AN YÜCE ALLAH’IN SÖZÜDÜR, KUL SÖZÜ DEĞİL.
    “Kâfirler, “Kur’ânâyetleri, öncekilerin masallarıdır. Onları kendisi yazdırmıştır. Bunlar sabah-akşam kendisine okunmaktadır” dediler.
    De ki: “Kur’ân’ı, göklerde ve yerdeki sırları bilen Allah indirmiştir. Şüphesiz Allah, çok affedicidir; çok merhametlidir.” Furkan 5-6
    ————————————————————————

    Tamam ama neden ?neden ?
    Kuran’ı, Peygamber in kendi elleriyle yazdığını farz edeceksek;
    – Niçin, “yakında Mekke fetholunacaktır” diye ayet indirip, feth edememe ihtimaline karşı davasını riske atıyor?
    – Niçin, “Rumlar Perslere karşı tekrar toparlanıp onları yenecek 3-9 yıl arasında” diye, Rumların yenik düştüğünü bile bile
    böyle bir ayet indirip, 3-9 yıl arasında kazanamama ihtimali karşısında davasını riske atıyor?
    – Niçin, Devrinin şairlerine baş kaldırıp “benzerini asla getiremeyeceksiniz” deyip davasını riske atıyor? Kendisi bir şair
    olmamasına rağmen ve belki benzerlerini getirebilecekleri ihtimaline rağmen.
    – Niçin, teheccüd gibi meşakkatli bir namazı ömrü boyunca kendine farz edecek bir ayet indirip ömrü boyunca rahatını
    bozacak bir ayet yazdırıyor?
    – Niçin, daha Kuran yeni indirildiği sırada Ebu Leheb’in iman etmeyeceğine yönelik ayet yazdırıp, onun yalandan da olsa iman
    ettim demesi ihtimalini göze alarak davasını riske atıyor?
    – Niçin, kendisine eziyet ve suikastların bolca olduğu Mekke döneminde, “Seni düşmanlarından koruyacağız” diye ayet indirip
    sonra da “Rabbim beni koruyacak beni korumanıza gerek yok” deyip, suikastların başarıya ulaşma ihtimaline karşı davasını
    riske atıyor?
    – Niçin, “Allah’ın nurunu, İslam’ı tamamlayacağına” dair ayet yazdırıp, Kuran ayetlerinin daha bitmeden, önündeki bir çok
    savaşı da göze alarak, vefat edebilme ihtimaline karşı davasını riske atıyor? Ve üstelik savaşlarda en ön sırada savaşıyor ve
    düşmana savaşta en çok yaklaşan kişi olup kendini ve davasını riske atıyor? Kuran ayetleri bitmeden vefat etseydi davasının
    batıl olacağını insanların anlayabilme ihtimaline karşı…
    Bu “NİÇİN”ler bitecek gibi değil. Bu kadar “NİÇİN” in sonucunda davanın hiç bir şaşma olmadan devam etmesi, ayetlerin bir
    bir çıkması tesadüf müdür? Peygamber kendi nefsinden mi Kuran’ı yazmıştır da bu kadar riskli ayet yazdırmıştır, yoksa Allah mı Kuran’ı yazdırmıştır da bu kadar mucizevi haberi hiç çekinmeden Kuran’a koymuştur?
    ALINTI

    aşşagıdaki ayetleri bir beşer yazabilirmi

    Materyalizm, özellikle 18 ve 19. Yüzyıllarda bilime musallat olmaya çalışsa da 20. Yüzyılın başlarında BigBang’in delilleri ve ilerleyen yıllardaki diğer bilimsel keşiflerle geçersizliği tam anlamıyla gösterilmiş bir felsefedir. Materyalizme göre evren sabit ve sonsuzdan gelirdi ancak bilim tam tersini yani bir başlangıcı olduğunu ve sürekli genişlediğini ispatladı.

    Materyalistlerin en önemli iddialarından biri, Allah inancının bilimi durduracağı iddiasıydı. Fakat hem geçmiş dönemlerde hem de günümüzde bu iddialarının geçersizliği net bir şekilde görülmektedir.

    Önemli hatırlatma : Önce Materyalistlerin ve ateistlerin bu konudaki ince taktiklerini deşifre edelim. Konu anlaşıldıktan sonra yazımıza devam edelim. Evrendeki yaratılışla ilgili bir Yaratıcının eseri olduğunu iddia eden taraf, iki türlüdür.

    1- Geçmiş dönemlerde yaşayan topluluklardan bazıları doğa olaylarıyla ilgili kendi uydurdukları sözde Tanrıların görevli olduğuna inanmışlardı. Mesela şimşek, şimşek tanrısı tarafından çakılırdı. Yağmur, yağmur tanrısının eseriydi. Deprem, deprem tanrısının eseriydi ve bunların bir kanuna bağlı hiçbir sebebi yoktu.

    2- Tüm evren tek bir Yaratıcı tarafından yaratılmıştır. Ancak evrende ve dünyada yaşanan her olay belli bir “sebep”e belli bir kanuna bağlıdır ve o kanun ve sebepler de bize Yaratıcının sanatını gösterir.

    Ateistlerin taktiği ise şudur. Sanki bir Yaratıcıya inanan herkes birinci şıktaki iddiayı savunuyormuş gibi gösterip, sonra da bu iddianın saçmalığı üzerinden Yaratıcıya inanan herkesi bilimdışılıkla suçlamaktır. Başka dinler hakkında yorum yapmayacağım ama İslam’a göre Allah’ın yaratması kesinlikle bu şekilde değildir.

    Allah her şeyi bir sebeple yaratmıştır ve o sebeplerde Allah’ın sanatı gizlidir. Mesela şekil ve suretimizi veren Allah’tır ama bunu DNA gibi bir sebeple yaratır.

    Aslında Allah dilediği surette yaratır;

    Döl yataklarında size dilediği gibi suret veren O’dur. O’ndan başka ilah yoktur; üstün ve güçlü olandır, hüküm ve hikmet sahibidir. [Âli İmran Suresi (3/6]

    Ancak sebep olarak DNA gibi bir ölçü yaratmıştır;

    (Allah) Onu hangi şeyden yarattı? Bir damla sudan yarattı da onu ‘bir ölçüyle biçime soktu.’ [Abese Suresi (80/18-19]

    Yağmuru yağdıran Allah’tır;

    …Ve gökten yağmur indirerek bununla sizin için (çeşitli) ürünlerden rızık çıkardı. [Bakara Suresi (2/22]

    Ancak belirli sebeplerle;

    Allah, rüzgarları gönderir, böylece bir bulut kaldırır da onu nasıl dilerse gökte yayıp-dağıtır ve onu parça parça kılar; nihayet onun arasından yağmurun akıp çıktığını görürsün…[Rûm Suresi (30/48]

    Bu sebeplerde de bizim için Allah’ın varlığına dair deliller vardır;

    Şüphesiz, göklerin ve yerin yaratılmasında, gece ile gündüzün ard arda gelişinde, insanlara yararlı şeyler ile denizde yüzen gemilerde, Allah’ın yağdırdığı ve kendisiyle yeryüzünü ölümünden sonra dirilttiği suda, her canlıyı orada üretip-yaymasında, rüzgarları estirmesinde, gökle yer arasında boyun eğdirilmiş bulutları evirip çevirmesinde düşünen bir topluluk için gerçekten ayetler vardır. [Bakara Suresi (2/164]

    Allah “hepsini Ben yaptım” diyor ama “Allah yaptı” deyip hayatınıza bakın demiyor. “Ben yarattım ama yaratışımın detaylarını araştırın ve detaylardaki sanatı görün” diyor. Dünya tarihinin en önemli bilimadamlarının ünlü sözlerinden birkaç tanesine göz atalım;

    “Tabiat hiç şüphesiz Allah’ın hiç vazgeçemeyeceğimiz, okunması gereken diğer bir kitabıdır”
    GALILEO GALILE

    “Tabiat kitabına göre biz astronomlar, Yüce Allah’ın din adamları olduğumuzdan, bizim Allah’ın şanını konuşmamız gerekir.”
    JOHANNES KEPLER

    “Allah sonsuz ve mutlaktır; gücü sınırsızdır ve herşeyden haberdar olandır; varlığı sonsuzluğa dayanır; herşeyi yönetir, yapılan ve yapılacak olan herşeyi bilir
    ISAAC NEWTON

    “Doğayı ne kadar çok incelersem, Yaratıcı’nın eserleri karşısında inancım o kadar çok artıyor.” “Bilim, insanı Allah’a götürür.”
    LUIS PASTEUR

    Görüldüğü gibi dünya tarihinin en önemli bilimadamları bilimi, Yaratıcının sanatını incelemek için yaptıklarını dile getiriyorlar. Dolayısıyla “Allah yarattı” demek pratikte de bilimi durdurmayı bırakın ilerlemesini sağlamıştır.

    Ateistlerin sürekli dile getirdikleri “Ol dedi oldu” ifadesi ise yine yanlış aktarılmaktadır. Yanlış aktarılmasının sebebi bazı meallere eklenen “hemen” ifadesidir. Kun fe yekun kelimesinde hemen diye bir ibare yoktur. Bu ifade, Allah’ın birşeye “Ol” dediği zaman onun mutlaka olacağını ifade eder. Mesela Dünya’nın yaratılışı için Allah “6 devirde oldu” ifadesini kullanır. Ama yine Allah’ın “ol” demesiyle olmuştur.

    Bunun daha net anlaşılması için şu örneği verebiliriz. Bir şirket sahibi ile ilgili bir çalışanı “O bir işe karar verdi mi o olur, yani şu şöyle olsun derse olur” dese, kimsenin aklına mesela “şirkete televizyon alın dese o an şirkette televizyon mu belirir” gibi bir soru sormaz. Allah’ın “Ol dediği zaman olur” cümlesiyle anlattığı da budur. Eğer Allah o işe karar vermişse o mutlaka olur. Bir süreçle, bir sebeple vs.

    Ayrıca bir sistemin işleyişini açıklamak bizi, onun tasarımcısı olmadığı sonucuna götürmez. Eğer bir yerde bir sistem varsa kurucusu olması gerekir. Mesela siz herhangi bir ürün üreten bir fabrikaya gitseniz, fabrikada kimse olmasa ve siz makinaların nasıl çalıştığını çözseniz, buradan “bu fabrikanın sahibi yok biz makinaların sistemlerin nasıl işlediğini çözdük, bu ürünler için akla gerek yok” gibi bir sonuç çıkarmazsınız. Tam tersi üretilen ürünlerin yanında bir de o makinalardaki sanatına hayran kalır ve bunların sahibinin ne kadar üstün bir ilme sahip olduğunu düşünürsünüz. Ateistlerin ünlü söylevi “artık her şeyi açıkladık bir Yaratıcıya ihtiyaç yok” gibi bir cümle, “artık matbaanın nasıl işlediğini açıkladık bir yazara veya matbaa sahibine veya matbaa makinasının bir sahibi olmasına gerek yok” cümlesinden farksızdır. Nasıl mantıksız bir iddia olduğu sanırım daha net anlaşılmıştır.

    Kısaca Allah inancı bilimi durdurmaz, tam tersi şahlandırır. Bir toplu iğnenin bile mutlaka tasarımcısı ve yapıcısı olması gerekirken, tüm evrenin Dünya’nın, insanların, sistemlerin, sanatın ve katrilyonlarca detayın bir sahibinin olmadığını iddia etmek akla savaş açmaktır.

    Kuran ayetleri her zaman düşünmeyi ve akletmeyi emreder. Ayrıca bilim dallarına dikkat çekerek insanların doğadaki delilleri araştırması emredilir.

    ZOOLOJİ

    Bakmıyorlar mı o deveye; nasıl yaratıldı? [Ğaşiye Suresi (88/17]

    GÖK BİLİMLERİ

    Göğe (bakmıyorlar mı), nasıl yükseltildi? [Ğaşiye Suresi (88/18]

    Üzerlerindeki göğe bakmıyorlar mı? Biz, onu nasıl bina ettik ve onu nasıl süsledik? Onun hiç bir çatlağı yok. [Kaf Suresi (50/6]

    OROJENİ

    Dağlara (bakmıyorlar mı); nasıl oturtulup-kuruldu? [Ğaşiye Suresi (88 /19]

    JEOLOJİ

    Yere (bakmıyorlar mı); nasıl yayılıp-döşendi? [Ğaşiye Suresi (88 /20]

    ARKEOLOJİ

    Yeryüzünde gezip dolaşmıyorlar mı? Böylece kendilerinden öncekilerin nasıl bir sona uğradıklarını görsünler…[Rûm Suresi (30/9]

    ANATOMİ

    İnsan bir baksın, hangi şeyden yaratıldı? [Târık Suresi (86/5]

    PALEONTOLOJİ

    De ki: “Yeryüzünde gezip dolaşın da, böylelikle yaratmaya nasıl başladığına bir bakın, sonra Allah ahiret yaratmasını (veya son yaratmayı) da inşa edip yaratacaktır. Şüphesiz Allah, her şeye güç yetirendir. [Ankebût Suresi (29/20]

    http://akingozukan.com/etiket/din-bilim-celiskisi/

    Arayış içinde olanlara
    kuranda sadece aklını kullananlar için allahın varlığı ile ilgili yani yaradılışla ilgili nice deliller vardır. diyor..inanmak ve inanmamak sizin seçiminizdir. diyor… işte bu bağlamda temizfikir çok önemlidir… zihni tüm idoolajilerdenvede tüm dinle ilgili bildiklerini bir kenara bırakarak akıl ve mantığını şartlanmalardan temizleyip en az üç tane ayrı mealle bir biri cek ederek kuran okumaya başlanmalıdır..yani kuran hakkında olumlu ve olumsuz bütün düşüncelerden zihni temizleyerek okunmalıdır… ve düşünmeye kendi iradenizden başlayabilirsiniz..soru şu? ben neden iyilik ve kötülük yapma kabiliyetindeyim.. yada şu allah madem iyiliğin temsilcidir.. kötülüğü neden yarattı.. yada dünyada olan kötülüklere neden izin veriyor..bebekler katlediliyor, masum insanlar ölüyor, tecavüz vs.vs. yada soru şu? insan neden ahlaklı olmak zorundadır..diğer canlılarda bu yokken, neden insanda bu vardır?
    “biz hanginizin daha güzel davranacağını sınamak için ölümü ve hayatı YARATTIK” (MÜLK SURESİ)

    “ben insanları ve cinleri ancak bana kulluk etsinler diye yarattım” (zariyat)

    “rablerine dua ettiler; “rabbim bize sağlam-sağlklı bir evlat verde sana teşekkür edelim-şükredelim.” dediler..rabileri onlara sağlıklı bir evlat verincede sonra allahı unutup o evlatlarını allaha ortak koştular.. ” (araf-suresi)

    ALLAH İSTEYENİ İSE DOGRU YOLA İLETECEKTİR

    BlZ her peygamberi yalnızca kendi kavminin diliyle gönderdik ki, mesajı onlara açık ve net olarak iletsin. Bundan sonradır ki Allah isteyenin sapmasını dileyecek, isteyeni ise doğru yola yöneltecektir: Zira her işinde mükemmel olan, hükmünde tam isabet kaydeden O’dur. (İbrahim 14/4)

    İMAN ETMEMEKTE DİRENEN BİR TOPLUMA De ki: “Göklerde ve yerde nelerin bulunduğuna bir bakınız!” Ne ki, iman etmemekte direnen bir topluma, ne âyetlerin ne de uyarıların hiçbir yararı olmaz. (Yunus 10/101)

    ALLAH İSTEYENİN SAPMASINI DİLEYECEK

    BlZ her peygamberi yalnızca kendi kavminin diliyle gönderdik ki, mesajı onlara açık ve net olarak iletsin. Bundan sonradır ki Allah isteyenin sapmasını dileyecek, isteyeni ise doğru yola yöneltecektir: Zira her işinde mükemmel olan, hükmünde tam isabet kaydeden O’dur. (İbrahim 14/4)

    2222222222222222222222222222222222222222222222222222222222222222222222222
    Kur’an’ın Gelecekten Haber Vermesi

    Kur’an’da, hiçbir beşerin asla bilmesi mümkün olmayan ve istikbalde vuku bulacak olaylara dair birçok haber vardır. Kur’an’ın haber verdiği hadiseler, olduğu gibi çıkmıştır. Mesela:

    1- “Onlar, yenilmelerinden sonra yakında yeneceklerdir.” (30/Rûm, 2)

    2- “Elbette inşâallah (Allah dilerse) Mescid-i Haram’a emin olarak (güven içinde) gireceksiniz.” (48/Fetih, 27)

    3- “Onu (İslam’ı) bütün dinlere üstün kılsın diye, peygamberini gönderdi.” (48/Fetih, 28)

    4- “Allah’ın yardımı ve fetih geldiği ve insanların dalga dalga, Allah’ın dinine girdiklerini gördüğün zaman…” (110/Nasr, 1-2)

    5- “Allah, sizden iman edenlere ve salih amel işleyenlere kendilerinden öncekileri halife yaptığı gibi, kendilerini de yeryüzünde halife yapıp hakim kılacağını, kendileri için razı olduğu dini yerleştireceğini, onları korkmalarından sonra bir emniyete kavuşturacağını vadetti.” (24/Nur, 55)
    Bütün bunlar, ayetlerin belirttiği şekilde meydana geldi. 1- Rumlar, bu ayet indikten birkaç sene sonra İranlılara galip geldiler. 2- Müslümanlar, Mescid-i Haram’a Mekke’yi fethederek güven içinde girdiler. 3- İslam Dini, diğer dinlere üstün kılındı. 4- Halk, grup grup İslam’a girdi.
    Ve Cenab-ı Hakk’ın, “Muhakkak Zikr’i biz indirdik ve onu biz koruyacağız.” (15/Hıcr, 9) ayeti de aynen gerçekleşmiş Kur’an, tek harfi değiştirilmeden günümüze ulaşmıştır.

    555555555555555555555555555555555555555555555555555555555555555

    AKLI KULANABİLENLER
    Her şeyden önce, neye inanırsa inansın, ne kadar yanlış kimse olursa olsun, herkesin doğru kabul edeceği bir gerçek vardır. Bu gerçek, “insanın sahip olduğu en önemli melekesinin, akıl kullanabilmesi” olmaktadır.
    Akılı iyi kullananabilenler, diğerlerine göre her şeyden önce doğru-yanlış, gerçek-yalan ayrımını çok daha iyi yapabilirler, bulabilirler. İşte bu nedenle, doğru ve gerçek olan kişi ve sözler akıldan ve akıllı kişilerden korkmazlar, çekinmezler. Ancak, yalan, hile ve tuzakların çok olduğu bir kişi yada kaynak ise bunlar kendinde ne kadar çoksa akıldan ve aklını kullanabilenden o derece büyüklükte korkarlar.
    Çünkü, şimdi olmasa bile sonra, birisi olmasa bile başka birisi akıl ederek yalanı ortaya çıkaracaktır. Bu yüzden, ancak yalan söylemeyen, yanlış olmayanlar akıldan korkmaz, aksine akıllıyı muhatap alır.
    Rabbimiz, yarattığı insanları kulluk etmeleri için yaratmış olup, insanların kulluk etmelerini bekler. Kulluğu nasıl edeceklerini de insanlara indirdiği kitaplarda açıklar, resullerle bunu insanlara ulaştırır.
    İşte, rabbimizin sözlerinden oluşan son kitap kuranda bu şekilde hep akıl etmeyi, düşünmeyi ister. Akıl etmeyenleri, yeterince düşünmeyenleri ikaz eder, öğüt almalarını öğütler. Öyleki, akıl özürlüler dinden muaf tutularak, sadece akıllılar dinle, kuranla muhatap tutulur.
    Bu da, kuranın ne kadar doğru olduğunun en birinci kanıtıdır. Kuranda yalan, yanlış, hile, hata olsaydı akıllı insanı muhatap almazdı. Çünkü, akıllı insanlar bu olumsuzlukları er yada geç mutlaka farkederler ve onu önemsiz hale getirirlerdi.
    Kuran Allah sözü olduğu için, akıllı insanları kendine davet eder. Bu yüzden, kuran bütün insanlara meydan okuyarak, kendisinin benzerini getiremeyeceklerini, kendisinde çelişki bulamayacaklarını iddia eder. Nitekim, kuranın yanlışlanamayacağı, onda çelişki bulunumayacağı ortadadır. Aksi halde; islamı yok etmek için düzenlenen kanlı savaşlara gerek kalmaksızın şimdiye kadar çoktan bu becerilirdi.

    444444444444444444444444444444444444444444444444444444444444444444

    KUR’AN MEYDAN OKUYOR !

    Kur’an emsalsiz olduğuna ve benzerinin oluşturulamayacağına dair meydan okuyan bir kitaptır. Bu meydan okuma şu dört ayetle yapılmış ve kademe kademe gerçekleştirilmiştir.
    Önce inkarcılardan o zamana kadar inen kısmının benzerinin getirilmesini talep eder:
    İSRA 17/88 De ki: “Andolsun, bu Kur’ân’ın bir benzerini ortaya koymak üzere insanlar ve cinler bir araya gelseler, birbirlerine destek de olsalar, benzerini getiremezler.”
    Sonra meydan okuyuşundaki isteği daraltır ve Kur’an’ın tamamından onun içindeki 10 sureye talebini indirir:
    HUD 11/13 Yoksa, “onu kendisi uydurdu” mu diyorlar? De ki: “Eğer doğru iseniz, Allah’tan başka çağırabildiklerinizi yardıma çağırın da onun gibi uydurulmuş on sûre getirin.”
    Bu 10 Sure talebine de kimse cesaret edip cevap veremez, yani bir şeyler ortaya koyamaz.
    Son safhada meydan okumada talebini daha da indirir ve tek bir Sure getirmelerini ister.
    YUNUS 10/38 Yoksa, “Onu uydurdu” mu diyorlar? De ki: “Eğer doğru iseniz, Allah’tan başka, gücünüzün yettiklerini çağırınız da, onun benzeri bir sûre getiriniz.”
    İşte bu üç ayetle meydan okumasından bir sonuç alamayınca inen bir ayetle, bu işin hiç bir zaman oluşturulamayacağının altını çizer:
    BAKARA 2/23 Eğer kulumuza indirdiğimiz Kur’ân’dan şüphe ediyorsanız, siz de onun bir sûresinin benzerini getiriniz ve eğer sözünüzün eri iseniz Allah’tan başka tapındıklarınızı da yardıma çağırınız.
    ‘’ Eğer kulumuza indirdiklerimizden şüpheye düşüyor iseniz Allah’tan başka tüm yardımcılarınızı da çağırın.
    BAKARA 2/24 Kur’an’ın veya on suresinin benzerini getiremediniz; bir suresinin benzerini de asla getiremeyeceksiniz. O halde yakıtı insanlar ile taşlar olan ve kâfirler için hazırlanmış bulunan ateşten korkun!
    Bu ilahi sözler şimdiye kadar hiçbir benzerinin oluşturulamadığının ve kıyamete kadar da oluşturulamayacağını kesin bir dille belirtir.

    YÜCELER YÜCESİ OLAN ALLAH MEYDAN OKYACAK VE ŞU ZAMANA KADARDA KİMSE MEYDAN OKUMAYA KARŞI CIKIP CÜRÜTEMEYECEK BENDE BU DURUMU AYAN BEYAN TÜM İNSANLARIN BİLDİGİ GİBİ BİLECEGİM SONRA KALKIPTA AKLIMA VE MANTIGIMA DEGİLDE HEVA VE HEVESİME UYARAK BİZ ACİZ KULLARIN ACİZ DURUMU KARŞISINDA AKILSIZLIK EDECEGİM

    HİCR 15 /9 Kur’ân’ı kesinlikle biz indirdik; elbette onu yine biz koruyacağız.

    ALİ İMRAN 3/193“Ey Rabbimiz! Gerçek şu ki biz, ‘Rabbinize inanın!’ diye imana çağıran bir davetçiyi işittik, hemen iman ettik. Artık bizim günahlarımızı bağışla, kötülüklerimizi ört, ruhumuzu iyilerle beraber al!”
    NOT BU KİTAP BİR BEŞERE AİT OLSA İDİ CÜRÜTÜLÜRDÜ BU KESİNDİR BENİM AKLIM VE MANTIGIM BİR BEŞER HER NE YAPMIŞ VE HER NE YAZMIŞ İSE KESİNLİKLE BİR BAŞKA BEŞER OLAN BİRİ ONUN HERNE YAPTI VE HER NE YAZDI İSE HEM AYNISINI HEMDE DAHA İYİSİNİ HEMDE EN KÖTÜSÜNÜ YAPMIŞTIR VE YAPAR İŞTE BU BİR SAGLAMADIR AKILI İNSAN AKIL VE MANTIGINI KULANIR ASLA MEYDAN OKUMAYA KARŞILIK VEREMEYEN BEŞERE GÜVENMEZ AKIL VE MANTIGI İLE DÜŞÜNEN BİR İNSAN
    SORU NİYE BU KİTABIN SAHİBİ MEYDAN OKUMUŞKEN GECMİŞTEKİ İNKAR EDENLER VE ŞİMDİKİ LER KOLAY YOL OLAN MEYDAN OKMAYI BENİMSEMEK VARKEN NİYE ZOR OLAN SAVAŞLARI SECMİŞTİR HALADA MEYDAN OKUMA ORTADA DURUYORKEN HELE HELE TEKNOLOJİDE COK İLERİDE İKEN HERTÜRLÜ YARDIMI ALABİLECEGİNİZ TEKNOLOJİ ELİNİZİN ALTINDA DURUYORKEN NİYE HALA KOLAY YOL VARKEN YİNE COK ZOR OLAN İFTİRA KARALAMA HAKARET YALAN DOLANI SECİYORSUNUZ BUNU AKKLIM ALMIYOR
    NİYE COK KOLAY BİR YOLU SECMİYORSUNUZ OKADARMI KENDİNİZE GÜVENMİYORSUNUZ HAYRET 1400 SENE ÖNCE TAŞ ÇATLASIN NUFUSU YÜZ MİLYONU GECMEYEN OLASI BİR RAKAMA MEYDAN OKUMUŞ OLAN BU KİTABIN SAHİBİ YÜCE ALLAH MEYDAN OKUMAYIDA SONLANDIRMAMIŞKEN HATTA MEYDAN OKUMASINA HİÇ BİR ZAMANDA YAPAMAYAKSINIZ DA DİYEREK KIYAMETE KADARDA MEYDAN OKUMASI ORTADA İKEN ŞU AN DÜNYANIN NUFUSUDA 7 MİLYAR KÜSUR İKEN YANİ İŞİNİZ OKADARDA KOLAYLAŞMIŞ KEN HALADA MÜÇADELENİZİ AKIL VE MANTIK YOLU İLE DEGİLDE KURALSIZ KURAL DIŞI HERYOLU SECEREK DEVAM EDİYOR OLMANIZI ANLAMIŞ DEGİLİM YANİ BU DURUMUN ASLINDA İSPAT OLDUGUNU KABULLENMİŞ OLDUGUNUZUN GÖSTERGESİ DİR
    BAŞKA BİR ŞEY DİYEMİYORSA KENDİSİDİE BU DURUMUN FARKINDA DEMEKTİR
    BUNUN BAŞKA BİR YOLU YOKTUR TEK BİR YOL VAR MEYDAN OKUMAYA CEVAP LAYARAK CÜRÜTECEKSİNİZ
    YADA KABULLENMESENİZDE İNANMASANIZDA MEYDAN OKUYAMADIK BU YÜZDEN BU KİTABIN SAHİBİ OLAN YÜCELER YÜCESİ YÜCE ALLAH IN DOGRU SÖYLEDİGİNİ KABULLENECEKSİNİZ KABULLENMEK İLLAKİ İNANMAK DEMEK DEGİLDİR KABULLENİRSİNİZ SONRADA DERSİNİZKİ BEN KENDİ HEVA VE HEVESİMLE YAŞAMAK İSTİYORUM YÜCE ALLAH DA ZATEN KİMSEYİ ZORLAMIYOR KENDİSİNDEN KENDİSİ ÇOK EMİN SONUNDA BANA DÖNECEKSİNİZ DİYOR
    RAD 13/31 Eğer, Kur’ân ile dağlar yürütülmüş veya yeryüzü parçalanmış yahut ölüler konuşturulmuş olsaydı, kâfirler yine inanmazlardı. Halbuki bütün işler Allah’a aittir. İnananlar hâlâ anlamadılar mı; Allah dilerse, bütün insanları yola getirebilirdi. Allah’ın sözü yerine gelene kadar, yaptıklarından ötürü, inkâr edenlerin ya başlarına yahut evlerinin yakınına düşecek bir vurucu felâketin gelmesi kaçınılmazdır. Doğrusu, Allah verdiği sözden caymaz.

    PEYGAMBERLER SADECE YÜCE ALLAH IN ELCİ SİDİRLER BUNLAR DA SADECE YÜCE ALLAH IN EMRİNİ YERİNE GETİREN ASLA VE VE ASLA EMRİN DIŞINA CIKMAYAN İNSANLIKTA EN ÜST SIRAYI ALMAYI LAYIKI İLE HAK EDEN ERDEMLİ ONURLU SAYGIN BİRER ÖRNEK İNSANLARDIR

    —————————————————-
    İslam dininin en büyük mucizesi Kur’an’dır. On beş asırdır Kur’an’ın “Haydin gelin Kur’an’ın bir tek suresine bir nazire yapın / bir suresinin bir benzerini yapın; eğer yapmaktan âciz kaldıysanız, bilin ki bu Kur’an, göklerin ve yerin gaybını bilen Allah’ın kelamıdır.” manasına gelen meydan okuyuşu, şimdi de geçerlidir. Kur’an’ın belagatı mucize olduğu gibi, koyduğu evrensel ahlakî prensipleri de birer i’caz parıltısını göstermektedir.
    İslam dini gibi A’dan Z’ye bütün hükümleri, prensipleri makul, âdil ve ahlakî olan bir nizamı ortaya koyması, başlı başına bir mucizedir.
    “Eğer Muhammed bazı sözler uydurup bize iftira edecek olsaydı, onun şah damarını koparırdım. Sizden kimse de buna mani olamazdı. Şüphesiz o müttakiler için bir irşaddır.” (Hakka, 69/44-48)
    mealindeki ayetlerden maksat, Hz. Peygamber (asv)’in vahyi değiştirmesinin imkânsızlığını belirtmektir. Devamındaki ayetler ise Hz. Peygamber (asv)’e yalancılık iftirasının atılacağını da haber vermektedir:
    “Elbette sizden bazılarının Peygamberi yalancı saydığını biliriz. Şüphesiz o, kâfirler için büyük bir pişmanlıktır ve o, yakînin ta kendisidir. O halde, ey şanlı elçi! Haydi öyleyse sen de Rabbinin yüce adını zikret.” (Hakka, 69/49-52)
    “Kur’ân’ı kendi sözleri olarak tanımlaması” yakıştırması çok cahilce ve de acemice bir iftiradır. Çünkü, bütün kâfirler de biliyorlar ki, Hz. Muhammed (s.a.m)’in bütün davası “Kur’an’ın kendi malı olmadığı, Allah’ın sözü olduğu” ekseninde dönüyor.
    Kur’an’ı Cenâb-ı Hakk’ın hıfz ve himayesine alması, onu kıyamete kadar lâfız ve mânâ bakımından bir mu’cize olarak devam ettirmeyi taahhüd etmesidir. Nitekim Kur’an’da şöyle buyurulur:
    «Muhakkak ki bu Kur’an’ı biz indirdik ve onu koruyacak, muhafaza edecek, devam ettirecek de biziz.:.» (Hicr, 15/9).
    Bugün yeryüzündeki bütün Kur’ anlar aynıdır. Hiçbir farklılık ve değişiklik yoktur.
    ————————————————————-
    Kur’ân’ın, geçmişe dair verdiği haberlerin katiyyet ve doğruluğu kadar, geleceğe aidihbarâtı da o ölçüde önemli ve başlı başına bir mucizedir.

    Mesela, senelerce evvel Mekke’nin fethedileceğini ve Kâbe’ye emniyet içinde girileceğini
    “Allah dilediğinde, güven içinde başlarınızı traş ederek ve saçlarınızı kısaltarak korkmadan Mescid-i Haram’â gireceksiniz.” (Fetih, 48/27)
    ayetiyle haber verdiği gibi, İslâm’ın bütün bâtıl sistemlere galebe çalacağını da
    “O, Resûlünü, hidayet ve hak dinle gönderdi ki bütün dinlere galebe çalsın. Şâhid olarak Allah yeter.” (Fetih, 48/28)
    beyanıyla ilân etti. Kezâ, o gün Romalılar karşısında savaş galibi görünen Sâsânilerin yenileceğini ve aynı zamanda, Bedir gâlibiyetiyle Müslümanların da sevineceğini
    “Rum yenildi (bölgenize) en yakın bir yerde. Onlar bu mağlubiyetden sonra (yeniden) galebe çalacaklar. Birkaç yıl içinde. Bundan önce de sonra da iş Allah’a aiddir. O gün mü’minler de sevinirler.” (Rum, 30/2-4)
    müjdesiyleduyurmuşdu; vakti gelince Kur’ân’ın haber verdiği gibi çıktı. Bunun gibi,
    “Ey Resûl, Rabbinden sana indirileni duyur; eğer bunu yapmazsan O’nun elçiliğini yapmamış olursun. Allah seni (insanlardan gelen kötülüklerden) koruyacaktır.” (Maide, 5/67)
    ayetiyle de, en yakınındaki amcasından, düşman millet ve düşman devletlere kadar çevresi düşmanlıklarla sarılı olduğu halde, hayatını emniyet içinde geçireceği va’dolunmuşdu ve öyle de oldu.

    Değişik ilim dallarının inkişâfıyla, âfâk ve enfüsün yâni insan mâhiyeti ve mekânların didik didik edileceğini, ilmî buluş ve tesbitlerin, yeni yeni keşiflerin insanoğlunu inanmaya zorlayacağını
    “Biz onlara, ufuklarda ve kendi nefislerinde mucizelerimizi göstereceğiz ki, o (Kur’ân ve Kur’ân’ın getirdikleri)nin gerçek olduğu onlara iyice belli olsun. Rabbinin her şeye şâhid olması yetmez mi?” (Fussilet, 41/53)
    mucizevî beyanıyla ifâde etmişti ki, günümüzde süratle o noktaya doğru gidilmektedir. Ayrıca, Kur’ân, nazil olduğu günden bu yana
    “Deki: And olsun, eğer insanlar ve cinler şu Kur’ân’ın bir benzerini getirmek için toplansalar, yine O’nun benzerini getiremezler. Birbirlerine arka verseler de.” (İsra, 17/88)
    deyip, hasımlarının damarlarına dokundurduğu halde, bir-iki küçük hezeyanın dışında, kimsenin ona nazire yapmaya teşebbüs etmemesi ve edememesi, onun verdiği haberi doğrulamakda ve mucize olduğunu ilan etmektedir.
    ———————————————————————
    Kur’ân-ı Kerim’in nâzil olduğu ilk yıllarda, Müslümanlar az, zayıf, iktidarsız ve geleceğe aid hiçbir düşünceleri yoktu. Ne bir devlet, ne dünya hakimiyeti ne de yeryüzündeki sistemleri altüst edecek dinamikleri hâvi yeni dinin güç kaynağı adına hiçbirşey bilmiyorlardı. Oysa ki, Kur’ân
    “Allah sizden, inanıp iyi işler yapanlara va’deti ki; onlardan öncekilerini nasıl hükümrân kıldıysa, onları da yeyüzünde hükümran kılacak ve kendileri için seçip beğendiği dinlerini sağlama bağlayacak ve korkularının ardından da onları güvene erdirecektir.” (Nur, 24/55)
    ayetiyle onlara, bu yüksek hedefleri gösteriyor ve cihanın hakimi olacakları müjdesini veriyordu
    Kur’an’ın bir benzerinin getirilememesi de Onun Allah Kelamı olduğuna delildir:

    333333333333333333333333333333333333333333333333333333333333333

    Birde fani bir insanın ağzından çıkanlar nasıl tanrı sözü oluyor ? Buna kanıtın ne ?DEMİŞSİN
    SEN AKLINLA KARAR VERCEKSİN HİÇ BİR İNSANIN SÖZLERİ ALLAH A AİT OLAMAZ SECTİGİ ELCİLERİNE VAHYETTİGİ AYETLERİ BAŞKA

    HAKKA 40.AYET İLE 50.AYETLER
    Hiç şüpheniz olmasın ki o (mesaj) şerefli bir elçinin sözüdür;
    ve o bir şair sözü değildir: ne kadar da azınız inanıyor;
    ve o bir kahin sözü de değildir: ne kadar da azınız düşünüyor:
    O, Alemlerin Rabbi katından indirilmedir
    Ve eğer (Peygamber) kısmen dahi, söylemediğimiz sözler uydurarak Bize isnat etseydi,
    Ve eğer (Peygamber) kısmen dahi, söylemediğimiz sözler uydurarak Bize isnat etseydi,
    onu sağ kolundan şiddetle yakalar
    ve şah damarını kesip (başını) koparırdık
    da, sizden hiç kimse buna engel olamazdı.
    Gerçek şu ki, bu vahiy muttakiler için bir uyarıdır.
    Ama kesinlikle Biz, sizden yalanlayacak olanların çıkacağını da çok iyi biliyoruz.
    Bir o kadar kesin olan da şu ki, bu durum inkarı hayat tarzı edinenler için derin bir pişmanlık kaynağı olacak

    NOT
    BU SORULARA VERİLMİŞ BİLGİLERDİR İNANIP İNANMAMAK KİŞİNİN KENDİ İRADESİ İLE KENDSİ KARAR VERECEK BİR OLAYDIR AKIL SENİN GÖNÜL SENİN KARARDA VERECEK OLAN SENSİN

    SEN AKLINLA KARAR VERCEKSİN HİÇ BİR İNSANIN SÖZLERİ ALLAH A AİT OLAMAZ SECTİGİ ELCİLERİNE VAHYETTİGİ AYETLER BAŞKA
    İşte bu, hakkın tecelli ettiği gündür: artık dileyen Rabbine varan bir yol tutsun! NEBE 39.AYET

    SELAM VE SAYGILARIMLA
    İYİ DÜŞÜNCELER

    • Tengri menem dedi ki:

      Esenlikler.
      Bir kul arkdaş.
      Uzun uzadıya Kuran ayetleri yazmana gerek yoktu.
      Kur-an’ın hiç bir ayetinde köleliğin kaldırıldığı yazmaz fakat müslüman olmayan savaş esiri kadınları cariye olararak üçer beşer kullanma izni vardır.
      İslam barış dini de değildir.
      Muhammed suresi 35’ci ayette açıkça barış istedikleri için sakın gevşemeyin güçlü durumdayken savaşın yazar.
      Kadın erkek eşitliği yoktur.
      Nisa 34’de erkeğin kadından üstün olduğu ve erkeğe itaat etmeyen kadını dövün yazar.
      Bilimle de çelişir.
      Fussilet süresi 9/12’de baştan dünyayı 4 günde sonra göğe yönelip iki günde evreni yarattığı yazar.
      Oysa tam tersi.
      Evren’in oluşumu 14 milyar yıl, Dünyanın ki 3.5 milyar yıldır.
      Yani kuranın aksine baştan evren, sonra dünya oluşmuştu.
      Kuranda recm yazmaz fakat evlenmeden ilişkiye giren kadın ve erkeğe Nur suresi 2’de 100 sopa vurulması yazar.
      Uzun uzun yazmaya gerek yok.
      Bu inanç insanlığa barış ve huzur için geldiği iddia eder fakat tam aksine insanlığa kan ve göz yaşından başka bir şey vermemiştir.
      Yani başarısız olmuştur.
      Başarısız bir inancın sorumlusu insanlar değil, o inancın kendisidir.
      Asri saadet denilen dönem iktidar savaşı içinde geçmiş, binlerce insanın kanı bu uğurda dökülmüştür.
      Halife ebu bekir dışında hepsi birbirlerini boğazlayarak öldürmüştür.
      Senin hadisleri red etmen hiç bir şeyi ifade etmez.
      Çünkü islam dünyasının neredeyse hepsi hadislere yaslanan mezhep ve tarikatların görüşlerini önemser ve iman eder.
      Tabi sana göre bunlar gerçek islam değil.
      Bu şu anlama gelir;
      İslam 1400 yıldır yanlış uygulanmış, anlaşılmamış bir inanç.
      Kardeşim, sana göre 1400 yıldır yanlış anlaşılan bu inanç ne zaman doğru düzgün anlaşılıp uygulacak ?
      Aslında işid tam uyguluyor.
      Suriye ve Irakta maide suresi 33 ayete uyarak müslüman olarak görmediklerini öldürüyorlar, vatanlarından sürüyorlar nisa 3 ayetini uygulayarak kadınlarını cariyeler olarak kullanıyor, ücretlerini verenlerle gene kurana uyarak satıyorlar.
      Fazla uzatmadan.
      Bütün bu katliam ve göz yaşlarına barış dini denilen islam neden olmuştur.
      Yani islam katillerin, hainlerin elinde kullanılan en tehlikeli silah olmuştur.
      Başka yerde suçlu aramaya gerek yok, suçlu islam ve ibrani çıkışlı dinlerin kendisidir.
      Esenlikler…

  72. bir kul dedi ki:

    Sayın Karaca

    Tüm Olaylar “Levh-i Mahfuz” İsimli Kitapta Kayıtlıdır. Allah, bizim için geçmiş ve gelecek olan tüm olay ve varlıkları, tek bir anda yaratmıştır. Kuran’da, tüm insanların ve varlıkların kaderlerinin Rabbimizin katında, Levh-i Mahfuz’da yani “Ana Kitap”ta saklandığı şöyle bildirilmektedir: “Gökte ve yerde gizli olan hiçbir şey yoktur ki, apaçık olan bir kitapta (Levh-i Mahfuz’da) olmasın.” (Neml Suresi, 75)

    Tüm evren ve canlılık, daha önce var olan muazzam bir bilgiye göre yaratılmıştır.

    Modern çağın laboratuvarlarında ulaşılan bu sonuç, bundan 14 asır önce Kuran’da açıklanan önemli bir sır ile tamamen uyumludur. Allah, insanlara yol gösterici olarak indirdiği Kuran’da, evrenin yaratılmasından önce, evrendeki tüm varlıkları ve olayları açıklayan bir “Saklanmış Levha” (Levhi Mahfuz) olduğunu bildirmiştir.

    Levh-i Mahfuz’un “korunmuş” (mahfuz) olarak nitelenmesinin bir hikmeti, burada yazılı olan şeylerin herhangi bir müdahale ile değiştirilmekten, bozulmaktan uzak olmasıdır. Kur’an’da Ümmü’l-Kitap (Kitapların Anası, Ana Kitap), Kitabun Hafiz (Koruyan Kitap), Kitabın Meknun (Saklanmış Kitap) ve sadece kitap olarak da anılırr. İnsanların başlarına gelecek şeyleri de ihtiva ettiği için Kitabul-Kader (Kader Kitabı) da denir.

    Allah Levh-i Mahfuz’u birçok ayette niteliklerini belirtilerek açıklar. Buna göre Levh-i Mahfuz içinde hiçbir şeyin eksik bırakılmadığı bir kitaptır:

    Gaybın anahtarları O’nun katındadır, O’ndan başka hiç kimse gaybı bilmez. Karada ve denizde olanların tümünü O bilir, O, bilmeksizin bir yaprak dahi düşmez; yerin karanlıklarındaki bir tane, yaş ve kuru dışta olmamak üzere hepsi (ve her şey) apaçık bir kitaptadır. (Enam Suresi, 59)

    Bir ayette, yeryüzündeki tüm canlılığın Levh-i Mahfuz’da kayıtlı olduğu şöyle haber verilir:

    Yeryüzünde hiç bir canlı ve iki kanadıyla uçan hiç bir kuş yoktur ki, sizin gibi ümmetler olmasın. Biz Kitap’ta hiç bir şeyi noksan bırakmadık, sonra onlar Rablerine toplanacaklardır. (Enam Suresi, 38)

    Bir başka ayette, “yerde ve gökte”, yani tüm evrende “zerre ağırlığınca” küçük varlıklar dahil her şeyin Allah’ın bilgisinde olduğu ve Levh-i Mahfuz’da kayıtlı olduğu şöyle açıklanır:

    Senin içinde olduğun herhangi bir durum, onun hakkında Kur’an’dan okuduğun herhangi bir şey ve sizin işlediğiniz herhangi bir iş yoktur ki, ona (iyice) daldığınızda, biz sizin üzerinizde şahidler durmuş olmayalım. Yerde ve gökte zerre ağırlığınca hiç bir şey Rabbinden uzakta kalmaz. Bunun daha küçüğü de, daha büyüğü de yoktur ki, apaçık bir kitapta (kayıtlı) olmasın. (Yunus Suresi, 61)

    İnsanlara ait tüm bilgiler – ki bunlar insanların genetik kodundan kader bilgisine kadar tüm bilgileri kapsamaktadır – Levhi Mahfuz’dadır:
    Hayır, onlara kendilerinden bir uyarıcı gelmesine şaştılar da, o kafirler: “Bu şaşılacak bir şey” dediler.

    “Biz öldüğümüz ve toprak olduğumuz zaman mı (yeniden diriltilecek mişiz)? Bu uzak bir dönüş (iddiasıdır).”

    Doğrusu Biz, yerin onlardan ne eksilttiğini bilmişizdir. Katımızda saklayıp-koruyan bir kitap vardır. (Kaf Suresi, 2-4)

    Aşağıdaki ayette ise, Allah’ın Levh-i Mahfuz’daki kelimelerinin sonsuz olduğu, insanların kavrayabileceği bir örnekle açıklanmaktadır:

    Eğer yeryüzündeki ağaçların tümü kalem ve deniz de -onun ardından yedi deniz daha eklenerek- (mürekkep) olsa, yine de Allah’ın kelimeleri (yazmakla) tükenmez. Şüphesiz Allah, üstün ve güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir. (Lokman Suresi, 27)

    enfal 17.ayetede bir derinlemesine bak nedemek istiyor benim anladıgım şu sizler benim bilgim olmadan daha niyetinizi olgunlaştırmadan önce ben bilirim vs vs vs kısacası bu ayet üzerine kitap yazılır o derece deinligi olan bir ayet

    örnek

    Hem onları siz öldürmediniz; amma velakin, onları asıl öldüren Allah’tı. Attığın zaman da atan sen değildin, ama asıl Allah attı. Zira O, inananları (sonucunu) inayetiyle takdir ettiği güzel bir sınava tabi tuttu: şüphesiz Allah her şeyi işitir, her şeyi bilir. ENFAL 17.AYET

    selam ve saygılarımla

  73. Aziz K. Burkay dedi ki:

    Hadis uydurmalarinin Hz. Muhammed ile en kucuk bir alakasi yoktur… bu evrensel matematik buyukluk olan (Sumercesi KABARI NIZAAM) QUR’AN’I orten en buyuk ariza hadislerdir… Hakka suresi 40-48, Isra 73-75 ve NECM suresi Resulun QUR’AN hakkinda bir tek kelime dahi soylemesi pesinen yasaklanmis hatta boyle bir sey yaparsa azabin iki kati cezayla cezalandirilacagi acikca ayetlerdedir… bu kitabima hala devam ediyorum; http://www.quran-incil.tevrat.com bilgilerinize saygilarimla

  74. Aziz K. Burkay dedi ki:

    Sayin Bir Kul kardesim,

    nezih aciklamalariniza hayran oldum, tebrik ve tesekkur ederim….

    http://www.quran-incil.tevrat.com sayfasinda GENETIGI DEGISTIRILMIS DIN kitabimi henuz bitirmedim, ancak okumanizi ve yorumlarinizi dinlemek isterim…

    selam ve saygilar

  75. Aziz K. Burkay dedi ki:

    Sayin Tengri Menem,

    uzuntu, karmasa ve cikmazda dogruyu arama seklinizi kinamiyorum, hatta yaklasiminiz dogru degilse de saygi da duyuyorum… ancak kuyunun dibindeki kurbaga gok yuzunu nasil goruyorsa biz de mi oyle gormeliyiz…

    Feryadinizdaki saf ve sevgiyi anlayabiliyorum, hatta isyaninizi da….

    QURAN bilimler bilimidir… yakasinda Prof unvanli uc bes hokkabazin meal-tefsirinde acikladigi sozcukler degildir… zaten 1400 senedir yerlerde surnmenin sebepleri de bunlardir, QURAN degildir….

    Allah QURANDA ” zekatini, vergini ver, muhtaca yardim et, hizsizin elini hirsizliktan KES” diyor bunlarda Hammurabi kanunlarini bire bir uyguluyor be eli kesiyor…

    Hangi Anne “bu kurabiyelere sakın dokunma misafir gelecek” dese de kurabiyeleri aşıran çocuğunun elini keser?

    QURANI ben muslumanin diyenler bu hale getirmislerdir… Mahmut ZEHAMSERININ QURAN meal ve tefsirini okuyun, ancak ben NASADA bizzat yuzlerce bilimcimin elinde, ciddiyetle okudugunu gorudum, Turkiyede de Turkceye cevrilmedi… sebebi nedir acaba?

    YUce ALLAHIN kimsenin Kendisini tanimasina veya inkarina ihtiyaci YOKTUR… her sey insanin insan INSANI olmasi, erdem seviyelere cikmasi ve olumun de olmadiig sonsuz gercek hayatta mutlu olmasini dilemesinde dir…

    Yuce ALLAH bizden mutlu-bilge olmamizdan gayri bir sey istemedi ki?

    QURAN savasin demez; cihat edin der… cihat caht sozcugunun fiil seklidir ve cihat ‘yuklu bir devenin sahibi olse de evine kadar, ac veya susuz da kalsa durmadan ulasmasina’ caht denilir… bu eyleme de cihat denilir, adam oldurmeye degil… en onemli cihat da insanin kendi nefsiyle olan savasidir, yani cihadidir….. Kenger-Sumerli Ulema ANUNNAKI bunu cok iyi aciklamis… 3ncu GENETIGI DEGISTIRILMIS DIN kitabimida cok daha detayli anlatmaya calistim….

    QURANIN dili olan KUREYS lehcesi Sumer dilinden gelir…arap dilinden degil….

    QURANDA 5 veya 20 kez namaz denen sey yoktur…. zerdust icadirdir…. Hz. Muhammed de asla asla bu sekilde namaz yapmamis ve yaptirmamistir…

    QURANDA; Ruku, Secde ve Dua vardir, namaz yoktur… bu bilinen namaz sirklerle doludur ve putperestlikten esinlikler icermektedir….

    selam ve saygilar….

    • bir kul dedi ki:

      Sayın Aziz K. Burkay KARDEŞİM

      23/11/2015, 11:47 bu tarihli yazına istinaden sorularım olacak

      QURANDA 5 veya 20 kez namaz denen sey yoktur…. zerdust icadirdir…. Hz. Muhammed de asla asla bu sekilde namaz yapmamis ve yaptirmamistir…

      QURANDA; Ruku, Secde ve Dua vardir, namaz yoktur… bu bilinen namaz sirklerle doludur ve putperestlikten esinlikler icermektedir….DEMİŞSİN

      4:101 – Yeryüzünde sefere çıktığınızda kâfirlerin size bir kötülük yapacağından korkarsanız NAMAZI kısaltmanızda size bir vebal yoktur. Kuşkusuz kâfirler sizin apaçık düşmanınızdır.

      4:102 – Sen onların aralarında bulunup da onlara NAMAZ kıldırdığında içlerinden bir kısmı seninle beraber NAMAZA dursun. Silahlarını da yanlarına alsınlar. Bunlar SECDEYE vardıklarında diğer bir kısmı arkanızda beklesin. Sonra o NAMAZ kılmamış olan diğer kısım gelsin seninle beraber kılsınlar ve ihtiyatlı bulunsunlar, silahlarını yanlarına alsınlar. Kâfirler arzu ederler ki, silahlarınızdan ve eşyanızdan bir gafil olsanız da size ani bir baskın yapsalar. Eğer size yağmur gibi bir eziyet erişir veya hasta olursanız silahlarınızı bırakmanızda bir vebal yoktur. Bununla beraber ihtiyatı elden bırakmayın. Kuşkusuz Allah kâfirlere alçaltıcı bir azap hazırlamıştır.

      4:103 – O korkulu zamanda namazı kıldınız mı gerek ayakta, gerek otururken ve gerek yanlarınız üzerinde hep Allah’ı zikredin. Korkudan kurtulduğunuzda namazı tam erkanı ile kılın. Çünkü namaz müminlere belirli vakitlerde yazılı bir farzdır.

      BU AYETLERDEKİ NAMAZ KISALTILMIŞ OLAN NAMAZI PEYGAMBERİMİZ İKİ REKAT OLARAK KILDI İKİ CEMAATTE 1 REKAT KILDILAR BU NAMAZ NASIL KILINDI SİZCE

      —————————————————-
      4:43 – Ey iman edenler! Sarhoş iken ne söylediğinizi bilinceye kadar namaza yaklaşmayın. Cünüb iken de yolcu olanlar müstesna gusül edinceye kadar namaza yaklaşmayın. Eğer hasta olur, veya yolculukta bulunursanız veyahut biriniz abdest bozmaktan gelince veya cinsî münasebette bulunup, su da bulamazsanız o zaman tertemiz bir toprak ile teyemmüm edin. Niyetle yüzlerinize ve ellerinize sürün. Şüphesiz ki Allah çok affedicidir, çok bağışlayıcıdır.

      5:6 – Ey iman edenler! Namaz kılmaya kalktığınız zaman, yüzlerinizi ve dirseklere kadar ellerinizi yıkayın. Başlarınızı meshedin, iki topuğa kadar da ayaklarınızı yıkayın. Eğer cünüp iseniz temizlenin. Hasta iseniz, yahut yolculukta iseniz, yahut biriniz abdest bozmaktan gelmişse yahut kadınlara dokunmuşsanız, su da bulamamışsanız, temiz bir toprağa teyemmüm edin. Bunun için de yüzlerinizi ve ellerinizi o toprakla meshedin. Allah size bir güçlük çıkarmak istemiyor, fakat sizi temizlemek ve şükredesiniz diye de üzerinizdeki nimetini tamamlamak istiyor.
      —————————————————
      abdes ayetini nasıl yorumlayacaksınız namaz yoktur diyorsanız bugünki gibi bir namaz yoktur diyorsunuz
      bu durumu nasıl izah etmeyi düşünüyorsunuz yoksa ben yanlışmı anladım acıklarmısınız sizin anlayışınız nasıl ve neye dayanarak bu sözleri söylüyorsunuz anlamak için soruyorum şu ilkeyi terk etmeden acıklayınız kurandan deliller olarak ayet gösrererek yaparsanız beni ikna edersiniz
      her akıl bilirki rüküya gitmek rüküdan secdeye gitmek fıtrat geregi bu günki gibi yapılabilir ancak elin baglanmasını ellerin kulaklara getirilmesi secdeden sonra oturulması vede selam verilmesi bunları kast ediyorsanız bınlarda bir sorunyotur zaten

      Sonra onların ardından da peygamberlerimizi gönderdik. Meryem oğlu İsa’yı da onların ardından gönderdik ve ona İncil’i verdik. Ona uyanların kalplerine şefkat ve merhamet duyguları koyduk. Ruhbanlığı ise kendileri uydurdular. Biz onu kendilerine yazmadık. Ancak onlar Allah’ın rızasını kazanmak arzusu ile bunu yaptılar; ama buna gereği gibi de uymadılar. Onlardan da inananlara ödüllerini verdik. Onların çoğu yoldan çıkmışlardır.
      hadid 27. ayet

      bu ayetten ne anlıyorsunuz yada nasıl anlamamız gerekiyor acıklarmısınız

      ————————————————–
      Kuranda rüku ile alakali tahmini 9 ayet geçiyor

      ————————————————————————
      kuranda secde

      “Ey Meryem! Rabbine huşû ile bağlan, secdeye kapan ve rükû edenlerle birlikte rükû et!”
      ali imran 43.ayet
      —————————————————————————
      Ey iman edenler! Cuma günü namaza çağırıldığı zaman, hemen Allah’ı anmaya koşunuz ve alış-verişi bırakınız. Eğer bilseniz bu sizin için çok hayırlıdır.CUMA 9.AYET

      Namaz bitince artık yeryüzüne dağılınız ve Allah’ın lütfundan aramaya devam ediniz. Allah’ı çokça anınız ki kurtuluşa eresiniz.CUMA 10.AYET

      Onlar bir ticaret ve eğlence gördüklerinde hemen dağılıp ona giderler ve seni ayakta bırakırlar. De ki: “Allah’ın yanında bulunan, eğlenceden ve ticaretten daha hayırlıdır. Allah rızık verenlerin en üstünüdür.CUMA 11.AYET

      BU CUMA NAMAZINI NASIL İZAH ETMEYİ DÜŞÜNÜYORSUNUZ
      ANLAMAK İÇİN SORUYORUM

      not
      http://www.quran-incil.tevrat.com

      sayfasinda GENETIGI DEGISTIRILMIS DIN kitabimi henuz bitirmedim, ancak okumanizi ve yorumlarinizi dinlemek isterim…demişsiniz fakat verdiginiz adrese ulaşamıyorum

      SELAM VE SAYGILARIMLA
      İYİ DÜŞÜNCELER

    • Tengri menem dedi ki:

      Sayın Aziz K. Burkay.
      Yorumlarımı tel’den yazdığım için biraz zor oluyor.
      İleriki günlerde zamanım olduğunda uzun yorum yapacağım, şimdilik “An nu na ki” tanımlamanın doğru olmadığını söylemek durumundayım.
      Sümerlerde An nu na ki tanımlaması bir kişi değildir. Baştaki AN sözcüğü Sümer Dingir/Tengri inancında sonsuz mavi gök, sonsuz mavilik anlamına geldiği için Tanrı anlamında kullanılıyordu.
      Eski Türklerde An sözcüğü Tanrı anlamında kullanılıyordu.
      Örneğin ünlü Türmen şair Mahmutgulu ve Yunus Emre nefesleri.
      NU sözcüğü Turnani diller olan gold dilinde NAİ, Kore dilinde NEİ, Moğol dilinde NİALMA kök sözcüğü oluşturur ve hepsi insanlık anlamına gelir.
      Türkmenler( Türkmenistan) bir kişiyi övmek istediklerinde NAİ başı söylemini kullanırlar.
      Anlamı insanların seçkinidir.
      Bu sözcük yabancı dillerde NOE olarak Nuh peygamber için kullanılmıştır.
      NA sözcüğünün ne anlama geldiğini şu an hatırlamıyorum.
      Kİ sözcüğü ise yer, yerden /dünya anlamında kullanılmıştır.
      Örneğin;
      Sümer inancında “An ki” dünya işleriyle ilgilenen göksel varlıktır.
      Gökyüzündeki düzenle ilgilenen En/An lil’dir.
      Türkçeye Yel olarak giren Lil sözcüğü Sümerlerde uzayı dolduran boşluk anlamında kullanılıyordu.
      Yani Annunaki sözcüğü bir kişi ismi değil, Yer yüzünde kendisine seçkin temsilciler seçen Tanrı An anlamına gelir.
      1400 yıldır hırsızın elinin kesilmesi ayeti kullanıldı, şimdi siz Türkçede sözcük oyunuyla hırsızlıktan elinin çekilmesine cevirdiniz.
      Bunun mucidine sürekli kur-an ayetlerini kafasına göre yorumlayan, tahrif eden Edip Yüksel olduğununda biliyoruz.
      Bundan vaz geçtik diyelim kur-an maide 33’de Allah’a ve resulüne savaş açanları ya öldürün, ya asılması, ya da el ve ayaklarının çapraz kesilmesine ne demeli ???
      Bu damı mecazi kullanılmış sence ?
      Kur-an Allahı’na topla tüfekle saldırı olmayacağı için iyi düşün kardeşim.
      Esenlikler.

      • Aziz K. Burkay dedi ki:

        3. dunya savasinin ayak sesleri duyulurken, yuregimiz kan agliyor….konumuzla ne ilgi var diyeceksiniz…… bilmelisiniz ki; cok cok iliskileri var…. 70 yasinda, kadim bir fizikci dindari bagislarsiniz umarim….

        Sayin Tengri menem, oneriniz icin tesekkurler, ANUNNAKI hakkinda bir sayfa ayrica acmak geregi duygum, ikazinizdan sonra…. Herkes Sumer kulturunu bilemez, uyariniz icin cok tesekkur ederim…

        SAYIN BIR KUL; takdirlerimi sunuyorum…
        QUR’AN, samskritce ve sanskritce ve sumer yazitlari aciga ciktiginda anlasilacak ALLAH vahyidir… insan oglu dort elle yurumeyi bitirip iki ayaginin uzerine kalktigi zaman bunu basarmaya adim atacaktir….

        yuce ALLAH once isyan, yani kendisini inkar etmeyi programladi, sonra iteati….BU TESBITIM QUR’AN’DAKI, HATTA INSANLIGIN MUSTEREK KULTURUNDEKI EN ONEMLI BASLAMA KOORDINATIDIR….

        neresinden bakarsak bakalim bu karmasanin sebebi hadis dinciligidir ve bu insanlari 1400 senedir mantar gibi dondurmustur… tek sebep hadislerdir….

        yuce ALLAH ” sen kitap nedir iman nedir bilmiyordun” diyor, fakat bu emevi abbasi soyunun fasiklari da 1400 senedir Hz. Muhammedi ALLAHA bas danisman, hatta ortak bile yapmislar….

        Yuce ALLAH ‘gece yuruttuk diyor’ bu madarabazlara Mihrajaya, miraca cikti ALLAH ile pazaralik bile yapti diye zerdust modeli bir ritueli dine direk yapmislar… QUR’AN’DA ve islamda namaz denen sey yoktur ve bilinen namaz da sirKlerle doludur… QUR’AN’DA Ruku, Secde ve Dua vardir, namaz YOKTUR…

        seviyeli tartismaya devam, durmak YOK….

        selam ve saygilar…

  76. Aziz K. Burkay dedi ki:

    Sayin Bir Kul kardesim,

    QURAN kimseye meydaan okumaz, bu insana mahsus bir davranistir…

    Tengri Menem kardesin yaklasimi harika… en azindan koru korune saplatisal yaklasmiyor, soruyor ve sorguluyor….

    lutfen diyaloklari germeyelim….

    [ O DİLERSE SİZİ YOK EDİP YERİNİZE YEPYENİ BİR HALK GETİRİR. İbrahim 19]
    (aklınızı başınıza alın! )…

    [ ALLAH DİLERSE SİZİ YOK EDER VE YERİNİZE YENİ BİR HALK GETİRİR. Ve bu, Allah için aziz (güç) değildir. Fatir 16-17] (aklınızı başınıza alın! )…

    Kendisi, Bizzat Kendisi Okuyarak, Sorup Sorgulayarak, Araştırıp Çalışarak Yükselen ve Yöneten Akıllı İnsanlar…

    Dinini, Tarihini, Geleceğini Başkalarından Dinleyerek Uyuyan ve
    Yönetilen Kaderci Zavallılar!…. < bu katagoride olmak istemeyiz degil mi??

    selam ve saygilar….

  77. bir kul dedi ki:

    toro dedi ki:
    23/11/2015, 10:29 BU TARİHLİ YAZINA İSTİNDEN

    İnternet aleminde milyonlarcası mevcut olan propaganda videolarıyla mutlu olmaya ihtiyaç duyacak ve inandığınız şeyin insanlar arasında bir yenme-yenilme meselesi haline gelmesinden medet olacak durumda olmanız ne acı! DEMİŞSİN

    Cevap bir kul dedi ki:
    19/11/2015, 23:18 bu tarihli yazımdır VE AŞŞAGIDAKİ ANLATTIKLARIMDIR

    Acı olanın ne olduğunu öğrenmek istiyorsan bir anlığına delileri düşün ve kendin onun adına sor ben eger aklımı yitirmiş olsaydım benim için akıl olamayacağından ne zaman nede algı nede düşünce nede yorum nede bu sitede yazabilmek nede var olgugunun bile bilincinde olmadan soru soramadan ömrünü bilinçsizce yaşardın yani demem oki bu akletme inasnda varsa buda çarşıdan pazardan manavdan her hangi biryerden temin edilemeyeceğinden bu aklın bir muhteşem var edicisi olduğundan bunuda bu aklın her kişiye devamlı telkin ettiğinden bir yaratıcının olacağını herkesin kendine ısrarla sorgula ve araştır diyerek arayış içine sokarak herkese mutlaka kabul ettirdiğinden bunuda başarabileceğini verdiği akıla bulacağını bildiginden mutlaka ve mutlaka akla bir var edicinin bir iz bir delil bir ikna bir emin olacağı deliller ve bilgiler mutlaka göndereceğini o verdiği akla evet bu dedirteceği deliller hazinesi mutlaka ve mutlaka olmalı yatıştıracağı ayetleri ve kendisini kabul ettireceği tamam bu bu yönde bu bilgilerle ancak aklı yatıştıracağı delilleri karşısına cıkaracagını anlar ve bilir ikna olur
    işte der bu akıl tesadüflerle ve şans eseri zar atmayla hırsızlıklarla ceberrutla vahşice vede evrimleşerek yada tüm zenginlikleri ortaya kayarak elde edilebilecek bir şey olmayacağından bu aklın bir yaratıcısının bir mühendisi bir yaratıcısı bir var edicisi olacağına hükmederek dogru olan tanrının yarattığı herşeyin yaratıcısı olacağından mutlaka bu akla bir kılavuzda vereceğine inanarak araştırmayabalşar ve devamlı okur inceler araştırı sorgular taki doğru olan bir kitabla karşılaşanakadar karşılaştığı kitaptaki biilgilerle ikna olanakadar işte der bu kitabın sahibi benim yaratıcım dır akıl bunu tanır ve ikna olur

    KENDİSİNİ TANITAN AYETLER BAŞKA TANRILARIN BİR KILAVUZU YOK BEN HİÇ GÖRMEDİM DERKEN BU KILAVUZUMUZ OLAN KİTAP GİBİ HER YÖNÜ İLE AKLIN SORACAGI SORA BİLECEGİ TÜM BİLGİLERİ BİLİRCESİNE NER DEN SORARSAN SOR MUTLAKA AKLIN YARATICISI BENİMDERGİBİ SORABİLECEGİ TÜM SORULARIN CEVABINI VERMİŞ BİLGİLERİ VERMİŞ ÖRNEKLEMİŞ VERMİŞ BEN RABBİMİ BİLMİŞİM İŞTE BU BENİM RABBİM DİYORUM ARAYAN MUTLAKA BULUR AKLIM RABBİMİN VARLIGININ TEMİNATIDIR AKLI OLMAYANIN RABBİ OLMAZ ONDAN SORUMLU DEGİLDİR TEZİYLE TERSTEN YOLACIKARAKTA SAGLAMASINI YAPIYORUM AKLIM VARKİ SORGULUYORUM RABBİM SORGULA DEDİGİ İÇİN AKLA AKLETTİRMİŞSE AKILDA SORGULAR SORGULATAN ALLAH BU SORGULATTIRDIGI AKLADA MUTLAKA KENDİİSİNİ AKLA TANITTIRIR BANA ŞİMDİ SEN HANİ GÖREMİYORUM DİYECEGİNİ ŞİMDİDEN BU AKLIMLA HİSSETTİGİMDEN SANA BU HİSSİMDEN YOLA CIKARAK İŞTE SANA DELİL BEN RUHUMUDA GÖREMİYORUM BEN BENDEKİ ŞU MUHTEŞEM OLAN DEGERLERİNDE HİÇ BİRİSİNİ GÖSTEREMİYORUM FAKAT SENİN İNKAR EDEMEYECEGİN BİR YOLLA SANA İSPAT EDECEGİM ONLARI GÖRÜRSEN RABBİMİZİDE GÖRÜRÜrSÜN AKLIN YOLU BİRDİR İNKAR ETTE KÖREYİM TABİ BU DEGERLERİ ATMAMIŞ İSEN HALA TAŞIYORVE KORUYORSAN VAZGEÇMEYEDE HİÇ NİYETİN YOKSA
    RUH AKIL AHLAK ŞEREF HAYSİYET ERDEM ONUR GURUR KİBİR ÖVÜNME SEVİNÇ ÜZÜNTÜ KEDER
    BUNLARI YERDEKİ TAŞ VE YERDEKİ AGAC GİBİ agaçtaki elma gibi BANA GÖSTERİRSEN BENDE SANA RABBİMİZİ GÖSTERECEGİM İŞTE SANA DELİLİM BELGELERİM İSPATIM
    ÖRNEK
    ELMANIN TADINI GÖSTER
    ARMUTUN TADINI GÖSTER MUŞMULLANIN TADINI GÖSTER LİMONUN TADINI GÖSTERSAYAMAYACAGIN KADAR TATLAR HEPSİDE BR BİRİNDEN FARKLI AYRI BUNLARI GÖSTERDE BUNLARIN HİÇ BİRİSİDE YOKTUR HADİ İSPATLA BEN TAT aLAMAYAN BİRİSİYİM BANA BUNLARIN TADINI GÖSTEREBİLİRMİSİN BEN İNKAR EDİYORUM HADİ BUNU İSPATLA EVİN ORTASINDAKİ MEYVALARDAN SADECE BİRİNİ GÖSTER İSPARLA
    1 VAR
    2 YOK
    ben evin odasındaki beyaz gömlekli elmanın tadını göremiyorum elmanın tadı var diyorsan buyur göster
    BEN YOK DİYORUM İNKAR EDİYORUM İSPATLAYABİLECEKMİSİN BAN BUNLARDAN SADECE BİRİSİNİ BEKLİYORUM

    SORU BU AKIL NİYE HERKESTE İSTİSNASIZ YARATICISINI SORGULATIR BİR YARATICI ARAR VARDIR DER CÜNKİ SORGULAYAN AKIL AKIL OLDUGUNDAN AKLETTİGİNDEN BUNUDA KENDİSİ VAR ETMEDİGİNİ BİLDİGİNDEN BENİ KİM VAR ETTİ DİYEREK TEREDDÜTSÜZ YARATICISINI ARAR BU YÜZDEN ARAR BU YÜZDEN BIKMADAN USANMADAN ISRARLA DİKTA EDEREK BANA GÜVENDER BENDE BU AKLIMA GÜVENEREK TEREDDÜÜTSÜZ AKLIMA VE MANTIGIMLA HAREKET EDEREK ARAŞTIRIRIM
    SORU BU KURAN NEDEN AKLI OLANLARA HİTAB EDER NİYE AKLI OLMAYANLARI DA MUHATAB ALMAZ SORUMLU TUTMAZ NE YANİ MAYMUNDA OLAN NEFİS BENDEDE SENDEDE VARHER İNSANDA VAR ONDA EKSİK OLAN NE ACABA NİYE MAYMUNLARDA SORUMLU TUTMUYOR BU KİTAB BİR İNÇELİYORUM ŞUUR YOK AKIL YOK BİLİNÇ YOK SORGULAMA YOK EVET DİYORUM BU KİTAB KİME NASIL MUAMELE EDECEGİNİ COK İYİ BİLİYOR AKLIM TATMİN OLUYOR BAŞKA ARAYIŞLAR İÇİNE GİRME SORGULAMA İHTİYACI HİSSETMİYOR TATMİN OLMUŞ RAHATLAMIŞ SAKİNLEŞMİŞ TELEŞLANMADAN VAZGECMİŞ OLARAK BENLİGİME ŞİMDİDE KİTAPTA ALLAH BU AKLI BU NEFSİ VS VS NASIL KULLANMAM GEREKTİGİNİ ARAŞTIR ONA GÖRE EKSİKLERİNİ TAMAMLA ANA YASA KİTABI GİBİ HER KURALI OKU ANLA HAYATINA GECİR VE YAŞA DİYOR NEFSİM BANA YÜKLENEREK HAYATINI MAHVEDECEKSİN HAYATINI SINIRLANDIRACAKSIN KAZANCINDAN YOKSULLARA VERECEKSİN SEN ENAYİMİSİN DESEDE ONU SUSTURUP YATIŞTIRIP SAKİNLEŞTİRİRİMBAK DERİM SANADA HELAL DAİRESİ VERMİŞ SENİ SAFDIŞI ETMEMİŞ SENİ YOK SAYMAMIŞ SADECE SINIRLANDIRMIŞ HELEL OLAN KURALLARLA BU NEFSİNİ DOYUR DEMİŞ DER ONU KÖLELEŞTİRİP AKIL VE MANTIHIN EMRİNE VERİRİM EKSİKLERİM VE HATALARIMLA YANLIŞLARIMLA BEŞER BİR KUL OLARAK

    AKLI KULANABİLENLER
    Her şeyden önce, neye inanırsa inansın, ne kadar yanlış kimse olursa olsun, herkesin doğru kabul edeceği bir gerçek vardır. Bu gerçek, “insanın sahip olduğu en önemli melekesinin, akıl kullanabilmesi” olmaktadır.
    Akılı iyi kullananabilenler, diğerlerine göre her şeyden önce doğru-yanlış, gerçek-yalan ayrımını çok daha iyi yapabilirler, bulabilirler. İşte bu nedenle, doğru ve gerçek olan kişi ve sözler akıldan ve akıllı kişilerden korkmazlar, çekinmezler. Ancak, yalan, hile ve tuzakların çok olduğu bir kişi yada kaynak ise bunlar kendinde ne kadar çoksa akıldan ve aklını kullanabilenden o derece büyüklükte korkarlar.
    Çünkü, şimdi olmasa bile sonra, birisi olmasa bile başka birisi akıl ederek yalanı ortaya çıkaracaktır. Bu yüzden, ancak yalan söylemeyen, yanlış olmayanlar akıldan korkmaz, aksine akıllıyı muhatap alır.
    Rabbimiz, yarattığı insanları kulluk etmeleri için yaratmış olup, insanların kulluk etmelerini bekler. Kulluğu nasıl edeceklerini de insanlara indirdiği kitaplarda açıklar, resullerle bunu insanlara ulaştırır.
    İşte, rabbimizin sözlerinden oluşan son kitap kuranda bu şekilde hep akıl etmeyi, düşünmeyi ister. Akıl etmeyenleri, yeterince düşünmeyenleri ikaz eder, öğüt almalarını öğütler. Öyleki, akıl özürlüler dinden muaf tutularak, sadece akıllılar dinle, kuranla muhatap tutulur.
    Bu da, kuranın ne kadar doğru olduğunun en birinci kanıtıdır. Kuranda yalan, yanlış, hile, hata olsaydı akıllı insanı muhatap almazdı. Çünkü, akıllı insanlar bu olumsuzlukları er yada geç mutlaka farkederler ve onu önemsiz hale getirirlerdi.
    Kuran Allah sözü olduğu için, akıllı insanları kendine davet eder. Bu yüzden, kuran bütün insanlara meydan okuyarak, kendisinin benzerini getiremeyeceklerini, kendisinde çelişki bulamayacaklarını iddia eder. Nitekim, kuranın yanlışlanamayacağı, onda çelişki bulunumayacağı ortadadır. Aksi halde; islamı yok etmek için düzenlenen kanlı savaşlara gerek kalmaksızın şimdiye kadar çoktan bu becerilirdi.

    TORO BU AKLI ALLAH IN KİTABI DIŞINDA HİÇ BİR KAYNAK HİÇ BİR BELGE HİÇ BİR TANRI HİÇ BİR DEGER PARA ALTIN KÖŞK TATMİN ETMEZ KISACASI HİÇ BİRŞEY TESKİN EDEMEZ SUSTURAMAZ BASTIRAMAZ TAAKİ BULANAKADAR SENİN ADINADA KONUŞUYORUM DİGER TÜM AKILAR ADINA DA AKLIMLA KONUŞUYORUM BAK AKLIMLA DİYORUM AKIL DEGERLER YARGISINI COK İYİ BİLDİGİNDEN BU DEGERLER HER AKILDA DA OLDUGUNDAN SENİN AKLINDA DİGER LERİNİN AKLIDA BENİM AKLIM GİBİ HEPSİ AYNI SORULARI AYNI TELAŞI AYNI ARAYIŞI YAPARLAR

    AKIL VİJDAN NEFİS HERKESTE AYNI KIRİTERLERDE İŞLER ARADAKİ FARK NEKADAR BİLİNÇLİ NEKADAR DUYARLI OLDUGUNA BAGLIDIR HERKESTE DUYARLILIK ORANINDA ARTAR VE EKSİLİR HERKESTE EŞİTTİR İLKELER BAZINDA FARKLI DEGİLDİR
    ISRARLA VARDIRDİYENLERLE ISRARLA YOKTUR DİYENLER KESİNLİKLE RABBİNİ BULMUŞTUR

    BU İKİSİ BU KURANI OKUMUŞLARDIR İSTİSNALAR HARİÇTİR

    NOT ALLAH I BİLMEK YETERLİ DEGİLDİR

    Gerçek erdem yüzlerinizi doğuya veya batıya döndürmeniz değildir. Fakat gerçek erdem kişinin Allah’a, ahiret gününe, meleklere, İlahi kelama, peygamberlere inanması, malı -ona sevgi duymasına rağmen- yakınlara, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışlara, isteyenlere ve özgürlüğü elinden alınanlara vermesi, namazı istikametle kılması, zekatı gönlünden gelerek vermesidir. Onlar söz verdikleri zaman sözlerinde dururlar, şiddetli zorluk ve darlıklara karşı göğüs gererler. İşte bunlardır sözlerine sadık kalanlar… Takvaya ermiş olanlar da bunlardır.BAKARA 177.AYET

    İHLAS SÜRESİ
    1 DE Kİ O ALLAH TEKTİR 2 ALLAH SAMED DİR 3 O DOGURMAMIŞTIR DOGURULMAMIŞTIR
    4 ONUN HİÇ BİR DENGİ YOKTUR

    De ki: “İster Allah deyiniz, ister Rahmân deyiniz! Hangisini deseniz olur. Çünkü en güzel isimler, O’na aittir. Namazında yüksek sesle okuma; onda sesini fazla da kısma; ikisinin arası bir yol tut!”
    İSRA 110.AYET

    BAŞKA TANRILARIN KENDİSİNİ TANITMASI VEDE DEGERLER SİSTEMİNİN OLMASI YANİ BİR KİTABININ OLMASI GEREKİR BU TANRININ BİRİNÇİ HEDEFİ AKLA HİTAB EDEN OLMASI GEREKİR BİLİNÇE HİTAP EDİYOR OLAMSI GEREKİR BİLİNÇ BİLİNÇLE HAREKET EDECEGİNDEN İLK KURALI AKLA MANTIGA YÖNELİK OLAMK ZORUNDADIR BU KURANIN YANINA BİR TANE BİLDİGİN BİR KİTAP VARSA BAN BİLDİR BEN BİLMİYORUM BU KURANDAN DAHA SAMİMİ DAHA İYİ KENDİSİNİ KİTABINDA ANLATAN VEDE YARATTIGI KULLARINI KENDİSİNE NASIL KULLUK ETMELERİ GEREKTİGİ VEDE KENDİSİNİN KİTABINDA OKUDUGU ZAMAN VERDİGİ O AKLI TESKİN EDECEK YATIŞTIRACAK TAMAM BU KİTAB DIR DEDİRTECEK BİR KİTAB VARSA BANA ADRESİNİ VER İNTERNETTEN İNDİRİP BAKAYIM SSORGULAYAYIM

    Bakın elimizde iki seçenek var!

    1-Bahsedilen tanrılar VAR! DEMİŞSİN

    2-Bahsedilen tanrılar YOK!DEMİŞSİN

    Benim görüşüm de zaten belli!

    Şimdi bu durumda öncelikle VAR diyenin yani bir olma ihtimalinden bahseden kişinin olduğunu söylediği şeyi kanıtlaması gerekmez mi?DEMİŞSİN

    BEN YUKARIDA CEVAPLADIM SENDE CEVABIMI CÜRÜT SOMUT VERİLERLE BELGELİ VE DELİLLERLE OLSUN AFAKİ OLMASIN BEN AFAKİ YOLLARLA DEGİL BİZZAT İNSANDAKİ DEGERLERLE İSPATLADIM BUNU AKLI BAŞINDA DEGERLERİNDEN TAVİZVERMEYE NİYETİ OLMAYANLAR HARİÇ HİÇ BİR VİJDANLI KİŞİ BUNUN AKSİNİ SOMUT VERİLERLE CÜRÜTEMEZ CÜRÜTÜRÜM DİYORSA KESİNLİKLE VARSAYIMLARLA KELİME OYUNLARIYLA LAF CAMBAZLIGIYLA BUNLARLA DEGİL İLKELİ BİRŞEKİLDE AKLIN REDDEDEMEYECEGİ BİRŞEKİLDE SAMİMİ BİR ŞEKİLDE CEVAPLAR

    DÜŞÜNMEDEN ÖĞRENMEK FAYDASIZ, ÖĞRENMEDEN DÜŞÜNMEK TEHLİKELİDİR

    GÖRMEK İSTEYENLER İÇİN YETERİNCE IŞIK İSTEMEYENLER İÇİN YETERİNCE KARANLIK VARDIR.

    ÖN YARGI AKILIN ATILDIGI KÖR KUYUDUR

    EGER BİR ÇELİŞKİ GÖRÜRSEK BU NE İLMİN KENDİNDE NEDE DİNDEDİR İNSANIN KENDİNDEDİR

    Karşıdaki adama diyorsunuz ki, ”olmadığını kanıtla”! Peki olmayan bir şeyin olmadığı nasıl kanıtlanır? Üstelik siz VAR dediğinizi sadece bir takım öngörüler ve hikayeler haricinde VAR edemiyorsunuz?DEMİŞSİN
    BU DEDİGİNİ SİZLER YAPIYORSUNUZ

    Yani diyorsunuz ki, odanın içinde beyaz elbiseli bir adam var! Diğerleri de diyor ki odanın içinde beyaz elbiseli bir adam olamaz!DEMİŞSİN

    BEN DİYORUMKİ ODANIN İÇİNDE 1 ADET KİRAZ VAR VE BU KİRAZIN TADI YOK SENDE BU KİRAZIN TADI OLDUGUNA DAİİR YERDEKİ OT GİBİ YERDEKİ TAŞ GİBİ YADA BEYAZ GÖMLEK GİBİ KİRAZIN TADINI GÖSTER BANA BEN TAT ALAMAYAN BİR KULUM EGER VAR DİYORSAN BU İDDİANI İSPATLAMAKTA SANA DÜŞER BAK GÖRDÜNMÜ İŞTA AKIL AKLI GECER AKIL DİGER BİR AKILLA BÖYLE MÜCADELE EDER AKLETTİGİNİ GÖEDÜM NEFİSİNİ KONUŞTURDUGUNUDA GÖRDÜM BENDE SANA AKLIN SINIRINI AŞAMAYACAGINI DİGER BİR AKLI KANDIRAMAYACAGINI ZITLAR DAN YOLA CIKARAK SENİN UYANIKLIGINA BENDE AKLIMIN BANA VERDİGİ KABİLİYETİ KULLANARAK SENİ N SORUNU BÖYLE CEVAPLADIM ŞİMDİ BUNU NASIL AŞMAYI DÜŞÜNÜYORSUN İLKELERİ DEGERLERİ KORUYARAK

    evrenle karşılaştığında varlığı bir atom kadar bile yer kaplamayacak insanın hiçbirşey bilmediği bir evren hakkında herşeyi biliyormuş edasıyla yaptığı anlamsız tümevarımlarını kullanmaya çalışırsanız çuvallarsınız! DEMİŞSİN

    CUVALLAYANIN KİM OLDUGUNU HER AKIL GÖRÜYOR TOROCUM SEN HİÇ MERAK ETME

    Üstelik bu dünyada insanlar var oldukları süre zarfında sadece 1 tanrıdan da bahsetmiş değilken, siz bırakın bir tanrının varlığını kanıtlamayı var olanın hangisi olduğunu bile kanıtlıyamıyorsunuz!DEMİŞSİNİZ

    HER İNSAN BİR DÜNYA DEMEKTİR YANİ 1 TANEDİR KİMLİGİ PARMAGINDADIR VE ONDAN BAŞKA İKİNÇİ BİR KİŞİ YOKTUR BENZEMESİİ HARİÇ TEK YUMURTA İKİZLERİDE DAHİLDİR BUNA HER İNSANIN BİRTA NE AKLI VARDIR HER İNSANIN BİR TANE BABASI VARDIR HER İNSANIN BİR TANE ANNESİ VARDIR BU DURUMDA AKLIMIZA BUNLARI SORGULAYARAK YOLA CIKTIGIMIZDA BUNLARINDA SAHİBİ BİZLER OLMADIGINDAN BUNLARI BİR YARATICI YARATMIŞ OLACAGINI AKLIM BANA SÖYLEDİGİNDEN AKLIM DERKİ DEMEKKİ TEK OLMALI DER
    KUR’AN MEYDAN OKUYOR !

    Kur’an emsalsiz olduğuna ve benzerinin oluşturulamayacağına dair meydan okuyan bir kitaptır. Bu meydan okuma şu dört ayetle yapılmış ve kademe kademe gerçekleştirilmiştir.
    Önce inkarcılardan o zamana kadar inen kısmının benzerinin getirilmesini talep eder:
    İSRA 17/88 De ki: “Andolsun, bu Kur’ân’ın bir benzerini ortaya koymak üzere insanlar ve cinler bir araya gelseler, birbirlerine destek de olsalar, benzerini getiremezler.”
    Sonra meydan okuyuşundaki isteği daraltır ve Kur’an’ın tamamından onun içindeki 10 sureye talebini indirir:

    HUD 11/13 Yoksa, “onu kendisi uydurdu” mu diyorlar? De ki: “Eğer doğru iseniz, Allah’tan başka çağırabildiklerinizi yardıma çağırın da onun gibi uydurulmuş on sûre getirin.”

    Bu 10 Sure talebine de kimse cesaret edip cevap veremez, yani bir şeyler ortaya koyamaz.
    Son safhada meydan okumada talebini daha da indirir ve tek bir Sure getirmelerini ister.

    YUNUS 10/38 Yoksa, “Onu uydurdu” mu diyorlar? De ki: “Eğer doğru iseniz, Allah’tan başka, gücünüzün yettiklerini çağırınız da, onun benzeri bir sûre getiriniz.”
    İşte bu üç ayetle meydan okumasından bir sonuç alamayınca inen bir ayetle, bu işin hiç bir zaman oluşturulamayacağının altını çizer:

    BAKARA 2/23 Eğer kulumuza indirdiğimiz Kur’ân’dan şüphe ediyorsanız, siz de onun bir sûresinin benzerini getiriniz ve eğer sözünüzün eri iseniz Allah’tan başka tapındıklarınızı da yardıma çağırınız.

    ‘’ Eğer kulumuza indirdiklerimizden şüpheye düşüyor iseniz Allah’tan başka tüm yardımcılarınızı da çağırın.

    BAKARA 2/24 Kur’an’ın veya on suresinin benzerini getiremediniz; bir suresinin benzerini de asla getiremeyeceksiniz. O halde yakıtı insanlar ile taşlar olan ve kâfirler için hazırlanmış bulunan ateşten korkun!

    Bu ilahi sözler şimdiye kadar hiçbir benzerinin oluşturulamadığının ve kıyamete kadar da oluşturulamayacağını kesin bir dille belirtir.

    YÜCELER YÜCESİ OLAN ALLAH MEYDAN OKYACAK VE ŞU ZAMANA KADARDA KİMSE MEYDAN OKUMAYA KARŞI CIKIP CÜRÜTEMEYECEK BENDE BU DURUMU AYAN BEYAN TÜM İNSANLARIN BİLDİGİ GİBİ BİLECEGİM SONRA KALKIPTA AKLIMA VE MANTIGIMA DEGİLDE HEVA VE HEVESİME UYARAK BİZ ACİZ KULLARIN ACİZ DURUMU KARŞISINDA AKILSIZLIK EDECEGİM

    HİCR 15 /9 Kur’ân’ı kesinlikle biz indirdik; elbette onu yine biz koruyacağız.

    ALİ İMRAN 3/193“Ey Rabbimiz! Gerçek şu ki biz, ‘Rabbinize inanın!’ diye imana çağıran bir davetçiyi işittik, hemen iman ettik. Artık bizim günahlarımızı bağışla, kötülüklerimizi ört, ruhumuzu iyilerle beraber al!”

    NOT BU KİTAP BİR BEŞERE AİT OLSA İDİ CÜRÜTÜLÜRDÜ BU KESİNDİR BENİM AKLIM VE MANTIGIM BİR BEŞER HER NE YAPMIŞ VE HER NE YAZMIŞ İSE KESİNLİKLE BİR BAŞKA BEŞER OLAN BİRİ ONUN HERNE YAPTI VE HER NE YAZDI İSE HEM AYNISINI HEMDE DAHA İYİSİNİ HEMDE EN KÖTÜSÜNÜ YAPMIŞTIR VE YAPAR İŞTE BU BİR SAGLAMADIR AKILI İNSAN AKIL VE MANTIGINI KULANIR ASLA MEYDAN OKUMAYA KARŞILIK VEREMEYEN BEŞERE GÜVENMEZ AKIL VE MANTIGI İLE DÜŞÜNEN BİR İNSAN

    SORU NİYE BU KİTABIN SAHİBİ MEYDAN OKUMUŞKEN GECMİŞTEKİ İNKAR EDENLER VE ŞİMDİKİ LER KOLAY YOL OLAN MEYDAN OKMAYI BENİMSEMEK VARKEN NİYE ZOR OLAN SAVAŞLARI SECMİŞTİR HALADA MEYDAN OKUMA ORTADA DURUYORKEN HELE HELE TEKNOLOJİDE COK İLERİDE İKEN HERTÜRLÜ YARDIMI ALABİLECEGİNİZ TEKNOLOJİ ELİNİZİN ALTINDA DURUYORKEN NİYE HALA KOLAY YOL VARKEN YİNE COK ZOR OLAN İFTİRA KARALAMA HAKARET YALAN DOLANI SECİYORSUNUZ BUNU AKKLIM ALMIYOR
    NİYE COK KOLAY BİR YOLU SECMİYORSUNUZ OKADARMI KENDİNİZE GÜVENMİYORSUNUZ HAYRET 1400 SENE ÖNCE TAŞ ÇATLASIN NUFUSU YÜZ MİLYONU GECMEYEN OLASI BİR RAKAMA MEYDAN OKUMUŞ OLAN BU KİTABIN SAHİBİ YÜCE ALLAH MEYDAN OKUMAYIDA SONLANDIRMAMIŞKEN HATTA MEYDAN OKUMASINA HİÇ BİR ZAMANDA YAPAMAYAKSINIZ DA DİYEREK KIYAMETE KADARDA MEYDAN OKUMASI ORTADA İKEN ŞU AN DÜNYANIN NUFUSUDA 7 MİLYAR KÜSUR İKEN YANİ İŞİNİZ OKADARDA KOLAYLAŞMIŞ KEN HALADA MÜÇADELENİZİ AKIL VE MANTIK YOLU İLE DEGİLDE KURALSIZ KURAL DIŞI HERYOLU SECEREK DEVAM EDİYOR OLMANIZI ANLAMIŞ DEGİLİM YANİ BU DURUMUN ASLINDA İSPAT OLDUGUNU KABULLENMİŞ OLDUGUNUZUN GÖSTERGESİ DİR
    BAŞKA BİR ŞEY DİYEMİYORSA KENDİSİDİE BU DURUMUN FARKINDA DEMEKTİR
    BUNUN BAŞKA BİR YOLU YOKTUR TEK BİR YOL VAR MEYDAN OKUMAYA CEVAP LAYARAK CÜRÜTECEKSİNİZ
    YADA KABULLENMESENİZDE İNANMASANIZDA MEYDAN OKUYAMADIK BU YÜZDEN BU KİTABIN SAHİBİ OLAN YÜCELER YÜCESİ YÜCE ALLAH IN DOGRU SÖYLEDİGİNİ KABULLENECEKSİNİZ KABULLENMEK İLLAKİ İNANMAK DEMEK DEGİLDİR KABULLENİRSİNİZ SONRADA DERSİNİZKİ BEN KENDİ HEVA VE HEVESİMLE YAŞAMAK İSTİYORUM YÜCE ALLAH DA ZATEN KİMSEYİ ZORLAMIYOR KENDİSİNDEN KENDİSİ ÇOK EMİN SONUNDA BANA DÖNECEKSİNİZ DİYOR

    RAD 13/31 Eğer, Kur’ân ile dağlar yürütülmüş veya yeryüzü parçalanmış yahut ölüler konuşturulmuş olsaydı, kâfirler yine inanmazlardı. Halbuki bütün işler Allah’a aittir. İnananlar hâlâ anlamadılar mı; Allah dilerse, bütün insanları yola getirebilirdi. Allah’ın sözü yerine gelene kadar, yaptıklarından ötürü, inkâr edenlerin ya başlarına yahut evlerinin yakınına düşecek bir vurucu felâketin gelmesi kaçınılmazdır. Doğrusu, Allah verdiği sözden caymaz.

    PEYGAMBERLER SADECE YÜCE ALLAH IN ELCİ SİDİRLER BUNLAR DA SADECE YÜCE ALLAH IN EMRİNİ YERİNE GETİREN ASLA VE VE ASLA EMRİN DIŞINA CIKMAYAN İNSANLIKTA EN ÜST SIRAYI ALMAYI LAYIKI İLE HAK EDEN ERDEMLİ ONURLU SAYGIN BİRER ÖRNEK İNSANLARDIR

    —————————————————-
    İslam dininin en büyük mucizesi Kur’an’dır. On beş asırdır Kur’an’ın “Haydin gelin Kur’an’ın bir tek suresine bir nazire yapın / bir suresinin bir benzerini yapın; eğer yapmaktan âciz kaldıysanız, bilin ki bu Kur’an, göklerin ve yerin gaybını bilen Allah’ın kelamıdır.” manasına gelen meydan okuyuşu, şimdi de geçerlidir. Kur’an’ın belagatı mucize olduğu gibi, koyduğu evrensel ahlakî prensipleri de birer i’caz parıltısını göstermektedir.
    İslam dini gibi A’dan Z’ye bütün hükümleri, prensipleri makul, âdil ve ahlakî olan bir nizamı ortaya koyması, başlı başına bir mucizedir.
    “Eğer Muhammed bazı sözler uydurup bize iftira edecek olsaydı, onun şah damarını koparırdım. Sizden kimse de buna mani olamazdı. Şüphesiz o müttakiler için bir irşaddır.” (Hakka, 69/44-48)

    mealindeki ayetlerden maksat, Hz. Peygamber (asv)’in vahyi değiştirmesinin imkânsızlığını belirtmektir. Devamındaki ayetler ise Hz. Peygamber (asv)’e yalancılık iftirasının atılacağını da haber vermektedir:

    “Elbette sizden bazılarının Peygamberi yalancı saydığını biliriz. Şüphesiz o, kâfirler için büyük bir pişmanlıktır ve o, yakînin ta kendisidir. O halde, ey şanlı elçi! Haydi öyleyse sen de Rabbinin yüce adını zikret.” (Hakka, 69/49-52)

    “Kur’ân’ı kendi sözleri olarak tanımlaması” yakıştırması çok cahilce ve de acemice bir iftiradır. Çünkü, bütün kâfirler de biliyorlar ki, Hz. Muhammed (s.a.m)’in bütün davası “Kur’an’ın kendi malı olmadığı, Allah’ın sözü olduğu” ekseninde dönüyor.

    Kur’an’ı Cenâb-ı Hakk’ın hıfz ve himayesine alması, onu kıyamete kadar lâfız ve mânâ bakımından bir mu’cize olarak devam ettirmeyi taahhüd etmesidir. Nitekim Kur’an’da şöyle buyurulur:

    «Muhakkak ki bu Kur’an’ı biz indirdik ve onu koruyacak, muhafaza edecek, devam ettirecek de biziz.:.» (Hicr, 15/9).

    Bugün yeryüzündeki bütün Kur’ anlar aynıdır. Hiçbir farklılık ve değişiklik yoktur.
    ————————————————————-
    Kur’ân’ın, geçmişe dair verdiği haberlerin katiyyet ve doğruluğu kadar, geleceğe aid ihbarâtı da o ölçüde önemli ve başlı başına bir mucizedir.

    Mesela, senelerce evvel Mekke’nin fethedileceğini ve Kâbe’ye emniyet içinde girileceğini
    “Allah dilediğinde, güven içinde başlarınızı traş ederek ve saçlarınızı kısaltarak korkmadan Mescid-i Haram’â gireceksiniz.” (Fetih, 48/27)

    ayetiyle haber verdiği gibi, İslâm’ın bütün bâtıl sistemlere galebe çalacağını da
    “O, Resûlünü, hidayet ve hak dinle gönderdi ki bütün dinlere galebe çalsın. Şâhid olarak Allah yeter.” (Fetih, 48/28)

    beyanıyla ilân etti. Kezâ, o gün Romalılar karşısında savaş galibi görünen Sâsânilerin yenileceğini ve aynı zamanda, Bedir gâlibiyetiyle Müslümanların da sevineceğini
    “Rum yenildi (bölgenize) en yakın bir yerde. Onlar bu mağlubiyetden sonra (yeniden) galebe çalacaklar. Birkaç yıl içinde. Bundan önce de sonra da iş Allah’a aiddir. O gün mü’minler de sevinirler.” (Rum, 30/2-4)

    müjdesiyleduyurmuşdu; vakti gelince Kur’ân’ın haber verdiği gibi çıktı. Bunun gibi,
    “Ey Resûl, Rabbinden sana indirileni duyur; eğer bunu yapmazsan O’nun elçiliğini yapmamış olursun. Allah seni (insanlardan gelen kötülüklerden) koruyacaktır.” (Maide, 5/67)

    ayetiyle de, en yakınındaki amcasından, düşman millet ve düşman devletlere kadar çevresi düşmanlıklarla sarılı olduğu halde, hayatını emniyet içinde geçireceği va’dolunmuşdu ve öyle de oldu.

    Değişik ilim dallarının inkişâfıyla, âfâk ve enfüsün yâni insan mâhiyeti ve mekânların didik didik edileceğini, ilmî buluş ve tesbitlerin, yeni yeni keşiflerin insanoğlunu inanmaya zorlayacağını
    “Biz onlara, ufuklarda ve kendi nefislerinde mucizelerimizi göstereceğiz ki, o (Kur’ân ve Kur’ân’ın getirdikleri)nin gerçek olduğu onlara iyice belli olsun. Rabbinin her şeye şâhid olması yetmez mi?” (Fussilet, 41/53)

    mucizevî beyanıyla ifâde etmişti ki, günümüzde süratle o noktaya doğru gidilmektedir. Ayrıca, Kur’ân, nazil olduğu günden bu yana

    “Deki: And olsun, eğer insanlar ve cinler şu Kur’ân’ın bir benzerini getirmek için toplansalar, yine O’nun benzerini getiremezler. Birbirlerine arka verseler de.” (İsra, 17/88)

    deyip, hasımlarının damarlarına dokundurduğu halde, bir-iki küçük hezeyanın dışında, kimsenin ona nazire yapmaya teşebbüs etmemesi ve edememesi, onun verdiği haberi doğrulamakda ve mucize olduğunu ilan etmektedir.
    ———————————————————————
    Kur’ân-ı Kerim’in nâzil olduğu ilk yıllarda, Müslümanlar az, zayıf, iktidarsız ve geleceğe aid hiçbir düşünceleri yoktu. Ne bir devlet, ne dünya hakimiyeti ne de yeryüzündeki sistemleri altüst edecek dinamikleri hâvi yeni dinin güç kaynağı adına hiçbirşey bilmiyorlardı. Oysa ki, Kur’ân
    “Allah sizden, inanıp iyi işler yapanlara va’deti ki; onlardan öncekilerini nasıl hükümrân kıldıysa, onları da yeyüzünde hükümran kılacak ve kendileri için seçip beğendiği dinlerini sağlama bağlayacak ve korkularının ardından da onları güvene erdirecektir.” (Nur, 24/55)
    ayetiyle onlara, bu yüksek hedefleri gösteriyor ve cihanın hakimi olacakları müjdesini veriyordu
    Kur’an’ın bir benzerinin getirilememesi de Onun Allah Kelamı olduğuna delildir:

    Ha diyorsanız ki hayır çok kolay kanıtlarım, benim buna ihtiyacım yok, bu durumda siz benim ricamı kırmayında bahsettiğiniz tanrının ZEUS olmadığını bana bir kanıtlayıverin!DEMİŞSİN YUKARIDA KANITLADIM EGER NEFSİNİ DEGİLDE AKIL VE MANTIGINLA İLKELERLE HAREKET EDERSEN

    Bakın ne kadar kolay ya da kanıtlaması mümkün bir istekte bulundum! Yapacağınız tek şey ”odanın içindeki beyaz elbiseli” adamı bana göstermek ve onun bana ben ZEUS değilim demesini sağlamak! Sonrasında bana diyecek ne kalır ki?DEMİŞSİN
    1 HER İNSAN KİMLİK BOYUTUNDA 1 TANEDİR
    2 HER İNSANIN RUHU 1 TANEDİR
    3 HER İNSANIN KENDİ AKLI BİRTANEDİR
    4 HER İNSANIN 1 TANE BABASI VARDIR
    5 HER İNSANIN 1 TANE ANNESİ VARDIR
    6 HER İNSANIN BİR TANE KALBİ VARDIR

    7 BENİM AKLIM BANA DİYORKİ BİR YARATICI ANCAK TEK OLMALIKİ MANTIKLI OLSUN AKIL REDDETMESİN AKLA UYGUN OLMALIKİ AKIL TESKİN OLSUN RAHATLASIN İKNA OLSUN AKIL SADECE 1 YARATICI DEGİL TEK YARATICININ OLMASI GEREKTİGİNİ AKLIM BANA SÖYLÜYOR VEDE KENDİ RUHUMUN DURUMU GİBİ AKLIM GİBİ ELMANIN TADI GİBİ VAR OLDUGUNU BİLDİGİMDEN BUNLARI İNKAR EDEMEYECEGİMDEN GÖSTEREMESEMDE İŞTE SANA RABBİMİZ ONUDA GÖREMİYORUM FAKAT AKLIMLA ELMADAKİ TAT GİBİ RUHUM GİBİ GÖRÜYORUM TEREDDÜTSÜZ ŞEKSİZ VE ŞÜPHESİZ BİLİYORUM KENDİMDEKİ YAŞADIGIM DEGERLERDEN YOLA CIKARAK İSPATLIYORUM

    SENDE BUYUR SOMUT BİR ŞEKİLDE CÜRÜT

    SELAM VE SAYGILARIMLA

    İYİ DÜŞÜNCELER

  78. Aziz K. Burkay dedi ki:

    Bu Gezegende ve Tarihin Hiç Bir Diliminde
    Ekrâd, Kürt, Akraad, Kurdi veya Kûrd
    Diye Bir Millet veya Irk Olmamıştır.

    Günümüzde de kendilerine Kürt diyen, ayrı bir ırk veya milletmiş gibi ayrıcalık yapanlar Sümer’in yok olma dönemlerine rastlayan tabletlerde de açıkça yazıldığı gibi Kürtler, Sümer’de Kengerlerin bir sülale yani aile adıdır, ayrı bir ırk veya millet değildir…

    Kürtler; öz ve kandaş, aynı DNA zincirinden gelen Türk oğlu Türklerdir.

    Sadece sülale, yani aile unvanı Akraad veya Ekrâd veya Kurdi veya Kûrd sözcüğü ile Sümer’de yaşamış, ayrı bir ırk veya millet değil, Kengerlerin bir boyu (kolu) olan Türklerdir.

    Günümüzde de Selçuklular, Oğuz boyları, Başkurtlar, Karahanlılar veya Kırgızlar vb. gibi unvanlarla asırlarca, aile unvan isimleriyle yaşamış insanlar Türk milletinin fertleridir, başka bir millet veya IRK değildirler…

    Kenger-Sümerce lisanında; Akraad veya Ekrâd veya Kurdi veya Kûrd sözcüklerinin anlamı ‘çadır sakini, çadırda yaşayan’ (*) demektir.

    Bu tarihi tespitimi, günümüzde de kendilerini farklı bir ırk zan edenler, yabancıların hazırladığı ithal edilmiş ve kirletilmiş tarihlerle eğitildikleri için bilmezler, bilemezler. Çünkü kullanılmaktadırlar…

    Uluslararası Gen Bankası bu detayları çok iyi bilmektedir. Vatanımdaysa bunun bilimsel tabandan başlayıp araştırmayanların karanlık amaçlarını her AKIL sahibi insan sorgulamalıdır. Kardeşi kardeşe kırdırmaktadırlar.

    Bu ve benzeri nedenlerle “Dinini, Tarihini, Geleceğini Başkalarından Dinleyerek Uyuyan ve Yönetilen Zavallılar!.” tanımını kullanmak zorunda kaldım…

    Bu çalışmamın net kanıtı DNA soy araştırma ve GEN haritasıyla açığa çıkacaktır. Bu, genetik bilimcilerin, devletin en asli ödevidir…

    Kürt sözcüğünün orijinali ‘Akraad’ veya ‘Ekrâd’ veya ‘Kurdi’ veya ‘Kûrd’ olarak Kengerlerin kurduğu yüksek medeniyet Sümer tabletlerinde mevcuttur.

    M.S 12nici Y. Yıla kadar da tarihin hiç bir sahnesinde görülmediler ve derme çatma, devşirme dillerinde gramer ve kural da yoktur. Günümüzde konuştukları dilleri de içinden çıkılamaz karmaşalarla doludur. Tarihin hiç bir diliminde herhangi bir birlikteliği temsil eden bayrakları da olmamıştır; çünkü Türk milletinin bir koludurlar.

    Bu tespitimi DNA soy araştırma ve GEN haritası araştırmalarından sonra ayrı bir kitapta tarihi belgeler, kanıtlılar ve detaylarıyla yazacağım.

    (*) Asya’da yaşamış bütün Türk urukları, boyları GENELLİKLE YEDİ DİREKLİ , nadiren dört direkle yapılmış Otağlarda (otak da denir) yaşadılar.

    Birkaç direkli, uzun bölümlü çadırlara “oba”, gölgelenmek için gündüzleri kullanılan çadıra da “günlük” ismi verilmiştir. Yuvarlak ve tavanları kubbeli çadırlara “yurt”, pencerelerine “tünlük” denir. Develerin konulduğu çadırlara da “kaytaban” denilmiştir.

    Sümer’i tesis etmiş olan Kenger Türkleri de tarihilerinde asla çadırdan (Otağ) başka bir yerde yaşamadılar. Asla sabit yerleşke olarak bina veya ev yapmadılar… M.O 1. Y Yılda Semerkant ve Buhara ve yörelerinde eğitim amaçlı kerpiç evler yapıldığını öğreniyoruz.

  79. bir kul dedi ki:

    Sayın Aziz K. Burkay

    Tengri menem dedi ki:
    24/11/2015, 02:23 bu tarihli yazısına cevap yazmanız gerekmiyormu cevaplamanız düşünüyorsunuzdur herhalde engin bilgilerinizden bizleride faydalandırmış olacagınızda hesap ediniz

    ………Bundan vaz geçtik diyelim kur-an maide 33’de Allah’a ve resulüne savaş açanları ya öldürün, ya asılması, ya da el ve ayaklarının çapraz kesilmesine ne demeli ???
    Bu damı mecazi kullanılmış sence ?…….
    bu sorusu havada kalmamalı bilgilendiriniz elkesme denilen ayetide açıklarsanız benide bilgilendirmiş olacaksınız
    selam ve saygılarımla

    • Aziz K. Burkay dedi ki:

      Sayin Tengri memen, Sayin Arkadaslar…

      HER GUN BU SAYFAYI TAKIP EDEMIYORUM, BAGISLAYINIZ LUTFEN…Ben 70 yasinda projelerim ve kitaplarim icinde omur tuketiyorum… her gun zamaninda takip edemiyorum…

      KISACA ACIKLAMAYA CALISAYIM IZNINIZLE;
      oncelikle Kureys lahce ve Sansktritce ve Sumer dil kokenlerinde aranmasi gerekenleri sokak arapcasiyla, kafasina sarik gecirmis, devletten utanmadan maas alarak duzmece meal tefsir edenlerden kaynaklanan Qur’an benim gibi dindar bir fizikciyi dahi cileden cikarmaktadir…

      sizin tenkit ve sorgulama seklinize hayran oldugum icin olmayan zamanimi harcadim ve yazdim…
      3 numarali kitabim yakinda siteye girecek; http://www.quran-incil-tevrat.com/

      Maide 33 el kesme olayini kisaca acayim izninizle…
      ‘elini kesiniz’ demiyor… ‘elini isaretleyerek ibret olsun diye cizmeniz gerekiyor’ deniyor…
      KESINIZ DEMIYOR….

      ikinci ele almaniz gereken detay; neden caprazlama kesin dendi… Firavunda Musaya inananlara ellerini ayaklarinizi caprazlama kesip hurma agaclarina asacagim dedi… oysa
      hurma agacinda insan asmak icin musait hic bir yer yoktur….

      HADI BIRAZ KAFA YORUN DA BU SORULARA AKILLICA YANASIN…

      pesin karar vermeyin lutfen… HADI ONLAR PARA KAZANMAK ICIN HER MADRABAZLIKLARI YAPMAKTALAR… BIZDE MI YAPALIM…

      QUR’AN BILINEN ARAPCA ILE ANLASILACAK BIR HAZINE DEGILDIR… BUNU KITAPLARIMDA ACIKCA BULACAKSINIZ…

      KEHF SOZCUGUNU MAGARA OLARAK ALMISLAR… OYSA KEHF BIR ARACIN KABINI DEMEKTIR VE GIZZDAKI SPENKSIN ALTINDADIR… USTELIK BUNU QUR’AN ACIKCA, APACIKCA YAZMAAKTADIR…

      BU SITEDEKI; 7 ASTRO FIZIKCI KEHFI KITABIMDA ACIKLAMAYA CALISTIM…
      http://www.quran-incil-tevrat.com/

      SIZLERE VE INSANLIGA HIZMET ETMEK ICIN HIC BIR UCRET ALMADAN YAYINLAMAKTAYIM…

      PROF ETIKETLI BIR COK ILAHIYAT MEALCILERI BASLADILAR KITAPLARIMDAN CALINTILARLA TV LERDE CIGIRMAYA…ANCAK FEN BILIMLERINDEN, FELSEFE VE MATEMATIKTEN HABERLERI OLMADIGI ICIN YINE ELLERINE YUZLERINE BULASTIRMAKTALAR…

      HERKESE SELAM VE SAYGILARIMLA….

  80. bir kul dedi ki:

    Sayın karaca ve merak edenlere

    kuranda ASLA ÇELİŞKİYOKTUR çelişki biz insanlardadır

    kuranda bir konu nasıl araştırılır a örnek

    http://www.insandergisi.com/yecuc-ve-mecuc-seddi-107h.html

  81. Aziz K. Burkay dedi ki:

    ucuncu kitabimdan kisa bir sayfa;

    Bilgi kirliliği diyemeyeceğim; bilginin kirlisi olamaz, sadece kirletilmiş bilgiler üretmekten başka bir işe yaramayanlar bu kitapları ikişer kez okumaları gerekir.

    Çünkü, iyi havlamakla iyi bir köpek olunamaz. Aynı zamanda bir insan, güzel ve yetkin bir biçimde konuşarak, yakasına falan filan etiketler takarak, kafasına Hint icadı sarık, sırtına da karanlık cüppeler geçirerek BİLGE DE olamaz…

    Şu iki ayeti yüzlerce kez anlamak için okuyup, anladığını da yaşamaları gerekir;
    [Qur’an Bakara 204, 205; Ve insanlardan, dünya hayatında (yaşadığı süre içinde) sözü (şatafatlı, etkileyici konuşmalarıyla) senin hoşuna giden (seni etkileyerek, kendi gizli-kirli amacını gizleyen, iki veya çoklu kişilikleri olan karanlık amaçlı) kimseler vardır.

    Ve kalbinde olana (mümin veya Müslüman görünümündedir ve inandırıcı yalanlarla üstelik ‘Allah şahidimdir’ şeklinde yeminler de ederek) Allah’ı da şahit tutar.

    (OYSA) O, HASIMLARINIZIN, DÜŞMANLARINIZIN EN AZILISIDIR.

    Ve dönüp (kendi kirli amacını planlamaya gittiği) zaman, (Onun yegâne hedefi, çabası) yeryüzünde fesat çıkarmak, EKİNİ-NEBATATI (gıdalarınızın, sebzelerinizin, meyvelerinizin genetiğini de değiştirerek) VE NESLİNİZİ (sizin geleceğinizi, yeni nesilleri floride ve diğer ilaçlarla, görsel tuzaklarla ve genlerinize, epifiz bezine olumsuz etkiler yaparak) HELÂK ETMEK (sizleri yok etmek, İlluminati ve sayısız düşmanca yöntemlerle sizleri harap etmek) İÇİN ÇALIŞIR. Ve Allah fesadı sevmez. Qur’an Bakara 204, 205 ]

    Falanca filanca etiketli Qur’an mealcileri asırlardır hiç mi okumadılar bu apaçık ayetleri? Okuduğunu anlamamak gibi özürleri varsa ne amaçla yanlış yamalak QUR’AN meal-tefsir yaparlar, insanları karanlıklara mahkûm ederler?

    Ayet açıkça belgelemektedir ki ‘ekinin, nebatatın, gıdalarınızın DNA’larını bozar ve böylece neslinizi helâk etmek için çalışır ‘ ALLAH rızası için biri açıklasın, bu apaçık ayetin anlattığı tehlikeyi anlamamak mümkün müdür?

    İblisin tayfaları, gıdalarımızın kaynağı nebatatın DNA’larını bozup neslimizi YOK etmeye çalışırken Müslümanlar da daha derin uyumak ve zaman bulursa ilk fırsatta da birbirlerini ısırmak için çalışır!… Kanıtı mı? Müslüman ülkelerin 1400 senelik halleri ortadadır.

    Nasıl olurda bu apaçık ayetler anlaşılamaz ve hala genetiği bozulmuş, kodlanmış gıdalarla NESLİN, gelecek nesillerin yok edilmesine göz yumulur?

  82. Aziz K. Burkay dedi ki:

    SAYIN BIR KUL,

    KISA YAZINIZI SIMDI GORDUM… HAYRAN OLDUM, TESEKKUR EDERIM…

    DILERIM YUCE ALLAH SIZI KULLUK MAKAMINA CIKARSIN… INSAN ICIN EN YUCE MAKAM, KULLUK MAKAMIDIR… ALLAHA BILINCLI OLARAK, TADARAK, BILGECE KUL OLABILMEKTEN DAHA ONURLU, DAHA ONUR VERICI NE HAZINE OLABILIR…

    KULLUK MAKAMINA CIKARACAK MERDIVEN DE YUCE BILGIDIR… SABAHLARA KADAR HINT ICADI TESBIH CEKMEK DEGILDIR…

    SELAM VE SAYGILARIMLA….

  83. Aziz K. Burkay dedi ki:

    SAYIN BIR KULUN KISA YAZISINDAN SONRA KISACA YAZMA GEREGI DUYDUM, BAGISLAYINIZ LUTFEN…..

    BEN ABD DE YASAYAN BIR FIZIKCIYIM… BANA QUR’ANDA BIR TEK CUMLENIN CELISKI OLDUGUNU KANITLAYACAK HER FERDIN OMUR BOYU KOLESI OLACAGIM…

    ANCAK SARLATANLIK YAPMADAN, KELIME OYUNLARINA GIRMEDEN, BILIMIN VE MATEMATIGIN LISANINI KULLANARAK TENKIT EDEBILDIKLERI KADAR ETSINLER… SIMDILIK VATANIMDAYIM,,,

    BU SEKILDE BIR IDDIADA KILISELERDE VERDIGIM BIR DIZI KONFERANSIMDA IKI PAPAZ MUSLUMAN OLMUSTU… ANCAK INSIRAH SURESININ TANIMLADIGI GIBI MUSLUMAN…. DURMADAN DINLENMEDEN OKUYAN, OGRENEN, OGRETEN, CALISAN, ICAT EDEN, KESIF EDEN, FAYDALI, DAHA FAYDALI INSAN OLMA CABASINDA OLAN MUSLUMAN MODELI…

    TEKKELERDE SABAHLARA KADAR ZERDUST NAMAZI YAPANLAR DEGIL….

    SELAM VE SAYGILARIMLA…

  84. Aziz K. Burkay dedi ki:

    Devam edelim;
    Edwin Hubble’ın harikulade tespitinden sonra bilimle herhangi seviyede alakası olmayanlar, sadece para kazanmak için QUR’AN meal-tefsir edenler kolları sıvadı ve ‘QUR’AN zaten bunu çoktaaaaan tasdik ediyordu’ yaygarasıyla ‘MUSIUNE’ sözcüğüne biraz ayar verdiler, kauçuk lastik gibi oraya buraya çekiştirdiler. ‘Qur’an da evrenin genişlediğini yazıyor’ diye altını da imzalayıp mühürleyerek, yanlışı da tasdik eden renklendirilmiş şarlatanlıklarını millete yutturdular. Üstelik birkaç metrelik uzun uzun akademik unvanlarını da başlık yaparak…

    Oysa Evren genişlemiyor ve genişlemesi de mümkün değildir. Üstelik bunu QUR’AN da açıkça belirtmektedir.

    Evren; şu veya bu nedenlere genişliyorsa, atomların da, maddenin de genişlemesi gerekmez mi?… Şimdiye kadar böyle bir şey tespit edildi mi?…

    Sanki evren bu adamların arka bahçeleri, istedikleri gibi evirip çeviriyorlar. Dinini, tarihini, her şeyini başkalarından dinleyerek öğrenen kaderci zavallılar da kaval dinler gibi dinliyor.

    Fiziki ölümden sonra bir daha asla ölümün olmadığı, olamayacağı sonsuz yaşamın, hayatın İNANCINI, SAYGISINI VE KORKUSUNU AKILCI VE BİLİMSEL METOTLARLA kendine önder yapan akıllı azınlıkların İNSAN İNSANI olduğunu; arkasına alanların da nefes alan cesetler olduğunu gördüm…

    Şayet; QUR’AN’I okumamış, bilimselliğinin enginliklerini içeren zarafetini anlamamış olsaydım, bu, QUR’AN’LA alakası olmayan genetiği bozulmuş din denen maskaralığa karşı dünyadaki en etkili ateist ben olurdum.

    Çünkü din gibi en kutsal değerin işportada alınıp satılabilen bir ürün haline getirildiği, her mezhebin, her cemaatin, her hokkabazın kendi dinini ve şahsa mahsus kurallarını oluşturduğunu, bunu da kişisel ve maddi menfaatlere tahvil ettiklerini, kendi aralarında da onarılamaz düşmanlıklar icat ettiklerini de gördüm. İşin en gülünç tarafı; her mezhebin, tarikatın veya cemaatin kendi içinde de parça parça olduklarını, durmaksızın birbirlerini ısırdıkları da ortadadır.

    Birbirinden farklı gibi görünen ancak birbirini tamamlayan konuların yardımı ve öğretileriyle ‘genetiği bozulmuş din’ ifademi neden başlık yaptığım kitap boyunca anlaşılacaktır.

    Asırlardır Müslümanların QUR’AN’LA pek alaka ve ilgisinin olmadığını, QUR’AN’IN aydınlık yolundan değil de, birilerinin keyfine göre yorumlayıp uydurulan masallardaki hayali safsatalarının, pembe masalların ardından gittiklerini kitaplarımızda QUR’AN’IN lisanıyla açıkça göreceğiz.

    Günümüzde sayıları azımsamayacak kadar fazla olan, her nasılsa; medeni veya modernliği sahneleyip, batının kirli sularında yıkanmayı bile onur zannedenler, hiç bir felsefesini, şahsiyet ve ilkelerini tanımadığı halde Mustafa Kemal Atatürk’ü paravan yapan çığırtkanlar ve;

    her nasılsa derme çatma Arapça öğrenmiş, kendi dil-edebiyat yapısını dahi bilmeden kafasına sarık geçirip devlet memuru maaşını ALLAH’DAN korkmadan ve hiç bir şekilde hak etmeden alan, sadece para kazanmak için yanlış yamalak QUR’AN meal edip beyin yıkayanlar; İşte! Dehşetengiz sorunların temelindeki virüs bu kuytularda yumurtlar, çoğalır ve büyür…

    Bu virüs sadece insanın yaşam kalitesini düşürmekle kalmıyor, bilimin de tökezlemesine neden oluyor. Bilim tökezledikçe de, genç nesillerin düşünme, öğrenme, üretim ve yaşam kalitesi de düşüyor… Bu, toplumu ve geleceğini de etkileyip eriten en tehlikeli bir virüstür…

    Önde koşması gereken Müslümanlar asırlardır yerlerinde sabitçe durmaktalar. Her gerçek bilim adamına derin ıstıraplar veren bu kısır döngü böyle devam etmemelidir…

    Allah’ın Kulu ve Resulü Hz. Muhammed; ‘Bugünü dünüyle müsavi olan olgun Müslüman değildir, ziyan etmiştir’… der.

    Bu mütevazı kitapta açıkça göreceğiz ki Müslümanlar nasıl ve neden asırlardır başkalarının kölesi oldu, neden başkaları tarafından yönlendirildi ve yönetilmektedir. Kendilerini Müslüman zannedenler, sadece kendilerinin cennete gideceğini ZAN eden milyonlarcası bu satırları okuyunca kükreyecek ve “böyle saçmalık mı olur?” şeklinde çirkin ilkellikleriyle savunmaya geçeceklerdir… Düşünmeyecekler bile; neden asırlardır gavur(!) dediklerine hizmetten başka bir işe yaramadıklarının sebeplerini, soramayacaklar bile nedenlerini!…

    Birileri sevmese de, istemese de Yüce ALLAH’IN koyduğu kurallar her zaman gerçektir.
    Yüce ALLAH’IN koyduğu yasalar, birilerinin şahsa mahsus olmasını arzu ettiği gibi değildirler. O yasalar olması gerektiği gibidir. İnsanın da ödevi onların nasıllarını, nedenlerini keşfetmektir.

    Çünkü yüce ALLAH’IN vaadi haktır, gerçektir ve kesindir. Bütün noksanlıklardan münezzeh olan yüce Yaradan vaat ettiğini mutlaka uygular, uygulamaktadır ve uygulamıştır.

    Çünkü; önce aklı, sonra da insanı yaratmayı murat eden Yüce ALLAH kulu insana, Kendisini tanımama (isyan) ve tanıma (itaat) duygu ve bilgilerini de programladı. Seçme hakkını da insanın hür iradesine bıraktı. Dolayısıyla yüce ALLAH’IN yasaları, vaadi haktır, gerçektir ve kesindir.

    İNSAN İNSANI olmaya çalışanların asli görevi de bu yasaların nedenlerini, neden yaratıldıklarını ve nasıllarını araştırıp kendisine ve insanlığa olabildiğince faydalı olmaktır… Tekke köşelerinde, havralarda, kiliselerde huuuu çekerek uyuşukluk yapmak değildir.

    Başka boyutlardaki sonsuz hayat başlarken, hak etmişsek, başlangıçta genlerimize imtihan için programlanmış, bizi ihtiraslara sürükleyen duyguların programları silinecek;

    [Onların (cennete girmeyi hak edenlerin) göğüslerinde, (bu sadr yani timüs bezidir) afetlerinden (insanı helake sürükleyen kin, haset, kıskançlık, düşmanca duyguları tetikleyen genler) ne varsa tamamını çekip aldık (tamamını sildik) Araf 43 ]

    Bu üç boyutlu hayattayken ihtiras, kin, haset, kıskançlık, düşmanca duyguları kontrol altına alıp hakim olan; İNSAN İNSANI olmaya adaydır. Siyamu (Farsçası Oruç), bu duygulara hakim olup kontrol edilmesindeki en önemli ibadet ve öğretidir. Çünkü başka boyutlardaki maddelerden yaratılmış Cennete girmeyi hak eden ADAM kristallerden de temiz olmalıdır.

    Asırlardır çoğunluk tefsir ve meallerde (buna İncil ve Tevrat da dahildir) pek çok önemli konular ve gerçekler örtülmüş, kesinlikle yanlış anlatılmış, eksik anlaşılmış ve hatalı çevrilmiştir.

    Kitabımıza henüz başlarken asırlardır süregelen son derece ciddi bir çarpıklığa bir ayetle örnek vereceğim; [ O (Allah) ki, yeryüzünde olanların hepsini sizin için yarattı. SONRA GÖĞE YÖNELİP, onları da yedi gökler olarak düzenledi (tesviye etti, eşitledi, düzenledi). Ve O, Alîm’dir. Bakara 29]

    Bu çeviri kesinlikle yanlıştır ve hatalıdır ve çarpıktır. Asırlardır bütün klasik meallerde, hatta Arapçadan Arapçaya açıklamalarda da son derece ciddi hatalar vardır. Kesinlikle yanlış anlaşılmış ve hatalı çevrilen bu Ayeti biz şu şekilde çeviriyoruz.

    Bize göre doğru anlam ve çevirisi; [ O (Allah) ki, yeryüzünde olanların hepsini sizin için yarattı. Sonra, GÖKLERİ OLMASINI PLANLADIĞI (olması gereken, planlanan, programlanan) HEDEFİNE YÖNLENDİRDİ. Ve o, Alîm’dir. Bakara 29]

    Yüce Allah’ın bir yere, herhangi bir şeye yönelmesi değil, göklerin olması planlanan, ölçülendirilmiş hedefine (kaderine *) yöneltilmesi, yönlendirilmesi söz konusudur…

    Fizik, astrofizik, matematik, felsefe bilmeyen eğitimsiz kişinin meali-tefsiri gördüğünüz gibi QUR’AN’IN öğrettiği gerçeği saptırmaktadır. Yani QUR’AN’I kendi arzu ettiği şekilde meal-tefsir etmektedir, QUR’AN’IN öğrettiği doğrultuda değil…

    (*) ‘KADER’ Yüce ALLAH’IN takdir ettiği matematik kesinlik, matematik ölçü, kat’i ölçü, kesin ölçü, değiştirilemez miktar, ölçülendirme anlamlarındadır. Örnek; Evrende X kadar atom var ve bu kaderdir. Eksilemez ve artırılamaz. Bozunan atomların yerine yeni imal edilen atomlar eksiği tamamlar ve ölçülenmiş sabite değişmeden görevlerine devam eder. Evrende madde sabitesi kuralı vardır. Örnek; Kütle çekim kuvveti kütlelere farklı miktarlarda ölçülendirilerek yüklenmiş kaderdir. Detaylarını Evrende zaman hayat, ışıldayan ve titreyen atomlar kitabımızda açıklıyoruz.
    ———————————————–
    Yüce ALLAH’IN kendi yarattığı bir şeye veya yere yönelmesi nasıl söz konusu olabilir? Hazretler(!)
    QUR’AN meali-tefsiri yaparken bile ihanet ve küfür içindeler. Bu şaşkınlar haşa, haşa ve haşa Yüce ALLAH’I insan mı zan ediyorlar !?!…

    Her yerde, her an VAR olan Yüce ALLAH bir yerlere dönecekmiş!? Bu meal veya anlatım bilgisizliktir, ihanettir… Bütün Qur’an meal-tefsirleri bağışlanamaz yanlışlarla doludur.

    Qur’an’ın öğretmek istediği maksat, maalesef mealci şahsın kendi kısır fikri olmaktadır.

    Çünkü; ayetin son cümlesi ‘Yedi kat’ ifadesi bir önceki cümleyi yönlendirir ve ‘gökleri olması planlanan hedefe yönlendirdi’ anlamı açıkça ortaya çıkar. Çünkü ayetin sonunda ‘yedi gökler olarak düzenledi, tesviye etti, müsavi konuma getirdi, eşitledi vb.’… denilmektedir. Açıkça ‘göklerin düzenlenmesi, tesviye etmek, süper pozisyonda dengeye getirmek, seviyeleri eşitlemek vb.’ söz konusudur ki cümlenin açık anlamı bizim çeviri yaptığımız doğrultuda anlam kazanır.

    Kanıtı da [Ve DOĞU da Allah’ındır BATI da. Artık hangi tarafa dönerseniz dönün, Allah’ın Vechi (Zat’ı, yüzü) işte oradadır. Muhakkak ki Allah her şeyi kuşatan Âlimdir (her şeyi ilmiyle en iyi bilendir). Bakara 115]

    Yüce ALLAHIN herhangi bir şeyi icat (*) etmesi ve yaratması için bir şeye veya bir tarafa dönmesini düşünmek bile çirkinliktir, bilgisizliktir, kaldı ki söz konusu olabilsin…

    Para kazanmak için QUR’AN meali yazan hazretler öğrenmelidir; Bakara 115 ve Bakara 29 ayetlerinin tamamına ve içeriğine yön veren en önemli anahtar, Yüce ALLAH’IN ‘Alîm’ sıfatıdır.
    Neden; Rahman, Rahim, Gafur, Afuv, Semi, Basir gibi sıfatlar değil de bu ayetin sonunda Yüce ALLAHIN ‘Alîm’ sıfatı kullanıldı diye sormak gerekiyor. Bu sorunun cevabını bulmak için çalışılsa, QUR’AN kendisini açıkça öğretecektir. Bu asırlardır asla üzerinde durulmamış ayrıntı o kadar önemli başlama noktasıdır ki, 1400 senelik uykudan uyandıracaktır uyanmak isteyenleri.

    QUR’AN’I QUR’AN’DAN anlamak isteyenlere haddim olmayarak ısrarla önerimdir; bu son derece ciddi ve çok önemli olan nokta asla göz ardı edilmemelidir. Her ayetin sonundaki sıfat, isim O ayeti anlamamız için ayetin içeriğine yön veren birinci derecedeki ilmi adımdır.

    Çünkü şiir üslubuyla vahiy edilmiş QUR’AN, QUR’AN’I kendi yöntemiyle, kendi içinde kendini yaşatarak öğreten en değerli evrensel hazinedir… Bu hazineye ulaşabilmenin yegâne kuralı; çok geniş bilgi yelpazeleriyle anlamak için okumaktır…

    Her insana mahsus özel QUR’AN da yoktur, her insana özgü hususi bir Allah da yoktur. Dolayısıyla QUR’AN yorumlanmaya kesinlikle kapalı, hatta yorumlamanın yasak edildiği bir hazinedir. Onun her kelimesi apaçık ortadadır. QUR’AN’I QUR’AN’IN bize öğretmek istediği doğrultuda anlamaktır esas olan. Aksi halde her kafadan türeyen ve bilgiye dayanmayan hadis torbalarında üretilmiş uydurma masallar gerçek birer kaos oluşturmaktadır. Bu kaosun kanıtını görmek için de; asırlardır Müslümanların yaşam kalitesine bakmak yeterlidir.

    Bu yıkıcı kaos Hz. Muhammed öldüğü günlerde başlamış, günümüze kadar da, renkten renge bürünerek devam etmektedir.

    Çok kısa bir örnek vereceğim. Hammurabi bütün acımasızlığı ve cehaletiyle ‘hırsızlık yapanın elini kesiniz‘ emriyle sosyal bir suçu cezalandırdı. Aç kalan insan hayatta kalabilmek için çalar, çalabilir. Aslında bu suç toplumundur, eğitimin çarpıklığından, yetersizliğinden kaynaklanır.

    Muhteşem Qur’an’da ‘HIRSIZLIK YAPANIN ELİNİ H I R S I Z L I K T A N KESİNİZ’ arasındaki fark gibi!. Bu benim meal ve tefsirimdir, hatalıysa da sadece bana aittir…

    (*) bütün Qur’an meallerinde CÂİLUN sözcüğünü yaratma olarak çevirirler, oysa ‘CÂİLUN’ icat etmek, yenilik demektir.
    ———————————————————-
    Qur’an’ı oku, öğren ve öğret; zekâtını, vergini ver, SALAT (vergi, zekât, desteklemek demektir) kurallarını aksatma, bilginle ve maddi imkânlarınla muhtaçları destekle ki sosyal bir arıza olan hırsızlığı eritesin, yok edesin. Çünkü hırsızlık sosyal, yani toplumsal bir arızadır, suçtur.

    Tedavi edilmesi gereken hastalık seviyesindeki hırsızlık (kleptoman) için de; Ayette geçen ‘YEDD’ el anlamındadır ve bu el bildiğimiz EL değil, beyinin sağ lopundaki elektrot anlamındadır. Yani beynin sağ lopundaki EL’İ, hırsızlık arzusu veya zevki veren sinyallerin kaynağını kesiniz, tedavi ediniz anlamındadır…

    ‘baltayla, lazerle veya bıçakla kesiniz’ anlamında değildir. Hangi Anne “bu kurabiyelere sakın dokunma misafir gelecek” dese de kurabiyeleri aşıran çocuğunun elini keser?

    Ciddi seviyede açlık sınırındaki her fert yemek için, yaşamak için çalabilir… Âlemlerin Rabbi olan Yüce ALLAH Rahman sıfatıyla yarattığı kulunun elini keserse, adamı tamamen açlığa mahkûm etmiş olmaz mı? Şayet bir ailede veya toplumda hırsız, hırsızlık varsa, bu öncelikle yönetimdeki bilim adamlarının sorumluluğu olmalıdır.

    Ayette EL’in fiziki olarak kesilmesi söz konusu olsaydı; QUR’AN’DA, ağzı ile çalanın veya ayağı ile çalanın detayları da açıklanırdı.

    İlerde çok detaylı göreceğiz ‘SALAT’ bu nedenlerle dinin ve kaliteli hayatın ve her detayının direğidir… BÜYÜMENİN, GÜÇLÜ, BİLGE DEVLET OLABİLMENİN İLK BASAMAĞI SALATTIR.

    Qur’an’da 87+3 kez geçen ‘SALAT’ Zerdüşt icadı namaz demek değildir. En küçük bir yakınlığı dahi yoktur. Salat; vergi, zekât vermek, maddi ve eğiterek desteklemek, karşılıklı destekleşmek, karşılıklı yardımlaşmak, üretmek, üretime destek olmak, kaliteli mühendis, bilim adamı yetiştirmek ve bu kuralı da devam ettirmek demektir. İbadetlerin en asili, en gerekli olanıdır.
    Asırlardır insanlar içi boşaltılmış bu iki kelimeyle aldatıldı ve bu yüce din işportaya indirgendi.

    Kanıtı da; Allah’ın gazabı asırlardır üzerlerinde ancak gören de YOK!…

    Bu zavallılar da dinini, tarihini sadece karanlık cüppelilerden dinleyerek yerlerde gezinmeye devam ediyorlar. Yüce ALLAH’IN SALAT emrini hakkiyle yerine getirenler de cehenneme bilet verdikleri Yahudiler ve Hristiyanlar olmuş ve Dünyayı yönetiyorlar.

    Müslümanlar da züğürt tesellisiyle “Cennet de bizimdir“ diye çığırmaktalar! Oysa Qur’an’ın salt özeti olan ASR suresi bu iddianın tam tersini söylemektedir! Hem de tam tersini!. ASR suresini dikkatle analiz ederlerse görülecektir; cennete gidebilecek Müslüman sayısı ?!?!?!…

    Bilinmelidir, sadece SALAT, yani vergi-zekâtla ayakta kalmış, 4000 seneden(*) de fazla hüküm sürmüş ve tarihin de mimarları olan Kenger Türklerinin kurduğu Sümer, sadece ve sadece Yüce ALLAH’IN dinini ekseninden kaydırmak, şahsi menfaatler uğuruna kullanmak, sihir ve büyücükle uğraşmaya başladıktan sonra tarih sahnesinden Sargonlar tarafından silinmişlerdir.

    Dünyada ve tarihte Sümerler diye bir millet YOKTUR. Sümer’i kurup tesis eden kuzeyden, bugünkü Özbekistan, Türkistan, Altay yörelerinden göç etmiş, dünya medeniyetini kurup yayan Kenger Türkleridir. Kengerler kurdukları bu ülkeye, bu bölgeye, yani yurtlarına kendileri SÜMER dediler… Batılıların ‘Sümerler’ demelerindeki karanlık amaçları; günümüz Türkleri derin, derin uykularından uyanmasınlar!.

    Kureyşli Hz. Muhammed de Sümer’de kutsal bölge olan KUTHA’DAN Arabistan’a göç etmiş Kayzeroğulları soyu, Adnan Oğulları kolunun Haşimoğluları ailesinin devamı Kenger soyundan gelen Türkoğlu Türk’tür.

    (*) Kenger-Sümer de her yeni bulunan ve tercüme edilen yazılar bu 4000 senelik tarihi şimdilik MO.6000 seneye çıkarmıştır. Ve hala derinlere, daha bilgelik içeren muhteşem bilgilere ulaşılmaktadır, ancak üçüncü dünya milletlerinden gizlenerek…

    • toro dedi ki:

      Sayın Aziz K. Burkay,

      Yazınızı ilgiyle okudum. Bazı yerlerde size katılmakla beraber çoğu yerde eleştirdiğniz eylemleri yapanlarla aynı doğrultuda hareket ettiğinizi düşünüyorum!

      Öncelikle bir tanrının emri, sözü, vaad, vb. kati suretle anlaşılmaz, muaalak, şifreli ya da zamana göre anlamı değişir şekilde olmaz! Eğer tanrı söylüyorsa en aptalı bile tanrının ne söylediğini anlamalıdır! Çünkü tanrının derdi kendini anlatmak olamaz! Sanırım olası bir tanrı için derdini en aptalına bile anlatabilecek kelimelere ya da yeteneğe sahip değildir diyemeyiz! Bu durumda söz konusu gerçek bir tanrının sözlerinden yola çıkılarak oluşan bir din ise beklenen o dine ait kuralların o kuralları anlamamaları mümkün olmayan muhatapları tarafından uygulanıp, uygulanmadığıdır!

      Bu durumda siz yanlış yorumlandı, yanlış okundu, üzerinde hile yapıldı şeklinde iddialarla kaynaktan yayılan farklı anlamları ya da ondan alınan farklı ilhamları değilde kaynağın kendisini eleştirmek zorunda kalırsınız!

      Sevgili büyüğüm, öncelikle size sormak isterim;

      Bahsettiğiniz kitabın, ne zaman, kim tarafından, hangi metodla yazılacağı kendi içinde yani muhteviyatında mevcutmudur? Yine aynı kitapta yazılan nushanın belli bir zaman sonra tekrar yazılması ve ilk yazılan nüshanın ise yakılıması istenmişmidir? Ayrıca içine sesli harf katılması, harekelenip, noktalanması yine aynı kitapta bir tanrı emri olarak yer bulabilmişmidir?

      Dolayısıyla ilk nüshası (kureyş lehçesiyle) ikinci nusha yazıldığında kafalar karışmasın diye yakılmış ve yaklaşık 300 yıl boyunca bugünkü matbaa teknolojisi olmadığı için bir elin parmakları sayısında nüshası var olan (egemenlerin yani onunla hükmedenlerin elinde) ve dolayısıyla onun tamamını kitaptan okuyanların sayısıda pek fazla olmayan bir kitabın aslında yanlış anlaşıldığını ya da yorumlandığını söylemek bence anlamlı değildir!

      Özellikle bir bilim adamı olarak size soruyorum, aslı hiç bir yerde olmayan bir kitabın mutlak doğruluğundan bahsetmek, insan zekasının bu yüzyılda geldiği nokta itibariyle doğru mudur?

      Kusura bakmayın ama uygulamadaki çelişkileri bertaraf etmenin yolu uygulayanları eleştirmek değildir! Tanrı sözü, uygulayan nasıl anlıyorsa öyledir! Çünkü herşey gibi insanın zekasına hitap eder! Uygulayıcının onu nasıl uyguladığını eleştiremezsiniz! Hiç kimsenin tanrı sözünü doğru anlamak gibi bir zorunluluğu yoktur bu zorunluluk emri verenindir! Yani bir tanrı emri ya da hükmü verdiğinde, verilen emir ya da hüküm muhatapları tarafından farklı anlaşılıyorsa ya da bu emir ve hükümler farklılaştırılmaya müsaitse sorun muhataplarda değildir!

      Bu durumda en büyük, en güçlü, en kudretli, en alim, en ilimli olduğu iddia edilen varlığın kendisi tartışılır! Tabi önce o varlığın zeus olmadığı da kanıtlanmalıdır!

      • Aziz K. Burkay dedi ki:

        bir kul dedi ki: 26/11/2015, 00:13
        Tengri menem dedi ki: 24/11/2015, 02:23 bu tarihli yazısına cevap
        edip yükse bu cağın insanı bu kuran ise 1400 sene önce yüce allahtan elçisine yani nebimize önderimize liderimize peygamberimize biz kullarına kılavuzudur karanlıklardan aydınlıga cıkarmak için
        **********************************************************************
        Sayın Bir Kul ve Tengri Menem ve To Ro,

        Münasip görürseniz bundan böyle her yazıya kod numarası verirseniz daha az karmasa olur diye düşünüyorum.

        AKB 1

        Umarım bu kitap hemen hemen her konuda detaylı açıklamalarla yardımcı olacaktır;
        http://www.quran-incil-tevrat.com/#

        1989 da ‘ŞEYTANİ AYETLERE CEVAPTIR’ kitabımız yayınlandıktan sonra bir şekilde kopyalayarak türeyenler içinde Edip Yüksel de vardı… Fen bilimlerinden, felsefe ve matematik, dünya tarih ve arkaik diller alanlarında ve bu alanlardaki bilimsel hazinelerden habersiz kimselerin açıklamaları hiç bir değer taşıyamaz. Stockholm sendromu oluşturur, şimdiye kadar yaptığı gibi…

        Benim yegâne hedefim ve muradım uyandırmak ve hiç bir karşılık beklemeden hizmet etmektir. Bir 70 sene daha yaşamayacağım…

        EL KESME konusuna çok kısaca girmiştim ve Galakside başka gezegenlerden gelen ve Nebi İbrahim’in hanımı SARA’YI özel programlanmış DNA ile hamile bırakan (bu konu Ulema Anunnaki öğretilerinde çok daha geniş açıklanir) ve bilgin İshak’ın doğumunu sağlayanlar hakkındaki konumun esasını dağıtmadan değinmiştim… Bu yazınızda gördüm ki geniş bir alanda açıklanmış… Kim yaptıysa tebrik etmek gerekir… Arabiyetil fusha (sahih Arapça) diline hâkim bir arkadaş olsa gerek.

        ‘KES SESİNİ’ cümlesindeki ‘KES’ ne anlama gelir? Bunu analiz edersek daha akılcı sonuçlara ulaşabiliriz derim.

        Beyler;
        Yüce ALLAH’IN bizim Onu tanımamıza asla, asla ihtiyacı olamaz… QUR’AN’DAKI bilimsel tabanlı enginlikler, incelikler de yüzeyden veya bilinen Arapçayla da anlaşılamaz…

        [Ve Ben, cinleri ve insanları Bana KUL olmaları için yarattım. Zariyat 56]
        ‘Bana esir veya köle olsunlar’ denmedi, ‘KUL olmaları için’ dendi. Yüce ALLAHA KUL olmak demek, öğrettiği kurallarıyla yaşayıp, ALLAH’IN sevgisini hak etmek ve koruyucu ellerinde olmak demektir. İnsanın dünya ve sonsuz hayatında ulaşabileceği en yüksek makam; kendisinin KUL olduğunun bilincine arıduru bilgiyle ulaşmasıdır. Artık O adama ateş bile dokunamaz.

        Bilerek, idrak ederek, huşuyla, sevinçle Yüce ALLAHA KUL olmaktan daha onurlu hiç bir değere rastlayamadım 70 senede… Yüce ALLAH’IN beni, bana hayal bile edemeyeceğim hazineleri vermek için yarattığının bilincine vardım. Yüce ALLAH benden hiç bir şey istemedi ki!…
        İnsan insanı olabilmem için bana yol gösterdi, çok geniş bir yol, aydınlık geniş yol, elime lamba da verdi belki göremem diye… üstelik Resulünü de önder gönderdi belki şaşarım diye…. Adresi de bildirdi bir günün yarısı kadar bir yolda, iki adımda ulaşabileceğim yerdi… benden başka hiç bir şey istemedi ki!…

        Gördüm ki; Kulluk makamı da insanın AKLINI kullanarak, bilerek yaptığı rükû ve secde ve dua anı, sadece ALLAH için SALAT etmesi yani başkalarını desteklemesi, vergi vermesi ve en azından TAKVAYA yönelmesidir… Garanti veririm ki Cennet hemen karşısındadır… Kimseye Cennetten arazi veremem, ancak cennetin garantisini veririm. Yeter ki anlamak için okusun, anladığını yaşasın, gücü yettiği kadar mutlaka SALAT etsin, bu en kolay, en nezih, en zarif, en güzel olana yönelsinler… hepsi bu kadar kolay!…

        Çoğunluk insanlar gerçekten boşluklar içindeler, ellerindeki tekke kültürüyle meal veya tefsir edilmiş QUR’AN veya Tevrat genellikle Yüce ALLAHIN kast ettikleri değildir. Bu boşluklardan yararlanmaya çabalayan karanlık cüppelilerin yanlış yamalak meal ve tefsirleriyle temiz bilgi kirlenerek insanlara sunulmaktadır.

        Qur’an’ın parayla satıldığı Müslüman ülkeler ve mescitte para alarak Zerdüşt namazı kıldırılan Müslüman toplumlar!!!. okuduğunun anlamını da bilmeden namaz yapanlar!!!. Kızı Fatima’ya yeni bir hırka dahi alamadan Rabbine kavuşan Hz. Muhammedi tanımadan izini takip etmeyen sonra da ‘şefaat Ya Muhammed’ diye çığıranlar… Aferin!!!.

        Oysa QUR’AN; [ De ki; “Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum, ancak Rabbine doğru bir yol tutmak isteyen kimseler olmanızı istiyorum.” Furkan 57]

        QUR’AN’I Yahudiler ve Hristiyanlar Müslümanlardan en az milyon kez daha iyi anlamaktalar… Bunu 17 senedir ABD ve 60 senedir 47 ülkede yaptığım araştırmalarla ‘inanın veya inanmayın’ nerdeyse matematik tabana oturtarak anladım, gördüm ve kanıtladım…

        Bu adamlar sadece Muhammed demiyor ve QUR’AN’I harfiyen tanıyor ve O doğrultuda yaşıyorlar…

        İki mermi sıkıldı diye vatanını terk eden, savaştan, mücadeleden kaçanları QUR’AN nasıl tanımlar? Ben bunu bilemem ancak, şahsen ben fukara buna sadece ‘şerefsizlik’ derim…

        Hani Müslümanlar dı?

        Peki, hata nerede? Neden bizimkiler de 1400 senedir yerlerde sürünmektedir? Neden başkalarının sakallarını temizlemek için gavur dediklerinin vatanlarına akın etmekteler?…

        Neden mi?
        Uydurulmuş Hadis dinciliği, şartlanmışlık, dedelerden gelen sorgulanmamış saplantılar,
        QUR’AN’DA olmayan Zerdüşt namazı ki; her tarafı şirkle doludur, kendisi okumadan başkalarından dinlenerek öğrenilen insan icadı din. Bunu ‘GENETİĞİ DEĞİŞTİRİLMİŞ DİN’ kitabımda Qur’an ayetleriyle kanıtladık.

        Şayet namazda insan yüce ALLAHA huzurunda: BİZ SANA KEVSER’İ VERMEDİK Mİ? Diyen Kevser suresini okuyorsa veya “SENİN GÖĞSÜNÜ GENİŞLETMEDİK Mİ” diyen İnşirah suresini okuyorsa ve bunun ne denli maskaralık olduğunu bilemiyorsa, bırakın sarhoş yıkılıncaya kadar yürüsün derler.

        Müslümanlar aynı Maide 104 ayetin kast ettiği konuyu yaşamakta ve bu saplantıdan kurtulamamaktadırlar… Bu da Stockholm sendromu yaparak insan zihnini, zihinsel faaliyetleri kalıplaştırmakta ve köreltmektedir.

        Fitneyi ortadan kaldırabilecek yegane güç; [ Onlara: “Allah’ın sizler için Elçisine indirdiği gerçek bilgilere, öğretilere gelin!” dense, “BABALARIMIZI ÜZERİNDE BULDUĞUMUZ ŞEY BİZE YETER!” derler. BABALARI HİÇBİR ŞEY BİLMEYEN, DOĞRU YOLU BULAMAYAN KİMSELER OLSA DA MI (AYNI GAFLETİ, AYNI HATAYI DEVAM MI ETTİRECEKLER)? Maide 104] ayetidir.

        Aynı bugünde bu ayetin açıkça belirttiği ve içinde bulunduğumuz hezimetler, yani hadis dinciliği ile, yani okuduğu ayetin anlamını dahi bilmeyen babasından dedesinden kalma masallarla dincilik yapıp gençleri zehirleyenlerin, sokak Arapçasıyla Qur’an meal tefsir yazan eğitimsiz şeyhlerin, dervişlerin uydurmaları ile Yüce ALLAH’IN evrensel yasaları, kuralları örtülmüş ve bu insanlar asırlardır diğerlerinin kölesi, hizmetkârı olmuşlardır. Maide 104 ayeti okusunlar okuyabildikleri kadar… Bundan daha açık nasıl anlatılır?

        QUR’AN’DA namaz denen şey yoktur, bu Zerdüşt icadıdır, içeriği putperestlikle doludur, ALLAHA isyandır dediğimde aynı “Babalarımızı üzerinde bulduğumuz şey bize yeter! Maide 104” saldırıyla karşılaşacağımı da biliyorum… Ancak ALLAH rızası için görevimi de yapmak zorundayım… Çünkü yegâne muradım Yüce ALLAHA bilinçli iyi bir KUL olmak ve Hz. Muhammed’e layık olabilmektir…

        İnsanlar Yüce ALLAH’IN kurallarıyla değil, insan uydurması masallarla DİN yaptıklarını zan etmektedir… Ben fukaranın canhıraş feryadı bu çarpıklıkları açıklamakdır.

        Yüce ALLAH defalarca ve vurgulayarak emreder [ Ve muhakkak ki mescitler Allah içindir. ARTIK ALLAH İLE BERABER BAŞKA BİRİNE DUA ETMEYİN. Cin 18] der…

        Bu şarlatanlarda mescitlerde (bunu da ‘cami’ olarak değiştirdiler) ALLAH lafzı yazan tabelanın hemen yanına ‘Muhammed’ yazan tabela ve diğer şahısların isimlerini yazan tabelaları koyarak Yüce ALLAH’IN mescidinde ALLAH’A çoktan ortak etmişler bile! yazıklar olsun!…

        Mescitlerden (camilerden) hemen, şimdi, bugün insan ismini içeren tabelaların tamamının kalkması şarttır. Bu çirkinliği Araplar bilerek yapmazlar…

        Bu madrabaz fasıklar her konumda, her yaptıklarında da Yüce ALLAH’A ortak koştukları ve şirk içinde olduklarının en açık kanıtıdır bu yazdığım paragraflar…

        Hiç bir mescitte ALLAH lafzından başka yazı, tabela vb. bulunmamalıdır, ALLAH’TAN başkasına dua edilmemelidir.

        Asırlardır süregelen bunun gibi sayısız virüsler temizlenmediği sürece bir adım dahi atılamaz…

        [ ALLAH DİLERSE SİZİ YOK EDER VE YERİNİZE YENİ BİR HALK GETİRİR. Ve bu, Allah için güç değildir. Fatir 16-17] ( aklınızı başınıza alın! )…

        Unutmamak gerekir; Ebola virüsü bir tek şahısta da bulunsa koca bir ülkeyi tehdit eder!…
        Hem de hiç acımadan ve en kısa zamanda!…

        Bu nedenlerle ‘İslam evrensel matematik bir büyüklüktür‘ dedim…

        Fizik, astrofizik, matematik, felsefe bilmeyen eğitimsiz kişinin meali-tefsiri gördüğünüz gibi QUR’AN’IN öğrettiği gerçeği saptırmaktadır. Yani QUR’AN’I kendi arzu ettiği şekilde meal-tefsir etmektedir, QUR’AN’IN öğrettiği doğrultuda değil…

        Örnek; bütün Qur’an meallerinde CÂİLUN sözcüğünü yaratma olarak çevirirler, oysa ‘CÂİLUN’ icat etmek, daha önce olmayan yenilik demektir.

        İlerde çok detaylı göreceğiz ‘SALAT’ bu nedenlerle dinin ve kaliteli hayatın ve her detayının direğidir… BÜYÜMENİN, GÜÇLÜ, BİLGE DEVLET OLABİLMENİN İLK BASAMAĞI SALATTIR.

        Qur’an’da 87+3 kez geçen ‘SALAT’ Zerdüşt icadı namaz demek değildir. En küçük bir yakınlığı dahi yoktur. Salat; vergi, zekât vermek, maddi ve eğiterek desteklemek, karşılıklı destekleşmek, karşılıklı yardımlaşmak, üretmek, üretime destek olmak, kaliteli mühendis, bilim adamı yetiştirmek ve bu kuralı da devam ettirmek demektir. İbadetlerin en asili, en gerekli olanıdır.

        Asırlardır insanlar içi boşaltılmış bu iki kelimeyle aldatıldı ve bu yüce din işportaya indirgendi.
        Kanıtı da; Allah’ın gazabı asırlardır üzerlerinde ancak gören de YOK!…

        Bu zavallılar da dinini, tarihini sadece karanlık cüppelilerden dinleyerek yerlerde gezinmeye devam ediyorlar. Yüce ALLAH’IN SALAT (vergi-zekat ve destekleşmek demektir) emrini hakkiyle yerine getirenler de cehenneme bilet verdikleri Yahudiler ve Hristiyanlar olmuş ve Dünyayı yönetiyorlar.

        Müslümanlar da züğürt tesellisiyle “Cennet de bizimdir“ diye çığırmaktalar! Oysa Qur’an’ın salt özeti olan ASR suresi bu iddianın tam tersini söylemektedir! Hem de tam tersini!. ASR suresini dikkatle analiz ederlerse görülecektir; cennete gidebilecek Müslüman sayısı ?!?!?!…

        Bilinmelidir, sadece SALAT, yani vergi-zekâtla ayakta kalmış, 4000 seneden de fazla hüküm sürmüş ve tarihin de mimarları olan Kenger Türklerinin kurduğu Sümer, sadece ve sadece Yüce ALLAH’IN dinini ekseninden kaydırmak, şahsi menfaatler uğuruna kullanmak, sihir ve büyücükle uğraşmaya başladıktan sonra tarih sahnesinden Sargonlar tarafından silinmişlerdir.

        Dünyada ve tarihte SÜMERLER diye bir millet YOKTUR. Sümer’i kurup tesis eden kuzeyden, bugünkü Özbekistan, Türkistan, Altay yörelerinden göç etmiş, dünya medeniyetini kurup yayan Kenger Türkleridir. Kengerler kurdukları bu ülkeye, bu bölgeye, yani yurtlarına kendileri SÜMER dediler…

        Batılıların ‘Sümerler’ demelerindeki karanlık amaçları; günümüz Türkleri derin, derin uykularından uyanmasınlar!

        Kureyşli Hz. Muhammed de Sümer’de kutsal bölge olan KUTHA’DAN Arabistan’a göç etmiş Kayzeroğulları soyu, Adnan Oğulları kolunun Haşimoğluları ailesinin devamı Kenger soyundan gelen Türkoğlu Türk’tür.

        [VE HEPİNİZ, ALLAH’IN İPİNE SIMSIKI TUTUNUN, FIRKALARA (partilere, tarikatlara, cemaatlere, mezheplere) AYRILMAYIN! ÂLİ İmran 103]

        Bunu QUR’AN yazmaktadır, QUR’AN!!!… insaf!!!… Yüce ALLAH’IN arıduru dinini hadismatik din yaptı vicdansız fasıklar!… bunu yapan içerideki fasıklardır yabancılar değil…

        Oysa Qur’an [ Allah’ın boyası; Allah’ın boyası ile boyanandan daha ahsen (en güzel) olan kim vardır? Ve biz, O’na (bilinçli olarak, idrak ederek, bilerek) kul olanlarız. Bakara 138 ]

        öğretisiyle biz insanlara en doğru, en temiz bir tek yön, en nezih güvenilir yöntem gösterilmektedir. ‘Resul Muhammed’in sözleriyle veya boyasıyla boyanın’ denmedi!!!…

        Kendisi, Bizzat Kendisi Okuyarak, Sorup Sorgulayarak, Araştırıp Çalışarak Yükselen ve Yöneten Akıllı İnsanlar…
        Dinini, Tarihini, Geleceğini Başkalarından Dinleyerek Uyuyan ve Yönetilen Kaderci Zavallılar!…

        Son derece ciddi bir konuya girmeden kısaca soralım;
        Hangi Qur’an, zekâtı senede bir defa verin der?
        Hangi Qur’an, İlahi emir, toplumsal görev olan SALAT’I Zerdüşt namazıyla takas eder?
        Hangi Qur’an, SALAT sözcüğünü Zerdüşt icadı namazla değiştirir?
        Hangi Qur’an, şu vakitlerde ibadet edeceksin der? Diğer zamanlarda ALLAH izine mi çıkıyor?
        Hangi Qur’an, Kutuplarda, maden ocaklarında, deniz altında, uzay istasyonunda namaz(!?) der?
        Hangi Qur’an, Cuma günü haftalık toplantı ve duadan sonra derin derin uykuya dalın der?
        Hangi Qur’an, Rükû, Dua ve Secde ibadetine namaz der?
        Hangi Qur’an, ‘Sevgilim Muhammed, 18 bin âlemi senin için yarattım’ der?
        Hangi Qur’an, namazla cennete gidileceğini vaat eder?
        Hangi Qur’an, Hacca gidenin tüm günahları silinir der?
        Hangi Qur’an, Hacca gidin de, şeytanı taşlayın der?
        Hangi Qur’an, Kulum Resul’ü Mihraja-Miraca çıkardık der?

        Oysa Muhteşem Qur’an açıkça bildirmiştir:
        [De ki “muhakkak ki ALLAH’A yalanla iftira edenler (kitaplarına, kurallarına yalan yanlış anlamlar yükleyenler, Rahman çocuk edindi diyenler) kurtuluşa eremezler. Yunus 69]

        Qur’an’ı hadislerle anlamaya, anlatmaya teşebbüs etmek, haşa ve haşa Yüce ALLAH’I arka plana almak demektir… Bu da alenen asiliktir, terbiyesizliktir, bilgisizliktir, ŞİRKTİR…

        [ Hükmüne (kararlarına, yaptığı ve yapacağına, tasarrufuna vb.) HİÇ KİMSEYİ ORTAK ETMEZ. Kehf 26]

        Âlemlere ahlak örneği olarak eğitilmiş ve gönderilmiş yüce Resulün sözleri QUR’AN’I anlamamızda nasıl olurda ALLAHA destekçi olabilir!? Yüce ALLAH’IN kendi yarattığı kulun desteğine ihtiyacımı olur?

        [ Ve işte böylece sana emrimizden bir ruh (aydınlatıcı Qur’an) vahyettik. Ve sen, kitap nedir ve iman nedir bilmiyordun. Şura 52 ]

        Hani Qur’an’ı anlamak için hadislere ihtiyacımız vardı?

        [ Arkadaşınız dalâlete (siz Mekkeliler gibi sapık düşüncelere) sapmadı ve (Resul oldum diye mağrurlanmadı) azmadı. Ve O KENDİLİĞİNDEN HEVESLE (öğrettiğimizin dışında laf olsun diye) KONUŞMAZ. Necm 2, 3]

        QUR’AN’IN her ayeti apaçık ortadadır. Yeter ki her bir kelimenin anlamları analiz edilerek anlamak için okunsun. Bu da para kazanma hevesinde olmayan, yakın zamanda kurmayı murat ettiğim ve sadece ALLAH rızası için çalışan bilim ekibiyle olabilir…

        karanlık cüppelilerle değil!!!…

        http://www.quran-incil-tevrat.com/#

        ‘GENETİĞİ DEĞİŞTİRİLMİŞ DİN’ zan edersem iki haftaya bitiririm.

        SIZLERE OLAN SELAM VE SAYGILARIMLA

  85. bir kul dedi ki:

    Tengri menem dedi ki:
    24/11/2015, 02:23 bu tarihli yazısına cevap

    -ŞUARA SÜRESİ

    2 – Bunlar sana apaçık kitabın âyetleridir.

    3 – (Resulüm!) Onlar iman etm