<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	xmlns:georss="http://www.georss.org/georss" xmlns:geo="http://www.w3.org/2003/01/geo/wgs84_pos#" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/"
	>

<channel>
	<title>BİLİMSEL FELSEFE</title>
	<atom:link href="http://panteidar.wordpress.com/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://panteidar.wordpress.com</link>
	<description>KARANLIĞA MEŞALE</description>
	<lastBuildDate>Sat, 28 Jan 2012 17:40:06 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.com/</generator>
<cloud domain='panteidar.wordpress.com' port='80' path='/?rsscloud=notify' registerProcedure='' protocol='http-post' />
<image>
		<url>http://0.gravatar.com/blavatar/a7ac632ab8edc8aa885e07d20264c05d?s=96&#038;d=http%3A%2F%2Fs2.wp.com%2Fi%2Fbuttonw-com.png</url>
		<title>BİLİMSEL FELSEFE</title>
		<link>http://panteidar.wordpress.com</link>
	</image>
	<atom:link rel="search" type="application/opensearchdescription+xml" href="http://panteidar.wordpress.com/osd.xml" title="BİLİMSEL FELSEFE" />
	<atom:link rel='hub' href='http://panteidar.wordpress.com/?pushpress=hub'/>
		<item>
		<title>İSLAM&#8217;DA SÜT KARDEŞLİĞİ</title>
		<link>http://panteidar.wordpress.com/2012/01/12/islamda-sut-kardesligi/</link>
		<comments>http://panteidar.wordpress.com/2012/01/12/islamda-sut-kardesligi/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 12 Jan 2012 17:57:27 +0000</pubDate>
		<dc:creator>pante</dc:creator>
				<category><![CDATA[Din]]></category>
		<category><![CDATA[emme]]></category>
		<category><![CDATA[süt anne]]></category>
		<category><![CDATA[sütkardeş]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://panteidar.wordpress.com/?p=2334</guid>
		<description><![CDATA[İslâm&#8217;da evlenme engeli taşıması bakımından “doğurmak” ile “süt vermek” arasında hiçbir fark yoktur. Süt anne ile evlenmek haram olduğu gibi, süt kardeşlerle evlenmek de haramdır. Hatta torunlarına bile aralarında evlenmek haram kabul edilmiştir. İslam&#8217;da süt evliliklerindeki yasağın formülü şudur: “Emenin emzirene &#8230; <a href="http://panteidar.wordpress.com/2012/01/12/islamda-sut-kardesligi/">Continue reading <span class="meta-nav">&#8594;</span></a><img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=panteidar.wordpress.com&amp;blog=10094178&amp;post=2334&amp;subd=panteidar&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://panteidar.files.wordpress.com/2012/01/sc3bct.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-2342" title="süt" src="http://panteidar.files.wordpress.com/2012/01/sc3bct.jpg?w=640" alt=""   /></a>İslâm&#8217;da evlenme engeli taşıması bakımından “doğurmak” ile “süt vermek” arasında hiçbir fark yoktur. Süt anne ile evlenmek haram olduğu gibi, süt kardeşlerle evlenmek de haramdır. Hatta torunlarına bile aralarında evlenmek haram kabul edilmiştir. İslam&#8217;da süt evliliklerindeki yasağın formülü şudur: <strong>“Emenin emzirene nefsi haramdır, emzirenin emene nesli haramdır.”</strong> Sütün miktarı kimi İslamcılara göre 1 damla da olsa kural geçerlidir. Kimilerine göre ise midesine inecek ölçüdedir. Kur’ân, kendisiyle evlenilmesi haram kılınan kadınlar arasında, “süt anneleri ve süt kız kardeşleri” de sayar.</p>
<p>Nisa-23. Size şunlarla evlenmek haram kılındı: Analarınız, kızlarınız, kız kardeşleriniz, halalarınız, teyzeleriniz, erkek kardeş kızları, kız kardeş kızları, <strong>sizi emziren sütanneleriniz, süt kız kardeşleriniz</strong>, karılarınızın anneleri, kendileriyle zifafa girdiğiniz karılarınızdan olup evlerinizde bulunan üvey kızlarınız, -eğer anneleri ile zifafa girmemişseniz onlarla evlenmenizde size bir günah yoktur- öz oğullarınızın karıları, iki kız kardeşi (nikâh altında) bir araya getirmeniz. Ancak geçenler (önceden yapılan bu tür evlilikler) başka. Şüphesiz Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir.</p>
<p>Hadislerde ise “Süt emmek, soy bağının haram kıldığı her şeyi haram kılar” denmiştir.<span id="more-2334"></span></p>
<p><strong>Hadisler:</strong></p>
<p>** (5671)- Hz. Ali (radıyallahu anh) anlatıyor:<span style="color:#000080;"> &#8220;Ben: &#8220;Ey Allah&#8217;ın Resulü! Siz niye bizi bırakıp da Kureyş&#8217;e rağbet gösteriyorsunuz?&#8221;  demiştim. Bana:</span></p>
<p><span style="color:#000080;">&#8220;Yanınızda rağbet göstereceğim bir (kadın) var mı?&#8221; dedi. Ben:</span></p>
<p><span style="color:#000080;">&#8220;Elbette Hamza&#8217;nın kızı var!&#8221; dedim. Bunun üzerine:</span></p>
<p><span style="color:#000080;">&#8220;O bana helal olmaz. Çünkü o, benim süt  kardeşimin kızıdır&#8221;  buyurdular.&#8221;</span> [Müslim,  Rada 11, (1446); Nesâî, Nikah 50, (6 , 99).]</p>
<p>** (5675)- Hz. Aişe (radıyallahu anhâ) anlatıyor: <span style="color:#000080;">&#8220;Kur&#8217;an  olarak inenler meyanında &#8220;Malum on emme ile haram sabit olur&#8221; ayeti de vardı. Sonra (Rab Teala) onları, malum beş emme ile neshetti. Bu (beş emme) ayetleri, Kur&#8217;an&#8217;ın okunan ayetleri arasında iken Aleyhissalâtu vesselâm vefat etti.&#8221;</span> [Müslim, Rada 24, (1452); Muvatta, Rada 17, (2, 608); Ebu Davud, Nikah 11, (2062); Tirmizî, Rada 3, (1150); Nesaî, Nikah 51, (6, 100).]</p>
<p>** (5680)- Ukbe İbnu&#8217;l-Haris (radıyallahu anh)&#8217;in anlattığına göre,  <span style="color:#000080;">&#8220;Ukbe, Ebu İhab İbnu Aziz&#8217;in kızı [Ümmü Yahya] ile evlenmişti. Kendisine [siyah] bir kadın gelerek:</span></p>
<p><span style="color:#000080;">&#8220;Ben Ukbe&#8217;yi ve onun evlendiği kızı emzirmiştim!&#8221; dedi. Ukbe kadına:</span></p>
<p><span style="color:#000080;">&#8220;Ben senin onu (gerçekten) emzirdiğini bilmiyorum. Bana (daha önce) söylemedin de!&#8221; dedi. [Ebu İhab ailesine gidip  sordu. Onlar bilmediklerini söylediler. Ukbe bunun üzerine] bineğine atlayarak Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm)&#8217;ı görmek üzere Medine&#8217;ye gitti. Aleyhissalâtu vesselâm:</span></p>
<p><span style="color:#000080;">&#8220;(Süt kardeşi olduğunuz) söylendikten sonra  nasıl beraberliğiniz devam eder? [Onu derhal bırak!]&#8221; buyurdular. Ukbe hemen hanımından ayrıldı. Kadın da başka  koca ile nikah yaptı.&#8221;</span> [Buharî, Şehadat 4, 13, 14, İlm 26, Büyu 3, Nikah 23; Tirmizî, Rada 4, (1151); Ebu Davud, Akdiye 18, (3603, 3604); Nesâî, Nikah 57, (6, 109).]</p>
<p>** İmam Malik’in <em>Muvatta</em> adlı kitabında yazılan rivayete göre;   (Peygamberin ölümünden sonra) <span style="color:#000080;">Ayşe, erkekleri kız kardeşi Ümmü Kulsum’a ve erkek kardeşinin kızlarına gönderir, onlardan süt emzirir, böylece Ümmül Müminin Ayşe, onlarla hicapsız olarak görüşmeyi kendine helal bilirdi. Çünkü Ayşe’nin içtihadına göre bu erkekler artık ona mahrem oluyorlardı!</span></p>
<p><a title="Sütkardeşlik" href="http://www.darulkitap.com/hadis/muvatta/sutemme.htm#_ftn15   (15)">http://www.darulkitap.com/hadis/muvatta/sutemme.htm#_ftn15   (15)</a></p>
<p>Bakalım süt kardeşliği konusunda Cübbeli hoca ne demiş:</p>
<span style="text-align:center; display: block;"><a href="http://panteidar.wordpress.com/2012/01/12/islamda-sut-kardesligi/"><img src="http://img.youtube.com/vi/68wGonSXBsg/2.jpg" alt="" /></a></span>
<p>Akraba evliliğinden doğan sakatlıkları, hastalıkları reddediyor, süte bağlıyor. Vah ki vah!</p>
<p><strong>Eski Toplumlarda Süt kardeşliği</strong></p>
<p>Hammurabi Kanunları:</p>
<p><strong>Madde-194. Bir adam çocuğuna bir sütanne tutar da eğer çocuk onun ellerinde ölürse;</strong><br />
<strong> Ve sütanne, anne ve babaya haber vermeksizin başka bir çocuğu emzirirse;</strong><br />
<strong> Onlar, sütanne&#8217;yi haber vermeksizin başka bir çocuğu emzirmekle suçlayabilirler ve onun memeleri kesilir.</strong></p>
<p>Süt kardeşle evlilik yasağı eski toplumlara, Sümerlere kadar gider. Tevrat&#8217;ta da sütanne, sütnine geçer ama süt kardeşliği yasağı yoktur. Araplara bu adetin eski toplumlardan geçip geçmediği belirsiz. Belki Nebatilerden itibaren gelen bir adet olabilir ama buna dair bir bilgiye sahip değiliz.</p>
<p>Sümerlerde ise yasağın boyutlarını tam olarak bilemiyoruz. Neden başka bir çocuğu izin almadan emzirmenin cezalandırıldığını ve çocuğun ölümünün bununla ilgisinin ne olduğu anlamamız mümkün değil. Ama şunu söyleyebiliriz:</p>
<p>Kanun metninde çocuk öldüğü için süt anne cezalandırılmıyor. O anne-babanın iznini almadan başka bir çocuğu emzirdiği için memeleri kesiliyor. Çocuk elinde öldüğü için kadına başka çocuk emzirmek yasaklanmış, bir anlamda kadın lanetlenmiş gibi görülüyor. Kadının affı ancak ölen çocuğun anne babasının elinde. Onlar izin vermeden başka bir çocuğu emzirmesi mümkün değil.</p>
<p>Kanundan ayrı olarak Sümer toplumunda bir süt kardeşliği, süt akrabalığı adeti olabilir. Ve bunlar arasında evlilik yasağı da olabilir. Nasıl ki erkek sünneti kur&#8217;an&#8217;da sünnet emri olmamasına, sünnetten bahsetmemesine rağmen sanki İslam&#8217;ın en başta gelen farzlarından biriymiş gibi uygulanıyorsa, böyle bir adet de eski toplumlarda var olabilir.</p>
<p>Kur&#8217;anda sadece süt anne ile ve süt kardeşlerle evlilik yasaklanmışken, hadislerle yasağın genişletilmesi, hatta neslini bile kapsayacak şekle getirilmesi anlaşılır gibi değildir. Bunun sebebi genelde sütün kana geçtiği ve kan hısımlığını etkilediği şekliyle açıklanır. Benim düşüncem; süt ile meni arasında bir bağ kurulmuş olabileceğidir. Tarık 7 ayetinde meninin kaburga ile bel kemiği arasından çıktığının yazılması, sütün de aynı bölgeden çıkmasıyla ilişkilendirilmiş olabilir. Tabi meninin kaburga ve bel kemiği arasından çıktığı iddiası bilim dışı olduğuna göre böyle bir ilişkilendirme de saçma olacaktır.</p>
<p>Tabi asıl saçma olan; günümüz İslamcılarının bırakalım ayeti, hala hadislerdeki zırvaları savunuyor olabilmeleridir.<br />
1 yaşındaki çocuğun bile evlendirilebileceğini söyleyenler; süt kardeş neslinin birbiriyle evlenemeyeceğine inanabiliyor ve savunabiliyor. Akraba evliliğini normal görüyor ama süt emzirilmişlerin evliliğini haram buluyor.<br />
İşte din ve dini inanç böyle birşey!</p>
<br />  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/panteidar.wordpress.com/2334/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/panteidar.wordpress.com/2334/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/panteidar.wordpress.com/2334/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/panteidar.wordpress.com/2334/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/panteidar.wordpress.com/2334/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/panteidar.wordpress.com/2334/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/panteidar.wordpress.com/2334/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/panteidar.wordpress.com/2334/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/panteidar.wordpress.com/2334/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/panteidar.wordpress.com/2334/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/panteidar.wordpress.com/2334/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/panteidar.wordpress.com/2334/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/panteidar.wordpress.com/2334/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/panteidar.wordpress.com/2334/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=panteidar.wordpress.com&amp;blog=10094178&amp;post=2334&amp;subd=panteidar&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://panteidar.wordpress.com/2012/01/12/islamda-sut-kardesligi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/bcc301dfc13e244ceb30f4a8b54969b8?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">pante</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://panteidar.files.wordpress.com/2012/01/sc3bct.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">süt</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>ERMENİ MESELESİ &#8211; 2</title>
		<link>http://panteidar.wordpress.com/2012/01/08/ermeni-meselesi-2/</link>
		<comments>http://panteidar.wordpress.com/2012/01/08/ermeni-meselesi-2/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 08 Jan 2012 20:43:49 +0000</pubDate>
		<dc:creator>pante</dc:creator>
				<category><![CDATA[Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[Ermeni]]></category>
		<category><![CDATA[Hınçak]]></category>
		<category><![CDATA[isyan]]></category>
		<category><![CDATA[katliam]]></category>
		<category><![CDATA[soykırım]]></category>
		<category><![CDATA[Taşnak]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://panteidar.wordpress.com/?p=2309</guid>
		<description><![CDATA[SAVAŞ ÖNCESİ OLAYLAR ve İSYANLAR Rus Harbi, Ermeni meselesinde tarihi kırılma noktasıdır ve bu savaşın ardından gelişen olaylardan sonra artık Ermeniler Osmanlı’nın gözünde Millet-i sadıka olarak görülmekten çıkmaya başlamışlardır. Yazımızda Ermeni olaylarını çok yönlü olarak ele alacak ve konuya farklı &#8230; <a href="http://panteidar.wordpress.com/2012/01/08/ermeni-meselesi-2/">Continue reading <span class="meta-nav">&#8594;</span></a><img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=panteidar.wordpress.com&amp;blog=10094178&amp;post=2309&amp;subd=panteidar&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<h2><span style="color:#ff0000;"><a href="http://panteidar.files.wordpress.com/2012/01/erm1.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-2314" title="erm" src="http://panteidar.files.wordpress.com/2012/01/erm1.jpg?w=640" alt=""   /></a>SAVAŞ ÖNCESİ OLAYLAR ve İSYANLAR</span></h2>
<p>Rus Harbi, Ermeni meselesinde tarihi kırılma noktasıdır ve bu savaşın ardından gelişen olaylardan sonra artık Ermeniler Osmanlı’nın gözünde Millet-i sadıka olarak görülmekten çıkmaya başlamışlardır.</p>
<p>Yazımızda Ermeni olaylarını çok yönlü olarak ele alacak ve konuya farklı pencerelerden bakmaya çalışacağız. Çünkü Ermeni meselesi, sadece 1915 tehcir faciası değildir. Bir soykırım olmasa da büyük acıların, trajedilerin yaşandığı bir dönemdir.  Etnik farklılıkların ve çatışmaların, dinsel, kültürel farklılık ve çatışmalarla iç içe geçtiği olaylar bütünüdür. Bağımsızlık mücadelesi verenlerle dinci, milliyetçi şovenlerin ve olayların dışında kalmak isteyen Ermeni sakinlerinin birbirine karıştığı-karıştırıldığı bir toplumsal olaydır. Yani, at izi it izine karışmıştır.  Meseleyi sadece 1915-1919 arasında yaşananlar, ya da son dönemde kasıtlı olarak 1919-1923 arası yaşananlar olarak göstermeye çalışmak; siyasidir, tek yanlıdır ve konuyu sadece azınlık Ermenilerin yok edilmesi projesi olarak sunma gayesi ve gayretidir. Bunun yanında konuya kendi milliyetçi penceresinden yaklaşarak kişileri, olayları, yaşananları çarpıtanlar ve kendi şoven anlayışlarına pay çıkarmak isteyenler de vardır. İslamcısı ayrı, yeni Osmanlıcısı ayrı, Türk milliyetçisi ayrı, Kürt milliyetçisi ayrı, Kemalisti ayrı, antiKemalisti ayrı, Ermenisi ayrı, Diasporacısı ayrı pencereden değerlendirir ve yeterince objektif değerlendirmede bulunamazlar. <span id="more-2309"></span></p>
<p>Örneğin bir Musa Bey olayı vardır ki; günümüz milliyetçi ve İslamcı Kürtlerinin bakışıyla bir kahramandır, Türklerin kıydığı bir Kürt önderidir, yiğit bir insandır, soylu bir direnişin abidesidir. Sırrı Süreyya Önder’den dinleyelim:</p>
<span style="text-align:center; display: block;"><a href="http://panteidar.wordpress.com/2012/01/08/ermeni-meselesi-2/"><img src="http://img.youtube.com/vi/CCqBOsRrPRY/2.jpg" alt="" /></a></span>
<p>Videoda Sırrı Süreyya önder’in anlattığı hikaye doğru değildir. Hacı Musa ve oğlu-yeğeni vs. devlet tarafından öldürülmemiştir. Kendisinin hastalanarak yolda öldüğü, yeğeni ve torununun oğlu Medeni bey tarafından  öldürüldüğü, kardeşi Nuh Bey’i ise Barzani’nin öldürdüğü bilinir. Daha sonra Medeni Bey de Haydaran aşireti tarafından öldürülür. Kürtler arasındaki iç hesaplaşma ve kan davası görülmenin yanında, devletin Medeni Bey’i satın aldığı da ileri sürülür.</p>
<p>Şimdi bu Musa Bey olayının ne olduğunu görelim:</p>
<p><strong>MUSA BEY OLAYI ve Ermeni güzeli Gülizar Davası:</strong></p>
<p>Musa Bey, Mirza Bey’in oğlu, Muş’un Mutki aşiretinin reisi, günümüzde İBDA-C lideri olarak bilinen Salih Mirzabeyoğlu’nun büyük dedesi olan Muş ve Bitlis çevresinde etkili bir Kürt derebeyidir. Musa Bey’i daha sonra Hamidiye Alaylarının başında, Ermeni katliamlarında, Erzurum Kongresinde Heyet-i Temsiliye’de ve daha sonra da Kürd Azadi Cemiyetinde ve Nasturi İsyanında görürüz.</p>
<p>Musa Bey olayını anlatanlar genelde 2 misyonere saldırı olayı nedeniyle mahkemeye verilmiş olmasını ve beraatini anlatırlar ama Gülizar olayına değinmezler. Ne var ki, Ermeniler arasında en çok propagandası yapılan ve Ermenileri milliyetçi duygularını ateşleyen olay, Gülizar Olayı’dır.</p>
<p>Musa Bey, Res Miro’nun kızı Manuşak’ın düğününde gördüğü güzel Gülizar’ı’gözüne kestirince bir at ve ağırlığınca altın karşılığında kızı ailesinden ister. Reddedilince de Gülizar’ı kaçırır. Musa Bey’in zaten dört karısı olduğu için şeyhler nikaha karşı çıkar. Bunun üzerine Gülizar’la nikâhlanmak Musa Bey’in erkek kardeşi Cezahir’e düşer. İddiaya göre Musa Bey, Gülizar’a tecavüz etmiştir.</p>
<p>Gülizar’a Müslüman olması için baskılar başlar. Gülizar uzun süre direnir ama sonunda razı olur. Ve Müslüman olmuş gibi görünür. Ama gizli gizli kendi dinine göre dualarını sürdürür.</p>
<p>Birgün, buğday başaklarından yaptığı haçla dua ederken Musa Bey’in kızkardeşine yakalanır. Takunyayla dayak yer ve darbelerden biri gözüne gelir ve bir gözünü kaybeder.  Gülizar’ın ailesi Musa Bey’i şikayet eder ve İstanbul’a mahkemeye çağrılırlar.</p>
<p>Yabancı siyasi temsilcilerin ve gazetecilerin de hazır bulunduğu büyük bir dinleyici kitlesi önünde görülen mahkeme sırasında altmış kadar şikayetçi ve tanık dinlenir. Gülizar mahkemede Müslüman olup olmadığı sorulunca “Kaçırıldığım gün neysem oyum, aileme dönmek istiyorum” diye yanıt verir. Bunun üzerine mahkeme Gülizar’ı ailesine teslim eder ama Musa Bey’i suçsuz bulur.</p>
<p>Böylece Gülizar, Kürtler tarafından kaçırılarak zorla Müslüman yapılmış yüzlerce kızdan mahkeme kararıyla kurtulan tek kız olur. Kaçırılma olayının ve davanın ayrıntıları, Saint-Petersburg’da yayımlanan Araks ve Londra’da yayımlanan Hayasdan dergilerinde aylarca konu edilir. İlk aşamada tüm iddialardan aklanarak çıkan Musa Bey, davanın tekrarı talebi üzerine yeniden yargılanır. Mekke’ye sürülür; burada bir yıl kaldıktan sonra geri döner ve Sultan Abdülhamit tarafından bir Hamidiye Alayı’nın başına getirilir.</p>
<p>Gülizar ise Muş Ermenilerinin liderlerinden, ‘Mışo Keğam’ lakaplı Keğam Der Garabedyan ile evlenir. Keğam Der Garabedyan, daha sonra, İkinci Meşrutiyet’in ilan edildiği yıl Muş mebusu seçilerek, Osmanlı Meclis-i Mebusan’ına girer.</p>
<p><strong>ERZURUM OLAYI &#8211; 1890</strong></p>
<p>Önceki yazımızda Kırımyan’ın silahlanma çağrısına değinmiştik. Ermeni örgütlerinin de teşvikiyle Ermeni milliyetçileri silahlanmaya başlar. Erzurum valiliği, Rusya’dan temin edilen silahların Ermeni okul ve kilisesinde saklandığı ihbarını alır. Zaptiye ve polisler kiliseyi aramak istemiş, ancak komiteci Ermenilerce karşı konulmuştur.  Askerler üzerine ateş edilmiş, 1 subay, iki er ve 1 polis şehit olmuştu. Yapılan aramada kilisede silah bulunamamış ancak Taşnaksutyun örgütünün kışkırtmasıyla yeniden askerlere saldırı düzenlenmişti. Birkaç askerin daha şehit olması üzerine Valilik, Ermenilere silahlarını teslim etme çağrısı yapmış ama kimse silahını teslim etmemişti. Silahlı Ermeni komitacılarıyla çıkan çatışmada her iki taraftan yüzden fazla ölü, 200-300 civarında yaralı zayiat verilmişti.</p>
<p>Olayı bizzat gören bir Ermeni, Amerika&#8217;da çıkan ve Ermenice yayınlanan Hayrenik gazetesinde 1927 yılında Erzurum olayının yıldönümü dolayısıyla yazılan bir yazıda şunları anlatmaktadır:</p>
<p>&#8220;Sanasaryan okulu kurucusu, 1890&#8242;da öldü. Kendisinin ruhunun istirahatı için ayin yapıldı, yas tutuldu. Hükümete, okulda bir silah atölyesi olduğu haber verilmiştir. Haber verenlerin Ermeni Katolik papazları olduğu sanılıyordu. Aramadan önce, &#8220;müdafi vatandaşlar&#8221; teşkilatın mensup Köpek Bogos adında biri, iki saate kadar okulun aranacağını haber verdi. Derhal; milli tarih kitapları, defterler, ilk bakışta ilgi çekecek şeyler ortadan kaldırıldı. Arama sonun ele bir şey geçmedi. Ermeniler, &#8220;Türklerin kiliseye girmesi, pislik, murdarlıktır&#8221; diye bağrıştılar. Daha sonra, Taşnaksutyun komitesi Erzurum merkezi kararıyla öldürülen ve müdafi vatandaşlar cemiyetinin kurucularından olan Gergesyan&#8217;ın adamları, halk arasında kışkırtmalara başladılar. Dükkanlar kapandı. Kiliselerde ayinler yasaklandı, çanlar çaldırılmadı. Duruma Ermeniler hakim bulunuyorlardı. Bu fırsattan istifade ederek isyancılar, &#8220;Ermeniler üç gündür hürdürler, bu hürriyetlerini silahla koruyacağız&#8221; diye bağırıyorlar ve hükümetin vergileri hafifletmesini, askeri bedelin kalkmasını, kutsallığı bozulmuş olan kilisenin yakılıp tekrar yapılmasını, 61. Maddenin uygulanmasını istiyorlardı.</p>
<p>Üç-dört gün, mezarlıkta, kilisede, okul avlusunda kaldılar. Ermenilerin dağılmaları için çalışan Ermeni iler gelenlerine dayak atıldı. Hükümetin, herkesin işi gücü ile meşgul olması hakkındaki emri dinlenmedi. Komite mensupları yer yer dolaşarak halka cesaret veriyorlardı. Bu sırada Gergesyan&#8217;ın kardeşi ateş ederek iki eri öldürdü. İki taraf arasında, iki saatlik bir çarpışma oldu. Ertesi günü konsoloslar şehri gezdiler. İki taraftan 100&#8242;den fazla ölü, 200 -300 kadar da yaralı vardı. Konsoloslara Ermeniler adına rapor vermiş olan doktor Aslanyan, hükümetçe takip olunduğu için şehirden kaçtı.</p>
<p>Bu olaylar içinde bir yabancı rüzgarı, kuzeyin soğuk yelleri esiyordu. Ermenilerin gösterileri dolayısıyla Rus konsolsu Tevet&#8217;in, Valiyi ziyaret ederek, &#8220;Böyle asi bir halkı, Rusya&#8217;da olsa mutlaka kırarlar, deyişi ve aynı zamanda Ermeni marhasasına da, Türkiye gibi vahşi bir hükümetin idaresi altında yaşamak değmez&#8221; demiştir.&#8221;</p>
<p><strong>KUMKAPI EYLEMİ &#8211; 1890</strong></p>
<p>Eylem Hınçak Partisi tarafından Musa Bey olayını protesto amacıyla hazırlanır.<br />
Haç yortusu için toplanan Ermeniler provake edilecektir. Eylem planı ve olaylar bizzat partinin ileri gelenlerinden ve eylemin etkin ismi Harutyun Cangülyan&#8217;ın ağzından 1963&#8242;de Louise Nalbantyan tarafından yayınlanan &#8220;Ermeni Devrimci Hareketleri&#8221; adlı kitapta anlatılmaktadır.<br />
Nümayiş Kumkapı&#8217;daki Ermeni Kilisesinde başladı. O gün Patrik Horen Asikyan, Haç yortusu için toplanmış büyük bir topluluğa hitap ediyordu. Parti üyelerinden Harutyun Cangülyan, Kilisede, Ermeni ıslahatını savunan, Padisaha muhatap bir Hınçak protestosunu okudu. Bilahare Patrikhaneye giderek oradaki Türk armasını parçaladı. Ermeni Patriğinin protesto etmesine rağmen, Hınçaklar onu birlikte saraya doğru yürüyüşe katılmaya mecbur ettiler. Yıldız Sarayına doğru “Yaşasın Hınçak! Yaşasın Ermeniler!” diye sloganlarla yürüyüşe geçtiler. Askerler yolu kesip engellemek isteyince silaha sarılıp ateş açtılar. Çıkan çatışmada her iki taraftan da ölenler ve yaralananlar oldu. Hınçak gösterisinin elebaşısı olan Cangülyan tutuklandı ve müebbet hapse mahkum edildi.<br />
Cangülyan&#8217;ın ağzından aktarılan olayda 6-7 askerin ağır, 10 civarında askerin de hafif yaralandığı belirtiliyor ama ağır yaralılardan 1 binbaşı ve 1 er ölüyor.</p>
<p><strong>MERZİFON, KAYSERİ ve YOZGAT OLAYLARI &#8211; 1893</strong></p>
<p>Boğazlıyan’ın İğdeli Köyü Ermenilerinin birkaç gün içerisinde silahlandıkları haber alınınca köyde arama yapılmış ve çok sayıda silah ele geçirilmişti. Osmanlı Hükümeti Kayseri ve çevresinde hareketin başı olan Andon Rüşdini’yi tutukladı. Bu kişinin üzerinde bulunan belgelerden hareketin başının Merzifon Okulu Müdürü Tomayan ve sekreteri Kayayan olduğu anlaşıldı. Bunlar Merzifon’da tutuklandı. Yozgat ve çevresinde dağıtılan belgelerin okulun matbaasında basıldığı anlaşıldı.</p>
<p>Tomayan ve Kayayan’ın tutuklanmaları üzerine Merzifon, Kayseri ve Yozgat çevresinde olaylar çıktı. Mart ayında başlayan karışıklıklar Osmanlı askeri güçleri tarafından ancak Ağustos ayında bastırılabildi.</p>
<p>Bu olaylarla ilgili olarak Yozgat Ermeni ileri gelenlerinden Papazyan Hamparsum ile Arslan Ebzem tutuklandı. Bu tutuklular daha önce tutuklanmış olan Ermeni liderleri ile birlikte Ankara Ceza Mahkemesi’nde yargılandılar, Tomayan ve Kayayan ile birlikte 15  Ermeni idama mahkum edildi. Fakat  İngiltere’nin baskısıyla Kayayan ve Tomayan serbest bırakıldı, yurt dışına çıkmalarına müsaade edildi. Tomayan bir İngiliz gemisiyle Londra’ya gitti  ve burada kahraman gibi karşılandı. Avrupa  gazeteleri Kayseri ve Yozgat’ta meydana gelen olayları Türklerin Ermenileri katli şeklinde halklarına duyurdular. Tomayan Avrupa  kamuoyuna “suçsuz, zulüm görmüş bir Ermeni” olarak tanıtıldı. Gazeteler bu olayları “Yozgat, Kayseri ve Merzifon’da çıkan olaylarda üç kilise soyuldu ve yakıldı, 500 kişi tutuklanarak asıldı” şeklinde verdi. Halbuki olaylarda hiçbir kilise yakılmadığı gibi tutuklanan 332 kişiden ancak 49’u hapsedilerek diğerleri serbest bırakılmıştı.</p>
<p>Akdağmadeni’nde 25 Ekim 1893’te muhbir oldukları iddia edilen bir Katolik Ermeni ile bir Rum komiteciler tarafından öldürülmüş, Gürcü kıyafetindeki katil yakalanarak Yozgat’a sevkedilirken on beş kişilik bir Ermeni çetesi tarafından kurtarılmış, fakat bu çeteler de yakalanarak tutuklanmışlardı. Bütün bu gelişmeler Yozgat’ta çıkacak olan yeni olayların habercisi idi. Olaylar Aralık 1893’te başladı. Yozgat’ta evine giden bir Türkü suikast maksadıyla evlerine götürmeye çalışan üç Ermeni, olay yerine gelen inzibatlar tarafından yakalanmak isteyince, Ermeniler askerlere ateş etti. Aynı gün saat beşte Ermeniler kiliselerinin çanını çalarak dükkanlarını kapatıp kiliseye girdiler. Ermenilerin bir ikisinin silah atması üzerine heyecanlanan Müslümanlar kilise kapısına birikmişlerdi. Ermeniler, çıkan olayları yatıştırmak isteyen tabur komutanını protesto için kilisede toplandıklarını ileri sürmüşlerdi. Yozgat’ta meydana gelen olaylar, diğer Ermeni olaylarında olduğu gibi, dış basında Ermenilerin katliamı olarak ele alındı.</p>
<p>İngiliz Konsolosunun verdiği bilgilerde bir kişinin öldüğü belirtiliyordu, bu daha olayın başladığı anda hayatını kaybeden  kişi idi. Daha sonraki olaylarda 25 kişinin hayatını kaybettiği ve binden fazla kişinin yaralandığı ortaya çıkmıştı.</p>
<p><strong>1. SASUN İSYANI</strong></p>
<p>Olayın nasıl gerçekleştiği konusunda, taraftarlıkla suçlanamayacak olan New York Herald Amerikan gazetesinde yayınlanan yazıyı aktarmak yeterli olacaktır:</p>
<p>&#8220;Avrupa incelemesi, Ermenilerin, yabancı ülkelerden gelen tahrikçilerle birlikte isyan etmiş olduklarını göstermiştir. Asiler İngiltere&#8217;den gelmiş modern silahlarla her şeyi yapmışlar, yangın, adam öldürme, yağmadan sonra düzenli askere de karşı durmuşlar, kafa tutmuşlar, dağlara çekilmişlerdir. Soruşturma heyeti, Osmanlı hükümetinin asilere karşı asker göndermekle en kanuni hakkını kullandığını saptamıştır. Bu askerler, kanlı çarpışmalardan sonra asileri yenebilmişlerdir. Hemen geçilmez dağlara sığınmış olan yaklaşık 3 bin kadar tamamen silahlı asinin, inandırıcı sözlerle, gazete yazılarıyla hakkında gelinemez.</p>
<p>Ermeniler 3 bin kişi olarak Anduk Dağında toplandılar. Aralarında beş-altı yüzü, Muş kasabasını sarmak istediler. Bu amaçla Muş güneyinden Delican aşiretine hücum ettiler. Bunlardan bir kısımını öldürdüler, mallarını aldılar. Ellerine düşen bütün müslümanların dini inançları aşağılandı ve kendileri korkunç şekillerde öldürüldü. Bu asiler Muş yakınındaki düzenli askere karşıda saldırıda bulundular, fakat oradaki askeri kuvvetin çokluğu yüzünden Muş kasabasını işgal edemediler.</p>
<p>Asiler, Anduk dağındakilerle birlikte çeteler teşkil ettiler. Bu çeteler de yakınındaki aşiretlerde korkunç cinayetler işlediler ve yağmalar yaptılar. Ömer Ağa&#8217;nın yeğenini diri diri yaktılar. Gülli Güzat köyünden üç dört saat ötede İslam kadınlarının ırzına geçtiler, bunları boğazladılar.</p>
<p>Birçok müslümanlar, gözleri oyularak, kulakları kesilerek, en müthiş ve alçakçasına hakarete uğratılarak, Hıristiyanlığı kabule ve Haçı öpmeye zorlandılar.</p>
<p>Ağustos sonuna doğru Ermeniler, Muş yakınında Kürtlere hücum ederek Gülli-Güzat ile beraber iki-üç köyü yaktılar. Talori&#8217;deki 3000 Ermeni asisine gelince, bunlar, müslümanlarla diğer Hıristiyanlar arasında yas ve dehşet saçtıktan sonra silahlarını bırakmayı reddederek yağma ve adam öldürmeye devam ettiler. O zaman, yola getirmek için buralara ordu askeri gönderildi.</p>
<p>Asi Hamparsum, on bir suç ortağıyla yüksek bir dağa kaçtı. Diri olarak yakalandı. Fakat iki eri öldürdü, altısını da yaraladı. Ağustos sonunda bütün asi çeteler dağılmıştı.</p>
<p>Türkler tarafından kadınlara, çocuklara, ihtiyarlara, sakatlara, İslami ve insani hükümlere uygun davranışta bulunulmuştur. Ölen asiler, teslim olmayı kabul etmeyen ve ülkenin kanuni hakimiyetine karşı savaşmayı tercih edenlerdi.&#8221;</p>
<p><strong>ZEYTUN İSYANI – 1895</strong></p>
<p>Maraş ili Zeytun Ermenileri ilk isyanlarını 1780&#8242;de çıkarmışlardı. 1V. Murat tarafından vergiden muaf tutulduklarını iddia ederek vergi vermek istememişlerdi.<br />
Vergi memurlarını ve uzlaşmaya gelen bölge valisini öldürdükleri o günden sonra Osmanlı hakimiyeti altında 30&#8242;a yakın isyan çıkartmışlardır<strong>.<br />
</strong><br />
16 Eylül 1895′de 100 kişilik bir Ermeni heyeti Karanlık Dere’de toplanarak yeni bir isyan kararı almışlardır.</p>
<p>Kararın duyurulmasıyla her tarafta birden isyanlar başlamış, telgraf telleri kesilmiş, iki bini silahsız, dört bini silahlı Zeytunlu saldırılara başlamıştır. Kışla ve hükümet konağını saran isyancılar, Kaymakam, 50 subay, 600 er ve kumandanları esir etmişlerdir. Esirler sonradan Zeytun kadınları tarafından öldürülmüşlerdir. Kumandan Remzi Paşa hücum için kuvvet istemiş, yerine Ethem Paşa gelmiş, ancak o da yeni kuvvet istemek zorunda kalmıştır.</p>
<p>Asiler, modern silahlar kuşanmışlardır. Göksün&#8217;de bulunan askerler sonradan hücuma geçmişler ve asileri Zeytun&#8217;a sığınmaya zorlamışlardır. Zeytun askerler tarafından kuşatılmış, ancak tam sonuç alınacağı sırada İstanbul&#8217;daki elçiler, Zeytun Ermenileri hakkında hükümete arabuluculuk teklifinde bulunmuşlardır. Saray, bu teklifi kabul etmiş ve harekat durdurulmuştur. Elçiler, Halep&#8217;teki konsoloslarını müzakereye memur etmişlerdir. Altı devlet konsolosu 1 Ocak 1896&#8242;da Zeytun&#8217;a girmiş ve 28 Ocak&#8217;ta Zeytun asileriyle barış yapılmıştır.</p>
<p>Barış şartları, savaştıkları silahların teslimi, genel af, beş komitecinin yurt dışına çıkarılması, geçmiş vergilerin affı, miri verginin azaltılması şartları ile asiler teslim olmuşlar ve isyan sona ermiştir. İhtilali çıkaran Hınçak komitacıları, İngiliz Konsolosluğu himayesinde 13 Şubat&#8217;ta Zeytun&#8217;dan ayrılıp, Mersin&#8217;den 12 Mart&#8217;ta Marsilya&#8217;ya hareket etmişlerdir.</p>
<p><strong>BABIALİ OLAYI &#8211; 1895</strong></p>
<p>30 Eylül 1895’te Hınçak örgütünce büyük bir yürüyüş tertiplenir. Kumkapı Ermeni kilisesinde toplanan 4000’e yakın sayıda Ermeni Babıali’ye doğru yürüyüşe geçer. Yürüyüş askerler tarafından durdurulur. Taleplerini yazılı olarak sadrazama bildirmelerini ve yürüyüşe son vermelerini isteyen subayı şehit ederler. Yabancı konsolosların askeri güçle müdahale edilmesini engellemeleri üzerine Müslümanlar galeyana gelir ve iki grup 3 gün süren bir çatışmaya girerler. Yüzlerce insan ölür ve yaralanır.</p>
<p><strong>1. VAN İSYANI &#8211; 1896</strong></p>
<p>Van&#8217;da hazırlanan Ermeni isyanında kullanılmak üzere biraraya getirilen silâhlar özellikle hükümet kontrolünden uzak bulunan kiliselerde, manastırlarda saklanıyor ve asîlere silâh talimleri yaptırılıyordu. Bu işlerde önemli rolü olan eski patrik Mıgırdıç Hırimyan, Van&#8217;dan uzaklaştırıldı. Bunun üzerine komiteciler, hükümete sadık olan ve Ermeniler&#8217;in hareketlerini engellemeye çalışan Van&#8217;daki rûhânî reis Bogos&#8217;u Ermeniler&#8217;in büyük bayramında, 6 Ocak 1896&#8242;da kiliseye giderken öldürdüler. 3 Haziran 1896 gecesi, Van bağlarının arkasında devriye gezen müfrezeye Ermeni çetecileri tarafından ateş açıldı. Nizamiye Yüzbaşısı Receb Efendi ile bir asker ağır şekilde yaralandı. Aynı gün akşamı bu bağlar civarında bulunan Ermeni evlerinden müslüman ahaliye ateş açıldı. Güvenlik güçleri müdahale edince, Ermeniler ateşle karşılık verdiler.<br />
6 Haziran günü, İngiliz, Fransız, Rus ve İran konsolosları Ermeniler&#8217;e gönderilerek, silâh bırakılması teklif edildi. Ermeniler, bu teklifi kabul etmediler.<br />
8 Haziran&#8217;da ise, çatışma başladı. Haziran&#8217;ın 10. günü 780 kişilik grup, Hamidi kazasından geçip, İran&#8217;a doğru firar ederlerken bertaraf edildi.  Bunlardan 286 kişi Van&#8217;dan kaçarak Cermeliye kazasındaki Salhane köyüne saldırmışlardı.<br />
Van&#8217;da bu olaylar cereyan ederken, civar kazalarda da Ermeniler, müslümanlara saldırmaya başlamışlardı. Gevaş, Erciş, Adilcevaz kazaları ile Olgüllü, Gürzat, Angüzak köylerinden katliam haberleri geliyordu.<br />
15-24 Haziran arasındaki  Ermeni isyanında 418 müslüman 1715 Ermeni asî ölmüş, 363 müslüman ile 71 Ermeni de yaralanmıştı.</p>
<p><strong>OSMANLI BANKASI İŞGALİ &#8211; 1896</strong></p>
<p>Taşnaksutyun örgütünce organize edilen olay 26 Ağustos sabahı gerçekleştirilir. El bombaları, dinamit ve silahlarıyla Ermeni teröristleri bankayı basar. Eylemin amacı Avrupa ülkelerinin ve özellikle Rusya&#8217;nın dikkatini çekerek Osmanlı Devleti&#8217;ne karşı müdahele etmelerine yol açmaktır. Güvenlik güçleriyle çatışmaya giren Ermeni işgalcilerden Papken Siuni dahil 9&#8242;u hemen öldü. Bunun üzerine eylemin planlamacısı olan Karekin Pastırmacıyan işgalcilerin başına geçti. İşgal İstanbul&#8217;da Ermeniler ve Müslümanlar arasında çatışmalara yol açtı. Bankanın müdürü olan Sir Edgar Vincent işgalin başlangıcında banka binasından kaçarak Rus Elçiliğinden işgalcilerle arabuluculuk yapmasını istedi. Rus Elçiliğinden gönderilen Ermeni asıllı tercüman Maksimov işgalciler ve saray arasında bir anlaşma sağladı. Bu anlaşmaya göre işgale son vermeleri karşılığında işgalcilere ülkeyi serbestçe terketmeleri güvencesi verildi. İşgalciler Sir Edgar Vincent&#8217;in yatıyla rıhtımdan ayrıldılar.</p>
<p>Banka baskını böylece bitmiş, ancak Ermenilerin o gün asker, polis ve halk üzerine boşalttıkları bomba ve kurşunlar, İstanbul Müslüman ahalisini ayağa kaldırmıştır. İstanbul&#8217;da Ermenilere yönelik saldırılar meydana gelmiş, karşılıklı çatışmalar olmuştur.<br />
Bu olayda ölen Ermenilerin sayısı, Batılı kaynaklarda abartılı şekilde 4.000-6.000 olarak zikredilmiştir. Bu kadar yüksek sayıda olmasa bile yüzlerce Ermeni&#8217;nin öldürüldüğü söylenebilir. Ancak ne ölen Ermenilerin ne de müslümanların kesin sayısı bilinmemektedir.</p>
<p>Karekin Pastırmacıyan daha sonra 1908 yılında tekrar İstanbul&#8217;a geri dönerek 1908-1912 döneminde Meclis-i Mebusan&#8217;a seçilmiştir. 1915 Van isyanına katılanlar arasında yer almıştır.</p>
<p><strong>2. SASUN İSYANI &#8211; 1904</strong></p>
<p>Osmanlı Bankası eyleminden sonra faaliyetlerini arttıran Taşnak örgütü, 1898 yılında Sasun ve çevresinde yeni bir isyan kararı alır.<br />
Bu amaçla bölgedeki Ermeni milliyetçileri silahlandırılmaya başlanır. Bölgeye 1500 tüfek ve önemli sayıda mühimmat ile 300.000 ruble gönderilir.</p>
<p>Taşnak çeteleri Türkiye’ye genellikle İran üzerinden Van yoluyla girmektedirler. Ancak yolların üstünde bulunan Mazrik aşireti onları rahatsız etmektedir.<br />
Bu aşireti kökünden kazımak üzere komiteciler, 1897 Temmuzunda gün ağarırken 250 kişilik bir çete ile aşiretin Honasor’daki çadırlarına saldırırlar.<br />
Ancak istedikleri neticeyi elde edemeyip, sarılmak tehlikesiyle karşılaşınca geri çekilirler.</p>
<p>1904&#8242;de Muş ve çevresinde ayaklanma başlatılır.<br />
Kasaba ve köylerdeki müslüman yerleşimlerine saldırılır. Bazı Ermeni kaynaklarına göre 932, bazılarına göre 1132 müslüman öldürülür. Ölen Ermeni sayısı ise 19&#8242;dur.</p>
<p><strong>YILDIZ SUİKASTİ</strong></p>
<p>21 Temmuz 1905 tarihinde Sultan Abdülhamit&#8217;e cuma namazı çıkışında bombalı suikast girişiminde bulunulur. Yıldız camisi önüne çekilmiş bir at arabasına yerleştirilen saatli bombanın zamanlaması,  padişahın her cuma namazdan çıkış saati takip edilerek ayarlanmıştı. Ancak padişahın ayaküstü bir konuşma için duraksaması neticesinde bomba 1-2 dakika önce patlamış oldu ve padişah sağ kurtuldu. Tevfik Fikret&#8217;in şiirindeki gibi, avcı atmış ama vuramamıştı. Tabi Tevfik Fikret dahil hiç kimse suikastin kimler tarafından yapıldığını bilmiyordu. Soruşturmaların sonucunda suikasti bir Ermeni sempatizanı olan Belçikalı Edward Joris&#8217;in planladığı ortaya çıktı.</p>
<p>İstanbul&#8217;un her yanından duyulan korkunç patlama sonucunda etraftaki insanlardan 26 kişi öldü ve 58 kişi yaralandı. Olaydan sonra yapılan araştırma sonucu şüpheli 40 kişinim kimlikleri belirlendi. Bunlardan 15 kişi yakalanarak tutuklandı. Yakalananlar arasında elebaşıları Edward Joris ve bir ABD&#8217;li terörist de vardı.</p>
<p>Suikastte  şüpheler ilk etapta Abdülhamit karşıtı Jön Türkler üzerindeydi. Ancak yapılan soruşturmalar ve itiraflar sonucunda eylemin Taşnak örgütüne ait olduğu anlaşıldı. Eğer suikast başarılı olsaydı, ardından bir dizi bombalı eylemlerin İstanbul ve İzmir&#8217;de yapılmasının planlandığı da  ortaya çıktı.</p>
<p><strong>ADANA KATLİAMI – 1909</strong></p>
<p>31 Mart’ın ertesi günü başlayan Adana Olayları’nın başlangıcına ilişkin görüşler, Ermenilerle Müslümanlar arasındaki adli birkaç olaydan kaynaklandığında birleşmektedirler. Bu görüşlere göre; 1909 Nisan ayının ilk haftası içinde iki Müslüman’ın bir Ermeni tarafından öldürülmesi üzerine katilin yakalanamaması, buna karşılık olarak daha önce bir Ermeni’yi öldüren Müslüman’ın da yine aynı biçimde adalete teslim edilmemesi ve benzeri adli vakalar, gerginliğin görünen yüzeysel sebepleridir. 14 Nisan 1909 sabahında dükkanlarını açmaya başlayan Ermeni esnafın, kiliseden geldiği savlanan haberler üzerine dükkanlarını kapatmaya başlamasıyla tedirgin olan Müslüman esnafta hızla dükkanlarını kapatmaya başlamıştır. Gelişmeleri öğrenen yerel yönetim, Müslüman ve Ermeni cemaatlerin seçkinlerini vilayet merkezine çağırarak, durumun normalleştirilmesi için her kesimin üzerine düşen sorumluluğu yerine getirmesini istemiştir. Olayların gelişimine bakıldığında bu uyarıların işe yaramadığı anlaşılmakta, gelişmelerin hızla bir çatışmaya doğru gittiği görünmektedir.</p>
<p>Aynı gün öğleden sonra sokaklarda silahlı olarak dolaşan Müslüman topluluklar gerginliğin biraz daha tırmanmasına neden olurken, İmamzâde Nuri adında önde gelen bir din adamının, bir Ermeni tarafından öldürülmesiyle olaylar kitlesel çatışmalara dönüşmeye başlamıştır.</p>
<p>Olaylar Bâb-ı Âli tarafından duyulduğunda ölü sayısı yüzleri çoktan aşmıştı. Yerel yöneticilerin yetersizliği ve basiretsizliği ise ortamın daha da gerginleşmesine yol açmıştır. Olayların yakın bölgelerden ve Rumeli’den getirtilen askeri birliklerin Adana’ya ulaşmalarıyla durulduğu bir dönemde, Hareket Ordusu’nun İstanbul’a girişinin ardından, Adana’da olaylar yeniden alevlenmiştir. Kent yangınlar içinde kalmış, silahlı çatışmalar sonucunda yüzlerce insan yaşamını kaybederken, ölenler arasında iki yüz kadar Rumun da bulunduğu bildirilmişti.</p>
<p>Olayların sonunda 1850 müslümana karşın 17.000 Hristiyanın öldüğü belirtiliyordu. Patrikhaneye göre öldürülen Hristiyan sayısı 21.000 idi.</p>
<p>13 Mayıs 1909’da Sadrazam Adana Olaylarını soruşturmak üzere bir komisyon kurulduğunu açıkladı, Meclis-i Mebusân da bu hükümet komisyonuna katılması için iki temsilci seçti. Divan-ı Harp ve Soruşturma Heyeti’nin Adana’ya ulaşmalarından sonra İstanbul’a olay ve soruşturma-yargılamalarla ilgili ilk bilgiler ulaşmaya başlamıştır. Gelen ilk bilgilerde, 23 Mayıs 1909 tarihi itibariyle yüz otuzu Müslüman doksan beşi Hıristiyan olmak üzere toplam iki yüz yirmi beş kişinin tutuklandığı bildiriliyordu.</p>
<p>2 Haziran 1909 tarihinde, Adana Olayları’na karıştıkları belirlenen 9’u Müslüman 6’sı gayrimüslim on beş kişi idam, altı kişide on beş yıl süreyle kürek cezasına Adana’da kurulu bulunan Divan-ı Harbi Örfi tarafından çarptırıldılar. Bu cezalar seri biçimde 10 Haziran 1909 tarihinde yerine getirilmiş,  idam cezaları şehrin çeşitli yerlerinde ifa edilmiştir, asılanların cesetleri bir süre idamların gerçekleştirildiği mahallerde kalmıştır. Adana Olayları’nın sona ermesinden sonra merkez ve çevresinde tutuklamalar devam etmiş, dört yüz kırk beş Müslüman, yüz on yedi gayrimüslim tutuklanmıştır.</p>
<p>30 Haziran 1909 tarihinde Adana’da soruşturmalar devam ederken, şehirde bulunan, aralarında Gregoryenler, Protestanlar, Katolikler, Süryaniler, Rum Katolikleri vb, gayrimüslim topluluğun önderleri, anayasa ve devlete olan bağlılıklarını gösteren ve asla bir isyan çıkarmak ereğinde olmadıklarını içeren bir belgeyi hazırlayarak, çeşitli hükümet dairelerine dağıtıyorlardı.</p>
<p>Yargılama ve soruşturma süreci sonlanırken, Hükümet tarafından Adana’ya gönderilen Araştırma Heyetinin raporlarında bir uzlaşma sağlanamamıştır. Olayların sebebinin Ermenilerin tahrikinden kaynaklandığı tezi Ermeni çevresinde ve batı dünyasında kabul görmemiş, olaylar bir asimilasyon girişimi ve katliam olarak nitelendirilmiştir. Fatura da İttihat ve Terakki hükümetine çıkarılmış, Abdülhamit dönemi istibdatın sürdürüldüğü şeklinde yorumlanmıştır.</p>
<br />  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/panteidar.wordpress.com/2309/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/panteidar.wordpress.com/2309/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/panteidar.wordpress.com/2309/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/panteidar.wordpress.com/2309/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/panteidar.wordpress.com/2309/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/panteidar.wordpress.com/2309/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/panteidar.wordpress.com/2309/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/panteidar.wordpress.com/2309/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/panteidar.wordpress.com/2309/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/panteidar.wordpress.com/2309/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/panteidar.wordpress.com/2309/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/panteidar.wordpress.com/2309/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/panteidar.wordpress.com/2309/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/panteidar.wordpress.com/2309/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=panteidar.wordpress.com&amp;blog=10094178&amp;post=2309&amp;subd=panteidar&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://panteidar.wordpress.com/2012/01/08/ermeni-meselesi-2/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/bcc301dfc13e244ceb30f4a8b54969b8?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">pante</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://panteidar.files.wordpress.com/2012/01/erm1.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">erm</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>ERMENİ MESELESİ -1</title>
		<link>http://panteidar.wordpress.com/2012/01/07/ermeni-meselesi-1/</link>
		<comments>http://panteidar.wordpress.com/2012/01/07/ermeni-meselesi-1/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 07 Jan 2012 19:46:15 +0000</pubDate>
		<dc:creator>pante</dc:creator>
				<category><![CDATA[Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[Ermenilerin kökeni]]></category>
		<category><![CDATA[Hınçak]]></category>
		<category><![CDATA[isyanlar]]></category>
		<category><![CDATA[millet-i sadıka]]></category>
		<category><![CDATA[Taşnak]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://panteidar.wordpress.com/?p=2288</guid>
		<description><![CDATA[ERMENİLERİN KÖKENİ ve 1071 Öncesi Ermeniler Ermeniler, Anadolu’nun ve Kafkasya’nın kadim halklarından biridir. Tarihi kökenleri kesin olarak bilinmemekle birlikte, Tarihçi Herodot; Ermeniler&#8217;i,  Trakya kökenli Frigler&#8217;in doğuya, Urartu bölgesine yönelen bir kolu olduğunu söylemiştir. Bu göç eden Frig kolu topluluğunun, Kafkas &#8230; <a href="http://panteidar.wordpress.com/2012/01/07/ermeni-meselesi-1/">Continue reading <span class="meta-nav">&#8594;</span></a><img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=panteidar.wordpress.com&amp;blog=10094178&amp;post=2288&amp;subd=panteidar&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<h2><span style="color:#ff0000;"><strong><a href="http://panteidar.files.wordpress.com/2012/01/ani.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-2291" title="ani" src="http://panteidar.files.wordpress.com/2012/01/ani.jpg?w=640" alt=""   /></a>ERMENİLERİN KÖKENİ ve 1071 Öncesi Ermeniler</strong></span></h2>
<p>Ermeniler, Anadolu’nun ve Kafkasya’nın kadim halklarından biridir. Tarihi kökenleri kesin olarak bilinmemekle birlikte, Tarihçi Herodot; Ermeniler&#8217;i,  Trakya kökenli Frigler&#8217;in doğuya, Urartu bölgesine yönelen bir kolu olduğunu söylemiştir. Bu göç eden Frig kolu topluluğunun, Kafkas halklarıyla, Urartu ve Hurrilerle karışarak Ermeni toplumunu oluşturdukları ileri sürülür. Ancak Ermenilerin Urartu oldukları söylenemez, çünkü aynı dil ailesinden değillerdir ve gramerleri arasında hiçbir benzerlik yoktur.</p>
<p>Tarihte Ermenilerden ilk olarak MÖ 521 yılında 3 ayrı dilde yazılmış Pers İmparatoru Darius’un Behistun yazıtındaki “Armina” sözcüğünde rastlanır. “Ermenileri yendim” ifadesi tarihte Ermeni’lerden söz eden ilk arkeolojik kanıttır. Bu tarihte Urartular yıkılmış ve Anadolu Pers kökenli Med’lerin egemenliğine girmişti. MÖ. 3000 yıllarına ait Akad çivi yazılarında Doğu Anadolu bölgesine “Armanu” denmesi, Ermenilerin yaşadıkları coğrafyanın adını aldıkları tezini güçlendiriyor.<span id="more-2288"></span></p>
<p>Dinsel açıdan Ermeniler, Nuh’un torunu Hayk’tan geldiklerine inanırlar. Hayk’ın 400 yıl boyunca Ağrı dağı bölgesinde yaşadığı ve sınırlarını Babil’e kadar genişlettiği inancının hiçbir bilimsel dayanağı yoktur. Yine bazı Ermeni tarihçiler Hititlerden geldiklerini öne sürseler de bunu destekleyecek bir kanıta sahip değiller.</p>
<p>Ermeni toplumu, geleneksel tarih anlatımına göre MS 301 yılında &#8220;Aydınlatıcı&#8221; lakabıyla anılan Aziz Gregor öncülüğünde Hıristiyan dinini kabul etmiştir. Ermeni kilisesi 451 yılında Ortodoks/Katolik dünyasıyla yolunu ayırarak ayrı bir ulusal mezhep olarak örgütlendi. <span style="color:#000000;"><a title="Ermeni Apostolik Kilisesi" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Ermeni_Apostolik_Kilisesi"><span style="color:#000000;">Ermeni Apostolik Kilisesi</span></a></span> adını alan ulusal kilise, Batılı kaynaklarda<span style="color:#000000;"> <a title="Gregoryen (sayfa mevcut değil)" href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Gregoryen&amp;action=edit&amp;redlink=1"><span style="color:#000000;">Gregoryen</span></a></span> adıyla da anılır. Büyük çoğunluğu Gregoryen olan Ermenilerin küçük bir Katolik cemaatlerinin yanında önemsenmeyecek sayıda Protestan olanları da mevcuttur. Ermenilerin Hristiyanlığı ilk kez benimseyen toplum olduklarını öne sürülür.</p>
<p>Net olarak bilinen tarih içinde Ermenilerin Pers, Makedon, Selefkit, Roma, Part, Sasani, Bizans, Arap, Türk ve Rusların egemenliğinde altında yaşadığı görülür. Bağımsız bir devlete sahip olduklarına dair kesin bir bilgi yoktur. Ermeni krallıkları, prenslikleri olarak adlandırılan oluşumların ise bağımsız devlet olmayıp bölge derebeylerinin hükümranlıklarıdır. Örneğin Ani Hanedanlığı böyledir. Sadece Akdeniz bölgesinde yaşayan Ermeniler, Kilikya Krallığını kurmuşlar ve yaklaşık 2 asır boyunca varlıklarını sürdürebilmişlerdi. (1199-1375)</p>
<p>Bizans yönetimi altında iken Ermeniler,  mezhep çekişmelerinden yaşadıkları rahatsızlığın yanında ağır vergiler altında ezilmekteydi. Bizans’ın baskı ve zulmüne karşı zaman zaman çıkardıkları isyanlar katı bir şekilde bastırılıyordu.</p>
<p>Ermeni tarihçi Mateos, Bizans’ın izlediği siyaseti şöyle ifade ediyordu; <strong>“Roma Dükü, Bizans İmparatoru büyük bir ordu ile beraber, Ermenistan’a yürüdü. Hıristiyanların üzerine atılıp onları kılıçtan geçirdi ve esaret altına aldı. O zehirli bir yılan gibi her yere ölüm getirdi ve böylelikle dinsiz milletlerin yerini aldı.”</strong></p>
<p>Mateos, Bizanslılara karşı büyük bir kin ve düşmanlık duyuyordu. Eserinde de bu kini sık sık dile getiriyordu: <strong>“Bizanslılar muharebe ve kahramanlık sahasından nefret ederek, Ermeni mezhebinin tetkiki ile uğraştılar ve Allah’ın Kilisesi’nin içinde kargaşalık ve kavga çıkardılar. Onlar, Türklere karşı harp etmekten kaçınıyorlar, fakat hakiki Hıristiyanları inançlarından döndürmek için büyük gayret sarfediyorlardı. Bizanslılar bu gayretleri ile bütün Ermeni prens ve kumandanlarını doğudan çıkarıp, kendi memleketlerinde ikâmet etmeye mecbur ettiler. Kaçmayı kendileri için bir zafer sayan ve kahramanlık addeden bu Grekler, kurtu görür görmez kaçmağa başlayan kötü çobanlara benzediler.”</strong><strong> </strong>Urfalı Mateos, Vekayi-namesi (952–1136) ve Papaz Grigor’un Zeyli (1136–1162)  s.111–112</p>
<p>Selçukluların Anadolu’ya gelişi ve 1071’deki Malazgirt Savaşı Ermeniler için tarihi bir dönüm noktası olmuştur. Malazgirt&#8217;e doğru sefere çıkan Bizans Ordusu, Sivas&#8217;ta bölge Rumlarının büyük sevinç gösterisiyle karşılandı. İmparator Diyojen, halkın Ermeni taşkınlık ve barbarlığından yakınmaları üzerine kentin Ermeni mahallelerini yıktırdı. Pek çok Ermeni&#8217;yi öldürüp, önderlerini sürgüne yolladı. Sivas olayı, Ermenilerin Bizans&#8217;tan yediği son darbe oldu. Savaşta Bizans ordusundaki Ermenilerin çoğu Uz ve Peçenek Türkleriyle birlikte saf değiştirip Selçuklu ordusuna katılmaları Selçuklu döneminde iyi ilişkiler kurmalarını sağladı. Anadolu’da Bizans hâkimiyetinin hızla çökmesi üzerine güneye doğru göç ederek Fırat boylarında Toroslarda, Çukurova, Maraş ve Urfa bölgelerinde küçük prenslikler kurmaya başladılar.</p>
<p>Selçuklu devletinden hoşnut olmalarına karşın Moğol istilası sırasında Kösedağ savaşını kaybeden 2. Gıyaseddin Keyhüsrev, ülkeyi terk etmek üzere Ermeni bölgesinden geçerken engellenmiş ve Moğollara teslim edilmişti.  Bu olay, Ermenilerin Selçuklu dönemindeki ilk ve tek hıyaneti olarak bilinir.</p>
<p><span style="color:#ff0000;"><strong>OSMANLI&#8217;DA ERMENİLER</strong></span></p>
<p>Osmanlı dönemi Ermeniler için tarihte  rahat ve huzur içinde yaşadıkları en uzun dönem olmuştur. Hiçbir devletten görmedikleri ilgi ve samimiyeti Osmanlı’dan gören Ermeniler de bunun karşılığında Osmanlı’ya sadık kalmışlar ve bu yüzden de Millet-i Sadıka olarak anılmışlardır. Ta ki 19. Yüzyıla kadar.</p>
<p>Devlete bağlılıkları, Türk adetlerini benimsemeleri, hatta iyi Türkçe konuşmaları, Ermenilerin devlete ait resmi veya özel işlere atanmalarına sebep olmuştur. Bu bakımdan 16. yüzyılda Ermeni asıllı Mehmet Paşa gibi vezirlik rütbesine kadar yükselen devlet adamları, 18. yüzyılda Divrikli Düzyan soyundan saray kuyumcuları ve sonradan Darphane bakanları, Sasyan ailesinden saray doktorları, 19. yüzyılda Bezciyan ailesinden Darphane bakanları, Dadyan ailesinden Baruthane bakanları devletin en yüksek kademelerinde görevler yapmışlardır. 19. yüzyılda ve Abdülhamit devrinde ve sonrasında ise Ermeni dış işleri görevlileri ve bakanlar bulunmaktadır. Ayrıca birçok Ermeni de Osmanlı devlet adamlarına danışmanlık yapmıştır.</p>
<p>Tanzimat ve Islahat Fermanlarıyla Ermeniler Osmanlı idaresi içerisindeki bazı idari düzenlemelere tabi tutuldular. 1863 yılında Ermeni Millet Meclisi kuruldu. Meclisin kuruluş amacı, dini konuların ve mülkiyet konularının idaresiydi. Ama zaman içinde politik bir meclise dönüştü. İngiltere bu meclisi Ermenistan’ın muhtariyeti için bir vasıta saymıştı.</p>
<p>Ermenilerin ıslahat beklentileri ve kıpırdanmaların başlaması üzerine Ermeni Patriği Nerses 1876 yılında Vatandaşlık Meclisi Şurası&#8217;na sunduğu mektubunda, <strong>&#8220;Şayet günümüze kadar Ermeni milleti, millet olarak korunduysa ve inancını, kilisesini, dilini, tarihi ve kültürel değerlerini koruyorsa, tüm bunlar Osmanlı hükümetinin Ermeni milletine gösterdiği koruma, yardım ve hayırseverlik sayesindedir. Kader, Ermenileri Türklere bağlamıştır. Bundan dolayı Ermeniler, devletin savaş ve ağır sınav günlerinde buna kayıtsızca davranamaz. Aksine her zaman oldukları gibi ona yardım etmek zorundadırlar. Vatanını seven Ermeni, devlete yardım ederek, Ermeni milletinin hizmet ve yardımının en iyisini görecektir.&#8221;</strong> demektedir.</p>
<p>Ancak dönem milliyetçiliğin dalga dalga yayıldığı ve ulusal kurtuluş savaşlarının, bağımsızlık mücadelelerinin yapıldığı dönemdir. Ermeni milliyetçileri de bu dalganın etkisiyle örgütlenmeye ve seslerini duyurmaya başlamışlardır. Zayıflayan Osmanlı İmparatorluğunun geniş ve zengin toprakları karşısında iştahları kabaran emperyalist devletler, Ermeni milliyetçilerinin bu sesini duymakta gecikmediler.</p>
<p>1878 Osmanlı-Rus Harbi, Türk milletinin asla unutamayacağı, asla sarılamayacak yaralarla dolu bir savaştı. &#8220;93 Harbi&#8221; olarak anılan bu savaşta Rusya, Osmanlı topraklarında hızla ilerlemekteydi. Toprak ve insan kaybı büyüktü. Daha önemlisi bu savaşta Osmanlı İmparatorluğu &#8220;sadık bir milletini&#8221;; Ermenileri de kaybetti. Ermeni milliyetçileri Rusların yanında yer aldı ve saldırılarıyla Ruslara destek verdi.  Fransız komutan Romieu, Fransa Savaş Bakanlığı&#8217;na gönderdiği raporda, 1878 ve ilerleyen yıllarda, Ermeni çetelerinin Türklere karşı terörist faaliyetlerde bulunduklarını ve nefret beslediklerini belirtmiştir. Fransa Milli Arşivi, Guerre Mondial, 1914-1918/Turquie/Vol. 890, Légion d&#8217;Orient-I (Septembre 1915-Novembre 1916)</p>
<p><span style="color:#000000;"><a title="93 Harbi" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/93_Harbi"><span style="color:#000000;">93 Harbi</span></a></span>&#8216;nin ardından Osmanlı ile Rusya arasında, 3 Mart 1878 tarihinde <a title="Ayastefanos Antlaşması" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Ayastefanos_Antla%C5%9Fmas%C4%B1"><span style="color:#000000;">Ayastefanos</span> <span style="color:#000000;">Antlaşması</span></a> imzalanmıştı. Bu antlaşmanın şartları<span style="color:#000000;">  Osmanlı </span>açısından son derece ağırdı ve Rusya&#8217;yı da <span style="color:#000000;">Balkanlar</span>&#8216;da tek güç haline getiriyordu. Nitekim bu durum Avrupa&#8217;nın diğer emperyalist devletlerini rahatsız etmekteydi. Bu ağır şartları hafifleteceği vaadiyle Abdülhamit’i ikna eden İngiltere’nin girişimiyle Osmanlı, Rusya, İngiltere, Fransa, İtalya, Almanya, Avusturya-Macaristan arasında 13 Temmuz 1878’de Berlin Anlaşması imzalandı. Bu anlaşmayla toprak kayıpları azaltıldı ama Kıbrıs İngiltere’ye (sözde) kiralandı ancak zamanla İngiltere adaya sahiplendi ve 1914’de ilhak etti. Berlin Anlaşmasının konumuzu ilgilendiren yanı ise; Osmanlı İmparatorluğu’nun, Vilayat-ı Sitte denilen Doğu Anadolu&#8217;daki illerde<span style="color:#000000;"> Ermeniler </span>lehine ıslahat yapacak olmasıydı. Bu madde ile Ermeni hareketleri şiddetlenmiş ve ayrı devlet talepleri artmıştı.</p>
<p>17. yüzyıldan 19. yüzyılın ortalarına kadar Türkiye’deki Ermenilerin durumlarında önemli değişiklikler meydana geldi. Örneğin, 1715&#8242;te John Golod tarafından kiliseler inşa edildi, mevcut kiliseler yenilendi. 1773&#8242;te Zekeriyos Galzwan tarafından hastaneler inşa edildi. 1832&#8242;de Harutane Bezcian tarafından okullar yapıldı. Bu arada Ermeni Kilisesi, Ermeni dili, edebiyatı ve milliyetçiliğinin doğuş ve yayılış merkezi oldu. Ermeni Patrikhanesi ise Ermenilerin ulusal meselelerinin görüşüldüğü bir merkez oldu. Nitekim  İstanbul Ermeni Patriği Nerses Varjabedyan, Napazer Mıgırdıç Kırımyan ve Horen Narbey 1878 Berlin Konferansında Ermenilerin isteklerini dile getirdiler. Siyasi bir otoritenin boşluğu böylece kilise tarafından doldurulmuştu.</p>
<p><span style="color:#ff0000;"><strong>İSYANA HAZIRLIK</strong></span></p>
<p>Kırımyan, İstanbul’a eli boş bir şekilde dönünce öfkesini haykırdığı bir vaaz verdi: <strong>“Diplomatlar bir tas yemeği masaya koydular. Diğerleri birer kılıçla gelmişti. Bu özgürlük kasesinden kend paylarını demir kepçeler ile aldılar. Ancak Ermeniler bir kaşık isteğiyle geldikleri için bu yemekten paylarını alamadılar. Ermeni halkı, elbette kılıcın neler yapabilmiş olduğunu ve neler yapabileceğini çok iyi biliyorsunuz ve böylece baba toprağına, akraba ve dostlarınıza döndüğünüzde silahlanın, silahlanın ve yine silahlanın. Ey insanlar özgürlük umutlarınızı kendinize bağlayın, kendi aklınızı ve yumruğunuzu kullanın. İnsan kendi kurtuluşu için kendisi çalışır.”</strong> (Vigen Guroian, “Armenian Jenocide and Christian Existence”, s. 330)</p>
<p>Bu öfke Van’da Artsvi Vaspuragan Dergisi’nde yayınladığı yazılarında da görülüyordu.  Kırımyan bir yazısında Van Ermenilerine  şöyle hitap ediyordu. <strong> “…bu doğanın kanunu, eğer koyun gibi olursanız savaşmak için bir boğanın boynuzlarına sahip değilseniz, silahlanmamışsanız sürekli boğazlanırsınız. Arzu ettiğiniz, hayalini kurduğunuz özgürlüğü kan akıtmadan kazanacağınızı  mı düşünüyorsunuz?”</strong> (Rubai Peroomian, “The Heritage of Van Provincial Literarture”, Armenian Van/Vaspuragan, Edited By Richard Hovannisian, California, 2000, s. 149.)</p>
<p>Silahlanma ve isyan çağrılarını Ermeni milliyetçileri fazla beklemeksizin yerine getirdiler. Ve ilk etapta 1887’de Hınçak Cemiyeti ve ardından 1890’da Taşnak Sütyun Cemiyeti kuruldu.</p>
<p>Hınçak Cemiyeti, Osmanlı ve İran’daki ilk sosyalist cemiyettir. Rusya’dan ayrılarak eğitim için Avrupa’ya giden yedi Rus Ermeni’si tarafından kurulmuştur. Zengin aile çocuğu olan bu küçük burjuvalar dönemin sosyalist hareketlerinden etkilenerek biraz şöhret, biraz macera, biraz da milliyetçi duygularla  tam adı Memâlik-i Osmaniye Sosyal Demokrat Hınçakyan Cemiyeti olan örgütü oluşturdular. Partinin ilk hedefi Ermenistan’ın siyasi ve milli bağımsızlığıdır. Adını Kumkapı gösterisi ve Babıali baskını ile duyurdu. Hınçak Cemiyeti 1897’de Asıl Hınçaklar ve Yenilikçi Hınçaklar olarak ikiye bölündü.</p>
<p>Taşnaksutyun Cemiyeti 1890’da Ermeni Devrimci Federasyonu olarak kuruldu. Radikal milliyetçi bir örgüttü ve amacı önce özerk, sonra bağımsız bir Ermeni devleti kurmaktı. Örgüt sesini duyurmak amacıyla 1894’de Diyarbakır’da, 1895’de Van’da gösteri yaptı ve Doğu Anadolu’nun çeşitli yerlerinde eylemler düzenledi. 1896’da ise örgüt üyesi bir grup Osmanlı Bankası’nı bastı. Bu eylemleriyle öne geçerek Hınçak cemiyetini kenara itip Ermeni ulusal hareketinin öncülüğünü elde ettiler.</p>
<p><span style="color:#800000;"><strong>Serdar Kaangil</strong></span></p>
<p>Not: Ermeni örgütlerinin isyan ve eylemleri ile karşılıklı katliamları başka bir yazıda ele alacağım.</p>
<br />  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/panteidar.wordpress.com/2288/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/panteidar.wordpress.com/2288/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/panteidar.wordpress.com/2288/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/panteidar.wordpress.com/2288/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/panteidar.wordpress.com/2288/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/panteidar.wordpress.com/2288/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/panteidar.wordpress.com/2288/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/panteidar.wordpress.com/2288/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/panteidar.wordpress.com/2288/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/panteidar.wordpress.com/2288/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/panteidar.wordpress.com/2288/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/panteidar.wordpress.com/2288/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/panteidar.wordpress.com/2288/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/panteidar.wordpress.com/2288/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=panteidar.wordpress.com&amp;blog=10094178&amp;post=2288&amp;subd=panteidar&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://panteidar.wordpress.com/2012/01/07/ermeni-meselesi-1/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/bcc301dfc13e244ceb30f4a8b54969b8?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">pante</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://panteidar.files.wordpress.com/2012/01/ani.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">ani</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>ERMENİ MESELESİ ve UAD</title>
		<link>http://panteidar.wordpress.com/2012/01/05/ermeni-meselesi-ve-uad/</link>
		<comments>http://panteidar.wordpress.com/2012/01/05/ermeni-meselesi-ve-uad/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 05 Jan 2012 20:17:23 +0000</pubDate>
		<dc:creator>pante</dc:creator>
				<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Bosna]]></category>
		<category><![CDATA[Ermeni]]></category>
		<category><![CDATA[katliam]]></category>
		<category><![CDATA[soykırım]]></category>
		<category><![CDATA[tehcir]]></category>
		<category><![CDATA[uad]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://panteidar.wordpress.com/?p=2269</guid>
		<description><![CDATA[BM Soykırım Tanımı ve Koşulları Birleşmiş Milletler Kurulu’nun 1948’de karar aldığı ve 1951’de yürürlüğe koyduğu “soykırım suçunun önlenmesi ve cezalandırılması sözleşmesi”ne göre soykırımın tanımı ve koşulları şöyle belirlenmiştir: Ulusal, etnik,  ırksal veya dinsel bir grubu, kısmen veya tamamen  ortadan kaldırmak &#8230; <a href="http://panteidar.wordpress.com/2012/01/05/ermeni-meselesi-ve-uad/">Continue reading <span class="meta-nav">&#8594;</span></a><img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=panteidar.wordpress.com&amp;blog=10094178&amp;post=2269&amp;subd=panteidar&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><a href="http://panteidar.files.wordpress.com/2012/01/erm.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-2280" title="erm" src="http://panteidar.files.wordpress.com/2012/01/erm.jpg?w=640" alt=""   /></a>BM Soykırım Tanımı ve Koşulları</strong></p>
<p>Birleşmiş Milletler Kurulu’nun 1948’de karar aldığı ve 1951’de yürürlüğe koyduğu “soykırım suçunun önlenmesi ve cezalandırılması sözleşmesi”ne göre soykırımın tanımı ve koşulları şöyle belirlenmiştir:</p>
<p>Ulusal, etnik,  ırksal veya dinsel bir grubu, kısmen veya tamamen  ortadan kaldırmak <strong>amacıyla</strong> işlenen aşağıdaki fiillerden herhangi biri, soykırım suçunu oluşturur.</p>
<p>a- Gruba mensup olanların öldürülmesi;</p>
<p>b- Grubun mensuplarına ciddi surette bedensel veya zihinsel zarar verilmesi;</p>
<p>c- Grubun bütünüyle veya kısmen, fiziksel varlığını ortadan kaldıracağı hesaplanarak, yaşam şartlarını kasten değiştirmek;</p>
<p>d-  Grup içinde doğumları engellemek amacıyla tedbirler almak;</p>
<p>e- Gruba mensup çocukları zorla bir başka gruba nakletmek;<span id="more-2269"></span></p>
<p>Dikkat edilirse; soykırımın en baş koşulu tanımında yer alan “ortadan kaldırma amacı” nın olmasıdır. Eğer yok etme amacı yoksa, ortadan kaldırmaya yönelik bir plan ve emir mevcut değilse, olay soykırım olarak nitelenemez.</p>
<p><strong>Bosna örneği:</strong></p>
<p>Uluslar arası Adalet Divanı (UAD) soykırım davalarına bakan BM mahkemesidir. 1995 yılında Srebrenitza’da Sırpların 8000 civarında Bosna’lıyı katletmeleri üzerine Bosna Hersek UAD’ye başvurmuştu. Görülen davanın sonucunda Divan, her ne kadar Srebrenitza&#8217;da Bosnalı Sırplar tarafından soykırım suçunun işlendiğini kabul etmişse de, bundan dolayı Sırbistan&#8217;ın devlet organlarına yüklenebilir bir sorumluluk saptanamaması nedeniyle, Sırbistan&#8217;ı suçlu bulmamıştır. Bunun sebebini de soykırıma yönelik olarak Sırp yöneticilerinin bir amaç ve plan yaptıklarına ya da bir emir verdiklerine dair bir kanıt bulunmayışı olarak gerekçelendirmişlerdir.</p>
<p>Bosna kararı, soykırım sözleşmesindeki tanıma bağlı kalarak ve tanımda yer alan “amaç” olgusunun olmamasına dayanarak alınmış olup içtihat niteliğine sahiptir, yani bundan sonra görülecek soykırım davalarında benzer şekilde amacın olup olmadığına bakılacaktır.</p>
<p><strong>Türkiye UAD&#8217;ye başvurmalı</strong></p>
<p>Bosna örneğinden yola çıkarak 1915 Ermeni olaylarını ve Osmanlı hükümetinin tehcir kararını değerlendirdiğimizde; soykırım tanımına kesinlikle girmeyeceği açıktır. Çünkü tehcir soykırım demek değildir ve bir devlet gerekli gördüğü takdirde halkının bir kesimini sınırları içinde başka bölgelere yerleştirme hakkına sahiptir. 1. Dünya Savaşı gibi, tarihin o zamana göre gördüğü en büyük savaşta, vatan savunmasında olan Osmanlı hükümetinin işgalci düşmanla işbirliği yapmakta olan bir topluluğu başka bölgelere aktarması hukuksal bir işlemdir ve suç olarak nitelenemez. Gerek tehcir öncesi ve gerekse tehcir sırasında hükümet yetkililerinin Ermenilerin ortadan kaldırılmasına, katledilmesine dair herhangi bir emirleri, planları da olmadığına göre bir soykırım olduğu kararı alınmış olsa bile, bundan Osmanlı hükümeti sorumlu tutulamaz. Kaldı ki Osmanlı Devleti yıkılmıştır ve Türkiye Cumhuriyeti bundan  sorumlu görülmesi mümkün değildir. Ve böyle bir davanın tarafı da olamaz. Türkiye’nin Osmanlı Devletinin devamı ve mirasçısı olduğu, dolayısıyla Osmanlı’nın suçlarından da sorumlu olacağı iddiası mesnetsizdir ve devletler hukukunda böyle bir iddianın yeri yoktur. Çünkü TC sadece isim değiştirmiş bir devlet değildir. Siyasi olarak, hukuki olarak Osmanlı’dan çok farklı yapıda olması bir yana Osmanlı’ya karşı mücadele ederek kurulmuş ve Osmanlı’dan hiçbir yöneticiyi bünyesine almadığı gibi, kimisini cezalandırılmış kimisini de vatandaş olarak kabul etmemiş, yurda sokmamıştır. Dolayısıyla bu nedenlerden dolayı Türkiye’nin soykırımla suçlanmasının tutar yanı yoktur.</p>
<p>Nitekim yıllardır soykırım yaygarası yapan Ermeni Diasporası bugüne kadar Uluslar arası Adalet Divanına gidememiştir. Çünkü sonucun aleyhlerine çıkacağının bilincindedirler. Bunun yerine siyasi davranmakta, propaganda ve lobi faaliyetleriyle, yalan ve sahtekarlıklarla ülkeleri etkileyip tek tek soykırımı kabul ettirmeye çabalamaktadırlar. Böylelikle başta AB ülkeleri olmak üzere çoğunluğun desteğini almış olarak UAD’ye gitme niyetindedirler.</p>
<p>Bu noktada Türkiye karşılaştığı iddia ve suçlamalardan rahatsızlığını belirterek UAD’ye başvurabilir. Ermeni  soykırımı iddiasının soruşturularak karara bağlanmasını talep edebilir. Bu, Ermeni Diasporasının planını bozacağı gibi davada Türkiye’nin elini de güçlendirecektir. Nasıl olsa zamanı geldiğinde Türkiye bu davayla karşı karşıya gelecektir. Tehcirin 100. yılına doğru Ermenilerin  faaliyetlerini arttıracakları ve dünyanın dikkatini bu konu üzerine çekmeye çalışacakları açıktır. 100. yılda ise eylemlerini doruk noktasına çıkaracak ve Türkiye aleyhine ellerinden geleni yapmaya çalışacaklardır. Türkiye’nin bunu beklemeden UAD’ye başvurması ve oyunu bozması şarttır.</p>
<p>Soykırım sözleşmesinin yürürlüğe konduğu tarihten geriye doğru işletilmesi ve 1915 olaylarını muhakeme etmesi de tartışmalı bir konudur. Hukukçular içinde geriye doğru işletilmesinde bir sorun olmadığı düşüncesinde olanlar olduğu gibi, geriye doğru işletilmesinin mümkün olmadığı görüşünde olanlar da çoktur. 1948 tarihinde karar alınan sözleşmenin yürürlüğe giriş tarihinin 1951 olarak belirlenmiş olması ve sözleşmede geriye doğru işletileceğine dair bir hüküm bulunmaması, geriye işletilmesinin mümkün olmadığını ileri sürenlerin haklılığını güçlendirmektedir. Şimdiye kadar böyle bir örnek olmadığı gibi, bir örneğin olması halinde soykırım davaları daha eski tarihlere de taşınabileceğinden buna en başta ABD olmak üzere emperyalist ülkeler karşı çıkacaktır. ABD&#8217;nin Kızılderili soykırımı üzerine inşa edilmiş bir devlet olduğu tüm dünyaca bilinen bir konudur. Dolayısıyla ABD böyle bir risk almak istemeyecek ve geriye doğru yargılamayı kabullenmeyecektir.</p>
<p>Görüldüğü gibi tehcir konusunun ayrıntılarına girmeden, karşılıklı katliamları, Ermeni terör ve isyanlarını, savaşta Rus ve Fransız orduları saflarında yer almalarını ele alıp irdelemeden 3 önemli noktada Türkiye&#8217;nin soykırımla suçlanamayacağını ortaya koyduk. Tehcir kararında ve diğer talimatlarda soykırım amacının, planının ve emrinin bulunmaması, Türkiye Cumhuriyetinin Osmanlı Devletinin kararlarından siyasi ve hukuki olarak sorumlu tutulamayacağı ve soykırım sözleşmesinin geriye doğru işletilmesinin mümkün olmadığı, o dönemde soykırım yasasına değil savaş suçları yasasına göre hareket edildiği noktalarında eğer tarafgir davranılmazsa; Türkiye UAD&#8217;den haklı çıkar ve bir cezaya çarptırılmaz.</p>
<p>Türkiye bir ceza almaz ama Ermeni malları konusunda sorumludur. Bu konuda bir mahkeme kararı beklenmeksizin başvuran varislerin mülkleri ya da mülklerinin bedeli fazlasıyla kendilerine ödenmelidir. Hatta bu konuda bir çağrı yapılmalı ve mülklerinin hakkını almamış olanların başvurmaları ve teyid edilmesi halinde haklarına kavuşacakları bildirilmelidir. Mülkünü kullanmak ve ikamet etmek isteyenler için her türlü kolaylık gösterilmelidir.</p>
<p><span style="color:#800000;"><strong>Serdar Kaangil</strong></span></p>
<p>Not: Soykırım Yalanı ve Tehcir konusu ayrı yazılarda ele alınacaktır.</p>
<br />  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/panteidar.wordpress.com/2269/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/panteidar.wordpress.com/2269/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/panteidar.wordpress.com/2269/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/panteidar.wordpress.com/2269/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/panteidar.wordpress.com/2269/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/panteidar.wordpress.com/2269/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/panteidar.wordpress.com/2269/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/panteidar.wordpress.com/2269/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/panteidar.wordpress.com/2269/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/panteidar.wordpress.com/2269/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/panteidar.wordpress.com/2269/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/panteidar.wordpress.com/2269/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/panteidar.wordpress.com/2269/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/panteidar.wordpress.com/2269/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=panteidar.wordpress.com&amp;blog=10094178&amp;post=2269&amp;subd=panteidar&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://panteidar.wordpress.com/2012/01/05/ermeni-meselesi-ve-uad/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/bcc301dfc13e244ceb30f4a8b54969b8?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">pante</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://panteidar.files.wordpress.com/2012/01/erm.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">erm</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>SOVYETLER BİRLİĞİ NEDEN YIKILDI?</title>
		<link>http://panteidar.wordpress.com/2011/12/24/sovyetler-birligi-neden-yikildi/</link>
		<comments>http://panteidar.wordpress.com/2011/12/24/sovyetler-birligi-neden-yikildi/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 23 Dec 2011 22:46:43 +0000</pubDate>
		<dc:creator>pante</dc:creator>
				<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[lenin]]></category>
		<category><![CDATA[neden çöktü]]></category>
		<category><![CDATA[sosyalizm]]></category>
		<category><![CDATA[Sovyetler'in yıkılması]]></category>
		<category><![CDATA[Stalin]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://panteidar.wordpress.com/?p=2240</guid>
		<description><![CDATA[Yaklaşık 70 yıllık bir sosyalizmin çöküş nedenlerinin sol içinde yeterince tartışılmadığı ve bundan dersler çıkarılmadığı açıkça görülüyor. Yıkılmadan önce kimi sol gruplarca sosyal emperyalist ve sosyal faşist, kimi sol gruplarca revizyonist olarak eleştiriliyordu. Kimisi geri dönüşün yaşandığını, kimisi ise karşı &#8230; <a href="http://panteidar.wordpress.com/2011/12/24/sovyetler-birligi-neden-yikildi/">Continue reading <span class="meta-nav">&#8594;</span></a><img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=panteidar.wordpress.com&amp;blog=10094178&amp;post=2240&amp;subd=panteidar&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://panteidar.files.wordpress.com/2011/12/boris.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-2244" title="boris" src="http://panteidar.files.wordpress.com/2011/12/boris.jpg?w=640" alt=""   /></a>Yaklaşık 70 yıllık bir sosyalizmin çöküş nedenlerinin sol içinde yeterince tartışılmadığı ve bundan dersler çıkarılmadığı açıkça görülüyor.</p>
<p>Yıkılmadan önce kimi sol gruplarca sosyal emperyalist ve sosyal faşist, kimi sol gruplarca revizyonist olarak eleştiriliyordu. Kimisi geri dönüşün yaşandığını, kimisi ise karşı devrimin çok daha önceden sinsice gerçekleştirildiğini öne sürüyordu.  Buna karşın Sovyetler Birliğinde her şeyin düzgün gittiğini savunan, iddiaların emperyalistlerin karalaması olduğunu öne süren gruplar da vardı.</p>
<p>Sonuç, geri dönüşün olduğunu ileri sürenleri haklı çıkardı. <span id="more-2240"></span>1980&#8242;li yıllara gelindiğinde Sovyetler Birliği&#8217;nin batı bloku ile girdiği  amansız yarış ekonomisinde tamiri imkânsız büyük yaralar açmış ve birliğe bağlı ülkelerde huzursuzlukları ve kıpırdanmaları başlatmıştı. 1985 yılında başkan olan Mihail Gorbaçov, soruna çözüm için glasnost ve perestroyka yani açıklık ve yeniden yapılanma politikalarını hayata geçirdiyse de, bu politikalar çözümün tersine dağılma sürecini hızlandırdı. Glasnost ve perestroyka politikalarının sağladığı özgürlük ortamında liberal sesler yükseldi ve yayıldı. Bu duruma müdahalede bulunmak isteyen cılız bir askeri darbe girişimi, Boris Yeltsin’in tankların önüne geçmesiyle engellendi. Ve ardından 1991 aralık ayında Sovyetler Birliği fesh edildi ve Bağımsız Devletler Topluluğu kuruldu.</p>
<p>Peki neydi Sovyetler Birliği’ni yıkılma sürecine götüren sebepler? Onyıllarca Sovyetlere bağlı olan devletlerin bugün kalkınmakta olduğunu görüyoruz. Toplumların yaşamı da daha refah düzeye ulaşmış durumda. Daha önce tek partiye ve diktatörlüğe mahkum iken, bugün çok partili parlamenter sisteme sahipler ve sosyalist-komünist partiler serbest olduğu halde haktan yeterince destek almadıkları görülüyor. Eskiye özlem duyduklarını belirtenler de çok olmasına ve kimi yerde sosyalist partilerin oyları yükselmesine rağmen, yetersiz oldukları açıktır.</p>
<p>Neden bu insanlar yıllarca sosyalist düzeni yaşamalarına rağmen sosyalizm ve komünizmden umutlarını kestiler?</p>
<p>Yoksa baştan beri kurulan rejimin sosyalizmle ilgisi yok muydu?</p>
<p>Sosyalizm, kapitalizmin alternatifi olmaktan çıkmış mıdır? Doğrusu nedir?                Yazımızda bu sorulara yanıt aramaya çalışacağız. Önce bir devrimden çöküşe olan sürecin özetini çıkaralım:</p>
<p>Marksizmin teorisinde sosyalizmin, sanayileşmiş, güçlü bir proleteryaya sahip ileri düzeyde kalkınmış bir kapitalist ülkede kurulabileceği öngörülmüştü. Buna karşın devrimin yapıldığı Rusya&#8217;da sanayi yeterince gelişmiş değildi ve burjuvazi cılız, proleterya güçsüzdü.  Bundan da önemlisi devrimden sonra ne yapacakları konusunda deneyimsizdiler. Çünkü örnek alacakları bir tek 1871&#8242;deki Paris Komünü vardı ki ömrü sadece 70 gün sürmüştü. Emperyalistlerarası paylaşım savaşı ve iç savaşın ortasında yapılan devrim, ağır ekonomik koşullarla karşı karşıyaydı.</p>
<p>Nitekim devrimin lideri Lenin, ülkesinde sosyalizmi kuramadan öldü. Çünkü NEP-yeni ekonomik politika adı altında kapitalizmi sürdürmek ve hızla sanayileşmek, kalkınmak kararı almak zorunda kalmıştı. Dolayısıyla sosyalizmin inşaası Lenin&#8217;in ölümünden sonra Stalin&#8217;e kaldı. Stalin&#8217;i bu konuda başarısız görmek haksızlık olacağı gibi, kafalardaki, ideallerdeki sosyalizmi kurmayı başardığını söylemek de yanlış olur.  Araya giren 2. Dünya Savaşı ve milyonlarca insan kaybının yanında büyük yara alan ekonomisi, Stalin&#8217;in sosyalizm başarısını baltalayan en önemli faktördü.</p>
<p>Savaş psikolojisi ile Sovyetler Birliği emperyalist ülkelerle silahlanma yarışına girdi. Gerek savunma sanayine, gerekse uzay araştırmalarına ayrılan fonlar, büyümeden halkın yeterince pay alabilmesini engellemişti. Bunun yanında Stalin&#8217;in yönetimdeki katılığı ve acımasızlığı, savaş sonrası Nazilerden yana oldukları gerekçesiyle Kafkas ve Kırım halklarını sürgün etmesi, sürgün sırasında yaşanan toplu ölümler, Stalin&#8217;den doğan halkın hoşnutsuzluğunun sosyalist rejime yansıması, sosyalizmle halkı yeterince kucaklaştıramamıştı.</p>
<p>Stalin&#8217;in 1953&#8242;de ölümünden sonra yerine Kruşçev geçti. Kruşçev döneminde Stalin aleyhtarı bir kampanya yürütüldü. Stalin&#8217;in yanılmaz addedilen politikaları yerine farklı politikalar uygulandı. Yaşadığı sıra &#8220;Beni Stalin yarattı&#8221; diyen Nazım Hikmet bile Stalin aleyhinde şiir yazdı.</p>
<p><em><strong>taştandı, tunçtandı, alçıdandı, kâattandı iki santimden yedi metreye kadar.<br />
taştan, tunçtan, alçıdan ve kâattan çizmeleri dibindeydik, şehrin bütün meydanlarında.<br />
parklarda ağaçlarımızın üstündeydi; taştan, tunçtan, alçıdan ve kâattan gölgesi,<br />
taştan, tunçtan, alçıdan ve kâattan bıyıkları lokantalarda içindeydi çorbamızın<br />
odalarımızda taştan, tunçtan, alçıdan ve kâattan gözleri önündeydik.<br />
yok oldu bir sabah!<br />
yok oldu çizmesi meydanlardan,<br />
gölgesi ağaçlarımızın üstünden,<br />
çorbamızdan bıyığı,<br />
odalarımızdan gözleri,<br />
ve kalktı göğsümüzden baskısı binlerce ton taşın tuncun alçının ve kâadın”</strong></em></p>
<p>Nükleer silahlanmanın tehlikesi nedeniyle iki süper güç arasındaki rekabetin ve soğuk savaşın yumuşaması amacıyla &#8220;Barış içinde birarada yaşama&#8221; ilkesi hayata geçirildi ve Brejnev döneminde de sürdürüldü. Bu arada sosyalizmin giderek yayılması ABD&#8217;yi komünizmle mücadele önlemleri almaya yöneltti ve çeşitli ülkelerde gladyolar oluşturuldu. Sosyalist parti ve örgütlerin güçlenmesi engellenmeye çalışıldı. Özellikle 68 hareketinden sonra CİA&#8217;nin provakasyon eylemleri yoğunlaştı. CİA ve KGB arasındaki casus savaşları kızıştı. Afganistan&#8217;da çıkan isyana müdahale etmesi ve mücahitlerle Sovyet kuvvetleri arasında çıkan savaş SSCB&#8217;yi bir hayli yıprattı. Diğer taraftan ABD ile sürdürdüğü yarışta geri kalmaya başladı ve ülkede ekonomik sıkıntılar giderek yükseldi. 1988&#8242;de Polonya&#8217;daki işçi hareketleri ve grevlerin ardından yönetim değişikliği Sovyetleri sarstı. Gorbaçov&#8217;un politikaları da fayda vermeyince yeniden yapılanmaya gidildi ve ardından birlik dağıldı.</p>
<p><strong>Çöküşün Nedenleri:</strong></p>
<p>Sovyetler Birliği&#8217;nin yıkılması, Doğu Bloğunu çöküşe götürdü ve diğer sosyalist ülkeleri de olumsuz etkiledi. Sosyalist olmayan ülkelerin sosyalistlerini de demoralize etti ve birçok ülkenin solunda bu durum şoka sebep oldu. Sağ partilere ve liberallere kayış oldu, Marksist-Leninist politikalar yerine revizyonist politikalar güç kazandı. Gerek kapitalistler, gerekse ML politikalarından farklı yol çizenler, örneğin Troçkistler &#8220;Biz demiştik&#8221; havasına girdi.</p>
<p>Sosyalizmin başarısızlığında tek bir sebep ortaya koymak mümkün değildir.  Böyle olursa doğru bir tahlil yerine, kestirmeden &#8220;Marks demişti zaten, en ileri kapitalist ülkede devrimin olması gerektiğini, o yüzden başarılamadı.&#8221; da denebilir, &#8220;Troçki haklı çıktı, sürekli devrim olmayınca ve Avrupa&#8217;dan büyük bir ülke sosyalist bloğa katılmayınca başarısız olundu.&#8221; da denebilir. Bunun yanında kapitalistlerin ağzıyla sosyalizmin başarısızlığa mahkum olduğu söylenebileceği gibi,  başarısızlık, dinsel eksikliklere bile bağlanabilir.</p>
<p>Sovyetler Birliği&#8217;nin yıkılışının birden çok sebepleri vardır. Başlıca sebep; sağlam temeller üzerine kurulamamış olmasıdır. Çünkü sosyalizme hazır olmayan bir ülkede devrim yapılmış ve yaklaşık 10 yıl boyunca kapitalist üretim ilişkileri sürdürülmeye devam edilmiştir. Bu durum, en başta devrimin önderleri ve ileri gelen devrimciler arasında sürtüşmelere ve çatışmalara sebep olmuştur. Devrimin 4 önderinden 2&#8242;si yani Troçki ve Sultan Galiyev önce tasfiye edilmiş ve daha sonra da öldürülmüşlerdir. Bir çok devrimci farklı düşüncelerinden ve eleştirilerinden dolayı cezalandırılmış, sürgün ya da idam edilmiştir. Sovyet halklarının bu yaşananlar karşısında sosyalizmle kucaklaşması ve destek vermesi mümkün olmamıştır. Zaten halkın küçük bir azınlığı ile yapılan devrimin, yaşanan iç savaşın ve yapılan zorunlu uygulamaların karşısında önemli bir kitle vardı. Bolşeviklere karşı olan bu büyük kitlenin kazanılması ancak onları uygulanan politikalarla hoşnut etmeye ve güvenlerini kazanmaya bağlıydı. Ancak tersine gelişmeler bu kitleyi daha da uzaklaştırdı ve proleterya diktatörlüğüne daima korkuyla baktılar, hiç ısınamadılar.</p>
<p>Devrimden sonra yapılması gerekenlerin başında eğitim geliyordu. Tabi eğitimin başında da sosyalizmin tanıtılması, sevdirilmesi, benimsetilmesi. Yani, insan faktörü çok önemliydi ve sosyalizme sahip çıkacak, destek verecek ve koruyacak eğitimli-bilinçli insanların yetiştirilmesi gerekiyordu. Bir nebze Stalin döneminde bu başarılmış olsa da 2. Dünya Savaşında Sovyetler 25 milyon insanını kaybettiler ve kayıplar önemli sayıda yetiştirilmiş, eğitilmiş insanlardan oluşmaktaydı. 2. Dünya Savaşından sonra bu kayıpların açığı kapatılamadı ve hoşnutsuz insan sayısı giderek arttı. Bunun nedenlerinin başında halkın refahının yükseltilmemesi ve sorunlarının çözülememesiydi. Çünkü asıl ağırlık ABD ile silahlanma yarışına verilmekteydi.</p>
<p>Uygulanan ekonomik sistem ise giderek devlet kapitalizmine dönüşmüştü. Ülkeye bürokratik oligarşi hakimdi ve bu durum halka yılgınlık vermekteydi. Diğer doğu bloku ülkelerinde durum daha içler acısıydı. Çünkü bu ülkeler savaştan sonra sosyalizme geçmişti ama hiçbirinin tarihinde sosyalizm örgütlenmesi, işçi sınıfı mücadelesi yoktu. Halkları eğitimsiz ve sosyalist bilinçten yoksundu. Buna ekonomik sorunlar eklenince çözülmeler kaçınılmaz olmuştu. Çözülmeler ve muhalif kitleler karşısında tek çare diktaydı ve bu devletler halkı üzerinde baskı uygulayarak ayakta kalmaya çalışmışlardı. Tabi Sovyetler yıkılınca, bu ülkelerden biri bile sosyalizmi sürdüremedi.</p>
<p>Asıl film ise Polonya&#8217;da kopmuştur. Empeyalist ülkeler Polonya üzerindeki planlarını bir örümcek ağı gibi örmüşlerdi. Polonya ile yapılan iş anlaşmaları, bu ülkeyi yabancı yatağı haline getirmişti. Gerek ekonomik zorlamalar, gerekse içerde cirit atan ajanların girişimleriyle 80&#8242;li yıllarda Polonya&#8217;da grev dalgaları başladı ve papanın bu ülkeden seçilmesi tuz biber oldu. Sosyalizmin sendika başkanı Lech walesa liderliğindeki işçi sınıfının hareketiyle yıkılması ibretlikti. Ve ardından Walesa&#8217;nın ve papa&#8217;nın girişimleriyle kapitalizme geçildi. Bu karşı devrim Sovyetlere vurulan en büyük darbeydi ve sosyalizme olan umutları dibe indirmişti. Nitekim birkaç sene sonra Sovyetler de yıkıldı.</p>
<p>Polonya örneği, proleterya diktatörlüğü teorisini yıkan örnek olmuştur. Sosyalizmin koruyucu olması gereken proleterya tarafından yıkılmış olması, teorinin yanlışlığını ve diktadan ziyade, halkı kazanmanın büyük önem arzettiği gerçeğini gözler önüne sermiştir. Nitekim hiçbir ülkede halk, rejime sahip çıkmamış, tersine bayram etmiştir. Yine Polonya örneği göstermektedir ki din konusu önemlidir ve verilen bir dinsel taviz, telafi edilemeyecek yanlışa sebebiyet verebilir. İnançları-ibadetleri kısıtlanmış ve manevi duygularını tatminden uzak kalmış halk, dini kurumlara verilen tavizle kolayca yoldan çıkabilir. Sonradan taviz vermek yerine, baştan dini konulara ilişmemenin çok daha doğru olduğu bu örnekle görülmüştür. Sovyetlerin dağılmasından sonra patlayan dini etkinlikler ve örgütlenmeler de bu konudaki açlığı ve özlemi kanıtlamıştır. Dolayısıyla yıkılışın ekonomik, ideolojik nedenleri arasında sosyal ve psikolojik nedenleri de vardır. İnsan faktörü, inanç faktörü, özgürlük ve moral motivasyon bunların başında gelmektedir.</p>
<p><span style="color:#ff0000;"><strong>Serdar Kaangil</strong></span></p>
<br />  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/panteidar.wordpress.com/2240/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/panteidar.wordpress.com/2240/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/panteidar.wordpress.com/2240/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/panteidar.wordpress.com/2240/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/panteidar.wordpress.com/2240/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/panteidar.wordpress.com/2240/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/panteidar.wordpress.com/2240/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/panteidar.wordpress.com/2240/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/panteidar.wordpress.com/2240/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/panteidar.wordpress.com/2240/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/panteidar.wordpress.com/2240/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/panteidar.wordpress.com/2240/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/panteidar.wordpress.com/2240/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/panteidar.wordpress.com/2240/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=panteidar.wordpress.com&amp;blog=10094178&amp;post=2240&amp;subd=panteidar&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://panteidar.wordpress.com/2011/12/24/sovyetler-birligi-neden-yikildi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/bcc301dfc13e244ceb30f4a8b54969b8?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">pante</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://panteidar.files.wordpress.com/2011/12/boris.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">boris</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>İSLAM&#8217;DA CİHAD KAVRAMI</title>
		<link>http://panteidar.wordpress.com/2011/12/17/islamda-cihad-kavrami/</link>
		<comments>http://panteidar.wordpress.com/2011/12/17/islamda-cihad-kavrami/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 17 Dec 2011 21:01:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator>pante</dc:creator>
				<category><![CDATA[Din]]></category>
		<category><![CDATA[cihad]]></category>
		<category><![CDATA[islam]]></category>
		<category><![CDATA[savaş]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://panteidar.wordpress.com/?p=2230</guid>
		<description><![CDATA[CİHAD ve SAVAŞ TDK&#8217;ya göre cihad: Din uğrunda yapılan savaş. Kur&#8217;an&#8217;da Cihad: Nisa/ 95. Mü&#8217;minlerden, bir mazereti olmaksızın cihaddan geri kalanlar, Allah yolunda malları ve canlarıyla cihad edenlerle bir olmaz. Allah, malları ve canlarıyla cihad edenleri, evlerinde oturanlardan mertebece daha &#8230; <a href="http://panteidar.wordpress.com/2011/12/17/islamda-cihad-kavrami/">Continue reading <span class="meta-nav">&#8594;</span></a><img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=panteidar.wordpress.com&amp;blog=10094178&amp;post=2230&amp;subd=panteidar&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<h2><strong><a href="http://panteidar.files.wordpress.com/2011/12/cih.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-2231" title="cih" src="http://panteidar.files.wordpress.com/2011/12/cih.jpg?w=640" alt=""   /></a><span style="color:#ff0000;">CİHAD ve SAVAŞ</span></strong></h2>
<p>TDK&#8217;ya göre cihad: Din uğrunda yapılan savaş.</p>
<p>Kur&#8217;an&#8217;da Cihad:</p>
<p><strong>Nisa/ 95. Mü&#8217;minlerden, bir mazereti olmaksızın cihaddan geri kalanlar, Allah yolunda malları ve canlarıyla cihad edenlerle bir olmaz. Allah, malları ve canlarıyla cihad edenleri, evlerinde oturanlardan mertebece daha üstün kılmıştır. Gerçi hepsine Allah Cenneti vaad etti; ama cihad edenleri, pek büyük bir ödülle, oturanlara üstün kıldı.</strong></p>
<p><strong>Tevbe/ 20. İman eden, hicret eden ve Allah yolunda malları ve canlarıyla cihad edenler, Allah katında en yüksek mertebededirler. Muradına erenler de işte onlardır.</strong></p>
<p>Arapçası cihad, &#8220;C-H-D&#8221; kökünden gelen bir kelime olup &#8220;zorluklara katlanma ve mücadele, güç-destek verme, gayret etme&#8221; şeklinde genelde zorlu bir çalışma ve gayreti gerektiren fiiller için kullanılır.<span id="more-2230"></span></p>
<p><strong>İslami bir terim olarak cihad:</strong></p>
<p>İslamcılar arasında cihat, Allah&#8217;ın dinini yeryüzüne hakim kılmak, fitne ve zulmü ortadan kaldırmak için ortaya çıkan her türlü engel ve düşmana karşı meşru olan her yol ve vasıtayla elinden gelen mücadeleyi yapmak olarak tanımlanıyor. Bu mücadelenin yollarından birisi tebliğ, diğeri de savaş olarak sunuluyor.</p>
<p><strong>Hadislerde Cihad:</strong></p>
<p>Hadis No: 0094</p>
<p>Tanım: <span style="color:#000080;">Resulullah (sav) buyurdular ki: &#8220;Zalim sultanın yanında gerçeği söylemek en büyük cihaddandır.&#8221;</span></p>
<p>Hadis No: 0987</p>
<p>Tanım: Resulullah (sav) şöyle buyurdular: <span style="color:#000080;">&#8220;Ümmetimin seyahati Allah yolunda cihaddır.&#8221;</span></p>
<p>Hadis No: 1016</p>
<p>Tanım: Resulullah (sav) buyurdular ki: <span style="color:#000080;">&#8220;Müşriklere karşı mallarınızla, canlarınızla ve dillerinizle cihad edin.&#8221;</span></p>
<p>Hadis No: 1162</p>
<p>Tanım: Resulullah (sav) buyurdular ki: <span style="color:#000080;">&#8220;Küçüğün, büyüğün, zayıfın, kadının cihadı hacc ve umredir.&#8221;</span></p>
<p>Buraya cihad = savaş haricindeki hadislerden bazılarını aldım ki cihad sadece düşmanla savaşmak olarak algılanmasın diye..</p>
<p>Cihad müslümanlar için farz olarak açıklanıyor. Bu da Bakara-216 ayetine dayandırılıyor:</p>
<p>Hoşlanmasanız da, savaş size farz kılındı. Belki de sizin hoşlanmadığınız şey, hakkınızda hayırlı olur; hoşlandığınız şey ise sizin için bir şer olur. Allah bilir, siz bilmezsiniz.</p>
<p>Bu durumda da cihad, namaz gibi, oruç gibi farz olan ibadetlerle aynı görülüyor.<strong> </strong></p>
<p><strong>İslam dışında Cihad:</strong></p>
<p>Cihad, anlamı itibarıyla sadece müslümanlara özgü bir mücadele değildir.</p>
<p>Ülküsü, ideali, geleceğe yönelik emelleri olan her fikrin, her akımın bir cihad anlayışı vardır.</p>
<p>Örneğin bir profesyonel devrimcinin tüm yaşamını, günün 24 saatini devrim mücadelesi ile geçirmesi gerekir. Bu da bir cihaddır. Hristiyan misyonerlerinin çalışmaları da..</p>
<p>Savaşta olduğu gibi, barış zamanlarında da cihad vardır. Savaş sırasında, katılamayacak derecede özrü olmayanların haricinde, herkesin gönüllü olması beklenir. Düşmana karşı eli silah tutan herkesin güç ve destek vermesi istenir.</p>
<p>Bu İslam&#8217;da nasılsa, savaşan ülkelerin tümünde de öyledir. Ama dini ama milliyetçi duygularla insanlar ülkelerinin galip gelmesini amaçlar. Askerden kaçanlara, kendi devletlerini desteklemeyenlere iyi gözle bakılmaz.</p>
<p>Savaşta ölenlere cennet vaadi de sadece İslam&#8217;da değil, Hristiyanlık ve Musevilikte de vardır. Hristiyanın, Musevinin de şehiti vardır.</p>
<p>İncilde&#8221;savaşın, öldürün&#8221; emirleri yoktur ama Tevrat&#8217;ta  bu emirler, Kur&#8217;an&#8217;dan da fazladır.</p>
<p>İncil&#8217;de savaş emri yoksa da cihat anlayışı vardır. &#8220;Dini yaymak için kardeşin kardeşe, oğulun babaya-anneye düşman olacağı&#8221; sözleri cihattır. İncil&#8217;de olmasa dahi Hristiyanlarda &#8220;Kutsal savaş&#8221; inancı vardır ki bu da Hristiyan cihadının bir parçasıdır.</p>
<p>El Kaide&#8217;nin terör eylemleri bir cihat hareketi olduğu gibi, ABD&#8217;nin ve müttefiklerinin karşı harekatı da bir cihaddır. Nitekim Bush bu harekatı &#8220;Yeni Haçlı Seferi&#8221; olarak adlandırmıştır.</p>
<p>Cihadın olması-olmaması, doğru ya da yanlış olmasının tartışılması yanlıştır. Hedefin, idealin olduğu yerde cihad kaçınılmazdır. İslam&#8217;ın da, Hristiyanlığın da, Museviliğin de, Sosyalizmin de, Faşizmin de her akımın bir cihadı olacaktır.</p>
<p>Barıştan yana olanlar, savaş karşıtları, din karşıtları, hümanistler bu anlayışa karşı çıkar ve dünyada barışı hakim kılmak için mücadele ederler. Onların bu mücadelesi de cihaddır.</p>
<p><strong>Cihadın Yanlışlığı:</strong></p>
<p>Doğrusu, Cihad&#8217;ın olup olmamasının değil, uygulama yönteminin, stratejisinin tartışılmasıdır.</p>
<p>İslamın cihad stratejisinin ise ta başından itibaren yanlış olduğu ortadadır. Yanlıştır çünkü insanlık ve dünya esaslı olmayan tüm hedeflerin stratejisi başarısızlığa mahkumdur zaten. Geçici başarılar elde edilse bile bunlar yanıltıcıdır. Tutunamaz, uzun vadeli olamaz. Dini ideallerin tümü bu başarısızlığa mahkumdur. Teokrasi ve faşist idealler de.</p>
<p>Çünkü insanlığın tümünü kucaklamazlar. Bir dini ümmeti ya da ırkı öne çıkarır, diğer kesimleri düşman olarak görürler. Bu nedenle kitleleri ikna edemez, fikirlerini benimsetemezler.</p>
<p>Bu zihniyetlerle başarıları ancak katliam ve soykırım yapmalarına bağlıdır. Bu insanlık dışı yöntemlere de insanlar karşı durur, şiddetli tepki verir. Dolayısıyla sonuç elde edemezler.</p>
<p>İslam&#8217;da bu doğrultudadır. Dünya insanlarını dost ve düşman olarak kategorize eder. Hristiyan ve Yahudilerle dostluğu yasaklar. Hadislerinde Türkleri düşman olarak gösterir. Yecüc ve Mecücler ile Çinlileri, japonları akla getirir, müslümanları şartlandırır.</p>
<p>İslam&#8217;ın cihat stratejisinin ta başından yanlış olduğunu söyledim ama Hicret öncesi dönemi buna katmamak gerekir. Hicretten önce uygulanan strateji doğrudur.</p>
<p>Eğer, Muhammed de İsa gibi bu aşamada öldürülseydi, Kur&#8217;an sadece Mekki ayetlerden ibaret kalsaydı, İslam belki de bugün dünyayı kaplardı.</p>
<p>Çünkü ne Muhammed&#8217;in eleştirilecek cinsel yaşamı olurdu ne de savaşları, katliamları.</p>
<p>Putperestlik ise zaten can çekişiyordu, Muhammed&#8217;in öldürülmesi bir isyan kıvılcımı olur ve müslümanlar iktidarı alırlardı. Sonrası ise aynı İsa&#8217;da olduğu gibi efsane söylemlerle büyür giderdi. Bugün ne El kaide olurdu, ne Hizbullah. Ne israil-Filistin savaşı. Ne ABD&#8217;nin Irak işgali.</p>
<p>Herhalde dünya çok farklı olurdu.  Farklı olurdu derken iyi ya da kötü yönde bir anlam kastetmedim. 1400 yıl önceki bir erken ölüm, belki de dünyayı çok farklı şekillendirebilirdi.</p>
<p>Haçlı seferleri olmayabilirdi mesela. Hatta Hristiyan-müslüman karışımı bir din hakimiyeti ortaya çıkabilirdi. Dini vahşet ve katliamlar büyük ölçüde az yaşanırdı.</p>
<p>Dünyada İslam ve terör korkusu yaşanmazdı. Şeriat korkusu da.</p>
<p>Muhammed o sıra tek eşli olduğu için, çok evlilikler yaygınlaşmayacaktı. Örtünme emri olmayacağı için toplum türban sorunundan uzak olacak, kadınlar daha özgür olacaktı.</p>
<p>Ama belki de o dönemde Arapların yayılma savaşları olmayınca, onun yerini başka yayılmacılar dolduracak, tablo çok daha farklı olabilecekti.</p>
<p>Cihat bir fikir ve inanç mücadelesidir.<br />
Bir propagandadır.<br />
Bu propagandanın şekli mevcut ortam şartlarına göre değişir.<br />
Ortam, barış içinde propagandaya müsaitse cihat, savaşsız, silahsız, kansız olur.<br />
Güçlü olunan yerlerde İslam&#8217;ın egemenliği sağlanmaya çalışılır. Karşı konulması halinde savaşa, şiddete başvurulur. Engeller ezilir, sindirilir.<br />
Güçsüz olunan yerlerde ise çoğalmaya, güçlenmeye çalışılır.</p>
<p><strong>Cihadda İmaj-Vizyon:</strong></p>
<p>Cihatın en önemli tarafı imajdır, vizyondur.<br />
Tebliğlerin başarılı olabilmesi, olumlu netice vermesi İslam&#8217;ın iyi tanınmasına ve müslümanların beğenilmesine, takdir edilmesine bağlıdır.</p>
<p>İslam&#8217;ın bu konularda başarılı olamadığı açıktır.<br />
Uygar dünyaya karşı, 1400 yıl öncesine ait kanun ve kuralların propagandasının başarı şansı yoktur.<br />
Üstelik te bu propagandayı yapan müslümanların giyim-kuşamları, kültürleri, kendi ülkelerindeki rejim şekilleri ve demokrasi karşıtı olmaları, ilkel ve insanlık dışı görülen ceza uygulamaları, yaşam tarzları, çok evlilikleri başarı için en büyük engeldir.</p>
<p>İbadetlerin zorluğu ve şart olması, kadınların 2. sınıf olmaları ve müslüman olma koşulları da bu cazibesizliğe tuz biber olmaktadır.<br />
Müslüman olma koşulları dahi tek başına çok kötü bir imajdır. Tamamen Arap milliyetçiliğinin ürünü olan bu koşullar;<br />
- Arapça kelime-i şahadet getirmek,<br />
- Kendi ismini bir Arap ismiyle değiştirmek,<br />
- Sünnet olmak,</p>
<p>Bunlar giriş şartları, devamında namaz kılmak, oruç tutmak, hac ve zekat var. Girdikten sonra çıkmak diye birşey de yok. Aksi takdirde dinden çıkan mürted ilan ediliyor ve katli vacip görülüyor. Yani, İslam&#8217;a girerken insanın pipisini kesmek istiyorlar, çıkmaya kalkarsa kafasını&#8230;</p>
<p>Dolayısıyla bu açılardan kötü bir imaja sahip. İmaj ve vizyonun önemini en iyi anlamış olanlar Harun Yahya&#8217;cılar. Onlar da geçmişteki yanlışlarından kaybediyorlar.</p>
<p><span style="color:#ff0000;"><strong>Serdar Kaangil</strong></span></p>
<br />  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/panteidar.wordpress.com/2230/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/panteidar.wordpress.com/2230/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/panteidar.wordpress.com/2230/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/panteidar.wordpress.com/2230/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/panteidar.wordpress.com/2230/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/panteidar.wordpress.com/2230/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/panteidar.wordpress.com/2230/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/panteidar.wordpress.com/2230/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/panteidar.wordpress.com/2230/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/panteidar.wordpress.com/2230/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/panteidar.wordpress.com/2230/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/panteidar.wordpress.com/2230/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/panteidar.wordpress.com/2230/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/panteidar.wordpress.com/2230/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=panteidar.wordpress.com&amp;blog=10094178&amp;post=2230&amp;subd=panteidar&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://panteidar.wordpress.com/2011/12/17/islamda-cihad-kavrami/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/bcc301dfc13e244ceb30f4a8b54969b8?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">pante</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://panteidar.files.wordpress.com/2011/12/cih.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">cih</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>DERSİM TEZGÂHI</title>
		<link>http://panteidar.wordpress.com/2011/11/28/dersim-tezgahi/</link>
		<comments>http://panteidar.wordpress.com/2011/11/28/dersim-tezgahi/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 28 Nov 2011 11:02:33 +0000</pubDate>
		<dc:creator>pante</dc:creator>
				<category><![CDATA[Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk]]></category>
		<category><![CDATA[Celal Bayar]]></category>
		<category><![CDATA[Dersim]]></category>
		<category><![CDATA[isyan]]></category>
		<category><![CDATA[katliam]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://panteidar.wordpress.com/?p=2190</guid>
		<description><![CDATA[VE GİZLENEN GERÇEKLER Başbakanın özürlü Dersim açıklamasından sonra medyada Dersim olayları sıkça yeralmaya başladı. Tv&#8217;deki programlarda olsun, gazete köşe yazılarında olsun Dersim isyanı ve sonuçları ele alınıyor. En çok konuşulan da Atatürk&#8217;ün Dersim harekatı&#8217;nda sorumluluğu olup olmadığı. Görmekteyim ki elbirliği-sözbirliği &#8230; <a href="http://panteidar.wordpress.com/2011/11/28/dersim-tezgahi/">Continue reading <span class="meta-nav">&#8594;</span></a><img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=panteidar.wordpress.com&amp;blog=10094178&amp;post=2190&amp;subd=panteidar&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://panteidar.files.wordpress.com/2011/11/seyit.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-2191" title="seyit" src="http://panteidar.files.wordpress.com/2011/11/seyit.jpg?w=640" alt=""   /></a><strong><span style="color:#ff0000;">VE GİZLENEN GERÇEKLER</span></strong></p>
<p>Başbakanın özürlü Dersim açıklamasından sonra medyada Dersim olayları sıkça yeralmaya başladı. Tv&#8217;deki programlarda olsun, gazete köşe yazılarında olsun Dersim isyanı ve sonuçları ele alınıyor. En çok konuşulan da Atatürk&#8217;ün Dersim harekatı&#8217;nda sorumluluğu olup olmadığı.</p>
<p>Görmekteyim ki elbirliği-sözbirliği etmişçesine bir kesim hep aynı nakaratı tekrarlamaktadır.<br />
Zırvalarını özetle belirteyim:</p>
<p><strong>&#8220;Dersim bir çıban olarak görülüyordu. Amaç Dersimlileri Türkleştirmekti. Ama bunda başarılı olamayınca katliama karar verdiler.<br />
O amaçla 1935 Tunceli Kanununu çıkardılar. 1937&#8242;de de katliam harekatına giriştiler.<br />
Ortada bir isyan yoktu. Sanki isyan varmış gibi, isyanı bastırıyormuş gibi Dersim&#8217;i yakıp yıktılar, halkı katlettiler.<br />
Katliamdan Atatürk&#8217;ün de haberi vardı. Bizzat &#8220;vurun!&#8221; emrini Atatürk verdi. Manevi kızı Sabiha Gökçen de uçakla Dersim&#8217;i bombalayanlar arasındaydı.<br />
Dersim&#8217;in katliam planını Atatürk yaptı. Trabzon Atatürk evi&#8217;nde bu plan hala duvarda asılı durmaktadır.&#8221;<span id="more-2190"></span></strong></p>
<p>Bu bir tezgahtır. Dersim tezgahı.<br />
Bilinçli ve kasıtlı olarak böyle çarpıtılarak ve sapla saman birbirine karıştırılarak anlatılmaktadır.<br />
Bunun karşısında Dersim gerçeğini iyi bilmek ve bu tertibi açığa çıkarmak gerekir.<br />
Bunun da açıklamasını özetle vereceğim. İzlediğiniz programlarda, okuduğunuz yazılarda bunun nasıl kamufle edildiğini göreceksiniz.</p>
<p><strong>&#8220;Dersim&#8217;de devleti tanımayan, kanunlara uymayan, başına buyruk feodal aşiret düzeni vardı. Ve devlet 10 yıl boyunca bunu düzeltebilmek için uğraştı.</strong><br />
<strong> Bu amaçla Tunceli Kanunu çıkarıldı ve 1937 senesinde Tunceli&#8217;ye yol, köprü, okul, karakol vb. atılımlara girişildi.</strong><br />
<strong> Buna Dersim&#8217;deki onlarca aşiretten sadece 6 tanesi karşı oldu ve aralarında anlaşarak devlete karşı koyma kararı aldılar.</strong><br />
<strong> 21 Mart 1937 nevruzunda toplanan kalabalık isyancı grubu telgraf tellerini kesip, köprüyü yaktıktan sonra karakolu bastılar ve 33 askeri şehit ettiler. Seyit Rıza denen çapulcu derebeyi isyancıların başındaydı.</strong><br />
<strong> Haber Ankara&#8217;ya ulaşınca Atatürk &#8220;Sorumluluğu alıyorum, vuracağız. Başka çare kalmadı&#8221; dedi ve harekat başladı.</strong><br />
<strong> Şimdi bu nokta çok önemli: Harekat Ekim ayında tamamlandı ve 262 isyancı öldürüldü. 6 elebaşı idam edildi. Bunlardan biri de Seyit Rıza&#8217;ydı.</strong><br />
<strong> Ortada katliam falan yoktu. Sivil halktan-köylülerden öldürülen yoktu. Atatürk&#8217;ün harekat planı da bu dönemdeydi.<br />
</strong></p>
<p><strong>Şimdi gelelim haziran 1938&#8242;e. Tertipçilerin çarpıttığı ve aradaki kalın çizgiyi yok sayıp sanki 37 ve 38 içiçeymiş gibi göstererek Atatürk&#8217;ü katliamcı olarak sundukları dönem. Bu dönemi iyi bilmek ve doğru ortaya koymak gerekir.</strong><br />
<strong> 1938 Haziranında, 1. İsyan&#8217;dan yaklaşık bir yıl sonra birkaç aşiret yeniden isyana başlıyorlar. İsyan büyüyor ve hükümet yeniden müdahale kararı alıyor. Temmuz-Ağustos ayında isyan dış basına yansıyor. Dış basında hükümetin isyanı gizlediği öne sürülüyor.</strong><br />
<strong> O sıra Atatürk Ocak ayından beri hasta. Mayıs&#8217;tan itibaren İstanbul&#8217;a çekiliyor ve bir daha da Ankara&#8217;ya dönemiyor, yatağa düşüyor. Temmuz-Ağustos döneminde ağır hasta ve memleket meseleleriyle uğraşacak, emir-talimat verecek durumda değil.  Celal Bayar-Fevzi Çakmak ikilisinin sorumluluğunda çıbanı tedavi etmek yerine kesip atmak fikriyle çok sert bir müdahale başlatılıyor. Öyle ki, ibret olsun, bir daha isyana kalkışamasınlar düşüncesiyle insanlık dışı denebilecek boyutta bir katliama girişiliyor. Sonuç: 13.000&#8242;den fazla ölü ve 11.000&#8242;den fazla sürgün.</strong><br />
<strong> Ve bu katliamın iki sorumlusu ve yandaşları çok partili rejime geçişte CHP değil, DP saflarındadır.<br />
</strong></p>
<p>Dersim&#8217;i bir soykırım, Atatürk&#8217;ü bir katilmiş gibi göstermeye çalışanların tertibini bozacak olan bu bilgilerdir.<br />
O nedenle arşivlerin tamamının açılmasını istiyoruz ki gerçekler tüm çıplaklığıyla ortaya çıksın.  Celal Bayar &#8220;Atatürk vurun dedi, vurdum&#8221; demiş.  &#8220;Vurun&#8221; demek; &#8220;katledin&#8221; demek değildir ki. Türkçemizde &#8220;Vur deyince öldürmek&#8221; tabiri vardır ki Dersim&#8217;de yapılan da bu olmuştur. Atatürk&#8217;ün &#8220;vurun&#8221; dediğini değil, &#8220;7&#8242;den 70&#8242;e kadın-erkek öldürün, kökünü kurutun, ne pahasına olursa olsun isyanı bitirin!&#8221; şeklinde bir emri ya da emirden de vazgeçtik bu yönde bir iması var mıdır, bunun ortaya konulması gerekir.</p>
<p>Bu konuda 2 yıl önce bu blogda yazdığım <a title="" href="../2009/11/21/dersim-ve-seyit-riza-gercegi/" rel="external nofollow">&#8220;Dersim ve Seyit Rıza gerçeği&#8221;</a> adlı yazımda bu gerçeklere değinmiş ve eldeki belgelerle açıklamaya çalışmıştım. Nitekim başbakanın açıklamasında yer alan resmi rakamlar, yazımda verdiğim 13.000 ölü sayısı ve 11.000 sürgün rakamlarını doğrulamıştır.</p>
<p><strong>Bu tertipçilerin iddialarından biri şu: <span style="color:#000080;">&#8220;1935 Tunceli Kanunu katliam amacıyla çıkarıldı&#8221;</span></strong></p>
<p>Devlet katliam yapma amacıyla bu kanunu çıkarmış olsa; neden 1937&#8242;deki harekatta katliam yapılmadı? Neden sadece 262 isyancı öldürüldü? 262 isyancının öldürülmesine katliam gözüyle bakanlar; bugün PKK&#8217;ya yapılan operasyonlarda öldürülen teröristleri de katliam olarak nitelendiriyor demektir. Arada bir fark yok. Eğer kanun çıkarmaktaki amaç katliam olsaydı; ilk harekatta olur, bir yıl sonra girişilmezdi.</p>
<p><strong>İkinci iddia: <span style="color:#000080;">&#8220;İsyan yoktu&#8221;</span></strong></p>
<p>Bu komik iddianın hiçbir gerçek tarafı yoktur. 6 aşiretin silahlı olarak devlete karşı ayaklandığı belgelerle sabittir. Bu kadar densiz bir iddiada bulunacak kadar gerçekleri saptıranların art niyetli oldukları açıktır. Amaçları ortada bir isyan olmadığı halde devletin katliam yaptığını iddia ederek devletin harekat yapma sebebini, haklılık tarafını yok etmeye çalışmaktır. İsyanın en büyük kanıtı Seyit Rıza imzasıyla Nuri Dersimi tarafından İngiltere’ye yazılan mektuptur. Bu mektubu inkar edemiyorlar. Çünkü isteyene bir nüshası hemen gönderiliyor çünkü. Bu mektuptaki şu ifadelere dikkat:</p>
<p>“<strong>Türk Hükümeti son olarak, hükümetle yapılan anlaşma gereği, bu işkencelerin dışında tutulan Dersim’e de girmeye çalıştı. Bu olay karşısında Kürtler, uzak sürgün yollarında yok olmaktansa, 1930′da Ağrı Dağında, Zilan vadisinde ve Beyazıt’ta yaptıkları gibi, kendilerini savunmak üzere silaha sarıldılar. Üç aydan beri ülkemi, acımasız bir savaş kırıp geçiriyor.”</strong></p>
<p>Ayrıca Dersim İsyanı’nın elebaşılarından ırkçı Kürtçü Nuri Dersimi’nin “Kürt İsyanları” adlı kitabında Dersim’in isyan olduğu detaylarıyla açıktır.</p>
<p>Şimdi herhangi bir katliama en sert tepkiyi vermesi doğal karşılanacak olan komünist Enternasyonal&#8217;in ve o dönemde illegal mücadele veren TKP&#8217;nin genel sekreteri İsmail Bilen&#8217;in &#8220;Rundschau&#8221; dergisinin 32. sayısındaki yazısında Dersim hakkında ne söylediğine bakalım:</p>
<p><span style="color:#800000;"><strong>&#8220;İki ayı aşkın bir zamandan beri Ankara hükümeti, Dersim bölgesindeki Kürt aşiretlerinin yeni bir gerici ayaklanmasının bastırmakla uğraşıyor. </strong></span><br />
<span style="color:#800000;"><strong> Feodal unsurlar, Kemalist Parti tarafından gerçekleştirilen reformlara rağmen bugüne kadar ülkenin bu sapa bölgesinde barınmayı başarmışlardır. </strong></span><br />
<span style="color:#800000;"><strong> Bu bölgeye geçtiğimiz yıl Tunceli adı verilmişti. Dersimin hakim tabakaları yürürlükteki yasalara rağmen, kendi yasadışı ayrıcalıklarını koruyabilmişlerdir.</strong></span></p>
<p><span style="color:#800000;"><strong> Halk Partisi (Kemalistler), iç pazarın gelişmesini isteyen milli burjuvazinin baskısıyla, geçen yıl Cumhuriyetçi devletin bütün ağırlığını ortaya koyarak bu çağ dışı duruma bir son vermeye karar verdi. Özel bir yasa çıkartarak ölüm cezalarını onaylamak da dahil olmak üzere geniş olağan üstü yetkilerle donatılmış askeri bir yönetimin bu kendi başına buyruk vilayet TBMM&#8217; nin yerine iş başına geçirildi. Amacı, göçebeliğe son verme ve aşiret reisleriyle (şeyhler,beyler, ağalar ve şeyhler) onların kiralık adamlarını Batı Anadolu&#8217;nun modernleşmiş vilayetlerine sürme hedefi güden bir reform planını zorla uygulamaktı.(&#8230;) </strong></span><br />
<span style="color:#800000;"><strong> Bugün, Kemalist hükümetin enerjik reformları yüzünden kendi iktidarlarını tehdit altında hisseden feodal unsurların ümitsiz bir direnişi ile karşı karşıya bulunuyoruz. </strong></span><br />
<span style="color:#800000;"><strong> Kemalist hükümet TBMM&#8217; de şu tedbir kararlarını aldırmayı başarmıştır.</strong></span><br />
<span style="color:#800000;"><strong> 1- Aşiretler bundan böyle tüzel kişiliğe sahip olmayacaktır.Bu karara aykırı tüm kararların, belgelerin ve hükümlerin hiç bir geçerliliği yoktur. </strong></span><br />
<span style="color:#800000;"><strong> 2-Aşiret reisinin beyin ya şeyhin tüm yetkilerine son verilmiştir. </strong></span><br />
<span style="color:#800000;"><strong> 3-Aşiretlere ait olan ve aşiret reisleriyle beylerin ve ağaların aşiret adına kendi mülkiyetlerinde bulundurdukları bütün taşınmaz mallar mülkiyetleri hangi resmi belgeye karar ya da geleneğe dayanırsa dayansın devletin mülkiyetine devredilecektir.</strong></span></p>
<p><span style="color:#800000;"><strong> İsyanın arifesinde tapu kadastro idaresi feodal aşiret reislerini elinde bulunan halka ait malların incelenmesi ve saptanmasına ilişkin hükümet tedbirlerini uygulamaya başlamıştır. </strong></span><br />
<span style="color:#800000;"><strong> Bu durumda feodalizm, kendi yasa dışı egemenliğini iktisadi temellerini tehlikesiyle karşı karşıya bulunduğunu hissetti. </strong></span><br />
<span style="color:#800000;"><strong> İşte özellikle bu tedbir, isyana yol açan neden olmuştur. </strong></span><br />
<span style="color:#800000;"><strong> Kitleleri kendi peşlerinde sürükleyebilmek için feodal unsurlar hükümetin silahlı kuvvetinin zayıf olduğu lafını yaydılar. </strong></span><br />
<span style="color:#800000;"><strong> Yaydıkları söylentiye göre, hükümet, ayaklanmayı bastırmak için silahlı birlikleri göndermeye cüret ettiği takdirde İngilizlerle Fransızlar, Türkiye&#8217;ye hemen savaş açacaklardı. </strong></span><br />
<span style="color:#800000;"><strong> Ayrıca Arapların da isyancılardan yana olduğu şeklinde haberler çıkartıldı. </strong></span><br />
<span style="color:#800000;"><strong> Feodal unsurlar kamuoyunu bu şekilde hazırladıktan sonra bir çok aşiret kendi arasında ittifak yaptı ve &#8220;genel müfettişe&#8221; yazılı bir açıklama göndererek idari makamlarla anlaşma temeli olmak üzere utanmazca şartlar ileri sürdü. </strong></span><br />
<span style="color:#800000;"><strong> İstedikleri şey hükümeti feodal yöneticilerin zorbalığa dayanan keyfi rejimlerini tasfiye yolunda aldığı tüm tedbirlerden vazgeçmeye zorlamaktı.&#8221;</strong></span></p>
<p>Yazıdan görülmektedir ki; Komünist Enternasyonal gerici feodal isyan karşısında müdahaleyi desteklemektedir.<br />
İsyanı inkar edenlere bu tarihi belge bir tokat gibidir.</p>
<p><strong>3. Önemli iddia: <span style="color:#000080;">&#8220;Katliam emrini Atatürk verdi&#8221;</span> iftirasıdır.</strong></p>
<p>Şimdi bir örnek verelim: Hatırlayacağınız gibi 24 askerin şehit edildiği Hakkari saldırısından sonra cumhurbaşkanı Abdullah Gül &#8220;İntikamı çok büyük ve misliyle olacaktır&#8221; demişti. Sonrasında yapılan askeri harekatta kimi haberlere göre 400 civarında teröristin öldürüldüğü bildirilmişti. Harekat oldu ve bitti. Varsayalım ki bir yıl sonra Allah göstermesin <img src='http://s0.wp.com/wp-includes/images/smilies/icon_smile.gif' alt=':)' class='wp-smiley' />  cumhurbaşkanı hastalandı ve yatağa düştü, devlet işleriyle ilgilenemez oldu ve birkaç ay sonra da öldü diyelim. Tam da o ağır hasta olduğu sıralarda teröristler azgınlaşınca hükümet kararıyla ordunun yeni bir harekata giriştiğini ve sivillerin de zarar göreceği ve binlerce ölüyle sonuçlanacağı bir operasyon gerçekleştirildiğini düşünelim. Şimdi bu operasyondan bir yıl önceki başka bir olaydan dolayı intikam dediği için Gül&#8217;ü mü suçlayacağız? &#8220;İntikam demişti. İşte katliam yapıldı&#8221; mı diyeceğiz? Halbuki Gül böylesine kanlı bir katliam kastetmemişti ve onun zamanında zaten operasyon yapılmış ve 400 civarında terörist de öldürülmüştü. Sonraki 13.000 kişinin öldürüldüğü olaya dair Gül&#8217;e ait bir katliam emri olmadıktan sonra bundan Gül sorumlu tutulamaz. İcraatin başı başbakandır, İçişleri Bakanıdır ve Genelkurmay başkanıdır.</p>
<p>Atatürk konusu da böyledir ve 1938 Dersim katliamıyla Atatürk&#8217;ün ilgisi yoktur. Haziran 1938&#8242;de isyan yeniden şiddetlendiğinde yeni bir harekata kararı verilmiş ve bu karar Atatürk&#8217;ün bilgisi-onayı dahilinde alınmış olsa bile katliam Ağustos ayındadır ve müdahalenin bu boyuta gelmesinden haberi olmayabilir. Atatürk&#8217;ü sorumlu tutabilmek için &#8220;Bu defa bu işi kökünden halledin. Asın, kesin, katledin ne yaparsanız yapın ama bir daha isyan edemeyecek şekilde işlerini bitirin!&#8221; şeklinde bir talimatı olmadıkça bir suçlama yapılması doğru değildir. Belki de Atatürk,  harekatın sonuçlarını bilmeden-duymadan ölüp gitmiştir. Ayrıca bir yargılamada şöyle düşünmek gerekir:</p>
<p>Diyelim ki bir isyanı bastırmak için orduya emir veriliyor. Fakat gönderilen birlikler sivil halkı da katlediyorlar. Bu ortaya çıktığında eğer o sıra devletin başında olanlar bu katliamın sorumlularını bulup cezalandırmıyorlarsa o devlet görevlileri de bu katliamdan sorumlu demektir. O askeri birliklerin komutanlarını koruduklarına göre onlara bu emri kendilerinin verdiğinin düşünülmesi gayet doğaldır. Bu durumda &#8220;1938 katliamı ne zaman ortaya çıkmıştır ve Atatürk o sıra devletin başında mıdır?&#8221; sorusu yanıtlanmalıdır. Eğer o sıra Atatürk yataktan kalkamayacak vaziyette ise ya da ölmüşse onu sorumlu tutmak adalet olamaz.</p>
<p><strong>Hangisi normal, hangisi suç?</strong></p>
<p>Şimdi neyin normal, neyin yanlış, neyin insanlık suçu olduğunu objektif olarak belirlemeye çalışalım:</p>
<p><span style="color:#800000;">***</span> 1935 Tunceli kanununun çıkarılması gayet normaldir. Bunda bir kasıt aramak doğru değildir.</p>
<p><span style="color:#800000;"><strong>***</strong></span> 1937&#8242;de Dersim bölgesine yol, köprü, okul, karakol, kışla, hükümet konağı vb. imarların yapılması gayet normaldir. Aksini savunmak devlet içinde devlet&#8221;i savunmak olur.</p>
<p><span style="color:#800000;"><strong>***</strong></span> Ayaklanıp telgraf tellerini kesen, köprüleri yakan, karakol basıp askerleri öldüren isyancı aşiretlere karşı askeri müdahalede bulunmak gayet normaldir. Dolayısıyla isyanı ve öldürülen askerleri duyan Atatürk&#8217;ün &#8220;vuracağız!&#8221; emrinde de hiçbir anormallik yoktur. Aksini savunmak bugünkü PKK törörüne de sessiz kalınmasını savunmak demektir.</p>
<p><span style="color:#800000;"><strong>***</strong></span> Seyit Rıza&#8217;nın asılması suç değil ancak bir yanlış olarak yorumlanabilir. Apo asılsaydı suç mu işlenmiş olacaktı? Seyit Rıza da asılmasaydı belki de 2. isyan doğmaz, 2. harekata gerek kalmaz ve katliam olmayabilirdi. O nedenle bir hata olarak nitelenebilir.</p>
<p><span style="color:#800000;"><strong>***</strong></span> 1938&#8242;deki 2. Harekat normal bir harekat olmaktan çıkmış ve çok katı müdahalelere dönüşmüştür. Suçlu isyancıların yanında birçok masum insanın da yaşamını kaybetmesine ya da zarar görmesine neden olmuştur. Müdahalenin katliam boyutlarında ve acımasız nitelikte olması kabul edilemez. Bu bir insanlık suçudur ve lanetlenmesi gerekir. Harekat değil Katliam emrini verenler tespit edilmeli ve suçları tescillenmelidir.</p>
<p><strong>SONUÇ:</strong></p>
<p>Bu tezgahın ve bu tertipçilerin Dersim İsyanı&#8217;nı çarpıtmaları, gerçekleri saptırmaları ve katliamı Atatürk&#8217;e maletmeye çalışmalarının sebebi ne olabilir? Sebep açıktır: Cumhuriyetle ve Atatürk&#8217;le hesaplaşmak. Bu yalanların ve iftiraların dinciler tarafından da destek görmesinin asıl nedeni budur. Bugün açıkça Atatürk&#8217;e saldıramıyorlarsa da Dersim&#8217;le bunun yolunu açmayı amaçlamaktadırlar. Dersim&#8217;i Atatürk&#8217;e maledip milletin kafasını bulandırdıktan sonra girişecekleri diğer konu İstiklal Mahkemeleri olacak ve sözde binlerce masum insanın bu mahkemelerde yargılandığını, birçoğunun idam edildiğini ve idam emirlerinin de Atatürk tarafından verildiğini öne süreceklerdir. Bundan sonraki aşama ise devrimler olacak ve Hilafetin kaldırılması ile yeniden kurulması tartışmaları gündeme getirilecektir. Bu senaryonun sonunda varılmak istenen hedef; Atatürk&#8217;ü silmek, devrimleri rafa kaldırmak, devlet işlerinde dinin referans alındığı yeni Osmanlıcı bir siyaset izlemek ve sahte demokrasi görüntüsüyle teokratik bir düzene geçmektir.</p>
<p>Geçmişle yüzleşmek, yaraları sarmak ve acıları tazmin etmek böyle olmaz. Gerçekten o amacı taşıyanlar, arşivleri tümüyle açarlar. Seçme birkaç belgeyle insanlar yanlış yönlendirilmez. Araştırmacılara, gazetecilere, tarihçilere bütün belgeler, dökümanlar, kayıtlar sunulur. Ondan sonra mesele enine boyuna belgeleriyle-kanıtlarıyla tartışılır ve sorumluları ortaya çıkar. Gerekirse gıyaplarında da yargılanırlar. Ama tezgahçı-tertipçi mahkemelerle değil. Tarihçilerden, ilgili akademisyenlerden oluşan kurulla yargılanırlar. Çünkü bu mahkemeden hapis cezası çıkacak değildir. Kimlerin ne derece suçu, sorumluluğu olduğu belirlenecektir. Yoksa tertipçilere kalsa Ermeni katliamlarından bile Atatürk&#8217;ü sorumlu tutacaklardır. Hatta bazıları yapmaktadır da. Mustafa Kemal&#8217;in gençliğinde İttihat ve Terakki&#8217;ye üye olduğu, Ermeni katliamını İttihatçıların yaptığını, cumhuriyeti de İttihatçıların kurduğunu, dolayısyla cumhuriyetçilerin Ermeni katliamcısı olduklarını söyleyebilecek derecede alçalabilmektedirler. Bilimsel tarih anlayışında onun bunun düşmanlığına, ideoloji karşıtlığı ya da taraftarlığına yer yoktur. Ön yargısız ve objektif olarak tamamen belgelerin ve kanıtların ışığında konular ele alınır ve yorumlanır. Cemaatçi, ırkçı, intikamcı ve liboş zihniyetle değil!</p>
<p>Dersim&#8217;i bir hesaplaşma olarak görenlerin ırkçı faşistleri intikam! çığlıkları atmakta ve Türklerle aynı gök altında yaşamak istemediklerini söyleyecek kadar kin saçmaktadırlar. Bunlar bu şovenliklerini Koçgiri, Şeyh Sait ve Dersim İsyanının elebaşısı olan Nuri Dersimi&#8217;nin &#8220;Kürt gençliğine Hitabe&#8221;sinden almaktadırlar. Bakın o hitabedeki şu ifadelere:</p>
<p><strong>Kürdistan denilen harabezar anayurdun istihlasi için.</strong><br />
<strong> İntikam!&#8230;</strong></p>
<p><strong>Kürt diyarında uluyan sırtlan ve çakallar ırkının mülevves vücutlarından Kürt vatanını tathir için.</strong><br />
<strong> İntikam!..</strong></p>
<p><strong>&#8220;Medeniyet&#8221;denilen kahpenin peşine sığınarak bize uluyan köpekleri susturmak icin.</strong><br />
<strong> İntikam!&#8230;İntikam!. ..İntikam!&#8230;</strong></p>
<p>Geçmişi kaşıyanlar ve millete yanlış aktaranlar bilmelidirler ki bu tavırlarıyla halkları birbirine düşürebilir ve bir iç çatışmaya yol açabilirler. Çünkü bu gözünü kin ve nefret bürümüş çapulcu sürüsü karşısında şiddetten başka, kafalarını ezmekten başka yol olmadığı düşüncesinde olan bir milliyetçi faşist potansiyel mevcuttur. Bunların çatışması topluma da sirayet eder ve 70-75 yıl önceki bir acıyla yüzleşelim derken çok daha büyük acılar yaratılabilir.</p>
<p><span style="color:#800080;"><strong>Serdar Kaangil</strong></span></p>
<br />  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/panteidar.wordpress.com/2190/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/panteidar.wordpress.com/2190/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/panteidar.wordpress.com/2190/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/panteidar.wordpress.com/2190/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/panteidar.wordpress.com/2190/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/panteidar.wordpress.com/2190/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/panteidar.wordpress.com/2190/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/panteidar.wordpress.com/2190/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/panteidar.wordpress.com/2190/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/panteidar.wordpress.com/2190/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/panteidar.wordpress.com/2190/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/panteidar.wordpress.com/2190/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/panteidar.wordpress.com/2190/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/panteidar.wordpress.com/2190/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=panteidar.wordpress.com&amp;blog=10094178&amp;post=2190&amp;subd=panteidar&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://panteidar.wordpress.com/2011/11/28/dersim-tezgahi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>14</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/bcc301dfc13e244ceb30f4a8b54969b8?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">pante</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://panteidar.files.wordpress.com/2011/11/seyit.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">seyit</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>SULTANLARIN HACCI</title>
		<link>http://panteidar.wordpress.com/2011/11/20/sultanlarin-hacci/</link>
		<comments>http://panteidar.wordpress.com/2011/11/20/sultanlarin-hacci/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 20 Nov 2011 11:30:28 +0000</pubDate>
		<dc:creator>pante</dc:creator>
				<category><![CDATA[Din]]></category>
		<category><![CDATA[hac]]></category>
		<category><![CDATA[Osmanlı]]></category>
		<category><![CDATA[padişahlar]]></category>
		<category><![CDATA[sebepler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://panteidar.wordpress.com/?p=2165</guid>
		<description><![CDATA[PADİŞAHLAR NEDEN HACCA GİTMEDİ?  &#8221;Benim hacca gitmem farz değil midir?&#8221; sorusu muhakkak ki birçok padişah tarafından şeyhülislamlarına sorulmuştur. Şeyhülislamların buna verdikleri cevap ise kendinden öncekilerin bu konuda yaptığına uygun bir cevaptır. Yani temayüle uyulmuştur. Temayül kendinden önceki padişahlara haccın farz sayılmamış olması ve &#8230; <a href="http://panteidar.wordpress.com/2011/11/20/sultanlarin-hacci/">Continue reading <span class="meta-nav">&#8594;</span></a><img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=panteidar.wordpress.com&amp;blog=10094178&amp;post=2165&amp;subd=panteidar&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<h3><span style="text-decoration:underline;"><span style="color:#ff0000;"><a href="http://panteidar.files.wordpress.com/2011/11/surre.jpg"><span style="color:#ff0000;text-decoration:underline;">PADİŞAHLAR NEDEN HACCA GİTMEDİ?</span></a></span></span></h3>
<p><a href="http://panteidar.files.wordpress.com/2011/11/surre1.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-2170" title="surre" src="http://panteidar.files.wordpress.com/2011/11/surre1.jpg?w=640" alt=""   /></a> &#8221;Benim hacca gitmem farz değil midir?&#8221; sorusu muhakkak ki birçok padişah tarafından şeyhülislamlarına sorulmuştur. Şeyhülislamların buna verdikleri cevap ise kendinden öncekilerin bu konuda yaptığına uygun bir cevaptır. Yani temayüle uyulmuştur.<br />
Temayül kendinden önceki padişahlara haccın farz sayılmamış olması ve hiç birinin gitmemiş olmasıdır.<br />
Bu temayülün sebebi nedir?<br />
Osmanlı&#8217;nın kuruluş döneminde Tasavvuf&#8217;un hakim olması ve ilk padişahların ahiliğe bağlı olmasıdır. Sünniliğe Yıldırım Beyazıt&#8217;ın Zeyniyye tarikatına girmesiyle bir kapı açılmışsa da Tasavvufi görüşlerin ve Bektaşiliğin etkisi çok uzun yıllar devam etmiştir. Genç Osman&#8217;ın bu temayülü kırma girişimi ise bir Bektaşi ocağı olan Yeniçeriler tarafından önlenmiş ve bu hayatına mal olmuştur. Sonraki padişahlarda ise temayül devam etmiştir. <span id="more-2165"></span></p>
<p>Kimi İslamcılar Abdülaziz&#8217;in, kimileri ise 2.Abdülhamit&#8217;in tebdil-i kıyafet hacca gittiğini öne sürseler de bu iddia mesnetsizdir, herhangi bir doğrulayıcı kaynak, belge mevcut değildir.<br />
Vahdettin&#8217;in hacca gittiği iddiası doğru olsa dahi, saltanatın yıkılmasından sonradır. Vahdettin, 1922’de tahttan indirilip yurdu terk ettikten sonra Mekke’ye kadar gitmiş, fakat bir İngiliz oyunuyla hilafetin Şerif Hüseyin’e devredileceği planından kuşkulanarak hac vazifesini yerine getirmeden geri dönmüştü. Kabe’ye de gittiği, tavaf yapıp namaz kıldığı ama tamamlayamadığı da söylenirse de rivayetten öte gitmez.</p>
<p>Padişahların devleti aylarca başsız bırakmamak ve tahtını kaybetme kaygısıyla hacca gitmediği gösterilen sebeplerin başında gelir ama Yavuz örneği bunu pek haklı kılmaz.</p>
<p>Yavuz Sultan Selim, 7-8 ay İstanbul&#8217;dan uzak kalmış. Ayrıca Mısır&#8217;a kadar gelmiş. Kutsal topraklara bir hayli yaklaştığı halde gitmemiş.</p>
<p><span style="color:#ff0000;"><strong>&#8220;Padişahlara Hac lazım değildir&#8221; Fetvası</strong></span></p>
<p>Osmanlı hanedanında bırakın padişahları, Cem sultan dışında hiçbir şehzade hacca gitmemiştir. Ki Cem Sultan’ın haccı da ilginçtir. Kardeşi 2. Bayezit ile savai halindedir ve Memluklara sığındıktan sonra hacca gitmiştir. Cem Sultan hacca giden tek Osmanoğlu’dur. Yüzlerce şehzadenin hacca gitmeme nedeni, Devlet-Aliye’nin bekası ile açıklanamaz herhalde. Padişahların taht kaygısı nedeni bu yüzden geçersiz kalır.</p>
<p>Taht mücadelesi veren Cem Sultan’ın hacca gitmesi, yine taht mücadelesi vermiş Genç Osman’ın hacca gitme niyeti; haccın siyasi olarak kullanıldığını akla getiriyor. Sanki temayülle yasak haline gelmiş bu dini farizenin engellenmesinin nedeni siyaseten kullanılmasını engellemek gibi görünüyor.</p>
<p>Padişahlık bir yana, İslam halifesi olanın hacca gitmemesi, Müslüman ümmetine önderlik etmemesi anlaşılmaz bir durumdur. Örneğin Abbasi halifesi Harun Reşit, 9 kez hacca gitmiştir.</p>
<p>Hacca gitmemeyi güvenlik sebebine bağlayanlar çoğunlukta. Tavaf sırasındaki kalabalıkta yapılabilecek bir suikast çekincesi de tahmin edilen nedenler arasında. Ama padişahın etrafında oluşturulacak bir koruma çemberi ile bu tehlike rahatlıkla önlenebilirdi. Nitekim Abbasi halifeleri de bu şekilde önlemlerle hac yapmışlardı.</p>
<p>Sebepler arasında hac yolculuğunun aylarca sürüyor olması ve tahtın boş, devletin başsız kalıyor olması öne çıkıyor olsa da bu konuda elimizde Şeyhülislam Esat Efendi’nin fetvası dışında bir kaynak yok. 2. Osman’ın hacca gitmeye meyillendiği ama bunun karşısında Şeyhülislam Esat Efendi’nin şu sözlerle engellediği yazılır:</p>
<p><strong> “Padişahlara hac lazım değildir, oturup adl eylemek evlâdır. Caiz ki bir fitne zuhur eyleye”</strong></p>
<p>Ama bu şeyhülislam’ın aynı zamanda padişahın kayınpederi olması, bu sözleri söyleme nedenini kişiselleştirebilir. Damadının tahtını tehlikede görerek engel olduğu düşünülebilir.</p>
<p><span style="color:#ff0000;"><strong>Tarihte hiç bir Türk Sultanı hacca gitmedi</strong></span></p>
<p>İlginç olan ise sadece Osmanlı’nın değil, ondan önceki tüm Türk sultanlarının da hacca gitmemiş olmasıdır. Gazneliler, Karahanlılar ve Selçuklularda da hiçbir sultanın hacca gitmişliği yoktur.</p>
<p>Öte yandan Sarayda hacca gitmeye önem verilir, her yıl hac kafilesi hazırlanırdı. Mekke ve Medine yöneticilerine sure denilen hediyeler gönderilirdi. O yüzden de bu kafileye “Surre Alayı” denirdi. Alay padişah ve saraylılar tarafından uğurlanır,Topkapı Sarayından Beşiktaş’a kadar merasimle yürünerek oradan gemi ile yola çıkılırdı. Mısır’dan sonra da kara yolu ile Hicaz’a ulaşılırdı. Bu kafileye kimi zaman hanedan mensubu kadınların da katıldığı söylenir.</p>
<p>Yani, hacca sınır sadece padişahlara ve şehzadelere idi. Halka ve hanedanın kadınlarına bir engel yoktu. Bu da yasağın tahtla ilişkili olduğu tezini güçlendiriyor.</p>
<p>Çünkü Osmanlı, bir sülale devleti idi. Babadan oğla aynı sülalenin iktidarının sürmesi asıl gaye idi. Her ne kadar padişahların anneleri ve eşlerinin çoğu Türk olmasa da soyun babadan devam ettiği inancıyla şehzadelere özel önem verilirdi.</p>
<p>Örneğin padişahın ve şehzadelerin toplu bir kıyıma uğraması, tahta geçecek bir varisin kalmaması Devlet-i Ali Osman’ın sonu demekti onlar için. Devlet bir şekilde devam etse bile başka soydan insanların padişah olması onlar açısından bir yıkımdı. Onlar asil ve üstün bir soydan geldiklerine inanırlar ve devletin bu soya ait olduğunu, bu soy tarafından en iyi şekilde yönetilebileceğine inanırlardı. Bu İslam’dan da, Müslümanlıktan da çok daha önemli ve değerliydi.</p>
<p>Zaten o yüzden de kendi soylarından olmayan Müslüman devletlerle kardeş kavgasına girdiler, savaştılar. Yıldırım bayezit’in 1402 yılında Timur’la yaptığı Ankara Savaşı, Fatih’in 1473 yılında Uzun Hasan’la yaptığı Otlukbeli Savaşı, Yavuz Selim’in 1514 yılında Şah ismail’le yaptığı Çaldıran Savaşı en bilinen örneklerdir.</p>
<p><span style="color:#ff0000;"><strong>Cumhuriyet&#8217;te Durum:</strong></span></p>
<p>Türkiye Cumhuriyeti&#8217;nin hiçbir cumhurbaşkanı da hacca gitmemiştir. Sadece Cevdet Sunay ve Kenan Evren&#8217;in umre ziyaretleri vardır. Hatta Sunay&#8217;ın ihramlı umre fotoğraflarını imha ettiği söylenir.</p>
<p>Başbakanlardan ise sadece Turgut Özal ve Necmettin Erbakan hacca gitmiştir. Recep Tayyip Erdoğan ise umre yapmıştır.</p>
<p>Bu arada Said Nursi&#8217;nin de hiç hacca gitmediğini, Fethullah Gülen&#8217;in ise 1968 yılında bir kez gittiği ama Suudi Vahhabilerin  kendisini gözaltına alıp şeyhlik soruşturması üzerine korkup bir daha gidemediği kendi ifadelerinden bilinmektedir.</p>
<br />  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/panteidar.wordpress.com/2165/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/panteidar.wordpress.com/2165/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/panteidar.wordpress.com/2165/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/panteidar.wordpress.com/2165/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/panteidar.wordpress.com/2165/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/panteidar.wordpress.com/2165/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/panteidar.wordpress.com/2165/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/panteidar.wordpress.com/2165/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/panteidar.wordpress.com/2165/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/panteidar.wordpress.com/2165/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/panteidar.wordpress.com/2165/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/panteidar.wordpress.com/2165/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/panteidar.wordpress.com/2165/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/panteidar.wordpress.com/2165/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=panteidar.wordpress.com&amp;blog=10094178&amp;post=2165&amp;subd=panteidar&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://panteidar.wordpress.com/2011/11/20/sultanlarin-hacci/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/bcc301dfc13e244ceb30f4a8b54969b8?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">pante</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://panteidar.files.wordpress.com/2011/11/surre1.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">surre</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>MİTOLOJİ ve DİNLERDEKİ CANAVARLAR</title>
		<link>http://panteidar.wordpress.com/2011/11/03/dabbetul-arz-ve-agarta-safsatasi/</link>
		<comments>http://panteidar.wordpress.com/2011/11/03/dabbetul-arz-ve-agarta-safsatasi/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 03 Nov 2011 12:12:08 +0000</pubDate>
		<dc:creator>pante</dc:creator>
				<category><![CDATA[Din]]></category>
		<category><![CDATA[agarta]]></category>
		<category><![CDATA[atlantis]]></category>
		<category><![CDATA[dabbetülarz]]></category>
		<category><![CDATA[kıyamet]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://panteidar.wordpress.com/?p=2129</guid>
		<description><![CDATA[DABBETÜL ARZ ve AGARTA Dabbetül Arz, Neml suresi&#8217;nin 82. ayetinde geçen ve 1400 yıldır İslam araştırmacılarının, tefsircilerin, hadisçilerin ne olduğu hakkında ortak kanıda bulunamadıkları bir mahluktur. Neml-82. &#8220;Verilen sözün gerçekleşeceği zaman, &#8220;yerden çıkan mahluk&#8221;, onların ayetlere kesin olarak inanmadıklarını söyleyecektir. &#8230; <a href="http://panteidar.wordpress.com/2011/11/03/dabbetul-arz-ve-agarta-safsatasi/">Continue reading <span class="meta-nav">&#8594;</span></a><img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=panteidar.wordpress.com&amp;blog=10094178&amp;post=2129&amp;subd=panteidar&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<h2><a href="http://panteidar.files.wordpress.com/2011/11/dabbe.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-2134" title="dabbe" src="http://panteidar.files.wordpress.com/2011/11/dabbe.jpg?w=640" alt=""   /></a><span style="color:#ff0000;">DABBETÜL ARZ ve AGARTA</span></h2>
<p>Dabbetül Arz, Neml suresi&#8217;nin 82. ayetinde geçen ve 1400 yıldır İslam araştırmacılarının, tefsircilerin, hadisçilerin ne olduğu hakkında ortak kanıda bulunamadıkları bir mahluktur.</p>
<p><strong>Neml-82. &#8220;Verilen sözün gerçekleşeceği zaman, &#8220;yerden çıkan mahluk&#8221;, onların ayetlere kesin olarak inanmadıklarını söyleyecektir.</strong></p>
<p>Ayetteki verilen söz, kıyamet sözüdür. &#8220;Yerden çıkan mahluk&#8221; ise &#8220;Dabbetül arz&#8221;dır. Aslında sözkonusu olan &#8220;dabbet&#8221; Neml Suresi&#8217;nde &#8220;dabbetün min el ard&#8221; دابت من ال ارض&#8221; &#8220;Arz&#8217;dan/Yer&#8217;den bir dabbe&#8221; diye yazmaktadır. &#8220;Dabbetül arz دابة ال ارض&#8221; &#8221; Arz&#8217;ın/Yer&#8217;in Dabbesi/Dabbeti&#8221; ibaresi ise Kur&#8217;an&#8217;da Sebe Suresi, 14&#8242;te Süleyman&#8217;ın bastonunu kemiren kurt için kullanılmaktadır.</p>
<p><strong>Sebe-14. &#8220;Süleyman&#8217;ın ölümüne hükmettiğimiz zaman, onun ölümünü cinlere değneğini yemekte olan bir kurt gösterdi. Süleyman&#8217;ın cesedi yıkılınca öldüğünü anlayabildiler. Zaten gaybı bilmiş olsalardı böyle azap içinde aşağılık bir yaşamları olmazdı.&#8221;</strong> <span id="more-2129"></span></p>
<p>Sebe&#8217;deki bastonu yiyerek cesedin yıkılmasına sebep olan Dabbetül arz&#8217;ın kurt-güve böceği olması mantıklıdır da, cesedin bir bastona dayalı olarak dengede durması mucize olsa gerek. Üstelik kimse merak etmemiş anlaşılan, heykel gibi niye günlerdir aynı yerde hareketsiz durmasını.<br />
Bu kurt, Neml suresinde insanlara hitap eden bir mahluk oluyor ne hikmetse.</p>
<p>Bilimsel ve modern takılan bazı İslam araştırmacıları bu mahluk&#8217;un uçak, tank, bilgisayar vb. bir makina olduğunu öne sürmekteler. Yani kurt&#8217;un yerini bir makina alıyor onlara göre. En ilginç iddia ise internet olduğu. İnternetten korktuklarından olsa gerek. <img src="http://www.ateistforum.org/public/style_emoticons/default/smile.gif" alt=":)" /></p>
<p>Bu konuda en ilginç tespit ise Yaşar Nuri Öztürk&#8217;ten gelmişti. Ona göre Dabbetül arz büyük fizikçi Stephan Hawking’ti. Hoca, dabbe&#8217;den debelenen çıkarımıyla, Hawking&#8217;in felçli oluşu nedeniyle sadece başını oynatabilmesini de debelenmeye benzeterek bu müthiş tespite ulaştmıştı anlaşılan. Sebe suresindeki baston yiyen kurt, Hawking olmuştu. Son zamanda Hawking’in ateistçe görüşlerinden sonra herhalde Yaşar Nuri hoca büyük hayal kırıklığı yaşamıştır. <img src="http://www.ateistforum.org/public/style_emoticons/default/smile.gif" alt=":)" /></p>
<p><strong>Hadislerde Dabbet-ül arz:</strong></p>
<p>Hadis No: 0600</p>
<p>Tanım: Resulullah (sav) buyurdular ki: &#8220;Kıyametin üç alameti vardır, onlar zuhur edince, &#8220;daha önce inanmamış olanların artık inanmaları da onlara fayda vermez&#8221; (En&#8217;am, 158) Güneşin battığı yerden doğmasi, Deccal, Dabbetu&#8217;l-arz&#8221;<br />
Kategori: Tefsir Bölümü &#8211; Esbab-ı Nuzule dair/En&#8217;am Suresi</p>
<p>Hadis No: 0719</p>
<p>Tanım: Dabbetu&#8217;l-arz, beraberinde Hz. Musa&#8217;nın asası ve Hz. Süleyman (a.s.)&#8217;ın mühürü olduğu halde çıkar. Asa ile mü&#8217;minlerin yüzünü cilalar, mührü de kafirlerin burnuna basar. Öyle ki, sofra ehli toplanınca biri diğerine (yüzündeki parlaklıktan dolayı) &#8220;Ey mü&#8217;min!&#8221; der, diğeri de (öbürüne, burnundaki mühür damgası sebebiyle): &#8220;Ey kafir!&#8221;der. (Yani mü&#8217;min de kafir de yüzünden tanınır).</p>
<p>Kategori: Tefsir Bölümü &#8211; Esbab-ı nuzule dair/Neml Suresi</p>
<p>Hadis No: 5034</p>
<p>Tanım: Resulullah (sav) buyurdular ki: &#8220;Çıkış itibariyle, kıyamet alametlerinin ilki güneşin battığı yerden doğması, kuşluk vakti insanlara dabbetu&#8217;l-arzın çıkmasıdır. Bunlardan hangisi önce çıkarsa, diğeri de onun hemen peşindedir.&#8221;<br />
Kategori: Kıyamet/Kıyametin Muhtelif Alametleri</p>
<p>Tâkip edenin yetişemeyeceği, kaçanın kurtulamayacağı bir süratte olacağı öne sürülen dabbet-ül arz için virüs olduğu yolunda da tahminler yapılmakta. Aids, kanser veya internet virüsü..<br />
Virüs tahmini, Sebe suresindeki kurt&#8217;u andırıyor doğrusu. <img src="http://www.ateistforum.org/public/style_emoticons/default/smile.gif" alt=":)" /> Bakalım nasıl konuşacak da ayet-iman konusunda insanlara seslenecek&#8230;.</p>
<p>Mucizecilerden HY&#8217;nın dabbetül arz hakkındaki iddiası şöyle:</p>
<p>Kuran’da yer alan bilgilerle, hadislerle anlatılan özellikler bir arada değerlendirildiğinde, Dabbet-ül Arz’ın bilgisayar ve internet teknolojisi olduğu ihtimali çok kuvvetli hale gelmektedir. Nitekim;</p>
<ul>
<li>Ahir zamanda çıkacak olması,</li>
<li>Renkli ve çok hızlı olması,</li>
<li>Görüntü ve ses alma özelliğinin bulunması,</li>
<li>Gücüne erişilemeyecek ve kimsenin ondan kaçamayacak olması,</li>
<li>Dünya üzerindeki herkese ulaşacak bir özellik taşıması,</li>
<li>Samimi insanların hidayetine, samimiyetsizlerin de tanınmasına imkan vermesi,</li>
<li>Şeytanın batıl dinine dayalı Darwinizm, materyalizm, ateizm gibi dinsiz akımlara karşı yürütülen ilmi mücadelede kilit rol oynayacak olması gibi özelliklerin hepsi birden bilgisayara ve internete dikkat çekmektedir. (Doğrusunu Allah bilir.)</li>
</ul>
<p>Said Nursi&#8217;ye göreyse, dabbe, bir değil birçok yaratık olabilir. Şualar, Sayfa 511</p>
<p>Bir hayvan çıkıp musallat olacak, zîr ü zeber edecek. Allahu a’lem, o dâbbe bir nevidir. Çünkü, gayet büyük bir tek şahıs olsa, her yerde herkese yetişmez. Demek, dehşetli bir taife-i hayvaniye olacak. Belki, o hayvan, dâbbetü’l-arz denilen ağaç kurtlarıdır ki; insanların kemiklerini ağaç gibi kemirecek, insanın cisminde dişinden tırnağına kadar yerleşecek. Mü’minler iman bereketiyle ve sefahet ve su-i istimalâttan tecennübleriyle kurtulmasına işareten, âyet, iman hususunda o hayvanı konuşturmuş.</p>
<p>Dabbetülarz nedir?<br />
Orhan Hançerlioğlu İslam İnançları Sözlüğü&#8217;de &#8220;dabbetülarz&#8221;ı şöyle tanımlıyor:</p>
<p>Kıyamet günü yerden çıkacak olan canavar. İslam terminolojisinde bu hayvanın boyu otuz metredir. Arapça konuşacaktır. Bir elinde Hz. Musa&#8217;nın asası ve öbür elinde Hz. Süleyman&#8217;ın mührü olacaktır, bu mühürle insanların alınlarını &#8220;mümin&#8221; ya da &#8220;kafir&#8221; yazısıyla damgalayacaktır. Dabbetülarz&#8217;in inananların yüzlerini ak, inanmayanların yüzlerini de kara bir damgayla damgalayacağına, bu damgaların yayılarak insanların ak ve kara olacaklarına ve böylelikle de müminlerle münkirlerin birbirlerinden ayrılacağına inanılır.</p>
<p>Dabbetül arz&#8217;ı bir de Cübbeli&#8217;den dinleyelim:</p>
<span style="text-align:center; display: block;"><a href="http://panteidar.wordpress.com/2011/11/03/dabbetul-arz-ve-agarta-safsatasi/"><img src="http://img.youtube.com/vi/oChYpLofZ9A/2.jpg" alt="" /></a></span>
<p>Dabbe sözcüğü Kur&#8217;an&#8217;da &#8220;hayvan&#8221; ya da &#8220;canlı&#8221; anlamında birçok ayette kullanılmış. Bunlardan bazıları:</p>
<p>Hud-6. Yeryüzünde hiçbir <strong>canlı</strong> yoktur ki, rızkı Allah’a ait olmasın. Her birinin (dünyada) duracakları yeri de, (öldükten sonra) emaneten konulacakları yeri de O bilir. Bunların hepsi açık bir kitapta (Levh-i Mahfuz’da yazılı)dır.</p>
<p>En&#8217;am-38. Yeryüzünde gezen her türlü <strong>canlı</strong> ve (gökte) iki kanadıyla uçan her tür kuş, sizin gibi birer topluluktan başka bir şey değildir. Biz Kitap’ta hiçbir şeyi eksik bırakmadık. Sonunda hepsi Rablerinin huzuruna toplanıp getirilecekler.</p>
<p>Nahl-49. Göklerde ve yerde bulunan <strong>canlılar</strong> ve melekler büyüklük taslamadan Allah’a secde ederler.</p>
<p>Neml suresindeki dabbe / canlı&#8217;nın ise tek ayrıntısı yer canlısı-yerden çıkacak canlı olarak ifade edilmesi.<br />
Ve bu canlının çıkıp insanlara ayetlere kesin olarak inanmadıklarını söyleyecek olması.</p>
<p>Buna benzer bir ifadenin Tevrat&#8217;ta da geçtiği, İslam&#8217;da üzeyr olarak bilinen Ezra&#8217;nın yerden çıkacak bir canavardan bahsettiği öne sürülür.<br />
Ancak Tevrat&#8217;ı, özellikle Ezra bölümünü taramama rağmen bu konuda hiç bir ifadeye rastlamadım. Herhalde tahrif etmişler. <img src="http://www.ateistforum.org/public/style_emoticons/default/smile.gif" alt=":)" /></p>
<p>Kur&#8217;an&#8217;da ve hadislerde kıyamet inancını renklendirecek bir takım iddialarda bulunulur. Mesih, deccal, mehdi, yecüc-mecüc gibi. Güneşin batıdan doğması ve dabbetül arz gibi..<br />
Bu iddialar günümüzün toplumsal gelişmeleriyle ya da teknolojik ürünleriyle benzeştirilmeye çalışılır.<br />
Aids belası çıktığında, dabbetülarz&#8217;ın aids virüsü olduğu öne sürülmüştü. Şimdi de internet olduğu öne sürülüyor. Yarın bir başka şey çıksa, onun olduğunu iddia edecekler.</p>
<p><strong>AGARTA</strong><br />
<a href="http://panteidar.files.wordpress.com/2011/11/agarta.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-2135" title="agarta" src="http://panteidar.files.wordpress.com/2011/11/agarta.jpg?w=640" alt=""   /></a>Bir başka iddia da Ruhçulardan, gizli ilimcilerden geliyor.<br />
Onlar da Agarta&#8217;nın dabbetül arz olabileceğini söylemekteler.<br />
Agarta, Atlantis&#8217;ten göç etmiş Mu soyundan rahiplerin oluşturduğu iddia edilen yer altı teşkilatı.</p>
<p><a title="" href="http://www.agarta.org/" rel="nofollow">http://www.agarta.org/</a></p>
<p>Agarta denince bizde akla gelen isim Ömer Sami Ayçiçek oluyor. Bu konuda yazılmış kitapları mevcut.<br />
Agarta hakkında şunları söylüyor (ya da zırvalıyor demek lazım):</p>
<p><span style="color:#000080;">&#8220;Agartha, Kur’an’da “Dabbet-ül arz” olarak da geçen bir ademiyettir. Şu anda dünya üzerinde yaşayan insanlıktan önce yaşamışlar ve sonra da yeraltına çekilmişlerdir. Bu çok yüksek uygarlık zamanı geldiğinde kendini insanlığa tanıtacaktır. Tasavvuf’ta da bilinirler. Elmalılı’nın çevirisinde “Dabbet-ül Arz”, insanlık olarak değerlendirilmiştir mesela. Bu da bu bilginin aslında hep bilindiğine dair bir göstergedir.</span></p>
<p><span style="color:#000080;">Agartalılar yeraltına inmişler ve orada yaşıyorlar. Ama yeraltında yaşama bizim düşündüğümüz şekilde ilkel değil. Nasıl olsun? Onlar medeniyet olarak bizden çok ileride. Yeraltının, yerüstünün ve uzayın nimetlerinden yararlanıyorlar. Yiyeceklerini yeraltında yetiştiriyorlar. Ama aynı Güneş’ ten bizden çok daha fazla yararlanıyorlar. Et yemiyorlar. Aynı hayvan türleri onlarda da var. Güneş onlar için de, bizim için de aynı yerden doğup batıyor. Göz ile görünebiliyorlar ama kendilerini insanlardan gizliyorlar. Başka gezegenler ile ilişki içindeler. Yönetimleri bir &#8220;Üstatlar Meclisi&#8221; ne bırakılmış. Onlar ise gerçekten çok değerli varlıklar ve hatasız çalışıyorlar. Alabildiğine özgürler. Bedenleri bizimki ile hemen hemen aynı ama hastalıklı değil, hastalanmıyorlar ve çok uzun süre bedenlerini genç tutabiliyorlar. Bizim tarihimizi en ince noktasına kadar biliyorlar ve çok güçlü bir bilgi merkezleri var. Dünyada büyük değişim gerçekleştiğinde bizimle irtibata geçecekler ve yeni düzenin kurulmasında bize yardımcı olacaklar.&#8221;</span></p>
<p>Agarta safsatasını savunanlardan biri de Rene Guenon;</p>
<p>1912′de Müslüman olduktan sonra Abdül Vahid Yahya adını alan; ezoterik, okült ve mistik konularda çok sayıda yapıtı bulunan Fransız asıllı Mısırlı düşünür ve yazar Rene Guenon’a göre tradisyonlarda “Kutsal Dağ”, “Dünyanın Merkezi” olarak ifade edilen yer, O’nun mekânıdır. Kimilerine göre, dünyanın tüm geçmişi, yitik kıtalara indirilmiş dinler ve kozmik öğretiler, Agarta arşivlerinde kayıtlıdır ve birçok peygamber (Musa, İsa), dinlerini kurmadan önce, bu arşivleri incelemişlerdir ki, bazıları burada ‘inisiyasyon’dan da geçmiştir.</p>
<p>Agarta’nın yeryüzüne açılan 7 (kimi kaynaklara göre 4) ana çıkış noktası bulunmakla birlikte, mağaralarda inzivaya çekilen bilgelerin ve mağaralarda etkinliklerini sürdüren bazı inisiyatik toplulukların Agartalılar ile ilişki içinde oldukları ileri sürülür.</p>
<p>Rene Guenon’a göre bu durum, en çok, Türklerin yaşadığı Orta Asya’da görülmektedir. Kimi yazarlara göre, Göktürk, Uygur ve Hun masallarındaki, “ataların kutsal mağaraları” ve bir mağaradan geçilerek ulaşılan “gizli ülke” inanışında Agarta’nın sembolizmi bulunmaktadır. Tibet tradisyonlarına göre, Agartalılar şimdiki devrenin sonunda dışarı çıkacak ve Agarta’nın lideri yeryüzündeki menfiliği yenecektir.</p>
<p>Kimileri ufoların da yeraltından çıktığını iddia etmişlerdi. Herhalde Agarta uygarlığından geliyor olmalılar. Belki de Dabbetül arz&#8217;ın habercileridir, &#8220;geldi, geliyor!&#8221; işareti veriyorlardır. <img src='http://s0.wp.com/wp-includes/images/smilies/icon_smile.gif' alt=':)' class='wp-smiley' /> </p>
<p>Biraz zorlama yaparsak Tevrat&#8217;ta geçen Livyatan adlı canavarı dabbetül arz&#8217;la ilişkilendirebilir miyiz acaba?<br />
Livyatan, yeryüzünde bir eşi daha olmayan korkunç bir mahluk olarak nitelenir Tevrat&#8217;ta.</p>
<p>Mezmurlar: 74 / 13-14.<br />
Gücünle denizi yardın, Canavarların kafasını sularda parçaladın.<br />
Livyatan`ın başlarını ezdin, Çölde yaşayanlara onu yem ettin.</p>
<p>Mezmurlar: 104-26. Orada gemiler dolaşır, İçinde oynaşsın diye yarattığın Livyatan da orada.</p>
<p>Yeşaya: 27-1. O gün RAB Livyatan`ı, o kaçan yılanı, Evet Livyatan`ı, o kıvrıla kıvrıla giden yılanı Acımasız, kocaman, güçlü kılıcıyla cezalandıracak, Denizdeki canavarı öldürecek.</p>
<p>Eyüp: 3-8.<br />
Günleri lanetleyenler, Livyatan`ı uyandırmaya hazır olanlar, O günü lanetlesin.</p>
<p>Eyüp: 41</p>
<p>1. Livyatan`ı çengelle çekebilir misin, Dilini halatla bağlayabilir misin?<br />
2. Burnuna sazdan ip takabilir misin, Kancayla çenesini delebilir misin?<br />
3. Yalvarıp yakarır mı sana, Tatlı tatlı konuşur mu?<br />
4. Seninle antlaşma yapar mı, Onu ömür boyu köle edesin diye?<br />
5. Kuşla oynar gibi onunla oynayabilir misin, Hizmetçilerin eğlensin diye ona tasma takabilir misin?<br />
6. Balıkçılar onun üzerine pazarlık eder mi? Tüccarlar aralarında onu böler mi?<br />
7. Derisini zıpkınlarla, Başını mızraklarla doldurabilir misin?<br />
8. Elini üzerine koy da, çıkacak çıngarı gör, Bir daha yapmayacaksın bunu.<br />
9. Onu yakalamak için umutlanma, <strong>Görünüşü bile insanın ödünü patlatır.</strong><br />
10. Onu uyandıracak kadar yürekli adam yoktur. Öyleyse benim karşımda kim durabilir?<br />
11. Kim benden hesap vermemi isteyebilir? Göklerin altında ne varsa bana aittir.<br />
12. <strong>Onun kolları, bacakları, Zorlu gücü, güzel yapısı hakkında Konuşmadan edemeyeceğim.</strong><strong><br />
13. Onun giysisinin önünü kim açabilir? Kim onun iki katlı zırhını delebilir?<br />
14. Ağzının kapılarını açmaya kim yeltenebilir, Dehşet verici dişleri karşısında?<br />
15. Sımsıkı kenetlenmiştir Sırtındaki sıra sıra pullar,</strong><br />
16. Öyle yakındır ki birbirine Aralarından hava bile geçmez.<br />
17. Birbirlerine geçmişler, Yapışmış, ayrılmazlar.<br />
18. <strong>Aksırması ışık saçar, Gözleri şafak gibi parıldar.</strong><strong><br />
19. Ağzından alevler fışkırır, Kıvılcımlar saçılır.<br />
20. Kaynayan kazandan, Yanan sazdan çıkan duman gibi Burnundan duman tüter.<br />
21. Soluğu kömürleri tutuşturur, Alev çıkar ağzından.<br />
22.. Boynu güçlüdür, Dehşet önü sıra gider.<br />
23 Etinin katmerleri birbirine yapışmış, Sertleşmiş üzerinde, kımıldamazlar.<br />
24. Göğsü taş gibi serttir, Değirmenin alt taşı gibi sert.<br />
25. Ayağa kalktı mı güçlüler dehşete düşer, Çıkardığı gürültüden ödleri patlar.<br />
26. Üzerine gidildi mi ne kılıç işler, Ne mızrak, ne cirit, ne de kargı.<br />
27. Demir saman gibi gelir ona, Tunç çürük odun gibi.<br />
28. Oklar onu kaçırmaz, Anız gibi gelir ona sapan taşları.<br />
29. Anız sayılır onun için topuzlar, Vınlayan palaya güler.<br />
30. Keskin çömlek parçaları gibidir karnının altı, Döven gibi uzanır çamura.<br />
31. Derin suları kaynayan kazan gibi fokurdatır, Denizi merhem çömleği gibi karıştırır.<br />
32. Ardında parlak bir iz bırakır, İnsan enginin saçları ağarmış sanır.<br />
33. Yeryüzünde bir eşi daha yoktur, Korkusuz bir yaratıktır.<br />
34. Kendini büyük gören her varlığı aşağılar, Gururlu her varlığın kralı odur.&#8221;</strong></p>
<p>İncil’in Vahiy kitabında kıyamet yaklaşırken olacak olanlar anlatılır.</p>
<p>Yedi Melek sırasıyla borazan çalmakla görevlidir.</p>
<p>1.borazanda kanla karışık dolu ve ateş yağar. Yerin üçte biri, ağaçların üçte biri ve bütün yeşil otlar yanar. 2. borazanda alev alev yanan dağ gibi bir kütle denize atılır. Bu şekilde belirli zaman aralıklarında borazanlar sırasıyla çalınır. Sonlara yaklaştıkça felaketler de büyür.</p>
<p>7. borazandan önce tanrı 2 peygambere görev verir. Bunlar 1260 gün boyunca peygamberlik yaparlar. Ağızlarından ateş fışkıran ve kendilerine zarar verenleri öldüren peygamberlerdir bunlar. Göğü kapayıp yağmur yağmasını engellemeye, suları kana çevirmeye, toplumlara her türlü belayı getirmeye yetkileri vardır.</p>
<p>Günleri dolunca yeraltının dipsiz derinliklerinden çıkan bir canavarla dövüşür ve ona yenilirler.</p>
<p><strong>Vahiy: 11-7. Tanıklık görevleri sona erince dipsiz derinliklerden çıkan canavar onlarla savaşacak, onları yenip öldürecek.<br />
</strong><br />
Herkes sevinir, bayram eder. Çünkü bu iki peygamberden çok çekmişlerdir.</p>
<p>Cesetlerini İsa’nın çarmıha gerildiği şehrin ana yoluna sererek sergiler, herkese seyrettirirler. 3,5 gün sonra cesetler dirilir ve görenler dehşete kapılır. Gökten bir ses “buraya çıkın!” diye bağırınca yükselir ve bir bulutun içinde göğe çıkarlar.</p>
<p>Tam o sırada büyük bir deprem olur ve şehrin onda biri yıkılır. 7 bin kişi ölür.İnsanlar korkarak tanrıyı yüceltirler.</p>
<p>Ve ardından 7. Borazan çalar. Gökten şu ses duyulur:</p>
<p>“Dünyanın egemenliği Rabbimiz`in ve Mesihi`nin oldu. O sonsuzlara dek egemenlik sürecek.”</p>
<p>Ardından Tanrı`nın gökteki tapınağı açılır, tapınakta O`nun Antlaşma Sandığı görünür. O anda şimşekler çaarı, uğultular, gök gürlemeleri işitilir. Yer sarsılır, şiddetli bir dolu fırtınası kopar.</p>
<p><strong>Vahiy: 12</strong></p>
<p><strong> </strong><strong> Hamile Kadın ve Ejderha</strong></p>
<p>Gökte olağanüstü bir belirti, güneşe sarınmış bir kadın göründü. Ay ayaklarının altındaydı, başında on iki yıldızdan oluşan bir taç vardı. Kadın gebeydi. Doğum sancıları içinde kıvranıyor, feryat ediyordu.</p>
<p>Ardından gökte başka bir belirti göründü: Yedi başlı, on boynuzlu, kızıl renkli büyük bir ejderhaydı bu. Yedi başında yedi taç vardı.</p>
<p>Kuyruğuyla gökteki yıldızların üçte birini sürükleyip yeryüzüne attı. Sonra doğum yapmak üzere olan kadının önünde durdu; kadın doğurur doğurmaz Ejderha çocuğu yutacaktı.</p>
<p>Kadın bir oğul, bütün ulusları demir çomakla güdecek bir erkek çocuk doğurdu. Çocuk hemen alınıp Tanrı`ya, Tanrı`nın tahtına götürüldü.</p>
<p>Kadınsa çöle kaçtı. Orada bin iki yüz altmış gün beslenmesi için Tanrı tarafından hazırlanmış bir yeri vardı.</p>
<p>Gökte savaş oldu. Mikail`le melekleri ejderhayla savaştılar. Ejderha kendi melekleriyle birlikte karşı koydu, ama gücü yetmedi. Bu yüzden gökteki yerlerini yitirdiler.</p>
<p>Büyük ejderha -İblis ya da Şeytan denen, bütün dünyayı saptıran o eski yılan- melekleriyle birlikte yeryüzüne atıldı.</p>
<p><strong>Vahiy: 13</strong></p>
<p><strong> </strong><strong>Denizden Çıkan Canavar </strong></p>
<p>Sonra on boynuzlu, yedi başlı bir canavarın denizden çıktığını gördüm. Boynuzlarının üzerinde on taç vardı, başlarının üzerinde küfür niteliğinde adlar yazılıydı.</p>
<p>Gördüğüm canavar parsa benziyordu. Ayakları ayı ayağı, ağzı aslan ağzı gibiydi. Ejderha canavara kendi gücü ve tahtıyla birlikte büyük yetki verdi.</p>
<p>Canavarın başlarından biri ölümcül bir yara almışa benziyordu. Ne var ki, bu ölümcül yara iyileşmişti. Bütün dünya şaşkınlık içinde canavarın ardından gitti.</p>
<p>İnsanlar canavara yetki veren ejderhaya taptılar. “Canavar gibisi var mı? Onunla kim savaşabilir?” diyerek canavara da taptılar.</p>
<p>Canavara, kurumlu sözler söyleyen, küfürler savuran bir ağız ve kırk iki ay süreyle kullanabileceği bir yetki verildi.</p>
<p>Tanrı`ya küfretmek, O`nun adına ve konutuna, yani gökte yaşayanlara küfretmek için ağzını açtı.</p>
<p>Kutsallarla savaşıp onları yenmesine izin verildi. Canavar her oymak, her halk, her dil, her ulus üzerinde yetkili kılındı.</p>
<p>Yeryüzünde yaşayan ve dünya kurulalı beri boğazlanmış Kuzu`nun yaşam kitabına adı yazılmamış olan herkes ona tapacak.</p>
<p>Kulağı olan işitsin!</p>
<p>Tutsak düşecek olan Tutsak düşecek. Kılıçla öldürülecek olan Kılıçla öldürülecek. Bu, kutsalların sabrını ve imanını gerektirir.</p>
<p><strong>Yerden Çıkan Canavar</strong></p>
<p>Bundan sonra başka bir canavar gördüm. Yerden çıkan bu canavarın kuzu gibi iki boynuzu vardı, ama ejderha gibi ses çıkarıyordu.</p>
<p>İlk canavarın bütün yetkisini onun adına kullanıyor, yeryüzünü ve orada yaşayanları ölümcül yarası iyileşen ilk canavara tapmaya zorluyordu.</p>
<p>İnsanların gözü önünde, gökten yere ateş yağdıracak kadar büyük belirtiler gerçekleştiriyordu.</p>
<p>İlk canavarın adına gerçekleştirmesine izin verilen belirtiler sayesinde, yeryüzünde yaşayanları saptırdı. Onlara kılıçla yaralanan, ama sağ kalan canavarın onuruna bir heykel yapmalarını buyurdu.</p>
<p>Canavarın heykeline yaşam soluğu vermesi için kendisine güç verildi. Öyle ki, heykel konuşabilsin ve kendisine tapmayan herkesi öldürebilsin.</p>
<p>Küçük büyük, zengin yoksul, özgür köle, herkesin sağ eline ya da alnına bir işaret vurduruyordu.</p>
<p>Öyle ki, bu işareti, yani canavarın adını ya da adını simgeleyen sayıyı taşımayan ne bir şey satın alabilsin, ne de satabilsin.</p>
<p>Bu konu bilgelik gerektirir. Anlayabilen, canavara ait sayıyı hesaplasın. Çünkü bu sayı insanı simgeler. Sayısı 666`dır.</p>
<p>İncil&#8217;deki 3 ayrı canavarın anlatıldığı bölümler sanki bir masalın parçaları gibi.</p>
<p>Ama son cümleden anlamaktayız ki, bu anlatılarda geçen bazı kavramlar birer simge.<br />
Nitekim gerek Hristiyan din adamları gerekse din araştırmacıları hamile kadın, ejderha, canavar kavramlarının birer simge olduğunda birleşiyorlar.<br />
Bunlara daha sonra değineceğiz ve dabbetülarz&#8217;la ilgisini açıklamaya çalışacağız.</p>
<p>İncil&#8217;in Vahiy bölümünde İsrail&#8217;in içinden İsa&#8217;nın doğuşu, şeytan&#8217;a yenilmeden Tanrıya kavuşması tasvir ediliyor.<br />
Hamile kadın İsrail&#8217;i, bebek İsa&#8217;yı, ejderha ise şeytanı simgeliyor.<br />
Ejderhanın Adem&#8217;in ilk karısı Lilith olduğu da iddia ediliyor.<br />
Mitolojiye göre bu Lilith cinlerin kralı Şamael ile evlenmişti.<br />
Denizden çıkan canavar, insanları ejderhaya tapması için kandırıyor, aldatıyor.<br />
Yani asıl şeytan var ve bir de yardımcısı var ki asıl şeytan Lilith ise yardımcısı da Şamael olmalı.</p>
<p>Yerden çıkan canavar da asıl şeytanın yetkilerine sahip ve o da insanları aldatıp peşinden sürüklüyor.<br />
Bunun İslam&#8217;daki karşılığı Deccal.<br />
Yani, bu anlatımda Mesih ve Mesih karşıtı (Deccal) var.</p>
<p>Vahyin son cümlesinde &#8220;Bu konu bilgelik gerektirir. Anlayabilen, canavara ait sayıyı hesaplasın. Çünkü bu sayı insanı simgeler. Sayısı 666`dır&#8221; deniyor.<br />
Bu 666 sayısı Hristiyanlar için şeytanı simgeliyor.<br />
666&#8242;nın kimi işaret ettiği konusunda isimlerin sayısal değerlerine başvuruluyor.<br />
Tabi bu isimler çağlara göre değişiyor.<br />
Babil kralı Nebukadnessar Yunanca&#8217;ya göre, Roma kralı Neron Sezar&#8217;ın İbranice&#8217;ye göre isimleri 666&#8242;yı veriyor.<br />
Napolyon, Hitler, Muhammed ve George Bush da bu tanımlamalardan nasibini alanlardan.</p>
<p>Bu gökten inen, denizden-yerden çıkan canavarlar sadece peygamberli dinlere mi mahsus?<br />
Hayır. Pagan dinlerde de benzeri masallar mevcut.<br />
Yunan mitolojisinde, Sümer Gılgamış destanında ve diğer mitolojilerde de var.</p>
<p><strong>Herkül ve ve Canavar Hydra</strong></p>
<p>Herkül tanrılar tanrısı Zeus’un oğludur. Ama gerçek annesi, Zeus’un eşi tanrıça Hera değil, bir ölümlü olan Alkmene’dir.<br />
Alkmene ile aldatılan tanrıça Hera, Herkül’den nefret ediyormuş.<br />
Hera, Herkül’den öç almak için Hidra&#8217;yı yetiştirir. Hidra tüm yaratıkları titretecek kadar korkunçtur. 9 başlı dev bir yılandır.<br />
Nefesi bir insanı öldürecek kadar zehirlidir. Bu canavarın öldürülmesi Herkül&#8217;ün on iki görevi arasında 2 sırada yer alan vazifedir.</p>
<p>Herkül bu canavarı öldürmek için yaşadığı bataklık bölgeye gider.<br />
Canavarla karşılaşmadan önce bataklık içerisindeki zehirli gaz ve dumanlarla kaplı Hidra yuvasının girişinde, ağzını ve yüzünü bir örtü ile örterek kendini korur.<br />
Canavar ile karşılaşıp savaşmaya başlayan Herkül bir süre sonra, kestiği kafaların yerine devamlı yenilerinin çıktığını görünce umutsuzluğa kapılır.<br />
Tam bu sırada yardımına yeğeni yetişir.<br />
Bunun üzerine Hera, bir yengeç’i Herkül’ün ayağını ısırıp dikkatini dağıtması için Hidra&#8217;ya yardıma gönderir.<br />
Yengeç, Herkül&#8217;ün bir ayağını kıstırmışken Herkül diğer ayağı ile yengeci ezerek öldürür.<br />
Canavarın kesilen başlarının geri gelmemesi için Athena&#8217;nın verdiği sanılan bilgiyle canavarın kesilen boynunun ateşle yakılmasını akıl eden yeğeni Herkül&#8217;e meşaleyi uzatır.<br />
Bu meşale sayesinde kestiği başların yerini dağlayan Herkül canavarı bir kayayla ezerek öldürür.<br />
Hidra&#8217;nın kestiği başlarından birini bir kesede saklayarak, onun zehirli kanını daha sonraki görevlerinde oklarında kullanmış, böylece bu okların açtığı yaraların kapanmaz bir hale gelmesini sağlamıştır.</p>
<p><strong>Gılgamış Destanındaki Canavar Humbaba</strong></p>
<p>Destanın kahramanı Uruk Kralı Gılgamış, dörtte üçü tanrı, dörtte biri insan olan bir varlıktır. Gılgamış halk tarafından çok sevilir ama, kral aynı zamanda sert, güçlü ve mağrurdur. Halk bu öfkeli kralın burnu biraz sürtülsün düşüncesiyle tanrılardan yardım ister. Dualar boşa gitmez ve tanrıça Aruru, yarı vahşi bir yaratık olan Enkidu&#8217;yu yeryüzüne gönderir. Enkidu destanın ikinci önemli karakteridir. Fakat Enkidu&#8217;nun kırlarda yaptığı kıyımlar Gılgamış&#8217;tan çok dilekte bulunan Uruk halkının başına bela olur. Gılgamış, Enkidu&#8217;yu yola getirmek için güzel bir fahişe (Şahmat) yollar ve ehlileşmesini sağlar. Kadının peşinden kente gelen Enkidu krallar gibi ağırlanır, güzel kokularla yıkanır, kentlilere özgün elbiseler giyer, oturup kalkma dersleri alır. Tanrının isteğinin aksine Gılgamış&#8217;la Enkidu çok iyi arkadaş olurlar.</p>
<p>Humbaba tanrıların yaşadığı Uçsuz bucaksız Sedir ormanının koruyucusu ejder canavardır ve aslan yüzlüdür. Enkidu bu canavarı öldürüp insanları bu canavardan kurtarmaya karar verir ve Gılgamış’ı ikna eder. Birlikte Sedir ormanına giderler. Günlerce Humbaba’yı arar, bulamazlar. Enkidu rüyasında gördüğü şekilde baltasıyla sedirleri devirmeye başlar. Sesi duyan Humbaba<strong> </strong>&#8220;Kimdir o, dağlarımın çocukları olan ağaçların ırzına geçen?<strong> </strong>Kimdir o, katranı deviren?&#8221; diyerek ortaya çıkar. <strong>Gılgamış ve Enkidu canavarla savaşa girişirler. </strong></p>
<p>Tabletlerde okunamayan kısımlar nedeniyle canavarla yaptıkları savaşın tüm ayrıntıları elde edilememiştir. Ancak o sıra büyük fırtınalar koptuğu, göklerin gürlediği, şimşeklerin çaktığı ve canavarın dikkatinin dağılması nedeniyle Gılgamış tarafından öldürüldüğü okunabilen kısımlardan anlaşılmaktadır. Tanrılar canavarı Enkidu’nun öldürdüğü gerekçesiyle onu ölüme mahkum ederler. Enkidu bunu rüyasında görür ve hastalanarak ölür.</p>
<p>Mitolojilerdeki canavar örnekleri çoğaltılabilir.<br />
Örneğin Avrupa mitolojilerinde geçen yılanların kralı Basiliks gibi, Altay Şamanlığında kertenkele görünümlü ejder Bukrek gibi, Türk mitolojisindeki yedi başlı ejderha Yelbegen gibi&#8230;</p>
<p>Mitolojilerdeki efsane canavarlara değinmemizin nedeni, çok tancıcılıktan tek tanrıcılığa geçişte insanların pagan hikayelerindeki canavarları yeni dinlerine taşımış olma olasılıklarıdır.<br />
Pagan dinlerinde tanrılarla, kötü ruhlarla ilişkilendiren canavarlar bu defa şeytanlarla, meleklerle ilişkilendirimiş olabilir.<br />
Aynı mitolojilerdeki yer-gök yaratılış hikayeleri, tufan efsaneleri gibi..</p>
<p>Nitekim Tevrat&#8217;taki canavar Livyatan&#8217;ın nitelikleri mitolojilerdeki canavarlarla benzeşmektedir.<br />
İncil&#8217;deki canavarlar Tevrat&#8217;taki Livyatan&#8217;dan esinlenerek yazılmış olabilir.</p>
<p>Şimdi yeniden İslam&#8217;daki Dabbetül arz&#8217;ı hatırlayalım.<br />
Ayette verilen sözün gerçekleşeceği zaman, yani kıyamete yakın zamanda yerden çıkan bir yaratığın-canlının insanlara ayetlere kesin olarak inanmadıklarını söyleyeceği yazılı.<br />
Yani, yerden çıkan bir varlık ve aynı zamanda konuşuyor. Dinle, imanla, Kur&#8217;an&#8217;la ilgili konuşuyor.<br />
Hadislerde ise kıyamete yakın zamanda yerden çıkacağına inanılan bir yaratık, 30 metre boyunda ve korkunç bir canavar. Yanında Musa&#8217;nın asası ve Süleyman&#8217;ın mührü olacak ve inananların alnına mümin, inanmayanların kafir yazacakmış.<br />
Peşinden koşan yakalayamayacak, kaçan kurtulamayacakmış.</p>
<p>Eğer ayette kastedilen varlık, hadislerdeki gibi bir canavarsa ki büyük olasılıkla öyledir; diğer konular gibi bunun da Tevrat&#8217;tan geçme olduğu düşünülebilir.<br />
Dolayısıyla sonuçta Pagan dinlerinden gelen eskilerin masallarından birine ucundan kenarından değinilmiş olduğunu söyleyebiliriz.</p>
<p>İslam, bu tür efsanelere, uydurmalara açık ve yatkın bir dindir.<br />
Örneğin İbrahim Hakkı Erzurumlu&#8217;nun Marifetname kitabında gökler ve yerler çeşitli canavarlarla doludur.</p>
<p><strong>Melekleri Korkutan Yakut Gözlü Yılan</strong></p>
<p>Bütün bu saf saf olan meleklerin ötesinde bir büyük yılan vardır. Arşı azamı başı kuyruğunun üzerine gelmek üzere çevrelemiştir. Başı beyaz inciden, bedeni sarı altından ve gözleri kırmızı yakuttan yaratılmıştır. Her bir tüyünün dibinde bir meleğin tespih ettiği yüz bin kanadı vardır. Bu sarı yılanın tespihinin sesi diğer bütün meleklerin tespih seslerini bastırarak onlara korku verir. Ağznı açtığı zaman gökleri ve yeri bir lokma etmesi mümkündür. Eğer o büyük yılana ilham olunmasa idi, onun sesinin heybetinden bütün mahluklar helak olurdu.</p>
<p><strong>7 Kat Yerin Canavarları</strong></p>
<p>Üçüncü tabakanın ismi: Arka’dır. Onda katır gibi akrepler vardır ki, kuyrukları mızraklar benzeridir. Her birinin kuyruğunda üçyüz boğum vardır ki, öldürücü zehir ile dolmuştur.</p>
<p>Dördüncü tabakanın adı: Harba’dır. Onda dağlar gibi ejderhalar vardır ki, kuyrukları uzun hurma ağacı gibidir.</p>
<p>Yedinci tabakanın adı: Ucba’dır. Kavminin adı: Cüsum’dur. Cümlesi kısa boylu, siyah habeşli gibidir. Elleri ve ayakları, yırtıcı hayvan pençesi gibidir.<br />
Ye’cüc ve Me’cüc’ü onlar helak etseler gerektir. Halen, lânetlenmiş İblis, taraftarlarıyla orada sâkindir. Kendisi bir taht üzerinde oturur.</p>
<br />  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/panteidar.wordpress.com/2129/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/panteidar.wordpress.com/2129/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/panteidar.wordpress.com/2129/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/panteidar.wordpress.com/2129/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/panteidar.wordpress.com/2129/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/panteidar.wordpress.com/2129/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/panteidar.wordpress.com/2129/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/panteidar.wordpress.com/2129/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/panteidar.wordpress.com/2129/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/panteidar.wordpress.com/2129/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/panteidar.wordpress.com/2129/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/panteidar.wordpress.com/2129/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/panteidar.wordpress.com/2129/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/panteidar.wordpress.com/2129/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=panteidar.wordpress.com&amp;blog=10094178&amp;post=2129&amp;subd=panteidar&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://panteidar.wordpress.com/2011/11/03/dabbetul-arz-ve-agarta-safsatasi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/bcc301dfc13e244ceb30f4a8b54969b8?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">pante</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://panteidar.files.wordpress.com/2011/11/dabbe.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">dabbe</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.ateistforum.org/public/style_emoticons/default/smile.gif" medium="image">
			<media:title type="html">:)</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.ateistforum.org/public/style_emoticons/default/smile.gif" medium="image">
			<media:title type="html">:)</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.ateistforum.org/public/style_emoticons/default/smile.gif" medium="image">
			<media:title type="html">:)</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.ateistforum.org/public/style_emoticons/default/smile.gif" medium="image">
			<media:title type="html">:)</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://panteidar.files.wordpress.com/2011/11/agarta.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">agarta</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>İSLAM&#8217;DA KADER SAFSATASI</title>
		<link>http://panteidar.wordpress.com/2011/11/01/islamda-kader/</link>
		<comments>http://panteidar.wordpress.com/2011/11/01/islamda-kader/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 01 Nov 2011 16:44:57 +0000</pubDate>
		<dc:creator>pante</dc:creator>
				<category><![CDATA[Din]]></category>
		<category><![CDATA[cüzi]]></category>
		<category><![CDATA[hayır]]></category>
		<category><![CDATA[irade]]></category>
		<category><![CDATA[kader]]></category>
		<category><![CDATA[kaza]]></category>
		<category><![CDATA[şer]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://panteidar.wordpress.com/?p=2118</guid>
		<description><![CDATA[Amentü’nün sonuncu maddesi kadere, hayır ve şerrin Allah’tan geldiğine inanmaktır. Ancak Nisa-78’de iyiliğin de kötülüğün de Allah’tan geldiği yazılıyken, Nisa-79’da iyiliğin Allah’tan, kötülüğün ise insanın kendisinden geldiği yazılıdır.  Peşpeşe iki ayette yer alan bu çelişkinin ötesinde, kader-irade inancı  ile Allah’ın &#8230; <a href="http://panteidar.wordpress.com/2011/11/01/islamda-kader/">Continue reading <span class="meta-nav">&#8594;</span></a><img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=panteidar.wordpress.com&amp;blog=10094178&amp;post=2118&amp;subd=panteidar&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://panteidar.files.wordpress.com/2011/11/levh.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-2122" title="levh" src="http://panteidar.files.wordpress.com/2011/11/levh.jpg?w=640" alt=""   /></a>Amentü’nün sonuncu maddesi kadere, hayır ve şerrin Allah’tan geldiğine inanmaktır.</p>
<p>Ancak Nisa-78’de iyiliğin de kötülüğün de Allah’tan geldiği yazılıyken, Nisa-79’da iyiliğin Allah’tan, kötülüğün ise insanın kendisinden geldiği yazılıdır.  Peşpeşe iki ayette yer alan bu çelişkinin ötesinde, kader-irade inancı  ile Allah’ın her şeyi ezelden bildiği inancı da birbiriyle çelişkilidir.</p>
<p>İslam’a göre Allah, ezelden ebede meydana gelecek bütün olayları en ince ayrıntılarıyla bilir. İnsanların yaşamlarındaki tüm detaylar, işleyeceği günahlar ve sevaplar, iyi ve kötü amelleri, hidayete erip ermeyeceği, cennetlik mi cehennemlik mi olduğu Allah tarafından ezelden bilinir ve tüm bunlar Levh-i Mahfuz denen Allah katındaki ana kitapta yazıldır.<span id="more-2118"></span></p>
<p>Yine İslam’a göre insan cüz’i de olsa bir iradeye sahiptir. İnsan, bu iradesi sayesinde iyiyle kötüyü ayırt edebilir, doğru yolu bulabilir ve hidayete ererek cenneti hak edebilir. Allah dilediğinin dualarını kabul eder, dilediğine yardımcı olur. Dünyadaki olaylara müdahale eder. Kimi insanları ya da toplumları dünyada cezalandırır, helak eder. Dilediğine hidayet verir, dilediğinin kalbini mühürler. Kalbi mühürlenmiş insan artık istese bile iman edemez.</p>
<p>İslam’da sadece Cebriye ve Mutezile fırkasında farklı kader ve irade görüşü vardır. Cebriye insanın hiçbir özgür iradesini kabul etmeyip “Allah’ın yazdığı olur” derken, Mutezile fırkası kaderi reddederek insanın özgür iradesini savunmuştur. Bu yüzden de  kafirlikle suçlanmışlardır.</p>
<p>Şimdi kader konusunda birkaç ayet ve hadis örneği verelim:</p>
<p><span style="color:#000080;"><strong>Hadid-22. Yeryüzünde ve kendi nefislerinizde uğradığınız hiçbir musibet yoktur ki, biz onu yaratmadan önce, bir kitapta (Levh-i Mahfuz’da) yazılmış olmasın. Şüphesiz bu, Allah’a göre kolaydır.</strong><strong> </strong></span></p>
<p><span style="color:#000080;"><strong>Hz. Peygamber (s.a.s.) de bir hadiste şöyle buyurmaktadır: &#8220;Her doğan çocuk İslâm fıtratı üzere doğar. Sonra ana-babası onu ya Yahudileştirir, ya Mecusileştirir, yahut Hristiyanlaştırır&#8230; &#8221; (Müslim, Kader 25).</strong></span></p>
<p><span style="color:#000080;"><strong>Kamer-49. Biz herşeyi bir kaderle yarattık.</strong><strong></strong></span></p>
<p><span style="color:#000080;"><strong>Kamer/ 52-53. </strong><strong>Onların yaptıkları her şey, kitaplarda kayıtlı, küçük, büyük her şey, satır satır yazılıdır.</strong></span></p>
<p><span style="color:#000080;"><strong>Enam-125. Allah kimi doğru yola iletmek isterse onun kalbini İslâm&#8217;a açar; kimi de saptırmak isterse göğe çıkıyormuş gibi kalbini iyice daraltır. Allah inanmayanların üstüne işte böyle murdarlık verir.</strong></span></p>
<p><span style="color:#000080;"><strong>Kasas-56. Sen sevdiğini hidayete erdiremezsin; bilakis, Allah dilediğine hidayet verir ve hidayete girecek olanları en iyi O bilir.</strong></span></p>
<p><span style="color:#000080;"><strong>Sebe-3. (…) Göklerde ve yerde zerre miktarı bir şey bile O&#8217;ndan gizli kalmaz. Bundan daha küçük ve daha büyüğü de şüphesiz, apaçık kitaptadır (yazılıdır).</strong></span></p>
<p><span style="color:#000080;"><strong>Allahü teâlâ buyurur: “Ben âlemlerin rabbiyim, hayrı da, şerri de ancak ben tayin ederim. Hakkında şer yazdığıma yazıklar olsun, hakkında hayır yazdığıma ise ne mutlu. [İ.Neccar]</strong></span></p>
<p>Ayet ve hadislerden anlaşılan odur ki; Allah ezelden yani daha hiçbir varlığı yaratmamışken, yaratacaklarının kaderini tayin etmiştir. Yani, kimlerin cennetlik, kimlerin cehennemlik olduğu başından itibaren bellidir. Örneğin, henüz doğmamış bir çocuğun cehennemlik olduğu ve sonsuza kadar hergün yakılarak işkence göreceği bellidir. Ya da Müslüman olup cennette zevk ü sefa içinde yaşayacağı belirlenmiştir.</p>
<p>Bu inanıştaki çarpıklığa karşı çıkılması yani Allah’ın zalim-sadist durumuna düşürüldüğü eleştirileri karşısında İslamcıların açıklaması şöyledir:</p>
<p>Allahü teâlâ, kullarının iyilik mi kötülük işleyeceklerini, Cehennemlik mi, Cennetlik mi olduklarını elbette bilir, bildiğini yazıyor. Yoksa yazdığı için kul öyle yapmak zorunda kalmıyor. Allah’ın bilmesi demek; insanın iradesini kullanamayacağı anlamına gelmez.</p>
<p>Bu ifadelerin hiçbir açıklayıcı tarafı yoktur ve ikna edici değildir. Burada aldatma vardır.<br />
Kader konusundaki çelişkiye kılıftır bu.</p>
<p>Adım adım gidelim:<br />
Allah ezelden herşeyi bilir mi?<br />
Bilir.<br />
Benim şu anda klavyede neler yazacağımı ezelden biliyor muydu?<br />
Biliyordu.<br />
Ben doğmadan önce, yaşamım hakkında her ayrıntıyı biliyor muydu?<br />
Biliyordu.</p>
<p>O halde ben yaşarken, Allah&#8217;ın bildiği-yazdığı ayrıntılardan herhangi birini özgür irademle değiştirme şansına sahip miyim?<br />
Hayır. Mümkün mü Allah&#8217;ın yazdığını yanlış çıkaracak bir irade ortaya koymam?!</p>
<p>Öyleyse, ben daha hiç ortada yokken, benim yaşamımın tüm ayrıntıları belli iken, her fiilimin ne olacağı Allah tarafından biliniyor ve yazılmış iken; daha hangi özgür iradeden bahsediliyor?<br />
Bu yalandır, aldatmacadır.<br />
Bu yalana mecburdurlar.<br />
Çünkü, insanın özgür iradesi olmadığını kabul ettiklerinde Allah zalim durumuna düşecektir.<br />
Allah&#8217;ın ezelden insanların kaderlerini tayin etmediğini, insanların yaşamlarındaki ayrıntıları, fiilleri bilmediğini ve insanın özgür iradesiyle kendi kaderini çizdiğini söylediklerinde ise; Allah&#8217;ı geleceği bilmeyen bir varlık durumuna düşürmüş olacaklardır.<br />
Bu handikapı aşmak için bu yalan dinciler için zorunlu olmuştur.</p>
<p>Şimdi soralım:<br />
Allah, dualarını kabul ederek, insanların bir kısmının kaderini değiştirebilir mi?<br />
Örneğin, ezelden yanlış yolda olup da kalbini mühürlemiş olduğu bir günahkar ve cehennemlik insanın duasını kabul edip, mührünü açıp onu hidayete erdirerek cehennemden kurtarabilir mi?</p>
<p>Bu soruya &#8220;Evet&#8221; derseniz; Allah&#8217;ın ezelden herşeyi bilmediğini, gelecekte bir dua nedeniyle yazılmış olan kaderi değiştireceğini bilemediğini söylemiş olursunuz.<br />
Soruya &#8220;Hayır&#8221; derseniz; bu durumda da Allah&#8217;ın ezelde planladığı bir şeyi değiştirmekten aciz olduğunu söylemiş olursunuz.</p>
<p>Bunun başka bir izahı yoktur.</p>
<p>İnsanlar sahip oldukları cüzi irade ile Allah&#8217;ın bildiği ve ezelde yazdığı şeylerin dışında hiç birşey yapamıyorsa; Bu durumda Allah, cennetlikleri ve cehennemlikleri ezelden belirlemiş demektir.<br />
Bu da sonsuza kadar yakarak işkence etme ile sonsuza kadar mesut yaşatma oyunu demektir ki sadistçedir. Böyle bir zalim tanrı düşünülemez.</p>
<p>Gün gibi ortadadır ki İslam’daki kader konusu, Allah’ın nitelikleriyle yani ezelden her şeyi bilmesi ile çelişmektedir.</p>
<p>İslam&#8217;da kader konusunda Eşari mezhebi ile Mutezile mezhebi arasındaki meşhur 3 kardeş tartışmasını bilir misiniz?</p>
<p><span style="color:#000080;">3 kardeşten biri müminken, biri kafirken, diğeri de çocukken ölmüştür. Bunların her birinin ahiretteki durumu sorulur.</span></p>
<p><span style="color:#000080;">Yanıt: mümin cennette, kafir cehennemde, çocuk selamette (ne cennette ne de cehennemdedir).</span></p>
<p><span style="color:#000080;">Çocuk cennete gitmek istese izin verilir mi?</span></p>
<p><span style="color:#000080;">Verilmez. Ona denir ki: “Senin büyük kardeşin o büyük dereceye çokça ibadetleri sayesinde ulaştı. Senin ise böyle ibadetlerin yok.”</span></p>
<p><span style="color:#000080;">Eğer küçük çocuk: “Ya Rabbi, bu işte benim kusurum yok. Sen beni büyüyünceye kadar yaşatsaydın cennete götürecek ameller işlerdim.” derse ne cevap verilir?</span></p>
<p><span style="color:#000080;">Allah ona der ki: “Sen yaşamış olsaydın günahkâr olup cehenneme girecektin. Ben bunu bildiğim için senin hakkında daha iyisini gözeterek böyle yaptım.”</span></p>
<p><span style="color:#000080;"><strong>Peki kâfir kardeş de: “Ey Allahım, onun halini bildiğin gibi benim halimi de biliyordun. Niçin onun iyiliğini gözettin de benim iyiliğimi gözetmedin” derse ne cevap verilir?</strong></span></p>
<p><strong>Bu soruya yanıt verilememiştir. </strong>Şimdi biz de soralım:</p>
<p><strong>Bir çocuğu sonu cehennem olmasın diye  küçük yaşta öldüren Allah, aynı şeyi cehennemlik kardeş için neden düşünmemiştir?</strong></p>
<p>Bu soruya verilebilecek yanıt: &#8220;Allah&#8217;ın keyfinin kahyası mısın? Dilediğini cennetlik yapar, dilediğini cehennemlik.&#8221; olabilir ancak ki bu da İslam&#8217;ın nitelediği Allah&#8217;taki adalet ölçüsünün ne olduğunu ortaya koyar.</p>
<p>Kehf suresinde Musa’nın yaptığı işleri görmek Hızır olduğu düşünülen Allah’ın adamı ile  için birlikte geziye çıktığı anlatılır. Yolda rastladıkları bir çocuğu öldürünce bunun sebebini şöyle açıklar:</p>
<p><span style="color:#000080;"><strong>Kehf-80. Çocuğa gelince: Anası, babası inanmış kimseler. Bu çocuğun, onları azgınlığa ve kâfirliğe sevketmesinden korktuk da öldürdük.</strong></span></p>
<p>Sanırım bu ayet, kader zırvasındaki saçmalığı en iyi şekilde açıklıyor. Anlayabilene tabi.</p>
<br />  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/panteidar.wordpress.com/2118/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/panteidar.wordpress.com/2118/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/panteidar.wordpress.com/2118/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/panteidar.wordpress.com/2118/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/panteidar.wordpress.com/2118/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/panteidar.wordpress.com/2118/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/panteidar.wordpress.com/2118/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/panteidar.wordpress.com/2118/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/panteidar.wordpress.com/2118/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/panteidar.wordpress.com/2118/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/panteidar.wordpress.com/2118/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/panteidar.wordpress.com/2118/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/panteidar.wordpress.com/2118/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/panteidar.wordpress.com/2118/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=panteidar.wordpress.com&amp;blog=10094178&amp;post=2118&amp;subd=panteidar&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://panteidar.wordpress.com/2011/11/01/islamda-kader/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>6</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/bcc301dfc13e244ceb30f4a8b54969b8?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">pante</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://panteidar.files.wordpress.com/2011/11/levh.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">levh</media:title>
		</media:content>
	</item>
	</channel>
</rss>
