Yaklaşık 70 yıllık bir sosyalizmin çöküş nedenlerinin sol içinde yeterince tartışılmadığı ve bundan dersler çıkarılmadığı açıkça görülüyor.
Yıkılmadan önce kimi sol gruplarca sosyal emperyalist ve sosyal faşist, kimi sol gruplarca revizyonist olarak eleştiriliyordu. Kimisi geri dönüşün yaşandığını, kimisi ise karşı devrimin çok daha önceden sinsice gerçekleştirildiğini öne sürüyordu. Buna karşın Sovyetler Birliğinde her şeyin düzgün gittiğini savunan, iddiaların emperyalistlerin karalaması olduğunu öne süren gruplar da vardı.
Sonuç, geri dönüşün olduğunu ileri sürenleri haklı çıkardı. 1980′li yıllara gelindiğinde Sovyetler Birliği’nin batı bloku ile girdiği amansız yarış ekonomisinde tamiri imkânsız büyük yaralar açmış ve birliğe bağlı ülkelerde huzursuzlukları ve kıpırdanmaları başlatmıştı. 1985 yılında başkan olan Mihail Gorbaçov, soruna çözüm için glasnost ve perestroyka yani açıklık ve yeniden yapılanma politikalarını hayata geçirdiyse de, bu politikalar çözümün tersine dağılma sürecini hızlandırdı. Glasnost ve perestroyka politikalarının sağladığı özgürlük ortamında liberal sesler yükseldi ve yayıldı. Bu duruma müdahalede bulunmak isteyen cılız bir askeri darbe girişimi, Boris Yeltsin’in tankların önüne geçmesiyle engellendi. Ve ardından 1991 aralık ayında Sovyetler Birliği fesh edildi ve Bağımsız Devletler Topluluğu kuruldu.
Peki neydi Sovyetler Birliği’ni yıkılma sürecine götüren sebepler? Onyıllarca Sovyetlere bağlı olan devletlerin bugün kalkınmakta olduğunu görüyoruz. Toplumların yaşamı da daha refah düzeye ulaşmış durumda. Daha önce tek partiye ve diktatörlüğe mahkum iken, bugün çok partili parlamenter sisteme sahipler ve sosyalist-komünist partiler serbest olduğu halde haktan yeterince destek almadıkları görülüyor. Eskiye özlem duyduklarını belirtenler de çok olmasına ve kimi yerde sosyalist partilerin oyları yükselmesine rağmen, yetersiz oldukları açıktır.
Neden bu insanlar yıllarca sosyalist düzeni yaşamalarına rağmen sosyalizm ve komünizmden umutlarını kestiler?
Yoksa baştan beri kurulan rejimin sosyalizmle ilgisi yok muydu?
Sosyalizm, kapitalizmin alternatifi olmaktan çıkmış mıdır? Doğrusu nedir? Yazımızda bu sorulara yanıt aramaya çalışacağız. Önce bir devrimden çöküşe olan sürecin özetini çıkaralım:
Marksizmin teorisinde sosyalizmin, sanayileşmiş, güçlü bir proleteryaya sahip ileri düzeyde kalkınmış bir kapitalist ülkede kurulabileceği öngörülmüştü. Buna karşın devrimin yapıldığı Rusya’da sanayi yeterince gelişmiş değildi ve burjuvazi cılız, proleterya güçsüzdü. Bundan da önemlisi devrimden sonra ne yapacakları konusunda deneyimsizdiler. Çünkü örnek alacakları bir tek 1871′deki Paris Komünü vardı ki ömrü sadece 70 gün sürmüştü. Emperyalistlerarası paylaşım savaşı ve iç savaşın ortasında yapılan devrim, ağır ekonomik koşullarla karşı karşıyaydı.
Nitekim devrimin lideri Lenin, ülkesinde sosyalizmi kuramadan öldü. Çünkü NEP-yeni ekonomik politika adı altında kapitalizmi sürdürmek ve hızla sanayileşmek, kalkınmak kararı almak zorunda kalmıştı. Dolayısıyla sosyalizmin inşaası Lenin’in ölümünden sonra Stalin’e kaldı. Stalin’i bu konuda başarısız görmek haksızlık olacağı gibi, kafalardaki, ideallerdeki sosyalizmi kurmayı başardığını söylemek de yanlış olur. Araya giren 2. Dünya Savaşı ve milyonlarca insan kaybının yanında büyük yara alan ekonomisi, Stalin’in sosyalizm başarısını baltalayan en önemli faktördü.
Savaş psikolojisi ile Sovyetler Birliği emperyalist ülkelerle silahlanma yarışına girdi. Gerek savunma sanayine, gerekse uzay araştırmalarına ayrılan fonlar, büyümeden halkın yeterince pay alabilmesini engellemişti. Bunun yanında Stalin’in yönetimdeki katılığı ve acımasızlığı, savaş sonrası Nazilerden yana oldukları gerekçesiyle Kafkas ve Kırım halklarını sürgün etmesi, sürgün sırasında yaşanan toplu ölümler, Stalin’den doğan halkın hoşnutsuzluğunun sosyalist rejime yansıması, sosyalizmle halkı yeterince kucaklaştıramamıştı.
Stalin’in 1953′de ölümünden sonra yerine Kruşçev geçti. Kruşçev döneminde Stalin aleyhtarı bir kampanya yürütüldü. Stalin’in yanılmaz addedilen politikaları yerine farklı politikalar uygulandı. Yaşadığı sıra “Beni Stalin yarattı” diyen Nazım Hikmet bile Stalin aleyhinde şiir yazdı.
taştandı, tunçtandı, alçıdandı, kâattandı iki santimden yedi metreye kadar.
taştan, tunçtan, alçıdan ve kâattan çizmeleri dibindeydik, şehrin bütün meydanlarında.
parklarda ağaçlarımızın üstündeydi; taştan, tunçtan, alçıdan ve kâattan gölgesi,
taştan, tunçtan, alçıdan ve kâattan bıyıkları lokantalarda içindeydi çorbamızın
odalarımızda taştan, tunçtan, alçıdan ve kâattan gözleri önündeydik.
yok oldu bir sabah!
yok oldu çizmesi meydanlardan,
gölgesi ağaçlarımızın üstünden,
çorbamızdan bıyığı,
odalarımızdan gözleri,
ve kalktı göğsümüzden baskısı binlerce ton taşın tuncun alçının ve kâadın”
Nükleer silahlanmanın tehlikesi nedeniyle iki süper güç arasındaki rekabetin ve soğuk savaşın yumuşaması amacıyla “Barış içinde birarada yaşama” ilkesi hayata geçirildi ve Brejnev döneminde de sürdürüldü. Bu arada sosyalizmin giderek yayılması ABD’yi komünizmle mücadele önlemleri almaya yöneltti ve çeşitli ülkelerde gladyolar oluşturuldu. Sosyalist parti ve örgütlerin güçlenmesi engellenmeye çalışıldı. Özellikle 68 hareketinden sonra CİA’nin provakasyon eylemleri yoğunlaştı. CİA ve KGB arasındaki casus savaşları kızıştı. Afganistan’da çıkan isyana müdahale etmesi ve mücahitlerle Sovyet kuvvetleri arasında çıkan savaş SSCB’yi bir hayli yıprattı. Diğer taraftan ABD ile sürdürdüğü yarışta geri kalmaya başladı ve ülkede ekonomik sıkıntılar giderek yükseldi. 1988′de Polonya’daki işçi hareketleri ve grevlerin ardından yönetim değişikliği Sovyetleri sarstı. Gorbaçov’un politikaları da fayda vermeyince yeniden yapılanmaya gidildi ve ardından birlik dağıldı.
Çöküşün Nedenleri:
Sovyetler Birliği’nin yıkılması, Doğu Bloğunu çöküşe götürdü ve diğer sosyalist ülkeleri de olumsuz etkiledi. Sosyalist olmayan ülkelerin sosyalistlerini de demoralize etti ve birçok ülkenin solunda bu durum şoka sebep oldu. Sağ partilere ve liberallere kayış oldu, Marksist-Leninist politikalar yerine revizyonist politikalar güç kazandı. Gerek kapitalistler, gerekse ML politikalarından farklı yol çizenler, örneğin Troçkistler “Biz demiştik” havasına girdi.
Sosyalizmin başarısızlığında tek bir sebep ortaya koymak mümkün değildir. Böyle olursa doğru bir tahlil yerine, kestirmeden “Marks demişti zaten, en ileri kapitalist ülkede devrimin olması gerektiğini, o yüzden başarılamadı.” da denebilir, “Troçki haklı çıktı, sürekli devrim olmayınca ve Avrupa’dan büyük bir ülke sosyalist bloğa katılmayınca başarısız olundu.” da denebilir. Bunun yanında kapitalistlerin ağzıyla sosyalizmin başarısızlığa mahkum olduğu söylenebileceği gibi, başarısızlık, dinsel eksikliklere bile bağlanabilir.
Sovyetler Birliği’nin yıkılışının birden çok sebepleri vardır. Başlıca sebep; sağlam temeller üzerine kurulamamış olmasıdır. Çünkü sosyalizme hazır olmayan bir ülkede devrim yapılmış ve yaklaşık 10 yıl boyunca kapitalist üretim ilişkileri sürdürülmeye devam edilmiştir. Bu durum, en başta devrimin önderleri ve ileri gelen devrimciler arasında sürtüşmelere ve çatışmalara sebep olmuştur. Devrimin 4 önderinden 2′si yani Troçki ve Sultan Galiyev önce tasfiye edilmiş ve daha sonra da öldürülmüşlerdir. Bir çok devrimci farklı düşüncelerinden ve eleştirilerinden dolayı cezalandırılmış, sürgün ya da idam edilmiştir. Sovyet halklarının bu yaşananlar karşısında sosyalizmle kucaklaşması ve destek vermesi mümkün olmamıştır. Zaten halkın küçük bir azınlığı ile yapılan devrimin, yaşanan iç savaşın ve yapılan zorunlu uygulamaların karşısında önemli bir kitle vardı. Bolşeviklere karşı olan bu büyük kitlenin kazanılması ancak onları uygulanan politikalarla hoşnut etmeye ve güvenlerini kazanmaya bağlıydı. Ancak tersine gelişmeler bu kitleyi daha da uzaklaştırdı ve proleterya diktatörlüğüne daima korkuyla baktılar, hiç ısınamadılar.
Devrimden sonra yapılması gerekenlerin başında eğitim geliyordu. Tabi eğitimin başında da sosyalizmin tanıtılması, sevdirilmesi, benimsetilmesi. Yani, insan faktörü çok önemliydi ve sosyalizme sahip çıkacak, destek verecek ve koruyacak eğitimli-bilinçli insanların yetiştirilmesi gerekiyordu. Bir nebze Stalin döneminde bu başarılmış olsa da 2. Dünya Savaşında Sovyetler 25 milyon insanını kaybettiler ve kayıplar önemli sayıda yetiştirilmiş, eğitilmiş insanlardan oluşmaktaydı. 2. Dünya Savaşından sonra bu kayıpların açığı kapatılamadı ve hoşnutsuz insan sayısı giderek arttı. Bunun nedenlerinin başında halkın refahının yükseltilmemesi ve sorunlarının çözülememesiydi. Çünkü asıl ağırlık ABD ile silahlanma yarışına verilmekteydi.
Uygulanan ekonomik sistem ise giderek devlet kapitalizmine dönüşmüştü. Ülkeye bürokratik oligarşi hakimdi ve bu durum halka yılgınlık vermekteydi. Diğer doğu bloku ülkelerinde durum daha içler acısıydı. Çünkü bu ülkeler savaştan sonra sosyalizme geçmişti ama hiçbirinin tarihinde sosyalizm örgütlenmesi, işçi sınıfı mücadelesi yoktu. Halkları eğitimsiz ve sosyalist bilinçten yoksundu. Buna ekonomik sorunlar eklenince çözülmeler kaçınılmaz olmuştu. Çözülmeler ve muhalif kitleler karşısında tek çare diktaydı ve bu devletler halkı üzerinde baskı uygulayarak ayakta kalmaya çalışmışlardı. Tabi Sovyetler yıkılınca, bu ülkelerden biri bile sosyalizmi sürdüremedi.
Asıl film ise Polonya’da kopmuştur. Empeyalist ülkeler Polonya üzerindeki planlarını bir örümcek ağı gibi örmüşlerdi. Polonya ile yapılan iş anlaşmaları, bu ülkeyi yabancı yatağı haline getirmişti. Gerek ekonomik zorlamalar, gerekse içerde cirit atan ajanların girişimleriyle 80′li yıllarda Polonya’da grev dalgaları başladı ve papanın bu ülkeden seçilmesi tuz biber oldu. Sosyalizmin sendika başkanı Lech walesa liderliğindeki işçi sınıfının hareketiyle yıkılması ibretlikti. Ve ardından Walesa’nın ve papa’nın girişimleriyle kapitalizme geçildi. Bu karşı devrim Sovyetlere vurulan en büyük darbeydi ve sosyalizme olan umutları dibe indirmişti. Nitekim birkaç sene sonra Sovyetler de yıkıldı.
Polonya örneği, proleterya diktatörlüğü teorisini yıkan örnek olmuştur. Sosyalizmin koruyucu olması gereken proleterya tarafından yıkılmış olması, teorinin yanlışlığını ve diktadan ziyade, halkı kazanmanın büyük önem arzettiği gerçeğini gözler önüne sermiştir. Nitekim hiçbir ülkede halk, rejime sahip çıkmamış, tersine bayram etmiştir. Yine Polonya örneği göstermektedir ki din konusu önemlidir ve verilen bir dinsel taviz, telafi edilemeyecek yanlışa sebebiyet verebilir. İnançları-ibadetleri kısıtlanmış ve manevi duygularını tatminden uzak kalmış halk, dini kurumlara verilen tavizle kolayca yoldan çıkabilir. Sonradan taviz vermek yerine, baştan dini konulara ilişmemenin çok daha doğru olduğu bu örnekle görülmüştür. Sovyetlerin dağılmasından sonra patlayan dini etkinlikler ve örgütlenmeler de bu konudaki açlığı ve özlemi kanıtlamıştır. Dolayısıyla yıkılışın ekonomik, ideolojik nedenleri arasında sosyal ve psikolojik nedenleri de vardır. İnsan faktörü, inanç faktörü, özgürlük ve moral motivasyon bunların başında gelmektedir.
Serdar Kaangil



Kominizm yalnış yol olduğu için iflas etti ,zulüm bitti ve yıkıldı.Çürk binalar erken yıkılır.
Rusya’ya kapitalizm geldi diye zulüm mü bitti?
Kominizm yalnış yol olduğu için iflas etti ,zulüm bitti ve yıkıldı.Çürk binalar erken yıkılır.”
Kominizm değil, komünizm, yalnış değil yanlış, Çürk değil, çürük. Daha bunları bile yazmaktan acizken komünizm üzerine fikir beyan etmek ayıptan öte densizlik olmuyor mu Mehmet efendi?
Mehmet abi, olayları böyle genel yargılarla açıklamaya çalışmak bizim halkımızın temel bir özelliği sanırım. arkadaş yukarıda uzun uzadıya bir çözümlemeye girişmiş. bunun üzerine böyle kısa ve önyargılı bir cümle çok yakışık olmamış bence
“Kominizm yalnış yol olduğu için iflas etti ,zulüm bitti ve yıkıldı.Çürk binalar erken yıkılır.”
Kominizm değil, komünizm, yalnış değil yanlış, Çürk değil, çürük. Daha bunları bile yazmaktan acizken komünizm üzerine fikir beyan etmek ayıptan öte densizlik olmuyor mu Mehmet efendi?
Tühh bee.. “Kominizm” yanlış yolmuş, hadi dönelim.
Dünya değiştikçe sistemlerde değişip, ihtiyaçları karşılayacak şekilde gelişmelidir.Adalet kavramı sistemin temeli olmalı.
hiç bir oluşum maddi temelleri oluşmadan meydana gelemez ve tarihin ve ekonominin diyalektiği altında uzun ve zahmetli bir incelemeyle anlaşılabilecek olan revizyonizmin iflasını, sosyalizmin çöküşü diye dillendirmek bana hiç de doğru gelmiyor.
Marksizm çöktü demek, kundakçılar çok kurnaz itfaiyecilere gerek yok demek kadar saçma, dünyada nerde sömürü varsa, hatta kapitalizm ve çelişkileri var olduğu sürece marksizm yaşayacaktır, marksizm bir dogma-din değil diyalektiktir.
Eğer Lenin ticareti ve üretimi devlet tekeline almak yerine faizi yasaklasaydı bugün en süper güç Rusya olurdu.
bunun nedeni açıkça ortada. uluslararası komünist hareketin liderliğini stalin’in alması ve troçki’nin SBKP(B)’den ihracı. sürekli devrim teorisi uygulama alanını rus devriminde bulamadığından rus devrimini siyasal alanda yozlaştıran stalinist bürokrasi, stalin sonrasında bürokratik diktatörlüklere evrilir. sovyet bürokrasisi rus ve bağlı halkların proletaryası üzerinde siyasal, iktisadi ve toplumsal hegemonya aracı haline gelince zamanla parçalanır ve günümüz devletleri ortaya çıkar.
stalin yanlısı sosyalistler ise bu teze karşı çıkar ve tek ülkede sosyalizmin mümkün olduğunu savunurlar. sorun stalin sonrasında karşı-devrimci revizyonist parti kanadının SBKP’yi ele geçirmesi ve ülkede kapitalist restorasyonun gerçekleştirilmesi olarak açıklanır.
burjuva-demokrat ve liberal çevreler ise sosyalizmin doğaya aykırı olduğu tezlerine sarılırlar.
Şimdi Stalini günah keçisi yapmayın.Ticaretin ve üretimin devlet tekeline alınması komünizmin temel ilkesi.Eğer buna karşı çıkmak burjuvalıksa,ben burjuvayım.Zaten komünizimde bu sebeplerden yıkıldı.Tabi Küba ve Kuzey Koreyi saymazsak.Ama Fidele saygı duymuşumdur.Aynı zamanda kıskanmışımdır.Keşke Fidel gibi A.B.D’ye karşı çıkan bir kaç müslüman lider olsaydı.Vahşi kapitalizminde faiz ayağı yıkıldı.Şimdi ve geçmişte çıkan ekonomik krizler hep faizden çıktı.Bir ayet diyorki,ALLAH alışverişi(ticareti) helal,faizi haram kıldı.Ayetin ne kadar haklı olduğu ortaya çıktı.
arkadaşım sen devlet kapitalizmi ile sosyalizmi karıştırıyorsun. sosyalizm, üretim araçlarının kamu mülkiyetine geçtiği, meta üretimi ve kapitalist değişim ilişkilerinin ortadan kaldırıldığı, proletarya ile burjuvazininde tasfiye edilip sınıfsız toplumun yaratıldığı yapıdır. sosyalizm, proleter devrimler sonucu ortaya çıkar. ancak kapitalizmin evrimi sonucu tekelci kapitalizme dönüşmesi, bunun sonucu olarak ortaya çıkan emperyalizm koşullarında proleter devrimin gerçekleşme şartlarıda değişmiştir. kapitalizmin ilk döneminde devrim avrupada yani sanayileşmenin ileri seviyede olduğu, proletarya ve burjuvazinin azalıp sermayenin bir kaç elde yoğunlaştığı, buna karşılık mülksüz proletaryanın ve yarı-proleterlerin sayısının her geçen gün arttığı ortamda doğacaktı. Ancak emperyalizm ve tekelci kapitalizm durumu değiştirdi. Kapitalizmin eşitsiz ve bileşik gelişimi, Emperyalist dönemde geri ülkelerdede proleter devrimlerin olacağını gösterdi. Bu Ekim Bolşevik Devrimi ile somutlanmış oldu. 1. Emperyalist Savaş (1.Dünya Savaşı) sırasında gerçekleşen çoğu Avrupa Devrimi (Alman Devrimi- Spartakistler, Avusturya-Macaristan Devrimleri vs.) başarısız olup ayakta duramaz iken, geri ve küçük-burjuvalar ülkesi olan, proletaryanın henüz tam olgunluğa ulaşmadığı Rusya’da Proletarya iktidarı ele geçirdi. Burada temel sorun devrimin Troçki’nin öne sürdüğü gibi geri ülkeden daha gelişmiş ülkelere sürekli olarak yayılıp yayılmayacağıydı. Troçki Savaş Komünizmini sürdürüp Sanayiyi Devletleştirmeyi savunuyor ve NEP’e ve ardından gelen Sosyalizmi tek ülkede inşaya karşı çıkarak, bu meselenin diğer ülkelerin devrimi sonrasında çözümleneceğini ve NEP’e gerek kalmayacağını savunuyordu. Bu nedenle Stalin ve triumvirası olan Kamanev-Zinovyev ikilisi ile beraber Sol muhalefeti partiden attırdı.
Halkın desteğini almadan hiç bir sistemi uzun süre baskıyla, korkuyla,medya kontrolüyle sürdüremezsin.Şu anda kapitalizm de aynı süreçten geçiyor,artık kapitalizmin de sonu geliyor.Peki hangi sistem doğru? Belki ikisinin de doğru yönlerini alan, sosyal adaletin hakim olduğu, insanların mutluluğunu ve huzurunu hedef alan,yönetici sınıfının bir ayrıcalığının olmadığı bir sisteme gerek var.Şu anda İsveç’te buna yakın bir sistem var.Ekonomi büyük ölçüde özel sektörün elinde, fakat zenginlerden çok yüksek vergiler alıyorlar ve bu paralar sosyal harcamalara gidiyor.Yöneticiler de halkın arasında halk gibi yaşıyor,korumasız dolaşıyorlar,pek çok bakan veya milletvekili toplu ulaşım araçlarına biniyor.Mükemmel bir sistem imkansızdır, mutlaka eksiklikler olacaktır,fakat halkın büyük kısmını mutlu edebiliyorsan o sisteme iyi denilebilir .
Hangi cevap yahu?!
Defalarca tekrarladın şu “Kur’an’da big bang yoktan varetmeyle açıklanmıştır” zırvanı.
Bunun neresi yorum? Dayatma yapar gibi sürekli aynı şeyi yazmaktasın.
Mükerrer yazılan her mesaj silinecektir.