CİHAD ve SAVAŞ
TDK’ya göre cihad: Din uğrunda yapılan savaş.
Kur’an’da Cihad:
Nisa/ 95. Mü’minlerden, bir mazereti olmaksızın cihaddan geri kalanlar, Allah yolunda malları ve canlarıyla cihad edenlerle bir olmaz. Allah, malları ve canlarıyla cihad edenleri, evlerinde oturanlardan mertebece daha üstün kılmıştır. Gerçi hepsine Allah Cenneti vaad etti; ama cihad edenleri, pek büyük bir ödülle, oturanlara üstün kıldı.
Tevbe/ 20. İman eden, hicret eden ve Allah yolunda malları ve canlarıyla cihad edenler, Allah katında en yüksek mertebededirler. Muradına erenler de işte onlardır.
Arapçası cihad, “C-H-D” kökünden gelen bir kelime olup “zorluklara katlanma ve mücadele, güç-destek verme, gayret etme” şeklinde genelde zorlu bir çalışma ve gayreti gerektiren fiiller için kullanılır.
İslami bir terim olarak cihad:
İslamcılar arasında cihat, Allah’ın dinini yeryüzüne hakim kılmak, fitne ve zulmü ortadan kaldırmak için ortaya çıkan her türlü engel ve düşmana karşı meşru olan her yol ve vasıtayla elinden gelen mücadeleyi yapmak olarak tanımlanıyor. Bu mücadelenin yollarından birisi tebliğ, diğeri de savaş olarak sunuluyor.
Hadislerde Cihad:
Hadis No: 0094
Tanım: Resulullah (sav) buyurdular ki: “Zalim sultanın yanında gerçeği söylemek en büyük cihaddandır.”
Hadis No: 0987
Tanım: Resulullah (sav) şöyle buyurdular: “Ümmetimin seyahati Allah yolunda cihaddır.”
Hadis No: 1016
Tanım: Resulullah (sav) buyurdular ki: “Müşriklere karşı mallarınızla, canlarınızla ve dillerinizle cihad edin.”
Hadis No: 1162
Tanım: Resulullah (sav) buyurdular ki: “Küçüğün, büyüğün, zayıfın, kadının cihadı hacc ve umredir.”
Buraya cihad = savaş haricindeki hadislerden bazılarını aldım ki cihad sadece düşmanla savaşmak olarak algılanmasın diye..
Cihad müslümanlar için farz olarak açıklanıyor. Bu da Bakara-216 ayetine dayandırılıyor:
Hoşlanmasanız da, savaş size farz kılındı. Belki de sizin hoşlanmadığınız şey, hakkınızda hayırlı olur; hoşlandığınız şey ise sizin için bir şer olur. Allah bilir, siz bilmezsiniz.
Bu durumda da cihad, namaz gibi, oruç gibi farz olan ibadetlerle aynı görülüyor.
İslam dışında Cihad:
Cihad, anlamı itibarıyla sadece müslümanlara özgü bir mücadele değildir.
Ülküsü, ideali, geleceğe yönelik emelleri olan her fikrin, her akımın bir cihad anlayışı vardır.
Örneğin bir profesyonel devrimcinin tüm yaşamını, günün 24 saatini devrim mücadelesi ile geçirmesi gerekir. Bu da bir cihaddır. Hristiyan misyonerlerinin çalışmaları da..
Savaşta olduğu gibi, barış zamanlarında da cihad vardır. Savaş sırasında, katılamayacak derecede özrü olmayanların haricinde, herkesin gönüllü olması beklenir. Düşmana karşı eli silah tutan herkesin güç ve destek vermesi istenir.
Bu İslam’da nasılsa, savaşan ülkelerin tümünde de öyledir. Ama dini ama milliyetçi duygularla insanlar ülkelerinin galip gelmesini amaçlar. Askerden kaçanlara, kendi devletlerini desteklemeyenlere iyi gözle bakılmaz.
Savaşta ölenlere cennet vaadi de sadece İslam’da değil, Hristiyanlık ve Musevilikte de vardır. Hristiyanın, Musevinin de şehiti vardır.
İncilde”savaşın, öldürün” emirleri yoktur ama Tevrat’ta bu emirler, Kur’an’dan da fazladır.
İncil’de savaş emri yoksa da cihat anlayışı vardır. “Dini yaymak için kardeşin kardeşe, oğulun babaya-anneye düşman olacağı” sözleri cihattır. İncil’de olmasa dahi Hristiyanlarda “Kutsal savaş” inancı vardır ki bu da Hristiyan cihadının bir parçasıdır.
El Kaide’nin terör eylemleri bir cihat hareketi olduğu gibi, ABD’nin ve müttefiklerinin karşı harekatı da bir cihaddır. Nitekim Bush bu harekatı “Yeni Haçlı Seferi” olarak adlandırmıştır.
Cihadın olması-olmaması, doğru ya da yanlış olmasının tartışılması yanlıştır. Hedefin, idealin olduğu yerde cihad kaçınılmazdır. İslam’ın da, Hristiyanlığın da, Museviliğin de, Sosyalizmin de, Faşizmin de her akımın bir cihadı olacaktır.
Barıştan yana olanlar, savaş karşıtları, din karşıtları, hümanistler bu anlayışa karşı çıkar ve dünyada barışı hakim kılmak için mücadele ederler. Onların bu mücadelesi de cihaddır.
Cihadın Yanlışlığı:
Doğrusu, Cihad’ın olup olmamasının değil, uygulama yönteminin, stratejisinin tartışılmasıdır.
İslamın cihad stratejisinin ise ta başından itibaren yanlış olduğu ortadadır. Yanlıştır çünkü insanlık ve dünya esaslı olmayan tüm hedeflerin stratejisi başarısızlığa mahkumdur zaten. Geçici başarılar elde edilse bile bunlar yanıltıcıdır. Tutunamaz, uzun vadeli olamaz. Dini ideallerin tümü bu başarısızlığa mahkumdur. Teokrasi ve faşist idealler de.
Çünkü insanlığın tümünü kucaklamazlar. Bir dini ümmeti ya da ırkı öne çıkarır, diğer kesimleri düşman olarak görürler. Bu nedenle kitleleri ikna edemez, fikirlerini benimsetemezler.
Bu zihniyetlerle başarıları ancak katliam ve soykırım yapmalarına bağlıdır. Bu insanlık dışı yöntemlere de insanlar karşı durur, şiddetli tepki verir. Dolayısıyla sonuç elde edemezler.
İslam’da bu doğrultudadır. Dünya insanlarını dost ve düşman olarak kategorize eder. Hristiyan ve Yahudilerle dostluğu yasaklar. Hadislerinde Türkleri düşman olarak gösterir. Yecüc ve Mecücler ile Çinlileri, japonları akla getirir, müslümanları şartlandırır.
İslam’ın cihat stratejisinin ta başından yanlış olduğunu söyledim ama Hicret öncesi dönemi buna katmamak gerekir. Hicretten önce uygulanan strateji doğrudur.
Eğer, Muhammed de İsa gibi bu aşamada öldürülseydi, Kur’an sadece Mekki ayetlerden ibaret kalsaydı, İslam belki de bugün dünyayı kaplardı.
Çünkü ne Muhammed’in eleştirilecek cinsel yaşamı olurdu ne de savaşları, katliamları.
Putperestlik ise zaten can çekişiyordu, Muhammed’in öldürülmesi bir isyan kıvılcımı olur ve müslümanlar iktidarı alırlardı. Sonrası ise aynı İsa’da olduğu gibi efsane söylemlerle büyür giderdi. Bugün ne El kaide olurdu, ne Hizbullah. Ne israil-Filistin savaşı. Ne ABD’nin Irak işgali.
Herhalde dünya çok farklı olurdu. Farklı olurdu derken iyi ya da kötü yönde bir anlam kastetmedim. 1400 yıl önceki bir erken ölüm, belki de dünyayı çok farklı şekillendirebilirdi.
Haçlı seferleri olmayabilirdi mesela. Hatta Hristiyan-müslüman karışımı bir din hakimiyeti ortaya çıkabilirdi. Dini vahşet ve katliamlar büyük ölçüde az yaşanırdı.
Dünyada İslam ve terör korkusu yaşanmazdı. Şeriat korkusu da.
Muhammed o sıra tek eşli olduğu için, çok evlilikler yaygınlaşmayacaktı. Örtünme emri olmayacağı için toplum türban sorunundan uzak olacak, kadınlar daha özgür olacaktı.
Ama belki de o dönemde Arapların yayılma savaşları olmayınca, onun yerini başka yayılmacılar dolduracak, tablo çok daha farklı olabilecekti.
Cihat bir fikir ve inanç mücadelesidir.
Bir propagandadır.
Bu propagandanın şekli mevcut ortam şartlarına göre değişir.
Ortam, barış içinde propagandaya müsaitse cihat, savaşsız, silahsız, kansız olur.
Güçlü olunan yerlerde İslam’ın egemenliği sağlanmaya çalışılır. Karşı konulması halinde savaşa, şiddete başvurulur. Engeller ezilir, sindirilir.
Güçsüz olunan yerlerde ise çoğalmaya, güçlenmeye çalışılır.
Cihadda İmaj-Vizyon:
Cihatın en önemli tarafı imajdır, vizyondur.
Tebliğlerin başarılı olabilmesi, olumlu netice vermesi İslam’ın iyi tanınmasına ve müslümanların beğenilmesine, takdir edilmesine bağlıdır.
İslam’ın bu konularda başarılı olamadığı açıktır.
Uygar dünyaya karşı, 1400 yıl öncesine ait kanun ve kuralların propagandasının başarı şansı yoktur.
Üstelik te bu propagandayı yapan müslümanların giyim-kuşamları, kültürleri, kendi ülkelerindeki rejim şekilleri ve demokrasi karşıtı olmaları, ilkel ve insanlık dışı görülen ceza uygulamaları, yaşam tarzları, çok evlilikleri başarı için en büyük engeldir.
İbadetlerin zorluğu ve şart olması, kadınların 2. sınıf olmaları ve müslüman olma koşulları da bu cazibesizliğe tuz biber olmaktadır.
Müslüman olma koşulları dahi tek başına çok kötü bir imajdır. Tamamen Arap milliyetçiliğinin ürünü olan bu koşullar;
- Arapça kelime-i şahadet getirmek,
- Kendi ismini bir Arap ismiyle değiştirmek,
- Sünnet olmak,
Bunlar giriş şartları, devamında namaz kılmak, oruç tutmak, hac ve zekat var. Girdikten sonra çıkmak diye birşey de yok. Aksi takdirde dinden çıkan mürted ilan ediliyor ve katli vacip görülüyor. Yani, İslam’a girerken insanın pipisini kesmek istiyorlar, çıkmaya kalkarsa kafasını…
Dolayısıyla bu açılardan kötü bir imaja sahip. İmaj ve vizyonun önemini en iyi anlamış olanlar Harun Yahya’cılar. Onlar da geçmişteki yanlışlarından kaybediyorlar.
Serdar Kaangil



Cihad sözcüğünü yerinde ve doğru anladığımız takdirde islami şiddette azalma olacaktır.
Bildiginiz gibi turkiyede dogdum ve musluman olarak buyutuldum ama muslumanligi kendi irademle secmedim haliyle pipimide kestiler artik ozgur irademle muslumanligi terk etmek istiyorum yinede kafam kesilecekmi
Benim bildiğim pipiyi kesmezler sadece fazlalığı alırlar. Araştır bak avrupa da bu çok moda oldu. Doktorlar sünnet maksadında değil fakat sağlıki anlamda fazlalığı aldırmalarının iyi olacağını söylüyorlar millete. Tabi senin pipiyi kestilerse sana hak vermek lazım. Acın büyük olsa gerek kardeş.
Bu arada müslümanlığı kendi iradenle seçmediysen zaten müslüman olmuş sayılmazsın. Müslüman kalpten inanmış kişiye denir.
Müslüman öyle yeme ihtiyacı doğmuş diş oluşmuş, sıça ihtiyacı olmuş delik oluşmuş, ondan öncesinde muhteşem bi sindirim sistemi oluşmuşlarla filan uğraşmaz. Tüm herşeyin etrafımızdaki herşeyin bir tasarımcısı olduğu gibi belli bir süreç içerisinde fizik kurallarına uygun bir biçimde yaratıldığına inanır MÜSLÜMAN!