ALLAH’LA ALDATMAK

Lokman suresi 33. ayetinde “Allah’la aldatmak”tan sözeder.

(…) (Dikkatli olun) Kibir-gurur sahibi sizi Allah’la aldatmasın.

Kimileri bunu şeytana yükler. Biz şeytanın aldattığını görmedik ama dincilerin, siyasetçilerin, sömürücülerin nasıl aldattığını iyi bilmekteyiz.

Topluma egemen olmak isteyenler de peygamberlikle aldatmışlar. Tanrıyı-Allah’ı kullanarak kendi düzenlerini kurmaya, kendi çıkarlarını korumaya çalışmışlar.

Kur’an’da ve hadislerde bunun örnekleri bol miktarda mevcut.

***

İyilik de, kötülük de Allah’tan

Muhammed hazretleri Medine’ye göç ettiği sırada Medine’de kıtlık ortaya çıkar. Ürünlerin fiyatı artar. Halk büyük sıkıntıya girer. Onlara göre sebebi Muhammed’dir. Başlarlar söylenmeye: ” Ne uğursuz adammış! Biz böyle uğursuz adam görmedik. Gelir gelmez meyvalarımız vermez oldu, herşey pahalandı. Bir de bizi uyduruk dinine çağırıyor”.

Bunun üzerine Muhammed, Allah’tan geldiğini iddia ederek bir ayet düzenler:

Araf-94. Biz hangi ülkeye bir peygamber gönderdiysek, onun halkını yalvarıp yakarsınlar diye mutlaka yoksulluk ve darlıkla sıkmışızdır.

Ne var ki insanlar ikna olmaz. Onlar, iyiliğin, bolluk ve bereketin Allah’tan olduğuna, kötülüklerin, dertlerin ve sıkıntıların insandan olduğuna inanıyorlardı.
O yüzden yaşadıkları bu sıkıntıları da kentlerine doluşan müslüman muhacirlere ve Muhammed’e isnat ediyorlardı.

Muhammed bir ayet daha yazdırır “Allah’tan” diyerek:

Nisa-78. Nerede olursanız olun ölüm size ulaşır; sarp ve sağlam kalelerde olsanız bile! Kendilerine bir iyilik dokunsa “Bu Allah’tan” derler; başlarına bir kötülük gelince de “Bu senden” derler. “Hepsi Allah’tandır” de! Bu adamlara ne oluyor ki bir türlü laf anlamıyorlar!

Bu ayet üzerine Allah hakkında tartışmalar başlar. Müslümanlar “Hepsi Allahtandır” sözünden dolayı kötülüklerin de Allah’tan olduğunu söylerler. Bu defa “O zaman kafir dediklerinizin kafirliği de Allah’tan, inanmamak da, günah işlemek de Allah’tan.” denir. Bir inanç-fikir kargaşası ortaya çıkar.

Karışan durumu düzeltmek için Muhammed bu defa şöyle der:

Nisa-79. Sana iyilik olarak ne gelirse Allah’tandır. Kötülük olarak gelenler de kendindendir. Biz, seni insanlara elçi olarak gönderdik. Şahit olarak Allah yeter.

***

Ganimetler Allah’ın

Enfal suresine adını veren “ganimetler”dir.
Hicretten sonra savaş stratejisine geçen Muhammed hazretleri kervan ve kabile baskınlarına başlayınca elde edilen ganimetler müslümanlar arasında sorun olmuştu. Ellerine geçirdiklerini Muhammed’e teslim etmek işlerine gelmemişti.
Toplanıp sordular.
Bunun üzerine Muhammed ayetle yanıtlar:

Enfal-1. Sana ganimetlerden sorarlar. De ki: Ganimetler; Allah’ın ve Resulünündür. Şu halde eğer mü’minler iseniz Allah’tan korkun, aranızı düzeltin, Allah’a ve peygamberlerine itaat edin.

Ancak itaat sağlanamaz. Özellikle Bedeviler ganimette ısrarcıdır. Muhammed hazretlerini sıkıştırıp paylarını almada diretirler. Pazarlık sonucu ayete dökülür:

Enfal-41. Bilin ki, ganimet olarak ele geçirdiğiniz şeylerin beşte biri, muhakkak Allah’ın, Resulün ve yakınlarının, yetimlerin, yoksulların ve yolcunundur.Eğer Allah’a, hak ile batılın birbirinden ayrıldığı gün, iki ordunun karşı karşıya geldiği günde kulumuza indirdiğimize iman ediyorsanız, Allah, her şeye güç yetirendir.

Bedir Savaşı sırasında ganimetler arasında bulunan kırmızı kadife kumaş kaybolur. Müslümanlar arasında kadife kumaşı Muhammed hazretlerinin aşırdığı söylentisi yayılır.
Muhammed yanıt verir, tabi yine Allah’tan diyerek:
Ali İmran-161. Bir peygamberin ganimet malını aşırması, hiyanet etmesi, olur şey değildir. Kim aşırırsa kıyâmet günü aşırdığını boynuna yüklenip getirir. Sonra herkese kazandığı tastamam verilir, hiçbir haksızlığa uğratılmazlar.

***

Allah attı! Allah öldürdü!

Müslümanlar Bedir Savaşını kazandıktan sonra çok sevindiler.
70 Kureyş’liyi öldürmüş, 70 Kureyş’liyi de esir almışlardı.
“Şöyle ok attık, böyle öldürdük” diye övünüp anlatırlarken; Ganimete sulanıldığını düşünen Muhammed, hemen Allah’ı devreye soktu:

Enfal-17. Onları siz öldürmediniz, fakat Allah öldürdü. Attığın zaman da; sen atmadın ama Allah attı. Allah bunu, inananları güzel bir imtihana tabi tutmak için yapmıştı. Muhakkak ki Allah; Semi’dir, Alim’dir.

Savaşan müslümanlar inandılar ki savaşan-öldüren kendileri değil Allah’mış. Üstelik hem Allah atıyor-vuruyor-öldürüyormuş, hem de kendisi yetmiyormuş gibi melekleri ordusu da gönderiyormuş.
Ali İmran- 123. Nitekim Bedir’de siz zayıf durumda olduğunuz halde Allah size yardım etmişti. Öyleyse Allah’a karşı gelmekten sakının ki, şükretmiş olasınız.

Ali İmran-124. Hani sen mü’minlere, “Rabbinizin, indirilmiş üç bin melek ile yardım etmesi size yetmez mi?” diyordun.

***

1’e 10 olmadı, 1’e 2 verelim:

Övünüp-böbürlenenlerin sesi kesilmişti ama sonraki savaşlar için moral gerekiyordu:

Enfal-65. Ey Peygamber! Müminleri savaşa teşvik et. Eğer sizden sabırlı yirmi kişi bulunursa, iki yüze (kâfire) galip gelirler. Eğer sizden yüz kişi olursa, kâfir olanlardan bin kişiye galip gelirler. Çünkü onlar anlamayan bir topluluktur.

Muhammed “Allah kelamı” diyerek, 1 müslümanın 10 düşmana bedel olmasının nedenini de açıklamıştı ayette: “Çünkü onlar anlamayan, idraki zayıf bir topluluktur.”

Ve Uhud Savaşı…
Müslümanlar büyük yenilgiye uğrar. Sebebi şöyle rivayet edilir. Müşrikler kaçar gibi yaparlar. Tepeden savaşı seyreden müşrik kadınlar etekleri kaldırıp kaçar gibi yapınca müslümanların çoğu ganimet peşine düşer. Ve sonuç bozgun olur.
Kayıp büyüktür. Muhammed hazretleri bile yaralanmıştır. En gözde savaşçıları Hamza öldürülmüş, üstelik ciğeri sökülüp yenmiştir Muaviye’nin annesi Hint tarafından.
Moraller bozulmuştur. Müslümanlar ” Siz öldürmediniz Allah öldürdü, 3000 melek yardım etti, 1 müslüman 10 düşmana bedeldir.” diye ayet getirmiş olan Muhammed’den bir izah isterler:
Muhammed durumu yine ayetle kurtarır:

Enfal-66. Şimdi ise Allah sizde bir zaaf bulunduğunu anladığı için, yükünüzü hafifletti. Bu durumda, sizden sabreden yüz kişi olursa, iki yüz kişiye üstün gelir. Sizden bin kişi de Allah’ın izniyle iki bin kişiyi mağlûp eder. Çünkü Allah sabredenlerle beraberdir.

***

Allah’ın Kızları şefaatçidir

Mekke döneminde müslümanların bir kısmı putperestlerin baskılarından dolayı Habeşistan’a göç eder. Muhammed hazretleri bu duruma bir çare düşünmektedir.
Taberi’ye göre bu esnada Mekke’li müşriklerden teklif gelmiştir:

“Ey Muhammed! Sen bizim ilahlarımıza küfretmekten vazgeç… bir yıl boyunca bizim ilahlarımız olan Lat ile Uzza’ya ve Menat’a ve bir yıl boyunca da biz senin ilahına ibadet edelim. Senin bizi kabule çağırdığın din, bizim dinimizden hayırlı olursa, biz o din’den hissemizi alırız; eğer bizim dinimiz seninkinden hayırlı olursa, sen bizim dinimizden hisseni alırsın.”

Hadislere göre birgün Muhammed hazretleri Kabe’nin yanında Necm suresini okur. Müslümanlarla birlikte müşrikler de onu dinlemektedir. 18. ayetten sonra Muhammed hazretlerinin ağzından şeytan ayetleri diye isimlendirilen şu ayetler çıkar:

Elâte vel uzzâ
Ve Menates salisetel uhra
Tilke’l ğarâniku’l Ulâ
Ve inne le şefâatehunne le turca

“Lât ve Uzza
Ve bir üçüncüsü olan Menat
Onlar ulu turnalardır.
Ve elbette şefaatleri umulur.”

Bu sözlerden sonra müslümanlar ve putperestler toplu halde secdeye kapanırlar.
Bu haber Habeşistan’a kadar yayılır. Kureyşlilerle anlaşma sağlandığı, çekişmelerin bittiği söylenir. Müslümanların bir kısmı Kureyşe geri döner. Bir kısmı tepki gösterir. Tepkiler müslümanlar arasında yayılır ve büyür. Muhammed çareyi Allah’ı araya sokmakta bulur. Güya Allah, Cebrail aleyhisselamı peygambere göndermiştir ve
“Ey Muhammed sen ne yaptın? Halka, benim sana getirmediğim sözleri söyledin”
demiştir.

Ardından ayetleri şöyle düzelttirir:

19. Siz de gördünüz degil mi o Lât ve Uzza”yı
20. Ve üçüncü olarak da öteki Menat”ı
21. Demek erkek size, dişi O”na öyle mi
22. O zaman bu insafsızca bir taksim!

Bu karışıklığı da Allah ağzıyla şöyle gidermeye çalışır:

Hac-52. (Ey Muhammed!) Biz, senden önce hiçbir resûl ve nebî göndermedik ki, o, bir temennide bulunduğunda, şeytan onun dileğine ille de katmaya kalkışmasın. Ne var ki Allah, şeytanın katacağı şeyi iptal eder. Sonra Allah, kendi âyetlerini sağlam olarak yerleştirir. Allah, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.

Putperestler bu gelişen olay karşısında şaşkınlığa uğrarlar.
Yanıtı gecikmeden gönderir Muhammed:

Kafirun: De ki: “Ey kâfirler! Ben sizin taptıklarınıza tapmam.
Siz de benim taptığıma tapmazsınız.
Sizin dininiz size, benim dinim bana.”

***

Soru sormak yasak

Ama bu tür sorular Muhammed hazretlerini rahatsız eder. 20 yıldır yazdırdığı ayetleri düzeltmekten, neshetmekten bıkmıştır belli ki. Ve soru sormayı sanki Allah yasaklamış gibi ayetle yasaklar:

Maide-101. Ey iman edenler! Açıklanırsa hoşunuza gitmeyecek olan şeyleri sormayın. Eğer Kur’an indirilirken onları sorarsanız size açıklanır. (Açıklanmadığına göre) Allah onları affetmiştir. (Siz sorup da başınıza iş çıkarmayın). Allah çok bağışlayıcıdır, aceleci değildir.

Maide-102. Sizden önceki bir millet o tür şeyleri sordu da sonra o yüzden kâfir oldu.

Ayette, “Kur’an indirilirken sorarsanız size açıklanır” diyor. Muhammed ayeti yazdırırken her insan o an yanında olamaz ki, anlamadığını, yanlış ya da çelişkili bulduğunu sorabilsin. Herkes abese süresinde bahsi geçen gözleri görmeyen âmâ kadar şanslı değildir:

Peygamber evinde birkaç kişi ile otururken vahiy haline girer. Nisa-95′ dir yazdıracağı ayet ve savaşa gitmeyen, savaştan kaçanlar hakkındadır.
”Mü’minlerden,oturanlar ile, Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla cihad edenler eşit değildir.”
diye başlayan ayeti vahiy katibine yazdırır.
O sırada âmâ Abdullah Ümmü Mektüm gelir ve ayeti duyunca; ” Benim de gözlerim görseydi ben de savaşa katılırdım ya resulallah, benim gibi mazereti olanların durumu ne olacak?” diye sorar. Bunun üzerine Muhammed hazretleri vahiy katibine “Ayete bunu da ilave et” der: “Mazereti olanlar müstesna”

(Buhârî, Cihâd: 27; Müslim, İmara: 17)

***

Ayşe’nin Fendi

İfk hadisesinde Ayşe’nin genç Safvan ile zina yaptığı dedikodusu Medine’de yayılınca Muhammed Ayşe’yi baba evine gönderir. Aradan bir ay geçip de Ayşe’yi özlemeye başlayınca  yanına gider. Evdekilerin yanında “Bu suçu işledinse tevbe et” der. Ayşe reddedince Muhammed o an vahiy gelmiş gibi önceden yazıp ezberlediği “Muhammed’in eşine o yalanı uyduranlar içinizden bir güruhtur.” diye başlayan Nur 11-14 ayetlerini okur. Böylece Ayşe’yi yine eşlerinin arasına katar.

***

Nikah kıyan Allah

Muhammed, evlatlığı Zeyd’in eşi Zeynep’i çıplak görüp de kalbini kaptırınca ve Zeyd de bundan haberdar olunca vaziyet karışır. Zeyd, Zeynep’le artık ilişkiye girmez ve boşanmak ister. Muhammed’in gönlü Zeynep’tedir ama ortada büyük bir engel vardır. Arap törelerinde evlatlık özoğul yerine geçmektedir ve bunun için yemin etmiştir.

Çareyi Allah’ta bulur. Ve önce evlatlığın özoğul sayılamayacağını yazar. Tabi Allah’ın emri diyerek:

Ahzap-4. Allah, bir adamın içinde iki kalp yaratmadığı gibi, «zıhâr» yaptığınız eşlerinizi de analarınız yerinde tutmadı ve evlâtlıklarınızı da öz oğullarınız olarak tanımadı. Bunlar sizin ağızlarınıza geliveren sözlerden ibarettir. Allah ise gerçeği söyler ve doğru yola O eriştirir.

Zeyd Zeynep’ten boşanmıştır ve sıra Zeyneb’i almaya gelmiştir. Bunu millete izah edebilmenin en iyi yolu ayettir:

Ahzap-37. Allah’ın nimet verdiği ve senin de nimetlendirdiğin kimseye, eşini bırakma, Allah’tan sakın diyor, Allah’ın açığa vuracağı şeyi içinde saklıyordun. İnsanlardan çekiniyordun; oysa Allah’tan çekinmen daha uygundu. Sonunda Zeyd eşiyle ilgisini kesince onu seninle evlendirdik ki evlatlıkları eşleriyle ilgilerini kestiklerinde onlara evlenmek konusunda mü’minlere bir sorumluluk olmadığı bilinsin. Allah’ın buyruğu yerine gelecektir.

Muhammed, Zeynep’le nikah bile kıymadan “Nikahımızı Allah kıydı” diyerek beraber olur. Toplum “Oğlunun helâllığıyla evlendi” diye çalkalansa da Muhammed amacına ulaşmıştır.

***

Eşleri başkaldırınca

Muhammed, zaman zaman cariyesi Mariya ile ilişkiye girmektedir. Bu ilişkilerinden birinde eşlerinden Ömer’in kızı Hafsa’ya yakalanır. İşin kötüsü, evde olmadığını fırsat bilerek Hafsa’nın yatağını kullanmıştır ve Hafsa buna çok öfkelenir. “Bir cariye ile, hem de Ömer bin Hattab’ın kızının yatağında!” diye bağıran Hafsa’yı teskin etmeye çalışır. Bu olaydan kimseye bahsetmemesi için ona vaatlerde bulunur. Tefsircilere göre bu vaatlerden biri Mariya ile bir daha yatmayacağına dair yemin etmesidir. Mariya ile ilgili bu yemin, Tahrim suresinin yazılış sebebine gösterilen ihtimal olaylar arasında görülür. Aralarında geçen konuşmayı Taberi şöyle aktarır:

- “Tann Elçisi! Sen beni kötü duruma düşürdün, aşağıladın. Öyle birşey yaptın ki, benzerini hiçbir karına yapmadın! Benim günümde, benim sıramda ve benim yatağımda bir cariyeyi yatırıp yapıyorsun!”

Sonra Muhammed’le Hafsa arasında şu konuşma geçer:

- “Hafsa! Marya’yı kendime haram etsem de ona bir daha yaklaşmasam; bundan hoşnut olur musun?

- Evet!
Muhammed: “Vallahi Billahi Mariya ile bir daha yatmayacağım!” diyerek hemen ant içmiştir.

- Hafsa! Aramızda kalsın, bunu sakın kimseye söyleme, olmaz mı?

- Tamam!

Ne var ki, Hafsa bu durumu Aişe’ye anlatır. Böylece olay eşleri arasında yayılır ve Muhammed’e başkaldırırlar.

Olayın duyulması ve hanımlarının aralarında dayanışmaya gidip kendisine karşı tavır alması üzerine Muhammed eşlerini terk eder ve bir odaya uzvete çekilir. Muhammed’in eşlerini boşadığı dedikodusu yayılır. Bir rivayete göre ise cezalandırmak için sadece Hafsa’yı boşamış ve diğerleriyle de 1 ay beraber olmamaya yemin etmiştir.Hafsa Ömer’in, Ayşe ise Ebubekir’in kızıdır. Babalarının konumuna güvenerek asiliğe cesaret edebilmişlerdir.

Ömer, olayı öğrenince hiddetle Muhammed’e gider ve görüşmek ister. Rivayetlere göre “Beni öldürmeye mi geldin?” diyerek Muhammed görüşmek istemez. Ömer’in 3 kez geri çevirdiği isteğini sonunda kabul ederek görüşür.

Bu görüşmede ne konuştularsa ardından Muhammed Tahrim suresi ayetlerini yazdırır:

1. Ey Peygamber! Allah’ın sana helal kıldığı şeyi, eşlerinin hoşnutluğunu isteyerek neden kendine haram kılıyorsun? Allah Gafur’dur, Rahim’dir.

2. Allah size, yeminlerinizi çözmeyi farz kılmıştır. Ve Allah sizin Mevla’nızdır. Alim’dir O, herşeyi bilir; Hakim’dir O, hikmetleri sonsuzdur.

3. Hani, Peygamber, eşlerinden birine bir sözü gizlice söylemişti. Sonra eşi bu sözü duyurup Allah da onu Peygamber’e bildirince, Peygamber sözün bir kısmını açıklamış, bir kısmından vaz geçmişti. Peygamber, sözü eşine bildirdiğinde o: “Bunu sana kim haber verdi?” demişti. Peygamber de: “O herşeyi bilen, herşeyden haberi olan bana bildirdi.” diye cevaplamıştı.

4. Eğer ikiniz, ey hanımlar, Allah’a tövbe ederseniz ne iyi, çünkü kalpleriniz kaydı; yok eğer Peygamber’e karşı aranızda dayanışmaya girerseniz hiç kuşkusuz bizzat Allah, onun destekleyicisidir. Cebrail ve müminlerin iyileri de. Bütün bunlardan sonra melekler de ona arka çıkarlar.

5. Eğer o sizi boşarsa Rabbi ona, sizden daha iyi, kendini Allah’a veren, inanan, itaat eden, tevbe eden, ibadet eden, oruç tutan, dul ve bâkire eşler verebilir.

Muhammed’in yaşadığı olaylara ve sorunlara Allah’ı alet ederek kullanması ve insanları Allah ile aldatması konusunda bunlar sadece birkaç önemli örnek. Allah ile aldatma’nın esası budur. Kur’an’da yazdığı gibi ya da Yaşar Nuri’nin kitabında yazılanlar gibi şeytanın aldatması, dünya zevk ve nimetlerinin aldatması değildir.

Serdar Kaangil

About these ads
Bu yazı Din içinde yayınlandı ve , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

ALLAH’LA ALDATMAK için 82 cevap

  1. mehmet dedi ki:

    ben daha önce turan dursun kitaplarını okdugum için hiç yabancı gelmedi dahası çok bilgilendim eline kalemine saglık.

  2. Ferda Yamanoğlu dedi ki:

    Kuranda yeri olmayan ,kar payı denen dolandırıcılık sisteminden neden bahsetmiyorsunuz?

    • Ferda Yamanoğlu dedi ki:

      Artık,Diyanet İşlerinin aldıkları paraları helal ettirmeleri için ,bilimin ışığında iyi bir Kuran tefsiri yapmaları gerekiyor.Yoksa meydan ateistlere ve din tüccarlarına kalıyor.
      Paranı,veriyorsun,adam kar ederse sana kardan pay verecekmiş.Adamı denetleme imkanın yok.Nereden bileceksin adamın kar’mı ,zarar’mı ettiğini?Tam olarak dolandırmaya açık bir sistem.Böyle bir sistem vahşi kapitalizmde dahi yok.Bu sistem Kurana uygunmuş.Bu iftiracıları ALLAH’a havale ediyorum.
      Sad suresi 24.Ayet ,ortağın güvenilir değilse ,denetlediğin normal ortaklığa kardeşin dahi olsa yanaşma,güvenilir insanlar çok azdır,der.

  3. Yazık size cidden yazık. İftiralar ile nereye kadar kendinizi kandıracaksınız merak ediyorum. Ayetler arasında çok farklılıklar var ve bunları birbirleriyle bağdaştırıyorsunuz. 612 de indirilen ayet ile 624 de indirilen ayeti kıyaslıyosunuz ya gerçekten yazık. Acıyorum sizlere ümm-i bir insana kalem tutmayı bilmiyen bir insana atılacak en büyük iftira Kur’an-i -haşa- Peygamber yazmıştır. Gerçekten öyle olsaydı bir insan 6237 tane ayet yazamazdı!

  4. duran demir dedi ki:

    Değerlendirmeler çok saçma, bu yazıyı yazan kişinin siyer bilgisi sıfır, Hz. Muhammedin yaşadığı dönemi tarihi açıdan bilen ve o zaman ki adetler,ile sosyal hayattan haberdar olan kişi bunları yazamaz. tamamen cehaletin bir eseri olan yazı. Konu çok önemli olup insani, tarihi olduğu kadar ilahi yönüde var. ancak yazan kişi yaşamın fiziki ve maddi boyutları dışında hiç bir durumdan haberdar değildir.Kur an-ı çok okuması ve mesajlarda ki incelik ve gerçekleri anladıktan sonra bu konuları irdelemesi gerekir….. çok çalışmak gerekir.

  5. Ferda Yamanoğlu dedi ki:

    Beyler ,neden Kurana iftira atıyorsunuz.Nisa-79 iyilik ve kötülük ALLAH’tandır derken bunların ALLLAH’ın kanunları olduğunu belirtir.Ama aklını kullanmaz kötülük işlersen buda sendendir,der.Bu kadar basit ayetleri dahi çarpıtıyorsunuz.Sizin bu site tamamen negatif enerji üreten bir negatif enerji kaynağı.

  6. ahmet c. dedi ki:

    Kur’an’da çelişki ya da hz. peygamberin kendi sözü olduğu iddia edilen şeyler doğru değildir.Öncelikle bu tarz bir yazıyı kaleme alıp yüce dinimize çamur atanların tefsir,hadis,kelam,fıkıh vb. ilimlerdeki seviyeleri nedir? Maalesef Türkiye’de herkes her şeyi (güya) bildiği için, herkes profesör (!) olduğu için ülke bu halde.

    Din cahilleri lütfen kutsal dinimize,kitabımıza ve peygamber efendimize (SAV) çamur atmasın.O mübarek insan vefat ettiğinde evinde sadece bir kuru hasır vardı.Enfal süresinin 1 ayetini öyle bir yorumlamışlar ki sanki efendimiz kendi menfaati için haşa ayet uydurmuş.Kendi menfaatine düşkün olsaydı yaşamı zorluklarla geçmez, evinde sadece kuru bir hasır olmazdı.Yazıktır, o mübarek insana dil uzatmaya kimsenin hakkı yok.

    • pante dedi ki:

      Fakir mi?
      Fedek arazisinin, Hayber hurmalıklarının sahibi mi fakir?
      60 kölesi, 20 cariyesi, 8-10 eşi olan mı fakir?
      Ganimetlerin 1/5’ine sahip olan mı fakir?
      Son haccında 100 deve kestirecek güce sahip olan mı fakir?
      Sizi böyle bir kuru hasırla ya da bir avuç arpa ile aldatmaktalar..
      İnanmadınız mı? O halde Duha suresi 8. ayete bakın: “Seni fakir bulup da zengin etmedik mi?”

      • bilal dedi ki:

        Pante Bey ! ” FAKİR Mİ ” ? İDDİANIZA CEVAP: Hayber,geniş bir arazi idi.Müslümanların
        eline geçince,bütün müslümanlara taksimatı yapılır.Hz.Peygamber bir ferd olarak onun pa-
        yına da ”Fedek” denilen parça düşüyor. Hz.Peygamber vafat edince,Hz.Ebu Bekir bu ara-
        ziyi hazineye almak istiyor.Bunun özerine hz.Fatime ve hz.Abbas Hz.Ebu Bekir’e uğrayıp,
        Resulullah’tan kendilerine kalan mirası sordular.Hz.Ebu Bekir onlara: Resulullah’ın:” Bize
        (peygamberlere) kimse varis olamaz,bıraktığımız hep sadakadır.(halka gidecek) Ancak Al-i
        Muhammed bundan (ihtiyacı kadarini) yer.”dediğini işittim.Allah’a yemin olsun resulullah’ın
        yaptığını gördüğüm bir şeyi terketmem,mutlaka onu yaparım.Ben O’nun emrinden bir şey
        terkedecek olsam sapıtmaktan korkarım! ”dedi. Pante Bey ! Durum böyledir. Hz.Peygam-
        berin siyerini ve islam tarihini çarpıtarak O’nu nasıl zengin gösterebiliyorsun ? Diğer müs-
        lümanlar gibi payına düşen araziyi de ailesine ve kızına değil,topluma bırakan bir peygam-
        beri iftiralarla nasıl zengin biri olduğunu söylüyorsun ?
        2- Hz.Peygamberin 60 tane kölesi ve 20 tane cariyesi olduğunu bana kur’an ve sahih (mü-
        tevatir) bir kaynaktan gösterbilirmisin?. Hz.Zeyd,öteden beri alışıla gelen bir kural ve töre
        neticesinde peygamberimize bir köle olarak geliyor ve aynı günde hürriyetine kavuştura-
        rak,müslümanlara fiili olarak bu konuda örnek oluyor.Hz.Peygamber onu ailesine gönder-
        mek istediği halde,O, ben Allah’ın Resulünü anama ve babama tercih ederim diyerek pey-
        gamberimiz yanında manevi oğlu olarak kalıyor. Bunun dışında peygamberimizin evinde
        ne bir köle,ne de bir cariye vardı. Ki,Hz.Zeyd’de köle değil,hürriyetini elde etmiş biri olarak
        peygamberimizin yanında kalıyordu. O söylediklerinin tümü doğru değil,hepside iftiralardır.
        Zaten Kur’an Medine döneminde ”Kölelik ve cariyelik”sistemini tamamen yasaklıyor.
        ALİ İMRAN SURESİ 79.AYET: ”ما كان لبشر ان يوئتيه الله الكتاب والحكم والنبوة ثم يقول للناس كونوا عبادا لي الخ
        ”Hiç bir insanın,Allah’ın kendisine kitap,hikmet ve peygamberlik vermesinden sonra
        (kalkıp) insanlara:Allah’tan başka bana kul,(köle) olun ! demesi mümkün değildir.(böyle bir
        şeyi yapamaz.) YİNE MUHAMMED SURESİ 4.AYETTE: ” فاما منا بعد واما فداء حتي تضع الحرب
        اوزارها الخ ” …Savaş ağırlığını bırakınca da,ellerinizdeki esirleri,ya lütfen (karşılıksız) bırakın
        ya da,fidye ( esir değiş ve tokuşu vb.durumlarla ) serbest bırakın.” Demek suretiyle bu her
        iki ayet de, 1400 sene önce köle ve cariye edinmeyi kesin bir dille resmen yasaklıyor.Öte-
        den beri alışıla gelen töreye göre savaş esirlerinin köle edinilmesi tamamen kur’an yasak-
        lıyor. Hz.Peygamber de,”Hiç kimse kimseye kölem demesin ! Birbirinize kardeşim desin !
        diye söylemek suretiyle resmen ve fiilen köle ve cariyelik sistemini kaldırıyor. Kur’an-ın
        1400 sene önce yasakladığı bu gayri insanı kölelik sistemini ABD.İngiltere ve diğer Avrupa
        ilkeleri 1865 tarihinden sonra yasaklıyorlar.Ve BM.Cemiyeti de bütün dünya da bu insanlık
        dışı sistemi 1926 tarihinden sonra resmen yasaklıyor. Kur’an İse, 1400 sene önece
        bunu fiili ve resmi olarak yasaklamıştır. Pante Bey ! Bu konuda hz.peygambere iftira atma.
        Allah’ın izni ile diğer saçma sapan iddialarına da cevap verilecektir. Saygılar.

      • pante dedi ki:

        Bilal bey; sen bana “peygamberlerin varisi olmaz” lafının kanıtını gösterebilir misin?
        Halbuki tam tersine İbrahim’in herşeyini ishak’a bıraktığını biliyoruz.

        “İbrahim sahip olduğu her şeyi İshak`a bıraktı.” Tevrat, yaratılış, 25-5

        Aynı şekilde Davud’un herşeyini Süleyman’a bıraktığını da.
        Ama sizin bu kanıtları “Tevrat tahrif edildi” saçmasıyla reddedeceğinizi de iyi biliyoruz.
        Tahrif edenler öyle müthiş insanlarmış ki İslam’ın yazacaklarını asırlar önce sezmişler ve tersini yazmışlar hep. :)

        Siz işinize gelen hadise sahih, işinize gelmeyene uydurma dedikten sonra hadis göstermeye gerek mi var?!
        Nasıl olsa bildiğinizi okuyacaksınız.
        Sattığı kölelerin kaliteli-özürsüz olduğunu bile satış sözleşmesinde belirtmiş olanın köleci olmadığını iddia etmek mümkün mü?
        Sizin için mümkün.

        “Bu vesika Addâ Hâlid Ibn-i Hevde’nin Muhammed Resûlullâh’tan bir köle veya câraiye istira etmesi (satin almasi) üzerine yazılmıştır. O köle veya câriyede ne hastalık, ne ayıp vardır; ne kaçmak ne hiylebazlık bilir; ne de fisk u fücûr; zinâ ve sirkat. Binaenaleyh bu akid, bir müslümanin öbür müslümana bey’ü sırâsıdır” Sahih-i Buhari.., (Cilt VI, sh. 374 ve d. hadîs no. 970.

        Kur’an da, Tevrat da, İncil de ve inandıkları tanrı da, peygamberler de kölecidir. Hiçbiri köleliğe-köleciliğe karşı çıkmamıştır. Cennet hayali bile müslümanlara hizmet eden kölelerle, uşaklarla, hurilerle, vildanlarla, gılmanlarla kurulmuştur.

        Nahl-75. Allah, hiçbir şeye gücü yetmeyen ve başkasının malı olan bir köle ile, kendisine verdiğimiz güzel rızıktan gizli ve açık olarak Allah yolunda harcayan kimseyi misal verir. Bunlar hiç eşit olur mu?

        Hadis No : 4168
        Ravi: Amr İbnu Şuayb (an ebihi an ceddihi)
        Tanım: Resulullah (sav) buyurdular ki: “Kim kölesi ile yüz okiyye üzerinden mükatebe yapsa da, kölesi bunun on okiyyesi hariç hepsini ödese, yine de köledir.”

        Kaynak: Ebu Davud, Itk 1, (3927); Tirmizi, Büyu 35, (1260); İbnu Mace, Itk 3, (2519)

        Ve dünyada kölecilik en son Suudi Arabistan’da, kutsal(!) topraklarda kaldırılabilmiştir. Buna rağmen çıkıp hala “İslam 1400 sene önce köleliği kaldırmış” diyebilmektesiniz. Pişkinlikten mi yoksa müslümanlıktan mı?

      • hz.Muhammed dedi ki:

        pante süper yazmışsın…
        şimdi gelde Ahmet gibilerine küfür atma…ne saf insanlar…bu cahillik başımıza bela olmuş…okuyun da gel…terbiyesiz ahmet

    • Zahir dedi ki:

      Bilal bey,
      Sizi haddinizi bilmeye davet ediyorum. Ali-imran 79. ayetin kölelik ve cariyelikle ne alakası var. Ayet yalnızca Allah a kul olmaya çağırıyor. Hiristiyanlar gibi peygamberlerini ilahlaştırmayı men ediyor. Hiç bir peygamberinde böyle birşeyi istemeyeceğini söylüyor. Lütfen dinimizi, ne idüğü belirsiz eğitiminizle ve sallama olduğu aşikar yorumlarınızla oyuncak etmeyiniz. Böyle İslam’a hizmet edilmez.

      • bilal dedi ki:

        Zahir Bey ! Ayetin manası geniştir.Dar bir kalıba sokamazsın !. Arapça da Kula da,köleye
        de ” عبد ” denir. Bu ayet her ne kadar,hz. İsa olayını gündeme getirirse de,” ما كان لبشر ” ifa-
        desi,manayı evrenselleştiriyor. Bütün insanlara,Peygamber dahi olsun,hiç kimse kimseye
        ”عبدي ” benim kulum veya beni kölem ”diyemez.Ayet bunu yasaklıyor. Arapça bilmiyorsan!
        bilen birine sor. Arapça da kula da,köleye ayni kelime kullanılmıyor mu ? Köleye de ”عبد ”
        kula da ” عبد ” denir.Lütfen arapça bilmeyen karıştırmaya çalışmasın. Bu ayetle, yüce Allah
        insalara isnad etmek suretiyle her iki kavramı yasaklıyor. Kimseye ne kulum ve ne de
        kölem diyemezsin.Bir hadisi Şerifte, ”Yanınızdakilere ” عبدي ” kölem demeyin,onlara kar-
        deşim deyin”,buyurulur. Saygılar.

      • pante dedi ki:

        Yine yalan-yanlış yazıyorsun Bilal.
        Zümer 10’da Muhammed “Ey kullarım” diye hitap ediyor.

        Zümer-10. De ki: “Ey inanan kullarım, rabbinizden sakının. Bu dünyada iyilik edenler için bir iyilik vardır. Tanrı’nın arzı geniştir. Ancak sabredenlere ecirleri hesapsızca ödenir.”

        “De ki” diyen kim? Allah.
        “Ey iman eden kullarım” diye hitapeden kim? Muhammed.

      • Zahir dedi ki:

        Bilal,
        Arapçayı bir tek sen mi biliyorsun. her önüne gelene arapç bilmiyor muamelesi yapamazsın. Bu işe ömrünü adayanlar bile senin kadar kesin konuşmaz. Sen kim oluyorsunda, hangi ilminle bu kadar kesin konuşabiliyorsun! İslam, her arapça biliyorum diyenin kafasına estiği gibi yorumlayacağı oyuncak bir din değildir. Ateistlere cevap vermek istiyorsan, Müslümanların umumunun alim olarak kabul ettiği ulemanın eserlerinden alıntı yaparak burda cevaplayabilirsin.
        İslamın ahlak anlayışı, ateistlerin ahlak anlayışıyla aynı olacak diye bir kaide yok. Sen İslam ahlakını, düşmanlarının ahlakına benzetmeye çabalayarak küçük düşürdüğünün farkındamısın. İslam ı ve Müslümanları ezik durumuna düşüremezsin. Seni vakur olmaya davet diyorum. Kimse nin işine gelecek şekilde din olamaz. beğenmeyen ne hali varsa görsün. Sen ya çocuk yaşta birisin, yada kendini seçilmiş uyarıcılardan zanneden tiplerdensin. Lütfen haddini bil. Kendi egonu ön plana çıkarmadan İslam alimlerin den alıntı yaparak cevap ver. Yada benim dinimi böyle üfürükten bir blog da oyuncak etme!

      • Zahir dedi ki:

        Sen tartışmada altta kalmamak için, egonu kurtarmak için ayetin anlamını değiştiriyorsun. Ali-imran 79. ayet, İslamın temeli olan Allah’a eş koşmama gibi hayati bir konuyu anlatıyor. Ve sen egonu kurtarmak için bunu köle ve cariye meselesine getirerek ayetin anlamını katlediyorsun. Yazıklar olsun senin gibilere. Bir üstündeki ayette mucize eseri tamda senin gibilerden, ayetleri kendinin ve başkalarının hevesi uğruna eğip büküp anlamını değiştirenlerden bahsediyor..
        “78. Onlardan bir grup var ki, Kitab’dan olmadığı hâlde Kitab’dan sanasınız diye (okudukları) Kitap’tanmış gibi dillerini eğip bükerler ve, “Bu, Allah katındandır” derler. Hâlbuki o, Allah katından değildir. Bile bile Allah’a karşı yalan söylerler.”

        İslamın senin gibi, Y.N.Ö gibi adamlara ihtiyacı yok. İslam düşmanlarına hoş göstermek için ayatlerin anlamlarıyla oyuncak gibi oynayanlar; lütfen İslamın yakasından düşün.

      • bilal dedi ki:

        Pante Bey ! Diyorsunuz ki,Zümer Suresi 10’da Muhammed ” EY KULLARIM ! ” diye hitap
        ediyor. Bakalım; senin iddian doğru mu yalnış mı ? ZÜMER SURESİ 10.AYET:
        ”قل يا عباد الذين امنوا اتقوا ربكم للذين احسنوا في هذه الدنيا حسنة الح ” ( Resulüm ! ) Söyle; Ey inanan
        kullarım ! Rabbinize karşı gelmekten sakının; Bu dünyada iyilik yapanlara,(ahirete) iyilik
        (mükafat) vardır…” demek suretiyle yüce Allah kendi katında hazırlamış olduğu mesajın
        (ayetin) metnini elçisine söyletmek ve insanlara mesajın duyurusnu yaptırmak üzere gön-
        deriyor. Elçi de, aldığı mesajın (ayetin) tam metnini gönderen Allah adına tebliğ ve duyu-
        rusunu yapıyor. Ayetin başında olan ” قل ” Resulüm söyle ! ” kelimesi dahil,ayetin sonuna
        kadar olan hepsi,Allah’ın elçiye gönderdiği mesajın metnidir.Bu metnin hiç bir kelimesi el-
        çiye (tebliğ ve duyuru yapana )ait olmayaıp,hepsi mesajı gönderen Allah’a aittir. Eğer
        düşündüğün gibi olsa,”قل هو الله احد ” De ki,O,Allah birdir.” ifadesi de aynı şekilde olduğu için,
        bu da haşa hz.Muhammed’e ait olurdu.İşte burada da ”قل ” ve sonrası gelen bütün ayetin
        metni gönderene ( Allah’a) aittir. Resul ise,Allah’tan gelen mesıjın tam metnini olduğu gibi,
        tebliğ ve duyurusunu yapıyor. Yani ” EY KULLARIM ! ” ifadesi de, diğer cümlelerde oldu-
        ğu gibi tamamen Allah’a aittir. BUNA BİR İKİ ÖRNEK VERELİM ; Bir padişah,mesajını hal-
        kına duyurtmak için,tellalın eline şu ilanını veriyor…” Ey vatandaşlarım ! Sizinle çok önem-
        li bir konuyu görüşmek üzere yarın sizi sarayıma beklerim. ” Tellal da,sokak sokak dolaşa-
        rak,padişahın ilanıdır diyerek, ” Ey vatandaşlarım ! ……….duyurusunu yapıyor. Peki; bu
        metin ” Ey vatandaşlarım !…………..sizce kime aittir.? Bu metin ve ilan sahibi padişah mı ?
        yoksa tellal mı ? Elbette, bu metin ve duyurunun sahibi,tellal değil,padişahtır. Tellal ise,
        padişaha ait olan metnin duyurusunu yapıyor.Bu metnin hiç bir ifadesi tellale ait değildir.
        2. ÖRNEK : Bir hükümet; Duyurusunu yaptırmak ve kamu oyunu bilgilendirmek üzere bir
        ”Metin” hazırlıyor. Ve hükümetin hazırlamış olduğu metin,”medya” önünde hükümet söz-
        cüsü tarafından okunuyor. Soruyorum ! Hükümet sözcüsü tarafından okunan metin,Söz-
        cüye mi ait ? Yoksa hükümette mi aittir.? İşte KUR’AN-ın bütün ayetlerinin metnide ,elçi-
        ye ilan ettirmek ,tebliğ ve duyurusunu yaptırmak üzere Allah kendi katında hazırlıyor ve
        ona göndriyor. O da,gelen ayetin tam metnini olduğu gibi ilan ediyor. Yani Allah’a ait olan
        ……..” قل يا عباد الخ ” Resulüm söyle !…..den başlayarak ayetin bütün metni tebliğ ve duyu-
        rusunu yaptırmak üzere Allah elçisine gönderiyor. O da,olduğu gibi,ilan ve tebliğini yapı-
        yor. Allah aşkına ! Bunun neresi hz.Muhammed’e ait olur.? Bu kadar da basiretsizlik olur-
        mu ? Ama gayesi gerçeği bulmak olmayanlar için,mantıksızlığın her türlüsü pozitiftir.
        Eğer Kur’an da ki,o ifade hz.Muhammed’e ait olsaydı,onun gibi arapçayı bilen o azgın
        düşmanları,Ey Muhammed ! sen nasıl bize ” Ey kullarım ! ” diyorsun,diyerek şiddetli tep-
        kilerini dile getirmeyecekler midi ? Arapça bilen nice islam ve kur’an düşmanları olan
        arap dil ve edebiyat uzmanları bunu bilmiyorlar da,arapça dan tek bir kelime bilmeyenler-
        mi bunu biliyor ? Lütfen mantıklı düşünelim ! Saygılarımla.

      • pante dedi ki:

        Bilal, ayette “Resulüm söyle” diye bir ifade yok.
        Bildiğimiz “kul” yani “de ki” ön eki var. Yani, diğer “de ki” ile başlayan ayetler neyse bu ayette o.
        Dikkatli oku:

        Zümer-10. Kul yâ ıbâdıllezîne âmenûttekû rabbekum, lillezîne ahsenû fî hâzihid dunyâ haseneh,
        ve ardullâhi vâsiah innemâ yuveffas sâbirûne ecrehum bi gayri hisâb

        De ki: “Ey inanan kullarım, rabbinizden sakının. Bu dünyada iyilik edenler için bir iyilik vardır. Tanrı’nın arzı geniştir.
        Ancak sabredenlere ecirleri hesapsızca ödenir.”

        Şimdi başka bir ayet örneği görelim:

        Enam-135. Kul yâ kavmi’melû alâ mâ kânetikum innî âmil, fe sevfe ta’lemûne men tekûnu lehu âkıbetud dâr, innehu lâ yuflihuz zâlimûn

        De ki: Ey kavmim! Elinizden geleni yapın! Ben de yapacağım! Yurdun sonunun kimin lehine olduğunu yakında bileceksiniz.
        Gerçek şu ki, zalimler iflah olmazlar.

        “De ki” diyerek dedirten kim? Allah.
        “Ey kavmim” diye hitapeden kim? Muhammed.

        Yani, o kamufle amaçlı yazdığın padişah-tellal örneğindeki gibi değil mesele.
        Kur’an’da her “de ki” den sonraki cümle Allah’a değil Muhammed’e ya da hitap ettiği başka peygambere aittir.
        Bir örnek daha verelim ki tam anlaşılsın:

        Enam-90. Ulâikellezîne hedallâhu, fe bi hudâyuhumuktedih, kul lâ es’elukum aleyhi ecrâ, in huve illâ zikrâ lil âlemîn

        İşte, o peygamberler, Allah’ın doğru yola ilettiği kimselerdir. (Ey Muhammed!) Sen de onların tuttuğu yola uy. De ki: “Bu tebliğe karşı sizden bir ücret istemiyorum. O (Kur’an), bütün âlemler için ancak bir uyarıdır.”

        Ayette “de ki” den önceki sözler Allah’a ait. “De ki” diyen de Allah. Ama “de ki” den sonraki cümle Muhammed’e ait.
        Ne diyor: “Bu tebliğe karşı sizden bir ücret istemiyorum.” Allah’ın tebliğ yapacak ve ücret isteyecek hali yok herhalde.

        Şimdi şu padişah-tellal örneğini bu verdiğim örneklere uygula bakalım ne oluyor?
        “Ey kullarım” diyen de Muhammed, “Ey kavmim” diyen de Muhammed’dir.

  7. HAŞR SÜRESİ
    şeytan insana, “İnkar et” der; insan inkar edince de, “Şüphesiz ben senden uzağım. Çünkü ben âlemlerin RABBİ olan ALLAH’tan korkarım” der.

    Nihayet ikisinin de (azdıranın da azanın da) akıbeti, ebediyen ateşte kalmaları olmuştur. İşte zalimlerin cezası budur.

    Ey iman edenler! ALLAH’a karşı gelmekten sakının ve herkes, yarın için önceden ne göndermiş olduğuna baksın. ALLAH’a karşı gelmekten sakının. Şüphesiz ALLAH, yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır.

    ALLAH’ı unutan ve bu yüzden ALLAH’ın da kendilerine kendilerini unutturduğu kimseler gibi olmayın. İşte onlar fasık kimselerin ta kendileridir.

    Cehennemliklerle cennetlikler bir olmaz. Cennetlikler kurtuluşa erenlerin ta kendileridir.

    • bilal dedi ki:

      ” GANİMETLERİN 1/ 5′ İNE SAHİP OLAN MI FAKİR ? ” İDDİASINA CEVAP : ENFAL
      SURESİ 41.AYET: ” واعلموا انما غنمتم من شئ فان لله خمسه وللرسول ولذي القربي واليتامي والمساكين وابن السبيل
      ”..Bilin ki,ganimet olarak aldığınız herhangi bir şeyin beşte biri Allah’a (onun yoluna),Resu-
      lüne,onun akrabalarına,yetimlere (ve kimsesizlere),yoksullara,(muhtaç ve fakirlere) ve yol-
      culara aittir..” Buraya DİKKAT EDİN ! Ganimetlerin beşte biri,peygambere verilmiyor. a ) Beş-
      te birinin bir kısmı Allah’a, (onun yoluna) b) Beşte birinin bir kısmı Resule,( O da sayılan
      gruplardan bir ferd olarak payını alacak) c) Beşte birinin bir kısmı akrabalarına, d) Beşte
      birinin bir kısmı yetimlere, (ve kimsesizlere ) e) Beşte birinin bir kısmı yoksullara,
      f) Beşte birinin bir kısmı da yolculara verilmesinin hükmü vardır. Bütün bunlara ganimetle-
      rin beşte birinin taksimatı yapılır.Peygamber de,bu gruplardan bir ferd gibi payını alır. Bi de
      Peygamber ve ehli beytine zekat ve sadakalrın haram olduğunu,sadece buradan bir pay
      kendilerine düştüğünü icmai ümmetle sabittir. Yani peygamberimiz ne zekattan ne de sa-
      dakadan hiç bir şey almıyordu. Ganimetlerin beşte dördü ise,hazine de kalırdı.
      Pante Bey ! Ayetin 2.şıkını,” وللرسول ” Resul için” ifedesini yazıyorsun,Ama,ayetin başı olan
      ” فان لله ” a) şıkı,”ولذي القربي ”c) şıkı,” واليتامي ”d) şıkı, ” والمساكين ” e) şıkı ve ”وابن السبيل ” olan f)
      şıklarının tümünü makaslıyorsun ve ve bütün bunları aynı ayetten çıkarıp,atıyorsun !sadece beşte
      birine peygambere mal ediyorsun! Pes ! Doğrusu ! Neden ayeti,böyle çarpıtırıyorsun ?
      Hiç te vicdanın yok mu ? Eğer ben de kur’an-ın metnini bilmemiş olasaydım,beni de belki
      kandırabilirdin. Ama şunu bilin ki,bütün saçmalıklarınız ortaya çıkacaktır. Ayet,ganimetle-
      rin beşte birini bu grupların tümüne dağıttığı halde,sen ayetin başından ve ortasından baş-
      layarak sonuna kadar makaslamak suretiyle,beşte birinin tümü peygambere ait olarak gös-
      termeye çalışıyorsun ! ELİNSAF ! EİİNSAF ! 2- Vda Haccında hz.Peygamber 100 de-
      ve kestiği için onu zengin göstermişsin ! O develerin tümünü,müslümanların Medine ve
      çevresinden kendi imkanatlarıyla toplayıp,mina’de prygamberimize kestirdikleri kurbanlık-
      lardır. Bunların hiç biri peygamberimizin değildi.Ne o kadar malı vardı,ne de develeri. Bü-
      tün islam kaynakları böyle yazıyor. 100 devesi olan fakir mi ? diye saçma sapan başlıklar
      atıyorsun ! ELİNSAF ! 3- DUHA SURESİNE ATİFTE BULUNARAK PEYGAMBERİN
      ZENGİN OLDUĞUNU SÖYLÜYORSUN: ” الم يجدك يتيما فاوي ووجدك ضالا فهدي ووجدك عائلا فاغني
      ” ….O seni yetim bulup barındırmadı mı ? Şaşırmış bulup da yol göstermedi mi ? Seni
      fakir ve muhtaç bulup da, ( peygamberlik öncesinde ticari faaliyete katılmak suretiyle) zen-
      gin etmedi mi ? Diye şeklindedir. Yani, bu şaşırma,yoksulluk ve zenginlik olayları
      peygamberlikten önceki döneme aittir. Hz.Muhammed yetim iken,amcasının himayesine
      muhtaç idi,ona bir yük oluyordu. 25 yaşına gelince de, amcasına yük olmaktan kurtulmak
      için ticari faaliyete atılıyor.Dul bir kadın olan hz.Hatice, onun sadakatını,doğruluğunu ve
      güvenirliğini görünce,evlenme teklifini yapıyor.Hz.Muhammed’de bu teklifi kabul edip onun-
      la evleniyor.Böylece amcasına muhtaç ve yük olmaktan kurtuluyor.İşte DUHA SURESİ,
      Peygamberlik öncesi bu durumları ona hatırlatmak suretiyle gündeme getiriyor. Yani bu-
      radaki zenginlik, peygamberlikten önceki zenginliktir. Peygamberlikten önce hz.Hatice ile
      yaptığı evlilik dönemine aittir. Yoksa Peygamberlikten sonra hiç bir zenginliği söz konusu değildir.Zaten peygamber olur olmaz hz.Hatice, bütün mal servetini Allah yo-
      lunda bağış yapıyor. Hem kendisi,hemde eşi hz.Muhammed yine neredeyse yoksul
      duruma düşüyorlar. BU DUHA SURESİ BİLE, TEK BAŞINA KUR’AN-IN HZ.
      MUHAMMED’E AİT OLMADIĞINI GÖSTERİYOR. HİÇ BİR İNSAN KALKIP DA KEN-
      DİSİNDEN ”YOLUNU ŞAŞIRMIŞ ” OLARAK BİR İFADEYLE SÖZ ETMESİ DÜŞÜ-
      NÜLEMEZ. DEMEK Kİ,BU SÖZÜN SAHİBİ HZ.MUHAMMED DEĞİL,YÜCE ALLAH’
      TIR: PANTE BEY ! LÜTFEN AYETLERİ Bİ DAHA ÇARPITMA ! İNSAFLI VE MAN-
      TIKLI OL ! SAYGILARIMLA:

      • pante dedi ki:

        Bilal bey, ben ayette hiçbir şekilde makaslama yapmış değilim. Yazdığım aynen şudur:
        Enfal-41. Bilin ki, ganimet olarak ele geçirdiğiniz şeylerin beşte biri, muhakkak Allah’ın, Resulün ve yakınlarının, yetimlerin, yoksulların ve yolcunundur.Eğer Allah’a, hak ile batılın birbirinden ayrıldığı gün, iki ordunun karşı karşıya geldiği günde kulumuza indirdiğimize iman ediyorsanız, Allah, her şeye güç yetirendir.

        ve birebir meallerle aynıdır.
        Şimdi hal böyleyken sen kalkıp da sıkılmadan nasıl “Pante Bey ! Ayetin 2.şıkını,” وللرسول ” Resul için” ifedesini yazıyorsun,Ama,ayetin başı olan
        ” فان لله ” a) şıkı,”ولذي القربي ”c) şıkı,” واليتامي ”d) şıkı, ” والمساكين ” e) şıkı ve ”وابن السبيل ” olan f)
        şıklarının tümünü makaslıyorsun ve ve bütün bunları aynı ayetten çıkarıp,atıyorsun !sadece beşte
        birine peygambere mal ediyorsun! Pes ! Doğrusu ! Neden ayeti,böyle çarpıtırıyorsun ?
        Hiç te vicdanın yok mu ? Eğer ben de kur’an-ın metnini bilmemiş olasaydım,beni de belki
        kandırabilirdin. Ama şunu bilin ki,bütün saçmalıklarınız ortaya çıkacaktır. Ayet,ganimetle-
        rin beşte birini bu grupların tümüne dağıttığı halde,sen ayetin başından ve ortasından baş-
        layarak sonuna kadar makaslamak suretiyle,beşte birinin tümü peygambere ait olarak gös-
        termeye çalışıyorsun ! ELİNSAF ! EİİNSAF !” diye yazmaktasın?

        Şimdi yalan yazan kim? Sana mı insaf, bana mı? Ayıptır ayıp! Asıl siz bu tür düzenbazca savunmalarla bir yere varamaz, ancak kendinizi avutursunuz.
        Tüm yanıtlarında benzer yöntemi kullanmaktasın. Ya kendinden anlamlar katıyor ya da çarpıtıyorsun. En son örneğini Nuh tufanı olayında yaptın.
        Ayette “her cins canlıdan birer çift” yazarken sen kalkıp “çiftlik hayvanlarından” diye yalan yazdın. Şu çiftlik hayvanlarını ayette bir göster de görelim bakalım, nasıl göstereceksin? Gösteremiyorsan, senin bu yaptığına ne denir, bir düşün..
        Ama benim yazdığım hiçbir ayet ve hadiste tek kelime yanlış gösteremezsin. Varsa buyur göster. Bunu başarabilirsen yazmayı bırakır, bloğu da kapatırım.
        Ben bunu yaparım ama sen bu yönteminden vazgeçemezsin. Çünkü hileci, tuzakçı zihniyetle eğitilmişsin. size bunun mübah olduğu öğretilmiş. Bu anlayışla siz kendi arsızınızı da, kendi hırsızınızı da korursunuz, mübah diyerek.

        Yanıtında lagaluga değil kanıt bekliyorum. Çiftlik hayvanlarını ayette göstereceksin. Ve benim yalan-yanlış yazdığım bir ayet örneği vereceksin.
        Bunu beceremediğin takdirde, bir daha şahsıma yönelik karalamada bulunduğun yazılarına izin verilmeyecek, bilesin.

      • Gencer dedi ki:

        Bence Enfal 41 e gelene kadar o kadar çok ganimet elde ediyorlar ki Enfal 1 deki Ganimetlerin tamamını alan ALLAH ve Muhammed oranı 5 te 1 düşürerek günah çıkarmak istiyorlar.

    • bilal dedi ki:

      Pante Bey ! ” قل ” …..Söyle !. Resule ( elçiye )Bu emri veren kim ? Elbette ayeti gönderen
      Allah’tır. ” قل ” söyle ! ifadesi birini muhatap almıyor mu ? ” قل ” Söyle ! Emir kipinin mu-
      tabı Resul (elçi ) değil midir ? Burada emir veren Allah, duyurmak üzere bu emri alan da
      Resuldur.(elçi. ) İşte,bu tarzdan ” قل ” söyle !” emir kipinin muhatabı olan resul ifadesi çıkı-
      yor. Çünkü burada hem emir veren biri var, hem de emir alan biri vardır.(resul ). Arapça da
      fiil kiplerinin failleri (özne) açık isimle geldiği gibi,hele emir kipinde ise,fail (özne) tamamen
      ismi zamir olarak gizli gelir. Bura da ”قل ” Emir kipinde arapça olarak, ”انت يا رسول ” ENTE”
      Sen ey Resul ” ifadesi zamir olarak gizlidir. Bu ,”علم صرف ” saraf ilmi kuralı arap dil ve ede-
      biyatini bilen herhangi birine sorabilirsiniz. ” قل ” kipinde,”sen ey resulüm” ifadesi zamir
      cümlesi olarak gizlidir.İşte; Resulüm söyle ! ifadesi bütün”قل ” emir kipi ifadelerinde mev-
      cuttur. Arapça bilmeyenler,tabi ki,bunu bilmezler. Burda ve diğer yerlerde de durum aynı-
      dır. İhlas Suresi birinci ayetten örnek verelim: ”قل هو الله احد ” Resulm ‘De ki: O’ Allah birdir.
      Bunlar bilindiği ve sık sık kullanıldığı için,çeviri yapanlar veya mufessirler,bazen bunu zik-
      retmezler. Ama,o cümle kesin olarak orada vardır.
      EVET : ZÜMER SURESİ 10’da ” قل يا عباد الذين الخ
      : EN’AM 135’te ” قل يا قوم اعملوا الخ
      : EN’AM 90’da ” قل لااسأ لكم عليه أجرا الخ
      Cümlelerrin tümünde kural aynıdır. Bunları emir kipi haline getiren Allah’tır.
      Hz.Muhammed’de,bir elçi olarak kendisine gelen mesajın metnini olduğu gibi aktarmak ve
      duyurmakla görevlidir. Bu cümle metinlerini kuran Resul değil,Allah’tır.
      ÖZET OLARAK; ” Ey kullarım ! Ey kavmim ! cümle metinlerini kurup, elçiye söyleten ve
      duyurusunu elçiye yaptıran Allah’tır.Elçi de kendisine gelen bu metinlerin mesajı olduğu gi-
      bi tebliğ ve duyurusunu yapmaktadır. Yani cümlenin bütün metinleri gönderene, (Allah’a)
      aittir.Elçi ise,kendine gelen ilahi fermen metninin tümünü aynen aktarıyor. Kur’an,bir bütün
      olarak Allah’ın gönderdiği buyruklarından oluştuğu için,bu ifadelerin tümü de Allah’a aittir.
      …Elçi, Allah’tan aldığı ayet metinlerini olduğu gibi,O’nun adına okuyor ve duyurusunu yapı-
      yor. O sadece mübelliğtir. (duyuru ve ilan yapandır.) Allah’tan melek vasıtasıyla aldığı me-
      sajı aynen duyurur ve tebliğ eder.Tabir caiz ise,padişahin fermanını duyuran tellal gibidir.
      Eline nasıl bir metin verilirse,olduğu gibi,okur ve duyurusunu yapar.Bu metinler Allah tara-
      fından şekilleniyor ve olduğu gibi elçiye gönderiliyor. Elçi de, kendisine Allah’tan gelen
      metni,onun adına okuyor ve duyurusunu yapıyor. Kalkıp da,Allah’ın gönderdiği bu metinler
      hz.Muhammed’e aittir,demenin hiç bir aklı ve mantığı yönü yoktur. İfadeler tamamen gön-
      derene (Allah’a) aittir. Saygılarımla.

      • Syra dedi ki:

        Bilal senin mantığın doğru olsaydı ayet şöyle olmalıydı; Ey kullarım, bana karşı gelmekten sakının….

      • bilal dedi ki:

        Syra ! Diyorsunuz ki, Bilal ! senin mantığın doğru olsaydı ayet şöyle olmalıydı;
        ” Ey kullarım,bana karşı gelmekten sakının…Bilal’de şöyle diyor ;Eğer ayet ifade ettiğin gibi
        olsaydı,bu defa Muhammed (haşa)” Ey kullarım! bana karşı gelmekten sakının.” demekle
        kendini (haşa) Allah yerine koyuyor olacaktı. Yani senin mantığınla haşa Muhammed,
        ” Allah’a değil, bana karşı gelmekten sakının” diye bir ifade ortaya çıkarmış olacaktı.O za-
        man senin bu mantığınla 2.bir sorunla da karşılaşırdık.
        Bu nedenle; senin bu iddian tamamen mantıksızdır.
        Ayetlerin bütün metinleri,Allah tarafından şekillenip tebliğ,duyuru ve ilanını yapmak
        üzere Hz.Muhammed’e gönderiliyor, O da Allah’tan aldığı metni olduğu gibi,insanlara ilan
        ve tebliğ ediyor. Ayet metninin tümü Allah’a aittir.Hz.Muhammed,Allah’ın buyruklarını onun
        adına okuyor. Nasılki padişahın fermanını okuyan ve duyuran tellal, padişahın ilanıdır,
        ” Ey vatandaşlarım.!……..diyorsa, Ayetlerde de hz.Muhammed,bu yüce Allah’ın emiri ve ila-
        nıdır,diye ”ayeti” okumaya başlıyor. saygılar.

  8. “- Küfürde yarışanlar seni üzmesin. Onlar, Allah’a hiç bir şekilde zarar veremezler. Allah onlara ahirette bir pay vermemek istiyor. Onlar için büyük bir azap vardır.

    – İman karşılığında inkarı satın alanlar Allah’a hiç bir zarar veremezler. Onlar için acı bir azap vardır.

    – Kâfirler, kendilerine mühlet vermemizin, şahısları için hayırlı olduğunu sanmasınlar. Biz onlara bu mühleti, ancak günahlarını artırsınlar diye veriyoruz. Onlar için alçaltıcı bir azap vardır.” (Al-i İmran, 3/176-178)

    • Araştırmacı dedi ki:

      Katılım bankacılığı konusunda Diyanetin sitesini inceledim.Hayrettin Karamanın görüşlerinden ziyade,Mehmet Şevki Eyginin görüşlerine uyuyordu.Ama Sayın Eyginin sitesinde bu konu yok.Konuyla ilgili o meşhur yazısını sitesine neden koymadığına bir türlü anlam veremedim.

    • Gencer dedi ki:

      Hud 35 i okuyun dostlarım orada Muhammed Kuranı uydurduğunu ifade ediyor.Kuranı uydurmanında diğerlerinin yaptığı günahlardan daha masum bir günah olduğunu belirtiyor.

      • bilal dedi ki:

        Gencer bey !
        Bu İddinız tamamen bir saçmalıktan ibarettir.! a) Bir örnek vereyim: İkimiz bir konuyu tartışıyoruz,ben olumlu yönden görüş belirtiyorum sen de olumsuz yönden..Uzun süren bu tartışmadan sonra sen bana,‘’ Eğer bu iddialarım yalan ise her türlü cezaya razıyım…’’ şeklinde bu tartışmayı noktalıyorsan,bununla yalan söylediğinize itiraf mı etmiş oluyur-sunuz.? Tartışmalarda bu tür sözlerin doğal olarak sık sık kullanıldığını bilmiyor musunuz? Demek ki,tartışmalarda doğal olarak ifade edilen bu tür sözleri siz hep yanlış ve ters algı-lıyrsunuz değil mi ? b) -Söz konusu ayetin son cümlesi de şöyle tamalanıyor. ‘’ وانا برئ مما تجرمون ‘’ Bana iftira ederek işlediğiniz bu suçtan beriyim.’’ Beyefendi ! Peki,Bunun nere-sinde hz.Muhammed (s.a.s) kur’an’ı uydurduğunu itiraf ediyor..??? Yoksa algılama yete-neğinizde bir sorun mu var.?

  9. merve qanper dedi ki:

    çok sağolun teşekkürler din ve iman ile ilgili bir site olması çok güzel birşey.:)

  10. oncevatan dedi ki:

    sevgili pante;
    iman böyle bir şey işte. adamların yüzüne tokat gibi gerçekleri çarpıyorsun, hala inançlarından en ufak bir şüphe duymuyorlar. allah gökte belirip “tüm dinler uydurmadır. ben kitap, peygamber falan göndermedim.” dese bunlar hala “allah bizi sınıyor, imanımızı test ediyor” diyip muhammedi savunmaya, ayetleri istedikleri gibi yorumlamaya devam ederler.

    sabrınıza hayranım.

    • bilal dedi ki:

      Öncevatan ! Sen yanılıyorsun,saçmalıyorsun.! ”KUR’AN ALLAH’IN KİTABI, HZ.
      MUHAMMED’DE, ONUN ELÇİSİDİR: 1400 sene önce yaşamış bir beşer olan Hz.
      Muhammed, aşağıda maddeler halinde yazacağım bugünkü bilimsel bulgulara işaret eden ayetleri ; kendi bilgi,düşünce ve deneyimleri ile söylemesi asla mümkün olamaz. EVET:
      1400 sene önce Kur’an ayetleri ile işaret edilen bugünkü bazı bilimsel gerçekler,!
      1- Kur’an: Dünyanın dönüşünü ve statik olmadığını haber veriyor. 2- Dünyanın Elipsoid
      şeklinde olduğunu 3- yer çekimi , 4- Bütün gök cisimlerin uzay boşluğunda hareket halinde
      olduğunu,5-Atomlardan daha küçük elementlerin de (elktron,nötron,proton vs)bulunduğunu
      6- İnsanların uzaya gidebileceğini, 7- Bugünkü teknoloji ürünü olan araç ve gereçlerin icad-
      edileceğini, 8- Atmosferin koruyucu özelliği, 9- Parmak izlerinin farklı oluşu, 10- Daha önce
      evrenin bir bulutsu gaz olduğunu,11- Evren ve uzayda bulunan gök cisimlerinin bir ölçü,dü-
      zen ve ahenk içinde varlıklarını sürdürdüklerini, 12- Petrolün oluş şekli, 13- Big Bang olayı,
      14- Rüzgarın aşalayıcı özelliği, 15- Evrendeki zıt kutuplar: Madde-anti madde, eksi-artı,
      pozitif-negatif.vb. 16- Topraktaki bakteriler, 17- Zamanın farklılaşması,(İzafiyet kuramı,)
      18- Dağların depremlere karşı bir nevi paratoner olması, 19- Ve göğün genişlemesi gibi
      olaylar. 20- Kur’an,evrenin yaratılışı,atmosferin özellikleri,ekosistem,jeolojik denge gibi,
      bazı konularda bilgi vermektedir.Bu bilgilerin, modern bilimin son bulgularıyla uyum içinde
      olması ise,kur’an’ın 1400 sene önce yaşamış olan bir insan yazması olmadığını bir kez
      daha ortaya koymaktadır. EVET: Kur’an’a ve Hz.Muhammed’e saldıranlar diyecekler ki,
      ne den ilk mufessirler de bunları söylemedilr.? 1400 -1700 li yıllarda tıpkı kur’an gibi,
      dünyanın statik olmadığını,güneş etrafında döndüğünü söyleyen Galile,Bruno,Kepler vb.
      bilim adamlarının akibetlerin bilmeyenler yoktur.İlk mufessirler,ayetlerin bugüngü bilimsel şekliyle açıklamış olsaydılar kim inanırdı.? Haşa! kur’an,bir kehanet ve fal kitabı olduğunu
      söyleyeceklerdi. Bu nedenle;kozmolojik ayetler üzerinde pek durmadılar.Zaten zaman ve zemin de müsait değildi. NOT: Şunu iddia ediyorum ! Arapça dil gramerini tam bilen bir
      insan, (müslüman bile olmasa ) eski tefsir,yorum ve meallere bağlı kalmadan,sadece
      Kur’an’ın arapça orjinal metnine bakarsa,bu ayetlerin 1400 sene önce işaret ettiği hu-
      susların tümü bugünkü pozitif bilimle tamamen örtüştüğünü görecektir. Yeterki.insa-
      nın gayesi gerçekleri bulmak olsun. Gerkirse,( Allah’ın izni ile) yukarıda ki konularla
      ilgili ayetleri sadece orjinal arapça metninden açıklamaya hazırım. Kur’an’ı, kur’dan
      öğrenmek lazım. Ayetin orjinal metni ne ise,öyle açıklanmalı. EVET : Söz konusu
      kur’an daki ayetler bir beşer sözü olamaz.! Öncevatan ! Şunu bilki,ateistlerin saçmalık-
      ları,onların mantıksızlığı ve getirdikleri uyduruk rivayetleri hiç bir müslümanı etkileye-
      meyecek. Bilakis,imanlarının daha da güçlenip,artmasına vesile olacaktır.Şunu bilinki,
      İslam güneşi balçıkla sıvanmaz. Güneşe karşı gözünüzü yummakla sedece kendize
      karanlık yapıyorsunuz.

      • kello dedi ki:

        kara cahil pislikler sizi. bilim bulur kurana mal edersiniz. nerde yazıyormuş o dediklerin kuranda ayet göster arapça meal göster, hepsi uydurmaca, kandırılıyorsunuz sefil insanlar. kuranda dünyanın dönmediği ayın ve güneşin dünya etrafında döndüğü yazar bundandır ki 1975 de arabistan baş müftüsü kim dünya dönüyor derse dinden çıkmıştır dedi. bilal sen tam bir ahmaksın, hayatın yalan.

      • bilal dedi ki:

        Kello ! : ”KUR’AN DAKİ BAZI BİLİMSEL AYETLERİ” ALLAH’IN İZNİ İLE BÖLÜM BÖLÜM
        YAZACAĞIM : Ama her şeyden önce seni medeni ve terbiyeli olmaya davet ediyorum.
        Her şeyden önce şu hususları bilmemiz lazım ! 1-Kur’an,bir fen kitabı değildir. Onun ama-
        cı; a) Evrende bulunan bütün varlıklara,bunlar arasındaki mükemmel ilişkiye ve evredeki
        mikro düzeyde ilişkiler ağına dikkatımızı çeker.Bunların sahipsiz ve yaratıcısız olmadığını,
        onların boş,nedensiz ,kendiliğinden ve tesadüfen meydana gelmediğini vurgular. Evrenin
        tek bir Yaratıcısının Allah olduğunu bildirir. b) İnsanın evrendeki konumu,insanların davra-
        nışları,işleri ve sorumlulukları hakkında yönlendirici bilgiler vermek,İnsanların tutum ve
        davranışlarından dolayı sorumlu olduklarını ve bunların hesabını mutlaka verceğini bildirmektedir. c) Bütün insanları aydınlatmak,yeryüzünde cehalet,sefahat,küfür ve sapık inanç-
        lara kapılarak karanlıklar içinde kalan,nereden gelip nereye gittiğini bilemeyen bütün insan-
        ları sapıklık ve dalaletten kurtarıp iman nuru ile doğru yola,ebedi huzur ve mutluluğa ka-
        vuşturmak, d) İnsanın Allah ile kainat alakasını temin eden manevi ve maddi ihtiyaçları-
        nı bildirir.Bu amaçla,temel ahlaki,hukuki ve insanı ilkeler getirmiştir. Getirdiği ilkelerle,insa-
        nın aklı,beyni,canı,malı,ırzı,onurunu,şerefini,neslini,maddi ve manevi tüm haklarını koru-
        mak,böylece insanın huzur ve mutluluğunu,kişisel,ailevi ve sosyal nizamını sağlamak ve birbir-
        lerini seven,sayan,haklarına saygı gösteren iyi bir insan ve iyi bir toplum oluşturmaktır.İn-
        sanın Yaratıcı’ya,fertlere,topluma,canlılara ve çevreye karşı görevlerini bildirir.bütün bunların da,
        dünyanın barış,huzur ve mutluluğu içindir.Kur’an’ın ana konusu,Allah ve insandır.
        e) Kur’an,insanlığın huzur ve mutluluğu için evrensel değer ve adalet ilkelerini getiren ,eşitlik,kardeş-
        lik,sevgi,saygı,insan hakları ve dünyanın istikrar ve barışını temel alan ilahi bir hukuk niza-
        mıdır. Hukukun sahası bellidir.Amacı fenni ilimleri öğretmek değildir.Ama,insanlığın huzur ve mutluluğunu amaçlayan Kur’an’ın, bunları anlatmakla birlikte,ihtava ettiği
        kozmolojik ayetlerle de,bugünkü müsbet ilmin bulgularına,yeni keşiflerine ta 1400
        sene önce işaret ederek,bu kitabın içindeki mesjın bir beşere (Hz.muhammed’e) ait
        olamayacağını göstermektedir. Çünkü,anlatacığım bu bilimsel ayetler,1400 sene ön-
        ce yaşamış olan bir insana ait olamaz.Bu kur’an,evreni yaratan ve bugünkü mükemmel
        duruma getiren,madde ötesi,üstün akıl,irade sahibi etkin Yaratıcı bir güç olan ve her
        şeyi sonsuz ilmi ile bilen Yüce Allah’ın kitabıdır. 2. Husus : Bu bilimsel ayetleri anla-
        mak için,öbjektif bir şekilde hareket ederek,yorum ve meallere değil,Kur’an’ın arapça orjinal metnine bakmak gerekir. Kur’an’a inanmayan ve arapça tam iyibilen bir insan,
        öbjektif olarak kur’an’ın bu ayetlerine baktığında,bugünkü müsbet ilmin söylediği her
        şeyi,1400 sene önce kur’an’ın söylediği ile tam uyumlu ve paralel olduğunu görecek-
        tir. Tefsirler ve yorumlar kur’an değildir.Bugünkü bir çok meal da,o eski yorumları baz
        almışlar. Bunun böyle olduğunu öğrenmek isteyenleri,kur’anIn orjinal arapça metnini
        öğrenmeye davet ediyorum. EVET BÖLÜM BÖLÜM KONUMUZA GEÇİYORUZ:
        1- Kur’an; dünyanın döndüğünü ve statik olmadığını haber veriyor; NEML SURESİ
        AYET 88 : ” وتري الجبال تحسبها جامدة وهي تمر مر السحاب ” Resulüm! ” Sen dağları görürde on-
        ları statik (hareketsiz) sanırsın.Oysa onlar ( dağlar/dünya ) bulut gibi yürümektedirler.
        ” صنع الله الذي اتقن كل شئ ” Bu (dönüş),her şeyi sapasağlam yapan Allah’ın san’atıdır.”
        Evet,dağların statik olmayışı ve uzayda hareket edebilmesinin imkanı nedir ? Yanı bu-
        lut gibi hareketi nasıl yapıyor ? Dağların yürüşünün tek bir imkanı vardır. O da dünya-
        nın hareketidir. Ayete göre,1- Siz dağları (dünyayı) sabit sanıyorsunuz. 2- O uzayda
        bulutlar gibi yürümektedir. 3- Bu hareket,yani jiroskobik hareket,ona sağlamlık kazan-
        dırır. Ve bu olay evrenin sağlam kuruluş yasasıdır.ilahi san’atın sağlamlaştırma yasa-
        sıdır. 2- DÜNYANIN ELİPSOİD ŞEKLİNDE OLMASI: NAZİAT SURESİ AYET 30 :
        ”والا رض بعد ذلك دحاها ” Sonra arzı söbüleştirdi.” دحاها ” kelimesi ile düşedi anlamı yalnış-
        tır.Çünkü arapçada ” فرشها ” Fereşaha” döşedi demektir. دحاها ” dehaha” ise,söbüleştirdi
        demektir. Yani dünya elipsoid bir şekilde yaratılmış ve hatta güneş atrafında dönerken
        yine elipsoid bir daire çizmektedir. İşte kur’an 1400 sene önce buna işaret ediyor.
        3- Dünya ve bütün gök cisimleri hareket halindedir. YASİN SURESİ AYET 40:
        وكل في فلك يسبحون ” Her biri (bütün gök cisimleri) birer yörüngede yüzerler. Buna göre,bü-
        tün gök cisimleri,ay,dünya ve güneş sistemi uzay boşluğunda yüzmektedirler.Statik ve
        hareketsiz hiç bir şey yoktur. 1400 sene önce hz.Muhammed,bugünkü bilimsel verilerle
        paralel olan bu ayetleri kendiliğinden söyleyebilir midi?Vicdanımıza danışarak,mantık- lı düşünmeye çalışalım. EVET: ALLAH’IN İZNİ İLE BU BİLİMSEL AYETLERİ,FIRSAT
        BULDUKÇA BÖLÜM BÖLÜM AÇIKLAMAYA ÇALIŞACAĞIM: Kello! Tekrar seni her
        kese karşı saygılı olmaya davet ediyorum. Saygılı olmayı öğren. Sakın ha ! Bundan
        sonra senin gibi düşünmeyenlere yobaz,örümcek kafalı,zevalli ve ahmak demeye kal-
        kışma! Kara cahil ve pislik deme !Yoksa aynısıyla karşılık bulursun. Ve o zaman kim-
        se de seni muhatap almayacak.!..Şu diyeceğim bu kadar…!

      • Syra dedi ki:

        Kello, Çakma ateist seni! Bilal ile nasılda paslaşıp, bilale pas attıyorsun. Bilal de nasılda zevkle cevap veriyor. Medeni olmaya çağırıyor falan. :) Sizi gidi islam şeytanları …

      • bilal dedi ki:

        KUR’AN DA BİLİMSEL AYETLERİN 2.BÖLÜMÜ : 1- Kur’an,bugünümüzün teknoloji ürünü
        olan nakil vasıtalarının ( otomobil,tren,uçak vb.nın) icad edileceğini 1400 sene önce bizle-
        re müjde mahiyetinde haber vermektedir. NAHL SURESİ AYET 8: والخيل والبغال والحمير لتركبوها وزينة ويخلق ما لا تعلمون ” Atları,katırları ve merkepleri binmeniz ve (gözlere) zinet olsun
        diye yarattı. Allah şu anda bilemeyeceğiniz (hayal bile edemeyeceğiniz) daha nice nakil
        vasıtalarını yaratacak” (Nitekim,bu ayetlerden de anlaşılacağı üzere eskiden insanlar,taşıma ve binme aracı olarak yalnızca hayvan gücünden yararlanmış oldukları
        halde,zamanla ve özellikle son asırda nakil vasıtaları,gerek çeşit,gerekse sürat bakı-
        mından akıllara durgunluk veren bir gelişme göstermiştir.İşte yukarıdaki ayetin ”Allah,
        şu anda bilemeyeceğiniz daha nice nakil vasıtalarını yaratacak ” mealindeki kesin ifa-
        desiyle bu geleşmeyi müjde niteliğinde haber vermektedir. 2- 1400 sene önce kur’an,
        insanoğlunun göğe,(uzaya) gidebileceğini işaret etmektedir. a,) ANKEBUT SURESİ
        AYET 22: وما أنتم بمعجزين في الارض ولا في السماء ” Siz ne yeryüzünde ne de gökte,(uzayda)
        Allah’ı aciz bırakamazsınız.Allah’tan başka bir dost ve yardımcı da bulamazsınız.”
        Evet ilahi hükümden kurtulmak için ne yeryüzünde olmanın, ne de gök yüzüne çıkma-
        nın fayda veremeyeceği anlatılmakta ve insanların gök yüzüne (uzaya) çıkacaklarına
        işaret edilmektedir. b) YUSUF SURESİ AYET 105: ” وكأي من اية في السماوات وفي الارض يمرون عليها وهم عنها معرضون ” Göklerde ve yerde nice ( Allah’ın) belgeleri vardır ki,onlardan yüz
        çevirerek üzerlerinden geçecekler.( yani insanoğlu,uzaya çıkacak amma,gök cisimleri-
        ni Allah’ın varlığına dair birer belge olarak değerlendirmeyecekler.) ” Gökteki belegeler
        üzerinden geçecekler ” ifadesi ile bu ayet,insanoğlunun uzaya gidebileceğini işaret et-
        mektedir. c) ” فلا اقسم با الشفق والليل وما وسق والقمر اذا اتسق لتركبن طبقا عن طبق الخ ” Hayır ! Şafağa,
        geceye ve onda basan karanlığa,dolunay olmuş aya yemin ederim ki,bir katmandan
        diğer katmana ( göğün katmanlarına) bineceksiniz.” ifadesi,insanın uzaya gideceğine
        vurgu yapmaktadır
        Meallerde,halden hale geçe-
        ceksiniz ifadesi asla ayetin metni ile uyuşmamaktadır. ” Çünkü,”لتركبن ” Leterkebünne”
        mutlaka bineceksiniz,! Ama nereden nereye ? ” طبقا عن طبق ” Tabakan an tabak” Kat-
        mandan katmana bineceksiniz. (göğün katmanlarına) Bu ayette halden hale geçmek diye tek bir ifade yoktur. Bu ayette kesin bir ifadeyle,katmandan katmana,gidileceğinin açık ifadesi vardır. Kur’an’ın neresine bakarsanız bakın kur’an daki ”طبق ” kelimesi ile
        ”göğün tabakası” ifade ediliyor. d) RAHMAN SURESİ AYET 33: يا معشر الجن والانس ان استطعتم ان تنفذوا من اقطار السماوات والارض فا نفذوا لا تنفذون الا بسلطان ” Ey cin ve insan toplulukları !
        Göklerin ve yerin çerçevesinden çıkmaya nüfüz edebilirseniz çıkın. لا تنفذون الا بسلطان ”
        Ancak elinizde bir güç varsa, ( bugünkü teknoloji ürünleri olan füzeler ve uydu araçları
        gibi) çıkabilirsiniz. Bu ayette geçen ” تنفذوا ” Tenfüzü”fiilinin mastarı,nüfüz olup,bir yakıcı
        maddenin bir yanıcı maddeyi yakmasından itiş gücü doğan hareket edici aygıtlara da,
        (füzelere ) işaret vardır. Yani bu tür ürünler ellerinizde varsa,yer ve göğün çerçevesin-
        den de çıkabilirsiniz. Fakat önceki ayette belirtildiği gibi,insanoğlu dünya gezegeninde
        olduğu gibi,uzayda da Allah’ı aciz bırakamaz. İşte 1400 sene önce kur’an’ın bu ayetleri,
        insanoğlunun gezegenlere ve uzaya gidebileceğini vurgu yapmaktadır. Halbuki,aya git-
        mek bile 1969 yılından önce bir hayal gibidi. 3- YER ÇEKİMİ : KUR’AN 1400 SENE
        ÖNCE ( İsaac NEWTON’dan 1000 küsür sene önce) YER ÇEKİMİNE İŞARET EDİ-
        YOR : MÜRSALAT SURESİ AYET 25-26 : Arapça tefsir metni ile birlikte veriyorum:
        ” الم نجعل الارض كفاتا = مصدر كفت بمعني ضم اي ضا مة = احياء وامواتا ” Biz, yeryüzünü canlı ve can-
        sız her şeyi kendine çekecek durumda yaratmadık mı ? Evet ” كفاتا ” اي ضامة ” Kifaten”
        Ee dammeten ” kendine çekmek demektir. Mesela Arapçada ” ضممتك الي ” Damamtüke
        ileyye ” Seni kendime çektim. ” كفت الارض الاحياء والاموات ” Arz, canlı ve cansız olan her
        şeyi kendine çekti demek. Maalesef Çeviriler de,…Biz toplanma yeri yaptık..ifadesi,
        ”Kifaten” kelimesi ile uyuşmamaktadır. Ayet şöyle olsaydı,’الم نجعل الار ض مكان الجمع للأ حياء والاموات ” Elem necalil arda mekanel cem’i lil ehyai vel emvati ” şeklinde olsaydı, o za-
        man toplanma yeri olarak ifade edilirdi. Ama öyle değildir. Arapçada ”Kifat” çekmek
        demektir. Bu ayette de 1400 sene önce,yerin çekici özelliğine ( yer çekimine) işaret
        vardır. 4- KUR’AN 1400 SENE ÖNCE ATMOSFERİN VARLIĞINA VE ONUN KORU-
        YUCU ÖZELLİĞİNE İŞARET EDİYOR: ENBİYA SURESİ AYET 32: وجعلنا السماء سقفا
        محفوظا وهم عن اياتها معرضون ” Biz semayı ( üstünüzü) korunmuş bir tavan gibi yaptık.On-
        lar ise,onun ayetlerinden yüz çevirirler.” Evet bir binanın tavanı ile nasıl evin içi, men-
        fi dış etmenlerden korunuyor ise,sağlam bir tavan görevini yapan atmosfer tabakasıy-
        la da dünyamız,meteor taşları ile güneşten gelen zararlı ültraviyole ışınlarından korun-
        maktadır. İşte Kur’an,1400 sene önce atmosfer ve koruyucu özelliğinden söz ediyor.
        EVET: Bugünkü müsbet ilmin söylediği, 1400 sene önce kur’an’ın söylediği ile paralel-
        dir. Müsbet ilim; kur’an’ın 1400 sene önce söylediğini bugün doğruluyor. Kur’an’a göre
        atmosfer adeta sağlam bir tavan görevini yapmaktadır. Soruyorum size ! 1400 sene
        önce yaşamış olan bizim gibi bir insan ( Hz.Muhammed ) bu ayetleri kendiliğinden
        söyleyebilir midi? O zaman söylenen ve bugünkü müsbet ilimle paralel olan bu ayet-
        ler, o zamanın bir beşer sözü olabilir mi ? Lütfen ! Mantığımızla hareket edip,vicdanlı
        olmaya çalışalım. Ancak bu Kur’an,evreni yaratan,geçmiş ve geleceği sonsuz ilmi ile
        bilenYüce Yaratıcı’nın sözü olabilir. ALLAH’IN İZNİ İLE BU KONU DEVAM EDECEK-
        TİR. Saygılar.

      • Syra dedi ki:

        Bilal, Kello da sen misin yosa? Yada arkadaşın mı? Neden aynı teraneleri tekrarlayıp duruyorsun? Şimdi de kello sana pas atıyor sende 40 kere yazdığın saçmalıkları sitenin her yerine yazıyorsun.

  11. bilal dedi ki:

    Syra ! O ne biçim düşünce ? Sen neyin peşindesin ? Ne dediğinin farkında mısın? Bu siteyi yöne-
    tenlere hepimizin e-mail adresi gitmektedir. Onlara sor bakalım ! Eğer senin bu iddian doğru ise,bu
    siteyi terkmeye hazırım.Eğer iddian yalan çıkarsa,ki yalandır o zaman senin bu siteyi terketmen ge-
    rekekecek.Varmısın buna ? İsmini görmek bile istemediğim bu kişi inancıma,bana ve benim gibi dü-
    şünenlere her türlü hakareti yaptığı halde, bu nasıl ben veya bir arkadaşım olabilir.? Ne mantıksızca
    düşünüyorsun.! O.bana ve benim gibi düşünenlere her türlü hakareti yaparak iddialarımın doğru olmadığını savunuyor ve alay edici bir şekilde konu ile ilgili kanıt istiyor. Eğer ben de,iddia ettik-
    lerimin arkasında durmazsam,o zaman sen dahil, bu sityeye girenler bana diyecekler.? Galiba
    çok mantıksızca düşünüyorsun ! Ama şunu anlıyorum ki,Kur’an’ın hakikatları burada yazılmasın
    diye bana karşı psikolojik saldırıda bulunuyorsun.Bunun böyle olduğunu gayet farkındayım.Zaten
    bu nedenle daha önce bana,burayı değil,T.D.nun sitesine girmemi istiyor gibidin. Niyetinin ne oldu-
    ğu işte ortaya çıkıyor. Tekrar ediyorum,eğer iddianı kanıtlayamazsan,bilki sen mantıksızca düşünen
    hayalperest bir kişisin. Seni, bu iddianı kanıtlamaya davet ediyorum,yoksa müfteri olursun. Ama,şunu bilinki bu psikolojik saldırılarınız ne beni,ne de diğer müslüman kar-
    deşlerimi islamın ve kur’an’ın hakikatlarını anlatmaktan yıldırmayacaktır. Siz müslümanların inaç
    değerlerine küstahca saldırın,müslümanlar da bu haksızlıklara karşı susunlar değil mi ? Bu siteye
    girenler sadece ben değil,siz ateistler de aynı soruyu sık sık tekrarlamıyor musunuz ? Mesela.Site-
    nin başında ateistlerin bütün iddia ve yalanları manşet halinde yazılı olduğu halde,yorum bölümün-
    de siz de aynı konuları göndeme getirmiyor musunuz ? Böylece gözünüzdeki çuvaldızı görmiyor-sunuz fakat sizin gibi düşünmeyenlerin gözündeki iğneği hemen görebiliyorsunuz. Zaten ateizmin
    olaylara bakışı,mantıksal,akılcı ve bilimsel değildir. Ateizmin temel felsefesi tamamen tahmin ve
    varsayımlardır.Onun bilimsel hiç bir yöntem ve kuralı yoktur.Bunu söyleyen sizin gibi açık sözlü olan ateistlerdir. Syra Bey ! Burada kur’an hakikatlarının yazılmasında galiba rahatsız oluyorsu-
    nuz.Çünkü gerçeklerin ortaya çıkmasını istemiyorsunuz ! Madem öyledir, lütfen söyleyin.! Bu si- teyi kaldırsınlar. Ne siz saldırın,ne de biz hakikatları söyleyelim. OK…? Ama siz saldırdıkça,Yüce
    Allah’ın izni ile acizane ben ve diğer müslüman kardeşlerimin de yalan ve iftira dolu iddialarınıza
    cevap vermeye çalışacağız. Bu bizim tabii hakkımızdır.Bizi psikolojik saldırılarınızla sindiremez-
    siniz: KUR’AN’IN HAKİKATLARI ANLATILMAYA DEVAM EDECEKTİR:

    • Syra dedi ki:

      Bilal yazdıklarımın sonunda soru işareti var. Soru işaretinin ne işe yaradığını biliyormusun? Sana söylenen her şeyde mazlum, mağdur ayakları yapıp, sonrada mücadele eden kahraman rolu oynuyorsun. Senin kitabın ve dinin küfürbazken, bize ‘neden dinime laf söylüyorsunuz’ diyemezsin. Sizin küfretme hakkınız varsa bizimde vardır. Küstahlığı yapan senin kitabın ve peygamberindir. Aynı teraneleri her yere yazarsan rahatsız olurum tabi. Hatırlarsan sana sorduğum sorulara cevap verememiştin. Ben sna armut neden sarıdır diye soruyorum, sen armutun faydalarından bahsediyorsun.kırk kere sorsamda sen bana armudun faydalarını anlatıyorsun. Cevap veriyormuş havası yaratmak için. Utanmadan sıkılmadan aynı şeyleri tekrarlayıp duruyorsun. Kello nun yazdıkları ve senin atlayıp cevaplaman şüphe uyandırıcı. Ben de bu yapmacık duruma dikkat çekmek istedim.

    • sevginin ışığı dedi ki:

      Sayın Bilal bey,
      Yukarıda, yani son iki yorumunuzda örnek verdiğiniz ayetlere verdiğiniz mealleri tek tek ayrıntılı olarak inceledim. Arapça bilmiyorum, ama arapçasından kelime kelime çeviri yapılabilen sitelerden kontrol ettim. Sonuç olarak: Meal olarak yazdıklarınızın hepsinin doğru olduğuna şahitlik edebilirim… Öyle gözüküyor ki, bu ve bunun gibi sitelerde çelişkili ayetler diye sundukları, tamamen yanlış mealler sebebiyetiyle olmuş. Size teşekkür ediyorum, sabrınız ve uzun açıklamalarınız içİn…
      Ayrıca Kuran zaten inanç ile ilgili bir kitap, bilimsel bir kitap değil, günümüzün anlayışı ile bilimsel bir göz ile eleştirilmesini çok saçma görüyorum. Kaldı ki, zamanındaki bu konularda pek bir şey bilmeyen araplara sesleniyordu…
      saygılar…

      • hz.Muhammed dedi ki:

        kimin mealini okuyalım…söyleyin kurtulalım..bıktım be..

      • AbdullahAbdal dedi ki:

        Sevginin ışığı demiş ki:)
        Kuran zaten inanç ile ilgili bir kitap, bilimsel bir kitap değil, günümüzün anlayışı ile bilimsel bir göz ile eleştirilmesini çok saçma görüyorum. Kaldı ki, zamanındaki bu konularda pek bir şey bilmeyen araplara sesleniyordu…

        ARAPLARA SESLENİYORDU
        Peki sen arapmısın? sana seslenmeyen kitaptan sana ne?
        Kuran Bilimsel kitap değil mi?
        Bütün çoğrafya ayetlerini döküp rezil olmanımı seyredeceğiz..burada.. Bilisel değilse.. neden Dünya Düzdür yazar? neden Güneş Dünyanın etrafında dönüyor cahilliği yapar?

  12. bilal dedi ki:

    KUR’AN DA BİLİMSEL AYETLERİN 3.BÜLÜMÜ : 1- KUR’AN; PARMAK İZLERİNE DİKKAT : KIYAMET SURESİ 3 ve 4.AYETLER:
    أيحسب الانسان أن لن نجمع عظا مه بلي قادرين علي ان نسوي بنا نه بل يريد الانسان ليفجر امامه ” İnsan,(öldükten sonra)
    kendisinin kemiklerini bir araya toplayamayacağımızı mı sanır ? Evet ,bizim onun parmak uclarını
    (izlerini) bile tesviye edip eski haline getirmeye kadiriz.Fakat (inkarcı) insan önündekini (kıyameti)
    yalanlamak ister.” Evet kur’an da,insanların ölümünden diriltmenin,evreni yaratan Allah için çok
    kolay olduğu anlatılırken,insanların özellikle parmak uclarındaki detayına dikkat çekilir.Ayette bede-
    nin diğer organları değil de,parmak uclarının vurgulanması,son derece hikmetli ve dikkat çekicidir.
    Çünkü parmak ucundaki izler,şekil ve detaylar,tamamen kişiye özeldir.Şu an dünya üzerinde yaşa-
    yan ve tarih boyunca yaşamış olan insanların parmak ucları(izleri) birbirinden farklıdır. Dahası,aynı
    DNA dizilimine sahip tek yumurta ikizleri dahi farklı parmak izine sahiptir. KUR’AN 1400 sene önce
    parmak ucundaki farklı özelliklere işaret edip dikat çekmişken,bilim dünyasında bu özellikler 19.yüz-
    yılın sonlarına doğru keşfedilmiştir. ( İngiltere,de suçluların tesbitinde parmak izi ilk defa 1884 yılın-
    da kullanılmaya başlanmıştır.) 2- KUR’AN 1400 sene önce ” PETROLÜ ” haber veriyor:
    A’LA SURESİ AYET 1- 5: ” سبح اسم ربك الاعلي الذي خلق فسوي والذي قدر فهدي والذي اخرج المرعي فجعله غثاء احوي
    ”Yaratıp düzene koyan,takdir edip yol gösteren ( topraktan) yeşil mer’ayı çıkarıp sonra da onu kapkara
    bir sel artığına çeviren yüce Rabbinin adını tesbih (ve takdis et.)” EVET JEOLOJİ ilmine göre, 1400 sene önce KUR’AN’ın da ifade ettiği gibi,arzın ilk canlı örtüsü büyük eğrelti otu ve alg’ mer’alarıdır
    .Dünyamızda hayatın ilk öncüleri olan bu dev mer’alar,sonra büyük jeolojik olaylarla toprak altı-
    na intikal etmiş,orada özel bir ayrışımla ”غثاء احوي ” kapkara bir sel artığına” petrole dönüşmüştür.
    Petrol,deniz yosunlarının ve kıyı şeritlerindeki alg ve eğrelti otlarının ayrışmasından oluşmakta,son-
    ra arzın tabakaları içindeki yapıya uyarak dereler halinde akarak petrol gölcükleri meydana getir-
    mektedir. Evet bugün bilim,kur’an’ın 1400 sene önce söylediği ile paraleldir.Bilim kur’an’ı tasdik-
    liyor. 3-” BİG BANG ” OLAYI : FELAK SURESİ AYET 1: ” قل اعوذ برب الفلق من شر ما خلق ” De ki;
    o felakın ( ani ve büyük patlamanın ) Rabbine sığınırım. Tüm yaratılmışların şerrinden….” Arapçada ” انفلق ” Şiddetle patladı ” Felak ise,”birdenbire çatlayıp,şiddetle patlamadan doğan ”
    demektir. Bu ayetle, ” Evrenin oluşmasına neden olan ilk ve büyük patlama (Big Bang ) olayına
    işaret yapılmaktadır. ” BİG BANG ” olayına vurgu yapan diğer ayet ise, ENBİYA SURESİ
    AYET 30 : ” اولم يري الذين كفرا ان السماوات والارض كا نتا رتقا ففتقناهما ” İnkar edenler,bütün gök cisimleriyle yer (her şey ) bitişik bir halde iken ( tek bir madde iken,) bizim,onları birbirinden kopardığımızı
    ve her canlı şeyi sudan yarattığımızı bilip düşünmediler mi ? ” Evet kur’an’a göre her şeyin men-
    şei tek bir maddedir.(ilk atom.) Her şey ondan vücut bulup yaratılmıştır. (Big Bang olayı ile.)
    ” Big Bang ” bütün madde ve enerjinin toplamını ihtiva eden ”İptidai ” (ilk) atom, dehşetli bir pat-
    lama ” FELAK” ve FETK ” ( patlama, genişletilme ve koparılma ) sonucu vücuda gelmiştir.
    Patlamanın ilk anında sıcaklığın trilyonlarca dereceyi bulduğu sırada,bugünkü alemi meydana
    getirecek olan atom parçacıkları yaratılmış,sonra bu parçacıklardan atomlar,atomlardan gaz ve
    toz bulutları,bulutlardan galaksiler kurulmuştur. 4- KAİNATIN GENİŞLEMESİ : ZARİYAT SU-
    RESİ AYET 47 : ” والسماء بنيناها بايد وانا لموسعون ” Biz göğü sağlamca kurduk ve gerçekten biz geniş-
    letmekteyiz.” Ayete geçen sema (gök) sözü edilen dünya dışındaki bütün kainat demektir.
    Ayetteki ” موسعون ” Müsiun ” hem semanın genişliğini hem de Allah’ın onu genişletmekte olduğu-
    nu ifade eder. Astronomi alimleri,kainatın dış nebulerinin,güneş sisteminden ve birbirlerinden
    uzaklaştıklarının neticesini çıkardılar.Bu esasa göre kainat hareketsiz olmayıp sabun köpüğü
    veya balonun genişlemesi gibi bir genişleme durumundadır.
    EVET: Bugün bilim,KUR’AN’ın
    1400 sene önce söylediğ ile paraleldir. Bilim,Kur’an’ı Kerimi tasdikliyor. BU KUR’AN,1400 sene
    önce yaşamış olan bir beşerin ( hz.Muhammed’in ) sözü olamaz. Kur’an,evreni yaratan ve her
    şeyi sonsuz ilmi ile bilen Yüce Allah’ın sözüdur. O asla bir beşer sözü değildir. Saygılar.

    • Araştırmacı dedi ki:

      Sayın Bilalin big-bangla ilgili yazısına verdiğim cevabı sansürleyerek demokrat olmadığınızı ispatladınız.

    • mundane_man dedi ki:

      Muhammed öyle bilindiği gibi okuma-yazması olmayan cahil biri değil tam aksine döneminin en önde gelen ailelerinden birinde yetişmiş. Hesaplama yapmayı, ticari sözleşme okuma yazmayı vs. bilmeyen bir adamın o coğrafyada ticari başarı ve güven kazanması, Hilful Fudul gibi toplumsal etik dayanışmacı-elitist bir teşkilata kabul edilmesi mümkün değildir. Hatice gibi ticari-entelektüel çevresi geniş biriyle peygamberlikten önce 15 yıl evli kalmış; ticari faaliyetlerini gerçekleştirirken kuzeyden güneye birçok kadim şehir, kalıntı görmüş; başta Yahudi, Hristiyan, Süryani-Arami, Zerdüştçü birçok halk ve din adamıyla karşılaşmış onlardan çokça medeniyet ve din masalları dinlemiş ve hayal gücünü, tüm bilgisini sentezleyerek 23 yılda yavaş yavaş ve derinden bir toplumsal stratejinin sonucu olarak kuranı yazmış. Ayrıca kendi çağından çok önceleri var olmuş olan Mısır, Babilonya, Hint, Çin, Yunan, Sabi, Aztek, Maya ve daha nice uygarlıklar bu yazdıklarınızdan çok daha ötesinde ve bize şu an bile anlaması zor gelen birçok bilgiyi yaşamlarında araçsallaştıracak seviyelere ulaşmışlardı. Felsefe ve bilim tarihiyle yüzeysel de olsa ilgilenmek sizleri tüm bu karanlık ve aklı örten vehimlerden kurtarmaya yardım edecektir. Günümüzde illa bir tanrıya inanma ihtiyacı içindeysek bu, zamansal (tarihsellik), mekansal (coğrafya) ve toplumsal (yerel kültürel oluşumlu) motiflerle oluşturulmuş bir tanrı değil tüm bunların üstünde ve ötesinde arındırılmış ve insanlığı temel ilkeler bağlamında birleştirici ve insanı kendi içinde özgürleştirici bir tanrı olarak düşünülmelidir. Saygılarla

      • bilal dedi ki:

        Mundane_man ! 1-Sana göre neredeyse hz.Muhammed’in gitmediği yer,gezmediği şehir,
        görüşmediği farklı insan grubu kalmamıştır.Ticari faaliyetleri gerçekleştirirken kuzeyden
        güneye bir çok Kadim,kalıntı görmüş vs…” diyorsunuz. El-Vakidi, Taberi ve İbn İshak’ın
        rivayetlerine göre,Hz.peygember,çocuk iken bir kere amcası Ebu Talib ile, bir kere de 25
        yaşlarında iken hz.Hatice’nin ticaret kervanı ile Şam’a girmiştir.Bunun dışında gittiği bir yer
        yoktur.Nereye gitmiş,kimlerle görüşmüşse buna dair kaynak ve tarihi de gösterin ..
        Lütfen mesnetsiz yazmayın… 2-Hesaplama yapmayı,ticari sözleşme,okuma yazma vs.
        biliyorsa,bu sizin iddianiz için bir kanıt olamaz.Onun zamanında bunları bilen başka nice
        insanlar da vadı.Örneğin kırka yakın vahiy kaitipleri vs.? Evet,hangi şehire,hangi ülkeye
        gitmişse,kimlerle ne zaman ve neyi görüşmüşse lütfen kaynaklarıyla birlikte gösteriniz…3-
        Yukarıda gösterilen ayetlerin 1400 sene önce bizim gibi bir beşer olan hz.Muhammed ta-
        rfından söylenmesi mümkün olamaz..Kur’an,1400 sene önce yaşamış olan bir beşerin sö-
        zü olamaz….. 3- Haşa kur’an’ı uydurmuş olsaydı insanın nefsine zor gelen bazı ibadetleri
        kendine farz ve zorunlu yapmazdı. MESELA: Her gece kalkıp namaz kılmayı kendine ne-
        den farz ve zorunlu kılsın.? İSRA-79: ومن الليل فتهجد به نافلة لك الخ ” Geceleyin sana özel olmak
        üzere,uykudan kalk,kur’an ile teheccüd namazı kıl…” MÜZZEMMİL-1-4: يا ايها المزمل قم الليل
        الا قليلا نصفه اوا نقص منه قليلا اوزد عليه ورتل القران ترتيلا ” Ey örtüsüne bürünen Resulüm ! Gecele-
        yin kalk da,az bir kısmı hariç geceyi ibadetle geçir.Duruma göre gecenin yarısnda veya
        bundan biraz daha azında veya fazlasında ibadet etmen de yeterlidir.Ve kur’an’ı yavaş
        yavaş düşünerek oku… ” Evet,Uyku vaktinde olduğu için diğer namazlardan daha zor
        ve ağır olan bu gece namazı neden yalnız hz.peygambere zorunlu kılınmış,diğer müslü-
        manlara ise farz kılınmamıştır? Haşa eğer kendisi uydurmuş olsaydı,her halde diğer müs-
        lümanlara olduğu gibi kendisine de zor ve ağır gelen bu gece namazını ve kur’an okumayı
        zorunlu yapmazdı.Bu konuda ona kim itiraz ederdi.? Ama buna rağmen gece uykudan
        kalkıp ibadet yapmak ve namaz kılmak ona farz kılınmıştır.Demek ki,kur’an ayetleri ona
        ait değildir.Bu ayetlerle ona emir veren yüce Allah’tır…. 4- İslama göre Tanrı zaten zaman-
        sal,mekansal ve toplumsal motiflerden münezzehtir.Bunlar diğer dinlerde olabilir,ama isla-
        miyete tanrı için bu tür motifler asla söz konsu değlidir.O bütün bunların üstünde ve ötesin-
        dedir… Saygılarımla..

      • AbdullahAbdal dedi ki:

        Sen Aziz Nesini Hiç duymadın galiba:)
        Müslümanlar salak galiba,,Kendi kitaplarında olan şeyleri onlar bulamıyor..Okumayın anlayamazsınız dedikleri Ateistler buluyor ..dediğini..

        Toplu iğneyi bile bulamamış bir islam dininin neyinin bilimsel ayetlerini sunuyorsun..
        Git bir hastaneye yat..çoluğun çocuğuna bu işkenceyi yaşatma

    • AbdullahAbdal dedi ki:

      KURANIN GEZEGEN VE UZAY BİLGİSİ SİZİ ŞAŞIRTABİLİR

      TRİLYONLARCA YILDIZ VE GALAKSİLER YERYÜZÜNÜN ÜSTÜNE DÜŞMESİN DİYE GÖKKUBBE TUTULUR
      HAC-65- İzni olmaksızın yerin üzerine düşmesin diye göğü O tutuyor.

      GÖK KUBBEYİ BETON YARATTIĞI İÇİN YAYILMIŞ YERDEN AYIRABİLECEĞİNİ YAZAR.
      ENBİYA-30-göklerle yer bitişikken, bizim onları ayırdığımızı ve diri olan her şeyi sudan meydana getirdiğimizi görmediler mi?

      EV ÇATISI ÖRNEĞİ DÜNYA’YA GÖK KUBBEYİ TAVAN YAPMIŞTIR.GÜNEŞ AY VE YILDIZLARI ASMIŞTIR
      ENBİYA-32-Gökyüzünü de korunmuş bir tavan yaptık.

      TAVAN YARILACAK VE ZİYNETLER OLAN YILDIZLAR YERE SAÇILACAKTIR TOPLAYABİLİRSİNİZ.
      İNFİTAR-1-2.Gök yarıldığı zaman.Yıldızlar saçıldığı zaman,

      GÖK KUBBE HAVADA NASIL DURUYOR ŞAŞIRMAYIN SİZİN GÖREMEYECEĞİNİZ DİREKLER VAR
      LOKMAN-10-Allah, gökleri görebileceğiniz direkler olmaksızın yarattı.

      GÖKKUBBEYİ SÜSLEDİĞİ YILDIZLARLARLA ŞEYTAN DA TAŞLAYABİLİRSİNİZ
      MÜLK-5- göğü kandillerle donattık. Onları şeytanlara atılan taşlar yaptık
      SAFFAT-6-Biz, en yakın göğü süs olması için mücevherlerle, yıldızlarla donattık

      GECE VE GÜNDÜZ EŞİT BİRBİRİNİ GEÇEMEZ.YAZLARI GÜNDÜZ BİRAZ UZUN DİYE DÜŞÜNENLER YALANCIDIR.
      YASİN-40-Ne güneş aya yetişebilir, ne de gece gündüzü geçebilir.

      ÇALIŞMANIZ İŞ GÜÇ YAPMANIZ İÇİN GÜNDÜZÜ YARATMIŞTIR.GECE VARDİYASI GÜNAHTIR.
      NEBE-11-Gündüzü de geçimi temin zamanı kıldık.

      GECEYİ DİNLENMENİZ VE UYUMANIZ İÇİN YARATMIŞTIR.GECE BAŞKA BİŞEY YAPILMAZ GÜNAH
      ENAM-96-O, karanlığı yarıp sabahı çıkarandır. Geceyi dinlenme zamanı, güneşi ve ayı da
      YUNUS-67-O, içinde dinlenesiniz diye geceyi sizin için; gündüzü ise aydınlık kılandır.

      DÜNYAYI YAYIP DÜZLEMİŞTİR. YER KÜRE OLSA UÇLARI BUCAKLARI OLDUĞUNU YAZMAZ
      RAHMAN-33.Ey cin ve insan toplulukları! Göklerin ve yerin uçlarından bucaklarından geçip gitmeye gücünüz yeterse geçip gidin. Büyük bir güç olmadıkça geçip gidemezsiniz.

      DÜNYA DÖNMESİN HAREKET ETMESİN DİYE DAĞLARLA KAZIKLAYIP SABİTLEMİŞTİR
      ENBİYA-31-Onları sarsmasın diye yere de sabit dağlar yerleştirdik.

      MERKEZİ SABİTLEYİP HAREKETSİZ YAPTI.GÖKKUBBEDE YOL İZLEYİP GÜNEŞ VE AY GİDEBİLİYORLAR
      YASİN-40-Ne güneş aya yetişebilir,….. Her biri bir yolda gitmektedir.
      RAHMAN-5-Güneş ve ay bir hesaba göre hareket etmektedir.

      GECE GÜNDÜZÜ ALLAH DÖNDÜRÜR DURUR DÜNYA YUVARLAK DEĞİLKİ DÖNSÜN
      NUR-44-Allah, geceyi ve gündüzü döndürüp duruyor.

      GÜNEŞ VE AY GÖKKUBEDE ALLAHIN YAPTIĞI YOLDA HAREKET EDER SABİT DEĞİLDİR
      ENBİYA-33-O, geceyi, gündüzü, güneşi ve ayı yaratandır. Her biri bir yolda hareket eder.

      GECE VE GÜNDÜZÜN DÜNYANIN KENDİ ETRAFINDA DÖNMESİYLE OLDUĞUNU BİLMEZ GECE YARATILIR
      NEML-86-Onlar görmüyorlar mı ki, biz geceyi içinde rahat etsinler diye, gündüzü de gösterici olarak yarattık.

      GÜNEŞ GÖKKUBBEYE ASILI ISITICI VE AYDINLATICI BİR YAĞ KANDİLİDİR
      NUH-16-Onların içinde nasıl ayı, bir ışık, güneşi de bir kandil yapmıştır?’
      NEBE-13-Alev alev yanan aydınlatıcı ve ısıtıcı bir kandil yarattık.

      GÜNEŞ GECE OLDUĞUNDA NEREYE GİDİYOR DEMEYİN .GÜNEŞİ KARA BALÇIĞIN ALTINA SAKLIYOR
      KEHF-86-Güneşin battığı yere varınca, onu siyah balçıklı bir su gözesinde batar (gibi) buldu.

      GÜNEŞİN BALÇIKTAN ÇIKTIĞI YERE UZAY GEMİSİ OLMADAN GİDEBİLİYORMUŞ
      KEHF-90-Güneşin doğduğu yere ulaşınca,güneş arasına örtü koymadığımız bir halk üzerine doğar buldu.

      KUZEY VE GÜNEYİNDE RABBİ DEĞİLDİR.GÜNEŞİ O YÖNLERE HAREKETLENDİRMEMİŞTİR
      RAHMAN-17 .O, iki doğunun ve iki batının Rabbidir.

      GÖLGENİZİ ALLAH HAREKETLENDİRDİ UZATTI İSTESEYDİ GÖLGENİZİ SABİTLERDİ
      FURKAN-45-Rabbinin gölgeyi nasıl uzattığını görmez misin? İsteseydi onu sabit kılardı.

      RÜZGAR ESTİRİP KASIRGA FIRTINA VE SELLERİ MÜJDELİYOR Kİ ÇATILAR UÇUNCA MUTLU OLUNUZ SEVİNESİNİZ
      FURKAN-48,49-O, yağmurun önünde rüzgârları müjdeci olarak gönderendir.

      RIZK VEREMEDİĞİ TPORAKLARDA AĞAÇ YETİŞMEYEBİLİR.GÖLGE OLMASI İÇİN BULUT YARATIR
      BAKARA-57-Bulutu üstünüze gölge yaptık.

      DOLU GİBİ AĞIR BİR BUZ BULUT ÜSTÜNDE OLMAZ- DOLU GÖKTEKİ DAĞLARDAN YAĞDIRILIR.
      NUR-43- O, gökten, oradaki dağ lardan dolu indirir de onu dilediğine isabet ettirir

      YILDIRIMLARI(ŞİMŞEĞİ) DİLEDİĞİ İNSANI KORKUTMAK VE İNSANI ÇARPMAK İÇİN YARATMIŞTIR
      RAD-12-O, korku ve ümit vermek için size şimşeği gösterendir,
      RAD-13-Gök gürlemesi O’na. Melekler de O’nun korkusundan tespih ederler. O, yıldırımlar gönderir de onlarla dilediğini çarpar.

      KUŞLAR KANATLARIYLA UÇUYOR SANMAYIN ANLARI ALLAH YUKARDA TUTUYOR.
      MÜLK-19.Üstlerinde kanat çırparak uçan kuşlara bakmazlar mı? Onları havada ancak Rahmân tutuyor.

      TAKI ÇOK ÖNEMLİDİR.DENİZLERİ İNCİ KOLYELER SÜS ÇIKARALIM TAKALIM DİYE YARATMIŞTIR
      NAHL-15-ve takınacağınız süs eşyası çıkarmanız için denizi sizin hizmetinize verendir.
      FATIR-12-İki deniz aynı olmaz…..ve takınacağınız süs eşyası çıkarırsınız.

      NAVİGASYON VE PUSULA GÜNAH-NEHİRLERİ VE YILDIZLARI YOLLARIMIZI BULALIM DİYE YARATMIŞTIR.
      NAHL-16.yolunuzu bulmanız için nehirler, yollar meydana getirdi. İnsanlar yıldızlarla da yollarını bulurlar.
      /
      BİLGİSİZ BİLİMADAMLARI AYNI AĞIRLIKTAKİ ÖRÜMCEK İPEĞİ ÇELİKTEN 5 KAT GÜÇLÜ DEMİŞLER
      ANKEBUT-41.Allah’tan başkalarını dost edinenlerin durumu, kendine bir ev edinen örümceğin durumu gibidir. Evlerin en dayanıksızı ise şüphesiz örümcek evidir. Keşke bilselerdi!

      KATIRLAR AT İLE EŞEK’İN CİFTLEŞMESİYLE İSTEYEREK OLUŞTURULUR.KURANDA ALLAH YARATTI YAZIYOR
      NAHL SURESİ -8 AYET -Hem binesiniz diye, hem de süs olarak atları,KATIRLARI ve merkepleri de yarattı.
      Bilemeyeceğiniz daha nice şeyleri de yaratır.”

      KUTUPLARDA ORUÇ TUTANLAR ÖLMEZ İSE ÇOK SEVABA GİRECEKTİR 6 AY DAYANIN İSTEMİŞTİR
      BAKARA187.sabahın beyaz ipliği, siyah ipliğinden ayırt edilinceye kadar yeyin,için, sonra akşama kadar orucu tamamlayın.

      İSLAM ÜLKELERİYÜZDE DOKSANDOKUZ ÇÖLDEDİR MÜSLÜMANLARA RIZK YOK ÜLKELERİNİ ÇÖL YAPMIŞTIR.
      İSRA-30.Şüphesiz Rabbin, dilediğine rızkı bol bol verir ve kısar.O,kullarından haberdardır ve onları görmektedir.

      GEMİLERİN SADECE RÜZGARLA YOL ALDIĞINI YAZAR MOTORLU VE BUHARLI GEMİLERİ ALLAH BİLMEZ
      ŞUARA-32.Denizlerde yüce dağlar gibi gemilerin yürümesi de O’nun kudretinin delillerindendir. O, dilerse rüzgârı durdurur da onlar denizin üstünde durakalırlar

      • Abdullahabdal dedi ki:

        Mucizeymiş:)
        İslamda Mucize var mı?
        Ayet yalanlayan kafir olur ve Mucize demekle sen ayeti yalanladın ..tövbeside yoktur.
        Kuranda ben mucize göndermedim diye ayet var bunu ilerki yıllarda öğrenme umudun olabilir.

        Kuranda mucizeyi bırakın iyi olan hiçbirşey yoktur..
        Var diyorsanız bekliyoruz..size öğretelim
        Boşuna yazılar yazmışsınız:)

  13. Araştırmacı dedi ki:

    Tiyatrolar özelleşiyormuş.Darısı Diyanetin ve Devlet bankalarının başına.

  14. halil699 dedi ki:

    burasi müsrik dolu, aradan 1500 sene gecsede deyisen bisey yok, insan n ekadar da nankördür, ALLAH hakli, beni dogru yoldan ayirma bunlara benzetme, onlarin zaten dönüsü sana dünyada eglensinler sana gelecekler zaten bunu sen bilensin

  15. ademrehimov dedi ki:

    sen cok akillisin aslinda ayetleri öyle yerde koyuyorsun anlamıda değişir manasıda. Enfal 65-66 aynı zamanda bedirdensonra gpnderildi. peki Muhammed düşünemedimi önceden 1-2 yazsın. Tamam düşünelim Muhammed yazdı Kuranı. Peki yazma okuma bilmeyen adam neden özünden önceki tüm dini ezber biliyordu. Bunu da geçelim ya Kuranda riyazi ve felsefi deliller. Kuranda 1400 il evvel her seyin yoktan yaratıldığını genişliyor olduğunu ve s. gerçekler yazıyor. bunları da mı peygamber uydurdu. tamam diyelim uydurdu. peki ya neden 6236 ayet yazsın ki diger kutsal kitaplardakı gibi 3000 küsür ayet yeterdi.
    «(Ey Muhammed!) De ki: “İnsanlar ve cinler, bu Kurân’ın bir benzerini getirmek üzere bir araya gelseler, birbirlerine de yardım etseler, onun bir benzerini yine getiremezler”.» (İsrâ: 88)

    «Yoksa Kurân’ı “Peygamber uydurdu” mu diyorlar? Onlara de ki: “O halde, eğer iddianızda samimi iseniz, uydurma olarak, siz de onun (sûreleri) gibi on sûre getirin ve gücünüzün yettiği Allah’tan başka kimseleri de yardıma çağırın”.» (Hûd: 13)
    «Eğer kulumuz Muhammed’e indirdiğimiz Kurân’dan şüphe içindeyseniz, haydi onun (sûrelerinden birisi) gibi bir sûre getirin, bunun için Allah’tan başka şâhidlerinizi de (yardıma) çağırın; eğer sözünüzde doğru kimseler iseniz.» (Bakara: 23)

    • AbdullahAbdal dedi ki:

      En az 4500 ayet tevrattan kopya zaten..musa firavun..nuh..lüt masallarının tekrara ama yanlış anlatılmasıdır.. birebir kopyalamayalım mantığıyla çorbaya çevrimiş…

      • ademrehimov dedi ki:

        okuma bilmeyen adam bu kitaplarin tumun okumusmu. tabi bir birlerile benzerlikleri olcak cunki 3ude Allahin gondermis oldugu kitaplar

  16. sevginin ışığı dedi ki:

    Yaratanı kendimizden ayrı düşündüğümüzde, tabii ki Muhammed’i de Allah’dan ayrı düşünüyoruz… Hz.Muhammed eğer Hallacı Mansur’un, ya da İsa’nın yaptığına yapsa, ve ”ben oyum – o bendedir, o benim ben ondayım” deseydi, onu da kuşkusuz çarmıha gererlerdi. Muhammed gerçeği örtülü olarak dile getirme yoluna gitmiş sanırım. O yüzden de Kuran’da bazen ayetlerin kimin ağzından çıktığı karışıyor gibi gözüküyor. Ama vahdet-i vücud ile bakabilirsek hadiseye, Muhammed’in kendi tekliğini bulduğunu, o ağızdan konuştuğunu düşünürsek ortada bir karışıklık kalmaz…
    Tabii ki Muhammed ve yaratan aynı değildir. Mansur, Mevlana, İsa, Yunus, Maharaj, Buda vs. nin de aynı olmadığı gibi. Bu, ışığın kaynağının, ışığa bakması gibi bir şey. Sonuçta ikisi de ışık. Ama biri yaratıcı kaynak olarak ışık, diğeri bedenlenme sınavlarından başarıyla geçerek bireyselleşmiş olan ışık. (Ben burada ışık diye yazarken, güneşin ışığını, lambanın ışığını anlamayın. Bütün görüntülerin yaratıcısı olan ışıktan bahsediyorum… Sinema filminin yaratan ışığın kaynağı gibi)
    Sevgiler

  17. Dost Meclisi dedi ki:

    Reblogged this on Dost Meclisi.

  18. serkan dedi ki:

    İnsan ve dünya hayatının anlamı üzerine yazılmış en iyi yazılardan birinin linkini aşağıda veriyorum.Deizm ve negatif ateizm’in kıyılarında yürüyen bir insan olarak Elhamdülillah Rabbim bana doğru yolu yani hakikati göstererek karanlıklardan aydınlığa çıkardı.(Bakara 213 bunun en somut örneğidir).Dileyen Rabbine bir yol tutup benliğini arındırarak Hakikate ulaşır..
    Burada amacım ne bir kimsenin reklamını yapmak ne de propaganda yapmaktır.Benim gibi hakikati arayan ve biryerde tıkanıp kalanlar için bir vesile olabilir..Tabiki Rabbimizin izniyle,Elhamdülillah..
    Sevgiyle kalın.. Selam ile..

    http://www.temizfikir.com/?p=807

  19. yasir dedi ki:

    AL-İ İMRAN–81-90–Ayetleri…
    81 – Allah peygamberlerden şöyle söz almıştı: “Andolsun ki size kitab ve hikmet verdim, sonra yanınızda bulunan (kitaplar)ı doğrulayıcı bir peygamber geldiğinde ona muhakkak inanacak ve ona yardım edeceksiniz! Bunu kabul ettiniz mi? Ve bu hususta ağır ahdimi üzerinize aldınız mı?” demişti. Onlar: “Kabul ettik” dediler. (Allah da) dedi ki: “Öyleyse şahit olun, ben de sizinle beraber şahit olanlardanım”.

    82 – Artık bundan sonra her kim dönerse, işte onlar yoldan çıkmışların ta kendileridir.

    83 – Onlar, Allah’ın dininden başkasını mı arıyorlar? Halbuki göklerde ve yerde ne varsa hepsi, ister istemez O’na boyun eğmiştir ve O’na döndürülüp götürüleceklerdir.

    84 – De ki: “Allah’a, bize indirilen (Kur’ân)e, İbrahim’e, İsmail’e, İshak’a, Yakub’a ve torunlarına indirilene, Musa’ya, İsa’ya ve peygamberlere Rablerinden verilenlere inandık. Onların arasında hiçbir fark gözetmeyiz, biz O’na teslim olmuşlarız”.

    85 – Kim İslâm’dan başka bir din ararsa ondan asla kabul edilmeyecek ve o ahirette de zarar edenlerden olacaktır.

    86 – İnandıktan, Peygamber’in hak olduğuna şehadet ettikten ve kendilerine açık deliller geldikten sonra, inkâra sapan bir milleti Allah nasıl doğru yola eriştirir? Allah zalimler güruhunu doğru yola iletmez.

    87 – İşte onların cezaları, Allah’ın, meleklerin, insanların hepsinin laneti onların üzerlerindedir.

    88 – Onlar bu (lanetin) içinde ebedî kalacaklardır. Kendilerinden ne bu azab hafifletilir, ne de yüzlerine bakılır.

    89 – Ancak bundan sonra tevbe edip kendini düzeltenler başka. Şüphesiz ki Allah, çok bağışlayan ve çok esirgeyendir.

    90 – Şüphesiz imanlarının arkasından küfreden, sonra da küfrünü artırmış olanların tevbeleri asla kabul olunmaz. İşte onlar sapıkların ta kendileridir.

    91 – Muhakkak ki inkâr edenler ve kâfir oldukları halde de ölenler, yeryüzü dolusu altın fidye verseler bile hiç birisinden asla kabul edilmeyecektir. İşte dayanılmaz azab onlar içindir. Onların hiçbir yardımcıları da yoktur.

  20. yasir dedi ki:

    -AL-İ İMRAN—105-109. ayetler…
    105 – Kendilerine apaçık deliller geldikten sonra parçalanıp ayrılığa düşenler gibi olmayın. İşte bunlar için büyük bir azap vardır.

    106 – O gün bazı yüzler ağarır, bazı yüzler kararır. Yüzleri kararanlara: “İmanınızdan sonra küfrettiniz ha? Öyle ise inkâr etmenize karşılık azabı tadın” (denecektir).

    107 – Yüzleri ağaranlara gelince, (onlar) Allah’ın rahmeti içindedirler. Onlar orada ebedî kalacaklardır.

    108 – Bunlar Allah’ın, sana gerçek olarak okuyageldiğimiz, âyetleridir. Allah âlemlere hiçbir haksızlık etmek istemez.

    109 – Göklerde ve yerde olanların hepsi Allah’ındır. Bütün işler Allah’a döndürülür.

  21. yasir dedi ki:

    AL-İ İMRAN—116-129-ayetleri…
    116 – O inkâr edenler (var ya), onların ne malları, ne de evlatları, onlara Allah’a karşı hiçbir fayda sağlamayacaktır. Onlar, ateş halkıdır; orada ebedi kalacaklardır.

    117 – Onların bu dünya hayatında harcadıklarının durumu, kendilerine zulmeden bir topluluğun ekinlerini vurup da mahveden kavurucu ve soğuk bir rüzgarın hali gibidir. Allah onlara zulmetmedi. Fakat kendileri, kendilerine zulmediyorlar.

    118 – Ey iman edenler! Kendi dışınızdakilerden sırdaş edinmeyin. Çünkü onlar size fenalık etmekten asla geri kalmazlar, hep sıkıntıya düşmenizi isterler. Kin ve düşmanlıkları ağızlarından taşmaktadır. Kalplerinde gizledikleri ise daha büyüktür. Düşünürseniz, biz size âyetleri açıkladık.

    119 – İşte siz öyle kimselersiniz ki, onları seversiniz, halbuki onlar sizi sevmezler, siz kitap(lar)ın hepsine inanırsınız, onlarsa sizinle buluştukları zaman “inandık” derler. Başbaşa kaldıkları zaman da kinlerinden dolayı parmaklarının uçlarını ısırırlar. De ki: “kininizle geberin!”. Şüphesiz ki Allah göğüslerin (gönüllerin) özünü bilir.

    120 – Size bir iyilik dokunsa fenalarına gider, başınıza bir kötülük gelse onunla sevinirler. Eğer sabreder ve Allah’dan gereğince korkarsanız, onların hileleri size hiçbir zarar vermez; çünkü Allah onları kendi amelleriyle kuşatmıştır.

    121 – Hani sen sabah erkenden müminleri savaş mevzilerine yerleştirmek için ailenden ayrılmıştın. Allah, hakkıyla işiten ve bilendir.

    122 – O zaman içinizden iki takım bozulmaya yüz tutmuştu. Halbuki Allah onların yardımcısı idi. İnananlar, yalnız Allah’a dayanıp güvensinler.

    123 – Andolsun, sizler güçsüz olduğunuz halde Allah size Bedir’de yardım etmişti. Allah’tan sakının ki, O’na şükretmiş olasınız.

    124 – O zaman sen müminlere: “Rabbinizin size, indirilmiş üç bin melek ile yardım etmesi size yetmez mi?” diyordun.

    125 – Evet, sabreder ve (Allah’tan) korkarsanız, onlar ansızın üzerinize gelseler, Rabbiniz size nişanlı nişanlı beş bin melekle yardım eder.

    126 – Allah, bunu size sırf bir müjde olsun ve kalpleriniz bununla yatışsın diye yaptı. Yardım, yalnız daima galip ve hikmet sahibi olan Allah katındandır.

    127 – (Allah bu yardımı) inkâr edenlerden bir kısmını kessin veya perişan etsin de umutsuz olarak dönüp gitsinler (diye yaptı).

    128 – Bu işten sana hiçbir şey düşmez. (Allah), ya onların tevbesini kabul eder, yahut onlara, zalim olduklarından dolayı azab eder.

    129 – Göklerde ve yerde olanların hepsi Allah’ındır. Dilediğini bağışlar, dilediğine azab eder. Allah, çok bağışlayan, çok esirgeyendir.

  22. yasir dedi ki:

    AL-İ İMRAN—137-142-ayetleri…
    137 – Muhakkak ki sizden önce birçok olaylar, şeriatler gelip geçmiştir. Yeryüzünde gezin, dolaşın da yalancıların sonunun nasıl olduğunu bir görün.

    138 – Bu (Kur’ân) insanlar için bir açıklama, Allah’dan gereğince korkanlar için doğru yolu gösterme ve bir öğüttür.

    139 – Gevşemeyin, üzülmeyin, eğer hakikaten inanıyorsanız, muhakkak üstün olan sizsinizdir.

    140 – Eğer size (Uhud savaşında) bir yara değmişse, (Bedir harbinde) o topluma da benzeri bir yara dokunmuştu. O günler ki, biz onları insanlar arasında döndürür dururuz. (Bu da) Allah’ın sizden iman edenleri ayırt etmesi ve sizden şahitler edinmesi içindir. Allah zalimleri sevmez.

    141 – Bir de bu, Allah’ın iman edenleri tertemiz seçip, kâfirleri yok etmesi içindir.

    142 – Yoksa siz, Allah içinizden cihad edenleri belli etmeden, sabredenleri ortaya çıkarmadan cennete girivereceğinizi mi sandınız?

  23. yasir dedi ki:

    AL-İ İMRAN—149-158—ayetleriii..

    149 – Ey iman edenler! Siz eğer kâfir olanlara uyarsanız, sizi topuklarınız üstünde gerisin geriye çevirirler. O zaman büsbütün kaybedersiniz.

    150 – Hayır! Sizin mevlanız Allah’tır. O, yardım edenlerin en hayırlısıdır.

    151 – Allah’ın, hakkında hiçbir delil indirmediği şeyleri O’na ortak koşmalarından dolayı, inkâr edenlerin kalplerine korku salacağız. Onların yurtları ateştir. Zalimlerin dönüp varacağı yer ne kötüdür!

    152 – Siz Allah’ın izni ile düşmanlarınızı öldürürken, Allah, size olan vaadini yerine getirmiştir. Allah size sevdiğiniz (galibiyeti) gösterdikten sonra zaafa düştünüz. (Peygamber’in verdiği) emir hakkında tartışmaya kalkıştınız ve isyan ettiniz. Kiminiz dünyayı istiyordu, kiminiz ahireti istiyordu. Sonra Allah sizi, denemek için onlardan geri çevirdi ve sizi bağışladı. Allah müminlere karşı çok lütufkârdır.

    153 – Peygamber sizi arkanızdan çağırıp dururken, siz boyuna uzaklaşıyor, hiç kimseye dönüp bakmıyordunuz. Bundan dolayı Allah, size gam üstüne gam verdi ki, ne elinizden gidene, ne de başınıza gelene üzülmeyesiniz. Allah yaptıklarınızdan haberdardır.

    154 – Sonra o kederin ardından (Allah) üzerinize öyle bir eminlik, öyle bir uyku indirdi ki, o, içinizden bir zümreyi örtüp bürüyordu. Bir zümre de canları sevdasına düşmüştü. Allah’a karşı, cahiliyet zannı gibi, hakka aykırı bir zan besliyorlar ve “Bu işten bize ne?” diyorlardı. De ki: “Bütün iş Allah’ındır”. Onlar sana açıklamayacaklarını içlerinde saklıyorlar (ve) diyorlar ki: “Bize bu işten bir şey olsaydı burada öldürülmezdik”. Onlara şöyle söyle: “Eğer siz evlerinizde olsaydınız bile, üzerlerine öldürülmesi yazılmış olanlar yine muhakkak yatacakları (öldürülecekleri) yerlere çıkıp gidecekti. Allah (bunu) göğüslerinizin içindekini denemek ve yüreklerinizdekini temizlemek için yaptı. Allah göğüslerin içinde olanı bilir.

    155 – İki toplumun karşılaştığı gün, içinizden yüz çevirip gidenler var ya, şeytan onların kazandıkları bazı şeylerden dolayı ayaklarını kaydırmak istedi. Ama yine de Allah onları affetti. Kuşkusuz Allah çok bağışlayandır, halim(çok yumuşak)dir.

    156 – Ey iman edenler! Sizler inkâr edenler ve yeryüzünde sefere veya savaşa çıkan kardeşleri için: “Eğer bizim yanımızda olsalardı ölmezlerdi ve öldürülmezlerdi.” diyenler gibi olmayın. Allah bunu, onların kalplerine bir hasret (yarası) olarak koydu. Allah, diriltir ve öldürür. Allah yaptıklarınızı görmektedir.

    157 – Eğer Allah yolunda öldürülür veya ölürseniz, Allah’ın bağışlaması ve rahmeti, (sizin için) onların topladıkları (dünyalıkları)ndan daha hayırlıdır.

    158 – Andolsun, ölseniz de, öldürülseniz de Allah’ın huzurunda toplanacaksınız.

  24. yasir dedi ki:

    AL-İ İMRAN–165–168–ayetleri–
    165 – (Bedir’de düşmanı) iki katına uğrattığınız bir musibet (Uhud’da) size çarpınca mı: “Bu nereden” dediniz? De ki: “Bu başınıza gelen kendinizdendir”. Şüphesiz Allah her şeye kâdirdir.

    166 – 167 – İki topluluğun karşılaştığı günde başınıza gelen musibet de Allah’ın izniyledir. Bu da müminleri belirlemesi ve hem de münafıklık yapanları ayırt etmesi içindir. Ve onlara: “Geliniz, Allah yolunda savaşınız veya (hiç olmazsa) savunmaya geçiniz.” denilmişti. Onlar ise: “Biz savaşmasını (veya savaş olacağını) bilseydik arkanızdan gelirdik.” demişlerdi. Onlar, o gün, imandan çok küfre yakındılar. kalblerinde olmayanı ağızlarıyla söylüyorlardı. Allah neyi gizlediklerini daha iyi bilendir.

    168 – Kendileri oturup kaldıkları halde kardeşleri için: “Eğer bize uysalardı öldürülmezlerdi” dediler. Onlara de ki: “Eğer iddianızda doğru iseniz, kendinizden ölümü uzaklaştırınız”.

  25. yasir dedi ki:

    AL-İ İMRAN—172–182-ayetleri…

    172 – Kendilerine yara dokunduktan sonra da Allah ve Peygamberi’nin davetine uydular. Hele onlardan iyilik edenlere ve gereğince Allah’tan korkanlara büyük bir mükafat vardır.

    173 – İnsanlar onlara: “Düşmanlarınız size karşı ordu topladı, onlardan korkun.” dediklerinde, bu, onların imanını artırdı ve şöyle dediler: “Allah bize yeter. O ne güzel vekildir”.

    174 – Bunun üzerine kendilerine hiç bir kötülük dokunmadan Allah’ın nimeti ve lütfuyla geri döndüler ve Allah’ın rızasına uydular. Allah büyük lütuf sahibidir.

    175 – (Size o haberi getiren) ancak şeytandır, (sadece) kendi dostlarını korkutabilir. Onlardan korkmayın, eğer mümin iseniz benden korkun.

    176 – Küfürde yarışanlar seni üzmesin. Onlar, Allah’a hiç bir şekilde zarar veremezler. Allah onlara ahirette bir pay vermemek istiyor. Onlar için büyük bir azap vardır.

    177 – İman karşılığında inkarı satın alanlar Allah’a hiç bir zarar veremezler. Onlar için acı bir azap vardır.

    178 – Kâfirler, kendilerine mühlet vermemizin, şahısları için hayırlı olduğunu sanmasınlar. Biz onlara bu mühleti, ancak günahlarını artırsınlar diye veriyoruz. Onlar için alçaltıcı bir azap vardır.

    179 – Allah, müminleri içinde bulunduğunuz şu durumda bırakacak değildir, pisi temizden ayıracaktır. Ve Allah sizi gayba vakıf kılacak da değildir. Fakat Allah, peygamberlerinden dilediğini seçip (gaybı bildirir). O halde Allah’a ve peygamberlerine iman edin. Eğer iman eder ve günahlardan korunursanız, sizin için büyük bir mükafat vardır.

    180 – Allah’ın, kendilerine lütfundan verdiği nimetlere karşı cimrilik edenler, bunun, kendileri için hayırlı olduğunu sanmasınlar. Hayır o, kendileri için şerdir. Cimrilik ettikleri şey, kıyamet gününde boyunlarına dolanacaktır. Göklerin ve yerin mirası Allah’a aittir. Allah yaptıklarınızdan haberdardır.

    181 – Allah, “Şüphesiz Allah fakirdir, biz zenginiz.” diyenlerin lafını elbette duymuştur. Onların söylediklerini ve peygamberleri haksız yere öldürmelerini yazacağız ve şöyle diyeceğiz: “Tadın o yakıcı azabı!”.

    182 – “Bu, kendi ellerinizin yapıp öne sürdüğünün karşılığıdır”. Allah kullar(ın)a asla zulmetmez.

  26. yasir dedi ki:

    AL-İ İMRAN—185-190-ayetleri…
    185 – Her canlı ölümü tadacaktır. Kıyamet günü ecirleriniz size eksiksiz olarak verilecektir. Kim cehennemden uzaklaştırılıp cennete konursa o, gerçekten kurtuluşa ermiştir. Dünya hayatı, aldatıcı zevkten başka birşey değildir.

    186 – Muhakkak siz, mallarınız ve canlarınız hususunda imtihan olunacaksınız. Sizden önce kendilerine kitap verilenlerden ve Allah’a ortak koşanlardan size eziyet verici bir çok söz işiteceksiniz. Eğer sabreder ve Allah’dan gereği gibi korkarsanız, şüphesiz işte bu azmi gerektiren işlerdendir.

    187 – Bir zaman Allah, kendilerine kitap verilenlerden, “Onu mutlaka insanlara açıklayacaksınız, onu gizlemiyeceksiniz.” diye söz almıştı. Onlar ise bunu kulak ardı ettiler ve onu az bir dünyalığa değiştiler. Yaptıkları bu alışveriş ne kadar kötüdür.

    188 – O yaptıklarına sevinen ve yapmadıkları şeylerle de övülmek isteyenlerin (onacaklarını) sanma! Onların azaptan kurtulacaklarını da sanma! Onlar için can yakıcı bir azap vardır.

    189 – Göklerin ve yerin mülkü Allah’ındır. Allah her şeye kâdirdir.

    190 – Göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün birbiri ardınca gelip gidişinde selim akıl sahipleri için gerçekten açık, ibretli deliller vardır.

  27. yasir dedi ki:

    AL-İ İMRAN–191-195-ayetleri…

    191 – Onlar ayaktayken, otururken ve yanları üzerine yatarken Allah’ı anarlar; göklerin ve yerin yaratılışı üzerinde düşünürler. Ve “Rabbimiz! Sen bunu boş yere yaratmadın, Sen yücesin, bizi ateşin azabından koru.” derler.

    192 – “Rabbimiz! Sen kimi cehennem ateşine sokarsan onu rezil etmişsindir. Zalimlerin hiç yardımcıları yoktur”.

    193 – “Rabbimiz! Biz, ‘Rabbinize iman edin’ diye imana çağıran bir davetçi işittik, hemen iman ettik. Rabbimiz! Günahlarımızı bağışla, kötülüklerimizi ört, bizleri sana ermiş kullarınla beraber yanına al”.

    194 – “Rabbimiz! bize peygamberlerine vaad ettiğini ver, kıyamet günü bizi rezil etme. Muhakkak sen verdiğin sözden dönmezsin”.

    195 – Rableri onlara şu karşılığı verdi: “Ben, erkek olsun, kadın olsun, sizden, hiçbir çalışanın amelini zayi etmeyeceğim. Sizler birbirinizdensiniz. Göç edenler, yurtlarından çıkarılanlar, yolumda eziyet edilenler, savaşanlar ve öldürülenler… Onların günahlarını elbette örteceğim ve Allah katından bir mükafat olmak üzere, onları altından ırmaklar akan cennetlere de koyacağım. En güzel mükafat Allah katındadır”.

  28. yasir dedi ki:

    AL-İ İMRAN—196-200-ayetleri…

    196 – Kâfirlerin diyar diyar dolaşmaları sakın seni aldatmasın.

    197 – Bu, az bir geçimliktir. Sonra onların varacakları yer cehennemdir. Ne kötü bir yataktır orası!

    198 – Fakat Rablerinden gereğince korkanlar için altlarından ırmaklar akan cennetler vardır. Onlar orada ebedî olarak kalacaklar, Allah katından ağırlanacaklardır. İyiler için Allah katındakiler daha hayırlıdır.

    199 – Kitap ehlinden öyleleri var ki, Allah’a inanırlar, size indirilene ve kendilerine indirilene -Allah’a boyun eğerek inanırlar. Allah’ın âyetlerini az bir değere değişmezler. Onların mükafatı da Allah katındadır. Şüphesiz Allah, hesabı çabuk görendir.

    200 – Ey iman edenler! Sabredin, düşmanlarınıza karşı sebat gösterin, nöbet bekleşin, Allah’dan gereğince korkun ki, kurtuluşa eresiniz.

  29. Gencer dedi ki:

    Yüce Allahımızın Ganimete ihtiyacı olabilirmi? Muhammedin eşleriyle ilgilenebilir mi?Kuranla gerçekten çok büyük bir şekilde aldatılmışız.Bence Muhammed yaptıklarını örtbas etmek için yazmış Kuranı.Allah’a inancım sonsuz ama ben Kuranı okuduğumda resmen dehşete düşüyorum.Resmen Muahmmed yazmış.

    • kadir dedi ki:

      yüce allah diyince aklınıza hemen “mülkün sahibi” gelsin. yüce allah kuranda bir çok ayette mülkün sahibi allahtır diyor. o yüzden size verdiğimiz rızıkları hayırlarda harcayın diyor.. enfal suresinde ” ganimetlerin bir bölümü allaha ve resulüne aitt diyor.. yani savaşta elde edilen gelir. devlete aittir. devlet ise kendi milletine yardım etmek zorundandır. yani savaşta elde edilen ganimet allaha (devlete) aittir ki. kimse bu ganimetleri mülkiyetine geçirmesin. başkalarının hakkını yemesin..

      yüce allah hz.muhammedi biz müslümanlara örnek bir öğretmen kılmıştır. o yüzden onun sosyal hayatı ve eşleri kuranda anlatılmıştır ki. ve bununla ilgili daha bir çok mesajları vardır allahın bizlere…

      taaa bundan 1400 yıl evvel de aynı şekilde sizin söyledikleriniz ( kuranı muhammet yazmış) tarzı söylemler vardı. kuran bununla ilgili düşüncelere karşı insanları daima uyarmıştır.

      sayın gencer kuranı kerimi bilimsel olarak araştırın. sonra sizde ona benzer bir kitap yazın.

      • Gencer dedi ki:

        Devlete demiyor ALLAH’a ve RESULÜNE diyor.Olayı çarpıtma.İnsanoğlu yazılan yazıyı okumayı ve anlamayı gayet iyi başarmaktadır.ALLAH devletmi oluyor yani.Çırpındıkça batıyorsunuz.Kuranı Kerimde bilimsel bir virgül bile yok.Yıldıza kandil diyor.(Mülk 5) Erkeklik suyu sperm Bel ve Kaburga arasından gelir diyor.(Tarık1 ve 8 arası) Burada şunu demek istiyor şurada bunu demek istiyor diyerek durumu yıllardır kurtarmaya çalışıyorsunuz.Demek istemiyor arkadaş diyor.Sen işine geldiği gibi anlamaya çalışıyorsun.O yüzdendir ki Dinin hakim olduğu ülkelerde Diyanet gibi kurumlara yılda 4.5 milyar TL bütçe ayrılırken Eğitime 2 milyar TL ayrılıyor.İmam Camide Hurafe masal anlatacak diye yılda 4.5 milyar TL harcıyoruz.Her şey para ve ganimet için.değerli arkadaşım.
        Birde Enfal 65-66-67 yi oku.Enfal suresi Kuranın ve Muhammedin amacını açıkça ortaya koyan bir ayettir.Enfal 15 i oku,Enfal 16 yı oku.Enfal 16 da Savaştan geriye dönenler Cehennemlik oluyormuş ama inanıyor inanarak Cehennemlikmi olacak.
        Karılar bana ganimetler bana oh be suyundan da koy.

      • yasir dedi ki:

        Yahu Mülk 5′te bahsedilenler Yıldızlar değil Meteor ve gök taşlarıdır…
        Kişinin Kinleri-nefretleri-hırsları-kibirleri insanı bu hale sokar, gören körler-duyan sağırlar-konuşan dilsizler- kalbi atan kalpsizler oluverirler…
        ALLAH onların kalplerini-kulaklarını-gözleri mühürledik derken irade edenin RAB olduğunu söylemek için öyle diyor yoksa insan kendi ister çalışır arzu eder ALLAH tecelli eder, gerçekleştirir…Arzu eden, çalışan, seçim yapan insandır iyi veya kötü farketmez veren ALLAH’tır…İyilik isterken iyilik, kötülük istersen kötülük…
        Sen baştan anlamak için değil açık ve inkar etmek için ALLAH ve Kurana yaklaşıyorsan ALLAH senin İnkarını arttırır sonuç olarak her tarafın mühürlenmiş olur…Ama sen imanını arttırmak için yaklaşırsan ALLAH imanını arttırır ve kapalı olan bütün hissiyatlarını dahi açar perdeleri kaldırır ve anlayamadığın şeyleri çelişki olanları dahi anlamaya başlarsın…
        Düz mantık yaşlaştınmı düşünüp-tefekkür etmezsen her şey mantıksız gelir çelişki gelir anlayamazsın…
        Kuranda hayır ve şerrin ALLAH’tan olduğunu söylerken akabinde hayır’ın ALLAH’tan şerrin kişinin kendinden kaynaklandığı belirtir…Buradaki mantık, istemek arzu etmek çalışmak ve sonucunda ortaya çıkanın meydana gelmesini vurğulamak yani herşeyin ALLAH’tan olduğunu lakin ALLAH her zaman ve koşulda iyiliği ve sabretmeyi kötülüğe sapmamayı öğütler ister, bu durumda ve psikolejide insanın nefsani duyğu ve hisleri arzuları hep aceleci-sabırsız ve kötülüğü yanlışı emrede…Bu şüreçte ALLAH’a ve öğütlerine inanaır sabredersen hırslarına ve kibrine yenilmezsen kazanırsın, yok nefsine yenik düşüp acele edersen hep kaybedersin,,, sonrada her kötülüğü şerri ALLAH’a maledersin…Ben ne yaptımda bunu başıma verdin dersin, yahu ALLAH iyiliği ve sabrı emrettiğini Kuranda söylemişti sana sen dinlemedin nefsine-şeytanına yenildin sabırlı olmadın, her iki durumun oluşunu sağlayan ALLAH lakin arzu eden eyleme ğeçiren sensin …Yani hayırıda, şerride yaratan ALLAH arzu eden isteyen çabalayan sensin…

  30. Gencer dedi ki:

    Eminim Muahmmed de bu kitabi yazarken dünayada milyarlarca salak olduğunu düşünmemiş ve olayın bu kadar büyüyebileceğini eminim düşünmemiştir.Açın ayetleri özümseye özümseye okuyun kendinizle bir ilgisi olmadığını anlayacaksınız.

    • kadir dedi ki:

      ben özümseye özümseye okudum. ve her okuduğumda tüylerim ürperir.. kendimde çokşey bulurum…. siz bulmamışsınız, ben bulmuşum. şimdi sizmi salaksınız, yoksa benmi?
      hayır ben size salak diyemem. sadece sizin tercihiniz diyebilirim. sizin gibi terbiyesizce insanlara hakaret etmekten allaha sığınırım…

      • Gencer dedi ki:

        Aferin sana kardeşim Hurafelere devam o zaman.Herkes okuduğundan ne anladığıyla sorumludur.Bana göre bu hurafelere inanmak tam bir Salaklık.Sen üstüne alınma istersen.belkide algılaman zayıftır.

      • Gencer dedi ki:

        Kusura bakma senden bir şey rica edeceğim.Enfal 30 u açıp okuyup (tabii abdestliysen) Yaratıcının yarattıklarına Tuzak kurabileceğini yorumlarmısın.

  31. YUNUS dedi ki:

    ALLAH hepinizi ıslah etsin arkadaşlarım…

  32. 1okuyucu dedi ki:

    Gencer;

    “”””Kusura bakma senden bir şey rica edeceğim.Enfal 30 u açıp okuyup (tabii abdestliysen) Yaratıcının yarattıklarına Tuzak kurabileceğini yorumlarmısın.””””

    Hani kâfirler seni tutuklamak veya öldürmek, ya da (Mekke’den) çıkarmak için tuzak kuruyorlardı. Onlar tuzak kuruyorlar. Allah da tuzak kuruyordu. Allah, tuzak kuranların en hayırlısıdır. (enfal-30)

    ne var bunda ki! tuzak kurmak Kuranın tanrısına göre hayırlı bir işmiş? Kuranın tanrısı da (enlerin tanrısı) tuzak kuran hayırlıların içerisinde en hayırlısı benim demiş? yoksa sen tuzak kurmayı kalleşlerin iğrenç bir yöntemi mi sanıyordun?

    • toro dedi ki:

      Sayın 1okuyucu,

      Paylaştığınız ayet Tanrılarının emriyle Bedir kuyularına gidip Şam dan Mekke ye gelen Ebu Süfyan yönetimindeki kervana kurdukları tuzak Ebu Süfyanın 2 gözcüsü tarafından farkedilerek bertaraf edildiğinde kadük olmuştur! Bazen tanrılar en iyi tuzakçıda olsalar 2 gözcü yüzünden tuzakları bertaraf olabilir! Hayat işte bu! İçinde insanına da tanrısına da verilecek dersleri barındırır!

      • 1okuyucu dedi ki:

        ya toro!

        ne yani şimdi tanrı ders alacak diye inanırları ele geçirecekleri ganimetlerden mahrum mu kalsınlar?

        bu kadar gaddar olma, ne yapsın garibanlar, Medineye geldiklerinde iş yok, güç yok, para yok, ev yok, bu durumda ya kervan soyacaklar, yada köylerde pusu kurarak sabahın erken saatlerinde düzenledikleri baskınlarla ele geçirdikleri ganimetleri ve köleleri satarak geçimlerini temin edeceklerdi, gerçi Ebubekir, Osman, vb. gibi finansörler vardı ama onlarda nereye kadar finanse edebilirlerdi, hazıra para mı dayanır, elbette çeşitli gelir! yollarının çarelerini arayacaklardı, nitekim yeterince güçlendiklerinde yüce tanrılarının izniyle düzenli gelir kaynaklarına! kavuşmuşlardır.

        ben aslında tuzakla, hayırlı kelimesinin yan yana gelmesine dikkat çekmek istemiştim, meğerse tuzak kurmak çok hayırlı bir işmiş ama bizim haberimiz yokmuş, oysa biz şimdiye kadar pusu kuranları kalleşlikle suçluyorduk, yaptıkları şeyin iğrençlik, ahlâksızlık olduğunu söylüyorduk, bilseydik tuzak kurmanın hayırlı bir iş olduğunu hiç öyle çirkin yakıştırmalarda bulunur muyduk? dimi ya?

        not: umarım hitap şeklime alınmazsın, sanırım şimdiye kadar hiciv yönümün de olduğunu anlamışsındır.

    • rammsteinn dedi ki:

      HACC – 30
      Bu böyle. Kim Allah’ın hükümlerine saygı gösterirse, bu, Rabbi katında kendisi için bir hayırdır. Haramlığı size okunanların (bildirilenlerin) dışında bütün hayvanlar size helâl kılındı. Artık putlara tapma pisliğinden kaçının, yalan sözden kaçının.

      TEVBE – 28
      Ey iman edenler! Allah’a ortak koşanlar ancak bir pislikten ibarettir. Artık bu yıllarından sonra, Mescid-i Haram’a yaklaşmasınlar. Eğer yoksulluktan korkarsanız, Allah dilerse lütfuyla sizi zengin kılar. Şüphesiz Allah hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.

      tanrı, peygambere inanmayanlara hakaret ediyor,inananlara hem bu dünyada hem öbür dünyada zenginlik vaad ediyor. bunu yaparkende
      ayetlerleriyle savaşmaya teşvik ediyor,tuzaklar kuruyor,melekleriyle savaşa ortak oluyor,alınan ganimetlerin paylaşımını sağlıyor.
      dünyada hala o devirdeki müslümanları mazlum zanneden 1 milyar insan var.

  33. Seymur dedi ki:

    sayin Serdar Kangil bey yazdiginiz mekaleleri seve-seve okuyorum.Paralel olarak ünlü yönetmen Aaron Russonun ,Rokfeller ailesi hakda verdiyi aciklamalardan sonra öldürüldüyü düsünülen belgesel filmleri ve öylecede Jacque Fresconun Venus projesi ile yakindan ilgileniyorum.Bu proje tum dünya insanlari ,yani hepimiz icin cok önemli.Progede ne kadar para sistemi mevcutsa biz. insanlar kul gibi yasamaya devam edeceyiz diyor.Proje tüm dünya insanlarini birlesmeye davet ediyor.Prezidentsiz ,Basbakansiz ,Senatsiz,Kongresmensiz bir dünyayi tercih ediyor.Evet sayin Serdar bey ve saygideyer site okuyuculari cok rica ediyorum,Jacque Fresconun Venus projesi ile Yootubede tanisin ve destek olun .Buna tüm insanligin ihtiyaci var ,mesela bu projeyle bagli güzel bir mekale yazarsaniz eyer cok yardim etmis olursunuz.Kisacasi evet ne kadar Prezidentlik ,basbakanliq, konqresmenlik senatorluk dünyasinda yasarsak ,birak Suriye ve Iraki tüm dünyada hep kanlar durmadan akicak.Buna bir dur demenin ,son vermenin tam zamani geldi artik.Rusiya ,Fransa ,Avstriya ülkeleri artik yeteri kadar bu projeyi desteklemekteler.Sunu bizlerde yapa biliriz .Cok rica ediyorum insanliga katkida bulunalim.Tesekkürler .

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter picture

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s