TEVRAT, İNCİL ve KUR’AN’IN TAHRİFİ

Son gelenlerin öncekileri Kabulü Zorunluluğu:

İslamcıların ağızlarında sakız yaptıkları bir konu vardır ki bunu Hristiyan ve Yahudiler aleyhinde kullanmaya çalışırlar. “Biz onların peygamberlerini tanıyor, Hz. Musa’ya, Hz. isa’ya inanıyoruz ama onlar bizim peygamberimize inanmıyor.” Halbuki mesele o kadar basit değildir. Sonrakiler daima öncekilerin peygamberliğini tasdik etmiştir. Önceki dinler de sonrakileri hep yalanlamıştır. İslam ve Muhammed hazretleri de öyle. Neden acaba?
Çünkü peygamberlik iddiası ile ortaya çıkanların öncekileri reddederek tamamen yeni
inanç şekilleriyle ortaya çıkmaları imkansızdı. Buna yeltenenlerin sonu hep ölüm olmuştur. Kaldı ki öncekileri kabul ederek ortaya çıkanların da büyük kısmı öldürülmekten kurtulamamıştır. Kendilerini kabul ettirmek ve toplumun bir kesiminden destek bulabilmek için önceki inançlara tamamen ters düşmemeye mecburdular.
Muhammed de İncil ve Tevratı tasdiklemiş, sadece bölgedeki Haniflerin, Yahudilerin ve başta Aryüsçüler olmak üzere Hristiyan mezheplerinin inançlarının etkisiyle İncil’deki “teslis” ve “Çarmıha gerilerek idam” ı reddetmiştir.

Yeni bir peygamberin bölgesindeki 4-5 farklı din ve inanç arasından ortak bir sentezle yeni bir din ortaya çıkarması, tabiatıyla bu inançların hiçbirini memnun edemezdi. Bu inançlardan herhangi birine olan fazla yakınlığı ise diğerlerini karşısına aldırırdı. Üstelik de yakın olduğu dinin toplumuna kendisini kabul ettirmesinin garantisi de yoktu. Buna en iyi örnek ise Meryem oğlu İsa’dır.

4-5 inanç şeklinden ve kendi katkılarından ortaya çıkarılan yeni dinin eskilerin devamı olduğu iddiasına rağmen, eskilerde yazılı olanlarla olan çelişkileri ise, Allah’ın gönderdiği yeni kitapta hükümlerini değiştirdiği şekliyle izah edilmiştir. Hiçbir şekilde “elinizdeki kitap gerçek değildir. Hakiki kitap değiştirilmiştir.” denmemiştir.

Günümüzde ise Kutsal kitapların aralarındaki çelişkiler tahrifat iddialarıyla izah edilmeye çalışılır. Bu iddiaların bir ispatı yoktur. İslamdan önce kabul edilen 4 İncil bugün aynı İncillerdir. Muhammed ve Kur’an, İncil’i ve Tevrat’ı tasdik eder, İsa ve İnciller de Tevrat’ı. Bir tahrifattan sözetmez ve aynen onaylarlar.

Vahiy zannı

Tevrat ve İncil değerlendirilirken düşülen bir yanlış vardır. Onlarda da Kur’an’daki gibi Allah’ın hitabı yani vahiy aranır. Halbuki onlar vahiy değil, İsa’nın yaşamını, söylemlerini sonradan kaleme alan kitaplardır.
Kur’an dışındaki diğer kitaplar vahiy yoluyla geldiklerini iddia etmezler. Tanrıdan esinlenme olarak yazıldıklarını iddia ederler.
Tanrı hitabı, Tevrat’ta sadece 10 emir için geçerlidir.

Kur’an değiştirildi mi?

Kur’an’ın halife Osman zamanında elden geçirildiği bir gerçektir. Ancak değiştirildiği ispat edilememiştir. Çünkü yakıldığı söylenen önceki yazımlar bilinmediği için karşılaştırma yapılamamaktadır. Buna rağmen “Kur’an tahrif edilmemiştir” diyebilmek için bundan emin olmak gerekir. Halbuki tahrif edildiği ispatlanamamış olsa da kuvvetle muhtemel. Çünkü orijinal Kur’an’ın yok edilmesi bunu gösteriyor. Ayrıca Yemen’de bulunan San’a Kur’an’ının incelemesinin kesin sonuçlarını görmek gerekiyor. Bugüne kadar yapılan incelemelerde San’a mushafının ayetleri üzerinde oynandığı,  sayfalarda siliklere ve karalamalara rastlandığı, bazı ayetlerin 1925’de hazırlanmış ve bugün müslümanların sahip olduğu Kahire yazımı Kur’an’dan farklılık gösterdiği belirtiliyor. Henüz ciddi anlamda bir tahrifat kanıtlanmamış olsa dahi, dönem dönem Kur’an’la oynandığı bir gerçek. Yani, bir harfinin bile değişmediği iddiası kesinlikle doğru değil.

1. Dönem: İlk toplanma dönemi ki Tevbe süresinin son iki ayeti ile ilgili kuşkuların ve iddiaların yanısıra recm ayeti meselesi var ki bu çok önemli bir konu.
Ayrıca bu dönemde ilk toplanan ve nuzül sırasına göre derlenmiş olan Ali’nin mushafının reddedilişi ve akıbeti de ayrı bir mesele.
2. Dönem: Halife Osman’ın Kur’an’a müdahalesi ki bu konuda çok hadis var. Özellikle Ayşe’den naklolan hadisler de kimi surelerin kısaldığı ifade ediliyor. Ayrıca İbni Ömer’in şu sözü çok önemli:
“Hiçbiriniz ‘ben Kur’an’ın tümüne sahibim’ demesin, sadece ‘ortada mevcut olan bende de var’ desin” diyor.
3. Dönem: Emevi dönemidir ki bu dönemde işaretlemeler yapılmıştır. Esire’ler, ötüre’ler konmuştur harflere ki Arapça bir kelime bir işaret ile anlam değiştirebilir.
4. Dönem: Yakın zamanımızdır. Kur’an’ın içeriğiyle oynanmasa da meal ve yorumları çağa uydurulmaya çabalanmaktadır. Buradan da “evrenin genişlediği” nin Kur’an’da yazdığı şeklinde mucizeler oluşturulmaya çalışılmaktadır.

Kur’an’da korunacağı yazıyor ama Tevrat ve İncil’de de yazıyor:

Müslümanlar Kur’an’da bir değişiklik yapıldığını asla kabul etmezler. Çünkü Hicr suresi 9. ayette ” Hiç şüphe yok ki, Kur’ân’ı biz indirdik, elbette onu yine biz koruyacağız.” diye yazılmıştır. Buna karşın Tevrat’ın ve İncil’in tahrif edildiğini söylerler ama o kitaplarda da korunacağı ve asla değiştirilemeyeceğinin yazdığını bilmezler. Bilseler bile görmezden gelirler.

“Ot kurur, çiçek solar: fakat Allah’ımızın sözü ebediyen durur”  Yeşaya 40:9

“Gök ve yer ortadan kalkmadan, her şey gerçekleşmeden, Kutsal Yasa’dan (Tevrat’tan) en küçük bir harf ya da bir nokta bile eksilmeyecektir” (İncil, Matta 5:18).

Gök ve yer ortadan kalacak, benim sözlerim ise asla ortadan kalkmayacaktır.” İncil, Markos 13:31)

Bu ayetlerin Allah sözü olmadığı ve sonradan ilave edilmiş olduğu söylenirse, aynı şey Hicr 9 için de söylenir.

Tevrat ve İncil Hakkındaki İddialar:

Tahrifat iddiaların sebeplerinin başında “Muhammed’in peygamberliğine kanıt gösterme” amacıyla İncil’de ve Tevrat’ta Muhammed’in geleceğinin bildirildiğinin iddia edilmesi ama bu kitaplarda bu iddiaya dair bir ayet bulunamaması gelir. Bu da İncil ve Tevrat’ın tahrif edildiği iddiasını doğurmaktadır.

Araf-157. Yanlarındaki Tevrat ve İncil’de yazılı buldukları o Ümmi elçiye uyanlar (…) kurtuluşa erenlerdir.”

Saff-6. Meryem oğlu İsa: “Ey İsrailoğulları! doğrusu ben, elinizdeki Tevrat’ı doğrulayan, benden sonra gelecek ve adı “Ahmed” olacak bir peygamberi müjdeleyen Allah’ın size gönderdiği bir peygamberim” demişti.

Ancak iddia edilen bu söz hiçbir İncil’de ve Tevrat’ta yer almamaktadır.
Bunun üzerine İncil’in ve Tevrat’ın tahrif edildiği ve bu sözün kaldırıldığı iddia edilmiştir.
Halbuki bütün İnciller İslam’dan önceki İnciller’le aynıdır. Tevrat’ta aynı şekilde.  İslamiyetin kuruluşundan hemen önce ve İslamiyetten sonra  bir tahrifat olgusu kanıtlanamamıştır. En güçlü iddia 325’deki İznik konsilinde İncillerin elenmesi ve sayısının 4’e indirilmesidir. Muhammed’den 3 asır önce alınan bu kararın İslam’la ve Muhammed’le uzaktan yakından ilgisi yoktur.

İncillerde Muhammed’e dair bir kanıt bulunamaması üzerine mevcut İncil’lerin gerçek olmadığı, hakiki İncil’in “Barnabas İncili” olduğu ileri sürülmüştür. British Museum’dan bu İncil’in bir Pakistan’lı tarafından kopyalandığı iddiasıyla piyasaya sürülen sahte Barnabas İncili içeriğindeki terimler, deyimler çeşitli islami ifadeler olayı gülünç duruma sokmuştur. Bu sahte İncil’in Muhammed’in isminin İncil’de geçtiği iddiasını kanıtlamak isteyen sahtekarlar tarafından yazıldığı ve muhtemelen 14. yüzyıla ait olduğu kanıtlanmıştır.

Tahrifat iddiaları dışında mevcut İncillerdeki Paraklet’in Muhammed’i işaret ettiği iddiası vardır ki Yuhanna İncili 14/16 ve 16/7′ de ifade edilen;
“Ben gideceğim ama size paraklet gelecek” ayetine hazine bulmuş gibi sarılanlara yine Yuhanna 14/17’de “o kutsal ruh’tur” diyerek cevap verilir.
Yani, bahsedilen teslisteki “tanrı-İsa-kutsal Ruh’taki” üçün biridir, kutsal ruh’tur.

İncillerdeki tahrifat iddiasının Muhammed’den sonra mı olduğu sorusuna İslamcılar bir yanıt verememektedir. Çünkü buna ait hiçbir girişim, bir iz yoktur. Muhammed’den önce yapılmış bir tahrifatın ise Kur’an’da belirtilmesi gerekirdi. Halbuki Kur’an ellerindeki İncil’de yazılıymış gibi bahsetmektedir. Dolayısıyla Muhammed’den önce bir tahrifattan söz ediliyor olamaz. Kaldı ki Hristiyan ruhbanları müneccim değildir, Allah’tan haber almıyorlardır ki Muhammed’in geleceği bilgisini silmiş, değiştirmiş olsunlar.

İnciller Muhammed’den önce ya da sonra tahrif edilip değiştirilmemiştir ama daha baştan yazılırlarken tahrifat vardır. 325’e kadar da birçok değişiklikten geçmiş olabilirler. Bunun nedeni ise çok tanrıcı pagan din ve adetlerini tek tanrıcılığa dönüştürürken yaptıkları saçmalıkların, tezat ve yanlışlıkların düzeltilmesi, İsa’nın paganlığa uygun şekilde kutsallaştırılmasıdır.

İslam’ın amentüsünde kitaplara iman etmek vardır. Kitaba iman demek, içinde yazılanlara iman demektir, sadece kitabın Allah tarafından gönderildiğine değil. Mevcut Tevrat ve İncil’in içeriğine inanmayan, o kitapların Allah tarafından gönderildiğine de inanmıyor demektir. Ayrıca Kur’an’da “Allah’ın kelamı değiştirilemez” der. Tevrat ve İncil’in Allah kelamı olduğuna inanıp da, o kelamın değiştirildiğini savunmak, Kur’an ayetini reddetmek demektir.

Enam-115. Rabbinin sözü, doğruluk ve adalet bakımından tamamlanmıştır. O’nun sözlerini değiştirecek kimse yoktur. O işitendir, bilendir.

Ayette “rabbinin sözü” ifadesi ile kastedilen tüm kitaplardaki sözleridir. Bu ayete rağmen hala kalkıp tahrifattan söz etmek, inancın siyaseten olduğunun kanıtıdır. Gerçekten inanan birisi bu denli açık anlamlı ayete rağmen “Tevrat-İncil tahrif edilmiştir” demeye çekinir.

Tevrat’ın değişmediğinin Kur’an ayetleriyle İspatı:
Maide-43. İçinde Allah’ın hükmü bulunan Tevrat yanlarında dururken seni nasıl hakem yapıyorlar da ondan sonra da dönüveriyorlar? Onlar inanıcı değillerdir.

Maide-44. İçinde hidayet ve nûr bulunan Tevrat’ı, elbette biz indirdik. Müslüman olan peygamberler, yahudiler hakkında hükmederler, kendilerini Tanrıya adamış zâhitler, âlimler de, Allah’ın kitabını korumakla görevlendirildiklerinden (onunla hüküm verirler) ve onun Allah’ın kitabı olduğuna şahitlik ederlerdi. İnsanlardan korkmayın, benden korkun, âyetlerimi az bir paraya satmayın. Kim Allah’ın indirdiğiyle hükmetmezse, işte onlar kâfirlerin ta kendileridir.

Ali İmran-3. O, sana kendisinden öncekileri tasdik edip doğrulayan bu kitabı hak ile indirdi. Daha önce insanlara hidayet olarak Tevrat’ı ve İncil’i de yine O indirmişti.. Evet bu Furkan’ı da O indirdi. Gerçek şu ki, Allah’ın âyetlerini inkâr edenler için çetin bir azap vardır. Allah çok güçlüdür, intikamını alır.

Ali İmran-93. Tevrat indirilmeden önce, İsrail’in (Yakub’un) kendisine haram kıldığı dışında, yiyeceklerin hepsi İsrailoğullarına helâl idi. De ki: “Eğer doğru söyleyenler iseniz, haydi Tevrat’ı getirip okuyun.”

Bakara-85. Ama siz, birbirinizi öldüren, içinizden bir kesime karşı kötülük ve zulümde yardımlaşarak; size haram olduğu hâlde onları yurtlarından çıkaran, size esir olarak geldiklerinde ise, fidye verip kendilerini kurtaran kimselersiniz. Yoksa siz Kitab’ın (Tevrat’ın) bir kısmına inanıp, bir kısmını inkâr mı ediyorsunuz? Artık sizden bunu yapanın cezası, dünya hayatında rezil olmaktan başka bir şey değildir. Kıyamet gününde ise onlar azabın en şiddetlisine uğratılırlar. Çünkü Allah, yaptıklarınızdan habersiz değildir.

Bakara 85’de Yahudilere seslenilir. Ellerindeki Tevrat’ın bir kısım ayetlerini kabul edip bazılarını ise uygulamamaları nedeniyle suçlar. Muhammed, Yahudileri suçlarken şimdi İslamcıların neredeyse tamamı Tevrat’ın işine gelenini kabul ediyor, işine gelmeyeni etmiyor.

Kur’an, Tevrat ve İncil’i tasdik eder. Hiç bir ayetinde tahrifat veya benzeri bir söylemde bulunmaz. Sadece Hahamların Tevrat ayetlerini para karşılığı satmasını, Hristiyanların İsa’ya Allah’ın oğlu olarak inanmasını eleştirir.

Bu demektir ki 630’lu yıllara kadar bir tahrifattan kesinlikle söz edilemez. Eğer olsaydı, Allah son gönderdiği kitapta bu tahrifattan açıkça söz eder ve tahrifatçıları lanetlerdi.

Ölüdeniz yazıtları 2000 yıllık ve bugünkü Tevrat’la aynı olduğuna göre, İznik Konsili’de 325’de yani 630’dan 300 sene önce yapıldığına göre tahrif iddiaları tamamen asılsızdır.

Gerçek olan ise, Muhammed’den günümüze hiç değişmeden gelen İncil ve Tevrat’ın ilk yazılışlarındaki saptırma ve çarpıtmalardır. Daha baştan yazılırken içlerine mucizeler, bilim dışı uydurmalar ve yalan yanlış abartılmış olaylar katılmıştır.

Tahrifat ayrı çelişkiler ayrı meseledir. Kutsal kitaplara inanan insanlar, Tevrat ve İncil’deki inanılamıyacak türde yazılarla karşılaşınca ya da bu kitaplarda birtakım çelişkiler bulunca tahrif edildiklerine inanıyorlar. Çünkü başka yol yok. Ya inançlarını sorgulayacaklar ya da tahrifat olduğuna inanacaklar.

Çok basit bir örnekle, İbrahim’in babası Kur’an’da “Azer” olarak geçerken, Tevrat’ta “Tarah” olarak geçince müslüman olan kişi Tevrat’ın tahrifatına inanır. Hristiyan ya da Yahudi ise, Muhammed’in Kur’an’ı uydurduğunun delili olarak görür. Tahrifat yanlışına düşmek istemeyen İslamcılar ise Azer’in İbrahim’in hem amcası hem de üvey babası olduğunu öne sürerler.

Bakara-113. “Yahudiler dediler ki: Hıristiyanların hiç bir dayanakları yoktur.’ Sonra Hıristiyanlar dediler ki: Yahudilerin hiçbir dayanakları yoktur.’ Oysa her iki cemaat te kendilerine inen kitapları okuyorlar. Kitap ehli olmayan ve okuma bilmeyenler de böyle konuşuyorlar ama Allah kıyamet günü aralarında hükmünü verecektir.”

Bu ayete göre, Yahudiler ve Hıristiyanlar, Allah’ın onlara indirdiği kitapları okudukları halde birbirlerini suçlamaktalar. İnançlarının bir temeli, dayanağı olmadığını ileri sürmekteler. Bu halleriyle, kendilerine kitap gönderilmemiş toplumlardan farkları yok. Ya da okuması olmayan cahillere benziyorlar.

Bu ayet de ispat ediyor ki, Kur’an’a göre; Hristiyan ve Yahudilerin sahip oldukları, okudukları kitaplar Allah tarafından gönderilmiştir. Okuduklarına inanmalı, okuduklarından ders almalı, cahil toplumlara benzememelidirler.
İncil ve Tevrat tahrif edilmiş olsaydı, Kur’an böyle der miydi? Tersine, “Bu çatışmalarının nedeni, kitaplarının tahrif edilmesindendir” diyebilirdi.

Tevrat’ın değişmediğinin Hadislerle İspatı:


“Abdullah İbn-Ömer radiya’llahu anhuma’dan rivayete göre (Medine’de) birtakım Yahudiler gelip Resulullah salla’llahu aleyhi ve sellem’e gelerek içlerinden bir erkekle bir kadının zina ettiğini hikaye ettiler, (ve ne hükmedersiniz? dediler.) Resulullah salla’llahu aleyhi ve sellem onlara:
—Siz, Recim taşlamak (hükmü) hakkında Tevrat’ta ne bulursunuz? diye sordu. Onlar:
—Biz, zina edenleri teşhir ederiz, bunlar bir değnekle de döğülürler. Abdullah İbn-i Selam bunlara:
—Yalan söylüyorsunuz! Tevrat’ta Recim (ayeti) vardır, dedi. Bunun üzerine Tevrat’ı getirdiler. Ve kitabı açtılar. Yahudilerden birisi (Abdullah İbn-i Surya) elini Recim ayeti üzerine koyarak ondan önceki ve sonraki ayetleri okumaya başladı. Abdullah İbn-i Selam ona:
—Elini kaldır! dedi. O da elini kaldırınca Recim ayeti görülüverdi. Yahudiler:
—Ya Muhammed! Abdullah İbn-i Selam doğru söylemiştir: Tevrat’ta hakikaten Recim ayeti vardır, dediler. Bunun üzerine (Resulullah zinanın vuku hakkında şahid istedi. Dört Yahudi zani ile zaniye aleyhinde vech-i mahsus üzere şehadet ettiler) Resulullah da bunların recmolunmalarına hükmetti de recmolundular.”Sahih-i Buhari, çev. Kamil Miras, 9. c./1482. hadis, 317-318. s./ Diyanet İşleri Başkanlığı yay./ 8. baskı, Ankara-1986.

Bu hadisten gayet açık bir şekilde anlaşıldığı gibi, Hz.Muhammed gerektiğinde Tevrat’ı getirtiyor ve ona uygun olarak hükümler veriyordu. Bu demektir ki, Hz.Muhammed döneminde Tevrat’ın değiştirildiği iddiası yoktu. Eğer Hz.Muhammed Tevrat’ın değiştirildiğine inansaydı, Tevrat’ın ayetlerine göre bir hüküm verir miydi?

Bir hadis örneği daha verelim:

Hz.Muhammed’in yakın çevresinden Abdullah İbn-i Amr, sık sık Tevrat okurmuş. Bir gece rüyasında bir elinde bal, diğerinde yağ tuttuğunu, bazen bal tutan elini, bazen de yağ tutan elini yaladığını görmüştür. Abdullah İbn-i Amr rüyasını Muhammed’e anlatır. Muhammed, Abdullah’ın rüyasını iki kitab’ı, yani bazen Tevrat’ı bazen de Kuran’ı okumasıyla yorumlar.

Eğer Muhammed Tevrat’ın değiştirildiğini düşünseydi, Abdullah’a “Tevrat değiştirilmiş bir kitaptır, onu okuma” ya da, “Okurken dikkat et, bazı yerleri değiştirilmiştir” demez miydi?

Bütün bunlar, Tevrat ve İncil’in Hz.Muhammed’ten önce değiştirilmediğini kanıtlıyor.
Bunların Muhammed’ten sonra değiştirildiğini ise kimse ileri süremez.
Çünkü o döneme ait bulunan Kutsal Kitap nüshaları ile şu anda elimizde olan Kutsal Kitaplar arasında hiçbir fark yoktur.

Tahrifat iddiasında olanlar, tahrifatın Hz. Muhammed’den önce olduğu düşüncesinde iseler, varsa bildikleri Kur’an ayeti ya da hadis ile bunu açıklamalıdırlar.
Tahrifatın Hz. Muhammed döneminden sonra olduğu düşüncesinde iseler, bu konuda bir bilgileri varsa ortaya koymalıdırlar.
Bu konuda bir bilgiye, belgeye, ispata sahip değillerse, Kur’an’ın bildirdiği şekilde Tevrat ve incil’e kelimesi kelimesine inanmaları, imanlarını zedelememeleri gerekir.

Nisa-136. Ey iman edenler! Allah’a, Peygamberine, Peygamberine indirdiği Kitab’a, ve daha önce indirdiği kitaba iman edin. Kim Allah’ı, meleklerini, kitaplarını, peygamberlerini ve ahiret gününü inkâr ederse sapıklığın en koyusuna düşmüş olur.

Tahrifat iddiasına örnek olarak sunulanlar:

Şimdi tahrif iddiacılarının Kur’an’dan verdikleri ayetleri inceleyelim:

Bakara-75. Şimdi bunların, size hemen inanacaklarını ümit mi ediyorsunuz? Halbuki bunlardan bir grup vardı ki, Allah’ın kelâmını işitirlerdi de sonra ona akılları yattığı halde bile bile onu tahrif ederlerdi.

Ayeti tam anlıyabilmek için devamını da okuyalım:

Bakara-76. Nitekim, imana ermiş olanlarla buluştuklarında, “(Sizin inandığınız gibi) inanıyoruz!” derler; ama birbirleriyle başbaşa kaldıklarında, “Rabbinizin kelâmını size karşı koz olarak kullansınlar diye mi Allah’ın size açıkladığı şeyleri onlara haber veriyorsunuz? Aklınızı başınıza toplamayacak mısınız?” derler.

Yahudilerin bir kısmı, Kur’an ayetlerini Tevrat’la karşılaştırır. Uymayan kısımlarını Hz.Muhammed’e bildirirlerdi. “Bu ayet, Tevrat’a ters,” ya da ” Şu bilgi yanlış, Tevrat’da doğrusu şöyle, Kur’an ayeti de böyle olmalı” benzeri itiraz ya da açıklamalarda bulunurlardı. Bir kısmı ise, Kur’an ayetlerini çarpıtıp, tahrif ederek ayetlerin yanlış ve Tevrat’a ters olduğunu ileri sürerlerdi.
Daha sonra kendi aralarında yaptıkları toplantıda, tahrifçi kesim diğer gruptan bu tür açıklamalar yapmamalarını ve Muhammed’e Tevrat’la ilgili bilgi vermemelerini istedi. Çünkü her verdikleri bilginin Hz.Muhammed tarafından değerlendirildiğini ve bu bilgilerle yeni ayetler ya da düzeltilmiş ayetler oluşturulduğunu düşünüyorlardı.

Yukarıdaki belirtilen 75. ayette, “Allah’ın kelamını işitirlerdi de” diye belirtilen Kur’an’dır. Dolayısıyla Yahudilerin tahrif ettikleri de Kur’an’dır.
Yahudilerin Kur’an ayetlerini dinlediklerinde, doğru bulduklarını, akıllarına yattığını ama dinlerinden taviz vermemek için, Kur’an ayetlerini kendilerine göre bile bile değiştirip, çarpıttıklarını ifade eder.

Dolayısıyla Bakara-75 ayeti Tevrat’ın ya da İncil’in tahrifiyle ilgili değildir.

Maide-116. Allah kıyamet günü şöyle diyecek: “Ey Meryem oğlu İsa! Sen mi insanlara Allah’ı bırakarak beni ve anamı iki ilah edinin dedin?” İsa da şöyle diyecek: “Seni bütün eksikliklerden uzak tutarım. Hakkım olmayan bir şeyi söylemem benim için söz konusu olamaz. Eğer ben onu söylemiş olsaydım elbette sen bunu bilirdin. Sen benim içimde olanı bilirsin, ama ben sende olanı bilemem. Şüphesiz ki yalnızca sen gaybları hakkıyla bilensin.”

İslami kesim bu ayet ve benzeri birkaç ayete dayanarak İncil’in tahrif edildiğini rahatlıkla söyleyebiliyor.

1- Bu ayetin düşündürdüklerinden aslında ne anlamamız gerekiyor?

Aslında İsa’nın kesinlikle Tanrılık iddiasında bulunmadığını, kendisine inananların onu tanrılık sıfatına yücelttiklerini açıklamaya çalışıyor.

2- Muhammed, İsa’nın yazdığı veya kendisine vahiy olarak gelmiş olan bir İncil’in varlığına mı inanıyor?

Evet ama o İncil’in kaybolduğunu ya da yokedildiğini düşünmüyor. Dönemindeki İncil’in İsa’nın İncil’i olduğunu düşünüyor.

3- Muhammed, o dönemde kendisine okunan İncil’in insan yazması olduğunu biliyor mu?

Tevratın da, İncilin de, Kur’an gibi insan yazması olduğunu biliyor. Vahyedilmiş, Tanrı sözleri olarak kabul ediyor. Kim tarafından, ne zaman yazıldığı bilgisine ise sahip değil. Herhalde İsa yaşarken yazıldığını düşünüyor.

4- Tasdik edici olarak gönderildiği İncil’le aslında hangi İncil’i kastediyor? Hangi İncil’i tasdik ediyor? O gün mevcut olmayan bir incil’i mi?

Dönemin bölgede okunan İncil’ini, kendisinin duyup dinlediği İncil’i tasdik ediyor.

5-Yoksa o dönemde mevcut olan incilleri tasdik ediyor da onların içinde kendisine mantık dışı gelen kısımları mı reddediyor? Bunu bilebilme imkanımız var mı? Eğer böyle ise İncilin insan yazması olduğunu da tasdik ediyor anlamını çıkarabilir miyiz?

Mevcut İncilleri bilmiyor, büyük olasılıkla o tek bir İncil var sanıyor ve onu tasdik ediyor.

Saff-6. Meryem oğlu İsa: “Ey İsrailoğulları! Doğrusu ben, elinizdeki Tevrat’ı doğrulayan, benden sonra gelecek ve adı Ahmet olacak bir peygamberi müjdeleyen, Allah’ın size gönderilmiş bir peygamberiyim” demişti. Ama o elçi, kendilerine belgelerle geldiği zaman: “Bu, apaçık bir sihirdir” demişlerdi.

Ayette İsa’nın söylediğini yazıyor. İncil’de yazdığını söylemiyor ama Araf-157 de İncil ve Tevrat’ta yazdığını söylüyor.

“Onlar ki, o ümmî peygambere uyarlar, yanlarındaki Tevrat ve İncil’de yazılmış bulacakları o peygambere uyup, onun izinden giderler ki, o, onlara iyiyi emreder ve onları kötülüklerden alıkoyar. (…)”

Ayete dikkat edilirse, “Elinizdeki İncil ve Tevrat’ta” diyor. Tahrifat inancı olsa, ” Asıl incil ve tevrat’ta”, “Tahrif edilmemiş, bozulmamış İncil ve Tevrat’ta” diyebilirdi. Hele Allah’ın sözleri olarak düşündüğümüzde önceki gönderdiği kitapları bozanlara ateş püskürür, onları lanetlerdi herhalde.
Halbuki tık yok.

Yahudiler o dönemler recm cezasını uygulamaktan vazgeçtikleri halde, Tevrat’ı getirtip recmin olmadığını söyleyenlere recme ait bölümü göstererek cezanın zorla uygulatılması olayı da, Yahudilerin Tevrat’ı değiştirerek sundukları şeklinde yorumlanmaktadır.

Ama Yahudilerle ya da Hristiyanlarla asıl sorun, Kur’an’da eskilere ait verilen bilgilerde Tevrat’la olan farklılıklardır. Tahrifat tartışmalarının kökeni de buna dayanmaktadır.
Örneğin, okunan bir ayette İbrahim’in babası Azer olarak okunduğunda ya da İsa’nın dedesinin İmran olduğu, Süleyman’ın peygamber olduğu söylendiğinde Yahudiler bunlara itiraz etmiştir.
Bu bilgilerdeki yanlışlık itirazları karşısında, bu yanlış bilgiler düzeltilmediği gibi bir açıklama da yapılmamış, “Yahudiler yalan söylüyor, yanlış biliyor, ayetleri değiştiriyor” vs. denilerek konu geçiştirilmiştir.
Yani, asıl tartışma Tevrat ve İncil’in tahrifatı üzerine değil, Muhammed’in verdiği bilgilerin yanlışlığı üzerine başlamıştır. Yahudi ve Hristiyanlar, bu yanlışlardan yola çıkarak Muhammed’in Kur’an’ı kendisinin uydurduğu ve ve peygamber olmadığı sonucuna varmışlardır.
Yahudileri inandıramıyacağını anlayan Muhammed’in ilerleyen zamanlarda tutumunu sertleştirdiğini ve sonucun katliamlar ya da zorunlu sürgünler olduğunu görmekteyiz.

Tevrat ve bütünüyle eski Ahid, toplama-derleme kitaplardan oluşmuştur. Tanrıdan-Allah’tan gönderilen bir kitaba benzer hiçbir yanı yoktur. Bir tahrifattan değil, bir saçmalıktan bahsedilebilir. İçeriğinde eski uygarlıkların, çok tanrıcı dinlere inanan toplumların değiştirilmiş efsaneleri, mitleri taklit edilmiştir. Yaratılış efsanesi, Nuh tufanı bunların başında gelir. Yani, Tevrat sonradan bozulmuş değil, baştan bozuktur zaten.

İncil’ler ve Özelliği

İncillerle ilgili olarak çokça karıştırılan bir konuyu ele alalım. Şöyle ki;

Genellikle müslümanlar, Cebrail vasıtasıyla ve vahiyle ayetlerin peygambere gönderildiğine inandıkları ve Kur’an’da İsa’ya da İncil’in verildiğinden bahsedildiği için, Allah tarafından hitap edilmiş bir kitap umarlar, aynı Kur’an gibi.
Halbuki ortada ne İsa’ya verilmiş bir kitap vardır ne de Allah’ın hitabını içeren bir kitap. Üstelik 1 değil 4 kitap vardır İncil adında.
Üstüne üstlük bu kitaplarda İsa için “Tanrının oğlu” diye sözeder. Hatta bu inanç, Tanrı’nın İsa suretinde yeryüzüne indiğine ve İsa’nın tanrı olduğuna kadar varır.
Ayrıca Kur’an, “Ahmet” adındaki peygamberin geleceğinin İncil’de yazılı olduğunu belirtmektedir ki bu 4 İncil’de bu da mevcut değildir.

Hal böyle olunca, müslüman kesim haklı olarak İncil için “tahrif edilmiş” inancındadır. Onlar, İsa’ya gönderilen hakiki İncil’in yokedildiğine ve onun yerine bu uydurma İncil’lerin çıkarıldığına inanırlar.
Bu tahrif inancı doğaldır ama gerçek değildir.
Aslolan İsa’nın hayatının ve konuşmalarının ölümünden sonra çok sayıda yazar tarafından kaleme alınmış olmasıdır. Bunların birçoğunda olaylar abartılmış, konuşmalar çarpıtılmış, hayali mucizeler uydurulmuştur. İşte asıl tahrifat budur. Yani kitaplar yazılırken, olaylar ve İsa’nın sözleri tahrif edilerek yazılmıştır. Daha sonra bu kitaplar üzerinde bir oynama, tahrifat olmamıştır. Bunlar içinde Kilise’ye en uygun gelen ve anlatımları birbirine en yakın olan dördü onay görmüş, diğerleri tutunamamış ya da yokedilmiştir.
Bu kitapların yazımında bir vahiy vasıtası olmadığından müslümanlar tarafından ilahi bulunmaz. Ancak Hristiyanlar bu kitaptaki sözlerin de “Tanrı sözü” olduğuna, yazarlarının Allah’tan ilham alarak yazdıklarına inanırlar.

Mevcut İnciller tahrif edilmemiştir. Ancak bunlar yazılırken olaylar çarpıtılmış, abartılmış, İsa’nın sözleri değiştirilmiş, gerçekler gizlenmiş, ezoterik, mistik, ilahi bir hava verilmiştir.

İşte İncillerdeki bu hava Qumran yazıtları ile az da olsa bozulmuştur. Nasıl mı?

Qumran-Ölüdeniz Tomarları

İçerisinde aralarında İbranice Eski Antlaşma’nın da bulunduğu yaklaşık 800 kadar tomardan ibarettir. Bu tomarların büyük bir çoğunluğu 1947’de ve bazıları da 1956 senesinde Kumran vadisi yakınlarındaki 11 ayrı mağarada ortaya çıkmıştır.

İlk olarak Muhammed Ahmet adlı (tesadüfün böylesi) Bedevi bir keçi çobanı tarafından 1947 yılında, Ölü Deniz yakınlarındaki Kumran Vadisindeki bir mağarada bulunmuştur. Muhammed Ahmed kayıp bir keçiyi aramaya gider. Keçinin mağaraya girip girmediğini anlamak için mağaraya birkaç taş atar. Taşları attıktan sonra bir şeyin kırıldığını işitir ve mağaradan içeri girer. Karşısında düzinelerce testi olduğunu görünce kırılanların içerisine bakar ve testilerin içerisinde deri tomarlar olduğunu görür.

“Ölü Deniz Tomarları’nın” bulunması, 20. Yüzyılın en önemli arkeolojik keşiflerinden birisidir. Bu tomarlar, İ.Ö. 150 ile İ.S. 70 yılları arasında, Kumran vadisine yerleşmiş olan ve bir manastır hayatı yaşayan çiftçi bir Yahudi komününün varlığını ortaya koymaktadır. Kumran Toplumu veya Esseneler olarak bilinen bu grup Yahudiliği doğru bir şekilde yaşamaya çalışan bir gruptu.

Bu testilerde bulunan tomarların, Romalıların ülkeyi işgal edeceği anlaşıldığı zaman, Ölü Denizin kuzey batısındaki uçurumluk bölgedeki mağaralara saklandığı tahmin ediliyor. Ölü Deniz tomarları, Yeşaya’nın tamamını, öte taraftan İşaya’da 38-6 yı kapsayan bir bölümünü, Habakkuk’un iki bölümünü ve tüm Eski Anlaşma kitaplarından bölümler içeriyor. (Yaradılış, Mısırdan Çıkış, Levililer, Sayılar ve diğerleri)

Bu metinler İ.Ö. 200 ile İ.S. 60 yılları arasında yazılmışlardır. Bu yazıtların, ve özellikle Yeşaya metninin tamamının ortaya çıkması konusunda Merill Unger şöyle diyor: “Yeşaya’nın bu tam metni gerçekten anlaşılabilir bir duyarlılık yaratmıştır çünkü Eski Anlaşma’ya ait ulaşabildiğimiz en eski ve önemli yazıdır. 1000 yıllık masoretik geleneğe bağlı metinlerin değişmemiş olduğunu göz önüne koyuyor”

Qumran Tomarları, Hristiyanlığın ve Museviliğin bilinen en eski yazılı kaynaklarıdır. Ortalama iki bin yaşındaydılar, bundan yarım asır önce bulunmuşlardı ve ortaya çıkartılmalarından hemen sonra dinler tarihi, özellikle de Hristiyanlığın ilk devirleri üzerine büyük bir tartışma başlamıştı. Vatikan, tomarlarda yazılı olanları gizlemek için büyük çaba gösterirken İsrailliler metinlerin tamamını yayınlatınca, Hristiyan dünyasında oldukça şiddetli bir inanç depremi yaşanmıştı.
Depremin sebebi, tomarlarda İsa hakkında o güne kadar duyulmamış ifadelerin yeralmasıydı. Qumran’da, bundan iki bin sene kadar önce kendilerine ‘Esseniler’ denilen gizli bir Musevi tarikati yaşamış ve tomarlar bu tarikatin mensupları tarafından yazılmıştı. Metinlerde İsa’nın da Esseni olduğu söyleniyor, daha da önemlisi, ailesiyle kardeşlerinden bahsediliyordu ve Qumran Tomarları’ndaki bu bilgiler İsa’nın ‘Tanrı’nın oğlu’ olduğu inancını bir hayli zedeliyordu. Zira káğıtlara karbon testi uygulanmış, orijinal oldukları ortaya çıkmış ve en yenilerinin bile İsa’nın doğumundan 60 yıl sonra kaleme alındıkları anlaşılmıştı.

Vatikan, işte bütün bu sebepler yüzünden tomarların yayınlanmasına karşı çıktı, elde ettiği yazmaları seneler boyu gizledi ama Papalığın elinde yazmaların çok az kısmı vardı, metinlerin neredeyse tamamı İsrail’deydi ve Museviler tomarların bulunmasından birkaç yıl sonra ellerindeki metinleri yayınlayıverdiler. Yayından maksat Hristiyanlığın yeni bir din değil, Yahudilikten çıkmış değişik bir inanç sistemi olduğunu göstermek ve iki din arasında hem sistem, hem de ibadet ilişkisi kurmaktı.”
Vatikan tarafından yönlendirilen uluslararası komisyonun yazmalar üzerinde kurduğu tekeli daha iyi anlamak için Mısır’ın Nag Hammadi bölgesinde bulunan bir başka yazma grubunun çözülme sürecine bakılabilir. 1945 yılında bulunan bu yazmalar 1973 yılında çözülmüşlerdi.

http://www.loc.gov/exhibits/scrolls/scr2.html
http://mosaic.lk.net/g-qumran.html
http://www.ibiblio.org/expo/deadsea….bit/intro.html

Tomarlarla ilgili resimler:

http://www.loc.gov/exhibits/scrolls/images/commun-b.jpg
http://www.loc.gov/exhibits/scrolls/images/calendar.jpg
http://www.ibiblio.org/expo/deadsea….es/psalm-b.gif

Nag Hammadi Yazmaları

“Arayan, bulana kadar aramayı bırakmasın; bulunca şaşıracak ve şaşkınlıkta kalarak hayran olacak, ve her şey üstünde hüküm sürecek.”
İsa tarafından havarilerinden Thomas’a bizzat yazdırıldığı rivayet edilen bu sözler, 1945 yılında Yukarı Mısır’da Nag Hammadi bölgesinde, köylüler tarafından mezarlık olarak kullanılan kaya oyuğunda bakır levhaya sarılı oniki el yazması halinde bir testinin içinde bulunmuştur. İsa zamanında konuşulan Aramik lisanında yazılmış bu belgeler üzerinde Kiliseler tarafından oynanmamıştır ve bu yüzden Vatikan bunu kabul etmemiştir.

http://www.gnosis.org/naghamm/nhl.html
http://www.nag-hammadi.com/history.html
http://en.wikipedia.org/wiki/Nag_Hammadi_library
http://en.wikipedia.org/wiki/Image:NagHammadi_1.jpg (Nag Hammadi belgelerinin resmi)

Kumran belgelerinin farklı bölümlerinin farklı tarihlendirmesi var:

Işeya tomarları radiocarbon testine göre MÖ. 335 ile MÖ 122 arasında Paleografiye göre MÖ 150 – 125 arası
Psalms-İlahiler bölümü radyokarbon testine göre MS 22- 78 arası
Messianic Apocalypse radyokarbon testine göre MÖ 35-MS 59 arası
paleografiye göre MÖ 100-80 arası
Exodus-Hicret bölümü radyokarbona göre MÖ 159 -MS 16 arası, paleografiye göre MÖ 100-25 arası
Phases of the Moon radyokarbona göre MÖ 146-93 arası
Midrash Sepher Moshe radyokarbona göre MÖ 191-90 arası

Davut’dan, Musa’dan bu tomarların yazımına kadar geçen süre belirsizliğini koruyor. Aslında hala teorik olarak kaynaklarının orjinalliğini savunacak durumda değiller.

Bu belirsizliğin çözümü için bu tomarlardan daha eskilerinin bulunması gerekiyor.
2500 -3000 yıllık yazıların bulunmasıyla birçok soru işareti ortadan kalkacaktır.
Büyük olasılıkla Eski Ahit’in tek bir yazarı olmadığı, başlangıçta yazılanlara sonradan ilave kitaplar katıldığı o zaman anlaşılacaktır.
Hala Eski Ahit’in vahiyle Musa’ya verildiği ya da Eski Ahit’in Musa tarafından yazıldığı sanılmakta.
Halbuki Musa tarafından yazılan bir kitapta Musa’nın ölümünden bahsedilebilir mi?
Musa’nın yazdıklarına halefi Yeşu’nun devam ettiği ve ondan sonra da bir takım ilaveler olduğu kesin gibi. İncil’lerde olduğu gibi.

Qumran tomarlarının Musevilere yaradığı kesin. Ellerindeki kitabın 2000 yıl önce yazılanla aynı olduğu kanıtlanmış durumda.
Diğer taraftan İncil’de anlatılanlardan çıkarılmasına rağmen, farklı yorumlar ve Vatikan’ın direnci nedeniyle ispatlanamayan bazı iddialarda açıklığa kavuşmuş oldu.
Şöyle ki;
İsa’nın Yahudi bir aileden geldiği ve ailesinin belli olduğu. Esseniler mezhebinden yetiştiği dolayısıyla Hristiyanlığın ayrı bir din olarak ortaya çıkmayıp, bir mezhep ayrılığının zamanla dine dönüştüğü.
Vatikan, bu konuların pek konuşulmasından, yazılmasından hoşlanmaz. Çünkü, ölümüne kadar “Tanrı’nın oğlu” olarak, ölümünden sonra ise “Tanrı” olarak inandıkları İsa hakkında sıradan bir insanmış gibi konuşulması, Tanrılığı hakkında yeni tartışmalar yaratabilir. Bu da Vatikan açısından can sıkıcı bir durumdur.

Serdar Kaangil

About these ads
Bu yazı Din içinde yayınlandı ve , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

TEVRAT, İNCİL ve KUR’AN’IN TAHRİFİ için 117 cevap

  1. Kerim dedi ki:

    Sayin Yazar. Su günlerde batili özgür tarihciler yakin tarih islamin bugünümüze kadar hic bir kalinti birakmadigini ve Peygamberin yasadigina dair en ufak bir ip ucunun dahi olmadigini. Gercek Kuranin zaten hicbiryerde olmadigini ( güya gecmiste yakilmis vs.) belirtiyorlar. Yani ilk cikan arap-aramca Kurani yazilarin Peygamberin söylenen ölümünün en az 150-200 yil sonrasi ortaya ciktigini belirtiyorlar.
    Yani bu asamada Peygamberin belkide yasamis olan en büyük efsanevi kisilik oldugu üzerinde siddetle duruluyor. Belirtelim ki; Simdiye kadar Islam hakkinda bildigimiz hersey Islami kesimin anlattiklari, yazdiklari cizdikleridir. Yine Müslümanlar müslüman tarihini anlatmislardir ve simdiye kadar bir müslüman olmayan tarihcilerin bu konuda arastirma yapmalarina izin verilmemis ve olanlara da sert elestiriler hatta tehditler yagmistir. O durumda ben kendimce arastirdim ve cok mantikli gelen tarihcilerin kitap isimlerini size de vereyim. Ceviriniz ve burada yaziniz…

    Evet dogru Peygamberlerin özellikler Muhammedin hic yasamamis olmasi cok kuvvetli bir ihtimal. Tarihi dayanaklari da var..

    Dintarihcisi:
    Karl-Heinz Ohlig’in meshur Kitablari ..
    Professor Muhammad Sven Kalisch

    Bu konuda da yaziniz lütfen.

  2. müslümcü dedi ki:

    allah inandirsin sizi
    siz kime ne inandirmaya calisiyorsunuz
    kimin missionu bu
    tirnaklarinizi gevin durun
    ya ali ya muhammed

  3. kaptan - ı derya dedi ki:

    “Ey insanlar! (Size) bir misal verildi; şimdi onu dinleyin: Allah’ı bırakıp da yalvardıklarınız (taptıklarınız) bir araya gelseler bile bir sineği dahi yaratamazlar. Sinek onlardan bir şey kapsa, bunu ondan geri de alamazlar. İsteyen de aciz, kendinden istenen de!” (Hac Suresi, 22/73).

  4. islam dedi ki:

    sen kim oluyosunda kuranin tahrif edildigini söylüyorsun ayet vardir kurani biz indirdik elbette biz koruyacagiz Allah katinda din islamdır

    • karmakan dedi ki:

      kuran tahrif edilmiştir ve muhammedin sözüdür.

      • rauf bebek dedi ki:

        Madem peygamberimiz bu sözü kendisi yazdı, hem de 14 asır önce. Sen -bu ilim ve fen asrının adamı-onun bir benzerini yazsana. Dare you idiot do it. Down with you.

      • pante dedi ki:

        Hangi ilim ve fen yahu?
        7 gök iddiası mı ilim? Meninin bel ve kaburga arasından geldiği mi ilim? Yıldızların şeytanları taşlamak için atış tanesi olduğu mu ilim?
        Yoksa dünyanın evrenden önce yaratıldığı mı ilim? Muhammed’den asırlarca önce dünyanın yuvarlak olduğu, güneşin etrafında dönen bir gezegen olduğu keşfedilmişken Kur’an’da bu konuda bir bilgi kırıntısı dahi yoktur. Hangi ilim-fen?

      • ymhmmt.27 dedi ki:

        oha lan ohaki oha… tevratta öylesine saçma ayetler varki bunları hangi mantıga uyarak kabul edersiniz bilmem.

    • Levent Göker dedi ki:

      Çok basit bir soru var bunun için: Madem ki Tevrat ve İncil de Allah’ın kitaplarıdır; o zaman neden Kur’an’ı Kerim-i koruma altına almıştır da Tevrat ve İncil için aynısını yapmamıştır?

      Şu soruya verilebilecek mantıklı bir cevap yoktur bana göre.

      • toro dedi ki:

        Sayın Levent Göker,

        Kuran’a göre Tevrat ve İncil değiştirilmemiştir! Kuran’ın iddiası, onları elinde tutanlar (din adamları) bu kitapların ayetlerini gücü olanların lehine kullanmaya başlamışlardır! Kuran indiği anda elde tutulan yani var olan iki kitabı tasdik eder! Değişmiş bir metin tanrı tarafından tasdik edildiğinde ortaya nasıl bir tezat çıkar anlayabilirsiniz! Bu nedenle son kitap korundu ve korunacak demek bir pozisyon alma girişimidir! Çünkü diğerleri değişmemiştir dediğinizde, o halde neden senin çağrına uyayım ve Tanrımın benim elimdeki kitabın yerine senin söylediğin şekilde bir kitap gönderdiğine inanayım diyenler çıkacaktır! Yani kendi elindeki değerlensin diye diğerlerini değersiz hale getirme işlemidir! Dolayısıyla son kitap için korunacaktır deniliyor o halde diğerleri korunmamıştır demek insani bir kibrin tezahürüdür! Zorlama bir yorumdur!

  5. salih olmak istersen dedi ki:

    Sen neye inandığını hiç kendine sordunmu öyleki sizin tahrif olmadı dediğiniz kitaba bi tarafsız bakın neden o kitabdan o kadar çok varmış,dörde indirilmiş diyosun peki bunda yanılma payını hiç olmadığını nasıl söylersin okadar kitaptan dördü kalmış zaten dördü kalmışsa bi düşün tek kalmamış demekki o dördü arasında ayrılığa düşmüşlerki tek kitap yapmamışlar şu işi KURANI KERİM’ e gelince o asırlardır tek kitap olarak kalmış sen hiç birbirinden farklı adları taşıyan KURAN gördünmü?.Biraz oku araştır elbette inciltamamen tahrif olsaydı kimse ona inanmazdı onunda içinde tahrif olmayan öz ayetler var.

  6. Hakan Yakup dedi ki:

    Çok güzel bir derleme olmuş. Dini inanç öyle birşey ki hani Kuran’da yazdığı gibi bu inanç yüzünden “Bakarlar ama göremezler”. Bir kitabın doğruluğunu “ama bak kitap kendisi doğruyum diyor” diyerek kanıtlamaya çalışıyorlar. Bilimsel kanıtların su götürmez olduğu evrim saçma geliyor da çamurdan yaratılmak saçma gelmiyor.

    • rauf bebek dedi ki:

      Nasıl bir mantıksızlığın içindesiniz ki mantık zannediyorsunuz.
      1 -evrim bir teoridir.bilimsel kanıt veya su götürmez değildir.su götürmez olan senin kafir olma arzun.
      2- balçıktan yaratılışın yaratıcısı var . evrimin sürecinin ne gerekçesi ne de yürütücüsü var.
      3 – mutasyonlar bozulmadır,Dawkinsin çuvalladığı gibi, olumluya gidiş yoktur.

      • pante dedi ki:

        Evrim bir teoridir elbette.
        Ama her hipotezi, her savı teori yapmıyorlar.
        Ancak başka bir alternatif tezi olmayan ve deneylenmiş-kanıtları olan tezleri teori yapıyorlar.
        Evrim teorisinin alternatifi ise yok.
        Yaratılış safsatası ise “Adem topraktan yaratılmış. 40 yıl çamurda bekletilmiş, pişirilmiş. Sonra Allah’ın ruhu üflenmiş. Kaburgasından Havva yaratılmış. Şeytana uymuşlar, dünyaya kovulmuşlar. Çocukları birbirleriyle ensest ilişki kurup çoğalmış. Çocuklarından, torunllarından peygamberler çıkmış vs. Şimdi bilimi reddedip bu masala mı inanacaksın. Sakın ha, Allah çarpar sonra!

      • Buse dedi ki:

        Büyük patlama da teoridir, onu kabul etmesini biliyorsunuz ama. İşinize hangisi geliyorsa o doğrudur değil mi? :)

  7. aristoteles dedi ki:

    sayın yazar kuran bile kitap değildir peygamberden sonra mushaf haline getirilmiştir. türkçedeki kitap kelimesinin karşılığı arapçadaki kitap ‘Ktb’ değil mushaftır.tevrat incil veya kuran kitapevlerinde gördüğümüz değil allahın bilgi hazinesinde sabit kavramlara işaret eder.kurandada bu kitaplardan bahsedilir yoksa tevrat ve incil mushafı diye kimse anlamıyor.şuda var ki yanlarınızdakini doğrulayacak peygamberin gelişi demek mevcut sahte mushafları tasdik etmiyor.bu kitapların haber verdiği son peygamberin geldiğinin tasdik ediyor,peygamber bu haberi doğruluyor.

    • pante dedi ki:

      Tam tersine “Yanlarınızdaki kitabı doğrulayan” ifadesi yanlarındaki kitrabın doğruluğunun kabul edildiği, tasdiklendiği anlamına gelir ama onu söyleyenin peygamberliğini kanıtlamaz.
      Yanlış mantık. Kitapların haber verdiği son peygamber konusu da mavaldan başka bir şey değil. Son peygamber bekleyen bir kitap yok. Mesih-kurtarıcı beklentisi var. İncil’de ise teslisin bir parçası olan kutsal ruh’un geleceğinin müjdesi var. Baba-oğul-kutsal ruh üçlüsünden “Ben gidersem kutsal ruh gelir” sözündeki kutsal ruh’un Muhammed’le ne ilgisi var?!

      • Azra dedi ki:

        O Kutsal Ruh, tasavvufta Hakikat-i Muhammedi (Muhammedin gerçeği, dayandığı öz) veya Ruh-u Azam (Yüce ruh/Kutsal ruh) olarak da bilinen Evrensel Ruh’tur. Yani tüm kainatın Ruhu, özü, mana ve enerjiden oluşan temeli.. O Evrensel Ruhun yeryüzündeki tezahürü peygamberlerdir. Her peygamber belli bir saflık oranında O Ruh’un yeryüzündeki tezahürü olmuştur. İsa, öncekiler içinde en güçlü yönelişle Allah’a yönelip, ilk tam saflaşmayı gerçekleştiren insani bilinçtir. Sonrasında insanlık bilinci için kamil bir tezahür yolu açıldı ve nihayet Muhammed ile tam kemalat halinde tezahür etti. Tam ayna (yansıtıcı) olması dolayısıyla Kutsal Ruh denildi. Ki İsa için de bu kullanılır. Çünkü yolu, kanalı açan ilk kişidir. Tasavvuf öğrenin lütfen. islam’a ve diğer dinlere ve peygamberlere bakışınız değişecektir. Farklı bir bakış açısı edineceğinizden şüpheniz olmasın. Gerek dinlerin, gerek peygamberlerin insanlığın şuursal tekamülünde belli süreçlerin ifadesi olduğunu göreceksiniz. Bir arkadaş yazılı kitaplar üzerinde tartışmak kısır bir anlayıştır. Tevrat, İncil ve Kuran ilahi kaynaklı bir anlayıştır. Zaman içinde insanlığın anlayış kapasitesine göre saflaşan ve bir noktaya taşınan anlayış. Selam ve saygılar.

      • Azra dedi ki:

        Anti parantez bir görüşümü daha paylaşmak isterim. İlahi kitapların (ilahi bilgilerin) “Tahrif” edilmesinden benim anladığım şudur:
        İlahi bilgide olması gereken ana, öz içerikten uzak bilgilere rastlanmasıdır. Nedir bu ana-öz bilgi? Allah’ın kainatın tek ve mutlak hakimi olarak bilinmesi, yanı sıra O’na ortak bir yaratışmış olacağı. İslam’da tevhid diye bilinen inanç. İslam-teslim-selam hep aynı kökten gelir. Allah’a teslimiyet, selamet getirir. Anlayış budur. Allah indinde din (yol) İslam’dır der Kuran. Bu yanlış mı? Çünkü Tevrat da Allah’a itaat ve teslimiyeti vurgular, İncil de. Kuran da… Kelimelerin anlamları üzerinde derinlemesine durulursa, aslında hep aynı ilahi bilginin insanların anlayış ve kabul edebilme kapasitesine göre peyder pey bildirildiği görülür. O sebeple öncekileri tastik etmesi istenmiştir Hz. Muhammed’den. Çünkü yol hep aynıdır. Kuran’da dahi bu tekamül sürecine dair işaretler vardır. Örneğin o devirde insanlar paraları yettiğince kadın ve esir (cariye) alıp harem kuruyorlardı. Kuran bu sınırsızlığı önce dörde indirdi. Çünkü sınırsız bir alım varken bir anda tek eş deseydi Allah, büyük ihtimalle kabul etmeyecekti insanlar. Ama yavaş yavaş bir tekamül gerçekleşmesi hedeflendi. “Eğer hanımlarınız arasında adaleti yerine getiremeyeceğinizden korkarsanız, sadece bir tane ile yetinin.” diyerek, aslında ince bir ima ile bunu başaramayacakları için tek eşliliğe davet vardır ki bu kemalata davettir bir bakıma. Tabii bunlar biraz ayet dili, iyi anlamak gerekir işaretleri.. Bu ince imalı dil tüm ilahi kitaplarda vardır. Bu örneği verme sebebim, insanların tekamül sürecine bir örnek vermekti. Ben derim ki tüm ilahi kitaplara biraz daha insaflı yaklaşıp, tahrif deyince bazı ana özlerden uzaklaışılıp uzaklaşımadığına bakılması gerekir. Aslında her insanın Allah ile bağı vardır. Arada ego (benlik) olmayıp saflık söz konusu olunca, bu esnlenmelere vahiy deniyor. Biz de onu alabiliriz, saflaştığımız oranda.. Fakat peygamberler Allah’ın bir mucizesi olarak tam saflaştığı için, onların verdiği bilgilere itibar ediliyor. Asıl öz bilgi, Allah’ın kainatta yegane otorite ve güç olduğuna inanç, Dolayısıyla her şeyin ilahi bir hikmeti olduğuna inanarak hoşgörülü olmak inancı. Tabii ki zarar veren ceza görür, bu ayrı şey. Ama siz kendi içinizde bunu ıstıraba dönüştürmemek için hoşgörüyü içsel bir bilgi olarak yaşayabilirsiniz. Keza varlığın aynı özden geldiğine inanarak özde bir olduğumuzu bilinciyle hareket etmek, vicdanlı olmak, merhametli olabilmek. Kimseye zarar vermemek vb. gibi bir bilgi ve inançtır tüm dinlerin özü. İslam en yakın ilahi bilgidir. Kuran bu ana öz bilgiler açısından korunmuştur. Mesele bana göre budur. Tartışılacak ne var ki? Bana göre Allah özde hep aynı şeyi söylemiş, her seferinde insan şuurunu anlayış bakımından biraz daha ileri taşıyarak.

      • fatih dedi ki:

        KURAN-İ Kerim Sürekli Meydan Okuyor…! Hadi Değişin Ayetleri. Hadi Benzer Bir Ayette Siz Getirin. KURAN-İ Kerimi Yargılamak 1 Ayeti Kerimesine Dahi İnanmamak Dinsizliktir Kafirliktir.

  8. ilyaskavcan dedi ki:

    Bu yazılanları okumadan önce Mustafa İslamoğlu’nu tanımamış olsaydım kendimi oldukça bahtsız hissederdim. Herşeyin sonuna kadar araştırılmasından yanayım. Çünkü Rabbin (CC) büyüklüğü öğrendikçe daha iyi anlaşılıyor. İslamoğlu’na bağlı değilim ve kendisinin pek çok hataları olabilir. Fakat Müminlerin akıllarını sonuna kadar kullanmalarını salık veren üslubuyla kaleme aldığı Hayat Kitabı Kur’an gerekçeli meali bizleri , dinimizi öğrenmeye ve yaşamaya daha meyilli ve inancımızda dayanıklı kılıyor. Sizlerin, dini ve insanlığı sadece somut kavramlarla ve tarih kılıfındaki önermelerle irdelemeye çalışmanız, insanlardaki soyut açlığı daha da derinleştirir ve onları Kur’ana daha çok bağlar. Peygamber Efendimizin (sav) en büyük mucizesi olan Kuran insanın ömrü boyunca huzur içinde ve insanca yaşamasına ve ölümden sonrasına dair tamamen tatmin olmuş bir inanışla yaşamasına yeter de artar. Sizleri hayatınızı Kur’an ile inşa etmeye davet ediyorum. Bakın bakalım daha önceki yaşantınıza hayat der misiniz?

  9. ilyaskavcan dedi ki:

    bu arada Suud Yönetiminin İslamın tarihi kaynaklarını tahrif edişi ve bunu göz göre göre hem de islama mal ederek uygyulaması (tevhid inancına halel getirdiği safsatasıyla) elbette bir çoklarının bol keseden bilimselleşmesine de mahal vermektedir. Ancak din gününün sahibi de Kelamullah ın sahibi de odur. Korkumuz yok, kıbleniz olan bilim sizi yalanlayacaktır.

  10. Dost Ayran Yanlısı dedi ki:

    TEVRAT=BENİ TANRI YOLLADI ve TEK GEÇERLİ KİTAP BENİM(benden sonra din gelmeyecek)
    İNCİL=BENİ TANRI YOLLADI ve TEK GEÇERLİ KİTAP BENİM(benden sonra din gelmeyecek)
    KURAN=BENİ TANRI GÖNDERDİ ve TEK GEÇERLİ KİTAP BENİM(benden sonra din gelmeyecek)
    AVESTA=BENİ TANRI GÖNDERDİ ve TEK GEÇERLİ KİTAP BENİM (benden sonra din gelmeyecek)
    ZEBUR= BENİ TANRI GÖNDERDİ ve TEK GEÇERLİ KİTP BENİM (benden sonra din gelmeyecek)
    Ayetlerle sabittir,buyrunuz efem:

    ZERDÜŞT SON PEYGAMBERDİR VE KIYAMAET GÜNÜ İNSANLAR SADECE ZERDÜŞT ÜN KİTABINDAN HESABA ÇEKİLECEKLERDİR=YAŞT BÖLÜMÜ:13/141-AVESTA
    —–
    İsrailliler, “sonsuza dek sürecek” bir antlaşma gereği olarak, Şabat Günü’nü kuşaklar boyu kutlamaya özen gösterecekler=MISIRDAN ÇIKIŞ:31/16-TEVRAT
    —–
    RAB ant içti, kararından dönmez:
    “Melkisedek düzeni uyarınca
    “Sonsuza dek” kâhinsin sen!” dedi=MEZMUR(ZEBUR):110/4
    —–
    Tanrı, kendilerine sözünü gönderdiği kimseleri ilahlar diye adlandırır. Kutsal Yazı da geçerliliğini yitirmez=YUHANNA:10/35-İNCİL
    —-
    Kur an’ı kesinlikle biz indirdik; elbette onu yine biz koruyacağız.=HİCR 9.

    E buyur burdan yak hangisine inanalım?

    • fatih dedi ki:

      Bu Ne Embesil Düsüncedir ? Hangi Ayette Bir Daha Kitap Gelmeyecek Yazıyor KURAN-İ Kerim Dışında? Evet Her Kitapta Tek Geçerli Kitap Benim Yaza Bilir. KURAN-i Kerim Gelesiye Kadar O Dönemdeki İslamiyet Hak PEYGAMBERLERİne İnen Kitap O Zaman Yasayan İyi İnsanlara Yol Göstericidir. Ancak İNCİL MUHAMMED MUSTAFA S.A.V. i Müjdelemiştir. Ve Kıyamete Kadar Var Olacak Koruyucusu ALLAH.C.C Olan KURAN-İ Kerim Gelmiştir ELHAMDÜLİLLAH.
      ÇELİŞKİYE DÜŞTÜGÜNÜZ KONUDA ALLAH C.C Çok Yakında Size Haber Verecektir.
      Ölüm Kadar Yakında…!

    • İNSAN dedi ki:

      zerdüşt inancı dışında gösterdiğiniz hiç bir ayet : BENİ TANRI GÖNDERDİ ve TEK GEÇERLİ KİTP BENİM (benden sonra din gelmeyecek) i kastetmiyor beyfendi yoksa bi ben mi anlamadım :(

  11. rodos dedi ki:

    kuranı kerim mucizelerle dolu bir kitaptır. kimse bunu inkar edemez.bunu biraz bile okuyan biri anlar.

    • MaMaLi dedi ki:

      rodos!Haklsısn,tekerlek,islamdan yüzlerce yıl önce keşfedildi,senin peygamberin deve ile hatun dolaştırdı)))

  12. Yunus dedi ki:

    ”Biz Size ufacık Bir AkıL Verdik..Siz o akılla neyi aramaya çalışıyorsunuz”? bilimmiş şuymuş buymuş geçin onları yahu…Hz isa nın allahın oğlu oldugu düşüncesi benim kafamı karıştırıyor..Allahın oğlu olamaz..Öyleyse haşa sümme haşa Allah kimin oĞludur ? allahın eşidemi var o zaman ? diye saçma sapan düşüncelere girmez mi insan ? Yahu yapmayın dostlar inançlara saygımız var..Bizler Hz musayıda Hz isayıda Ve Hz.Muhammed(S.a.v) Peygamberimizide Çok ama çok seviyoruz..Bizler onların tırnağı edemeyiz…Yok aslında muhammed hiç yaşamadı 200 yıl sonra efsaneleşmiştir yok şöyle yok böyle…Yapmayın lütfen Bi oLay bu kadar efsaneleşemez…Hz muhammed(S.a.v)İsLamı kendi çıkarları üzerine kurabilirdi ve zevku sefa yaşayabilirdi.Eshabeler malını mülkünü onun yoluna feda etmek istediler ama o kabul etmedi ve tüm herşeyi allah yolunda feda etti ve O coğu zaman aç kalmış ve ben kuru ekmek yiyen bir kadının oğluyum demiştir.Eğer Hz muhammed(S.a.v) sizin anlattıgınız gibi çıkar üzerine sözde kendi başına yazsaydı kuranı Kıyamet alametlerinde MeryemOğlu İsanın tekrar gelip tüm islamiyeti huzura kavuşturacağını yazmazdı…Nie musa değil bir başka peygamber değilde iSa ?Öyle olmuş olsaydı Ben gelecem derdi…ama benim soyumdan olan mehdi Ve Meryem Oğlu iSa gelecek diyor.Şüphesiz o ALLah kelamıdır…Madem araştırma yapıorsunuz biraz mantıklı yapın.

    • Caner dedi ki:

      Allah akıl fikir vermiş diyorsun da en büyük aklı fikri dehalara vermiş ve hiçbiri de tanrıya inanmaz. Einstein’ın “dünyamıza bakış” adlı kitabını okumanızı öneririm.

      • Mehmet dedi ki:

        Sizin deha anlayışınız farklı beyefendi dinsizliğe bir basamak olarak kullandığınız darwin bile ateist değildi hem sizin deha dediklerinizin sözüyle otururur kalkarsanız böyle saçmalığa düşersiniz işte binlerce filozof var hangisi sizce deha sokrat mı platon mu aristo mu demokritos mu descartes mi hangisi siz bu çelişkinizi giderin islamın çelişkisine(!) sonra bakarız…..

  13. emre dedi ki:

    Bir ilahiyatcı olarak takdim edilen bilgilerin sofistik bir mantıkla saptırma ve kelime oyunlardan ibaret olduğunu ifade etmek istiyorum. Neresini düzeltebilirim ki? Kısaca şunu söylemek isterim: farklı farklı din yok tek bir din vardır. Farklı adlar verilen inançlar birbirinin devamıdır. Zaman içinde bir takım yanlış yorum ve ilaveler olmuştur. Bir sonraki pygamber görevlendirmesi öncekinde meydana gelen tahrifleri düzeltmek ve gelişen sosyal hayata uygun yeni ameli (itikat değil) hükümler içindir. İslam 1400 sene önce gelmiş bir din değil, ilk gelen din ne ise onun tam ve islah edilmiş halidir. Bir birilerine benzemeleri normaldir. Çünkü aynı kaynaktan gelmiştir.

    Kuran mucizeleri ile ilgili güya verilen karşı cevaplar gerçekten çok komik. Talep olursa tek tek cevap verebilirim.

    selam v dua ile

    • ibrahimkaraca dedi ki:

      Kuranda verilen cevap bu. Zaten eleştiren onu eleştiriyor. Şimdi ben ajandama köyün en iyi insanı olduğumu yazıyorum diyelim, başkası gülüp geçiyor. Bir hayranım da bana gülüp geçenle tartışıyor ve beni savunuyor, çünkü benim köyün en iyi bir insanı olduğuma inanıyor. Gerekçe olarak da ajandama yazdığım “ben çok iyi bir insanım, köyde benden iyisi yok” saptamasını kullanıyor, kanıt gösteriyor.
      Yani şimdi sizin ilahiyatçı olduğunuzu belirterek verdiğiniz bu cevap biraz buna benziyor. Kur’an kendinden önceki dinler soluksuz kaldı diye kendinin ortaya çıktığını söyleyebilir, bu onu bağlar. İman etmekten başka kaygısı olmayan için de aynı. Ama, araştıran için objektif olmak bu değil ki. Onun derdi iman etmek veya etmemek değil ki. Aykırı sorular sorar ve cevap arar. Sorulan sorular ve alınan cevaplar “komik” bulunsa da. Çünkü “komik” bulanın hali de ötekine başka açıdan “komik” gelebilir.

    • Buse dedi ki:

      “Kuran ilk gelen din ne ise onun tam ve islah edilmiş halidir.” diyorsunuz fakat kurandan önceki kutsal kitapların dünyayı düz olarak tarif etmesini unutuyorsunuz. Allah bu kitapları gönderirken hata yapmış olmalı.

  14. remzi dedi ki:

    hayretle okudum ve kendimi şunu düşünmekten alıkoyamadım.iman gerçekten akıl ile erişilecek bir şey değil.allah (cc) nasip edecek.nasip etmeyince olmuyor demek.yoksa bu akıl bu zeka nasıl gerçeği göremezde,onu görmemekte direnir.

    • ibrahimkaraca dedi ki:

      “iman gerçekten akıl ile erişilecek bir şey değil.allah (cc) nasip edecek.nasip etmeyince olmuyor demek”
      Evet arkadaşım… Kur’an da bunu söylüyor zaten. Ama, nasip etmediği şeyin hesabını soruyor. Oysa nasip edilmeyen şey için ceza kesilmez. Bunun için cehennem ateşleri harlanmaz.

      • remzi dedi ki:

        hesap sorulan veya ceza kesilen şey aslında imanı istememek ona ulaşmaya çalışmamak ondan kaçmak onu arzulamamak onu haketmeye çalışmamak.iman onu hakedene nasip edilir,haketmeyendende geri alınır.

    • fatih dedi ki:

      ALLAH C.C Yüce KURAN-İ Kerimde Şöyle Buyurur. Hayrı isteyene Hayrı Şerri İsteyene Şerri Veririm. Kim Hakkı İsterse Hakka Kavusur, Kim Şeytanı İsterse Şeytana Kavusur. Nasibini Kendin Arayacaksın Yani Bu İş Bu Kadar Basit. Ne İstedigini Bilmelisin Öncelikle

      • Buse dedi ki:

        Ödül ve ceza veren Tanrı he? O halde Allah’ın en büyük akıl fikir verdiği dehalar cehennemde yanacaklar. Yazarlar, bilim adamları, sanatçılar… Yani insanlık için her türlü iyiliği sadece insan oldukları için (din olduğu için değil) yapan insanlar cehennemde yanacak öyle mi? Ben böyle bir dine inanmıyorum. Ben sevgiye, bilgiye, insanlığın kendi kendini kurtarabileceğine inanıyorum ve bu Allah’ın yardımıyla olmayacak, dost.

      • bilal dedi ki:

        Buse hanım ! Ödül ve ceza veren Tanrı he ? ..diye yazmışnız.!!! Acaba, bunu söylerken
        aklına,mantıkına ve vicdanına danışarak mı böyle bir iddiada bulundunuz,? yoksa nef-
        sani arzularına göre mi hareket ettiniz.? Vicadanımıza danışarak,akıl ve mantık çerçe-
        vesinde hareket edersek şöyle dememiz gerekecektir.! Beni yoktan var eden,yaratan,
        yaşatan,evren ve içindekilerin tümünü,( havayı,suyu,toprağı,güneşi,dünyayı vs.yi ) be-
        nim için var eden Yüce Yaratıcıyı tanımalıyım,saygı duymalıyım,isyan etmemeliyim,
        emirlerini yerine getirip teşekkür etmeliyim,ona nankörlük ederek kimseye zarar verme-
        meliyim,yaratıklarını sevip saymalıyım vs…” Sağduyulu olan,akıl ve vicdanına danışan
        her insan bunlarla kendini yükümlü tutmalıdır. Yaratıcının bunca iyilklerine karşı,ona
        inanmamak,güvenmemek,saygısızlık yapmak,zatına alay etmek,nankörlük edip te-
        şekkür etmemek,her türlü melaneti yapıp,ona isyan etmek mi gerekir.? İnsanın akli,
        mantıkı ve vicdanı teşekkür etmeği,saygı duymayı ve ona inanmayı gerektirir. Yoksa
        insana bunca nimetleri veren Yaratıcıya inanmamak ve saygısızlık yapmak mı gerekir?
        Evreni,insanları ve her şeyi yaratan,var eden (haşa) sen olsaydın,en azında akıllı ola-
        rak yarattığın ve yaşattığın insandan neyi beklerdin.? Ey insanlar ! Sizi yarattım ve her-
        şey sizin için var ettim,bu nedenle beni tanımanızı,saymanızı ve bana inanmanızı isti-
        yorum demeyecek midin.? Buna rağmen seni tanımayanı,seninle alay edeni,sana inan-
        mayanı,nankörlük edip teşekkür etmeyeni,cezasını ahirette bile bırakmayacaktın,dünya-da iken onları yaşatmayacak ve belki de diri diri yerin dibine batıracaktın.!!! Ama Yüce
        Yaratıcı böyle bir şey yapmıyor.Dünyada ona inanan ile inanmayan arasında hiç bir
        ayırım da yapmıyor.Ona inanmayan,alay eden ve saygısızlık yapan insanlara ölünceye
        kadar mühlet veriyor.Ne zaman dönüş yaparsa,onun bütün süçlarını affediyor.Bakınız,
        yüce Allah’ın nice ismi sıfatları var ! O,Rahimdir,Rahmandır,Kerimdir,Affuvdur,Gafurdur,
        ( her zaman merhamet eden,affeden,bağışlayan,bolca verendir vs.) Ama bunlara karşı
        ceza veren,azap veren anlamında tek bir ismi sıfatı yoktur. İyilik yapanlar ödüllendirilir,
        kötülük yapanlar ise cazalandırılır demesine rağmen ceza ve azap verici bir sıfatı yok-
        tur.Zaten Yüce Allah kullarına azap etmeyi değil,merhamet etmeyi kendi zatına ilke edinmiştir.
        EN’AM-12: كتب علي نفسه الرحمة ”Allah,kendi zatına merhamet etmeyi ilke edinmiştir.
        EN’AM- 133: كتب ربكم علي نفسه الرحمة ” Rabbiniz,kendi zatına merhamet etmeyi ilke edin-
        miştir.” Öyle bir engin ve geniş merhameti vardır ki,Elçiler aracılığıyla göndermiş olduğu
        ilahi mesajların tebliğini hakkıyla almayan herkes, (müslüman olsun veya olmasın,bilim
        adamı olsun veya olmasın ) ahirette Yüce Allah’ın engin aff ve mağfiretiyle karşılaşırlar.
        Bugün dünya nüfusunun %90’i bile,belki hakkıyla ilahi mesajın tebliğini alamıyor.!!!
        İSRA-15; وما كنا معذبين حتي نبعث رسولا ”Hakkıyla tebliğimizi yapan bir elçiyi gönderme-
        dikçe,hiç bir kimseye azap verecek değiliz.” Hangi çağda olursa olsun,hakkıyla ila-
        hi mesajın tebliğini almayan veya kendisine ilahi mesajlar yalnış olarak anlatılmış olan
        her insan ahirette Yüce Allah’ın engin merhametiyle buluşacak.! Ama hakkıyla ilahi me-
        sajların tebliğini alıp da,inaden inanmayan bir kimse bu mükafatın kapsamı dışında ka-
        lır.! İyilkler ödül,kötülükler ise ceza gerektirir.Yoksa iyilikler ile kötülükler arasında hiç
        bir fark kalmaz.!!! Kur’an’da,namaz ve ibadetler emredildiği halde,namaz kılmayan,
        hac yapmayan ve oruç tutmayan kullara açıkça bir ceza belirtilmemiştir.Ama,evreni yaratanı,onun mesajını inkar edip,insanlığa karşı kötülük yapanlara ceza belirtilmiştir.
        Hiç bir bilim adamı,bilimsel çalışması nedeniyle azap görecek değildir.Ancak kim olur-
        sa olsun yaptığı kötülükleri yüzünden ceza alabilir.Bilim adamı olduğu halde vs.acaba,
        hakkıyla ona ilahi mesajlar tebliğ edilmiştirki cehennemde yanacak diyebilelim.???
        ÖZETLE,Yüce Allah öyle engin bir merhamete sahiptirki,her kesten ebedi mutluluk yur-
        du olan cennete girme vesilesi olan iyi işlerin yapmasını,cezayı gerektirebilecek olan
        kötü işlerden de kaçınmasını istiyor. Yani kendi zatına azap etmeyi değil,merhamet
        etmeyi ilke edinmiştir.Yüce Allah’ın merhameti sonsuzdur.Evet,insanın ebedi kurtuluşu
        da, istırabı da kendi elindedir.Hangisine göre hareket ederse,karşısında onu bulacak-
        tır.Kendini neye mustahak ederse,Yüce Allah’da ona göre muamele eder.
        Yani ebedi mutluluk yurdu olan cennette de, istırap yurdu olan cehenneme de kendi
        özgür irademizle sergilediğimiz tutum ve davranışlar nedeniyle müstahak oluyoruz.
        Saygılarımla.

      • Buse dedi ki:

        Bilal bey, öncelikle sakin bir şekilde cevap yazmalısınız, biraz heyecanlı olduğunuzu zannediyorum. Bunun dışında ben insanları yaratacak olsaydım bana tapmalarını dilemezdim ya da inanmıyorlar diye üzülmezdim. Muhammed olsaydım insanları iyiliğe yöneltecek bir din kültürü yazardım, tıpkı diğer dinler gibi. “Ödül ve ceza veren Tanrı he?” cümlesi “inanmayan cehenneme gider” zihniyetine verdiğim bir cevaptır.

        Yeri göğü yaratan bir tanrı benim düşüncemde yok. Kaos teorisi, evrim teorisi… Bunlar evrenin ve canlı evriminin nasıl oluştuğu hakkında yeterli matematiksel cevaplar verdi zaten. Kuran veya kutsal olan herhangi bir kitap bilime yol göstermedi bugüne kadar. Her şeyi yaratan tanrıdan açık bir bilgi istenir fakat kutsal kitapların bazılarının “dünya düzdür” açıklaması yapması ve Galileinin neredeyse öldürülecek olması pek açık olduğunu göstermez bu kitapların. Bilim ne bulduysa “bu kuranda ya da başka bir kitapta bildirilmişti” denildi hep. Şuan bilimin bilmediği bir geleceğe dair kuranda bir ayet var mıdır? Bütün bilgilerimizi alt üst edecek bir şey? Dinler bilime yol göstermedikçe haklısınız diyemem.

        Ben doğayı yani evreni tanımalıyım, saygı duymalıyım, ona isyan etmemeliyim. Ona nankörlük ederek kimseye (doğaya ya da canlıya) zarar vermemeliyim. Bunları yapmam için bir tanrıya inanmama gerek yok, kozmik anlayışa sahip olmam yeterli, insanları ve canlıları sevmem yeterli. Ben size veya herhangi birine; bilgi sahibi olduğu için, sevincimi üzüntümü paylaşabildiğim için, eğitimle büyüyebildiğim için bağlıyım, tanrı olduğu için değil.

        “Yaratıcının bunca iyiliklerine karşı,ona
        inanmamak, güvenmemek, saygısızlık yapmak, zatına alay etmek, nankörlük edip teşekkür etmemek, her türlü melaneti yapıp ona isyan etmek mi gerekir?” demişsiniz. Benim böyle alışkanlıklarım yok, eminim benim için de dememişsinizdir fakat evreni ve doğayı biraz anlayabilen bunları yapmaz. Bütün dahilerin akıllarında da işte bu kozmik anlayış vardır, benim de onları benimsememin nedeni budur. Onlarda tanrı anlayışı yoktur çünkü doğayı oluşturan olayların madde olduğunu bilip doğaya ve evrene saygı duyarlar. Bu konuda Einstein’ın “dünyamıza bakış” kitabını okursanız ne demek istediğimi daha iyi anlarsınız.

        Tanrınız sizin tanrınız benim değil ve buna hiç de karşı değilim. Dinleri karalamıyorum, dinlerin “insan ürünü olduğunu” düşünüyorum. Bir tanrının bütün evreni yaratıp sonra da dünya ile uğraşmasını uygun bulmuyorum. Kutsal kitapları en azından daha açık bir dille ve mantıklı yazabilirdi, altında anlam aramaya gerek yok, kendi ayetlerinde bile apaçık gönderdik diyor. Diyeceğim şudur ki dinler o zamanlar gerekliydi çünkü insanlar cahildi fakat bugün birçok kimse artık bilgi sahibi ve eğitimli. Tanrıya ihtiyaç yok artık, o geride kaldı. Bilim bir araştırma yaparken tanrı savıyla çalışmaz. Mesela yaşamın kökeni gibi. Dine göre hareket etseydi bilim “biz insanlar Adem ve Havvadan geldik” derdi, yaşamın kökenini sorgulamazlardı ya da buna göre hareket ederlerdi ama bugünün bilimsel bulguları dinlerin tam tersi. Mesela bugünün bilim adamları dünyadaki yaşamın bir kuyruklu yıldız ya da göktaşından geldiğine dair önemli kanıtlar buluyorken, evrimle ilgili daha güçü kanıtlar bulunuyorken inanamam dinlere. Sadece bunlar için değil, tarihi araştırınca bile inanamıyorsun dinlere.
        Durum böyle işte; bu yüzden dahiler, bilim adamları hep kozmik anlayışla hareket ederler, tanrı anlayışıyla değil. Benim yolum onların yoludur.

        Vicdanıma danışarak,akıl ve mantık çerçevesinde hareket edersem Einstein’ ın söylediği gibi diyeceğim şudur:
        İnsanın ahlaksal davranışı, başkalarının acısını paylaşmasına, eğitime ve toplumsal ilişkilere etkin olarak bağlanmalıdır. Bu davranışın dinsel bir temele hiç de ihtiyacı yoktur. İnsanların yalnız ölümden sonraki ceza korkusu ve ödül umudu ile kendilerini tutabileceklerini düşünmek insanlık için hiç de övünülecek bir şey değildir.

        Ben canlıya, doğaya ve evrene saygılıyım ve bugünün bilimsel sonuçlarını, tarih kitaplarını, din kitaplarını okuyorum da bu evreni bir tanrının yaratmadığı belli. İnsanlar evrene tanrı yaratmış ne kadar muhteşem diyorsa, İnsanlar öldükten sonra ceza korkusu ve ödül umudu ile kendilerini tutuyorlarsa ve bunun için tanrı kavramı gerekiyorsa işte asıl mantıksızlık budur. Ben size saygılıyım, sizi seviyorum çünkü sevincimi-üzüntümü, bilgimi, eğitimimi paylaşabiliyorum. Size öfke duymadan sizle tartışabiliyorum ve bunu tanrı inancım olmadan yapıyorum.

        Saygılarımla.

      • Oktay dedi ki:

        Düşüncelerinize katılıyorum Buse hanım. Sizin ve tüm kadınların 8 Mart kadınlar günü kutlu olsun.

        Yaşamın kuyruklu yıldızlardan ya da gök taşından geldiğine ve evrimle ilgili yeni bulgulara dair yazılar Popular Science Türkiye dergisinin bu ay çıkmış olan Mart 2013 sayısının 68. sayfasında bilimsel kanıtlarla birlikte yer alıyor. 12 sayfalık bu makaleyi okumanızı öneririm Bilal bey. Bu bulgulara karşı çıkanlara da okumalarını tavsiye ederim

      • bilal dedi ki:

        Buse hanım ! 1-Allah bir evreni (bir eseri) yaratmışsa,neden yarattığı eseriyle ilgilenme-
        sin? Böyle düşünmek mantıksızlık değil mi?Her mücid,icat ettiği eseriyle ilgilenmez mi ?
        Bir anne-baba dünyaya getirdiği evladıyla ilgilenmez mi? Dünyaya getirdkten sonra onu
        ilgisiz mi bıraksınlar.? Bir mücit,icat ettiği eseriyle nasıl ilgileniyorsa,bir anne-baba dün-
        yaya getirdiği çocuğuyla nasıl ilgileniyorsa,şu koca evreni,içindekileri ve akıl gibi üstün
        meziyetlerle donatıp yarattığı kullarıyla Yüce Allah ilgilenmesin mi ? İlgilenmiyecekse,
        neden yaratıyor.? Eğlence olsun mu diye yaratıyor.? İşte Yüce Yaratıcı da,yarattığı ev-
        ren,dünya ve insanla ilgilenmesi gayet doğal,uygun ve mantıklıdır.Şayet yarattıklarıyla
        ilgilenmeseydi,asil o zaman mantıksızlık olurdu.Bu nedenle,Yüce Allah KIYAME suresi
        36.ayette şöyle buyuruyor ”ايحسب الانسان ان يترك سدي ” İnsan,kendisinin başıboş (sorumsuz)
        bırakılacağını mı zannader?. Yani her şeyi kendisi için yarattıp akıl ve düşünme yetene-
        ği gibi üstün meziyetlerle donattığımız insanı sorumsuz mu bırakacağız.? Onu amaçsız
        ve sorumsuz bir varlık olarak mı yarattık? Bir şey icad ediliyor veya üretiliyorsa,amaçsız
        mı icad ediliyor? Mücid,icat ettiğiyle ilgilenmez mi ? İlgilenmiyorsa neden icad ediyor.?
        Sağduyulu davranarak,mantıklı düşündüğümüz de görürüz ki,yüce Yaratıcının yarattığı
        evrenle,dünya ile ve kulları olan insanlarla ilgilenmesi gayet doğal ve mantıklıdır.
        Asil,yarattıklarıyla ilgilenmemsi mantıksızlıktır.Evet maalsef,bu konudaki düşünceniz
        mantıklı değildir.! 2-Tanrı’nın varlığına inanmıyorsan,neden Tanrı’ının dünya ve insan-
        larla olan ilgisini uygun ve mantıklı bulmuyorsunuz. ? Bu tavır,sizdeki çelişkileri ortaya koymuyor mu ???
        Yani,bir yanden Tanrı yok diyeceksiniz,öbür yandan da neden Tanrı yarattığı dünya ve
        insanlarla ilgileniyor diyeceksiniz ? Böyle düşünmek mantıklı mı ? Yok saydığınız Tanrı’nın icraatlarını da yok sayman gerekir.! Ama öyle yapmıyorsunuz.! İşte bu neden-
        le,düşünceniz mantıklı görülmüyor.
        ==================================================================
        a) ”..Kutsal kitaplar o zaman gereklidi,çünkü insanlar cahil idi.Bugün bir çok kimse eği-
        timli ve bilgi sahibidir.Tanrı’ya ihtiyaç yok artık..” demektesiniz.Peki,eğitimli ve bilgi sa-
        hibi olan bilim adamları,neden kitle imha silahları,atom bombaları,nükler silah taşıyan
        füzeleri ve nice insanları yok eden silahları icat ediyorlar. ??? Bunlar,teknik bilim bilim
        adamlarının icadı değil midir.? Hani eğitimli ve bilgi sahibi olmak yeterlidir diyordunuz. ?
        b) Bugün bütün dünya ülkelerini yönetenler yüksek eğitimli ve bilgi sahibi kimsler değil
        mi ? Öyleyse neden savaşlar,neden katliamlar,neden soykırımlar,neden her türlü zu-
        lüm,işkence,açlık,yoksulluk,işsizlik vs. ????????????????????????????????????
        Hani dünya ve insanların tümünü yönetenler yüksek eğitimli ve bilgi sahibidirler. !!!!!!!!
        Neden dünyayı sorunsuz yönetmiyorlar.? Neden dünyadaki bütün sorunları çözemiyor-
        lar.??? Bunlar yüksek eğitimli ve bilgili değiller mi ????????????????????????????
        Demekki,inaçsız bir eğitim ve bilgi sorunları çözmede yeterli değildir.Bunlarla birlikte ev-
        reni yaratan Yüce Allah’a,öldükten sonra ona hesap verceğimize inanmak da gereklidir.
        Yani Allah’a ve öldükten sonra ahiret inancına dayanmayan kuru bir eğitim ve bilgi dün-
        yayı sorunsuz yapmaktan acizdir.İnsanı vicdanlı,ahlaklı ve erdemli yapan eğitim ve
        bilgi ile birlikte Allah ve ahiret inancıdır. ” Artık Tanrı’ya ihtiyaç yoktur ifadeniz de vicda-
        nen,aklen ve mantıken geçersizdir.
        ================================================================
        İngiliz filozoflarından H.Spencer şöyle diyor. ” Dinden kuvvet almayan,dine dayanma-
        yan bir ahlak sistemi,tarihin hiç bir döneminde,hiç bir ülkesinde kendisinden beklene-
        ni verememeştir. ”
        Merhum M.Akif ERSOY’da bu konuyu dizelerinde ne kadar güzel dile getirmiştir. !
        == Ne irfandır veren ahlaka yükseklik,ne vicdandır.!!!
        == Fazilet hissi insanlarda havfi YEZDAN’dır. ” Yani Allah inancı ve ona hesap verme
        korkusu insanı faziletli,erdemli,ahlaklı ve vicdanlı yapar.Evet,Evrenin varlğı,bir mücit ve
        yaratıcının varlığını zorunlu kılmaktadır.Bu Mükemmel evren,ne kendiliğinden meyda-
        na gelmiş,ne de bir tesadüf sonucu olarak. !!! Her eser,kendi müessirini,mücidini ,mi-
        marını ve üreticisini bize zorunlu kılmaktadır.İşte Cansız,şuursuz maddeden bu mü-
        kemmel evrenin meydana gelmesi de,bize Yaratıcı bir güç olan Yüce Allah’ın varlığını
        zorunlu kılmkatadır. Saygılarımla.

      • Buse dedi ki:

        1- Sizin düşüncelerinize göre konuşursak insanlarla yüce bir varlığı karşılaştıramazsınız. Anne-baba argümanınız bu konuda yanlış çünkü tanrının insan ürünü olduğu ortaya çıkar. İlk dinler açıklanamayan doğa olaylarını açıklamak için ortaya çıkmıştı. İnsanlar toplumsallaşmaya başlayınca tek tanrılı dinler oluşmaya başladı, tıpkı baba-oğul kavramları gibi. Bu yüzden tanrıyı ve anne-baba-çocuk üçlüsünü karşılaştırıyorsunuz. Zannediyorsunuz ki ailem benimle nasıl ilgileniyorsa tanrı da insanlarla öyle ilgileniyor. O halde tanrıyı da birinin yaratmış olması gerekir. Bu mudur ispatınız? Bunun dışında bir mucit bir şey yaptığı zaman ona ödül ya da ceza vermez. Mucit ürettiği bir şeyle bir süre sonra ilgilenir mi? Aklıevvelle insanları karşılaştıramazsınız. Karşılaştırırsanız dinlerin insan ürünü olduğu ortaya çıkar ki tanrının varlığı böyle ispatlanamaz. Çünkü doğrulayabilir veya yanlışlayamazsınız ve bu yüzden de yazdığınız bunun ispatı değildir. Einstein’ın “dünyamıza bakış” kitabını okuyun lütfen. Evrimle ilgili ve kaos teorisiyle ilgili her geçen gün yeni kanıtlar ortaya çıkıyor ve bu sonuçlar tanrı kavramının mantıksız olduğunu bir kez daha söylüyor matematiksel ve bilimsel olarak. Sizse burada anne-baba argümanını kullanarak tanrıyı ispatlamaya çalışıyorsunuz

        2- Sizin inandığınız dine göre konuştum. Kendimi sizin yerinize koyduğum zaman bile dinlerin ve tanrının insan ürünü olduğunu görüyorum. Evrenin yaratımının 1. gününde dünyanın olması, Muhammed’in 9 yaşında bir kızla birlikte olması ve bir çok eşle birlikte olması, hem de bunu tanrının uygun bulması, kadınların hafifçe dövülmeleri, tanrıyı anne-baba argümanıyla ispatlama çabalarınız, evrim, kaos teorisi, göktaşı ve kuyrukluyıldız bulguları, Orion bulutunda yaşamsal moleküller vs.
        Eğer yazılarımı daha düzgün okusaydınız mantıklı olduğumu ve çelişkili olmadığımı görecektiniz.

        a) Atom bombaları yapan insanlar eğitimli, bilgili insanlar mıdır? İnsan öldüren, canlı öldüren silahlar yapan kişiler bilgili insanlar mıdır? Evreni ve doğayı anlayan insanlar bunu yapmaz. Bu silahları yapan insanlar dine inanan insanları kullanan kişilerdir zaten. Yoksa benim bir çok kişiyi öldürmem gerekirdi. Yanlış bir soru sormuşsunuz çünkü evreni ve doğayı seven ben; insanlar ve canlılar üzerinden böyle şeyler düşünmem. Bir insanın bilgisinin, eğitiminin yanında sevincini ve üzüntüsünü paylaşabilmesi de lazımdır demedim mi size niye okumuyorsunuz? Sivas’ta 37 kişiyi öldürenler kendisine inançlıyım diyen herifler değil midir? Neden böyle bir karşılaştırma yapıyorsunuz?

        b) İnsanı vicdanlı, ahlaklı ve erdemli yapan eğitim ve
        bilgi ile birlikte Allah ve ahiret inancı değil kozmik duyguyu anlayıp doğayı, evreni ve canlıları sevip anlayabilmektir. Sonradan ahirette hesap soracaklarına gelin biz insanlar bu dünyayı değiştirelim Bilal Bey. İnsanları sevgi, saygı, bilgi ve eğitimle donatmış oluruz. Böyle insanlar doğmamış olur. Bir bilim adamı insan öldürmek için silah yapıyorsa bunun nedeni bilgili ve eğitimli olmasından değil evreni ve doğayı duygusal olarak anlamamasındandır. Dediğim gibi Sivas’ta 37 kişiyi öldürenler tanrıya inananlardı. Şu halde size şunu sormalıyım: O zaman neden dahiler insan öldürmemiştir? Felsefeciler, sanatçılar, müzisyenler şairler, bilimin farklı dallarıyla uğraşanlar? İnsana ve canlılara en çok değeri veren insanlar sandığınızın aksine bunları anlayıp tanrının olmadığı görebilen insanlardır. Tekrar söylüyorum bu yüzden artık tanrıya ihtiyaç yoktur. Verdiğiniz örnek çok ilginç çünkü insan öldüren kişiler evreni, doğayı, insanı anlayamamış canlılardır. Yoksa her dahinin, her sanatçının, her bilim adamının katil olması gerekirdi. Bugün dünyayı yönetenler inançsızlardır evet fakat yönetebilmelerinin nedeni insanları dinle çok rahat kandırabilmeleridir. Tekrar ediyorum lütfen ve lütfen Einstein’ın “dünyamıza bakış” adlı kitabını okuyunuz o zaman ne dediğimi anlarsınız.

        H. Spencer’a ait olduğunu söylediğiniz söze dair bir kanıt bulamadım. Fakat H. Spencer dediğiniz adam “doğal seleksiyon ile zayıf olan elenir” cümlesini yanlış anlayıp “fakirler toplum için gereksizdir ve ölmelerinde bir sakınca yoktur” diyen bir kişidir, verdiğiniz örneklere dikkat ediniz. Bu adam da evrimi savunan insanlardan biridir fakat sanırım biraz yanlış anlamış. Evrimle dini buluşturmayı yani bilim ve dini buluşturmayı düşünüyordu fakat yüz yıl sonra görüyoruz ki yanılmıştır, bunu o adamın ilgilendiği bilim dallarının makaleleri ve deneyleri söylüyor.

        Size ve M. Akif’ e göre Allah inancı ve ona hesap verme
        korkusu insanı faziletli, erdemli, ahlaklı ve vicdanlı yapar. Dahilere, bilim adamlarına, dünyaya adını duyurmuş ve milenyum olmuş insanlara göreyse bu övünülecek ve insanı erdemli yapacak olan bir şey değildir, yanılıyorsunuz. Tarihte, felsefede, bilim tarihinde ve sanat tarihinde gördüğüm bir çok insan tanrı inancı olmadan da erdemlidir. Çünkü aslolan insanca yaşamasını bilmek ve doğayı anlamaktır, burada insan ürünü olan tanrıya gerek yoktur. Binlerce yıl geride kaldı o. İnsanı erdemli yapan şey hesap verme korkusu değil insanın her canlıya değer verip onunla paylaşım yapmak ve doğayı anlayıp sevmektir.

        Son paragrafta yazmış olduğunuz cümlelere gelince. Büyük patlamaya neden olan olayı bilim hala bilmemekte fakat bunu tanrı yaptı diyerek açıklayamayız. Yoksa kanıt olmamasına rağmen Adem ve Havadan geldiğimiz bilimsel olarak kabul edilmiş olurdu. Eğer bilimle ilgili belgesel kanallarını izler kitaplar okursanız bu evrenin kaos teorisiyle nasıl açıklandığını anlamış olmakla birlikte bilimin neden tanrı savıyla konuşmuyor olduğunu anlamış olacaksınız. Evrenin kendi kendine nasıl oluştuğunu ve tanrının burada neden gereksiz olduğunu kavramış olacaksınız belki. Ben doğayı incelediğim zaman, evreni teleskobumla gözlemleyip bilim kitaplarını ve edebî-felsefî kitapları okuduğum zaman bu evrenin maddeyle kendi kendine oluşabileceğini görüyorum. Siz salt din kitaplarına göre konuşuyorsunuz, bense kozmik anlayışa göre ki bu tanrının varlığını zorunlu kılmaz. Belgesel bile olsa izlemiyor musunuz? Bilim kitapları okumuyor musunuz hiç? Sanki bu evreni oluşurken görmüş gibi konuşuyorsunuz. Sandığınızın aksine bilimsel buluşlar tanrının varlığının zorunlu olmadığını hatta gereksiz olduğunu söyledi her seferinde. Yazdığım bazı konuları araştırdığınız ve okuduğunuz zaman ne kadar mantıklı olduğunu göreceksiniz. Düşüncelerime çelişkili ve mantıksız diyorsunuz ama size göre konuşursak eğer bu mantıksızlık ve çelişki Allah’ın en büyük akıl fikir verdiği dehalarda da bulunmalıydı.

        Saygılarımla.

      • Buse dedi ki:

        Bu arada eklemeyi unuttum; eğitimli ve bilgili olup inançsız olan insanlar dünyayı yönetip her türlü pisliği yapıyor dediniz ya. Bunun nedeni kozmik duyguyu anlayamamaları işte. Doğa ve insan sevgisi olmadığı için insanları dinle kandırabiliyorlar. Yoksa her inançsız her türlü pisliği yapardı fakat durumun böyle olmadığını görüyor ve okuyorsunuz.

        Bunun dışında alttaki arkadaşın dediği gibi Popular Science Türkiye dergisinin bu ay çıkmış olan Mart 2013 sayısını almanızı ben de öneririm. 68. sayfada bulunan “Yaşamın Başlangıcına Yolculuk” adlı 12 sayfalık makale dediklerimi anlamanıza yardımcı olacaktır.

        Saygılarımla.

      • bilal dedi ki:

        Buse hanım ! 1-Tanrı evreni ve insanları yarattıktan sonra onnlarla ilgilenmemesi asil
        mantıksızlıktır.Siz de böyle bir mantıksızlık peşindesiniz.Zira görüyorumki,akle ve mantıke pek önem vermiyorsunuz. Halbuki insanı diğer varlıklardan ayıran bunlardır.Öyleyse insan aklını ve mantıkını kullarak her konuda hüküm vermeye çalışmalıdır. 2- Tanrı’nın isbatı
        için anne-baba argümanı kullanmadım,galiba ne dediğimi anlamış değilsiniz.! Benim de-
        mek istediğim şey,bir mücit,icat ettiği eseriyle nasıl ilgileniyorsa,evreni yaratan yüce
        Allah’da kendi eseri olan evren ve insanlarla daha fazla ilgileniyor.Eğlence olsun diye
        Allah ne evreni,ne de insanı yaratmıştır.Bunların yaratılışları bir amaç içindir.Bu nedenle
        bunlarla ilgilenmesi gayet doğaldır. Ama senin mantığına göre,Yaratıcı Tanrı hiç bir şeye
        karışmaması gerekir.O seni ve evreni yaratacak,yaşatacak,ama sen onun işine müdahale
        edeceksin.Benim işime niye karışıyorsun diyeceksin değil mi ? Ne kadar da mantıklı düşü-
        nüyorsunuz.???
        =================================================================
        3- ” Evrenin yaratımının 1.gününde dünyanın olması ” diye saçmalığı nereden aldınız.?
        Kur’an,” evrenin 6 ” يوم ” Yevm”de ( yani 6 uzun evrede ) yaratıldını sölüyor. Zira evren
        yaratıldığı zaman dünya ve güneşin olmadığına göre,buradaki yevm kelimesi ”dünyanın
        kendi ekseni etrafında dönmesiyle meydana gelen gün değildir.Arapçada ”Yevm kelimesi,
        hem uzun evre,hem de dünyanın kendi ekseni etrafında dönerken meydana gelen zaman
        dilimini ifede eder. O zaman dünya ve güneş olmadığına göre,yevm kelimesinin ifadesi
        uzun evre demektir. Zaten Allah katında zaman izafelidir. Dünyanın normal bölgeler ile
        kutup bölgelerindeki gece ve gündüzler birbirinden çok farklıdır.Diğer gezegenler ile dün-
        ya günleri yine birbirinden çok farklıdır.Yani cismin hızına göre zaman farklı olur.1400 se-
        ne önce zamanın izifiyetine kur’an işaret ettiği gibi,hayranı olduğun Einstein bile kur’an’dan
        yaklaşık 1300 sene sonra kur’an’ın dediğini söylemiştir.
        =================================================================
        4- Hz.Aişe evlnediğinde yaşı 17-18 idi. ” Google de ” HZ:AİŞE EVLENDİĞİNDE KAÇ
        YAŞINDA İDİ ? -SORULARLA İSLAMİYET ” yazarak bu adrese lütfen giriniz.!!!
        5-Hz.Muhammed’in evlilikleri konusu,”K.daki mantıksal Hatalar” bölümünde araştırıp bu-
        labilirsiniz. !!! 6- Sizin ifade ettiğiniz dahiler olan bir kısım bilim adamı direk olarak değil,
        kitle imha silahları üreterek,dolaylı olarak onmilyonlarca insanın ölmesine sebep olmuş-
        lardır.İkinci dünya savaşında Japonyay’ya atılan ve bir anda 275.bin masum insanın ölme-
        sine sebep olan senin övdüğün dahilerin icat ettikleri atom bombasıdır.İşte sizin övdüğü-
        nüz dahiler dolaylı olarak milyonlarca insanın katili olmuşlardır.!!!

      • bilal dedi ki:

        Sayın Buse ! 1Tanrı’ya inanmayan bir kısım insan da erdemli olabilr.Ama hiç bir zaman
        kendini erdemli yapmayı zorunlu görmez.Zira erdemli olduğunda,bu onun çıkarıyla çatı-
        şırsa,çıkarını ona tercih eder.Allah’a hesap verme inancını taşımayan bir insan,nasıl
        olursa olsun,hayat sadece bu dünyadan iberettir,ölümden sonra kimseye hesap ver-
        mem diyerek dünyevi çıkarını erdemli olmaya tercih eder.Ama ahirette Allah’a hesap
        verme inancını taşıyan böyle bir dudrumda yine,erdemli olmayı çıkarına tercih eder.
        2- Sivas’taki olay elbette tasvip edilemez. Ama söz konusu olayda hayatını kaybedenler
        de,kimsenin inancına ve mukaddes değerlerine hakaret etmemesi ve olayı kışkırtacak
        durumlardan kaçınması gerekirdi. Yani her iki tarafında süçleri vardır.İşte her iki tarafın
        yalnış tutumları nedeniyle maasef,menfür olay maydana geliyor.Biz bu olayı nasıl taraf-
        sız değerlendiriyorsak,siz de öyle olun.Her iki tarafın da ihmali söz konusu. Ateistlere
        sesleniyorum ! .kimsenin inancına saldırmayın,hakaret etmeyin,karşı tarafı da kışkırt-
        mayın,hep birlikte yaşayalım.Her kes kendi ameliyle öbür dünyaya gider.Kimse kimse-
        nin yerine cezalandırılmaz..Birbirimizin inancına saygı duyduğumzda,birbirimeze karış-
        madığımızda dünyamızda sevgi,saygı, huzur ve barış ortamı egemen olacaktır.!!!
        ==================================================================
        3- Akıl,mantık ve bilim evrenin kaos veya tesadüf sonucu olarak meydana gelebileceği-
        ne asla olanak tanımamaktadır.Eğer kullandığınız bilgisayar,içinde barındığınız bina vs.
        bir kaos veya tesadüf sonucu meydana gelebilmişse veya asitik,salisilik ve sülfirik asit-
        lerden oluşan küçük bir aspirin tableti bile,eczacısız,üstasız üretilebilmeşse,O zaman
        evren de mücidsiz,mimarsız,ustasız ve yaratıcısız olarak,bir kaos veya tsadüf sonucu
        meydana gelmiş olabilir.4-Aklen,mantıken ve ilmen kaosun neticesi pozitif değil,daima
        negatiftir.Evrenin mükemmel bir şekilde oluşması,evrendeki kaos ve esaduf iddiasını
        geçersiz kılmaktadır. Bana,bir binanın banisiz,mimarsız,ustasız oluştuğuna dair bir kanıt
        gösterebilirseniz,ben de evrenin kendiliğinden veya kaos sonucu meydana geldiğine
        dair size hak verebilirim.Evet,akıl,mantık ve bilim evren için yaratılmış diyor,Kaosa ve tesadüfe asla olanak vermezler. 5- Sürekli doğa ve insan sevgisinden söz ediyorsunuz.
        Ama doğa ve insan sevgisini oluşturan etmenlerden söz etmiyorsunuz.Doğa ve insan
        sevgisi ancak inaçla olur.Bunları bir inanç sistemine dönüştürmedikçe,kendilerinden
        beklenenini veremezler.
        =================================================================
        Einstein,Tanrı’yı inkar etse de,onun bu inancı seninkinden veya başkasınkinden hiç bir
        farkı yoktur.Çünkü,bilim gözlem ve deneylere dayanmaktadır.Gözlem ve dneylerle tes-
        bit edilemeyen bir şey,bilimsel değildir. Üstün zeka,akıl ve yaratıcı güç olan Allah,
        madde üstü bir kudret olup,maddenin özelliklerini taşımadığı için,onun yokluğunu bilim-
        sel yöntemlerle kanıtlamak asla mümkün olamamktadır.Zira bilimin yöntemleri olan
        gözlem ve deney ancak madde ve maddenin özelliğini taşıyanlar üzerinde icra edile- bilir.Yaratıcı güç madde üstü olup,maddenin hiç bir özelliğini taşımadığı için bilimin
        yöntemleriyle inkar edemeyiz.Yani Einstein Tanrı’yı inkar etse de,onun bu inancı bilim- sel değildir.Çünkü yaratıcı üzerine gözlem ve deney yapamaz ki,onun bu inancı bilim-
        sel olsun.!!!
        ===============================================================
        1-Enstein,Tanrı’yı inkar etmemiştir.Onun şözleri Tanrı’ya olan inancını dile getirmekte-
        dir. a) Tanrı evreni yaratırken zar atmaz. Yani evrenin yaratılışı için fizik yasaları ko-
        yarak,evreni bu yasalara uygun yaratmıştır. Kur’an’da bu fizik yasalarına sünnetüllah
        denilmektedir. b) Benim,Tanrı görüşüm,anlaşılamayan evrende kendini gösteren bir
        düşünüş kudretinin mevcudiyetine kuvvetle ve heyecanla inanmaktır. ” Einstein’in
        inanç ve etkileri ” google de. c) Einstein,evrenin tesadüflerle oluşamayacak kadar
        harika bir düzene sahip olduğuna ve evrenin üstün akıl sahibi bir yaratıcı tarafından
        yaratıldığına inanıyordu. // Mercek dergisi // d) 50.doğum gününden sonra Einstein,
        George Sylvester Viereck’e verdiği bazı röportajları şöyledir. 1- Tanrı’ya inanırmısın ?
        C- Ben bir ateist değilim,ancak kendimi bir panteist olarak da nitelendiremem……..
        ===============================================================
        İddia edilen yeni mektubu ne den şu ana kadar saklı tutulmaktaydı? Adına düzenlenmiş
        olabilen mektuptan acaba rant kazanmayı düşünenler mi var.? Söz konusu mektup,
        bir şirket tarafından 8.bin sterlinle satılacakmış ! Evrim teorisni iddia edenler gibi,nasıl arafosilleri bulduk diye sahta fosillerle halkı kandırdıkları gibi,bu olay da bunun gibi
        olabilir. Yoksa,Tanrı’yı inkar etseydi,kimden çekinirdi. Onun yaşadığı zamanda fikir
        özgürlüğü bütün dünyada serbest idi.Neden fikrini saklı tutsun.? Her halde,bunun
        üzerinde rant peşinde olanlar vardır.
        =============================================================
        a) EİNSTEİN; Hıristiyanlıkta tasavvur edilen Tanrı inancı vb.safsatalara inan-
        miyordu. Yani Tanrı’ya olan inancı,Hıritiyanlık ve Yahudilikteki gibi değildi. İslamı
        araştırmadığı halde,islamdaki Tanrı inacına benzer bir inanca sahip idi.Dinleri red eder-
        ken orjinalı korunmamış Hiristiyanlık ve Yahudilik dinlerini reddediyordu.Dinler derken
        maksadı efsanelerle dolu hıristiyanlık ve yahıdilik dinleri idi.O bu iki dinin içinde yaşa-
        dığı,hıristiyan ve yahudilerce islam dini kutsal sayılmadığı için, islamı araştırmadı.
        Dinler şöyledir veya böyledir dediğinde,genel olarak bu iki dini kast kastemiştir.!
        ÖZETLE; İster Tanrı’ya inansın,ister inanmasın,onun böyle bir inacı bilimsel değildir,
        Çünkü bilimsel yöntemlerle Tanrı’nın yokluğu isapat edilemez. Ünlü genetikci ve evrim-
        ci Richard Lewontin’in de ifede ettiği gibi,Materyalizm felsefesi tamamen ( a.priori ) ye
        dayanmaktadır. Yani deneysel yöntemlerden yoksun varsayımlara dayanır. Bilimsel
        yöntemlerle Tanr’ı inkar edilemez.” demektedir.!!! Saygılarımla.

      • Buse dedi ki:

        1-Bilal bey, tanrı yok ki yarattıktan sonra insanlarla ilgilensin, siz benim dediklerimi anlamıyorsunuz. Ben kendimi sizin yerinize koyduğum zaman tanrının insanlarla ilgilenmesini saçma buluyorum çünkü baba-oğul kavramına göre oluşturulmuştur dinler. Bilimle ilgilenmediğiniz ve bu konularda bilgili olmadığınız çok belli.

        2-Ben tanrıya inanmıyorum ki yaratıcı yarattığı bir şeyle ilgilenmez diyeyim. Eğlence ile ilgili en ufak bir tanım bile kullanmadım. Anne, baba ve mucit örnekleriniz saçma çünkü sizin kendi tanrınızla bu insanları karşılaştıramazsınız. Çünkü tanrı kavramı bu şekilde ortaya çıkmıştır zaten, siz aslında tanrının insan ürünü olduğunu ispatlamış oldunuz fakat bunun farkında değilsiniz. Tanrı doğrulanabilir veya yanlışlanamaz; sınanabilir bir şey değil. Müdahale bu yüzden kullanılamaz, dikkatli okuyunuz.

        3- Öncelikle “saçma” kelimesini benim için olmasa da kullanmayınız, bu yaptığınız saygısızlık. Madem böylesiniz ben de buna göre davranmak zorunda kalacağım. Kuranın günlerden kastı evre olsa bile bu ilk evrede dünyanın olması imkansızdır. Çünkü bu ilk evrede gökada bile yoktur. Siz kendi çapınızda kuranı bilime uydurmaya devam edin, bu halinizle kendinizi komik duruma düşürmekten başka bir işe yaramıyorsunuz.

        4- Muhammed el-Buhari tam tersini söyler ki bu adan 800’lü yıllarda yaşamış adam. Bir diğer site de şudur: http://hadis.ihya.org/kutubusitte/konu/757.html
        Başka kaynaklarda 14, diğer kaynaklarda 18 olarak geçer. Bunlar Muhammed’in 1 den fazla kadınla evlendiği gerçeğini değiştirmez. Eski kaynaklarda bile 9 olarak geçerken Muhammed’in bu kadınlarla evlenmesinin nedeni onları kötü durumdan kurtarmak olduğu yazarken siz hala hesaplamalarla uğraşıp duruyorsunuz. Aişe’nin doğum tarihini “ablası şu yaşta, o bu yaşta” deyip durarak değiştirmeyeuğraşıyorsunuz. Ne fark eder? Birden fazla kadınla evlenip 2 tane kadını da taşlamamış mıdır Muhammed? Sonra ayeti değiştirip 100 sopa veya 200 sopa diye komik rakamlı ve konulu ayet yapmamış mıdır? Hala ayetlerin altından yorum çıkarmakla meşgulsünüz. Sorularla islamiyetmiş. Ne yapayım ben dünyanın yuvarlaklığı ve güneş etrafında döndüğü ile ilgili en ufak bir ibare olmamasına rağmen ayetlerin altından yorum çıkararak “kuranda bu geçer” diyen siteyi? Hem de dünyanın güneş etrafında döndüğü kurandan 500 ve 1000 yıl önce söylenmişken?

        5- Bir çok kaynakta Muhammed’in birden fazla kadınla evlenmesinin nedeni o kadınları kötü durumdan kurtarmak için olduğu söylenir. Bir çok kaynakta geçer. Siz hala yorum çıkarmaya çalışıyorsunuz. Kuranın ve bir çok olayın açık bir dille gönderilmemesi ve yazılmaması ne tuhaf değil mi? Hala hoşgörülü davranmayıp bana mantıksız ve çelişkili diyorsunuz.

        6- Ben size ne diyebilirim ki? Bu dahiler o atom bombasının yok olması için elinden geleni yapmışlardır. Solvay Konferansındaki bir çok bilim adamı buna karşı çıkmıştır. Bu atom bombasını bilim adamları bulmadı. Onlar atomların yapıtaşlarını açıkladılar, bu kadar da cahil olunmaz be. Gözlerinizi açın da yazılarımda ne yazdığınızı görün. Tonla karanlık yemişsiniz, etrafınızı görmüyorsunuz. Ben bile sizin dediklerinizi doğru varsayıp size doğru düzgün cevaplar vermeye çalıştığım halde siz hala “bu böyledir, şu şöyledir” deyip durarak ve şüphe bile etmeden konuşarak saygısızlık ediyorsunuz.

      • Buse dedi ki:

        1- Bilal bey, söylediğiniz şeye bakın, “inanmayan ölümden sonra kimseye hesap vermem diyerek dünyevi çıkarını erdemli olmaya tercih eder”. Bu ne ya? Erdemli insan anlayışınıza başka hiçbir şey demiyorum. Belli ki inanmayıp erdemli olan insanlara da bu gözle bakıyorsunuz. İnsanca yaşayıp inanmayan insan hiçbir zaman çıkarlarını erdemlerin önüne koymaz, saçmasapan konuşmayın lütfen. Sinirlendiriyorsunuz insanı. Biraz okuyun, araştırın, anlayın, görün.

        2- Ne biçim konuşuyorsunuz siz be?. Sivas’ta yananlar hiç bir zaman suçlu değildi. Biz hiç kimsenin inancına saldırmadık, Sivastakiler de öyle. Onlar dinlerin insan ürünü olduğunu düşündü sadece. Ettiğiniz laflara bakın, sizin gibi bir zihniyetle tartışmak gibi bir yanlışa düştüm. Daha doğru düzgü tartışma üslubunuz bile yok.

        3- Yahu sizin kaos teorisi ya da fraktalar hakkında en ufak bir fikriniz yok belli ki. Ne saçmalıyorsun be adam, biraz kitap oku. Ben size beşeri varlıkla aklıevveli karşılaştıramamanızın nedenini kaos teorisiyle, evrimle açıkladıkça siz aynı kısırdöngü içinde dolaşıp duruyorsunuz. Eczacıymış, binaymış. Bunlarla ispatlanamaz.

        4- Kendinize gelmenizi öneririm. O kadar bilgisizsiniz ki kaos teorisini negatif olarak görüp kaosa ve tesadüfe olanak vermez diyorsunuz. Hangi mantık ve bilimsel deneye göre konuşuyorsanız artık. Asla geçersiz kılmaz bu teori, Jim Al-Khalili’den haberiniz bile yok mu sizin? Bina kendi kendine oluşmaz elbette insan yapar. Bunu insanla karşılaştırırsak eğer tanrıyı da insanın ürettiği ortaya çıkar :) Yazdıklarımı baştan okuyun, kısır döngüye girip aynı açıklamaları yapıp durmayın.Ve hayır akıl, mantık ve bilim evren için asla yaratılmış demez, bunu sizin tuhaf aklınız ve mantığınız söylüyor. Bilgisiz olduğunuzu bu kadar belli etmeyiniz :) Bilim haberlerini azıcık okuyun da bilimde tanrının yeri olmadığını görün. Kaos teorisi, evrim vs. tanrının olmadığını açıklayıp durmasına rağmen “hayır tam tersini söyledi” diyorsunuz, hangi habere göre? İslami sitelere göre mi? Siz hala eczane, bina diyerek tanrı var diyorsunuz, komiksiniz :)

        -Evet benim inanç sistemim doğa, evren ve insandır. Ben buna ve bir gün doğru bir yola çıkacağımıza inanıyorum, benim tanrım budur. Şunu izlemenizi tavsiye ederim, beni anlarsınız belki.

        -Ne güzel söylemişsiniz, maddenin üstünde olan bir şeyin var olduğu ispatlanamaz. Evet ben de bunu diyorum işte, siz de bunu maddeyle açıklayıp var olduğunu açıklayamazsınız işte. Tanrının varlığı ya da yokluğu ispatlanamaz çünkü sınanamaz bir şey, bu da insan ürünü olduğunu gösterir çünkü baba oğul kavramına göre oluşturulmuştur. Sınanamaz olduğu için tanrı adı verilmiştir :)

        a) Bu sözü denklemiyle beraber “en büyük hatam” diye dile getirmiştir, 1926 yılı civarında söylemiştir. Dünyamıza bakış kitabı ise 1936 yılında basılmıştır ve bu kitapta kesin olarak tanrıya inanmadığını söyler Bilal Bey, araştırın biraz.

        b) Siz google da araştırmışsınız, 1926 da söylediği bu sözleri. Bense 1936 yılında çıkardığı kitapta yazan şeylere göre konuşuyorum. Yanlış bilgi vererek insanları kandırmaya çalışıyorsunuz. Einstein’ın bu sözleri 1936 yılından önceki sözleridir, tarih bilginiz çok zayıf, işinize hangisi geliyorsa tabii değil mi?

        c) 1936 yılındaki “dünyamıza bakış” kitabında ve ondan sonrasında böyle bir şeyden bahsetmez bile, tanrının insan ürünü olduğunu söyler. Mercek dergisiymiş, ne kadar objektifsiniz böyle. Einstein’ın sonraki yıllarda yayımlanan sözlerini neden söylememişler acaba?

        d) 1929 yılındaki sözü işte be adam.

        Evrim teorisi ara fosillerden bahsetmez, maymundan geldiğimizi zanneden insanlar gibisiniz. Gidin bir evrim kitabı alın okuyun, aydınlanırsınız, kendinize gelirsiniz bu 1.
        2. si Einstein’ın ölümünden hemen önce yazdığı bu mektubun bölümlerinden birinde şu yazar, “tanrı kelimesi, bana, insan zayıflığından başka birşey ifade etmiyor. incil, saygıdeğer ancak gayet çocukça olan ilkel efsaneler bütünü’ Ne rantı kardeşim ne çıkarı? Adam hiç bir dine inanmıyor ki.

        Richard Lewontin mantık çerçevesinde konuştuğu için materyalizme bir inanç gibi bakar. Çünkü materyalizm artık dinlerin olmadığının farkındadır ve materyalizm bir inanç hali gibidir anaçtır demez. Einstein’ın kozmik anlayışı din duygusu gibidir mesela. Tanrıya inanmaz ama evreni doğayı tanrı gibi görür, Richard Lewontin de öyle bir adamdır.
        Yahu tanrının varlığı da ispat edilemez işte neyin peşindesiniz siz, kendiniz söylüyorsunuz bir de? Einstein hiçbir dine inanmıyordu İslamiyet’in karıştırıp durmayın. İslamiyet’e yakın bir inanışmış, nasıl uyduruyorsunuz bunları ya? Adam peygamberlere veya herhangi bir dine hiç inanmıyor işte ne islamiyet’i?

        Sivastaki olaylarda ölen kişilere de suçlu diyen bir adamla tartışmak cahillik Bilal bey.
        Kendinize iyi bakın, umarım kendinize gelirsiniz.

      • Rıfat dedi ki:

        Bu herifle tartışarak başta yanlış yaptın zaten Buse. Adam kesin bir dille konuşuyor, Sivas’ta ölenler de suçluydu deyip bilim haberleri okumadan “kaos teorisi negatiftir, bilim yaradılışı kabul eder” gibi bilimde hiç yer almayan ifadeleri eczane, bina gibi komik olgularla yaradılışı kabul eder gibi gösteriyor. Adam dediğiniz gibi karanlığın içine hapsolmuş.
        Nasıl bir adamsın sen Bilo?

      • Oktay dedi ki:

        Ulan hakaret ettiklerini varsaysak bile öldürmek mi gerekirdi madımaktakileri? Bu onları suçlu mu yapar? Herifin lafına bak.

      • Ceyhun dedi ki:

        Yav kız sana Tanrı kavramı sınanamaz bir ürün olduğu için varlığı ya da yokluğu bilimsel ya da dinsel bir yolla ispatlanamaz demiş zaten. Fakat bilimsel verilerden yola çıkarak Tanrının olmadığını ve bunun için insan ürünü olarak geçersiz olduğunu göstermiş sana Buse hanım. Bilim, tarihe ve kitaplara dayanarak bu konuda en güçlü yorumları yapar. Sizse bilimsel olarak sınanamaz diyorsunuz Einstein’ın bilimle ilgili buna yönelik sözü olmamasına rağmen :) Sınanamaz olması zaten insan ürünü olduğunu açıklamamıza yarar. İnsan ürünü bir sınanamazlık olduğu için bilimsel veya dinsel yollarla varlığının ya da yokluğunun ispatlanamayacağını açıklamasına rağmen sen anlayamıyorsun Bilocan. Yani Buse, bilimsel verilere dayanarak ve matematiksel sonuçlar kurarak sana yorum yapıyor düzgün okursan eğer. Nasıl bir mantık varsa sende artık Bilo, senle tartışarak hata yapmış Buse kızımız. Allah sana akıl fikir versin :D

      • bilal dedi ki:

        Buse hanım ! 1-Lütfen sinirleniyorsanız benimle tartışmayın ! Tartışmalarda sinirlenmek
        acizliğin ifadesidir,sinirlenmen sağlığın için de iyi değildir. 2- Tanrı konusu dahil her şey akıl ve mantığımızla değerlendirmeyecek miyiz.? Akıl ve mantıkla Tanr’ının varlığını ispat
        etmeye çalışırsak acaba sana göre yalnış mı yapıyoruz.? Peki,siz Tanrı’yı inkar ederken
        neye göre karar veriyorsunuz. ? 3- Tanrı yoktur iddiası,bilim yöntemi olan gözlem ve de-
        neylere göre mi yapılıyor ki,diyelim bu iddia bilimseldir ??? 4- İlk evrede dünya oluştu
        diyen ayetin orjinal metnini bana gösterirmisiniz.? Kur’an’a göre dünya ile birlikte bütün
        gök cisimlri 6 uzun evrede yaratılmıştır.Dünyanın sadece bir evrede olştuğunu söyeleyen
        ayet nerede ? 5- Muhammed el Buhari,diye gösterdiğin kaynak kur’an’mı,Allah’ın sözü
        mü ??? Hz.peygamberin vefatından yaklaşık 250 sene sonra yaşamış bir insan,zama-
        nında yazılıp kayd edilmemiş hz.peygamberin sözlerini kulaktan dolma bilgilerle nasıl
        sağlıklı bir şekilde derleye biliyor.??? İşte biz,mantıklı davranıyoruz. Sizler ise böyle
        değilsiniz. Getirdiğiniz uyduruk rivayetler yeterki işinize yarasın,doğru olup olmaması
        sizin için önemli değildir. 5- İki kişinin taşlanması nasıl olmuştur biliyor musunuz ?
        Bu recm cezası Tevratta açık bir şekilde bildirilmiştir. ” TESNİYE 22/22 ” Bu islamın
        değil,Yahudiliğin kuralıdır.Hz.peygamber Medine’de yönettiği devletin halkı dört inançtan
        insanlar vardı.Her kesçe kabul edilen Medine site devletinin kuralları uyarınca her din
        mensubu kendi dini inancına göre yargılanacak ” şeklindeydi.( İşte gerçek demokrasi !)
        Zina etmiş olan iki yahudiye,yahudilk hukuku sayılan Tevratta göre recm cezası
        uygulanmıştır. Tavratta bulunan bu ceza,yahudilik inancı gereği onlara uygulanırdı.
        Yahudiler bu cezanın uygulanmasını istiyorlardı.Çünkü anlaşma gereği,her kes inandı-
        ğı kitabına ve hukukuna göre yargılanacaktı.! Bu uygulama kur’an’a göre değildi.Zaten
        kur’an,da böyle hüküm yoktur. 6- 1400 sene önce dünyanın dönüşünü açıkça anlatan
        kur’an’ın ayetini bir kaç defa yazdığımız halde,sanki öyle bir şey yokmuş gibi davranıyor-
        sunuz.Çünkü doğru ve gerçek şeyler işinize gelmez.!!! 7- Sakın ha,ben Sivas’taki
        menfür olayını asla tasvip etmiyorum ve bunu şiddetle kınıyorum.Gerekçe ne olursa ol-
        sun Allah’ın yarattığı her can (Müslüman olsun olmasın ) kutsaldır. Her kesin canını ve-
        ren Allah’tır.Öyleyse her can kutsaldır. Gerekçe ne olursa olsun,her can Allah’ın ema-
        netidir,ona kimse zararla dokunamaz.! Bunu bildikten sonra olayları tahlil etmek lazım.İşte
        bu çerçevede dedimki,kimse kimsenin kutsal değerlerine hakaret etmemesi,karşı tarafın
        kışkırtmasına zemin hazırlayan tutum ve davranışlarında bulunmaması gerekir diye yaz- dım.Ve her her iki tarfın da kendilerine göre ihmalı vardır dedim.Neden halk galeyana
        gele biliyor ? Bizim bir hatamız var mı,yokmu diye kendimizi sorguluyor muyuz.?
        İşte kendimizi sorgulamadığımız ve hatayı hep karşı tarafta gördğimüz zaman maalesf,
        menfür olaylar olabiliyor. Bana biri saldırırsa,acaba ben ona karşı bir hata işledi mi,diye
        kendi kendi mi sorgulamam gerekmez mi ? Ama durum ne olursa olsun,böyle menfür
        bir olay asla tavip edilemez.!!! Her şey öbjektif olarak tahlil etmemiz lazım.hepimizin
        buna ihtiyacı vardır.8- Rıfat ve Oktay ! Ayni ifadeyi ben de size iade ediyorum.!!!

      • Rıfat dedi ki:

        Bu arada bazı bulutsularda yaşam molekülleri var, yeni yıldızlar ve bu patlamalardan doğan yeni gezegenler var. Satürn’ün uydusu Titan dünyanın ilk günlerine benziyormuş. Bu yıldız patlamalarından doğan gezegenlerde veya Titanda moleküllerden dolayı kaos-evrim teorisiyle birlikte bir müddet sonra yaşam başlıyor mikroskobik düzeyden makro düzeye doğru, dünyada olduğu gibi. Bunun bir çok bilimsel kanıtı vardır eğer en azından şüphe edip bilimle uğraşırsan. Al sana kendi kendine oluşum, bu evrenin her yerinde her an oluyor. Sen bize madde üstü olan bir cin, bir melek, bir tanrı örneği verebilir misin ispat ederek? “Kendi kendine oluşan bina örneği verirsen sana inanabilirim” ne yav Bilo? :D Bilimden haberi yok ya la bunun.

      • Oktay dedi ki:

        He Bilal he.

      • Rıfat dedi ki:

        Ha bir de kutuplarımızdan birinde Mars’a ait bir kaya parçazı bulunmuştu ve bu kaya parçasına ait mikroskobik canlılar keşfedilmişti yaşamın evrim-kaos teorisine göre açıklanması ile ilgili, yaşamın kendi kendine oluşumuyla ilgili bir kanıttı bu yaşam moleküllü bulutsular ve titan gibi keşfedilen yeni gezegen ve yıldız oluşumları vs. gibi; belgesel ve kitaplarda yer aldı. Şimdi sen inanmazsın yukarıdaki bilim haberlerine, eklemek istedim Bilocan, kal selametle :D

      • Rıfat dedi ki:

        Bu herif bilim haberlerine de bilim dışı olmasına rağmen sözde bilimsel olduğunu iddia ettiği tuhaf ve islamî cevaplar verir şimdi. Anlatsan bile anlamıyor işte, he Bilal he de gitsin :D

      • Rıfat dedi ki:

        Çok oldu ama olsun, söyle gitsin:
        He Bilal he.

      • pante dedi ki:

        Rıfat ve Oktay;

        Bundan sonraki “he Bilal he” leri Rıfat yazdıysa “He Oktay he” ye, Oktay yazdıysa “He Rıfat he” ye dönüştüreceğim.
        Ona göre. :D

      • Ceyhun dedi ki:

        Her tür bir ara formdur zaten. Yani bulunan her fosil zaten ara formdur ve evrimde ara fosil gibi bir terminoloji kullanılmaz. Çünkü fosiller zaten ara formu ifade eder.
        Rıfat kendi kendine konuşanlar gibi, sabah sabah içmiş sanırım pante :D
        Saygılarımla.

    • MaMaLi dedi ki:

      remzi’Sende haklısın yunus 100 öyle diyor,iman allah tarafından özel kişilere veriliyor))kuran-ı kerim’in tanrısı çok cimri)))

  15. sebahattin dedi ki:

    Hz.Osman’a iftira atmayın.Eğer Hz.Osman Kur’anda değişiklik yapsaydı sahabiler karşı çıkarlardı.Çünki Hz.Ebu Bekir döneminde Kuranı Kerim kitap haline getirilmişti.Hz. Osman döneminde çoğaltılmıştır.İslam tarihini okuduğumuzda Kur’anın bir harfinin bile değiştirildiği yazmamaktadır.Dahası kul(deki)eki ile başlayan ayetlerdeki kul ekini kaldırmak istemişler.Sahabiler bu kur’anın orijinal metnidir demişler kaldırmamışlar.Yani birisi bir değişiklik yapsaydı bu sahabiler arasında tartışılırdı.Çünki sahabilerin çoğu Kur’anı ezbere biliyorlardı.

    • bilal dedi ki:

      Senin o ” herif ” sözünü aynen sana iade ediyorum 1- Yaşam kendine kendine oluşmaz.
      Her şey bir neden ve sonuca bağlıdır.Yaşamın koşulları oluşmadan yaşam oluşmaz.Bu
      koşullarının oluşması da ancak üstün bir zeka,akıl,irade ve bilinç işidir.(yani Yaratıcı bir
      kudretin işidir.) Mademki ilkel dünyada yaşam kendi kendine olmuştur,haydi elinizde
      bilim ve teknolojinin tüm imkanatları olduğu halde canlı bir hücreyi üretin,ölmüş bir hücre-
      yi tekrar yaşatın.!!! Elverişsiz ilkel dünyada yaşam kendi kendine oluşabiliyor da,bilim ve
      teknolojinin bütün araç ve gereçlerine sahip olan bilim adamları neden,cansız bir şeyi can-
      landıramıyorlar.??? Asıl,yaşamın kendi kendine oluşabilmesi iddiası,bilimsel değil,tama-
      men bir safsatadır.
      ===============================================================
      .2- KAOS TEORİSİNİN NE OLDUĞUNU ANLAMIŞ DEĞİLSİNİZ: !!! .Bu teori,evrende
      bir düzensizlik ve tesadüfi var oluşu ifade etmiyor,her şeyi bilinçli oluşan yasalara bağlı-
      yor.Yani bilimsel olarak ” kaos ” düzensizliği ifade etmiyor.İşte bilinçle oluşan evrendeki
      bu yasalar,bilinçli bir yasa koyucu olan üstün bir akıl,zeka ve Yaratıcı gücün varlığını gös-
      termektedir. Bu teori,sanki ilahi bir plan ve düzenin yokluğu gibi algılanıyor.Halbuki bu
      teori, tam tersine bize her şeyin oluşumunu düzenleyici bir bilince bağlıyor.Yani bu teori,
      üstün bir akıl,zeka,irade ve bilinçli bir Yaratıcı kudreti gösteriyor. Bu teori KAMER
      SURESİ 49.ayette de vurgu yapıyor. انا خلقنا كل شئ بقدر الخ ” Biz her şeyi,(evren ve evereni
      oluşturan bütün yasaları ) bir plan,ölçü,denge ve düzenle yarattık. ” İşte bunlar Yaratıcı-
      nın evrendeki bilinçli düzen ve planıdır. Kaos teorisi,düzensiz görünen şeylerin aslında
      bilinçli ve düzenli olduğunu açıklıyor.Bilimsel olarak kaos ile rasgele aynı şeyler değildir.
      Ama ateizm safsatası,bu teorinin bilimsel tanımını da çarpıtma çabasındadır. !!!

    • elevation dedi ki:

      “bilim ve teknolojinin tüm imkanatları olduğu halde canlı bir hücreyi üretin,ölmüş bir hücre-
      yi tekrar yaşatın.!!! Elverişsiz ilkel dünyada yaşam kendi kendine oluşabiliyor da,bilim ve
      teknolojinin bütün araç ve gereçlerine sahip olan bilim adamları neden,cansız bir şeyi can-
      landıramıyorlar.???”

      Olsun sonuç olarak tüm canlılar aynı metabolizma yapısına sahip olup bir çoğu oksijenli solunumla enerji elde eden, diğer anaerob bakteriyel azınlık ise fermantasyon ile yaşayan türler değil mi? Bu metabolik faaliyetlerin hepsinin sıradan birer biyokimya yasası olduğu gösterilmiştir. Neden ilk dünyada kimyasal evrim neticesinde meydana gelmesinler? İlk canlıların yapısı günümüzdekilerden tamamen farklıydı, şu an yaşamadıklarından bilim bunu aydınlatamıyor. Yoksa canlı yapmada ne var, koaservat ve lipozom diye bir şey duymadın mı sen hiç? Bildiğin canlı gibi davranıyorlar, tek eksikleri genetik materyal. Zaten canlının oluşturulmasındaki güçlükte bu Genetik materyalin ilk canlılardan ne gibi bir şifreye sahip olduğunun bilinmemesinden kaynaklanıyor.

      Buna karşılık hayatın cansızdan canlıya doğru kademeli olarak nasıl geliştiğine dair Miller-Urey deneyi, Fox deneyi gibi çarpıcı sonuçlar elde etmiş deneyler sözkonusu. Miller-Urey deneyi, inorganik maddelerden canlı yapısını meydana getiren protein gibi büyük maddelerin yapıtaşı olan aminoasitlerin, yağ moleküllerinin yapıtaşı olan yağ asitleri ve gliserollerin,, nükleik asitlerin yapıtaşı olan azotlu bazların nasıl meydana geldiğini göstermiştir. İlkel dünya son derece bast bir deney düzeneği ile taklit edilmiş, bir balona konan amonyak, hidrojen, metan vb. gibi ilkel atmosfer gazları su buharından geçirilip elektroşok verilerek (şimşek, yıldırım) soğutulduğunda, üstte saydığım aminoasitlerden, azotlu nükleik asit bazlarından, üreye kadar pek çok organik bileşenden meydana gelen bir çözelti elde edilmiştir. Aynı deney 2008’de tekrarlanmış ve daha fazla bileşen ortaya çıkmıştır. Bu bile ilk dünya koşullarının hayatı oluşturmaya elverişli olduğunu gösteriyor.

      Fox deneyi (Sidney W. Fox) aminoasitlerin ve bu monomer bileşenlerin nasış polimerleştiğine dair bir deneydir. Buna göre aminositler suyun kaynama noktasına yakın bir sıcaklıkta ısıtıldığında kendi aralarında peptit bağları kurarak (dipeptit, tripeptit ve polipeptit zincirleri) proteine giden yolun ilk dünyada nasıl olduğu üzerine bir fikir vermiştir. Miller deneyinde elde edilen aminositler volkanik kayalara taşınır ve burada oksijensiz bir ortam olması nedeniyle oksitlenmeyen aminositler polipeptit zincirlerini meydana getirir. Polipeptit zincirleri proteinlerin bir boy küçüğüdür ve proteinlere giden yolda bir önceki basamaktır.

      Yani hayatta sıradan kimyasal reaksiyonlar sonucu ortaya çıkmıştır. İnorganik reaksyondan farklı olarak C bazlı olmasıve C’un çoklu bağ yapma özelliğinden bunu alır. Reaksiyonun kaynağı ise Ultraviyole (ilk dünyada ozon yok zararlı güneş ışınları geliyor), Elektrik (Şimşek ve Yıldırım), Kıvılcım (Volkanik püskürmeler) ve Isı (Güneş)’dır. C elementi önce H atomları ile birleşerek Hidrokarbonları meydana getirmiştir. Bu bileşenler sıvı petrolün yapısıdır. Hidrkarbonlar diğer inorganik bileşenlerle beraber enerji aracılığıyla Organik bileşikleri oluşturmuştur. Bu organik bileşiklerden de zamanla hayat ortaya çıkmıştır.

      Tümevarımlı değilde Tümdengelimli düşündüğümüzde tüm canlıların atası ortak, bu evrensel ortak atada ilk dünya koşullarındaki kimyasal evrimle oluşuyor. Hepsi bu kadar basit.

      • bilal dedi ki:

        Sorduğum sorunların cevabını yine alamadım.Basit dediğin şeyi maalesef,bilim adamları
        kimyasal bir evrimle gerçekleştiremiyorlar. ! İşte evrenin YARATICISI, o bilinmeyen şifreyi oluşturarak ilk canlı türlerini eşeysiz olarak yaratmıştır. Ellerinde bütün teknoloji imkanat-
        ları bulunan bilim adamları da benzer bir şifreyi oluşturup,canlılığı üretsinler..!!!!

      • elevation dedi ki:

        Senin yaklaşımına göre bilim adamları büyük patlamayı laboratuvarda yapamadığı için evrenin büyük patlama ile oluştuğunu reddetmemiz gerekiyor. Dünyayı labta oluşturamadıkları için dünyayı reddetmek gerekiyor. Haliyle canlıları labta oluşturamadıkları için evrim teorisini reddetmek gerekiyor :) Savunduğun şeyin komikliğini anlayamıyorsan benim diyecek bir şeyim yok :)

        Oysa eldeki kozmolojik gözlem ve veriler büyük patlama teorisini nasıl doğruluyorsa, her ne kadar bilim tekrarlayamasada kabul görüyor. Evrim kuramıda eldeki gözlem ve verilere uyan bir teori haliyle bunun bilim tarafından kabul görmesinde bir sakınca yok.

      • elevation dedi ki:

        Yani büyük patlama olayına kimse şahit olmadı, tıpkı evrim olayı gibi. Ama eldeki gözlemler ve bilgiler ona işaret ediyor. Aynı şekilde biyolojide de eldeki gözlem ve bilgiler evrim kuramına ve ilk canlının cansızdan kimyasal evrim ile ortaya çıktığına işaret ediyor. İlk canlılar günümüzdeki en basit oksijensiz bakterilerden bile daha farklıydı. Çok eski dönemlere ait olduğundan fosil kayıtlarından silinmiştir. En ilk canlı olarak siyanobakteriler görünüyor.

      • bilal dedi ki:

        elevation !1- ”Senin yaklaşımına göre bilim adamları büyük patlamayı laboratuvarda ya-
        pamadığı için evrenin büyük patlama ile oluştuğunu reddetmemiz gerekiyor” demektesi-
        niz ! Benim ne böyle bir yaklaşımım,ne de böyle bir iddiam vardır.Ben şunu söylüyorum
        İlkel dünyada yaşam,kimyasal evrimle kendiliğinden oluşa biliyorsa,bugün bilim ve tek-
        nolojinin bütün imkanatlarına sahip bilim adamları neden başka bir canlı türünü üretemi-
        yorlar.? Bütün bu imkanatlara rağmen yeni veya benzer bir canlı türü üretilemiyorsa,el-
        verişsiz ilkel dünyada bu yaşam ve canlı türleri kendiliğinden nasıl oluşa bilmiştir? Bilim adamları bunu aboratuvarlarda üretemiyorlarsa,bunların kendi kendine oluşması hiç de
        mümkün değildir.Öyleyse,ilkel dünyada ilk yaşam ve canlı türleri kendiliğinden oluşa-
        maz.! Bu oluşum,ancak madde üstü bir zeka,akıl,irade,bilinç,amaç ve YARATICI bir kudretin ürünü olabilir.Bunu demekten başka çaremiz yoktur.
        =================================================================
        2- İlk canlı türleri eşeysiz olarak cansız maddeden ortaya çıktığına itirazım yoktur.Zaten
        kur’an’ı Kerim de,insan dahil bütün canlılar cansız maddeden yaratıldığını söylüyor.Can-
        sız madde,canlıların ham maddesidir. Bu ham madde ve ondan oluşan canlılık,bir tesa-
        düf eseri olmadığı gibi,kendiliğinden de oluşmuş değildir.! Canlıların oluşması için,ham maddeyi (kimyevi maddeyi) oluşturan bilinçli bir etmen,(bir bilinç,zeka,irade ve Yaratıcı
        bir kudret ) gerekir.Bir dış etmen yoksa,cansız,bilinçsiz madde kendi kendini üretemeye-
        ceği gibi,başka bir şeyi de üretemez.Her şey,bir neden ve sonuca bağlıdır.Bir neden,
        etmen yoksa,hiç bir olay gerçekleşemez.Hangi olaya bakarsanız bakın,onun oluşmasını
        sağlayan mutlaka bir neden vardır.CANSIZ VE BİLİNÇSİZ MADDE VE EVREN OLMA-
        YA DA BİLİRDİ,NEDEN OLMAYA ZORLANMIŞ VEYA TERCİH EDİLMİŞTİR ???
        Demekki,onu var olmaya zorlayan ve tercih eden MADDE ÜSTÜ,BİR ZEKA,AKIL,
        BİLİNÇ VE YARATICI BİR KUDRET VARDIR.
        ==============================================================
        3- Canlıların yapı taşı olan kimyevi maddeleri oluşturan etmen nedir. ? Neden ilk madde
        ve evrenimiz oluşmaya zorlandı.? Acaba,olması zorunlu mudu ? Nden evrenin varlığı,
        yokluğuna tercih edildi,??? Maddenin ve evrenin varlığını yokluğuna tercih eden ve zorlayan üstün bir zeka,akıl,irde ve YARATICI bir kudret vardır.Yoksa,bu cansız ve
        bilinçsiz madde oluşamazdı.Yok olmaya devam ederdi.
        =================================================================
        4- Bak kardeşim ! İkimizin durumunu şöyle bir benzetmeyle noktalıyorum ! Sanki ikimiz dev bir tesisi geziyoruz.!!!
        .Ben burada size,bu dev tesisi kuran,yapan teknik mühendisi ve mimari kimdir ? diye soruyorum,siz ise,bu dev tesisin teknik mühendisini değil,bu tesisteki materyalları
        anlatmaya çalışıyorsunuz. Ben tekrar ediyorum ve diyorumki,bu dev tesisi kuran teknik
        mühendisle beni tanıştırınız,kimdir ??? Ama siz sürekli,bu dev tesisini oluşturan mater-
        yalları saymaya çalışıyorsunuz.! EVET;Cansız,bilinçsiz madde ve evren en büyük tesis-
        tir.Bu cansız,biliçnsiz dev tesisi icad eden,üreten ve yaratan üstün bir akıl,zeka,irade ve
        YARATICI bir kudret vardır. Tabir caiz ise,bunun teknik mühendisi ve mimari Yüce
        YARATICI OLAN ALLAH’TIR. !!!

      • elevation dedi ki:

        Tamam işte değişen ne ki, Büyük patlama yani big bang dediğiniz olayda laboratuvarda yapılamıyor, o halde senin yaklaşımına göre geçmişte büyük patlamanın olmamış olması gerekiyor. Nedeni: “bilim adamları big bang’i yapamadılar” oluyor :)

        Canlının elementlerden başlayıp sıfırdan laboratuvarda oluşturulması için gerekli olan teknik ve süre henüz bilimin imkanları dahilinde değildir. İlkel dünya koşulları taklit edilebiliyor, ama ilk canlının ya da canlıların oluşması için gereken süreç 1.5 milyar yıla yakın zaman almıştır. Üstelik ilkel dünyayı birebir taklit etmekte mümkün değil, koca gezegeni hangi laboratuvarda taklit edebilecek bilim adamları. Yani sürecin nasıl olduğu biliniyor ama bunu baştan tekrarlayıp bir canlı üretmek bilimi aşan bir husus. Canlı yapamamak canlıların geçmişte evrimleşerek oluştuğu gerçeğini değiştirmez. Bilim kıtalarıda eski haline getiremiyor ama kıtaların geçmişte bir arada olduğu milyonlarca sene içinde şimdiki yalıtık halini aldığı bilinen bir gerçek (pangea kıtası)

        Buna karşılık genetik mühendisleri, türlerin genleriyle oynamaktadır, canlıda klonlanmıştır. Ölü denen bir hücrenin çekirdeği çıkarılıp, çekirdeği çıkarılmış bir canlı hücreye nakledildiğinde ölü hücre başka bedende canlanıyor. Klonlamada böyle olur, vücut hücresinden çekirdek çıkarılır, çekirdeği çıkarılan yumurta hücresine nakledilir, bu sayede vücut hücresi 2n olduğundan yeni hücre zigot gibi davranır ve bölünür. Oluşan birey tastamamen genetik kopyadır. Dolly adındaki koyun pratik örnek buna. Tüm bunlar tanrı diye inandığınız şeyin işine karışmak değilde nedir peki?

        Biz sadece tek hücreli ve çekirdeksiz ilk canlının cansız maddelerden uzun süreli bir kimyasal evrim süreci ile ortaya çıktığını savunuyoruz. Diğer canlılar kendilerinden önceki yaşamış türlere dayanırlar. İnsan’da daha önceden yaşamış primatlara. Kur’an ve diğer din kitapları İnsanın canlıdan değil topraktan oluşturulduğu şeklinde yaratılış mitine sahiptir.

        Tesis dediğin yapı, insana hizmet eden şeyler olduğundan yine insan tarafından kurulmuş şeylerdir. Oysa evren, doğa ve canlılar insana hizmet eden şeyler olmadığından şuursuz, fiziksel ve kimyasal süreçlerin sonucu olarak doğmuşturlar. Hepsi bir diğerinin nedenidir. Önce sonsuz yoğun halde bulunan evren kozmik bir patlama ile genleşmeye başlıyor, sonra ısı düştükçe, temel parçacıklar karşıt parçacıklarıyla birlikte meydana geliyor. Karşıt ve temel parçacıklar birbirlerini çoğunlukla yok ediyor ama temel parçacıklardan kalanlar alanların ayrılması ile önce kuarkları ve atom çekirdeğini, ardından alt kuvvetlere ayrılıp elektromanyetizma meydana geldikçe elektronları atom çekirdeğine bağlayıp ilk elementleri, en son ayrılan kütleçekimi ilede galaksi, yıldızlar ve gezegenlerle uyduları plazma-gaz halinde günümüzdeki formuna dönüştürüyor. Hayatta ilkel dünyadaki koşullarda yine önceden ortaya çıkan yasalar neticesinde doğup, evrimleşiyor, biyolojik çeşitlilik ortaya çıkıyor vs.

        Sen diyorsun tüm bunları bilim yapamıyor, laboratuvarda üretemiyor, o halde yok :)

      • bilal dedi ki:

        Ne evrenin şuursuz,cansız ilk maddesi,ne de Big Bang kendiliğinden oluşmuştur ! Bunların
        oluşmasını sağlayan ilk müsebbib,üstün bir zeka,akıl,bilinç,irade ve YARATICI bir güçtür.
        Maddenin ve evrenin ilk müsebbibi vardır,yoksa ne ilk madde,ne de evren oluşabilirdi.!!!
        == ” Oysa evren,doğa ve canlılar insana hizmet eden şeyler olmadığından,şuursuz,fizik-
        sel ve kimyasal süreçlerin sonucu olarak doğmuşlardır.” demektesiniz. !!!
        Tam tersine evren,doğa,su,hava,toprak,güneş ne varsa hepsi,şuursuzca insanlar dahil,
        bütün canlılara hizmet ediyor.Ama şuursuzca. Öyleyse,bu şuursuz maddelerin tümünü,
        insanların dahil,canlıların yaşamasının hizmetine sunan ve bunlarla yaşamayı sağlayan
        üstün bir zeka,akıl,bilinç.irade ve YARATICI bir kudret vardır. == Yine o cansız,şuursuz
        fiziksel ve kimyasal süreciyle canlıların yaşamasını sağlayan bir şuur,zeka,akıl,irade ve YARATICI bir kudret vardır. ÖZETLE,Cansız,bilinçsiz evren ve bütün madde,üstün zeka
        ve bilinç sahibi YARATICI bir kudret tarafından tüm canlıların hizmetine sunulmuştur.
        Güneş,dünya,hava,su,toprak vs.her şey canlıların yaşaması için gereklidir.İlk müsebbib
        olan YARATICI kudret olmadan,bunların da var olması damümkün olamayacaktı.!!!
        ======= İşte hayat için,kimyasal maddeleri reaksiyona geçirebilecek şekilde var eden
        üstün bir zeka,irade ve YARATICI bir kudret vardır. Böyle bir müsebbib olmasaydı,reaksi-
        yona geçebilecek şekilde hiç bir kimysal madde de oluşamayacaktı.!!!
        Hiç bir şey,hiç bir olay nedensiz,sebepsiz değildir. Cansız ve şuursuz maddenin de,üstün
        zeka,akıl,ve irade sahibi YARATICI bir müsebbibi vardır.!!!

      • elevation dedi ki:

        Büyük patlama ve sonrasında olanlar hiçte yaratıcı bir şeyin eseri değil. Bilimde alanların ayrılığı, ısı seviyesinin düşmesi ile ilişkilendirilir. Maxwell, elektrik ve manyetizmayı birleştirmiştir elektromagnetik olarak. Einstein’da birleşik alanlar kuramı üstünde çalışmıştır ama bu tüm kuvvetlerin bir araya gelmesi için çok yüksek enerji gerektiğinden deneysel olarak doğrulanmamıştır. O halde nasıl oluyorsa evreni yaratan tanrı olabiliyor. Gökadaları ve yıldızları oluşturan kütleçekim yasası. Atom çekirdeğini oluşturan güçlü nükleer kuvvet, atomu oluşturan elektromanyetik kuvvet, evrendeki tüm maddede başlangıçta sonsuz küçük bir hacme sıkışmış ve patlama ile genleşip bu halini almış. Bunun neresinde yaratıcı var? Ama Einstein denklemleri bu kuvvetleri birleştirdiği halde (kuantum alanlar kuramı) deneyi yapmak için teknik ve techizat yok. Evrim kuramı içinde aynısı geçerli. Evrimde doğru bir kuram ama laboratuvarda gerçekleştirilemeyecek kadar çok yüksek bir teknoloji gerektiriyor.

        “Tam tersine evren,doğa,su,hava,toprak,güneş ne varsa hepsi,şuursuzca insanlar dahil,
        bütün canlılara hizmet ediyor.Ama şuursuzca”

        Hava dediğin oksijen 2.5 milyar sene önce gerçekleşen, fotosentetik bakterilerin yol açtığı bir olayın sonucu ortaya çıkmıştır. Yani ilk insanda çok önceleri ortaya çıkmış iken nasıl oluyorda insana hizmet ediyor bu şey? Olay sonucu oksijen soluyan hücreler meydana gelir ve bunun kordalı hayvanlar kolundan insan türü gelişir.

        http://tr.wikipedia.org/wiki/Oksijen_Felaketi

        Dolayısıyla doğada insan dışında binlerce tür yaşadığına göre, bunlar sadece insana değil, diğer türlerede hizmet etmiş oluyor ki aslında hizmet etmiyor, türler değişen çevre koşullarına adapte oluyorlar doğal seçilimle.

        Kısacası bilinçsiz süreçlerin ürünü olarak ortaya çıkmış, canlılar genetik değişiklikler ve doğal seçilim ile bunlara uyum sağlamıştırlar.

      • bilal dedi ki:

        a) GÖK ADALARI VE YILDIZLARI OLUŞTURAN KÜTLE ÇEKİM YASASI, b) Atom
        Çekirdeğini oluşturan güçlü kuvvetler, c) Atomu oluşturan Elektromanyetik kuvvet.!!!
        Evrenin bu yasalarını oluşturan etmen ve sebep nedir.??? Evrenin oluşması için bu ya-
        saları koyan faktör nedir.? Durup duruken bu yasalar neden oluşmaya tercih edildiler,
        ,var olmaya zorlandılar.??? Bu yasaların tümü,cansız,bilinçsiz ve şuursuzdur.Cansız,
        şuursuz ve bilinçsiz olan bu yasalar kendi kendini nasıl oluşturabilmişlerdir.? Böyle bir
        şeyin aklen,mantıken ve ilmen mümkün mü ??? Bu yasaları oluşturan yasa koyucu üstün
        bir zeka,akıl,irade ve YARATICI bir kudret olmasaydı,bunların oluşması da mümkün olma-
        yacaktı. Nedensiz,müsebbibsiz hiç bir olay gerçekleşemiyor.Evrenin bu hassas yasaları
        kendiliğinden mi oluşmuştur ? Bunun aklı,mantıkı ve ilmi hiç bir izahı varmı.? İşte evrenin
        bu temel yasalarını oluşturan üstün bir zeka,akıl,bilinç,irade ve YARATICI bir kudret vardır.
        ==================================================================
        OKSİJEN,2.5.milyar sene önce fotosentetik ( buradaki ilahi yasa gereği ) bakterilerin yol açtığı bir olayın sonucu ortaya çıkmıştır. Evet,bu olaydan sonra yaşam kuşulları oluşma-
        ya başlıyor, Ama,insanın yaşaması için sadece oksijen yetmez.Diğer bütün yaşam koşulla-
        rının da oluşması gerekirdi.Zaten sadece oksijenin oluşmasıyla hemen insanın oluşması
        da mümkün değildi.Bütün yaşam koşulları oluştuktan sonra,insan oluşmaya başlıyor.Sa-
        na göre sanki yaşam için oksijen yetrlidir öyle mi ? İnsan için diğer bütün yaşam koşulları
        oluşmadan sadece oksijenle yaşanabilir mi ? İşte bu nedenle,oksijen oluştuktan sonra
        hemen insan oluşmamıştır,diğer yaşam koşullarının tümünün de oluştuktan sonra,insan
        olgusu ortaya çıkıyor.!!!
        ÖZETLE,Evrenin cansız,şuursuz temel kuvvetlerini, ( yasalarını,) oluşturan üstün bir zeka,
        akıl,şuur,irade ve YARATICI bir kudret vardır. Evrenin bu temel yasaları,söz konusu
        YARATACI kudretin ürünüdür. Evrenin bu cansız ve şuursuz temel yasaları kendiliğinden
        veya tesadüfen oluşması mümkün olamamaktadır. Bu yasaları oluşturan üstün bir zeka,
        şuur,irade ve Yaratıcı bir kudretin varlığı gereklidir.!!! Yoksa bugünkü evren olmayacak-
        tı.!!!

    • elevation dedi ki:

      “.Sa-
      na göre sanki yaşam için oksijen yetrlidir öyle mi ? İnsan için diğer bütün yaşam koşulları
      oluşmadan sadece oksijenle yaşanabilir mi ?”

      Bunu nerede iddia etmişim. Üstte sen hava bilmem ne şu bu insana hizmet eder dedin bende bunlardan sadece birisi olan havayı yani oksijeni örnek vererek insana hizmet etmediğini, çünkü insandan 2.5 milyar yıl önce fotosentetik bakteriler tarafından bilinçsiz biçimde meydana gelip, aynı zamanda ozonuda oluşturup, oksijen soluyan hücrelerin ve bu sayede çok enerji elde edip doku ve organlara sahip omurgalı kara hayvanlarına evrildiğini, insanında bu hayvanlardan birisi olduğunu söyledim. Yani oksijen bilinçsizce salındı, hayat ona uygun olarak gelişti. Oksijen atomları güneşin yüksek enerjili ışınlarıyla bombadırmana uğradıkça milyonlarca sene içinde O2 ve O3 yani moleküler oksijen ile ozonun atmosferde tabakalaşmasını sağladı. Bu da oksijen kullanan hücreleri, aynı zamanda karaya doğru evrimi mümkün kıldı.

      “Durup duruken bu yasalar neden oluşmaya tercih edildiler,”

      Durup dururken değil, bu alanlar yani 4 temel kuvvet büyük patlama esnasında tek bir evrensel kuvvet halindeydi. Tıpkı evrendeki tüm maddenin ve enerjinin tekil durumda olması gibi. Isı düşüp entropi arttıkça bu kuvvet farklı 4 kuvvete ayrıldı. Einstein denklemleride bu nedenle alanları birleştirme amacı güdmüştür. Ama evrenin başlangıcındaki enerji elde edilemediği için deneysel olarak tekrarlanamamıştır. Yani bu kuvvetlerin ayrılması işi evrenin belli bir durumu ile ilgilidir, enerji düzeyi ile. Tanrı ile değil.

      Evrende herhangi bir şuur ve bilinç yoktur. Her yasa kendisinden önceki daha basit bir yasaya bağlıdır. Örneğin biz bilinçliyiz ama bizi oluşturan atomlar sonuç olarak şuursuz yapıya sahiptirler. Bilinç, bilinçli olmayan alt unsurları bünyesinde toplar. Bilinçli olmamızıda hayvanlar aleminden bir tür olmamıza borçluyuz. Hayvanlar, bitkiler gibi kendi besinini yapabilen kloroplast organeline sahip canlılar olmadıkları için besin arayışına dayalı bir yaşam sürerler. Bu da hareket, kemik, kas ve destek sistemleri ile, dış dünyayı algılayıcı bir beyin ile duyu organlarını zorunlu kılmıştır. Çünkü hayvanlar dışbeslektir. İnsanda dışbeslektir.

      • yujah dedi ki:

        elevation…müthiş açıklamalar yapmışsın …eline yüreğine sağlık dostum!

  16. SHADOWLAND PRENSİ dedi ki:

    hehehe..bu yazıyı okuyunca güldüm sadece..çünkü bu zeka yoksunu iftiraları, ancak konuyla ilgili en ufak bilgisi olmayan aptalların inanacağı bu safsataları aynı kalıplarla aynı cümlelerle farklı papağanlardan çok okudum ve duydum..o zamanlar kahkahalarla gülüyordum..şimdi bu iddiaların modası geçtiği için o günleri hatırlayıp sadece kıs kıs gülüyorum…hehehe….burada sallanan iddialara tek tek cevap verebilirim ama çok zamanımı alır….din tarihi ve din olgusunun sosyolojik yönü konusunda pozitif yada negatif düşüncelere sahip olanların çoğunun gerçekten bu konu hakkında en ufak bi bilgileri dahi yok ve araştırmada yapabilecek kapasitede olmadıkları için bir birikime de sahip olmadıklarından dolayı kopyala yapıştır ile bir iş yapmış olduklarını sanıyorlar..Bu nedenle bende kendi birikim ve bilgilerimi derleyeceğim bir blog yapmaya karar verdim…bu kararı çok önceden vermiştim aslında ama hele hele burada yazılan yazının içeriğindeki çelişki ,bilgi eksikliği ve cahilliği görünce bu konu hakkında gerçekten mantıklı ve kaliteli bir şeyler ortaya konması gerektiğine karar verdim.Yakında bloğumu kurup birçok ortamda kendisini ve içeriğini yayınlayacağım….

    • MaMaLi dedi ki:

      Bu saygısızlık ve ahlaksızca,kurduğun cümlelerle,sen bloğ falan açma,yaşadığın şehirde,kendine kenef aç!!

  17. Cebrail dedi ki:

    (DİKKAT! YAZIMIN SONUN CİNSEL İÇERİKLİ BÖLÜMLER VARDIR. AHLAKINIZA AYKIRIYSA OKUMAYIN)
    Sen Kuran’ı kullanarak İncilin değiştirilmediğini mi ispat etmeye çalışıyorsun?
    Kuran’a gerek yok, İncil versiyonları bile senin iddialarını yalanlıyor.
    İncil’in 1611 yılında yazılan Kral James versiyonu bile beş ana değişikliğe uğramış, diğer versiyonlar bile birbirlerini tutmuyor. Siz kendi aranızda hangi İncil’in doğru olduğuna bile karar veremiyorsunuz. Bizim bunları bilmediğimizi mi sanıyorsun?

    Buyur ispatı:
    The Message Vesion 1 John 5/7-8

    A triple testimony: the Spirit, the Baptism, the Crucifixion. And the three in perfect agreement.

    Türkçesi: Şahit olanlar üçtür, Ruh, Vaftiz, Çarmıha gerilme. Ve bunlar mükemmel bir antlaşma içindedirler.

    Common English Bible Version: 1 John 5/7-8

    The three are testifying— 8 the Spirit, the water, and the blood—and the three are united in agreement.

    Tükçesi: Üç şey şahitlik eder. Ruh, su ve kan ve bunlar birleşmiş antlaşma içindedirler.

    New King James Version: 1 John 5/7-8

    For there are three that bear witness in heaven: the Father, the Word, and the Holy Spirit; and these three are one.

    Türkçesi: Cennette buna şahit olanlar üçtür. Baba, Dünya ve Kutsal Ruh ve bunlar birdir.

    Şimdi bu şahitler Baba, Dünya ve Kutsal Ruh mu, yoksa Ruh, su ve kan mı, yoksa Ruh Vaftiz ve Çarmıha gerilme mi?

    Daha başka örnekler de verirdim ama gözlerine yazık. Şimdiki İnciller bile birbirlerini tutmuyorken kalkmış Kuran’a mı laf söylüyorsun. Roma Katolik Kilisesinin yayınladığı İncilde 73 bölüm bulunurken Amerikan Standart Versiyonunda 66 bölüm bulunuyor. Değiştirilmek bir yana koskoca bölümler bile varlığını yitiriyor. Ama sen kalkmış ilk hali değiştirilmemiş Kuran’ı sorguluyorsun.
    (Arkadaşlar bu insanlara dikkat edin. Benim bu yazdığıma karşılık olarak Kuran Meallerini örnek gösterecektir. Aldanmayın, şaşırmayın, Kuran Mealleri Kuran değil, tercümelerdir. (Kuran Arapça indirilmiştir.) İncil dedikleri kitapların farklı tercümeleri bir yana bambaşka versiyonları vardır.)
    Çok acı başka bir gerçek daha vardır ki, o versiyonların hiç birinde Hz. İsa bile, “Ben Tanrıyım.” ya da, “Bana kulluk edin.” dememiştir. Bu iddiama verebilecekleri en yakın cevap Yuhanna 10/30 da yazan, “Ben ve Baba biriz.” cümlesidir ki, bu bölümü örnek verene verilecek cevap bölümü baştan sona, yani Yuhanna 10/22 den itibaren sonuna kadar okuyup size açıklamalarını istemektir ki bu onlara her zaman yetmiştir. Eğer bu yetmezse onlara Markos 14/ 35 i sorun (İsa biraz ilerledi, yüzüstü yere kapanıp dua etmeye başladı. “Mümkünse o saati yaşamayayım” dedi.) Sorun bakalım Tanrı dedikleri Hz. İsa kime dua ediyor.
    Yok, eğer karşınızdaki Hz. İsa’nın tanrı değil de Tanrının bizzat oğlu olduğunu mu iddia ediyor… O zaman sorun bakalım, Mısırdan Çıkış 4/22 (Sonra Firavuna deki, “Rab şöyle diyor, İsrail benim ilk oğlumdur.) de ne demek istiyor? Ya da King James Version, Yaratılış 6/3 (Tanrının oğulları, kızları beğendi ve seçtikleriyle evlendi.) Ya da Jeremiah 31/9 (Efrahim ilk oğlumdur.) Ya da Romans 8/14 (Tanrının ruhuyla yönlendirilen herkes Tanrının oğludur)
    Belki de ellerinde İncil niyetine tuttukları kitaplar, “Tanrı’nın oğlu” demekle Tanrının yolunu tutan Salih kulları demek istiyor. Hala mı anlamıyorlar? Sorun bakalım, Tövbe Estağfurullah, Allah Hu Teala nasıl bir yolla Hz. Meryem’den çocuk sahibi oluyor? (Bunu sormak bile utanç verici.)
    Hala mı laftan anlamıyor…
    Sorun bakalım, Peygamber dediğimiz Hz.Lut kendi öz kızlarıyla mı yatıyor.
    Yaratılış 19
    34- Ertesi gün büyük kız küçüğüne, “Dün gece babamla yattım.” dedi. Bu gece de ona şarap içirelim, soyumuzu yaşatmak için sen de onunla yat.
    35-O gece de Lut’ şarap içirdiler ve KÜÇÜK KIZ BABASIYLA YATTI.

    Ya da Amnon kız kardeşiyle cinsel ilişkiye mi giriyor.
    2. Samuel 13
    10- Yemesi için Tamar yemeği ona yaklaştırınca, Amnon Tamar’ı yakalayarak, “Gel BENİMLE YAT KIZ KARDEŞİM.” dedi.
    14- Ama Amnon Tamar’ı dinlemedi ve daha güçlü olduğu için onunla zorla YATTI.

    Hakimler 16/1 Bir gün Samson Gazze’ye gitti ve orada bir FAHİŞE gördü ve geceyi onunla geçirdi. Sorun bakalım, “Dini kitabınız burada size ne öğretiyor?”

    Ya da Hz.Davut’un kundaktaki bebeklerden, katlettiği şehirlerde yaşayan hayvanlara kadar bütün canlıları öldürmesi doğru mudur?

    Siz sadece kendinizi değil, evlatlarınızı da ateşe sürüklüyorsunuz. Yapmayın. Kuran boşuna indirilmiş bir kitap değildir. Her şeyden önce kendinize acıyın.

    • Araştırmacı dedi ki:

      Kuranı anlamak için doğru mantık yürütmemiz gerekir.Kuranda Peygamberimizin yıpratılmasını önleyen ayetler vardır.Onunla yüksek sesle konuşulması yasaktır.Zeydin boşadığı eşiyle evlenmesinede müsade edilmiştir.Evine izinsiz girilmesi,kendinin ve eşlerinin rahatsız edilmeleride yasaktır.Nur suresindede Hz Ayşeye atılan iftira bildirilmiştir.Onun yıpranması,islamın yıpranmasına yol açacaktı.Tabiki ALLAH onun dedikodu ve iftiralarla yıpratılmasına izin vermez.

    • cornikotik dedi ki:

      Bu makale ilgili tek cevap yazan sensin tebrikler. İncil ve tevrat ile geniş bilgin olduğu belli. Ancak asıl konu olan değişrilmişlik çok önemli bir mevzu. Benim anlamak istediğim nokta Tevrat ve İncilin değiştirilemeyeceği içeriğine sonradan mı eklendi? Baştan beri varsa bu çelişki olur ki bütün kutsal kitapları etkiler.
      “Değiştirilemeyeceği” Sonradan eklendiyse bu ispatlanabilir mi?
      Değiştirilemeyen aslında o kitaplar değilde Allah ın sözleri ise bu anlamı nasıl çıkaracağız İncil ve Tevrat tan (Kurandan değil).

      Özetle: Yani İncil ve Tevratta çelişkiler olduğundan eminiz. Peki nasıl oluyorda Allah değişeceğini bildiği kitaplara Allah ın sözü değiştirilemez ifadesi koydu?

    • MaMaLi dedi ki:

      Cebrail!kardeş!sen allah lafzıdır diye,muhammedin kulağına fısıldamadınmı,kuran-ı kerimi))sen söylemedinmi,muhammed’e,amca,teyze,dayı,hala,akraba ve bilumum,kadınları becere bilirsin diye?)))minicik kızları,koynuna alabilirsin diye?))daha fazla edepsizliğini yazmayacağım ahlakımız bozuluyor))

  18. alvaro dedi ki:

    ee yani sonuç olarak -bütün kutsal kitaplar uydurma- dedin. ALLAH ‘ a şükür KURAN ın değişmediğini kavrayanlardanım. muhakkak sen senin gibilere büyük azap var. sen düşüncelerini ancak kendin gibi beyinsizlere aşılarsın.

  19. Fahri dedi ki:

    Kuran Değiştirilmeyen Tek Kitaptır.

  20. hizb Allah dedi ki:

  21. hizb Allah dedi ki:

    “Eğer kulumuz (Muhammed)a indirdiğimiz (Kur’ân)den şüphe içinde iseniz, haydi onun gibi bir sûre getirin, Allah’tan başka güvendiklerinizin hepsini çağırın; eğer doğru iseniz.” (BAKARA 23)

  22. hizb Allah dedi ki:

    KARDEŞLER POZİTİF DÜŞÜNÜN ARAŞTIRIN OKUYUN AMA İNANMAMAK ÜZERE ŞARTLANMAYIN MADEM POZİTİF DÜŞÜNÜLÜYOR YA SİZ YANILIYORSANIZ YOKMU BÖYLE BİR İHTİMAL GÖNÜLDEN SAMİMİ DUA İLE RABBİMDEN İSTEYİN BİR VESİLE İLE ANLAYACAKSINIZ

  23. hizb Allah dedi ki:

    BELGESELİ İZLEMENİZİ TAVSİYE EDERİM İNSANIN İKİ EKLEMİ ARASINDAKİ ORANLA MEKKENİN KUTUP NOKTALARINA ORANI KABENİN İSE MEKKEYE ORANI EŞİT BUNLAR BAKMASINI BİLENE TESADÜF DEĞİL…

    • Caner dedi ki:

      Ne yazık ki kutsal kitaplarda ya da hadislerde kutuplardan bahsedilmez :) Bahsedilmediği için namazla ilgili sorunu çözmek için daha geçen yıllarda ilahiyat profesörleri kutuplara gitti.

  24. omer dedi ki:

    dünyada kelimesi kelimesine noksansız ezberlenen aynı boyutta bi bir kitap gosterinde göreyim.yemedi değil mi.?pozitif ilimse alsana pozitif ilim.

  25. Hakan dedi ki:

    Yahu be adam düzinelerce yazi yazmissin da :) Hristiyanlar bile artik acik acik söylüyorlar Incilin tahrif oldugunu ve edildigini,sen neyin cabasindasin :) Hic mi avrupaya gidip birileri ile konusmadin.
    Peh giy takkeyi kes palavrayi yutan olursa ne ala.

  26. sevginin ışığı dedi ki:

    Yukarıda yorum yazan arkadaşlar, yazıyı tekrar okumaya ne dersiniz?
    Pante arkadaş Tevrat ve Zebur’un tahrif olmadığına dair kanıtları gösteriyor Kumran’da bulunan parşömenler aracılığıyla. Siz hala ne yazıyorsunuz?

  27. putperest dedi ki:

    Sanki müslümanlık putperestliğin devamı gibi gözüküyor..
    Allah inancı var, namaz,oruç,zekat,kurban,hac,şeytan taşlama,kabe çevresinde dolaşma vs..
    sadece put olayı var ki,derler ki, putlara tapıyorlar, böyle birşey olurmu yani taştan tahtadan şeye tapılır mı, onlar birer sembol..hatta belkide günümüzde beteri var..
    günümüzde canlı putlara tapıyorlar..onlar kim biliyorsunuz..hergün allah kuran kitap diye avaz avaz bağrışıp duruyor günümüz putları…
    allah hepimizi dinlerden korusun!!!

  28. Oktay dedi ki:

    Yahu yukarıdaki yorumlarda bile evrim teoridir, yalandır diye düşünenler var. Evrim maymundan geliyoruz demez, bunu anlamışsınız artık umarım. Popular Science dergisinin Mart 2013 sayısının (bu ay yani) 68. sayfasındaki “Yaşamın Başlangıcına Yolculuk” adlı makaleyi okumanızı öneririm. Dünyanın en iyi üniversitelerinde çalışan en iyi profesörler evrimi kanıtlayan ve verilemez denilen (verilemez diye kim uydurduysa artık) yararlı mutant örneklerini bu makalede verdikleri gibi bu yazıda Sitokrom C nin türler arası akrabalığı ve evrimimizi nasıl kanıtladığını da yazıyor. Bir kere de yalan demeden bi’ okuyun be kardeşim, öğrenin.

  29. Oktay dedi ki:

    ‎Tüm Kadınların 8 Mart Dünya Kadınlar Günü Kutlu Olsun
    Kurandan İnciler :D

    Erkekler, kadınların koruyup kollayıcılarıdırlar. Çünkü Allah, insanların kimini kiminden üstün kılmıştır. Bir de erkekler kendi mallarından harcamakta (ve ailenin geçimini sağlamakta)dırlar. İyi kadınlar, itaatkârdırlar. Allah’ın (kendilerini) koruması sayesinde onlar da “gayb”ı korurlar. Başkaldırdıklarını gördüğünüz kadınlara öğüt verin, onları yataklarında yalnız bırakın. Bunlar fayda vermez de mecbur kalırsanız onları (hafifçe) dövün. Eğer itaat ederlerse, artık onların aleyhine başka bir yol aramayın. –Nisa suresi; 34. ayet

    Eğer, yetim kızlar hakkında adaletsizlik etmekten korkarsanız, (onları değil), size helâl olan başka kadınlardan ikişer, üçer, dörder olmak üzere nikâhlayın. Eğer (o kadınlar arasında da) adaletli davranmayacağınızdan korkarsanız, o taktirde bir tane alın veya sahip olduğunuz cariyeler ile yetinin. Bu, adaletten ayrılmamanız için daha uygundur. –Nisa suresi; 3. ayet

    Ey Peygamber! Biz sana mehirlerini verdiğin eşlerini, Allah’ın sana ganimet olarak verdiklerinden elinin altında bulunan kadınları; seninle beraber hicret eden, amcanın kızlarını, halalarının kızlarını, dayının kızlarını ve teyzelerinin kızlarını sana helâl kıldık. Ayrıca, diğer mü’minlere değil de, sana has olmak üzere, mehirsiz olarak kendini Peygamber’e bağışlayan, Peygamber’in de kendisini nikâhlamak istediği herhangi bir mü’min kadını da sana helâl kıldık. Mü’minlere eşleri ve sahip oldukları cariyeleri hakkında farz kıldığımız şeyleri elbette bilmekteyiz. Bütün bunlar, sana herhangi bir zorluk olmaması içindir. -Ahzab suresi; 50. ayet

    Ey iman edenler! Öldürülenler hakkında size kısas farz kılındı. Hüre karşı hür, köleye karşı köle, kadına karşı kadın kısas edilir (öldürülür). –Bakara suresi;178. ayet

    Savaş esiri olarak sahip olduklarınız hariç, evli kadınlar da size haram kılındı. Bunlar üzerinize Allah’ın emri olarak yazılmıştır. Bunların dışında kalanlar ise, iffetli yaşamak ve zina etmemek şartıyla mallarınızla (mehirlerini verip) istemeniz size helâl kılındı. Onlardan faydalanmanıza karşılık sabit bir hak olarak kendilerine mehirlerini verin. Mehir belirlendikten sonra, onunla ilgili olarak uzlaştığınız şeyler konusunda size günah yoktur. –Nisa suresi; 24. ayet

    • bilal dedi ki:

      NİSA -24: Savaş esiri olarak sahip olduğunuz hariç ”Yani savaş esirlerinden biri müslüman
      olup eski dinine ve inancına dönmek istemiyor ve islam toplumunun bir üyesi olmak istiyor-
      sa,bununla nikah ve evlilik akdını yapmak mübahtır. Zira,bir müslümanın bir müşrikle
      evlenmesi meşru değildir. Demekki,savaş esiri müslüman olup,eski dinine ve toplumuna
      dönmek istemiyor ve islam toplumunun bir üyesi olarak yaşamak istiyorsa,ölünceye kadar
      yuvasız,ailesiz kalması uygun değildir.İstediği zaman biri onunla evlenebilir.Bu,onun doğal bir hakkıdır.İstemiyorsa,hiç bir müslüman onunla evlenemz .Çünkü,islama göre nikah
      akdi her iki tarafın rızası ve şahitlerin huzurunda gerçekleşmesi lazım. Zaten bu ayet’te
      nikah ve evlilikten söz ediyor. Ayetin özeti ; ”Onlardan sizinle evlenmek isteyenlerle ev-
      lenmeniz mübahtır.” Bu da kişinin özgür iradesine gösterilen bir saygıdır. İslama göre,
      hiç bir kimseyle evlilik dışı ilşki kurulamaz.Evlilik dışı bir ilişki zinadır ve kur’an’da zina
      cezası bellidir.

      • Rıfat dedi ki:

        Yüzer veya seksener değnek vurma :) , Muhammed’in recm cezası, bunu tekrar yaptığı için değil evli olduğu için recm cezası vermesi. 2 defa yapmış bu sureden önce, öldürme anlamında kullanılıyor. Sonra işe bak ki Allah nesh edip sureyi değiştirmiş tabii. Bunu islami kitaplar ve siteler yazıyor hem de. Başka ayetlerin değiştirilip 2 katı yani 200 sopa vurulması olarak uygulanmasını istemiş… İnsanlar bulunduğu çevre ve durum bakımından böyle iken ve insanları bu yüzyılda doğru düzgün düzeltmek varken, ne diyeyim ki sana Bilal. Şunu diyeyim tekrar: He Bilal hee.

      • Taner dedi ki:

        Bilal, Nisa 24’ün açıklamasında haklısın. Fakat sahip olduğun cariyelerden bahseder bu sure. Yani İslam hukukuna uygun olarak savaşta sahip olduğun cariyeler vardır ve nikah ile evlenilebileceğini söyler İslam yukarıdaki diğer ayetler gibi. Ayrıca bu surenin birbirinden farklı yorumları da var ki kuranın apaçık bir şekilde gönderilmesi olayı biraz tuhaf duruyor. Yorumların çoğunda kocaları yoksa eğer birden fazla kadınla nikah kıyarak evlenilebilir yazar. Yani sen bu yazında sadece, kocaları yoksa nikahla evlenilebilir yorumunu yaparak Oktay’ın yazısını yanlış anlamışsın. Oktay ise bunun yanlış olduğunu düşünmüş.

      • bilal dedi ki:

        Taner bey ! NİSA-24: Burada kur’an’ın orjinall metninde ” Cariye ” ifadesi geçmiyor.Söz
        konusu cariye ifadesi kur’an’ın mesajından uzak bir yorumdur.Yorumlar,kur’an değil,insan
        ürünüdür. Arapçada cariye isimleri şunlardır. 1- حارية ” cariyet ” 2-امة ” Emet ” 3- خادمة ”
        Hadimet ” Bunların hiç biri kur’an’ı Kerim de geçmemektedir. Sadece ” وما ماكت ”
        …Ve ma meleket ” …ellerinizdekiler.diye geçiyor.Bununla da savaş esiri kastedilmiştir.
        Burada cariye ifadesini kullanmak tamamen yalnıştır.Zaten islamiyeten önce var olan köle-
        lik,” Muhammed suresi 4.ayetle yasaklanıyor.Burada savaş esirleri için şöyle emir veriliyor
        ”……..فاما منا بعد واما فداء الخ ” …..Savaş ağırlığını bırakınca da esir olarak aldıklarınızı ya kar-
        şılıksız,ya da fidye karşılığında ( esir mübadelesi vb.gibi ) serbest bırakın. ” ÖZETLE:
        Ayette göre,cariye veya köle edinmek yasaklanıyor.Şartlar ne olursa olsun esirin serbest
        bırakılması emrediliyor.!!! Saygıyla.

  30. Rıfat dedi ki:

    He Bilal he.

  31. elevation dedi ki:

    Bana Allah’ı -ya da herhangi bir türden yaratıcı tanrıyı- ispatlayana dilediği kadar Lolipop vericeğim :) Hadi bakalım müslolar, hristolar, hindolar , iş başına. :) Bilal’den bekliyoruz önceliği, üstte ne demiş bir katılımcıya yönelik olarak,

    “Tanrı’nın isbatı”
    -isbatı-

    puhahahaha :) ispatı mı isbatı mı :) tam bir müslo anlayacağınız. lugatına bile yansımış :)

    • pante dedi ki:

      Arapça’da p yoktur, b kullanılır. :)

      • elevation dedi ki:

        Latin alfabesi ve Türkçe konuşulan bir blogta, arapça telaffuz kullanılması işi iki kat komik yapıyor. :)

        bu arada değerli müslolar, halen beklemedeyim. Bu müslo terimini türetende Ateistforum’dan Haci’ydı. :) Bende dalga geçmek amacıyla kullanıyorum. :)

      • ali dedi ki:

        aslan önceki yazını okudum da sen sağlam cahilsin önce kuranda meninin kaburgalardan çıkması diye birşey olmadığını öğren meniyi orda sen ekliyorsun TAHRİFÇİ SENSİN muaalll

    • bilal dedi ki:

      elevation ! 1- ” müslolar,hıristolar,hindolar vs. ” herkesle alay etmen,senin nasıl bir yaratık
      olduğun belli oluyor.İnsanlarla alay eden,henüz insan olamamıştır. !!! 2- Türkçede ki,ispat
      kelimesi arapçadan gelmedir.Yani” ispat ”kelimesi türkçe değildir,tükçeye girmiş bir kelime-
      dir.Bu nedenle,kelimeyi aslına uygun yazdım.Bu kelime arapça olduğu için,orjinalı gibi yaz-
      maya çalıştım.Ama sen bunları bilemezsin.!!!
      === 2- Tanrı’nın varlığının ispati isteyen biri olan (yani siz,) evreni oluşturan fizik yasaları
      zaten kendiliğiden vardı,bilgisayardaki sistem zaten vardı,kimse bu sistemi oluşturmadı,
      bu sistem kendiliğinden önce de vardı.Yasa koyucu olmadan yasalar oluşur,sistem
      koyucu olmadan sistem oluşur. ( yani binanın banisi,ustası ve mimarı olmadan da bir bina
      oluşuyor,bir eserin müessiri olmadan,bir yazının yazarı olmadan bütün bunlar oluşabiliyor)
      diyen sizin gibilere ne anlatabiliriz ki.? Yani akıl ve mantıkla düşünmeyen birine neyi anla-
      tırsanan anlat,hepsi boştur. Anlamak isteyemeyene anlatamazsın.!!!
      Anlmayacağın ama yine kısa bir soru ile seni düşünmeye davet ediyorum.! a) 16-17 milyar
      sene (Big Bang’tan ) önce evren bu durumda değildi.Kozmik madde,bulunduğu konumdan
      bugünkü konuma neden geldi.??? Evrenin oluşması için ilk kozmik yumurta neden var idi.?
      veya neden var edildi. ? Ona fizik yasalarını yerleştirip bugünkü duruma getirmeye zorla-
      yan bilinçli etmen nedir.??? Kozmik yumurta olmayabilirdi,evren oluşmayabilirdi. Neden bunlar oluştu. ? Bütün bunlar amaçsız,şuursuz,bilinçsiz mi oluştu ? Bunları var olmaya zorlayan bir bilinç ve amaç yokmu du ? Emniyetli bir şekilde üretilmiş bombaya bile, bir
      dış etken müdahale etmezse kendiliğinden patlayacak mı ??? Kozmik yumurtayı yara-
      tan ve üreten bir dış etmen olmasaydı kendiliğinden meydana gelebilecek midi ?
      Meydana geldikten sonra da bir dış etken müdahale etmeseydi,cansız,bilinçsiz,amaçsız
      olan ilk madde kendi kendini bugünkü duruma geterebilir midi.? Kozmik maddenin için-
      deki atomları reaksiyona geçirebilecek sistem nasıl ve ne şekilde oluştu.? Bu sistem
      kendiliğinden mi oluştu,kendiliğinden mi ilk kozmik maddeye yerleşti.??? Bütün bun-
      ları tesadüfe veya,şursuz,cansız ve amaçsız maddeye bağlamak,ne aklen,ne mantıken
      ne de ilmen mümkün değildir. Bütün olaylar bir nedenin sonucudur.Neden olmadan so-
      nuçlar meydana gelmez.! Evren,üstün bir zeka,kudret,bilinç ve Yaratıcı bir Gücün ürü-
      nü olabilir.Bunun dışında elimizde başka bir seçenek yoktur. Evren hiç de olmaya bilirdi,
      ama neden oldu.? Demekki evren,Yaratıcı bir bilincın sonucu olarak meydana gelmiştir.
      Yoksa bugünkü evren hep yok olmaya devam edebilirdi.!!! Neden meydana gelmeye
      zorlandı ??????????????????????????????? Evren, madde üstü bir zeka,akıl ve
      Yaratıcı bir gücün ürünüdür.!!! saygılar.

      • elevation dedi ki:

        Yahu birader sen hiç kuantum mekaniği bilmiyor musun, buyur kozmik yumurta :) nereden gelmiş bak,

        http://en.wikipedia.org/wiki/Quantum_fluctuation

        İngilizce biliyorsundur umarım, yoksa google’a kuantum dalgalanmaları yaz tekrar oku.

        Maddeyi oluşturan kütle ortadan kalkmaz bana göre, yani olsa olsa sonsuz yoğun bir halden patlama ile ortaya çıkmıştır evren. bakın aşırı yoğun demiyorum sonsuz yoğun yani sonsuz küçüklükte bir alana sıkışan enerjiden bahsediyoruz. Haliyle bu şey için bundan önce ne vardı demek, kelimenin amiyane tabiriyle gerizekalılıktır. Başka bir şey değil.

      • bilal dedi ki:

        Maalsef ! Sorduğum sorulara cevap bulamadım ! 1- Kozmik yumurta neden oluştu,onu
        olşturan etmen nedir. ? 2- Sonsuz küçüklükten bir alana sıkışan enerji ”den söz ediyor-
        sunuz. Peki,bu enerji kendiliğinden mi oluştu ? Bu enerjiyi var eden etmen nedir.? Var
        olmasını zorunlu kılan sebep nedir,neden var olmaya zorlanmıştır.? Olmaya da bilirdi.!!!
        Sebepsiz,nedensiz bir sonuç düşünülebilir mi ? Şayet her şeyi,doğanın temel kuvvetlerine
        (yasalarına ) bağlasan da yine aynı sorular bunlar için de geçerlidir.!!!
        LÜTFEN,Google de buraya girermisiniz ” BİG BANG’IN HİÇLİKTEN YARATILIŞI KANIT- LAMADIĞI VAKUM ORTAMINDA ”

      • elevation dedi ki:

        dediğin şeyi kelimesi kelimesine girdim, şu sonucu verdi google :)

        http://www.google.com.tr/#hl=tr&sclient=psy-ab&q=B%C4%B0G+BANG%E2%80%99IN+H%C4%B0%C3%87L%C4%B0KTEN+YARATILI%C5%9EI+KANIT+LAMADI%C4%9EI+VAKUM+ORTAMINDA&oq=B%C4%B0G+BANG%E2%80%99IN+H%C4%B0%C3%87L%C4%B0KTEN+YARATILI%C5%9EI+KANIT+LAMADI%C4%9EI+VAKUM+ORTAMINDA&gs_l=hp.3…6443.6443.2.6802.1.1.0.0.0.0.250.250.2-1.1.0…0.0…1c.1.5.psy-ab.w-XLl61Bvl8&pbx=1&bav=on.2,or.r_qf.&bvm=bv.43287494,d.ZWU&fp=d35328202f8b560b&biw=1366&bih=616

        Kozmik enerji yoktan varolan bir şey değilki öncesi olsun. Zaten varlığın kendisi, tekil halde toplandığı şey bu enerji. Şu anki evren ya da başka evrenlerde varsa bundan meydana gelmiştir. varlaşmış bir şey değildir kütle ve enerji sadece sonsuz yoğunluğa ıraksar durumda iken patlama sonucu mevcut evreni oluşturarak daha az yoğun bir hale geçmiştir. :)

  32. Ahmet dedi ki:

    Bunu hazırlayan güzel hazırlamış ancak bir ayeti unutmuşsun be kardeş… 3 / ÂLİ İMRÂN – 78 Ve muhakkak ki onlardan (Ehli Kitap’tan) bir grup mutlaka, onu (okuduklarını) kitaptan zannetmeniz için kitabı okurken dillerini eğip bükerler oysa o kitaptan değildir. O, Allah’ın katından olmadığı halde: “O, Allah’ın katındandır” derler. Ve onlar Allah’a karşı bilerek yalan söylüyorlar.

  33. Geri bildirim: TEVRAT, İNCİL ve KUR’AN’IN TAHRİFİ | Pozitif Ateizm

  34. Abdullahabdal dedi ki:

    ALICISININ OKUYUP ANLAYAMAYACAĞI BİR MESAJI, GÖNDERİRMİSİNİZ?

    Kuran ı Notradamus un kitabı gibi gösterme çabaları vardır.
    Kuranın hiçbir şey anlatamadığı islamcılar tarafından kabul görmeye başlamıştır.
    Bunun kanıtı olarak, Kuranın anlaşılır ve net olmaması nedeniyle kelimelerin içinde başka anlamlar olduğunu yayma çabaları gösterilebilir.

    Allah anlatmak istediklerini neden gizlesin?
    Kuranı Allah bir bulmaca kitabı olarak göndermiş olabilir mi?
    Söylenen her sözün başka bir anlamı olmasının mantığı nedir?

    İslamcılar Kuranın ilkelliğinin kanıtı olan çelişkileri saklamak isterler.
    Müslümanlar İslamın tüm zamanlarının dini olduğunu söylerler.
    Görüyoruz ki İslam kendi zamanının bile dini değildir.
    Kendi zamanında ve günümüzde kuranda yazanların anlaşılamadığı ortadadır.

    Her önüne gelenin Kuranı farklı anlamasıyla mezhepler,tarikatlar yüzlerce çeşit müslüman toplulukları oluşmuştur.

    Müslümanlar Kuranı herkes anlamaz diye Kurandaki çelişkileri gizlemeye çalışırlar.
    Müslümanlar Allahın söylemek ve anlatmak istediğini anlatamadığını,Kuranda yazılı olanların anlaşılması için bilen birilerinin açıklama yapması gerektiğini söylerler.

    Allah öyle demek istememiştir aslında şunu anlatmak istemiştir diyerek Allahın Anlaşılma konusunda aciz bir yaratıcı olduğunu öne sürmüş olurlar.

    ”Allah Kuranda oku duğunuz gibi öyle demek istememiş,öyle yazıyor ama anlatmak istediği bizim söylediğimiz gibidir” benzeri şeyler söylemeleri aslında islamcıların Allaha ortak koşmalarından başka bir şey değildir.

    Ey Dinadamı ve imam veya müslüman,Allahın ne demek istediğini Allah tan daha mı iyi biliyorsun?
    Eğitimin nedir ki yazılı bir metni bir profesörden daha iyi anladığını iddia edebiliyorsun?
    Allah anlatamaz ben anlatırım gafleti içerisindesin.Allah hem yücedir diyorsun hemde ondan daha iyi anlatabileceğini söyleyebiliyorsun.

    Oysa Kuranda Allahın ayetleri açık açık herkesin anlayacağı şekildedir yazıyor.

    NUR SURESİ-46AYET”Andolsun ki, biz, bilmediklerinizi size açık seçik bildiren ayetler indirdik.”

    Kuran da kimse bana hakemlik yapmasın yazar.Kuran da ne yazıyorsa anlamıda O dur yazan ayetler vardır.

    Yazan başka,anlamı başka olmaz.Allah tan geldiğini iddia ettiğiniz bir kitap için “öyle yazdığına bakmayın aslında başka bir şeyi anlatmak istiyor”” Aslında öyle yazıyor ama böyle demek istememişti “veya “orada mecaz var”gibi şeyler söylemek Onu inkar etmektir.Kitabın aslından uzaklaşmakdır.

    Hiç kimsenin doğru anlayamıyor olması Kuranın Allahın kelamı olmadığının kanıtı demektir.

    Bu gibi şeyleri söyleyenlerin aslında şunları savunmuş olduğu aklına gelmiyor.Kuran 1400 yıldır İslam aleminde yanlış anlaşılıyorsa ortada Allahın gönderdiği kitap kalmamıştır.

    Her mezhep ve tarikat kendi yaptığını doğru görmektedir.Mezhep tarikat ve cemaatler islamın ve Kuranın anlaşılamaması nedeniyle oluşmuştur.

    Kuranı Allah gönderse bir kitap daha gönderip bu yanlış anlaşılmaları düzeltmek zorundaydı. Eğer islamın Allahla ilgisi varsa günümüzde bile yeni kitapla düzeltmek zorundadır.

    En’am-114:Allah size Kitab’ı açıklanmış indirmişken, ondan başka hakem mi isteyeceğim?(hakem=hadisci)

    Binlerce mezhep ve tarikat olması her biri için İslamın farklı anlaşılmasındandır.
    Biri için doğru olan diğeri için ayetleri yalanlanmakdır,
    Ayetlerimi yalanlayanları suda boğdum yazan Allah yeni bir Tufan yapmak zorundaydı.
    Şimdiye kadar yapmamış olması Kuranda Nuh tufanını yapma nedenini geçersizleştirmiştir. Kuran ve Tufanda masal olmuştur.

    Bu nedenle geçerliliğini yitirdiği için anlayarak okunmasını engellerler.

    Önceki kitaplar Tevrat ve İncilin bozulması sonucunda Kuran’ın gönderildiğini iddia ediyorlar.

    Kuranda Ayetlerin uygulamasının mantık dışı kalması sonucu sonradan ilave edildiği çok açık olan Ayetler vardır.
    Surelerin bir çoğunun en son ayetleri yanlışlıkları örtme çabaları sonucunda eklenmişlerdir.

    Yüzlerce mezhep tarikat ve cemaat varsa Kuran bozulmamıştır diye savunulması geçersizleşir.
    Kuran’ın bir harfi bile değişmemiştir bahaneleri anlamsız olur.

    Anlam değiştikten sonra harfler aynı kalsa ne olur?

    İsteyen mecaz var diye istediği yere çekiyor.Önemli olan şekil mi? yoksa verilen mesaj mıdır?
    Mezhep ve tarikatların çok olması Kuran’ın artık anlaşılmaz hale geldiğini kanıtlar.Kuranı siz anlamazsınız diye söyleyenler. Mecazlar,müteşabih ,anlaşılırlığı ve geçerliliği kalmamış ayetler var diye söyleyenler. Kuranın kutsal kitap olmadığını ve anlaşılamadığını belirterek“Kuran’da artık işe yaramıyor”diye kendileri söylemiş oluyorlar. Islamcılar aslında bunu söylüyorlar ama ne söylediklerinin farkında bile olamıyorlar.

    • yani abdulhabdal alemsin yaa sen :) ,keşke tüm ateistler senin gibi kendilerini komik duruma düşürseler,yani şu yazdığın yazı iki cümle bile çıkmayacakken bu kadar niye zahmet edip uzattın ki,hele kendin bi oku bakaiım,başı ortası ve sonunun arasında değişiklik veya bir farkı varmı,ne yazdığını unutup aynı şeyleri papağan gibi sayıklamışsın :) .MEZHEPLERİN ÇIKIŞ SEBEBİni gerçekten merak edip bilmek :) :) istiyorsan KURANDA MANTIKSAL HATALAR bolümünde HIRISTİYAN VE MÜSLÜMANLARA OYNANAN OYUNLAR adlı yazı dizisini okuyabilirsin( okuyacağını,okusan bile anlayacağını zannetmiyorumda :) neyse)Diğer bahsettiğin şeyler de dediğim gibi birbirinin aynısı olan 2 cümle bile çıkmayacak bişey zaten :), ve her yerde defalarca dillendirilmiş ve cevaplanmış şeyler.Ama size şunu samimi olarak söylüm ne yaparsan yap,hangi fikri savunursan savun işini güzel yap,sen işinin hakkını vermezsen işte senin hakkını vermez,hadi kal sağlıcakla

  35. nas aykut dedi ki:

    BUSE VE BİLAL
    Buse ve Bilal in tartışmaları gerçekten üst düzey,, zevkle insanlar okuyabiliyor yazılarını ama benim merak ettigim buse nin Bilal e sordugu” Birden fazla kadınla evlenip 2 tane kadını da taşlamamış mıdır Muhammed?”’ sözü…taşlamış mıdır muhammet (s.a.v) ? Bilal kardeşim bu konuda bize bilgi verebilir misin.?

  36. bilal dedi ki:

    Sn.nas aykut,

    İlginiz için çok teşekkür ederim,

    Ayrıca konuyla ilgili yazıyı daha önce defalarca gönderdiğim halde bir türlü yayınlanmıyordu,bu nedenle ilgili yazıyı geç gönderdiğimden ötürü özür dilerim…

    Birden fazla kadınla evlenip 2 tane kadını da taşlamamış mıdır Muhammed?”’ sözü…taşlamış mıdır muhammet (s.a.v) ? Bilal kardeşim bu konuda bize bilgi verebilir misin.? sizden alıntı’

    İslamda recm diye bir ceza asla yoktur.Böyle bir cezayı uygulmak yüce Allah’ın göndermiş olduğu kur’an’ı kerime aykırıdır.Aslında böyle bir cezayı uygulamak haşa yüce Allah’ın zina ile ilgili verdiği hükmü yeterli bulmamak, benimsememek ve hatta yüce Allah’a iftira atmak anlamına gelir……

    HZ.Muhammet (s.a.s) taşlamış mıdır ? sorusuna gelince.

    1-Hz.peygamber böyle bir cezayı hiç bir müslümana uygulamamıştır,zira hz.peygamber tahrif edilmiş Tevrat’ın böyle bir hükmünü uygulayacak değildir.kur’an hem Tavrat’ın tahrif edildiğinden söz edecek hem de hz.peygamber Tavrat’ın hükmü ile amel edecek,böyle bir şey olur mu ???
    2-Hz.peygamber hayata iken hadislerin yazılmasına müsaade etmiyordu,hz.peygamberin sözleri vefatından yaklaşık 200 sene sonra kulaktan dolma bilgilerle yazılmaya başlamıştır.200 sene aşkın hz. peygamberin sözleri zamanında kayıt edilmemiş ve yazılmamışsa bunun sağlıklı korunması mümkün gibi görülmemektedir.Bu iki asır içinde hz.peygamber adına nice hadisler uyduruldu,aslı astarı olmayan rivayetler,olaylar ona isnat edildi.Bgün bütün bunlar (bu uyduruk rivayetler) maalesef hadis kitaplarında yazıldır..Bu gün mevcut hadislerin çok azı hz.peygambere ait olabilir,fakat bir çoğu ona ait değildir. Bu hadislerin çoğu haberi ahad (mütevatir olmayıp zanni ifade eden hadisler) olduğundan n bunların hiç birinden dini bir hüküm çıkarılamaz.Çünkü dini hüküm katı nassa dayalıdır,haberi ahad ise zanni bir haberdir…… Mesela: Ebu Hanife’ye göre ‘’SİKKA’’yani güvenilir ve mütavetir hadislerin sayısı 17 taneyi geçmiyor. Bunlar da namaz,oruç,hac,zekat vb, ibadetlerle ilgilidir.Bu nedenle gerek Ebu Hanife hz.gerekse İmam Malik gibi zatlar hz.peygamberin sünnetine aykırı olduğu gerekçesiyle Buhari ve Müslim’de geçen bir çok hadisle amel etmemişlerdir…….’’
    .KAYNAK ‘’تاريخ الاسلام – ج – 2 – ص – 330 – دكتور ابراهيم حسن ابراهيم

    Ayrıca hadisler mütevatir ve doğru olsa bile dini bir hüküm koyamaz,dinin hükmünü koyan sadece yüve Allah’tır.Bu nedenle kur’an’da olmayan bir şey dinden sayılmaz ve dinin bir hükmü olamaz.hadis doğru ve mütevatir olsa bile sadece dinin bir şerhi ve yorumu niteliğindedir.Hüküm koyucu değildir.Yani hz.peygamber de bizim gibi bir beşerdir,onun görevi sadece yüce Allah’ın göndermiş olduğu mesajı tebliğ etmek,açıklamak ve uygulamaktır.Dine ne bir şey koyabilir,ne de çıkarabilir.Bu nedenle hz.peygamberin kur’an da olmayan bir RECM cezasının uygulaması mümkün değildir,zaten bir iki kişiye bu cezayı uyguladığına dair rivayetler de muteber görülmemektedir….

    Ama,hz.peygamber zamanında iki kişiye bu ceza uygulanmıştır diye nakleden bu rivayetlere göre durum şöyledir..!
    Hz.peygamber Medine’ye hicret edince buradaki bütün farklı din ve inanç mensuplarıyla anlaşarak Medine Site Devleti Anayasasını oluşturuyor.

    Buna göre her din ve inanç mensubu kendi dinini ,inancını serbestçe yaşayacak ve herkes kendi dini inancının kuralları gereği yargılanacaktır.Bu nedenle müslümanlar kur’an’a göre,yahudiler Tavrata göre vs.. her kes kendi dinine ve inancına göre yargılanacak. (işte gerçek demokrasi örneği ! )
    Rivayete göre,
    Bu olay iki yahudi arasında oluyor ve konuyla ilgili ceza da Tevrata göre infaz ediliyor,çünkü onların inancının gereği bu idi.Yani taşlatan hz.peygamber değil,onlar taşlıyorlar,çünkü zina edenler de iki yahudi idi,recm hükmü de yine onların inancı gereği idi.Bunlar kendi aralarında anlaşabilmeleri için hz.peygambere baş vuruyorlar ki birbirlerine haksızlık etmesinler.Bunu uygulayan hz.peygamber değil,yahudilerdir.Hz.peygamber ise talepleri üzerine sadece onlar arasında hakemlik yapmıştır….
    Bu recm cezası Tevratta açık bir şekilde bildirilmiştir. ” TESNİYE 22/22 ” Bu islama göre
    değil,Yahudilikte uygulanan bir cezadır…

    AYRICA BU RİVAYET GÜVENİLİR DEĞİLDİR !!!
    a) Bu olay hicretin ilk yıllarında olduğu gösteriliyor,
    b) Bunu rivayet eden Ebu Hureyre’dir.Ebu Hureyre ise o zaman mülüman bile değildi.Peki bunu hz.peygamberle birlikte olan bir sahabe değil de,bu olaydan 6-7 sene sonra müslüman olan sadece Ebu Hureyre mi rivayet edecek ?
    c) Ebû Hureyre hicretin 7. senesinde (m. 628) Hayberde müslüman oldu..Yani hz.peygamber hayata iken sadece 3 küsür sene onunla birlikte kalmıştır…
    d) Peki böyle önemli rivayetleri hz.peygamberin yanından hiç ayrılmayan hz.Ebu Bekir,hz, Ömer,hz.Osman ve hz.Ali gibiler değil de,neden sonradan müslüman olan ve sadece üç küsür senesini hz.peygamberle geçiren Ebu Hureyre rivayet ediyor.?
    e) Ebu hureyre kaynaklı rivayetler de güvenilir değildir..Hadisleri rivayet etmemek için hz.ömer onu sık sık uyarmış ve hatta ceza bile vermiştir.hz.Aişe,hz.Ali ve daha niceleri bu kunuda Ebu Hurerey’i tenkit etmişledir.Ebu Hanife hz.Onun rivayetine hiç itıbar etmemiştir. İşte bu nedenlerle Ebu Hureyre’ye ait olan rivayetler güvenilir değildir….!!!
    Daha geniş bilgi için google de ‘’ Ebu Hureyre kimdir-1 ? ‘’ adresine girilebilir.

    Ayrıca iki yahudiye recm cezası uygulandığına dair rivayetin güvenilirliği yoktur,ama böyle bir olay olmuş olsa bile bu cezayı uygulayan hz.peygamber değildir.,Bu ceza onun zamanında yahudilerce uygulanmıştır..Özetle,hz.peygamber böyle bir cezayı uygulamamıştır…..

    Selam ve saygılarımla..

  37. kaa dedi ki:

    bu şaçma yazıları yazanın elleri kırılsın muhammed ne demek arkadaşınmı senin aptal benim hz muhammed efendime böyle konuşamazsın

  38. Turan Sır dedi ki:

    HAYATIN MERKEZİ

    Bilgi bir nokta idi, cahiller onu çoğalttı.
    Düşünen herkese…

    VAROLUŞ

    Ezeli ve ebedi (başlangıcı ve sonu olmayan), varlığı kendinden olan Allah, bilinmeyi dilemiş; zamanı, evreni, melek, cin ve insanı yaratmıştır. Allah’ın yaratması; varlığı, yoklukta bırakmamak içindir ve tercihini yaratmaktan yana kullanmasının bir sonucudur. Bu ise Rahman ve Rahim isminin bir tecellisi olsa gerek. Allah; evreni, melek, cin ve insanı kendi ihtiyacı olduğu için, yani yaratmadığı takdirde kendi varlığını devam ettiremeyeceği için yaratmış değildir. Bu ihsanlar, her daim yaratmalar ve lütuflar olmasaydı, Allah’ın bu sıfatları belkide tecelli etmemiş olacaktı. Ama varlığı her daim hiç bir şeye ihtiyaç duymadan devam edecekti. Allah’ın varlığını kavrayabilecek potansiyelle yaratılan bilinçli varlıkların yaratılış sırası; önce melek, sonra cin, sonra insan şeklinde olmuştur. İnsanlar bir tür olarak yeryüzünün çeşitli bölgelerinde eşzamanlı olarak çok sayıda yaratılmışlardır. Bu üç varlığın dışında varolan, evrendeki canlı ve cansız diğer bütün varlıklar, Allah’ın evrende varettiği eşyanın tabiatına (doğadaki yasalarına-kurallarına) uygun olarak hareket ederler, ancak bilinçli ve sorumlu varlıklar değillerdir. Yani bilinçli ve sorumlu olarak üç tür mevcuttur. Melek, cin, insan… Yaratılışta, insan türüne saygı göstermeyi reddeten, cin türünün kafir olanı yani şeytandır. İnsanın yaratılışından sonra şeytanlaşma temayülü insan türünde de oluşmuştur. Şeytan; kafir cin ve insandır. (114:6) Şeytan ayrı bir tür değil, (kafir) gerçeği örten özellikler gösteren cin ve insanın bu durumunu devam ettirdiği süre içindeki halidir. Şeytan diye ayrı ontolojik bir varlık türü yoktur. Şeytanlık bir sıfattır. Kötülüğü temsil eder. Vesvese ve kötü düşüncedir. İnsan ve cin özgür iradesiyle yaşar ve ölür. Yaşam boyu tercihleriyle ilgili cennet ya da cehenneme muhataptır. Evrende bulunan; insan, cin, hayvanlar ve bitkiler dahil bütün canlılar ölümlüdür. Ahirette bütün canlılar tekrar, dünyadaki bedenleri ile diriltilecek ve hesaplaşma olacaktır. Adaletli olan Allah; insan, cin, hayvanlar ve bitkilerden, canlı ve cansız bütün varlıklardan; yaşamları boyunca birbirlerine hakkı geçenlerin haklarını Ahirette teslim edecektir. Melekler ve kafir olarak ölen insan ve cin dışındaki bütün canlılar, bir daha ölmemek üzere cennette, dünyadaki bedenleri ile sonsuz yaşayacaktır. Ancak kafir (gerçeği örten) insanlar ve cinler ise, hayatları boyunca yapmadıkları iyiliklerin ve yaptıkları kötülüklerin bir sonucu olarak Allah’ın takdir ettiği uzun bir süre cehennemde azap gördükten sonra yokolmayı istemedikleri halde Allah onları ikinci bir ölümle/yokoluşla cezalandıracaktır. Kötülük (cehennem) biter, sonludur. Güzellik (cennet) süreklidir, sonsuzdur.

    Hayatı kurgulayan Allah, tabiki Mutlak Tercih hakkına sahiptir. Neden? Niçin? soruları O’nu bulmaya yönelik olmalı, benlikleri, nefisleri tatmin etmeye yönelik değil. Çünkü cin ve insanın, Allah’a ulaşmadan varlığını anlamlandırması mümkün değildir. Varoluşu Yaratıcıya bağlı. Sonuç olarak diyebiliriz ki; Yaratılış, Allah’ın bir ihtiyacından kaynaklanmıyor, belki Allah’ın sıfatlarının tecelli etmesinden kaynaklanıyor. Mutlak hikmeti ve herşeyin en doğrusunu şüphesiz Allah bilir. İlk ve son, iç ve dış Allah’tır ve Allah her şeyi bilir. (Allah alimdir)’’ (Hadid-3). “Allah gökleri ve yeri altı günde (altı zamanda-aşamada-evrede) yarattı. Sonra Allah, arşa istiva etti (arşı istila etti-kapsadı)” (Araf-54). Şu ayetle her şeyi kapladığını teyit etti. “Allah her şeyi muhittir (ihate etmiştir, kaplamıştır)” (Fussilet-54) . “(Sonra her şeyi yok edecek, Zatı baki kalacaktır) “(Kasas-88). Allahın zatı, alemlerden (Her şeyden, evrenden yaratıklardan ganidir, müstağnidir). Allah evren olmadan da vardır ve alidir-aşkındır. Allah sameddir. Varolmada ve varlığını devam ettirmede hiçbir şeye muhtaç değildir. Fakat yarattıkları evren ve içindekiler, var olmada ve varlığını devam ettirmede Allah’ın zatına muhtaçtırlar. Allah, ilk varın kendisi, son varın kendisi, dış varın kendisi ve iç varın kendisi olduğunu buyurmakta. (Zahir-batın Allah’tır) Sonra kendisinin, evreni yaratıp, kapsadığını ve evreni aşkın olup, sonsuz olduğunu vurgulamakta. Evvel- ahir ilk ve son Allah’tır. Her şeyi bilen Rab olduğunu ve her şeyi donattığını, eğittiğini, yönettiğini buyurmaktadır. Allah’ın dışındaki bütün varlıklar evrende zamana bağımlıdır. Zaman ise canlılığı tüketir. Ahirette ise cehennem yine zamana bağımlıdır ve sonludur. Ancak, zamana değil, Allah’ın varlığına bağımlı olan cennet sürekli ve sonsuzdur…

    Allah; kendi kudretinde, gizli iken bilinmeyi dileyip, zamanı, evreni, alemleri ve içindeki her şeyi yarattığını, daha dünyanın ötesinde gökleri olduğunu orada da soyut-gaybi nesneler olduğunu (melek-cin) gayb-gizli alemlerin de bulunduğunu, canlılığı/ruhu gayb aleminden insana, cine, kendi ruhundan vererek, onu bilmekli, düşünen, akleden, anlayışlı kıldığını bu suretle cinle ve insanla diyaloğu, zati ve sıfati ilişkisi bulunduğunu beyan etmektedir. Allah kendi kudretinde gizli iken, kendinden başka hiç kimse yok iken ve kendini kendinden başka bilen de yok iken, zatından zatına tecelli edip, önce arşı, arşın nurundan melek ve cin türünü yarattığını sonra, sırası ile örnekler alemini, güneşi, gezegenleri, yıldızları, sonra cisimler alemi olan yerküreyi güneşin hararetinin yoğunlaşması sonucu yarattığını, sonrada insan türünü yaratıp, Zati Nuru olan ruhunu/nefsini/canını verdiğini açıklamıştır. İnsan ve cinin ruhu/nefsi/canı/kişiliği; kendi bedeninden ayrı bir varlık değildir ve bedeniyle birlikte gelişir, olgunlaşır, tekamül eder. İnsan ve cin bedeniyle birlikte vardır. Uyanıkken ve uyurken hayal aleminde dolaşan ise insan ve cin beyninin ürünü olan düşüncedir. İnsan ve cin kainattaki/evrendeki/dünyadaki bedeniyle ahirette tekrar diriltilecektir. Allah; herşeyi kapladığını, aştığını, melekle-cinle-insanla konuştuğunu, kelam ettiğini, okumayı, yazmayı, dilleri öğrettiğini açıklamıştır… En büyük öğretici Allah’tır. Allah’ın kainatı ve içindekileri yaratma amacı ise kendisini göstermektir.

    “Yaratan rabbinin adıyla oku! O, insanı alaktan yaratmıştır. Oku! Yazmayı öğreten rabbin sonsuz kerem sahibidir. O, insana bilmediklerini öğretendir.” (Alak, 96/1-5)

    İnsan ve cin, doğrudan bir etkileşim içerisinde kalmadan, O’nun yaratmasındaki kemâli, sıfatlarındaki nihayetsizliği ve nihayetsiz güzelliği, Zât’ındaki tarifi mümkün olmayan coşkuları kavrayabilmek için; bu kavrayışındaki anlamları ‘özgürce tasdik’, ‘coşkularıyla ifade’, ‘gıyabında, sözlü olarak ilan’ ve ‘görmedikleri Rablerinin huzuruna, görürcesine bir yakınlık içerisinde sunmak’; nihayet, ‘O’nun kavranmaktan da yüce olduğunu kavramak’ üzere yaratılmıştır. Yani, varoluşunun gayesi, yarattığı varlıkları seven, bu sevgisini ikramlarla ortaya koyan, bu sevgisini ve özenini, bin bir ihsan ve rahmet yansımalarıyla ispat eden Allah’a karşı; ibadetleriyle bu sevgiye layık olduğunu ispat etmesi, ubudiyetiyle bu sevgiyi geliştirmesi ve O’na yakınlaşmaya çalışmasıdır. Bu çabanın son basamağındaki engel, Yaratıcısına ulaşan yolda yıkması gereken son duvar, kendi benliğidir. İnsan ve cin, ilahî bir ikramla bu engeli de aştıktan sonra, meleklerin ulaşmasının mümkün olmadığı noktaya varmış, onların aşmaları mümkün olmayan bir engeli de aşıp, melekleri insanın üstün özelliklerini kabul eder hale getirten o hakikate râm olacaktır ve Allah’a ulaşacaktır… Yani insan ve cin, böylece melek gibi ölümsüz hale gelebilecektir…
    DİN = KURAN = HAYAT

    Allah inanç sahiplerini inananlar olarak isimlendirmiştir. İnananlara birden fazla din değil, tek bir din göndermiştir. Bütün Peygamberler hep aynı dini tebliğ etmiştir. İnsanlar ve cinler, inananlar ve inanmayanlar olarak sadece iki sınıfa ayrılır. Allah’ın gönderdiği dini hükümler hep aynıdır. İnananlar kendilerine gönderilen dine ve kitaplara gönderildikleri dönemlerde çeşitli isimler vermişlerdir. Bu isimlerin bir bağlayıcılığı yoktur. Hepsi aynı şeyi ifade eder. Allah’ın dini ve Allah’ın kitabı tektir. Din Kuran demektir, Kuran din demektir.

    Kutsal kitapların kelime kelime aynı olması değil, aynı emir ve yasakların bulunması esastır. Bugün Kuran’da bulunmayıp Tevrat, İncil vb. kitaplarda yer alan emir ve yasakların bir bağlayıcılığı yoktur. Bu kitaplara bu emir ve yasaklar sonradan inanırları tarafından eklenmiş ya da daha önce bu kitaplarda bulunan hükümler sonradan çıkarılmıştır. Tahrif edilmiştir. Zaten Kuran son olarak bu tahribatı düzeltmek için yeniden gönderilmiştir. İlk gönderilen Tevrat ve İncil gibi kitaplar da ilk hali itibariyle Kuran’dır.

    Peygamberlerin ilk gönderildikleri dönemlerde insanlar Haniflik, Hıristiyanlık, İsevilik, Musevilik, Muhammedilik, İslamiyet, Müslümanlık gibi sıfatlar kullanmışlar ve kullanmaya devam etmektedirler. Allah’ın, insanların ve cinlerin içlerinden kendisine inananları tanımlaması “inananlar” ve emir ve yasakları tanımlaması da “Kuran” (okunan, okunacak ayet) şeklindedir. Zaten bütün dinlerin emir ve yasakları Kuran’da mevcuttur. Kuran, bütün emir ve yasakların bir arada bulunduğu (toplanmış, kitaplaşmış) şeklidir. Kuran’da bulunmayan emir ve yasaklar diğer kutsal kitaplara sonradan tahrif edilerek girmiştir. İslam (müslümanlık) yeni bir din değildir. Allah’ın inananlara gönderdiği tek bir din vardır. Bu dinin adını, inanırlarının çeşitli isimlerle adlandırmış olmalarının bir önemi yoktur. İyi bir Hıristiyan, ya da iyi bir Musevi olmak isteyenler, erdemli olmak, Allaha ulaşmak isteyenler Kuran’a uymak suretiyle inananlardan olurlar. Emirler (ibadetler) vardır. Yasaklar (kötülükler) vardır. Allah koruyan (rahman) ve bağışlayan (rahim) olandır. Emirlerle sevap, yasaklarla günah yüklenir cin ve insan…

    Muhammed Peygamberin vefatından kısa süre sonra cahiliyye devrinin kabileciliğini ve putperestliğini hortlatan münafıklar, birçok Müslümanı öldürmüşler ve Emevilerin başlattığı sapkınca halifelikle birlikte İslam’ın mesajını tahrif etmek ve onu ortaçağ Arap kültürüne dönüştürmek için maaşlı din adamlarını seferber etmişlerdir. İslam dininin tek ve biricik kaynağı olan Kuran’ın anlaşılmaz, detaysız ve yetersiz olduğunu ileri süren müşrik din adamları, yalnız Allah’a özgülenmesi gereken dini; Allah + Peygamber + sahabe + tabiin + mezhep imamları + mezhepte müçtehitler + eski alimler ve şeyhler + daha sonra gelen alimcikler ve şeyhciklerden oluşan bir anonim şirketin ortaya koyduğu bir beşerî din çorbası haline dönüştürdüler. (Lütfen şu sure ve ayetlere bakınız: 7:29; 9:31; 16:52;39:2,11,14; 40:14,65; 42:21; 98:5). Zamanımıza kadar etkileri süren bu felaketli dönemde Kuran’ın yeterli olmadığı inancı yaygınlaşmış ve ciltlerle hadis ve fıkıh kitapları uydurulmuştur. Bu “mişna”ları kabul etmeyenler sapık ve mürted (dinden dönenler) olarak damgalanmışlar ve hatta işkenceler altında katledilmişlerdir. Ebu Hanife, hadis uydurukçularının gazabına uğrayan ve Emevi ve Abbasi zalimlerinin işkencehanelerinde çile çeken mazlumlardan sadece birisidir. Oldukça şiddetli bir devlet terörünün estiği o günlerde Kuran’a rağmen bambaşka dinler oluşturulmuştur. Kuran’daki kavramların anlamını kaydırmak için seferber olunmuştur.

    Peygamberin okuma yazma bilmediği yalanından, onun insanların gözlerini kızgın çivilerle oyup çölde ölüme terkettiği iftirasına kadar… Taşla öldürme iftiralarından, Kuran’da nasih-mensuh ayetler bulunduğu şeklindeki melanete kadar… Aç bir keçinin yiyerek Kuran’dan çıkardığı taşlama ayetinden, halktan korktuğu için onu Kuran’a sokamayan hazrete kadar… Mezhepçiliğin kutsanmasından, şefaat mitolojilerine kadar… Hacerül esved denilen işaret taşının putlaştırılmasından, peygamber mezarının ziyaretinin faziletlerine kadar… Peygamberin sünnetli doğduğu yada sonradan sünnet olduğu yalanlarından, Peygamberin 30 erkeğin cinsel gücüne sahip oluşu hikayesine ve sahabenin savaş dönüşü kadınlarına koşarken orgazm oldukları uydurmalarına kadar… Aişe annemizin 53 yaşındaki Peygamberle evlenirken 19 yaşında bir ergen olduğu halde, 9 yaşında olduğu yalanından, Peygamberin bir gecede 9 kadınla cinsel ilişkide bulunduğu uydurmasına kadar… Peygamberin Medine’de bir Yahudi tarafından büyülendikten sonra haftalarca şaşkın şaşkın dolaşmasından, açlıktan ötürü zırhını bir Yahudi’nin yanına bir kaç kilo arpa karşılığında rehin bırakmış olarak ölmesine kadar… Alimlerin icmasının dini kaynak oluşundan, sevadül azam yani büyük karaltı masallarına kadar… Miracta Allah ile namaz pazarlığı uydurmasından, ayın mucizevi bir biçimde yarılıp bir parçasının Ali’nin bahçesine düşmesine kadar… Dinden dönenin öldürülmesinden, namaz kılmayanın dövülmesi veya öldürülmesi gerektiğine kadar… Erkeklerin kadınlardan üstün olduğu yanlış çıkarsamasından, hayızlı kadınların camiye girmemeleri ve Kuran’a el sürmemelerine kadar… Kadınları eşekler ve köpeklerle aynı kategoride değerlendirmekten, cehennemi kadınlarla doldurmaya kadar… Haremlik ve selamlık yoluyla kadınları hayattan soyutlamaktan, kadınları başörtüsü, peçe ve çarşafla örtüp kimliklerinden soymalarına kadar… Kuran’daki, kadınların göğüslerini örtmelerini emreden ayeti saptırarak, saçlarını örtmeleri emredildiği yalanına kadar. Erkeklere altın yüzük ve ipek elbisenin yasak/haram olduğu uydurmasından, kadınla erkeğin tokalaşmasının kötü görülmesine; erkekler için gümüş yüzük ve sakal bırakmanın dinin bir alameti gibi görülmesinden, müziğin, resmin ve satrancın haram edilişi yalanına kadar… Boşama haklarını gasbederek kadınları köleleştirmekten, erkeğin ağzından kazara çıkan bir kaç sözle aileleri dağıtmaya kadar… Zekatı senede bir kereye indirmekten, Haccı birkaç güne sıkıştırmaya kadar… Namazı üç vakitten beşe çıkarmaktan; sünnet, teravih ve bayram namazları uydurmaya kadar… Kurban kesmek yalanından ve hayvanlarla ilgili yüzlerce haramlar uydurmaktan, Kureyş’in yemek tercihlerinin dini ölçü kabul edilmesine kadar… Hilafetin Kureyş’in hakkı oluşundan, La ilahe illallah demedikçe insanları öldürmenin gerekliliğine kadar… Sakal bırakmanın ve sarık sarmanın faziletinden, kabak sevmemenin peygambere hakaret sayılmasına kadar… Peygambere uymanın hadis kitaplarına uymakla eş anlamlı oluşundan, hadislerin ayetleri iptal edebileceği küstahlığına kadar…

    İnsan ve cinin varlık iddiasında bulunması ve hurafelere sapması geçici ve mecazidir. İnsan ve cin ancak, acziyetinin farkına varıp yaratanına yöneldiğinde bilme duygusunu kavrayabilecek ve gerçeğe ulaşacaktır…
    Dini meslek edinen profesyonel din adamları, insanları Kuran’dan uzaklaştırmak için Kuran’ın zor, anlaşılmaz ve mücmel olduğu yalanını yüzyıllarca empoze ettiler. Kuran’ın anlaşılması için yüzlerce ciltlik rivayet kitaplarının didik didik edilmesi gerektiği yalanına kananlar, Kuran‘ı öğrenmeye vakit bulamadılar. Vakit bulanlar ise kafalarını binlerce hurafeyle doldurduklarından ve üstelik Kuran’ı bunlara muhtaç kabul ettiğinden onu anlama şansını baştan kaybettiler. Nitekim, Allah’ın korunmuş Kelamını korunmamış kul sözlerine muhtaç görenler, Kuran’ın anlaşılmasının zor olduğunu iddia edip durdular.

    Muhammed Peygamberin biricik şikayetinin halkının Kuran’dan uzaklaşması hakkında olması çok ilginç (25:30). Buna rağmen, son Peygamberin halkı, daha hicri birinci yüzyılda hadis üretim fabrikaları kurmaya başladı. Bu felaketli davranışın sonucunda Kuran’ı anlamaya verilen mesai alabildiğine azaldı, bunun yerine binlerce çelişkiyi içeren ilkel rivayetler üzerinde ihtisaslaşma baş gösterdi. Rivayet kitaplarını değerlendirmede ortaya çıkan ihtilafları kurumlaştırıcı usul ve mezhep çalışmalarıyla bu sapkınca tuzak güçlendirilerek orijinal evrensel mesaj Arap, Yahudi ve Hıristiyan kültürlerinin karması bir din haline dönüştürüldü.

    Peygambere yakıştırılan yalanların Hadis ve Sünnet adıyla anılacağını önceden bilen Tanrı, Hadis (söz) kelimesini ayetlerden başka bir söz için kullandığında genellikle kötü bir anlamda kullanır (12:111; 31:6; 33:53;45:6; 52:34; 66:3). Sünnet (yasa) kelimesi de sürekli “Allah’ın sünneti (sünnetullah)” olarak tanımlanır (33:38,62; 35:43; 40:85; 48:23). Dahası, Hadis ve Sünnet’in yanında uydurulan üçüncü öğreti olan İcma (toplu karar) kelimesi de Allah hariç kimin için kullanılmışsa olumsuz bir anlamla mahkum edilir (20:60; 70:18; 104:2; 3:173; 3:157;10:58; 43:32; 26:38; 12:15;10:71; 20:64; 17:88; 22:73; 54:45; 28:78; 7:48; 26:39; 26:56; 54:44…).

    Kuran’ı yeterli görmeyen inkarcılar, Tanrı tarafından Kuran’ı anlamaktan engellenmişlerdir (17:45; 18:57). Çok ilginçtir ki, Kuran’ı kaynak olarak yeterli görmeyenler Kuran’ın anlaşılması ile ilgili ayetlerin bizzat kendilerini anlamamışlardır. Nitekim, 7:3; 17:46; 41:44; 56:79 ayetleri, hem-tez-hem-kanıt olan özgün bir dille kanıtı tezin içine gömen birer sanat eseridir. Hemen hemen tüm Kuran ciltlerinin arka kapağında Arapça üç ayet yer alır. Elinizdeki Kuran’a bakarsanız büyük olasılıkla 56:77-79 ayetlerinin yazıldığını göreceksiniz. Bütün Kuran’ın içinden neden bu ayetler icma ile seçiliyor merak ettiniz mi? Neden, ellinin üzerindeki isim-sıfatı arasından sadece bir kez burada geçen Kerim (Şerefli/Yüce) seçiliyor? Neden Kuran için sıkça kullanılan Zikr (Mesaj), Hakim (Hikmetli), Mübin (Apaçık), Nur (Işık) gibi kelimeler değil de bu ayette geçen Kerim? Neden bu ayet? Neden örneğin, Kuran’ın anlaşılır bir kitap olduğunu üst üste dört kez vurgulayan ayet değil (54:17,22,32, 40)? Veya neden 12:111; 15:1; 17:9; 17:88; 17:89; 30:58; 41:3; 55:2… ayetlerinden biri değil? Mesajın “dirileri” uyarmak için gönderildiğini bildiren biricik ayeti içeren Yasin suresini, inadına ölülere hasredenlerin niyetlerinden kuşkulanmaya hakkımız var (36:70). Kuran’ın bilgisine sahip olanlarınız bu sorunun cevabını iyi bilirler: Müşrik din adamları, bu üç ayeti (56:77-79) icma ile anlamamışlar ve anlamadıkları biçimiyle onların halkın büyük çoğunluğunu Kuran’dan uzaklaştırabileceğini düşünmüşlerdir. Nitekim onlar bu ayetlerin anlamını, abdestsiz olanların Kuran’a dokunmamaları olarak çarpıtırlar. Hayızlı kadınları pis olarak değerlendirdiklerini de düşünürsek, anlamı icma ile çarpıtılmış bir ayeti en popüler ayet ve o ayette geçen Kerim kelimesini en popüler sıfat haline getirmelerinin şeytanca bir melanetin ürünü olduğu anlaşılır. Kuran’ın bir cep kitabı, bir başucu kitabı olmasını engellemek, Kuran’ı rafa kaldırmak ve duvara çivilemek amacını güden plan ne yazık ki büyük oranda başarıya ulaşmıştır. Kuran, bir tren gibi, yüksek voltajlı bir trafo veya cin gibi çarpacak tehlikeli bir nesneye çevrilmiştir. Kuran, anlaşılması çok zor, dokunulması tehlikeli, ve ulaşılması imkansız yüce bir kitap olunca, hoşgelsin hadisler, sünnetler, mezhepler ve din ticareti yapan parazitler.

    Kuranın dışındaki din adına ortada duran bütün kaynaklardaki bilgiler Kuranın aydınlığına muhtaç ham bilgilerdir. Hadis, sünnet adıyla Peygamber sözü ya da uygulaması olduğu iddia edilen sözler ve uygulamalar da olsa bu böyledir. Ki hiç bir sözün veya uygulamanın peygamber sözü veya peygamber uygulaması olduğu ispatlanamaz. Tarihsel olarak bu mümkün değildir. İletişimin ve kayıt sistemlerinin bu kadar yaygınlaştığı günümüzde bile bir kaç yıl önce bir insanın söylediği sözün gerçekten kendisine ait olup olmadığı bile tartışılabilirken, peygamberin ölümünden bir asır sonra yazılan hadis kitaplarından peygamber sözleri veya uygulamaları hakkında gerçeğe uygun bilgi elde edilemez. Şüphesiz, Allah bize bilginin tek kaynağının Kuran olduğunu bildirerek düşünüp öğüt alanlar için bu durumu açıkça vurgular. Bilgiye sınır konulamaz. Evrende varolan bütün bilgilerin kaynağı ise Kuran’dır…

    Allah’ın yol gösterdiği akıl sahipleri, kaynak bilginin en güzeli olan Kuran’a uyarlar. (39:18)

    Din adına uydurulan inanç ve uygulamalardaki çelişkiler; rivayetlerden (hadis, sünnet, içtihat, icma gibi kaynak kabul edilen rivayetlerden) kaynaklanmaktadır. Oysa Allah’ın tek dininin tek kaynağı sadece Kuran’dır. Kuran’ın kendisinde çelişki bulunmaz. Çelişki zannedilen hususlar yanlış anlaşılmalardan ve yanlış Kuran meallerinden, tefsirlerinden kaynaklanmaktadır. Din adına Kuran’a dayanmayan, fakat İslam’ın bir emri ya da tavsiyesi zannedilen konulara örnek olarak, erkek çocukların sünnet ettirilmesi bidatını (kötü geleneğini) hemde sünnet adı altında dine sonradan sokulmuş, insan fıtratını bozan sağlıksız bir adet olarak görmekteyiz.

    Erkek çocukların sünnet ettirilmesi, erkek çocuklara yapılan en büyük kötülüktür ve fıtratı (yaratılışı) bozmak, değiştirmektir. Allah’ın böyle bir emri yoktur. Cahili bir adettir. Erken boşalmanın ve ereksiyon kaybının en önemli sebebi olduğu bilimsel olarak kanıtlanmıştır. Zaten bu geleneğin ortaya çıkması ve yapılış amacına bakılırsa cinsel isteği azaltmayı ve ruhbanlaşmayı artırmayı amaçlayan Yahudi ırkına mensup insanların geleneğinden kaynaklandığı bilinen bir gerçekliktir. Oysa cinsel isteğin azaltılması değil, meşru bir şekilde tatmin edilmesi fıtratın gereğidir. Bu kötü geleneğin, Yahudilik diye de adlandırılan Musevilik inancıyla da bir ilgisi yoktur.
    Kötü bir gelenek olan bu işlem Musevilik dininin bir gereğiymiş ve Allah’ın bir emriymiş gibi önce uydurma rivayetlerle Tevrata eklenerek Musevilik dinine sokulmuş daha sonra da Müslümanların güçlü olduğu dönemlerde Müslümanmış gibi görünen bazı münafık Yahudiler tarafından deşifre olmamaları için İslam dinine yine uydurma rivayetler yoluyla hem de sünnet adı altında şeytani bir akıl oyunuyla sokulmuştur. Münafık bazı Yahudiler şekil itibariyle Müslümanmış gibi görünebilmekte ancak Musevilik dininin bir emri haline getirdikleri bu gelenekleri gereği sünnetli oldukları için (Müslümanlar da sünnetsiz oldukları için) deşifre oluyorlar ve münafıklıkları kolayca ortaya çıkıyordu. Bu çirkin geleneği Müslümanlar arasında da yaygınlaştırarak böylece münafıklıklarını gizlediler.

    Erkek çocukları sünnet ettirme geleneğinin Musevilik veya Müslümanlıkla bir ilgisi yoktur. Kuran’da erkek çocukların sünnet edilmesi diye bir emir bulunmamaktadır. Allaha ve Kuran’a inananların; bütün hayatlarını olumsuz etkileyen en büyük kötülük olan bu işlemden kendilerini ve çocuklarını korumaları, Allah’ın verdiği aklın kullanılmasının gereğidir. Allah’a inananlar çocuklarını sünnet ettirmezler. Kendilerinin rızası olmadan sünnet ettirilmiş olanların ve bilmeden çocuklarını sünnet ettirmiş olanların durumu ise Allah’a kalmıştır…

    “Hiç kimse Allah’ın verdiği bilgiyi ve aklını kullanmadan inanamaz ve Allah akıllarını kullanmayanları rezilliğe mahkum eder.” (Kuran-ı Kerim 10-Yunus Suresi 100. Ayet)

    Günümüz Müslümanlarının bildiği ve uygulamaya çalıştığı İslam, yüzyıllar boyu, din adamlarının uydurdukları kurallarla öylesine bozulmuştur ki Muhammed Peygamberin bildirdiği İslam diniyle ilgisi kalmamıştır. “Ulema” geçinen din adamları, o kadar çok şeriatlar, haramlar, çarşaflar, peçeler, gıdasal yasaklar, sakallar, sarıklar, istincalar, istibralar, misvaklar, sağ ayaklar, sol ayaklar, hadisler, sünnetler, şefaatler, hazretler, efendiler, kerametler, melanetler, mehdiler, evliyalar, şerifler, seyyitler, hırkai şerifler, sakalı şerifler, takiyyeler, takkeler, tespihler, tekkeler, mezhepler, tarikatlar, şatahatlar, muskalar, istihareler, hülleler, hileler, türbeler, nafileler, mekruhlar, menduplar, sevaplar, müstehaplar, fetvalar ve palavralar uydurmuşlardır ki İslam dinini Allah’ın doğadaki ayetleriyle çelişen, karmaşık ve yaşanmaz bir dine çevirmişlerdir. Müslüman halkların dünyanın bu kadar gerisinde kalmalarının en önemli sorumluları bu müşrik din adamları ve onları kullanan politikacılardır.

    Maalesef, bugün müslümanlık iddiasında olanların büyük çoğunluğu, Muhammed Peygamberin tebliğ ettiği din yerine onun baş düşmanları olan Ebu Cehil’in ve Ebu Leheb’in savunduğu şirk ve cehalet dinini izlemektedirler. Ne var ki Allah’ın verdiği söz gelmiş ve yüzyıllardır anlaşılmaz ve yetersiz diye damgalanarak köşeye atılan Kuran’ın mesajı karanlıkları dağıtmaya başlatmıştır. Ördükleri örümcek ağlarının ve cehalet duvarlarıyla oluşturdukları karanlıklarının dağılacağını hisseden profesyonel din adamları ve onların kör izleyicileri büyük gürültüler koparsalar da Allah nurunu devam ettirmektedir. Kuran, tüm Kuran, başka şey değil sadece Kuran.

    “Bu Kuran senden önce gönderdiğimiz elçilerimizin de yasasıdır. Sen bizim yasamızda bir değişiklik bulamazsın.” (Kuran’ı Kerim 17-İsra Suresi 77. Ayet)

    KURAN SOY BİR KİTAPTIR

    Kuran 24 ayar altına benzer. Sahtekarlar altına teneke yapıştırsalar da, hatta altın rengine boyasalar da, altının özelliklerini bilen bir sarraf altını tenekeden rahatlıkla ayırabilir. Demek ki soy metal olan altın, kimyasal yapısıyla herhangi bir sahtekarlığa karşı korunmuştur. Aynı şekilde soy ve son kitap olan Kuran, asal bir sayı olan 19 sayısı üzerine kurulu matematiksel bir yapıyla herhangi bir sahtekarlığa karşı korunmuştur (74:30). Mesajını böylesine mükemmel ve otomatik bir iç savunma sistemine sahip kılan Tanrı çok yücedir!

    Kuran’daki toplam ayet sayısıyla ilgili olarak; Kuran hakkında önemli bir bilgiye sahip olmayan bir Müslüman’a sorarsanız büyük olasılıkla 6.666 sayısını cevap olarak alacaksınız. Ne var ki, bu sayı Zamehşeri adında bir hikayecinin uydurduğu hoş bir sayıdan ibarettir. Altılardan oluşan bu sayı kolayca akılda kaldığı için popüler olmuştur. Fakat elinizdeki Kuran’dan dikkatle sayarsanız, sonucun farklı olduğunu göreceksiniz. Kuran nüshalarında 6.236 ayet bulunduğuna tanık olacaksınız. Bu sayıya Fatiha Suresinin (İlk Sure) başındaki ve Karınca (Neml) Suresinin (27. Sure) içinde geçen Besmeleler dahildir. Bağımsız birer ayet olarak numaralanmadıkları halde Kuran’ın yapısına dahil olan Sure başlarındaki diğer 112 Besmele’yi de eklediğinizde bu sayı 6.348 olur. Ültimatom (Barae, Tevbe) (9. Sure) suresinin sonuna eklenen, ancak Kuran’ın koruma sistemi tarafından dışlanan 2 “ayeti” bu sayıdan çıkardığımız vakit Kuran’da Besmelelerle birlikte tam 6.346 ayet olduğunu görürüz. Bu sayı, Kuran’ın diğer birçok elementi gibi 19 sayısının tam katıdır. Kısacası, 6.234 adet bağımsız ayet içeren Kuran, tekrarlanan Besmelelerle birlikte toplam 6.346 ayete sahiptir.

    İSLAM MUHAMMED PEYGAMBERLE BAŞLAMADI

    İslam özel bir isim olmayıp Tanrı’ya teslimiyet anlamına gelir. Tüm elçiler ve inananlar islam ve müslüman kelimelerinin kendi dillerindeki karşılıklarını, kendi inançlarını tanımlamak için kullanmışlardır (2:131; 7:126; 10:72; 22:78; 27:31,42; 28:53; 72:14). Nitekim, Tanrı yanında makbul biricik din İslam’dır, yani Allah’a teslimiyettir (3:19). Bir çok sözde müslüman, “(Allah’ın buyurduğu gibi) Kuran, tam ve detaylı ise namazların rekatlerini Kuran’ın neresinde bulabiliriz?” diye Tanrı’ya meydan okumaktadır. İslam’ın tüm pratiklerinin Kuran’ın vahyinden çok önce ortaya konmuş olduğunu yine Kuran’dan öğrenmekteyiz (8:35; 9:54; 16:123; 21:73; 22:27; 28:27). İbrahim Peygamber ve tüm elçiler namazı gözetiyorlar, zekatı veriyorlar, oruç tutuyorlar ve hac ediyorlardı (2:43; 3:43; 11:87; 19:31,59; 20:14; 28:27; 31:17). Mekke müşrikleri ise rivayetlerin ileri sürdüğü gibi heykellere tapmıyorlardı; Allah’ın kutsal kulları olduklarına inandıkları Lat, Uzza, Menat gibi isimlerden şefaat bekledikleri (53:19-23; 39:3) ve Allah adına haramlar ve farzlar uydurdukları için müşrik olarak tanımlanmışlardır (6:145-150).
    Mekke putperestleriyle olan benzerliği ortadan kaldırmak için rivayetler uyduranlar, uydurdukları heykel tasvirlerindeki çelişkileri ile aslında yalanlarını ele vermektedirler. Kuran’ın hiçbir yerinde onların heykellere taptıkları, Muhammed Peygamberin heykelleri kırdığı v.s. bildirilmemektedir. Aksine, Mekke müşriklerinin kendilerini İbrahim Peygamberi izleyen ve Tek Tanrı’ya inanan insanlar olarak gördüklerini öğrenmekteyiz (6:23; 39:3). Nitekim onlar, İbrahim Peygamberin hatırası olan Kabe’ye saygı gösteriyorlar (9:19), namaz, oruç ve haccı bazı tahrifatlarla da olsa uyguluyorlar, (2:183,199; 8:35; 9:54; 107:4-6), zekatı bildikleri halde gereği gibi yerine getirmiyorlardı (53:34). Zekat, gelirin ihtiyaçtan fazla olan bölümünü (2:219) geciktirmeden (6:141) ihtiyaç sahiplerine ve Allah yoluna (9:60) gizli veya açık olarak (2:274) verme yükümlülüğüdür (51:19).
    İslam özel isim değildir; kök olarak teslimiyet/barış anlamına gelir. İbrahim Peygamberle tekrar yenilenen (4:125; 22:78) ve tüm peygamberler ve elçiler tarafından iletilen ilahi sistem Allah tarafından bu kelimeyle tanımlanır (5:111; 10:72; 98:5). Yalnızca Allah’a teslim olmaktır (2:112,131; 4:125; 6:71; 22:34; 40:66). Yaratılışımızdaki sistemdir (30:30). Doğa ile uyumlu evrensel ilkeler sistemidir (3:83; 33:30; 35:43). Yalnızca öznel deneyimler değil nesnel kanıtları da ister (3:86; 2:111; 21:24; 74:30). Bir savın doğruluğunu kabul etmek için kalabalıklara veya duygulara değil aklın ölçüsüne başvurmamızı bekler (17:36; 4:174; 8:42; 10:100; 11:17; 74:30-31). Bilgi, eğitim, ve öğrenime önem verir (35:28; 4:162; 9:122; 22:54; 27:40; 29:44,49). İnsanın yeryüzündeki yaratılışını bilimsel olarak araştırmamızı öğütler (29:20).

    “KURAN’A GÖRE NASIL NAMAZ KILABİLİRİZ?”
    Kuran’daki 16:123 ayeti, bütün peygamberlerin ve İbrahim Peygamberin pratiklerinin Muhammed Peygamber tarafından da izlendiğini bildirir. Kuran, ilk insandan bu yana herkes tarafından bilinen bir ibadet olan namazla ilgili olarak yapılan tahrifatları ve eklenilen bidatleri düzeltmiştir. Kuran’da namazla ilgili ayetleri topluca incelendiğinde, Kuran’ın namazı tüm gerekli detaylarıyla bildirdiği görülür. Üstelik, Kuran’daki namaz hakkındaki detaylı bilgi hadis kitaplarında yapılan namaz tarifinden çok daha üstündür. Ne Kuran ne de hadis kitapları peygamberlerin ve eski ümmetlerin nasıl namaz kıldığını gösteren resimler ve video klipleri içermemektedir. Hem Kuran ve hem hadis kitapları namazı kelimelerle tarif eder. Şimdi bu tarifleri üç maddede karşılaştıralım:
    1. Kuran’ın dili hadis rivayetlerde kullanılan dilden daha üstündür. Hadis rivayetleri, farklı lehçeler, kronik ve endemik gramer hataları içermektedir. Kuran’ın dili genel olarak sadedir. Kuran’ın bu özelliği ayetlerle vurgulanır ve Kuran’ı inceleyen inananlarca teslim edilir (11:1; 54:17,22,32,40). Hayatın merkezi Kuran’dır. Peygamberler ve inananlar yaşayan Kuran’dır.
    2. Hadis kitapları çok daha fazla detay içermektedirler. Ancak bu detaylar Allah’ın gerekli gördüğü ve elçisinin öğrettiği detaylar mı? Bu detaylar Kuran ile uyumlu mu? Bu detaylar arasında çelişkilere ne demeli? Hadis kitaplarında namazın detaylarıyla ilgili düzinelerce çelişkiden hangisini seçeceğiz? Babamızın üzerinde bulunduğu mezhebin imamının seçtiğini mi seçmeli? Örneğin, Sahih-i Müslim’de Peygamberin Fatiha okuduktan sonra rükuya vardığını, yani eğildiğini bildiren birçok hadis rivayeti var. Ancak, bir başka hadis kitabında Muhammed Peygamberin falanca veya filanca sureyi zammettiği rivayet edilir. Abdestin alınması ve bozulması hakkında çelişkili bir sürü hadis, mezhepler arasındaki ihtilaflara katkıda bulunmuştur. Elleri salmalı mı bağlamalı mı? Bağlayınca göbek üzerinde mi yoksa kalp üzerinde mi tutmalı? Tekbir getirirken elleri ne kadar kaldırmalı? Ayak parmaklarını nasıl tutmalı? Şehadeti söylerken işaret parmağını ne yapmalı? Ağzı nasıl misvaklamalı? Cemaatle kılarken omuzları ne kadar sürtüşmeli? Kılarken önündekinin ensesine mi yoksa yere mi bakmalı yoksa gözleri tümüyle mi kapamalı? Akşamdan sonra kaç rekat sünnet kılmalı? Öğle namazından sonraki iki rekat sünnet mi, vacip mi, müstehap mı? Abdesti alırken sağdan başlamak ne kadar önemli? Kafaya sarık sarmak mı yoksa takke takmak mı daha sevap? Tuvalete girerken ne demeli ve hangi ayakla girmeli?… Hadis kitaplarında namaz konusunda rivayet edilen çelişkili “detayları” Allah’ın kelamındaki detaylara eklemek doğruya iletmez; olsa olsa kıldan tüyden, parmaktan tırnaktan bir sürü gereksiz detayla meşgul ederek namazın asıl amacını kaybettirir bize.
    3. Hadis kitapları namazın vakitleri konusunda garip bir hikaye anlatırlar. Buhari’deki en uzun hadislerden biri olan “miraç” rivayeti ünlüdür. Beş vakit namazın aslında az bile olduğunu vurgulayan, ama bu arada Allah’a hakaretler yağdıran ve Muhammed Peygamberi düşünemeyen birisi olarak tanıtan bir rivayet! Rivayete göre, acayip bir ata binerek göğe yükselen Muhammed Peygamber, altıncı gökte ikamet eden Musa Peygamberden akıl alarak, altıncı gök ile yedinci gök arasında mekik dokuyarak, Allah ile büyük bir pazarlık sonucunda günde 50 vakit (her 28 dakika için bir vakit) emredilen namazları 5 vakte indirmiş. Hesap-kitap bilmeyen ve kullarına karşı acımasız olan bir tanrı ile cesaretle pazarlık yapan ve ümmetini bu büyük felaketten kurtaran bir kurtarıcı olarak olarak sunulmak istenir Muhammed Peygamber. Tabii, onun bu basit hesabı bilebilmesi için, sürekli olarak Musa Peygamberden akıl alması gerektiği de… 5 vakit namaz uygulamasında bile namazların giriş-çıkış zamanları arasındaki vaktin kısa olması hayatın olağan akışı içinde uygulaması güçlüklere yol açmaktadır. Kuran, kuşkusuz böyle hikayeleri içermez. Bilginin kaynağı Kuran’dır ve Kuran’a yönelen de Allah’a ulaşır.
    Dini sadece Allah’a özgülemeye çağrıldıkları, Kuran’ın dışında izledikleri öğretilerdeki çelişkiler ve hurafeler sergilendiği vakit, Sünnilerin ve Şiilerin koro halinde: “Hadisleri, sünneti, mezhep imamlarının ictihadlarını Kuran’a eş koşmasak nasıl namaz kılabiliriz?” diye mazeret ve soru yönelttikleri bilinen ve sürekli tekrarlanan bir durum. Bu soruyu samimiyetle soranlar varsa, onlara bir müjdemiz var: Namaz kılabilme uğruna onca çelişkiyi ve hurafeyi din edinmenize ve şirk çamurunda boğulmanıza gerek yok artık; Kuran sorunuzun cevabını vermekte ve namazın nasıl kılınacağını detayıyla bildirmektedir. Gerçeğe ulaşmada ise hiçbir mazeret asla başarının yerini tutamaz.
    Sadece Kuran’ı izlersek mezhep kitaplarının tarif ettiği namazın gerçeğini bulabiliriz. Namaz uygulamalarında mezhepler tarafından ilave edilen hususları ve eksik bırakılan yönleri tespit edebiliriz. Kuran’dan Allah’ın emrettiği, elçilerinin ve müminlerin kıldığı namazı tüm detaylarıyla öğrenebiliriz. Kuran’a yöneleni Allah mahcup etmez. Mutlak başarıya ulaştırır.
    Namaz kılmak mutluluktur. Namaz hayatın/dinin direğidir. Hayatımızda namaz yoksa her şey boştur. Hayatın merkezinde namaz vardır. Namaz Allah ile konuşmaktır. Kalp gözü açılanlar, namaz kılmanın ne kadar büyük bir mutluluk olduğunu bilirler. Düşünün ki; karşınızda bir duvar var. Ama Allahû Teâlâ size o duvarı göstermiyor, duvar yok. Önünüzde âlemleri açmış Allahû Teâlâ. Dilediğini kalp gözünüzle gösteriyor. Baş gözleriniz açık olsa da açık olmasa da netice değişmez. Kalp gözünüzle görürsünüz. Bu sebebe dayalı olarak kalp gözü açık olanlar, baş gözleri kapalı namaz kılarlar. Kapalı olarak kılmaları da bazılarını rahatsız eder. Bazıları aralarında kaideler koyarlar. “Namaz kılarken gözler kapanmaz.” diye. Bu kural Allah’ın emrine uygun değildir. Kalp gözü açık olanlar, dış dünya ile ilişkilerini minimuma indirmek amacıyla gözlerini kapatabilirler. Allah’ın size göstereceği şeyi görebilmek için gözlerinizi özellikle kapatın ki; manzarayı bozan bir negatif faktör oluşarak dikkatiniz dağılmasın. Bütün kâinat önünüzde açıktır. Bütün kâinat; yerler, gökler… Allah’ın gösterdiklerini birer birer görürsünüz.
    Eğer Allahû Teâlâ kalp gözünüzü açmışsa, size bu dünyada görmek mümkün olmayan güzellikleri gösteriyorsa, o zaman namaz kılmak bir mutluluktur. Namaz boyunca Allahû Teâlâ size kalp gözünüzle neyi isterse onu gösterir. Son bilmece, Allah’ı görmektir. Bir gün Allah’a ulaşacaksınız. İradenizi de Allah’a teslim edeceksiniz ve Allah’ın Zat’ını göreceksiniz. Allah’ı dünyada görebilmek inananlar için imkansız değildir…
    Allah yoktan varedendir. Allah sürekli yaratandır ve yokedendir, herşeye hakimdir ve Allah için imkansız yoktur. Allah her şeye kadirdir ve Allah için herşey mümkündür. Allah dilediğine/dileyene, dilediğini verendir…

    Eğer siz Allah’ı gereği gibi tanımış olsaydınız, sular üzerinde gezerdiniz ve duanız sayesinde dağlar yerinden oynardı…

    NAMAZ VE VAKİTLERİ

    • Sabah Namazı, Öğlen Namazı, Akşam Namazı olmak üzere bir günde üç vakit namaz kılmayı Allah bütün inananlar üzerine farz kılmıştır.

    • Cuma Namazı olarak bilinen, Cuma günü kılınan Öğlen Namazının cemaatle kılınması gerekir. Diğer zamanlarda namazlar cemaatle veya yalnız kılınabilir.

    • Farz olan Sabah-Öğlen-Akşam namazlarına bu namazların kendi isimleriyle niyet edilir ve ancak kendi vakitlerinde kılınır. Vakti geçtikten sonra kaza namazı adı altında bu namazların kılınması söz konusu değildir. Allah’ın tanımladığı namaz kendi isimleriyle Kuran’da belirtilen Fecr-Vusta-İşa Namazlarıdır ve birinin vaktinin girmesiyle diğerinin vakti sona erer. Allah’ın iki bağımsız ayette 3 vakit namazı tanımlaması da vakitlerin başlama ve sona erme zamanlarının belirtilmesi amacıyladır. Önce Sabah ve Akşam namazları bir ayette (11:114) tanımlanmış, sonra başka bir ayette (2:238) orta namaz tanımlanmak suretiyle vakitlerin giriş-çıkış zamanları vurgulanmıştır. Yani bir günlük süre 3 ayrı namazın vaktinin bulunduğu zaman dilimine ayrılmıştır. İmsak-Öğlen arasındaki zamana sabah, Öğlen-Akşam arasındaki zamana Öğlen, Akşam-İmsak arasındaki zamana Akşam tanımlaması yapılmış ve namazların bu geniş zaman dilimlerinde kılınması emredilmiştir. Kuran’da namazla ilgili geçen diğer bütün ayetler de hep bu üç vakitle ilgilidir. Kuran’da sabah-öğlen-akşam namazı dışında herhangi bir namazdan bahsedilmez.

    • Vacip, sünnet, teravih, bayram, kuşluk, istihare, teheccüd adıyla bilinen diğer bütün farz olmayan ve sevap amaçlı kılınan nafile (serbest) namazlar kılınırken “Niyet Ettim Allah’ım Rızan İçin Namaz Kılmaya” diye niyet edilir. Vacip, sünnet, teravih, bayram, kuşluk, istihare, teheccüd namazını kılmaya diye veya başka isimler altında niyet edilmez.

    • Allah rızası için, farz namazlar öncesi ve sonrasında ya da diğer zamanlarda her zaman namaz kılınabilir.

    • Farz olan Sabah-Öğlen-Akşam namazları dahil bütün namazlar için rekat sayısında bir sınırlama bulunmamaktadır. Ancak namaz en az 2 rekat olarak ikame edilebilmektedir. Bütün namazlar 2-3-4 rekat olarak kılınabilir. Allah’ın namazla ilgi farz olan emri Sabah 2 rekat, Öğlen 2 rekat, Akşam 2 rekat olmak üzere bir günde üç vakitte 6 rekat namaz kılınmasıdır. İlave kılınan kısımlar/rekatlar ilave sevap amacıyladır.

    • Namaz Allah tarafından çok sevilen ve değer verilen bir ibadet olduğu için; farz ve diğer namazların 2 rekattan fazla olarak 3 veya 4 rekat kılınması, farz namazlardan önce veya sonra ayrıca nafile (serbest) namaz kılınması ilave sevap kazanılması amacıyladır. Normal zamanlarda 3 veya 4 rekat olarak kılınan farz namazlar ve sevap amaçlı kılınan diğer namazlar, her türlü ihtiyaç halinde, (yolculuklarda, sıkışık zamanlarda vb.) 2 rekat olarak da kılınabilir. Nitekim Cuma günleri öğlen namazı 2 rekat olarak kılınmaktadır. Cuma namazı diye ayrı bir namaz bulunmamaktadır. Cuma günü cuma namazı diye 2 rekat olarak cemaatle kılınan namaz öğlen namazıdır ve öğlen namazı olarak niyet edilerek kılınmalıdır.

    SABAH (FECR) NAMAZI

    • İmsak ile Öğlen arasındaki vaktin tamamı Sabah Namazının vaktidir. Bu zaman aralığı içinde kılınır.

    • Bismillahirrahmanirrahim. “Niyet Ettim Allah’ım Rızan İçin Namaz Kılmaya” “Allah’u Ekber” diye niyet ederek önce 2 rekat namaz kılınır.

    • Bismillahirrahmanirrahim. “Niyet Ettim Allah’ım Rızan İçin Sabah Namazını Kılmaya” “Allah’u Ekber” diye niyet ederek 2 rekat Sabah (Fecr) Namazı kılınır.

    ÖĞLEN (VUSTA) NAMAZI

    • Öğlen ile Akşam arasındaki vaktin tamamı Öğlen Namazının vaktidir. Bu zaman aralığı içinde kılınır.

    • Bismillahirrahmanirrahim. “Niyet Ettim Allah’ım Rızan İçin Öğlen Namazını Kılmaya” “Allah’u Ekber” diye niyet ederek önce 4 rekat Öğlen (Vusta) Namazı kılınır.

    • Bismillahirrahmanirrahim. “Niyet Ettim Allah’ım Rızan İçin Namaz Kılmaya” “Allah’u Ekber” diye niyet ederek 2 rekat namaz kılınır.
    AKŞAM (İŞA) NAMAZI

    • Akşam ile İmsak arasındaki vaktin tamamı Akşam Namazının vaktidir. Bu zaman aralığı içinde kılınır.

    • Bismillahirrahmanirrahim. “Niyet Ettim Allah’ım Rızan İçin Akşam Namazını Kılmaya” “Allah’u Ekber” diye niyet ederek önce 3 rekat Akşam (İşa) Namazı kılınır.

    • Bismillahirrahmanirrahim. “Niyet Ettim Allah’ım Rızan İçin Namaz Kılmaya” “Allah’u Ekber” diye niyet ederek 2 rekat namaz kılınır.
    NAMAZIN AMACI
    Namaz kılmak, sıkça zekatla ve muhtaçlara yardım etmekle birlikte anılarak namaz kılan kişinin toplumsal bilinç ve sorumluluğa sahip olması vurgulanır (2:43,83,110; 4:77, 22:78; 107:1-7). Namaz sadece Allah’ı anmak için kılınır (6:162; 20:14). Bu özel anma ve iletişim ibadeti gözetilirken dış dünya ile ilişkiler minimuma indirilmeli (4:101-103). Namaz, müslümanları günahlardan ve başkalarına zarar vermekten alıkor (29:45). Namaz hayat boyu gözetilecek bir görevdir (70:23).

    VAKİTLER

    Gecenin gündüzün iki ucuna yakın bölümlerinde gözetilmesi gereken Sabah (Fecr: 24:58; 11:114) ve Akşam namazlarıyla (İşa: 24:58; 17:78; 11:114; 38:32) güneşin göğün ortasından sarkmaya başlamasından akşama kadar kılınması gereken Orta (Vusta: 2:238; 17:78) namazı olmak üzere üç vakit namaz mevcuttur.

    Kuran’da sadece üç namazın ismi geçer. Bir başka deyişle, “salat” (namaz) kelimesi, zaman bildiren üç tanımlayıcı kelime ile birlikte anılır. İkindiyi anlattığı zannedilen ayetler öğleni, yatsıyı anlattığı zannedilen ayetler akşamı anlatır. Kuran’dan ve bütün peygamberlerin uygulamalarından bu üç vaktin dışında bir namaz vakti çıkmaz.

    1. Salat-el Fecr : Sabah Namazı (11:114; 24:58)

    2. Salat-el İşa : Akşam Namazı (11:114; 17:78; 24:58; 38:32)

    3. Salat-el Vusta : Orta Namaz (2:238; 17:78)
    Kuran’da Namaz vakitlerini belirleyen ayetlerin hepsinin bu üç vakit hakkında olduğunu görüyoruz. Kuran’da geçen namaz ayetlerinin tamamını topluca değerlendirdiğimizde Orta Namaz olarak adlandırılan namazın sabah ile akşam namazı arasındaki öğle namazı olduğunu rahatlıkla bulabiliriz. Gecenin uyumamız için yaratıldığını (78:10-11) ve gece ortasında kalkıp Allah’ı anmanın üzerimize farz kılınmadığını (73:20) ve Cuma günü kılınan öğlen namazının günün ortasında kılınmasının emredildiğini (62:9-11) düşündüğümüzde “orta” namazın sabah ile akşam namazı arasındaki öğlen namazı olduğunu anlarız.
    Tevrat da bu anlayışı destekler. İbrahim Peygamberin, İsa Peygamberin, Musa Peygamberin ve bütün peygamberlerin namaz kıldığını hatırlarsak Tevrat’ta namaz vakitleriyle ilgili ifadelerin tarihsel değerini daha iyi idrak ederiz. Tevrat’ın çevirilerine tam olarak güvenilememekle birlikte Tevrat’ın en az üç ayetinde bulunan bu desteğin bir hata veya tahrif sonucu oluştuğu olasılığı zayıftır. Tevrat’taki bu ayetlerin gerek birbirleriyle ve gerekse Kuran ayetleriyle olan tutarlılığı dikkat çekicidir. (Bak: 1 Samuel 20:41; Zebur 55:16-17; Daniel 6:10).
    Namaz vakitlerinin beşe çıkarılmasının oluşturduğu kara dumanların izini mezhepler tarihinde görebilirsiniz. Şia’nın beş vakit namazı üç vakte sıkıştıran garip pratiği, namazları beşe çıkartan Sünniler’in baskısı neticesi bir uzlaşmadan kaynaklanıyor olmasın? Sünnetlerle, nafilelerle, teravih namazlarıyla namaza sürekli zam yapan hadis ve sünnet izleyicilerinin üç vakit namazı beşe çıkarmaları çok mu uzak bir ihtimal?
    CUMA GÜNÜ KILINAN ÖĞLEN NAMAZI
    Kadın-erkek tüm inananlar haftada bir Cuma (toplantı) günü öğlen namazına açık bir duyuru ile çağrılır ve namazı erkek veya kadın bir müslümanın önderliğinde topluca gözettikten sonra herkes tekrar işine döner (62:9-11). Duyuru Allah’ı anmaya bir çağırı olup başka isimler zikredilmez (72:18-20). Hutbe namazın bir parçası olmayıp toplantıdan yararlanılarak yapılan bazı hatırlatmalar ve güzel öğütlerden ibarettir. Mescitler (camiler) sadece Allah’a özgülenmeli.
    Allah’ın ismi bir levhaya asılmışsa O’nun ismi yanında hiç bir ismi özellikle yerleştirmemeli (72:18-20). Mescitler topluma açık yerler oldukları için mescitlere gidenler temiz ve güzel giyinmeli. (7:31).
    CENAZE NAMAZI / DUASI
    Cenaze namazı olarak bilinen dua, bir namaz değil aslında. Dileğe bağlı bir duadır. Allah’a ortak koşmadan ölmüş olanları hayırla anıp geride kalmış yakınlarına destek verme amacını güder (9:84).
    ABDEST
    Namaz kılmak için abdestli olmak gerekir (4:43; 5:6). Yüzler, eller yıkanır, başlar meshedilir, ayaklar da topuklara kadar. Ayetlerdeki ifade, ayakların hem yıkanabileceği ve hem meshedilebileceği biçiminde anlaşılır (nitekim bunu bir önceki cümleyle yansıtmaya çalıştık). Böylece, duruma ve iklime göre bize serbesti tanınır. Abdesti sadece cinsel ilişkide bulunmak ve tuvalet ihtiyacını gidermek bozar; Kanamak, kadınlarla tokalaşmak ve kadının adet görmesi abdesti bozmaz ve namaza engel olmaz (5:6; 2:222). Su bulunmazsa, namaza zihinsel olarak hazırlanmak için temiz bir zemine dokunularak eller ve yüz meshedilir (5:6).
    GİYİM
    Namaz için örtünme diye bir koşul yoktur. Odasında kendi başına veya eşiyle birlikte namaz kılan biri dilerse şortla çıplak olarak namaz kılabilir. Allah bizi elbiselerimize göre değerlendirmez ve bizim saklamaya çalıştığımız organları yaratan ve çalıştıran da kendisi olduğundan onları görmekten mahcup olmaz. Adem ve Havva’nın cennetteki tavırları (çıplaklıklarını saklamaya çalışmaları), kurallara uymayarak bedenlendikleri için, suçluluk psikolojisiyle gösterdikleri bir refleksti. Aradan milyonlarca yıl geçmiş ve bu suç herkese ayan beyan olmuştur!
    Ayrıca, örtü olarak kullanılan pamuk, yün, naylon gibi nesnelerin çıplak vücutları meleklerden gizleyeceği biçimindeki yaygın inanış da temelsiz. Bizim çıplak vücudumuz meleklerin umurunda bile olmaz. Kaldı ki, banyolardan veya yatak odalarından melekler kaçmaz.
    Onlar her an bizim hizmetimizdedirler ve yaptıklarımızı her an kaydetmektedirler. Ayrıca, namazda muhatabımız melekler değil, Allah’tır. Örtünme toplumsal bir gereksinme olup kişiyi cinsel ve duygusal ilişkilerde diğerlerinden koruma amacını güder. (7:26,31; 24:31; 33:59).

    KIBLE
    Namaz için İbrahim Peygamberin yeniden kurduğu Kutsal Mescide yani Kabeye yönelmeli (2:125, 143-150; 22:26). Yolculuk anında kıbleye dönme koşulu ihmal edilebilir (2:115).
    REKAT SAYISI
    Kuran namaz için belli bir rekat sayısı bildirmeyerek serbest bırakıyor. Normal koşullarda Rekatlerin minimum 2 rekat olduğu tartışılabilir (4:101-103). Cuma günü kılınan öğlen namazının sadece iki rekat olması ilginçtir. Bu namaz her hafta topluca tekrarlandığı için rekat sayısına ekleme yapılamamıştır. Cuma günü kılınan öğlen namazı dışında, cemaatle kılınmayan namazların rekat sayıları çeşitli biçimlerde zamma uğramış olabilir. Namazın kaç rekat kılınacağı kişinin durumuna ve koşullara bağlıdır. Toplu namazlarda namazı iki rekatle sınırlandırmak daha uygundur.
    MEKANİĞİ

    Namazı ayakta durarak kılmaya başlamalı (2:238; 3:39; 4:102) ve özel durumlar hariç durulan yerden hareket edilmemeli (2:239). Namazda eğilerek yere kapanmalı (ruku ve secde) böylece Allah’a teslimiyet fiziksel olarak da bildirilmeli (4:102; 22:26; 38:24; 48:29). Herhangi bir korku durumunda ayakta durma ve eğilerek yere kapanma koşulu aranmaz (2:239).

    OKUMA

    Namazda okuduğumuz sure ve duaların anlamını namaz anında bilmeli ve Allah ile konuştuğumuzun bilincinde olmalıyız (sure ve duaların anlamlarını öğrenmeliyiz) (4:43). Namazları saygı içerisinde kılmalı (23:2). İhtiyacımıza ve içinde bulunduğumuz duruma uygun olarak Allah’ın herhangi bir ismini (sıfatını) zikredebiliriz (17:111). Namazda Allah’tan başkasını anmak namazın amacıyla çelişir (6:162; 20:14; 29:45). Namazda Allah’ı anmalı, düşünmeli, yüceltmeli, tesbih etmeli, tevbe etmeli ve sadece O’ndan yardım istemeli (1:1-7; 20:14; 17:111; 29:45; 2:45). Fatiha suresi baştan sona Allah’ı muhatap alan bir dua niteliğinde olan biricik sure olup değişik dilleri konuşanların topluca namaz kılabilmelerini sağlayabilmesi açısından uygundur (62:9-11; 4:101-103). Fatiha suresinden sonra ilave olarak ayrıca bir sure daha okunabilir. Namazlarda sure ve duaları orta bir sesle okumalı. Sure başlarındaki besmeleler okunmalı, namazlar ne özellikle gizlenmeli ne de gösteriş amacıyla açıkta kılınmalıdır (17:111). Toplu namaz kılınırsa, namaza önderlik eden kişinin orta bir ses tonuyla okuduğu sure ve dua dinlenmeli (7:204; 17:111). Otururken “Tahiyyat-Salli-Barik” denilen duaları okumamalı; zira bu dualar Muhammed Peygamber sanki herşey nazır ve hazır bir tanrıymış gibi bir hitap içermekte ve Allah’tan başkalarını anmaktadır. İlla bir şey okunmak dilenirse, Allah’ın birliğine şehadet getirilebilir veya herhangi bir dua yapılabilir. Namazda otururken Kunut Dualarını ve Rabbena duasını okumak, Tahiyyat-Salli-Barik dualarını okumaktan anlam itibariyle daha uygundur.

    NAMAZ SONRASI

    Namazları oruç gibi kazaya bırakmak ve sonradan kaza namazı olarak kılmak diye bir şey olmayıp belli vakitlerde yerine getirilmeli (4:103). Namazdan sonra Allah’ı anmaya ve zikretmeye devam etmeli (4:103).

    BİDATLER (EKLEMELER-ÇIKARMALAR)

    Öğlen namazı, ikindi namazı adı altında mükerrer olarak ikinci kez kılınmaktadır. Aynı şekilde akşam namazı da yatsı namazı adı altında mükerrer olarak ikinci kez kılınmaktadır. Kuran’da ikindi ve yatsı vakti geçmez. Günün tam ortasından başlayıp güneş batıncaya kadar devam eden ve ikindi diye bilinen öğlenden sonraki akşamdan önceki zamanı da kapsayan zaman dilimine Öğlen denilmektedir. Aynı şekilde güneş battıktan sonra, yatsı denilen zamanı da kapsayacak şekilde güneşin doğmasına, yani imsak vaktine kadar geçen zaman dilimine akşam denilmektedir. Zaten ikindi denilen zaman dilimi öğlenin son vakitleri, yatsı denilen zaman dilimi de akşamın son vakitleridir. Ayrı bir zaman dilimi değildir. Kuran’dan ikindi diye anlaşılan namaz aslında öğlen namazıdır. Yine aynı şekilde Kuran’dan yatsı diye anlaşılan namaz akşam namazıdır. Kuran dikkatle incelendiğinde bu sonuca varıldığı açıkça görülecektir.

    Aslında öğlen ve akşam namazı olan ve sevap amaçlı kılınan ikindi ve yatsı namazlarını farklı ve ayrı namazlarmış gibi farzlaştırmak, Öğlen ve ikindi ile akşam ve yatsı namazlarını bazen veya her zaman cem etmek suretiyle birleştirmek (şii dünyasında ve bazı sünni kesimde yapılan bu uygulama ile yapılan, aslında namazları zaten üç vakitte kılmaktır), kaçırılmış namazları kaza etmek, Allah’ın emrettiği ve ilk insandan bu yana kılınagelen, bütün peygamberlerin, İsa Peygamberin, Musa Peygamberin, Muhammed Peygamberin de kılmış oldukları üç vakit olan orijinal namazlara sonradan eklenen fazladan bidatlerdir.

    Camide, mescitte veya herhangi bir yerde ikindi namazı kılan cemaatle imama uyarak, öğlen namazına niyet edilerek kılınan namaz öğlen namazı olur. Aynı şekilde yatsı namazı kılan cemaatle imama uyarak, akşam namazına niyet edilerek kılınan namaz akşam namazı olur. İkindi ya da yatsı diye ayrı bir vakti olan, ayrı bir namaz yoktur.

    Güneşin sabah imsak (fecr) vaktinde doğmasıyla başlayan ve öğlene kadar devam eden zamana (Sabah – Fecr), güneşin gökyüzünde tam ortadayken başlayan ve akşama kadar devam eden zamana (Öğlen – Vusta) ve güneşin batmasıyla başlayan, ertesi sabah güneşin tekrar doğmasına kadar devam eden zamana (Akşam – İşa) tanımlaması yaparak; namaz vakitlerini kolaylık için tamamen güneşe duyarlı halde kodlayan, inananları karmaşık hesaplara, takvimlere, saate ve zamana bağlı olmaktan kurtararak, bütün enerjilerin kaynağı olarak yarattığı güneşe uyumlu bir şekilde zamana serbestçe hakim hale getiren, namaz vakitlerini akla ve hayatın olağan akışına uygun ve net bir şekilde tasarlayan ve yaratan Allah’ın şanı yücedir.

    Sevap amaçlı her zaman kılınabilecek olan nafile (serbest) namazları katagorize etmek suretiyle, vacip, sünnet, teravih, bayram, kuşluk, istihare, teheccüd namazı gibi isimlerle farklı bir namaz çeşidi olarak kılınmasını öngörmek, namaz kıldırma memurluğu (imamlık) diye bir meslek icad etmek, kadınların namazda önderlik etmesini yasaklamak, otururken Et-tahiyatu duasını okumak ve bu duada Peygambere ikinci şahıs olarak seslenmek, eller ve parmakların yeri konusundaki detaylarla meşgul olmak, namazdan önce ağzı misvaklamanın, sarık veya terlik giyilmesinin daha sevap olacağına inanmak gibi nice kurallar ve inançlar, hadis, sünnet ve mezhepler yoluyla Muhammed Peygamberden daha sonra Kuran’ı ve aklı devre dışı bırakarak bilinçsizce dine eklenen bidatlerdir.

    ORUÇ – HAC – ZEKAT

    21 Haziranda “Yaz Gündönümü” ile başlayan Ramazan Orucu 21 Temmuza kadar 30 gün sürer (2:183-187). Yine 21 Haziranda “Yaz Gündönümü” ile başlayan ve 21 Haziran ile 21 Eylülde “Güz Gündönümü”nün başlamasıyla biten ve en az 2 gün olması gereken, Mekke Vadisindeki Kabenin ziyareti ise 3 ay devam eder. (2:196-203)

    Maddi manevi olarak gönülden yardım etmek anlamına gelen zekat; hediye, bağış, vergi olarak verilir. (9:60)

    28:88 Her şey fani olacak, ancak Celâl ve İkram sahibi Rabbinin zatı Bâki kalacaktır.

    51:56 Cinleri ve insanları ancak beni bilmeleri ve bana ulaşmaları için yarattım.

    Bilinmeyi dileyerek evreni, melek, cin ve insanı yaratan Allah’a ulaşarak, Allah’ta baki kalmaya andolsun…

  39. hulya dedi ki:

    senı kullanan ıyı kullanmıs gel bıde ben senı kullanaym mal kardsm bız kur an da gecen butun peygamberlermıze ıman ettık eger etmeseydık ozmn bızd sızın gbı yalancı olurduk bız son muhurumuz son peygamber efendımz de s.a.v de kalplerımzde kapattık artık senın gbı enayılerı bulmuslar daha ne ıstesınler mal

  40. mehmet dedi ki:

    Allah’ı bırakıp putlara tapanları bile anlarım da biz boşu boşuna tesadüflerle olduk diyenlere Allah hidayet versin demekten başka bişey diyemiyorum. Yazıklar olsun hem bilimden dem vurursunuz hem akla dayandığınızı söylersiniz hem dogmalara karşıyız dersiniz peki en basit bir yazının -örneğin şu an benim yazdığım paragrafın- kendine kendine klavyeden basılan tuşlarla tesadüf eseri olmadığını bilirken hatta aksini söyleyene şizofren,deli deriz :) ANCAK MİLYONLARCA KODDAN OLUŞAN DNA VE O DNA NIN BULUNDUĞU BİNLERCE PROTEİNİN OLUŞTURDUĞU HÜCRE VE MİLYARLARCA HÜCREDEN MÜTEŞEKKİL CANLILARA TESADÜF ESERİ Mİ DİYORSUNUZ. Kuran asla tahrif olmamıştır ve en büyük sahabelerin gözetiminde bu birleştirme gerçekleşti ve hz ömer zamanında sahabelerin %80 yaşıyordu ve bir çoğu hafızdı. Kuranda önceki kitapların tahrif olduğu kesin olarak geçmektedir. Ancak günümüzdeki tahrifat o güne göre daha büyüktür.Onlar Kitabı elleriyle yazıp “bu Allah katındandır” diye yalan söylemektedirler. (Bakara, 2/79) Allah’ın kelâmını değiştirmektedirler. (Bakara, 2/59, 75) Kelimeleri konuldukları anlamlardan çıkarmaktadırlar. (Nisâ, 4/46; Mâide, 5/13, 41; A’râf, 7/162) NCAK BU TEVRAT VE İNCİLİN TAMAMEN DEĞİŞTİRİLDİĞİ ANLAMINI ÇIKARMAZ HALA TEVRAT VE İNCİLDE ALLAHIN BAZI AYETLERİ DEĞİŞMEDEN DURMAKTADIR VEYA AZ TAHRİFATA UĞRAMIŞ HALDEDİR. Kısaca size bir arkadaş tavsiyesi Kuranla mücadele etmeyi kesin onu yenemezsiniz burada insanların kafalarını karıştıracağınıza bir alime ve gerçek bilginlere sorun cevabızı alın! Sonra utanacağınız duruma düşmeyin….

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s