İSLAM EFSANESİNİN İLK KAYNAKLARI

Erken Dönem  İslam Kaynakları

İslam peygamberi Muhammed, doğumundan ölümüne kadar tamamen bilimdışı, akıldışı uydurmalarla şişirilmiş bir efsanedir. Hakkında yazılan bütün kaynaklar ölümünden 200-300 yıl sonrasına aittir. Yaşadığına dair bile tek bir kanıt yoktur. Dönemine ait olaylara ilişkin  eşzamanlı hiçbir tarihi belge mevcut değildir. Kanıt olmaması böyle bir kişinin yaşamadığını göstermez ama hakkında yazılmış olanların hiçbirinin doğru olduğu da ileri sürülemez. Yaşadığı ileri sürülen döneme ait ne bir kitap, ne başka bir yazı ne de bir arkeolojik bulgu bulunamamıştır. Eldeki Kur’an da o döneme ait değildir. En eski Kur’an’lar Muhammed’in yaşadığı iddia edilen dönemden daha sonra yazılmış olup orijinali yoktur.  Dolayısıyla İslam’ın baş kitabı Kur’an bile bir kanıt sayılamamaktadır. Bir harfinin bile değiştirilmeden günümüze kadar ulaştığı iddiası koca bir yalandır. En eski Kur’an’larla bile bugün halkın elinde bulunanlar arasında farklar mevcuttur ki orijinalinin ortada olmaması, mevcutların orijinaliyle birebir aynı olduğu iddiasını çürüten en büyük faktördür. Çünkü bu iddiayı doğrulayacak bir kıyaslama olanağı mevcut değildir. Dolayısıyla Kur’an’ın değişmediği iddiası da basit bir inançtan öte gitmez.

Ayrıca peygamberin ayak izi, hırkası, sakalı vb. kutsal emanetlerin ve sözde diğer ülkelere yazdığı mektupların gerçek olduğunun da kanıtı olmadığı gibi bunların uydurma olduğu kuvvetle muhtemeldir.

En Eski Dış Kaynaklar

İslam ve Muhammed efsanesi hakkındaki tüm yazılanlar 8. Yüzyıl ve sonrasına aittir. Ama efsanenin doğuşu 635 öncesidir. Çünkü elimizdeki en eski dış kaynaklı bilgi bu tarihe aittir. Bu tarihe ait Süryani kayıtlarında “Mhmd’nin Arapları” ifadesi geçer. Ortadoğu erken İslam tarih araştırmacısı Robert G. Hoyland, British Library’de bulunan Süryani elyazmalarında 635 yılında yani İslam kaynaklarının belirttiği Muhammed’in ölümünden hemen 3 yıl sonra Mardin bölgesine saldıran müslümanlar için “Muhammed’in Arapları” ifadesinin yer aldığını yazıyor.

http://en.wikipedia….s_the_Presbyter

Ayrıca;

Patricia Crone ve Micheal Cook’un 1977 yilinda yayınladıkları “Hagarism, the making of the Islamic World” isimli bir kitabı var. Bu yazarların araştırmalarına gore , “Muhammed” ismi Suriye’nin Araplar tarafından 634-638 yıllarında işgali sırasında yazılmış olan Chronica Minora adlı eserin aslında ve 75. çevirisinde de 60. sayfada “mwhmd” şeklinde geçiyormuş. İlk arap akınlarını Muhammed’in yönettiğinin belirtilmesi ise çok önemli bir bilgi. Yani, İslam kaynaklarında belirtilen Muhammed’in ölüm tarihi olan 632 yılından sadece iki yıl sonra.

http://www.opendemocracy.net/faith-e…ammed_3866.jsp

Bunların dışında en eski kaynak Halife Ömer’in Kudüs’ün fethi ile ilgili. 637 tarihinde Kudüs’ün Ortodoks patriği Sophronius’un Halife Ömeri karşıladığı anlatılıyor.
http://www.nationmas…edia/Sophronius

En Eski İslami Kaynaklar

Aşağıdaki açıklama İslam ansiklopedisine aittir:

Kur’an ayetleri indikçe bunları vahiy kâtiplerine yazdıran Hz. Peygamber, önceleri kendi hadislerinin yazılmasını yasaklamış, fakat hadislerin şifalı olarak rivâyet edilmesine izin vermiştir. Yazım yasağı, hadislerin ayetlerle karıştırılması endişesi olmalıdır. Okuma yazma bilenlerin azlığı ve yazı malzemesinin bulunamayışı da buna eklenebilir. Daha sonra Allah elçisinin hadis yazımına izin verdiği görülür. Nitekim, hadis yazan 30-40 kadar sahabîden biri olan Abdullah b. Amr, bin dolayında hadis yazmış ve bunları bir sahife haline getirerek adına da es-Sahîfetü’s-Sâdıka (Doğru Sahife)” demiştir. Hadislerin büyük çoğunluğunu söz ve fiilleriyle nakleden raviler bu zengin kaynağı sonraki nesillere aktarmışlardır. Hz. Peygamber’in vefatından sonra görülen hadis toplama yolculukları ve Hicrî 1. yüzyılın ortalarından itibaren görülen, dağınık haldeki hadis malzemesini bir araya toplama, hadisleri tasnif etme işi (tedvîn) faaliyetleri, Ömer b. Abdülazîz devrinde valiliklere gönderilen emirnâmelerle resmî tedvîn halinde devam etmiştir. Toplanan bu hadisler konularına göre tasnif edilerek Hicrî II. asır ortalarından itibaren hadis kitapları meydana getirilmeye başlanmıştır. Günümüze ulaşan en eski hadis kitapları bu devreye aittir. Bundan sonra Hicri III. yüzyılda “Kütüb-i Sitte” (6 kaynak kitap) denilen hadis külliyatının meydana getirilmesiyle hadis ilmi tasnif ve tedvînde altın çağına ulaşmıştır. Kütüb-i Sitte; Buharî (o. 256/869) ve Müslim’in (ö. 261/274) el-Câmiu’s-Sahih’leri ile Ebû Dâvûd (ö. 275/888), Tirmizî, (ö. 279/892), Nesâî (ö. 279/892) ve İbn Mâce’nin (ö. 275/888) “es-Sünen”lerinden ibarettir.

Ömer b. Abdülaziz 717 tarihinde halife olduğuna göre demek ki hadis toplama ve kitap haline getirme emrini bu tarihten sonra vermiştir. Günümüze ulaşan en eski siyer, hadis ve fıkıh kitapları bu dönemden sonrasına aittir.  İlk Hadisçilerin ölüm tarihleri dikkate alındığında yazılanların Muhammed’den yaklaşık 250 yıl sonra kaleme alındığı görülecektir. Siyerlerde ise 200 yıldan yüksektir.

Muhammed’in hayatını ve savaşlarını anlatan siyerler içinde ilk olanların İmam Zühri’nin Kitabül Megazisi ile İbni İshak’ın Kütabül Mübtede’si olduğu iddia edilirse de bu kitaplar ortada yoktur. İçinde siyer bilgileri de içeren Vakidi’nin (ölümü 207) Kitabül Megazisi elimize ulaşan en eski kitaptır. Tam siyer kitabı olarak ise İbni Hişam’ın (ö. 218) Siyer-i Nebi’si günümüze ulaşmış olup yazdıklarının çoğunu İbni İshak’tan aldığı ve İbni İshak’ın yazdıklarının çoğunu da şerh edip değiştirdiği öne sürülür. Anlaşılan o ki İbni İshak’ın yazdıklarının önemli bir bölümü sakıncalı görüldüğünden yokedilmiştir.

Erken İslam Dönemde Yazı-Kitap Karşıtlığı

Batılı yazarların bazıları, Erken dönem İslam’daki hadis ve kitap yazımındaki eksikliğin İbrani gelenekteki yazı karşıtlığıyla benzerlik taşıdığına dikkat çekerler. Bunlardan M. Cook, Müslümanların bu tutumunun Yahudilerden alındığını ileri sürer. Buna kanıt olarak da yazı karşıtı İslami polemiğin, sık sık “Ehli Kitap”tan kendi elleriyle kitapları yazanların düştüğü ibret verici durumlarına atıfta bulunan ayet ve hadisleri örnek verir.
Yazı karşıtlığının kökeni Kur’an’a, ehli kitabın bölünüp birbirine düşman mezheplere ayrılması ayetlerine, Yahudilerin ayetleri çarpıtmalarına, kendi elleriyle yazdıklarını satmaları eleştirisine kadar varır.

Ömer’in şöyle dediği rivayet edilir:
“Ben, Allah’ın Kitabı’nın yanında bir kitap yazıp, kendilerini o yazdıkları kitaba adayan ve Allah’ın Kitabı’nı terk eden Ehli Kitap’tan bazılarını hatırladım” (Tabakat, III/I, s. 206.5)

Goldziher’in İbn Sa’d’dan aldığı bir hadise göre;
“Ömer b. el-Hattâb zamanında [yazılı] hadisler hızla çoğalmaya artmaya başlamış, bunun üzerine o halka yanlarında olan sayfaları kendisine getirmesini söylemiş; onlar bunları getirdiklerinde, o bu sayfaları yaktırtmış, ve şöyle demiş: “Demek Ehli Kitâbın Mesnâsı gibi bir Mesnâ hâ!” (Tabakât, V, s. 140.3; )
(Mesna: Kur’an dışında yazılmış tüm yazı ve kitaplara verilen ad.)

Erken İslam’daki yazı ve kitap karşıtlığı için:

http://kisi.deu.edu.tr/sait.toprak/kitabet…eyhtarligi.html

İskenderiye Kütüphanesi milyonlarca dökümanıyle, yüzbinlerce el yazması kadim uygarlıkların kitaplarıyla günümüze kadar korunmuş olsaydı, birçok soru işaretine gerek olmaz, bugün çok daha net bilgilere sahip olurduk.

http://en.wikipedia.org/wiki/Library_of_Alexandria

lbn Haldun’a kulak verelim:

“Bilimler çoktur. İnsan toplumları içinde çok sayıda, bilgeler, bilginler gelip geçmiştir. Bize ulaşamayan bilimler, bize ulaşanlardan çok daha kabarıktır. Tann hoşnut olası Ömer’in “fetih” sırasında (özel­likle iskenderiye ele geçirildiğinde) yokedilmesini buyurduğu o bilim belgeleri nerede, var mı şimdi? Kaidelilerin, Süryanların, Babillerin bilimleri, o çağda ortaya konan yapıtlar, belgeler, çalışma ürünleri ne­rede? Nerede eski Mısırlıların ve daha öncekilerin bilim ve kültür ürünleri? Bize bilim ve kültürü ulaşan, sadece bir toplum olmuştur ki o da Yunan’dır.. (İbni Haldun, Mukaddime)

Bugün, Kur’an ayetlerine dahi sansür uygulanmaktadır. Kimi ayetler, medyada yayınlanmaz, camilerde okunmaz. Hadislerin çoğu dile getirilmez. Müslümanların çoğu bunları bilmez. Bir müslümana Ahzap-37′yi, Ahzap-50′yi okusanız yalan söylediğinizi düşünür, inanamaz. Çünkü ilk defa duymaktadır.
Günümüzün yeni İslamcılarına, hadis karşıtlarına ve meal tahrifatçılarına kalsa ve ellerinde olsa tüm hadisleri özellikle İslam ve peygamberi hakkında eleştiri konusu olanları yokeder, ayetlerin de çoğunu değiştirirlerdi.

Ama erken İslam döneminde bu nasıl mümkün olmadıysa bugün de mümkün değildir.
Çünkü eleştirilen ve düşülmek istenilmeyen ehli kitab’ın parçalanmış durumuna daha Muhammed ölür ölmez düşülmüştür. Hatta Muhammed yaşarken dahi kamplaşma ve birbirine muhaliflik başlamıştı. Örneğin Ayşe ve Fatma cepheleşmesi gibi. Ayşe’nin İfk vakası nedeniyle Ali’ye kin beslemesi gibi. Muhammed’in zaman zaman cariyesi Mariya ile ilişkisine karşı Ayşe ve Hafsa’nın bayrak açması ve Muhammed’in diğer hanımlarını da kışkırtması gibi. Tebenni vakası gibi.

Muhammed’in ölümünden sonra halifeliği kaptırmama amacıyla Ali ve yandaşlarına karşı alınan cephe, kısa zaman sonra sünni ve şii cephelerinin oluşmasının kökenindeki olay kabul edilecekti.

Erken İslam döneminde Emevi halifelerin teşvik etmesiyle başlayan hadis yazımında İslam ve Muhammed’e karşı eleştiri konusu olabilecek hadisler yokedilemez miydi?
Bu dönemde tüm müslümanlar doğrucu muydu da ne olmuşsa herşeyi olduğu gibi, bildikleri, duydukları gibi mi nakletmişler ve kaleme almışlardı?

Örneğin Muhammed’in eş sayısı 2-3 olarak gösterilemez miydi?
Ayşe’nin yaşı, günümüzdekilerin yaptığı gibi 17-18 olarak bildirilemez miydi?
Kadınlar aleyhindeki hadisler düzeltilemez miydi?
Akıldışı, bilimdışı, saçma sapan hadisler ortadan kaldırılamaz mıydı?

Hiçbiri yapılamazdı çünkü o dönemde de bunlar normal karşılanıyordu. Çağımızın insan ve yaşam anlayışına, çağımızın ahlak ve kültür anlayışına sahip değildiler. Örneğin sonraki dönemin İslam alimlerinden Gazali, çağımıza yakın dönemin alimlerinden Erzurumlu İbrahim Hakkı, geçen çağın Said Nursi’si dahi o dönem anlayışına sahiptiler. Günümüzde dahi aynı anlayışta olanlar çoktur.

Ayrıca kamplara ayrılmış olmaktan dolayı birbirlerinin denetleyicisi gibiydiler ve hiçbir zaman ittifak içinde olup ortak zemin oluşturamadılar. Birinin eksik ya da yanlış yazdığı hadise karşı bir diğeri kendi hadisini yazdırıyordu. Bir hadisçiye göre diğer hadisçi imansızdı, kafirdi. Ömer’in dahi gerçekten iman etmiş olmadığını öne sürenler vardı. İslam’ın en sahih hadisçileri sayılan Buhari ve Müslim bile birbirine hasımdılar. Müslim’e göre Buhari müslüman değildi. Hadislerine Buhari’de yer alan bir hadisi katmamaya çalışıyordu. Buhari, Hanefi mezhebin kurucusu Ebu Hanife’ye de cephe almış, kitabında ismini bile zikretmemişti. “Bazısı da şöyle demiştir” ifadesiyle geçiştirmişti.

Serdar Kaangil

This entry was posted in Din and tagged , , , , . Bookmark the permalink.

10 Responses to İSLAM EFSANESİNİN İLK KAYNAKLARI

  1. Murat Şahan says:

    Buhari ve Müslim’in düşman olduğunu da nereden çıkardınız? Ayrıca kütübü sitte yazarlarından daha eski olan Malik bin Enes’in (öl 179/795) Muvatta, İmam Şafii’nin (öl 204/820) el Umm, Abdurrezzak (öl 211/827)’ın Musannef, Ahmed bin Hanbel’in (öl 241/855) el Musned eserlerine de hiç değinmemişsiniz.

  2. bilal says:

    Serdar kaangil !1- Bugün dünyada yaşayan milyarlarca müslüman,Hz.Muhammed’e düşman olan hırıstiyanlar,yahudiler ve senin gibi,ataistler bile öyle bir zatın yaşadığına kesin olarak inanırlar Ama senin öyle bir zatın yaşamadığını söylüyorsun,hemde Hz.Muhammed’e aittir diyerek uyduruk hadislerle ona saldırıyorsun.Eğer Muhammmed diye biri olmasaydı,ne diye hadisleri ile karşımıza çıkıyorsun.Bu ne demek?. Muhammed diye biri yoktur,ama onun söz,dşünce ve sünneti vardır. demek almına gelir. Hani diğer sayfalarda iftira dolu rivayetleri getirerek,Muhammed, hırsızın elini kesmiştir diyorsun,bu sayfada ise, Muhammed bir efsanedir,öyle birinin yaşadığına dair bir kanıt yoktur diyorsun.2- Sen diyorsun ki”,Muhammed’in yaşadığı ileri sürülen döneme ait ne bir kitap,ne bir yazı,ne de bir arkeolojik bulugu bulunamamıştır.”O zaman ona ait iftira dolu rivayetlri de getirmemen lazım. Tarihte yaşamamış olan birine iftiralar da yapılamaz,ama sen bunu da yapıyorsun. .Sana göre onun dönemine ait hiç bir şey yazılmamıştır.Ama dönemine ait iftiraları ile karşımıza çıkıyorsun,onun yaptıkları ile ona saldırıyorsun, bir de Muhammed dye birinin yaşadığına dair hiç bir kanıt yoktur diyorsun.Yani Muhammed diye biri yoktur,yaşamamıştır,ama;şunu ,bunu, yapmıştır diye nice iftira dolu iddiaların var, yaşamayan birine nasıl iftiraları yapabiliyorsun ?Böylece kendi kendinle çelişiyorsun.Seni bu durumunla bu sitenin okur ve yorumcularının sağduyularına havale idiyorum.
    3- Kur’an-ın yazılışı: Kur’an;Hz.Muhammed zamanında tayin edilen 40 tane vahiy katiplerince yazılıyor,okutuluyor ve ezberletiliyordu. Peygamberimizin vefat ettiği günde de, Hz. Ebu Bekir halife seçilir seçilmez ve Hz.Ömer’in teklifi ile değişik nesneler üzerinde yazılı olan Kur’an-ın Vahiy katiplerince kurulan komisyonda bütün ayetler bir araya getirilip,tutanakla bir nüsha haline getiri- liyor. Daha sonra Hz.Osman zamanında 4 nüsha olarak çoğaltılır. Kur’an;Hz.Muhammed zamanın- da vahiy katiplerince yazıldığı,kayda geçirildiği, ta o zamandan bugünümüze kadar on binlerce in- san kur’an-ı, okuduğu,ezberlediği için bir harfının bile değiştirilmesini olanaksız hale getirmiştir.
    Yazılı olan Kur’an-ı değiştirmeye kalkışırsan bile,Kur’an-ın tümünü ezbere bilen on binlerce insanın
    hafızasındaki ayetlerine müdahale edemezsin ve değiştiremezsin,Kur’an böylece korunmuş ve ko- runmaya da devam edecektir.

    Allah’ın izni ile Kur’an, bir beşer sözü olmadığını da sana kanıtlamaya çalışacağım;Yeterki sağduyulu ol,,akıl,bilim ve vicdanla hareket et. Saygılarımla;

    • devart says:

      Sayın bilal;
      Kur’an’ın, tanrı kelamı olduğunu akıl ve bilim çerçevesinde kanıtlamanızı merakla bekliyoruz.

      • antidevart says:

        Sayın devart; Siz bir sperm yumağı iken sıfırdan yaratıldın. Sen yok’tan yaratıldın. Şİmdi aynaya bak ve yüzünü incele. O yüzün yaşlanıp pörsüyecek sonra her insan gibi öleceksin. Nasıl yaratıldığına bir bak. Bir atımlık meniden seni yaratan ne olabilir acaba hiç düşündün mü? Seni kim bir atımlık meniden yaratabilir hiç düşündün mü?
        Sen bir meni iken sana beyni veren ,aklı veren kimdir acaba hiç düşündün mü? Bilim demişsin; Kur’anı hiç okumadığın belli. Kur’anı okursan ne kadar bilimsel olduğunu görürsün.Hiç okumadığın bir kitap hakkında yorum yapma..

      • devart says:

        Sayın antidevart(ne ki şimdi bu??)
        Sen bir hominid’ten evrimleştin. Sen evrim geçirdin. Şimdi aynaya bak ve yüzünü incele. Ne kadar da maymuna benziyorsun. Nasıl evrim geçirdiğine bak. Daldan dala atlayan bir hominid’ten sana bu evrimi geçirten ne olabilir hiç düşündün mü? Sana ne evrim geçirtebilir hiç düşündün mü?
        Sen bir hominid iken seni iki ayak üzerinde dik doğrultan nedir acaba hiç düşündün mü? Bilim demişsin; Bilimden anlamadığın belli, Kur’ana bilimsel bir kitap diyorsun. Aklının ermediği işler hakkında yorum yapma.

  3. pante says:

    Bilal, yazdıklarımı yanlış algılamışsın. Ben Muhammed’in yaşamadığını iddia edenlere katılmıyorum. Bu konudaki tüm forum tartışmalarında da yaşadığı görüşünü savundum. Bu yazıda da yer verdiğim Süryani kaynaklarında geçen 635 yılındaki Araplar için “Mhmd’nin Arapları” ifadesini ve Ömer’in Kudüs’ü fethi ile ilgili bilgileri tartışmalarda ortaya koydum. Ne varki bunlar yeterli kanıt değiller. Araplar kadar geçmiş tarihlerine, kültürlerine kayıtsız kalan bir millet yok. Geçmişle ilgili ne varsa yoketmişler. 700 yılı öncesine ait hiçbir tarihi belge, arkeolojik bulgu, edebi eser, yazıt, tablet hiçbir şey yok. İslam öncesi dönemi de, İslam’ın ilk dönemini de hadisçilerden, siyercilerden öğreniyoruz ve bunların ne kadarı doğru, ne kadarı yanlış bilmiyoruz.
    Ama muhakkak ki bu din ve İslam devleti bir şekilde kuruldu. Ve bunca detaylı anlatılanlar tümüyle gerçek dışı olamaz. Ortada bir İslam ve Muhammed efsanesi olsa da, bu İslam’ı kuran bir Muhammed var. Belki asıl adı Kasım’dı, Mustafa’ydı. Belki Muhammed, Ahmet isimlerini sonradan edindi ama böyle biri kesinlikle yaşadı. Ve hayatı hakkında yazılanların bir kısmı uydurma olsa bile, doğru olan kısımları da var.
    Benim görüşüm bu yönde ve Muhammed’in yaşamış olduğuna İsa’nın yaşamışlığından çok daha fazla inanıyorum.

    Ayrıca şunu karıştırmayalım:
    “Hadislere inanmıyorsan, niye hadislerden örnek veriyorsun?” ya da “Madem Kur’an’a inanmıyorsun, neden ayetleri kanıt olarak veriyorsun? ve son olarak senin öne sürdüğün; “Yaşamadığına inandığın birisinin hadislerini niye getirerek ona iftira ediyorsun?” soruları mantıksızdır. Çünkü eleştirilen-tartışılan konu İslam’dır. İslam’ın kaynakları da ayetler ve hadisler olduğuna göre onlarla konu tartışılacaktır. İnanıp inanmamanın önemi yoktur. Bir Hristiyanla örneğin teslisi tartışacak olsan İnciller üzerinden tartışacaksın. Çünkü o Hristiyan İncillere inanıyor. O Hristiyanın sana “Hem bu İncillerin gerçekliğine inanmıyorsun, hem de onlardan örnek veriyorsun” demesi doğru olmaz.
    Ya da Budha’nın yaşamadığını düşünebilirsin ama Budha’nın sözlerinin doğruluğunu-yanlışlığını Budistlerle tartışabilirsin.

    İlaveten tekrar belirteyim: Benim kimseye iftira ettiğim yok. Ben insanları aldatmak için kendi kafamdan bir şeyler uydurursam bu iftira olur. Ya da gayrimüslim kaynaklardan alıntılar yaparsam iftira etmiş olurum. Halbuki İslam kaynaklarını kullanıyorum. Ve senin gibi bu İslam kaynaklarını değiştirtmeye gücü yetmeyenler, bunları yazanları-basıp dağıtanları iftira ile suçlayamayanlar, ben bunları kullandığımda bana iftiracı demekle tutarsızlıklarını ortaya koyuyorlar.
    Senin bana iftira ettiğimi söylemek yerine “Ben Kütüb-ü Sitte’de de yazıyor olsa, bu hadisin sahih olduğuna inanmıyorum” demen yeterli olurdu. Bunu yazmak yerine kullandığın üslup, meseleleri tartabilmekte zayıf olduğunu gösteriyor.

  4. bilal says:

    Sayın devart ! Ben yoğun olduğum için burada yazı yazma fırsatını pek bulamıyorum,Allah’ın izni ile fırsat bulduğumda konuya değineceğim. İlgin için teşekkürler. Saygılarımla.

  5. inanç says:

    http://www.youtube.com/results?search_query=kur%27an+mucizeleri

    delil isteyen bu sayfadaki videoları izlesin. Aklınızı başınıza alın ey insanlar. Musafta yani Kur’an-ı Kerimde tam 550 kez der ki; “onlar düşünüp akletmezler mi?”

  6. ali says:

    hz..muhammed yalansa eğer..daha onceki kavimler nasıl dogru oluyor akıl karı degil :)

Yorum yapın

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Değiştir )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Değiştir )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s