Fil Suresi:
Rabbinin, fil sahiplerine ne yaptığını görmedin mi? Onların tuzaklarını boşa çıkarmadı mı?
Üzerlerine balçıktan pişirilmiş taşlar atan sürü sürü kuşlar gönderdi. Nihayet onları yenilmiş ekin yaprakları hâline getirdi.
Habeşistan Krallığına bağlı Hristiyan Ebrehe Yemen valiliğini sürdürdüğü sırada San’â şehrinde “Kulleys” denilen ve yer yüzünün hiçbir yerinde benzeri görülmeyen bir kilise yaptırdı. Sonra kral Necâşî’ye bir mektup yazarak : «Ben senin için eşi ve benzeri görülmemiş bir kilise yaptırdım, Arap hacıları bu kiliseye çevirinceye kadar bu işin peşini bırakmayacağım.» dedi.
Araplar arasında bu kiliseden bahsedilince, Fukaymoğullarından birisi Öfkelenerek çıkıp bu kiliseye geldi ve def-i hacetini yapıp burasını kirlettikten sonra ailesinin yanma geri döndü. Bu durum Ebrehe’ye bildirildiği gibi ayrıca ona bunu yapan kimsenin Arapların hac maksadıyla Mekke’de ziyaret ettikleri Ka’ be taraftarı birisi olduğunu ve hacıların Ka’be’den buraya çevrileceğini duyduğu için öfkelenerek bunu yaptığını, söylediler. Bunun üzerine Ebrehe Öfkelendi ve Mekke’ye gidip Ka’be’yi yıkacağına dair yemin etti.
Böylece Ebrehe yanında bulunan Mahmûd adındaki fil ile beraber yola çıktı. Bir rivayete göre, Mahmûd adlı filin peşinden giden on üç fil daha vardı. (Kur’an’da fil kelimesi tekil geçer)
Mekke yakınlarında kendileriyle çatışan Nüfey’lin ordusunu yenip kendisini esir aldılar ve onu rehber olarak kullandılar.
Kureyşliler Ebrehe’nin ordusunu haber alınca “Bu orduyla savaşa bizim gücümüz yetmez” diyerek şehirden kaçıp dağ eteklerine sığınırlar.
Ebrehe Ka’be’yi yıkıp tekrar Yemen’e dönmeğe kararlıydı.
Nihayet Mekke’ye vardıkları bir sırada Nüfeyl gelip filin kulağından tuttu ve ona : “Ey Mahmûd! Çök, sonra sağ salim geldiğin yere geri dön; çünkü Allah’ın beldesi Haram’da bulunuyorsun.” dedi ve filin kulağını bıraktı, bunun üzerine fil kendisini yere bırakıverdi. Nüfeyl ise bütün gücüyle koşup dağın tepesine çıktı. Habeşli askerler, çöken fili kaldırmak için bir hayli dövdüler, fakat fil yine de yerinden kalkmadı. Bu defa fili Yemen tarafına doğru çevirdiler ve fil koşmağa başladı. Aynı şekilde fil Suriye tarafına çevrilince yine koşmasını sürdürdü. Bu defa filin yönü doğuya çevrildi ve fil yine koştu. Fakat Mekke tarafına çevrilince tekrar yere çöktü ve yerinden kıpırdamadı.
Bu sırada Allah, onların üzerine deniz tarafından kırlangıç kuşuna benzeyen sürüler hâlinde kuşlar gönderdi; bu kuşların her birinin gagasında bir, ayaklarında ikişer taş bulunuyordu. Mercimek ve nohut tanesi büyüklüğünde olan bu taşları kuşlar getirip üzerlerine bıraktılar. Bu taşlar kime isabet ettiyse öldürdü, fakat atılan taşlar hepsine isabet etmemişti. Bu defa Allah, bir sel gönderip onları denize sürükledi. Bu sırada Ebrehe ile birlikte kurtulanlar geldikleri yola doğru koşuşmaya ve Yemen’e giden yolu göstermesi için Nüfeyl’i aramaya başladılar. Nüfeyl Allah’ın onların üzerine indirdiği bu felâketi görünce şu mealdeki mısraları söyledi:
“Allah, peşini bırakmadıktan sonra nereye kaçıp kurtulacaksın. Artık Ebrehe galip değil, mağlûp durumdadır.”
Ebrehe’nin cesedi öyle bir hâle geldi ki, “bütün uzuvları tek tek döküldü; öyle ki San’â’ya getirdiklerinde kuş kadar kalmıştı. Ölmezden önce göğsü yarılıp kalbi dışarı çıktı ve bundan sonra öldü.
Bu olaydan sonra Arapların katında Kureyşlilerin itibarı arttı. Bu yüzden Araplar Kureyşliler için: «Onlar ehlullahtır (Allah’ın yakınlarıdır), bu yüzden Allah Habeşlileri helak edip onların başından uzaklaştırdı.» dediler.
(İbnü’l Esir, El Kâmil Fi’t-Tarih Tercümesi, Bahar Yayınları: 1/428-432.)
***
İslami kaynaklarda hikaye genelde aynıdır. Şimdi hikayedeki dikkat çekici noktaları ele alalım:
1- Habeşistan ve Yemen Hristiyan hakimiyetindedir. Habeşistan kralı Necaşi ve Yemen valisi Ebrehe Hristiyandır. Yani, İslam’a göre kitap ehlidir ve müşrik değildir. Kureyşliler ise müşriktir.
2- Ebrehe Yemen’e büyük bir kilise yaptırmıştır ve bu mabette tek bir put yoktur. Ama Kabe putlarla doludur.
3- Araplardan bir müşrik, Yemen’deki bu kiliseyi pisletmiştir. Hristiyanların buna tepkisi haklıdır. Muhammed’in Medine’deki mescidini kirleten olmadığı halde Mekke’yi istila etmiştir.
4- Arabistan yarımadasında fillerin yaşamasına imkan verecek yeşil ortam ve sulak arazi yoktur.
5- Filin her yöne gidip Mekke’ye gitmemesi bilimdışıdır.
6- Kuşların gagalarında ateş taşları taşıyıp orduya atmaları ve bu taşlarla ordunun telef olması bilimdışıdır.
7- Ordudan kurtulanların başlarına geleni anlattıktan sonra bu olayın Hristiyan kaynaklarında yer almaması mümkün değildir. Bu durum bu olayın uydurma olduğunu gösterir. Gerçek olsaydı olayı duyan herkes putperest olurdu.
8- Allah’ın müşriklerden yana olup, kendisine en yakın inananları helak etmesi mantıklı değildir.
9- Allah Kabe’yi korumuş olsa, daha sonraki olaylarda da korurdu. Kabe birkaç kez saldırıya uğradı, yakıldı-yıkıldı. Hacerülesved parçalandı, hacılar katledildi. Sel baskınlarına uğradı.
10- Bu olayın doğru olduğuna delil olarak, putperestlerin Fil suresine itiraz etmedikleri gösterilir. Putperestlerin itirazlarının olup olmadığı bilinemez. Çünkü Kur’an’dan başka hiçbir kayıt-kanıt bırakılmamış yok edilmiştir. Ayrıca Fil Vakası bir putperest efsanesi olabilir. Önemli olan putperestlerin değil, Hristiyanların itirazıdır ki, Kur’an’da bu itirazdan söz edilmemiş olabilir.
Serdar Kaangil




dostum…Bilimsel felsefe forumuna “Arabistanda hint izleri” diye bir konu açmıştık…Burada Arap yarımadasının Bir zamanlar Hint sömürgesi olduğu konusunda ciddi kanıtlar ortaya koymuştuk…
Bu konuyu düşüneceğinizden eminim.
Neyse..Hint ordusunda tarihin her döneminde Fil savaş hayvanı olarak kullanılmıştır.
ciğeri 5 kuruş etmeyen adamların şu acınacak yazılarına tahriğe kapılıp bizlerde buraya cevap yazıyoruz.inanmayın bakalım.ALLAH ISLAH EDER İNŞALLAH.ALLAHU EKBER
yazma o zaman kardeşim. senin aklın, imanın almaz zaten böyle bilgileri, fazlalık yapar sana. hiç takılma sen buralarda git müslo kardeşlerinle kuran partilerine katıl <3
Fİl suresinde kabe’yi fillerden koruyan Allah, 1941 ve 1974 lerdeki sel felaketinden, yani “kendi yağdırdığı yağmurdan” koruyamamış olsa gerek ki, mukaddes kabe’nin yağmurdan sonraki sel basmış hali:
Alın hacılar kendi gözlerinizle görün: http://img132.imageshack.us/img132/9774/1941ve1974yllarndakiselbasknlarndakabehavuzuniindeyzeky8.jpg
http://img132.imageshack.us/img132/9107/dekiselbasknokadarglydkiarabalarbilesuzerindeyzdyamurku7.jpg
http://img141.imageshack.us/img141/1179/1974ylndakabeierifyamursebebiylehecerlesvedtanakadarsig1.jpg
Kabeyi ortadan kaldırmak adına girişilen bir fetih olayı farklıdır. Sel olayı farklıdır. İkisini aynı kefeye koyabilmek için çok sığ düşüncelerde dolaşmak lazımdır.
Kafayı yemişler artık. Nasıl saldıracakları konusunda bilinçlerini kaybetmiş kurtlar gibi saldırıyorlar. Bilim adı altında cahilliklerini tatmin ediyorlar.
Şimdi eleştirinizde çok yanlış şey var maddeler halinde sunacağım.
1- Kabe Hz. Adem tarafından yapılmış, Hz. İbrahim ve onun oğlu Hz. İsmail tarafından tamir edilmiştir. Ayrıca Allah’ın evi olarak bilinir. Yani o sıralarda orada müşriklerin hüküm sürmesi Kabe’nin değerine Allah nazarında bir halel getirmez. Onları orada durduran da Allah’tır.
2-Hristiyanlık her ne kadar ilahi bir din olsa da sonuç itibariyle yine de hiç bir şekilde bu şekilde bilinen bir mabedi yıkma hakkına sahip olamazlar. Kaldı ki belki de kitaplarının bozulmamış halinde Kabe onlar içinde kutsal olabilir. Sonuçta peygamberlerin yaptığı bir mabed.
3-Her ne kadar o sıralar Mekke’de putperestler hüküm sürse de Peygamberimiz’in soyundan ve başka soylardan bir çok Hanif dini mensubu olduğunu görürüz ve Kabe onlar için kutsaldır.
Yani sizin sandığınız gibi ortada iyi insanlar ülkesi ve kötü insanlar ülkesi yoktur. Bırakın Hristiyanlığı o gün izinsizce peygamberler o yeri yıkmayı denese yine başlarına aynı şey gelirdi.
4-Ayrıca Mekke su baskınlarını bu durumlarla kıyaslamanız ayrıca komik yorum bile yapmıyorum onlara…
5-Şu çok yanlış düşünüyorsunuz ki eğer Allah varsa her işi yapmalı her şeyi yoluna koymalı ne bileyim mesela burada putları temizlemeli her insanı kendine inandırmalı? Ama şunu kaçırıyorsunuz ahiret inancınız da olmadığı için bu Dünya sadece bir imtihan yeridir. Yani eğer burada herkes aynı olsa herkes inansa nasıl insanlar ayrılır, senin paranı çalan cezalaandırılır, kibirine yenik düşenler hakettiğini alır. Bu konu üstünde yazacak o kadar çok şey var ki…
işimize geldimi muhammet öncesi cahiliye dönemi sapkın çocuklarını toprağa gömen günahkarlar işinize gelmedimi peygamber soyundan yüce insanlar
ön kabullerle konuşmamak lazım.hz.adem tarafından yapıldığını neye dayanarak kabul edeceğiz.mabed yıkma konusuna gelince ayasofyanın yanıbaşına minare dikilmesi kubbesine ay takılması ve içerdeki resimlerin tahrib edilerek dualar yazılmasını nasıl açıklarız.eğer Allah mekkeyi habeşlilere karşı ağzında ateş taşıyan kuşlarla, psikolojisi karıştırılmak suretiyle filleri kullanarak koruduysa herhalde insanoğlunun bile çeşitli önlemlerle önleyebileceği bu felaketleri önlerdi.insanlara bıraktıysa niye filleri ve olağanüstü kuşları kullandı.ayrıca dünya da neyin imtihanı yapılıyor.Allahın imtihana niye ihtiyacı olsun bize niye ihtiyacı olsun.değerli kardeşim..saygılarımla…
Allah’in imtihana ihtiyaci yok ustat tabii ki. Iste bu konuda cok beyan edilmeyen bir gorus ama benim aklima yatiyor: Insanlar cennete gidecekse orada hicbir sey kotu olmamali. “Ben burayi gercekten hak ettim mi?!” sorusu akillarina gelip Allah karsisinda ezilip buzulmemeliler. Dolayisiyla Allah insanlara rahmet edip kendi kalitelerini kendilerine gosteriyor ki boyle bir ruhsal bunalim yasanmasin. Ayni sekilde cehennemdekiler de itiraz edemesin. Lutfen sig dusunmeyi birakalim artik. Imtihan deyince at gozlugu takmis gibi direkt birkac ogrenci ve bunlarin hangisinin daha iyi yapabilecegini merak eden bir ogretmen hayal edip buna takilip kalmayin. Kaldi ki ogretmenler bile ogrencilerinin kalitesini zaten bilir. Sinav yapmadaki amac kimse aglamasin sizlamasindir.
Allah ‘ın insanlara ihtiyacı yoktur.İnsanlar ve cinler nefsleri olan varlıklardır.Yeryüzünde insandan önce cinler vardı.Cinler yeryüzünde bozgunculuk yaptıklarından dolayı Şeytan komutasında melekler o yeryüzünde bozgunculuk yapan cinleri helak etmişlerdir.Bu yüzden şeytan kendinde üstünlük görmüştür.Ve bu üstünlüğü insan yaratılırken kibir olarak ortaya çıkıp ilk yaratılan insana secde etmesinin önüne geçmiştir.Hadi cinleri gören yok diyelim.İnsanlardan bahsedelim.İnsan yaratılış gereği olarak nefsleri olan varlıklardır.Ve kendilerine verilen nefs insanı diğer varlıklardan üstün yapan etkenlerden bir tanesidir.Ama adalet bakımından bakıldığında hercanlı adaletli olarak yaratılmıştır.Allah indinde en değerli varlık takvada en üstün olanıdır.Melekleri düşünürsek nefsleri olmadığından verilen emiri yaparlar.İnsanda ise nefs olduğundan verilenleri nefsine karşı gelerek yapması gerekir.Bu da oldukça güçtür.Bu sebeble meleklerin yaptığı ibadetler insanların yaptığı ibadetten üstün değildir.Dünyadaki sınav ise bütün bunları dengeleyen bir sınavdır.Ve gereklidir.Çevrenizdeki insanlara bir bakın.Herkese eşit maddiyat verilse,hiç kimsenin kimseye bir zararı dokunmaz diyebilirmiyiz.Diyemeyiz çünkü insanların çoğu açgözlüdür.Elindekiyle yetinmez ve başkasının malına salça olmaya kalkışır.Böyle insanlarla cennette yaşasan,o insanlar orayıda cehenneme çevirirler. Bu sebeble ayrılması gerekir.Siz diyeceksinizki şimdi Allah kimin cennetlik kimin cehennemlik olduğunu geçmişte bilmiyormuydu.Ne gerek var sınava direk herkesi yerine yerleştirseydi ya…Eğer böyle olsaydı.Cehenneme atılan insan demezmiydi.Bana sınav yapsaydın ben böyle kötü insan olmazdım diye.bir laf söylemezmiydi.Söylerdi.Böyle dememesi için herşey adaletli olsun diye dünyada sınavdasınız…Dünyadaki sınavda da adalet vardır.Müsülüman bir ailede doğan çocuk ile inançsız bir ailede doğan çocuk eşittir.Müslüman bir ailede doğan çoçuğun çok ibadet etmesi gerekir.Diyelim 60 yıl ömür verildi.60 yılın sonuna kadar imanını koruması gerekir.Fakat inançsız bir çocuk ise 60 yıl düşünüp 60.yılında doğruyu bulsa cenneti hakeder.Herşey dengeli anlayacağınız.
“mabed yıkma konusuna gelince ayasofyanın yanıbaşına minare dikilmesi kubbesine ay takılması ve içerdeki resimlerin tahrib edilerek dualar yazılmasını nasıl açıklarız”
:):):)
Sadece ne kadar güldüm bi bilsen
Resimler tahrib edilmiş ama hala sapasağlamlar arasıra ayasofyaya git
Özel boya kullanmış osmanlı sazanları resimler tahrib olmasın diye
sonra müze olarak açılmış gelen ziyaretçiler birer ikişer tırnak darbesiyle halletmişler
Sazanlar da bırakmışlar gelecek nesillere ders olsun biz böle şeyleri koruruz biride sallarsa torunlarım onlara gülsün….:):):):):):):)
He unuttum zaten kuran benim bildiğim kadarıyla müslümanlara inmiş
zaten siz inanırsanız müslüman olursunuz
inanmamanız için sizin anlayamayacağınız (zekanızdan yada yeteneğinizden değil idrak meselesi) sözler olacak sizde böle oyalanacanız ölene kadar ki cehenneme gidebilesiniz yoksa sizde inansanız cehenneme kim gidecek
Kardeş bilselerdi yapmazlardıki. Kimsenin kimseyi aşağılamaya hakkı yok. Dilerizki gün gelir üstün yaratıcı olan Allah a secde ederler.
yahu islamı bütün dünyaya kanıtlamak için süper bir önerim var:
alayım 100 kilo tnt izin verin patlatayım orayı bakalım ebabil kuşları gene geliyor mu ? cesaretiniz varsa eğer buna müsade edersiniz. işe yarasa islam denenip dünyaya kanıtlanmış olur.
sorun şu ki o zaman olmuş olması yine olmak zorunda olacağı anlamına gelmiyor. yani sen patlatırsın yerle bir de edersin belki ama bu bir şeyi kanıtlamaz. neticede filleriyle gelenleri böyle böyle yaptık diyor ama 1500 yıl sonra “birileri” yıkmaya kalkarsa gene aynını yaparım demiyor, kendini boşuna yormana gerek yok
benim için cesaretiniz varsa ibaresi, sizin korkak bir insan olduğunuzu, ancak mahlaslar arkasından ve sadece internet ortamında ona buna saldırıda bulunabilecek kadar cesur(!) olduğunuzu ifade ediyor. şüphesiz cesaret bundan baya bi fazlasını ister. mesela salman rüşdi cesurdu. ama atalarımız buna aptal cesareti diyor.
ayrıca sebep-sonuç silsilesi içerisinde bu sizin ispat yönteminize yer yok.
1) eleştirideki “bilim dışıdır” ibaresi bilim dışıdır.
ne demek bilim dışı. mucizeden bahsediyoruz. bilimin orada ne işi var. bilimin, bilinenin aksine olan olaylardır mucizeler. aciz bırakandır. anlamaktan da açıklamaktan da aciz bırakır insanı. sen de kalkmış burada “bilim dışıdır” diyor, turan dursunluk yapıyorsun. zaten eleştirilerinizin sığlığı buralarda başlıyor.
2) kimse Allah’ı bir şeyi yapmaya zorlayamaz. yani bir mucize yarattıysa tekrar yaratması gerekir diyemez. öyle olması gerektiğini iddia edemez. bunu anlayın. bu gerçekten sizin mantık yapınız açısından çok önemli.
3) bu olayın hristiyan kaynaklarında olmaması olayına gelince. bunun gizlenmiş olabileceği, gizlenmeseydi insanların fevc fevc hristiyanlıktan çıkabileceği ya da roma’nın dayattığı hristiyanlıktan, asıl hristiyanlığa rücu edebileceği gayet de mantıklı ve benim şu anda salladığım bir sebeptir.
4) her konuda delil getirmeye gayret eden (tabii özellikle islam kaynaklarından) sizlerin, islam kaynaklarından getirdiğiniz bu anlatımı kabul etmeyerek, aksine de çürütücü bir belge, bilgi getiremeyerek işkembe-i kübradan sallamanız ne kadar aciz bir davranıştır. bence bu başlığı hiç açmasanız daha iyi olurdu sizin açınızdan.
5) bakın, siz islam kaynaklarından işinize geleni alıp, işinize gelmeyeni ya bırakıyor ya da işinize gelmeyenin tersine sallama ve atmasyon faaliyetlerinde bulunuyor, kıymeti olmasa bile en ufak delil ibaresi gösteren bir bilgi kırıntısına dört elle yapışıyorsunuz. mesela hadis kitaplarında güvenilir raviler ayın yarıldığını gördüğünü söylüyor. siz buna bilim dışı diyor dalga geçiyorsunuz. oysa islami kaynaklarda bu geçiyor. (hindistan’da o dönemde ayın yarıldığını görüp daha sonra araştırarak müslüman olan bir insan var. araştırın) işinize gelen rivayetleri (tüm israiliyatı ile birlikte) alıp, süsleyip püsleyerek anlatırken, o halde bu mucizelere de iman etmeniz gerektiğini siz de biliyorsunuz. ama o zaman olmaz değil mi? sanırım siz küfrünüze mesned arıyorsunuz. gerek yok bütün bunlara. inkar ediverseniz yeter. cehenneminizi derinleştirmenin size bir faydası olmayacak. (biliyorum siz bu son söylediklerime çok kızıyorsunuz. ama inanın biz de sizin yazdıklarınıza çok kızıyoruz.)
6) aslında islam’ın eleştirilecek hiç bir yanı yok. islami kaynakları kabul edecekseniz karşınıza 4 türlü bilgi çıkar.
a) olağan ve doğru bilgiler. bunların üzerinde durmaya bile gerek duymazsınız.
b) mucizeler. bunlara bilim dışı der dalga geçersiniz.
c) kafanızın basmadığı konular. bunlara kulp takar, arka planı hakkında boşlukları kafadan uydurarak doldurur, alakası olmayan bir şekle sokarsınız.
d) israiliyat. bunların israiliyat olduğu üzerinde durmaz, gerçek islami bilgi gibi takdim edersiniz.
islami bilgileri kaynak alacaksanız komple alacaksınız. yağma yok. alimlerin israiliyat dedikleri bilgiyi de orada belirteceksiniz.
ayrıca insanların (islam tarihindeki şahısların, olayları anlatanların) yanılabileceği ihtimalini asla düşünmezsiniz. bakın öleceksiniz. gelin iman edin kardeşimiz olun. en azından tutarsızlıklarınızı görün. belki iman kısmet olur. hidayet Allah’tandır.
abeşistan Krallığına bağlı Hristiyan Ebrehe Yemen valiliğini sürdürdüğü sırada San’â şehrinde “Kulleys” denilen ve yer yüzünün hiçbir yerinde benzeri görülmeyen bir kilise yaptırdı. Sonra kral Necâşî’ye bir mektup yazarak : «Ben senin için eşi ve benzeri görülmemiş bir kilise yaptırdım, Arap hacıları bu kiliseye çevirinceye kadar bu işin peşini bırakmayacağım.» dedi.
Araplar arasında bu kiliseden bahsedilince, Fukaymoğullarından birisi Öfkelenerek çıkıp bu kiliseye geldi ve def-i hacetini yapıp burasını kirlettikten sonra ailesinin yanma geri döndü. Bu durum Ebrehe’ye bildirildiği gibi ayrıca ona bunu yapan kimsenin Arapların hac maksadıyla Mekke’de ziyaret ettikleri Ka’ be taraftarı birisi olduğunu ve hacıların Ka’be’den buraya çevrileceğini duyduğu için öfkelenerek bunu yaptığını, söylediler. Bunun üzerine Ebrehe Öfkelendi ve Mekke’ye gidip Ka’be’yi yıkacağına dair yemin etti.
Böylece Ebrehe yanında bulunan Mahmûd adındaki fil ile beraber yola çıktı. Bir rivayete göre, Mahmûd adlı filin peşinden giden on üç fil daha vardı. (Kur’an’da fil kelimesi tekil geçer)
Mekke yakınlarında kendileriyle çatışan Nüfey’lin ordusunu yenip kendisini esir aldılar ve onu rehber olarak kullandılar.
Kureyşliler Ebrehe’nin ordusunu haber alınca “Bu orduyla savaşa bizim gücümüz yetmez” diyerek şehirden kaçıp dağ eteklerine sığınırlar.
Ebrehe Ka’be’yi yıkıp tekrar Yemen’e dönmeğe kararlıydı.
Nihayet Mekke’ye vardıkları bir sırada Nüfeyl gelip filin kulağından tuttu ve ona : “Ey Mahmûd! Çök, sonra sağ salim geldiğin yere geri dön; çünkü Allah’ın beldesi Haram’da bulunuyorsun.” dedi ve filin kulağını bıraktı, bunun üzerine fil kendisini yere bırakıverdi. Nüfeyl ise bütün gücüyle koşup dağın tepesine çıktı. Habeşli askerler, çöken fili kaldırmak için bir hayli dövdüler, fakat fil yine de yerinden kalkmadı. Bu defa fili Yemen tarafına doğru çevirdiler ve fil koşmağa başladı. Aynı şekilde fil Suriye tarafına çevrilince yine koşmasını sürdürdü. Bu defa filin yönü doğuya çevrildi ve fil yine koştu. Fakat Mekke tarafına çevrilince tekrar yere çöktü ve yerinden kıpırdamadı.
Bu sırada Allah, onların üzerine deniz tarafından kırlangıç kuşuna benzeyen sürüler hâlinde kuşlar gönderdi; bu kuşların her birinin gagasında bir, ayaklarında ikişer taş bulunuyordu. Mercimek ve nohut tanesi büyüklüğünde olan bu taşları kuşlar getirip üzerlerine bıraktılar. Bu taşlar kime isabet ettiyse öldürdü, fakat atılan taşlar hepsine isabet etmemişti. Bu defa Allah, bir sel gönderip onları denize sürükledi. Bu sırada Ebrehe ile birlikte kurtulanlar geldikleri yola doğru koşuşmaya ve Yemen’e giden yolu göstermesi için Nüfeyl’i aramaya başladılar. Nüfeyl Allah’ın onların üzerine indirdiği bu felâketi görünce şu mealdeki mısraları söyledi:
“Allah, peşini bırakmadıktan sonra nereye kaçıp kurtulacaksın. Artık Ebrehe galip değil, mağlûp durumdadır.”
Ebrehe’nin cesedi öyle bir hâle geldi ki, “bütün uzuvları tek tek döküldü; öyle ki San’â’ya getirdiklerinde kuş kadar kalmıştı. Ölmezden önce göğsü yarılıp kalbi dışarı çıktı ve bundan sonra öldü.
Bu olaydan sonra Arapların katında Kureyşlilerin itibarı arttı. Bu yüzden Araplar Kureyşliler için: «Onlar ehlullahtır (Allah’ın yakınlarıdır), bu yüzden Allah Habeşlileri helak edip onların başından uzaklaştırdı.» dediler.
(İbnü’l Esir, El Kâmil Fi’t-Tarih Tercümesi, Bahar Yayınları: 1/428-432.)
***
İslami kaynaklarda hikaye genelde aynıdır. Şimdi hikayedeki dikkat çekici noktaları ele alalım:
1- Habeşistan ve Yemen Hristiyan hakimiyetindedir. Habeşistan kralı Necaşi ve Yemen valisi Ebrehe Hristiyandır. Yani, İslam’a göre kitap ehlidir ve müşrik değildir. Kureyşliler ise müşriktir.
2- Ebrehe Yemen’e büyük bir kilise yaptırmıştır ve bu mabette tek bir put yoktur. Ama Kabe putlarla doludur.
3- Araplardan bir müşrik, Yemen’deki bu kiliseyi pisletmiştir. Hristiyanların buna tepkisi haklıdır. Muhammed’in Medine’deki mescidini kirleten olmadığı halde Mekke’yi istila etmiştir.
4- Arabistan yarımadasında fillerin yaşamasına imkan verecek yeşil ortam ve sulak arazi yoktur.
5- Filin her yöne gidip Mekke’ye gitmemesi bilimdışıdır.
6- Kuşların gagalarında ateş taşları taşıyıp orduya atmaları ve bu taşlarla ordunun telef olması bilimdışıdır.
7- Ordudan kurtulanların başlarına geleni anlattıktan sonra bu olayın Hristiyan kaynaklarında yer almaması mümkün değildir. Bu durum bu olayın uydurma olduğunu gösterir. Gerçek olsaydı olayı duyan herkes putperest olurdu.
8- Allah’ın müşriklerden yana olup, kendisine en yakın inananları helak etmesi mantıklı değildir.
9- Allah Kabe’yi korumuş olsa, daha sonraki olaylarda da korurdu. Kabe birkaç kez saldırıya uğradı, yakıldı-yıkıldı. Hacerülesved parçalandı, hacılar katledildi. Sel baskınlarına uğradı.
10- Bu olayın doğru olduğuna delil olarak, putperestlerin Fil suresine itiraz etmedikleri gösterilir. Putperestlerin itirazlarının olup olmadığı bilinemez. Çünkü Kur’an’dan başka hiçbir kayıt-kanıt bırakılmamış yok edilmiştir. Ayrıca Fil Vakası bir putperest efsanesi olabilir. Önemli olan putperestlerin değil, Hristiyanların itirazıdır ki, Kur’an’da bu itirazdan söz edilmemiş olabilir.