Nevruz, genelde Asya toplumlarında kutlanan bahar bayramıdır.
Herhangi bir topluma mal edilemez çünkü kökeni Sümerlere kadar gider.
Nevruz ismi Farsçadır ama isminin Farsça olması bu bayramın İranî toplumlara ait olduğunu göstermez. Farsçanın Selçuklu ve Osmanlı döneminde hakim dil olması nedeniyle Nevruz ismi yerleşmiş ve yayılmıştır. Fakat hala farklı isimde anıldığı toplumlar mevcuttur.
Nevruzun Farsça karşılığı yenigün demektir. Farsça nouruz diye söylenir.
Türk dünyasında ise navrız, nevris, novruz, nevriz, nooruz gibi nevruzdan bozma isimlerle anılır.
Örneğin ekmek yerine “nan” kelimesi de bu toplumlarda yerleşmiştir ki “nan” da Farsçadır.
Genelde 21 Martta kutlansa da, Martın farklı günlerinde kutlayan toplumlar da vardır.
Atatürk Ankara’da Nevruz Kutlamalarında-1922
Nevruz’un Tarihi:
Tarihin bilinen en eski uygarlığı olan Sümerde A-ki-til adıyla kutlanan yeniyıl bayramının Nevruzla aynı nitelikte olduğu düşünülüyor. Nisan başında kutlanan bu bayrama Akadlarda akidu adıyla rastlanıyor.
Mezopotamya’da Sümerlerin egemenliklerini kaybetmeleri ve bölgenin Sami kavimlerince istila edilmesinden sonra da bu bayram kutlanılmaya devam ediliyor. Babilliler bu bayrama Zagmuk adını verdiler. Babilde Nisanın 12. günü kutlanılmakta olan bu bayramın, zamanın büyük devletleri Mısır, Hitit ve İran’a da yayıldığı düşünülüyor. Anadolu’da yaşayan Kıbele Kültü’ne göre hayat, Sonbaharda ölmekte ve İlkbaharda yeniden canlanmaktadır. Bu inanışa göre İlkbahardaki yeniden diriliş 21 Marta denk gelmekte ve bunun için şenlikler düzenlenmektedir.
İran mitolojisine göre, ihtişamın sembolü olan Cemşit, tahtına bugünde oturmuş ve bugünü bayram ilân etmiştir. Bu gün daha sonra İran takvimine başlangıç günü olarak kabul edilmiştir.
Rivâyete göre, Cemşit Azerbaycan’a geldiği gün burasını beğenip, yüce bir taht kurdurmuş ve şahane bir elbise giyerek tahta oturmuştur. Diğer bir rivayete göre de, Cemşit Mazderan ormanlarında tavşan avına çıktığı zaman bir zehirli yılan görerek okunu ona atmış, ok yılanın bulunduğu kayalıklara çarparak bir kıvılcımın çıkmasına sebep olmuş ve kıvılcım da etraftaki otları tutuşturmuştur. Ateşi böyle ilk defa gören İranlılar, korku ile ateşe secde etmişler, onu mukaddes kabul ederek, karanlıkları yok ettiği inancıyla ateşin devamlı yanık tutulmasına çalışmışlardır. Bunun için de “ateşgede” denilen tapınaklar yaptırmışlardır. İşte ateşin bulunduğu bu gün İranlılarca Nevruz olarak kabul edilmiştir.
21 Mart, birçok millette takvim yılının başlangıcı olarak kullanılmıştır. Türklerde bilinen en eski takvim, 12 Hayvanlı Türk Takvimi‘dir. Bu Türk takviminde 12 yıl bir devreyi, her beş devre de bir çağı oluşturur. 12 yılın her yılı bir hayvana nisbet olunmuş, bu hayvanların her birinin de ait oldukları yılların kaderini yönlendirdiklerine inanılmıştır. 12 Hayvanlı Türk Takvimi’nde her üç ay bir mevsime tekâbül etmektedir. Her mevsimin kendine göre bir adı vardır. Divânı Lügati’t-Türk’e göre bunlar Yeni-gün (Nevruz)dan sonra gelen Oğlak-ay, Uluğ oğlak-ay, Uluğ-ay ve Kadır-kış’tır. Ay adları da muhtelif çoğrafyalara göre değişmekte ise de bunlar tesbit edilmiştir ve incelendiğinde hayvancılık ve çiftçilikten kaynaklandığı görülmektedir.(Nisan=Yağmur ayı, Mayıs=Çiçek ayı, Kasım=Koç ayı, Temmuz=Orak-ayı, Ağustos=Arpa biçimi gibi.
XV. yüzyılda yaşayan Belh’li tarihçi Havendşah Mirhavend “Revze” adlı eserinde Nevruz’u şöyle kaydeder, “Cengiz Han, doğu padişahı olup, Nevruz çadırının kurulduğu dönemde şeref kürsüsüne çıktı. O’nun hakanlık devrinde bütün halk, devlet çatısı altında toplandı. Baharın hoş kokulu rüzgârını gönderdiği hoş haber elçisi ölü durumdaki yerin dirildiği haberini oradakilerin kulaklarına duyurdu. Bahar habercisi Nevruz, tüm bitkilerin oyunlarıyla insanların gözlerine hitap etti, süsledi.
Çin kaynakları, Hunların bahar gelince yiyeceklerini alıp kırlara çıkarak şenlik yaptıklarını yazar.
Çince kaynaklardan Tsi-ma-chian’ın eserinde, “Hun Tezkiresi” bölümünde, Hunların bu günde, kendi adetlerine göre çeşitle kutlamalar yaptıkları, ibadet ettikleri, atalarına ve Gök Tanrı’ya kurbanlar kestikleri, büyük törenler yaptıkları kaydedilmiştir. Yine Fenye’nin yazdığı Son Han Sülâlesi Tarihi’nde yer alan “Güney Hunları Tezkiresi” bölümünde başta Nevruzda olmak üzere yılda üç defa toplanıp Tanrı’ya kurbanlar kestikleri ve çeşitli törenler yaptıkları kaydedilmiştir. Chou sülâlesi Tarihi (557-581) adlı eserde de “Göktürkler, bitkilerin yerleştiği zamanı yılbaşı olarak kutlarlar.” ifadesi vardır.
Nevruz kelimesinin Divân-ı Lügat-i Türk’te zikredilmiş olmasının, onun Türk kültürünün önemli bir unsuru olduğunun delili sayılması gerektiğini ve Türk kültür yapısı içinde asgari bin yıllık bir mâziye sâhip olduğunu belirten Mustafa Kafalı, Kaşgarlı Mahmud’un yaşadığı dönemde, İran-Sasani Devleti’nin tarihten silineli 400 yılı geçmiş olduğunu ve İranlılığı temsil edecek en küçük bir kültür ve siyasî gücün kalmadığını ifade etmektedir.
Bazı iddialara göre, Nevruz Bayramı Zerdüşt dinine bağlı bir bayramdır ve İranlılar, İslâm öncesi dönemde Zerdüşt dininde olduklarından Nevruz’u bayram olarak kutlamışlardır.
Bu yakıştırma, Zerdüşt dinini ateşe tapmak olarak nitelendiren İslamcı düşünürlere ait olup doğru değildir. Ne Zerdüşt dininin kutsal kitabı Avesta’da ne de Avesta’nın tefsiri olan Zend’de Nevruz bayramı geçmez. Zerdüşt dini öncesi dinlerde ve uygarlıklarda da Nevruz benzer bahar kutlamalarına rastlanması bu iddiayı çürütmektedir.
Eğer bu bayram İranlılara yani Arya’lara ait bir bayram olsa idi, o zaman bu bayramın diğer Arya gruplarınca da, yani diğer bir Arya grubu olan Hintlilerce de kutlanılması, en azından kutlanılmasa bile onların kültürlerinde bu bayramın bazı izlerinin bulunması gerekirdi. Halbuki, zikredilen kültürlerde bu bayramla ilgili hemen hiçbir iz yoktur.
Bayram kutlamaları esnasında ateş gibi bazı unsurların bulunmasına bakarak, daha önce, bir çok araştırmacı gibi onu Zerdüşîlikle ilişkilendirmek de doğru değildir. Zira kutlamalar esnasındaki ateş unsurunun Zerdüştîlikten daha çok Türk kültürü ile ilgili olduğunu gösteren sayısız kanıtlar vardır. Zerdüştilikte ateş tapınma objesi, Türk kültürün de ise temizleme vasıtasıdır.
Çin kaynaklarından Du-you’nun Tangdian adlı eserinde, Perslerin yılbaşı kutlamalarını Mart ayında değil, Haziran ayında yaptıkları belirtilir. Firdevsi’nin Şehname’sinde M.Ö. ki dönemlere ait bilgiler rivâyetlere ve mitolojilere dayanmaktadır. Ayrıca Cemşit hakkında birbirinden farklı rivâyetlerin oluşu bu kaynağın değerini azaltmaktadır. Oysa, Du-you’nun Tangdian adlı eseri VII. yüzyılda yazılmış olup, yazıldığı dönemin belgelerine dayanan bir bir tarihtir. Bu yüzden verilen bilgilerin doğruluğu tartışılmaz.
Sibirya Türklerinden Sakhaların Nevruz versiyonu olarak kutladıkları Isıakh Bayramı, ilkbaharın gelmesi ve yılın bereketli geçmesi için Tanrı’ya bir şükür bayramıdır. Isıakh Bayramı’nda törenlere, Akşaman’ın dualar ve kımızla tören alanını temizlemesiyle başlanır. Tören alanına yarım ay şeklindeki genç ak ağaçlar dikilir. Alana ateş yakılır ve bu ateş törenler bitinceye kadar söndürülmez. Akşaman’ın yere kımız serpmesi, duaları ve dualarla yakılan ateşle geçmiş yılın kötülüklerinin kovulduğuna, yeni başlayan güzel günlere zarar vermelerinin önlenmiş olduğuna inanılır. Ak ağaçlara başta genç kızlar ve genç erkekler olmak üzere halk yeniyılda olmasını istedikleri dileklerini tutarak bez bağlarlar.
Nevruz Bayramı’nın Yunan menşeli olduğu görüşüne göre: Nevruz, eski Yunanlıların içki ve eğlence Tanrısı Dionis şerefine kutladıkları milli bir bayramken, Eramis’ten önceki IV. Yüzyıldan başlayarak Yunanlıların Orta Asya’yı işgal etmeleriyle birlikte, bu bölgelere yayılmış ve bu yerlerde yaşayan yerli halkların, yerli töreleriyle kaynaşıp, oldukça debdebeli, şatafatlı bir şekilde kutlanan Nevruz Bayramı olarak şekillenmiştir. Buna Tirmiz şehrinde bulunan bir tabaktaki oyma resimler, Buhara’da bulunan ve şimdi Berlin’de korunan gümüş bir tabaktaki oyma resimler, Bedehşah’da bulunan gümüş bir tabak ve Türkmenistan’da bulunan kemikten bir kadeh üzerindeki resimler delil olarak gösterilmişse de bu arkeolojik buluntuların “Kara Suk Medeniyeti” diye adlandırılan eski Orta Asya medeniyetlerine ait olduğu Prof.Dr.G.A. Pugaçenkova tarafından ispat edilmiştir.
Nevruz’un Yahudilere bağlandığı hikaye ise şöyledir:
“Davud Oğlu Süleyman Peygamber, yüzüğünü kaybetmiş ve saltanatı da elinden gitmişti. Kırk gün sonra yüzüğü bulunup kendisine getirildi ve o da saltanatına tekrar döndü. Bu esnada etrafında padişahlar ve tepesinde de kuşlar toplandılar. Bunu gören Farslar, “Nevruz Amed” yani “Yeni gün geldi” dediler… Böylece bu gün, Nevruz olarak adlandırıldı. Sonra Süleyman Peygamber, rüzgara kendisini gezdirmesini emretti. Bunun üzerine Rüzgar da Süleyman Peygamberi taşımaya koyuldu. Yolda kırlangıç, önlerine çıkarak, “Padişahım, benim yuvamda yumurtalarım var, yolunu değiştir, onları ezme!” dedi. Süleyman Peygamber de yolunu değiştirip yere indiği zaman kırlangıç gagasında su getirip bu suyu süleyman Peygamberin önüne serpti ve ona hediye verdi… Bu sebepten dolayı Nevruz’da su serpilir ve hediyeler verilir…”
Kürtlerde nevruzun Demirci Kawa Efsanesi’ne dayandığına inanılır. Ancak bu bir iddiadan öteye gitmez. Çünkü Kürtlerin geçmişinde Nevruz kutlamalarına rastlanmaz. Son 20 yıldır bu kutlamalar yoğun olarak yapılmaktadır. Musa Anter’e göre Kürtlerin 31 Ağustos’ta kutladıkları bayram Arap takvimine geçildikten sonra Mart ayına kaymıştır. http://en.wikipedia.org/wiki/Newroz_in_Kurdistan
Osmanlı’da Nevruz
Osmanlı döneminde Nevruz kutlamalarına saray erkanı tümüyle katılırmış.
Nevruz bayramında verilen hediyelere ve yazılan kasidelere-gazellere nevruziyye denirmiş.
Nefi’nin Nevruziyyesinden bir beyit:
“Erişdi bahâr oldu yine hemdem-i nevruz
Şâd etse nola dilleri câm-ı Cem-i nevruz”
Refet Bey’in Damat İbrahim Paşa’ya yazdığı Nevruzziye:
“Hayat-ı taze verüp dehre makdem-i nevruz
Hoşâ irişti meşâmm-ı deme dem-i nevruz
Dağıttı leşkeri sermâyı sahn-ı gülşenden
Kurunca bârgâhın şâh-ı ekrem-i nevruz
Açıldı bahtı yine siyah-ı dilin
Olup karîn-i atâya-yı hürrem-i nevruz
Harîm-i bağ o kadar cilverîz-i şevk olmuş
Ki görse bâğ-ı Behişt ola mahrem-i nevruz”
Pir Sultan Abdal’ın Nevruzziyesi:
“Sultan Nevruz günü canlar uyanır
Hal ehli olanlar nura boyanır
Muhib olan bu gün ceme dolanır
Himmeti erince Nevruz Sultan’ın
Âşık olan canlar bu gün gelürler
Sultan Nevruz günü birlik olurlar
Hallâk-ı cihandan ziya olurlar
Himmeti erince Nevruz Sultan’ın”
Osmanlıların son zamanlarına kadar Nevruz an’anesinin devam ettiği çeşitli kaynaklardan öğrenilmektedir. Öyle ki eski cep takvimlerinde Nevruz: “Nevruz-ı Sultanî-i meymenet âsâr ve evvel-i mevsim-i bahar ve tesâvî-i leyl ü nehâr” ifadesiyle yer almıştır.
Osmanlılarda Nevruz’dan önceki üç Cuma günü de kuru yemiş bayramı olarak kutlanmıştır. Zira Nevruz’dan sonra tazelerin çıkacağı düşünülerek, kuru yemiş satan esnafın elinde kalıp zarar etmemeleri maksadıyla, kalanların elden çıkarılması hedeflenmişti. Bunun için bu bayram üç hafta sürerdi. Böylece kuruyemiş esnafının sonraki seneye zarar etmeden girmesi sağlanırdı.
Daha fazlası için : http://toplumsalanaliz.blogspot.com/2012/03/osmanlda-nevruz-kutlamalar-prof-dr.html#ixzz1pXlM5QUS
Nevruz kutlamalarına olan ilginin Osmanlı’nın son dönemlerinden itibaren giderek azaldığı görülüyor. Bunun başlıca sebebi Panislamizm ve sünnileştirme politikalarıdır. Nevruz ve Hıdrellez gibi bayramların dinde yeri olmadığı, İslam’da sadece Ramazan ve kurban bayramı olduğu, bu tür kutlamaların şirk olduğu şeklindeki gerici pompalamalar neticesinde etkinlikler unutulmaya yüz tutmuştur. Tamamen kökünü kurutamadılarsa da minimize etmeyi başarmışlardır.
Kürtlerde de son 20 yıla kadar benzer pasiflik hakimdi. Onlar da sünni baskının etkisi altındaydılar. Son 20 yıldır etkin kutlamaların sebebi ise tamamen ideolojiktir. Ve nevruz kutlamaları Kürt Milliyetçiliğinin emelleri için bir eylem ve isyan günü olarak kullanılmaktadır. Tabi aktif olarak kutlayanlar ve her 21 Mart’ta ses getirenler onlar olunca nevruz’un bir Kürt bayramı olduğu zannı doğmakta ve Kürt milliyetçileri Nevruz’u Kürtlere maledecek fırsat ve imkanı bulmaktadır.
Sonuç:
Menşei ne olursa olsun Nevruz oldukça geniş bir coğrafyaya yayılmış ve değişik kültürlerde yer almıştır. Bazı toplumlarda Nevruz’a dinî bir mâhiyet verilmeye çalışılmıştır. Dünyanın yaratıldığı gün, Adem’in yaratıldığı, çamurdan yoğrulduğu gün, Adem ile Havva’nın cennetten kovulduktan sonra Arafat dağında yeniden buluştukları gün, Nuh’un gemisinden inip, karaya ayak bastığı gün, Musa’nın Mısır’dan ayrıldığı gün, bir balık tarafında yutulan Yunus’un karaya çıktığı gün, Yusuf’un kuyuya atıldığı gün, Ali’nin doğduğu gün, Ali’nin Fatıma ile evlendiği gün ile Ali’nin, Muhammed tarafından halife ilân edildiği günün Nevruz’a tekâbül ettiğine dair rivâyetler vardır.
Bu bilgilerden hareketle Nevruz kutlamalarını, günümüzdeki yılbaşı kutlamalarıyla karşılaştırmak mümkündür. Bazı kültürlerin, çevrelerinde yaşayan diğer kültürleri etkilediklerini düşünürsek, Nevruz’un, tıpkı bugünkü Noel kutlamaları gibi farklı kültürlerde kabul gördüğünü söyleyebiliriz. Özellikle tarım ve hayvancılıkla geçinilen dönemde baharın gelişinin yarattığı sevinç ve coşku bu bayramın her topluma girişini kolaylaştırmıştır.
Daha geniş bilgi için: Prof.Dr. Mustafa Turan, Tarihi kaynaklar ışığında Nevruz menşei Meselesi
Serdar Kaangil



Pingback: HALK TAKVİMİ « İlhan Erol'un Bloğu
Bu sizde, bir hastalik olarak ruhunuza işlemiş, her şeye sahip çıkmak ve kendine mal etmek ve çarpıtmak ((Anadoludaki yapay Türklerin ru halı) gerçek sizi yane Türkleri ilgilendirmiyor. Her şeyi Türkün gözlüğünden görmek sizleri mutlu ediyor Sayin Serdar Kaangil Newroz kelime olarak Kürtçede Yeni gün onlamındadır. Yane Newroz Türklükle hiç bir alakası yok biz seninle kardeş değiliz Kürt dili ile Fars ve Afgan dilleri aynı dil gurubuna giriyor bunun için bir birine yakın ve tarihide. Tûrkle hîç bîr yakinliğımız yok sayin çok bilmiş (senin sozde Prof. ında öyle) Anadoluda Arapların dışında ilk kendi isteğiyle Müslüman olan Millet yane şimdiki söylemiyle Halk Kürlerdir Türklere gelince Kılıç zoriyle müslüman olmuşlar Araplarla Türklerin arasıda çıkan Savaşta yüz bin türkün kılıçla kelesini uçurmuşlar. Hiç bişeyi bilmeden savunma tarihi iyi oku ve araştir T.C. nın gözlüklerini çıkar. Sayin bilmiş.
EVET AYNEN OYLEDIR HÜSEYIN ARKADAS
“Allah’ın “Doğuda” bir ordusu vardır.Onun adını TÜRK koymuştur.Kendisine baş kaldıranlardan işte onlar vasıtasıyla intikam alır”(Hadisi nakleden Kazvini.el-Kaşgari,Mahmud,Divanü’l-Lügat et-Türk,İstanbul,1333,s:292)
Kaşgari’nin Türklerle ilgili naklettiği bir diğer hadisin metni ise şudur:
“Hz. Peygamber kıyamet alametlerinin ve ahir zaman kargaşalıklarını ve Oğuz Türklerinin ortaya çıkışlarını anlattıktan sonra demiştir ki, Türk dilini (mutlaka) öğreniniz. Zira mülk ve saltanat uzun zaman onların elinde kalacaktır.”
“Ebu Hüreyre’den rivayet edildiğine göre, Hz. Hz. Peygamber buyurmuştur ki; Sizler küçük çekik gözlü, kırmızı benizli, yatık burunlu, çehreleri sanki (örs üstünde döğülmüş ve ) üzeri derilerle kaplanmış (sağlam) kalkanlar gibi bir kavim olan Türklerle çarpışmadıkça kıyamet kopmayacaktır. Yine sizler, kıldan çarık (ve çoraplar) giyen bir kavimle (Türk) çarpışmadıkça kıyamet kopmayacaktır.”
Kürt çocuklarına,’Varlığım Türk varlığına armağan olsun’ sloganını dayatanlara cevap verme zamanı geldi: 1 marttan itibaren çocuğunu Türk okuluna gönderme.
http://cnnkurd.org/index.php?option=com_content&view=article&id=840:tuerklesmeye-son&catid=42:rokstories&Itemid=112
newruz kürtler için çok başka nedenleri var ama öğrenmeden burada saçma bilgiler yazmışsınız
değerli arkadaşlarım bu bilgileri nerden aldınız bılmıyorum ancak newrozun tarihçesi kısaca şöyledir:ortalama 1500 yıl önce kadar DEHAK adında çok zalimi bir padişah varmış.Dehak gününde amansız bir hastalığa yakalnır.Ülkenin ileri gelenleri hekimleri doktorları vs. toplanırlar padişahlarına bi derman bulmaya çalışırlar;ancak o güne kadar ne öyle bir hastalık duymuşlardı ne de hastalıktan kaynaklı padişahın vücundun da oluşan yaraları görmüşlerdi.içlerinden biri taze beyini kür haline getirip sürersek iyi olur diye bir fikir atar ortaya.Dehak onu duyar duymaz ülkedeki çocukların beyinlerinin kendisine getirilip yarasına sürülmesini emreder.Yavaş yavaş ülkede çocuk kalmamaya başladı.ülkede demirci Kawa varmış.Sıra Kawa nın çocuklarına gelir ve 6 tane çocuğunu öldürürler böylece.Sıra son oğluna gelir ve padişahın askerleri çocuğu almak için kawanın evıne gider.Kawa çocuğu vermez askerlere siz gidin ben padişahımın sıhhatı için oğlumu kendı ellerimle getiririm der .askerler kawanın soyledıklerını aynen padişah dehaka anlatırlar ve bunu duyan dehak çok sevınır.Demirci kawa köyün ileri gelenlerın hepsıyle konusur ve dehakı öldürmek için bi plan hazırladığını soyler ve ahalinin hepsıne kabul ettirir.eğer konağın başına çıkıp ateş yaktıgımda dumanı görürseniz padişahı öldürdüğümü anlayın demiş.demirci kawa akşamdan kendisi kullanmak için çok keskin ve irice bir çekiç yapar ve ertesı sabah padişahın konağına gider
padişahım oğlumu kendi ellerimle getirdim der.kawa çekici çocuğunun başına vuracakmış gibi yapar ve çekici dehakın başına vurur.vurmasıyla padişahın düşmesi bir olur.demirci bakar dehakın öldüğünden emin olunca orda oldugu gibi bırakır ve bunları gören askerleri de çok sevınırler .ve kawa konağın başına çıkar kocaman bir ateş yakar ve dumanı gören ahalinin hepsi çeşitli yerlerde ateş yakmaya başlar.ve o gunden sonra newroz oyle süregelmiş geleneksel bir Kürt bayramıdır.